23

Müminun

Mekki 118 Ayet Cüz 18
المؤمنون
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
23:1
قَدْ andolsun qad
andolsun
أَفْلَحَ felaha ulaştı aflaḥa
felaha ulaştı
ٱلْمُؤْمِنُونَ mü'minler l-mu'minūna
mü'minler
١ (1)
(1)
Müminler saadete ermişlerdir.
23:2
ٱلَّذِينَ ki alladhīna
ki
هُمْ onlar hum
onlar
فِى namazlarında
namazlarında
صَلَاتِهِمْ their prayers ṣalātihim
their prayers
خَـٰشِعُونَ saygılıdırlar khāshiʿūna
saygılıdırlar
٢ (2)
(2)
Onlar namazda huşu içindedirler.
23:3
وَٱلَّذِينَ ve wa-alladhīna
ve
هُمْ onlar hum
onlar
عَنِ boş şeylerden ʿani
boş şeylerden
ٱللَّغْوِ the vain talk l-laghwi
the vain talk
مُعْرِضُونَ yüz çevirirler muʿ'riḍūna
yüz çevirirler
٣ (3)
(3)
Onlar boş şeylerden yüz çevirirler.
23:4
وَٱلَّذِينَ ve wa-alladhīna
ve
هُمْ onlar hum
onlar
لِلزَّكَوٰةِ zekatı lilzzakati
zekatı
فَـٰعِلُونَ verirler fāʿilūna
verirler
٤ (4)
(4)
Onlar zekatlarını verirler.
23:5
وَٱلَّذِينَ ve wa-alladhīna
ve
هُمْ onlar hum
onlar
لِفُرُوجِهِمْ ırzlarını lifurūjihim
ırzlarını
حَـٰفِظُونَ korurlar ḥāfiẓūna
korurlar
٥ (5)
(5)
Onlar, eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten korurlar. Doğrusu bunlar yerilemezler.
23:6
إِلَّا ancak hariç illā
ancak hariç
عَلَىٰٓ eşleri ʿalā
eşleri
أَزْوَٰجِهِمْ their spouses azwājihim
their spouses
أَوْ yahut aw
yahut
مَا (cariyeler)
(cariyeler)
مَلَكَتْ sahip oldukları malakat
sahip oldukları
أَيْمَـٰنُهُمْ ellerinin aymānuhum
ellerinin
فَإِنَّهُمْ elbette onlar fa-innahum
elbette onlar
غَيْرُ değildir ghayru
değildir
مَلُومِينَ kınanacak malūmīna
kınanacak
٦ (6)
(6)
Onlar, eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten korurlar. Doğrusu bunlar yerilemezler.
23:7
فَمَنِ o halde kim famani
o halde kim
ٱبْتَغَىٰ gitmek isterse ib'taghā
gitmek isterse
وَرَآءَ ötesine warāa
ötesine
ذَٰلِكَ bunun dhālika
bunun
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte fa-ulāika
işte
هُمُ onlar humu
onlar
ٱلْعَادُونَ haddi aşanlardır l-ʿādūna
haddi aşanlardır
٧ (7)
(7)
Bu sınırları aşmak isteyenler, işte bunlar aşırı gidenlerdir.
23:8
وَٱلَّذِينَ ve wa-alladhīna
ve
هُمْ onlar hum
onlar
لِأَمَـٰنَـٰتِهِمْ emanetlerine li-amānātihim
emanetlerine
وَعَهْدِهِمْ ve ahidlerine waʿahdihim
ve ahidlerine
رَٰعُونَ özen gösterirler rāʿūna
özen gösterirler
٨ (8)
(8)
Onlar emanetlerini ve sözlerini yerine getirirler.
23:9
وَٱلَّذِينَ ve wa-alladhīna
ve
هُمْ onlar hum
onlar
عَلَىٰ namazlarını ʿalā
namazlarını
صَلَوَٰتِهِمْ their prayers ṣalawātihim
their prayers
يُحَافِظُونَ korurlar yuḥāfiẓūna
korurlar
٩ (9)
(9)
Namazlarına riayet ederler.
23:10
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte
هُمُ onlardır humu
onlardır
ٱلْوَٰرِثُونَ varis olacaklar l-wārithūna
varis olacaklar
١٠ (10)
(10)
İşte onlar, temelli kalacakları Firdevs cennetine varis olanlardır.
23:11
ٱلَّذِينَ onlar ki alladhīna
onlar ki
يَرِثُونَ varis olacaklar yarithūna
varis olacaklar
ٱلْفِرْدَوْسَ Firdevs'e l-fir'dawsa
Firdevs'e
هُمْ onlar hum
onlar
فِيهَا orada fīhā
orada
خَـٰلِدُونَ ebedi kalacaklardır khālidūna
ebedi kalacaklardır
١١ (11)
(11)
İşte onlar, temelli kalacakları Firdevs cennetine varis olanlardır.
23:12
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
خَلَقْنَا biz yarattık khalaqnā
biz yarattık
ٱلْإِنسَـٰنَ insanı l-insāna
insanı
مِن süzmesinden min
süzmesinden
سُلَـٰلَةٍۢ an essence sulālatin
an essence
مِّن çamurun min
çamurun
طِينٍۢ clay ṭīnin
clay
١٢ (12)
(12)
And olsun ki, insanı süzme çamurdan yarattık.
23:13
ثُمَّ sonra thumma
sonra
جَعَلْنَـٰهُ onu koyduk jaʿalnāhu
onu koyduk
نُطْفَةًۭ bir nutfe (sperm) olarak nuṭ'fatan
bir nutfe (sperm) olarak
فِى bir karar yerine
bir karar yerine
قَرَارٍۢ a resting place qarārin
a resting place
مَّكِينٍۢ sağlam makīnin
sağlam
١٣ (13)
(13)
Sonra onu nutfe halinde sağlam bir yere yerleştirdik.
23:14
ثُمَّ sonra thumma
sonra
خَلَقْنَا çevirdik khalaqnā
çevirdik
ٱلنُّطْفَةَ nutfeyi l-nuṭ'fata
nutfeyi
عَلَقَةًۭ alaka(embriyo)ya ʿalaqatan
alaka(embriyo)ya
فَخَلَقْنَا sonra çevirdik fakhalaqnā
sonra çevirdik
ٱلْعَلَقَةَ alaka(embriyo)yı l-ʿalaqata
alaka(embriyo)yı
مُضْغَةًۭ bir çiğnemlik ete muḍ'ghatan
bir çiğnemlik ete
فَخَلَقْنَا sonre çevirdik fakhalaqnā
sonre çevirdik
ٱلْمُضْغَةَ bir çiğnemlik eti l-muḍ'ghata
bir çiğnemlik eti
عِظَـٰمًۭا kemiklere ʿiẓāman
kemiklere
فَكَسَوْنَا sonre giydirdik fakasawnā
sonre giydirdik
ٱلْعِظَـٰمَ kemiklere l-ʿiẓāma
kemiklere
لَحْمًۭا et laḥman
et
ثُمَّ sonra thumma
sonra
أَنشَأْنَـٰهُ onu yaptık anshanāhu
onu yaptık
خَلْقًا bir yaratık khalqan
bir yaratık
ءَاخَرَ ۚ bambaşka ākhara
bambaşka
فَتَبَارَكَ ne yücedir fatabāraka
ne yücedir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
أَحْسَنُ en güzeli aḥsanu
en güzeli
ٱلْخَـٰلِقِينَ yaratanların l-khāliqīna
yaratanların
١٤ (14)
(14)
Sonra nutfeyi kan pıhtısına çevirdik, kan pıhtısını bir çiğnemlik et yaptık, bir çiğnemlik etten kemikler yarattık, kemiklere de et giydirdik. Sonra onu başka bir yaratık yaptık: Biçim verenlerin en güzeli olan Allah ne uludur!
23:15
ثُمَّ sonra thumma
sonra
إِنَّكُم şüphesiz siz innakum
şüphesiz siz
بَعْدَ ardından baʿda
ardından
ذَٰلِكَ bunun dhālika
bunun
لَمَيِّتُونَ öleceksiniz lamayyitūna
öleceksiniz
١٥ (15)
(15)
Sizler, bütün bunlardan sonra ölürsünüz.
23:16
ثُمَّ sonra thumma
sonra
إِنَّكُمْ muhakkak siz innakum
muhakkak siz
يَوْمَ günü yawma
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
تُبْعَثُونَ diriltileceksiniz tub'ʿathūna
diriltileceksiniz
١٦ (16)
(16)
Şüphesiz kıyamet günü tekrar diriltilirsiniz.
23:17
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
خَلَقْنَا yarattık khalaqnā
yarattık
فَوْقَكُمْ üstünüzde fawqakum
üstünüzde
سَبْعَ yedi sabʿa
yedi
طَرَآئِقَ tabaka (gök) ṭarāiqa
tabaka (gök)
وَمَا ve wamā
ve
كُنَّا biz değiliz kunnā
biz değiliz
عَنِ yaratmaktan ʿani
yaratmaktan
ٱلْخَلْقِ the creation l-khalqi
the creation
غَـٰفِلِينَ gafil ghāfilīna
gafil
١٧ (17)
(17)
And olsun ki, üstünüzde yedi tabaka yarattık. Biz, yarattığımızdan habersiz değiliz.
23:18
وَأَنزَلْنَا ve indirdik wa-anzalnā
ve indirdik
مِنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky
مَآءًۢ su māan
su
بِقَدَرٍۢ belli ölçüde biqadarin
belli ölçüde
فَأَسْكَنَّـٰهُ ve onu durdurduk fa-askannāhu
ve onu durdurduk
فِى yerde
yerde
ٱلْأَرْضِ ۖ the earth l-arḍi
the earth
وَإِنَّا elbette biz wa-innā
elbette biz
عَلَىٰ gidermeğe de ʿalā
gidermeğe de
ذَهَابٍۭ taking it away dhahābin
taking it away
بِهِۦ onu bihi
onu
لَقَـٰدِرُونَ kadiriz laqādirūna
kadiriz
١٨ (18)
(18)
Gökten suyu ölçülü indirdik de, onu yerde durdurduk. Şüphesiz onu gidermeye de kadiriz.
23:19
فَأَنشَأْنَا sonra yetiştirdik fa-anshanā
sonra yetiştirdik
لَكُم size lakum
size
بِهِۦ onunla (suyla) bihi
onunla (suyla)
جَنَّـٰتٍۢ bahçeleri jannātin
bahçeleri
مِّن hurma min
hurma
نَّخِيلٍۢ of date-palms nakhīlin
of date-palms
وَأَعْنَـٰبٍۢ ve üzüm wa-aʿnābin
ve üzüm
لَّكُمْ sizin için lakum
sizin için
فِيهَا içlerinde bulunan fīhā
içlerinde bulunan
فَوَٰكِهُ meyvalar fawākihu
meyvalar
كَثِيرَةٌۭ birçok kathīratun
birçok
وَمِنْهَا ve onlardan wamin'hā
ve onlardan
تَأْكُلُونَ yiyorsunuz takulūna
yiyorsunuz
١٩ (19)
(19)
Onunla, içinde, yediğiniz birçok meyvalar bulunan hurmalık ve üzüm bağları, Tur-i Sina'da yetişen, yiyenlere, yağ ve katık veren zeytin ağacını var ettik.
23:20
وَشَجَرَةًۭ ve bir ağaç washajaratan
ve bir ağaç
تَخْرُجُ çıkan takhruju
çıkan
مِن Tur-i-dan min
Tur-i-dan
طُورِ Tur-i ṭūri
Tur-i
سَيْنَآءَ Mount Sinai saynāa
Mount Sinai
تَنۢبُتُ biten tanbutu
biten
بِٱلدُّهْنِ yağlı olarak bil-duh'ni
yağlı olarak
وَصِبْغٍۢ (ekmeklerini) batıracakları waṣib'ghin
(ekmeklerini) batıracakları
لِّلْـَٔاكِلِينَ yiyenlerin lil'ākilīna
yiyenlerin
٢٠ (20)
(20)
Onunla, içinde, yediğiniz birçok meyvalar bulunan hurmalık ve üzüm bağları, Tur-i Sina'da yetişen, yiyenlere, yağ ve katık veren zeytin ağacını var ettik.
23:21
وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz
لَكُمْ sizin için vardır lakum
sizin için vardır
فِى hayvanlarda
hayvanlarda
ٱلْأَنْعَـٰمِ the cattle l-anʿāmi
the cattle
لَعِبْرَةًۭ ۖ ibret laʿib'ratan
ibret
نُّسْقِيكُم size içiriyoruz nus'qīkum
size içiriyoruz
مِّمَّا içindekinden mimmā
içindekinden
فِى (is) in
(is) in
بُطُونِهَا karınlarının buṭūnihā
karınlarının
وَلَكُمْ ve sizin için walakum
ve sizin için
فِيهَا onlarda vardır fīhā
onlarda vardır
مَنَـٰفِعُ faydalar manāfiʿu
faydalar
كَثِيرَةٌۭ daha birçok kathīratun
daha birçok
وَمِنْهَا ve onlardan wamin'hā
ve onlardan
تَأْكُلُونَ yersiniz takulūna
yersiniz
٢١ (21)
(21)
Ehli hayvanlarda size ders vardır; onlardan çıkan sütten size içiririz; onlarda daha birçok menfaatiniz vardır. Onlardan yersiniz.
23:22
وَعَلَيْهَا ve onların üzerinde waʿalayhā
ve onların üzerinde
وَعَلَى ve üzerinde waʿalā
ve üzerinde
ٱلْفُلْكِ gemiler l-ful'ki
gemiler
تُحْمَلُونَ taşınırsınız tuḥ'malūna
taşınırsınız
٢٢ (22)
(22)
Hem onların ve hem de gemilerin üzerinde taşınırsınız.
23:23
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
أَرْسَلْنَا biz gönderdik arsalnā
biz gönderdik
نُوحًا Nuh'u nūḥan
Nuh'u
إِلَىٰ kavmine ilā
kavmine
قَوْمِهِۦ his people qawmihi
his people
فَقَالَ dedi faqāla
dedi
يَـٰقَوْمِ ey kavmim yāqawmi
ey kavmim
ٱعْبُدُوا۟ kulluk edin uʿ'budū
kulluk edin
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
مَا yoktur
yoktur
لَكُم sizin için lakum
sizin için
مِّنْ hiçbir min
hiçbir
إِلَـٰهٍ ilah ilāhin
ilah
غَيْرُهُۥٓ ۖ O'ndan başka ghayruhu
O'ndan başka
أَفَلَا korunmaz mısınız? afalā
korunmaz mısınız?
تَتَّقُونَ you fear tattaqūna
you fear
٢٣ (23)
(23)
And olsun ki Nuh'u milletine gönderdik; onlara: "Ey milletim! Allah'a kulluk edin; O'ndan başka tanrınız yoktur; sakınmaz mısınız?" dedi.
23:24
فَقَالَ (şöyle) dedi faqāla
(şöyle) dedi
ٱلْمَلَؤُا۟ ileri gelenler l-mala-u
ileri gelenler
ٱلَّذِينَ kimselerden alladhīna
kimselerden
كَفَرُوا۟ inkar eden kafarū
inkar eden
مِن kavminden min
kavminden
قَوْمِهِۦ his people qawmihi
his people
مَا değildir
değildir
هَـٰذَآ bu hādhā
bu
إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey
بَشَرٌۭ bir insandan basharun
bir insandan
مِّثْلُكُمْ sizin gibi mith'lukum
sizin gibi
يُرِيدُ istiyor yurīdu
istiyor
أَن üstün gelmek an
üstün gelmek
يَتَفَضَّلَ assert (his) superiority yatafaḍḍala
assert (his) superiority
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer
شَآءَ dileseydi shāa
dileseydi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لَأَنزَلَ elbette indirirdi la-anzala
elbette indirirdi
مَلَـٰٓئِكَةًۭ melekleri malāikatan
melekleri
مَّا yoktur
yoktur
سَمِعْنَا işitiğimiz samiʿ'nā
işitiğimiz
بِهَـٰذَا böyle bir şey bihādhā
böyle bir şey
فِىٓ babalarımızdan
babalarımızdan
ءَابَآئِنَا our forefathers ābāinā
our forefathers
ٱلْأَوَّلِينَ geçmişteki l-awalīna
geçmişteki
٢٤ (24)
(24)
Milletinin inkarcı ileri gelenleri: "Bu, sizin gibi bir insandan başka birşey değildir. Sizden üstün olmak istiyor. Allah dilemiş olsaydı melekler indirirdi. İlk atalarımızdan beri böyle birşey işitmedik. Bu adamda nedense biraz delilik var, bir süreye kadar onu gözetleyin" dediler.
23:25
إِنْ değildir in
değildir
هُوَ O huwa
O
إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey
رَجُلٌۢ bir adam(dan) rajulun
bir adam(dan)
بِهِۦ kendisinde bihi
kendisinde
جِنَّةٌۭ delilik bulunan jinnatun
delilik bulunan
فَتَرَبَّصُوا۟ hele gözetleyin fatarabbaṣū
hele gözetleyin
بِهِۦ onu bihi
onu
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
حِينٍۢ bir süreye ḥīnin
bir süreye
٢٥ (25)
(25)
Milletinin inkarcı ileri gelenleri: "Bu, sizin gibi bir insandan başka birşey değildir. Sizden üstün olmak istiyor. Allah dilemiş olsaydı melekler indirirdi. İlk atalarımızdan beri böyle birşey işitmedik. Bu adamda nedense biraz delilik var, bir süreye kadar onu gözetleyin" dediler.
23:26
قَالَ (Nuh) dedi ki qāla
(Nuh) dedi ki
رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim
ٱنصُرْنِى bana yardım et unṣur'nī
bana yardım et
بِمَا karşısında bimā
karşısında
كَذَّبُونِ yalanlamaları kadhabūni
yalanlamaları
٢٦ (26)
(26)
Nuh: "Rabbim! Beni yalanlamalarına karşılık bana yardım et" dedi.
23:27
فَأَوْحَيْنَآ biz de vahyettik fa-awḥaynā
biz de vahyettik
إِلَيْهِ ona ilayhi
ona
أَنِ ki ani
ki
ٱصْنَعِ yap iṣ'naʿi
yap
ٱلْفُلْكَ gemiyi l-ful'ka
gemiyi
بِأَعْيُنِنَا gözlerimizin önünde bi-aʿyuninā
gözlerimizin önünde
وَوَحْيِنَا ve vahyimizle wawaḥyinā
ve vahyimizle
فَإِذَا ne zaman ki fa-idhā
ne zaman ki
جَآءَ gelince jāa
gelince
أَمْرُنَا bizim buyruğumuz amrunā
bizim buyruğumuz
وَفَارَ ve kaynayınca wafāra
ve kaynayınca
ٱلتَّنُّورُ ۙ tandır l-tanūru
tandır
فَٱسْلُكْ sok (bindir) fa-us'luk
sok (bindir)
فِيهَا ona fīhā
ona
مِن her (cins)ten min
her (cins)ten
كُلٍّۢ every (kind) kullin
every (kind)
زَوْجَيْنِ çift zawjayni
çift
ٱثْنَيْنِ iki ith'nayni
iki
وَأَهْلَكَ ve aileni wa-ahlaka
ve aileni
إِلَّا hariç illā
hariç
مَن kimseler man
kimseler
سَبَقَ geçmiş sabaqa
geçmiş
عَلَيْهِ alehylerine ʿalayhi
alehylerine
ٱلْقَوْلُ söz l-qawlu
söz
مِنْهُمْ ۖ onlar içinde min'hum
onlar içinde
وَلَا ve walā
ve
تُخَـٰطِبْنِى bana yalvarma tukhāṭib'nī
bana yalvarma
فِى hakkında
hakkında
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ظَلَمُوٓا۟ ۖ zulmeden(ler) ẓalamū
zulmeden(ler)
إِنَّهُم onlar mutlaka innahum
onlar mutlaka
مُّغْرَقُونَ boğulacaklardır mugh'raqūna
boğulacaklardır
٢٧ (27)
(27)
Bunun üzerine ona şöyle vahyettik: "Nezaretimiz altında, sana bildirdiğimiz gibi gemiyi yap; buyruğumuz gelip tandırdan sular kaynayınca her cinsten birer çifti ve aleyhine hüküm verilmiş olanın dışında kalan çoluk çocuğunu alıp gemiye bindir. Haksızlık yapanlar için Bana baş vurma, çünkü onlar suda boğulacaklardır."
23:28
فَإِذَا zaman fa-idhā
zaman
ٱسْتَوَيْتَ yerleştiğiniz is'tawayta
yerleştiğiniz
أَنتَ sen anta
sen
وَمَن ve kimseler waman
ve kimseler
مَّعَكَ yanındaki maʿaka
yanındaki
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلْفُلْكِ gemi l-ful'ki
gemi
فَقُلِ de ki faquli
de ki
ٱلْحَمْدُ hamdolsun l-ḥamdu
hamdolsun
لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a
ٱلَّذِى bizi kurtaran alladhī
bizi kurtaran
نَجَّىٰنَا (has) saved us najjānā
(has) saved us
مِنَ kavimden mina
kavimden
ٱلْقَوْمِ the people l-qawmi
the people
ٱلظَّـٰلِمِينَ zalim l-ẓālimīna
zalim
٢٨ (28)
(28)
Ey Nuh! Sen ve beraberindekiler gemiye yerleşince: "Bizi zalim milletten kurtaran Allah'a hamdolsun" de.
23:29
وَقُل ve de ki waqul
ve de ki
رَّبِّ Rabbim rabbi
Rabbim
أَنزِلْنِى beni indir anzil'nī
beni indir
مُنزَلًۭا bir inişle munzalan
bir inişle
مُّبَارَكًۭا mübarek mubārakan
mübarek
وَأَنتَ ve sen wa-anta
ve sen
خَيْرُ en hayırlısısın khayru
en hayırlısısın
ٱلْمُنزِلِينَ konuklayanların l-munzilīna
konuklayanların
٢٩ (29)
(29)
"Rabbim! Beni mübarek bir yere indir. Sen indirenlerin en iyisisin" de.
23:30
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
فِى vardır
vardır
ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda
لَـَٔايَـٰتٍۢ nice ibretler laāyātin
nice ibretler
وَإِن gerçi wa-in
gerçi
كُنَّا biz kunnā
biz
لَمُبْتَلِينَ (onları) sınıyorduk lamub'talīna
(onları) sınıyorduk
٣٠ (30)
(30)
Doğrusu bunlarda dersler vardır. Biz şüphesiz insanları denemekteyiz.
23:31
ثُمَّ sonra thumma
sonra
أَنشَأْنَا yetiştirdik anshanā
yetiştirdik
مِنۢ onların ardından min
onların ardından
بَعْدِهِمْ after them baʿdihim
after them
قَرْنًا bir nesil qarnan
bir nesil
ءَاخَرِينَ başka ākharīna
başka
٣١ (31)
(31)
Bunların ardından başka nesiller varettik.
23:32
فَأَرْسَلْنَا ve gönderdik fa-arsalnā
ve gönderdik
فِيهِمْ kendi içlerinden fīhim
kendi içlerinden
رَسُولًۭا bir elçi rasūlan
bir elçi
مِّنْهُمْ onlara min'hum
onlara
أَنِ diye ani
diye
ٱعْبُدُوا۟ kulluk edin uʿ'budū
kulluk edin
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
مَا yoktur
yoktur
لَكُم sizin için lakum
sizin için
مِّنْ hiçbir min
hiçbir
إِلَـٰهٍ ilah ilāhin
ilah
غَيْرُهُۥٓ ۖ O'ndan başka ghayruhu
O'ndan başka
أَفَلَا korunmaz mısınız? afalā
korunmaz mısınız?
تَتَّقُونَ you fear tattaqūna
you fear
٣٢ (32)
(32)
Onlara aralarından: "Allah"a kulluk edin, O'ndan başka tanrınız yoktur, sakınmaz mısınız?" diyen bir elçi gönderdik.
23:33
وَقَالَ ve dedi ki waqāla
ve dedi ki
ٱلْمَلَأُ ileri gelenler l-mala-u
ileri gelenler
مِن kavminden min
kavminden
قَوْمِهِ his people qawmihi
his people
ٱلَّذِينَ inkar edenler alladhīna
inkar edenler
كَفَرُوا۟ disbelieved kafarū
disbelieved
وَكَذَّبُوا۟ ve yalanlayanlar wakadhabū
ve yalanlayanlar
بِلِقَآءِ buluşmasını biliqāi
buluşmasını
ٱلْـَٔاخِرَةِ ahiret l-ākhirati
ahiret
وَأَتْرَفْنَـٰهُمْ ve kendilerine refah verdiklerimiz wa-atrafnāhum
ve kendilerine refah verdiklerimiz
فِى hayatında
hayatında
ٱلْحَيَوٰةِ the life l-ḥayati
the life
ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya
مَا değildir
değildir
هَـٰذَآ bu hādhā
bu
إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey
بَشَرٌۭ bir insandan basharun
bir insandan
مِّثْلُكُمْ sizin gibi mith'lukum
sizin gibi
يَأْكُلُ yiyor yakulu
yiyor
مِمَّا sizin yediğinizden mimmā
sizin yediğinizden
تَأْكُلُونَ you eat takulūna
you eat
مِنْهُ ondan min'hu
ondan
وَيَشْرَبُ ve içiyor wayashrabu
ve içiyor
مِمَّا sizin içtiğinizden mimmā
sizin içtiğinizden
تَشْرَبُونَ you drink tashrabūna
you drink
٣٣ (33)
(33)
Onun, inkarcı ve ahirete kavuşmayı yalanlayan milletinin ileri gelenleri ki Biz onlara bu dünya hayatında nimet vermiştik şöyle dediler: "Bu, yediğinizden yiyen, içtiğinizden içen sizin gibi bir insandan başka birşey değildir."
23:34
وَلَئِنْ ve eğer wala-in
ve eğer
أَطَعْتُم ita'at ederseniz aṭaʿtum
ita'at ederseniz
بَشَرًۭا bir insana basharan
bir insana
مِّثْلَكُمْ sizin gibi mith'lakum
sizin gibi
إِنَّكُمْ gerçekten siz innakum
gerçekten siz
إِذًۭا o takdirde idhan
o takdirde
لَّخَـٰسِرُونَ mutlaka ziyana uğrayanlarsınız lakhāsirūna
mutlaka ziyana uğrayanlarsınız
٣٤ (34)
(34)
"Kendiniz gibi bir insana itaat ederseniz hüsrana uğrayacağınızda hiç şüphe yoktur."
23:35
أَيَعِدُكُمْ O size va'dediyor mu? ayaʿidukum
O size va'dediyor mu?
أَنَّكُمْ siz annakum
siz
إِذَا zaman idhā
zaman
مِتُّمْ öldüğünüz mittum
öldüğünüz
وَكُنتُمْ ve olduğunuz wakuntum
ve olduğunuz
تُرَابًۭا toprak turāban
toprak
وَعِظَـٰمًا ve kemik waʿiẓāman
ve kemik
أَنَّكُم sizin annakum
sizin
مُّخْرَجُونَ (yeniden hayata) çıkarılacağınızı mukh'rajūna
(yeniden hayata) çıkarılacağınızı
٣٥ (35)
(35)
"Öldüğünüz, toprak ve kemik yığını olduğunuz zaman tekrar dirilmenizle sizi tehdit mi ediyor?"
23:36
۞ هَيْهَاتَ heyhat (ne kadar uzak) hayhāta
heyhat (ne kadar uzak)
هَيْهَاتَ heyhat (ne kadar uzak) hayhāta
heyhat (ne kadar uzak)
لِمَا şey limā
şey
تُوعَدُونَ size va'dedilen tūʿadūna
size va'dedilen
٣٦ (36)
(36)
"Oysa tehdit edildiğiniz şey ne kadar, hem de ne kadar uzak!"
23:37
إِنْ değildir in
değildir
هِىَ bu hiya
bu
إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey
حَيَاتُنَا hayatımız(dan) ḥayātunā
hayatımız(dan)
ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya
نَمُوتُ ölürüz namūtu
ölürüz
وَنَحْيَا ve yaşarız wanaḥyā
ve yaşarız
وَمَا ve değiliz wamā
ve değiliz
نَحْنُ biz naḥnu
biz
بِمَبْعُوثِينَ tekrar diriltilecek bimabʿūthīna
tekrar diriltilecek
٣٧ (37)
(37)
"Hayat ancak bu dünyadakidir. Ölürüz ve yaşarız (kimimiz ölür kimimiz doğar); tekrar diriltilmeyiz."
23:38
إِنْ değildir in
değildir
هُوَ O huwa
O
إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey
رَجُلٌ bir adam(dan) rajulun
bir adam(dan)
ٱفْتَرَىٰ uyduran if'tarā
uyduran
عَلَى hakkında ʿalā
hakkında
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
كَذِبًۭا yalan kadhiban
yalan
وَمَا ve değiliz wamā
ve değiliz
نَحْنُ biz naḥnu
biz
لَهُۥ ona lahu
ona
بِمُؤْمِنِينَ inanıcı(insan)lar bimu'minīna
inanıcı(insan)lar
٣٨ (38)
(38)
"Bu, sadece Allah'a karşı yalan uyduranın biridir. Biz ona inanmayız."
23:39
قَالَ dedi qāla
dedi
رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim
ٱنصُرْنِى bana yardım et unṣur'nī
bana yardım et
بِمَا karşısında bimā
karşısında
كَذَّبُونِ beni yalanlamaları kadhabūni
beni yalanlamaları
٣٩ (39)
(39)
O peygamber: "Rabbim! Beni yalancı saymalarına karşılık bana yardım et" dedi.
23:40
قَالَ (Allah) dedi ki qāla
(Allah) dedi ki
عَمَّا az sonra ʿammā
az sonra
قَلِيلٍۢ After a little while qalīlin
After a little while
لَّيُصْبِحُنَّ onlar olacaklar layuṣ'biḥunna
onlar olacaklar
نَـٰدِمِينَ pişman nādimīna
pişman
٤٠ (40)
(40)
Allah da: "Az sonra pişman olacaklar" buyurdu.
23:41
فَأَخَذَتْهُمُ derken onları yakaladı fa-akhadhathumu
derken onları yakaladı
ٱلصَّيْحَةُ o korkunç ses l-ṣayḥatu
o korkunç ses
بِٱلْحَقِّ gerçekten bil-ḥaqi
gerçekten
فَجَعَلْنَـٰهُمْ ve onları getirdik fajaʿalnāhum
ve onları getirdik
غُثَآءًۭ ۚ sel süprüntüsü haline ghuthāan
sel süprüntüsü haline
فَبُعْدًۭا uzak olsun fabuʿ'dan
uzak olsun
لِّلْقَوْمِ kavim lil'qawmi
kavim
ٱلظَّـٰلِمِينَ o zalim l-ẓālimīna
o zalim
٤١ (41)
(41)
Gerçekten, onları bir çığlık yakaladı ve onları süprüntü yığını haline getirdik. Haksızlık eden millet, rahmetden ırak olsun!
23:42
ثُمَّ sonra thumma
sonra
أَنشَأْنَا yetiştirdik anshanā
yetiştirdik
مِنۢ onların ardından min
onların ardından
بَعْدِهِمْ after them baʿdihim
after them
قُرُونًا nesiller qurūnan
nesiller
ءَاخَرِينَ başka ākharīna
başka
٤٢ (42)
(42)
Ardlarından başka nesiller varettik.
23:43
مَا ileri geçemez
ileri geçemez
تَسْبِقُ can precede tasbiqu
can precede
مِنْ hiçbir min
hiçbir
أُمَّةٍ ümmet ummatin
ümmet
أَجَلَهَا süresinden ajalahā
süresinden
وَمَا ve wamā
ve
يَسْتَـْٔخِرُونَ geri kalamaz yastakhirūna
geri kalamaz
٤٣ (43)
(43)
Hiçbir ümmet, kendi süresini ne çabuklaştırabilir ve ne de geciktirebilir.
23:44
ثُمَّ sonra thumma
sonra
أَرْسَلْنَا gönderdik arsalnā
gönderdik
رُسُلَنَا elçilerimizi rusulanā
elçilerimizi
تَتْرَا ۖ ardı ardına tatrā
ardı ardına
كُلَّ ne zaman kulla
ne zaman
مَا Every time
Every time
جَآءَ geldiyse jāa
geldiyse
أُمَّةًۭ bir ümmete ummatan
bir ümmete
رَّسُولُهَا elçileri rasūluhā
elçileri
كَذَّبُوهُ ۚ onlar onu yalanladılar kadhabūhu
onlar onu yalanladılar
فَأَتْبَعْنَا biz de onları devirdik fa-atbaʿnā
biz de onları devirdik
بَعْضَهُم birbiri ardınca baʿḍahum
birbiri ardınca
بَعْضًۭا birbiri ardınca baʿḍan
birbiri ardınca
وَجَعَلْنَـٰهُمْ ve hepsini yaptık wajaʿalnāhum
ve hepsini yaptık
أَحَادِيثَ ۚ birer ibret hikayesi aḥādītha
birer ibret hikayesi
فَبُعْدًۭا uzak olsun fabuʿ'dan
uzak olsun
لِّقَوْمٍۢ toplum liqawmin
toplum
لَّا inanmayan
inanmayan
يُؤْمِنُونَ they believe yu'minūna
they believe
٤٤ (44)
(44)
Sonra birbiri peşinden peygamberlerimizi gönderdik. Her ümmete peygamberi geldikçe onu yalancı saydılar. Onları birbiri peşinden yok edip hepsini birer efsane yaptık. İnanmayan millet, rahmetden ırak olsun!
23:45
ثُمَّ sonra thumma
sonra
أَرْسَلْنَا gönderdik arsalnā
gönderdik
مُوسَىٰ Musa'yı mūsā
Musa'yı
وَأَخَاهُ ve kardeşi wa-akhāhu
ve kardeşi
هَـٰرُونَ Harun'u hārūna
Harun'u
بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizle biāyātinā
ayetlerimizle
وَسُلْطَـٰنٍۢ ve bir delille wasul'ṭānin
ve bir delille
مُّبِينٍ apaçık mubīnin
apaçık
٤٥ (45)
(45)
Sonra Musa ve kardeşi Harun'u, Firavun ve erkanına mucizelerimiz ve apaçık delille gönderdik. Büyüklük tasladılar. Zaten mağrur bir topluluktular.
23:46
إِلَىٰ Fir'avn'e ilā
Fir'avn'e
فِرْعَوْنَ Firaun fir'ʿawna
Firaun
وَمَلَإِي۟هِۦ ve ileri gelen adamlarına wamala-ihi
ve ileri gelen adamlarına
فَٱسْتَكْبَرُوا۟ onlar büyüklük tasladılar fa-is'takbarū
onlar büyüklük tasladılar
وَكَانُوا۟ ve oldular wakānū
ve oldular
قَوْمًا bir topluluk qawman
bir topluluk
عَالِينَ böbürlenen ʿālīna
böbürlenen
٤٦ (46)
(46)
Sonra Musa ve kardeşi Harun'u, Firavun ve erkanına mucizelerimiz ve apaçık delille gönderdik. Büyüklük tasladılar. Zaten mağrur bir topluluktular.
23:47
فَقَالُوٓا۟ dediler faqālū
dediler
أَنُؤْمِنُ inanacak mıyız? anu'minu
inanacak mıyız?
لِبَشَرَيْنِ şu iki insana libasharayni
şu iki insana
مِثْلِنَا bizim gibi mith'linā
bizim gibi
وَقَوْمُهُمَا iki adamın kavmi waqawmuhumā
iki adamın kavmi
لَنَا bize lanā
bize
عَـٰبِدُونَ kölelik ederken ʿābidūna
kölelik ederken
٤٧ (47)
(47)
Bu yüzden: "Milletleri bize kul iken, bizim gibi iki insana mı inanacağız?" deyip onları yalancı saydılar. Bu yüzden yok edildiler.
23:48
فَكَذَّبُوهُمَا onları yalanladılar fakadhabūhumā
onları yalanladılar
فَكَانُوا۟ ve oldular fakānū
ve oldular
مِنَ helak edilenlerden mina
helak edilenlerden
ٱلْمُهْلَكِينَ those who were destroyed l-muh'lakīna
those who were destroyed
٤٨ (48)
(48)
Bu yüzden: "Milletleri bize kul iken, bizim gibi iki insana mı inanacağız?" deyip onları yalancı saydılar. Bu yüzden yok edildiler.
23:49
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
ءَاتَيْنَا biz verdik ātaynā
biz verdik
مُوسَى Musa'ya mūsā
Musa'ya
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı (Tevrat'ı) l-kitāba
Kitabı (Tevrat'ı)
لَعَلَّهُمْ belki onlar laʿallahum
belki onlar
يَهْتَدُونَ doğru yolu bulurlar diye yahtadūna
doğru yolu bulurlar diye
٤٩ (49)
(49)
And olsun ki Musa'ya, doğru yola girsinler diye Kitap verdik.
23:50
وَجَعَلْنَا ve kıldık wajaʿalnā
ve kıldık
ٱبْنَ oğlunu ib'na
oğlunu
مَرْيَمَ Meryem maryama
Meryem
وَأُمَّهُۥٓ ve annesini wa-ummahu
ve annesini
ءَايَةًۭ bir mu'cize āyatan
bir mu'cize
وَءَاوَيْنَـٰهُمَآ ve onları yerleştirdik waāwaynāhumā
ve onları yerleştirdik
إِلَىٰ bir tepeye ilā
bir tepeye
رَبْوَةٍۢ a high ground rabwatin
a high ground
ذَاتِ oturmaya uygun dhāti
oturmaya uygun
قَرَارٍۢ of tranquility qarārin
of tranquility
وَمَعِينٍۢ ve suyu bulunan wamaʿīnin
ve suyu bulunan
٥٠ (50)
(50)
Meryem oğlunu da, annesini de mucize kıldık. Her ikisini de, pınarı bulunan, oturmaya elverişli yüksek bir yere yerleştirdik.
23:51
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلرُّسُلُ elçiler l-rusulu
elçiler
كُلُوا۟ yeyin kulū
yeyin
مِنَ güzel şeylerden mina
güzel şeylerden
ٱلطَّيِّبَـٰتِ the good things l-ṭayibāti
the good things
وَٱعْمَلُوا۟ ve yapın wa-iʿ'malū
ve yapın
صَـٰلِحًا ۖ yararlı iş ṣāliḥan
yararlı iş
إِنِّى çünkü ben innī
çünkü ben
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
تَعْمَلُونَ yaptıklarınız taʿmalūna
yaptıklarınız
عَلِيمٌۭ bilmekteyim ʿalīmun
bilmekteyim
٥١ (51)
(51)
Ey Peygamberler! Temiz şeylerden yiyin, yararlı iş işleyin; doğrusu Ben, yaptığınızı bilirim.
23:52
وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz
هَـٰذِهِۦٓ bu hādhihi
bu
أُمَّتُكُمْ sizin ümmetiniz ummatukum
sizin ümmetiniz
أُمَّةًۭ ümmettir ummatan
ümmettir
وَٰحِدَةًۭ bir tek wāḥidatan
bir tek
وَأَنَا۠ ve ben de wa-anā
ve ben de
رَبُّكُمْ sizin Rabbinizim rabbukum
sizin Rabbinizim
فَٱتَّقُونِ benden korkun fa-ittaqūni
benden korkun
٥٢ (52)
(52)
Şüphesiz bu Müslümanlık, bir tek din olarak sizin dininizdir ve Ben de Rabbinizim; öyleyse Benden sakının.
23:53
فَتَقَطَّعُوٓا۟ fakat parçalayıp ayırdılar fataqaṭṭaʿū
fakat parçalayıp ayırdılar
أَمْرَهُم işlerini amrahum
işlerini
بَيْنَهُمْ aralarında baynahum
aralarında
زُبُرًۭا ۖ Kitaplara zuburan
Kitaplara
كُلُّ her kullu
her
حِزْبٍۭ gurup ḥiz'bin
gurup
بِمَا bulunanla bimā
bulunanla
لَدَيْهِمْ kendi yanında ladayhim
kendi yanında
فَرِحُونَ sevinmektedir fariḥūna
sevinmektedir
٥٣ (53)
(53)
Ama insanlar din konusunda aralarında bölük bölük oldular. Her bölük kendi tuttuğu yoldan memnundur.
23:54
فَذَرْهُمْ onları bırak fadharhum
onları bırak
فِى içinde
içinde
غَمْرَتِهِمْ gafletleri ghamratihim
gafletleri
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
حِينٍ bir süreye ḥīnin
bir süreye
٥٤ (54)
(54)
Onları bir süreye kadar sapıklıklarıyla başbaşa bırak.
23:55
أَيَحْسَبُونَ onlar sanıyorlar mı? ayaḥsabūna
onlar sanıyorlar mı?
أَنَّمَا ile annamā
ile
نُمِدُّهُم kendilerine verdiğimiz numidduhum
kendilerine verdiğimiz
بِهِۦ mal bihi
mal
مِن of min
of
مَّالٍۢ wealth mālin
wealth
وَبَنِينَ ve oğullar wabanīna
ve oğullar
٥٥ (55)
(55)
Kendilerine mal ve oğullar vermekle, iyiliklerde onlar için acele ettiğimizi mi zannederler? Hayır; farkında değiller.
23:56
نُسَارِعُ koşuyoruz nusāriʿu
koşuyoruz
لَهُمْ onların lahum
onların
فِى iyiliklerine
iyiliklerine
ٱلْخَيْرَٰتِ ۚ the good l-khayrāti
the good
بَل bilakis bal
bilakis
لَّا değiller
değiller
يَشْعُرُونَ onlar farkında yashʿurūna
onlar farkında
٥٦ (56)
(56)
Kendilerine mal ve oğullar vermekle, iyiliklerde onlar için acele ettiğimizi mi zannederler? Hayır; farkında değiller.
23:57
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ onlar ki alladhīna
onlar ki
هُم onlar hum
onlar
مِّنْ saygıdan min
saygıdan
خَشْيَةِ (the) fear khashyati
(the) fear
رَبِّهِم Rablerine rabbihim
Rablerine
مُّشْفِقُونَ titrerler mush'fiqūna
titrerler
٥٧ (57)
(57)
Rablerinden korkarak titreyenler, Rablerinin ayetlerine inananlar, Rablerine eş koşmayanlar, Rablerine dönecekleri için kalbleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler.
23:58
وَٱلَّذِينَ ve onlar ki wa-alladhīna
ve onlar ki
هُم onlar hum
onlar
بِـَٔايَـٰتِ ayetlerine biāyāti
ayetlerine
رَبِّهِمْ Rablerinin rabbihim
Rablerinin
يُؤْمِنُونَ inanırlar yu'minūna
inanırlar
٥٨ (58)
(58)
Rablerinden korkarak titreyenler, Rablerinin ayetlerine inananlar, Rablerine eş koşmayanlar, Rablerine dönecekleri için kalbleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler.
23:59
وَٱلَّذِينَ ve onlar ki wa-alladhīna
ve onlar ki
هُم onlar hum
onlar
بِرَبِّهِمْ Rablerine birabbihim
Rablerine
لَا ortak koşmazlar
ortak koşmazlar
يُشْرِكُونَ associate partners yush'rikūna
associate partners
٥٩ (59)
(59)
Rablerinden korkarak titreyenler, Rablerinin ayetlerine inananlar, Rablerine eş koşmayanlar, Rablerine dönecekleri için kalbleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler.
23:60
وَٱلَّذِينَ ve onlar ki wa-alladhīna
ve onlar ki
يُؤْتُونَ verirler yu'tūna
verirler
مَآ şeyi
şeyi
ءَاتَوا۟ verdikleri ātaw
verdikleri
وَّقُلُوبُهُمْ kalbleri waqulūbuhum
kalbleri
وَجِلَةٌ ürpererek wajilatun
ürpererek
أَنَّهُمْ şüphesiz onlar annahum
şüphesiz onlar
إِلَىٰ Rablerinin huzuruna ilā
Rablerinin huzuruna
رَبِّهِمْ their Lord rabbihim
their Lord
رَٰجِعُونَ dönecekler rājiʿūna
dönecekler
٦٠ (60)
(60)
Rablerinden korkarak titreyenler, Rablerinin ayetlerine inananlar, Rablerine eş koşmayanlar, Rablerine dönecekleri için kalbleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler.
23:61
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar
يُسَـٰرِعُونَ koşarlar yusāriʿūna
koşarlar
فِى hayır işlerine
hayır işlerine
ٱلْخَيْرَٰتِ the good (deeds) l-khayrāti
the good (deeds)
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
لَهَا (hayır) için lahā
(hayır) için
سَـٰبِقُونَ önde giderler sābiqūna
önde giderler
٦١ (61)
(61)
Rablerinden korkarak titreyenler, Rablerinin ayetlerine inananlar, Rablerine eş koşmayanlar, Rablerine dönecekleri için kalbleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler.
23:62
وَلَا ve walā
ve
نُكَلِّفُ biz teklif etmeyiz nukallifu
biz teklif etmeyiz
نَفْسًا hiç kimseye nafsan
hiç kimseye
إِلَّا başkasını illā
başkasını
وُسْعَهَا ۖ gücünün yetiğinden wus'ʿahā
gücünün yetiğinden
وَلَدَيْنَا ve katımızda vardır waladaynā
ve katımızda vardır
كِتَـٰبٌۭ bir Kitap kitābun
bir Kitap
يَنطِقُ söyleyen yanṭiqu
söyleyen
بِٱلْحَقِّ ۚ gerçeği bil-ḥaqi
gerçeği
وَهُمْ ve onlara wahum
ve onlara
لَا asla
asla
يُظْلَمُونَ haksızlık edilmez yuẓ'lamūna
haksızlık edilmez
٦٢ (62)
(62)
Biz herkese ancak gücünün yeteceği kadar yükleriz. Katımızda gerçeği söyleyen bir kitap vardır; onlar haksızlığa uğratılmazlar.
23:63
بَلْ fakat bal
fakat
قُلُوبُهُمْ onların kalbleri qulūbuhum
onların kalbleri
فِى içindedir
içindedir
غَمْرَةٍۢ gaflet ghamratin
gaflet
مِّنْ bundan min
bundan
هَـٰذَا this hādhā
this
وَلَهُمْ onların vardır ki walahum
onların vardır ki
أَعْمَـٰلٌۭ işleri aʿmālun
işleri
مِّن başka min
başka
دُونِ besides dūni
besides
ذَٰلِكَ bundan dhālika
bundan
هُمْ onlar hum
onlar
لَهَا (hep) o (işler) için lahā
(hep) o (işler) için
عَـٰمِلُونَ çalışırlar ʿāmilūna
çalışırlar
٦٣ (63)
(63)
Ama, kafirlerin kalbleri bundan habersizdir. Bundan başka da onların yapageldikleri işler de vardır.
23:64
حَتَّىٰٓ nihayet ḥattā
nihayet
إِذَآ zaman idhā
zaman
أَخَذْنَا yakaladığımız akhadhnā
yakaladığımız
مُتْرَفِيهِم varlıklılarını mut'rafīhim
varlıklılarını
بِٱلْعَذَابِ azab ile bil-ʿadhābi
azab ile
إِذَا hemen idhā
hemen
هُمْ onlar hum
onlar
يَجْـَٔرُونَ feryada başlarlar yajarūna
feryada başlarlar
٦٤ (64)
(64)
Sonunda şımarık varlıklılarını azabla yakaladığımız zaman feryat ederler.
23:65
لَا artık feryadetmeyin
artık feryadetmeyin
تَجْـَٔرُوا۟ cry for help tajarū
cry for help
ٱلْيَوْمَ ۖ bugün l-yawma
bugün
إِنَّكُم şüphesiz size innakum
şüphesiz size
مِّنَّا bize karşı minnā
bize karşı
لَا yardım olunmaz
yardım olunmaz
تُنصَرُونَ will be helped tunṣarūna
will be helped
٦٥ (65)
(65)
Onlara şöyle deriz: "Bugün feryat etmeyin, doğrusu katımızdan bir yardım görmezsiniz."
23:66
قَدْ gerçekten qad
gerçekten
كَانَتْ idi kānat
idi
ءَايَـٰتِى ayetlerim āyātī
ayetlerim
تُتْلَىٰ okunuyor tut'lā
okunuyor
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
فَكُنتُمْ fakat siz fakuntum
fakat siz
عَلَىٰٓ üzere ʿalā
üzere
أَعْقَـٰبِكُمْ arkanız aʿqābikum
arkanız
تَنكِصُونَ dönüyordunuz tankiṣūna
dönüyordunuz
٦٦ (66)
(66)
"Ayetlerim size okunduğunda büyüklük taslayıp, gece ağzınıza geleni söyleyerek ardınıza dönüyordunuz."
23:67
مُسْتَكْبِرِينَ kibirlenerek mus'takbirīna
kibirlenerek
بِهِۦ ona (ayetlerime) karşı bihi
ona (ayetlerime) karşı
سَـٰمِرًۭا geceleyin sāmiran
geceleyin
تَهْجُرُونَ saçmalıyordunuz tahjurūna
saçmalıyordunuz
٦٧ (67)
(67)
"Ayetlerim size okunduğunda büyüklük taslayıp, gece ağzınıza geleni söyleyerek ardınıza dönüyordunuz."
23:68
أَفَلَمْ onlar iyice düşünmediler mi? afalam
onlar iyice düşünmediler mi?
يَدَّبَّرُوا۟ they ponder yaddabbarū
they ponder
ٱلْقَوْلَ o sözü (Kur'an'ı) l-qawla
o sözü (Kur'an'ı)
أَمْ yoksa am
yoksa
جَآءَهُم onlara geldi (mi)? jāahum
onlara geldi (mi)?
مَّا bir şey
bir şey
لَمْ gelmeyen lam
gelmeyen
يَأْتِ (had) come yati
(had) come
ءَابَآءَهُمُ atalarına ābāahumu
atalarına
ٱلْأَوَّلِينَ önceki l-awalīna
önceki
٦٨ (68)
(68)
Söyleneni hiç düşünmezler mi? Yoksa onlara, ilk atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?
23:69
أَمْ yoksa am
yoksa
لَمْ tanımadıkları (için mi?) lam
tanımadıkları (için mi?)
يَعْرِفُوا۟ they recognize yaʿrifū
they recognize
رَسُولَهُمْ elçilerini rasūlahum
elçilerini
فَهُمْ onlar fahum
onlar
لَهُۥ onu lahu
onu
مُنكِرُونَ inkar ediyorlar munkirūna
inkar ediyorlar
٦٩ (69)
(69)
Veya peygamberlerini tanımadılar da; bu yüzden mi onu inkar ediyorlar?
23:70
أَمْ yoksa am
yoksa
يَقُولُونَ (-mı) diyorlar? yaqūlūna
(-mı) diyorlar?
بِهِۦ onda bihi
onda
جِنَّةٌۢ ۚ bir delilik var jinnatun
bir delilik var
بَلْ hayır bal
hayır
جَآءَهُم o kendilerine getirdi jāahum
o kendilerine getirdi
بِٱلْحَقِّ hakkı bil-ḥaqi
hakkı
وَأَكْثَرُهُمْ fakat çokları wa-aktharuhum
fakat çokları
لِلْحَقِّ haktan lil'ḥaqqi
haktan
كَـٰرِهُونَ hoşlanmıyorlar kārihūna
hoşlanmıyorlar
٧٠ (70)
(70)
Ya da: "Onda delilik var" diyorlar öyle mi? Hayır; onlara gerçeği getirmiştir, ama çoğu ondan hoşlanmamaktadır.
23:71
وَلَوِ ve eğer walawi
ve eğer
ٱتَّبَعَ uysaydı ittabaʿa
uysaydı
ٱلْحَقُّ hak l-ḥaqu
hak
أَهْوَآءَهُمْ onların keyiflerine ahwāahum
onların keyiflerine
لَفَسَدَتِ bozulur giderdi lafasadati
bozulur giderdi
ٱلسَّمَـٰوَٰتُ gökler l-samāwātu
gökler
وَٱلْأَرْضُ ve yer wal-arḍu
ve yer
وَمَن ve kimseler waman
ve kimseler
فِيهِنَّ ۚ bunların içinde bulunan fīhinna
bunların içinde bulunan
بَلْ bilakis bal
bilakis
أَتَيْنَـٰهُم biz onlara getirdik ataynāhum
biz onlara getirdik
بِذِكْرِهِمْ Zikir'lerini bidhik'rihim
Zikir'lerini
فَهُمْ fakat onlar fahum
fakat onlar
عَن Zikirlerinden ʿan
Zikirlerinden
ذِكْرِهِم their reminder dhik'rihim
their reminder
مُّعْرِضُونَ yüz çeviriyorlar muʿ'riḍūna
yüz çeviriyorlar
٧١ (71)
(71)
Eğer gerçek onların heveslerine uysaydı, gökler, yer ve onlarda bulananlar bozulup giderdi. Onlara, kendilerine öğüt veren bir şey getirdik; onlar ise öğütlerinden yüz çevirirler.
23:72
أَمْ yoksa am
yoksa
تَسْـَٔلُهُمْ onlardan istiyor musun? tasaluhum
onlardan istiyor musun?
خَرْجًۭا bir vergi kharjan
bir vergi
فَخَرَاجُ vergisi fakharāju
vergisi
رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin
خَيْرٌۭ ۖ daha hayırlıdır khayrun
daha hayırlıdır
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
خَيْرُ en hayırlısıdır khayru
en hayırlısıdır
ٱلرَّٰزِقِينَ rızık verenlerin l-rāziqīna
rızık verenlerin
٧٢ (72)
(72)
Yoksa sen onlardan bir ücret mi istiyorsun? Rabbinin ecri daha iyidir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
23:73
وَإِنَّكَ ve şüphesiz sen wa-innaka
ve şüphesiz sen
لَتَدْعُوهُمْ onları çağırıyorsun latadʿūhum
onları çağırıyorsun
إِلَىٰ bir yola ilā
bir yola
صِرَٰطٍۢ (the) Path ṣirāṭin
(the) Path
مُّسْتَقِيمٍۢ doğru mus'taqīmin
doğru
٧٣ (73)
(73)
Aslında sen onları doğru yola çağırıyorsun ama, ahirete inanmayanlar bu yoldan sapmaktadırlar.
23:74
وَإِنَّ ve kuşkusuz wa-inna
ve kuşkusuz
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
لَا inanmayan(lar)
inanmayan(lar)
يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe
بِٱلْـَٔاخِرَةِ ahirete bil-ākhirati
ahirete
عَنِ yoldan ʿani
yoldan
ٱلصِّرَٰطِ the path l-ṣirāṭi
the path
لَنَـٰكِبُونَ sapıyorlar lanākibūna
sapıyorlar
٧٤ (74)
(74)
Aslında sen onları doğru yola çağırıyorsun ama, ahirete inanmayanlar bu yoldan sapmaktadırlar.
23:75
۞ وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer
رَحِمْنَـٰهُمْ biz onlara acısaydık raḥim'nāhum
biz onlara acısaydık
وَكَشَفْنَا ve kaldırsaydık wakashafnā
ve kaldırsaydık
مَا olanı
olanı
بِهِم kendilerinde bihim
kendilerinde
مِّن sıkıntıdan min
sıkıntıdan
ضُرٍّۢ (the) hardship ḍurrin
(the) hardship
لَّلَجُّوا۟ yine devam ederlerdi lalajjū
yine devam ederlerdi
فِى azgınlıklarında
azgınlıklarında
طُغْيَـٰنِهِمْ their transgression ṭugh'yānihim
their transgression
يَعْمَهُونَ bocalamaya yaʿmahūna
bocalamaya
٧٥ (75)
(75)
Biz onlara acısak ve başlarındaki sıkıntıyı gidersek bile, azgınlıkları içinde bocalayıp kalırlar.
23:76
وَلَقَدْ andolsun walaqad
andolsun
أَخَذْنَـٰهُم biz onları yakaladık akhadhnāhum
biz onları yakaladık
بِٱلْعَذَابِ azab ile bil-ʿadhābi
azab ile
فَمَا ama yine famā
ama yine
ٱسْتَكَانُوا۟ boyun eğmediler is'takānū
boyun eğmediler
لِرَبِّهِمْ Rabblerine lirabbihim
Rabblerine
وَمَا ve wamā
ve
يَتَضَرَّعُونَ O'na yalvarmıyorlar yataḍarraʿūna
O'na yalvarmıyorlar
٧٦ (76)
(76)
And olsun ki, Biz onları azabla yakalamıştık, yine de Rablerine boyun eğmemiş ve yakarmamışlardı.
23:77
حَتَّىٰٓ nihayet ḥattā
nihayet
إِذَا zaman idhā
zaman
فَتَحْنَا açtığımız fataḥnā
açtığımız
عَلَيْهِم üzerlerine ʿalayhim
üzerlerine
بَابًۭا kapısı bāban
kapısı
ذَا bir azab dhā
bir azab
عَذَابٍۢ of a punishment ʿadhābin
of a punishment
شَدِيدٍ şiddetli shadīdin
şiddetli
إِذَا derhal idhā
derhal
هُمْ onlar hum
onlar
فِيهِ O'nun içinde fīhi
O'nun içinde
مُبْلِسُونَ şaşkın ve umutsuz kalırlar mub'lisūna
şaşkın ve umutsuz kalırlar
٧٧ (77)
(77)
Sonunda onlara şiddetli bir azap kapısı açtığımız zaman ümitsiz kalıverdiler.
23:78
وَهُوَ ve O'dur wahuwa
ve O'dur
ٱلَّذِىٓ inşa eden alladhī
inşa eden
أَنشَأَ produced ansha-a
produced
لَكُمُ sizin için lakumu
sizin için
ٱلسَّمْعَ kulağı l-samʿa
kulağı
وَٱلْأَبْصَـٰرَ ve gözleri wal-abṣāra
ve gözleri
وَٱلْأَفْـِٔدَةَ ۚ ve gönülleri wal-afidata
ve gönülleri
قَلِيلًۭا az qalīlan
az
مَّا ne kadar
ne kadar
تَشْكُرُونَ şükrediyorsunuz tashkurūna
şükrediyorsunuz
٧٨ (78)
(78)
Oysa, sizin için kulaklar, gözler ve kalbler vareden O'dur. Pek az şükrediyorsunuz.
23:79
وَهُوَ ve O'dur wahuwa
ve O'dur
ٱلَّذِى sizi yaratıp yayan alladhī
sizi yaratıp yayan
ذَرَأَكُمْ multiplied you dhara-akum
multiplied you
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
وَإِلَيْهِ ve O'nun (huzurunda) wa-ilayhi
ve O'nun (huzurunda)
تُحْشَرُونَ toplanacaksınız tuḥ'sharūna
toplanacaksınız
٧٩ (79)
(79)
Sizi yerde yaratıp yayan O'dur ve O'nun huzurunda toplanacaksınız.
23:80
وَهُوَ ve O'dur wahuwa
ve O'dur
ٱلَّذِى yaşatan alladhī
yaşatan
يُحْىِۦ gives life yuḥ'yī
gives life
وَيُمِيتُ ve öldüren wayumītu
ve öldüren
وَلَهُ ve O'nun(eseri)dir walahu
ve O'nun(eseri)dir
ٱخْتِلَـٰفُ değişmesi ikh'tilāfu
değişmesi
ٱلَّيْلِ gecenin al-layli
gecenin
وَٱلنَّهَارِ ۚ ve gündüzün wal-nahāri
ve gündüzün
أَفَلَا aklınızı kullanmıyor musunuz? afalā
aklınızı kullanmıyor musunuz?
تَعْقِلُونَ you reason taʿqilūna
you reason
٨٠ (80)
(80)
Dirilten de, öldüren de O'dur. Gece ile gündüzün birbiri ardından gitmesi de O'nun emrine bağlıdır. Düşünmez misiniz?
23:81
بَلْ hayır bal
hayır
قَالُوا۟ onlar da dediler qālū
onlar da dediler
مِثْلَ gibi mith'la
gibi
مَا ne
ne
قَالَ dedi (ise) qāla
dedi (ise)
ٱلْأَوَّلُونَ evvelkiler l-awalūna
evvelkiler
٨١ (81)
(81)
Hayır; yine de öncekilerin dediklerini derler.
23:82
قَالُوٓا۟ dediler ki qālū
dediler ki
أَءِذَا zaman mı? a-idhā
zaman mı?
مِتْنَا öldüğümüz mit'nā
öldüğümüz
وَكُنَّا ve olduğumuz wakunnā
ve olduğumuz
تُرَابًۭا toprak turāban
toprak
وَعِظَـٰمًا ve kemik waʿiẓāman
ve kemik
أَءِنَّا biz mi? a-innā
biz mi?
لَمَبْعُوثُونَ diriltileceğiz lamabʿūthūna
diriltileceğiz
٨٢ (82)
(82)
Öncekiler: "Ölüp toprak ve bir yığın kemik olduğumuzda mı diriltileceğiz? And olsun ki biz ve daha önce de babalarımız tehdit edilmişti; bu, öncekilerin masallarından başka birşey değildir" demişlerdi.
23:83
لَقَدْ andolsun laqad
andolsun
وُعِدْنَا yapıldı wuʿid'nā
yapıldı
نَحْنُ bize naḥnu
bize
وَءَابَآؤُنَا ve atalarımıza waābāunā
ve atalarımıza
هَـٰذَا bu (tehdid) hādhā
bu (tehdid)
مِن bizden önce min
bizden önce
قَبْلُ before qablu
before
إِنْ değildir in
değildir
هَـٰذَآ bu hādhā
bu
إِلَّآ başka bir şey illā
başka bir şey
أَسَـٰطِيرُ masallarından asāṭīru
masallarından
ٱلْأَوَّلِينَ evvelkilerin l-awalīna
evvelkilerin
٨٣ (83)
(83)
Öncekiler: "Ölüp toprak ve bir yığın kemik olduğumuzda mı diriltileceğiz? And olsun ki biz ve daha önce de babalarımız tehdit edilmişti; bu, öncekilerin masallarından başka birşey değildir" demişlerdi.
23:84
قُل de ki qul
de ki
لِّمَنِ kimindir? limani
kimindir?
ٱلْأَرْضُ dünya l-arḍu
dünya
وَمَن ve bulunanlar waman
ve bulunanlar
فِيهَآ içinde fīhā
içinde
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz
تَعْلَمُونَ biliyor taʿlamūna
biliyor
٨٤ (84)
(84)
De ki: "Biliyorsanız söyleyin, yer ve onda bulunanlar kimindir?"
23:85
سَيَقُولُونَ diyecekler sayaqūlūna
diyecekler
لِلَّهِ ۚ Allah'ındır lillahi
Allah'ındır
قُلْ de ki qul
de ki
أَفَلَا düşünmüyor musunuz? afalā
düşünmüyor musunuz?
تَذَكَّرُونَ you remember tadhakkarūna
you remember
٨٥ (85)
(85)
"Allah'ındır" diyecekler, "Öyleyse ders almaz mısınız?" de.
23:86
قُلْ de ki qul
de ki
مَن kimdir? man
kimdir?
رَّبُّ Rabbi rabbu
Rabbi
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göğün l-samāwāti
göğün
ٱلسَّبْعِ yedi l-sabʿi
yedi
وَرَبُّ ve Rabbi warabbu
ve Rabbi
ٱلْعَرْشِ Arş'ın l-ʿarshi
Arş'ın
ٱلْعَظِيمِ büyük l-ʿaẓīmi
büyük
٨٦ (86)
(86)
"Yedi göğün de Rabbi, yüce arşın da Rabbi kimdir?" de.
23:87
سَيَقُولُونَ diyecekler sayaqūlūna
diyecekler
لِلَّهِ ۚ Allah'ındır lillahi
Allah'ındır
قُلْ de ki qul
de ki
أَفَلَا korkmuyor musunuz? afalā
korkmuyor musunuz?
تَتَّقُونَ you fear (Him) tattaqūna
you fear (Him)
٨٧ (87)
(87)
"Allah'tır" diyecekler! "Öyleyse O'na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" de.
23:88
قُلْ de ki qul
de ki
مَنۢ kimdir? man
kimdir?
بِيَدِهِۦ elinde olan biyadihi
elinde olan
مَلَكُوتُ melekutu (mülkü ve yönetimi) malakūtu
melekutu (mülkü ve yönetimi)
كُلِّ her kulli
her
شَىْءٍۢ şeyin shayin
şeyin
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
يُجِيرُ koruyup kollayan yujīru
koruyup kollayan
وَلَا fakat walā
fakat
يُجَارُ korunup kollanmayan yujāru
korunup kollanmayan
عَلَيْهِ kendisi ʿalayhi
kendisi
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz
تَعْلَمُونَ biliyor taʿlamūna
biliyor
٨٨ (88)
(88)
"Biliyorsanız söyleyin her şeyin hükümranlığı elinde olan, barındıran fakat himayeye muhtaç olmayan kimdir?"
23:89
سَيَقُولُونَ diyecekler sayaqūlūna
diyecekler
لِلَّهِ ۚ Allah'a aittir lillahi
Allah'a aittir
قُلْ de ki qul
de ki
فَأَنَّىٰ nasıl? fa-annā
nasıl?
تُسْحَرُونَ büyüleniyorsunuz tus'ḥarūna
büyüleniyorsunuz
٨٩ (89)
(89)
"Allah'tır" diyecekler; "Öyleyse nasıl aldanıyorsunuz" de.
23:90
بَلْ doğrusu bal
doğrusu
أَتَيْنَـٰهُم biz onlara getirdik ataynāhum
biz onlara getirdik
بِٱلْحَقِّ hakkı bil-ḥaqi
hakkı
وَإِنَّهُمْ onlarsa wa-innahum
onlarsa
لَكَـٰذِبُونَ yalancıdırlar lakādhibūna
yalancıdırlar
٩٠ (90)
(90)
Hayır; Biz onlara gerçeği getirdik ama, onlar yalancıdırlar.
23:91
مَا edinmemiştir
edinmemiştir
ٱتَّخَذَ Allah has taken ittakhadha
Allah has taken
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مِن hiçbir min
hiçbir
وَلَدٍۢ çocuk waladin
çocuk
وَمَا ve wamā
ve
كَانَ yoktur kāna
yoktur
مَعَهُۥ O'nunla beraber maʿahu
O'nunla beraber
مِنْ hiçbir min
hiçbir
إِلَـٰهٍ ۚ tanrı ilāhin
tanrı
إِذًۭا öyle olsaydı idhan
öyle olsaydı
لَّذَهَبَ götürürdü ladhahaba
götürürdü
كُلُّ her kullu
her
إِلَـٰهٍۭ tanrı ilāhin
tanrı
بِمَا kendi yarattığını bimā
kendi yarattığını
خَلَقَ he created khalaqa
he created
وَلَعَلَا ve üstün gelmeğe çalışırdı walaʿalā
ve üstün gelmeğe çalışırdı
بَعْضُهُمْ onlardan biri baʿḍuhum
onlardan biri
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
بَعْضٍۢ ۚ diğeri baʿḍin
diğeri
سُبْحَـٰنَ münezehtir (uzaktır) sub'ḥāna
münezehtir (uzaktır)
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
عَمَّا onların tanımlamalarından ʿammā
onların tanımlamalarından
يَصِفُونَ they attribute yaṣifūna
they attribute
٩١ (91)
(91)
Allah çocuk edinmemiştir; O'nun yanında hiçbir tanrı yoktur, olsaydı, her tanrı kendi yarattığı ile beraber gider ve birbirinden üstün olmağa çalışırlardı. Allah onların vasıflandırdıklarından münezzehtir.
23:92
عَـٰلِمِ (O) bilir ʿālimi
(O) bilir
ٱلْغَيْبِ görünmeyeni l-ghaybi
görünmeyeni
وَٱلشَّهَـٰدَةِ ve görüneni wal-shahādati
ve görüneni
فَتَعَـٰلَىٰ ve yücedir fataʿālā
ve yücedir
عَمَّا şeylerden ʿammā
şeylerden
يُشْرِكُونَ onların ortak koştukları yush'rikūna
onların ortak koştukları
٩٢ (92)
(92)
O, görülmeyeni de, görüleni de bilir. Koştukları ortaklardan yücedir.
23:93
قُل de ki qul
de ki
رَّبِّ Rabbim rabbi
Rabbim
إِمَّا eğer immā
eğer
تُرِيَنِّى mutlaka bana göstereceksen turiyannī
mutlaka bana göstereceksen
مَا şeyi
şeyi
يُوعَدُونَ onların tehdidedildikleri yūʿadūna
onların tehdidedildikleri
٩٣ (93)
(93)
De ki: "Rabbim! Onların tehdit olundukları şeyi bana mutlaka göstereceksen, o zaman beni zalim milletin içinde bulundurma Yarabbi."
23:94
رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim
فَلَا beni bırakma falā
beni bırakma
تَجْعَلْنِى place me tajʿalnī
place me
فِى içinde
içinde
ٱلْقَوْمِ kavmin l-qawmi
kavmin
ٱلظَّـٰلِمِينَ zalim l-ẓālimīna
zalim
٩٤ (94)
(94)
De ki: "Rabbim! Onların tehdit olundukları şeyi bana mutlaka göstereceksen, o zaman beni zalim milletin içinde bulundurma Yarabbi."
23:95
وَإِنَّا şüphesiz biz wa-innā
şüphesiz biz
عَلَىٰٓ sana göstermeğe ʿalā
sana göstermeğe
أَن that an
that
نُّرِيَكَ We show you nuriyaka
We show you
مَا şeyi
şeyi
نَعِدُهُمْ onları tehdidettiğimiz naʿiduhum
onları tehdidettiğimiz
لَقَـٰدِرُونَ elbette kadiriz laqādirūna
elbette kadiriz
٩٥ (95)
(95)
Biz onlara vadettiğimizi sana elbette gösterebiliriz.
23:96
ٱدْفَعْ savuştur id'faʿ
savuştur
بِٱلَّتِى şeyle bi-allatī
şeyle
هِىَ o hiya
o
أَحْسَنُ en güzel aḥsanu
en güzel
ٱلسَّيِّئَةَ ۚ kötülüğü l-sayi-ata
kötülüğü
نَحْنُ biz naḥnu
biz
أَعْلَمُ biliyoruz aʿlamu
biliyoruz
بِمَا (seni) nasıl vasıflandıracaklarını bimā
(seni) nasıl vasıflandıracaklarını
يَصِفُونَ they attribute yaṣifūna
they attribute
٩٦ (96)
(96)
Kötülüğü en iyi ile sav. Onların vasıflandırmalarını Biz daha iyi biliriz.
23:97
وَقُل ve de ki waqul
ve de ki
رَّبِّ Rabbim rabbi
Rabbim
أَعُوذُ sığınırım aʿūdhu
sığınırım
بِكَ sana bika
sana
مِنْ kışkırtmalarından min
kışkırtmalarından
هَمَزَٰتِ (the) suggestions hamazāti
(the) suggestions
ٱلشَّيَـٰطِينِ şeytanların l-shayāṭīni
şeytanların
٩٧ (97)
(97)
De ki: "Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından Sana sığınırım."
23:98
وَأَعُوذُ ve sığınırım wa-aʿūdhu
ve sığınırım
بِكَ sana bika
sana
رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim
أَن yanıma uğramalarından an
yanıma uğramalarından
يَحْضُرُونِ they be present with me yaḥḍurūni
they be present with me
٩٨ (98)
(98)
"Rabbim! Yanımda bulunmalarından da Sana sığınırım."
23:99
حَتَّىٰٓ nihayet ḥattā
nihayet
إِذَا zaman idhā
zaman
جَآءَ geldiği jāa
geldiği
أَحَدَهُمُ onlardan birine aḥadahumu
onlardan birine
ٱلْمَوْتُ ölüm l-mawtu
ölüm
قَالَ der ki qāla
der ki
رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim
ٱرْجِعُونِ beni geri döndür ir'jiʿūni
beni geri döndür
٩٩ (99)
(99)
Onlardan birine ölüm gelince: "Rabbim! Beni geri çevir, belki, yapmadan bıraktığımı tamamlar, iyi iş işlerim" der. Hayır; bu söylediği sadece kendi lafıdır. Tekrar diriltilecekleri güne kadar arkalarında geriye dönmekten onları alıkoyan bir engel vardır.
23:100
لَعَلِّىٓ böylelikle laʿallī
böylelikle
أَعْمَلُ yapayım aʿmalu
yapayım
صَـٰلِحًۭا yararlı bir iş ṣāliḥan
yararlı bir iş
فِيمَا yerde (dünyada) fīmā
yerde (dünyada)
تَرَكْتُ ۚ terk ettiğim taraktu
terk ettiğim
كَلَّآ ۚ hayır kallā
hayır
إِنَّهَا şüphesiz bu innahā
şüphesiz bu
كَلِمَةٌ bir sözdür kalimatun
bir sözdür
هُوَ o huwa
o
قَآئِلُهَا ۖ onun söylediği qāiluhā
onun söylediği
وَمِن ve wamin
ve
وَرَآئِهِم önlerinde vardır warāihim
önlerinde vardır
بَرْزَخٌ bir berzah barzakhun
bir berzah
إِلَىٰ kadar ilā
kadar
يَوْمِ güne yawmi
güne
يُبْعَثُونَ diriltilecekleri; yub'ʿathūna
diriltilecekleri;
١٠٠ (100)
(100)
Onlardan birine ölüm gelince: "Rabbim! Beni geri çevir, belki, yapmadan bıraktığımı tamamlar, iyi iş işlerim" der. Hayır; bu söylediği sadece kendi lafıdır. Tekrar diriltilecekleri güne kadar arkalarında geriye dönmekten onları alıkoyan bir engel vardır.
23:101
فَإِذَا zaman fa-idhā
zaman
نُفِخَ üflendiği nufikha
üflendiği
فِى Sur'a
Sur'a
ٱلصُّورِ the trumpet l-ṣūri
the trumpet
فَلَآ artık yoktur falā
artık yoktur
أَنسَابَ soylar ansāba
soylar
بَيْنَهُمْ aralarında baynahum
aralarında
يَوْمَئِذٍۢ o gün yawma-idhin
o gün
وَلَا ve walā
ve
يَتَسَآءَلُونَ sormazlar yatasāalūna
sormazlar
١٠١ (101)
(101)
Sura üflendiği zaman, o gün, aralarındaki soy yakınlığı fayda vermez ve birbirlerine de birşey soramazlar.
23:102
فَمَن kimlerin faman
kimlerin
ثَقُلَتْ ağır gelirse thaqulat
ağır gelirse
مَوَٰزِينُهُۥ tartıları mawāzīnuhu
tartıları
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte fa-ulāika
işte
هُمُ onlar humu
onlar
ٱلْمُفْلِحُونَ kurtuluşa erenlerdir l-muf'liḥūna
kurtuluşa erenlerdir
١٠٢ (102)
(102)
Tartıları ağır gelenler, işte onlar kurtuluşa ermiş olanlardır.
23:103
وَمَنْ ve kimlerin waman
ve kimlerin
خَفَّتْ hafif gelirse khaffat
hafif gelirse
مَوَٰزِينُهُۥ tartıları mawāzīnuhu
tartıları
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar fa-ulāika
işte onlar
ٱلَّذِينَ kimselerdir alladhīna
kimselerdir
خَسِرُوٓا۟ ziyana sokan(lar) khasirū
ziyana sokan(lar)
أَنفُسَهُمْ kendilerini anfusahum
kendilerini
فِى cehennemde
cehennemde
جَهَنَّمَ Hell jahannama
Hell
خَـٰلِدُونَ sürekli kalanlardır khālidūna
sürekli kalanlardır
١٠٣ (103)
(103)
Tartıları hafif gelenler, işte onlar, kendilerine yazık edendir, cehennemde temellidirler.
23:104
تَلْفَحُ yalar talfaḥu
yalar
وُجُوهَهُمُ yüzlerini wujūhahumu
yüzlerini
ٱلنَّارُ ateş l-nāru
ateş
وَهُمْ ve onların wahum
ve onların
فِيهَا (ateşin) içinde fīhā
(ateşin) içinde
كَـٰلِحُونَ dişleri açıkta kalır kāliḥūna
dişleri açıkta kalır
١٠٤ (104)
(104)
Ateş onların yüzlerini yalar, dişleri sırıtıp kalır.
23:105
أَلَمْ değil mi? alam
değil mi?
تَكُنْ Were not takun
Were not
ءَايَـٰتِى ayetlerim āyātī
ayetlerim
تُتْلَىٰ okunurdu tut'lā
okunurdu
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
فَكُنتُم oysa siz fakuntum
oysa siz
بِهَا onları bihā
onları
تُكَذِّبُونَ yalanlardınız tukadhibūna
yalanlardınız
١٠٥ (105)
(105)
Allah: "Ayetlerim size okunurken onları yalanlıyordunuz değil mi?" der.
23:106
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
غَلَبَتْ yendi ghalabat
yendi
عَلَيْنَا bizi ʿalaynā
bizi
شِقْوَتُنَا bahtsızlığımız shiq'watunā
bahtsızlığımız
وَكُنَّا ve biz olduk wakunnā
ve biz olduk
قَوْمًۭا bir topluluk qawman
bir topluluk
ضَآلِّينَ sapık ḍāllīna
sapık
١٠٦ (106)
(106)
Şöyle derler: "Rabbimiz! Bizi bedbahtlığımız yenmişti; sapık bir millet olmuştuk."
23:107
رَبَّنَآ Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
أَخْرِجْنَا bizi çıkar akhrij'nā
bizi çıkar
مِنْهَا bundan min'hā
bundan
فَإِنْ eğer fa-in
eğer
عُدْنَا bir daha dönersek ʿud'nā
bir daha dönersek
فَإِنَّا artık biz gerçekten fa-innā
artık biz gerçekten
ظَـٰلِمُونَ zalimleriz ẓālimūna
zalimleriz
١٠٧ (107)
(107)
"Rabbimiz! Bizi buradan çıkar, tekrar günaha dönersek, doğrusu zulmetmiş oluruz."
23:108
قَالَ buyurdu ki qāla
buyurdu ki
ٱخْسَـُٔوا۟ sinin ikh'saū
sinin
فِيهَا orada fīhā
orada
وَلَا ve walā
ve
تُكَلِّمُونِ bana bir şey söylemeyin tukallimūni
bana bir şey söylemeyin
١٠٨ (108)
(108)
Allah: "Sinin orada! Benimle konuşmayın. Kullarımdan bir topluluk: "Rabbimiz! inandık, artık bizi bağışla, bize acı. Sen acıyanların en iyisisin" diyordu. Siz ise, onları alaya alıyordunuz. Bu yaptıklarınız size Beni anmayı unutturuyordu. Onlara hep gülüyordunuz. Sabretmelerine karşılık bugün onları mükafatlandırdım. Doğrusu onlar kurtulanlardır" der.
23:109
إِنَّهُۥ gerçek şu ki innahu
gerçek şu ki
كَانَ idi kāna
idi
فَرِيقٌۭ bir zümre farīqun
bir zümre
مِّنْ kullarımdan min
kullarımdan
عِبَادِى My slaves ʿibādī
My slaves
يَقُولُونَ diyorlar yaqūlūna
diyorlar
رَبَّنَآ Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
ءَامَنَّا inandık āmannā
inandık
فَٱغْفِرْ bağışla fa-igh'fir
bağışla
لَنَا bizi lanā
bizi
وَٱرْحَمْنَا ve bize acı wa-ir'ḥamnā
ve bize acı
وَأَنتَ ve sen wa-anta
ve sen
خَيْرُ en hayırlısısın khayru
en hayırlısısın
ٱلرَّٰحِمِينَ acıyanların l-rāḥimīna
acıyanların
١٠٩ (109)
(109)
Allah: "Sinin orada! Benimle konuşmayın. Kullarımdan bir topluluk: "Rabbimiz! inandık, artık bizi bağışla, bize acı. Sen acıyanların en iyisisin" diyordu. Siz ise, onları alaya alıyordunuz. Bu yaptıklarınız size Beni anmayı unutturuyordu. Onlara hep gülüyordunuz. Sabretmelerine karşılık bugün onları mükafatlandırdım. Doğrusu onlar kurtulanlardır" der.
23:110
فَٱتَّخَذْتُمُوهُمْ siz onları aldınız fa-ittakhadhtumūhum
siz onları aldınız
سِخْرِيًّا alaya sikh'riyyan
alaya
حَتَّىٰٓ nihayet ḥattā
nihayet
أَنسَوْكُمْ size unutturdular ansawkum
size unutturdular
ذِكْرِى beni anmayı dhik'rī
beni anmayı
وَكُنتُم ve siz wakuntum
ve siz
مِّنْهُمْ onlara min'hum
onlara
تَضْحَكُونَ daima gülüyordunuz taḍḥakūna
daima gülüyordunuz
١١٠ (110)
(110)
Allah: "Sinin orada! Benimle konuşmayın. Kullarımdan bir topluluk: "Rabbimiz! inandık, artık bizi bağışla, bize acı. Sen acıyanların en iyisisin" diyordu. Siz ise, onları alaya alıyordunuz. Bu yaptıklarınız size Beni anmayı unutturuyordu. Onlara hep gülüyordunuz. Sabretmelerine karşılık bugün onları mükafatlandırdım. Doğrusu onlar kurtulanlardır" der.
23:111
إِنِّى şüphesiz ben innī
şüphesiz ben
جَزَيْتُهُمُ onlara verdim jazaytuhumu
onlara verdim
ٱلْيَوْمَ bugün l-yawma
bugün
بِمَا karşılığını bimā
karşılığını
صَبَرُوٓا۟ sabretmelerinin ṣabarū
sabretmelerinin
أَنَّهُمْ işte onlardır annahum
işte onlardır
هُمُ onlar humu
onlar
ٱلْفَآئِزُونَ kurtulup murada erenler l-fāizūna
kurtulup murada erenler
١١١ (111)
(111)
Allah: "Sinin orada! Benimle konuşmayın. Kullarımdan bir topluluk: "Rabbimiz! inandık, artık bizi bağışla, bize acı. Sen acıyanların en iyisisin" diyordu. Siz ise, onları alaya alıyordunuz. Bu yaptıklarınız size Beni anmayı unutturuyordu. Onlara hep gülüyordunuz. Sabretmelerine karşılık bugün onları mükafatlandırdım. Doğrusu onlar kurtulanlardır" der.
23:112
قَـٰلَ ve buyurdu qāla
ve buyurdu
كَمْ ne kadar? kam
ne kadar?
لَبِثْتُمْ kaldınız labith'tum
kaldınız
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
عَدَدَ sayısınca ʿadada
sayısınca
سِنِينَ yıllar sinīna
yıllar
١١٢ (112)
(112)
Allah onlara yine: "Yeryüzünde kaç yıl kaldınız" der.
23:113
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
لَبِثْنَا kaldık labith'nā
kaldık
يَوْمًا bir gün yawman
bir gün
أَوْ yahut aw
yahut
بَعْضَ bir kısmı kadar baʿḍa
bir kısmı kadar
يَوْمٍۢ günün yawmin
günün
فَسْـَٔلِ sor fasali
sor
ٱلْعَآدِّينَ sayanlara l-ʿādīna
sayanlara
١١٣ (113)
(113)
"Bir gün veya daha az bir süre kaldık, sayanlara sor" derler.
23:114
قَـٰلَ buyurdu ki qāla
buyurdu ki
إِن kalmadınız in
kalmadınız
لَّبِثْتُمْ you stayed labith'tum
you stayed
إِلَّا başka illā
başka
قَلِيلًۭا ۖ az bir (zamandan) qalīlan
az bir (zamandan)
لَّوْ keşke law
keşke
أَنَّكُمْ siz annakum
siz
كُنتُمْ bilseydiniz kuntum
bilseydiniz
تَعْلَمُونَ bizim-mi sandınız? taʿlamūna
bizim-mi sandınız?
١١٤ (114)
(114)
Allah' "Pek az kaldınız, keşke bilseydiniz! Sizi boşuna yarattığımızı ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?" der.
23:115
أَفَحَسِبْتُمْ bizim afaḥasib'tum
bizim
أَنَّمَا sizi yarattığımızı annamā
sizi yarattığımızı
خَلَقْنَـٰكُمْ We created you khalaqnākum
We created you
عَبَثًۭا boş yere ʿabathan
boş yere
وَأَنَّكُمْ ve sizin wa-annakum
ve sizin
إِلَيْنَا bize ilaynā
bize
لَا asla
asla
تُرْجَعُونَ döndürülmeyeceğinizi tur'jaʿūna
döndürülmeyeceğinizi
١١٥ (115)
(115)
Allah' "Pek az kaldınız, keşke bilseydiniz! Sizi boşuna yarattığımızı ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?" der.
23:116
فَتَعَـٰلَى pek yücedir fataʿālā
pek yücedir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلْمَلِكُ mutlak hakim l-maliku
mutlak hakim
ٱلْحَقُّ ۖ hak l-ḥaqu
hak
لَآ yoktur
yoktur
إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı
إِلَّا başka illā
başka
هُوَ O'ndan huwa
O'ndan
رَبُّ rabbidir rabbu
rabbidir
ٱلْعَرْشِ Arş'ın l-ʿarshi
Arş'ın
ٱلْكَرِيمِ Kerim l-karīmi
Kerim
١١٦ (116)
(116)
Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. O'ndan başka tanrı yoktur. O, yüce arşın Rabbidir.
23:117
وَمَن ve kim waman
ve kim
يَدْعُ taparsa yadʿu
taparsa
مَعَ ile beraber maʿa
ile beraber
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
إِلَـٰهًا bir tanrıya ilāhan
bir tanrıya
ءَاخَرَ başka ākhara
başka
لَا bulunmayan
bulunmayan
بُرْهَـٰنَ hiçbir delil bur'hāna
hiçbir delil
لَهُۥ hakkında lahu
hakkında
بِهِۦ onun bihi
onun
فَإِنَّمَا şüphesiz fa-innamā
şüphesiz
حِسَابُهُۥ onun hesabı ḥisābuhu
onun hesabı
عِندَ yanındadır ʿinda
yanındadır
رَبِّهِۦٓ ۚ Rabbinin rabbihi
Rabbinin
إِنَّهُۥ çünkü (o) innahu
çünkü (o)
لَا asla
asla
يُفْلِحُ iflah olmazlar yuf'liḥu
iflah olmazlar
ٱلْكَـٰفِرُونَ kafirler l-kāfirūna
kafirler
١١٧ (117)
(117)
Allah'la beraber, varlığına hiçbir delili olmadığı halde başka tanrıya tapanın hesabını Rabbi görecektir. İnkarcılar elbette kurtulamazlar.
23:118
وَقُل ve de ki waqul
ve de ki
رَّبِّ Rabbim rabbi
Rabbim
ٱغْفِرْ bağışla igh'fir
bağışla
وَٱرْحَمْ ve acı wa-ir'ḥam
ve acı
وَأَنتَ ve sen wa-anta
ve sen
خَيْرُ en hayırlısısın khayru
en hayırlısısın
ٱلرَّٰحِمِينَ acıyanların l-rāḥimīna
acıyanların
١١٨ (118)
(118)
De ki: "Rabbim! Bağışla, merhamet et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın."