7
A'raf
الأعراف
Besmele
بِسْمِ
adıyla
bis'mi
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
7:1
الٓمٓصٓ
Elif Lâm Mîm Sâd
alif-lam-meem-sad
Elif Lâm Mîm Sâd ١ (1)
(1)
Elif Lâm Mîm Sâd ١ (1)
(1)
Elif, Lam, Mim, Sad.
7:2
كِتَـٰبٌ
bir Kitaptır
kitābun
bir Kitaptır أُنزِلَ indirilen unzila
indirilen إِلَيْكَ sana ilayka
sana فَلَا olmasın falā
olmasın يَكُن be yakun
be فِى göğsünde fī
göğsünde صَدْرِكَ your breast ṣadrika
your breast حَرَجٌۭ bir sıkıntı ḥarajun
bir sıkıntı مِّنْهُ onunla min'hu
onunla لِتُنذِرَ uyarman litundhira
uyarman بِهِۦ hususunda bihi
hususunda وَذِكْرَىٰ ve öğüt (vermen) wadhik'rā
ve öğüt (vermen) لِلْمُؤْمِنِينَ inananlara lil'mu'minīna
inananlara ٢ (2)
(2)
bir Kitaptır أُنزِلَ indirilen unzila
indirilen إِلَيْكَ sana ilayka
sana فَلَا olmasın falā
olmasın يَكُن be yakun
be فِى göğsünde fī
göğsünde صَدْرِكَ your breast ṣadrika
your breast حَرَجٌۭ bir sıkıntı ḥarajun
bir sıkıntı مِّنْهُ onunla min'hu
onunla لِتُنذِرَ uyarman litundhira
uyarman بِهِۦ hususunda bihi
hususunda وَذِكْرَىٰ ve öğüt (vermen) wadhik'rā
ve öğüt (vermen) لِلْمُؤْمِنِينَ inananlara lil'mu'minīna
inananlara ٢ (2)
(2)
Sana bir Kitap indirildi. Onunla insanları uyarman ve inananlara öğüt vermen için kalbine bir darlık gelmesin.
7:3
ٱتَّبِعُوا۟
uyun
ittabiʿū
uyun مَآ şeye mā
şeye أُنزِلَ indirilen unzila
indirilen إِلَيْكُم size ilaykum
size مِّن Rabbinizden min
Rabbinizden رَّبِّكُمْ your Lord rabbikum
your Lord وَلَا ve uymayın walā
ve uymayın تَتَّبِعُوا۟ follow tattabiʿū
follow مِن O'ndan başka min
O'ndan başka دُونِهِۦٓ beside Him dūnihi
beside Him أَوْلِيَآءَ ۗ velilere awliyāa
velilere قَلِيلًۭا ne kadar da az qalīlan
ne kadar da az مَّا öğüt alıyorsunuz mā
öğüt alıyorsunuz تَذَكَّرُونَ you remember tadhakkarūna
you remember ٣ (3)
(3)
uyun مَآ şeye mā
şeye أُنزِلَ indirilen unzila
indirilen إِلَيْكُم size ilaykum
size مِّن Rabbinizden min
Rabbinizden رَّبِّكُمْ your Lord rabbikum
your Lord وَلَا ve uymayın walā
ve uymayın تَتَّبِعُوا۟ follow tattabiʿū
follow مِن O'ndan başka min
O'ndan başka دُونِهِۦٓ beside Him dūnihi
beside Him أَوْلِيَآءَ ۗ velilere awliyāa
velilere قَلِيلًۭا ne kadar da az qalīlan
ne kadar da az مَّا öğüt alıyorsunuz mā
öğüt alıyorsunuz تَذَكَّرُونَ you remember tadhakkarūna
you remember ٣ (3)
(3)
Rabbinizden size indirilen Kitap'a uyun, O'ndan başka dostlar edinerek onlara uymayın. Pek az öğüt dinliyorsunuz.
7:4
وَكَم
ve nice
wakam
ve nice مِّن kent(ler)i min
kent(ler)i قَرْيَةٍ a city qaryatin
a city أَهْلَكْنَـٰهَا helak ettik ahlaknāhā
helak ettik فَجَآءَهَا onlara geliverdi fajāahā
onlara geliverdi بَأْسُنَا azabımız basunā
azabımız بَيَـٰتًا gece yatarlarken bayātan
gece yatarlarken أَوْ yahut aw
yahut هُمْ onlar hum
onlar قَآئِلُونَ gündüz uyurlarken qāilūna
gündüz uyurlarken ٤ (4)
(4)
ve nice مِّن kent(ler)i min
kent(ler)i قَرْيَةٍ a city qaryatin
a city أَهْلَكْنَـٰهَا helak ettik ahlaknāhā
helak ettik فَجَآءَهَا onlara geliverdi fajāahā
onlara geliverdi بَأْسُنَا azabımız basunā
azabımız بَيَـٰتًا gece yatarlarken bayātan
gece yatarlarken أَوْ yahut aw
yahut هُمْ onlar hum
onlar قَآئِلُونَ gündüz uyurlarken qāilūna
gündüz uyurlarken ٤ (4)
(4)
Biz nice kentleri yok etmişizdir; geceleyin veya gündüz uykularında iken baskınımıza uğramışlardır.
7:5
فَمَا
kalmadı
famā
kalmadı كَانَ yalvarıları kāna
yalvarıları دَعْوَىٰهُمْ their plea daʿwāhum
their plea إِذْ zaman idh
zaman جَآءَهُم onlara geldiği jāahum
onlara geldiği بَأْسُنَآ azabımız basunā
azabımız إِلَّآ başka illā
başka أَن demelerinden an
demelerinden قَالُوٓا۟ they said qālū
they said إِنَّا biz gerçekten innā
biz gerçekten كُنَّا zalimlermişiz kunnā
zalimlermişiz ظَـٰلِمِينَ wrongdoers ẓālimīna
wrongdoers ٥ (5)
(5)
kalmadı كَانَ yalvarıları kāna
yalvarıları دَعْوَىٰهُمْ their plea daʿwāhum
their plea إِذْ zaman idh
zaman جَآءَهُم onlara geldiği jāahum
onlara geldiği بَأْسُنَآ azabımız basunā
azabımız إِلَّآ başka illā
başka أَن demelerinden an
demelerinden قَالُوٓا۟ they said qālū
they said إِنَّا biz gerçekten innā
biz gerçekten كُنَّا zalimlermişiz kunnā
zalimlermişiz ظَـٰلِمِينَ wrongdoers ẓālimīna
wrongdoers ٥ (5)
(5)
Baskınımıza uğradıklarında, sözleri, "Gerçekten biz haksızdık" demekten ibaret kalmıştır.
7:6
فَلَنَسْـَٔلَنَّ
soracağız
falanasalanna
soracağız ٱلَّذِينَ olanlara alladhīna
olanlara أُرْسِلَ elçi gönderilmiş ur'sila
elçi gönderilmiş إِلَيْهِمْ kendilerine ilayhim
kendilerine وَلَنَسْـَٔلَنَّ ve soracağız walanasalanna
ve soracağız ٱلْمُرْسَلِينَ gönderilen elçilere l-mur'salīna
gönderilen elçilere ٦ (6)
(6)
soracağız ٱلَّذِينَ olanlara alladhīna
olanlara أُرْسِلَ elçi gönderilmiş ur'sila
elçi gönderilmiş إِلَيْهِمْ kendilerine ilayhim
kendilerine وَلَنَسْـَٔلَنَّ ve soracağız walanasalanna
ve soracağız ٱلْمُرْسَلِينَ gönderilen elçilere l-mur'salīna
gönderilen elçilere ٦ (6)
(6)
And olsun ki, kendilerine peygamber gönderilenlere soracağız, peygamberlere de soracağız.
7:7
فَلَنَقُصَّنَّ
ve elbette anlatacağız
falanaquṣṣanna
ve elbette anlatacağız عَلَيْهِم onlara ʿalayhim
onlara بِعِلْمٍۢ ۖ bilgi ile biʿil'min
bilgi ile وَمَا zira wamā
zira كُنَّا değiliz biz kunnā
değiliz biz غَآئِبِينَ onlardan uzak ghāibīna
onlardan uzak ٧ (7)
(7)
ve elbette anlatacağız عَلَيْهِم onlara ʿalayhim
onlara بِعِلْمٍۢ ۖ bilgi ile biʿil'min
bilgi ile وَمَا zira wamā
zira كُنَّا değiliz biz kunnā
değiliz biz غَآئِبِينَ onlardan uzak ghāibīna
onlardan uzak ٧ (7)
(7)
And olsun ki, yaptıklarını kendilerine bir bir anlatacağız, zira onlardan uzak değildik.
7:8
وَٱلْوَزْنُ
ve tartı
wal-waznu
ve tartı يَوْمَئِذٍ o gün yawma-idhin
o gün ٱلْحَقُّ ۚ tam doğrudur l-ḥaqu
tam doğrudur فَمَن kimin faman
kimin ثَقُلَتْ ağır gelirse thaqulat
ağır gelirse مَوَٰزِينُهُۥ tartıları mawāzīnuhu
tartıları فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte fa-ulāika
işte هُمُ onlar humu
onlar ٱلْمُفْلِحُونَ kurtulanlardır l-muf'liḥūna
kurtulanlardır ٨ (8)
(8)
ve tartı يَوْمَئِذٍ o gün yawma-idhin
o gün ٱلْحَقُّ ۚ tam doğrudur l-ḥaqu
tam doğrudur فَمَن kimin faman
kimin ثَقُلَتْ ağır gelirse thaqulat
ağır gelirse مَوَٰزِينُهُۥ tartıları mawāzīnuhu
tartıları فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte fa-ulāika
işte هُمُ onlar humu
onlar ٱلْمُفْلِحُونَ kurtulanlardır l-muf'liḥūna
kurtulanlardır ٨ (8)
(8)
Gerçek tartı kıyamet günündedir. Tartıları ağır gelenler, işte onlar kurtulanlardır.
7:9
وَمَنْ
kimin
waman
kimin خَفَّتْ hafif gelirse khaffat
hafif gelirse مَوَٰزِينُهُۥ tartıları mawāzīnuhu
tartıları فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar da fa-ulāika
işte onlar da ٱلَّذِينَ kimselerdir alladhīna
kimselerdir خَسِرُوٓا۟ ziyana sokan(lardır) khasirū
ziyana sokan(lardır) أَنفُسَهُم kendilerini anfusahum
kendilerini بِمَا ötürü bimā
ötürü كَانُوا۟ ayetlerimize kānū
ayetlerimize بِـَٔايَـٰتِنَا to Our Verses biāyātinā
to Our Verses يَظْلِمُونَ haksızlık etmelerinden yaẓlimūna
haksızlık etmelerinden ٩ (9)
(9)
kimin خَفَّتْ hafif gelirse khaffat
hafif gelirse مَوَٰزِينُهُۥ tartıları mawāzīnuhu
tartıları فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar da fa-ulāika
işte onlar da ٱلَّذِينَ kimselerdir alladhīna
kimselerdir خَسِرُوٓا۟ ziyana sokan(lardır) khasirū
ziyana sokan(lardır) أَنفُسَهُم kendilerini anfusahum
kendilerini بِمَا ötürü bimā
ötürü كَانُوا۟ ayetlerimize kānū
ayetlerimize بِـَٔايَـٰتِنَا to Our Verses biāyātinā
to Our Verses يَظْلِمُونَ haksızlık etmelerinden yaẓlimūna
haksızlık etmelerinden ٩ (9)
(9)
Tartıları hafif gelenler, ayetlerimize yaptıkları haksızlıklardan ötürü kendilerini mahvetmiş olanlardır.
7:10
وَلَقَدْ
ve doğrusu
walaqad
ve doğrusu مَكَّنَّـٰكُمْ biz sizi yerleştirdik makkannākum
biz sizi yerleştirdik فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth وَجَعَلْنَا ve verdik wajaʿalnā
ve verdik لَكُمْ size lakum
size فِيهَا orada fīhā
orada مَعَـٰيِشَ ۗ geçimlikler maʿāyisha
geçimlikler قَلِيلًۭا ne kadar da az qalīlan
ne kadar da az مَّا şükrediyorsunuz mā
şükrediyorsunuz تَشْكُرُونَ you (are) grateful tashkurūna
you (are) grateful ١٠ (10)
(10)
ve doğrusu مَكَّنَّـٰكُمْ biz sizi yerleştirdik makkannākum
biz sizi yerleştirdik فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth وَجَعَلْنَا ve verdik wajaʿalnā
ve verdik لَكُمْ size lakum
size فِيهَا orada fīhā
orada مَعَـٰيِشَ ۗ geçimlikler maʿāyisha
geçimlikler قَلِيلًۭا ne kadar da az qalīlan
ne kadar da az مَّا şükrediyorsunuz mā
şükrediyorsunuz تَشْكُرُونَ you (are) grateful tashkurūna
you (are) grateful ١٠ (10)
(10)
Sizi yeryüzünde yerleştirdik ve orada size geçimlikler yarattık. Öyleyken pek az şükrediyorsunuz.
7:11
وَلَقَدْ
ve andolsun
walaqad
ve andolsun خَلَقْنَـٰكُمْ sizi yarattık khalaqnākum
sizi yarattık ثُمَّ sonra thumma
sonra صَوَّرْنَـٰكُمْ size biçim verdik ṣawwarnākum
size biçim verdik ثُمَّ sonra da thumma
sonra da قُلْنَا dedik qul'nā
dedik لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ meleklere lil'malāikati
meleklere ٱسْجُدُوا۟ secde edin us'judū
secde edin لِـَٔادَمَ Adem'e liādama
Adem'e فَسَجَدُوٓا۟ hepsi secde ettiler fasajadū
hepsi secde ettiler إِلَّآ hariç illā
hariç إِبْلِيسَ İblis ib'līsa
İblis لَمْ o olmadı lam
o olmadı يَكُن he was yakun
he was مِّنَ secde edenlerden mina
secde edenlerden ٱلسَّـٰجِدِينَ those who prostrated l-sājidīna
those who prostrated ١١ (11)
(11)
ve andolsun خَلَقْنَـٰكُمْ sizi yarattık khalaqnākum
sizi yarattık ثُمَّ sonra thumma
sonra صَوَّرْنَـٰكُمْ size biçim verdik ṣawwarnākum
size biçim verdik ثُمَّ sonra da thumma
sonra da قُلْنَا dedik qul'nā
dedik لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ meleklere lil'malāikati
meleklere ٱسْجُدُوا۟ secde edin us'judū
secde edin لِـَٔادَمَ Adem'e liādama
Adem'e فَسَجَدُوٓا۟ hepsi secde ettiler fasajadū
hepsi secde ettiler إِلَّآ hariç illā
hariç إِبْلِيسَ İblis ib'līsa
İblis لَمْ o olmadı lam
o olmadı يَكُن he was yakun
he was مِّنَ secde edenlerden mina
secde edenlerden ٱلسَّـٰجِدِينَ those who prostrated l-sājidīna
those who prostrated ١١ (11)
(11)
And olsun ki, sizi yarattık, sonra şekil verdik, sonra meleklere, "Adem'e secde edin" dedik; İblis'ten başka hepsi secde etti, o secde edenlerden olmadı.
7:12
قَالَ
dedi
qāla
dedi مَا nedir? mā
nedir? مَنَعَكَ seni alıkoyan manaʿaka
seni alıkoyan أَلَّا secde etmekten allā
secde etmekten تَسْجُدَ you prostrate tasjuda
you prostrate إِذْ zaman idh
zaman أَمَرْتُكَ ۖ sana emrettiğim amartuka
sana emrettiğim قَالَ dedi qāla
dedi أَنَا۠ ben anā
ben خَيْرٌۭ hayırlıyım khayrun
hayırlıyım مِّنْهُ ondan min'hu
ondan خَلَقْتَنِى beni yarattın khalaqtanī
beni yarattın مِن ateşten min
ateşten نَّارٍۢ fire nārin
fire وَخَلَقْتَهُۥ onu ise yarattın wakhalaqtahu
onu ise yarattın مِن çamurdan min
çamurdan طِينٍۢ clay ṭīnin
clay ١٢ (12)
(12)
dedi مَا nedir? mā
nedir? مَنَعَكَ seni alıkoyan manaʿaka
seni alıkoyan أَلَّا secde etmekten allā
secde etmekten تَسْجُدَ you prostrate tasjuda
you prostrate إِذْ zaman idh
zaman أَمَرْتُكَ ۖ sana emrettiğim amartuka
sana emrettiğim قَالَ dedi qāla
dedi أَنَا۠ ben anā
ben خَيْرٌۭ hayırlıyım khayrun
hayırlıyım مِّنْهُ ondan min'hu
ondan خَلَقْتَنِى beni yarattın khalaqtanī
beni yarattın مِن ateşten min
ateşten نَّارٍۢ fire nārin
fire وَخَلَقْتَهُۥ onu ise yarattın wakhalaqtahu
onu ise yarattın مِن çamurdan min
çamurdan طِينٍۢ clay ṭīnin
clay ١٢ (12)
(12)
Allah, "Sana emrettiğim halde, seni secdeden alıkoyan nedir?" dedi, "Beni ateşten onu çamurdan yarattın, ben ondan üstünüm" cevabını verdi.
7:13
قَالَ
dedi
qāla
dedi فَٱهْبِطْ öyle ise in fa-ih'biṭ
öyle ise in مِنْهَا oradan min'hā
oradan فَمَا değildir famā
değildir يَكُونُ (haddin) yakūnu
(haddin) لَكَ senin laka
senin أَن büyüklük taslamak an
büyüklük taslamak تَتَكَبَّرَ you be arrogant tatakabbara
you be arrogant فِيهَا orada fīhā
orada فَٱخْرُجْ çık fa-ukh'ruj
çık إِنَّكَ çünkü sen innaka
çünkü sen مِنَ aşağılıklardansın mina
aşağılıklardansın ٱلصَّـٰغِرِينَ the disgraced ones l-ṣāghirīna
the disgraced ones ١٣ (13)
(13)
dedi فَٱهْبِطْ öyle ise in fa-ih'biṭ
öyle ise in مِنْهَا oradan min'hā
oradan فَمَا değildir famā
değildir يَكُونُ (haddin) yakūnu
(haddin) لَكَ senin laka
senin أَن büyüklük taslamak an
büyüklük taslamak تَتَكَبَّرَ you be arrogant tatakabbara
you be arrogant فِيهَا orada fīhā
orada فَٱخْرُجْ çık fa-ukh'ruj
çık إِنَّكَ çünkü sen innaka
çünkü sen مِنَ aşağılıklardansın mina
aşağılıklardansın ٱلصَّـٰغِرِينَ the disgraced ones l-ṣāghirīna
the disgraced ones ١٣ (13)
(13)
Ona, "İn oradan, orada büyüklenmek sana düşmez, defol, sen alçağın birisin" dedi.
7:14
قَالَ
dedi
qāla
dedi أَنظِرْنِىٓ bana süre ver anẓir'nī
bana süre ver إِلَىٰ kadar ilā
kadar يَوْمِ güne yawmi
güne يُبْعَثُونَ tekrar dirilecekleri yub'ʿathūna
tekrar dirilecekleri ١٤ (14)
(14)
dedi أَنظِرْنِىٓ bana süre ver anẓir'nī
bana süre ver إِلَىٰ kadar ilā
kadar يَوْمِ güne yawmi
güne يُبْعَثُونَ tekrar dirilecekleri yub'ʿathūna
tekrar dirilecekleri ١٤ (14)
(14)
Ona, "İnsanların tekrar dirilecekleri güne kadar beni ertele" dedi.
7:15
قَالَ
dedi ki
qāla
dedi ki إِنَّكَ haydi sen innaka
haydi sen مِنَ süre verilmişlerdensin mina
süre verilmişlerdensin ٱلْمُنظَرِينَ the ones given respite l-munẓarīna
the ones given respite ١٥ (15)
(15)
dedi ki إِنَّكَ haydi sen innaka
haydi sen مِنَ süre verilmişlerdensin mina
süre verilmişlerdensin ٱلْمُنظَرِينَ the ones given respite l-munẓarīna
the ones given respite ١٥ (15)
(15)
Allah; "Sen erteye bırakılanlardansın" dedi.
7:16
قَالَ
dedi ki
qāla
dedi ki فَبِمَآ karşılık fabimā
karşılık أَغْوَيْتَنِى beni azdırmana aghwaytanī
beni azdırmana لَأَقْعُدَنَّ ben de oturacağım la-aqʿudanna
ben de oturacağım لَهُمْ onlar(ı saptırmak) için lahum
onlar(ı saptırmak) için صِرَٰطَكَ senin yolunun üstüne ṣirāṭaka
senin yolunun üstüne ٱلْمُسْتَقِيمَ doğru l-mus'taqīma
doğru ١٦ (16)
(16)
dedi ki فَبِمَآ karşılık fabimā
karşılık أَغْوَيْتَنِى beni azdırmana aghwaytanī
beni azdırmana لَأَقْعُدَنَّ ben de oturacağım la-aqʿudanna
ben de oturacağım لَهُمْ onlar(ı saptırmak) için lahum
onlar(ı saptırmak) için صِرَٰطَكَ senin yolunun üstüne ṣirāṭaka
senin yolunun üstüne ٱلْمُسْتَقِيمَ doğru l-mus'taqīma
doğru ١٦ (16)
(16)
"Beni azdırdığın için, and olsun ki, Senin doğru yolun üzerinde onlara karşı duracağım; sonra önlerinden, ardlarından, sağ ve sollarından onlara sokulacağım; çoğunu Sana şükreder bulamayacaksın" dedi.
7:17
ثُمَّ
sonra
thumma
sonra لَـَٔاتِيَنَّهُم onlara sokulacağım laātiyannahum
onlara sokulacağım مِّنۢ önlerinden min
önlerinden بَيْنِ before bayni
before أَيْدِيهِمْ them aydīhim
them وَمِنْ ce wamin
ce خَلْفِهِمْ arkalarından khalfihim
arkalarından وَعَنْ ve waʿan
ve أَيْمَـٰنِهِمْ sağlarından aymānihim
sağlarından وَعَن ve waʿan
ve شَمَآئِلِهِمْ ۖ sollarından shamāilihim
sollarından وَلَا ve walā
ve تَجِدُ bulmayacaksın tajidu
bulmayacaksın أَكْثَرَهُمْ çoklarını aktharahum
çoklarını شَـٰكِرِينَ şükredenlerden shākirīna
şükredenlerden ١٧ (17)
(17)
sonra لَـَٔاتِيَنَّهُم onlara sokulacağım laātiyannahum
onlara sokulacağım مِّنۢ önlerinden min
önlerinden بَيْنِ before bayni
before أَيْدِيهِمْ them aydīhim
them وَمِنْ ce wamin
ce خَلْفِهِمْ arkalarından khalfihim
arkalarından وَعَنْ ve waʿan
ve أَيْمَـٰنِهِمْ sağlarından aymānihim
sağlarından وَعَن ve waʿan
ve شَمَآئِلِهِمْ ۖ sollarından shamāilihim
sollarından وَلَا ve walā
ve تَجِدُ bulmayacaksın tajidu
bulmayacaksın أَكْثَرَهُمْ çoklarını aktharahum
çoklarını شَـٰكِرِينَ şükredenlerden shākirīna
şükredenlerden ١٧ (17)
(17)
"Beni azdırdığın için, and olsun ki, Senin doğru yolun üzerinde onlara karşı duracağım; sonra önlerinden, ardlarından, sağ ve sollarından onlara sokulacağım; çoğunu Sana şükreder bulamayacaksın" dedi.
7:18
قَالَ
buyurdu
qāla
buyurdu ٱخْرُجْ haydi çık ukh'ruj
haydi çık مِنْهَا oradan min'hā
oradan مَذْءُومًۭا yerilmiş olarak madhūman
yerilmiş olarak مَّدْحُورًۭا ۖ ve kovulmuş olarak madḥūran
ve kovulmuş olarak لَّمَن andolsun kim laman
andolsun kim تَبِعَكَ sana uyarsa tabiʿaka
sana uyarsa مِنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan لَأَمْلَأَنَّ dolduracağım la-amla-anna
dolduracağım جَهَنَّمَ cehennemi jahannama
cehennemi مِنكُمْ sizin minkum
sizin أَجْمَعِينَ hepinizle ajmaʿīna
hepinizle ١٨ (18)
(18)
buyurdu ٱخْرُجْ haydi çık ukh'ruj
haydi çık مِنْهَا oradan min'hā
oradan مَذْءُومًۭا yerilmiş olarak madhūman
yerilmiş olarak مَّدْحُورًۭا ۖ ve kovulmuş olarak madḥūran
ve kovulmuş olarak لَّمَن andolsun kim laman
andolsun kim تَبِعَكَ sana uyarsa tabiʿaka
sana uyarsa مِنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan لَأَمْلَأَنَّ dolduracağım la-amla-anna
dolduracağım جَهَنَّمَ cehennemi jahannama
cehennemi مِنكُمْ sizin minkum
sizin أَجْمَعِينَ hepinizle ajmaʿīna
hepinizle ١٨ (18)
(18)
Allah, "Yerilmiş ve kovulmuşsun, oradan defol; and olsun ki insanlardan sana kim uyarsa, hepinizi cehenneme dolduracağım" dedi.
7:19
وَيَـٰٓـَٔادَمُ
ve ey Adem
wayāādamu
ve ey Adem ٱسْكُنْ durun us'kun
durun أَنتَ sen anta
sen وَزَوْجُكَ ve eşin wazawjuka
ve eşin ٱلْجَنَّةَ cennette l-janata
cennette فَكُلَا yeyin fakulā
yeyin مِنْ yerden min
yerden حَيْثُ wherever ḥaythu
wherever شِئْتُمَا dilediğiniz shi'tumā
dilediğiniz وَلَا fakat walā
fakat تَقْرَبَا yaklaşmayın taqrabā
yaklaşmayın هَـٰذِهِ şu hādhihi
şu ٱلشَّجَرَةَ ağaca l-shajarata
ağaca فَتَكُونَا yoksa olursunuz fatakūnā
yoksa olursunuz مِنَ zalimlerden mina
zalimlerden ٱلظَّـٰلِمِينَ the wrongdoers l-ẓālimīna
the wrongdoers ١٩ (19)
(19)
ve ey Adem ٱسْكُنْ durun us'kun
durun أَنتَ sen anta
sen وَزَوْجُكَ ve eşin wazawjuka
ve eşin ٱلْجَنَّةَ cennette l-janata
cennette فَكُلَا yeyin fakulā
yeyin مِنْ yerden min
yerden حَيْثُ wherever ḥaythu
wherever شِئْتُمَا dilediğiniz shi'tumā
dilediğiniz وَلَا fakat walā
fakat تَقْرَبَا yaklaşmayın taqrabā
yaklaşmayın هَـٰذِهِ şu hādhihi
şu ٱلشَّجَرَةَ ağaca l-shajarata
ağaca فَتَكُونَا yoksa olursunuz fatakūnā
yoksa olursunuz مِنَ zalimlerden mina
zalimlerden ٱلظَّـٰلِمِينَ the wrongdoers l-ẓālimīna
the wrongdoers ١٩ (19)
(19)
"Ey Adem! Sen ve eşin cennette kalın ve istediğiniz yerden yiyin, yalnız şu ağaca yaklaşmayın yoksa zalimlerden olursunuz."
7:20
فَوَسْوَسَ
derken fısıldadı
fawaswasa
derken fısıldadı لَهُمَا onlara lahumā
onlara ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan l-shayṭānu
şeytan لِيُبْدِىَ göstermek için liyub'diya
göstermek için لَهُمَا kendilerine lahumā
kendilerine مَا olan mā
olan وُۥرِىَ gizlenmiş wūriya
gizlenmiş عَنْهُمَا onların ʿanhumā
onların مِن çirkin yerlerinden min
çirkin yerlerinden سَوْءَٰتِهِمَا their shame sawātihimā
their shame وَقَالَ dedi waqāla
dedi مَا sizi men'etti mā
sizi men'etti نَهَىٰكُمَا forbid you both nahākumā
forbid you both رَبُّكُمَا Rabbiniz rabbukumā
Rabbiniz عَنْ (-tan) ʿan
(-tan) هَـٰذِهِ şu hādhihi
şu ٱلشَّجَرَةِ ağaç(tan) l-shajarati
ağaç(tan) إِلَّآ sırf illā
sırf أَن diye an
diye تَكُونَا olursunuz takūnā
olursunuz مَلَكَيْنِ ikiniz de birer melek malakayni
ikiniz de birer melek أَوْ ya da aw
ya da تَكُونَا olursunuz (diye) takūnā
olursunuz (diye) مِنَ ebedi kalıcılardan mina
ebedi kalıcılardan ٱلْخَـٰلِدِينَ the immortals l-khālidīna
the immortals ٢٠ (20)
(20)
derken fısıldadı لَهُمَا onlara lahumā
onlara ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan l-shayṭānu
şeytan لِيُبْدِىَ göstermek için liyub'diya
göstermek için لَهُمَا kendilerine lahumā
kendilerine مَا olan mā
olan وُۥرِىَ gizlenmiş wūriya
gizlenmiş عَنْهُمَا onların ʿanhumā
onların مِن çirkin yerlerinden min
çirkin yerlerinden سَوْءَٰتِهِمَا their shame sawātihimā
their shame وَقَالَ dedi waqāla
dedi مَا sizi men'etti mā
sizi men'etti نَهَىٰكُمَا forbid you both nahākumā
forbid you both رَبُّكُمَا Rabbiniz rabbukumā
Rabbiniz عَنْ (-tan) ʿan
(-tan) هَـٰذِهِ şu hādhihi
şu ٱلشَّجَرَةِ ağaç(tan) l-shajarati
ağaç(tan) إِلَّآ sırf illā
sırf أَن diye an
diye تَكُونَا olursunuz takūnā
olursunuz مَلَكَيْنِ ikiniz de birer melek malakayni
ikiniz de birer melek أَوْ ya da aw
ya da تَكُونَا olursunuz (diye) takūnā
olursunuz (diye) مِنَ ebedi kalıcılardan mina
ebedi kalıcılardan ٱلْخَـٰلِدِينَ the immortals l-khālidīna
the immortals ٢٠ (20)
(20)
Şeytan, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onlara fısıldadı: "Rabbinizin sizi bu ağaçtan menetmesi melek olmanız veya burada temelli kalmanızı önlemek içindir."
7:21
وَقَاسَمَهُمَآ
ve onlara yemin etti
waqāsamahumā
ve onlara yemin etti إِنِّى elbette ben innī
elbette ben لَكُمَا size lakumā
size لَمِنَ diye lamina
diye ٱلنَّـٰصِحِينَ öğüt verenlerdenim l-nāṣiḥīna
öğüt verenlerdenim ٢١ (21)
(21)
ve onlara yemin etti إِنِّى elbette ben innī
elbette ben لَكُمَا size lakumā
size لَمِنَ diye lamina
diye ٱلنَّـٰصِحِينَ öğüt verenlerdenim l-nāṣiḥīna
öğüt verenlerdenim ٢١ (21)
(21)
"Doğrusu ben size öğüt verenlerdenim" diye ikisine yemin etti.
7:22
فَدَلَّىٰهُمَا
onları aşağı sarkıttı
fadallāhumā
onları aşağı sarkıttı بِغُرُورٍۢ ۚ aldatarak bighurūrin
aldatarak فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki ذَاقَا tadınca dhāqā
tadınca ٱلشَّجَرَةَ ağac(ın meyvasın)ı l-shajarata
ağac(ın meyvasın)ı بَدَتْ göründü badat
göründü لَهُمَا kendilerine lahumā
kendilerine سَوْءَٰتُهُمَا çirkin yerleri sawātuhumā
çirkin yerleri وَطَفِقَا ve başladılar waṭafiqā
ve başladılar يَخْصِفَانِ üst üste yamayıp örtmeğe yakhṣifāni
üst üste yamayıp örtmeğe عَلَيْهِمَا üzerlerine ʿalayhimā
üzerlerine مِن yapraklarından min
yapraklarından وَرَقِ (the) leaves waraqi
(the) leaves ٱلْجَنَّةِ ۖ cennet l-janati
cennet وَنَادَىٰهُمَا ve onlara seslendi wanādāhumā
ve onlara seslendi رَبُّهُمَآ Rableri rabbuhumā
Rableri أَلَمْ ben sizi men'etmedim mi? alam
ben sizi men'etmedim mi? أَنْهَكُمَا I forbid you both anhakumā
I forbid you both عَن bu ʿan
bu تِلْكُمَا this til'kumā
this ٱلشَّجَرَةِ ağaçtan l-shajarati
ağaçtan وَأَقُل ve demedim mi? wa-aqul
ve demedim mi? لَّكُمَآ size lakumā
size إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱلشَّيْطَـٰنَ şeytan l-shayṭāna
şeytan لَكُمَا sizin için lakumā
sizin için عَدُوٌّۭ düşmandır ʿaduwwun
düşmandır مُّبِينٌۭ apaçık mubīnun
apaçık ٢٢ (22)
(22)
onları aşağı sarkıttı بِغُرُورٍۢ ۚ aldatarak bighurūrin
aldatarak فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki ذَاقَا tadınca dhāqā
tadınca ٱلشَّجَرَةَ ağac(ın meyvasın)ı l-shajarata
ağac(ın meyvasın)ı بَدَتْ göründü badat
göründü لَهُمَا kendilerine lahumā
kendilerine سَوْءَٰتُهُمَا çirkin yerleri sawātuhumā
çirkin yerleri وَطَفِقَا ve başladılar waṭafiqā
ve başladılar يَخْصِفَانِ üst üste yamayıp örtmeğe yakhṣifāni
üst üste yamayıp örtmeğe عَلَيْهِمَا üzerlerine ʿalayhimā
üzerlerine مِن yapraklarından min
yapraklarından وَرَقِ (the) leaves waraqi
(the) leaves ٱلْجَنَّةِ ۖ cennet l-janati
cennet وَنَادَىٰهُمَا ve onlara seslendi wanādāhumā
ve onlara seslendi رَبُّهُمَآ Rableri rabbuhumā
Rableri أَلَمْ ben sizi men'etmedim mi? alam
ben sizi men'etmedim mi? أَنْهَكُمَا I forbid you both anhakumā
I forbid you both عَن bu ʿan
bu تِلْكُمَا this til'kumā
this ٱلشَّجَرَةِ ağaçtan l-shajarati
ağaçtan وَأَقُل ve demedim mi? wa-aqul
ve demedim mi? لَّكُمَآ size lakumā
size إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱلشَّيْطَـٰنَ şeytan l-shayṭāna
şeytan لَكُمَا sizin için lakumā
sizin için عَدُوٌّۭ düşmandır ʿaduwwun
düşmandır مُّبِينٌۭ apaçık mubīnun
apaçık ٢٢ (22)
(22)
Böylece onların yanılmalarını sağladı. Ağaçtan meyve tattıklarında kendilerine ayıp yerleri göründü, cennet yapraklarından oralarına örtmeğe koyuldular. Rableri onlara, "Ben sizi o ağaçtan menetmemiş miydim? Şeytanın size apaçık bir düşman olduğunu söylememiş miydim?" diye seslendi.
7:23
قَالَا
dediler
qālā
dediler رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz ظَلَمْنَآ biz zulmettik ẓalamnā
biz zulmettik أَنفُسَنَا kendimize anfusanā
kendimize وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer لَّمْ bağışlamazsan lam
bağışlamazsan تَغْفِرْ You forgive taghfir
You forgive لَنَا bizi lanā
bizi وَتَرْحَمْنَا ve bize acımazsan watarḥamnā
ve bize acımazsan لَنَكُونَنَّ muhakkak oluruz lanakūnanna
muhakkak oluruz مِنَ ziyana uğrayanlardan mina
ziyana uğrayanlardan ٱلْخَـٰسِرِينَ the losers l-khāsirīna
the losers ٢٣ (23)
(23)
dediler رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz ظَلَمْنَآ biz zulmettik ẓalamnā
biz zulmettik أَنفُسَنَا kendimize anfusanā
kendimize وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer لَّمْ bağışlamazsan lam
bağışlamazsan تَغْفِرْ You forgive taghfir
You forgive لَنَا bizi lanā
bizi وَتَرْحَمْنَا ve bize acımazsan watarḥamnā
ve bize acımazsan لَنَكُونَنَّ muhakkak oluruz lanakūnanna
muhakkak oluruz مِنَ ziyana uğrayanlardan mina
ziyana uğrayanlardan ٱلْخَـٰسِرِينَ the losers l-khāsirīna
the losers ٢٣ (23)
(23)
Her ikisi, "Rabbimiz! Kendimize yazık ettik; bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen biz kaybedenlerden oluruz" dediler.
7:24
قَالَ
buyurdu
qāla
buyurdu ٱهْبِطُوا۟ inin ih'biṭū
inin بَعْضُكُمْ bır kısmınız baʿḍukum
bır kısmınız لِبَعْضٍ diğerinize libaʿḍin
diğerinize عَدُوٌّۭ ۖ düşman olarak ʿaduwwun
düşman olarak وَلَكُمْ sizin içindir walakum
sizin içindir فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth مُسْتَقَرٌّۭ yerleşme mus'taqarrun
yerleşme وَمَتَـٰعٌ ve geçinme wamatāʿun
ve geçinme إِلَىٰ kadar ilā
kadar حِينٍۢ bir süreye ḥīnin
bir süreye ٢٤ (24)
(24)
buyurdu ٱهْبِطُوا۟ inin ih'biṭū
inin بَعْضُكُمْ bır kısmınız baʿḍukum
bır kısmınız لِبَعْضٍ diğerinize libaʿḍin
diğerinize عَدُوٌّۭ ۖ düşman olarak ʿaduwwun
düşman olarak وَلَكُمْ sizin içindir walakum
sizin içindir فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth مُسْتَقَرٌّۭ yerleşme mus'taqarrun
yerleşme وَمَتَـٰعٌ ve geçinme wamatāʿun
ve geçinme إِلَىٰ kadar ilā
kadar حِينٍۢ bir süreye ḥīnin
bir süreye ٢٤ (24)
(24)
"Birbirinize düşman olarak inin, siz yeryüzünde bir müddet için yerleşip geçineceksiniz."
7:25
قَالَ
dedi
qāla
dedi فِيهَا orada fīhā
orada تَحْيَوْنَ yaşayacaksınız taḥyawna
yaşayacaksınız وَفِيهَا ve orada wafīhā
ve orada تَمُوتُونَ öleceksiniz tamūtūna
öleceksiniz وَمِنْهَا ve yine oradan wamin'hā
ve yine oradan تُخْرَجُونَ çıkarılacaksınız tukh'rajūna
çıkarılacaksınız ٢٥ (25)
(25)
dedi فِيهَا orada fīhā
orada تَحْيَوْنَ yaşayacaksınız taḥyawna
yaşayacaksınız وَفِيهَا ve orada wafīhā
ve orada تَمُوتُونَ öleceksiniz tamūtūna
öleceksiniz وَمِنْهَا ve yine oradan wamin'hā
ve yine oradan تُخْرَجُونَ çıkarılacaksınız tukh'rajūna
çıkarılacaksınız ٢٥ (25)
(25)
"Orada yaşar, orada ölür ve oradan dirilip çıkarılırsınız" dedi.
7:26
يَـٰبَنِىٓ
Ey oğulları
yābanī
Ey oğulları ءَادَمَ Adem ādama
Adem قَدْ muhakkak qad
muhakkak أَنزَلْنَا indirdik anzalnā
indirdik عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size لِبَاسًۭا giysi libāsan
giysi يُوَٰرِى örtecek yuwārī
örtecek سَوْءَٰتِكُمْ çirkin yerlerinizi sawātikum
çirkin yerlerinizi وَرِيشًۭا ۖ ve süslenecek elbise warīshan
ve süslenecek elbise وَلِبَاسُ ve giysisi walibāsu
ve giysisi ٱلتَّقْوَىٰ takva l-taqwā
takva ذَٰلِكَ bu dhālika
bu خَيْرٌۭ ۚ en iyisidir khayrun
en iyisidir ذَٰلِكَ işte bu(nlar) dhālika
işte bu(nlar) مِنْ ayetlerindendir min
ayetlerindendir ءَايَـٰتِ (the) Signs āyāti
(the) Signs ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın لَعَلَّهُمْ belki laʿallahum
belki يَذَّكَّرُونَ düşünüp öğüt alırlar yadhakkarūna
düşünüp öğüt alırlar ٢٦ (26)
(26)
Ey oğulları ءَادَمَ Adem ādama
Adem قَدْ muhakkak qad
muhakkak أَنزَلْنَا indirdik anzalnā
indirdik عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size لِبَاسًۭا giysi libāsan
giysi يُوَٰرِى örtecek yuwārī
örtecek سَوْءَٰتِكُمْ çirkin yerlerinizi sawātikum
çirkin yerlerinizi وَرِيشًۭا ۖ ve süslenecek elbise warīshan
ve süslenecek elbise وَلِبَاسُ ve giysisi walibāsu
ve giysisi ٱلتَّقْوَىٰ takva l-taqwā
takva ذَٰلِكَ bu dhālika
bu خَيْرٌۭ ۚ en iyisidir khayrun
en iyisidir ذَٰلِكَ işte bu(nlar) dhālika
işte bu(nlar) مِنْ ayetlerindendir min
ayetlerindendir ءَايَـٰتِ (the) Signs āyāti
(the) Signs ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın لَعَلَّهُمْ belki laʿallahum
belki يَذَّكَّرُونَ düşünüp öğüt alırlar yadhakkarūna
düşünüp öğüt alırlar ٢٦ (26)
(26)
Ey İnsanoğulları! Ayıp yerlerinizi örtecek giyimlikle sizi süsleyecek elbiseler gönderdik. Takva örtüsü ise bunlardan daha hayırlıdır. Allah'ın bu ayetleri öğüt almanız içindir.
7:27
يَـٰبَنِىٓ
Ey oğulları
yābanī
Ey oğulları ءَادَمَ Adem ādama
Adem لَا sizi bir belaya düşürmesin lā
sizi bir belaya düşürmesin يَفْتِنَنَّكُمُ tempt you yaftinannakumu
tempt you ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan l-shayṭānu
şeytan كَمَآ gibi kamā
gibi أَخْرَجَ çıkardığı akhraja
çıkardığı أَبَوَيْكُم ana babanızı abawaykum
ana babanızı مِّنَ cennetten mina
cennetten ٱلْجَنَّةِ Paradise l-janati
Paradise يَنزِعُ soyarak yanziʿu
soyarak عَنْهُمَا onların ʿanhumā
onların لِبَاسَهُمَا elbiselerini libāsahumā
elbiselerini لِيُرِيَهُمَا onlara göstermek için liyuriyahumā
onlara göstermek için سَوْءَٰتِهِمَآ ۗ çirkin yerlerini sawātihimā
çirkin yerlerini إِنَّهُۥ muhakkak innahu
muhakkak يَرَىٰكُمْ sizi görürler yarākum
sizi görürler هُوَ o huwa
o وَقَبِيلُهُۥ ve kabilesi waqabīluhu
ve kabilesi مِنْ yerden min
yerden حَيْثُ where ḥaythu
where لَا sizin onları göremeyeceğiniz lā
sizin onları göremeyeceğiniz تَرَوْنَهُمْ ۗ you see them tarawnahum
you see them إِنَّا muhakkak innā
muhakkak جَعَلْنَا biz yaptık jaʿalnā
biz yaptık ٱلشَّيَـٰطِينَ şeytanları l-shayāṭīna
şeytanları أَوْلِيَآءَ dostları awliyāa
dostları لِلَّذِينَ kimselerin lilladhīna
kimselerin لَا inanmayan(ların) lā
inanmayan(ların) يُؤْمِنُونَ zaman yu'minūna
zaman ٢٧ (27)
(27)
Ey oğulları ءَادَمَ Adem ādama
Adem لَا sizi bir belaya düşürmesin lā
sizi bir belaya düşürmesin يَفْتِنَنَّكُمُ tempt you yaftinannakumu
tempt you ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan l-shayṭānu
şeytan كَمَآ gibi kamā
gibi أَخْرَجَ çıkardığı akhraja
çıkardığı أَبَوَيْكُم ana babanızı abawaykum
ana babanızı مِّنَ cennetten mina
cennetten ٱلْجَنَّةِ Paradise l-janati
Paradise يَنزِعُ soyarak yanziʿu
soyarak عَنْهُمَا onların ʿanhumā
onların لِبَاسَهُمَا elbiselerini libāsahumā
elbiselerini لِيُرِيَهُمَا onlara göstermek için liyuriyahumā
onlara göstermek için سَوْءَٰتِهِمَآ ۗ çirkin yerlerini sawātihimā
çirkin yerlerini إِنَّهُۥ muhakkak innahu
muhakkak يَرَىٰكُمْ sizi görürler yarākum
sizi görürler هُوَ o huwa
o وَقَبِيلُهُۥ ve kabilesi waqabīluhu
ve kabilesi مِنْ yerden min
yerden حَيْثُ where ḥaythu
where لَا sizin onları göremeyeceğiniz lā
sizin onları göremeyeceğiniz تَرَوْنَهُمْ ۗ you see them tarawnahum
you see them إِنَّا muhakkak innā
muhakkak جَعَلْنَا biz yaptık jaʿalnā
biz yaptık ٱلشَّيَـٰطِينَ şeytanları l-shayāṭīna
şeytanları أَوْلِيَآءَ dostları awliyāa
dostları لِلَّذِينَ kimselerin lilladhīna
kimselerin لَا inanmayan(ların) lā
inanmayan(ların) يُؤْمِنُونَ zaman yu'minūna
zaman ٢٧ (27)
(27)
Ey İnsanoğulları! Şeytan, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak ananızı babanızı cennetten çıkardığı gibi sizi de şaşırtmasın. Sizin onları görmediğiniz yerlerden o ve taraftarları sizi görürler. Biz şeytanları, inanmayanlara dost kılarız.
7:28
وَإِذَا
ve zaman
wa-idhā
ve zaman فَعَلُوا۟ onlar yaptıkları faʿalū
onlar yaptıkları فَـٰحِشَةًۭ bir kötülük fāḥishatan
bir kötülük قَالُوا۟ dediler qālū
dediler وَجَدْنَا bulduk wajadnā
bulduk عَلَيْهَآ bu (yolda) ʿalayhā
bu (yolda) ءَابَآءَنَا babalarımızı ābāanā
babalarımızı وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah أَمَرَنَا bize emretti amaranā
bize emretti بِهَا ۗ bunu bihā
bunu قُلْ de qul
de إِنَّ muhakkak inna
muhakkak ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah لَا emretmez lā
emretmez يَأْمُرُ order yamuru
order بِٱلْفَحْشَآءِ ۖ kötülüğü bil-faḥshāi
kötülüğü أَتَقُولُونَ mi söylüyorsunuz? ataqūlūna
mi söylüyorsunuz? عَلَى karşı ʿalā
karşı ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a مَا şeyleri mā
şeyleri لَا bilmediğiniz lā
bilmediğiniz تَعْلَمُونَ you know taʿlamūna
you know ٢٨ (28)
(28)
ve zaman فَعَلُوا۟ onlar yaptıkları faʿalū
onlar yaptıkları فَـٰحِشَةًۭ bir kötülük fāḥishatan
bir kötülük قَالُوا۟ dediler qālū
dediler وَجَدْنَا bulduk wajadnā
bulduk عَلَيْهَآ bu (yolda) ʿalayhā
bu (yolda) ءَابَآءَنَا babalarımızı ābāanā
babalarımızı وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah أَمَرَنَا bize emretti amaranā
bize emretti بِهَا ۗ bunu bihā
bunu قُلْ de qul
de إِنَّ muhakkak inna
muhakkak ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah لَا emretmez lā
emretmez يَأْمُرُ order yamuru
order بِٱلْفَحْشَآءِ ۖ kötülüğü bil-faḥshāi
kötülüğü أَتَقُولُونَ mi söylüyorsunuz? ataqūlūna
mi söylüyorsunuz? عَلَى karşı ʿalā
karşı ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a مَا şeyleri mā
şeyleri لَا bilmediğiniz lā
bilmediğiniz تَعْلَمُونَ you know taʿlamūna
you know ٢٨ (28)
(28)
Onlar bir fenalık yaptıkları zaman, "Babalarımızı bu yolda bulduk, Allah da bize bunu emretti" derler. De ki: "Allah fenalığı emretmez. Bilmediğiniz şeyi Allah'a karşı mı söylüyorsunuz?"
7:29
قُلْ
de ki
qul
de ki أَمَرَ emretti amara
emretti رَبِّى Rabbim rabbī
Rabbim بِٱلْقِسْطِ ۖ adaleti bil-qis'ṭi
adaleti وَأَقِيمُوا۟ ve O'na doğrultun wa-aqīmū
ve O'na doğrultun وُجُوهَكُمْ yüzlerinizi wujūhakum
yüzlerinizi عِندَ her ʿinda
her كُلِّ every kulli
every مَسْجِدٍۢ mescidde masjidin
mescidde وَٱدْعُوهُ ve O'na yalvarın wa-id'ʿūhu
ve O'na yalvarın مُخْلِصِينَ has kılarak mukh'liṣīna
has kılarak لَهُ yalnız O'na lahu
yalnız O'na ٱلدِّينَ ۚ dini l-dīna
dini كَمَا gibi kamā
gibi بَدَأَكُمْ ilkin sizi yarattığı bada-akum
ilkin sizi yarattığı تَعُودُونَ O'na döneceksiniz taʿūdūna
O'na döneceksiniz ٢٩ (29)
(29)
de ki أَمَرَ emretti amara
emretti رَبِّى Rabbim rabbī
Rabbim بِٱلْقِسْطِ ۖ adaleti bil-qis'ṭi
adaleti وَأَقِيمُوا۟ ve O'na doğrultun wa-aqīmū
ve O'na doğrultun وُجُوهَكُمْ yüzlerinizi wujūhakum
yüzlerinizi عِندَ her ʿinda
her كُلِّ every kulli
every مَسْجِدٍۢ mescidde masjidin
mescidde وَٱدْعُوهُ ve O'na yalvarın wa-id'ʿūhu
ve O'na yalvarın مُخْلِصِينَ has kılarak mukh'liṣīna
has kılarak لَهُ yalnız O'na lahu
yalnız O'na ٱلدِّينَ ۚ dini l-dīna
dini كَمَا gibi kamā
gibi بَدَأَكُمْ ilkin sizi yarattığı bada-akum
ilkin sizi yarattığı تَعُودُونَ O'na döneceksiniz taʿūdūna
O'na döneceksiniz ٢٩ (29)
(29)
De ki: "Rabbim adaleti emretti; her secde yerinde yüzünüzü O'na doğrultun; dinde samimi olarak O'na yalvarın. Sizi yarattığı gibi yine O'na döneceksiniz."
7:30
فَرِيقًا
bir topluluğu
farīqan
bir topluluğu هَدَىٰ doğru yola iletti hadā
doğru yola iletti وَفَرِيقًا ve bir topluluğa da wafarīqan
ve bir topluluğa da حَقَّ hak oldu ḥaqqa
hak oldu عَلَيْهِمُ üzerlerine ʿalayhimu
üzerlerine ٱلضَّلَـٰلَةُ ۗ sapıklık l-ḍalālatu
sapıklık إِنَّهُمُ çünkü onlar innahumu
çünkü onlar ٱتَّخَذُوا۟ tuttular ittakhadhū
tuttular ٱلشَّيَـٰطِينَ şeytanları l-shayāṭīna
şeytanları أَوْلِيَآءَ dostlar awliyāa
dostlar مِن başka min
başka دُونِ besides dūni
besides ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan وَيَحْسَبُونَ ve sanıyorlar wayaḥsabūna
ve sanıyorlar أَنَّهُم kendilerinin de annahum
kendilerinin de مُّهْتَدُونَ doğru yolda olduklarını muh'tadūna
doğru yolda olduklarını ٣٠ (30)
(30)
bir topluluğu هَدَىٰ doğru yola iletti hadā
doğru yola iletti وَفَرِيقًا ve bir topluluğa da wafarīqan
ve bir topluluğa da حَقَّ hak oldu ḥaqqa
hak oldu عَلَيْهِمُ üzerlerine ʿalayhimu
üzerlerine ٱلضَّلَـٰلَةُ ۗ sapıklık l-ḍalālatu
sapıklık إِنَّهُمُ çünkü onlar innahumu
çünkü onlar ٱتَّخَذُوا۟ tuttular ittakhadhū
tuttular ٱلشَّيَـٰطِينَ şeytanları l-shayāṭīna
şeytanları أَوْلِيَآءَ dostlar awliyāa
dostlar مِن başka min
başka دُونِ besides dūni
besides ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan وَيَحْسَبُونَ ve sanıyorlar wayaḥsabūna
ve sanıyorlar أَنَّهُم kendilerinin de annahum
kendilerinin de مُّهْتَدُونَ doğru yolda olduklarını muh'tadūna
doğru yolda olduklarını ٣٠ (30)
(30)
Allah insanlardan bir takımını doğru yola eriştirdi, fakat bir takımı da sapıklığı haketti, çünkü bunlar Allah'ı bırakıp şeytanları dost edinmiş ve kendilerini doğru yolda sanmışlardı.
7:31
۞ يَـٰبَنِىٓ
Ey oğulları
yābanī
Ey oğulları ءَادَمَ Adem ādama
Adem خُذُوا۟ alın khudhū
alın زِينَتَكُمْ süs(lü güzel giysiler)inizi' zīnatakum
süs(lü güzel giysiler)inizi' عِندَ her ʿinda
her كُلِّ every kulli
every مَسْجِدٍۢ mesci(de gidişiniz)de masjidin
mesci(de gidişiniz)de وَكُلُوا۟ ve yeyin wakulū
ve yeyin وَٱشْرَبُوا۟ ve için wa-ish'rabū
ve için وَلَا fakat israf etmeyin walā
fakat israf etmeyin تُسْرِفُوٓا۟ ۚ be extravagant tus'rifū
be extravagant إِنَّهُۥ çünkü O innahu
çünkü O لَا sevmez lā
sevmez يُحِبُّ love yuḥibbu
love ٱلْمُسْرِفِينَ israf edenleri l-mus'rifīna
israf edenleri ٣١ (31)
(31)
Ey oğulları ءَادَمَ Adem ādama
Adem خُذُوا۟ alın khudhū
alın زِينَتَكُمْ süs(lü güzel giysiler)inizi' zīnatakum
süs(lü güzel giysiler)inizi' عِندَ her ʿinda
her كُلِّ every kulli
every مَسْجِدٍۢ mesci(de gidişiniz)de masjidin
mesci(de gidişiniz)de وَكُلُوا۟ ve yeyin wakulū
ve yeyin وَٱشْرَبُوا۟ ve için wa-ish'rabū
ve için وَلَا fakat israf etmeyin walā
fakat israf etmeyin تُسْرِفُوٓا۟ ۚ be extravagant tus'rifū
be extravagant إِنَّهُۥ çünkü O innahu
çünkü O لَا sevmez lā
sevmez يُحِبُّ love yuḥibbu
love ٱلْمُسْرِفِينَ israf edenleri l-mus'rifīna
israf edenleri ٣١ (31)
(31)
Ey Ademoğulları! Her mescide güzel elbiselerinizi giyinerek gidin; yiyin için fakat israf etmeyin, çünkü Allah müsrifleri sevmez.
7:32
قُلْ
de ki
qul
de ki مَنْ kim man
kim حَرَّمَ haram etti ḥarrama
haram etti زِينَةَ süsü zīnata
süsü ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلَّتِىٓ çıkardığı allatī
çıkardığı أَخْرَجَ He has brought forth akhraja
He has brought forth لِعِبَادِهِۦ kulları için liʿibādihi
kulları için وَٱلطَّيِّبَـٰتِ ve güzel wal-ṭayibāti
ve güzel مِنَ rızıkları mina
rızıkları ٱلرِّزْقِ ۚ sustenance l-riz'qi
sustenance قُلْ de ki qul
de ki هِىَ O hiya
O لِلَّذِينَ kimselerindir lilladhīna
kimselerindir ءَامَنُوا۟ inanan(larındır) āmanū
inanan(larındır) فِى hayatında fī
hayatında ٱلْحَيَوٰةِ the life l-ḥayati
the life ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya خَالِصَةًۭ yalnız onlarındır khāliṣatan
yalnız onlarındır يَوْمَ günü de yawma
günü de ٱلْقِيَـٰمَةِ ۗ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle نُفَصِّلُ biz açıklıyoruz nufaṣṣilu
biz açıklıyoruz ٱلْـَٔايَـٰتِ ayetleri l-āyāti
ayetleri لِقَوْمٍۢ bir topluluk için liqawmin
bir topluluk için يَعْلَمُونَ bilen yaʿlamūna
bilen ٣٢ (32)
(32)
de ki مَنْ kim man
kim حَرَّمَ haram etti ḥarrama
haram etti زِينَةَ süsü zīnata
süsü ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلَّتِىٓ çıkardığı allatī
çıkardığı أَخْرَجَ He has brought forth akhraja
He has brought forth لِعِبَادِهِۦ kulları için liʿibādihi
kulları için وَٱلطَّيِّبَـٰتِ ve güzel wal-ṭayibāti
ve güzel مِنَ rızıkları mina
rızıkları ٱلرِّزْقِ ۚ sustenance l-riz'qi
sustenance قُلْ de ki qul
de ki هِىَ O hiya
O لِلَّذِينَ kimselerindir lilladhīna
kimselerindir ءَامَنُوا۟ inanan(larındır) āmanū
inanan(larındır) فِى hayatında fī
hayatında ٱلْحَيَوٰةِ the life l-ḥayati
the life ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya خَالِصَةًۭ yalnız onlarındır khāliṣatan
yalnız onlarındır يَوْمَ günü de yawma
günü de ٱلْقِيَـٰمَةِ ۗ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle نُفَصِّلُ biz açıklıyoruz nufaṣṣilu
biz açıklıyoruz ٱلْـَٔايَـٰتِ ayetleri l-āyāti
ayetleri لِقَوْمٍۢ bir topluluk için liqawmin
bir topluluk için يَعْلَمُونَ bilen yaʿlamūna
bilen ٣٢ (32)
(32)
"Allah'ın kulları için yarattığı ziynet ve temiz rızıkları haram kılan kimdir?" "Bunlar, dünya hayatında inananlarındır, kıyamet gününde de yalnız onlar içindir" de. Bilen kimseler için ayetlerimizi böylece uzun uzun açıklıyoruz.
7:33
قُلْ
de ki
qul
de ki إِنَّمَا kesinlikle innamā
kesinlikle حَرَّمَ haram etmiştir ḥarrama
haram etmiştir رَبِّىَ Rabbim rabbiya
Rabbim ٱلْفَوَٰحِشَ fuhuşları l-fawāḥisha
fuhuşları مَا (gerek) mā
(gerek) ظَهَرَ açığını ẓahara
açığını مِنْهَا onun min'hā
onun وَمَا (gerek) wamā
(gerek) بَطَنَ kapalısını baṭana
kapalısını وَٱلْإِثْمَ ve günahı wal-ith'ma
ve günahı وَٱلْبَغْىَ ve saldırmayı wal-baghya
ve saldırmayı بِغَيْرِ yere bighayri
yere ٱلْحَقِّ haksız l-ḥaqi
haksız وَأَن ve wa-an
ve تُشْرِكُوا۟ ortak koşmayı tush'rikū
ortak koşmayı بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a مَا bir şeyi mā
bir şeyi لَمْ indirmediği lam
indirmediği يُنَزِّلْ He (has) sent down yunazzil
He (has) sent down بِهِۦ hakkında bihi
hakkında سُلْطَـٰنًۭا hiçbir delil sul'ṭānan
hiçbir delil وَأَن ve wa-an
ve تَقُولُوا۟ söylemenizi taqūlū
söylemenizi عَلَى hakkında ʿalā
hakkında ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah مَا şeyler mā
şeyler لَا bilmediğiniz lā
bilmediğiniz تَعْلَمُونَ you know taʿlamūna
you know ٣٣ (33)
(33)
de ki إِنَّمَا kesinlikle innamā
kesinlikle حَرَّمَ haram etmiştir ḥarrama
haram etmiştir رَبِّىَ Rabbim rabbiya
Rabbim ٱلْفَوَٰحِشَ fuhuşları l-fawāḥisha
fuhuşları مَا (gerek) mā
(gerek) ظَهَرَ açığını ẓahara
açığını مِنْهَا onun min'hā
onun وَمَا (gerek) wamā
(gerek) بَطَنَ kapalısını baṭana
kapalısını وَٱلْإِثْمَ ve günahı wal-ith'ma
ve günahı وَٱلْبَغْىَ ve saldırmayı wal-baghya
ve saldırmayı بِغَيْرِ yere bighayri
yere ٱلْحَقِّ haksız l-ḥaqi
haksız وَأَن ve wa-an
ve تُشْرِكُوا۟ ortak koşmayı tush'rikū
ortak koşmayı بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a مَا bir şeyi mā
bir şeyi لَمْ indirmediği lam
indirmediği يُنَزِّلْ He (has) sent down yunazzil
He (has) sent down بِهِۦ hakkında bihi
hakkında سُلْطَـٰنًۭا hiçbir delil sul'ṭānan
hiçbir delil وَأَن ve wa-an
ve تَقُولُوا۟ söylemenizi taqūlū
söylemenizi عَلَى hakkında ʿalā
hakkında ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah مَا şeyler mā
şeyler لَا bilmediğiniz lā
bilmediğiniz تَعْلَمُونَ you know taʿlamūna
you know ٣٣ (33)
(33)
De ki: "Rabbim sadece, açık ve gizli fenalıkları, günahı, haksız yere tecavüzü, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyi Allah'a ortak koşmanızı, Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır."
7:34
وَلِكُلِّ
ve her
walikulli
ve her أُمَّةٍ ümmetin ummatin
ümmetin أَجَلٌۭ ۖ bir süresi vardır ajalun
bir süresi vardır فَإِذَا ne zaman ki fa-idhā
ne zaman ki جَآءَ gelince jāa
gelince أَجَلُهُمْ süreleri ajaluhum
süreleri لَا geri kalmazlar lā
geri kalmazlar يَسْتَأْخِرُونَ seek to delay yastakhirūna
seek to delay سَاعَةًۭ ۖ bir an sāʿatan
bir an وَلَا ve ne de walā
ve ne de يَسْتَقْدِمُونَ öne geçemezler yastaqdimūna
öne geçemezler ٣٤ (34)
(34)
ve her أُمَّةٍ ümmetin ummatin
ümmetin أَجَلٌۭ ۖ bir süresi vardır ajalun
bir süresi vardır فَإِذَا ne zaman ki fa-idhā
ne zaman ki جَآءَ gelince jāa
gelince أَجَلُهُمْ süreleri ajaluhum
süreleri لَا geri kalmazlar lā
geri kalmazlar يَسْتَأْخِرُونَ seek to delay yastakhirūna
seek to delay سَاعَةًۭ ۖ bir an sāʿatan
bir an وَلَا ve ne de walā
ve ne de يَسْتَقْدِمُونَ öne geçemezler yastaqdimūna
öne geçemezler ٣٤ (34)
(34)
Her ümmet için belirli bir süre vardır; vakitleri dolunca ne bir saat gecikebilir ne de öne geçebilirler.
7:35
يَـٰبَنِىٓ
ey oğulları
yābanī
ey oğulları ءَادَمَ Adem ādama
Adem إِمَّا eğer immā
eğer يَأْتِيَنَّكُمْ size gelirse yatiyannakum
size gelirse رُسُلٌۭ elçiler rusulun
elçiler مِّنكُمْ kendi içinizden minkum
kendi içinizden يَقُصُّونَ anlattıkarında yaquṣṣūna
anlattıkarında عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size ءَايَـٰتِى ۙ ayetlerimi āyātī
ayetlerimi فَمَنِ kimselere famani
kimselere ٱتَّقَىٰ korunan ittaqā
korunan وَأَصْلَحَ ve uslanan wa-aṣlaḥa
ve uslanan فَلَا yoktur falā
yoktur خَوْفٌ korku khawfun
korku عَلَيْهِمْ üzelerine ʿalayhim
üzelerine وَلَا ve walā
ve هُمْ onlar hum
onlar يَحْزَنُونَ üzülmeyeceklerdir yaḥzanūna
üzülmeyeceklerdir ٣٥ (35)
(35)
ey oğulları ءَادَمَ Adem ādama
Adem إِمَّا eğer immā
eğer يَأْتِيَنَّكُمْ size gelirse yatiyannakum
size gelirse رُسُلٌۭ elçiler rusulun
elçiler مِّنكُمْ kendi içinizden minkum
kendi içinizden يَقُصُّونَ anlattıkarında yaquṣṣūna
anlattıkarında عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size ءَايَـٰتِى ۙ ayetlerimi āyātī
ayetlerimi فَمَنِ kimselere famani
kimselere ٱتَّقَىٰ korunan ittaqā
korunan وَأَصْلَحَ ve uslanan wa-aṣlaḥa
ve uslanan فَلَا yoktur falā
yoktur خَوْفٌ korku khawfun
korku عَلَيْهِمْ üzelerine ʿalayhim
üzelerine وَلَا ve walā
ve هُمْ onlar hum
onlar يَحْزَنُونَ üzülmeyeceklerdir yaḥzanūna
üzülmeyeceklerdir ٣٥ (35)
(35)
Ey Adem oğulları! Size aranızdan ayetlerimizi okuyan peygamberler geldiğinde, onların bildirdiklerine karşı gelmekten sakınan ve gidişini düzeltenlere, işte onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
7:36
وَٱلَّذِينَ
kimseler
wa-alladhīna
kimseler كَذَّبُوا۟ yalanlayan kadhabū
yalanlayan بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi وَٱسْتَكْبَرُوا۟ ve büyüklenenler wa-is'takbarū
ve büyüklenenler عَنْهَآ onlara karşı ʿanhā
onlara karşı أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar أَصْحَـٰبُ halkıdır aṣḥābu
halkıdır ٱلنَّارِ ۖ ateş l-nāri
ateş هُمْ onlar hum
onlar فِيهَا orada fīhā
orada خَـٰلِدُونَ sürekli kalacaklardır khālidūna
sürekli kalacaklardır ٣٦ (36)
(36)
kimseler كَذَّبُوا۟ yalanlayan kadhabū
yalanlayan بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi وَٱسْتَكْبَرُوا۟ ve büyüklenenler wa-is'takbarū
ve büyüklenenler عَنْهَآ onlara karşı ʿanhā
onlara karşı أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar أَصْحَـٰبُ halkıdır aṣḥābu
halkıdır ٱلنَّارِ ۖ ateş l-nāri
ateş هُمْ onlar hum
onlar فِيهَا orada fīhā
orada خَـٰلِدُونَ sürekli kalacaklardır khālidūna
sürekli kalacaklardır ٣٦ (36)
(36)
Ayetlerimizi yalanlayıp onlara karşı büyüklük taslayanlara gelince, işte onlar cehennemliklerdir, orada temelli kalacaklardır.
7:37
فَمَنْ
kim olabilir?
faman
kim olabilir? أَظْلَمُ daha zalim aẓlamu
daha zalim مِمَّنِ kimseden mimmani
kimseden ٱفْتَرَىٰ uyduran if'tarā
uyduran عَلَى karşı ʿalā
karşı ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a كَذِبًا yalan kadhiban
yalan أَوْ ya da aw
ya da كَذَّبَ yalanlayan kadhaba
yalanlayan بِـَٔايَـٰتِهِۦٓ ۚ O'nun ayetlerini biāyātihi
O'nun ayetlerini أُو۟لَـٰٓئِكَ onlara ulāika
onlara يَنَالُهُمْ erişir yanāluhum
erişir نَصِيبُهُم nasipleri naṣībuhum
nasipleri مِّنَ Kitaptan mina
Kitaptan ٱلْكِتَـٰبِ ۖ the Book l-kitābi
the Book حَتَّىٰٓ nihayet ḥattā
nihayet إِذَا gelince idhā
gelince جَآءَتْهُمْ comes to them jāathum
comes to them رُسُلُنَا elçilerimiz rusulunā
elçilerimiz يَتَوَفَّوْنَهُمْ canlarını alırken yatawaffawnahum
canlarını alırken قَالُوٓا۟ diyecekler qālū
diyecekler أَيْنَ hani nerede? ayna
hani nerede? مَا olduklarınız mā
olduklarınız كُنتُمْ you used to kuntum
you used to تَدْعُونَ yalvarmış tadʿūna
yalvarmış مِن başkasına min
başkasına دُونِ besides dūni
besides ٱللَّهِ ۖ Alah'tan l-lahi
Alah'tan قَالُوا۟ dediler qālū
dediler ضَلُّوا۟ sapıp kayboldular ḍallū
sapıp kayboldular عَنَّا bizden ʿannā
bizden وَشَهِدُوا۟ ve şahidlik ettiler washahidū
ve şahidlik ettiler عَلَىٰٓ aleyhlerine ʿalā
aleyhlerine أَنفُسِهِمْ kendi anfusihim
kendi أَنَّهُمْ kendilerinin annahum
kendilerinin كَانُوا۟ olduklarına kānū
olduklarına كَـٰفِرِينَ kafirler kāfirīna
kafirler ٣٧ (37)
(37)
kim olabilir? أَظْلَمُ daha zalim aẓlamu
daha zalim مِمَّنِ kimseden mimmani
kimseden ٱفْتَرَىٰ uyduran if'tarā
uyduran عَلَى karşı ʿalā
karşı ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a كَذِبًا yalan kadhiban
yalan أَوْ ya da aw
ya da كَذَّبَ yalanlayan kadhaba
yalanlayan بِـَٔايَـٰتِهِۦٓ ۚ O'nun ayetlerini biāyātihi
O'nun ayetlerini أُو۟لَـٰٓئِكَ onlara ulāika
onlara يَنَالُهُمْ erişir yanāluhum
erişir نَصِيبُهُم nasipleri naṣībuhum
nasipleri مِّنَ Kitaptan mina
Kitaptan ٱلْكِتَـٰبِ ۖ the Book l-kitābi
the Book حَتَّىٰٓ nihayet ḥattā
nihayet إِذَا gelince idhā
gelince جَآءَتْهُمْ comes to them jāathum
comes to them رُسُلُنَا elçilerimiz rusulunā
elçilerimiz يَتَوَفَّوْنَهُمْ canlarını alırken yatawaffawnahum
canlarını alırken قَالُوٓا۟ diyecekler qālū
diyecekler أَيْنَ hani nerede? ayna
hani nerede? مَا olduklarınız mā
olduklarınız كُنتُمْ you used to kuntum
you used to تَدْعُونَ yalvarmış tadʿūna
yalvarmış مِن başkasına min
başkasına دُونِ besides dūni
besides ٱللَّهِ ۖ Alah'tan l-lahi
Alah'tan قَالُوا۟ dediler qālū
dediler ضَلُّوا۟ sapıp kayboldular ḍallū
sapıp kayboldular عَنَّا bizden ʿannā
bizden وَشَهِدُوا۟ ve şahidlik ettiler washahidū
ve şahidlik ettiler عَلَىٰٓ aleyhlerine ʿalā
aleyhlerine أَنفُسِهِمْ kendi anfusihim
kendi أَنَّهُمْ kendilerinin annahum
kendilerinin كَانُوا۟ olduklarına kānū
olduklarına كَـٰفِرِينَ kafirler kāfirīna
kafirler ٣٧ (37)
(37)
Allah'a karşı yalan uyduran veya ayetlerini yalan sayandan daha zalim kimdir? Kitap'daki payları kendilerine erişecek olanlar onlardır. Elçilerimiz canlarını almak üzere geldiklerinde onlara, "Allah'tan başka taptıklarınız nerede?" deyince, "Bizi koyup kaçtılar" derler, böylece inkarcı olduklarına kendi aleyhlerine şahidlik ederler.
7:38
قَالَ
(Allah) dedi
qāla
(Allah) dedi ٱدْخُلُوا۟ girin ud'khulū
girin فِىٓ arasında fī
arasında أُمَمٍۢ toplulukları umamin
toplulukları قَدْ geçen qad
geçen خَلَتْ passed away khalat
passed away مِن sizden önce min
sizden önce قَبْلِكُم before you qablikum
before you مِّنَ cin mina
cin ٱلْجِنِّ the jinn l-jini
the jinn وَٱلْإِنسِ ve insan wal-insi
ve insan فِى içine fī
içine ٱلنَّارِ ۖ ateşin l-nāri
ateşin كُلَّمَا her kullamā
her دَخَلَتْ girdiğinde dakhalat
girdiğinde أُمَّةٌۭ ümmet ummatun
ümmet لَّعَنَتْ la'net eder laʿanat
la'net eder أُخْتَهَا ۖ yoldaşına ukh'tahā
yoldaşına حَتَّىٰٓ nihayet ḥattā
nihayet إِذَا zaman idhā
zaman ٱدَّارَكُوا۟ birbiri ardından iddārakū
birbiri ardından فِيهَا orada fīhā
orada جَمِيعًۭا hepsi toplandığı jamīʿan
hepsi toplandığı قَالَتْ dediler ki qālat
dediler ki أُخْرَىٰهُمْ sonrakiler ukh'rāhum
sonrakiler لِأُولَىٰهُمْ öncekiler için liūlāhum
öncekiler için رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz هَـٰٓؤُلَآءِ bunlar hāulāi
bunlar أَضَلُّونَا bizi saptırdılar aḍallūnā
bizi saptırdılar فَـَٔاتِهِمْ bunlara ver faātihim
bunlara ver عَذَابًۭا azab ʿadhāban
azab ضِعْفًۭا bir kat daha ḍiʿ'fan
bir kat daha مِّنَ ateşten mina
ateşten ٱلنَّارِ ۖ the Fire l-nāri
the Fire قَالَ (Allah) dedi qāla
(Allah) dedi لِكُلٍّۢ hepsi için vardır likullin
hepsi için vardır ضِعْفٌۭ bir kat fazla ḍiʿ'fun
bir kat fazla وَلَـٰكِن ancak walākin
ancak لَّا siz bilmezsiniz lā
siz bilmezsiniz تَعْلَمُونَ you know taʿlamūna
you know ٣٨ (38)
(38)
(Allah) dedi ٱدْخُلُوا۟ girin ud'khulū
girin فِىٓ arasında fī
arasında أُمَمٍۢ toplulukları umamin
toplulukları قَدْ geçen qad
geçen خَلَتْ passed away khalat
passed away مِن sizden önce min
sizden önce قَبْلِكُم before you qablikum
before you مِّنَ cin mina
cin ٱلْجِنِّ the jinn l-jini
the jinn وَٱلْإِنسِ ve insan wal-insi
ve insan فِى içine fī
içine ٱلنَّارِ ۖ ateşin l-nāri
ateşin كُلَّمَا her kullamā
her دَخَلَتْ girdiğinde dakhalat
girdiğinde أُمَّةٌۭ ümmet ummatun
ümmet لَّعَنَتْ la'net eder laʿanat
la'net eder أُخْتَهَا ۖ yoldaşına ukh'tahā
yoldaşına حَتَّىٰٓ nihayet ḥattā
nihayet إِذَا zaman idhā
zaman ٱدَّارَكُوا۟ birbiri ardından iddārakū
birbiri ardından فِيهَا orada fīhā
orada جَمِيعًۭا hepsi toplandığı jamīʿan
hepsi toplandığı قَالَتْ dediler ki qālat
dediler ki أُخْرَىٰهُمْ sonrakiler ukh'rāhum
sonrakiler لِأُولَىٰهُمْ öncekiler için liūlāhum
öncekiler için رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz هَـٰٓؤُلَآءِ bunlar hāulāi
bunlar أَضَلُّونَا bizi saptırdılar aḍallūnā
bizi saptırdılar فَـَٔاتِهِمْ bunlara ver faātihim
bunlara ver عَذَابًۭا azab ʿadhāban
azab ضِعْفًۭا bir kat daha ḍiʿ'fan
bir kat daha مِّنَ ateşten mina
ateşten ٱلنَّارِ ۖ the Fire l-nāri
the Fire قَالَ (Allah) dedi qāla
(Allah) dedi لِكُلٍّۢ hepsi için vardır likullin
hepsi için vardır ضِعْفٌۭ bir kat fazla ḍiʿ'fun
bir kat fazla وَلَـٰكِن ancak walākin
ancak لَّا siz bilmezsiniz lā
siz bilmezsiniz تَعْلَمُونَ you know taʿlamūna
you know ٣٨ (38)
(38)
Allah, " Sizden önce geçmiş cin ve insan ümmetleriyle beraber ateşe girin" der. Her ümmet girdikçe kendi yoldaşına lanet eder. Hepsi birbiri ardından cehennemde toplanınca, sonrakiler öncekiler için, "Rabbimiz! Bizi sapıtanlar işte bunlardır, onlara ateş azabını kat kat ver" derler, Allah, "Hepsinin kat kattır, ama bilmezsiniz" der.
7:39
وَقَالَتْ
dediler ki
waqālat
dediler ki أُولَىٰهُمْ öncekiler ūlāhum
öncekiler لِأُخْرَىٰهُمْ sonrakilere li-ukh'rāhum
sonrakilere فَمَا yoktur famā
yoktur كَانَ sizin kāna
sizin لَكُمْ for you lakum
for you عَلَيْنَا bize ʿalaynā
bize مِن hiç min
hiç فَضْلٍۢ üstünlüğünüz; faḍlin
üstünlüğünüz; فَذُوقُوا۟ o halde siz de tadın fadhūqū
o halde siz de tadın ٱلْعَذَابَ azabı l-ʿadhāba
azabı بِمَا karşılık bimā
karşılık كُنتُمْ olduklarınıza kuntum
olduklarınıza تَكْسِبُونَ kazanıyor taksibūna
kazanıyor ٣٩ (39)
(39)
dediler ki أُولَىٰهُمْ öncekiler ūlāhum
öncekiler لِأُخْرَىٰهُمْ sonrakilere li-ukh'rāhum
sonrakilere فَمَا yoktur famā
yoktur كَانَ sizin kāna
sizin لَكُمْ for you lakum
for you عَلَيْنَا bize ʿalaynā
bize مِن hiç min
hiç فَضْلٍۢ üstünlüğünüz; faḍlin
üstünlüğünüz; فَذُوقُوا۟ o halde siz de tadın fadhūqū
o halde siz de tadın ٱلْعَذَابَ azabı l-ʿadhāba
azabı بِمَا karşılık bimā
karşılık كُنتُمْ olduklarınıza kuntum
olduklarınıza تَكْسِبُونَ kazanıyor taksibūna
kazanıyor ٣٩ (39)
(39)
Öncekiler sonrakilere, "Sizin bizden bir üstünlüğünüz yoktu, kazandığınıza karşılık azabı tadın" derler.
7:40
إِنَّ
şüphesiz
inna
şüphesiz ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَذَّبُوا۟ yalanlayan kadhabū
yalanlayan بِـَٔايَـٰتِنَا bizim ayetlerimizi biāyātinā
bizim ayetlerimizi وَٱسْتَكْبَرُوا۟ ve kibirlenenler wa-is'takbarū
ve kibirlenenler عَنْهَا onlara ʿanhā
onlara لَا açılmayacak lā
açılmayacak تُفَتَّحُ be opened tufattaḥu
be opened لَهُمْ onlara lahum
onlara أَبْوَٰبُ kapıları abwābu
kapıları ٱلسَّمَآءِ gök l-samāi
gök وَلَا ve walā
ve يَدْخُلُونَ onlar giremeyeceklerdir yadkhulūna
onlar giremeyeceklerdir ٱلْجَنَّةَ cennete l-janata
cennete حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar يَلِجَ geçinceye yalija
geçinceye ٱلْجَمَلُ deve l-jamalu
deve فِى içinden fī
içinden سَمِّ deliği sammi
deliği ٱلْخِيَاطِ ۚ iğne l-khiyāṭi
iğne وَكَذَٰلِكَ ve işte böyle wakadhālika
ve işte böyle نَجْزِى cezalandırırız najzī
cezalandırırız ٱلْمُجْرِمِينَ suçluları l-muj'rimīna
suçluları ٤٠ (40)
(40)
şüphesiz ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَذَّبُوا۟ yalanlayan kadhabū
yalanlayan بِـَٔايَـٰتِنَا bizim ayetlerimizi biāyātinā
bizim ayetlerimizi وَٱسْتَكْبَرُوا۟ ve kibirlenenler wa-is'takbarū
ve kibirlenenler عَنْهَا onlara ʿanhā
onlara لَا açılmayacak lā
açılmayacak تُفَتَّحُ be opened tufattaḥu
be opened لَهُمْ onlara lahum
onlara أَبْوَٰبُ kapıları abwābu
kapıları ٱلسَّمَآءِ gök l-samāi
gök وَلَا ve walā
ve يَدْخُلُونَ onlar giremeyeceklerdir yadkhulūna
onlar giremeyeceklerdir ٱلْجَنَّةَ cennete l-janata
cennete حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar يَلِجَ geçinceye yalija
geçinceye ٱلْجَمَلُ deve l-jamalu
deve فِى içinden fī
içinden سَمِّ deliği sammi
deliği ٱلْخِيَاطِ ۚ iğne l-khiyāṭi
iğne وَكَذَٰلِكَ ve işte böyle wakadhālika
ve işte böyle نَجْزِى cezalandırırız najzī
cezalandırırız ٱلْمُجْرِمِينَ suçluları l-muj'rimīna
suçluları ٤٠ (40)
(40)
Doğrusu ayetlerimizi yalan sayıp, onlara karşı büyüklük taslayanlara, göğün kapıları açılmaz; deve iğnenin deliğinden geçmedikçe cennete de giremezler. Suçluları böyle cezalandırırız.
7:41
لَهُم
onlar için vardır
lahum
onlar için vardır مِّن cehennemden min
cehennemden جَهَنَّمَ (the) Hell jahannama
(the) Hell مِهَادٌۭ bir döşek mihādun
bir döşek وَمِن ve wamin
ve فَوْقِهِمْ üstlerinde de fawqihim
üstlerinde de غَوَاشٍۢ ۚ (ateşten) örtüler ghawāshin
(ateşten) örtüler وَكَذَٰلِكَ işte böyle wakadhālika
işte böyle نَجْزِى cezalandırırız najzī
cezalandırırız ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimleri l-ẓālimīna
zalimleri ٤١ (41)
(41)
onlar için vardır مِّن cehennemden min
cehennemden جَهَنَّمَ (the) Hell jahannama
(the) Hell مِهَادٌۭ bir döşek mihādun
bir döşek وَمِن ve wamin
ve فَوْقِهِمْ üstlerinde de fawqihim
üstlerinde de غَوَاشٍۢ ۚ (ateşten) örtüler ghawāshin
(ateşten) örtüler وَكَذَٰلِكَ işte böyle wakadhālika
işte böyle نَجْزِى cezalandırırız najzī
cezalandırırız ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimleri l-ẓālimīna
zalimleri ٤١ (41)
(41)
Onlar için cehennemden bir yatak ve üstlerine de örtüler vardır. Zalimleri böyle cezalandırırız.
7:42
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
wa-alladhīna
ve kimseler ءَامَنُوا۟ inanan āmanū
inanan وَعَمِلُوا۟ ve yapanlar waʿamilū
ve yapanlar ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler لَا yüklemeyiz lā
yüklemeyiz نُكَلِّفُ We burden nukallifu
We burden نَفْسًا hiç kimseye nafsan
hiç kimseye إِلَّا başkasını illā
başkasını وُسْعَهَآ gücünün yettiğinden wus'ʿahā
gücünün yettiğinden أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar أَصْحَـٰبُ halkıdır aṣḥābu
halkıdır ٱلْجَنَّةِ ۖ cennet l-janati
cennet هُمْ onlar hum
onlar فِيهَا orada fīhā
orada خَـٰلِدُونَ ebedi kalacaklardır khālidūna
ebedi kalacaklardır ٤٢ (42)
(42)
ve kimseler ءَامَنُوا۟ inanan āmanū
inanan وَعَمِلُوا۟ ve yapanlar waʿamilū
ve yapanlar ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler لَا yüklemeyiz lā
yüklemeyiz نُكَلِّفُ We burden nukallifu
We burden نَفْسًا hiç kimseye nafsan
hiç kimseye إِلَّا başkasını illā
başkasını وُسْعَهَآ gücünün yettiğinden wus'ʿahā
gücünün yettiğinden أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar أَصْحَـٰبُ halkıdır aṣḥābu
halkıdır ٱلْجَنَّةِ ۖ cennet l-janati
cennet هُمْ onlar hum
onlar فِيهَا orada fīhā
orada خَـٰلِدُونَ ebedi kalacaklardır khālidūna
ebedi kalacaklardır ٤٢ (42)
(42)
İnanan ve yararlı iş işleyenler ki kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükleriz işte cennetlikler onlardır, orada temelli kalacaklardır.
7:43
وَنَزَعْنَا
ve çıkarıp atmışızdır
wanazaʿnā
ve çıkarıp atmışızdır مَا ne varsa mā
ne varsa فِى içinde fī
içinde صُدُورِهِم göğüsleri ṣudūrihim
göğüsleri مِّنْ kinden min
kinden غِلٍّۢ malice ghillin
malice تَجْرِى akmaktadır tajrī
akmaktadır مِن altlarından min
altlarından تَحْتِهِمُ underneath them taḥtihimu
underneath them ٱلْأَنْهَـٰرُ ۖ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar وَقَالُوا۟ ve dediler waqālū
ve dediler ٱلْحَمْدُ hamdolsun l-ḥamdu
hamdolsun لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a ٱلَّذِى o ki alladhī
o ki هَدَىٰنَا lutfedip bizi getirdi hadānā
lutfedip bizi getirdi لِهَـٰذَا buraya lihādhā
buraya وَمَا biz wamā
biz كُنَّا we were kunnā
we were لِنَهْتَدِىَ (doğruyu) bulamazdık linahtadiya
(doğruyu) bulamazdık لَوْلَآ eğer lawlā
eğer أَنْ bizi getirmeseydi an
bizi getirmeseydi هَدَىٰنَا (had) guided us hadānā
(had) guided us ٱللَّهُ ۖ Allah l-lahu
Allah لَقَدْ muhakkak laqad
muhakkak جَآءَتْ getirmişler jāat
getirmişler رُسُلُ elçileri rusulu
elçileri رَبِّنَا Rabbimizin rabbinā
Rabbimizin بِٱلْحَقِّ ۖ gerçeği bil-ḥaqi
gerçeği وَنُودُوٓا۟ onlara seslenildi wanūdū
onlara seslenildi أَن işte size an
işte size تِلْكُمُ This til'kumu
This ٱلْجَنَّةُ cennet l-janatu
cennet أُورِثْتُمُوهَا o size miras verildi ūrith'tumūhā
o size miras verildi بِمَا karşılık bimā
karşılık كُنتُمْ yaptıklarınıza kuntum
yaptıklarınıza تَعْمَلُونَ do taʿmalūna
do ٤٣ (43)
(43)
ve çıkarıp atmışızdır مَا ne varsa mā
ne varsa فِى içinde fī
içinde صُدُورِهِم göğüsleri ṣudūrihim
göğüsleri مِّنْ kinden min
kinden غِلٍّۢ malice ghillin
malice تَجْرِى akmaktadır tajrī
akmaktadır مِن altlarından min
altlarından تَحْتِهِمُ underneath them taḥtihimu
underneath them ٱلْأَنْهَـٰرُ ۖ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar وَقَالُوا۟ ve dediler waqālū
ve dediler ٱلْحَمْدُ hamdolsun l-ḥamdu
hamdolsun لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a ٱلَّذِى o ki alladhī
o ki هَدَىٰنَا lutfedip bizi getirdi hadānā
lutfedip bizi getirdi لِهَـٰذَا buraya lihādhā
buraya وَمَا biz wamā
biz كُنَّا we were kunnā
we were لِنَهْتَدِىَ (doğruyu) bulamazdık linahtadiya
(doğruyu) bulamazdık لَوْلَآ eğer lawlā
eğer أَنْ bizi getirmeseydi an
bizi getirmeseydi هَدَىٰنَا (had) guided us hadānā
(had) guided us ٱللَّهُ ۖ Allah l-lahu
Allah لَقَدْ muhakkak laqad
muhakkak جَآءَتْ getirmişler jāat
getirmişler رُسُلُ elçileri rusulu
elçileri رَبِّنَا Rabbimizin rabbinā
Rabbimizin بِٱلْحَقِّ ۖ gerçeği bil-ḥaqi
gerçeği وَنُودُوٓا۟ onlara seslenildi wanūdū
onlara seslenildi أَن işte size an
işte size تِلْكُمُ This til'kumu
This ٱلْجَنَّةُ cennet l-janatu
cennet أُورِثْتُمُوهَا o size miras verildi ūrith'tumūhā
o size miras verildi بِمَا karşılık bimā
karşılık كُنتُمْ yaptıklarınıza kuntum
yaptıklarınıza تَعْمَلُونَ do taʿmalūna
do ٤٣ (43)
(43)
Cennette altlarından ırmaklar akarken gönüllerinden kini çıkarıp atarız. "Bizi buraya eriştiren Allah'a hamdolsun. Eğer Allah bizi doğru yola iletmeseydi, biz doğru yolu bulamazdık. And olsun ki Rabbimizin peygamberleri bize gerçeği getirmiştir" derler. Onlara, "İşlediğinize karşılık işte mirasçısı olduğunuz cennet" diye seslenilir.
7:44
وَنَادَىٰٓ
ve seslendi
wanādā
ve seslendi أَصْحَـٰبُ halkı aṣḥābu
halkı ٱلْجَنَّةِ cennet l-janati
cennet أَصْحَـٰبَ halkına aṣḥāba
halkına ٱلنَّارِ ateş l-nāri
ateş أَن ki an
ki قَدْ muhakkak qad
muhakkak وَجَدْنَا biz bulduk wajadnā
biz bulduk مَا şeyi mā
şeyi وَعَدَنَا bize va'dettiğini waʿadanā
bize va'dettiğini رَبُّنَا Rabbimizin rabbunā
Rabbimizin حَقًّۭا gerçek ḥaqqan
gerçek فَهَلْ mu? fahal
mu? وَجَدتُّم siz buldunuz wajadttum
siz buldunuz مَّا şeyi mā
şeyi وَعَدَ size va'dettiğini waʿada
size va'dettiğini رَبُّكُمْ Rabbinizin rabbukum
Rabbinizin حَقًّۭا ۖ gerçek ḥaqqan
gerçek قَالُوا۟ dediler qālū
dediler نَعَمْ ۚ evet naʿam
evet فَأَذَّنَ ve seslendi fa-adhana
ve seslendi مُؤَذِّنٌۢ bir ünleyici mu-adhinun
bir ünleyici بَيْنَهُمْ aralarından baynahum
aralarından أَن diye an
diye لَّعْنَةُ la'neti laʿnatu
la'neti ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın عَلَى üzerine olsun ʿalā
üzerine olsun ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimlerin l-ẓālimīna
zalimlerin ٤٤ (44)
(44)
ve seslendi أَصْحَـٰبُ halkı aṣḥābu
halkı ٱلْجَنَّةِ cennet l-janati
cennet أَصْحَـٰبَ halkına aṣḥāba
halkına ٱلنَّارِ ateş l-nāri
ateş أَن ki an
ki قَدْ muhakkak qad
muhakkak وَجَدْنَا biz bulduk wajadnā
biz bulduk مَا şeyi mā
şeyi وَعَدَنَا bize va'dettiğini waʿadanā
bize va'dettiğini رَبُّنَا Rabbimizin rabbunā
Rabbimizin حَقًّۭا gerçek ḥaqqan
gerçek فَهَلْ mu? fahal
mu? وَجَدتُّم siz buldunuz wajadttum
siz buldunuz مَّا şeyi mā
şeyi وَعَدَ size va'dettiğini waʿada
size va'dettiğini رَبُّكُمْ Rabbinizin rabbukum
Rabbinizin حَقًّۭا ۖ gerçek ḥaqqan
gerçek قَالُوا۟ dediler qālū
dediler نَعَمْ ۚ evet naʿam
evet فَأَذَّنَ ve seslendi fa-adhana
ve seslendi مُؤَذِّنٌۢ bir ünleyici mu-adhinun
bir ünleyici بَيْنَهُمْ aralarından baynahum
aralarından أَن diye an
diye لَّعْنَةُ la'neti laʿnatu
la'neti ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın عَلَى üzerine olsun ʿalā
üzerine olsun ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimlerin l-ẓālimīna
zalimlerin ٤٤ (44)
(44)
Cennetlikler, cehennemliklere: "Biz Rabbimizin bize vadettiğini gerçek bulduk, Rabbinizin size de vadettiğini gerçek buldunuz mu?" diye seslenirler, "Evet" derler. Aralarında bir münadi, "Allah'ın laneti Allah yolundan alıkoyan, o yolun eğriliğini isteyen ve ahireti inkar eden zalimleredir" diye seslenir.
7:45
ٱلَّذِينَ
onlar ki
alladhīna
onlar ki يَصُدُّونَ menedip yaṣuddūna
menedip عَن yolundan ʿan
yolundan سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın وَيَبْغُونَهَا ve onu isterler wayabghūnahā
ve onu isterler عِوَجًۭا eğriltmek ʿiwajan
eğriltmek وَهُم ve onlar wahum
ve onlar بِٱلْـَٔاخِرَةِ ahireti de bil-ākhirati
ahireti de كَـٰفِرُونَ inkar ederlerdi kāfirūna
inkar ederlerdi ٤٥ (45)
(45)
onlar ki يَصُدُّونَ menedip yaṣuddūna
menedip عَن yolundan ʿan
yolundan سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın وَيَبْغُونَهَا ve onu isterler wayabghūnahā
ve onu isterler عِوَجًۭا eğriltmek ʿiwajan
eğriltmek وَهُم ve onlar wahum
ve onlar بِٱلْـَٔاخِرَةِ ahireti de bil-ākhirati
ahireti de كَـٰفِرُونَ inkar ederlerdi kāfirūna
inkar ederlerdi ٤٥ (45)
(45)
Cennetlikler, cehennemliklere: "Biz Rabbimizin bize vadettiğini gerçek bulduk, Rabbinizin size de vadettiğini gerçek buldunuz mu?" diye seslenirler, "Evet" derler. Aralarında bir münadi, "Allah'ın laneti Allah yolundan alıkoyan, o yolun eğriliğini isteyen ve ahireti inkar eden zalimleredir" diye seslenir.
7:46
وَبَيْنَهُمَا
iki taraf arasında
wabaynahumā
iki taraf arasında حِجَابٌۭ ۚ bir perde (vardır) ḥijābun
bir perde (vardır) وَعَلَى ve üzerinde waʿalā
ve üzerinde ٱلْأَعْرَافِ A'raf l-aʿrāfi
A'raf رِجَالٌۭ erkekler (vardır) rijālun
erkekler (vardır) يَعْرِفُونَ tanıyan yaʿrifūna
tanıyan كُلًّۢا hepsini kullan
hepsini بِسِيمَىٰهُمْ ۚ yüzlerindeki işaretleriyle bisīmāhum
yüzlerindeki işaretleriyle وَنَادَوْا۟ ve seslendiler wanādaw
ve seslendiler أَصْحَـٰبَ halkına aṣḥāba
halkına ٱلْجَنَّةِ cennet l-janati
cennet أَن diye an
diye سَلَـٰمٌ selam olsun salāmun
selam olsun عَلَيْكُمْ ۚ size ʿalaykum
size لَمْ cennete girmemiş lam
cennete girmemiş يَدْخُلُوهَا they have entered it yadkhulūhā
they have entered it وَهُمْ fakat onlar wahum
fakat onlar يَطْمَعُونَ beklemektedirler yaṭmaʿūna
beklemektedirler ٤٦ (46)
(46)
iki taraf arasında حِجَابٌۭ ۚ bir perde (vardır) ḥijābun
bir perde (vardır) وَعَلَى ve üzerinde waʿalā
ve üzerinde ٱلْأَعْرَافِ A'raf l-aʿrāfi
A'raf رِجَالٌۭ erkekler (vardır) rijālun
erkekler (vardır) يَعْرِفُونَ tanıyan yaʿrifūna
tanıyan كُلًّۢا hepsini kullan
hepsini بِسِيمَىٰهُمْ ۚ yüzlerindeki işaretleriyle bisīmāhum
yüzlerindeki işaretleriyle وَنَادَوْا۟ ve seslendiler wanādaw
ve seslendiler أَصْحَـٰبَ halkına aṣḥāba
halkına ٱلْجَنَّةِ cennet l-janati
cennet أَن diye an
diye سَلَـٰمٌ selam olsun salāmun
selam olsun عَلَيْكُمْ ۚ size ʿalaykum
size لَمْ cennete girmemiş lam
cennete girmemiş يَدْخُلُوهَا they have entered it yadkhulūhā
they have entered it وَهُمْ fakat onlar wahum
fakat onlar يَطْمَعُونَ beklemektedirler yaṭmaʿūna
beklemektedirler ٤٦ (46)
(46)
İki taraf arasında bir perde ve burçlar üzerinde her iki tarafı da simalarından tanıyan adamlar vardır; cennetliklere, "Size selam olsun" derler. Bunlar henüz girmeyen fakat cenneti uman kimselerdir.
7:47
۞ وَإِذَا
zaman
wa-idhā
zaman صُرِفَتْ çevrildiği ṣurifat
çevrildiği أَبْصَـٰرُهُمْ gözleri abṣāruhum
gözleri تِلْقَآءَ tarafına til'qāa
tarafına أَصْحَـٰبِ halkı aṣḥābi
halkı ٱلنَّارِ ateş l-nāri
ateş قَالُوا۟ dediler qālū
dediler رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz لَا bizi bulundurma lā
bizi bulundurma تَجْعَلْنَا place us tajʿalnā
place us مَعَ beraber maʿa
beraber ٱلْقَوْمِ toplulukla l-qawmi
toplulukla ٱلظَّـٰلِمِينَ zalim l-ẓālimīna
zalim ٤٧ (47)
(47)
zaman صُرِفَتْ çevrildiği ṣurifat
çevrildiği أَبْصَـٰرُهُمْ gözleri abṣāruhum
gözleri تِلْقَآءَ tarafına til'qāa
tarafına أَصْحَـٰبِ halkı aṣḥābi
halkı ٱلنَّارِ ateş l-nāri
ateş قَالُوا۟ dediler qālū
dediler رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz لَا bizi bulundurma lā
bizi bulundurma تَجْعَلْنَا place us tajʿalnā
place us مَعَ beraber maʿa
beraber ٱلْقَوْمِ toplulukla l-qawmi
toplulukla ٱلظَّـٰلِمِينَ zalim l-ẓālimīna
zalim ٤٧ (47)
(47)
Gözleri cehennemlikler yönüne çevrilince: "Rabbimiz! Bizi zalimlerle beraber bulundurma" derler.
7:48
وَنَادَىٰٓ
ve seslendiler
wanādā
ve seslendiler أَصْحَـٰبُ halkı aṣḥābu
halkı ٱلْأَعْرَافِ A'raf l-aʿrāfi
A'raf رِجَالًۭا birtakım adamlara rijālan
birtakım adamlara يَعْرِفُونَهُم tanıdıkları yaʿrifūnahum
tanıdıkları بِسِيمَىٰهُمْ yüzlerinden bisīmāhum
yüzlerinden قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki مَآ hiçbir yarar sağlamadı mā
hiçbir yarar sağlamadı أَغْنَىٰ (has) availed aghnā
(has) availed عَنكُمْ size ʿankum
size جَمْعُكُمْ topluluğunuzun jamʿukum
topluluğunuzun وَمَا ne de wamā
ne de كُنتُمْ size kuntum
size تَسْتَكْبِرُونَ büyüklük taslamanız tastakbirūna
büyüklük taslamanız ٤٨ (48)
(48)
ve seslendiler أَصْحَـٰبُ halkı aṣḥābu
halkı ٱلْأَعْرَافِ A'raf l-aʿrāfi
A'raf رِجَالًۭا birtakım adamlara rijālan
birtakım adamlara يَعْرِفُونَهُم tanıdıkları yaʿrifūnahum
tanıdıkları بِسِيمَىٰهُمْ yüzlerinden bisīmāhum
yüzlerinden قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki مَآ hiçbir yarar sağlamadı mā
hiçbir yarar sağlamadı أَغْنَىٰ (has) availed aghnā
(has) availed عَنكُمْ size ʿankum
size جَمْعُكُمْ topluluğunuzun jamʿukum
topluluğunuzun وَمَا ne de wamā
ne de كُنتُمْ size kuntum
size تَسْتَكْبِرُونَ büyüklük taslamanız tastakbirūna
büyüklük taslamanız ٤٨ (48)
(48)
Burçlarda olanlar, simalarından tanıdıkları adamlara; Topluluğunuz, topladığınız mal ve büyüklük taslamalarınız size fayda vermedi. Allah'ın rahmetine erdirmeyeceğine yemin ettikleriniz bunlar mıydı? Oysa Allah onlara şöyle der: "Cennete girin, size korku yoktur, sizler mahzun da olmayacaksınız."
7:49
أَهَـٰٓؤُلَآءِ
bunlar mıydı?
ahāulāi
bunlar mıydı? ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler أَقْسَمْتُمْ yemin ettiğiniz aqsamtum
yemin ettiğiniz لَا onları erdirmeyecek diye lā
onları erdirmeyecek diye يَنَالُهُمُ (will) grant them yanāluhumu
(will) grant them ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah بِرَحْمَةٍ ۚ hiçbir rahmete biraḥmatin
hiçbir rahmete ٱدْخُلُوا۟ girin ud'khulū
girin ٱلْجَنَّةَ cennete l-janata
cennete لَا yoktur lā
yoktur خَوْفٌ korku khawfun
korku عَلَيْكُمْ artık size ʿalaykum
artık size وَلَآ ve değilsiniz walā
ve değilsiniz أَنتُمْ siz antum
siz تَحْزَنُونَ üzülecek de taḥzanūna
üzülecek de ٤٩ (49)
(49)
bunlar mıydı? ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler أَقْسَمْتُمْ yemin ettiğiniz aqsamtum
yemin ettiğiniz لَا onları erdirmeyecek diye lā
onları erdirmeyecek diye يَنَالُهُمُ (will) grant them yanāluhumu
(will) grant them ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah بِرَحْمَةٍ ۚ hiçbir rahmete biraḥmatin
hiçbir rahmete ٱدْخُلُوا۟ girin ud'khulū
girin ٱلْجَنَّةَ cennete l-janata
cennete لَا yoktur lā
yoktur خَوْفٌ korku khawfun
korku عَلَيْكُمْ artık size ʿalaykum
artık size وَلَآ ve değilsiniz walā
ve değilsiniz أَنتُمْ siz antum
siz تَحْزَنُونَ üzülecek de taḥzanūna
üzülecek de ٤٩ (49)
(49)
Burçlarda olanlar, simalarından tanıdıkları adamlara; Topluluğunuz, topladığınız mal ve büyüklük taslamalarınız size fayda vermedi. Allah'ın rahmetine erdirmeyeceğine yemin ettikleriniz bunlar mıydı? Oysa Allah onlara şöyle der: "Cennete girin, size korku yoktur, sizler mahzun da olmayacaksınız."
7:50
وَنَادَىٰٓ
ve seslendiler
wanādā
ve seslendiler أَصْحَـٰبُ halkı aṣḥābu
halkı ٱلنَّارِ ateş l-nāri
ateş أَصْحَـٰبَ halkına aṣḥāba
halkına ٱلْجَنَّةِ cennet l-janati
cennet أَنْ diye an
diye أَفِيضُوا۟ biraz da akıtın afīḍū
biraz da akıtın عَلَيْنَا bizim üzerimize ʿalaynā
bizim üzerimize مِنَ su(yunuz)dan mina
su(yunuz)dan ٱلْمَآءِ (some) water l-māi
(some) water أَوْ veya aw
veya مِمَّا size verdiği rızıktan mimmā
size verdiği rızıktan رَزَقَكُمُ (has been) provided (to) you razaqakumu
(has been) provided (to) you ٱللَّهُ ۚ Allah'ın l-lahu
Allah'ın قَالُوٓا۟ dediler ki qālū
dediler ki إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah حَرَّمَهُمَا bu ikisini haram etmiştir ḥarramahumā
bu ikisini haram etmiştir عَلَى üzerine ʿalā
üzerine ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirler l-kāfirīna
kafirler ٥٠ (50)
(50)
ve seslendiler أَصْحَـٰبُ halkı aṣḥābu
halkı ٱلنَّارِ ateş l-nāri
ateş أَصْحَـٰبَ halkına aṣḥāba
halkına ٱلْجَنَّةِ cennet l-janati
cennet أَنْ diye an
diye أَفِيضُوا۟ biraz da akıtın afīḍū
biraz da akıtın عَلَيْنَا bizim üzerimize ʿalaynā
bizim üzerimize مِنَ su(yunuz)dan mina
su(yunuz)dan ٱلْمَآءِ (some) water l-māi
(some) water أَوْ veya aw
veya مِمَّا size verdiği rızıktan mimmā
size verdiği rızıktan رَزَقَكُمُ (has been) provided (to) you razaqakumu
(has been) provided (to) you ٱللَّهُ ۚ Allah'ın l-lahu
Allah'ın قَالُوٓا۟ dediler ki qālū
dediler ki إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah حَرَّمَهُمَا bu ikisini haram etmiştir ḥarramahumā
bu ikisini haram etmiştir عَلَى üzerine ʿalā
üzerine ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirler l-kāfirīna
kafirler ٥٠ (50)
(50)
Cehennemlikler cennetliklere, "Bize biraz su veya Allah'ın size verdiği rızıktan gönderin" diye seslenirler, onlar da, "Doğrusu Allah dinlerini alay ve eğlenceye alan, dünya hayatına aldanan inkarcılara ikisini de haram etmiştir" derler. Bugünle karşılaşacaklarını unuttukları, ayetlerimizi bile bile inkar ettikleri gibi biz de onları unutuyoruz.
7:51
ٱلَّذِينَ
onlar ki
alladhīna
onlar ki ٱتَّخَذُوا۟ yerine koydular ittakhadhū
yerine koydular دِينَهُمْ dinlerini dīnahum
dinlerini لَهْوًۭا bir eğlence lahwan
bir eğlence وَلَعِبًۭا ve oyun walaʿiban
ve oyun وَغَرَّتْهُمُ ve kendilerini aldattı wagharrathumu
ve kendilerini aldattı ٱلْحَيَوٰةُ hayatı l-ḥayatu
hayatı ٱلدُّنْيَا ۚ dünya l-dun'yā
dünya فَٱلْيَوْمَ bugün fal-yawma
bugün نَنسَىٰهُمْ biz de onları unuturuz nansāhum
biz de onları unuturuz كَمَا gibi kamā
gibi نَسُوا۟ unuttukları nasū
unuttukları لِقَآءَ karşılaşacaklarını liqāa
karşılaşacaklarını يَوْمِهِمْ günleriyle yawmihim
günleriyle هَـٰذَا bu hādhā
bu وَمَا ve wamā
ve كَانُوا۟ ettikleri kānū
ettikleri بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi يَجْحَدُونَ bile bile inkar yajḥadūna
bile bile inkar ٥١ (51)
(51)
onlar ki ٱتَّخَذُوا۟ yerine koydular ittakhadhū
yerine koydular دِينَهُمْ dinlerini dīnahum
dinlerini لَهْوًۭا bir eğlence lahwan
bir eğlence وَلَعِبًۭا ve oyun walaʿiban
ve oyun وَغَرَّتْهُمُ ve kendilerini aldattı wagharrathumu
ve kendilerini aldattı ٱلْحَيَوٰةُ hayatı l-ḥayatu
hayatı ٱلدُّنْيَا ۚ dünya l-dun'yā
dünya فَٱلْيَوْمَ bugün fal-yawma
bugün نَنسَىٰهُمْ biz de onları unuturuz nansāhum
biz de onları unuturuz كَمَا gibi kamā
gibi نَسُوا۟ unuttukları nasū
unuttukları لِقَآءَ karşılaşacaklarını liqāa
karşılaşacaklarını يَوْمِهِمْ günleriyle yawmihim
günleriyle هَـٰذَا bu hādhā
bu وَمَا ve wamā
ve كَانُوا۟ ettikleri kānū
ettikleri بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi يَجْحَدُونَ bile bile inkar yajḥadūna
bile bile inkar ٥١ (51)
(51)
Cehennemlikler cennetliklere, "Bize biraz su veya Allah'ın size verdiği rızıktan gönderin" diye seslenirler, onlar da, "Doğrusu Allah dinlerini alay ve eğlenceye alan, dünya hayatına aldanan inkarcılara ikisini de haram etmiştir" derler. Bugünle karşılaşacaklarını unuttukları, ayetlerimizi bile bile inkar ettikleri gibi biz de onları unutuyoruz.
7:52
وَلَقَدْ
gerçekten
walaqad
gerçekten جِئْنَـٰهُم onlara getirdik ji'nāhum
onlara getirdik بِكِتَـٰبٍۢ bir Kitap bikitābin
bir Kitap فَصَّلْنَـٰهُ açıkladığımız faṣṣalnāhu
açıkladığımız عَلَىٰ göre ʿalā
göre عِلْمٍ bilgiye ʿil'min
bilgiye هُدًۭى yol gösterici hudan
yol gösterici وَرَحْمَةًۭ ve rahmet olan waraḥmatan
ve rahmet olan لِّقَوْمٍۢ bir toplum için liqawmin
bir toplum için يُؤْمِنُونَ inanan yu'minūna
inanan ٥٢ (52)
(52)
gerçekten جِئْنَـٰهُم onlara getirdik ji'nāhum
onlara getirdik بِكِتَـٰبٍۢ bir Kitap bikitābin
bir Kitap فَصَّلْنَـٰهُ açıkladığımız faṣṣalnāhu
açıkladığımız عَلَىٰ göre ʿalā
göre عِلْمٍ bilgiye ʿil'min
bilgiye هُدًۭى yol gösterici hudan
yol gösterici وَرَحْمَةًۭ ve rahmet olan waraḥmatan
ve rahmet olan لِّقَوْمٍۢ bir toplum için liqawmin
bir toplum için يُؤْمِنُونَ inanan yu'minūna
inanan ٥٢ (52)
(52)
And olsun ki Biz onlara bir Kitap getirdik, inanan bir millet için yol gösterici ve rahmet olarak onu bilgiyle uzun uzun açıkladık.
7:53
هَلْ
mı?
hal
mı? يَنظُرُونَ gözetiyorlar yanẓurūna
gözetiyorlar إِلَّا ille illā
ille تَأْوِيلَهُۥ ۚ onun te'vilini tawīlahu
onun te'vilini يَوْمَ gün yawma
gün يَأْتِى geldiği yatī
geldiği تَأْوِيلُهُۥ onun te'vili tawīluhu
onun te'vili يَقُولُ derler ki yaqūlu
derler ki ٱلَّذِينَ olanlar alladhīna
olanlar نَسُوهُ onu unutmuş nasūhu
onu unutmuş مِن önceden min
önceden قَبْلُ before qablu
before قَدْ doğrusu qad
doğrusu جَآءَتْ getirmiş jāat
getirmiş رُسُلُ elçileri rusulu
elçileri رَبِّنَا Rabbimizin rabbinā
Rabbimizin بِٱلْحَقِّ gerçeği bil-ḥaqi
gerçeği فَهَل var mı ki? fahal
var mı ki? لَّنَا bizim lanā
bizim مِن şefa'atçilerimiz min
şefa'atçilerimiz شُفَعَآءَ intercessors shufaʿāa
intercessors فَيَشْفَعُوا۟ şefa'at etsinler fayashfaʿū
şefa'at etsinler لَنَآ bize lanā
bize أَوْ yahut aw
yahut نُرَدُّ tekrar geri döndürülür müyüz ki nuraddu
tekrar geri döndürülür müyüz ki فَنَعْمَلَ yapalım fanaʿmala
yapalım غَيْرَ başkasını ghayra
başkasını ٱلَّذِى şeylerden alladhī
şeylerden كُنَّا yaptıklarımızdan kunnā
yaptıklarımızdan نَعْمَلُ ۚ do naʿmalu
do قَدْ muhakkak qad
muhakkak خَسِرُوٓا۟ onlar ziyana soktular khasirū
onlar ziyana soktular أَنفُسَهُمْ kendilerini anfusahum
kendilerini وَضَلَّ ve saptı waḍalla
ve saptı عَنْهُم kendilerinden ʿanhum
kendilerinden مَّا şeyler mā
şeyler كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları يَفْتَرُونَ uyduruyor yaftarūna
uyduruyor ٥٣ (53)
(53)
mı? يَنظُرُونَ gözetiyorlar yanẓurūna
gözetiyorlar إِلَّا ille illā
ille تَأْوِيلَهُۥ ۚ onun te'vilini tawīlahu
onun te'vilini يَوْمَ gün yawma
gün يَأْتِى geldiği yatī
geldiği تَأْوِيلُهُۥ onun te'vili tawīluhu
onun te'vili يَقُولُ derler ki yaqūlu
derler ki ٱلَّذِينَ olanlar alladhīna
olanlar نَسُوهُ onu unutmuş nasūhu
onu unutmuş مِن önceden min
önceden قَبْلُ before qablu
before قَدْ doğrusu qad
doğrusu جَآءَتْ getirmiş jāat
getirmiş رُسُلُ elçileri rusulu
elçileri رَبِّنَا Rabbimizin rabbinā
Rabbimizin بِٱلْحَقِّ gerçeği bil-ḥaqi
gerçeği فَهَل var mı ki? fahal
var mı ki? لَّنَا bizim lanā
bizim مِن şefa'atçilerimiz min
şefa'atçilerimiz شُفَعَآءَ intercessors shufaʿāa
intercessors فَيَشْفَعُوا۟ şefa'at etsinler fayashfaʿū
şefa'at etsinler لَنَآ bize lanā
bize أَوْ yahut aw
yahut نُرَدُّ tekrar geri döndürülür müyüz ki nuraddu
tekrar geri döndürülür müyüz ki فَنَعْمَلَ yapalım fanaʿmala
yapalım غَيْرَ başkasını ghayra
başkasını ٱلَّذِى şeylerden alladhī
şeylerden كُنَّا yaptıklarımızdan kunnā
yaptıklarımızdan نَعْمَلُ ۚ do naʿmalu
do قَدْ muhakkak qad
muhakkak خَسِرُوٓا۟ onlar ziyana soktular khasirū
onlar ziyana soktular أَنفُسَهُمْ kendilerini anfusahum
kendilerini وَضَلَّ ve saptı waḍalla
ve saptı عَنْهُم kendilerinden ʿanhum
kendilerinden مَّا şeyler mā
şeyler كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları يَفْتَرُونَ uyduruyor yaftarūna
uyduruyor ٥٣ (53)
(53)
Kitap'ın haber verdiği sonuçtan başka bir şey mi bekliyorlar? Sonuç gelip çattığı gün, önceleri onu unutmuş olanlar, "Rabbimizin peygamberleri şüphesiz bize gerçeği getirmişti, şimdi bize şefaat etsin, yahut geriye çevrilsek de işlediklerimizin başka türlüsünü işlesek" derler. Doğrusu kendilerini mahvetmişlerdir, uydurdukları şeyler onları koyup kaçmışlardır.
7:54
إِنَّ
şüphesiz
inna
şüphesiz رَبَّكُمُ Rabbiniz rabbakumu
Rabbiniz ٱللَّهُ o Allah'tır l-lahu
o Allah'tır ٱلَّذِى ki alladhī
ki خَلَقَ yarattı khalaqa
yarattı ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri فِى içinde fī
içinde سِتَّةِ altı sittati
altı أَيَّامٍۢ gün ayyāmin
gün ثُمَّ sonra thumma
sonra ٱسْتَوَىٰ istiva etti is'tawā
istiva etti عَلَى üzerine ʿalā
üzerine ٱلْعَرْشِ Arş l-ʿarshi
Arş يُغْشِى bürüyüp örter yugh'shī
bürüyüp örter ٱلَّيْلَ geceyi al-layla
geceyi ٱلنَّهَارَ gündüz(ün üzerin)e l-nahāra
gündüz(ün üzerin)e يَطْلُبُهُۥ onu kovalayan yaṭlubuhu
onu kovalayan حَثِيثًۭا durmadan ḥathīthan
durmadan وَٱلشَّمْسَ ve güneşi wal-shamsa
ve güneşi وَٱلْقَمَرَ ve ayı wal-qamara
ve ayı وَٱلنُّجُومَ ve yıldızları wal-nujūma
ve yıldızları مُسَخَّرَٰتٍۭ boyun eğmiş vaziyette musakharātin
boyun eğmiş vaziyette بِأَمْرِهِۦٓ ۗ buyruğuna bi-amrihi
buyruğuna أَلَا İyi bilin ki alā
İyi bilin ki لَهُ O'nundur lahu
O'nundur ٱلْخَلْقُ yaratma l-khalqu
yaratma وَٱلْأَمْرُ ۗ ve emir wal-amru
ve emir تَبَارَكَ ne uludur tabāraka
ne uludur ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah رَبُّ Rabbi rabbu
Rabbi ٱلْعَـٰلَمِينَ Âlemlerin l-ʿālamīna
Âlemlerin ٥٤ (54)
(54)
şüphesiz رَبَّكُمُ Rabbiniz rabbakumu
Rabbiniz ٱللَّهُ o Allah'tır l-lahu
o Allah'tır ٱلَّذِى ki alladhī
ki خَلَقَ yarattı khalaqa
yarattı ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri فِى içinde fī
içinde سِتَّةِ altı sittati
altı أَيَّامٍۢ gün ayyāmin
gün ثُمَّ sonra thumma
sonra ٱسْتَوَىٰ istiva etti is'tawā
istiva etti عَلَى üzerine ʿalā
üzerine ٱلْعَرْشِ Arş l-ʿarshi
Arş يُغْشِى bürüyüp örter yugh'shī
bürüyüp örter ٱلَّيْلَ geceyi al-layla
geceyi ٱلنَّهَارَ gündüz(ün üzerin)e l-nahāra
gündüz(ün üzerin)e يَطْلُبُهُۥ onu kovalayan yaṭlubuhu
onu kovalayan حَثِيثًۭا durmadan ḥathīthan
durmadan وَٱلشَّمْسَ ve güneşi wal-shamsa
ve güneşi وَٱلْقَمَرَ ve ayı wal-qamara
ve ayı وَٱلنُّجُومَ ve yıldızları wal-nujūma
ve yıldızları مُسَخَّرَٰتٍۭ boyun eğmiş vaziyette musakharātin
boyun eğmiş vaziyette بِأَمْرِهِۦٓ ۗ buyruğuna bi-amrihi
buyruğuna أَلَا İyi bilin ki alā
İyi bilin ki لَهُ O'nundur lahu
O'nundur ٱلْخَلْقُ yaratma l-khalqu
yaratma وَٱلْأَمْرُ ۗ ve emir wal-amru
ve emir تَبَارَكَ ne uludur tabāraka
ne uludur ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah رَبُّ Rabbi rabbu
Rabbi ٱلْعَـٰلَمِينَ Âlemlerin l-ʿālamīna
Âlemlerin ٥٤ (54)
(54)
Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan ve sonra arşa hükmeden, gündüzü durmadan kovalayan gece ile bürüyen; güneşi, ayı, yıldızları, hepsini buyruğuna baş eğdirerek var eden Allah'tır. Bilin ki yaratma da emir de O'nun hakkıdır. Alemlerin Rabbiolan Allah Yüce'dir.
7:55
ٱدْعُوا۟
du'a edin
id'ʿū
du'a edin رَبَّكُمْ Rabbinize rabbakum
Rabbinize تَضَرُّعًۭا yalvararak taḍarruʿan
yalvararak وَخُفْيَةً ۚ ve gizlice wakhuf'yatan
ve gizlice إِنَّهُۥ çünkü O innahu
çünkü O لَا sevmez lā
sevmez يُحِبُّ love yuḥibbu
love ٱلْمُعْتَدِينَ haddi aşanları l-muʿ'tadīna
haddi aşanları ٥٥ (55)
(55)
du'a edin رَبَّكُمْ Rabbinize rabbakum
Rabbinize تَضَرُّعًۭا yalvararak taḍarruʿan
yalvararak وَخُفْيَةً ۚ ve gizlice wakhuf'yatan
ve gizlice إِنَّهُۥ çünkü O innahu
çünkü O لَا sevmez lā
sevmez يُحِبُّ love yuḥibbu
love ٱلْمُعْتَدِينَ haddi aşanları l-muʿ'tadīna
haddi aşanları ٥٥ (55)
(55)
Rabbinize gönülden ve gizlice yalvarın. Doğrusu O aşırı gidenleri sevmez.
7:56
وَلَا
bozgunculuk yapmayın
walā
bozgunculuk yapmayın تُفْسِدُوا۟ cause corruption tuf'sidū
cause corruption فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth بَعْدَ sonra baʿda
sonra إِصْلَـٰحِهَا düzeltildikten iṣ'lāḥihā
düzeltildikten وَٱدْعُوهُ O'na du'a edin wa-id'ʿūhu
O'na du'a edin خَوْفًۭا korkarak khawfan
korkarak وَطَمَعًا ۚ ve umarak waṭamaʿan
ve umarak إِنَّ muhakkak ki inna
muhakkak ki رَحْمَتَ rahmeti raḥmata
rahmeti ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın قَرِيبٌۭ yakındır qarībun
yakındır مِّنَ iyilik edenlere mina
iyilik edenlere ٱلْمُحْسِنِينَ the good-doers l-muḥ'sinīna
the good-doers ٥٦ (56)
(56)
bozgunculuk yapmayın تُفْسِدُوا۟ cause corruption tuf'sidū
cause corruption فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth بَعْدَ sonra baʿda
sonra إِصْلَـٰحِهَا düzeltildikten iṣ'lāḥihā
düzeltildikten وَٱدْعُوهُ O'na du'a edin wa-id'ʿūhu
O'na du'a edin خَوْفًۭا korkarak khawfan
korkarak وَطَمَعًا ۚ ve umarak waṭamaʿan
ve umarak إِنَّ muhakkak ki inna
muhakkak ki رَحْمَتَ rahmeti raḥmata
rahmeti ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın قَرِيبٌۭ yakındır qarībun
yakındır مِّنَ iyilik edenlere mina
iyilik edenlere ٱلْمُحْسِنِينَ the good-doers l-muḥ'sinīna
the good-doers ٥٦ (56)
(56)
Düzeltilmişken, yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah'a korkarak ve umutla yalvarın. Doğrusu Allah'ın rahmeti iyi davrananlara yakındır.
7:57
وَهُوَ
O ki
wahuwa
O ki ٱلَّذِى gönderir alladhī
gönderir يُرْسِلُ sends yur'silu
sends ٱلرِّيَـٰحَ rüzgarları l-riyāḥa
rüzgarları بُشْرًۢا müjdeci bush'ran
müjdeci بَيْنَ önünde bayna
önünde يَدَىْ before yaday
before رَحْمَتِهِۦ ۖ rahmetinin raḥmatihi
rahmetinin حَتَّىٰٓ nihayet ḥattā
nihayet إِذَآ zaman idhā
zaman أَقَلَّتْ onlar yüklenince aqallat
onlar yüklenince سَحَابًۭا bulutları saḥāban
bulutları ثِقَالًۭا ağır ağır thiqālan
ağır ağır سُقْنَـٰهُ onu yollarız suq'nāhu
onu yollarız لِبَلَدٍۢ bir ülkeye libaladin
bir ülkeye مَّيِّتٍۢ ölü mayyitin
ölü فَأَنزَلْنَا indiririz fa-anzalnā
indiririz بِهِ onunla bihi
onunla ٱلْمَآءَ su l-māa
su فَأَخْرَجْنَا ve çıkarırız fa-akhrajnā
ve çıkarırız بِهِۦ onunla bihi
onunla مِن türlü türlü min
türlü türlü كُلِّ all (kinds) kulli
all (kinds) ٱلثَّمَرَٰتِ ۚ meyvalar l-thamarāti
meyvalar كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle نُخْرِجُ çıkaracağız nukh'riju
çıkaracağız ٱلْمَوْتَىٰ ölüleri de l-mawtā
ölüleri de لَعَلَّكُمْ herhalde laʿallakum
herhalde تَذَكَّرُونَ ibret alırsınız tadhakkarūna
ibret alırsınız ٥٧ (57)
(57)
O ki ٱلَّذِى gönderir alladhī
gönderir يُرْسِلُ sends yur'silu
sends ٱلرِّيَـٰحَ rüzgarları l-riyāḥa
rüzgarları بُشْرًۢا müjdeci bush'ran
müjdeci بَيْنَ önünde bayna
önünde يَدَىْ before yaday
before رَحْمَتِهِۦ ۖ rahmetinin raḥmatihi
rahmetinin حَتَّىٰٓ nihayet ḥattā
nihayet إِذَآ zaman idhā
zaman أَقَلَّتْ onlar yüklenince aqallat
onlar yüklenince سَحَابًۭا bulutları saḥāban
bulutları ثِقَالًۭا ağır ağır thiqālan
ağır ağır سُقْنَـٰهُ onu yollarız suq'nāhu
onu yollarız لِبَلَدٍۢ bir ülkeye libaladin
bir ülkeye مَّيِّتٍۢ ölü mayyitin
ölü فَأَنزَلْنَا indiririz fa-anzalnā
indiririz بِهِ onunla bihi
onunla ٱلْمَآءَ su l-māa
su فَأَخْرَجْنَا ve çıkarırız fa-akhrajnā
ve çıkarırız بِهِۦ onunla bihi
onunla مِن türlü türlü min
türlü türlü كُلِّ all (kinds) kulli
all (kinds) ٱلثَّمَرَٰتِ ۚ meyvalar l-thamarāti
meyvalar كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle نُخْرِجُ çıkaracağız nukh'riju
çıkaracağız ٱلْمَوْتَىٰ ölüleri de l-mawtā
ölüleri de لَعَلَّكُمْ herhalde laʿallakum
herhalde تَذَكَّرُونَ ibret alırsınız tadhakkarūna
ibret alırsınız ٥٧ (57)
(57)
Rahmetinin önünde, müjdeci olarak rüzgarları gönderen Allah'tır. Rüzgarlar, yağmur yüklü bulutları taşıdığında, onu ölü bir memlekete gönderir, su indirir ve onunla her türlü ürünü yetiştiririz; ölüleri de bunun gibi diriltip, çıkarırız; belki bundan ibret alırsınız.
7:58
وَٱلْبَلَدُ
ve ülkenin
wal-baladu
ve ülkenin ٱلطَّيِّبُ güzel olan l-ṭayibu
güzel olan يَخْرُجُ çıkar yakhruju
çıkar نَبَاتُهُۥ bitkisi nabātuhu
bitkisi بِإِذْنِ izniyle bi-idh'ni
izniyle رَبِّهِۦ ۖ Rabbinin rabbihi
Rabbinin وَٱلَّذِى olandan ise wa-alladhī
olandan ise خَبُثَ kötü khabutha
kötü لَا çıkmaz lā
çıkmaz يَخْرُجُ come forth yakhruju
come forth إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey نَكِدًۭا ۚ yararsız bitkiden nakidan
yararsız bitkiden كَذَٰلِكَ işte biz böyle kadhālika
işte biz böyle نُصَرِّفُ döndürüp açıklarız nuṣarrifu
döndürüp açıklarız ٱلْـَٔايَـٰتِ ayetleri l-āyāti
ayetleri لِقَوْمٍۢ bir toplum için liqawmin
bir toplum için يَشْكُرُونَ şükreden yashkurūna
şükreden ٥٨ (58)
(58)
ve ülkenin ٱلطَّيِّبُ güzel olan l-ṭayibu
güzel olan يَخْرُجُ çıkar yakhruju
çıkar نَبَاتُهُۥ bitkisi nabātuhu
bitkisi بِإِذْنِ izniyle bi-idh'ni
izniyle رَبِّهِۦ ۖ Rabbinin rabbihi
Rabbinin وَٱلَّذِى olandan ise wa-alladhī
olandan ise خَبُثَ kötü khabutha
kötü لَا çıkmaz lā
çıkmaz يَخْرُجُ come forth yakhruju
come forth إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey نَكِدًۭا ۚ yararsız bitkiden nakidan
yararsız bitkiden كَذَٰلِكَ işte biz böyle kadhālika
işte biz böyle نُصَرِّفُ döndürüp açıklarız nuṣarrifu
döndürüp açıklarız ٱلْـَٔايَـٰتِ ayetleri l-āyāti
ayetleri لِقَوْمٍۢ bir toplum için liqawmin
bir toplum için يَشْكُرُونَ şükreden yashkurūna
şükreden ٥٨ (58)
(58)
İyi toprak Rabbinin izniyle bitki verir, çorak toprak kavruk bitki çıkarır. Şükredecek millet için böylece ayetleri yerli yerince açıklarız.
7:59
لَقَدْ
andolsun
laqad
andolsun أَرْسَلْنَا gönderdik arsalnā
gönderdik نُوحًا Nuh'u nūḥan
Nuh'u إِلَىٰ kavmine ilā
kavmine قَوْمِهِۦ his people qawmihi
his people فَقَالَ dedi ki faqāla
dedi ki يَـٰقَوْمِ Ey kavmim yāqawmi
Ey kavmim ٱعْبُدُوا۟ kulluk edin uʿ'budū
kulluk edin ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a مَا yoktur mā
yoktur لَكُم sizin lakum
sizin مِّنْ hiçbir min
hiçbir إِلَـٰهٍ tanrınız ilāhin
tanrınız غَيْرُهُۥٓ O'ndan başka ghayruhu
O'ndan başka إِنِّىٓ doğrusu ben innī
doğrusu ben أَخَافُ korkuyorum akhāfu
korkuyorum عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size عَذَابَ azabın(ın inmesin)den ʿadhāba
azabın(ın inmesin)den يَوْمٍ bir günün yawmin
bir günün عَظِيمٍۢ büyük ʿaẓīmin
büyük ٥٩ (59)
(59)
andolsun أَرْسَلْنَا gönderdik arsalnā
gönderdik نُوحًا Nuh'u nūḥan
Nuh'u إِلَىٰ kavmine ilā
kavmine قَوْمِهِۦ his people qawmihi
his people فَقَالَ dedi ki faqāla
dedi ki يَـٰقَوْمِ Ey kavmim yāqawmi
Ey kavmim ٱعْبُدُوا۟ kulluk edin uʿ'budū
kulluk edin ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a مَا yoktur mā
yoktur لَكُم sizin lakum
sizin مِّنْ hiçbir min
hiçbir إِلَـٰهٍ tanrınız ilāhin
tanrınız غَيْرُهُۥٓ O'ndan başka ghayruhu
O'ndan başka إِنِّىٓ doğrusu ben innī
doğrusu ben أَخَافُ korkuyorum akhāfu
korkuyorum عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size عَذَابَ azabın(ın inmesin)den ʿadhāba
azabın(ın inmesin)den يَوْمٍ bir günün yawmin
bir günün عَظِيمٍۢ büyük ʿaẓīmin
büyük ٥٩ (59)
(59)
And olsun ki Nuh'u milletine gönderdik. "Ey milletim! Allah'a kulluk edin, O'ndan başka tanrınız yoktur; doğrusu sizin için büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
7:60
قَالَ
dedi(ler) ki
qāla
dedi(ler) ki ٱلْمَلَأُ ileri gelenler l-mala-u
ileri gelenler مِن kavminden min
kavminden قَوْمِهِۦٓ his people qawmihi
his people إِنَّا elbette biz innā
elbette biz لَنَرَىٰكَ seni görüyoruz lanarāka
seni görüyoruz فِى içinde fī
içinde ضَلَـٰلٍۢ bir sapıklık ḍalālin
bir sapıklık مُّبِينٍۢ açık mubīnin
açık ٦٠ (60)
(60)
dedi(ler) ki ٱلْمَلَأُ ileri gelenler l-mala-u
ileri gelenler مِن kavminden min
kavminden قَوْمِهِۦٓ his people qawmihi
his people إِنَّا elbette biz innā
elbette biz لَنَرَىٰكَ seni görüyoruz lanarāka
seni görüyoruz فِى içinde fī
içinde ضَلَـٰلٍۢ bir sapıklık ḍalālin
bir sapıklık مُّبِينٍۢ açık mubīnin
açık ٦٠ (60)
(60)
Milletinin ileri gelenleri: "Biz senin apaçık sapıklıkta olduğunu görüyoruz" dediler.
7:61
قَالَ
dedi ki
qāla
dedi ki يَـٰقَوْمِ Ey kavmim yāqawmi
Ey kavmim لَيْسَ yoktur laysa
yoktur بِى bende bī
bende ضَلَـٰلَةٌۭ bir sapıklık ḍalālatun
bir sapıklık وَلَـٰكِنِّى fakat ben walākinnī
fakat ben رَسُولٌۭ bir elçiyim rasūlun
bir elçiyim مِّن tarafından min
tarafından رَّبِّ Rabbi rabbi
Rabbi ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ٦١ (61)
(61)
dedi ki يَـٰقَوْمِ Ey kavmim yāqawmi
Ey kavmim لَيْسَ yoktur laysa
yoktur بِى bende bī
bende ضَلَـٰلَةٌۭ bir sapıklık ḍalālatun
bir sapıklık وَلَـٰكِنِّى fakat ben walākinnī
fakat ben رَسُولٌۭ bir elçiyim rasūlun
bir elçiyim مِّن tarafından min
tarafından رَّبِّ Rabbi rabbi
Rabbi ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ٦١ (61)
(61)
"Ey milletim! Bende bir sapıklık yoktur, ancak ben Alemlerin Rabbinin peygamberiyim, Rabbimin sözlerini size bildiriyor, öğüt veriyorum. Sizin bilmediğinizi Allah katından ben biliyorum. Sakınmanızı ve böylece merhamete uğramanızı sağlamak üzere sizi uyarmak için aranızdan biri vasıtasıyla Rabbinizden size haber gelmesine mi şaşıyorsunuz?" dedi.
7:62
أُبَلِّغُكُمْ
size duyuruyorum
uballighukum
size duyuruyorum رِسَـٰلَـٰتِ mesajlarını risālāti
mesajlarını رَبِّى Rabbimin rabbī
Rabbimin وَأَنصَحُ ve öğüt veriyorum wa-anṣaḥu
ve öğüt veriyorum لَكُمْ size lakum
size وَأَعْلَمُ ve biliyorum wa-aʿlamu
ve biliyorum مِنَ tarafından mina
tarafından ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah مَا şeyleri mā
şeyleri لَا sizin bilmediğiniz lā
sizin bilmediğiniz تَعْلَمُونَ you know taʿlamūna
you know ٦٢ (62)
(62)
size duyuruyorum رِسَـٰلَـٰتِ mesajlarını risālāti
mesajlarını رَبِّى Rabbimin rabbī
Rabbimin وَأَنصَحُ ve öğüt veriyorum wa-anṣaḥu
ve öğüt veriyorum لَكُمْ size lakum
size وَأَعْلَمُ ve biliyorum wa-aʿlamu
ve biliyorum مِنَ tarafından mina
tarafından ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah مَا şeyleri mā
şeyleri لَا sizin bilmediğiniz lā
sizin bilmediğiniz تَعْلَمُونَ you know taʿlamūna
you know ٦٢ (62)
(62)
"Ey milletim! Bende bir sapıklık yoktur, ancak ben Alemlerin Rabbinin peygamberiyim, Rabbimin sözlerini size bildiriyor, öğüt veriyorum. Sizin bilmediğinizi Allah katından ben biliyorum. Sakınmanızı ve böylece merhamete uğramanızı sağlamak üzere sizi uyarmak için aranızdan biri vasıtasıyla Rabbinizden size haber gelmesine mi şaşıyorsunuz?" dedi.
7:63
أَوَعَجِبْتُمْ
şaştınız mı?
awaʿajib'tum
şaştınız mı? أَن gelmesine an
gelmesine جَآءَكُمْ has come to you jāakum
has come to you ذِكْرٌۭ bir Zikir dhik'run
bir Zikir مِّن Rabbinizden min
Rabbinizden رَّبِّكُمْ your Lord rabbikum
your Lord عَلَىٰ aracılığı ile ʿalā
aracılığı ile رَجُلٍۢ bir adam rajulin
bir adam مِّنكُمْ içinizden minkum
içinizden لِيُنذِرَكُمْ sizi uyarmak için liyundhirakum
sizi uyarmak için وَلِتَتَّقُوا۟ ve korunmanız için walitattaqū
ve korunmanız için وَلَعَلَّكُمْ ve belki walaʿallakum
ve belki تُرْحَمُونَ merhamete uğrarsınız diye tur'ḥamūna
merhamete uğrarsınız diye ٦٣ (63)
(63)
şaştınız mı? أَن gelmesine an
gelmesine جَآءَكُمْ has come to you jāakum
has come to you ذِكْرٌۭ bir Zikir dhik'run
bir Zikir مِّن Rabbinizden min
Rabbinizden رَّبِّكُمْ your Lord rabbikum
your Lord عَلَىٰ aracılığı ile ʿalā
aracılığı ile رَجُلٍۢ bir adam rajulin
bir adam مِّنكُمْ içinizden minkum
içinizden لِيُنذِرَكُمْ sizi uyarmak için liyundhirakum
sizi uyarmak için وَلِتَتَّقُوا۟ ve korunmanız için walitattaqū
ve korunmanız için وَلَعَلَّكُمْ ve belki walaʿallakum
ve belki تُرْحَمُونَ merhamete uğrarsınız diye tur'ḥamūna
merhamete uğrarsınız diye ٦٣ (63)
(63)
"Ey milletim! Bende bir sapıklık yoktur, ancak ben Alemlerin Rabbinin peygamberiyim, Rabbimin sözlerini size bildiriyor, öğüt veriyorum. Sizin bilmediğinizi Allah katından ben biliyorum. Sakınmanızı ve böylece merhamete uğramanızı sağlamak üzere sizi uyarmak için aranızdan biri vasıtasıyla Rabbinizden size haber gelmesine mi şaşıyorsunuz?" dedi.
7:64
فَكَذَّبُوهُ
O'nu yalanladılar
fakadhabūhu
O'nu yalanladılar فَأَنجَيْنَـٰهُ biz de kurtardık fa-anjaynāhu
biz de kurtardık وَٱلَّذِينَ o kimseleri wa-alladhīna
o kimseleri مَعَهُۥ O'nunla berebar maʿahu
O'nunla berebar فِى bulunanları fī
bulunanları ٱلْفُلْكِ gemide l-ful'ki
gemide وَأَغْرَقْنَا ve boğduk wa-aghraqnā
ve boğduk ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri كَذَّبُوا۟ yalanlayanları kadhabū
yalanlayanları بِـَٔايَـٰتِنَآ ۚ ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi إِنَّهُمْ çünkü onlar innahum
çünkü onlar كَانُوا۟ idiler kānū
idiler قَوْمًا bir kavim qawman
bir kavim عَمِينَ kör ʿamīna
kör ٦٤ (64)
(64)
O'nu yalanladılar فَأَنجَيْنَـٰهُ biz de kurtardık fa-anjaynāhu
biz de kurtardık وَٱلَّذِينَ o kimseleri wa-alladhīna
o kimseleri مَعَهُۥ O'nunla berebar maʿahu
O'nunla berebar فِى bulunanları fī
bulunanları ٱلْفُلْكِ gemide l-ful'ki
gemide وَأَغْرَقْنَا ve boğduk wa-aghraqnā
ve boğduk ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri كَذَّبُوا۟ yalanlayanları kadhabū
yalanlayanları بِـَٔايَـٰتِنَآ ۚ ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi إِنَّهُمْ çünkü onlar innahum
çünkü onlar كَانُوا۟ idiler kānū
idiler قَوْمًا bir kavim qawman
bir kavim عَمِينَ kör ʿamīna
kör ٦٤ (64)
(64)
Onu yalanladılar; biz de onu ve gemide beraberinde olanları kurtardık, ayetlerimizi yalan sayanları suda boğduk, çünkü onlar kör bir milletti.
7:65
۞ وَإِلَىٰ
ve (gönderdik)
wa-ilā
ve (gönderdik) عَادٍ Ad(kavmin)e de ʿādin
Ad(kavmin)e de أَخَاهُمْ kardeşleri akhāhum
kardeşleri هُودًۭا ۗ Hud'u hūdan
Hud'u قَالَ dedi ki qāla
dedi ki يَـٰقَوْمِ Ey kavmim yāqawmi
Ey kavmim ٱعْبُدُوا۟ kulluk edin uʿ'budū
kulluk edin ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a مَا yoktur mā
yoktur لَكُم sizin lakum
sizin مِّنْ hiçbir min
hiçbir إِلَـٰهٍ tanrınız ilāhin
tanrınız غَيْرُهُۥٓ ۚ O'dan başka ghayruhu
O'dan başka أَفَلَا sakınmaz mısınız? afalā
sakınmaz mısınız? تَتَّقُونَ you fear (Allah) tattaqūna
you fear (Allah) ٦٥ (65)
(65)
ve (gönderdik) عَادٍ Ad(kavmin)e de ʿādin
Ad(kavmin)e de أَخَاهُمْ kardeşleri akhāhum
kardeşleri هُودًۭا ۗ Hud'u hūdan
Hud'u قَالَ dedi ki qāla
dedi ki يَـٰقَوْمِ Ey kavmim yāqawmi
Ey kavmim ٱعْبُدُوا۟ kulluk edin uʿ'budū
kulluk edin ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a مَا yoktur mā
yoktur لَكُم sizin lakum
sizin مِّنْ hiçbir min
hiçbir إِلَـٰهٍ tanrınız ilāhin
tanrınız غَيْرُهُۥٓ ۚ O'dan başka ghayruhu
O'dan başka أَفَلَا sakınmaz mısınız? afalā
sakınmaz mısınız? تَتَّقُونَ you fear (Allah) tattaqūna
you fear (Allah) ٦٥ (65)
(65)
Ad milletine de, kardeşleri Hud'u gönderdik "Ey milletim! Allah'a kulluk edin, O'ndan başka tanrınız yoktur, karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" dedi.
7:66
قَالَ
dedi(ler) ki
qāla
dedi(ler) ki ٱلْمَلَأُ ileri gelen l-mala-u
ileri gelen ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَفَرُوا۟ inkarcılar kafarū
inkarcılar مِن kavminden min
kavminden قَوْمِهِۦٓ his people qawmihi
his people إِنَّا elbette biz innā
elbette biz لَنَرَىٰكَ seni görüyoruz lanarāka
seni görüyoruz فِى içinde fī
içinde سَفَاهَةٍۢ bir beyinsizlik safāhatin
bir beyinsizlik وَإِنَّا ve elbette biz wa-innā
ve elbette biz لَنَظُنُّكَ zannediyoruz ki sen lanaẓunnuka
zannediyoruz ki sen مِنَ yalancılardansın mina
yalancılardansın ٱلْكَـٰذِبِينَ the liars l-kādhibīna
the liars ٦٦ (66)
(66)
dedi(ler) ki ٱلْمَلَأُ ileri gelen l-mala-u
ileri gelen ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَفَرُوا۟ inkarcılar kafarū
inkarcılar مِن kavminden min
kavminden قَوْمِهِۦٓ his people qawmihi
his people إِنَّا elbette biz innā
elbette biz لَنَرَىٰكَ seni görüyoruz lanarāka
seni görüyoruz فِى içinde fī
içinde سَفَاهَةٍۢ bir beyinsizlik safāhatin
bir beyinsizlik وَإِنَّا ve elbette biz wa-innā
ve elbette biz لَنَظُنُّكَ zannediyoruz ki sen lanaẓunnuka
zannediyoruz ki sen مِنَ yalancılardansın mina
yalancılardansın ٱلْكَـٰذِبِينَ the liars l-kādhibīna
the liars ٦٦ (66)
(66)
Milletinin inkarcı ileri gelenleri, "Biz senin beyinsiz olduğunu görüyor ve seni yalancılardan sanıyoruz" dediler.
7:67
قَالَ
dedi
qāla
dedi يَـٰقَوْمِ Ey kavmim yāqawmi
Ey kavmim لَيْسَ yoktur laysa
yoktur بِى bende bī
bende سَفَاهَةٌۭ beyinsizlik safāhatun
beyinsizlik وَلَـٰكِنِّى fakat ben walākinnī
fakat ben رَسُولٌۭ bir elçiyim rasūlun
bir elçiyim مِّن tarafından min
tarafından رَّبِّ Rabbi rabbi
Rabbi ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ٦٧ (67)
(67)
dedi يَـٰقَوْمِ Ey kavmim yāqawmi
Ey kavmim لَيْسَ yoktur laysa
yoktur بِى bende bī
bende سَفَاهَةٌۭ beyinsizlik safāhatun
beyinsizlik وَلَـٰكِنِّى fakat ben walākinnī
fakat ben رَسُولٌۭ bir elçiyim rasūlun
bir elçiyim مِّن tarafından min
tarafından رَّبِّ Rabbi rabbi
Rabbi ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ٦٧ (67)
(67)
"Ey milletim! Ben beyinsiz değil, Alemlerin Rabbinin peygamberiyim.
7:68
أُبَلِّغُكُمْ
size duyuruyorum
uballighukum
size duyuruyorum رِسَـٰلَـٰتِ mesajlarını risālāti
mesajlarını رَبِّى Rabbimin rabbī
Rabbimin وَأَنَا۠ ve ben wa-anā
ve ben لَكُمْ sizin için lakum
sizin için نَاصِحٌ bir öğütçüyüm nāṣiḥun
bir öğütçüyüm أَمِينٌ güvenilir amīnun
güvenilir ٦٨ (68)
(68)
size duyuruyorum رِسَـٰلَـٰتِ mesajlarını risālāti
mesajlarını رَبِّى Rabbimin rabbī
Rabbimin وَأَنَا۠ ve ben wa-anā
ve ben لَكُمْ sizin için lakum
sizin için نَاصِحٌ bir öğütçüyüm nāṣiḥun
bir öğütçüyüm أَمِينٌ güvenilir amīnun
güvenilir ٦٨ (68)
(68)
Size Rabbimin sözlerini bildiriyorum. Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm; sizi uyarmak üzere, aranızdan bir adam vasıtasiyle Rabbinizden size bir haber gelmesine mi şaşıyorsunuz? Allah'ın sizi Nuh'un milleti yerine getirdiğini ve vücutça da onlardan üstün kıldığını hatırlayın, başarıya erişebilmeniz için Allah'ın nimetlerini anın" dedi.
7:69
أَوَعَجِبْتُمْ
şaştınız mı?
awaʿajib'tum
şaştınız mı? أَن size gelmesine an
size gelmesine جَآءَكُمْ has come to you jāakum
has come to you ذِكْرٌۭ bir Zikir dhik'run
bir Zikir مِّن tarafından min
tarafından رَّبِّكُمْ Rabbiniz rabbikum
Rabbiniz عَلَىٰ aracılığı ile ʿalā
aracılığı ile رَجُلٍۢ bir adam rajulin
bir adam مِّنكُمْ içinizden minkum
içinizden لِيُنذِرَكُمْ ۚ sizi uyarması için liyundhirakum
sizi uyarması için وَٱذْكُرُوٓا۟ düşünün ki wa-udh'kurū
düşünün ki إِذْ ne zaman ki idh
ne zaman ki جَعَلَكُمْ sizi yaptı jaʿalakum
sizi yaptı خُلَفَآءَ hakimler khulafāa
hakimler مِنۢ sonra min
sonra بَعْدِ after baʿdi
after قَوْمِ kavminden qawmi
kavminden نُوحٍۢ Nuh nūḥin
Nuh وَزَادَكُمْ ve size verdi wazādakum
ve size verdi فِى yaratılışta fī
yaratılışta ٱلْخَلْقِ the stature l-khalqi
the stature بَصْۜطَةًۭ ۖ üstünlük güç' baṣ'ṭatan
üstünlük güç' فَٱذْكُرُوٓا۟ hatırlayın ki fa-udh'kurū
hatırlayın ki ءَالَآءَ ni'metlerini ālāa
ni'metlerini ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın لَعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki تُفْلِحُونَ başarıya erersiniz tuf'liḥūna
başarıya erersiniz ٦٩ (69)
(69)
şaştınız mı? أَن size gelmesine an
size gelmesine جَآءَكُمْ has come to you jāakum
has come to you ذِكْرٌۭ bir Zikir dhik'run
bir Zikir مِّن tarafından min
tarafından رَّبِّكُمْ Rabbiniz rabbikum
Rabbiniz عَلَىٰ aracılığı ile ʿalā
aracılığı ile رَجُلٍۢ bir adam rajulin
bir adam مِّنكُمْ içinizden minkum
içinizden لِيُنذِرَكُمْ ۚ sizi uyarması için liyundhirakum
sizi uyarması için وَٱذْكُرُوٓا۟ düşünün ki wa-udh'kurū
düşünün ki إِذْ ne zaman ki idh
ne zaman ki جَعَلَكُمْ sizi yaptı jaʿalakum
sizi yaptı خُلَفَآءَ hakimler khulafāa
hakimler مِنۢ sonra min
sonra بَعْدِ after baʿdi
after قَوْمِ kavminden qawmi
kavminden نُوحٍۢ Nuh nūḥin
Nuh وَزَادَكُمْ ve size verdi wazādakum
ve size verdi فِى yaratılışta fī
yaratılışta ٱلْخَلْقِ the stature l-khalqi
the stature بَصْۜطَةًۭ ۖ üstünlük güç' baṣ'ṭatan
üstünlük güç' فَٱذْكُرُوٓا۟ hatırlayın ki fa-udh'kurū
hatırlayın ki ءَالَآءَ ni'metlerini ālāa
ni'metlerini ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın لَعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki تُفْلِحُونَ başarıya erersiniz tuf'liḥūna
başarıya erersiniz ٦٩ (69)
(69)
Size Rabbimin sözlerini bildiriyorum. Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm; sizi uyarmak üzere, aranızdan bir adam vasıtasiyle Rabbinizden size bir haber gelmesine mi şaşıyorsunuz? Allah'ın sizi Nuh'un milleti yerine getirdiğini ve vücutça da onlardan üstün kıldığını hatırlayın, başarıya erişebilmeniz için Allah'ın nimetlerini anın" dedi.
7:70
قَالُوٓا۟
dediler ki
qālū
dediler ki أَجِئْتَنَا sen bize mi geldin? aji'tanā
sen bize mi geldin? لِنَعْبُدَ kulluk etmemiz için linaʿbuda
kulluk etmemiz için ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a وَحْدَهُۥ tek olan waḥdahu
tek olan وَنَذَرَ ve bırakalım diye wanadhara
ve bırakalım diye مَا şeyleri mā
şeyleri كَانَ oldukları kāna
oldukları يَعْبُدُ tapıyor yaʿbudu
tapıyor ءَابَآؤُنَا ۖ atalarımızın ābāunā
atalarımızın فَأْتِنَا (haydi) bize getir fatinā
(haydi) bize getir بِمَا şeyi bimā
şeyi تَعِدُنَآ bizi tehdidettiğin taʿidunā
bizi tehdidettiğin إِن eğer in
eğer كُنتَ isen kunta
isen مِنَ doğrulardan mina
doğrulardan ٱلصَّـٰدِقِينَ the truthful l-ṣādiqīna
the truthful ٧٠ (70)
(70)
dediler ki أَجِئْتَنَا sen bize mi geldin? aji'tanā
sen bize mi geldin? لِنَعْبُدَ kulluk etmemiz için linaʿbuda
kulluk etmemiz için ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a وَحْدَهُۥ tek olan waḥdahu
tek olan وَنَذَرَ ve bırakalım diye wanadhara
ve bırakalım diye مَا şeyleri mā
şeyleri كَانَ oldukları kāna
oldukları يَعْبُدُ tapıyor yaʿbudu
tapıyor ءَابَآؤُنَا ۖ atalarımızın ābāunā
atalarımızın فَأْتِنَا (haydi) bize getir fatinā
(haydi) bize getir بِمَا şeyi bimā
şeyi تَعِدُنَآ bizi tehdidettiğin taʿidunā
bizi tehdidettiğin إِن eğer in
eğer كُنتَ isen kunta
isen مِنَ doğrulardan mina
doğrulardan ٱلصَّـٰدِقِينَ the truthful l-ṣādiqīna
the truthful ٧٠ (70)
(70)
"Bize yalnız Allah'a kulluk etmemizi, babalarımızın taptıklarını bırakmamızı söylemek için mi geldin? Doğru sözlülerden isen haydi bizi tehdit ettiğin azaba uğrat" dediler.
7:71
قَالَ
dedi ki
qāla
dedi ki قَدْ artık qad
artık وَقَعَ inmiştir waqaʿa
inmiştir عَلَيْكُم size ʿalaykum
size مِّن Rabbinizden min
Rabbinizden رَّبِّكُمْ your Lord rabbikum
your Lord رِجْسٌۭ bir pislik rij'sun
bir pislik وَغَضَبٌ ۖ ve gazab waghaḍabun
ve gazab أَتُجَـٰدِلُونَنِى benimle mi tartışıyorsunuz? atujādilūnanī
benimle mi tartışıyorsunuz? فِىٓ hakkında fī
hakkında أَسْمَآءٍۢ isimler asmāin
isimler سَمَّيْتُمُوهَآ adlandırdığınız sammaytumūhā
adlandırdığınız أَنتُمْ sadece sizin antum
sadece sizin وَءَابَآؤُكُم ve atalarınızın waābāukum
ve atalarınızın مَّا indirmediği mā
indirmediği نَزَّلَ (has been) sent down nazzala
(has been) sent down ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın بِهَا onlar için bihā
onlar için مِن hiçbir min
hiçbir سُلْطَـٰنٍۢ ۚ delil sul'ṭānin
delil فَٱنتَظِرُوٓا۟ bekleyin öyle ise fa-intaẓirū
bekleyin öyle ise إِنِّى ben de innī
ben de مَعَكُم sizinle beraber maʿakum
sizinle beraber مِّنَ bekleyenlerdenim mina
bekleyenlerdenim ٱلْمُنتَظِرِينَ the ones who wait l-muntaẓirīna
the ones who wait ٧١ (71)
(71)
dedi ki قَدْ artık qad
artık وَقَعَ inmiştir waqaʿa
inmiştir عَلَيْكُم size ʿalaykum
size مِّن Rabbinizden min
Rabbinizden رَّبِّكُمْ your Lord rabbikum
your Lord رِجْسٌۭ bir pislik rij'sun
bir pislik وَغَضَبٌ ۖ ve gazab waghaḍabun
ve gazab أَتُجَـٰدِلُونَنِى benimle mi tartışıyorsunuz? atujādilūnanī
benimle mi tartışıyorsunuz? فِىٓ hakkında fī
hakkında أَسْمَآءٍۢ isimler asmāin
isimler سَمَّيْتُمُوهَآ adlandırdığınız sammaytumūhā
adlandırdığınız أَنتُمْ sadece sizin antum
sadece sizin وَءَابَآؤُكُم ve atalarınızın waābāukum
ve atalarınızın مَّا indirmediği mā
indirmediği نَزَّلَ (has been) sent down nazzala
(has been) sent down ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın بِهَا onlar için bihā
onlar için مِن hiçbir min
hiçbir سُلْطَـٰنٍۢ ۚ delil sul'ṭānin
delil فَٱنتَظِرُوٓا۟ bekleyin öyle ise fa-intaẓirū
bekleyin öyle ise إِنِّى ben de innī
ben de مَعَكُم sizinle beraber maʿakum
sizinle beraber مِّنَ bekleyenlerdenim mina
bekleyenlerdenim ٱلْمُنتَظِرِينَ the ones who wait l-muntaẓirīna
the ones who wait ٧١ (71)
(71)
"Hiç şüphesiz artık Rabbinizin azab ve öfkesini hakettiniz. Allah'ın hiçbir delil indirmediği, isimlerini de siz ve babalarınızın koyduğu putlar hakkında mı benimle tartışıyorsunuz? Bekleyin, doğrusu ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim" dedi.
7:72
فَأَنجَيْنَـٰهُ
O'nu kurtardık
fa-anjaynāhu
O'nu kurtardık وَٱلَّذِينَ ve olanları wa-alladhīna
ve olanları مَعَهُۥ O'nunla beraber maʿahu
O'nunla beraber بِرَحْمَةٍۢ bir rahmetle biraḥmatin
bir rahmetle مِّنَّا bizden minnā
bizden وَقَطَعْنَا ve kestik waqaṭaʿnā
ve kestik دَابِرَ kökünü dābira
kökünü ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin كَذَّبُوا۟ yalanlayan(ların) kadhabū
yalanlayan(ların) بِـَٔايَـٰتِنَا ۖ ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi وَمَا ve wamā
ve كَانُوا۟ olanların kānū
olanların مُؤْمِنِينَ inanmayacak mu'minīna
inanmayacak ٧٢ (72)
(72)
O'nu kurtardık وَٱلَّذِينَ ve olanları wa-alladhīna
ve olanları مَعَهُۥ O'nunla beraber maʿahu
O'nunla beraber بِرَحْمَةٍۢ bir rahmetle biraḥmatin
bir rahmetle مِّنَّا bizden minnā
bizden وَقَطَعْنَا ve kestik waqaṭaʿnā
ve kestik دَابِرَ kökünü dābira
kökünü ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin كَذَّبُوا۟ yalanlayan(ların) kadhabū
yalanlayan(ların) بِـَٔايَـٰتِنَا ۖ ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi وَمَا ve wamā
ve كَانُوا۟ olanların kānū
olanların مُؤْمِنِينَ inanmayacak mu'minīna
inanmayacak ٧٢ (72)
(72)
Biz, rahmetimizle, Hud'u ve beraberinde bulunanları kurtardık, ayetlerimizi yalan sayarak inanmayanların kökünü kestik.
7:73
وَإِلَىٰ
ve
wa-ilā
ve ثَمُودَ Semud(kavmin)e de thamūda
Semud(kavmin)e de أَخَاهُمْ kardeşleri akhāhum
kardeşleri صَـٰلِحًۭا ۗ Salih'i (gönderdik) ṣāliḥan
Salih'i (gönderdik) قَالَ dedi ki qāla
dedi ki يَـٰقَوْمِ Ey kavmim yāqawmi
Ey kavmim ٱعْبُدُوا۟ kulluk edin uʿ'budū
kulluk edin ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a مَا yoktur mā
yoktur لَكُم sizin lakum
sizin مِّنْ hiçbir min
hiçbir إِلَـٰهٍ tanrınız ilāhin
tanrınız غَيْرُهُۥ ۖ O'ndan başka ghayruhu
O'ndan başka قَدْ elbette qad
elbette جَآءَتْكُم size geldi jāatkum
size geldi بَيِّنَةٌۭ açık delil bayyinatun
açık delil مِّن tarafından min
tarafından رَّبِّكُمْ ۖ Rabbiniz rabbikum
Rabbiniz هَـٰذِهِۦ işte şu hādhihi
işte şu نَاقَةُ devesi nāqatu
devesi ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın لَكُمْ size lakum
size ءَايَةًۭ ۖ bir mu'cizedir āyatan
bir mu'cizedir فَذَرُوهَا bırakın onu fadharūhā
bırakın onu تَأْكُلْ yesin (içsin) takul
yesin (içsin) فِىٓ arzından fī
arzından أَرْضِ (the) earth arḍi
(the) earth ٱللَّهِ ۖ Allah'ın l-lahi
Allah'ın وَلَا sakın walā
sakın تَمَسُّوهَا ona dokundurmayın tamassūhā
ona dokundurmayın بِسُوٓءٍۢ bir kötülük bisūin
bir kötülük فَيَأْخُذَكُمْ yoksa sizi yakalar fayakhudhakum
yoksa sizi yakalar عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab أَلِيمٌۭ acıklı alīmun
acıklı ٧٣ (73)
(73)
ve ثَمُودَ Semud(kavmin)e de thamūda
Semud(kavmin)e de أَخَاهُمْ kardeşleri akhāhum
kardeşleri صَـٰلِحًۭا ۗ Salih'i (gönderdik) ṣāliḥan
Salih'i (gönderdik) قَالَ dedi ki qāla
dedi ki يَـٰقَوْمِ Ey kavmim yāqawmi
Ey kavmim ٱعْبُدُوا۟ kulluk edin uʿ'budū
kulluk edin ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a مَا yoktur mā
yoktur لَكُم sizin lakum
sizin مِّنْ hiçbir min
hiçbir إِلَـٰهٍ tanrınız ilāhin
tanrınız غَيْرُهُۥ ۖ O'ndan başka ghayruhu
O'ndan başka قَدْ elbette qad
elbette جَآءَتْكُم size geldi jāatkum
size geldi بَيِّنَةٌۭ açık delil bayyinatun
açık delil مِّن tarafından min
tarafından رَّبِّكُمْ ۖ Rabbiniz rabbikum
Rabbiniz هَـٰذِهِۦ işte şu hādhihi
işte şu نَاقَةُ devesi nāqatu
devesi ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın لَكُمْ size lakum
size ءَايَةًۭ ۖ bir mu'cizedir āyatan
bir mu'cizedir فَذَرُوهَا bırakın onu fadharūhā
bırakın onu تَأْكُلْ yesin (içsin) takul
yesin (içsin) فِىٓ arzından fī
arzından أَرْضِ (the) earth arḍi
(the) earth ٱللَّهِ ۖ Allah'ın l-lahi
Allah'ın وَلَا sakın walā
sakın تَمَسُّوهَا ona dokundurmayın tamassūhā
ona dokundurmayın بِسُوٓءٍۢ bir kötülük bisūin
bir kötülük فَيَأْخُذَكُمْ yoksa sizi yakalar fayakhudhakum
yoksa sizi yakalar عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab أَلِيمٌۭ acıklı alīmun
acıklı ٧٣ (73)
(73)
Semud milletine de kardeşleri Salih'i gönderdik. "Ey milletim! Allah'a kulluk edin, O'ndan başka tanrınız yoktur. Rabbinizden size bir belge geldi: Allah'ın bu dişi devesi size bir delildir, onu bırakın, Allah'ın toprağında otlasın; ona kötülük etmeyin, yoksa can yakıcı azaba uğrarsınız.
7:74
وَٱذْكُرُوٓا۟
düşünün ki
wa-udh'kurū
düşünün ki إِذْ hani idh
hani جَعَلَكُمْ sizi yaptı jaʿalakum
sizi yaptı خُلَفَآءَ hükümdarlar khulafāa
hükümdarlar مِنۢ sonra min
sonra بَعْدِ after baʿdi
after عَادٍۢ Ad'dan ʿādin
Ad'dan وَبَوَّأَكُمْ ve sizi yerleştirdi wabawwa-akum
ve sizi yerleştirdi فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth تَتَّخِذُونَ ediniyorsunuz tattakhidhūna
ediniyorsunuz مِن O'nun düzlüklerinde min
O'nun düzlüklerinde سُهُولِهَا its plains suhūlihā
its plains قُصُورًۭا saraylar quṣūran
saraylar وَتَنْحِتُونَ ve yontup yapıyorsunuz watanḥitūna
ve yontup yapıyorsunuz ٱلْجِبَالَ dağlarını l-jibāla
dağlarını بُيُوتًۭا ۖ evler buyūtan
evler فَٱذْكُرُوٓا۟ artık hatırlayın fa-udh'kurū
artık hatırlayın ءَالَآءَ ni'metlerini ālāa
ni'metlerini ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın وَلَا karışıklık çıkarmayın walā
karışıklık çıkarmayın تَعْثَوْا۟ act wickedly taʿthaw
act wickedly فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ (the) earth l-arḍi
(the) earth مُفْسِدِينَ bozgunculuk yapıp muf'sidīna
bozgunculuk yapıp ٧٤ (74)
(74)
düşünün ki إِذْ hani idh
hani جَعَلَكُمْ sizi yaptı jaʿalakum
sizi yaptı خُلَفَآءَ hükümdarlar khulafāa
hükümdarlar مِنۢ sonra min
sonra بَعْدِ after baʿdi
after عَادٍۢ Ad'dan ʿādin
Ad'dan وَبَوَّأَكُمْ ve sizi yerleştirdi wabawwa-akum
ve sizi yerleştirdi فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth تَتَّخِذُونَ ediniyorsunuz tattakhidhūna
ediniyorsunuz مِن O'nun düzlüklerinde min
O'nun düzlüklerinde سُهُولِهَا its plains suhūlihā
its plains قُصُورًۭا saraylar quṣūran
saraylar وَتَنْحِتُونَ ve yontup yapıyorsunuz watanḥitūna
ve yontup yapıyorsunuz ٱلْجِبَالَ dağlarını l-jibāla
dağlarını بُيُوتًۭا ۖ evler buyūtan
evler فَٱذْكُرُوٓا۟ artık hatırlayın fa-udh'kurū
artık hatırlayın ءَالَآءَ ni'metlerini ālāa
ni'metlerini ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın وَلَا karışıklık çıkarmayın walā
karışıklık çıkarmayın تَعْثَوْا۟ act wickedly taʿthaw
act wickedly فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ (the) earth l-arḍi
(the) earth مُفْسِدِينَ bozgunculuk yapıp muf'sidīna
bozgunculuk yapıp ٧٤ (74)
(74)
Allah'ın sizi Ad milleti yerine getirdiğini, ovalarında köşkler kurup dağlarında kayadan evler yonttuğunuz yeryüzünde yerleştirdiğini hatırlayın; Allah'ın nimetlerini anın, yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın" dedi.
7:75
قَالَ
dediler
qāla
dediler ٱلْمَلَأُ ileri gelenler l-mala-u
ileri gelenler ٱلَّذِينَ onlar ki alladhīna
onlar ki ٱسْتَكْبَرُوا۟ büyüklük taslıyorlar is'takbarū
büyüklük taslıyorlar مِن kavminden min
kavminden قَوْمِهِۦ his people qawmihi
his people لِلَّذِينَ kimseler lilladhīna
kimseler ٱسْتُضْعِفُوا۟ zayıf görülen us'tuḍ'ʿifū
zayıf görülen لِمَنْ kimselere (karşı) liman
kimselere (karşı) ءَامَنَ inanan āmana
inanan مِنْهُمْ içlerinden min'hum
içlerinden أَتَعْلَمُونَ siz biliyor musunuz? ataʿlamūna
siz biliyor musunuz? أَنَّ gerçekten anna
gerçekten صَـٰلِحًۭا Salih'in ṣāliḥan
Salih'in مُّرْسَلٌۭ gönderildiğini mur'salun
gönderildiğini مِّن tarafından min
tarafından رَّبِّهِۦ ۚ Rabbi rabbihi
Rabbi قَالُوٓا۟ dediler qālū
dediler إِنَّا doğrusu biz innā
doğrusu biz بِمَآ gönderilene bimā
gönderilene أُرْسِلَ he has been sent ur'sila
he has been sent بِهِۦ onunla bihi
onunla مُؤْمِنُونَ inananlarız mu'minūna
inananlarız ٧٥ (75)
(75)
dediler ٱلْمَلَأُ ileri gelenler l-mala-u
ileri gelenler ٱلَّذِينَ onlar ki alladhīna
onlar ki ٱسْتَكْبَرُوا۟ büyüklük taslıyorlar is'takbarū
büyüklük taslıyorlar مِن kavminden min
kavminden قَوْمِهِۦ his people qawmihi
his people لِلَّذِينَ kimseler lilladhīna
kimseler ٱسْتُضْعِفُوا۟ zayıf görülen us'tuḍ'ʿifū
zayıf görülen لِمَنْ kimselere (karşı) liman
kimselere (karşı) ءَامَنَ inanan āmana
inanan مِنْهُمْ içlerinden min'hum
içlerinden أَتَعْلَمُونَ siz biliyor musunuz? ataʿlamūna
siz biliyor musunuz? أَنَّ gerçekten anna
gerçekten صَـٰلِحًۭا Salih'in ṣāliḥan
Salih'in مُّرْسَلٌۭ gönderildiğini mur'salun
gönderildiğini مِّن tarafından min
tarafından رَّبِّهِۦ ۚ Rabbi rabbihi
Rabbi قَالُوٓا۟ dediler qālū
dediler إِنَّا doğrusu biz innā
doğrusu biz بِمَآ gönderilene bimā
gönderilene أُرْسِلَ he has been sent ur'sila
he has been sent بِهِۦ onunla bihi
onunla مُؤْمِنُونَ inananlarız mu'minūna
inananlarız ٧٥ (75)
(75)
Milletinin büyüklük taslayan ileri gelenleri, aralarından iman eden ve bu sebeple hor gördükleri kimselere, "Salih'in Rabbi tarafından gönderildiğini sahiden biliyor musunuz?" dediler, onlar da, "Doğrusu biz onunla gönderilene inanıyoruz" dediler.
7:76
قَالَ
dediler
qāla
dediler ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ٱسْتَكْبَرُوٓا۟ büyüklük taslayan(lar) is'takbarū
büyüklük taslayan(lar) إِنَّا şüphesiz biz innā
şüphesiz biz بِٱلَّذِىٓ sizin inandığınızı bi-alladhī
sizin inandığınızı ءَامَنتُم you believe āmantum
you believe بِهِۦ kendisine bihi
kendisine كَـٰفِرُونَ inkar edenleriz kāfirūna
inkar edenleriz ٧٦ (76)
(76)
dediler ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ٱسْتَكْبَرُوٓا۟ büyüklük taslayan(lar) is'takbarū
büyüklük taslayan(lar) إِنَّا şüphesiz biz innā
şüphesiz biz بِٱلَّذِىٓ sizin inandığınızı bi-alladhī
sizin inandığınızı ءَامَنتُم you believe āmantum
you believe بِهِۦ kendisine bihi
kendisine كَـٰفِرُونَ inkar edenleriz kāfirūna
inkar edenleriz ٧٦ (76)
(76)
Büyüklük taslayanlar, "Sizin inandığınızı biz inkar ediyoruz" dediler ve dişi deveyi kesip devirdiler; Rablerinin buyruğuna baş kaldırdılar, "Ey Salih, eğer sen peygambersen bizi tehdit ettiğin azaba uğrat bakalım" dediler.
7:77
فَعَقَرُوا۟
derken boğazladılar
faʿaqarū
derken boğazladılar ٱلنَّاقَةَ dişi deveyi l-nāqata
dişi deveyi وَعَتَوْا۟ ve dışına çıktılar waʿataw
ve dışına çıktılar عَنْ buyruğundan ʿan
buyruğundan أَمْرِ (the) command amri
(the) command رَبِّهِمْ Rablerinin rabbihim
Rablerinin وَقَالُوا۟ ve dediler waqālū
ve dediler يَـٰصَـٰلِحُ Ey Salih yāṣāliḥu
Ey Salih ٱئْتِنَا bize getir i'tinā
bize getir بِمَا şeyi bimā
şeyi تَعِدُنَآ bizi tehdidettiğin taʿidunā
bizi tehdidettiğin إِن eğer in
eğer كُنتَ isen kunta
isen مِنَ elçilerden mina
elçilerden ٱلْمُرْسَلِينَ the Messengers l-mur'salīna
the Messengers ٧٧ (77)
(77)
derken boğazladılar ٱلنَّاقَةَ dişi deveyi l-nāqata
dişi deveyi وَعَتَوْا۟ ve dışına çıktılar waʿataw
ve dışına çıktılar عَنْ buyruğundan ʿan
buyruğundan أَمْرِ (the) command amri
(the) command رَبِّهِمْ Rablerinin rabbihim
Rablerinin وَقَالُوا۟ ve dediler waqālū
ve dediler يَـٰصَـٰلِحُ Ey Salih yāṣāliḥu
Ey Salih ٱئْتِنَا bize getir i'tinā
bize getir بِمَا şeyi bimā
şeyi تَعِدُنَآ bizi tehdidettiğin taʿidunā
bizi tehdidettiğin إِن eğer in
eğer كُنتَ isen kunta
isen مِنَ elçilerden mina
elçilerden ٱلْمُرْسَلِينَ the Messengers l-mur'salīna
the Messengers ٧٧ (77)
(77)
Büyüklük taslayanlar, "Sizin inandığınızı biz inkar ediyoruz" dediler ve dişi deveyi kesip devirdiler; Rablerinin buyruğuna baş kaldırdılar, "Ey Salih, eğer sen peygambersen bizi tehdit ettiğin azaba uğrat bakalım" dediler.
7:78
فَأَخَذَتْهُمُ
hemen onları yakaladı
fa-akhadhathumu
hemen onları yakaladı ٱلرَّجْفَةُ o sarsıntı l-rajfatu
o sarsıntı فَأَصْبَحُوا۟ çökekaldılar fa-aṣbaḥū
çökekaldılar فِى yurtlarında; fī
yurtlarında; دَارِهِمْ their homes dārihim
their homes جَـٰثِمِينَ diz üstü jāthimīna
diz üstü ٧٨ (78)
(78)
hemen onları yakaladı ٱلرَّجْفَةُ o sarsıntı l-rajfatu
o sarsıntı فَأَصْبَحُوا۟ çökekaldılar fa-aṣbaḥū
çökekaldılar فِى yurtlarında; fī
yurtlarında; دَارِهِمْ their homes dārihim
their homes جَـٰثِمِينَ diz üstü jāthimīna
diz üstü ٧٨ (78)
(78)
Bu yüzden onları bir sarsıntı tuttu ve oldukları yerde diz üstü çöküverdiler.
7:79
فَتَوَلَّىٰ
öteye döndü
fatawallā
öteye döndü عَنْهُمْ onlardan ʿanhum
onlardan وَقَالَ ve dedi waqāla
ve dedi يَـٰقَوْمِ Ey kavmim yāqawmi
Ey kavmim لَقَدْ muhakkak laqad
muhakkak أَبْلَغْتُكُمْ ben size duyurdum ablaghtukum
ben size duyurdum رِسَالَةَ mesajlarını risālata
mesajlarını رَبِّى Rabbimin rabbī
Rabbimin وَنَصَحْتُ ve öğüt verdim wanaṣaḥtu
ve öğüt verdim لَكُمْ size lakum
size وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat لَّا siz sevmiyorsunuz lā
siz sevmiyorsunuz تُحِبُّونَ you like tuḥibbūna
you like ٱلنَّـٰصِحِينَ öğüt verenleri l-nāṣiḥīna
öğüt verenleri ٧٩ (79)
(79)
öteye döndü عَنْهُمْ onlardan ʿanhum
onlardan وَقَالَ ve dedi waqāla
ve dedi يَـٰقَوْمِ Ey kavmim yāqawmi
Ey kavmim لَقَدْ muhakkak laqad
muhakkak أَبْلَغْتُكُمْ ben size duyurdum ablaghtukum
ben size duyurdum رِسَالَةَ mesajlarını risālata
mesajlarını رَبِّى Rabbimin rabbī
Rabbimin وَنَصَحْتُ ve öğüt verdim wanaṣaḥtu
ve öğüt verdim لَكُمْ size lakum
size وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat لَّا siz sevmiyorsunuz lā
siz sevmiyorsunuz تُحِبُّونَ you like tuḥibbūna
you like ٱلنَّـٰصِحِينَ öğüt verenleri l-nāṣiḥīna
öğüt verenleri ٧٩ (79)
(79)
Salih de onlardan yüz çevirdi ve "Ey milletim! And olsun ki ben size Rabbimin sözünü bildirmiş ve öğüt vermiştim; fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz" dedi.
7:80
وَلُوطًا
ve Lut'u da (gönderdik)
walūṭan
ve Lut'u da (gönderdik) إِذْ dedi idh
dedi قَالَ he said qāla
he said لِقَوْمِهِۦٓ kavmine liqawmihi
kavmine أَتَأْتُونَ siz mi yapıyorsunuz? atatūna
siz mi yapıyorsunuz? ٱلْفَـٰحِشَةَ fuhşu l-fāḥishata
fuhşu مَا yapmadığı mā
yapmadığı سَبَقَكُم sizden önce sabaqakum
sizden önce بِهَا onu bihā
onu مِنْ hiç min
hiç أَحَدٍۢ kimsenin aḥadin
kimsenin مِّنَ dünyalarda mina
dünyalarda ٱلْعَـٰلَمِينَ the worlds l-ʿālamīna
the worlds ٨٠ (80)
(80)
ve Lut'u da (gönderdik) إِذْ dedi idh
dedi قَالَ he said qāla
he said لِقَوْمِهِۦٓ kavmine liqawmihi
kavmine أَتَأْتُونَ siz mi yapıyorsunuz? atatūna
siz mi yapıyorsunuz? ٱلْفَـٰحِشَةَ fuhşu l-fāḥishata
fuhşu مَا yapmadığı mā
yapmadığı سَبَقَكُم sizden önce sabaqakum
sizden önce بِهَا onu bihā
onu مِنْ hiç min
hiç أَحَدٍۢ kimsenin aḥadin
kimsenin مِّنَ dünyalarda mina
dünyalarda ٱلْعَـٰلَمِينَ the worlds l-ʿālamīna
the worlds ٨٠ (80)
(80)
Lut'u da gönderdik, milletine "Dünyalarda hiç kimsenin sizden önce yapmadığı bir hayasızlığı mı yapıyorsunuz? Siz kadınları bırakıp erkeklere yaklaşıyorsunuz, doğrusu çok aşırı giden bir milletsiniz" dedi.
7:81
إِنَّكُمْ
muhakkak siz
innakum
muhakkak siz لَتَأْتُونَ yaklaşıyorsunuz latatūna
yaklaşıyorsunuz ٱلرِّجَالَ erkeklere l-rijāla
erkeklere شَهْوَةًۭ şehvetle shahwatan
şehvetle مِّن bırakıp min
bırakıp دُونِ instead of dūni
instead of ٱلنِّسَآءِ ۚ kadınları l-nisāi
kadınları بَلْ doğrusu bal
doğrusu أَنتُمْ siz antum
siz قَوْمٌۭ bir kavimsiniz qawmun
bir kavimsiniz مُّسْرِفُونَ haddi aşan mus'rifūna
haddi aşan ٨١ (81)
(81)
muhakkak siz لَتَأْتُونَ yaklaşıyorsunuz latatūna
yaklaşıyorsunuz ٱلرِّجَالَ erkeklere l-rijāla
erkeklere شَهْوَةًۭ şehvetle shahwatan
şehvetle مِّن bırakıp min
bırakıp دُونِ instead of dūni
instead of ٱلنِّسَآءِ ۚ kadınları l-nisāi
kadınları بَلْ doğrusu bal
doğrusu أَنتُمْ siz antum
siz قَوْمٌۭ bir kavimsiniz qawmun
bir kavimsiniz مُّسْرِفُونَ haddi aşan mus'rifūna
haddi aşan ٨١ (81)
(81)
Lut'u da gönderdik, milletine "Dünyalarda hiç kimsenin sizden önce yapmadığı bir hayasızlığı mı yapıyorsunuz? Siz kadınları bırakıp erkeklere yaklaşıyorsunuz, doğrusu çok aşırı giden bir milletsiniz" dedi.
7:82
وَمَا
olmadı
wamā
olmadı كَانَ was kāna
was جَوَابَ cevabı jawāba
cevabı قَوْمِهِۦٓ kavminin qawmihi
kavminin إِلَّآ başka illā
başka أَن demelerinden an
demelerinden قَالُوٓا۟ they said qālū
they said أَخْرِجُوهُم onları çıkarın akhrijūhum
onları çıkarın مِّن kentinizden min
kentinizden قَرْيَتِكُمْ ۖ your town qaryatikum
your town إِنَّهُمْ çünkü onlar innahum
çünkü onlar أُنَاسٌۭ insanlarmış unāsun
insanlarmış يَتَطَهَّرُونَ fazla temizlenen yataṭahharūna
fazla temizlenen ٨٢ (82)
(82)
olmadı كَانَ was kāna
was جَوَابَ cevabı jawāba
cevabı قَوْمِهِۦٓ kavminin qawmihi
kavminin إِلَّآ başka illā
başka أَن demelerinden an
demelerinden قَالُوٓا۟ they said qālū
they said أَخْرِجُوهُم onları çıkarın akhrijūhum
onları çıkarın مِّن kentinizden min
kentinizden قَرْيَتِكُمْ ۖ your town qaryatikum
your town إِنَّهُمْ çünkü onlar innahum
çünkü onlar أُنَاسٌۭ insanlarmış unāsun
insanlarmış يَتَطَهَّرُونَ fazla temizlenen yataṭahharūna
fazla temizlenen ٨٢ (82)
(82)
Milletinin cevabı sadece, "Onları kasabanızdan çıkarın, güya onlar temiz kalmaya uğraşan insanlarmış" demek oldu.
7:83
فَأَنجَيْنَـٰهُ
biz de onu kurtardık
fa-anjaynāhu
biz de onu kurtardık وَأَهْلَهُۥٓ ve ailesini wa-ahlahu
ve ailesini إِلَّا yalnız illā
yalnız ٱمْرَأَتَهُۥ karısı im'ra-atahu
karısı كَانَتْ oldu kānat
oldu مِنَ geride kalanlardan mina
geride kalanlardan ٱلْغَـٰبِرِينَ those who stayed behind l-ghābirīna
those who stayed behind ٨٣ (83)
(83)
biz de onu kurtardık وَأَهْلَهُۥٓ ve ailesini wa-ahlahu
ve ailesini إِلَّا yalnız illā
yalnız ٱمْرَأَتَهُۥ karısı im'ra-atahu
karısı كَانَتْ oldu kānat
oldu مِنَ geride kalanlardan mina
geride kalanlardan ٱلْغَـٰبِرِينَ those who stayed behind l-ghābirīna
those who stayed behind ٨٣ (83)
(83)
Bunun üzerine Lut'u ve taraftarlarını kurtardık; yalnız karısı, geride kalıp helake uğrayanlardan oldu.
7:84
وَأَمْطَرْنَا
ve yağdırdık
wa-amṭarnā
ve yağdırdık عَلَيْهِم üzerlerine ʿalayhim
üzerlerine مَّطَرًۭا ۖ bir yağmur maṭaran
bir yağmur فَٱنظُرْ bak fa-unẓur
bak كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl كَانَ oldu kāna
oldu عَـٰقِبَةُ sonu ʿāqibatu
sonu ٱلْمُجْرِمِينَ suçluların l-muj'rimīna
suçluların ٨٤ (84)
(84)
ve yağdırdık عَلَيْهِم üzerlerine ʿalayhim
üzerlerine مَّطَرًۭا ۖ bir yağmur maṭaran
bir yağmur فَٱنظُرْ bak fa-unẓur
bak كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl كَانَ oldu kāna
oldu عَـٰقِبَةُ sonu ʿāqibatu
sonu ٱلْمُجْرِمِينَ suçluların l-muj'rimīna
suçluların ٨٤ (84)
(84)
Geriye kalanların üzerine öyle bir yağmur yağdırdık ki! Suçluların sonunun nasıl olduğuna bir bak!
7:85
وَإِلَىٰ
ve
wa-ilā
ve مَدْيَنَ Medyen'e madyana
Medyen'e أَخَاهُمْ kardeşleri akhāhum
kardeşleri شُعَيْبًۭا ۗ Şuayb'i (gönderdik) shuʿayban
Şuayb'i (gönderdik) قَالَ dedi qāla
dedi يَـٰقَوْمِ Ey kavmim yāqawmi
Ey kavmim ٱعْبُدُوا۟ kulluk edin uʿ'budū
kulluk edin ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a مَا yoktur mā
yoktur لَكُم sizin lakum
sizin مِّنْ hiç min
hiç إِلَـٰهٍ tanrınız ilāhin
tanrınız غَيْرُهُۥ ۖ O'ndan başka ghayruhu
O'ndan başka قَدْ doğrusu qad
doğrusu جَآءَتْكُم size geldi jāatkum
size geldi بَيِّنَةٌۭ açık bir delil bayyinatun
açık bir delil مِّن Rabbinizden min
Rabbinizden رَّبِّكُمْ ۖ your Lord rabbikum
your Lord فَأَوْفُوا۟ tam yapın fa-awfū
tam yapın ٱلْكَيْلَ ölçüyü l-kayla
ölçüyü وَٱلْمِيزَانَ ve tartıyı wal-mīzāna
ve tartıyı وَلَا ve walā
ve تَبْخَسُوا۟ eksiltmeyin tabkhasū
eksiltmeyin ٱلنَّاسَ insanların l-nāsa
insanların أَشْيَآءَهُمْ eşyalarını ashyāahum
eşyalarını وَلَا bozgunculuk yapmayın walā
bozgunculuk yapmayın تُفْسِدُوا۟ cause corruption tuf'sidū
cause corruption فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth بَعْدَ sonra baʿda
sonra إِصْلَـٰحِهَا ۚ düzeltildikten iṣ'lāḥihā
düzeltildikten ذَٰلِكُمْ böylesi dhālikum
böylesi خَيْرٌۭ daha iyidir khayrun
daha iyidir لَّكُمْ sizin için lakum
sizin için إِن eğer in
eğer كُنتُم iseniz kuntum
iseniz مُّؤْمِنِينَ inananlar mu'minīna
inananlar ٨٥ (85)
(85)
ve مَدْيَنَ Medyen'e madyana
Medyen'e أَخَاهُمْ kardeşleri akhāhum
kardeşleri شُعَيْبًۭا ۗ Şuayb'i (gönderdik) shuʿayban
Şuayb'i (gönderdik) قَالَ dedi qāla
dedi يَـٰقَوْمِ Ey kavmim yāqawmi
Ey kavmim ٱعْبُدُوا۟ kulluk edin uʿ'budū
kulluk edin ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a مَا yoktur mā
yoktur لَكُم sizin lakum
sizin مِّنْ hiç min
hiç إِلَـٰهٍ tanrınız ilāhin
tanrınız غَيْرُهُۥ ۖ O'ndan başka ghayruhu
O'ndan başka قَدْ doğrusu qad
doğrusu جَآءَتْكُم size geldi jāatkum
size geldi بَيِّنَةٌۭ açık bir delil bayyinatun
açık bir delil مِّن Rabbinizden min
Rabbinizden رَّبِّكُمْ ۖ your Lord rabbikum
your Lord فَأَوْفُوا۟ tam yapın fa-awfū
tam yapın ٱلْكَيْلَ ölçüyü l-kayla
ölçüyü وَٱلْمِيزَانَ ve tartıyı wal-mīzāna
ve tartıyı وَلَا ve walā
ve تَبْخَسُوا۟ eksiltmeyin tabkhasū
eksiltmeyin ٱلنَّاسَ insanların l-nāsa
insanların أَشْيَآءَهُمْ eşyalarını ashyāahum
eşyalarını وَلَا bozgunculuk yapmayın walā
bozgunculuk yapmayın تُفْسِدُوا۟ cause corruption tuf'sidū
cause corruption فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth بَعْدَ sonra baʿda
sonra إِصْلَـٰحِهَا ۚ düzeltildikten iṣ'lāḥihā
düzeltildikten ذَٰلِكُمْ böylesi dhālikum
böylesi خَيْرٌۭ daha iyidir khayrun
daha iyidir لَّكُمْ sizin için lakum
sizin için إِن eğer in
eğer كُنتُم iseniz kuntum
iseniz مُّؤْمِنِينَ inananlar mu'minīna
inananlar ٨٥ (85)
(85)
Medyen halkına da kardeşleri Şuayb'ı gönderdik, onlara şöyle dedi: "Ey milletim! Allah'a kulluk edin, O'ndan başka tanrınız yoktur. Rabbinizden size bir belge geldi. Ölçü ve tartıyı tam yapın, insanların eşyasını eksik vermeyin, düzelttikten sonra yeryüzünde bozgunculuk etmeyin; inanıyorsanız bilin ki, bunlar sizin için hayırlıdır."
7:86
وَلَا
ve oturmayın
walā
ve oturmayın تَقْعُدُوا۟ sit taqʿudū
sit بِكُلِّ her bikulli
her صِرَٰطٍۢ yola ṣirāṭin
yola تُوعِدُونَ tehdit ederek tūʿidūna
tehdit ederek وَتَصُدُّونَ ve engelleyerek wataṣuddūna
ve engelleyerek عَن yolundan ʿan
yolundan سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah مَنْ kimseleri man
kimseleri ءَامَنَ inanan āmana
inanan بِهِۦ onunla bihi
onunla وَتَبْغُونَهَا ve onun arayarak watabghūnahā
ve onun arayarak عِوَجًۭا ۚ eğriliğini ʿiwajan
eğriliğini وَٱذْكُرُوٓا۟ ve düşünün wa-udh'kurū
ve düşünün إِذْ ne zaman ki idh
ne zaman ki كُنتُمْ siz idiniz kuntum
siz idiniz قَلِيلًۭا az qalīlan
az فَكَثَّرَكُمْ ۖ O sizi çoğalttı fakatharakum
O sizi çoğalttı وَٱنظُرُوا۟ ve bakın wa-unẓurū
ve bakın كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl كَانَ oldu kāna
oldu عَـٰقِبَةُ sonu ʿāqibatu
sonu ٱلْمُفْسِدِينَ bozguncuların l-muf'sidīna
bozguncuların ٨٦ (86)
(86)
ve oturmayın تَقْعُدُوا۟ sit taqʿudū
sit بِكُلِّ her bikulli
her صِرَٰطٍۢ yola ṣirāṭin
yola تُوعِدُونَ tehdit ederek tūʿidūna
tehdit ederek وَتَصُدُّونَ ve engelleyerek wataṣuddūna
ve engelleyerek عَن yolundan ʿan
yolundan سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah مَنْ kimseleri man
kimseleri ءَامَنَ inanan āmana
inanan بِهِۦ onunla bihi
onunla وَتَبْغُونَهَا ve onun arayarak watabghūnahā
ve onun arayarak عِوَجًۭا ۚ eğriliğini ʿiwajan
eğriliğini وَٱذْكُرُوٓا۟ ve düşünün wa-udh'kurū
ve düşünün إِذْ ne zaman ki idh
ne zaman ki كُنتُمْ siz idiniz kuntum
siz idiniz قَلِيلًۭا az qalīlan
az فَكَثَّرَكُمْ ۖ O sizi çoğalttı fakatharakum
O sizi çoğalttı وَٱنظُرُوا۟ ve bakın wa-unẓurū
ve bakın كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl كَانَ oldu kāna
oldu عَـٰقِبَةُ sonu ʿāqibatu
sonu ٱلْمُفْسِدِينَ bozguncuların l-muf'sidīna
bozguncuların ٨٦ (86)
(86)
"Allah'a inananları yolundan alıkoyup ve o yolun eğriliğini dileyerek tehdit edip her yolda pusu kurup oturmayın. Azken, Allah'ın sizi çoğalttığını hatırlayın; bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bakın."
7:87
وَإِن
ve eğer
wa-in
ve eğer كَانَ ise kāna
ise طَآئِفَةٌۭ bir kısmı ṭāifatun
bir kısmı مِّنكُمْ içinizden minkum
içinizden ءَامَنُوا۟ inanmış āmanū
inanmış بِٱلَّذِىٓ kişiye bi-alladhī
kişiye أُرْسِلْتُ benimle gönderilen ur'sil'tu
benimle gönderilen بِهِۦ ona bihi
ona وَطَآئِفَةٌۭ ve bir kısmı da waṭāifatun
ve bir kısmı da لَّمْ inanmamış ise lam
inanmamış ise يُؤْمِنُوا۟ they believe yu'minū
they believe فَٱصْبِرُوا۟ sabredin fa-iṣ'birū
sabredin حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar يَحْكُمَ hükmedinceye yaḥkuma
hükmedinceye ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah بَيْنَنَا ۚ aramızda baynanā
aramızda وَهُوَ ve O wahuwa
ve O خَيْرُ en iyisidir khayru
en iyisidir ٱلْحَـٰكِمِينَ hükmedenlerin l-ḥākimīna
hükmedenlerin ٨٧ (87)
(87)
ve eğer كَانَ ise kāna
ise طَآئِفَةٌۭ bir kısmı ṭāifatun
bir kısmı مِّنكُمْ içinizden minkum
içinizden ءَامَنُوا۟ inanmış āmanū
inanmış بِٱلَّذِىٓ kişiye bi-alladhī
kişiye أُرْسِلْتُ benimle gönderilen ur'sil'tu
benimle gönderilen بِهِۦ ona bihi
ona وَطَآئِفَةٌۭ ve bir kısmı da waṭāifatun
ve bir kısmı da لَّمْ inanmamış ise lam
inanmamış ise يُؤْمِنُوا۟ they believe yu'minū
they believe فَٱصْبِرُوا۟ sabredin fa-iṣ'birū
sabredin حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar يَحْكُمَ hükmedinceye yaḥkuma
hükmedinceye ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah بَيْنَنَا ۚ aramızda baynanā
aramızda وَهُوَ ve O wahuwa
ve O خَيْرُ en iyisidir khayru
en iyisidir ٱلْحَـٰكِمِينَ hükmedenlerin l-ḥākimīna
hükmedenlerin ٨٧ (87)
(87)
"İçinizde mademki benimle gönderilene inanan bir topluluk ve inanmayan bir topluluk var, o halde Allah'ın aramızda hükmünü bildirmesine kadar sabredin. Allah hükmedenlerin en iyisidir."
7:88
۞ قَالَ
dediler ki
qāla
dediler ki ٱلْمَلَأُ ileri gelenler l-mala-u
ileri gelenler ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ٱسْتَكْبَرُوا۟ büyüklük taslayan is'takbarū
büyüklük taslayan مِن kavminden min
kavminden قَوْمِهِۦ his people qawmihi
his people لَنُخْرِجَنَّكَ mutlaka seni çıkarırız lanukh'rijannaka
mutlaka seni çıkarırız يَـٰشُعَيْبُ Ey Şu'ayb yāshuʿaybu
Ey Şu'ayb وَٱلَّذِينَ ve kimseleri wa-alladhīna
ve kimseleri ءَامَنُوا۟ inanan(ları) āmanū
inanan(ları) مَعَكَ seninle beraber maʿaka
seninle beraber مِن kentimizden min
kentimizden قَرْيَتِنَآ our city qaryatinā
our city أَوْ ya da aw
ya da لَتَعُودُنَّ dönersiniz lataʿūdunna
dönersiniz فِى dinimize fī
dinimize مِلَّتِنَا ۚ our religion millatinā
our religion قَالَ dedi ki qāla
dedi ki أَوَلَوْ bile mi? awalaw
bile mi? كُنَّا biz kunnā
biz كَـٰرِهِينَ istemezsek kārihīna
istemezsek ٨٨ (88)
(88)
dediler ki ٱلْمَلَأُ ileri gelenler l-mala-u
ileri gelenler ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ٱسْتَكْبَرُوا۟ büyüklük taslayan is'takbarū
büyüklük taslayan مِن kavminden min
kavminden قَوْمِهِۦ his people qawmihi
his people لَنُخْرِجَنَّكَ mutlaka seni çıkarırız lanukh'rijannaka
mutlaka seni çıkarırız يَـٰشُعَيْبُ Ey Şu'ayb yāshuʿaybu
Ey Şu'ayb وَٱلَّذِينَ ve kimseleri wa-alladhīna
ve kimseleri ءَامَنُوا۟ inanan(ları) āmanū
inanan(ları) مَعَكَ seninle beraber maʿaka
seninle beraber مِن kentimizden min
kentimizden قَرْيَتِنَآ our city qaryatinā
our city أَوْ ya da aw
ya da لَتَعُودُنَّ dönersiniz lataʿūdunna
dönersiniz فِى dinimize fī
dinimize مِلَّتِنَا ۚ our religion millatinā
our religion قَالَ dedi ki qāla
dedi ki أَوَلَوْ bile mi? awalaw
bile mi? كُنَّا biz kunnā
biz كَـٰرِهِينَ istemezsek kārihīna
istemezsek ٨٨ (88)
(88)
Milletinin büyüklük taslayan ileri gelenleri, "Ey Şuayb! Ya dinimize dönersiniz ya da, and olsun ki seni ve inananları seninle beraber kentimizden çıkarırız" dediler. Şuayb, onlara: "İstemezsek de mi? Allah bizi dininizden kurtardıktan sonra ona dönecek olursak, doğrusu Allah'a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimizin dilemesi bir yana, dininize dönmek bize yakışmaz. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz yalnız Allah'a güvendik. Rabbimiz! Bizimle milletimiz arasında hak ile Sen hüküm ver, Sen hükmedenlerin en hayırlısısın" dedi.
7:89
قَدِ
muhakkak
qadi
muhakkak ٱفْتَرَيْنَا atmış oluruz if'taraynā
atmış oluruz عَلَى üzerine ʿalā
üzerine ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın كَذِبًا yalan kadhiban
yalan إِنْ eğer in
eğer عُدْنَا tekrar ona dönersek ʿud'nā
tekrar ona dönersek فِى sizin dininize fī
sizin dininize مِلَّتِكُم your religion millatikum
your religion بَعْدَ sonra baʿda
sonra إِذْ ne zaman ki idh
ne zaman ki نَجَّىٰنَا bizi kurtardı najjānā
bizi kurtardı ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah مِنْهَا ۚ ondan min'hā
ondan وَمَا değildir wamā
değildir يَكُونُ mümkün yakūnu
mümkün لَنَآ bizim için lanā
bizim için أَن dönmemiz an
dönmemiz نَّعُودَ we return naʿūda
we return فِيهَآ ona fīhā
ona إِلَّآ dışında illā
dışında أَن dilemesi an
dilemesi يَشَآءَ wills yashāa
wills ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah رَبُّنَا ۚ Rabbimiz rabbunā
Rabbimiz وَسِعَ kuşatmıştır wasiʿa
kuşatmıştır رَبُّنَا Rabbimiz rabbunā
Rabbimiz كُلَّ her kulla
her شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi عِلْمًا ۚ bilgice ʿil'man
bilgice عَلَى Allah'a ʿalā
Allah'a ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah تَوَكَّلْنَا ۚ dayanmışız tawakkalnā
dayanmışız رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz ٱفْتَحْ aç(ığa çıkar) if'taḥ
aç(ığa çıkar) بَيْنَنَا aramızı baynanā
aramızı وَبَيْنَ ve arasını wabayna
ve arasını قَوْمِنَا kavmimizin qawminā
kavmimizin بِٱلْحَقِّ gerçekle bil-ḥaqi
gerçekle وَأَنتَ muhakkak ki sen wa-anta
muhakkak ki sen خَيْرُ en iyisisin khayru
en iyisisin ٱلْفَـٰتِحِينَ aç(ığa çıkar)anlanın l-fātiḥīna
aç(ığa çıkar)anlanın ٨٩ (89)
(89)
muhakkak ٱفْتَرَيْنَا atmış oluruz if'taraynā
atmış oluruz عَلَى üzerine ʿalā
üzerine ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın كَذِبًا yalan kadhiban
yalan إِنْ eğer in
eğer عُدْنَا tekrar ona dönersek ʿud'nā
tekrar ona dönersek فِى sizin dininize fī
sizin dininize مِلَّتِكُم your religion millatikum
your religion بَعْدَ sonra baʿda
sonra إِذْ ne zaman ki idh
ne zaman ki نَجَّىٰنَا bizi kurtardı najjānā
bizi kurtardı ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah مِنْهَا ۚ ondan min'hā
ondan وَمَا değildir wamā
değildir يَكُونُ mümkün yakūnu
mümkün لَنَآ bizim için lanā
bizim için أَن dönmemiz an
dönmemiz نَّعُودَ we return naʿūda
we return فِيهَآ ona fīhā
ona إِلَّآ dışında illā
dışında أَن dilemesi an
dilemesi يَشَآءَ wills yashāa
wills ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah رَبُّنَا ۚ Rabbimiz rabbunā
Rabbimiz وَسِعَ kuşatmıştır wasiʿa
kuşatmıştır رَبُّنَا Rabbimiz rabbunā
Rabbimiz كُلَّ her kulla
her شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi عِلْمًا ۚ bilgice ʿil'man
bilgice عَلَى Allah'a ʿalā
Allah'a ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah تَوَكَّلْنَا ۚ dayanmışız tawakkalnā
dayanmışız رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz ٱفْتَحْ aç(ığa çıkar) if'taḥ
aç(ığa çıkar) بَيْنَنَا aramızı baynanā
aramızı وَبَيْنَ ve arasını wabayna
ve arasını قَوْمِنَا kavmimizin qawminā
kavmimizin بِٱلْحَقِّ gerçekle bil-ḥaqi
gerçekle وَأَنتَ muhakkak ki sen wa-anta
muhakkak ki sen خَيْرُ en iyisisin khayru
en iyisisin ٱلْفَـٰتِحِينَ aç(ığa çıkar)anlanın l-fātiḥīna
aç(ığa çıkar)anlanın ٨٩ (89)
(89)
Milletinin büyüklük taslayan ileri gelenleri, "Ey Şuayb! Ya dinimize dönersiniz ya da, and olsun ki seni ve inananları seninle beraber kentimizden çıkarırız" dediler. Şuayb, onlara: "İstemezsek de mi? Allah bizi dininizden kurtardıktan sonra ona dönecek olursak, doğrusu Allah'a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimizin dilemesi bir yana, dininize dönmek bize yakışmaz. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz yalnız Allah'a güvendik. Rabbimiz! Bizimle milletimiz arasında hak ile Sen hüküm ver, Sen hükmedenlerin en hayırlısısın" dedi.
7:90
وَقَالَ
ve dediler ki
waqāla
ve dediler ki ٱلْمَلَأُ ileri gelenler l-mala-u
ileri gelenler ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَفَرُوا۟ inkar eden kafarū
inkar eden مِن kavminden min
kavminden قَوْمِهِۦ his people qawmihi
his people لَئِنِ eğer la-ini
eğer ٱتَّبَعْتُمْ uyarsanız ittabaʿtum
uyarsanız شُعَيْبًا Şu'ayb'e shuʿayban
Şu'ayb'e إِنَّكُمْ muhakkak siz innakum
muhakkak siz إِذًۭا ziyana uğrarsınız idhan
ziyana uğrarsınız لَّخَـٰسِرُونَ (will be) certainly losers lakhāsirūna
(will be) certainly losers ٩٠ (90)
(90)
ve dediler ki ٱلْمَلَأُ ileri gelenler l-mala-u
ileri gelenler ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَفَرُوا۟ inkar eden kafarū
inkar eden مِن kavminden min
kavminden قَوْمِهِۦ his people qawmihi
his people لَئِنِ eğer la-ini
eğer ٱتَّبَعْتُمْ uyarsanız ittabaʿtum
uyarsanız شُعَيْبًا Şu'ayb'e shuʿayban
Şu'ayb'e إِنَّكُمْ muhakkak siz innakum
muhakkak siz إِذًۭا ziyana uğrarsınız idhan
ziyana uğrarsınız لَّخَـٰسِرُونَ (will be) certainly losers lakhāsirūna
(will be) certainly losers ٩٠ (90)
(90)
Milletinin inkar eden ileri gelenleri, "Şuayb'a uyarsanız, and olsun ki siz kaybedersiniz" dediler.
7:91
فَأَخَذَتْهُمُ
derken onları yakalayıverdi
fa-akhadhathumu
derken onları yakalayıverdi ٱلرَّجْفَةُ o müthiş sarsıntı l-rajfatu
o müthiş sarsıntı فَأَصْبَحُوا۟ çökekaldılar fa-aṣbaḥū
çökekaldılar فِى yurtlarında fī
yurtlarında دَارِهِمْ their home(s) dārihim
their home(s) جَـٰثِمِينَ diz üstü jāthimīna
diz üstü ٩١ (91)
(91)
derken onları yakalayıverdi ٱلرَّجْفَةُ o müthiş sarsıntı l-rajfatu
o müthiş sarsıntı فَأَصْبَحُوا۟ çökekaldılar fa-aṣbaḥū
çökekaldılar فِى yurtlarında fī
yurtlarında دَارِهِمْ their home(s) dārihim
their home(s) جَـٰثِمِينَ diz üstü jāthimīna
diz üstü ٩١ (91)
(91)
Bu yüzden onları bir sarsıntı tuttu ve oldukları yerde diz üstü çöküverdiler.
7:92
ٱلَّذِينَ
kimseler
alladhīna
kimseler كَذَّبُوا۟ yalanlayan kadhabū
yalanlayan شُعَيْبًۭا Şu'ayb'i shuʿayban
Şu'ayb'i كَأَن sanki gibi oldular ka-an
sanki gibi oldular لَّمْ hiç oturmamış lam
hiç oturmamış يَغْنَوْا۟ they (had) lived yaghnaw
they (had) lived فِيهَا ۚ orada fīhā
orada ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَذَّبُوا۟ yalanlayan kadhabū
yalanlayan شُعَيْبًۭا Şu'ayb'i shuʿayban
Şu'ayb'i كَانُوا۟ oldular kānū
oldular هُمُ onlar humu
onlar ٱلْخَـٰسِرِينَ ziyana uğrayanlar l-khāsirīna
ziyana uğrayanlar ٩٢ (92)
(92)
kimseler كَذَّبُوا۟ yalanlayan kadhabū
yalanlayan شُعَيْبًۭا Şu'ayb'i shuʿayban
Şu'ayb'i كَأَن sanki gibi oldular ka-an
sanki gibi oldular لَّمْ hiç oturmamış lam
hiç oturmamış يَغْنَوْا۟ they (had) lived yaghnaw
they (had) lived فِيهَا ۚ orada fīhā
orada ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَذَّبُوا۟ yalanlayan kadhabū
yalanlayan شُعَيْبًۭا Şu'ayb'i shuʿayban
Şu'ayb'i كَانُوا۟ oldular kānū
oldular هُمُ onlar humu
onlar ٱلْخَـٰسِرِينَ ziyana uğrayanlar l-khāsirīna
ziyana uğrayanlar ٩٢ (92)
(92)
Şuayb'ı yalanlayanlar, yurtlarında sanki hiç yaşamamışlar gibi oldular, izleri bile kalmadı. Mahvolanlar, Şuayb'ı yalanlayanlar oldu.
7:93
فَتَوَلَّىٰ
öteye döndü
fatawallā
öteye döndü عَنْهُمْ onlardan ʿanhum
onlardan وَقَالَ ve dedi waqāla
ve dedi يَـٰقَوْمِ Ey kavmim yāqawmi
Ey kavmim لَقَدْ andolsun laqad
andolsun أَبْلَغْتُكُمْ ben size duyurdum ablaghtukum
ben size duyurdum رِسَـٰلَـٰتِ mesajlarını risālāti
mesajlarını رَبِّى Rabbimin rabbī
Rabbimin وَنَصَحْتُ ve öğüt verdim wanaṣaḥtu
ve öğüt verdim لَكُمْ ۖ size lakum
size فَكَيْفَ artık nasıl fakayfa
artık nasıl ءَاسَىٰ acırım āsā
acırım عَلَىٰ bir kavme ʿalā
bir kavme قَوْمٍۢ a people qawmin
a people كَـٰفِرِينَ kafir kāfirīna
kafir ٩٣ (93)
(93)
öteye döndü عَنْهُمْ onlardan ʿanhum
onlardan وَقَالَ ve dedi waqāla
ve dedi يَـٰقَوْمِ Ey kavmim yāqawmi
Ey kavmim لَقَدْ andolsun laqad
andolsun أَبْلَغْتُكُمْ ben size duyurdum ablaghtukum
ben size duyurdum رِسَـٰلَـٰتِ mesajlarını risālāti
mesajlarını رَبِّى Rabbimin rabbī
Rabbimin وَنَصَحْتُ ve öğüt verdim wanaṣaḥtu
ve öğüt verdim لَكُمْ ۖ size lakum
size فَكَيْفَ artık nasıl fakayfa
artık nasıl ءَاسَىٰ acırım āsā
acırım عَلَىٰ bir kavme ʿalā
bir kavme قَوْمٍۢ a people qawmin
a people كَـٰفِرِينَ kafir kāfirīna
kafir ٩٣ (93)
(93)
Şuayb onlardan döndü de, "Ey milletim! And olsun ki, Rabbimin sözlerini size bildirdim, öğüt verdim; inkarcı millet için niçin üzüleyim?" dedi.
7:94
وَمَآ
ve
wamā
ve أَرْسَلْنَا göndermedik arsalnā
göndermedik فِى bir ülkeye fī
bir ülkeye قَرْيَةٍۢ a city qaryatin
a city مِّن hiçbir min
hiçbir نَّبِىٍّ peygamber nabiyyin
peygamber إِلَّآ sık(ma)dığımız illā
sık(ma)dığımız أَخَذْنَآ We seized akhadhnā
We seized أَهْلَهَا halkını ahlahā
halkını بِٱلْبَأْسَآءِ yoksulluk bil-basāi
yoksulluk وَٱلضَّرَّآءِ ve darlıkla wal-ḍarāi
ve darlıkla لَعَلَّهُمْ diye laʿallahum
diye يَضَّرَّعُونَ yalvarıp yakarsınlar yaḍḍarraʿūna
yalvarıp yakarsınlar ٩٤ (94)
(94)
ve أَرْسَلْنَا göndermedik arsalnā
göndermedik فِى bir ülkeye fī
bir ülkeye قَرْيَةٍۢ a city qaryatin
a city مِّن hiçbir min
hiçbir نَّبِىٍّ peygamber nabiyyin
peygamber إِلَّآ sık(ma)dığımız illā
sık(ma)dığımız أَخَذْنَآ We seized akhadhnā
We seized أَهْلَهَا halkını ahlahā
halkını بِٱلْبَأْسَآءِ yoksulluk bil-basāi
yoksulluk وَٱلضَّرَّآءِ ve darlıkla wal-ḍarāi
ve darlıkla لَعَلَّهُمْ diye laʿallahum
diye يَضَّرَّعُونَ yalvarıp yakarsınlar yaḍḍarraʿūna
yalvarıp yakarsınlar ٩٤ (94)
(94)
Biz hangi kente (ülkeye) bir peygamber gönderdikse, ora halkını, yalvarıp yakarsınlar diye, darlık ve sıkıntıya uğratmışızdır.
7:95
ثُمَّ
sonra
thumma
sonra بَدَّلْنَا değiştirip getirdik baddalnā
değiştirip getirdik مَكَانَ yerine makāna
yerine ٱلسَّيِّئَةِ kötülüğü l-sayi-ati
kötülüğü ٱلْحَسَنَةَ iyilik l-ḥasanata
iyilik حَتَّىٰ ta ki ḥattā
ta ki عَفَوا۟ çoğaldılar ʿafaw
çoğaldılar وَّقَالُوا۟ ve dediler waqālū
ve dediler قَدْ muhakkak qad
muhakkak مَسَّ dokunmuştu massa
dokunmuştu ءَابَآءَنَا atalarımıza ābāanā
atalarımıza ٱلضَّرَّآءُ darlık l-ḍarāu
darlık وَٱلسَّرَّآءُ ve sevinç wal-sarāu
ve sevinç فَأَخَذْنَـٰهُم biz de onları yakaladık fa-akhadhnāhum
biz de onları yakaladık بَغْتَةًۭ ansızın baghtatan
ansızın وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar لَا değillerdi lā
değillerdi يَشْعُرُونَ farkında yashʿurūna
farkında ٩٥ (95)
(95)
sonra بَدَّلْنَا değiştirip getirdik baddalnā
değiştirip getirdik مَكَانَ yerine makāna
yerine ٱلسَّيِّئَةِ kötülüğü l-sayi-ati
kötülüğü ٱلْحَسَنَةَ iyilik l-ḥasanata
iyilik حَتَّىٰ ta ki ḥattā
ta ki عَفَوا۟ çoğaldılar ʿafaw
çoğaldılar وَّقَالُوا۟ ve dediler waqālū
ve dediler قَدْ muhakkak qad
muhakkak مَسَّ dokunmuştu massa
dokunmuştu ءَابَآءَنَا atalarımıza ābāanā
atalarımıza ٱلضَّرَّآءُ darlık l-ḍarāu
darlık وَٱلسَّرَّآءُ ve sevinç wal-sarāu
ve sevinç فَأَخَذْنَـٰهُم biz de onları yakaladık fa-akhadhnāhum
biz de onları yakaladık بَغْتَةًۭ ansızın baghtatan
ansızın وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar لَا değillerdi lā
değillerdi يَشْعُرُونَ farkında yashʿurūna
farkında ٩٥ (95)
(95)
Sonra kötülüğün yerine iyiliği koyduk, öyle ki, çoğalıp, "babalarımız da darlığa uğramış, bolluğa kavuşmuşlardı" dediler. Bu yüzden onları haberleri olmadan, ansızın yakalayıverdik.
7:96
وَلَوْ
ve şayet
walaw
ve şayet أَنَّ elbette anna
elbette أَهْلَ halkı ahla
halkı ٱلْقُرَىٰٓ (O) ülkelerin l-qurā
(O) ülkelerin ءَامَنُوا۟ inansalardı āmanū
inansalardı وَٱتَّقَوْا۟ ve korunsalardı wa-ittaqaw
ve korunsalardı لَفَتَحْنَا açardık lafataḥnā
açardık عَلَيْهِم üzerlerine ʿalayhim
üzerlerine بَرَكَـٰتٍۢ bolluklar barakātin
bolluklar مِّنَ gökten mina
gökten ٱلسَّمَآءِ the heaven l-samāi
the heaven وَٱلْأَرْضِ ve yer(den) wal-arḍi
ve yer(den) وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat كَذَّبُوا۟ yalanladılar kadhabū
yalanladılar فَأَخَذْنَـٰهُم biz de onları yakaladık fa-akhadhnāhum
biz de onları yakaladık بِمَا şeylerle bimā
şeylerle كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları يَكْسِبُونَ kazanıyor yaksibūna
kazanıyor ٩٦ (96)
(96)
ve şayet أَنَّ elbette anna
elbette أَهْلَ halkı ahla
halkı ٱلْقُرَىٰٓ (O) ülkelerin l-qurā
(O) ülkelerin ءَامَنُوا۟ inansalardı āmanū
inansalardı وَٱتَّقَوْا۟ ve korunsalardı wa-ittaqaw
ve korunsalardı لَفَتَحْنَا açardık lafataḥnā
açardık عَلَيْهِم üzerlerine ʿalayhim
üzerlerine بَرَكَـٰتٍۢ bolluklar barakātin
bolluklar مِّنَ gökten mina
gökten ٱلسَّمَآءِ the heaven l-samāi
the heaven وَٱلْأَرْضِ ve yer(den) wal-arḍi
ve yer(den) وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat كَذَّبُوا۟ yalanladılar kadhabū
yalanladılar فَأَخَذْنَـٰهُم biz de onları yakaladık fa-akhadhnāhum
biz de onları yakaladık بِمَا şeylerle bimā
şeylerle كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları يَكْسِبُونَ kazanıyor yaksibūna
kazanıyor ٩٦ (96)
(96)
Eğer kentlerin halkı inanmış ve Bize karşı gelmekten sakınmış olsalardı, onlara göğün ve yerin bolluklarını verirdik. Ama yalanladılar; bu yüzden onları, yaptıklarına karşılık yakalayıverdik.
7:97
أَفَأَمِنَ
emin midirler?
afa-amina
emin midirler? أَهْلُ halkı ahlu
halkı ٱلْقُرَىٰٓ (o) ülkelerin l-qurā
(o) ülkelerin أَن kendilerine gelmeyeceğinden an
kendilerine gelmeyeceğinden يَأْتِيَهُم comes to them yatiyahum
comes to them بَأْسُنَا azabımızın basunā
azabımızın بَيَـٰتًۭا geceleyin bayātan
geceleyin وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar نَآئِمُونَ uyurlarken nāimūna
uyurlarken ٩٧ (97)
(97)
emin midirler? أَهْلُ halkı ahlu
halkı ٱلْقُرَىٰٓ (o) ülkelerin l-qurā
(o) ülkelerin أَن kendilerine gelmeyeceğinden an
kendilerine gelmeyeceğinden يَأْتِيَهُم comes to them yatiyahum
comes to them بَأْسُنَا azabımızın basunā
azabımızın بَيَـٰتًۭا geceleyin bayātan
geceleyin وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar نَآئِمُونَ uyurlarken nāimūna
uyurlarken ٩٧ (97)
(97)
Kentlerin halkı, geceleyin uyurlarken azabımızın kendilerine gelmesinden güvende miydiler?
7:98
أَوَأَمِنَ
Ya da emin midirler?
awa-amina
Ya da emin midirler? أَهْلُ halkı ahlu
halkı ٱلْقُرَىٰٓ (o) ülkelerin l-qurā
(o) ülkelerin أَن onlara gelmeyeceğinden an
onlara gelmeyeceğinden يَأْتِيَهُم comes to them yatiyahum
comes to them بَأْسُنَا azabımızın basunā
azabımızın ضُحًۭى kuşluk vakti ḍuḥan
kuşluk vakti وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar يَلْعَبُونَ eğlenirlerken yalʿabūna
eğlenirlerken ٩٨ (98)
(98)
Ya da emin midirler? أَهْلُ halkı ahlu
halkı ٱلْقُرَىٰٓ (o) ülkelerin l-qurā
(o) ülkelerin أَن onlara gelmeyeceğinden an
onlara gelmeyeceğinden يَأْتِيَهُم comes to them yatiyahum
comes to them بَأْسُنَا azabımızın basunā
azabımızın ضُحًۭى kuşluk vakti ḍuḥan
kuşluk vakti وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar يَلْعَبُونَ eğlenirlerken yalʿabūna
eğlenirlerken ٩٨ (98)
(98)
Yahut kentlerin halkı, kuşluk vakti eğlenirlerken azabımızın kendilerine gelmesinden güvende miydiler?
7:99
أَفَأَمِنُوا۟
emin mi oldular?
afa-aminū
emin mi oldular? مَكْرَ tuzağından makra
tuzağından ٱللَّهِ ۚ Allah'ın l-lahi
Allah'ın فَلَا olamaz falā
olamaz يَأْمَنُ emin yamanu
emin مَكْرَ tuzağından makra
tuzağından ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın إِلَّا başkası illā
başkası ٱلْقَوْمُ topluluktan l-qawmu
topluluktan ٱلْخَـٰسِرُونَ ziyana uğrayan l-khāsirūna
ziyana uğrayan ٩٩ (99)
(99)
emin mi oldular? مَكْرَ tuzağından makra
tuzağından ٱللَّهِ ۚ Allah'ın l-lahi
Allah'ın فَلَا olamaz falā
olamaz يَأْمَنُ emin yamanu
emin مَكْرَ tuzağından makra
tuzağından ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın إِلَّا başkası illā
başkası ٱلْقَوْمُ topluluktan l-qawmu
topluluktan ٱلْخَـٰسِرُونَ ziyana uğrayan l-khāsirūna
ziyana uğrayan ٩٩ (99)
(99)
Onlar Allah'ın düzeninden güvende miydiler? Allah'ın düzeninden ancak mahvolacak millet güvende olur. Sahiplerinden sonra yeryüzüne mirasçı olan kimselere hala şu açıkça anlaşılmadı mı ki Biz dileseydik onları da suçlarının cezasına uğratırdık.
7:100
أَوَلَمْ
yola getirmedi mi?
awalam
yola getirmedi mi? يَهْدِ guide yahdi
guide لِلَّذِينَ kimseleri lilladhīna
kimseleri يَرِثُونَ varis olanları yarithūna
varis olanları ٱلْأَرْضَ şu toprağa l-arḍa
şu toprağa مِنۢ sonra min
sonra بَعْدِ after baʿdi
after أَهْلِهَآ sahiplerinden ahlihā
sahiplerinden أَن eğer an
eğer لَّوْ if law
if نَشَآءُ biz dilesek nashāu
biz dilesek أَصَبْنَـٰهُم kendilerini de cezalandırırız aṣabnāhum
kendilerini de cezalandırırız بِذُنُوبِهِمْ ۚ günahlarıyle bidhunūbihim
günahlarıyle وَنَطْبَعُ ve mühürleriz wanaṭbaʿu
ve mühürleriz عَلَىٰ üzerini ʿalā
üzerini قُلُوبِهِمْ kalblerinin qulūbihim
kalblerinin فَهُمْ artık onlar fahum
artık onlar لَا hiç işitmezler lā
hiç işitmezler يَسْمَعُونَ hear yasmaʿūna
hear ١٠٠ (100)
(100)
yola getirmedi mi? يَهْدِ guide yahdi
guide لِلَّذِينَ kimseleri lilladhīna
kimseleri يَرِثُونَ varis olanları yarithūna
varis olanları ٱلْأَرْضَ şu toprağa l-arḍa
şu toprağa مِنۢ sonra min
sonra بَعْدِ after baʿdi
after أَهْلِهَآ sahiplerinden ahlihā
sahiplerinden أَن eğer an
eğer لَّوْ if law
if نَشَآءُ biz dilesek nashāu
biz dilesek أَصَبْنَـٰهُم kendilerini de cezalandırırız aṣabnāhum
kendilerini de cezalandırırız بِذُنُوبِهِمْ ۚ günahlarıyle bidhunūbihim
günahlarıyle وَنَطْبَعُ ve mühürleriz wanaṭbaʿu
ve mühürleriz عَلَىٰ üzerini ʿalā
üzerini قُلُوبِهِمْ kalblerinin qulūbihim
kalblerinin فَهُمْ artık onlar fahum
artık onlar لَا hiç işitmezler lā
hiç işitmezler يَسْمَعُونَ hear yasmaʿūna
hear ١٠٠ (100)
(100)
Kalblerini kapatıp mühürleriz de birşey duymazlar.
7:101
تِلْكَ
işte o
til'ka
işte o ٱلْقُرَىٰ ülkeler l-qurā
ülkeler نَقُصُّ anlatıyoruz naquṣṣu
anlatıyoruz عَلَيْكَ sana ʿalayka
sana مِنْ onların haberlerinden min
onların haberlerinden أَنۢبَآئِهَا ۚ their news anbāihā
their news وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun جَآءَتْهُمْ onlara getirmişlerdi jāathum
onlara getirmişlerdi رُسُلُهُم elçileri rusuluhum
elçileri بِٱلْبَيِّنَـٰتِ açık deliller bil-bayināti
açık deliller فَمَا fakat hayır famā
fakat hayır كَانُوا۟ onlar kānū
onlar لِيُؤْمِنُوا۟ inanmadılar liyu'minū
inanmadılar بِمَا ötürü bimā
ötürü كَذَّبُوا۟ yalanladıklarından kadhabū
yalanladıklarından مِن önceden min
önceden قَبْلُ ۚ before qablu
before كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle يَطْبَعُ mühürler yaṭbaʿu
mühürler ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَلَىٰ üzerini ʿalā
üzerini قُلُوبِ kalbleri qulūbi
kalbleri ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirlerin l-kāfirīna
kafirlerin ١٠١ (101)
(101)
işte o ٱلْقُرَىٰ ülkeler l-qurā
ülkeler نَقُصُّ anlatıyoruz naquṣṣu
anlatıyoruz عَلَيْكَ sana ʿalayka
sana مِنْ onların haberlerinden min
onların haberlerinden أَنۢبَآئِهَا ۚ their news anbāihā
their news وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun جَآءَتْهُمْ onlara getirmişlerdi jāathum
onlara getirmişlerdi رُسُلُهُم elçileri rusuluhum
elçileri بِٱلْبَيِّنَـٰتِ açık deliller bil-bayināti
açık deliller فَمَا fakat hayır famā
fakat hayır كَانُوا۟ onlar kānū
onlar لِيُؤْمِنُوا۟ inanmadılar liyu'minū
inanmadılar بِمَا ötürü bimā
ötürü كَذَّبُوا۟ yalanladıklarından kadhabū
yalanladıklarından مِن önceden min
önceden قَبْلُ ۚ before qablu
before كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle يَطْبَعُ mühürler yaṭbaʿu
mühürler ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَلَىٰ üzerini ʿalā
üzerini قُلُوبِ kalbleri qulūbi
kalbleri ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirlerin l-kāfirīna
kafirlerin ١٠١ (101)
(101)
İşte o kentlerin haberlerini sana anlatıyoruz. And olsun ki onlara peygamberler belgeler getirdi; önceleri yalanladıklarından ötürü inanamadılar. Allah kafirlerin kalblerini böylece kapatıp mühürler.
7:102
وَمَا
ve
wamā
ve وَجَدْنَا bulmadık wajadnā
bulmadık لِأَكْثَرِهِم onların çoklarında li-aktharihim
onların çoklarında مِّنْ hiç min
hiç عَهْدٍۢ ۖ sözünde durma ʿahdin
sözünde durma وَإِن ve fakat wa-in
ve fakat وَجَدْنَآ bulduk wajadnā
bulduk أَكْثَرَهُمْ onların çoklarını aktharahum
onların çoklarını لَفَـٰسِقِينَ yoldan çıkmış lafāsiqīna
yoldan çıkmış ١٠٢ (102)
(102)
ve وَجَدْنَا bulmadık wajadnā
bulmadık لِأَكْثَرِهِم onların çoklarında li-aktharihim
onların çoklarında مِّنْ hiç min
hiç عَهْدٍۢ ۖ sözünde durma ʿahdin
sözünde durma وَإِن ve fakat wa-in
ve fakat وَجَدْنَآ bulduk wajadnā
bulduk أَكْثَرَهُمْ onların çoklarını aktharahum
onların çoklarını لَفَـٰسِقِينَ yoldan çıkmış lafāsiqīna
yoldan çıkmış ١٠٢ (102)
(102)
Onların çoğunda ahde bağlılık görmedik, çoğunu fasık kimseler olarak bulduk.
7:103
ثُمَّ
sonra
thumma
sonra بَعَثْنَا gönderdik baʿathnā
gönderdik مِنۢ ardlarından min
ardlarından بَعْدِهِم after them baʿdihim
after them مُّوسَىٰ Musa'yı mūsā
Musa'yı بِـَٔايَـٰتِنَآ ayetlerimizle biāyātinā
ayetlerimizle إِلَىٰ Fir'avn'a ilā
Fir'avn'a فِرْعَوْنَ Firaun fir'ʿawna
Firaun وَمَلَإِي۟هِۦ ve onun ileri gelenlerine wamala-ihi
ve onun ileri gelenlerine فَظَلَمُوا۟ haksızlık ettiler faẓalamū
haksızlık ettiler بِهَا ۖ (ayetlerimize) bihā
(ayetlerimize) فَٱنظُرْ fakat bak fa-unẓur
fakat bak كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl كَانَ oldu kāna
oldu عَـٰقِبَةُ sonu ʿāqibatu
sonu ٱلْمُفْسِدِينَ bozguncuların l-muf'sidīna
bozguncuların ١٠٣ (103)
(103)
sonra بَعَثْنَا gönderdik baʿathnā
gönderdik مِنۢ ardlarından min
ardlarından بَعْدِهِم after them baʿdihim
after them مُّوسَىٰ Musa'yı mūsā
Musa'yı بِـَٔايَـٰتِنَآ ayetlerimizle biāyātinā
ayetlerimizle إِلَىٰ Fir'avn'a ilā
Fir'avn'a فِرْعَوْنَ Firaun fir'ʿawna
Firaun وَمَلَإِي۟هِۦ ve onun ileri gelenlerine wamala-ihi
ve onun ileri gelenlerine فَظَلَمُوا۟ haksızlık ettiler faẓalamū
haksızlık ettiler بِهَا ۖ (ayetlerimize) bihā
(ayetlerimize) فَٱنظُرْ fakat bak fa-unẓur
fakat bak كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl كَانَ oldu kāna
oldu عَـٰقِبَةُ sonu ʿāqibatu
sonu ٱلْمُفْسِدِينَ bozguncuların l-muf'sidīna
bozguncuların ١٠٣ (103)
(103)
Sonra peygamberlerin ardından Musa'yı ayetlerimizle Firavun ve erkanına gönderdik. Ayetlerimize karşı haksızlık ettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak.
7:104
وَقَالَ
dedi ki
waqāla
dedi ki مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa يَـٰفِرْعَوْنُ Ey Fir'avn yāfir'ʿawnu
Ey Fir'avn إِنِّى muhakkak ben innī
muhakkak ben رَسُولٌۭ bir elçiyim rasūlun
bir elçiyim مِّن tarafından min
tarafından رَّبِّ Rabbi rabbi
Rabbi ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ١٠٤ (104)
(104)
dedi ki مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa يَـٰفِرْعَوْنُ Ey Fir'avn yāfir'ʿawnu
Ey Fir'avn إِنِّى muhakkak ben innī
muhakkak ben رَسُولٌۭ bir elçiyim rasūlun
bir elçiyim مِّن tarafından min
tarafından رَّبِّ Rabbi rabbi
Rabbi ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ١٠٤ (104)
(104)
Musa, "Ey Firavun! Ben alemlerin Rabbinin peygamberiyim.
7:105
حَقِيقٌ
borçtur
ḥaqīqun
borçtur عَلَىٰٓ benim üzerime ʿalā
benim üzerime أَن ki an
ki لَّآ asla lā
asla أَقُولَ söylememem aqūla
söylememem عَلَى karşı ʿalā
karşı ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a إِلَّا başkasını illā
başkasını ٱلْحَقَّ ۚ gerçekten l-ḥaqa
gerçekten قَدْ andolsun qad
andolsun جِئْتُكُم size getirdim ji'tukum
size getirdim بِبَيِّنَةٍۢ açık bir delil bibayyinatin
açık bir delil مِّن Rabbinizden min
Rabbinizden رَّبِّكُمْ your Lord rabbikum
your Lord فَأَرْسِلْ artık gönder fa-arsil
artık gönder مَعِىَ benimle maʿiya
benimle بَنِىٓ oğullarını banī
oğullarını إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail ١٠٥ (105)
(105)
borçtur عَلَىٰٓ benim üzerime ʿalā
benim üzerime أَن ki an
ki لَّآ asla lā
asla أَقُولَ söylememem aqūla
söylememem عَلَى karşı ʿalā
karşı ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a إِلَّا başkasını illā
başkasını ٱلْحَقَّ ۚ gerçekten l-ḥaqa
gerçekten قَدْ andolsun qad
andolsun جِئْتُكُم size getirdim ji'tukum
size getirdim بِبَيِّنَةٍۢ açık bir delil bibayyinatin
açık bir delil مِّن Rabbinizden min
Rabbinizden رَّبِّكُمْ your Lord rabbikum
your Lord فَأَرْسِلْ artık gönder fa-arsil
artık gönder مَعِىَ benimle maʿiya
benimle بَنِىٓ oğullarını banī
oğullarını إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail ١٠٥ (105)
(105)
Bana Allah'a karşı ancak gerçeği söylemek yaraşır. Size Rabbinizden bir mucize getirdim, İsrailoğullarını benimle beraber gönder" dedi.
7:106
قَالَ
(Fir'avn) dedi
qāla
(Fir'avn) dedi إِن eğer in
eğer كُنتَ isen kunta
isen جِئْتَ getirmiş ji'ta
getirmiş بِـَٔايَةٍۢ bir ayet biāyatin
bir ayet فَأْتِ getir bakalım fati
getir bakalım بِهَآ onu bihā
onu إِن şayet in
şayet كُنتَ isen kunta
isen مِنَ doğru söyleyenlerden mina
doğru söyleyenlerden ٱلصَّـٰدِقِينَ the truthful l-ṣādiqīna
the truthful ١٠٦ (106)
(106)
(Fir'avn) dedi إِن eğer in
eğer كُنتَ isen kunta
isen جِئْتَ getirmiş ji'ta
getirmiş بِـَٔايَةٍۢ bir ayet biāyatin
bir ayet فَأْتِ getir bakalım fati
getir bakalım بِهَآ onu bihā
onu إِن şayet in
şayet كُنتَ isen kunta
isen مِنَ doğru söyleyenlerden mina
doğru söyleyenlerden ٱلصَّـٰدِقِينَ the truthful l-ṣādiqīna
the truthful ١٠٦ (106)
(106)
Firavun: "Bir mucize getirdiysen ortaya koy bakalım, doğru sözlülerden isen bunu yaparsın" dedi.
7:107
فَأَلْقَىٰ
bunun üzerine attı
fa-alqā
bunun üzerine attı عَصَاهُ asasını ʿaṣāhu
asasını فَإِذَا birden fa-idhā
birden هِىَ o hiya
o ثُعْبَانٌۭ bir ejderha (oluverdi) thuʿ'bānun
bir ejderha (oluverdi) مُّبِينٌۭ açıkça mubīnun
açıkça ١٠٧ (107)
(107)
bunun üzerine attı عَصَاهُ asasını ʿaṣāhu
asasını فَإِذَا birden fa-idhā
birden هِىَ o hiya
o ثُعْبَانٌۭ bir ejderha (oluverdi) thuʿ'bānun
bir ejderha (oluverdi) مُّبِينٌۭ açıkça mubīnun
açıkça ١٠٧ (107)
(107)
Musa, asasını yere atar atmaz apaçık bir yılan (ejderha) oluverdi; elini çıkardı, bakanlar bembeyaz olduğunu gördüler.
7:108
وَنَزَعَ
ve (böğründen) çıkardı
wanazaʿa
ve (böğründen) çıkardı يَدَهُۥ elini yadahu
elini فَإِذَا birden fa-idhā
birden هِىَ o hiya
o بَيْضَآءُ bembeyaz parlayıverdi bayḍāu
bembeyaz parlayıverdi لِلنَّـٰظِرِينَ bakanlar için lilnnāẓirīna
bakanlar için ١٠٨ (108)
(108)
ve (böğründen) çıkardı يَدَهُۥ elini yadahu
elini فَإِذَا birden fa-idhā
birden هِىَ o hiya
o بَيْضَآءُ bembeyaz parlayıverdi bayḍāu
bembeyaz parlayıverdi لِلنَّـٰظِرِينَ bakanlar için lilnnāẓirīna
bakanlar için ١٠٨ (108)
(108)
Musa, asasını yere atar atmaz apaçık bir yılan (ejderha) oluverdi; elini çıkardı, bakanlar bembeyaz olduğunu gördüler.
7:109
قَالَ
dedi(ler) ki
qāla
dedi(ler) ki ٱلْمَلَأُ ileri gelenler l-mala-u
ileri gelenler مِن kavminden min
kavminden قَوْمِ (the) people qawmi
(the) people فِرْعَوْنَ Fir'avn fir'ʿawna
Fir'avn إِنَّ muhakkak inna
muhakkak هَـٰذَا bu hādhā
bu لَسَـٰحِرٌ bir büyücüdür lasāḥirun
bir büyücüdür عَلِيمٌۭ çok bilgili ʿalīmun
çok bilgili ١٠٩ (109)
(109)
dedi(ler) ki ٱلْمَلَأُ ileri gelenler l-mala-u
ileri gelenler مِن kavminden min
kavminden قَوْمِ (the) people qawmi
(the) people فِرْعَوْنَ Fir'avn fir'ʿawna
Fir'avn إِنَّ muhakkak inna
muhakkak هَـٰذَا bu hādhā
bu لَسَـٰحِرٌ bir büyücüdür lasāḥirun
bir büyücüdür عَلِيمٌۭ çok bilgili ʿalīmun
çok bilgili ١٠٩ (109)
(109)
Firavun milletinin ileri gelenleri, "Doğrusu bu bilgin bir sihirbazdır, sizi memleketinizden çıkarmak istiyor" dediler. Firavun: "Ne buyurursunuz?" dedi.
7:110
يُرِيدُ
istiyor
yurīdu
istiyor أَن sizi çıkarmak an
sizi çıkarmak يُخْرِجَكُم drive you out yukh'rijakum
drive you out مِّنْ yurdunuzdan min
yurdunuzdan أَرْضِكُمْ ۖ your land arḍikum
your land فَمَاذَا ne? famādhā
ne? تَأْمُرُونَ buyurursunuz tamurūna
buyurursunuz ١١٠ (110)
(110)
istiyor أَن sizi çıkarmak an
sizi çıkarmak يُخْرِجَكُم drive you out yukh'rijakum
drive you out مِّنْ yurdunuzdan min
yurdunuzdan أَرْضِكُمْ ۖ your land arḍikum
your land فَمَاذَا ne? famādhā
ne? تَأْمُرُونَ buyurursunuz tamurūna
buyurursunuz ١١٠ (110)
(110)
Firavun milletinin ileri gelenleri, "Doğrusu bu bilgin bir sihirbazdır, sizi memleketinizden çıkarmak istiyor" dediler. Firavun: "Ne buyurursunuz?" dedi.
7:111
قَالُوٓا۟
dediler
qālū
dediler أَرْجِهْ onu beklet arjih
onu beklet وَأَخَاهُ ve kardeşini de wa-akhāhu
ve kardeşini de وَأَرْسِلْ ve gönder wa-arsil
ve gönder فِى şehirlere fī
şehirlere ٱلْمَدَآئِنِ the cities l-madāini
the cities حَـٰشِرِينَ toplayıcılar (olarak) ḥāshirīna
toplayıcılar (olarak) ١١١ (111)
(111)
dediler أَرْجِهْ onu beklet arjih
onu beklet وَأَخَاهُ ve kardeşini de wa-akhāhu
ve kardeşini de وَأَرْسِلْ ve gönder wa-arsil
ve gönder فِى şehirlere fī
şehirlere ٱلْمَدَآئِنِ the cities l-madāini
the cities حَـٰشِرِينَ toplayıcılar (olarak) ḥāshirīna
toplayıcılar (olarak) ١١١ (111)
(111)
"Onu ve kardeşini eğle; şehirlere toplayıcılar gönder, bütün bilgin sihirbazları sana getirsinler" dediler.
7:112
يَأْتُوكَ
sana getirsinler
yatūka
sana getirsinler بِكُلِّ bütün bikulli
bütün سَـٰحِرٍ büyücüleri sāḥirin
büyücüleri عَلِيمٍۢ bilgili ʿalīmin
bilgili ١١٢ (112)
(112)
sana getirsinler بِكُلِّ bütün bikulli
bütün سَـٰحِرٍ büyücüleri sāḥirin
büyücüleri عَلِيمٍۢ bilgili ʿalīmin
bilgili ١١٢ (112)
(112)
"Onu ve kardeşini eğle; şehirlere toplayıcılar gönder, bütün bilgin sihirbazları sana getirsinler" dediler.
7:113
وَجَآءَ
ve geldi
wajāa
ve geldi ٱلسَّحَرَةُ büyücüler l-saḥaratu
büyücüler فِرْعَوْنَ Fir'avn'a fir'ʿawna
Fir'avn'a قَالُوٓا۟ dediler qālū
dediler إِنَّ elbette inna
elbette لَنَا bize lanā
bize لَأَجْرًا bir mükafat var (değil mi?) la-ajran
bir mükafat var (değil mi?) إِن eğer in
eğer كُنَّا olursak kunnā
olursak نَحْنُ biz naḥnu
biz ٱلْغَـٰلِبِينَ üstün gelen l-ghālibīna
üstün gelen ١١٣ (113)
(113)
ve geldi ٱلسَّحَرَةُ büyücüler l-saḥaratu
büyücüler فِرْعَوْنَ Fir'avn'a fir'ʿawna
Fir'avn'a قَالُوٓا۟ dediler qālū
dediler إِنَّ elbette inna
elbette لَنَا bize lanā
bize لَأَجْرًا bir mükafat var (değil mi?) la-ajran
bir mükafat var (değil mi?) إِن eğer in
eğer كُنَّا olursak kunnā
olursak نَحْنُ biz naḥnu
biz ٱلْغَـٰلِبِينَ üstün gelen l-ghālibīna
üstün gelen ١١٣ (113)
(113)
Sihirbazlar Firavun'a geldi, "Yenecek olursak bize şüphesiz bir mükafat var değil mi?" dediler.
7:114
قَالَ
dedi
qāla
dedi نَعَمْ evet naʿam
evet وَإِنَّكُمْ hem de siz wa-innakum
hem de siz لَمِنَ olanlardansınız lamina
olanlardansınız ٱلْمُقَرَّبِينَ yakınlar(ım) l-muqarabīna
yakınlar(ım) ١١٤ (114)
(114)
dedi نَعَمْ evet naʿam
evet وَإِنَّكُمْ hem de siz wa-innakum
hem de siz لَمِنَ olanlardansınız lamina
olanlardansınız ٱلْمُقَرَّبِينَ yakınlar(ım) l-muqarabīna
yakınlar(ım) ١١٤ (114)
(114)
Firavun, "Evet, yenerseniz gözdelerden olacaksınız" dedi.
7:115
قَالُوا۟
dediler ki
qālū
dediler ki يَـٰمُوسَىٰٓ Ey Musa yāmūsā
Ey Musa إِمَّآ önce mi? immā
önce mi? أَن sen atacaksın an
sen atacaksın تُلْقِىَ you throw tul'qiya
you throw وَإِمَّآ yoksa wa-immā
yoksa أَن olalım an
olalım نَّكُونَ we will be nakūna
we will be نَحْنُ biz (mi) naḥnu
biz (mi) ٱلْمُلْقِينَ (önce) atanlar l-mul'qīna
(önce) atanlar ١١٥ (115)
(115)
dediler ki يَـٰمُوسَىٰٓ Ey Musa yāmūsā
Ey Musa إِمَّآ önce mi? immā
önce mi? أَن sen atacaksın an
sen atacaksın تُلْقِىَ you throw tul'qiya
you throw وَإِمَّآ yoksa wa-immā
yoksa أَن olalım an
olalım نَّكُونَ we will be nakūna
we will be نَحْنُ biz (mi) naḥnu
biz (mi) ٱلْمُلْقِينَ (önce) atanlar l-mul'qīna
(önce) atanlar ١١٥ (115)
(115)
Sihirbazlar: "Ey Musa! Marifetini ya sen ortaya koy veya biz koyalım" dediler.
7:116
قَالَ
dedi
qāla
dedi أَلْقُوا۟ ۖ siz atın alqū
siz atın فَلَمَّآ ne zaman ki falammā
ne zaman ki أَلْقَوْا۟ atınca alqaw
atınca سَحَرُوٓا۟ büyülediler saḥarū
büyülediler أَعْيُنَ gözlerini aʿyuna
gözlerini ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların وَٱسْتَرْهَبُوهُمْ ve onları ürküttüler wa-is'tarhabūhum
ve onları ürküttüler وَجَآءُو ve getirdiler wajāū
ve getirdiler بِسِحْرٍ bir büyü bisiḥ'rin
bir büyü عَظِيمٍۢ büyük ʿaẓīmin
büyük ١١٦ (116)
(116)
dedi أَلْقُوا۟ ۖ siz atın alqū
siz atın فَلَمَّآ ne zaman ki falammā
ne zaman ki أَلْقَوْا۟ atınca alqaw
atınca سَحَرُوٓا۟ büyülediler saḥarū
büyülediler أَعْيُنَ gözlerini aʿyuna
gözlerini ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların وَٱسْتَرْهَبُوهُمْ ve onları ürküttüler wa-is'tarhabūhum
ve onları ürküttüler وَجَآءُو ve getirdiler wajāū
ve getirdiler بِسِحْرٍ bir büyü bisiḥ'rin
bir büyü عَظِيمٍۢ büyük ʿaẓīmin
büyük ١١٦ (116)
(116)
Musa: "Siz koyun" dedi. Sihirbazlar marifetlerini ortaya koyunca insanların gözlerini sihirlediler ve onları ürküttüler, büyük bir sihir yaptılar.
7:117
۞ وَأَوْحَيْنَآ
ve biz de vahyettik
wa-awḥaynā
ve biz de vahyettik إِلَىٰ Musa'ya ilā
Musa'ya مُوسَىٰٓ Musa mūsā
Musa أَنْ diye an
diye أَلْقِ at alqi
at عَصَاكَ ۖ Asanı ʿaṣāka
Asanı فَإِذَا (bir de baktılar ki) fa-idhā
(bir de baktılar ki) هِىَ o hiya
o تَلْقَفُ yakalayıp yutuyor talqafu
yakalayıp yutuyor مَا şeyleri mā
şeyleri يَأْفِكُونَ onların uydurdukları yafikūna
onların uydurdukları ١١٧ (117)
(117)
ve biz de vahyettik إِلَىٰ Musa'ya ilā
Musa'ya مُوسَىٰٓ Musa mūsā
Musa أَنْ diye an
diye أَلْقِ at alqi
at عَصَاكَ ۖ Asanı ʿaṣāka
Asanı فَإِذَا (bir de baktılar ki) fa-idhā
(bir de baktılar ki) هِىَ o hiya
o تَلْقَفُ yakalayıp yutuyor talqafu
yakalayıp yutuyor مَا şeyleri mā
şeyleri يَأْفِكُونَ onların uydurdukları yafikūna
onların uydurdukları ١١٧ (117)
(117)
Biz de Musa'ya, "Asanı koyuver" dedik, o da koydu; hemen onların uydurduklarını yutmaya başladı.
7:118
فَوَقَعَ
ortaya çıktı
fawaqaʿa
ortaya çıktı ٱلْحَقُّ gerçek l-ḥaqu
gerçek وَبَطَلَ ve batıl oldu wabaṭala
ve batıl oldu مَا şeyler mā
şeyler كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları يَعْمَلُونَ yapıyor(lar) yaʿmalūna
yapıyor(lar) ١١٨ (118)
(118)
ortaya çıktı ٱلْحَقُّ gerçek l-ḥaqu
gerçek وَبَطَلَ ve batıl oldu wabaṭala
ve batıl oldu مَا şeyler mā
şeyler كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları يَعْمَلُونَ yapıyor(lar) yaʿmalūna
yapıyor(lar) ١١٨ (118)
(118)
Hak tahakkuk etti, onların yaptıkları boşa gitti.
7:119
فَغُلِبُوا۟
yenildiler
faghulibū
yenildiler هُنَالِكَ orada hunālika
orada وَٱنقَلَبُوا۟ ve düştüler wa-inqalabū
ve düştüler صَـٰغِرِينَ küçük ṣāghirīna
küçük ١١٩ (119)
(119)
yenildiler هُنَالِكَ orada hunālika
orada وَٱنقَلَبُوا۟ ve düştüler wa-inqalabū
ve düştüler صَـٰغِرِينَ küçük ṣāghirīna
küçük ١١٩ (119)
(119)
İşte orada yenildiler, küçük düştüler.
7:120
وَأُلْقِىَ
ve kapandılar
wa-ul'qiya
ve kapandılar ٱلسَّحَرَةُ büyücüler l-saḥaratu
büyücüler سَـٰجِدِينَ secdeye sājidīna
secdeye ١٢٠ (120)
(120)
ve kapandılar ٱلسَّحَرَةُ büyücüler l-saḥaratu
büyücüler سَـٰجِدِينَ secdeye sājidīna
secdeye ١٢٠ (120)
(120)
Sihirbazlar secdeye kapanıp, "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.
7:121
قَالُوٓا۟
dediler
qālū
dediler ءَامَنَّا inandık āmannā
inandık بِرَبِّ Rabbine birabbi
Rabbine ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ١٢١ (121)
(121)
dediler ءَامَنَّا inandık āmannā
inandık بِرَبِّ Rabbine birabbi
Rabbine ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ١٢١ (121)
(121)
Sihirbazlar secdeye kapanıp, "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.
7:122
رَبِّ
Rabbine
rabbi
Rabbine مُوسَىٰ Musa'nın mūsā
Musa'nın وَهَـٰرُونَ ve Harun'un wahārūna
ve Harun'un ١٢٢ (122)
(122)
Rabbine مُوسَىٰ Musa'nın mūsā
Musa'nın وَهَـٰرُونَ ve Harun'un wahārūna
ve Harun'un ١٢٢ (122)
(122)
Sihirbazlar secdeye kapanıp, "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.
7:123
قَالَ
dedi
qāla
dedi فِرْعَوْنُ Fir'avn fir'ʿawnu
Fir'avn ءَامَنتُم inandınız mı? āmantum
inandınız mı? بِهِۦ ona bihi
ona قَبْلَ önce qabla
önce أَنْ ben izin vermeden an
ben izin vermeden ءَاذَنَ I give permission ādhana
I give permission لَكُمْ ۖ size lakum
size إِنَّ muhakkak ki inna
muhakkak ki هَـٰذَا bu hādhā
bu لَمَكْرٌۭ bir tuzaktır lamakrun
bir tuzaktır مَّكَرْتُمُوهُ kurduğunuz makartumūhu
kurduğunuz فِى şehirde fī
şehirde ٱلْمَدِينَةِ the city l-madīnati
the city لِتُخْرِجُوا۟ çıkarmak için litukh'rijū
çıkarmak için مِنْهَآ oradan min'hā
oradan أَهْلَهَا ۖ halkını ahlahā
halkını فَسَوْفَ ama yakında fasawfa
ama yakında تَعْلَمُونَ bileceksiniz taʿlamūna
bileceksiniz ١٢٣ (123)
(123)
dedi فِرْعَوْنُ Fir'avn fir'ʿawnu
Fir'avn ءَامَنتُم inandınız mı? āmantum
inandınız mı? بِهِۦ ona bihi
ona قَبْلَ önce qabla
önce أَنْ ben izin vermeden an
ben izin vermeden ءَاذَنَ I give permission ādhana
I give permission لَكُمْ ۖ size lakum
size إِنَّ muhakkak ki inna
muhakkak ki هَـٰذَا bu hādhā
bu لَمَكْرٌۭ bir tuzaktır lamakrun
bir tuzaktır مَّكَرْتُمُوهُ kurduğunuz makartumūhu
kurduğunuz فِى şehirde fī
şehirde ٱلْمَدِينَةِ the city l-madīnati
the city لِتُخْرِجُوا۟ çıkarmak için litukh'rijū
çıkarmak için مِنْهَآ oradan min'hā
oradan أَهْلَهَا ۖ halkını ahlahā
halkını فَسَوْفَ ama yakında fasawfa
ama yakında تَعْلَمُونَ bileceksiniz taʿlamūna
bileceksiniz ١٢٣ (123)
(123)
Firavun: "Ben size izin vermeden mi O'na inandınız? Doğrusu bu, halkı şehirden çıkarmak için düzdüğünüz bir hiledir, fakat siz göreceksiniz. And olsun ki, ellerinizi ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da hepinizi asacağım" dedi.
7:124
لَأُقَطِّعَنَّ
elbette keseceğim
la-uqaṭṭiʿanna
elbette keseceğim أَيْدِيَكُمْ ellerinizi aydiyakum
ellerinizi وَأَرْجُلَكُم ve ayaklarınızı wa-arjulakum
ve ayaklarınızı مِّنْ çaprazlama min
çaprazlama خِلَـٰفٍۢ opposite (sides) khilāfin
opposite (sides) ثُمَّ sonra thumma
sonra لَأُصَلِّبَنَّكُمْ asacağım la-uṣallibannakum
asacağım أَجْمَعِينَ hepinizi ajmaʿīna
hepinizi ١٢٤ (124)
(124)
elbette keseceğim أَيْدِيَكُمْ ellerinizi aydiyakum
ellerinizi وَأَرْجُلَكُم ve ayaklarınızı wa-arjulakum
ve ayaklarınızı مِّنْ çaprazlama min
çaprazlama خِلَـٰفٍۢ opposite (sides) khilāfin
opposite (sides) ثُمَّ sonra thumma
sonra لَأُصَلِّبَنَّكُمْ asacağım la-uṣallibannakum
asacağım أَجْمَعِينَ hepinizi ajmaʿīna
hepinizi ١٢٤ (124)
(124)
Firavun: "Ben size izin vermeden mi O'na inandınız? Doğrusu bu, halkı şehirden çıkarmak için düzdüğünüz bir hiledir, fakat siz göreceksiniz. And olsun ki, ellerinizi ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da hepinizi asacağım" dedi.
7:125
قَالُوٓا۟
dediler ki
qālū
dediler ki إِنَّآ biz zaten innā
biz zaten إِلَىٰ Rabbimize ilā
Rabbimize رَبِّنَا our Lord rabbinā
our Lord مُنقَلِبُونَ döneceğiz munqalibūna
döneceğiz ١٢٥ (125)
(125)
dediler ki إِنَّآ biz zaten innā
biz zaten إِلَىٰ Rabbimize ilā
Rabbimize رَبِّنَا our Lord rabbinā
our Lord مُنقَلِبُونَ döneceğiz munqalibūna
döneceğiz ١٢٥ (125)
(125)
Onlar da: "Doğrusu biz ancak Rabbimize döneriz. Rabbimizin ayetleri gelince, onlara inanmamızdan ötürü bizden öç alıyorsun. Rabbimiz! Bize sabır ver ve canımızı müslim olarak al" dediler.
7:126
وَمَا
ve
wamā
ve تَنقِمُ öc almıyorsun tanqimu
öc almıyorsun مِنَّآ bizden minnā
bizden إِلَّآ dışında illā
dışında أَنْ inanmamız an
inanmamız ءَامَنَّا we believed āmannā
we believed بِـَٔايَـٰتِ ayetlerine biāyāti
ayetlerine رَبِّنَا Rabbimizin rabbinā
Rabbimizin لَمَّا zaman lammā
zaman جَآءَتْنَا ۚ bize geldiği jāatnā
bize geldiği رَبَّنَآ Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz أَفْرِغْ boşalt afrigh
boşalt عَلَيْنَا üzerimize ʿalaynā
üzerimize صَبْرًۭا sabır ṣabran
sabır وَتَوَفَّنَا ve bizi öldür watawaffanā
ve bizi öldür مُسْلِمِينَ müslümanlar olarak mus'limīna
müslümanlar olarak ١٢٦ (126)
(126)
ve تَنقِمُ öc almıyorsun tanqimu
öc almıyorsun مِنَّآ bizden minnā
bizden إِلَّآ dışında illā
dışında أَنْ inanmamız an
inanmamız ءَامَنَّا we believed āmannā
we believed بِـَٔايَـٰتِ ayetlerine biāyāti
ayetlerine رَبِّنَا Rabbimizin rabbinā
Rabbimizin لَمَّا zaman lammā
zaman جَآءَتْنَا ۚ bize geldiği jāatnā
bize geldiği رَبَّنَآ Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz أَفْرِغْ boşalt afrigh
boşalt عَلَيْنَا üzerimize ʿalaynā
üzerimize صَبْرًۭا sabır ṣabran
sabır وَتَوَفَّنَا ve bizi öldür watawaffanā
ve bizi öldür مُسْلِمِينَ müslümanlar olarak mus'limīna
müslümanlar olarak ١٢٦ (126)
(126)
Onlar da: "Doğrusu biz ancak Rabbimize döneriz. Rabbimizin ayetleri gelince, onlara inanmamızdan ötürü bizden öç alıyorsun. Rabbimiz! Bize sabır ver ve canımızı müslim olarak al" dediler.
7:127
وَقَالَ
dedi ki
waqāla
dedi ki ٱلْمَلَأُ ileri gelen bir topluluk l-mala-u
ileri gelen bir topluluk مِن kavminden min
kavminden قَوْمِ (the) people qawmi
(the) people فِرْعَوْنَ Fir'avn fir'ʿawna
Fir'avn أَتَذَرُ bırakacak mısın? atadharu
bırakacak mısın? مُوسَىٰ Musa'yı mūsā
Musa'yı وَقَوْمَهُۥ ve kavmini waqawmahu
ve kavmini لِيُفْسِدُوا۟ bozgunculuk yapsınlar diye liyuf'sidū
bozgunculuk yapsınlar diye فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth وَيَذَرَكَ ve seni terk edip wayadharaka
ve seni terk edip وَءَالِهَتَكَ ۚ ve tanrılarını waālihataka
ve tanrılarını قَالَ dedi qāla
dedi سَنُقَتِّلُ biz öldüreceğiz sanuqattilu
biz öldüreceğiz أَبْنَآءَهُمْ onların oğullarını abnāahum
onların oğullarını وَنَسْتَحْىِۦ ve sağ bırakacağız wanastaḥyī
ve sağ bırakacağız نِسَآءَهُمْ kadınlarını nisāahum
kadınlarını وَإِنَّا ve biz daima wa-innā
ve biz daima فَوْقَهُمْ onların üstünde fawqahum
onların üstünde قَـٰهِرُونَ eziciler olacağız qāhirūna
eziciler olacağız ١٢٧ (127)
(127)
dedi ki ٱلْمَلَأُ ileri gelen bir topluluk l-mala-u
ileri gelen bir topluluk مِن kavminden min
kavminden قَوْمِ (the) people qawmi
(the) people فِرْعَوْنَ Fir'avn fir'ʿawna
Fir'avn أَتَذَرُ bırakacak mısın? atadharu
bırakacak mısın? مُوسَىٰ Musa'yı mūsā
Musa'yı وَقَوْمَهُۥ ve kavmini waqawmahu
ve kavmini لِيُفْسِدُوا۟ bozgunculuk yapsınlar diye liyuf'sidū
bozgunculuk yapsınlar diye فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth وَيَذَرَكَ ve seni terk edip wayadharaka
ve seni terk edip وَءَالِهَتَكَ ۚ ve tanrılarını waālihataka
ve tanrılarını قَالَ dedi qāla
dedi سَنُقَتِّلُ biz öldüreceğiz sanuqattilu
biz öldüreceğiz أَبْنَآءَهُمْ onların oğullarını abnāahum
onların oğullarını وَنَسْتَحْىِۦ ve sağ bırakacağız wanastaḥyī
ve sağ bırakacağız نِسَآءَهُمْ kadınlarını nisāahum
kadınlarını وَإِنَّا ve biz daima wa-innā
ve biz daima فَوْقَهُمْ onların üstünde fawqahum
onların üstünde قَـٰهِرُونَ eziciler olacağız qāhirūna
eziciler olacağız ١٢٧ (127)
(127)
Firavun milletinin ileri gelenleri: "Musa'yı ve milletini yeryüzünde bozgunculuk yapsınlar, seni ve tanrılarını bıraksınlar diye mi koyveriyorsun?" dediler. Firavun: "Onların oğullarını öldüreceğiz, kadınlarını sağ bırakacağız. Elbette biz onları ezecek üstünlükteyiz" dedi.
7:128
قَالَ
dedi
qāla
dedi مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa لِقَوْمِهِ kavmine liqawmihi
kavmine ٱسْتَعِينُوا۟ yardım isteyin is'taʿīnū
yardım isteyin بِٱللَّهِ Allah'tan bil-lahi
Allah'tan وَٱصْبِرُوٓا۟ ۖ ve sabredin wa-iṣ'birū
ve sabredin إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱلْأَرْضَ yeryüzü l-arḍa
yeryüzü لِلَّهِ Allah'ındır lillahi
Allah'ındır يُورِثُهَا onu verir yūrithuhā
onu verir مَن kimseye man
kimseye يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği مِنْ kullarından min
kullarından عِبَادِهِۦ ۖ His servants ʿibādihi
His servants وَٱلْعَـٰقِبَةُ ve sonuç wal-ʿāqibatu
ve sonuç لِلْمُتَّقِينَ korunanlarındır lil'muttaqīna
korunanlarındır ١٢٨ (128)
(128)
dedi مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa لِقَوْمِهِ kavmine liqawmihi
kavmine ٱسْتَعِينُوا۟ yardım isteyin is'taʿīnū
yardım isteyin بِٱللَّهِ Allah'tan bil-lahi
Allah'tan وَٱصْبِرُوٓا۟ ۖ ve sabredin wa-iṣ'birū
ve sabredin إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱلْأَرْضَ yeryüzü l-arḍa
yeryüzü لِلَّهِ Allah'ındır lillahi
Allah'ındır يُورِثُهَا onu verir yūrithuhā
onu verir مَن kimseye man
kimseye يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği مِنْ kullarından min
kullarından عِبَادِهِۦ ۖ His servants ʿibādihi
His servants وَٱلْعَـٰقِبَةُ ve sonuç wal-ʿāqibatu
ve sonuç لِلْمُتَّقِينَ korunanlarındır lil'muttaqīna
korunanlarındır ١٢٨ (128)
(128)
Musa milletine: "Allah'tan yardım dileyin ve sabredin; yeryüzü şüphesiz Allah'ındır, kullarından dilediğini ona mirasçı kılar; sonuç Allah'a karşı gelmekten sakınanlarındır" dedi.
7:129
قَالُوٓا۟
dediler
qālū
dediler أُوذِينَا bize işkence edildi ūdhīnā
bize işkence edildi مِن önceden min
önceden قَبْلِ before qabli
before أَن sen bize gelmezden an
sen bize gelmezden تَأْتِيَنَا you came to us tatiyanā
you came to us وَمِنۢ ve wamin
ve بَعْدِ sonradan baʿdi
sonradan مَا sen bize geldikten mā
sen bize geldikten جِئْتَنَا ۚ you have come to us ji'tanā
you have come to us قَالَ dedi qāla
dedi عَسَىٰ umulur ki ʿasā
umulur ki رَبُّكُمْ Rabbiniz rabbukum
Rabbiniz أَن yok eder an
yok eder يُهْلِكَ will destroy yuh'lika
will destroy عَدُوَّكُمْ düşmanınızı ʿaduwwakum
düşmanınızı وَيَسْتَخْلِفَكُمْ ve sizi hakim kılar wayastakhlifakum
ve sizi hakim kılar فِى yeryüzüne fī
yeryüzüne ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth فَيَنظُرَ böylece bakar fayanẓura
böylece bakar كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl تَعْمَلُونَ hareket edeceğinize taʿmalūna
hareket edeceğinize ١٢٩ (129)
(129)
dediler أُوذِينَا bize işkence edildi ūdhīnā
bize işkence edildi مِن önceden min
önceden قَبْلِ before qabli
before أَن sen bize gelmezden an
sen bize gelmezden تَأْتِيَنَا you came to us tatiyanā
you came to us وَمِنۢ ve wamin
ve بَعْدِ sonradan baʿdi
sonradan مَا sen bize geldikten mā
sen bize geldikten جِئْتَنَا ۚ you have come to us ji'tanā
you have come to us قَالَ dedi qāla
dedi عَسَىٰ umulur ki ʿasā
umulur ki رَبُّكُمْ Rabbiniz rabbukum
Rabbiniz أَن yok eder an
yok eder يُهْلِكَ will destroy yuh'lika
will destroy عَدُوَّكُمْ düşmanınızı ʿaduwwakum
düşmanınızı وَيَسْتَخْلِفَكُمْ ve sizi hakim kılar wayastakhlifakum
ve sizi hakim kılar فِى yeryüzüne fī
yeryüzüne ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth فَيَنظُرَ böylece bakar fayanẓura
böylece bakar كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl تَعْمَلُونَ hareket edeceğinize taʿmalūna
hareket edeceğinize ١٢٩ (129)
(129)
Milleti: "Sen bize gelmeden önce de, geldikten sonra da eziyet çektik" dediler. Musa da: "Rabbinizin düşmanlarınızı yok etmesi ve yeryüzünde sizi onların yerine geçirmesi umulur. O zaman nasıl davranacağınıza bakar" dedi.
7:130
وَلَقَدْ
ve andolsun
walaqad
ve andolsun أَخَذْنَآ biz tuttuk akhadhnā
biz tuttuk ءَالَ ailesini āla
ailesini فِرْعَوْنَ Fir'avn fir'ʿawna
Fir'avn بِٱلسِّنِينَ yıllarca bil-sinīna
yıllarca وَنَقْصٍۢ ve darlığıyla wanaqṣin
ve darlığıyla مِّنَ ürünlerin mina
ürünlerin ٱلثَّمَرَٰتِ [the] fruits l-thamarāti
[the] fruits لَعَلَّهُمْ belki (diye) laʿallahum
belki (diye) يَذَّكَّرُونَ öğüt alırlar yadhakkarūna
öğüt alırlar ١٣٠ (130)
(130)
ve andolsun أَخَذْنَآ biz tuttuk akhadhnā
biz tuttuk ءَالَ ailesini āla
ailesini فِرْعَوْنَ Fir'avn fir'ʿawna
Fir'avn بِٱلسِّنِينَ yıllarca bil-sinīna
yıllarca وَنَقْصٍۢ ve darlığıyla wanaqṣin
ve darlığıyla مِّنَ ürünlerin mina
ürünlerin ٱلثَّمَرَٰتِ [the] fruits l-thamarāti
[the] fruits لَعَلَّهُمْ belki (diye) laʿallahum
belki (diye) يَذَّكَّرُونَ öğüt alırlar yadhakkarūna
öğüt alırlar ١٣٠ (130)
(130)
And olsun ki, Biz de Firavun ailesini, ders alsınlar diye, yıllarca kuraklığa ve ürün kıtlığına uğrattık.
7:131
فَإِذَا
zaman
fa-idhā
zaman جَآءَتْهُمُ onlara geldiği jāathumu
onlara geldiği ٱلْحَسَنَةُ bir iyilik l-ḥasanatu
bir iyilik قَالُوا۟ derler qālū
derler لَنَا bizimdir lanā
bizimdir هَـٰذِهِۦ ۖ bu hādhihi
bu وَإِن eğer wa-in
eğer تُصِبْهُمْ kendilerine ulaşırsa tuṣib'hum
kendilerine ulaşırsa سَيِّئَةٌۭ bir kötülük sayyi-atun
bir kötülük يَطَّيَّرُوا۟ uğursuz sayarlardı yaṭṭayyarū
uğursuz sayarlardı بِمُوسَىٰ Musa bimūsā
Musa وَمَن kimseleri waman
kimseleri مَّعَهُۥٓ ۗ ve beraberindeki maʿahu
ve beraberindeki أَلَآ iyi bilinki alā
iyi bilinki إِنَّمَا ancak innamā
ancak طَـٰٓئِرُهُمْ onların uğursuzluğu ṭāiruhum
onların uğursuzluğu عِندَ katındadır ʿinda
katındadır ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat أَكْثَرَهُمْ çokları aktharahum
çokları لَا bilmezler lā
bilmezler يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know ١٣١ (131)
(131)
zaman جَآءَتْهُمُ onlara geldiği jāathumu
onlara geldiği ٱلْحَسَنَةُ bir iyilik l-ḥasanatu
bir iyilik قَالُوا۟ derler qālū
derler لَنَا bizimdir lanā
bizimdir هَـٰذِهِۦ ۖ bu hādhihi
bu وَإِن eğer wa-in
eğer تُصِبْهُمْ kendilerine ulaşırsa tuṣib'hum
kendilerine ulaşırsa سَيِّئَةٌۭ bir kötülük sayyi-atun
bir kötülük يَطَّيَّرُوا۟ uğursuz sayarlardı yaṭṭayyarū
uğursuz sayarlardı بِمُوسَىٰ Musa bimūsā
Musa وَمَن kimseleri waman
kimseleri مَّعَهُۥٓ ۗ ve beraberindeki maʿahu
ve beraberindeki أَلَآ iyi bilinki alā
iyi bilinki إِنَّمَا ancak innamā
ancak طَـٰٓئِرُهُمْ onların uğursuzluğu ṭāiruhum
onların uğursuzluğu عِندَ katındadır ʿinda
katındadır ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat أَكْثَرَهُمْ çokları aktharahum
çokları لَا bilmezler lā
bilmezler يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know ١٣١ (131)
(131)
Onlara bir iyilik geldiği zaman; "Bu bizden ötürüdür" derler, bir fenalığa uğrarlarsa da, Musa ve onunla beraber olanların uğursuzluğuna verirlerdi. Bilin ki, kendilerinin uğradığı uğursuzluk Allah katındandır, fakat çoğu bunu bilmezler.
7:132
وَقَالُوا۟
ve dediler ki
waqālū
ve dediler ki مَهْمَا ne kadar mahmā
ne kadar تَأْتِنَا getirsen de bize tatinā
getirsen de bize بِهِۦ bir bihi
bir مِنْ of min
of ءَايَةٍۢ mu'cize āyatin
mu'cize لِّتَسْحَرَنَا bizi büyülemek için litasḥaranā
bizi büyülemek için بِهَا onunla; bihā
onunla; فَمَا değiliz famā
değiliz نَحْنُ biz naḥnu
biz لَكَ sana laka
sana بِمُؤْمِنِينَ inanacak bimu'minīna
inanacak ١٣٢ (132)
(132)
ve dediler ki مَهْمَا ne kadar mahmā
ne kadar تَأْتِنَا getirsen de bize tatinā
getirsen de bize بِهِۦ bir bihi
bir مِنْ of min
of ءَايَةٍۢ mu'cize āyatin
mu'cize لِّتَسْحَرَنَا bizi büyülemek için litasḥaranā
bizi büyülemek için بِهَا onunla; bihā
onunla; فَمَا değiliz famā
değiliz نَحْنُ biz naḥnu
biz لَكَ sana laka
sana بِمُؤْمِنِينَ inanacak bimu'minīna
inanacak ١٣٢ (132)
(132)
Firavun ailesi: "Bizi sihirlemek için ne mucize gösterirsen göster, sana inanmayacağız" dediler.
7:133
فَأَرْسَلْنَا
biz de gönderdik
fa-arsalnā
biz de gönderdik عَلَيْهِمُ onların üzerine ʿalayhimu
onların üzerine ٱلطُّوفَانَ tufan l-ṭūfāna
tufan وَٱلْجَرَادَ ve çekirge wal-jarāda
ve çekirge وَٱلْقُمَّلَ ve kımıl (haşerat) wal-qumala
ve kımıl (haşerat) وَٱلضَّفَادِعَ ve kurbağalar wal-ḍafādiʿa
ve kurbağalar وَٱلدَّمَ ve Kan wal-dama
ve Kan ءَايَـٰتٍۢ mu'cizeler olarak āyātin
mu'cizeler olarak مُّفَصَّلَـٰتٍۢ ayrı ayrı mufaṣṣalātin
ayrı ayrı فَٱسْتَكْبَرُوا۟ ama yine büyüklük tasladılar fa-is'takbarū
ama yine büyüklük tasladılar وَكَانُوا۟ ve oldular wakānū
ve oldular قَوْمًۭا bir topluluk qawman
bir topluluk مُّجْرِمِينَ suçlu muj'rimīna
suçlu ١٣٣ (133)
(133)
biz de gönderdik عَلَيْهِمُ onların üzerine ʿalayhimu
onların üzerine ٱلطُّوفَانَ tufan l-ṭūfāna
tufan وَٱلْجَرَادَ ve çekirge wal-jarāda
ve çekirge وَٱلْقُمَّلَ ve kımıl (haşerat) wal-qumala
ve kımıl (haşerat) وَٱلضَّفَادِعَ ve kurbağalar wal-ḍafādiʿa
ve kurbağalar وَٱلدَّمَ ve Kan wal-dama
ve Kan ءَايَـٰتٍۢ mu'cizeler olarak āyātin
mu'cizeler olarak مُّفَصَّلَـٰتٍۢ ayrı ayrı mufaṣṣalātin
ayrı ayrı فَٱسْتَكْبَرُوا۟ ama yine büyüklük tasladılar fa-is'takbarū
ama yine büyüklük tasladılar وَكَانُوا۟ ve oldular wakānū
ve oldular قَوْمًۭا bir topluluk qawman
bir topluluk مُّجْرِمِينَ suçlu muj'rimīna
suçlu ١٣٣ (133)
(133)
Bunun üzerine su baskınını, çekirgeyi, haşeratı, kurbağaları ve kanı birbirinden ayrı mucizeler olarak onlara musallat kıldık; yine de büyüklük taslayıp suçlu bir millet oldular.
7:134
وَلَمَّا
ne zaman ki
walammā
ne zaman ki وَقَعَ çökünce waqaʿa
çökünce عَلَيْهِمُ üzerlerine ʿalayhimu
üzerlerine ٱلرِّجْزُ azab l-rij'zu
azab قَالُوا۟ dediler qālū
dediler يَـٰمُوسَى Ey Musa yāmūsā
Ey Musa ٱدْعُ du'a et ud'ʿu
du'a et لَنَا bizim için lanā
bizim için رَبَّكَ Rabbine rabbaka
Rabbine بِمَا üzerine bimā
üzerine عَهِدَ verdiği söz ʿahida
verdiği söz عِندَكَ ۖ sana ʿindaka
sana لَئِن eğer la-in
eğer كَشَفْتَ kaldırırsan kashafta
kaldırırsan عَنَّا bizden ʿannā
bizden ٱلرِّجْزَ azabı l-rij'za
azabı لَنُؤْمِنَنَّ muhakkak inanacağız lanu'minanna
muhakkak inanacağız لَكَ sana laka
sana وَلَنُرْسِلَنَّ ve mutlaka göndereceğiz walanur'silanna
ve mutlaka göndereceğiz مَعَكَ seninle beraber maʿaka
seninle beraber بَنِىٓ oğullarını banī
oğullarını إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail ١٣٤ (134)
(134)
ne zaman ki وَقَعَ çökünce waqaʿa
çökünce عَلَيْهِمُ üzerlerine ʿalayhimu
üzerlerine ٱلرِّجْزُ azab l-rij'zu
azab قَالُوا۟ dediler qālū
dediler يَـٰمُوسَى Ey Musa yāmūsā
Ey Musa ٱدْعُ du'a et ud'ʿu
du'a et لَنَا bizim için lanā
bizim için رَبَّكَ Rabbine rabbaka
Rabbine بِمَا üzerine bimā
üzerine عَهِدَ verdiği söz ʿahida
verdiği söz عِندَكَ ۖ sana ʿindaka
sana لَئِن eğer la-in
eğer كَشَفْتَ kaldırırsan kashafta
kaldırırsan عَنَّا bizden ʿannā
bizden ٱلرِّجْزَ azabı l-rij'za
azabı لَنُؤْمِنَنَّ muhakkak inanacağız lanu'minanna
muhakkak inanacağız لَكَ sana laka
sana وَلَنُرْسِلَنَّ ve mutlaka göndereceğiz walanur'silanna
ve mutlaka göndereceğiz مَعَكَ seninle beraber maʿaka
seninle beraber بَنِىٓ oğullarını banī
oğullarını إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail ١٣٤ (134)
(134)
Azab başlarına çökünce, "Ey Musa! Rabbine, sana verdiği ahde göre bizim için yalvar. Bizden azabı kaldırırsan sana, and olsun ki, inanacağız ve İsrailoğullarını seninle beraber göndereceğiz"dediler.
7:135
فَلَمَّا
ne zaman
falammā
ne zaman كَشَفْنَا biz kaldırsak kashafnā
biz kaldırsak عَنْهُمُ onlardan ʿanhumu
onlardan ٱلرِّجْزَ azabı l-rij'za
azabı إِلَىٰٓ kadar ilā
kadar أَجَلٍ bir süreye ajalin
bir süreye هُم onlar hum
onlar بَـٰلِغُوهُ geçirecekleri bālighūhu
geçirecekleri إِذَا hemen idhā
hemen هُمْ onlar hum
onlar يَنكُثُونَ yeminlerini bozarlar yankuthūna
yeminlerini bozarlar ١٣٥ (135)
(135)
ne zaman كَشَفْنَا biz kaldırsak kashafnā
biz kaldırsak عَنْهُمُ onlardan ʿanhumu
onlardan ٱلرِّجْزَ azabı l-rij'za
azabı إِلَىٰٓ kadar ilā
kadar أَجَلٍ bir süreye ajalin
bir süreye هُم onlar hum
onlar بَـٰلِغُوهُ geçirecekleri bālighūhu
geçirecekleri إِذَا hemen idhā
hemen هُمْ onlar hum
onlar يَنكُثُونَ yeminlerini bozarlar yankuthūna
yeminlerini bozarlar ١٣٥ (135)
(135)
Azabı nasıl olsa sonuna gelecekleri bir müddet için üzerlerinden kaldırınca, hemen sözlerinden cayıyorlardı.
7:136
فَٱنتَقَمْنَا
biz de öc aldık
fa-intaqamnā
biz de öc aldık مِنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan فَأَغْرَقْنَـٰهُمْ onları boğduk fa-aghraqnāhum
onları boğduk فِى yemm(su)da fī
yemm(su)da ٱلْيَمِّ the sea l-yami
the sea بِأَنَّهُمْ çünkü onlar bi-annahum
çünkü onlar كَذَّبُوا۟ yalanlamışlardı kadhabū
yalanlamışlardı بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi وَكَانُوا۟ ve olmuşlardı wakānū
ve olmuşlardı عَنْهَا onları ʿanhā
onları غَـٰفِلِينَ umursamaz ghāfilīna
umursamaz ١٣٦ (136)
(136)
biz de öc aldık مِنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan فَأَغْرَقْنَـٰهُمْ onları boğduk fa-aghraqnāhum
onları boğduk فِى yemm(su)da fī
yemm(su)da ٱلْيَمِّ the sea l-yami
the sea بِأَنَّهُمْ çünkü onlar bi-annahum
çünkü onlar كَذَّبُوا۟ yalanlamışlardı kadhabū
yalanlamışlardı بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi وَكَانُوا۟ ve olmuşlardı wakānū
ve olmuşlardı عَنْهَا onları ʿanhā
onları غَـٰفِلِينَ umursamaz ghāfilīna
umursamaz ١٣٦ (136)
(136)
Bu sebeple onlardan öç aldık, ayetlerimizi yalan sayıp umursamadıkları için onları denizde boğduk.
7:137
وَأَوْرَثْنَا
ve mirasçı kıldık
wa-awrathnā
ve mirasçı kıldık ٱلْقَوْمَ milleti l-qawma
milleti ٱلَّذِينَ olan alladhīna
olan كَانُوا۟ were kānū
were يُسْتَضْعَفُونَ hor görülüp ezilmekte yus'taḍʿafūna
hor görülüp ezilmekte مَشَـٰرِقَ doğularına mashāriqa
doğularına ٱلْأَرْضِ yerin l-arḍi
yerin وَمَغَـٰرِبَهَا ve batılarına wamaghāribahā
ve batılarına ٱلَّتِى öyle ki allatī
öyle ki بَـٰرَكْنَا bereketlendirdik bāraknā
bereketlendirdik فِيهَا ۖ içini fīhā
içini وَتَمَّتْ ve tam yerine geldi watammat
ve tam yerine geldi كَلِمَتُ (verdiği) sözü kalimatu
(verdiği) sözü رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin ٱلْحُسْنَىٰ güzel l-ḥus'nā
güzel عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine بَنِىٓ oğulları banī
oğulları إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail بِمَا yüzünden bimā
yüzünden صَبَرُوا۟ ۖ sabretmeleri ṣabarū
sabretmeleri وَدَمَّرْنَا ve yıktık wadammarnā
ve yıktık مَا şeyleri mā
şeyleri كَانَ yapageldiği kāna
yapageldiği يَصْنَعُ make yaṣnaʿu
make فِرْعَوْنُ Fir'avn'ın fir'ʿawnu
Fir'avn'ın وَقَوْمُهُۥ ve kavminin waqawmuhu
ve kavminin وَمَا ve wamā
ve كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları يَعْرِشُونَ yükselttiyor (sarayları) yaʿrishūna
yükselttiyor (sarayları) ١٣٧ (137)
(137)
ve mirasçı kıldık ٱلْقَوْمَ milleti l-qawma
milleti ٱلَّذِينَ olan alladhīna
olan كَانُوا۟ were kānū
were يُسْتَضْعَفُونَ hor görülüp ezilmekte yus'taḍʿafūna
hor görülüp ezilmekte مَشَـٰرِقَ doğularına mashāriqa
doğularına ٱلْأَرْضِ yerin l-arḍi
yerin وَمَغَـٰرِبَهَا ve batılarına wamaghāribahā
ve batılarına ٱلَّتِى öyle ki allatī
öyle ki بَـٰرَكْنَا bereketlendirdik bāraknā
bereketlendirdik فِيهَا ۖ içini fīhā
içini وَتَمَّتْ ve tam yerine geldi watammat
ve tam yerine geldi كَلِمَتُ (verdiği) sözü kalimatu
(verdiği) sözü رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin ٱلْحُسْنَىٰ güzel l-ḥus'nā
güzel عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine بَنِىٓ oğulları banī
oğulları إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail بِمَا yüzünden bimā
yüzünden صَبَرُوا۟ ۖ sabretmeleri ṣabarū
sabretmeleri وَدَمَّرْنَا ve yıktık wadammarnā
ve yıktık مَا şeyleri mā
şeyleri كَانَ yapageldiği kāna
yapageldiği يَصْنَعُ make yaṣnaʿu
make فِرْعَوْنُ Fir'avn'ın fir'ʿawnu
Fir'avn'ın وَقَوْمُهُۥ ve kavminin waqawmuhu
ve kavminin وَمَا ve wamā
ve كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları يَعْرِشُونَ yükselttiyor (sarayları) yaʿrishūna
yükselttiyor (sarayları) ١٣٧ (137)
(137)
Hor görülen yahudileri, bereketlendirdiğimiz yerin doğularına ve batılarına mirasçı kıldık. Rabbinin İsrailoğullarına verdiği güzel söz, sabırlarına karşılık yerine geldi. Firavun ve milletinin yaptığını ve yükselttiklerini yıktık.
7:138
وَجَـٰوَزْنَا
ve geçirdik
wajāwaznā
ve geçirdik بِبَنِىٓ oğullarını bibanī
oğullarını إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail ٱلْبَحْرَ denizden l-baḥra
denizden فَأَتَوْا۟ rastladılar fa-ataw
rastladılar عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine قَوْمٍۢ bir kavim qawmin
bir kavim يَعْكُفُونَ tapan yaʿkufūna
tapan عَلَىٰٓ putlara ʿalā
putlara أَصْنَامٍۢ idols aṣnāmin
idols لَّهُمْ ۚ kendilerine lahum
kendilerine قَالُوا۟ dediler qālū
dediler يَـٰمُوسَى Ey Musa yāmūsā
Ey Musa ٱجْعَل yap ij'ʿal
yap لَّنَآ bize de lanā
bize de إِلَـٰهًۭا bir tanrı ilāhan
bir tanrı كَمَا gibi kamā
gibi لَهُمْ bunların lahum
bunların ءَالِهَةٌۭ ۚ tanrıları ālihatun
tanrıları قَالَ dedi qāla
dedi إِنَّكُمْ siz gerçekten innakum
siz gerçekten قَوْمٌۭ bir toplumsunuz qawmun
bir toplumsunuz تَجْهَلُونَ cahil tajhalūna
cahil ١٣٨ (138)
(138)
ve geçirdik بِبَنِىٓ oğullarını bibanī
oğullarını إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail ٱلْبَحْرَ denizden l-baḥra
denizden فَأَتَوْا۟ rastladılar fa-ataw
rastladılar عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine قَوْمٍۢ bir kavim qawmin
bir kavim يَعْكُفُونَ tapan yaʿkufūna
tapan عَلَىٰٓ putlara ʿalā
putlara أَصْنَامٍۢ idols aṣnāmin
idols لَّهُمْ ۚ kendilerine lahum
kendilerine قَالُوا۟ dediler qālū
dediler يَـٰمُوسَى Ey Musa yāmūsā
Ey Musa ٱجْعَل yap ij'ʿal
yap لَّنَآ bize de lanā
bize de إِلَـٰهًۭا bir tanrı ilāhan
bir tanrı كَمَا gibi kamā
gibi لَهُمْ bunların lahum
bunların ءَالِهَةٌۭ ۚ tanrıları ālihatun
tanrıları قَالَ dedi qāla
dedi إِنَّكُمْ siz gerçekten innakum
siz gerçekten قَوْمٌۭ bir toplumsunuz qawmun
bir toplumsunuz تَجْهَلُونَ cahil tajhalūna
cahil ١٣٨ (138)
(138)
İsrailoğullarının denizden geçmelerini sağladık. Puta gönülden tapan bir millete rastladılar. "Ey Musa! Onların tanrıları gibi bize de bir tanrı yap" dediler, Musa: " Doğrusu siz bilgisiz bir milletsiniz, bunlar yok olacaklar ve işledikleri boşa gidecektir" dedi.
7:139
إِنَّ
şüphesiz
inna
şüphesiz هَـٰٓؤُلَآءِ şunların hāulāi
şunların مُتَبَّرٌۭ yıkılmıştır mutabbarun
yıkılmıştır مَّا bulundukları (din) mā
bulundukları (din) هُمْ onların hum
onların فِيهِ içinde fīhi
içinde وَبَـٰطِلٌۭ ve boşa çıkmıştır wabāṭilun
ve boşa çıkmıştır مَّا şeyler mā
şeyler كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları يَعْمَلُونَ yapıyor(lar) yaʿmalūna
yapıyor(lar) ١٣٩ (139)
(139)
şüphesiz هَـٰٓؤُلَآءِ şunların hāulāi
şunların مُتَبَّرٌۭ yıkılmıştır mutabbarun
yıkılmıştır مَّا bulundukları (din) mā
bulundukları (din) هُمْ onların hum
onların فِيهِ içinde fīhi
içinde وَبَـٰطِلٌۭ ve boşa çıkmıştır wabāṭilun
ve boşa çıkmıştır مَّا şeyler mā
şeyler كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları يَعْمَلُونَ yapıyor(lar) yaʿmalūna
yapıyor(lar) ١٣٩ (139)
(139)
İsrailoğullarının denizden geçmelerini sağladık. Puta gönülden tapan bir millete rastladılar. "Ey Musa! Onların tanrıları gibi bize de bir tanrı yap" dediler, Musa: " Doğrusu siz bilgisiz bir milletsiniz, bunlar yok olacaklar ve işledikleri boşa gidecektir" dedi.
7:140
قَالَ
dedi
qāla
dedi أَغَيْرَ başka mı? aghayra
başka mı? ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan أَبْغِيكُمْ size arayayım abghīkum
size arayayım إِلَـٰهًۭا bir tanrı ilāhan
bir tanrı وَهُوَ ve O wahuwa
ve O فَضَّلَكُمْ sizi üstün yapmış iken faḍḍalakum
sizi üstün yapmış iken عَلَى üzerine ʿalā
üzerine ٱلْعَـٰلَمِينَ alemler l-ʿālamīna
alemler ١٤٠ (140)
(140)
dedi أَغَيْرَ başka mı? aghayra
başka mı? ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan أَبْغِيكُمْ size arayayım abghīkum
size arayayım إِلَـٰهًۭا bir tanrı ilāhan
bir tanrı وَهُوَ ve O wahuwa
ve O فَضَّلَكُمْ sizi üstün yapmış iken faḍḍalakum
sizi üstün yapmış iken عَلَى üzerine ʿalā
üzerine ٱلْعَـٰلَمِينَ alemler l-ʿālamīna
alemler ١٤٠ (140)
(140)
"Sizi alemlere üstün kılmış olan Allah'tan başka bir tanrı mı arayacağım?" dedi.
7:141
وَإِذْ
ve hani
wa-idh
ve hani أَنجَيْنَـٰكُم biz sizi kurtarmıştık anjaynākum
biz sizi kurtarmıştık مِّنْ ailesinden min
ailesinden ءَالِ (the) people āli
(the) people فِرْعَوْنَ Fir'avn fir'ʿawna
Fir'avn يَسُومُونَكُمْ onlar size yapıyorlardı yasūmūnakum
onlar size yapıyorlardı سُوٓءَ en kötüsünü sūa
en kötüsünü ٱلْعَذَابِ ۖ azabın l-ʿadhābi
azabın يُقَتِّلُونَ öldürüyorlardı yuqattilūna
öldürüyorlardı أَبْنَآءَكُمْ oğullarınızı abnāakum
oğullarınızı وَيَسْتَحْيُونَ ve sağ bırakıyorlardı wayastaḥyūna
ve sağ bırakıyorlardı نِسَآءَكُمْ ۚ kadınlarınızı nisāakum
kadınlarınızı وَفِى ve vardı wafī
ve vardı ذَٰلِكُم bunda size dhālikum
bunda size بَلَآءٌۭ bir imtihan balāon
bir imtihan مِّن tarafından min
tarafından رَّبِّكُمْ Rabbiniz rabbikum
Rabbiniz عَظِيمٌۭ büyük bir ʿaẓīmun
büyük bir ١٤١ (141)
(141)
ve hani أَنجَيْنَـٰكُم biz sizi kurtarmıştık anjaynākum
biz sizi kurtarmıştık مِّنْ ailesinden min
ailesinden ءَالِ (the) people āli
(the) people فِرْعَوْنَ Fir'avn fir'ʿawna
Fir'avn يَسُومُونَكُمْ onlar size yapıyorlardı yasūmūnakum
onlar size yapıyorlardı سُوٓءَ en kötüsünü sūa
en kötüsünü ٱلْعَذَابِ ۖ azabın l-ʿadhābi
azabın يُقَتِّلُونَ öldürüyorlardı yuqattilūna
öldürüyorlardı أَبْنَآءَكُمْ oğullarınızı abnāakum
oğullarınızı وَيَسْتَحْيُونَ ve sağ bırakıyorlardı wayastaḥyūna
ve sağ bırakıyorlardı نِسَآءَكُمْ ۚ kadınlarınızı nisāakum
kadınlarınızı وَفِى ve vardı wafī
ve vardı ذَٰلِكُم bunda size dhālikum
bunda size بَلَآءٌۭ bir imtihan balāon
bir imtihan مِّن tarafından min
tarafından رَّبِّكُمْ Rabbiniz rabbikum
Rabbiniz عَظِيمٌۭ büyük bir ʿaẓīmun
büyük bir ١٤١ (141)
(141)
Sizi kötü azaba sokan, kadınlarınızı sağ bırakıp oğullarınızı öldüren Firavun ailesinden kurtarmıştık. Bunda, size Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardı.
7:142
۞ وَوَٰعَدْنَا
ve sözleştik
wawāʿadnā
ve sözleştik مُوسَىٰ Musa ile mūsā
Musa ile ثَلَـٰثِينَ otuz thalāthīna
otuz لَيْلَةًۭ gece laylatan
gece وَأَتْمَمْنَـٰهَا ve buna kattık wa-atmamnāhā
ve buna kattık بِعَشْرٍۢ on (gece daha) biʿashrin
on (gece daha) فَتَمَّ böylece tamamlandı fatamma
böylece tamamlandı مِيقَـٰتُ tayin ettiği vakit mīqātu
tayin ettiği vakit رَبِّهِۦٓ Rabbinin rabbihi
Rabbinin أَرْبَعِينَ kırk arbaʿīna
kırk لَيْلَةًۭ ۚ geceye laylatan
geceye وَقَالَ dedi ki waqāla
dedi ki مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa لِأَخِيهِ kardeşi li-akhīhi
kardeşi هَـٰرُونَ Harun'a hārūna
Harun'a ٱخْلُفْنِى benim yerime geç ukh'luf'nī
benim yerime geç فِى içinde fī
içinde قَوْمِى kavmim qawmī
kavmim وَأَصْلِحْ ve ıslah et wa-aṣliḥ
ve ıslah et وَلَا ve walā
ve تَتَّبِعْ uyma tattabiʿ
uyma سَبِيلَ yoluna sabīla
yoluna ٱلْمُفْسِدِينَ bozguncuların l-muf'sidīna
bozguncuların ١٤٢ (142)
(142)
ve sözleştik مُوسَىٰ Musa ile mūsā
Musa ile ثَلَـٰثِينَ otuz thalāthīna
otuz لَيْلَةًۭ gece laylatan
gece وَأَتْمَمْنَـٰهَا ve buna kattık wa-atmamnāhā
ve buna kattık بِعَشْرٍۢ on (gece daha) biʿashrin
on (gece daha) فَتَمَّ böylece tamamlandı fatamma
böylece tamamlandı مِيقَـٰتُ tayin ettiği vakit mīqātu
tayin ettiği vakit رَبِّهِۦٓ Rabbinin rabbihi
Rabbinin أَرْبَعِينَ kırk arbaʿīna
kırk لَيْلَةًۭ ۚ geceye laylatan
geceye وَقَالَ dedi ki waqāla
dedi ki مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa لِأَخِيهِ kardeşi li-akhīhi
kardeşi هَـٰرُونَ Harun'a hārūna
Harun'a ٱخْلُفْنِى benim yerime geç ukh'luf'nī
benim yerime geç فِى içinde fī
içinde قَوْمِى kavmim qawmī
kavmim وَأَصْلِحْ ve ıslah et wa-aṣliḥ
ve ıslah et وَلَا ve walā
ve تَتَّبِعْ uyma tattabiʿ
uyma سَبِيلَ yoluna sabīla
yoluna ٱلْمُفْسِدِينَ bozguncuların l-muf'sidīna
bozguncuların ١٤٢ (142)
(142)
Musa'ya otuz gece vade verip sonra buna on gece daha kattık; böylece Rabbinin tayin ettiği müddet kırk geceye tamamlandı. Musa, kardeşi Harun'a, "Milletim içinde benim yerime geç, onları ıslah et, bozguncuların yoluna gitme" dedi.
7:143
وَلَمَّا
ne zaman ki
walammā
ne zaman ki جَآءَ gelip de jāa
gelip de مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa لِمِيقَـٰتِنَا tayin ettiğimiz vakitte limīqātinā
tayin ettiğimiz vakitte وَكَلَّمَهُۥ ve ona konuşunca wakallamahu
ve ona konuşunca رَبُّهُۥ Rabbi rabbuhu
Rabbi قَالَ dedi qāla
dedi رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim أَرِنِىٓ bana görün arinī
bana görün أَنظُرْ bakayım anẓur
bakayım إِلَيْكَ ۚ sana ilayka
sana قَالَ dedi ki qāla
dedi ki لَن sen beni göremezsin lan
sen beni göremezsin تَرَىٰنِى you (can) see Me tarānī
you (can) see Me وَلَـٰكِنِ fakat walākini
fakat ٱنظُرْ bak unẓur
bak إِلَى dağa ilā
dağa ٱلْجَبَلِ the mountain l-jabali
the mountain فَإِنِ eğer fa-ini
eğer ٱسْتَقَرَّ durursa is'taqarra
durursa مَكَانَهُۥ yerinde makānahu
yerinde فَسَوْفَ o zaman fasawfa
o zaman تَرَىٰنِى ۚ sen de beni göreceksin tarānī
sen de beni göreceksin فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki تَجَلَّىٰ görününce tajallā
görününce رَبُّهُۥ Rabbi rabbuhu
Rabbi لِلْجَبَلِ dağa lil'jabali
dağa جَعَلَهُۥ onu etti jaʿalahu
onu etti دَكًّۭا darmadağın dakkan
darmadağın وَخَرَّ ve bayılarak wakharra
ve bayılarak مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa صَعِقًۭا ۚ düştü ṣaʿiqan
düştü فَلَمَّآ ne zaman ki falammā
ne zaman ki أَفَاقَ ayılınca afāqa
ayılınca قَالَ dedi qāla
dedi سُبْحَـٰنَكَ Sen yücesin sub'ḥānaka
Sen yücesin تُبْتُ tevbe ettim tub'tu
tevbe ettim إِلَيْكَ sana ilayka
sana وَأَنَا۠ ve ben wa-anā
ve ben أَوَّلُ ilkiyim awwalu
ilkiyim ٱلْمُؤْمِنِينَ inananların l-mu'minīna
inananların ١٤٣ (143)
(143)
ne zaman ki جَآءَ gelip de jāa
gelip de مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa لِمِيقَـٰتِنَا tayin ettiğimiz vakitte limīqātinā
tayin ettiğimiz vakitte وَكَلَّمَهُۥ ve ona konuşunca wakallamahu
ve ona konuşunca رَبُّهُۥ Rabbi rabbuhu
Rabbi قَالَ dedi qāla
dedi رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim أَرِنِىٓ bana görün arinī
bana görün أَنظُرْ bakayım anẓur
bakayım إِلَيْكَ ۚ sana ilayka
sana قَالَ dedi ki qāla
dedi ki لَن sen beni göremezsin lan
sen beni göremezsin تَرَىٰنِى you (can) see Me tarānī
you (can) see Me وَلَـٰكِنِ fakat walākini
fakat ٱنظُرْ bak unẓur
bak إِلَى dağa ilā
dağa ٱلْجَبَلِ the mountain l-jabali
the mountain فَإِنِ eğer fa-ini
eğer ٱسْتَقَرَّ durursa is'taqarra
durursa مَكَانَهُۥ yerinde makānahu
yerinde فَسَوْفَ o zaman fasawfa
o zaman تَرَىٰنِى ۚ sen de beni göreceksin tarānī
sen de beni göreceksin فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki تَجَلَّىٰ görününce tajallā
görününce رَبُّهُۥ Rabbi rabbuhu
Rabbi لِلْجَبَلِ dağa lil'jabali
dağa جَعَلَهُۥ onu etti jaʿalahu
onu etti دَكًّۭا darmadağın dakkan
darmadağın وَخَرَّ ve bayılarak wakharra
ve bayılarak مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa صَعِقًۭا ۚ düştü ṣaʿiqan
düştü فَلَمَّآ ne zaman ki falammā
ne zaman ki أَفَاقَ ayılınca afāqa
ayılınca قَالَ dedi qāla
dedi سُبْحَـٰنَكَ Sen yücesin sub'ḥānaka
Sen yücesin تُبْتُ tevbe ettim tub'tu
tevbe ettim إِلَيْكَ sana ilayka
sana وَأَنَا۠ ve ben wa-anā
ve ben أَوَّلُ ilkiyim awwalu
ilkiyim ٱلْمُؤْمِنِينَ inananların l-mu'minīna
inananların ١٤٣ (143)
(143)
Musa, tayin ettiğimiz vakitte gelip Rabbi onunla konuşunca, Musa: "Rabbim! Bana Kendini göster, Sana bakayım" dedi. Allah: "Sen Beni göremezsin ama dağa bak, eğer o yerinde kalırsa sen de Beni göreceksin" buyurdu. Rabbi dağa tecelli edince onu yerlebir etti ve Musa da baygın düştü; ayılınca: "Yarabbi, münezzehsin, Sana tevbe ettim, ben inananların ilkiyim" dedi.
7:144
قَالَ
dedi ki
qāla
dedi ki يَـٰمُوسَىٰٓ Ey Musa yāmūsā
Ey Musa إِنِّى şüphesiz ben innī
şüphesiz ben ٱصْطَفَيْتُكَ seni seçtim iṣ'ṭafaytuka
seni seçtim عَلَى üzeine ʿalā
üzeine ٱلنَّاسِ insanlar l-nāsi
insanlar بِرِسَـٰلَـٰتِى mesajlarımla birisālātī
mesajlarımla وَبِكَلَـٰمِى ve konuşmamla wabikalāmī
ve konuşmamla فَخُذْ al fakhudh
al مَآ şeyi mā
şeyi ءَاتَيْتُكَ sana verdiğim ātaytuka
sana verdiğim وَكُن ve ol wakun
ve ol مِّنَ şükredenlerden mina
şükredenlerden ٱلشَّـٰكِرِينَ the grateful l-shākirīna
the grateful ١٤٤ (144)
(144)
dedi ki يَـٰمُوسَىٰٓ Ey Musa yāmūsā
Ey Musa إِنِّى şüphesiz ben innī
şüphesiz ben ٱصْطَفَيْتُكَ seni seçtim iṣ'ṭafaytuka
seni seçtim عَلَى üzeine ʿalā
üzeine ٱلنَّاسِ insanlar l-nāsi
insanlar بِرِسَـٰلَـٰتِى mesajlarımla birisālātī
mesajlarımla وَبِكَلَـٰمِى ve konuşmamla wabikalāmī
ve konuşmamla فَخُذْ al fakhudh
al مَآ şeyi mā
şeyi ءَاتَيْتُكَ sana verdiğim ātaytuka
sana verdiğim وَكُن ve ol wakun
ve ol مِّنَ şükredenlerden mina
şükredenlerden ٱلشَّـٰكِرِينَ the grateful l-shākirīna
the grateful ١٤٤ (144)
(144)
"Ey Musa! Verdiklerimle ve seninle konuşmamla seni insanlar arasından seçtim; sana verdiğimi al ve şükret" dedi.
7:145
وَكَتَبْنَا
ve yazdık
wakatabnā
ve yazdık لَهُۥ O'nun (Musa) için lahu
O'nun (Musa) için فِى levhalara fī
levhalara ٱلْأَلْوَاحِ the tablets l-alwāḥi
the tablets مِن ne varsa min
ne varsa كُلِّ her kulli
her شَىْءٍۢ şeyi shayin
şeyi مَّوْعِظَةًۭ öğüte dair mawʿiẓatan
öğüte dair وَتَفْصِيلًۭا ve açıklamasına dair watafṣīlan
ve açıklamasına dair لِّكُلِّ her likulli
her شَىْءٍۢ şeyin shayin
şeyin فَخُذْهَا bunları tut fakhudh'hā
bunları tut بِقُوَّةٍۢ kuvvetle biquwwatin
kuvvetle وَأْمُرْ ve emret wamur
ve emret قَوْمَكَ kavmine qawmaka
kavmine يَأْخُذُوا۟ tutsunlar yakhudhū
tutsunlar بِأَحْسَنِهَا ۚ bunların en güzelini bi-aḥsanihā
bunların en güzelini سَأُو۟رِيكُمْ size göstereceğim sa-urīkum
size göstereceğim دَارَ yurdunu dāra
yurdunu ٱلْفَـٰسِقِينَ yoldan çıkmışların l-fāsiqīna
yoldan çıkmışların ١٤٥ (145)
(145)
ve yazdık لَهُۥ O'nun (Musa) için lahu
O'nun (Musa) için فِى levhalara fī
levhalara ٱلْأَلْوَاحِ the tablets l-alwāḥi
the tablets مِن ne varsa min
ne varsa كُلِّ her kulli
her شَىْءٍۢ şeyi shayin
şeyi مَّوْعِظَةًۭ öğüte dair mawʿiẓatan
öğüte dair وَتَفْصِيلًۭا ve açıklamasına dair watafṣīlan
ve açıklamasına dair لِّكُلِّ her likulli
her شَىْءٍۢ şeyin shayin
şeyin فَخُذْهَا bunları tut fakhudh'hā
bunları tut بِقُوَّةٍۢ kuvvetle biquwwatin
kuvvetle وَأْمُرْ ve emret wamur
ve emret قَوْمَكَ kavmine qawmaka
kavmine يَأْخُذُوا۟ tutsunlar yakhudhū
tutsunlar بِأَحْسَنِهَا ۚ bunların en güzelini bi-aḥsanihā
bunların en güzelini سَأُو۟رِيكُمْ size göstereceğim sa-urīkum
size göstereceğim دَارَ yurdunu dāra
yurdunu ٱلْفَـٰسِقِينَ yoldan çıkmışların l-fāsiqīna
yoldan çıkmışların ١٤٥ (145)
(145)
Ona levhalarda her şeyden bir öğüt yazdık ve her şeyi uzun uzadıya açıkladık; onlara sıkıca sarıl, milletine de emret en güzel şekilde tutsunlar. Size Allah'a karşı gelenlerin yurdunu göstereceğim.
7:146
سَأَصْرِفُ
uzaklaştıracağım
sa-aṣrifu
uzaklaştıracağım عَنْ ayetlerimden ʿan
ayetlerimden ءَايَـٰتِىَ My Signs āyātiya
My Signs ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri يَتَكَبَّرُونَ büyüklenenleri yatakabbarūna
büyüklenenleri فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth بِغَيْرِ olmaksızın bighayri
olmaksızın ٱلْحَقِّ hak l-ḥaqi
hak وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer يَرَوْا۟ onlar görseler yaraw
onlar görseler كُلَّ her kulla
her ءَايَةٍۢ ayeti āyatin
ayeti لَّا yine inanmazlar lā
yine inanmazlar يُؤْمِنُوا۟ (will) they believe yu'minū
(will) they believe بِهَا ona bihā
ona وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer يَرَوْا۟ görseler yaraw
görseler سَبِيلَ yolu sabīla
yolu ٱلرُّشْدِ doğru l-rush'di
doğru لَا onu edinmezler lā
onu edinmezler يَتَّخِذُوهُ (will) they take it yattakhidhūhu
(will) they take it سَبِيلًۭا yol sabīlan
yol وَإِن ama eğer wa-in
ama eğer يَرَوْا۟ görseler yaraw
görseler سَبِيلَ yolunu sabīla
yolunu ٱلْغَىِّ azgınlık l-ghayi
azgınlık يَتَّخِذُوهُ onu edinirler yattakhidhūhu
onu edinirler سَبِيلًۭا ۚ yol sabīlan
yol ذَٰلِكَ öyle dhālika
öyle بِأَنَّهُمْ çünkü onlar bi-annahum
çünkü onlar كَذَّبُوا۟ yalanladılar kadhabū
yalanladılar بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi وَكَانُوا۟ ve oldular wakānū
ve oldular عَنْهَا onları ʿanhā
onları غَـٰفِلِينَ umursamaz ghāfilīna
umursamaz ١٤٦ (146)
(146)
uzaklaştıracağım عَنْ ayetlerimden ʿan
ayetlerimden ءَايَـٰتِىَ My Signs āyātiya
My Signs ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri يَتَكَبَّرُونَ büyüklenenleri yatakabbarūna
büyüklenenleri فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth بِغَيْرِ olmaksızın bighayri
olmaksızın ٱلْحَقِّ hak l-ḥaqi
hak وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer يَرَوْا۟ onlar görseler yaraw
onlar görseler كُلَّ her kulla
her ءَايَةٍۢ ayeti āyatin
ayeti لَّا yine inanmazlar lā
yine inanmazlar يُؤْمِنُوا۟ (will) they believe yu'minū
(will) they believe بِهَا ona bihā
ona وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer يَرَوْا۟ görseler yaraw
görseler سَبِيلَ yolu sabīla
yolu ٱلرُّشْدِ doğru l-rush'di
doğru لَا onu edinmezler lā
onu edinmezler يَتَّخِذُوهُ (will) they take it yattakhidhūhu
(will) they take it سَبِيلًۭا yol sabīlan
yol وَإِن ama eğer wa-in
ama eğer يَرَوْا۟ görseler yaraw
görseler سَبِيلَ yolunu sabīla
yolunu ٱلْغَىِّ azgınlık l-ghayi
azgınlık يَتَّخِذُوهُ onu edinirler yattakhidhūhu
onu edinirler سَبِيلًۭا ۚ yol sabīlan
yol ذَٰلِكَ öyle dhālika
öyle بِأَنَّهُمْ çünkü onlar bi-annahum
çünkü onlar كَذَّبُوا۟ yalanladılar kadhabū
yalanladılar بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi وَكَانُوا۟ ve oldular wakānū
ve oldular عَنْهَا onları ʿanhā
onları غَـٰفِلِينَ umursamaz ghāfilīna
umursamaz ١٤٦ (146)
(146)
Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları, ayetlerimden yüz çevirteceğim. Onlar bütün ayetleri görseler yine de inanmazlar; doğru yolu görseler, yol olarak benimsemezler; azgınlık yolunu görseler, hemen onu yol edinirler. Bu, onların mucizelerimizi yalan saymaları ve onlardan habersiz görünmelerinden ileri gelir.
7:147
وَٱلَّذِينَ
ve kimselerin
wa-alladhīna
ve kimselerin كَذَّبُوا۟ yalanlayanların kadhabū
yalanlayanların بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi وَلِقَآءِ ve kavuşmayı waliqāi
ve kavuşmayı ٱلْـَٔاخِرَةِ ahirete l-ākhirati
ahirete حَبِطَتْ boşa çıkmıştır ḥabiṭat
boşa çıkmıştır أَعْمَـٰلُهُمْ ۚ eylemleri aʿmāluhum
eylemleri هَلْ onlar ceza mı görüyorlar? hal
onlar ceza mı görüyorlar? يُجْزَوْنَ they be recompensed yuj'zawna
they be recompensed إِلَّا dışında illā
dışında مَا şeyler ile mā
şeyler ile كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları يَعْمَلُونَ yapıyor yaʿmalūna
yapıyor ١٤٧ (147)
(147)
ve kimselerin كَذَّبُوا۟ yalanlayanların kadhabū
yalanlayanların بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi وَلِقَآءِ ve kavuşmayı waliqāi
ve kavuşmayı ٱلْـَٔاخِرَةِ ahirete l-ākhirati
ahirete حَبِطَتْ boşa çıkmıştır ḥabiṭat
boşa çıkmıştır أَعْمَـٰلُهُمْ ۚ eylemleri aʿmāluhum
eylemleri هَلْ onlar ceza mı görüyorlar? hal
onlar ceza mı görüyorlar? يُجْزَوْنَ they be recompensed yuj'zawna
they be recompensed إِلَّا dışında illā
dışında مَا şeyler ile mā
şeyler ile كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları يَعْمَلُونَ yapıyor yaʿmalūna
yapıyor ١٤٧ (147)
(147)
Ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalan sayan kimselerin işleri boşa gitmiştir. Onlar işlediklerinin karşılığından başka bir şeyle mi cezalanırlar?
7:148
وَٱتَّخَذَ
ve benimsediler
wa-ittakhadha
ve benimsediler قَوْمُ kavmi qawmu
kavmi مُوسَىٰ Musa'nın mūsā
Musa'nın مِنۢ kendisinden sonra min
kendisinden sonra بَعْدِهِۦ after him baʿdihi
after him مِنْ zinetlerinden yapılmış min
zinetlerinden yapılmış حُلِيِّهِمْ their ornaments ḥuliyyihim
their ornaments عِجْلًۭا bir buzağı ʿij'lan
bir buzağı جَسَدًۭا heykelini jasadan
heykelini لَّهُۥ vardı onun lahu
vardı onun خُوَارٌ ۚ böğürmesi khuwārun
böğürmesi أَلَمْ görmediler mi ki alam
görmediler mi ki يَرَوْا۟ they see yaraw
they see أَنَّهُۥ o annahu
o لَا ne kendilerine söz söylüyor lā
ne kendilerine söz söylüyor يُكَلِّمُهُمْ speak to them yukallimuhum
speak to them وَلَا ne de onlara gösteriyor walā
ne de onlara gösteriyor يَهْدِيهِمْ guide them yahdīhim
guide them سَبِيلًا ۘ bir yol sabīlan
bir yol ٱتَّخَذُوهُ onu benimsediler ittakhadhūhu
onu benimsediler وَكَانُوا۟ ve oldular wakānū
ve oldular ظَـٰلِمِينَ zalimler(den) ẓālimīna
zalimler(den) ١٤٨ (148)
(148)
ve benimsediler قَوْمُ kavmi qawmu
kavmi مُوسَىٰ Musa'nın mūsā
Musa'nın مِنۢ kendisinden sonra min
kendisinden sonra بَعْدِهِۦ after him baʿdihi
after him مِنْ zinetlerinden yapılmış min
zinetlerinden yapılmış حُلِيِّهِمْ their ornaments ḥuliyyihim
their ornaments عِجْلًۭا bir buzağı ʿij'lan
bir buzağı جَسَدًۭا heykelini jasadan
heykelini لَّهُۥ vardı onun lahu
vardı onun خُوَارٌ ۚ böğürmesi khuwārun
böğürmesi أَلَمْ görmediler mi ki alam
görmediler mi ki يَرَوْا۟ they see yaraw
they see أَنَّهُۥ o annahu
o لَا ne kendilerine söz söylüyor lā
ne kendilerine söz söylüyor يُكَلِّمُهُمْ speak to them yukallimuhum
speak to them وَلَا ne de onlara gösteriyor walā
ne de onlara gösteriyor يَهْدِيهِمْ guide them yahdīhim
guide them سَبِيلًا ۘ bir yol sabīlan
bir yol ٱتَّخَذُوهُ onu benimsediler ittakhadhūhu
onu benimsediler وَكَانُوا۟ ve oldular wakānū
ve oldular ظَـٰلِمِينَ zalimler(den) ẓālimīna
zalimler(den) ١٤٨ (148)
(148)
Musa'nın ardından milleti, ziynet takımlarından, canlıymış gibi böğüren bir buzağı heykeli yaparak onu tanrı edindiler. O buzağının kendileriyle konuşmadığını ve yol da göstermediğini görmediler mi? Onu tanrı olarak benimseyip kendilerine yazık ettiler.
7:149
وَلَمَّا
ne zaman ki
walammā
ne zaman ki سُقِطَ düşürüldü suqiṭa
düşürüldü فِىٓ arasına fī
arasına أَيْدِيهِمْ (başları) ellerinin aydīhim
(başları) ellerinin وَرَأَوْا۟ ve gör(üp anla)dılar wara-aw
ve gör(üp anla)dılar أَنَّهُمْ kendilerinin annahum
kendilerinin قَدْ gerçekten qad
gerçekten ضَلُّوا۟ sapmış olduklarını ḍallū
sapmış olduklarını قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki لَئِن eğer la-in
eğer لَّمْ bize acımazsa lam
bize acımazsa يَرْحَمْنَا has Mercy on us yarḥamnā
has Mercy on us رَبُّنَا Rabbimiz rabbunā
Rabbimiz وَيَغْفِرْ ve bağışlamazsa wayaghfir
ve bağışlamazsa لَنَا bizi lanā
bizi لَنَكُونَنَّ elbette oluruz lanakūnanna
elbette oluruz مِنَ ziyana uğrayanlardan mina
ziyana uğrayanlardan ٱلْخَـٰسِرِينَ the losers l-khāsirīna
the losers ١٤٩ (149)
(149)
ne zaman ki سُقِطَ düşürüldü suqiṭa
düşürüldü فِىٓ arasına fī
arasına أَيْدِيهِمْ (başları) ellerinin aydīhim
(başları) ellerinin وَرَأَوْا۟ ve gör(üp anla)dılar wara-aw
ve gör(üp anla)dılar أَنَّهُمْ kendilerinin annahum
kendilerinin قَدْ gerçekten qad
gerçekten ضَلُّوا۟ sapmış olduklarını ḍallū
sapmış olduklarını قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki لَئِن eğer la-in
eğer لَّمْ bize acımazsa lam
bize acımazsa يَرْحَمْنَا has Mercy on us yarḥamnā
has Mercy on us رَبُّنَا Rabbimiz rabbunā
Rabbimiz وَيَغْفِرْ ve bağışlamazsa wayaghfir
ve bağışlamazsa لَنَا bizi lanā
bizi لَنَكُونَنَّ elbette oluruz lanakūnanna
elbette oluruz مِنَ ziyana uğrayanlardan mina
ziyana uğrayanlardan ٱلْخَـٰسِرِينَ the losers l-khāsirīna
the losers ١٤٩ (149)
(149)
Elleri böğründe, çaresiz kalıp, kendilerinin sapıtmış olduklarını görünce: "Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, and olsun ki mahvoluruz" dediler.
7:150
وَلَمَّا
zaman
walammā
zaman رَجَعَ döndü(ğü) rajaʿa
döndü(ğü) مُوسَىٰٓ Musa mūsā
Musa إِلَىٰ kavmine ilā
kavmine قَوْمِهِۦ his people qawmihi
his people غَضْبَـٰنَ kızgın ghaḍbāna
kızgın أَسِفًۭا ve üzgün bir halde asifan
ve üzgün bir halde قَالَ dedi qāla
dedi بِئْسَمَا ne kötü işler yaptınız? bi'samā
ne kötü işler yaptınız? خَلَفْتُمُونِى arkamdan khalaftumūnī
arkamdan مِنۢ benden sonra min
benden sonra بَعْدِىٓ ۖ after me baʿdī
after me أَعَجِلْتُمْ acele mi ettiniz? aʿajil'tum
acele mi ettiniz? أَمْرَ emrini (beklemeyip) amra
emrini (beklemeyip) رَبِّكُمْ ۖ Rabbinizin rabbikum
Rabbinizin وَأَلْقَى ve yere attı wa-alqā
ve yere attı ٱلْأَلْوَاحَ levhaları l-alwāḥa
levhaları وَأَخَذَ ve tuttu wa-akhadha
ve tuttu بِرَأْسِ başını birasi
başını أَخِيهِ kardeşinin akhīhi
kardeşinin يَجُرُّهُۥٓ çekmeye başladı yajurruhu
çekmeye başladı إِلَيْهِ ۚ kendine doğru ilayhi
kendine doğru قَالَ (Kardeşi) dedi qāla
(Kardeşi) dedi ٱبْنَ oğlu ib'na
oğlu أُمَّ anamın umma
anamın إِنَّ gerçekten inna
gerçekten ٱلْقَوْمَ bu insanlar l-qawma
bu insanlar ٱسْتَضْعَفُونِى beni hırpaladılar is'taḍʿafūnī
beni hırpaladılar وَكَادُوا۟ ve az daha wakādū
ve az daha يَقْتُلُونَنِى beni öldürüyorlardı yaqtulūnanī
beni öldürüyorlardı فَلَا güldürme falā
güldürme تُشْمِتْ rejoice tush'mit
rejoice بِىَ üstüme biya
üstüme ٱلْأَعْدَآءَ düşmanları l-aʿdāa
düşmanları وَلَا asla walā
asla تَجْعَلْنِى beni tutma tajʿalnī
beni tutma مَعَ beraber maʿa
beraber ٱلْقَوْمِ bu kavimle l-qawmi
bu kavimle ٱلظَّـٰلِمِينَ zalim l-ẓālimīna
zalim ١٥٠ (150)
(150)
zaman رَجَعَ döndü(ğü) rajaʿa
döndü(ğü) مُوسَىٰٓ Musa mūsā
Musa إِلَىٰ kavmine ilā
kavmine قَوْمِهِۦ his people qawmihi
his people غَضْبَـٰنَ kızgın ghaḍbāna
kızgın أَسِفًۭا ve üzgün bir halde asifan
ve üzgün bir halde قَالَ dedi qāla
dedi بِئْسَمَا ne kötü işler yaptınız? bi'samā
ne kötü işler yaptınız? خَلَفْتُمُونِى arkamdan khalaftumūnī
arkamdan مِنۢ benden sonra min
benden sonra بَعْدِىٓ ۖ after me baʿdī
after me أَعَجِلْتُمْ acele mi ettiniz? aʿajil'tum
acele mi ettiniz? أَمْرَ emrini (beklemeyip) amra
emrini (beklemeyip) رَبِّكُمْ ۖ Rabbinizin rabbikum
Rabbinizin وَأَلْقَى ve yere attı wa-alqā
ve yere attı ٱلْأَلْوَاحَ levhaları l-alwāḥa
levhaları وَأَخَذَ ve tuttu wa-akhadha
ve tuttu بِرَأْسِ başını birasi
başını أَخِيهِ kardeşinin akhīhi
kardeşinin يَجُرُّهُۥٓ çekmeye başladı yajurruhu
çekmeye başladı إِلَيْهِ ۚ kendine doğru ilayhi
kendine doğru قَالَ (Kardeşi) dedi qāla
(Kardeşi) dedi ٱبْنَ oğlu ib'na
oğlu أُمَّ anamın umma
anamın إِنَّ gerçekten inna
gerçekten ٱلْقَوْمَ bu insanlar l-qawma
bu insanlar ٱسْتَضْعَفُونِى beni hırpaladılar is'taḍʿafūnī
beni hırpaladılar وَكَادُوا۟ ve az daha wakādū
ve az daha يَقْتُلُونَنِى beni öldürüyorlardı yaqtulūnanī
beni öldürüyorlardı فَلَا güldürme falā
güldürme تُشْمِتْ rejoice tush'mit
rejoice بِىَ üstüme biya
üstüme ٱلْأَعْدَآءَ düşmanları l-aʿdāa
düşmanları وَلَا asla walā
asla تَجْعَلْنِى beni tutma tajʿalnī
beni tutma مَعَ beraber maʿa
beraber ٱلْقَوْمِ bu kavimle l-qawmi
bu kavimle ٱلظَّـٰلِمِينَ zalim l-ẓālimīna
zalim ١٥٠ (150)
(150)
Musa, milletine, kızgın ve üzgün olarak dönünce "Benim arkamdan ne kötü olmuşsunuz! Rabbinizin emrinin çabucak gelmesini mi istiyorsunuz?" dedi, levhaları attı ve kardeşinin başından tutup kendine doğru çekti. Harun: "Ey annem oğlu! Bu millet beni küçümsedi; az kalsın öldürüyorlardı. Bana, düşmanları sevindirecek şekilde davranma, beni bu zalim milletle bir sayma" dedi.
7:151
قَالَ
(Musa) dedi
qāla
(Musa) dedi رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim ٱغْفِرْ bağışla igh'fir
bağışla لِى beni lī
beni وَلِأَخِى ve kardeşimi wali-akhī
ve kardeşimi وَأَدْخِلْنَا ve bizi sok wa-adkhil'nā
ve bizi sok فِى içine fī
içine رَحْمَتِكَ ۖ rahmetinin raḥmatika
rahmetinin وَأَنتَ ve sensin wa-anta
ve sensin أَرْحَمُ en merhametlisi arḥamu
en merhametlisi ٱلرَّٰحِمِينَ merhametlilerin l-rāḥimīna
merhametlilerin ١٥١ (151)
(151)
(Musa) dedi رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim ٱغْفِرْ bağışla igh'fir
bağışla لِى beni lī
beni وَلِأَخِى ve kardeşimi wali-akhī
ve kardeşimi وَأَدْخِلْنَا ve bizi sok wa-adkhil'nā
ve bizi sok فِى içine fī
içine رَحْمَتِكَ ۖ rahmetinin raḥmatika
rahmetinin وَأَنتَ ve sensin wa-anta
ve sensin أَرْحَمُ en merhametlisi arḥamu
en merhametlisi ٱلرَّٰحِمِينَ merhametlilerin l-rāḥimīna
merhametlilerin ١٥١ (151)
(151)
Musa "Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla, bize acı, Sen merhametlilerin merhametlisisin" dedi.
7:152
إِنَّ
muhakkak
inna
muhakkak ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere ٱتَّخَذُوا۟ (tanrı diye) benimseyenlere ittakhadhū
(tanrı diye) benimseyenlere ٱلْعِجْلَ buzağıyı l-ʿij'la
buzağıyı سَيَنَالُهُمْ erişecektir sayanāluhum
erişecektir غَضَبٌۭ bir öfke ghaḍabun
bir öfke مِّن Rablerinden min
Rablerinden رَّبِّهِمْ their Lord rabbihim
their Lord وَذِلَّةٌۭ ve bir alçaklık wadhillatun
ve bir alçaklık فِى hayatında fī
hayatında ٱلْحَيَوٰةِ the life l-ḥayati
the life ٱلدُّنْيَا ۚ dünya l-dun'yā
dünya وَكَذَٰلِكَ işte biz böyle wakadhālika
işte biz böyle نَجْزِى cezalandırırız najzī
cezalandırırız ٱلْمُفْتَرِينَ iftiracıları l-muf'tarīna
iftiracıları ١٥٢ (152)
(152)
muhakkak ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere ٱتَّخَذُوا۟ (tanrı diye) benimseyenlere ittakhadhū
(tanrı diye) benimseyenlere ٱلْعِجْلَ buzağıyı l-ʿij'la
buzağıyı سَيَنَالُهُمْ erişecektir sayanāluhum
erişecektir غَضَبٌۭ bir öfke ghaḍabun
bir öfke مِّن Rablerinden min
Rablerinden رَّبِّهِمْ their Lord rabbihim
their Lord وَذِلَّةٌۭ ve bir alçaklık wadhillatun
ve bir alçaklık فِى hayatında fī
hayatında ٱلْحَيَوٰةِ the life l-ḥayati
the life ٱلدُّنْيَا ۚ dünya l-dun'yā
dünya وَكَذَٰلِكَ işte biz böyle wakadhālika
işte biz böyle نَجْزِى cezalandırırız najzī
cezalandırırız ٱلْمُفْتَرِينَ iftiracıları l-muf'tarīna
iftiracıları ١٥٢ (152)
(152)
Buzağıyı tanrı olarak benimseyenler Rablerinin öfkesine ve dünya hayatında alçaklığa uğrayacaklardır; iftira edenleri böylece cezalandırırız.
7:153
وَٱلَّذِينَ
onlar ki
wa-alladhīna
onlar ki عَمِلُوا۟ yaptıktan ʿamilū
yaptıktan ٱلسَّيِّـَٔاتِ kötülükler l-sayiāti
kötülükler ثُمَّ sonra thumma
sonra تَابُوا۟ tevbe ettiler tābū
tevbe ettiler مِنۢ ardından min
ardından بَعْدِهَا after that baʿdihā
after that وَءَامَنُوٓا۟ ve iman ettiler waāmanū
ve iman ettiler إِنَّ muhakkak ki inna
muhakkak ki رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin مِنۢ ondan sonra min
ondan sonra بَعْدِهَا after that baʿdihā
after that لَغَفُورٌۭ elbette bağışlayandır laghafūrun
elbette bağışlayandır رَّحِيمٌۭ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir ١٥٣ (153)
(153)
onlar ki عَمِلُوا۟ yaptıktan ʿamilū
yaptıktan ٱلسَّيِّـَٔاتِ kötülükler l-sayiāti
kötülükler ثُمَّ sonra thumma
sonra تَابُوا۟ tevbe ettiler tābū
tevbe ettiler مِنۢ ardından min
ardından بَعْدِهَا after that baʿdihā
after that وَءَامَنُوٓا۟ ve iman ettiler waāmanū
ve iman ettiler إِنَّ muhakkak ki inna
muhakkak ki رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin مِنۢ ondan sonra min
ondan sonra بَعْدِهَا after that baʿdihā
after that لَغَفُورٌۭ elbette bağışlayandır laghafūrun
elbette bağışlayandır رَّحِيمٌۭ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir ١٥٣ (153)
(153)
Kötülük işleyip ardından tevbe edenler ve inananlar bilsinler ki Rabbin, bu hareketlerinin ardından onları şüphesiz bağışlar ve merhamet eder.
7:154
وَلَمَّا
ve ne zaman ki
walammā
ve ne zaman ki سَكَتَ dinince sakata
dinince عَن Musa'nın ʿan
Musa'nın مُّوسَى Musa mūsā
Musa ٱلْغَضَبُ öfkesi l-ghaḍabu
öfkesi أَخَذَ aldı akhadha
aldı ٱلْأَلْوَاحَ ۖ levhaları l-alwāḥa
levhaları وَفِى ve vardı wafī
ve vardı نُسْخَتِهَا onlardaki yazıda nus'khatihā
onlardaki yazıda هُدًۭى yol gösterme hudan
yol gösterme وَرَحْمَةٌۭ ve rahmet waraḥmatun
ve rahmet لِّلَّذِينَ için lilladhīna
için هُمْ onlar hum
onlar لِرَبِّهِمْ Rablerinden lirabbihim
Rablerinden يَرْهَبُونَ korkanlar yarhabūna
korkanlar ١٥٤ (154)
(154)
ve ne zaman ki سَكَتَ dinince sakata
dinince عَن Musa'nın ʿan
Musa'nın مُّوسَى Musa mūsā
Musa ٱلْغَضَبُ öfkesi l-ghaḍabu
öfkesi أَخَذَ aldı akhadha
aldı ٱلْأَلْوَاحَ ۖ levhaları l-alwāḥa
levhaları وَفِى ve vardı wafī
ve vardı نُسْخَتِهَا onlardaki yazıda nus'khatihā
onlardaki yazıda هُدًۭى yol gösterme hudan
yol gösterme وَرَحْمَةٌۭ ve rahmet waraḥmatun
ve rahmet لِّلَّذِينَ için lilladhīna
için هُمْ onlar hum
onlar لِرَبِّهِمْ Rablerinden lirabbihim
Rablerinden يَرْهَبُونَ korkanlar yarhabūna
korkanlar ١٥٤ (154)
(154)
Musa, öfkesi yatışınca, bir nüshasında Rablerinden korkanlar için doğru yol ve rahmet yazılı olan levhaları aldı.
7:155
وَٱخْتَارَ
ve seçti
wa-ikh'tāra
ve seçti مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa قَوْمَهُۥ kavminden qawmahu
kavminden سَبْعِينَ yetmiş sabʿīna
yetmiş رَجُلًۭا adam rajulan
adam لِّمِيقَـٰتِنَا ۖ bizimle buluşma vakti için limīqātinā
bizimle buluşma vakti için فَلَمَّآ ne zaman ki falammā
ne zaman ki أَخَذَتْهُمُ onları yakalayınca akhadhathumu
onları yakalayınca ٱلرَّجْفَةُ sarsıntı l-rajfatu
sarsıntı قَالَ (Musa) dedi ki qāla
(Musa) dedi ki رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim لَوْ şayet law
şayet شِئْتَ dileseydin shi'ta
dileseydin أَهْلَكْتَهُم bunları da helak ederdin ahlaktahum
bunları da helak ederdin مِّن daha önce min
daha önce قَبْلُ before qablu
before وَإِيَّـٰىَ ۖ ve beni de wa-iyyāya
ve beni de أَتُهْلِكُنَا bizi helak mı edeceksin? atuh'likunā
bizi helak mı edeceksin? بِمَا ötürü bimā
ötürü فَعَلَ yaptıklarından faʿala
yaptıklarından ٱلسُّفَهَآءُ bazı beyinsizlerin l-sufahāu
bazı beyinsizlerin مِنَّآ ۖ içimizden minnā
içimizden إِنْ bu (iş) in
bu (iş) هِىَ it (was) hiya
it (was) إِلَّا başka bir şey değildir illā
başka bir şey değildir فِتْنَتُكَ senin imtihanından fit'natuka
senin imtihanından تُضِلُّ şaşırtırsın tuḍillu
şaşırtırsın بِهَا onunla bihā
onunla مَن dilediğini man
dilediğini تَشَآءُ You will tashāu
You will وَتَهْدِى ve yol gösterirsin watahdī
ve yol gösterirsin مَن dilediğine man
dilediğine تَشَآءُ ۖ You will tashāu
You will أَنتَ sen anta
sen وَلِيُّنَا bizim velimizsin waliyyunā
bizim velimizsin فَٱغْفِرْ bağışla fa-igh'fir
bağışla لَنَا bizi lanā
bizi وَٱرْحَمْنَا ۖ ve bize acı wa-ir'ḥamnā
ve bize acı وَأَنتَ ve sen wa-anta
ve sen خَيْرُ en iyisisin khayru
en iyisisin ٱلْغَـٰفِرِينَ bağışlayanların l-ghāfirīna
bağışlayanların ١٥٥ (155)
(155)
ve seçti مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa قَوْمَهُۥ kavminden qawmahu
kavminden سَبْعِينَ yetmiş sabʿīna
yetmiş رَجُلًۭا adam rajulan
adam لِّمِيقَـٰتِنَا ۖ bizimle buluşma vakti için limīqātinā
bizimle buluşma vakti için فَلَمَّآ ne zaman ki falammā
ne zaman ki أَخَذَتْهُمُ onları yakalayınca akhadhathumu
onları yakalayınca ٱلرَّجْفَةُ sarsıntı l-rajfatu
sarsıntı قَالَ (Musa) dedi ki qāla
(Musa) dedi ki رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim لَوْ şayet law
şayet شِئْتَ dileseydin shi'ta
dileseydin أَهْلَكْتَهُم bunları da helak ederdin ahlaktahum
bunları da helak ederdin مِّن daha önce min
daha önce قَبْلُ before qablu
before وَإِيَّـٰىَ ۖ ve beni de wa-iyyāya
ve beni de أَتُهْلِكُنَا bizi helak mı edeceksin? atuh'likunā
bizi helak mı edeceksin? بِمَا ötürü bimā
ötürü فَعَلَ yaptıklarından faʿala
yaptıklarından ٱلسُّفَهَآءُ bazı beyinsizlerin l-sufahāu
bazı beyinsizlerin مِنَّآ ۖ içimizden minnā
içimizden إِنْ bu (iş) in
bu (iş) هِىَ it (was) hiya
it (was) إِلَّا başka bir şey değildir illā
başka bir şey değildir فِتْنَتُكَ senin imtihanından fit'natuka
senin imtihanından تُضِلُّ şaşırtırsın tuḍillu
şaşırtırsın بِهَا onunla bihā
onunla مَن dilediğini man
dilediğini تَشَآءُ You will tashāu
You will وَتَهْدِى ve yol gösterirsin watahdī
ve yol gösterirsin مَن dilediğine man
dilediğine تَشَآءُ ۖ You will tashāu
You will أَنتَ sen anta
sen وَلِيُّنَا bizim velimizsin waliyyunā
bizim velimizsin فَٱغْفِرْ bağışla fa-igh'fir
bağışla لَنَا bizi lanā
bizi وَٱرْحَمْنَا ۖ ve bize acı wa-ir'ḥamnā
ve bize acı وَأَنتَ ve sen wa-anta
ve sen خَيْرُ en iyisisin khayru
en iyisisin ٱلْغَـٰفِرِينَ bağışlayanların l-ghāfirīna
bağışlayanların ١٥٥ (155)
(155)
Musa, tayin ettiğimiz müddette milletinden yetmiş kişi seçti; onları sarsıntı tutunca dedi ki: "Rabbim! Dileseydin daha önce beni ve onları yok ederdin, aramızdaki beyinsizlerin yaptıklarından ötürü bizi yok eder misin? Bu, Senin imtihanından başka birşey değildir, bununla dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletirsin; bizim dostumuz Sensin; bizi bağışla, bize merhamet et. Sen bağışlayanların en iyisisin."
7:156
۞ وَٱكْتُبْ
ve yaz
wa-uk'tub
ve yaz لَنَا bize lanā
bize فِى bu fī
bu هَـٰذِهِ this hādhihi
this ٱلدُّنْيَا dünyada l-dun'yā
dünyada حَسَنَةًۭ iyilik ḥasanatan
iyilik وَفِى ve wafī
ve ٱلْـَٔاخِرَةِ ahirette l-ākhirati
ahirette إِنَّا biz innā
biz هُدْنَآ yöneldik hud'nā
yöneldik إِلَيْكَ ۚ sana ilayka
sana قَالَ (Alah) buyurdu ki qāla
(Alah) buyurdu ki عَذَابِىٓ azabıma ʿadhābī
azabıma أُصِيبُ uğratırım uṣību
uğratırım بِهِۦ onu bihi
onu مَنْ kimseyi man
kimseyi أَشَآءُ ۖ dilediğim ashāu
dilediğim وَرَحْمَتِى ve rahmetim ise waraḥmatī
ve rahmetim ise وَسِعَتْ kaplamıştır wasiʿat
kaplamıştır كُلَّ her kulla
her شَىْءٍۢ ۚ şeyi shayin
şeyi فَسَأَكْتُبُهَا onu yazacağım fasa-aktubuhā
onu yazacağım لِلَّذِينَ kimselere lilladhīna
kimselere يَتَّقُونَ korunanlara yattaqūna
korunanlara وَيُؤْتُونَ ve verenlere wayu'tūna
ve verenlere ٱلزَّكَوٰةَ zekatı l-zakata
zekatı وَٱلَّذِينَ ve kimselere wa-alladhīna
ve kimselere هُم onlar hum
onlar بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimize biāyātinā
ayetlerimize يُؤْمِنُونَ inanıyorlar yu'minūna
inanıyorlar ١٥٦ (156)
(156)
ve yaz لَنَا bize lanā
bize فِى bu fī
bu هَـٰذِهِ this hādhihi
this ٱلدُّنْيَا dünyada l-dun'yā
dünyada حَسَنَةًۭ iyilik ḥasanatan
iyilik وَفِى ve wafī
ve ٱلْـَٔاخِرَةِ ahirette l-ākhirati
ahirette إِنَّا biz innā
biz هُدْنَآ yöneldik hud'nā
yöneldik إِلَيْكَ ۚ sana ilayka
sana قَالَ (Alah) buyurdu ki qāla
(Alah) buyurdu ki عَذَابِىٓ azabıma ʿadhābī
azabıma أُصِيبُ uğratırım uṣību
uğratırım بِهِۦ onu bihi
onu مَنْ kimseyi man
kimseyi أَشَآءُ ۖ dilediğim ashāu
dilediğim وَرَحْمَتِى ve rahmetim ise waraḥmatī
ve rahmetim ise وَسِعَتْ kaplamıştır wasiʿat
kaplamıştır كُلَّ her kulla
her شَىْءٍۢ ۚ şeyi shayin
şeyi فَسَأَكْتُبُهَا onu yazacağım fasa-aktubuhā
onu yazacağım لِلَّذِينَ kimselere lilladhīna
kimselere يَتَّقُونَ korunanlara yattaqūna
korunanlara وَيُؤْتُونَ ve verenlere wayu'tūna
ve verenlere ٱلزَّكَوٰةَ zekatı l-zakata
zekatı وَٱلَّذِينَ ve kimselere wa-alladhīna
ve kimselere هُم onlar hum
onlar بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimize biāyātinā
ayetlerimize يُؤْمِنُونَ inanıyorlar yu'minūna
inanıyorlar ١٥٦ (156)
(156)
"Bu dünyada ve ahirette bizim için güzel olanı yaz; biz Sana yöneldik" dedi. Allah: "Azabıma dilediğim kimseyi uğratırım, rahmetim herşeyi kaplamıştır; bunu Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, zekat verenlere, ayetlerimize inanıp, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları, okuyup yazması olmayan peygambere uyanlara yazacağız. O peygamber, onlara, uygun olanı emreder ve fenalıktan meneder, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılar, onların ağır yüklerini indirir, zor tekliflerini hafifletir. Bu peygambere inanan, hürmet eden, yardım eden, onunla gönderilen nura uyanlar yok mu? İşte onlar saadete erenlerdir" dedi.
7:157
ٱلَّذِينَ
onlar ki
alladhīna
onlar ki يَتَّبِعُونَ uyarlar yattabiʿūna
uyarlar ٱلرَّسُولَ o Elçi'ye l-rasūla
o Elçi'ye ٱلنَّبِىَّ o Peygamber'e l-nabiya
o Peygamber'e ٱلْأُمِّىَّ ümmi l-umiya
ümmi ٱلَّذِى buldukları alladhī
buldukları يَجِدُونَهُۥ they find him yajidūnahu
they find him مَكْتُوبًا yazılı maktūban
yazılı عِندَهُمْ yanlarında ʿindahum
yanlarında فِى Tevrat fī
Tevrat ٱلتَّوْرَىٰةِ the Taurat l-tawrāti
the Taurat وَٱلْإِنجِيلِ ve İncil'de wal-injīli
ve İncil'de يَأْمُرُهُم kendilerine emreden yamuruhum
kendilerine emreden بِٱلْمَعْرُوفِ iyiliği bil-maʿrūfi
iyiliği وَيَنْهَىٰهُمْ ve kendilerini meneden wayanhāhum
ve kendilerini meneden عَنِ kötülükten ʿani
kötülükten ٱلْمُنكَرِ the wrong l-munkari
the wrong وَيُحِلُّ ve helal kılan wayuḥillu
ve helal kılan لَهُمُ onlara lahumu
onlara ٱلطَّيِّبَـٰتِ güzel şeyleri l-ṭayibāti
güzel şeyleri وَيُحَرِّمُ ve haram kılan wayuḥarrimu
ve haram kılan عَلَيْهِمُ onlara ʿalayhimu
onlara ٱلْخَبَـٰٓئِثَ çirkin şeyleri l-khabāitha
çirkin şeyleri وَيَضَعُ ve kaldırıp atan wayaḍaʿu
ve kaldırıp atan عَنْهُمْ onlardan ʿanhum
onlardan إِصْرَهُمْ ağırlıkları iṣ'rahum
ağırlıkları وَٱلْأَغْلَـٰلَ ve prangaları wal-aghlāla
ve prangaları ٱلَّتِى öyle ki allatī
öyle ki كَانَتْ idiler kānat
idiler عَلَيْهِمْ ۚ onların üzerinde ʿalayhim
onların üzerinde فَٱلَّذِينَ artık onlar fa-alladhīna
artık onlar ءَامَنُوا۟ inananlar āmanū
inananlar بِهِۦ O'na bihi
O'na وَعَزَّرُوهُ ve O'na saygı gösterenler waʿazzarūhu
ve O'na saygı gösterenler وَنَصَرُوهُ ve O'na yardım edenler wanaṣarūhu
ve O'na yardım edenler وَٱتَّبَعُوا۟ ve uyanlar wa-ittabaʿū
ve uyanlar ٱلنُّورَ nura l-nūra
nura ٱلَّذِىٓ indirilen alladhī
indirilen أُنزِلَ has been sent down unzila
has been sent down مَعَهُۥٓ ۙ O'nunla beraber maʿahu
O'nunla beraber أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte هُمُ onlar humu
onlar ٱلْمُفْلِحُونَ felaha erenlerdir l-muf'liḥūna
felaha erenlerdir ١٥٧ (157)
(157)
onlar ki يَتَّبِعُونَ uyarlar yattabiʿūna
uyarlar ٱلرَّسُولَ o Elçi'ye l-rasūla
o Elçi'ye ٱلنَّبِىَّ o Peygamber'e l-nabiya
o Peygamber'e ٱلْأُمِّىَّ ümmi l-umiya
ümmi ٱلَّذِى buldukları alladhī
buldukları يَجِدُونَهُۥ they find him yajidūnahu
they find him مَكْتُوبًا yazılı maktūban
yazılı عِندَهُمْ yanlarında ʿindahum
yanlarında فِى Tevrat fī
Tevrat ٱلتَّوْرَىٰةِ the Taurat l-tawrāti
the Taurat وَٱلْإِنجِيلِ ve İncil'de wal-injīli
ve İncil'de يَأْمُرُهُم kendilerine emreden yamuruhum
kendilerine emreden بِٱلْمَعْرُوفِ iyiliği bil-maʿrūfi
iyiliği وَيَنْهَىٰهُمْ ve kendilerini meneden wayanhāhum
ve kendilerini meneden عَنِ kötülükten ʿani
kötülükten ٱلْمُنكَرِ the wrong l-munkari
the wrong وَيُحِلُّ ve helal kılan wayuḥillu
ve helal kılan لَهُمُ onlara lahumu
onlara ٱلطَّيِّبَـٰتِ güzel şeyleri l-ṭayibāti
güzel şeyleri وَيُحَرِّمُ ve haram kılan wayuḥarrimu
ve haram kılan عَلَيْهِمُ onlara ʿalayhimu
onlara ٱلْخَبَـٰٓئِثَ çirkin şeyleri l-khabāitha
çirkin şeyleri وَيَضَعُ ve kaldırıp atan wayaḍaʿu
ve kaldırıp atan عَنْهُمْ onlardan ʿanhum
onlardan إِصْرَهُمْ ağırlıkları iṣ'rahum
ağırlıkları وَٱلْأَغْلَـٰلَ ve prangaları wal-aghlāla
ve prangaları ٱلَّتِى öyle ki allatī
öyle ki كَانَتْ idiler kānat
idiler عَلَيْهِمْ ۚ onların üzerinde ʿalayhim
onların üzerinde فَٱلَّذِينَ artık onlar fa-alladhīna
artık onlar ءَامَنُوا۟ inananlar āmanū
inananlar بِهِۦ O'na bihi
O'na وَعَزَّرُوهُ ve O'na saygı gösterenler waʿazzarūhu
ve O'na saygı gösterenler وَنَصَرُوهُ ve O'na yardım edenler wanaṣarūhu
ve O'na yardım edenler وَٱتَّبَعُوا۟ ve uyanlar wa-ittabaʿū
ve uyanlar ٱلنُّورَ nura l-nūra
nura ٱلَّذِىٓ indirilen alladhī
indirilen أُنزِلَ has been sent down unzila
has been sent down مَعَهُۥٓ ۙ O'nunla beraber maʿahu
O'nunla beraber أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte هُمُ onlar humu
onlar ٱلْمُفْلِحُونَ felaha erenlerdir l-muf'liḥūna
felaha erenlerdir ١٥٧ (157)
(157)
"Bu dünyada ve ahirette bizim için güzel olanı yaz; biz Sana yöneldik" dedi. Allah: "Azabıma dilediğim kimseyi uğratırım, rahmetim herşeyi kaplamıştır; bunu Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, zekat verenlere, ayetlerimize inanıp, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları, okuyup yazması olmayan peygambere uyanlara yazacağız. O peygamber, onlara, uygun olanı emreder ve fenalıktan meneder, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılar, onların ağır yüklerini indirir, zor tekliflerini hafifletir. Bu peygambere inanan, hürmet eden, yardım eden, onunla gönderilen nura uyanlar yok mu? İşte onlar saadete erenlerdir" dedi.
7:158
قُلْ
de ki
qul
de ki يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey ٱلنَّاسُ insanlar l-nāsu
insanlar إِنِّى muhakkak ben innī
muhakkak ben رَسُولُ Elçisiyim rasūlu
Elçisiyim ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın إِلَيْكُمْ sizin ilaykum
sizin جَمِيعًا hepinize jamīʿan
hepinize ٱلَّذِى onundur alladhī
onundur لَهُۥ for Whom lahu
for Whom مُلْكُ mülkü mul'ku
mülkü ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin وَٱلْأَرْضِ ۖ ve yerin wal-arḍi
ve yerin لَآ yoktur lā
yoktur إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı إِلَّا başka illā
başka هُوَ kendisinden huwa
kendisinden يُحْىِۦ yaşatır yuḥ'yī
yaşatır وَيُمِيتُ ۖ ve öldürür wayumītu
ve öldürür فَـَٔامِنُوا۟ gelin inanın faāminū
gelin inanın بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a وَرَسُولِهِ ve O'nun Elçisine warasūlihi
ve O'nun Elçisine ٱلنَّبِىِّ peygamberi l-nabiyi
peygamberi ٱلْأُمِّىِّ ümmi l-umiyi
ümmi ٱلَّذِى ki o alladhī
ki o يُؤْمِنُ inanmaktadır yu'minu
inanmaktadır بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a وَكَلِمَـٰتِهِۦ ve O'nun sözlerine wakalimātihi
ve O'nun sözlerine وَٱتَّبِعُوهُ O'na uyun ki wa-ittabiʿūhu
O'na uyun ki لَعَلَّكُمْ belki laʿallakum
belki تَهْتَدُونَ doğru yolu bulursunuz tahtadūna
doğru yolu bulursunuz ١٥٨ (158)
(158)
de ki يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey ٱلنَّاسُ insanlar l-nāsu
insanlar إِنِّى muhakkak ben innī
muhakkak ben رَسُولُ Elçisiyim rasūlu
Elçisiyim ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın إِلَيْكُمْ sizin ilaykum
sizin جَمِيعًا hepinize jamīʿan
hepinize ٱلَّذِى onundur alladhī
onundur لَهُۥ for Whom lahu
for Whom مُلْكُ mülkü mul'ku
mülkü ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin وَٱلْأَرْضِ ۖ ve yerin wal-arḍi
ve yerin لَآ yoktur lā
yoktur إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı إِلَّا başka illā
başka هُوَ kendisinden huwa
kendisinden يُحْىِۦ yaşatır yuḥ'yī
yaşatır وَيُمِيتُ ۖ ve öldürür wayumītu
ve öldürür فَـَٔامِنُوا۟ gelin inanın faāminū
gelin inanın بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a وَرَسُولِهِ ve O'nun Elçisine warasūlihi
ve O'nun Elçisine ٱلنَّبِىِّ peygamberi l-nabiyi
peygamberi ٱلْأُمِّىِّ ümmi l-umiyi
ümmi ٱلَّذِى ki o alladhī
ki o يُؤْمِنُ inanmaktadır yu'minu
inanmaktadır بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a وَكَلِمَـٰتِهِۦ ve O'nun sözlerine wakalimātihi
ve O'nun sözlerine وَٱتَّبِعُوهُ O'na uyun ki wa-ittabiʿūhu
O'na uyun ki لَعَلَّكُمْ belki laʿallakum
belki تَهْتَدُونَ doğru yolu bulursunuz tahtadūna
doğru yolu bulursunuz ١٥٨ (158)
(158)
De ki: "Ey insanlar! Doğrusu ben, göklerin ve yerin hükümranı, O'ndan başka tanrı bulunmayan, dirilten ve öldüren Allah'ın, hepiniz için gönderdiği peygamberiyim. Allah'a ve okuyup yazması olmayan, haber getiren peygamberine -ki o da Allah'a ve sözlerine inanmıştır- inanın; ona uyun ki doğru yolu bulasınız."
7:159
وَمِن
ve
wamin
ve قَوْمِ kavminden qawmi
kavminden مُوسَىٰٓ Musa'nın mūsā
Musa'nın أُمَّةٌۭ bir topluluk vardır ummatun
bir topluluk vardır يَهْدُونَ hakka götüren yahdūna
hakka götüren بِٱلْحَقِّ doğrulukla bil-ḥaqi
doğrulukla وَبِهِۦ ve onunla wabihi
ve onunla يَعْدِلُونَ adalet yapan yaʿdilūna
adalet yapan ١٥٩ (159)
(159)
ve قَوْمِ kavminden qawmi
kavminden مُوسَىٰٓ Musa'nın mūsā
Musa'nın أُمَّةٌۭ bir topluluk vardır ummatun
bir topluluk vardır يَهْدُونَ hakka götüren yahdūna
hakka götüren بِٱلْحَقِّ doğrulukla bil-ḥaqi
doğrulukla وَبِهِۦ ve onunla wabihi
ve onunla يَعْدِلُونَ adalet yapan yaʿdilūna
adalet yapan ١٥٩ (159)
(159)
Musa'nın milletinden bir topluluk hakkı gösterirler ve onunla hükmederlerdi.
7:160
وَقَطَّعْنَـٰهُمُ
ve biz onları ayırdık
waqaṭṭaʿnāhumu
ve biz onları ayırdık ٱثْنَتَىْ iki (oniki) ith'natay
iki (oniki) عَشْرَةَ on (oniki) ʿashrata
on (oniki) أَسْبَاطًا kabileye asbāṭan
kabileye أُمَمًۭا ۚ ümmetler halinde umaman
ümmetler halinde وَأَوْحَيْنَآ vahyettik wa-awḥaynā
vahyettik إِلَىٰ Musa'ya ilā
Musa'ya مُوسَىٰٓ Musa mūsā
Musa إِذِ zaman idhi
zaman ٱسْتَسْقَىٰهُ su istediği is'tasqāhu
su istediği قَوْمُهُۥٓ kavmin qawmuhu
kavmin أَنِ diye ani
diye ٱضْرِب vur iḍ'rib
vur بِّعَصَاكَ asanla biʿaṣāka
asanla ٱلْحَجَرَ ۖ taşa l-ḥajara
taşa فَٱنۢبَجَسَتْ ve fışkırdı fa-inbajasat
ve fışkırdı مِنْهُ ondan (taştan) min'hu
ondan (taştan) ٱثْنَتَا iki (oniki) ith'natā
iki (oniki) عَشْرَةَ on (oniki) ʿashrata
on (oniki) عَيْنًۭا ۖ göze ʿaynan
göze قَدْ şüphesiz qad
şüphesiz عَلِمَ bildi ʿalima
bildi كُلُّ her kullu
her أُنَاسٍۢ kabile unāsin
kabile مَّشْرَبَهُمْ ۚ içeceği yeri mashrabahum
içeceği yeri وَظَلَّلْنَا ve gölge yaptık waẓallalnā
ve gölge yaptık عَلَيْهِمُ üzerlerine ʿalayhimu
üzerlerine ٱلْغَمَـٰمَ bulutla l-ghamāma
bulutla وَأَنزَلْنَا ve indirdik wa-anzalnā
ve indirdik عَلَيْهِمُ onlara ʿalayhimu
onlara ٱلْمَنَّ kudret helvası l-mana
kudret helvası وَٱلسَّلْوَىٰ ۖ ve bıldırcın eti wal-salwā
ve bıldırcın eti كُلُوا۟ yeyin kulū
yeyin مِن güzel olanlardan min
güzel olanlardan طَيِّبَـٰتِ (the) good things ṭayyibāti
(the) good things مَا şeylerden mā
şeylerden رَزَقْنَـٰكُمْ ۚ sizi rızıklandırdığımız razaqnākum
sizi rızıklandırdığımız وَمَا ama wamā
ama ظَلَمُونَا onlar bize zulmetmediler ẓalamūnā
onlar bize zulmetmediler وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat كَانُوٓا۟ onlar kānū
onlar أَنفُسَهُمْ kendi kendilerine anfusahum
kendi kendilerine يَظْلِمُونَ zulmediyorlardı yaẓlimūna
zulmediyorlardı ١٦٠ (160)
(160)
ve biz onları ayırdık ٱثْنَتَىْ iki (oniki) ith'natay
iki (oniki) عَشْرَةَ on (oniki) ʿashrata
on (oniki) أَسْبَاطًا kabileye asbāṭan
kabileye أُمَمًۭا ۚ ümmetler halinde umaman
ümmetler halinde وَأَوْحَيْنَآ vahyettik wa-awḥaynā
vahyettik إِلَىٰ Musa'ya ilā
Musa'ya مُوسَىٰٓ Musa mūsā
Musa إِذِ zaman idhi
zaman ٱسْتَسْقَىٰهُ su istediği is'tasqāhu
su istediği قَوْمُهُۥٓ kavmin qawmuhu
kavmin أَنِ diye ani
diye ٱضْرِب vur iḍ'rib
vur بِّعَصَاكَ asanla biʿaṣāka
asanla ٱلْحَجَرَ ۖ taşa l-ḥajara
taşa فَٱنۢبَجَسَتْ ve fışkırdı fa-inbajasat
ve fışkırdı مِنْهُ ondan (taştan) min'hu
ondan (taştan) ٱثْنَتَا iki (oniki) ith'natā
iki (oniki) عَشْرَةَ on (oniki) ʿashrata
on (oniki) عَيْنًۭا ۖ göze ʿaynan
göze قَدْ şüphesiz qad
şüphesiz عَلِمَ bildi ʿalima
bildi كُلُّ her kullu
her أُنَاسٍۢ kabile unāsin
kabile مَّشْرَبَهُمْ ۚ içeceği yeri mashrabahum
içeceği yeri وَظَلَّلْنَا ve gölge yaptık waẓallalnā
ve gölge yaptık عَلَيْهِمُ üzerlerine ʿalayhimu
üzerlerine ٱلْغَمَـٰمَ bulutla l-ghamāma
bulutla وَأَنزَلْنَا ve indirdik wa-anzalnā
ve indirdik عَلَيْهِمُ onlara ʿalayhimu
onlara ٱلْمَنَّ kudret helvası l-mana
kudret helvası وَٱلسَّلْوَىٰ ۖ ve bıldırcın eti wal-salwā
ve bıldırcın eti كُلُوا۟ yeyin kulū
yeyin مِن güzel olanlardan min
güzel olanlardan طَيِّبَـٰتِ (the) good things ṭayyibāti
(the) good things مَا şeylerden mā
şeylerden رَزَقْنَـٰكُمْ ۚ sizi rızıklandırdığımız razaqnākum
sizi rızıklandırdığımız وَمَا ama wamā
ama ظَلَمُونَا onlar bize zulmetmediler ẓalamūnā
onlar bize zulmetmediler وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat كَانُوٓا۟ onlar kānū
onlar أَنفُسَهُمْ kendi kendilerine anfusahum
kendi kendilerine يَظْلِمُونَ zulmediyorlardı yaẓlimūna
zulmediyorlardı ١٦٠ (160)
(160)
Biz İsrailoğullarını oymaklar halinde on iki topluluğa ayırdık. Milleti Musa'dan su isteyince ona: "Asanla taşa vur" diye bildirdik; ondan on iki pınar fışkırdı. Herkes içeceği yeri öğrendi. Bulutla üzerlerine gölge yaptık, onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik, "Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin" dedik. Onlar, karşı gelmekle, Bize değil kendilerine zulmediyorlardı.
7:161
وَإِذْ
zaman
wa-idh
zaman قِيلَ denildiği qīla
denildiği لَهُمُ onlara lahumu
onlara ٱسْكُنُوا۟ oturun us'kunū
oturun هَـٰذِهِ şu hādhihi
şu ٱلْقَرْيَةَ kentte l-qaryata
kentte وَكُلُوا۟ ve yeyin wakulū
ve yeyin مِنْهَا orada min'hā
orada حَيْثُ yerden ḥaythu
yerden شِئْتُمْ dilediğiniz shi'tum
dilediğiniz وَقُولُوا۟ ve deyin waqūlū
ve deyin حِطَّةٌۭ affet ḥiṭṭatun
affet وَٱدْخُلُوا۟ ve girin wa-ud'khulū
ve girin ٱلْبَابَ kapıdan l-bāba
kapıdan سُجَّدًۭا secde ederek sujjadan
secde ederek نَّغْفِرْ bağışlayalım naghfir
bağışlayalım لَكُمْ sizin lakum
sizin خَطِيٓـَٔـٰتِكُمْ ۚ hatalarınızı khaṭīātikum
hatalarınızı سَنَزِيدُ biz daha fazlasını da vereceğiz sanazīdu
biz daha fazlasını da vereceğiz ٱلْمُحْسِنِينَ iyilik edenlere l-muḥ'sinīna
iyilik edenlere ١٦١ (161)
(161)
zaman قِيلَ denildiği qīla
denildiği لَهُمُ onlara lahumu
onlara ٱسْكُنُوا۟ oturun us'kunū
oturun هَـٰذِهِ şu hādhihi
şu ٱلْقَرْيَةَ kentte l-qaryata
kentte وَكُلُوا۟ ve yeyin wakulū
ve yeyin مِنْهَا orada min'hā
orada حَيْثُ yerden ḥaythu
yerden شِئْتُمْ dilediğiniz shi'tum
dilediğiniz وَقُولُوا۟ ve deyin waqūlū
ve deyin حِطَّةٌۭ affet ḥiṭṭatun
affet وَٱدْخُلُوا۟ ve girin wa-ud'khulū
ve girin ٱلْبَابَ kapıdan l-bāba
kapıdan سُجَّدًۭا secde ederek sujjadan
secde ederek نَّغْفِرْ bağışlayalım naghfir
bağışlayalım لَكُمْ sizin lakum
sizin خَطِيٓـَٔـٰتِكُمْ ۚ hatalarınızı khaṭīātikum
hatalarınızı سَنَزِيدُ biz daha fazlasını da vereceğiz sanazīdu
biz daha fazlasını da vereceğiz ٱلْمُحْسِنِينَ iyilik edenlere l-muḥ'sinīna
iyilik edenlere ١٦١ (161)
(161)
Onlara: "Şu şehirde oturun, dilediğiniz gibi yiyip için, "affet!" deyin ve secde ederek kapısından girin; Biz de yanılmalarınızı bağışlarız. İyi davrananlara daha da artıracağız" denmişti.
7:162
فَبَدَّلَ
değiştirdiler
fabaddala
değiştirdiler ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ظَلَمُوا۟ zulmeden(ler) ẓalamū
zulmeden(ler) مِنْهُمْ içlerinden min'hum
içlerinden قَوْلًا sözü qawlan
sözü غَيْرَ başkasıyla ghayra
başkasıyla ٱلَّذِى söylenenden alladhī
söylenenden قِيلَ was said qīla
was said لَهُمْ kendilerine lahum
kendilerine فَأَرْسَلْنَا biz de gönderdik fa-arsalnā
biz de gönderdik عَلَيْهِمْ üzerlerine ʿalayhim
üzerlerine رِجْزًۭا bir azab rij'zan
bir azab مِّنَ gökten mina
gökten ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky بِمَا dolayı bimā
dolayı كَانُوا۟ ettiklerinden kānū
ettiklerinden يَظْلِمُونَ haksızlık yaẓlimūna
haksızlık ١٦٢ (162)
(162)
değiştirdiler ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ظَلَمُوا۟ zulmeden(ler) ẓalamū
zulmeden(ler) مِنْهُمْ içlerinden min'hum
içlerinden قَوْلًا sözü qawlan
sözü غَيْرَ başkasıyla ghayra
başkasıyla ٱلَّذِى söylenenden alladhī
söylenenden قِيلَ was said qīla
was said لَهُمْ kendilerine lahum
kendilerine فَأَرْسَلْنَا biz de gönderdik fa-arsalnā
biz de gönderdik عَلَيْهِمْ üzerlerine ʿalayhim
üzerlerine رِجْزًۭا bir azab rij'zan
bir azab مِّنَ gökten mina
gökten ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky بِمَا dolayı bimā
dolayı كَانُوا۟ ettiklerinden kānū
ettiklerinden يَظْلِمُونَ haksızlık yaẓlimūna
haksızlık ١٦٢ (162)
(162)
Onların zulmedenleri, kendilerine söylenen sözü başkasiyle değiştirdiler. Biz de, o zalimlere, zulümlerinden ötürü gökten azab indirdik.
7:163
وَسْـَٔلْهُمْ
onlara sor
wasalhum
onlara sor عَنِ kent(halkın)ın durumundan ʿani
kent(halkın)ın durumundan ٱلْقَرْيَةِ the town l-qaryati
the town ٱلَّتِى öyle ki allatī
öyle ki كَانَتْ bulunan kānat
bulunan حَاضِرَةَ kıyısında ḥāḍirata
kıyısında ٱلْبَحْرِ deniz l-baḥri
deniz إِذْ hani idh
hani يَعْدُونَ onlar haddi aşıyorlardı yaʿdūna
onlar haddi aşıyorlardı فِى Cumartesine fī
Cumartesine ٱلسَّبْتِ the (matter of) Sabbath l-sabti
the (matter of) Sabbath إِذْ onlara gelirdi idh
onlara gelirdi تَأْتِيهِمْ came to them tatīhim
came to them حِيتَانُهُمْ balıkları ḥītānuhum
balıkları يَوْمَ günü; yawma
günü; سَبْتِهِمْ cumartesi sabtihim
cumartesi شُرَّعًۭا akın akın shurraʿan
akın akın وَيَوْمَ gün ise wayawma
gün ise لَا cumartesi dışındaki lā
cumartesi dışındaki يَسْبِتُونَ ۙ they had Sabbath yasbitūna
they had Sabbath لَا gelmezlerdi lā
gelmezlerdi تَأْتِيهِمْ ۚ come to them tatīhim
come to them كَذَٰلِكَ böylece kadhālika
böylece نَبْلُوهُم biz onları sınıyorduk nablūhum
biz onları sınıyorduk بِمَا ötürü bimā
ötürü كَانُوا۟ yoldan çıkmalarından kānū
yoldan çıkmalarından يَفْسُقُونَ defiantly disobeying yafsuqūna
defiantly disobeying ١٦٣ (163)
(163)
onlara sor عَنِ kent(halkın)ın durumundan ʿani
kent(halkın)ın durumundan ٱلْقَرْيَةِ the town l-qaryati
the town ٱلَّتِى öyle ki allatī
öyle ki كَانَتْ bulunan kānat
bulunan حَاضِرَةَ kıyısında ḥāḍirata
kıyısında ٱلْبَحْرِ deniz l-baḥri
deniz إِذْ hani idh
hani يَعْدُونَ onlar haddi aşıyorlardı yaʿdūna
onlar haddi aşıyorlardı فِى Cumartesine fī
Cumartesine ٱلسَّبْتِ the (matter of) Sabbath l-sabti
the (matter of) Sabbath إِذْ onlara gelirdi idh
onlara gelirdi تَأْتِيهِمْ came to them tatīhim
came to them حِيتَانُهُمْ balıkları ḥītānuhum
balıkları يَوْمَ günü; yawma
günü; سَبْتِهِمْ cumartesi sabtihim
cumartesi شُرَّعًۭا akın akın shurraʿan
akın akın وَيَوْمَ gün ise wayawma
gün ise لَا cumartesi dışındaki lā
cumartesi dışındaki يَسْبِتُونَ ۙ they had Sabbath yasbitūna
they had Sabbath لَا gelmezlerdi lā
gelmezlerdi تَأْتِيهِمْ ۚ come to them tatīhim
come to them كَذَٰلِكَ böylece kadhālika
böylece نَبْلُوهُم biz onları sınıyorduk nablūhum
biz onları sınıyorduk بِمَا ötürü bimā
ötürü كَانُوا۟ yoldan çıkmalarından kānū
yoldan çıkmalarından يَفْسُقُونَ defiantly disobeying yafsuqūna
defiantly disobeying ١٦٣ (163)
(163)
Onlara, deniz kıyısındaki kasabanın durumunu sor. Cumartesi yasaklarına tecavüz ediyorlardı. Cumartesileri balıklar sürüyle geliyor, başka günler gelmiyorlardı. Biz onları, yoldan çıkmaları sebebiyle böylece deniyorduk.
7:164
وَإِذْ
artık
wa-idh
artık قَالَتْ dedi qālat
dedi أُمَّةٌۭ bir topluluk ummatun
bir topluluk مِّنْهُمْ içlerinden min'hum
içlerinden لِمَ niçin? lima
niçin? تَعِظُونَ öğüt veriyorsunuz taʿiẓūna
öğüt veriyorsunuz قَوْمًا ۙ bir kavme qawman
bir kavme ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın مُهْلِكُهُمْ helak edeceği muh'likuhum
helak edeceği أَوْ yahut aw
yahut مُعَذِّبُهُمْ azabedeceği muʿadhibuhum
azabedeceği عَذَابًۭا bir azapla ʿadhāban
bir azapla شَدِيدًۭا ۖ şiddetli shadīdan
şiddetli قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki مَعْذِرَةً ma'zeret için maʿdhiratan
ma'zeret için إِلَىٰ Rabbinize ilā
Rabbinize رَبِّكُمْ your Lord rabbikum
your Lord وَلَعَلَّهُمْ ve belki walaʿallahum
ve belki يَتَّقُونَ korunurlar (diye) yattaqūna
korunurlar (diye) ١٦٤ (164)
(164)
artık قَالَتْ dedi qālat
dedi أُمَّةٌۭ bir topluluk ummatun
bir topluluk مِّنْهُمْ içlerinden min'hum
içlerinden لِمَ niçin? lima
niçin? تَعِظُونَ öğüt veriyorsunuz taʿiẓūna
öğüt veriyorsunuz قَوْمًا ۙ bir kavme qawman
bir kavme ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın مُهْلِكُهُمْ helak edeceği muh'likuhum
helak edeceği أَوْ yahut aw
yahut مُعَذِّبُهُمْ azabedeceği muʿadhibuhum
azabedeceği عَذَابًۭا bir azapla ʿadhāban
bir azapla شَدِيدًۭا ۖ şiddetli shadīdan
şiddetli قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki مَعْذِرَةً ma'zeret için maʿdhiratan
ma'zeret için إِلَىٰ Rabbinize ilā
Rabbinize رَبِّكُمْ your Lord rabbikum
your Lord وَلَعَلَّهُمْ ve belki walaʿallahum
ve belki يَتَّقُونَ korunurlar (diye) yattaqūna
korunurlar (diye) ١٦٤ (164)
(164)
Aralarından bir topluluk: "Allah'ın yok edeceği veya şiddetli azaba uğratacağı bir millete niçin öğüt veriyorsunuz?" dediler. Öğüt verenler: "Rabbinize, hiç değilse bir özür beyan edebilmemiz içindir, belki Allah'a karşı gelmekten sakınırlar" dediler.
7:165
فَلَمَّا
ne zaman ki
falammā
ne zaman ki نَسُوا۟ onlar unuttular nasū
onlar unuttular مَا şeyi mā
şeyi ذُكِّرُوا۟ hatırlatılan dhukkirū
hatırlatılan بِهِۦٓ kendilerine bihi
kendilerine أَنجَيْنَا biz de kurtardık anjaynā
biz de kurtardık ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri يَنْهَوْنَ meneden(leri) yanhawna
meneden(leri) عَنِ kötülükten ʿani
kötülükten ٱلسُّوٓءِ the evil l-sūi
the evil وَأَخَذْنَا ve yakaladık wa-akhadhnā
ve yakaladık ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri ظَلَمُوا۟ zulmeden(leri) ẓalamū
zulmeden(leri) بِعَذَابٍۭ bir azab ile biʿadhābin
bir azab ile بَـِٔيسٍۭ çetin baīsin
çetin بِمَا yüzünden bimā
yüzünden كَانُوا۟ yoldan çıkmaları kānū
yoldan çıkmaları يَفْسُقُونَ defiantly disobeying yafsuqūna
defiantly disobeying ١٦٥ (165)
(165)
ne zaman ki نَسُوا۟ onlar unuttular nasū
onlar unuttular مَا şeyi mā
şeyi ذُكِّرُوا۟ hatırlatılan dhukkirū
hatırlatılan بِهِۦٓ kendilerine bihi
kendilerine أَنجَيْنَا biz de kurtardık anjaynā
biz de kurtardık ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri يَنْهَوْنَ meneden(leri) yanhawna
meneden(leri) عَنِ kötülükten ʿani
kötülükten ٱلسُّوٓءِ the evil l-sūi
the evil وَأَخَذْنَا ve yakaladık wa-akhadhnā
ve yakaladık ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri ظَلَمُوا۟ zulmeden(leri) ẓalamū
zulmeden(leri) بِعَذَابٍۭ bir azab ile biʿadhābin
bir azab ile بَـِٔيسٍۭ çetin baīsin
çetin بِمَا yüzünden bimā
yüzünden كَانُوا۟ yoldan çıkmaları kānū
yoldan çıkmaları يَفْسُقُونَ defiantly disobeying yafsuqūna
defiantly disobeying ١٦٥ (165)
(165)
Kendilerine yapılan öğütleri unutunca, Biz fenalıktan menedenleri kurtardık ve zalimleri, Allah'a karşı gelmelerinden ötürü şiddetli azaba uğrattık.
7:166
فَلَمَّا
ne zaman ki
falammā
ne zaman ki عَتَوْا۟ vazgeçmediler ʿataw
vazgeçmediler عَن şeylerden ʿan
şeylerden مَّا what mā
what نُهُوا۟ yasak kılınan nuhū
yasak kılınan عَنْهُ kendilerine ʿanhu
kendilerine قُلْنَا dedik qul'nā
dedik لَهُمْ onlara lahum
onlara كُونُوا۟ olun kūnū
olun قِرَدَةً maymunlar qiradatan
maymunlar خَـٰسِـِٔينَ aşağılık khāsiīna
aşağılık ١٦٦ (166)
(166)
ne zaman ki عَتَوْا۟ vazgeçmediler ʿataw
vazgeçmediler عَن şeylerden ʿan
şeylerden مَّا what mā
what نُهُوا۟ yasak kılınan nuhū
yasak kılınan عَنْهُ kendilerine ʿanhu
kendilerine قُلْنَا dedik qul'nā
dedik لَهُمْ onlara lahum
onlara كُونُوا۟ olun kūnū
olun قِرَدَةً maymunlar qiradatan
maymunlar خَـٰسِـِٔينَ aşağılık khāsiīna
aşağılık ١٦٦ (166)
(166)
Kendilerine edilen yasakları aşınca, onlara: "Aşağılık birer maymun olun" dedik.
7:167
وَإِذْ
o vakit
wa-idh
o vakit تَأَذَّنَ ilan etmişti ta-adhana
ilan etmişti رَبُّكَ Rabbin rabbuka
Rabbin لَيَبْعَثَنَّ elbette göndereceğini layabʿathanna
elbette göndereceğini عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara إِلَىٰ kadar ilā
kadar يَوْمِ gününe yawmi
gününe ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet مَن kimseler man
kimseler يَسُومُهُمْ yapacak yasūmuhum
yapacak سُوٓءَ en kötüsünü sūa
en kötüsünü ٱلْعَذَابِ ۗ azabın l-ʿadhābi
azabın إِنَّ doğrusu inna
doğrusu رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin لَسَرِيعُ çabuk lasarīʿu
çabuk ٱلْعِقَابِ ۖ ceza verendir l-ʿiqābi
ceza verendir وَإِنَّهُۥ ve O wa-innahu
ve O لَغَفُورٌۭ çok bağışlayan laghafūrun
çok bağışlayan رَّحِيمٌۭ çok esirgeyendir raḥīmun
çok esirgeyendir ١٦٧ (167)
(167)
o vakit تَأَذَّنَ ilan etmişti ta-adhana
ilan etmişti رَبُّكَ Rabbin rabbuka
Rabbin لَيَبْعَثَنَّ elbette göndereceğini layabʿathanna
elbette göndereceğini عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara إِلَىٰ kadar ilā
kadar يَوْمِ gününe yawmi
gününe ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet مَن kimseler man
kimseler يَسُومُهُمْ yapacak yasūmuhum
yapacak سُوٓءَ en kötüsünü sūa
en kötüsünü ٱلْعَذَابِ ۗ azabın l-ʿadhābi
azabın إِنَّ doğrusu inna
doğrusu رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin لَسَرِيعُ çabuk lasarīʿu
çabuk ٱلْعِقَابِ ۖ ceza verendir l-ʿiqābi
ceza verendir وَإِنَّهُۥ ve O wa-innahu
ve O لَغَفُورٌۭ çok bağışlayan laghafūrun
çok bağışlayan رَّحِيمٌۭ çok esirgeyendir raḥīmun
çok esirgeyendir ١٦٧ (167)
(167)
Rabbin, kıyamet gününe kadar, onları, kötü azaba uğratacak kimseleri üzerlerine göndereceğini bildirmişti. Doğrusu Rabbin, cezayı çabuk verir. Doğrusu O bağışlar ve merhamet eder.
7:168
وَقَطَّعْنَـٰهُمْ
ve onları ayırdık
waqaṭṭaʿnāhum
ve onları ayırdık فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth أُمَمًۭا ۖ topluluklara umaman
topluluklara مِّنْهُمُ onlardan kimi min'humu
onlardan kimi ٱلصَّـٰلِحُونَ iyi kişilerdir l-ṣāliḥūna
iyi kişilerdir وَمِنْهُمْ ve kimi de wamin'hum
ve kimi de دُونَ alçaktır dūna
alçaktır ذَٰلِكَ ۖ bundan dhālika
bundan وَبَلَوْنَـٰهُم ve onları sınadık wabalawnāhum
ve onları sınadık بِٱلْحَسَنَـٰتِ iyiliklerle bil-ḥasanāti
iyiliklerle وَٱلسَّيِّـَٔاتِ ve kötülüklerle wal-sayiāti
ve kötülüklerle لَعَلَّهُمْ belki laʿallahum
belki يَرْجِعُونَ dönerler (diye) yarjiʿūna
dönerler (diye) ١٦٨ (168)
(168)
ve onları ayırdık فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth أُمَمًۭا ۖ topluluklara umaman
topluluklara مِّنْهُمُ onlardan kimi min'humu
onlardan kimi ٱلصَّـٰلِحُونَ iyi kişilerdir l-ṣāliḥūna
iyi kişilerdir وَمِنْهُمْ ve kimi de wamin'hum
ve kimi de دُونَ alçaktır dūna
alçaktır ذَٰلِكَ ۖ bundan dhālika
bundan وَبَلَوْنَـٰهُم ve onları sınadık wabalawnāhum
ve onları sınadık بِٱلْحَسَنَـٰتِ iyiliklerle bil-ḥasanāti
iyiliklerle وَٱلسَّيِّـَٔاتِ ve kötülüklerle wal-sayiāti
ve kötülüklerle لَعَلَّهُمْ belki laʿallahum
belki يَرْجِعُونَ dönerler (diye) yarjiʿūna
dönerler (diye) ١٦٨ (168)
(168)
Biz onları yeryüzünde iyiler ve aşağılıklar olarak bölük bölük ayırdık; iyiliğe dönerler diye onları güzellikler ve kötülüklerle sınadık.
7:169
فَخَلَفَ
ardından
fakhalafa
ardından مِنۢ sonra onların min
sonra onların بَعْدِهِمْ after them baʿdihim
after them خَلْفٌۭ yerlerine geçip khalfun
yerlerine geçip وَرِثُوا۟ varis olanlar warithū
varis olanlar ٱلْكِتَـٰبَ Kitaba l-kitāba
Kitaba يَأْخُذُونَ alıyorlar yakhudhūna
alıyorlar عَرَضَ menfaatini ʿaraḍa
menfaatini هَـٰذَا şu hādhā
şu ٱلْأَدْنَىٰ alçak(dünyan)ın l-adnā
alçak(dünyan)ın وَيَقُولُونَ ve diyorlar ki wayaqūlūna
ve diyorlar ki سَيُغْفَرُ (nasıl olsa) bağışlanacağız sayugh'faru
(nasıl olsa) bağışlanacağız لَنَا biz lanā
biz وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer يَأْتِهِمْ kendilerine gelse yatihim
kendilerine gelse عَرَضٌۭ bir menfaat daha ʿaraḍun
bir menfaat daha مِّثْلُهُۥ ona benzer mith'luhu
ona benzer يَأْخُذُوهُ ۚ onu da alırlar yakhudhūhu
onu da alırlar أَلَمْ peki alınmamış mıydı? alam
peki alınmamış mıydı? يُؤْخَذْ taken yu'khadh
taken عَلَيْهِم kendilerinden ʿalayhim
kendilerinden مِّيثَـٰقُ misak (söz) mīthāqu
misak (söz) ٱلْكِتَـٰبِ Kitap'ta l-kitābi
Kitap'ta أَن diye an
diye لَّا söylemeyecekler lā
söylemeyecekler يَقُولُوا۟ they will say yaqūlū
they will say عَلَى hakkında ʿalā
hakkında ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah إِلَّا başkasını illā
başkasını ٱلْحَقَّ gerçekten l-ḥaqa
gerçekten وَدَرَسُوا۟ ve öğrenmediler mi? wadarasū
ve öğrenmediler mi? مَا onun içindekini mā
onun içindekini فِيهِ ۗ (is) in it fīhi
(is) in it وَٱلدَّارُ ve yurdu wal-dāru
ve yurdu ٱلْـَٔاخِرَةُ Âhiret l-ākhiratu
Âhiret خَيْرٌۭ daha hayırlıdır khayrun
daha hayırlıdır لِّلَّذِينَ korunanlar için lilladhīna
korunanlar için يَتَّقُونَ ۗ fear Allah yattaqūna
fear Allah أَفَلَا düşünmüyor musunuz? afalā
düşünmüyor musunuz? تَعْقِلُونَ you use intellect taʿqilūna
you use intellect ١٦٩ (169)
(169)
ardından مِنۢ sonra onların min
sonra onların بَعْدِهِمْ after them baʿdihim
after them خَلْفٌۭ yerlerine geçip khalfun
yerlerine geçip وَرِثُوا۟ varis olanlar warithū
varis olanlar ٱلْكِتَـٰبَ Kitaba l-kitāba
Kitaba يَأْخُذُونَ alıyorlar yakhudhūna
alıyorlar عَرَضَ menfaatini ʿaraḍa
menfaatini هَـٰذَا şu hādhā
şu ٱلْأَدْنَىٰ alçak(dünyan)ın l-adnā
alçak(dünyan)ın وَيَقُولُونَ ve diyorlar ki wayaqūlūna
ve diyorlar ki سَيُغْفَرُ (nasıl olsa) bağışlanacağız sayugh'faru
(nasıl olsa) bağışlanacağız لَنَا biz lanā
biz وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer يَأْتِهِمْ kendilerine gelse yatihim
kendilerine gelse عَرَضٌۭ bir menfaat daha ʿaraḍun
bir menfaat daha مِّثْلُهُۥ ona benzer mith'luhu
ona benzer يَأْخُذُوهُ ۚ onu da alırlar yakhudhūhu
onu da alırlar أَلَمْ peki alınmamış mıydı? alam
peki alınmamış mıydı? يُؤْخَذْ taken yu'khadh
taken عَلَيْهِم kendilerinden ʿalayhim
kendilerinden مِّيثَـٰقُ misak (söz) mīthāqu
misak (söz) ٱلْكِتَـٰبِ Kitap'ta l-kitābi
Kitap'ta أَن diye an
diye لَّا söylemeyecekler lā
söylemeyecekler يَقُولُوا۟ they will say yaqūlū
they will say عَلَى hakkında ʿalā
hakkında ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah إِلَّا başkasını illā
başkasını ٱلْحَقَّ gerçekten l-ḥaqa
gerçekten وَدَرَسُوا۟ ve öğrenmediler mi? wadarasū
ve öğrenmediler mi? مَا onun içindekini mā
onun içindekini فِيهِ ۗ (is) in it fīhi
(is) in it وَٱلدَّارُ ve yurdu wal-dāru
ve yurdu ٱلْـَٔاخِرَةُ Âhiret l-ākhiratu
Âhiret خَيْرٌۭ daha hayırlıdır khayrun
daha hayırlıdır لِّلَّذِينَ korunanlar için lilladhīna
korunanlar için يَتَّقُونَ ۗ fear Allah yattaqūna
fear Allah أَفَلَا düşünmüyor musunuz? afalā
düşünmüyor musunuz? تَعْقِلُونَ you use intellect taʿqilūna
you use intellect ١٦٩ (169)
(169)
Ardlarından yerlerine gelen bir takım kötüler, Kitap'a mirasçı oldular. "Biz nasıl olsa affedileceğiz" diyerek Kitap'ın hükümlerini değiştirme karşılığı bu değersiz dünyanın mallarını alırlar; yine ona benzer geçici bir şey kendilerine gelince onu da kabul ederlerdi. Onlardan, Allah'a karşı ancak gerçeği söyleyeceklerine dair Kitap üzerine söz alınmamış mıydı? Kitap'da olanları okumamışlar mıydı? Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için, ahiret yurdu vardır, düşünmüyor musunuz? Biz, iyiliğe çalışanların ecrini elbette zayi etmeyiz.
7:170
وَٱلَّذِينَ
onlar ki
wa-alladhīna
onlar ki يُمَسِّكُونَ sımsıkı sarılırlar yumassikūna
sımsıkı sarılırlar بِٱلْكِتَـٰبِ Kitaba bil-kitābi
Kitaba وَأَقَامُوا۟ ve kılarlar wa-aqāmū
ve kılarlar ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı إِنَّا elbette biz innā
elbette biz لَا zayi etmeyiz lā
zayi etmeyiz نُضِيعُ [We] let go waste nuḍīʿu
[We] let go waste أَجْرَ ecrini ajra
ecrini ٱلْمُصْلِحِينَ iyiliğe çalışanların l-muṣ'liḥīna
iyiliğe çalışanların ١٧٠ (170)
(170)
onlar ki يُمَسِّكُونَ sımsıkı sarılırlar yumassikūna
sımsıkı sarılırlar بِٱلْكِتَـٰبِ Kitaba bil-kitābi
Kitaba وَأَقَامُوا۟ ve kılarlar wa-aqāmū
ve kılarlar ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı إِنَّا elbette biz innā
elbette biz لَا zayi etmeyiz lā
zayi etmeyiz نُضِيعُ [We] let go waste nuḍīʿu
[We] let go waste أَجْرَ ecrini ajra
ecrini ٱلْمُصْلِحِينَ iyiliğe çalışanların l-muṣ'liḥīna
iyiliğe çalışanların ١٧٠ (170)
(170)
Ardlarından yerlerine gelen bir takım kötüler, Kitap'a mirasçı oldular. "Biz nasıl olsa affedileceğiz" diyerek Kitap'ın hükümlerini değiştirme karşılığı bu değersiz dünyanın mallarını alırlar; yine ona benzer geçici bir şey kendilerine gelince onu da kabul ederlerdi. Onlardan, Allah'a karşı ancak gerçeği söyleyeceklerine dair Kitap üzerine söz alınmamış mıydı? Kitap'da olanları okumamışlar mıydı? Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için, ahiret yurdu vardır, düşünmüyor musunuz? Biz, iyiliğe çalışanların ecrini elbette zayi etmeyiz.
7:171
۞ وَإِذْ
hani
wa-idh
hani نَتَقْنَا kaldırmıştık nataqnā
kaldırmıştık ٱلْجَبَلَ dağı l-jabala
dağı فَوْقَهُمْ üzerlerine fawqahum
üzerlerine كَأَنَّهُۥ sanki gibi ka-annahu
sanki gibi ظُلَّةٌۭ bir gölge ẓullatun
bir gölge وَظَنُّوٓا۟ ve sanmışlardı waẓannū
ve sanmışlardı أَنَّهُۥ onlar şüphesiz annahu
onlar şüphesiz وَاقِعٌۢ üstlerine düşecek wāqiʿun
üstlerine düşecek بِهِمْ onların bihim
onların خُذُوا۟ tutun khudhū
tutun مَآ şeyi (Kitabı) mā
şeyi (Kitabı) ءَاتَيْنَـٰكُم size verdiğim ātaynākum
size verdiğim بِقُوَّةٍۢ kuvvetle biquwwatin
kuvvetle وَٱذْكُرُوا۟ ve hatırlayın wa-udh'kurū
ve hatırlayın مَا olanı mā
olanı فِيهِ içinde fīhi
içinde لَعَلَّكُمْ belki laʿallakum
belki تَتَّقُونَ korunursunuz tattaqūna
korunursunuz ١٧١ (171)
(171)
hani نَتَقْنَا kaldırmıştık nataqnā
kaldırmıştık ٱلْجَبَلَ dağı l-jabala
dağı فَوْقَهُمْ üzerlerine fawqahum
üzerlerine كَأَنَّهُۥ sanki gibi ka-annahu
sanki gibi ظُلَّةٌۭ bir gölge ẓullatun
bir gölge وَظَنُّوٓا۟ ve sanmışlardı waẓannū
ve sanmışlardı أَنَّهُۥ onlar şüphesiz annahu
onlar şüphesiz وَاقِعٌۢ üstlerine düşecek wāqiʿun
üstlerine düşecek بِهِمْ onların bihim
onların خُذُوا۟ tutun khudhū
tutun مَآ şeyi (Kitabı) mā
şeyi (Kitabı) ءَاتَيْنَـٰكُم size verdiğim ātaynākum
size verdiğim بِقُوَّةٍۢ kuvvetle biquwwatin
kuvvetle وَٱذْكُرُوا۟ ve hatırlayın wa-udh'kurū
ve hatırlayın مَا olanı mā
olanı فِيهِ içinde fīhi
içinde لَعَلَّكُمْ belki laʿallakum
belki تَتَّقُونَ korunursunuz tattaqūna
korunursunuz ١٧١ (171)
(171)
Tur dağını, gölgelik gibi onların üzerlerine yükseltmiştik, onlar tepelerine düşeceğini sanmışlardı. Onlara: "Size verdiğimiz Kitap'a sıkıca sarılın, içinde olanı düşünün ki sakınanlardan olasınız" demiştik.
7:172
وَإِذْ
ve hani
wa-idh
ve hani أَخَذَ almıştı akhadha
almıştı رَبُّكَ Rabbin rabbuka
Rabbin مِنۢ oğullarından min
oğullarından بَنِىٓ (the) Children banī
(the) Children ءَادَمَ Adem ādama
Adem مِن bellerinden min
bellerinden ظُهُورِهِمْ their loins ẓuhūrihim
their loins ذُرِّيَّتَهُمْ zürriyetlerini dhurriyyatahum
zürriyetlerini وَأَشْهَدَهُمْ ve şahid tutmuştu wa-ashhadahum
ve şahid tutmuştu عَلَىٰٓ onları ʿalā
onları أَنفُسِهِمْ kendilerine anfusihim
kendilerine أَلَسْتُ ben değil miyim? alastu
ben değil miyim? بِرَبِّكُمْ ۖ sizin Rabbiniz birabbikum
sizin Rabbiniz قَالُوا۟ dediler qālū
dediler بَلَىٰ ۛ evet balā
evet شَهِدْنَآ ۛ şahidiz shahid'nā
şahidiz أَن demeyesiniz an
demeyesiniz تَقُولُوا۟ you say taqūlū
you say يَوْمَ günü yawma
günü ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet إِنَّا biz elbette innā
biz elbette كُنَّا idik kunnā
idik عَنْ bundan ʿan
bundan هَـٰذَا this hādhā
this غَـٰفِلِينَ habersiz ghāfilīna
habersiz ١٧٢ (172)
(172)
ve hani أَخَذَ almıştı akhadha
almıştı رَبُّكَ Rabbin rabbuka
Rabbin مِنۢ oğullarından min
oğullarından بَنِىٓ (the) Children banī
(the) Children ءَادَمَ Adem ādama
Adem مِن bellerinden min
bellerinden ظُهُورِهِمْ their loins ẓuhūrihim
their loins ذُرِّيَّتَهُمْ zürriyetlerini dhurriyyatahum
zürriyetlerini وَأَشْهَدَهُمْ ve şahid tutmuştu wa-ashhadahum
ve şahid tutmuştu عَلَىٰٓ onları ʿalā
onları أَنفُسِهِمْ kendilerine anfusihim
kendilerine أَلَسْتُ ben değil miyim? alastu
ben değil miyim? بِرَبِّكُمْ ۖ sizin Rabbiniz birabbikum
sizin Rabbiniz قَالُوا۟ dediler qālū
dediler بَلَىٰ ۛ evet balā
evet شَهِدْنَآ ۛ şahidiz shahid'nā
şahidiz أَن demeyesiniz an
demeyesiniz تَقُولُوا۟ you say taqūlū
you say يَوْمَ günü yawma
günü ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet إِنَّا biz elbette innā
biz elbette كُنَّا idik kunnā
idik عَنْ bundan ʿan
bundan هَـٰذَا this hādhā
this غَـٰفِلِينَ habersiz ghāfilīna
habersiz ١٧٢ (172)
(172)
Rabbin, insanoğlunun sulbünden soyunu alıp devam ettirmiş, onlara: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim" demiş ve buna kendilerini şahit tutmuştu. Onlar da: "Evet şahidiz" demişlerdi. Bu, kıyamet günü, "Bizim bundan haberimiz yoktu" dersiniz veya "Daha önce babalarımız Allah'a ortak koşmuşlardı, biz de onlardan sonra gelen bir soyuz, bizi, boşa çalışanların yaptıklarından ötürü yok eder misin?" dersiniz diyedir.
7:173
أَوْ
yahut
aw
yahut تَقُولُوٓا۟ demeyesiniz taqūlū
demeyesiniz إِنَّمَآ şüphesiz innamā
şüphesiz أَشْرَكَ ortak koştu ashraka
ortak koştu ءَابَآؤُنَا babalarımız ābāunā
babalarımız مِن daha önce min
daha önce قَبْلُ before (us) qablu
before (us) وَكُنَّا biz de olduk wakunnā
biz de olduk ذُرِّيَّةًۭ bir nesil dhurriyyatan
bir nesil مِّنۢ onlardan sonra gelen min
onlardan sonra gelen بَعْدِهِمْ ۖ after them baʿdihim
after them أَفَتُهْلِكُنَا bizi helak mı ediyorsun? afatuh'likunā
bizi helak mı ediyorsun? بِمَا yüzünden bimā
yüzünden فَعَلَ yaptıkları faʿala
yaptıkları ٱلْمُبْطِلُونَ iptal edenlerin l-mub'ṭilūna
iptal edenlerin ١٧٣ (173)
(173)
yahut تَقُولُوٓا۟ demeyesiniz taqūlū
demeyesiniz إِنَّمَآ şüphesiz innamā
şüphesiz أَشْرَكَ ortak koştu ashraka
ortak koştu ءَابَآؤُنَا babalarımız ābāunā
babalarımız مِن daha önce min
daha önce قَبْلُ before (us) qablu
before (us) وَكُنَّا biz de olduk wakunnā
biz de olduk ذُرِّيَّةًۭ bir nesil dhurriyyatan
bir nesil مِّنۢ onlardan sonra gelen min
onlardan sonra gelen بَعْدِهِمْ ۖ after them baʿdihim
after them أَفَتُهْلِكُنَا bizi helak mı ediyorsun? afatuh'likunā
bizi helak mı ediyorsun? بِمَا yüzünden bimā
yüzünden فَعَلَ yaptıkları faʿala
yaptıkları ٱلْمُبْطِلُونَ iptal edenlerin l-mub'ṭilūna
iptal edenlerin ١٧٣ (173)
(173)
Rabbin, insanoğlunun sulbünden soyunu alıp devam ettirmiş, onlara: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim" demiş ve buna kendilerini şahit tutmuştu. Onlar da: "Evet şahidiz" demişlerdi. Bu, kıyamet günü, "Bizim bundan haberimiz yoktu" dersiniz veya "Daha önce babalarımız Allah'a ortak koşmuşlardı, biz de onlardan sonra gelen bir soyuz, bizi, boşa çalışanların yaptıklarından ötürü yok eder misin?" dersiniz diyedir.
7:174
وَكَذَٰلِكَ
işte böyle
wakadhālika
işte böyle نُفَصِّلُ biz açıklıyoruz nufaṣṣilu
biz açıklıyoruz ٱلْـَٔايَـٰتِ ayetleri l-āyāti
ayetleri وَلَعَلَّهُمْ artık herhalde walaʿallahum
artık herhalde يَرْجِعُونَ döner(yola gelir)ler yarjiʿūna
döner(yola gelir)ler ١٧٤ (174)
(174)
işte böyle نُفَصِّلُ biz açıklıyoruz nufaṣṣilu
biz açıklıyoruz ٱلْـَٔايَـٰتِ ayetleri l-āyāti
ayetleri وَلَعَلَّهُمْ artık herhalde walaʿallahum
artık herhalde يَرْجِعُونَ döner(yola gelir)ler yarjiʿūna
döner(yola gelir)ler ١٧٤ (174)
(174)
Belki doğru yola dönerler diye ayetleri böylece uzun uzadıya açıklıyoruz.
7:175
وَٱتْلُ
ve oku
wa-ut'lu
ve oku عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara نَبَأَ haberini naba-a
haberini ٱلَّذِىٓ ki alladhī
ki ءَاتَيْنَـٰهُ kendisine verdik ātaynāhu
kendisine verdik ءَايَـٰتِنَا ayetlerimizi āyātinā
ayetlerimizi فَٱنسَلَخَ sıyrıldı çıktı' fa-insalakha
sıyrıldı çıktı' مِنْهَا onlardan min'hā
onlardan فَأَتْبَعَهُ onu peşine taktı fa-atbaʿahu
onu peşine taktı ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan l-shayṭānu
şeytan فَكَانَ böylece oldu fakāna
böylece oldu مِنَ azgınlardan mina
azgınlardan ٱلْغَاوِينَ those gone astray l-ghāwīna
those gone astray ١٧٥ (175)
(175)
ve oku عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara نَبَأَ haberini naba-a
haberini ٱلَّذِىٓ ki alladhī
ki ءَاتَيْنَـٰهُ kendisine verdik ātaynāhu
kendisine verdik ءَايَـٰتِنَا ayetlerimizi āyātinā
ayetlerimizi فَٱنسَلَخَ sıyrıldı çıktı' fa-insalakha
sıyrıldı çıktı' مِنْهَا onlardan min'hā
onlardan فَأَتْبَعَهُ onu peşine taktı fa-atbaʿahu
onu peşine taktı ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan l-shayṭānu
şeytan فَكَانَ böylece oldu fakāna
böylece oldu مِنَ azgınlardan mina
azgınlardan ٱلْغَاوِينَ those gone astray l-ghāwīna
those gone astray ١٧٥ (175)
(175)
Onlara, şeytanın peşine takdığı ve kendisine verdiğimiz ayetlerden sıyrılarak azgınlıklardan olan kişinin olayını anlat.
7:176
وَلَوْ
ve şayet
walaw
ve şayet شِئْنَا dileseydik shi'nā
dileseydik لَرَفَعْنَـٰهُ elbette onu yükseltirdik larafaʿnāhu
elbette onu yükseltirdik بِهَا onlarla (ayetlerle) bihā
onlarla (ayetlerle) وَلَـٰكِنَّهُۥٓ fakat o walākinnahu
fakat o أَخْلَدَ saplandı akhlada
saplandı إِلَى yere ilā
yere ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth وَٱتَّبَعَ ve peşine düştü wa-ittabaʿa
ve peşine düştü هَوَىٰهُ ۚ hevesinin hawāhu
hevesinin فَمَثَلُهُۥ onun durumu famathaluhu
onun durumu كَمَثَلِ durumuna benzer kamathali
durumuna benzer ٱلْكَلْبِ şu köpeğin l-kalbi
şu köpeğin إِن eğer in
eğer تَحْمِلْ varsan taḥmil
varsan عَلَيْهِ üstüne ʿalayhi
üstüne يَلْهَثْ dilini sarkıtıp solur yalhath
dilini sarkıtıp solur أَوْ veyahut aw
veyahut تَتْرُكْهُ onu bıraksan tatruk'hu
onu bıraksan يَلْهَث ۚ dilini sarkıtıp solur yalhath
dilini sarkıtıp solur ذَّٰلِكَ işte budur dhālika
işte budur مَثَلُ durumu mathalu
durumu ٱلْقَوْمِ toplumların l-qawmi
toplumların ٱلَّذِينَ yalanlayan alladhīna
yalanlayan كَذَّبُوا۟ denied kadhabū
denied بِـَٔايَـٰتِنَا ۚ ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi فَٱقْصُصِ anlat fa-uq'ṣuṣi
anlat ٱلْقَصَصَ bu kıssayı l-qaṣaṣa
bu kıssayı لَعَلَّهُمْ belki laʿallahum
belki يَتَفَكَّرُونَ düşünürler yatafakkarūna
düşünürler ١٧٦ (176)
(176)
ve şayet شِئْنَا dileseydik shi'nā
dileseydik لَرَفَعْنَـٰهُ elbette onu yükseltirdik larafaʿnāhu
elbette onu yükseltirdik بِهَا onlarla (ayetlerle) bihā
onlarla (ayetlerle) وَلَـٰكِنَّهُۥٓ fakat o walākinnahu
fakat o أَخْلَدَ saplandı akhlada
saplandı إِلَى yere ilā
yere ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth وَٱتَّبَعَ ve peşine düştü wa-ittabaʿa
ve peşine düştü هَوَىٰهُ ۚ hevesinin hawāhu
hevesinin فَمَثَلُهُۥ onun durumu famathaluhu
onun durumu كَمَثَلِ durumuna benzer kamathali
durumuna benzer ٱلْكَلْبِ şu köpeğin l-kalbi
şu köpeğin إِن eğer in
eğer تَحْمِلْ varsan taḥmil
varsan عَلَيْهِ üstüne ʿalayhi
üstüne يَلْهَثْ dilini sarkıtıp solur yalhath
dilini sarkıtıp solur أَوْ veyahut aw
veyahut تَتْرُكْهُ onu bıraksan tatruk'hu
onu bıraksan يَلْهَث ۚ dilini sarkıtıp solur yalhath
dilini sarkıtıp solur ذَّٰلِكَ işte budur dhālika
işte budur مَثَلُ durumu mathalu
durumu ٱلْقَوْمِ toplumların l-qawmi
toplumların ٱلَّذِينَ yalanlayan alladhīna
yalanlayan كَذَّبُوا۟ denied kadhabū
denied بِـَٔايَـٰتِنَا ۚ ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi فَٱقْصُصِ anlat fa-uq'ṣuṣi
anlat ٱلْقَصَصَ bu kıssayı l-qaṣaṣa
bu kıssayı لَعَلَّهُمْ belki laʿallahum
belki يَتَفَكَّرُونَ düşünürler yatafakkarūna
düşünürler ١٧٦ (176)
(176)
Dileseydik, onu ayetlerimizle üstün kılardık; fakat o, dünyaya meyletti ve hevesine uydu. Durumu, üstüne varsan da, kendi haline bıraksan da, dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalan sayan kimselerin hali böyledir. Sen onlara bu kıssayı anlat, belki üzerinde düşünürler.
7:177
سَآءَ
ne kötüdür
sāa
ne kötüdür مَثَلًا durumu mathalan
durumu ٱلْقَوْمُ topluluğun l-qawmu
topluluğun ٱلَّذِينَ yalanlayan alladhīna
yalanlayan كَذَّبُوا۟ denied kadhabū
denied بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi وَأَنفُسَهُمْ ve kendilerine wa-anfusahum
ve kendilerine كَانُوا۟ olan kānū
olan يَظْلِمُونَ zulmediyor yaẓlimūna
zulmediyor ١٧٧ (177)
(177)
ne kötüdür مَثَلًا durumu mathalan
durumu ٱلْقَوْمُ topluluğun l-qawmu
topluluğun ٱلَّذِينَ yalanlayan alladhīna
yalanlayan كَذَّبُوا۟ denied kadhabū
denied بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi وَأَنفُسَهُمْ ve kendilerine wa-anfusahum
ve kendilerine كَانُوا۟ olan kānū
olan يَظْلِمُونَ zulmediyor yaẓlimūna
zulmediyor ١٧٧ (177)
(177)
Ayetlerimizi yalan sayan, kendine zulmeden millet ne kötü bir misaldir!
7:178
مَن
kime
man
kime يَهْدِ yol gösterirse yahdi
yol gösterirse ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah فَهُوَ işte odur fahuwa
işte odur ٱلْمُهْتَدِى ۖ yolu bulan l-muh'tadī
yolu bulan وَمَن ve kimi de waman
ve kimi de يُضْلِلْ saptırırsa yuḍ'lil
saptırırsa فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte fa-ulāika
işte هُمُ onlardır humu
onlardır ٱلْخَـٰسِرُونَ ziyana uğrayanlar l-khāsirūna
ziyana uğrayanlar ١٧٨ (178)
(178)
kime يَهْدِ yol gösterirse yahdi
yol gösterirse ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah فَهُوَ işte odur fahuwa
işte odur ٱلْمُهْتَدِى ۖ yolu bulan l-muh'tadī
yolu bulan وَمَن ve kimi de waman
ve kimi de يُضْلِلْ saptırırsa yuḍ'lil
saptırırsa فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte fa-ulāika
işte هُمُ onlardır humu
onlardır ٱلْخَـٰسِرُونَ ziyana uğrayanlar l-khāsirūna
ziyana uğrayanlar ١٧٨ (178)
(178)
Allah'ın doğru yola sevkettiği kimse doğru yolda olur. Saptırdığı kimseler ise, işte onlar mahvolanlardır.
7:179
وَلَقَدْ
ve andolsun
walaqad
ve andolsun ذَرَأْنَا yarattık dharanā
yarattık لِجَهَنَّمَ cehennem için lijahannama
cehennem için كَثِيرًۭا birçok kathīran
birçok مِّنَ cin mina
cin ٱلْجِنِّ the jinn l-jini
the jinn وَٱلْإِنسِ ۖ ve insan wal-insi
ve insan لَهُمْ vardır lahum
vardır قُلُوبٌۭ kalbleri qulūbun
kalbleri لَّا fakat anlamazlar lā
fakat anlamazlar يَفْقَهُونَ they understand yafqahūna
they understand بِهَا onlarla bihā
onlarla وَلَهُمْ vardır walahum
vardır أَعْيُنٌۭ gözleri aʿyunun
gözleri لَّا fakat görmezler lā
fakat görmezler يُبْصِرُونَ they see yub'ṣirūna
they see بِهَا onlarla bihā
onlarla وَلَهُمْ ve vardır walahum
ve vardır ءَاذَانٌۭ kulakları ādhānun
kulakları لَّا fakat işitmezler lā
fakat işitmezler يَسْمَعُونَ they hear yasmaʿūna
they hear بِهَآ ۚ onlarla bihā
onlarla أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar كَٱلْأَنْعَـٰمِ hayvanlar gibidir kal-anʿāmi
hayvanlar gibidir بَلْ hatta bal
hatta هُمْ onlar hum
onlar أَضَلُّ ۚ daha da sapıktır aḍallu
daha da sapıktır أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte هُمُ onlardır humu
onlardır ٱلْغَـٰفِلُونَ gafiller l-ghāfilūna
gafiller ١٧٩ (179)
(179)
ve andolsun ذَرَأْنَا yarattık dharanā
yarattık لِجَهَنَّمَ cehennem için lijahannama
cehennem için كَثِيرًۭا birçok kathīran
birçok مِّنَ cin mina
cin ٱلْجِنِّ the jinn l-jini
the jinn وَٱلْإِنسِ ۖ ve insan wal-insi
ve insan لَهُمْ vardır lahum
vardır قُلُوبٌۭ kalbleri qulūbun
kalbleri لَّا fakat anlamazlar lā
fakat anlamazlar يَفْقَهُونَ they understand yafqahūna
they understand بِهَا onlarla bihā
onlarla وَلَهُمْ vardır walahum
vardır أَعْيُنٌۭ gözleri aʿyunun
gözleri لَّا fakat görmezler lā
fakat görmezler يُبْصِرُونَ they see yub'ṣirūna
they see بِهَا onlarla bihā
onlarla وَلَهُمْ ve vardır walahum
ve vardır ءَاذَانٌۭ kulakları ādhānun
kulakları لَّا fakat işitmezler lā
fakat işitmezler يَسْمَعُونَ they hear yasmaʿūna
they hear بِهَآ ۚ onlarla bihā
onlarla أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar كَٱلْأَنْعَـٰمِ hayvanlar gibidir kal-anʿāmi
hayvanlar gibidir بَلْ hatta bal
hatta هُمْ onlar hum
onlar أَضَلُّ ۚ daha da sapıktır aḍallu
daha da sapıktır أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte هُمُ onlardır humu
onlardır ٱلْغَـٰفِلُونَ gafiller l-ghāfilūna
gafiller ١٧٩ (179)
(179)
And olsun ki, cehennem için de birçok cin ve insan yarattık; onların kalbleri vardır ama anlamazlar; gözleri vardır ama görmezler; kulakları vardır ama işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibi hatta daha sapıktırlar. İşte bunlar gafillerdir.
7:180
وَلِلَّهِ
ve Allah'ındır
walillahi
ve Allah'ındır ٱلْأَسْمَآءُ isimler l-asmāu
isimler ٱلْحُسْنَىٰ en güzel l-ḥus'nā
en güzel فَٱدْعُوهُ o halde O'na du'a edin fa-id'ʿūhu
o halde O'na du'a edin بِهَا ۖ onlarla bihā
onlarla وَذَرُوا۟ ve bırakın wadharū
ve bırakın ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri يُلْحِدُونَ eğriliğe sapan(ları) yul'ḥidūna
eğriliğe sapan(ları) فِىٓ hakkında fī
hakkında أَسْمَـٰٓئِهِۦ ۚ O'nun isimleri asmāihi
O'nun isimleri سَيُجْزَوْنَ onlar cezasını çekeceklerdir sayuj'zawna
onlar cezasını çekeceklerdir مَا şeylerin mā
şeylerin كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları يَعْمَلُونَ yapıyor(lar) yaʿmalūna
yapıyor(lar) ١٨٠ (180)
(180)
ve Allah'ındır ٱلْأَسْمَآءُ isimler l-asmāu
isimler ٱلْحُسْنَىٰ en güzel l-ḥus'nā
en güzel فَٱدْعُوهُ o halde O'na du'a edin fa-id'ʿūhu
o halde O'na du'a edin بِهَا ۖ onlarla bihā
onlarla وَذَرُوا۟ ve bırakın wadharū
ve bırakın ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri يُلْحِدُونَ eğriliğe sapan(ları) yul'ḥidūna
eğriliğe sapan(ları) فِىٓ hakkında fī
hakkında أَسْمَـٰٓئِهِۦ ۚ O'nun isimleri asmāihi
O'nun isimleri سَيُجْزَوْنَ onlar cezasını çekeceklerdir sayuj'zawna
onlar cezasını çekeceklerdir مَا şeylerin mā
şeylerin كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları يَعْمَلُونَ yapıyor(lar) yaʿmalūna
yapıyor(lar) ١٨٠ (180)
(180)
En güzel isimler Allah'ındır, O'na o isimlerle dua edin, O'nun isimleri konusunda eğriliğe sapanları bırakın. Onlar yaptıklarının cezasını göreceklerdir.
7:181
وَمِمَّنْ
vardır
wamimman
vardır خَلَقْنَآ yarattıklarımız içinde khalaqnā
yarattıklarımız içinde أُمَّةٌۭ bir ümmet ummatun
bir ümmet يَهْدُونَ doğruya götüren yahdūna
doğruya götüren بِٱلْحَقِّ hak ile bil-ḥaqi
hak ile وَبِهِۦ ve onunla wabihi
ve onunla يَعْدِلُونَ adalet yapan yaʿdilūna
adalet yapan ١٨١ (181)
(181)
vardır خَلَقْنَآ yarattıklarımız içinde khalaqnā
yarattıklarımız içinde أُمَّةٌۭ bir ümmet ummatun
bir ümmet يَهْدُونَ doğruya götüren yahdūna
doğruya götüren بِٱلْحَقِّ hak ile bil-ḥaqi
hak ile وَبِهِۦ ve onunla wabihi
ve onunla يَعْدِلُونَ adalet yapan yaʿdilūna
adalet yapan ١٨١ (181)
(181)
Yarattıklarımızdan bir topluluk hakkı gösterirler ve onunla hükmederler.
7:182
وَٱلَّذِينَ
kimseleri
wa-alladhīna
kimseleri كَذَّبُوا۟ yalanlayanları kadhabū
yalanlayanları بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi سَنَسْتَدْرِجُهُم yavaş yavaş helake yaklaştıracağız sanastadrijuhum
yavaş yavaş helake yaklaştıracağız مِّنْ yerden min
yerden حَيْثُ where ḥaythu
where لَا hiç lā
hiç يَعْلَمُونَ bilmeyecekleri yaʿlamūna
bilmeyecekleri ١٨٢ (182)
(182)
kimseleri كَذَّبُوا۟ yalanlayanları kadhabū
yalanlayanları بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi سَنَسْتَدْرِجُهُم yavaş yavaş helake yaklaştıracağız sanastadrijuhum
yavaş yavaş helake yaklaştıracağız مِّنْ yerden min
yerden حَيْثُ where ḥaythu
where لَا hiç lā
hiç يَعْلَمُونَ bilmeyecekleri yaʿlamūna
bilmeyecekleri ١٨٢ (182)
(182)
Ayetlerimizi yalan sayanları, bilmedikleri yönden, ağır ağır sonuçlarına yaklaştıracağız.
7:183
وَأُمْلِى
ve mühlet veriyorum
wa-um'lī
ve mühlet veriyorum لَهُمْ ۚ onlara lahum
onlara إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz كَيْدِى benim tuzağım kaydī
benim tuzağım مَتِينٌ sağlamdır matīnun
sağlamdır ١٨٣ (183)
(183)
ve mühlet veriyorum لَهُمْ ۚ onlara lahum
onlara إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz كَيْدِى benim tuzağım kaydī
benim tuzağım مَتِينٌ sağlamdır matīnun
sağlamdır ١٨٣ (183)
(183)
Onlara mahsustan mühlet veririm, çünkü Benim düzenim çetindir.
7:184
أَوَلَمْ
düşünmediler mi ki
awalam
düşünmediler mi ki يَتَفَكَّرُوا۟ ۗ they reflect yatafakkarū
they reflect مَا yoktur mā
yoktur بِصَاحِبِهِم arkadaşlarında biṣāḥibihim
arkadaşlarında مِّن hiçbir min
hiçbir جِنَّةٍ ۚ delilik jinnatin
delilik إِنْ o in
o هُوَ he huwa
he إِلَّا ancak illā
ancak نَذِيرٌۭ bir uyarıcıdır nadhīrun
bir uyarıcıdır مُّبِينٌ apaçık mubīnun
apaçık ١٨٤ (184)
(184)
düşünmediler mi ki يَتَفَكَّرُوا۟ ۗ they reflect yatafakkarū
they reflect مَا yoktur mā
yoktur بِصَاحِبِهِم arkadaşlarında biṣāḥibihim
arkadaşlarında مِّن hiçbir min
hiçbir جِنَّةٍ ۚ delilik jinnatin
delilik إِنْ o in
o هُوَ he huwa
he إِلَّا ancak illā
ancak نَذِيرٌۭ bir uyarıcıdır nadhīrun
bir uyarıcıdır مُّبِينٌ apaçık mubīnun
apaçık ١٨٤ (184)
(184)
Düşünmüyorlar mı ki, arkadaşları olan peygamberde deliliğin eseri yoktur. O ancak açıkça uyaran bir kimsedir.
7:185
أَوَلَمْ
bakmadılar mı?
awalam
bakmadılar mı? يَنظُرُوا۟ they look yanẓurū
they look فِى melekutuna fī
melekutuna مَلَكُوتِ (the) dominion malakūti
(the) dominion ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin وَمَا ve wamā
ve خَلَقَ yarattığı khalaqa
yarattığı ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın مِن şeylere min
şeylere شَىْءٍۢ (every)thing shayin
(every)thing وَأَنْ ve wa-an
ve عَسَىٰٓ belkide ʿasā
belkide أَن olabileceğine an
olabileceğine يَكُونَ has yakūna
has قَدِ muhakkak qadi
muhakkak ٱقْتَرَبَ yaklaşmış iq'taraba
yaklaşmış أَجَلُهُمْ ۖ ecellerinin ajaluhum
ecellerinin فَبِأَىِّ peki hangi fabi-ayyi
peki hangi حَدِيثٍۭ söze ḥadīthin
söze بَعْدَهُۥ bundan sonra baʿdahu
bundan sonra يُؤْمِنُونَ inanacaklar yu'minūna
inanacaklar ١٨٥ (185)
(185)
bakmadılar mı? يَنظُرُوا۟ they look yanẓurū
they look فِى melekutuna fī
melekutuna مَلَكُوتِ (the) dominion malakūti
(the) dominion ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin وَمَا ve wamā
ve خَلَقَ yarattığı khalaqa
yarattığı ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın مِن şeylere min
şeylere شَىْءٍۢ (every)thing shayin
(every)thing وَأَنْ ve wa-an
ve عَسَىٰٓ belkide ʿasā
belkide أَن olabileceğine an
olabileceğine يَكُونَ has yakūna
has قَدِ muhakkak qadi
muhakkak ٱقْتَرَبَ yaklaşmış iq'taraba
yaklaşmış أَجَلُهُمْ ۖ ecellerinin ajaluhum
ecellerinin فَبِأَىِّ peki hangi fabi-ayyi
peki hangi حَدِيثٍۭ söze ḥadīthin
söze بَعْدَهُۥ bundan sonra baʿdahu
bundan sonra يُؤْمِنُونَ inanacaklar yu'minūna
inanacaklar ١٨٥ (185)
(185)
Göklerin ve yerin hükümranlığını, Allah'ın yarattığı her şeyi ve ecellerinin yaklaşmış olması ihtimalini düşünmüyorlar mı? Bundan sonra hangi söze inanacaklar?
7:186
مَن
kimi
man
kimi يُضْلِلِ saptırırsa yuḍ'lili
saptırırsa ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah فَلَا artık olmaz falā
artık olmaz هَادِىَ yol gösteren hādiya
yol gösteren لَهُۥ ۚ onun için lahu
onun için وَيَذَرُهُمْ ve bırakır onları wayadharuhum
ve bırakır onları فِى içinde fī
içinde طُغْيَـٰنِهِمْ azgınlıkları ṭugh'yānihim
azgınlıkları يَعْمَهُونَ bocalayıp dururlar yaʿmahūna
bocalayıp dururlar ١٨٦ (186)
(186)
kimi يُضْلِلِ saptırırsa yuḍ'lili
saptırırsa ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah فَلَا artık olmaz falā
artık olmaz هَادِىَ yol gösteren hādiya
yol gösteren لَهُۥ ۚ onun için lahu
onun için وَيَذَرُهُمْ ve bırakır onları wayadharuhum
ve bırakır onları فِى içinde fī
içinde طُغْيَـٰنِهِمْ azgınlıkları ṭugh'yānihim
azgınlıkları يَعْمَهُونَ bocalayıp dururlar yaʿmahūna
bocalayıp dururlar ١٨٦ (186)
(186)
Allah'ın saptırdığını yola getirecek yoktur. O, sapanları taşkınlıkları içinde bocalayıp dururlarken bırakır.
7:187
يَسْـَٔلُونَكَ
sana soruyorlar
yasalūnaka
sana soruyorlar عَنِ sa'at(in)den ʿani
sa'at(in)den ٱلسَّاعَةِ the Hour l-sāʿati
the Hour أَيَّانَ ne zaman (diye) ayyāna
ne zaman (diye) مُرْسَىٰهَا ۖ gelip çatması mur'sāhā
gelip çatması قُلْ de ki qul
de ki إِنَّمَا ancak innamā
ancak عِلْمُهَا onun bilgisi ʿil'muhā
onun bilgisi عِندَ yanındadır ʿinda
yanındadır رَبِّى ۖ Rabbimin rabbī
Rabbimin لَا Onu açığa çıkaramaz lā
Onu açığa çıkaramaz يُجَلِّيهَا can reveal [it] yujallīhā
can reveal [it] لِوَقْتِهَآ tam zamanında liwaqtihā
tam zamanında إِلَّا başkası illā
başkası هُوَ ۚ O'ndan huwa
O'ndan ثَقُلَتْ O ağır gelmiştir thaqulat
O ağır gelmiştir فِى göklere de fī
göklere de ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens وَٱلْأَرْضِ ۚ yere de wal-arḍi
yere de لَا O size gelmez lā
O size gelmez تَأْتِيكُمْ will it come to you tatīkum
will it come to you إِلَّا ancak illā
ancak بَغْتَةًۭ ۗ ansızın baghtatan
ansızın يَسْـَٔلُونَكَ sana soruyorlar yasalūnaka
sana soruyorlar كَأَنَّكَ sanki sen ka-annaka
sanki sen حَفِىٌّ biliyormuşsun ḥafiyyun
biliyormuşsun عَنْهَا ۖ onu ʿanhā
onu قُلْ de ki qul
de ki إِنَّمَا muhakkak innamā
muhakkak عِلْمُهَا onun bilgisi ʿil'muhā
onun bilgisi عِندَ yanındadır ʿinda
yanındadır ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat أَكْثَرَ çoğu akthara
çoğu ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların لَا bilmezler lā
bilmezler يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know ١٨٧ (187)
(187)
sana soruyorlar عَنِ sa'at(in)den ʿani
sa'at(in)den ٱلسَّاعَةِ the Hour l-sāʿati
the Hour أَيَّانَ ne zaman (diye) ayyāna
ne zaman (diye) مُرْسَىٰهَا ۖ gelip çatması mur'sāhā
gelip çatması قُلْ de ki qul
de ki إِنَّمَا ancak innamā
ancak عِلْمُهَا onun bilgisi ʿil'muhā
onun bilgisi عِندَ yanındadır ʿinda
yanındadır رَبِّى ۖ Rabbimin rabbī
Rabbimin لَا Onu açığa çıkaramaz lā
Onu açığa çıkaramaz يُجَلِّيهَا can reveal [it] yujallīhā
can reveal [it] لِوَقْتِهَآ tam zamanında liwaqtihā
tam zamanında إِلَّا başkası illā
başkası هُوَ ۚ O'ndan huwa
O'ndan ثَقُلَتْ O ağır gelmiştir thaqulat
O ağır gelmiştir فِى göklere de fī
göklere de ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens وَٱلْأَرْضِ ۚ yere de wal-arḍi
yere de لَا O size gelmez lā
O size gelmez تَأْتِيكُمْ will it come to you tatīkum
will it come to you إِلَّا ancak illā
ancak بَغْتَةًۭ ۗ ansızın baghtatan
ansızın يَسْـَٔلُونَكَ sana soruyorlar yasalūnaka
sana soruyorlar كَأَنَّكَ sanki sen ka-annaka
sanki sen حَفِىٌّ biliyormuşsun ḥafiyyun
biliyormuşsun عَنْهَا ۖ onu ʿanhā
onu قُلْ de ki qul
de ki إِنَّمَا muhakkak innamā
muhakkak عِلْمُهَا onun bilgisi ʿil'muhā
onun bilgisi عِندَ yanındadır ʿinda
yanındadır ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat أَكْثَرَ çoğu akthara
çoğu ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların لَا bilmezler lā
bilmezler يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know ١٨٧ (187)
(187)
Sana, kıyamet saatinin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar, de ki: "Onu ancak Rabbim bilir, onun vaktini, O'ndan başka belirtecek yoktur. Göklerin ve yerin, ağırlığını kaldıramayacağı o saat, sizlere ansızın gelecektir." Sen sanki öğrenmişsin gibi sana soruyorlar, de ki: "Onu bilmek ancak Allah'a mahsustur, ama insanların çoğu bu gerçeği bilmezler."
7:188
قُل
de ki
qul
de ki لَّآ değilim lā
değilim أَمْلِكُ ben sahip amliku
ben sahip لِنَفْسِى kendime linafsī
kendime نَفْعًۭا bir faydaya nafʿan
bir faydaya وَلَا ne de walā
ne de ضَرًّا bir zarara ḍarran
bir zarara إِلَّا başka illā
başka مَا dilediğinden mā
dilediğinden شَآءَ wills shāa
wills ٱللَّهُ ۚ Allah'ın l-lahu
Allah'ın وَلَوْ eğer walaw
eğer كُنتُ bilseydim kuntu
bilseydim أَعْلَمُ know aʿlamu
know ٱلْغَيْبَ gaybı l-ghayba
gaybı لَٱسْتَكْثَرْتُ elbete çok elde ederdim la-is'takthartu
elbete çok elde ederdim مِنَ hayır (mal ve mülk) mina
hayır (mal ve mülk) ٱلْخَيْرِ the good l-khayri
the good وَمَا bana dokunmamıştır wamā
bana dokunmamıştır مَسَّنِىَ (could) have touched me massaniya
(could) have touched me ٱلسُّوٓءُ ۚ kötülük l-sūu
kötülük إِنْ ben in
ben أَنَا۠ (am) I anā
(am) I إِلَّا sadece illā
sadece نَذِيرٌۭ bir uyarıcı nadhīrun
bir uyarıcı وَبَشِيرٌۭ ve müjdeleyiciyim wabashīrun
ve müjdeleyiciyim لِّقَوْمٍۢ bir kavim için liqawmin
bir kavim için يُؤْمِنُونَ inanan yu'minūna
inanan ١٨٨ (188)
(188)
de ki لَّآ değilim lā
değilim أَمْلِكُ ben sahip amliku
ben sahip لِنَفْسِى kendime linafsī
kendime نَفْعًۭا bir faydaya nafʿan
bir faydaya وَلَا ne de walā
ne de ضَرًّا bir zarara ḍarran
bir zarara إِلَّا başka illā
başka مَا dilediğinden mā
dilediğinden شَآءَ wills shāa
wills ٱللَّهُ ۚ Allah'ın l-lahu
Allah'ın وَلَوْ eğer walaw
eğer كُنتُ bilseydim kuntu
bilseydim أَعْلَمُ know aʿlamu
know ٱلْغَيْبَ gaybı l-ghayba
gaybı لَٱسْتَكْثَرْتُ elbete çok elde ederdim la-is'takthartu
elbete çok elde ederdim مِنَ hayır (mal ve mülk) mina
hayır (mal ve mülk) ٱلْخَيْرِ the good l-khayri
the good وَمَا bana dokunmamıştır wamā
bana dokunmamıştır مَسَّنِىَ (could) have touched me massaniya
(could) have touched me ٱلسُّوٓءُ ۚ kötülük l-sūu
kötülük إِنْ ben in
ben أَنَا۠ (am) I anā
(am) I إِلَّا sadece illā
sadece نَذِيرٌۭ bir uyarıcı nadhīrun
bir uyarıcı وَبَشِيرٌۭ ve müjdeleyiciyim wabashīrun
ve müjdeleyiciyim لِّقَوْمٍۢ bir kavim için liqawmin
bir kavim için يُؤْمِنُونَ inanan yu'minūna
inanan ١٨٨ (188)
(188)
De ki: "Allah'ın dilemesi dışında ben kendime bir fayda ve zarar verecek durumda değilim. Görülmeyeni bileydim, daha çok iyilik yapardım ve bana kötülük de gelmezdi. Ben sadece, inanan bir milleti uyaran ve müjdeleyen bir peygamberim."
7:189
۞ هُوَ
O'dur
huwa
O'dur ٱلَّذِى ki alladhī
ki خَلَقَكُم sizi yarattı khalaqakum
sizi yarattı مِّن nefisten min
nefisten نَّفْسٍۢ a soul nafsin
a soul وَٰحِدَةٍۢ bir tek wāḥidatin
bir tek وَجَعَلَ ve var eti wajaʿala
ve var eti مِنْهَا ondan min'hā
ondan زَوْجَهَا eşini zawjahā
eşini لِيَسْكُنَ (gönlü) sukün bulsun diye liyaskuna
(gönlü) sukün bulsun diye إِلَيْهَا ۖ onunla ilayhā
onunla فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki تَغَشَّىٰهَا eşini sarıp örtünce taghashāhā
eşini sarıp örtünce حَمَلَتْ (eşi) yüklendi ḥamalat
(eşi) yüklendi حَمْلًا bir yük ḥamlan
bir yük خَفِيفًۭا hafif khafīfan
hafif فَمَرَّتْ gezdirdi famarrat
gezdirdi بِهِۦ ۖ onu bihi
onu فَلَمَّآ ne zaman ki falammā
ne zaman ki أَثْقَلَت (yükü) ağırlaşınca athqalat
(yükü) ağırlaşınca دَّعَوَا ikisi beraber du'a ettiler daʿawā
ikisi beraber du'a ettiler ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a رَبَّهُمَا Rableri rabbahumā
Rableri لَئِنْ eğer la-in
eğer ءَاتَيْتَنَا bize verirsen ātaytanā
bize verirsen صَـٰلِحًۭا iyi güzel (bir çocuk) ṣāliḥan
iyi güzel (bir çocuk) لَّنَكُونَنَّ elbette oluruz lanakūnanna
elbette oluruz مِنَ şükredenlerden mina
şükredenlerden ٱلشَّـٰكِرِينَ the thankful l-shākirīna
the thankful ١٨٩ (189)
(189)
O'dur ٱلَّذِى ki alladhī
ki خَلَقَكُم sizi yarattı khalaqakum
sizi yarattı مِّن nefisten min
nefisten نَّفْسٍۢ a soul nafsin
a soul وَٰحِدَةٍۢ bir tek wāḥidatin
bir tek وَجَعَلَ ve var eti wajaʿala
ve var eti مِنْهَا ondan min'hā
ondan زَوْجَهَا eşini zawjahā
eşini لِيَسْكُنَ (gönlü) sukün bulsun diye liyaskuna
(gönlü) sukün bulsun diye إِلَيْهَا ۖ onunla ilayhā
onunla فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki تَغَشَّىٰهَا eşini sarıp örtünce taghashāhā
eşini sarıp örtünce حَمَلَتْ (eşi) yüklendi ḥamalat
(eşi) yüklendi حَمْلًا bir yük ḥamlan
bir yük خَفِيفًۭا hafif khafīfan
hafif فَمَرَّتْ gezdirdi famarrat
gezdirdi بِهِۦ ۖ onu bihi
onu فَلَمَّآ ne zaman ki falammā
ne zaman ki أَثْقَلَت (yükü) ağırlaşınca athqalat
(yükü) ağırlaşınca دَّعَوَا ikisi beraber du'a ettiler daʿawā
ikisi beraber du'a ettiler ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a رَبَّهُمَا Rableri rabbahumā
Rableri لَئِنْ eğer la-in
eğer ءَاتَيْتَنَا bize verirsen ātaytanā
bize verirsen صَـٰلِحًۭا iyi güzel (bir çocuk) ṣāliḥan
iyi güzel (bir çocuk) لَّنَكُونَنَّ elbette oluruz lanakūnanna
elbette oluruz مِنَ şükredenlerden mina
şükredenlerden ٱلشَّـٰكِرِينَ the thankful l-shākirīna
the thankful ١٨٩ (189)
(189)
Sizi bir nefisten yaratan ve gönlünün huzura kavuşacağı eşini de ondan var eden Allah'tır. Eşine yaklaşınca, eşi hafif bir yük yüklendi ve bu halde bir müddet taşıdı. Hamileliği ağırlaşınca, karı-koca, Rableri olan Allah'a: "Bize kusursuz bir çocuk verirsen, and olsun ki şükredenlerden oluruz" diye yalvardılar.
7:190
فَلَمَّآ
fakat ne zaman
falammā
fakat ne zaman ءَاتَىٰهُمَا (Allah) verdi onlara ātāhumā
(Allah) verdi onlara صَـٰلِحًۭا iyi güzel (bir çocuk)' ṣāliḥan
iyi güzel (bir çocuk)' جَعَلَا başladılar jaʿalā
başladılar لَهُۥ O'na lahu
O'na شُرَكَآءَ ortaklar koşmağa shurakāa
ortaklar koşmağa فِيمَآ şeyde fīmā
şeyde ءَاتَىٰهُمَا ۚ kendilerine verdiği ātāhumā
kendilerine verdiği فَتَعَـٰلَى oysa yücedir fataʿālā
oysa yücedir ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَمَّا şeylerden ʿammā
şeylerden يُشْرِكُونَ onların ortak koştukları yush'rikūna
onların ortak koştukları ١٩٠ (190)
(190)
fakat ne zaman ءَاتَىٰهُمَا (Allah) verdi onlara ātāhumā
(Allah) verdi onlara صَـٰلِحًۭا iyi güzel (bir çocuk)' ṣāliḥan
iyi güzel (bir çocuk)' جَعَلَا başladılar jaʿalā
başladılar لَهُۥ O'na lahu
O'na شُرَكَآءَ ortaklar koşmağa shurakāa
ortaklar koşmağa فِيمَآ şeyde fīmā
şeyde ءَاتَىٰهُمَا ۚ kendilerine verdiği ātāhumā
kendilerine verdiği فَتَعَـٰلَى oysa yücedir fataʿālā
oysa yücedir ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَمَّا şeylerden ʿammā
şeylerden يُشْرِكُونَ onların ortak koştukları yush'rikūna
onların ortak koştukları ١٩٠ (190)
(190)
Allah onlara kusursuz bir çocuk verince, kendilerine verdiği şey hakkında Allah'a ortaklar koştular. Allah, onların ortak koştukları şeylerden yücedir.
7:191
أَيُشْرِكُونَ
ortak mı koşuyorlar?
ayush'rikūna
ortak mı koşuyorlar? مَا şeyleri mā
şeyleri لَا yaratmayan lā
yaratmayan يَخْلُقُ create yakhluqu
create شَيْـًۭٔا hiçbir şey shayan
hiçbir şey وَهُمْ ve kendileri wahum
ve kendileri يُخْلَقُونَ yaratılan yukh'laqūna
yaratılan ١٩١ (191)
(191)
ortak mı koşuyorlar? مَا şeyleri mā
şeyleri لَا yaratmayan lā
yaratmayan يَخْلُقُ create yakhluqu
create شَيْـًۭٔا hiçbir şey shayan
hiçbir şey وَهُمْ ve kendileri wahum
ve kendileri يُخْلَقُونَ yaratılan yukh'laqūna
yaratılan ١٩١ (191)
(191)
Kendileri yaratılmışken, bir şey yaratamayan putları mı ortak koşuyorlar?
7:192
وَلَا
güçleri yetmez
walā
güçleri yetmez يَسْتَطِيعُونَ they are able yastaṭīʿūna
they are able لَهُمْ onlara lahum
onlara نَصْرًۭا yardım etmeye naṣran
yardım etmeye وَلَآ ne de walā
ne de أَنفُسَهُمْ kendilerine anfusahum
kendilerine يَنصُرُونَ yardım edebilirler yanṣurūna
yardım edebilirler ١٩٢ (192)
(192)
güçleri yetmez يَسْتَطِيعُونَ they are able yastaṭīʿūna
they are able لَهُمْ onlara lahum
onlara نَصْرًۭا yardım etmeye naṣran
yardım etmeye وَلَآ ne de walā
ne de أَنفُسَهُمْ kendilerine anfusahum
kendilerine يَنصُرُونَ yardım edebilirler yanṣurūna
yardım edebilirler ١٩٢ (192)
(192)
Oysa putlar ne onlara yardım edebilir ve ne de kendilerine bir yardımları olur.
7:193
وَإِن
şayet
wa-in
şayet تَدْعُوهُمْ onları çağırsanız tadʿūhum
onları çağırsanız إِلَى doğru yola ilā
doğru yola ٱلْهُدَىٰ the guidance l-hudā
the guidance لَا size uymazlar lā
size uymazlar يَتَّبِعُوكُمْ ۚ will they follow you yattabiʿūkum
will they follow you سَوَآءٌ birdir sawāon
birdir عَلَيْكُمْ sizin için ʿalaykum
sizin için أَدَعَوْتُمُوهُمْ onları çağırmanız adaʿawtumūhum
onları çağırmanız أَمْ ya da am
ya da أَنتُمْ sizin antum
sizin صَـٰمِتُونَ susmanız ṣāmitūna
susmanız ١٩٣ (193)
(193)
şayet تَدْعُوهُمْ onları çağırsanız tadʿūhum
onları çağırsanız إِلَى doğru yola ilā
doğru yola ٱلْهُدَىٰ the guidance l-hudā
the guidance لَا size uymazlar lā
size uymazlar يَتَّبِعُوكُمْ ۚ will they follow you yattabiʿūkum
will they follow you سَوَآءٌ birdir sawāon
birdir عَلَيْكُمْ sizin için ʿalaykum
sizin için أَدَعَوْتُمُوهُمْ onları çağırmanız adaʿawtumūhum
onları çağırmanız أَمْ ya da am
ya da أَنتُمْ sizin antum
sizin صَـٰمِتُونَ susmanız ṣāmitūna
susmanız ١٩٣ (193)
(193)
Onları doğru yola çağırırsanız, size uymazlar; çağırmanız da, susmanız da onlar için birdir.
7:194
إِنَّ
şüphesiz
inna
şüphesiz ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler تَدْعُونَ yalvardıklarınız tadʿūna
yalvardıklarınız مِن başka min
başka دُونِ besides dūni
besides ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan عِبَادٌ kullardır ʿibādun
kullardır أَمْثَالُكُمْ ۖ sizler gibi amthālukum
sizler gibi فَٱدْعُوهُمْ çağırın onları da fa-id'ʿūhum
çağırın onları da فَلْيَسْتَجِيبُوا۟ cevap versinler falyastajībū
cevap versinler لَكُمْ size lakum
size إِن eğer in
eğer كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz صَـٰدِقِينَ doğru ṣādiqīna
doğru ١٩٤ (194)
(194)
şüphesiz ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler تَدْعُونَ yalvardıklarınız tadʿūna
yalvardıklarınız مِن başka min
başka دُونِ besides dūni
besides ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan عِبَادٌ kullardır ʿibādun
kullardır أَمْثَالُكُمْ ۖ sizler gibi amthālukum
sizler gibi فَٱدْعُوهُمْ çağırın onları da fa-id'ʿūhum
çağırın onları da فَلْيَسْتَجِيبُوا۟ cevap versinler falyastajībū
cevap versinler لَكُمْ size lakum
size إِن eğer in
eğer كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz صَـٰدِقِينَ doğru ṣādiqīna
doğru ١٩٤ (194)
(194)
Allah'tan başka taptıklarınız putlar da, sizin gibi yaratıklardır. Eğer doğru sözlü iseniz, onları çağırın da size cevap versinler bakalım.
7:195
أَلَهُمْ
onların var mı?
alahum
onların var mı? أَرْجُلٌۭ ayakları arjulun
ayakları يَمْشُونَ yürüyecekleri yamshūna
yürüyecekleri بِهَآ ۖ onunla bihā
onunla أَمْ yada am
yada لَهُمْ var mı? lahum
var mı? أَيْدٍۢ elleri aydin
elleri يَبْطِشُونَ tutacakları yabṭishūna
tutacakları بِهَآ ۖ onunla bihā
onunla أَمْ yoksa am
yoksa لَهُمْ var mı? lahum
var mı? أَعْيُنٌۭ gözleri aʿyunun
gözleri يُبْصِرُونَ görecekleri yub'ṣirūna
görecekleri بِهَآ ۖ onunla bihā
onunla أَمْ yahut am
yahut لَهُمْ mı var? lahum
mı var? ءَاذَانٌۭ kulakları ādhānun
kulakları يَسْمَعُونَ işitecekleri yasmaʿūna
işitecekleri بِهَا ۗ onunla bihā
onunla قُلِ de ki quli
de ki ٱدْعُوا۟ çağırın id'ʿū
çağırın شُرَكَآءَكُمْ ortak(koştuk)larınızı shurakāakum
ortak(koştuk)larınızı ثُمَّ sonra thumma
sonra كِيدُونِ bana tuzak kurun kīdūni
bana tuzak kurun فَلَا hiç falā
hiç تُنظِرُونِ göz açtırmayın bana tunẓirūni
göz açtırmayın bana ١٩٥ (195)
(195)
onların var mı? أَرْجُلٌۭ ayakları arjulun
ayakları يَمْشُونَ yürüyecekleri yamshūna
yürüyecekleri بِهَآ ۖ onunla bihā
onunla أَمْ yada am
yada لَهُمْ var mı? lahum
var mı? أَيْدٍۢ elleri aydin
elleri يَبْطِشُونَ tutacakları yabṭishūna
tutacakları بِهَآ ۖ onunla bihā
onunla أَمْ yoksa am
yoksa لَهُمْ var mı? lahum
var mı? أَعْيُنٌۭ gözleri aʿyunun
gözleri يُبْصِرُونَ görecekleri yub'ṣirūna
görecekleri بِهَآ ۖ onunla bihā
onunla أَمْ yahut am
yahut لَهُمْ mı var? lahum
mı var? ءَاذَانٌۭ kulakları ādhānun
kulakları يَسْمَعُونَ işitecekleri yasmaʿūna
işitecekleri بِهَا ۗ onunla bihā
onunla قُلِ de ki quli
de ki ٱدْعُوا۟ çağırın id'ʿū
çağırın شُرَكَآءَكُمْ ortak(koştuk)larınızı shurakāakum
ortak(koştuk)larınızı ثُمَّ sonra thumma
sonra كِيدُونِ bana tuzak kurun kīdūni
bana tuzak kurun فَلَا hiç falā
hiç تُنظِرُونِ göz açtırmayın bana tunẓirūni
göz açtırmayın bana ١٩٥ (195)
(195)
Onların yürüyecek ayakları mı var, yoksa tutacak elleri mi var, ya da görecek gözleri mi var, veya işitecek kulakları mı var? De ki: "Ortaklarınızı çağırın elinizden gelirse bana tuzak kurun, göz açtırmayın."
7:196
إِنَّ
muhakkak
inna
muhakkak وَلِـِّۧىَ benim velim waliyyiya
benim velim ٱللَّهُ Allah'tır l-lahu
Allah'tır ٱلَّذِى o ki alladhī
o ki نَزَّلَ indirdi nazzala
indirdi ٱلْكِتَـٰبَ ۖ Kitabı l-kitāba
Kitabı وَهُوَ ve O wahuwa
ve O يَتَوَلَّى yönetir yatawallā
yönetir ٱلصَّـٰلِحِينَ iyileri l-ṣāliḥīna
iyileri ١٩٦ (196)
(196)
muhakkak وَلِـِّۧىَ benim velim waliyyiya
benim velim ٱللَّهُ Allah'tır l-lahu
Allah'tır ٱلَّذِى o ki alladhī
o ki نَزَّلَ indirdi nazzala
indirdi ٱلْكِتَـٰبَ ۖ Kitabı l-kitāba
Kitabı وَهُوَ ve O wahuwa
ve O يَتَوَلَّى yönetir yatawallā
yönetir ٱلصَّـٰلِحِينَ iyileri l-ṣāliḥīna
iyileri ١٩٦ (196)
(196)
"Çünkü benim dostum, Kitap'ı indiren Allah'tır. O, iyileri dost edinir."
7:197
وَٱلَّذِينَ
kimseler ise
wa-alladhīna
kimseler ise تَدْعُونَ yalvardıklarınız tadʿūna
yalvardıklarınız مِن O'ndan başka min
O'ndan başka دُونِهِۦ besides Him dūnihi
besides Him لَا güçleri yetmez lā
güçleri yetmez يَسْتَطِيعُونَ they are able yastaṭīʿūna
they are able نَصْرَكُمْ size yardım etmeye naṣrakum
size yardım etmeye وَلَآ ne de walā
ne de أَنفُسَهُمْ kendilerine anfusahum
kendilerine يَنصُرُونَ yardım edebilirler yanṣurūna
yardım edebilirler ١٩٧ (197)
(197)
kimseler ise تَدْعُونَ yalvardıklarınız tadʿūna
yalvardıklarınız مِن O'ndan başka min
O'ndan başka دُونِهِۦ besides Him dūnihi
besides Him لَا güçleri yetmez lā
güçleri yetmez يَسْتَطِيعُونَ they are able yastaṭīʿūna
they are able نَصْرَكُمْ size yardım etmeye naṣrakum
size yardım etmeye وَلَآ ne de walā
ne de أَنفُسَهُمْ kendilerine anfusahum
kendilerine يَنصُرُونَ yardım edebilirler yanṣurūna
yardım edebilirler ١٩٧ (197)
(197)
"O'nu bırakıp da taptıklarınız, kendilerine yardım edemezler ki size yardım etsinler."
7:198
وَإِن
eğer
wa-in
eğer تَدْعُوهُمْ onları çağırsanız tadʿūhum
onları çağırsanız إِلَى hidayete ilā
hidayete ٱلْهُدَىٰ the guidance l-hudā
the guidance لَا işitmezler lā
işitmezler يَسْمَعُوا۟ ۖ do they not yasmaʿū
do they not وَتَرَىٰهُمْ ve görürsün watarāhum
ve görürsün يَنظُرُونَ baktıklarını yanẓurūna
baktıklarını إِلَيْكَ sana ilayka
sana وَهُمْ oysa onlar wahum
oysa onlar لَا görmezler lā
görmezler يُبْصِرُونَ (do) they see yub'ṣirūna
(do) they see ١٩٨ (198)
(198)
eğer تَدْعُوهُمْ onları çağırsanız tadʿūhum
onları çağırsanız إِلَى hidayete ilā
hidayete ٱلْهُدَىٰ the guidance l-hudā
the guidance لَا işitmezler lā
işitmezler يَسْمَعُوا۟ ۖ do they not yasmaʿū
do they not وَتَرَىٰهُمْ ve görürsün watarāhum
ve görürsün يَنظُرُونَ baktıklarını yanẓurūna
baktıklarını إِلَيْكَ sana ilayka
sana وَهُمْ oysa onlar wahum
oysa onlar لَا görmezler lā
görmezler يُبْصِرُونَ (do) they see yub'ṣirūna
(do) they see ١٩٨ (198)
(198)
Onları doğru yola çağırırsanız duymazlar. Sana baktıklarını görürsün, oysa görmezler.
7:199
خُذِ
al
khudhi
al ٱلْعَفْوَ affı l-ʿafwa
affı وَأْمُرْ emret wamur
emret بِٱلْعُرْفِ iyiliği bil-ʿur'fi
iyiliği وَأَعْرِضْ yüz çevir wa-aʿriḍ
yüz çevir عَنِ cahillerden ʿani
cahillerden ٱلْجَـٰهِلِينَ the ignorant l-jāhilīna
the ignorant ١٩٩ (199)
(199)
al ٱلْعَفْوَ affı l-ʿafwa
affı وَأْمُرْ emret wamur
emret بِٱلْعُرْفِ iyiliği bil-ʿur'fi
iyiliği وَأَعْرِضْ yüz çevir wa-aʿriḍ
yüz çevir عَنِ cahillerden ʿani
cahillerden ٱلْجَـٰهِلِينَ the ignorant l-jāhilīna
the ignorant ١٩٩ (199)
(199)
Sen af yolunu tut, bağışla, uygun olanı emret, bilgisizlere aldırış etme.
7:200
وَإِمَّا
ne zaman
wa-immā
ne zaman يَنزَغَنَّكَ seni dürtüklerse yanzaghannaka
seni dürtüklerse مِنَ şeytandan mina
şeytandan ٱلشَّيْطَـٰنِ [the] Shaitaan l-shayṭāni
[the] Shaitaan نَزْغٌۭ bir kötü düşünce nazghun
bir kötü düşünce فَٱسْتَعِذْ hemen sığın fa-is'taʿidh
hemen sığın بِٱللَّهِ ۚ Allah'a bil-lahi
Allah'a إِنَّهُۥ çünkü O innahu
çünkü O سَمِيعٌ işitendir samīʿun
işitendir عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir ٢٠٠ (200)
(200)
ne zaman يَنزَغَنَّكَ seni dürtüklerse yanzaghannaka
seni dürtüklerse مِنَ şeytandan mina
şeytandan ٱلشَّيْطَـٰنِ [the] Shaitaan l-shayṭāni
[the] Shaitaan نَزْغٌۭ bir kötü düşünce nazghun
bir kötü düşünce فَٱسْتَعِذْ hemen sığın fa-is'taʿidh
hemen sığın بِٱللَّهِ ۚ Allah'a bil-lahi
Allah'a إِنَّهُۥ çünkü O innahu
çünkü O سَمِيعٌ işitendir samīʿun
işitendir عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir ٢٠٠ (200)
(200)
Şeytan seni dürtecek olursa Allah'a sığın, doğrusu O işitir ve bilir.
7:201
إِنَّ
şüphesiz
inna
şüphesiz ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ٱتَّقَوْا۟ (Allah'tan) korkanlar ittaqaw
(Allah'tan) korkanlar إِذَا zaman idhā
zaman مَسَّهُمْ kendilerine dokunduğu massahum
kendilerine dokunduğu طَـٰٓئِفٌۭ bir vesvese ṭāifun
bir vesvese مِّنَ şeytandan mina
şeytandan ٱلشَّيْطَـٰنِ the Shaitaan l-shayṭāni
the Shaitaan تَذَكَّرُوا۟ düşünürler tadhakkarū
düşünürler فَإِذَا ve o zaman fa-idhā
ve o zaman هُم onlar hum
onlar مُّبْصِرُونَ (gerçeği) görürler mub'ṣirūna
(gerçeği) görürler ٢٠١ (201)
(201)
şüphesiz ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ٱتَّقَوْا۟ (Allah'tan) korkanlar ittaqaw
(Allah'tan) korkanlar إِذَا zaman idhā
zaman مَسَّهُمْ kendilerine dokunduğu massahum
kendilerine dokunduğu طَـٰٓئِفٌۭ bir vesvese ṭāifun
bir vesvese مِّنَ şeytandan mina
şeytandan ٱلشَّيْطَـٰنِ the Shaitaan l-shayṭāni
the Shaitaan تَذَكَّرُوا۟ düşünürler tadhakkarū
düşünürler فَإِذَا ve o zaman fa-idhā
ve o zaman هُم onlar hum
onlar مُّبْصِرُونَ (gerçeği) görürler mub'ṣirūna
(gerçeği) görürler ٢٠١ (201)
(201)
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, şeytan tarafından bir vesveseye uğrayınca, Allah'ı anarlar ve hemen gerçeği görürler.
7:202
وَإِخْوَٰنُهُمْ
kardeşleri ise
wa-ikh'wānuhum
kardeşleri ise يَمُدُّونَهُمْ onları çekerler yamuddūnahum
onları çekerler فِى içine fī
içine ٱلْغَىِّ azgınlığın l-ghayi
azgınlığın ثُمَّ sonra thumma
sonra لَا hiç lā
hiç يُقْصِرُونَ yakalarını bırakmazlar yuq'ṣirūna
yakalarını bırakmazlar ٢٠٢ (202)
(202)
kardeşleri ise يَمُدُّونَهُمْ onları çekerler yamuddūnahum
onları çekerler فِى içine fī
içine ٱلْغَىِّ azgınlığın l-ghayi
azgınlığın ثُمَّ sonra thumma
sonra لَا hiç lā
hiç يُقْصِرُونَ yakalarını bırakmazlar yuq'ṣirūna
yakalarını bırakmazlar ٢٠٢ (202)
(202)
Şeytanın kardeşleri onları azgınlığa sürüklerler ve bundan hiç geri durmazlar.
7:203
وَإِذَا
zaman
wa-idhā
zaman لَمْ onlara getirmediğin lam
onlara getirmediğin تَأْتِهِم you bring them tatihim
you bring them بِـَٔايَةٍۢ bir ayet biāyatin
bir ayet قَالُوا۟ derler qālū
derler لَوْلَا keşke lawlā
keşke ٱجْتَبَيْتَهَا ۚ bunu da derleseydin ya ij'tabaytahā
bunu da derleseydin ya قُلْ de ki qul
de ki إِنَّمَآ ben ancak innamā
ben ancak أَتَّبِعُ uyuyorum attabiʿu
uyuyorum مَا şeye mā
şeye يُوحَىٰٓ vahyolunana yūḥā
vahyolunana إِلَىَّ bana ilayya
bana مِن Rabbimden min
Rabbimden رَّبِّى ۚ my Lord rabbī
my Lord هَـٰذَا bu (Kur'an) hādhā
bu (Kur'an) بَصَآئِرُ basiretlerdir baṣāiru
basiretlerdir مِن Rabbinizden min
Rabbinizden رَّبِّكُمْ your Lord rabbikum
your Lord وَهُدًۭى ve yol göstericidir wahudan
ve yol göstericidir وَرَحْمَةٌۭ ve rahmettir waraḥmatun
ve rahmettir لِّقَوْمٍۢ bir toplum için liqawmin
bir toplum için يُؤْمِنُونَ inanan yu'minūna
inanan ٢٠٣ (203)
(203)
zaman لَمْ onlara getirmediğin lam
onlara getirmediğin تَأْتِهِم you bring them tatihim
you bring them بِـَٔايَةٍۢ bir ayet biāyatin
bir ayet قَالُوا۟ derler qālū
derler لَوْلَا keşke lawlā
keşke ٱجْتَبَيْتَهَا ۚ bunu da derleseydin ya ij'tabaytahā
bunu da derleseydin ya قُلْ de ki qul
de ki إِنَّمَآ ben ancak innamā
ben ancak أَتَّبِعُ uyuyorum attabiʿu
uyuyorum مَا şeye mā
şeye يُوحَىٰٓ vahyolunana yūḥā
vahyolunana إِلَىَّ bana ilayya
bana مِن Rabbimden min
Rabbimden رَّبِّى ۚ my Lord rabbī
my Lord هَـٰذَا bu (Kur'an) hādhā
bu (Kur'an) بَصَآئِرُ basiretlerdir baṣāiru
basiretlerdir مِن Rabbinizden min
Rabbinizden رَّبِّكُمْ your Lord rabbikum
your Lord وَهُدًۭى ve yol göstericidir wahudan
ve yol göstericidir وَرَحْمَةٌۭ ve rahmettir waraḥmatun
ve rahmettir لِّقَوْمٍۢ bir toplum için liqawmin
bir toplum için يُؤْمِنُونَ inanan yu'minūna
inanan ٢٠٣ (203)
(203)
Onlara bir ayet getirmediğin zaman, "Sen bir tane yapsaydın ya" derler. De ki: "Ben ancak Rabbim tarafından bana vahyolunana uyarım. Bu Kitap inanan millete Rabbinizden açık belgeler, yol gösterme ve rahmettir."
7:204
وَإِذَا
zaman
wa-idhā
zaman قُرِئَ okunduğu quri-a
okunduğu ٱلْقُرْءَانُ Kur'an l-qur'ānu
Kur'an فَٱسْتَمِعُوا۟ dinleyin fa-is'tamiʿū
dinleyin لَهُۥ onu lahu
onu وَأَنصِتُوا۟ ve susun wa-anṣitū
ve susun لَعَلَّكُمْ umulur ki size laʿallakum
umulur ki size تُرْحَمُونَ merhamet olunur tur'ḥamūna
merhamet olunur ٢٠٤ (204)
(204)
zaman قُرِئَ okunduğu quri-a
okunduğu ٱلْقُرْءَانُ Kur'an l-qur'ānu
Kur'an فَٱسْتَمِعُوا۟ dinleyin fa-is'tamiʿū
dinleyin لَهُۥ onu lahu
onu وَأَنصِتُوا۟ ve susun wa-anṣitū
ve susun لَعَلَّكُمْ umulur ki size laʿallakum
umulur ki size تُرْحَمُونَ merhamet olunur tur'ḥamūna
merhamet olunur ٢٠٤ (204)
(204)
Kuran okunduğu zaman ona kulak verin, dinleyin ki merhamet olunasınız.
7:205
وَٱذْكُر
ve hatırla
wa-udh'kur
ve hatırla رَّبَّكَ Rabbini rabbaka
Rabbini فِى içinden fī
içinden نَفْسِكَ yourself nafsika
yourself تَضَرُّعًۭا yalvararak taḍarruʿan
yalvararak وَخِيفَةًۭ ve korkarak wakhīfatan
ve korkarak وَدُونَ ve olmayan wadūna
ve olmayan ٱلْجَهْرِ yüksek l-jahri
yüksek مِنَ bir sesle mina
bir sesle ٱلْقَوْلِ [the] words l-qawli
[the] words بِٱلْغُدُوِّ sabah bil-ghuduwi
sabah وَٱلْـَٔاصَالِ ve akşam wal-āṣāli
ve akşam وَلَا olma walā
olma تَكُن be takun
be مِّنَ gafillerden mina
gafillerden ٱلْغَـٰفِلِينَ the heedless l-ghāfilīna
the heedless ٢٠٥ (205)
(205)
ve hatırla رَّبَّكَ Rabbini rabbaka
Rabbini فِى içinden fī
içinden نَفْسِكَ yourself nafsika
yourself تَضَرُّعًۭا yalvararak taḍarruʿan
yalvararak وَخِيفَةًۭ ve korkarak wakhīfatan
ve korkarak وَدُونَ ve olmayan wadūna
ve olmayan ٱلْجَهْرِ yüksek l-jahri
yüksek مِنَ bir sesle mina
bir sesle ٱلْقَوْلِ [the] words l-qawli
[the] words بِٱلْغُدُوِّ sabah bil-ghuduwi
sabah وَٱلْـَٔاصَالِ ve akşam wal-āṣāli
ve akşam وَلَا olma walā
olma تَكُن be takun
be مِّنَ gafillerden mina
gafillerden ٱلْغَـٰفِلِينَ the heedless l-ghāfilīna
the heedless ٢٠٥ (205)
(205)
Rabbini gönülden ve korkarak içinden hafif bir sesle sabah akşam an, gafillerden olma.
7:206
إِنَّ
şüphesiz
inna
şüphesiz ٱلَّذِينَ olanlar alladhīna
olanlar عِندَ yanında ʿinda
yanında رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin لَا büyüklenmezler lā
büyüklenmezler يَسْتَكْبِرُونَ (do) they turn away in pride yastakbirūna
(do) they turn away in pride عَنْ O'na kulluktan ʿan
O'na kulluktan عِبَادَتِهِۦ His worship ʿibādatihi
His worship وَيُسَبِّحُونَهُۥ ve O'nu tesbih ederler wayusabbiḥūnahu
ve O'nu tesbih ederler وَلَهُۥ ve O'na walahu
ve O'na يَسْجُدُونَ ۩ secde ederler yasjudūna
secde ederler ٢٠٦ (206)
(206)
şüphesiz ٱلَّذِينَ olanlar alladhīna
olanlar عِندَ yanında ʿinda
yanında رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin لَا büyüklenmezler lā
büyüklenmezler يَسْتَكْبِرُونَ (do) they turn away in pride yastakbirūna
(do) they turn away in pride عَنْ O'na kulluktan ʿan
O'na kulluktan عِبَادَتِهِۦ His worship ʿibādatihi
His worship وَيُسَبِّحُونَهُۥ ve O'nu tesbih ederler wayusabbiḥūnahu
ve O'nu tesbih ederler وَلَهُۥ ve O'na walahu
ve O'na يَسْجُدُونَ ۩ secde ederler yasjudūna
secde ederler ٢٠٦ (206)
(206)
Doğrusu Rabbinin katında olanlar, O'na kulluk etmekten büyüklenmezler, O'nu tenzih ederler ve yalnız O'na secde ederler.