8
Enfal
الأنفال
Enfal Suresi (الأنفال), Kur’an-ı Kerim’in 8. suresidir — Medeni, 75 ayetten oluşan bir suredir. Medenî sureler hicretten sonra inmiştir ve genellikle ibadet, hukuk ve Müslüman toplum hayatını konu alır.
Bookmarks (0)
No bookmarks yet. Click the bookmark icon next to any ayah to save it.
Besmele
بِسْمِadıylabis'miٱللَّهِAllah'ınl-lahiٱلرَّحْمَـٰنِRahmanl-raḥmāniٱلرَّحِيمِRahiml-raḥīmi
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
8:1
يَسْـَٔلُونَكَsana sorarlaryasalūnakaعَنِganimetlerdenʿaniٱلْأَنفَالِ ۖthe spoils of warl-anfāliقُلِde kiquliٱلْأَنفَالُganimetlerl-anfāluلِلَّهِAllah'ındırlillahiوَٱلرَّسُولِ ۖve Elçi(si)nindirwal-rasūliفَٱتَّقُوا۟korkunfa-ittaqūٱللَّهَAllah'tanl-lahaوَأَصْلِحُوا۟ve düzeltinwa-aṣliḥūذَاتَhali;dhātaبَيْنِكُمْ ۖaranızdakibaynikumوَأَطِيعُوا۟ita'at edinwa-aṭīʿūٱللَّهَAllah'al-lahaوَرَسُولَهُۥٓve Elçisinewarasūlahuإِنeğerinكُنتُمsiz (gerçekten) isenizkuntumمُّؤْمِنِينَinananlarmu'minīna١
Sana, ganimetlere dair soru sorarlar, de ki: Ganimetler Allah'ın ve Peygamberindir. İnanıyorsanız Allah'tan sakının, aranızdaki münasebetleri düzeltin, Allah'a ve Peygamberine itaat edin.
8:2
إِنَّمَاgerçekteninnamāٱلْمُؤْمِنُونَMü'minlerl-mu'minūnaٱلَّذِينَo kimselerdir kialladhīnaإِذَاzamanidhāذُكِرَanıldığıdhukiraٱللَّهُAllahl-lahuوَجِلَتْürperirwajilatقُلُوبُهُمْyürekleriqulūbuhumوَإِذَاve zamanwa-idhāتُلِيَتْokunduğutuliyatعَلَيْهِمْkendilerineʿalayhimءَايَـٰتُهُۥO'nun ayetleriāyātuhuزَادَتْهُمْartırırzādathumإِيمَـٰنًۭاimanlarınıīmānanوَعَلَىٰvewaʿalāرَبِّهِمْRablerinerabbihimيَتَوَكَّلُونَtevekkül ederleryatawakkalūna٢
İnananlar ancak, o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalbleri titrer, ayetleri okunduğu zaman bu onların imanlarını artırır. Ve Rablerine güvenirler; namaz kılarlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarf ederler.
8:3
ٱلَّذِينَonlar kialladhīnaيُقِيمُونَkılarlaryuqīmūnaٱلصَّلَوٰةَnamazlarınıl-ṣalataوَمِمَّاve verdiğimiz rızıktanwamimmāرَزَقْنَـٰهُمْWe have provided themrazaqnāhumيُنفِقُونَ(Allah için) harcarlaryunfiqūna٣
İnananlar ancak, o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalbleri titrer, ayetleri okunduğu zaman bu onların imanlarını artırır. Ve Rablerine güvenirler; namaz kılarlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarf ederler.
8:4
أُو۟لَـٰٓئِكَişteulāikaهُمُonlardırhumuٱلْمُؤْمِنُونَmü'minlerl-mu'minūnaحَقًّۭا ۚgerçekḥaqqanلَّهُمْonlara vardırlahumدَرَجَـٰتٌderecelerdarajātunعِندَkatındaʿindaرَبِّهِمْRablerininrabbihimوَمَغْفِرَةٌۭve bağışlanmawamaghfiratunوَرِزْقٌۭve rızıkwariz'qunكَرِيمٌۭtükenmezkarīmun٤
İşte gerçekten inanmış olanlar bunlardır. Onlara Rablerinin katında mertebeler, mağfiret ve cömertçe verilmiş rızıklar vardır.
8:5
كَمَآnitekimkamāأَخْرَجَكَseni çıkardığı zamanakhrajakaرَبُّكَRabbinrabbukaمِنۢevindenminبَيْتِكَyour homebaytikaبِٱلْحَقِّhak uğrunabil-ḥaqiوَإِنَّgerçekten dewa-innaفَرِيقًۭاbir kısmıfarīqanمِّنَmü'minlerdenminaٱلْمُؤْمِنِينَthe believersl-mu'minīnaلَكَـٰرِهُونَbundan hoşlanmıyordulakārihūna٥
Nitekim, Rabbin seni hak uğrunda evinden savaş için çıkarmıştı, oysa müslümanların bir takımı bundan hoşlanmamıştı.
8:6
يُجَـٰدِلُونَكَseninle tartışıyorlardıyujādilūnakaفِىdairfīٱلْحَقِّhakkal-ḥaqiبَعْدَ مَاsonrabaʿdamāتَبَيَّنَortaya çıktıktantabayyanaكَأَنَّمَاgibika-annamāيُسَاقُونَsürülüyorlarmışyusāqūnaإِلَىölümeilāٱلْمَوْتِ[the] deathl-mawtiوَهُمْve onlarwahumيَنظُرُونَgözleri göre göreyanẓurūna٦
Sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi, gerçek ortaya çıktıktan sonra bile seninle tartışıyorlardı.
8:7
وَإِذْo zamanwa-idhيَعِدُكُمُsize va'dediyorduyaʿidukumuٱللَّهُAllahl-lahuإِحْدَىbirininiḥ'dāٱلطَّآئِفَتَيْنِiki topluluktanl-ṭāifatayniأَنَّهَاmuhakkakannahāلَكُمْsizin olduğunulakumوَتَوَدُّونَsiz de istiyordunuzwatawaddūnaأَنَّgerçektenannaغَيْرَhalighayraذَاتِthatdhātiٱلشَّوْكَةِkuvvetsiz olanınl-shawkatiتَكُونُolmasınıtakūnuلَكُمْsizinlakumوَيُرِيدُoysa istiyorduwayurīduٱللَّهُAllahl-lahuأَنgerçekleştirmekanيُحِقَّjustifyyuḥiqqaٱلْحَقَّhakkıl-ḥaqaبِكَلِمَـٰتِهِۦsözleriylebikalimātihiوَيَقْطَعَve kesmekwayaqṭaʿaدَابِرَardınıdābiraٱلْكَـٰفِرِينَkafirlerinl-kāfirīna٧
Allah bu iki taifeden birini size vadetmişti; siz, kuvvetsiz olanın size düşmesini istiyordunuz. Oysa, suçluların hoşuna gitmese de, hakkı ortaya çıkarmak ve batılı tepelemek için, Allah sözleriyle hakkı ortaya koymak ve inkarcıların kökünü kesmek istiyordu.
8:8
لِيُحِقَّta ki gerçekleştirsinliyuḥiqqaٱلْحَقَّhakkıl-ḥaqaوَيُبْطِلَve ortadan kaldırsınwayub'ṭilaٱلْبَـٰطِلَbatılıl-bāṭilaوَلَوْşayetwalawكَرِهَistemese (bile)karihaٱلْمُجْرِمُونَsuçlularl-muj'rimūna٨
Allah bu iki taifeden birini size vadetmişti; siz, kuvvetsiz olanın size düşmesini istiyordunuz. Oysa, suçluların hoşuna gitmese de, hakkı ortaya çıkarmak ve batılı tepelemek için, Allah sözleriyle hakkı ortaya koymak ve inkarcıların kökünü kesmek istiyordu.
8:9
إِذْhaniidhتَسْتَغِيثُونَsiz yardım istiyordunuztastaghīthūnaرَبَّكُمْRabbinizdenrabbakumفَٱسْتَجَابَkarşılık vermiştifa-is'tajābaلَكُمْsizelakumأَنِّىşüphesiz benannīمُمِدُّكُمsize yardım edeceğimmumiddukumبِأَلْفٍۢbinbi-alfinمِّنَileminaٱلْمَلَـٰٓئِكَةِmeleklerl-malāikatiمُرْدِفِينَbirbiri ardıncamur'difīna٩
Rabbinizin yardımına sığınıyordunuz. O, "Ben size, birbiri peşinden bin melekle yardım ederim" diye cevap vermişti.
8:10
وَمَاvewamāجَعَلَهُbunu yapmadıjaʿalahuٱللَّهُAllahl-lahuإِلَّاancak (yaptı)illāبُشْرَىٰmüjde olsun diyebush'rāوَلِتَطْمَئِنَّve yatışsın diyewalitaṭma-innaبِهِۦbununlabihiقُلُوبُكُمْ ۚkalbinizqulūbukumوَمَاve yokturwamāٱلنَّصْرُyardıml-naṣruإِلَّاbaşkacaillāمِنْkatındanminعِندِ[of]ʿindiٱللَّهِ ۚAllahl-lahiإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaعَزِيزٌdaima üstünʿazīzunحَكِيمٌhüküm ve hikmet sahibidirḥakīmun١٠
Allah bunu ancak bir müjde olması ve kalblerinizin yatışması için yapmıştı. Yardım ancak Allah katındandır. Doğrusu Allah güçlüdür, hakimdir.
8:11
إِذْO zamanidhيُغَشِّيكُمُsizi bürüyorduyughashīkumuٱلنُّعَاسَhafif bir uykul-nuʿāsaأَمَنَةًۭbir güven olmak üzereamanatanمِّنْهُO'ndan (Allah'tan)min'huوَيُنَزِّلُve indiriyorduwayunazziluعَلَيْكُمüzerinizeʿalaykumمِّنَgöktenminaٱلسَّمَآءِthe skyl-samāiمَآءًۭbir sumāanلِّيُطَهِّرَكُمsizi temizlemek içinliyuṭahhirakumبِهِۦonunlabihiوَيُذْهِبَve gidermek içinwayudh'hibaعَنكُمْsizdenʿankumرِجْزَpisliğinirij'zaٱلشَّيْطَـٰنِşeytanınl-shayṭāniوَلِيَرْبِطَve (birbirine) bağlamak içinwaliyarbiṭaعَلَىٰüzeriniʿalāقُلُوبِكُمْkalblerinizinqulūbikumوَيُثَبِّتَve pekiştirmek içinwayuthabbitaبِهِonunlabihiٱلْأَقْدَامَayakları(nızı)l-aqdāma١١
Allah kendi katından bir güven işareti olarak sizi hafif bir uykuya daldırmıştı. Sizi arıtmak, sizden şeytan vesvesesini gidermek, kalblerinizi pekiştirmek ve sebatınızı artırmak için gökten size su indirmişti.
8:12
إِذْhaniidhيُوحِىvahyediyorduyūḥīرَبُّكَRabbinrabbukaإِلَىmeleklereilāٱلْمَلَـٰٓئِكَةِthe Angelsl-malāikatiأَنِّىşüphesiz benannīمَعَكُمْsizinle beraberimmaʿakumفَثَبِّتُوا۟siz pekiştirinfathabbitūٱلَّذِينَkimselerialladhīnaءَامَنُوا۟ ۚinananlarıāmanūسَأُلْقِىben salacağımsa-ul'qīفِىiçinefīقُلُوبِyüreklerinequlūbiٱلَّذِينَkimselerinalladhīnaكَفَرُوا۟inkar edenlerinkafarūٱلرُّعْبَkorkul-ruʿ'baفَٱضْرِبُوا۟vurunfa-iḍ'ribūفَوْقَüstünefawqaٱلْأَعْنَاقِboyunların(ın)l-aʿnāqiوَٱضْرِبُوا۟ve vurunwa-iḍ'ribūمِنْهُمْonlarınmin'humكُلَّherkullaبَنَانٍۢparmağınabanānin١٢
Rabbin meleklere, "Ben sizinleyim, inananları destekleyin" diye vahyetti. "Ben inkar edenlerin kalblerine korku salacağım, artık vurun onların boyunları üstüne, vurun her parmağına" dedi.
8:13
ذَٰلِكَböyle (olacak)dhālikaبِأَنَّهُمْçünkü onlarbi-annahumشَآقُّوا۟karşı geldilershāqqūٱللَّهَAllah'al-lahaوَرَسُولَهُۥ ۚve Elçisinewarasūlahuوَمَنkimwamanيُشَاقِقِkarşı gelirseyushāqiqiٱللَّهَAllah'al-lahaوَرَسُولَهُۥve Elçisinewarasūlahuفَإِنَّmuhakkak kifa-innaٱللَّهَAllah'ınl-lahaشَدِيدُçetin olurshadīduٱلْعِقَابِcezasıl-ʿiqābi١٣
Bu, onların Allah'a ve Peygamberine karşı koymalarındandır. Kim Allah'a ve peygamberine karşı koyarsa, bilsin ki, Allah'ın cezası şiddetlidir.
8:14
ذَٰلِكُمْişte sizdhālikumفَذُوقُوهُşimdi tadın onufadhūqūhuوَأَنَّve şüphesizwa-annaلِلْكَـٰفِرِينَkafirler için vardırlil'kāfirīnaعَذَابَazabıʿadhābaٱلنَّارِateşl-nāri١٤
İşte bunu tadın, inkar edenlere cehennem azabı da vardır.
8:15
يَـٰٓأَيُّهَاeyyāayyuhāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَامَنُوٓا۟inanan(lar)āmanūإِذَاne zaman kiidhāلَقِيتُمُkarşılaşırsanızlaqītumuٱلَّذِينَkimselerlealladhīnaكَفَرُوا۟inkar edenlerlekafarūزَحْفًۭاtoplu haldezaḥfanفَلَاaslafalāتُوَلُّوهُمُonlara döndürmeyintuwallūhumuٱلْأَدْبَارَarkalar(ınız)ıl-adbāra١٥
Ey İnananlar! Savaş için ilerlerken, inkar edenlerle toplu halde karşılaştığınızda onlara arkanızı dönmeyin.
8:16
وَمَنve kimwamanيُوَلِّهِمْdöner(kaçar)sayuwallihimيَوْمَئِذٍۢo günyawma-idhinدُبُرَهُۥٓarkasınıduburahuإِلَّاdışındaillāمُتَحَرِّفًۭاbir tarafa çekilmekmutaḥarrifanلِّقِتَالٍsavaşmak içinliqitālinأَوْya daawمُتَحَيِّزًاkatılmakmutaḥayyizanإِلَىٰ(başka) bir birliğeilāفِئَةٍۢa groupfi-atinفَقَدْmuhakkakfaqadبَآءَuğrarbāaبِغَضَبٍۢbir gazababighaḍabinمِّنَAllahtanminaٱللَّهِAllahl-lahiوَمَأْوَىٰهُve onun yeriwamawāhuجَهَنَّمُ ۖcehennemdirjahannamuوَبِئْسَve o ne kötüwabi'saٱلْمَصِيرُvarılacak bir yerdirl-maṣīru١٦
Tekrar savaşmak için bir tarafa çekilmek veya bir başka topluluğa katılmak maksadı dışında, o gün arkasını düşmana dönen kimse Allah'dan bir gazaba uğramış olur. Onun varacağı yer cehennemdir. Ne kötü bir dönüştür!
8:17
فَلَمْonları siz öldürmedinizfalamتَقْتُلُوهُمْyou kill themtaqtulūhumوَلَـٰكِنَّfakatwalākinnaٱللَّهَAllahl-lahaقَتَلَهُمْ ۚonları öldürdüqatalahumوَمَاsen atmadınwamāرَمَيْتَyou threwramaytaإِذْzamanidhرَمَيْتَattığınramaytaوَلَـٰكِنَّfakatwalākinnaٱللَّهَAllahl-lahaرَمَىٰ ۚattıramāوَلِيُبْلِىَsınamak içinwaliyub'liyaٱلْمُؤْمِنِينَMü'minleril-mu'minīnaمِنْهُkendindenmin'huبَلَآءًbir imtihanlabalāanحَسَنًا ۚgüzelḥasananإِنَّdoğrusuinnaٱللَّهَAllahl-lahaسَمِيعٌişitendirsamīʿunعَلِيمٌۭbilendirʿalīmun١٧
Onları siz öldürmediniz fakat Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmamıştın, fakat Allah atmıştı. Allah bunu, inananları güzel bir imtihana tabi tutmak için yapmıştı. Doğrusu O işitir ve bilir.
8:18
ذَٰلِكُمْişte size böyle yaptıdhālikumوَأَنَّçünküwa-annaٱللَّهَAllahl-lahaمُوهِنُzayıflatırmūhinuكَيْدِtuzağınıkaydiٱلْكَـٰفِرِينَkafirlerinl-kāfirīna١٨
İşte bu, Allah'ın inkarcıların düzenini zayıflatıp yok etmesidir.
8:19
إِنeğerinتَسْتَفْتِحُوا۟fetih istiyorsanıztastaftiḥūفَقَدْiştefaqadجَآءَكُمُsize geldijāakumuٱلْفَتْحُ ۖfetihl-fatḥuوَإِنeğerwa-inتَنتَهُوا۟vazgeçerseniztantahūفَهُوَbufahuwaخَيْرٌۭiyidirkhayrunلَّكُمْ ۖsizin içinlakumوَإِنama yinewa-inتَعُودُوا۟dönerseniztaʿūdūنَعُدْbiz de döneriznaʿudوَلَنsağlayamazwalanتُغْنِىَwill availtugh'niyaعَنكُمْsizeʿankumفِئَتُكُمْtopluluğunuzfi-atukumشَيْـًۭٔاhiçbir şey (yarar)shayanوَلَوْşayetwalawكَثُرَتْçok da olsakathuratوَأَنَّçünküwa-annaٱللَّهَAllahl-lahaمَعَberaberdirmaʿaٱلْمُؤْمِنِينَinananlarlal-mu'minīna١٩
Ey inkarcılar! Zafer istiyorsanız, işte zafer geldi (aleyhinize çıktı). Peygambere karşı gelmekten vazgeçerseniz sizin iyiliğinize olur, yok tekrar dönerseniz biz de döneriz; topluluğunuz çok da olsa size hiçbir fayda vermez. Allah inananlarla beraberdir.
8:20
يَـٰٓأَيُّهَاeyyāayyuhāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَامَنُوٓا۟inanan(lar)āmanūأَطِيعُوا۟ita'at edinaṭīʿūٱللَّهَAllah'al-lahaوَرَسُولَهُۥve Elçisinewarasūlahuوَلَاve aslawalāتَوَلَّوْا۟dönmeyintawallawعَنْهُondanʿanhuوَأَنتُمْve sizwa-antumتَسْمَعُونَişittiğiniz haldetasmaʿūna٢٠
Ey inananlar! Allah'a ve Peygamberine itaat edin, Kuran'ı dinleyip dururken yüz çevirmeyin, dinlemedikleri halde "dinledik" diyenler gibi olmayın.
8:21
وَلَاve aslawalāتَكُونُوا۟olmayıntakūnūكَٱلَّذِينَgibika-alladhīnaقَالُوا۟diyenlerqālūسَمِعْنَاişittiksamiʿ'nāوَهُمْve onlarwahumلَاişitmedikleri haldelāيَسْمَعُونَhearyasmaʿūna٢١
Ey inananlar! Allah'a ve Peygamberine itaat edin, Kuran'ı dinleyip dururken yüz çevirmeyin, dinlemedikleri halde "dinledik" diyenler gibi olmayın.
8:22
۞ إِنَّşüphesizinnaشَرَّen kötüsüsharraٱلدَّوَآبِّcanlılarınl-dawābiعِندَkatındaʿindaٱللَّهِAllahl-lahiٱلصُّمُّsağırlarl-ṣumuٱلْبُكْمُve dilsizlerdirl-buk'muٱلَّذِينَonlar kialladhīnaلَاdüşünmezlerlāيَعْقِلُونَuse (their) intellectyaʿqilūna٢٢
Allah katında, yeryüzündeki canlıların en kötüsü gerçeği akletmeyen sağırlar ve dilsizlerdir.
8:23
وَلَوْşayetwalawعَلِمَbilseydiʿalimaٱللَّهُAllahl-lahuفِيهِمْonlarda vardırfīhimخَيْرًۭاbir iyilikkhayranلَّأَسْمَعَهُمْ ۖelbette onlara işittirirdila-asmaʿahumوَلَوْşayetwalawأَسْمَعَهُمْonlara işittirseydi deasmaʿahumلَتَوَلَّوا۟yine dönerlerdilatawallawوَّهُمonlarwahumمُّعْرِضُونَaldırmayarakmuʿ'riḍūna٢٣
Allah onlarda bir iyilik görseydi onlara işittirirdi. Onlara işittirmiş olsaydı yine de yüz çevirirlerdi, zaten dönektirler.
8:24
يَـٰٓأَيُّهَاeyyāayyuhāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَامَنُوا۟inanan(lar)āmanūٱسْتَجِيبُوا۟çağrısına koşunis'tajībūلِلَّهِAllah'ınlillahiوَلِلرَّسُولِve Elçisininwalilrrasūliإِذَاzamanidhāدَعَاكُمْsizi çağırdığıdaʿākumلِمَاşeylerelimāيُحْيِيكُمْ ۖsizi yaşatacakyuḥ'yīkumوَٱعْلَمُوٓا۟ve bilin kiwa-iʿ'lamūأَنَّmuhakkakannaٱللَّهَAllahl-lahaيَحُولُgireryaḥūluبَيْنَarasınabaynaٱلْمَرْءِkişi ilel-mariوَقَلْبِهِۦonun kalbiwaqalbihiوَأَنَّهُۥٓve sizwa-annahuإِلَيْهِO'nun huzurunailayhiتُحْشَرُونَtoplanacaksınıztuḥ'sharūna٢٤
Ey inananlar! Allah ve Peygamber, sizi, hayat verecek şeye çağırdığı zaman icabet edin. Allah'ın kişi ile kalbi arasına girdiğini ve sonunda O'nun katında toplanacağınızı bilin.
8:25
وَٱتَّقُوا۟sakınınwa-ittaqūفِتْنَةًۭfitnedenfit'natanلَّاerişmekle kalmazlāتُصِيبَنَّwhich will afflicttuṣībannaٱلَّذِينَkimselerealladhīnaظَلَمُوا۟haksızlık edenlereẓalamūمِنكُمْaranızdanminkumخَآصَّةًۭ ۖyalnızcakhāṣṣatanوَٱعْلَمُوٓا۟bilin kiwa-iʿ'lamūأَنَّmuhakkakannaٱللَّهَAllah'ınl-lahaشَدِيدُçetindirshadīduٱلْعِقَابِazabıl-ʿiqābi٢٥
Aranızdan yalnız zalimlere erişmekle kalmayacak fitneden sakının, Allah'ın azabının şiddetli olduğunu bilin.
8:26
وَٱذْكُرُوٓا۟düşünün kiwa-udh'kurūإِذْbir zamanidhأَنتُمْsizantumقَلِيلٌۭaz idinizqalīlunمُّسْتَضْعَفُونَhırpalanıyordunuzmus'taḍʿafūnaفِىyeryüzündefīٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiتَخَافُونَkorkuyordunuztakhāfūnaأَنsizi kapıp götürmesindenanيَتَخَطَّفَكُمُmight do away with youyatakhaṭṭafakumuٱلنَّاسُinsanlarınl-nāsuفَـَٔاوَىٰكُمْ(Allah) sizi barındırdıfaāwākumوَأَيَّدَكُمve sizi desteklediwa-ayyadakumبِنَصْرِهِۦyardımıylebinaṣrihiوَرَزَقَكُمve sizi beslediwarazaqakumمِّنَgüzel şeylerleminaٱلطَّيِّبَـٰتِthe good thingsl-ṭayibātiلَعَلَّكُمْbelkilaʿallakumتَشْكُرُونَşükredersiniztashkurūna٢٦
Yeryüzünde az sayıda olduğunuz ve zayıf sayıldığınız için insanların sizi esir olarak alıp götürmesinden korktuğunuz zamanları, hatırlayın. Allah, şükredesiniz diye sizi barındırmış, yardımıyla desteklemiş, temiz şeylerle rızıklandırmıştır.
8:27
يَـٰٓأَيُّهَاeyyāayyuhāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَامَنُوا۟inanan(lar)āmanūلَاhiyanet etmeyinlāتَخُونُوا۟betraytakhūnūٱللَّهَAllah'al-lahaوَٱلرَّسُولَve Elçisinewal-rasūlaوَتَخُونُوٓا۟hiyanet ederekwatakhūnūأَمَـٰنَـٰتِكُمْemanetlerinizeamānātikumوَأَنتُمْve sizwa-antumتَعْلَمُونَbildiğiniz haldetaʿlamūna٢٧
Ey inananlar! Allah'a ve Peygambere karşı hainlik etmeyin, size güvenilen şeylere bile bile hıyanet etmiş olursunuz.
8:28
وَٱعْلَمُوٓا۟ve bilin kiwa-iʿ'lamūأَنَّمَآşüphesizannamāأَمْوَٰلُكُمْmallarınızamwālukumوَأَوْلَـٰدُكُمْve çocuklarınızwa-awlādukumفِتْنَةٌۭbirer fitne(sınav)dırfit'natunوَأَنَّve süphesizwa-annaٱللَّهَAllah('a gelince)l-lahaعِندَهُۥٓo'nun yanındadırʿindahuأَجْرٌmükafatajrunعَظِيمٌۭbüyükʿaẓīmun٢٨
Mallarınızın ve çocuklarınızın, aslında bir sınama olduğunu ve büyük ecrin Allah katında bulunduğunu bilin.
8:29
يَـٰٓأَيُّهَاEyyāayyuhāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَامَنُوٓا۟inanan(lar)āmanūإِنeğerinتَتَّقُوا۟korkarsanıztattaqūٱللَّهَAllah'tanl-lahaيَجْعَلO veriryajʿalلَّكُمْsizelakumفُرْقَانًۭاiyi ile kötüyü ayırdedici bir anlayışfur'qānanوَيُكَفِّرْve örterwayukaffirعَنكُمْsizinʿankumسَيِّـَٔاتِكُمْkötülüklerinizisayyiātikumوَيَغْفِرْve bağışlarwayaghfirلَكُمْ ۗsizilakumوَٱللَّهُAllahwal-lahuذُوsahibidirdhūٱلْفَضْلِlutufl-faḍliٱلْعَظِيمِbüyükl-ʿaẓīmi٢٩
Ey inananlar! Allah'tan sakınırsanız, O size iyiyi kötüden ayırdedecek bir anlayış verir, kötülüklerinizi örter, sizi bağışlar. Allah büyük, bol nimet sahibidir.
8:30
وَإِذْve haniwa-idhيَمْكُرُtuzak kuruyorlardıyamkuruبِكَsanabikaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaكَفَرُوا۟inkar edenlerkafarūلِيُثْبِتُوكَseni tutup bağlamaları içinliyuth'bitūkaأَوْveyaawيَقْتُلُوكَöldürmeleri içinyaqtulūkaأَوْya daawيُخْرِجُوكَ ۚsürmeleri içinyukh'rijūkaوَيَمْكُرُونَonlar tuzak kurarlarkenwayamkurūnaوَيَمْكُرُtuzak kuruyorduwayamkuruٱللَّهُ ۖAllah dal-lahuوَٱللَّهُAllahwal-lahuخَيْرُen iyisidirkhayruٱلْمَـٰكِرِينَtuzak kuranlarınl-mākirīna٣٠
İnkar edenler, seni bağlayıp bir yere kapamak veya öldürmek, ya da sürmek için düzen kuruyorlardı. Onlar düzen kurarken, Allah da düzenlerini bozuyordu. Allah düzen yapanların en iyisidir.
8:31
وَإِذَاzamanwa-idhāتُتْلَىٰokunduğutut'lāعَلَيْهِمْonlaraʿalayhimءَايَـٰتُنَاayetlerimizāyātunāقَالُوا۟dedilerqālūقَدْmuhakkakqadسَمِعْنَاİşittiksamiʿ'nāلَوْşayetlawنَشَآءُisteseknashāuلَقُلْنَاbiz de söylerizlaqul'nāمِثْلَgibisinimith'laهَـٰذَآ ۙbununhādhāإِنْbuinهَـٰذَآis thishādhāإِلَّآancakillāأَسَـٰطِيرُmasallarındandırasāṭīruٱلْأَوَّلِينَevvelkilerinl-awalīna٣١
Ayetlerimiz onlara okunduğu zaman, "İşittik, işittik! İstesek biz de aynını söyleyebiliriz; bu sadece eskilerin masallarıdır" derlerdi.
8:32
وَإِذْve haniwa-idhقَالُوا۟demişlerdiqālūٱللَّهُمَّAllah'ıml-lahumaإِنeğerinكَانَisekānaهَـٰذَاbuhādhāهُوَ(kişi)huwaٱلْحَقَّbir gerçekl-ḥaqaمِنْsenin yanından gelmişminعِندِكَfrom Youʿindikaفَأَمْطِرْyağdırfa-amṭirعَلَيْنَاbaşımızaʿalaynāحِجَارَةًۭtaşḥijāratanمِّنَgöktenminaٱلسَّمَآءِthe skyl-samāiأَوِyahutawiٱئْتِنَاbize getiri'tināبِعَذَابٍbir azabbiʿadhābinأَلِيمٍۢacıklıalīmin٣٢
"Allah'ımız! Eğer bu Kitap, gerçekten Senin katından ise bize gökten taş yağdır veya can yakıcı bir azab ver" demişlerdi.
8:33
وَمَاoysawamāكَانَdeğildikānaٱللَّهُAllahl-lahuلِيُعَذِّبَهُمْonlara azab edecekliyuʿadhibahumوَأَنتَve senwa-antaفِيهِمْ ۚonların içinde bulundukçafīhimوَمَاvewamāكَانَdeğildikānaٱللَّهُAllahl-lahuمُعَذِّبَهُمْonlara azab edecekmuʿadhibahumوَهُمْve onlarwahumيَسْتَغْفِرُونَistiğfar ederlerkenyastaghfirūna٣٣
Oysa, sen içlerinde iken Allah onlara azabetmez. Onlar bağışlanma dilerlerken de elbette Allah azab edecek değildir.
8:34
وَمَاnedenwamāلَهُمْonlaralahumأَلَّاazabetmesin?allāيُعَذِّبَهُمُ(should) punish themyuʿadhibahumuٱللَّهُAllahl-lahuوَهُمْonlarwahumيَصُدُّونَgeri çevirdikleriyaṣuddūnaعَنِMescid-iʿaniٱلْمَسْجِدِAl-Masjidl-masjidiٱلْحَرَامِharamdanl-ḥarāmiوَمَاvewamāكَانُوٓا۟olmadıkları haldekānūأَوْلِيَآءَهُۥٓ ۚonun velisiawliyāahuإِنْonun velileriinأَوْلِيَآؤُهُۥٓits guardiansawliyāuhuإِلَّاsadeceillāٱلْمُتَّقُونَkorunanlardırl-mutaqūnaوَلَـٰكِنَّfakatwalākinnaأَكْثَرَهُمْçoklarıaktharahumلَاbilmezlerlāيَعْلَمُونَknowyaʿlamūna٣٤
Yoksa Mescidi Haram'a girmekten menederlerken Allah onlara niçin azab etmesin? Hem de O'nun dostu değiller; O'nun dostları ancak karşı gelmekten sakınanlardır. Fakat çoğu bunu bilmiyorlar.
8:35
وَمَاvewamāكَانَdeğildirkānaصَلَاتُهُمْonların namazlarıṣalātuhumعِندَyanındakiʿindaٱلْبَيْتِBeyt(ullah)l-baytiإِلَّاbaşkaillāمُكَآءًۭıslık çalmadanmukāanوَتَصْدِيَةًۭ ۚve el çırpmadanwataṣdiyatanفَذُوقُوا۟O halde tadınfadhūqūٱلْعَذَابَazabıl-ʿadhābaبِمَاdolayıbimāكُنتُمْolmanızdankuntumتَكْفُرُونَinkar ediyor(lar)takfurūna٣٥
Kabe'deki tapınmaları sadece ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka bir şey değildir. İnkarınıza karşılık artık azabı tadın.
8:36
إِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(ler)kafarūيُنفِقُونَharcarlaryunfiqūnaأَمْوَٰلَهُمْmallarınıamwālahumلِيَصُدُّوا۟engel olmak içinliyaṣuddūعَنyolunaʿanسَبِيلِ(the) waysabīliٱللَّهِ ۚAllahl-lahiفَسَيُنفِقُونَهَاve harcayacaklarfasayunfiqūnahāثُمَّsonra (bu)thummaتَكُونُolacaktakūnuعَلَيْهِمْkendilerineʿalayhimحَسْرَةًۭdertḥasratanثُمَّnihayetthummaيُغْلَبُونَ ۗyenilecekleryugh'labūnaوَٱلَّذِينَve kimselerwa-alladhīnaكَفَرُوٓا۟inkar eden(ler)kafarūإِلَىٰcehennemeilāجَهَنَّمَHelljahannamaيُحْشَرُونَsürüleceklerdiryuḥ'sharūna٣٦
Doğrusu inkar edenler mallarını Allah'ın yolundan insanları alıkoymak için sarfederler ve daha da sarfedeceklerdir; ama sonra içleri yanacak, hem de mağlup olacaklardır. Bu, Allah'ın, temizi murdardan ayırması ve murdarları üstüste koyup hepsini yığarak cehenneme yerleştirmesi içindir; inkar edenler cehenneme toplanacaklardır. İşte onlar mahvolanlardır.
8:37
لِيَمِيزَayıklasın diyeliyamīzaٱللَّهُAllahl-lahuٱلْخَبِيثَmurdarıl-khabīthaمِنَtemizdenminaٱلطَّيِّبِthe goodl-ṭayibiوَيَجْعَلَve koyupwayajʿalaٱلْخَبِيثَbütün murdarlarıl-khabīthaبَعْضَهُۥbirinibaʿḍahuعَلَىٰüzerineʿalāبَعْضٍۢdiğerininbaʿḍinفَيَرْكُمَهُۥyığsın dafayarkumahuجَمِيعًۭاhepsinijamīʿanفَيَجْعَلَهُۥatsınfayajʿalahuفِىcehennemefīجَهَنَّمَ ۚHelljahannamaأُو۟لَـٰٓئِكَişteulāikaهُمُonlardırhumuٱلْخَـٰسِرُونَziyana uğrayanlarl-khāsirūna٣٧
Doğrusu inkar edenler mallarını Allah'ın yolundan insanları alıkoymak için sarfederler ve daha da sarfedeceklerdir; ama sonra içleri yanacak, hem de mağlup olacaklardır. Bu, Allah'ın, temizi murdardan ayırması ve murdarları üstüste koyup hepsini yığarak cehenneme yerleştirmesi içindir; inkar edenler cehenneme toplanacaklardır. İşte onlar mahvolanlardır.
8:38
قُلsöylequlلِّلَّذِينَkimselerelilladhīnaكَفَرُوٓا۟inkar eden(lere)kafarūإِنeğerinيَنتَهُوا۟vazgeçerlerseyantahūيُغْفَرْbağışlanıryugh'farلَهُمkendilerinelahumمَّاolanlarmāقَدْgeçmiştekilerqadسَلَفَ(is) pastsalafaوَإِنyok yinewa-inيَعُودُوا۟dönerlerseyaʿūdūفَقَدْelbettefaqadمَضَتْgeçerlidirmaḍatسُنَّتُkanunusunnatuٱلْأَوَّلِينَöncekilerinl-awalīna٣٨
İnkar edenlere, eğer savaştan vazgeçerlerse, geçmişlerinin bağışlanacağını ve tekrar başlarlarsa evvelkilerin hükmünün uygulanacağını söyle.
8:39
وَقَـٰتِلُوهُمْve onlarla savaşınwaqātilūhumحَتَّىٰkadarḥattāلَاkalmayıncayalāتَكُونَthere istakūnaفِتْنَةٌۭfitnefit'natunوَيَكُونَve oluncaya (kadar)wayakūnaٱلدِّينُdinl-dīnuكُلُّهُۥtamamenkulluhuلِلَّهِ ۚAllah'ınlillahiفَإِنِeğerfa-iniٱنتَهَوْا۟son verirlerseintahawفَإِنَّmuhakkak kifa-innaٱللَّهَAllahl-lahaبِمَاnebimāيَعْمَلُونَyaptıklarınıyaʿmalūnaبَصِيرٌۭgörmektedirbaṣīrun٣٩
Fitne kalmayıp, yalnız Allah'ın dini kalana kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse bilsinler ki Allah onların işlediklerini şüphesiz görür.
8:40
وَإِنeğerwa-inتَوَلَّوْا۟dönerlersetawallawفَٱعْلَمُوٓا۟bilin kifa-iʿ'lamūأَنَّmuhakkakannaٱللَّهَAllahl-lahaمَوْلَىٰكُمْ ۚsizin sahibinizdirmawlākumنِعْمَO ne güzel'niʿ'maٱلْمَوْلَىٰsahipl-mawlāوَنِعْمَve ne güzelwaniʿ'maٱلنَّصِيرُyardımcıdırl-naṣīru٤٠
Eğer yüz çevirirlerse Allah'ın sizin dostunuz olduğunu bilin; O ne güzel dost, ne güzel yardımcıdır!
8:41
۞ وَٱعْلَمُوٓا۟bilin kiwa-iʿ'lamūأَنَّمَاaldığınız ganimetlerinannamāغَنِمْتُمyou obtain (as) spoils of warghanim'tumمِّنherbirininminشَىْءٍۢanythingshayinفَأَنَّmuhakkakfa-annaلِلَّهِAllah'a aittirlillahiخُمُسَهُۥbeşte birikhumusahuوَلِلرَّسُولِve Elçisinewalilrrasūliوَلِذِىve akrabalarawalidhīٱلْقُرْبَىٰnear relativesl-qur'bāوَٱلْيَتَـٰمَىٰve yetimlerewal-yatāmāوَٱلْمَسَـٰكِينِve yoksullarawal-masākīniوَٱبْنِve yolcu(lar)awa-ib'niٱلسَّبِيلِwayfarerl-sabīliإِنeğerinكُنتُمْisenizkuntumءَامَنتُمinanmışāmantumبِٱللَّهِAllah'abil-lahiوَمَآvewamāأَنزَلْنَاindirdiğimizeanzalnāعَلَىٰkulumuzaʿalāعَبْدِنَاOur slaveʿabdināيَوْمَgünündeyawmaٱلْفُرْقَانِayrılmal-fur'qāniيَوْمَgündeyawmaٱلْتَقَىkarşılaştığıl-taqāٱلْجَمْعَانِ ۗo iki topluluğunl-jamʿāniوَٱللَّهُAllahwal-lahuعَلَىٰüzerineʿalāكُلِّherkulliشَىْءٍۢşeyshayinقَدِيرٌkadirdirqadīrun٤١
Eğer Allah'a ve hakkı batıldan ayıran o günde, iki topluluğun karşılaştığı günde kulumuza indirdiğimize inanıyorsanız, bilin ki, ele geçirdiğiniz ganimetin beşte biri Allah'ın, Peygamber'in ve yakınlarının, yetimlerin, düşkünlerin ve yolcularındır. Allah her şeye Kadir'dir.
8:42
إِذْo vakitidhأَنتُمsizantumبِٱلْعُدْوَةِvadininbil-ʿud'watiٱلدُّنْيَاyakın kenarında idinizl-dun'yāوَهُمve onlar dawahumبِٱلْعُدْوَةِvadininbil-ʿud'watiٱلْقُصْوَىٰuzak kenarında idilerl-quṣ'wāوَٱلرَّكْبُve kervan dawal-rakbuأَسْفَلَdaha aşağıda idiasfalaمِنكُمْ ۚsizdenminkumوَلَوْve eğerwalawتَوَاعَدتُّمْsözleşmiş olsaydınız dahitawāʿadttumلَٱخْتَلَفْتُمْbuluşamazdınızla-ikh'talaftumفِىsözleştiğiniz vakittefīٱلْمِيعَـٰدِ ۙthe appointmentl-mīʿādiوَلَـٰكِنfakat buwalākinلِّيَقْضِىَyerine getirmesi içindirliyaqḍiyaٱللَّهُAllah'ınl-lahuأَمْرًۭاbir işiamranكَانَyapılması gerekenkānaمَفْعُولًۭاdestinedmafʿūlanلِّيَهْلِكَhelak olsun diyeliyahlikaمَنْkimsemanهَلَكَhelak olanhalakaعَنۢaçık delilleʿanبَيِّنَةٍۢa clear evidencebayyinatinوَيَحْيَىٰve yaşasın diyewayaḥyāمَنْkimse (de)manحَىَّyaşayanḥayyaعَنۢaçık delilleʿanبَيِّنَةٍۢ ۗa clear evidencebayyinatinوَإِنَّçünküwa-innaٱللَّهَAllahl-lahaلَسَمِيعٌişitendirlasamīʿunعَلِيمٌbilendirʿalīmun٤٢
Siz vadiye en yakın ve onlar da en uzak yamaçta idiler; kervanın süvarileri sizden daha aşağıdaydı. Savaş için buluşmak üzere sözleşmeye kalksaydınız, vaktini tayinde anlaşmazlığa düşerdiniz; fakat Allah mahvolan, apaçık belgeden ötürü mahvolsun, yaşayan da apaçık belgeden ötürü yaşasın diye olacak işi yaptı. Doğrusu Allah işitir ve bilir.
8:43
إِذْhaniidhيُرِيكَهُمُsana onları gösteriyorduyurīkahumuٱللَّهُAllahl-lahuفِىuykundafīمَنَامِكَyour dreammanāmikaقَلِيلًۭا ۖazqalīlanوَلَوْve eğerwalawأَرَىٰكَهُمْsana onları gösterseydiarākahumكَثِيرًۭاçokkathīranلَّفَشِلْتُمْçekinirdinizlafashil'tumوَلَتَنَـٰزَعْتُمْve çekişirdinizwalatanāzaʿtumفِى(savaş) iş(in)defīٱلْأَمْرِthe matterl-amriوَلَـٰكِنَّfakatwalākinnaٱللَّهَAllahl-lahaسَلَّمَ ۗkurtardısallamaإِنَّهُۥdoğrusu Oinnahuعَلِيمٌۢbilirʿalīmunبِذَاتِözünübidhātiٱلصُّدُورِgöğüslerinl-ṣudūri٤٣
Allah onları uykunda sana az gösteriyordu. Çok göstermiş olsaydı, yılacak ve bu hususta çekişmeye başlıyacaktınız, fakat Allah sizi kurtardı; çünkü O kalblerde olanı bilir.
8:44
وَإِذْta kiwa-idhيُرِيكُمُوهُمْonları gösteriyoryurīkumūhumإِذِzamanidhiٱلْتَقَيْتُمْkarşılaştığınızl-taqaytumفِىٓsizin gözlerinizefīأَعْيُنِكُمْyour eyesaʿyunikumقَلِيلًۭاazqalīlanوَيُقَلِّلُكُمْve sizi de azaltıyorduwayuqallilukumفِىٓonların gözlerindefīأَعْيُنِهِمْtheir eyesaʿyunihimلِيَقْضِىَyerine getirmesi içinliyaqḍiyaٱللَّهُAllah'ınl-lahuأَمْرًۭاbir işiamranكَانَyapılması gerekenkānaمَفْعُولًۭا ۗ(already) destinedmafʿūlanوَإِلَىvewa-ilāٱللَّهِAllah'al-lahiتُرْجَعُdöndürülecektirtur'jaʿuٱلْأُمُورُ(bütün) işlerl-umūru٤٤
Karşılaştığınızda, olacak işi oldurmak için, onları gözlerinize az gösteriyor ve sizi de onların gözünde azaltıyordu. Bütün işler dönüp Allah'a varır.
8:45
يَـٰٓأَيُّهَاEyyāayyuhāٱلَّذِينَkimseler;alladhīnaءَامَنُوٓا۟inanan(lar)āmanūإِذَاzamanidhāلَقِيتُمْkarşılaştığınızlaqītumفِئَةًۭbir topluluklafi-atanفَٱثْبُتُوا۟sebat edinfa-uth'butūوَٱذْكُرُوا۟ve anınwa-udh'kurūٱللَّهَAllah'ıl-lahaكَثِيرًۭاçokkathīranلَّعَلَّكُمْbelkilaʿallakumتُفْلِحُونَbaşarıya erişirsiniztuf'liḥūna٤٥
Ey inananlar! Bir toplulukla karşılaşırsanız dayanın; başarıya erişebilmeniz için Allah'ı çok anın.
8:46
وَأَطِيعُوا۟ve ita'at edinwa-aṭīʿūٱللَّهَAllah'al-lahaوَرَسُولَهُۥve Elçisinewarasūlahuوَلَاbirbirinizle çekişmeyinwalāتَنَـٰزَعُوا۟disputetanāzaʿūفَتَفْشَلُوا۟yoksa korkuya kapılırsınız dafatafshalūوَتَذْهَبَve giderwatadhhabaرِيحُكُمْ ۖgücünüz (devletiniz)rīḥukumوَٱصْبِرُوٓا۟ ۚve sabredinwa-iṣ'birūإِنَّçünküinnaٱللَّهَAllahl-lahaمَعَberaberdirmaʿaٱلصَّـٰبِرِينَsabredenlerlel-ṣābirīna٤٦
Allah'a ve Peygamberine itaat edin; çekişmeyin, yoksa korkar başarısızlığa düşersiniz ve kuvvetiniz gider. Sabredin, doğrusu Allah sabredenlerle beraberdir.
8:47
وَلَاolmayınwalāتَكُونُوا۟betakūnūكَٱلَّذِينَgibika-alladhīnaخَرَجُوا۟çıkankharajūمِنyurtlarındanminدِيَـٰرِهِمtheir homesdiyārihimبَطَرًۭاçalım satarakbaṭaranوَرِئَآءَve gösteriş yaparakwariāaٱلنَّاسِinsanlaral-nāsiوَيَصُدُّونَve men'edenlerwayaṣuddūnaعَنyolundanʿanسَبِيلِ(the) waysabīliٱللَّهِ ۚAllahl-lahiوَٱللَّهُve Allahwal-lahuبِمَاonların bütün yaptıklarınıbimāيَعْمَلُونَthey doyaʿmalūnaمُحِيطٌۭkuşatmıştımuḥīṭun٤٧
Yurtlarından böbürlenerek, insanlara gösteriş yaparak çıkan ve Allah yolundan men edenler gibi olmayın. Allah onların işlediklerini her yönüyle bilendir.
8:48
وَإِذْO zamanwa-idhزَيَّنَsüslemişzayyanaلَهُمُonlaralahumuٱلشَّيْطَـٰنُşeytanl-shayṭānuأَعْمَـٰلَهُمْyaptıkları işiaʿmālahumوَقَالَve demiştiwaqālaلَاyokturlāغَالِبَyenecek kimseghālibaلَكُمُsizilakumuٱلْيَوْمَbugünl-yawmaمِنَinsanlardanminaٱلنَّاسِthe peoplel-nāsiوَإِنِّىve elbette benwa-innīجَارٌۭyanınızdayımjārunلَّكُمْ ۖsizinlakumفَلَمَّاfakat ne zamanfalammāتَرَآءَتِbirbirini görüncetarāatiٱلْفِئَتَانِiki toplulukl-fi-atāniنَكَصَ(geriye) dönüpnakaṣaعَلَىٰüzerineʿalāعَقِبَيْهِiki ökçesiʿaqibayhiوَقَالَve dedi kiwaqālaإِنِّىelbette beninnīبَرِىٓءٌۭuzağımbarīonمِّنكُمْsizdenminkumإِنِّىٓelbette beninnīأَرَىٰgörüyorumarāمَاşeylerimāلَاsizin görmediğinizilāتَرَوْنَyou seetarawnaإِنِّىٓelbette beninnīأَخَافُkorkarımakhāfuٱللَّهَ ۚAllah'tanl-lahaوَٱللَّهُzira Allah'ınwal-lahuشَدِيدُçetindirshadīduٱلْعِقَابِcezasıl-ʿiqābi٤٨
Şeytan onlara işlediklerini güzel gösterdi ve "Bugün insanlardan sizi yenecek kimse yoktur; doğrusu ben de size yardımcıyım" dedi. İki ordu karşılaşınca da, geri dönüp, "Benim sizinle ilgim yok; doğrusu sizin görmediğinizi ben görüyorum ve şüphesiz Allah'tan korkuyorum, Allah'ın azabı şiddetlidir" dedi.
8:49
إِذْo vakitidhيَقُولُdiyorlardıyaqūluٱلْمُنَـٰفِقُونَMünafıklarl-munāfiqūnaوَٱلَّذِينَve kimselerwa-alladhīnaفِىbulunanfīقُلُوبِهِمkalblerindequlūbihimمَّرَضٌhastalıkmaraḍunغَرَّaldatmışgharraهَـٰٓؤُلَآءِbunlarıhāulāiدِينُهُمْ ۗdinleridīnuhumوَمَنoysa kimwamanيَتَوَكَّلْdayanırsayatawakkalعَلَىAllah'aʿalāٱللَّهِAllahl-lahiفَإِنَّşüphesizfa-innaٱللَّهَAllahl-lahaعَزِيزٌdaima galibtirʿazīzunحَكِيمٌۭhüküm ve hikmet sahibidirḥakīmun٤٩
İkiyüzlüler ve kalblerinde hastalık bulunanlar "Müslümanları dinleri aldattı" diyorlardı; oysa, kim Allah'a güvenirse bilmelidir ki Allah güçlüdür, hakimdir.
8:50
وَلَوْve keşkewalawتَرَىٰٓgörseydintarāإِذْcanlarını alırkenidhيَتَوَفَّىtake away soulsyatawaffāٱلَّذِينَkimselerialladhīnaكَفَرُوا۟ ۙo inkar eden(leri)kafarūٱلْمَلَـٰٓئِكَةُMeleklerl-malāikatuيَضْرِبُونَvuruyorlaryaḍribūnaوُجُوهَهُمْyüzlerinewujūhahumوَأَدْبَـٰرَهُمْve kıçlarınawa-adbārahumوَذُوقُوا۟haydi tadınwadhūqūعَذَابَazabınıʿadhābaٱلْحَرِيقِyangınl-ḥarīqi٥٠
Melekler, inkar edenlerin yüzlerine ve sırtlarına vurarak, "Yakıcı azabı tadın, bu, kendi ellerinizle yaptığınızın karşılığıdır" diyerek canlarını alırken bir görseydin! Yoksa Allah kullara asla zulmetmez.
8:51
ذَٰلِكَişte budhālikaبِمَاyüzündendirbimāقَدَّمَتْyapıp öne sürdüğü işlerqaddamatأَيْدِيكُمْellerinizinaydīkumوَأَنَّyoksa şüphesizwa-annaٱللَّهَAllahl-lahaلَيْسَdeğildirlaysaبِظَلَّـٰمٍۢzulmedicibiẓallāminلِّلْعَبِيدِkullaralil'ʿabīdi٥١
Melekler, inkar edenlerin yüzlerine ve sırtlarına vurarak, "Yakıcı azabı tadın, bu, kendi ellerinizle yaptığınızın karşılığıdır" diyerek canlarını alırken bir görseydin! Yoksa Allah kullara asla zulmetmez.
8:52
كَدَأْبِtıpkı gidişi gibidirkadabiءَالِailesiāliفِرْعَوْنَ ۙFir'avnfir'ʿawnaوَٱلَّذِينَve kimselerinwa-alladhīnaمِنonlardan öncekilerinminقَبْلِهِمْ ۚbefore themqablihimكَفَرُوا۟(onlar da) inkar etmişlerdikafarūبِـَٔايَـٰتِayetlerinibiāyātiٱللَّهِAllah'ınl-lahiفَأَخَذَهُمُonları yakalamıştıfa-akhadhahumuٱللَّهُAllahl-lahuبِذُنُوبِهِمْ ۗgünahlarıylabidhunūbihimإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaقَوِىٌّۭgüçlüdürqawiyyunشَدِيدُçetindirshadīduٱلْعِقَابِcezasıl-ʿiqābi٥٢
Firavun taifesi ve onlardan öncekilerin gidişi gibi, Allah'ın ayetlerini yalanladılar da Allah onları günahlarından ötürü yoketti. Allah kuvvetlidir, cezalandırması şiddetlidir.
8:53
ذَٰلِكَbu böyledirdhālikaبِأَنَّçünkübi-annaٱللَّهَAllahl-lahaلَمْaslalamيَكُdeğiştirmezyakuمُغَيِّرًۭاOne Who changesmughayyiranنِّعْمَةًni'metiniʿ'matanأَنْعَمَهَاonları nimetlendirdiğianʿamahāعَلَىٰbir milletʿalāقَوْمٍa peopleqawminحَتَّىٰsüreceḥattāيُغَيِّرُوا۟değiştirmediğiyughayyirūمَاbulunanımāبِأَنفُسِهِمْ ۙkendilerindebi-anfusihimوَأَنَّve şüphesizwa-annaٱللَّهَAllahl-lahaسَمِيعٌişitendirsamīʿunعَلِيمٌۭbilendirʿalīmun٥٣
Bu, bir topluluk iyi gidişini değiştirmedikçe Allah'ın da verdiği nimeti değiştirmeyeceğinden ve Allah'ın işiten, bilen olmasındandır.
8:54
كَدَأْبِ(Evet) gidişi gibikadabiءَالِailesiāliفِرْعَوْنَ ۙFir'avnfir'ʿawnaوَٱلَّذِينَve kimselerinwa-alladhīnaمِنonlardan öncekilerinminقَبْلِهِمْ ۚbefore themqablihimكَذَّبُوا۟yalanlamışlardıkadhabūبِـَٔايَـٰتِayetlerinibiāyātiرَبِّهِمْRablerininrabbihimفَأَهْلَكْنَـٰهُمbiz de onları mahvetmiştikfa-ahlaknāhumبِذُنُوبِهِمْgünahlarıylebidhunūbihimوَأَغْرَقْنَآve boğmuştukwa-aghraqnāءَالَailesiniālaفِرْعَوْنَ ۚFir'avnfir'ʿawnaوَكُلٌّۭve hepsi dewakullunكَانُوا۟zulmedicilerdikānūظَـٰلِمِينَwrongdoersẓālimīna٥٤
Firavun taifesi ve onlardan öncekilerin gidişi gibi, Rablerinin ayetlerini yalanladılar da onları günahlarından ötürü yok ettik. Firavun taifesini suda boğduk, hepsi zalimlerdi.
8:55
إِنَّşüphesizinnaشَرَّen kötüsüsharraٱلدَّوَآبِّcanlılarınl-dawābiعِندَgöreʿindaٱللَّهِAllah'al-lahiٱلَّذِينَkimselerdiralladhīnaكَفَرُوا۟kafirlerdirkafarūفَهُمْartık onlarfahumلَاinanmazlarlāيُؤْمِنُونَbelieveyu'minūna٥٥
Allah katında yeryüzünde yaşayanların en kötüsü, inkar edenlerdir. Onlar artık inanmazlar.
8:56
ٱلَّذِينَkimseleralladhīnaعَـٰهَدتَّsen andlaşma yaptığınʿāhadttaمِنْهُمْkendileriylemin'humثُمَّsonrathummaيَنقُضُونَbozarlaryanquḍūnaعَهْدَهُمْandlaşmalarınıʿahdahumفِىherfīكُلِّeverykulliمَرَّةٍۢdefasındamarratinوَهُمْve onlarwahumلَاhiçlāيَتَّقُونَçekinmedenyattaqūna٥٦
Anlaşma yaptığın kimseler, sonucundan sakınmayarak anlaşmalarını her defasında bozarlar. Savaşta onları yakalarsan, arkalarındakilere ibret olacak şekilde, darmadağın et.
8:57
فَإِمَّاbundan dolayıfa-immāتَثْقَفَنَّهُمْonları yakalarsantathqafannahumفِىsavaştafīٱلْحَرْبِthe warl-ḥarbiفَشَرِّدْdağıtfasharridبِهِمonlarıbihimمَّنْkimseleri demanخَلْفَهُمْarkalarında kikhalfahumلَعَلَّهُمْböylecelaʿallahumيَذَّكَّرُونَibret alsınlaryadhakkarūna٥٧
Anlaşma yaptığın kimseler, sonucundan sakınmayarak anlaşmalarını her defasında bozarlar. Savaşta onları yakalarsan, arkalarındakilere ibret olacak şekilde, darmadağın et.
8:58
وَإِمَّاve eğerwa-immāتَخَافَنَّkorkarsantakhāfannaمِنbir kavminminقَوْمٍa peopleqawminخِيَانَةًۭhiyanet etmesindenkhiyānatanفَٱنۢبِذْsen de davranfa-inbidhإِلَيْهِمْonlarailayhimعَلَىٰaynı şekildeʿalāسَوَآءٍ ۚequal (terms)sawāinإِنَّçünküinnaٱللَّهَAllahl-lahaلَاsevmezlāيُحِبُّloveyuḥibbuٱلْخَآئِنِينَhainleril-khāinīna٥٨
Eğer bir topluluğun anlaşmaya hıyanet etmesinden korkarsan, sen de onlara karşı anlaşmayı bozarak aynı şekilde davran. Doğrusu Allah hainleri sevmez.
8:59
وَلَاsanmasınlarwalāيَحْسَبَنَّthinkyaḥsabannaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaكَفَرُوا۟inkar edenlerkafarūسَبَقُوٓا۟ ۚkaçabileceklerinisabaqūإِنَّهُمْşüphesiz onlarinnahumلَا(bizi) aciz bırakamazlarlāيُعْجِزُونَescapeyuʿ'jizūna٥٩
İnkar edenler, asla öne geçtiklerini sanmasınlar, çünkü onlar bizi aciz bırakamıyacaklardır.
8:60
وَأَعِدُّوا۟hazırlayınwa-aʿiddūلَهُمonlara karşılahumمَّاgücünüz yettiği kadarmāٱسْتَطَعْتُمyou able (to)is'taṭaʿtumمِّنkuvvetminقُوَّةٍۢforcequwwatinوَمِنve cihad için bağlanıp beslenenwaminرِّبَاطِtetheredribāṭiٱلْخَيْلِatlarl-khayliتُرْهِبُونَkorkutursunuztur'hibūnaبِهِۦbununlabihiعَدُوَّdüşmanınıʿaduwwaٱللَّهِAllah'ınl-lahiوَعَدُوَّكُمْve sizin düşmanınızıwaʿaduwwakumوَءَاخَرِينَve başkalarınıwaākharīnaمِنonların dışındaminدُونِهِمْbesides themdūnihimلَاsizin bilmediğinizlāتَعْلَمُونَهُمُ(do) you know themtaʿlamūnahumuٱللَّهُAllah'ınl-lahuيَعْلَمُهُمْ ۚbildiğiyaʿlamuhumوَمَاne kiwamāتُنفِقُوا۟harcarsanıztunfiqūمِنherşeydenminشَىْءٍۢ(any) thingshayinفِىyolundafīسَبِيلِ(the) waysabīliٱللَّهِAllahl-lahiيُوَفَّtam olarak ödeniryuwaffaإِلَيْكُمْsizeilaykumوَأَنتُمْve sizwa-antumلَاhiç haksızlığa uğratılmazsınızlāتُظْلَمُونَbe wrongedtuẓ'lamūna٦٠
Ey inananlar! Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar Allah'ın düşmanı ve sizin düşmanlarınızı ve bunların dışında Allah'ın bilip sizin bilmediklerinizi yıldırmak üzere kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Allah yolunda sarfettiğiniz her şey size haksızlık yapılmadan, tamamen ödenecektir.
8:61
۞ وَإِنve eğerwa-inجَنَحُوا۟onlar yanaşırlarsajanaḥūلِلسَّلْمِbarışalilssalmiفَٱجْنَحْsen de yanaşfa-ij'naḥلَهَاonalahāوَتَوَكَّلْve dayanwatawakkalعَلَىAllah'aʿalāٱللَّهِ ۚAllahl-lahiإِنَّهُۥçünküinnahuهُوَOhuwaٱلسَّمِيعُişitendirl-samīʿuٱلْعَلِيمُbilendirl-ʿalīmu٦١
Eğer onlar barışa yanaşırlarsa, sen de yanaş ve Allah'a güven. O, şüphesiz işitir ve bilir.
8:62
وَإِنeğerwa-inيُرِيدُوٓا۟isterlerseyurīdūأَنsana hile yapmakanيَخْدَعُوكَdeceive youyakhdaʿūkaفَإِنَّşüphesizfa-innaحَسْبَكَsana yeterḥasbakaٱللَّهُ ۚAllahl-lahuهُوَOhuwaٱلَّذِىٓkialladhīأَيَّدَكَseni desteklediayyadakaبِنَصْرِهِۦyardımıylebinaṣrihiوَبِٱلْمُؤْمِنِينَve mü'minleriwabil-mu'minīna٦٢
Seni aldatmak isterlerse, bil ki şüphesiz Allah sana kafidir. Seni ve inananları yardımıyla destekleyen, kalblerini uzlaştıran O'dur. Eğer yeryüzünde olan her şeyi sarfetsen bile, sen onların kalblerini uzlaştıramazdın, ama Allah onları uzlaştırdı. Doğrusu O Güçlü'dür, Hakim'dir.
8:63
وَأَلَّفَve uzlaştırdıwa-allafaبَيْنَarasınıbaynaقُلُوبِهِمْ ۚonların kalblerininqulūbihimلَوْşayetlawأَنفَقْتَsen verseydinanfaqtaمَاbulunanmāفِى(is) infīٱلْأَرْضِyeryüzündel-arḍiجَمِيعًۭاherşeyijamīʿanمَّآyine de uzlaştıramazdınmāأَلَّفْتَ(could) you (have) put affectionallaftaبَيْنَarasınıbaynaقُلُوبِهِمْonların kalblerininqulūbihimوَلَـٰكِنَّfakatwalākinnaٱللَّهَAllahl-lahaأَلَّفَuzlaştırdıallafaبَيْنَهُمْ ۚonların arasınıbaynahumإِنَّهُۥçünkü Oinnahuعَزِيزٌdaima üstündürʿazīzunحَكِيمٌۭhüküm ve hikmet sahibidirḥakīmun٦٣
Seni aldatmak isterlerse, bil ki şüphesiz Allah sana kafidir. Seni ve inananları yardımıyla destekleyen, kalblerini uzlaştıran O'dur. Eğer yeryüzünde olan her şeyi sarfetsen bile, sen onların kalblerini uzlaştıramazdın, ama Allah onları uzlaştırdı. Doğrusu O Güçlü'dür, Hakim'dir.
8:64
يَـٰٓأَيُّهَاEyyāayyuhāٱلنَّبِىُّpeygamberl-nabiyuحَسْبُكَsana yeterḥasbukaٱللَّهُAllahl-lahuوَمَنِve kimselerewamaniٱتَّبَعَكَsana tabi olanlaraittabaʿakaمِنَmü'minlerdenminaٱلْمُؤْمِنِينَthe believersl-mu'minīna٦٤
Allah'ın yardımı sana ve sana uyan müminlere yeter.
8:65
يَـٰٓأَيُّهَاEyyāayyuhāٱلنَّبِىُّpeygamberl-nabiyuحَرِّضِteşvik etḥarriḍiٱلْمُؤْمِنِينَmü'minleril-mu'minīnaعَلَىsavaşaʿalāٱلْقِتَالِ ۚ[the] fightl-qitāliإِنeğerinيَكُنolursayakunمِّنكُمْsizdenminkumعِشْرُونَyirmi (kişi)ʿish'rūnaصَـٰبِرُونَsabredenṣābirūnaيَغْلِبُوا۟yenerleryaghlibūمِا۟ئَتَيْنِ ۚiki yüz(kafir)imi-atayniوَإِنve eğerwa-inيَكُنolursayakunمِّنكُمsizdenminkumمِّا۟ئَةٌۭyüz (kişi)mi-atunيَغْلِبُوٓا۟yenerleryaghlibūأَلْفًۭاbin (kişiyi)alfanمِّنَkimselerdenminaٱلَّذِينَthose whoalladhīnaكَفَرُوا۟kafir(ler)kafarūبِأَنَّهُمْçünkü onlarbi-annahumقَوْمٌۭbir toplulukturqawmunلَّاanlamazlāيَفْقَهُونَunderstandyafqahūna٦٥
Müminleri savaş için coştur. Sizin sabırlı yirmi kişiniz onlardan ikiyüz kişiyi yener. Sizin yüz kişiniz, inkar edenlerden bin kişiyi yener; çünkü onlar anlayışsız bir güruhtur. Şimdi Allah yükünüzü hafifletti, zira içinizde zaaf bulunduğunu biliyordu. Sizin sabırlı yüz kişiniz onlardan ikiyüz kişiyi yener; sizin bin kişiniz, Allah'ın izniyle, ikibin kişiyi yener. Allah sabredenlerle beraberdir.
8:66
ٱلْـَٔـٰنَşimdial-ānaخَفَّفَhafiflettikhaffafaٱللَّهُAllahl-lahuعَنكُمْsizdenʿankumوَعَلِمَve bildiwaʿalimaأَنَّsizde bulunduğunuannaفِيكُمْin youfīkumضَعْفًۭا ۚzayıflıkḍaʿfanفَإِنbundan böylefa-inيَكُنolsayakunمِّنكُمsizdenminkumمِّا۟ئَةٌۭyüz (kişi)mi-atunصَابِرَةٌۭsabredenṣābiratunيَغْلِبُوا۟yenerleryaghlibūمِا۟ئَتَيْنِ ۚiki yüz(kafir)imi-atayniوَإِنve eğerwa-inيَكُنolsayakunمِّنكُمْsizdenminkumأَلْفٌۭbin (kişi)alfunيَغْلِبُوٓا۟yenerleryaghlibūأَلْفَيْنِiki bin(kafir)ialfayniبِإِذْنِizniylebi-idh'niٱللَّهِ ۗAllah'ınl-lahiوَٱللَّهُAllahwal-lahuمَعَberaberdirmaʿaٱلصَّـٰبِرِينَsabredenlerlel-ṣābirīna٦٦
Müminleri savaş için coştur. Sizin sabırlı yirmi kişiniz onlardan ikiyüz kişiyi yener. Sizin yüz kişiniz, inkar edenlerden bin kişiyi yener; çünkü onlar anlayışsız bir güruhtur. Şimdi Allah yükünüzü hafifletti, zira içinizde zaaf bulunduğunu biliyordu. Sizin sabırlı yüz kişiniz onlardan ikiyüz kişiyi yener; sizin bin kişiniz, Allah'ın izniyle, ikibin kişiyi yener. Allah sabredenlerle beraberdir.
8:67
مَاyakışmazmāكَانَiskānaلِنَبِىٍّhiçbir peygamberelinabiyyinأَنolmakanيَكُونَ(there) should beyakūnaلَهُۥٓsahibilahuأَسْرَىٰesirlerasrāحَتَّىٰkadarḥattāيُثْخِنَağır basıncayayuth'khinaفِىyeryüzündefīٱلْأَرْضِ ۚthe landl-arḍiتُرِيدُونَsiz istiyorsunuzturīdūnaعَرَضَgeçici malınıʿaraḍaٱلدُّنْيَاdünyal-dun'yāوَٱللَّهُAllah isewal-lahuيُرِيدُistiyoryurīduٱلْـَٔاخِرَةَ ۗahiretil-ākhirataوَٱللَّهُAllahwal-lahuعَزِيزٌdaima üstünʿazīzunحَكِيمٌۭhüküm ve hikmet sahibidirḥakīmun٦٧
Yeryüzünde savaşırken, düşmanı yere sermeden esir almak hiçbir peygambere yaraşmaz. Geçici dünya malını istiyorsunuz, oysa Allah ahireti kazanmanızı ister. Allah Güçlü'dür, Hakim'dir.
8:68
لَّوْلَاeğer olmasaydılawlāكِتَـٰبٌۭbir yazıkitābunمِّنَAllahtanminaٱللَّهِAllahl-lahiسَبَقَgeçmişsabaqaلَمَسَّكُمْsize mutlaka dokunurdulamassakumفِيمَآdolayıfīmāأَخَذْتُمْaldığınız fidyedenakhadhtumعَذَابٌbir azabʿadhābunعَظِيمٌۭbüyükʿaẓīmun٦٨
Daha önceden Allah'tan verilmiş bir hüküm olmasaydı, aldıklarınızdan ötürü size büyük bir azab erişirdi.
8:69
فَكُلُوا۟artık yeyinfakulūمِمَّاaldığınız ganimettenmimmāغَنِمْتُمْyou got as war booty ghanim'tumحَلَـٰلًۭاhelalḥalālanطَيِّبًۭا ۚ(ve) temiz olarakṭayyibanوَٱتَّقُوا۟ve korkunwa-ittaqūٱللَّهَ ۚAllah'tanl-lahaإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaغَفُورٌۭbağışlayandırghafūrunرَّحِيمٌۭesirgeyendirraḥīmun٦٩
Elde ettiğiniz ganimetleri temiz ve helal olarak yiyin; Allah'tan sakının, doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder.
8:70
يَـٰٓأَيُّهَاEyyāayyuhāٱلنَّبِىُّpeygamberl-nabiyuقُلsöylequlلِّمَنkimselerelimanفِىٓbulunanfīأَيْدِيكُمellerinizdeaydīkumمِّنَesirlerdenminaٱلْأَسْرَىٰٓthe captivesl-asrāإِنeğerinيَعْلَمِbilirseyaʿlamiٱللَّهُAllahl-lahuفِىolduğunufīقُلُوبِكُمْsizin kalblerinizdequlūbikumخَيْرًۭاbir hayırkhayranيُؤْتِكُمْsize veriryu'tikumخَيْرًۭاdaha hayırlısınıkhayranمِّمَّآ(fidye)denmimmāأُخِذَalınanukhidhaمِنكُمْsizdenminkumوَيَغْفِرْve bağışlarwayaghfirلَكُمْ ۗsizilakumوَٱللَّهُAllahwal-lahuغَفُورٌۭbağışlayandırghafūrunرَّحِيمٌۭesirgeyendirraḥīmun٧٠
Elinizde bulunan esirlere, "Allah kalblerinizde bir iyilik bulursa, size sizden alınanın daha hayırlısını verir, sizi bağışlar, Allah bağışlayandır, merhamet edendir" de.
8:71
وَإِنeğerwa-inيُرِيدُوا۟isterlerseyurīdūخِيَانَتَكَsana hainlik yapmakkhiyānatakaفَقَدْmuhakkakfaqadخَانُوا۟hainlik yapmışlardıkhānūٱللَّهَAllah'a dal-lahaمِنdaha önceminقَبْلُbeforeqabluفَأَمْكَنَbu yüzden imkan verdifa-amkanaمِنْهُمْ ۗonlara karşımin'humوَٱللَّهُAllahwal-lahuعَلِيمٌbilendirʿalīmunحَكِيمٌyerli yerince yapandırḥakīmun٧١
Esirler sana hıyanet etmek isterlerse, bilsinler ki esasen daha önce de Allah'a hıyanet etmişlerdi, Allah bundan ötürü onları yenmen için sana imkan verdi. Allah Bilen'dir, Hakim'dir.
8:72
إِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَonlar kialladhīnaءَامَنُوا۟inandılarāmanūوَهَاجَرُوا۟ve hicret ettilerwahājarūوَجَـٰهَدُوا۟ve savaştılarwajāhadūبِأَمْوَٰلِهِمْmallarıylabi-amwālihimوَأَنفُسِهِمْve canlarıylawa-anfusihimفِىyolundafīسَبِيلِ(the) waysabīliٱللَّهِAllahl-lahiوَٱلَّذِينَve onlar kiwa-alladhīnaءَاوَوا۟barındırdılarāwawوَّنَصَرُوٓا۟ve yardım ettilerwanaṣarūأُو۟لَـٰٓئِكَişte onlarulāikaبَعْضُهُمْbir kısmıbaʿḍuhumأَوْلِيَآءُvelisidirawliyāuبَعْضٍۢ ۚbir kısmınınbaʿḍinوَٱلَّذِينَve kimselerwa-alladhīnaءَامَنُوا۟inanan(lar)āmanūوَلَمْvewalamيُهَاجِرُوا۟hicret etmeyenleryuhājirūمَاyokturmāلَكُمsizelakumمِّنonların velayetindenminوَلَـٰيَتِهِمtheir protectionwalāyatihimمِّنbir şeyminشَىْءٍ(in) anythingshayinحَتَّىٰkadarḥattāيُهَاجِرُوا۟ ۚonlar hicret edinceyeyuhājirūوَإِنِfakatwa-iniٱسْتَنصَرُوكُمْyardım isterlerseis'tanṣarūkumفِىdindefīٱلدِّينِthe religionl-dīniفَعَلَيْكُمُsizin üzerinize borçturfaʿalaykumuٱلنَّصْرُyardım etmenizl-naṣruإِلَّاyalnız olmazillāعَلَىٰkarşıʿalāقَوْمٍۭbir toplumaqawminبَيْنَكُمْaranızdabaynakumوَبَيْنَهُمve aralarındawabaynahumمِّيثَـٰقٌۭ ۗandlaşma bulunanmīthāqunوَٱللَّهُAllahwal-lahuبِمَاyaptıklarınızıbimāتَعْمَلُونَyou dotaʿmalūnaبَصِيرٌۭgörmektedirbaṣīrun٧٢
Doğrusu inanıp hicret edenler, Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihat edenler ve muhacirleri barındırıp onlara yardım edenler, işte bunlar birbirinin dostudurlar. İnanıp hicret etmeyenlerle, hicret edene kadar sizin dostluğunuz yoktur. Fakat din uğrunda yardım isterlerse, aranızda anlaşma olmayan topluluktan başkasına karşı onlara yardım etmeniz gerekir. Allah işlediklerinizi görür.
8:73
وَٱلَّذِينَkimselerwa-alladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(ler)kafarūبَعْضُهُمْbazılarıbaʿḍuhumأَوْلِيَآءُvelisidirlerawliyāuبَعْضٍ ۚdiğerlerininbaʿḍinإِلَّاeğer bunu yapmazsanızillāتَفْعَلُوهُyou do ittafʿalūhuتَكُنolurtakunفِتْنَةٌۭfitnefit'natunفِىyeryüzündefīٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiوَفَسَادٌۭve bir kargaşawafasādunكَبِيرٌۭbüyükkabīrun٧٣
İnkar edenler birbirlerinin dostlarıdır. Eğer siz aranızda dost olmazsanız yeryüzünde kargaşalık, fitne ve büyük bozgun çıkar.
8:74
وَٱلَّذِينَonlar kiwa-alladhīnaءَامَنُوا۟inandılarāmanūوَهَاجَرُوا۟ve hicret ettilerwahājarūوَجَـٰهَدُوا۟ve savaştılarwajāhadūفِىyolundafīسَبِيلِ(the) waysabīliٱللَّهِAllahl-lahiوَٱلَّذِينَve onlar kiwa-alladhīnaءَاوَوا۟barındırdılarāwawوَّنَصَرُوٓا۟ve yardım ettilerwanaṣarūأُو۟لَـٰٓئِكَişteulāikaهُمُonlardırhumuٱلْمُؤْمِنُونَmü'minlerl-mu'minūnaحَقًّۭا ۚgerçekḥaqqanلَّهُمonlar için vardırlahumمَّغْفِرَةٌۭbağışlanmamaghfiratunوَرِزْقٌۭve rızıkwariz'qunكَرِيمٌۭbolkarīmun٧٤
İnanıp hicret eden, Allah yolunda savaşanlar ve muhacirleri barındırıp onlara yardım edenler, işte onlar gerçekten inanmış olanlardır. Onlara mağfiret ve cömertçe verilmiş rızıklar vardır.
8:75
وَٱلَّذِينَve onlar kiwa-alladhīnaءَامَنُوا۟inandılarāmanūمِنۢsonradanminبَعْدُafterwardsbaʿduوَهَاجَرُوا۟ve hicret ettilerwahājarūوَجَـٰهَدُوا۟ve savaştılarwajāhadūمَعَكُمْsizinle berabermaʿakumفَأُو۟لَـٰٓئِكَişte onlarfa-ulāikaمِنكُمْ ۚsizdendirminkumوَأُو۟لُوا۟ve sahipleriwa-ulūٱلْأَرْحَامِrahim (akrabalar)l-arḥāmiبَعْضُهُمْbirbirlerinebaʿḍuhumأَوْلَىٰdaha yakındırlarawlāبِبَعْضٍۢbirbirlerinebibaʿḍinفِىgörefīكِتَـٰبِKitabınakitābiٱللَّهِ ۗAllah'ınl-lahiإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaبِكُلِّherbikulliشَىْءٍşeyishayinعَلِيمٌۢbilirʿalīmun٧٥
Sonra inanıp hicret eden ve sizinle birlikte savaşanlar, işte onlar sizdendir. Birbirinin mirasçısı olan akraba, Allah'ın Kitap'ına göre birbirine daha yakındır. Doğrusu Allah her şeyi bilir.
—
—
—
—
Loading…