7

A'raf

Mekki 206 Ayet Cüz 8
الأعراف

A'raf Suresi (الأعراف), Kur’an-ı Kerim’in 7. suresidir — Mekki, 206 ayetten oluşan bir suredir. Mekkî sureler, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Medine’ye hicretinden önce inmiştir ve genellikle iman, Allah’ın birliği ve ahiret üzerinde durur.

Besmele
بِسْمِadıylabis'miٱللَّهِAllah'ınl-lahiٱلرَّحْمَـٰنِRahmanl-raḥmāniٱلرَّحِيمِRahiml-raḥīmi
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
7:1
الٓمٓصٓElif Lâm Mîm Sâdalif-lam-meem-sad١
Elif, Lam, Mim, Sad.
7:2
كِتَـٰبٌbir Kitaptırkitābunأُنزِلَindirilenunzilaإِلَيْكَsanailaykaفَلَاolmasınfalāيَكُنbeyakunفِىgöğsündeصَدْرِكَyour breastṣadrikaحَرَجٌۭbir sıkıntıḥarajunمِّنْهُonunlamin'huلِتُنذِرَuyarmanlitundhiraبِهِۦhususundabihiوَذِكْرَىٰve öğüt (vermen)wadhik'rāلِلْمُؤْمِنِينَinananlaralil'mu'minīna٢
Sana bir Kitap indirildi. Onunla insanları uyarman ve inananlara öğüt vermen için kalbine bir darlık gelmesin.
7:3
ٱتَّبِعُوا۟uyunittabiʿūمَآşeyeأُنزِلَindirilenunzilaإِلَيْكُمsizeilaykumمِّنRabbinizdenminرَّبِّكُمْyour Lordrabbikumوَلَاve uymayınwalāتَتَّبِعُوا۟followtattabiʿūمِنO'ndan başkaminدُونِهِۦٓbeside Himdūnihiأَوْلِيَآءَ ۗvelilereawliyāaقَلِيلًۭاne kadar da azqalīlanمَّاöğüt alıyorsunuzتَذَكَّرُونَyou remembertadhakkarūna٣
Rabbinizden size indirilen Kitap'a uyun, O'ndan başka dostlar edinerek onlara uymayın. Pek az öğüt dinliyorsunuz.
7:4
وَكَمve nicewakamمِّنkent(ler)iminقَرْيَةٍa cityqaryatinأَهْلَكْنَـٰهَاhelak ettikahlaknāhāفَجَآءَهَاonlara geliverdifajāahāبَأْسُنَاazabımızbasunāبَيَـٰتًاgece yatarlarkenbayātanأَوْyahutawهُمْonlarhumقَآئِلُونَgündüz uyurlarkenqāilūna٤
Biz nice kentleri yok etmişizdir; geceleyin veya gündüz uykularında iken baskınımıza uğramışlardır.
7:5
فَمَاkalmadıfamāكَانَyalvarılarıkānaدَعْوَىٰهُمْtheir pleadaʿwāhumإِذْzamanidhجَآءَهُمonlara geldiğijāahumبَأْسُنَآazabımızbasunāإِلَّآbaşkaillāأَنdemelerindenanقَالُوٓا۟they saidqālūإِنَّاbiz gerçekteninnāكُنَّاzalimlermişizkunnāظَـٰلِمِينَwrongdoersẓālimīna٥
Baskınımıza uğradıklarında, sözleri, "Gerçekten biz haksızdık" demekten ibaret kalmıştır.
7:6
فَلَنَسْـَٔلَنَّsoracağızfalanasalannaٱلَّذِينَolanlaraalladhīnaأُرْسِلَelçi gönderilmişur'silaإِلَيْهِمْkendilerineilayhimوَلَنَسْـَٔلَنَّve soracağızwalanasalannaٱلْمُرْسَلِينَgönderilen elçilerel-mur'salīna٦
And olsun ki, kendilerine peygamber gönderilenlere soracağız, peygamberlere de soracağız.
7:7
فَلَنَقُصَّنَّve elbette anlatacağızfalanaquṣṣannaعَلَيْهِمonlaraʿalayhimبِعِلْمٍۢ ۖbilgi ilebiʿil'minوَمَاzirawamāكُنَّاdeğiliz bizkunnāغَآئِبِينَonlardan uzakghāibīna٧
And olsun ki, yaptıklarını kendilerine bir bir anlatacağız, zira onlardan uzak değildik.
7:8
وَٱلْوَزْنُve tartıwal-waznuيَوْمَئِذٍo günyawma-idhinٱلْحَقُّ ۚtam doğrudurl-ḥaquفَمَنkiminfamanثَقُلَتْağır gelirsethaqulatمَوَٰزِينُهُۥtartılarımawāzīnuhuفَأُو۟لَـٰٓئِكَiştefa-ulāikaهُمُonlarhumuٱلْمُفْلِحُونَkurtulanlardırl-muf'liḥūna٨
Gerçek tartı kıyamet günündedir. Tartıları ağır gelenler, işte onlar kurtulanlardır.
7:9
وَمَنْkiminwamanخَفَّتْhafif gelirsekhaffatمَوَٰزِينُهُۥtartılarımawāzīnuhuفَأُو۟لَـٰٓئِكَişte onlar dafa-ulāikaٱلَّذِينَkimselerdiralladhīnaخَسِرُوٓا۟ziyana sokan(lardır)khasirūأَنفُسَهُمkendilerinianfusahumبِمَاötürübimāكَانُوا۟ayetlerimizekānūبِـَٔايَـٰتِنَاto Our Versesbiāyātināيَظْلِمُونَhaksızlık etmelerindenyaẓlimūna٩
Tartıları hafif gelenler, ayetlerimize yaptıkları haksızlıklardan ötürü kendilerini mahvetmiş olanlardır.
7:10
وَلَقَدْve doğrusuwalaqadمَكَّنَّـٰكُمْbiz sizi yerleştirdikmakkannākumفِىyeryüzündeٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiوَجَعَلْنَاve verdikwajaʿalnāلَكُمْsizelakumفِيهَاoradafīhāمَعَـٰيِشَ ۗgeçimliklermaʿāyishaقَلِيلًۭاne kadar da azqalīlanمَّاşükrediyorsunuzتَشْكُرُونَyou (are) gratefultashkurūna١٠
Sizi yeryüzünde yerleştirdik ve orada size geçimlikler yarattık. Öyleyken pek az şükrediyorsunuz.
7:11
وَلَقَدْve andolsunwalaqadخَلَقْنَـٰكُمْsizi yarattıkkhalaqnākumثُمَّsonrathummaصَوَّرْنَـٰكُمْsize biçim verdikṣawwarnākumثُمَّsonra dathummaقُلْنَاdedikqul'nāلِلْمَلَـٰٓئِكَةِmeleklerelil'malāikatiٱسْجُدُوا۟secde edinus'judūلِـَٔادَمَAdem'eliādamaفَسَجَدُوٓا۟hepsi secde ettilerfasajadūإِلَّآhariçillāإِبْلِيسَİblisib'līsaلَمْo olmadılamيَكُنhe wasyakunمِّنَsecde edenlerdenminaٱلسَّـٰجِدِينَthose who prostratedl-sājidīna١١
And olsun ki, sizi yarattık, sonra şekil verdik, sonra meleklere, "Adem'e secde edin" dedik; İblis'ten başka hepsi secde etti, o secde edenlerden olmadı.
7:12
قَالَdediqālaمَاnedir?مَنَعَكَseni alıkoyanmanaʿakaأَلَّاsecde etmektenallāتَسْجُدَyou prostratetasjudaإِذْzamanidhأَمَرْتُكَ ۖsana emrettiğimamartukaقَالَdediqālaأَنَا۠benanāخَيْرٌۭhayırlıyımkhayrunمِّنْهُondanmin'huخَلَقْتَنِىbeni yarattınkhalaqtanīمِنateştenminنَّارٍۢfirenārinوَخَلَقْتَهُۥonu ise yarattınwakhalaqtahuمِنçamurdanminطِينٍۢclayṭīnin١٢
Allah, "Sana emrettiğim halde, seni secdeden alıkoyan nedir?" dedi, "Beni ateşten onu çamurdan yarattın, ben ondan üstünüm" cevabını verdi.
7:13
قَالَdediqālaفَٱهْبِطْöyle ise infa-ih'biṭمِنْهَاoradanmin'hāفَمَاdeğildirfamāيَكُونُ(haddin)yakūnuلَكَseninlakaأَنbüyüklük taslamakanتَتَكَبَّرَyou be arroganttatakabbaraفِيهَاoradafīhāفَٱخْرُجْçıkfa-ukh'rujإِنَّكَçünkü seninnakaمِنَaşağılıklardansınminaٱلصَّـٰغِرِينَthe disgraced onesl-ṣāghirīna١٣
Ona, "İn oradan, orada büyüklenmek sana düşmez, defol, sen alçağın birisin" dedi.
7:14
قَالَdediqālaأَنظِرْنِىٓbana süre veranẓir'nīإِلَىٰkadarilāيَوْمِgüneyawmiيُبْعَثُونَtekrar dirilecekleriyub'ʿathūna١٤
Ona, "İnsanların tekrar dirilecekleri güne kadar beni ertele" dedi.
7:15
قَالَdedi kiqālaإِنَّكَhaydi seninnakaمِنَsüre verilmişlerdensinminaٱلْمُنظَرِينَthe ones given respitel-munẓarīna١٥
Allah; "Sen erteye bırakılanlardansın" dedi.
7:16
قَالَdedi kiqālaفَبِمَآkarşılıkfabimāأَغْوَيْتَنِىbeni azdırmanaaghwaytanīلَأَقْعُدَنَّben de oturacağımla-aqʿudannaلَهُمْonlar(ı saptırmak) içinlahumصِرَٰطَكَsenin yolunun üstüneṣirāṭakaٱلْمُسْتَقِيمَdoğrul-mus'taqīma١٦
"Beni azdırdığın için, and olsun ki, Senin doğru yolun üzerinde onlara karşı duracağım; sonra önlerinden, ardlarından, sağ ve sollarından onlara sokulacağım; çoğunu Sana şükreder bulamayacaksın" dedi.
7:17
ثُمَّsonrathummaلَـَٔاتِيَنَّهُمonlara sokulacağımlaātiyannahumمِّنۢönlerindenminبَيْنِbeforebayniأَيْدِيهِمْthemaydīhimوَمِنْcewaminخَلْفِهِمْarkalarındankhalfihimوَعَنْvewaʿanأَيْمَـٰنِهِمْsağlarındanaymānihimوَعَنvewaʿanشَمَآئِلِهِمْ ۖsollarındanshamāilihimوَلَاvewalāتَجِدُbulmayacaksıntajiduأَكْثَرَهُمْçoklarınıaktharahumشَـٰكِرِينَşükredenlerdenshākirīna١٧
"Beni azdırdığın için, and olsun ki, Senin doğru yolun üzerinde onlara karşı duracağım; sonra önlerinden, ardlarından, sağ ve sollarından onlara sokulacağım; çoğunu Sana şükreder bulamayacaksın" dedi.
7:18
قَالَbuyurduqālaٱخْرُجْhaydi çıkukh'rujمِنْهَاoradanmin'hāمَذْءُومًۭاyerilmiş olarakmadhūmanمَّدْحُورًۭا ۖve kovulmuş olarakmadḥūranلَّمَنandolsun kimlamanتَبِعَكَsana uyarsatabiʿakaمِنْهُمْonlardanmin'humلَأَمْلَأَنَّdolduracağımla-amla-annaجَهَنَّمَcehennemijahannamaمِنكُمْsizinminkumأَجْمَعِينَhepinizleajmaʿīna١٨
Allah, "Yerilmiş ve kovulmuşsun, oradan defol; and olsun ki insanlardan sana kim uyarsa, hepinizi cehenneme dolduracağım" dedi.
7:19
وَيَـٰٓـَٔادَمُve ey Ademwayāādamuٱسْكُنْdurunus'kunأَنتَsenantaوَزَوْجُكَve eşinwazawjukaٱلْجَنَّةَcennettel-janataفَكُلَاyeyinfakulāمِنْyerdenminحَيْثُwhereverḥaythuشِئْتُمَاdilediğinizshi'tumāوَلَاfakatwalāتَقْرَبَاyaklaşmayıntaqrabāهَـٰذِهِşuhādhihiٱلشَّجَرَةَağacal-shajarataفَتَكُونَاyoksa olursunuzfatakūnāمِنَzalimlerdenminaٱلظَّـٰلِمِينَthe wrongdoersl-ẓālimīna١٩
"Ey Adem! Sen ve eşin cennette kalın ve istediğiniz yerden yiyin, yalnız şu ağaca yaklaşmayın yoksa zalimlerden olursunuz."
7:20
فَوَسْوَسَderken fısıldadıfawaswasaلَهُمَاonlaralahumāٱلشَّيْطَـٰنُşeytanl-shayṭānuلِيُبْدِىَgöstermek içinliyub'diyaلَهُمَاkendilerinelahumāمَاolanوُۥرِىَgizlenmişwūriyaعَنْهُمَاonlarınʿanhumāمِنçirkin yerlerindenminسَوْءَٰتِهِمَاtheir shamesawātihimāوَقَالَdediwaqālaمَاsizi men'ettiنَهَىٰكُمَاforbid you bothnahākumāرَبُّكُمَاRabbinizrabbukumāعَنْ(-tan)ʿanهَـٰذِهِşuhādhihiٱلشَّجَرَةِağaç(tan)l-shajaratiإِلَّآsırfillāأَنdiyeanتَكُونَاolursunuztakūnāمَلَكَيْنِikiniz de birer melekmalakayniأَوْya daawتَكُونَاolursunuz (diye)takūnāمِنَebedi kalıcılardanminaٱلْخَـٰلِدِينَthe immortalsl-khālidīna٢٠
Şeytan, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onlara fısıldadı: "Rabbinizin sizi bu ağaçtan menetmesi melek olmanız veya burada temelli kalmanızı önlemek içindir."
7:21
وَقَاسَمَهُمَآve onlara yemin ettiwaqāsamahumāإِنِّىelbette beninnīلَكُمَاsizelakumāلَمِنَdiyelaminaٱلنَّـٰصِحِينَöğüt verenlerdeniml-nāṣiḥīna٢١
"Doğrusu ben size öğüt verenlerdenim" diye ikisine yemin etti.
7:22
فَدَلَّىٰهُمَاonları aşağı sarkıttıfadallāhumāبِغُرُورٍۢ ۚaldatarakbighurūrinفَلَمَّاne zaman kifalammāذَاقَاtadıncadhāqāٱلشَّجَرَةَağac(ın meyvasın)ıl-shajarataبَدَتْgöründübadatلَهُمَاkendilerinelahumāسَوْءَٰتُهُمَاçirkin yerlerisawātuhumāوَطَفِقَاve başladılarwaṭafiqāيَخْصِفَانِüst üste yamayıp örtmeğeyakhṣifāniعَلَيْهِمَاüzerlerineʿalayhimāمِنyapraklarındanminوَرَقِ(the) leaveswaraqiٱلْجَنَّةِ ۖcennetl-janatiوَنَادَىٰهُمَاve onlara seslendiwanādāhumāرَبُّهُمَآRablerirabbuhumāأَلَمْben sizi men'etmedim mi?alamأَنْهَكُمَاI forbid you bothanhakumāعَنbuʿanتِلْكُمَاthistil'kumāٱلشَّجَرَةِağaçtanl-shajaratiوَأَقُلve demedim mi?wa-aqulلَّكُمَآsizelakumāإِنَّşüphesizinnaٱلشَّيْطَـٰنَşeytanl-shayṭānaلَكُمَاsizin içinlakumāعَدُوٌّۭdüşmandırʿaduwwunمُّبِينٌۭapaçıkmubīnun٢٢
Böylece onların yanılmalarını sağladı. Ağaçtan meyve tattıklarında kendilerine ayıp yerleri göründü, cennet yapraklarından oralarına örtmeğe koyuldular. Rableri onlara, "Ben sizi o ağaçtan menetmemiş miydim? Şeytanın size apaçık bir düşman olduğunu söylememiş miydim?" diye seslendi.
7:23
قَالَاdedilerqālāرَبَّنَاRabbimizrabbanāظَلَمْنَآbiz zulmettikẓalamnāأَنفُسَنَاkendimizeanfusanāوَإِنve eğerwa-inلَّمْbağışlamazsanlamتَغْفِرْYou forgivetaghfirلَنَاbizilanāوَتَرْحَمْنَاve bize acımazsanwatarḥamnāلَنَكُونَنَّmuhakkak oluruzlanakūnannaمِنَziyana uğrayanlardanminaٱلْخَـٰسِرِينَthe losersl-khāsirīna٢٣
Her ikisi, "Rabbimiz! Kendimize yazık ettik; bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen biz kaybedenlerden oluruz" dediler.
7:24
قَالَbuyurduqālaٱهْبِطُوا۟ininih'biṭūبَعْضُكُمْbır kısmınızbaʿḍukumلِبَعْضٍdiğerinizelibaʿḍinعَدُوٌّۭ ۖdüşman olarakʿaduwwunوَلَكُمْsizin içindirwalakumفِىyeryüzündeٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiمُسْتَقَرٌّۭyerleşmemus'taqarrunوَمَتَـٰعٌve geçinmewamatāʿunإِلَىٰkadarilāحِينٍۢbir süreyeḥīnin٢٤
"Birbirinize düşman olarak inin, siz yeryüzünde bir müddet için yerleşip geçineceksiniz."
7:25
قَالَdediqālaفِيهَاoradafīhāتَحْيَوْنَyaşayacaksınıztaḥyawnaوَفِيهَاve oradawafīhāتَمُوتُونَöleceksiniztamūtūnaوَمِنْهَاve yine oradanwamin'hāتُخْرَجُونَçıkarılacaksınıztukh'rajūna٢٥
"Orada yaşar, orada ölür ve oradan dirilip çıkarılırsınız" dedi.
7:26
يَـٰبَنِىٓEy oğullarıyābanīءَادَمَAdemādamaقَدْmuhakkakqadأَنزَلْنَاindirdikanzalnāعَلَيْكُمْsizeʿalaykumلِبَاسًۭاgiysilibāsanيُوَٰرِىörtecekyuwārīسَوْءَٰتِكُمْçirkin yerlerinizisawātikumوَرِيشًۭا ۖve süslenecek elbisewarīshanوَلِبَاسُve giysisiwalibāsuٱلتَّقْوَىٰtakval-taqwāذَٰلِكَbudhālikaخَيْرٌۭ ۚen iyisidirkhayrunذَٰلِكَişte bu(nlar)dhālikaمِنْayetlerindendirminءَايَـٰتِ(the) SignsāyātiٱللَّهِAllah'ınl-lahiلَعَلَّهُمْbelkilaʿallahumيَذَّكَّرُونَdüşünüp öğüt alırlaryadhakkarūna٢٦
Ey İnsanoğulları! Ayıp yerlerinizi örtecek giyimlikle sizi süsleyecek elbiseler gönderdik. Takva örtüsü ise bunlardan daha hayırlıdır. Allah'ın bu ayetleri öğüt almanız içindir.
7:27
يَـٰبَنِىٓEy oğullarıyābanīءَادَمَAdemādamaلَاsizi bir belaya düşürmesinيَفْتِنَنَّكُمُtempt youyaftinannakumuٱلشَّيْطَـٰنُşeytanl-shayṭānuكَمَآgibikamāأَخْرَجَçıkardığıakhrajaأَبَوَيْكُمana babanızıabawaykumمِّنَcennettenminaٱلْجَنَّةِParadisel-janatiيَنزِعُsoyarakyanziʿuعَنْهُمَاonlarınʿanhumāلِبَاسَهُمَاelbiselerinilibāsahumāلِيُرِيَهُمَاonlara göstermek içinliyuriyahumāسَوْءَٰتِهِمَآ ۗçirkin yerlerinisawātihimāإِنَّهُۥmuhakkakinnahuيَرَىٰكُمْsizi görürleryarākumهُوَohuwaوَقَبِيلُهُۥve kabilesiwaqabīluhuمِنْyerdenminحَيْثُwhereḥaythuلَاsizin onları göremeyeceğinizتَرَوْنَهُمْ ۗyou see themtarawnahumإِنَّاmuhakkakinnāجَعَلْنَاbiz yaptıkjaʿalnāٱلشَّيَـٰطِينَşeytanlarıl-shayāṭīnaأَوْلِيَآءَdostlarıawliyāaلِلَّذِينَkimselerinlilladhīnaلَاinanmayan(ların)يُؤْمِنُونَzamanyu'minūna٢٧
Ey İnsanoğulları! Şeytan, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak ananızı babanızı cennetten çıkardığı gibi sizi de şaşırtmasın. Sizin onları görmediğiniz yerlerden o ve taraftarları sizi görürler. Biz şeytanları, inanmayanlara dost kılarız.
7:28
وَإِذَاve zamanwa-idhāفَعَلُوا۟onlar yaptıklarıfaʿalūفَـٰحِشَةًۭbir kötülükfāḥishatanقَالُوا۟dedilerqālūوَجَدْنَاbuldukwajadnāعَلَيْهَآbu (yolda)ʿalayhāءَابَآءَنَاbabalarımızıābāanāوَٱللَّهُAllahwal-lahuأَمَرَنَاbize emrettiamaranāبِهَا ۗbunubihāقُلْdequlإِنَّmuhakkakinnaٱللَّهَAllahl-lahaلَاemretmezيَأْمُرُorderyamuruبِٱلْفَحْشَآءِ ۖkötülüğübil-faḥshāiأَتَقُولُونَmi söylüyorsunuz?ataqūlūnaعَلَىkarşıʿalāٱللَّهِAllah'al-lahiمَاşeyleriلَاbilmediğinizتَعْلَمُونَyou knowtaʿlamūna٢٨
Onlar bir fenalık yaptıkları zaman, "Babalarımızı bu yolda bulduk, Allah da bize bunu emretti" derler. De ki: "Allah fenalığı emretmez. Bilmediğiniz şeyi Allah'a karşı mı söylüyorsunuz?"
7:29
قُلْde kiqulأَمَرَemrettiamaraرَبِّىRabbimrabbīبِٱلْقِسْطِ ۖadaletibil-qis'ṭiوَأَقِيمُوا۟ve O'na doğrultunwa-aqīmūوُجُوهَكُمْyüzleriniziwujūhakumعِندَherʿindaكُلِّeverykulliمَسْجِدٍۢmesciddemasjidinوَٱدْعُوهُve O'na yalvarınwa-id'ʿūhuمُخْلِصِينَhas kılarakmukh'liṣīnaلَهُyalnız O'nalahuٱلدِّينَ ۚdinil-dīnaكَمَاgibikamāبَدَأَكُمْilkin sizi yarattığıbada-akumتَعُودُونَO'na döneceksiniztaʿūdūna٢٩
De ki: "Rabbim adaleti emretti; her secde yerinde yüzünüzü O'na doğrultun; dinde samimi olarak O'na yalvarın. Sizi yarattığı gibi yine O'na döneceksiniz."
7:30
فَرِيقًاbir topluluğufarīqanهَدَىٰdoğru yola ilettihadāوَفَرِيقًاve bir topluluğa dawafarīqanحَقَّhak olduḥaqqaعَلَيْهِمُüzerlerineʿalayhimuٱلضَّلَـٰلَةُ ۗsapıklıkl-ḍalālatuإِنَّهُمُçünkü onlarinnahumuٱتَّخَذُوا۟tuttularittakhadhūٱلشَّيَـٰطِينَşeytanlarıl-shayāṭīnaأَوْلِيَآءَdostlarawliyāaمِنbaşkaminدُونِbesidesdūniٱللَّهِAllah'tanl-lahiوَيَحْسَبُونَve sanıyorlarwayaḥsabūnaأَنَّهُمkendilerinin deannahumمُّهْتَدُونَdoğru yolda olduklarınımuh'tadūna٣٠
Allah insanlardan bir takımını doğru yola eriştirdi, fakat bir takımı da sapıklığı haketti, çünkü bunlar Allah'ı bırakıp şeytanları dost edinmiş ve kendilerini doğru yolda sanmışlardı.
7:31
۞ يَـٰبَنِىٓEy oğullarıyābanīءَادَمَAdemādamaخُذُوا۟alınkhudhūزِينَتَكُمْsüs(lü güzel giysiler)inizi'zīnatakumعِندَherʿindaكُلِّeverykulliمَسْجِدٍۢmesci(de gidişiniz)demasjidinوَكُلُوا۟ve yeyinwakulūوَٱشْرَبُوا۟ve içinwa-ish'rabūوَلَاfakat israf etmeyinwalāتُسْرِفُوٓا۟ ۚbe extravaganttus'rifūإِنَّهُۥçünkü Oinnahuلَاsevmezيُحِبُّloveyuḥibbuٱلْمُسْرِفِينَisraf edenleril-mus'rifīna٣١
Ey Ademoğulları! Her mescide güzel elbiselerinizi giyinerek gidin; yiyin için fakat israf etmeyin, çünkü Allah müsrifleri sevmez.
7:32
قُلْde kiqulمَنْkimmanحَرَّمَharam ettiḥarramaزِينَةَsüsüzīnataٱللَّهِAllah'ınl-lahiٱلَّتِىٓçıkardığıallatīأَخْرَجَHe has brought forthakhrajaلِعِبَادِهِۦkulları içinliʿibādihiوَٱلطَّيِّبَـٰتِve güzelwal-ṭayibātiمِنَrızıklarıminaٱلرِّزْقِ ۚsustenancel-riz'qiقُلْde kiqulهِىَOhiyaلِلَّذِينَkimselerindirlilladhīnaءَامَنُوا۟inanan(larındır)āmanūفِىhayatındaٱلْحَيَوٰةِthe lifel-ḥayatiٱلدُّنْيَاdünyal-dun'yāخَالِصَةًۭyalnız onlarındırkhāliṣatanيَوْمَgünü deyawmaٱلْقِيَـٰمَةِ ۗkıyametl-qiyāmatiكَذَٰلِكَişte böylekadhālikaنُفَصِّلُbiz açıklıyoruznufaṣṣiluٱلْـَٔايَـٰتِayetleril-āyātiلِقَوْمٍۢbir topluluk içinliqawminيَعْلَمُونَbilenyaʿlamūna٣٢
"Allah'ın kulları için yarattığı ziynet ve temiz rızıkları haram kılan kimdir?" "Bunlar, dünya hayatında inananlarındır, kıyamet gününde de yalnız onlar içindir" de. Bilen kimseler için ayetlerimizi böylece uzun uzun açıklıyoruz.
7:33
قُلْde kiqulإِنَّمَاkesinlikleinnamāحَرَّمَharam etmiştirḥarramaرَبِّىَRabbimrabbiyaٱلْفَوَٰحِشَfuhuşlarıl-fawāḥishaمَا(gerek)ظَهَرَaçığınıẓaharaمِنْهَاonunmin'hāوَمَا(gerek)wamāبَطَنَkapalısınıbaṭanaوَٱلْإِثْمَve günahıwal-ith'maوَٱلْبَغْىَve saldırmayıwal-baghyaبِغَيْرِyerebighayriٱلْحَقِّhaksızl-ḥaqiوَأَنvewa-anتُشْرِكُوا۟ortak koşmayıtush'rikūبِٱللَّهِAllah'abil-lahiمَاbir şeyiلَمْindirmediğilamيُنَزِّلْHe (has) sent downyunazzilبِهِۦhakkındabihiسُلْطَـٰنًۭاhiçbir delilsul'ṭānanوَأَنvewa-anتَقُولُوا۟söylemenizitaqūlūعَلَىhakkındaʿalāٱللَّهِAllahl-lahiمَاşeylerلَاbilmediğinizتَعْلَمُونَyou knowtaʿlamūna٣٣
De ki: "Rabbim sadece, açık ve gizli fenalıkları, günahı, haksız yere tecavüzü, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyi Allah'a ortak koşmanızı, Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır."
7:34
وَلِكُلِّve herwalikulliأُمَّةٍümmetinummatinأَجَلٌۭ ۖbir süresi vardırajalunفَإِذَاne zaman kifa-idhāجَآءَgelincejāaأَجَلُهُمْsüreleriajaluhumلَاgeri kalmazlarيَسْتَأْخِرُونَseek to delayyastakhirūnaسَاعَةًۭ ۖbir ansāʿatanوَلَاve ne dewalāيَسْتَقْدِمُونَöne geçemezleryastaqdimūna٣٤
Her ümmet için belirli bir süre vardır; vakitleri dolunca ne bir saat gecikebilir ne de öne geçebilirler.
7:35
يَـٰبَنِىٓey oğullarıyābanīءَادَمَAdemādamaإِمَّاeğerimmāيَأْتِيَنَّكُمْsize gelirseyatiyannakumرُسُلٌۭelçilerrusulunمِّنكُمْkendi içinizdenminkumيَقُصُّونَanlattıkarındayaquṣṣūnaعَلَيْكُمْsizeʿalaykumءَايَـٰتِى ۙayetlerimiāyātīفَمَنِkimselerefamaniٱتَّقَىٰkorunanittaqāوَأَصْلَحَve uslananwa-aṣlaḥaفَلَاyokturfalāخَوْفٌkorkukhawfunعَلَيْهِمْüzelerineʿalayhimوَلَاvewalāهُمْonlarhumيَحْزَنُونَüzülmeyeceklerdiryaḥzanūna٣٥
Ey Adem oğulları! Size aranızdan ayetlerimizi okuyan peygamberler geldiğinde, onların bildirdiklerine karşı gelmekten sakınan ve gidişini düzeltenlere, işte onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
7:36
وَٱلَّذِينَkimselerwa-alladhīnaكَذَّبُوا۟yalanlayankadhabūبِـَٔايَـٰتِنَاayetlerimizibiāyātināوَٱسْتَكْبَرُوا۟ve büyüklenenlerwa-is'takbarūعَنْهَآonlara karşıʿanhāأُو۟لَـٰٓئِكَişte onlarulāikaأَصْحَـٰبُhalkıdıraṣḥābuٱلنَّارِ ۖateşl-nāriهُمْonlarhumفِيهَاoradafīhāخَـٰلِدُونَsürekli kalacaklardırkhālidūna٣٦
Ayetlerimizi yalanlayıp onlara karşı büyüklük taslayanlara gelince, işte onlar cehennemliklerdir, orada temelli kalacaklardır.
7:37
فَمَنْkim olabilir?famanأَظْلَمُdaha zalimaẓlamuمِمَّنِkimsedenmimmaniٱفْتَرَىٰuyduranif'tarāعَلَىkarşıʿalāٱللَّهِAllah'al-lahiكَذِبًاyalankadhibanأَوْya daawكَذَّبَyalanlayankadhabaبِـَٔايَـٰتِهِۦٓ ۚO'nun ayetlerinibiāyātihiأُو۟لَـٰٓئِكَonlaraulāikaيَنَالُهُمْerişiryanāluhumنَصِيبُهُمnasiplerinaṣībuhumمِّنَKitaptanminaٱلْكِتَـٰبِ ۖthe Bookl-kitābiحَتَّىٰٓnihayetḥattāإِذَاgelinceidhāجَآءَتْهُمْcomes to themjāathumرُسُلُنَاelçilerimizrusulunāيَتَوَفَّوْنَهُمْcanlarını alırkenyatawaffawnahumقَالُوٓا۟diyeceklerqālūأَيْنَhani nerede?aynaمَاolduklarınızكُنتُمْyou used tokuntumتَدْعُونَyalvarmıştadʿūnaمِنbaşkasınaminدُونِbesidesdūniٱللَّهِ ۖAlah'tanl-lahiقَالُوا۟dedilerqālūضَلُّوا۟sapıp kayboldularḍallūعَنَّاbizdenʿannāوَشَهِدُوا۟ve şahidlik ettilerwashahidūعَلَىٰٓaleyhlerineʿalāأَنفُسِهِمْkendianfusihimأَنَّهُمْkendilerininannahumكَانُوا۟olduklarınakānūكَـٰفِرِينَkafirlerkāfirīna٣٧
Allah'a karşı yalan uyduran veya ayetlerini yalan sayandan daha zalim kimdir? Kitap'daki payları kendilerine erişecek olanlar onlardır. Elçilerimiz canlarını almak üzere geldiklerinde onlara, "Allah'tan başka taptıklarınız nerede?" deyince, "Bizi koyup kaçtılar" derler, böylece inkarcı olduklarına kendi aleyhlerine şahidlik ederler.
7:38
قَالَ(Allah) dediqālaٱدْخُلُوا۟girinud'khulūفِىٓarasındaأُمَمٍۢtopluluklarıumaminقَدْgeçenqadخَلَتْpassed awaykhalatمِنsizden önceminقَبْلِكُمbefore youqablikumمِّنَcinminaٱلْجِنِّthe jinnl-jiniوَٱلْإِنسِve insanwal-insiفِىiçineٱلنَّارِ ۖateşinl-nāriكُلَّمَاherkullamāدَخَلَتْgirdiğindedakhalatأُمَّةٌۭümmetummatunلَّعَنَتْla'net ederlaʿanatأُخْتَهَا ۖyoldaşınaukh'tahāحَتَّىٰٓnihayetḥattāإِذَاzamanidhāٱدَّارَكُوا۟birbiri ardındaniddārakūفِيهَاoradafīhāجَمِيعًۭاhepsi toplandığıjamīʿanقَالَتْdediler kiqālatأُخْرَىٰهُمْsonrakilerukh'rāhumلِأُولَىٰهُمْöncekiler içinliūlāhumرَبَّنَاRabbimizrabbanāهَـٰٓؤُلَآءِbunlarhāulāiأَضَلُّونَاbizi saptırdılaraḍallūnāفَـَٔاتِهِمْbunlara verfaātihimعَذَابًۭاazabʿadhābanضِعْفًۭاbir kat dahaḍiʿ'fanمِّنَateştenminaٱلنَّارِ ۖthe Firel-nāriقَالَ(Allah) dediqālaلِكُلٍّۢhepsi için vardırlikullinضِعْفٌۭbir kat fazlaḍiʿ'funوَلَـٰكِنancakwalākinلَّاsiz bilmezsinizتَعْلَمُونَyou knowtaʿlamūna٣٨
Allah, " Sizden önce geçmiş cin ve insan ümmetleriyle beraber ateşe girin" der. Her ümmet girdikçe kendi yoldaşına lanet eder. Hepsi birbiri ardından cehennemde toplanınca, sonrakiler öncekiler için, "Rabbimiz! Bizi sapıtanlar işte bunlardır, onlara ateş azabını kat kat ver" derler, Allah, "Hepsinin kat kattır, ama bilmezsiniz" der.
7:39
وَقَالَتْdediler kiwaqālatأُولَىٰهُمْöncekilerūlāhumلِأُخْرَىٰهُمْsonrakilereli-ukh'rāhumفَمَاyokturfamāكَانَsizinkānaلَكُمْfor youlakumعَلَيْنَاbizeʿalaynāمِنhiçminفَضْلٍۢüstünlüğünüz;faḍlinفَذُوقُوا۟o halde siz de tadınfadhūqūٱلْعَذَابَazabıl-ʿadhābaبِمَاkarşılıkbimāكُنتُمْolduklarınızakuntumتَكْسِبُونَkazanıyortaksibūna٣٩
Öncekiler sonrakilere, "Sizin bizden bir üstünlüğünüz yoktu, kazandığınıza karşılık azabı tadın" derler.
7:40
إِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaكَذَّبُوا۟yalanlayankadhabūبِـَٔايَـٰتِنَاbizim ayetlerimizibiāyātināوَٱسْتَكْبَرُوا۟ve kibirlenenlerwa-is'takbarūعَنْهَاonlaraʿanhāلَاaçılmayacakتُفَتَّحُbe openedtufattaḥuلَهُمْonlaralahumأَبْوَٰبُkapılarıabwābuٱلسَّمَآءِgökl-samāiوَلَاvewalāيَدْخُلُونَonlar giremeyeceklerdiryadkhulūnaٱلْجَنَّةَcennetel-janataحَتَّىٰkadarḥattāيَلِجَgeçinceyeyalijaٱلْجَمَلُdevel-jamaluفِىiçindenسَمِّdeliğisammiٱلْخِيَاطِ ۚiğnel-khiyāṭiوَكَذَٰلِكَve işte böylewakadhālikaنَجْزِىcezalandırırıznajzīٱلْمُجْرِمِينَsuçlularıl-muj'rimīna٤٠
Doğrusu ayetlerimizi yalan sayıp, onlara karşı büyüklük taslayanlara, göğün kapıları açılmaz; deve iğnenin deliğinden geçmedikçe cennete de giremezler. Suçluları böyle cezalandırırız.
7:41
لَهُمonlar için vardırlahumمِّنcehennemdenminجَهَنَّمَ(the) Helljahannamaمِهَادٌۭbir döşekmihādunوَمِنvewaminفَوْقِهِمْüstlerinde defawqihimغَوَاشٍۢ ۚ(ateşten) örtülerghawāshinوَكَذَٰلِكَişte böylewakadhālikaنَجْزِىcezalandırırıznajzīٱلظَّـٰلِمِينَzalimleril-ẓālimīna٤١
Onlar için cehennemden bir yatak ve üstlerine de örtüler vardır. Zalimleri böyle cezalandırırız.
7:42
وَٱلَّذِينَve kimselerwa-alladhīnaءَامَنُوا۟inananāmanūوَعَمِلُوا۟ve yapanlarwaʿamilūٱلصَّـٰلِحَـٰتِiyi işlerl-ṣāliḥātiلَاyüklemeyizنُكَلِّفُWe burdennukallifuنَفْسًاhiç kimseyenafsanإِلَّاbaşkasınıillāوُسْعَهَآgücünün yettiğindenwus'ʿahāأُو۟لَـٰٓئِكَişte onlarulāikaأَصْحَـٰبُhalkıdıraṣḥābuٱلْجَنَّةِ ۖcennetl-janatiهُمْonlarhumفِيهَاoradafīhāخَـٰلِدُونَebedi kalacaklardırkhālidūna٤٢
İnanan ve yararlı iş işleyenler ki kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükleriz işte cennetlikler onlardır, orada temelli kalacaklardır.
7:43
وَنَزَعْنَاve çıkarıp atmışızdırwanazaʿnāمَاne varsaفِىiçindeصُدُورِهِمgöğüsleriṣudūrihimمِّنْkindenminغِلٍّۢmaliceghillinتَجْرِىakmaktadırtajrīمِنaltlarındanminتَحْتِهِمُunderneath themtaḥtihimuٱلْأَنْهَـٰرُ ۖırmaklarl-anhāruوَقَالُوا۟ve dedilerwaqālūٱلْحَمْدُhamdolsunl-ḥamduلِلَّهِAllah'alillahiٱلَّذِىo kialladhīهَدَىٰنَاlutfedip bizi getirdihadānāلِهَـٰذَاburayalihādhāوَمَاbizwamāكُنَّاwe werekunnāلِنَهْتَدِىَ(doğruyu) bulamazdıklinahtadiyaلَوْلَآeğerlawlāأَنْbizi getirmeseydianهَدَىٰنَا(had) guided ushadānāٱللَّهُ ۖAllahl-lahuلَقَدْmuhakkaklaqadجَآءَتْgetirmişlerjāatرُسُلُelçilerirusuluرَبِّنَاRabbimizinrabbināبِٱلْحَقِّ ۖgerçeğibil-ḥaqiوَنُودُوٓا۟onlara seslenildiwanūdūأَنişte sizeanتِلْكُمُThistil'kumuٱلْجَنَّةُcennetl-janatuأُورِثْتُمُوهَاo size miras verildiūrith'tumūhāبِمَاkarşılıkbimāكُنتُمْyaptıklarınızakuntumتَعْمَلُونَdotaʿmalūna٤٣
Cennette altlarından ırmaklar akarken gönüllerinden kini çıkarıp atarız. "Bizi buraya eriştiren Allah'a hamdolsun. Eğer Allah bizi doğru yola iletmeseydi, biz doğru yolu bulamazdık. And olsun ki Rabbimizin peygamberleri bize gerçeği getirmiştir" derler. Onlara, "İşlediğinize karşılık işte mirasçısı olduğunuz cennet" diye seslenilir.
7:44
وَنَادَىٰٓve seslendiwanādāأَصْحَـٰبُhalkıaṣḥābuٱلْجَنَّةِcennetl-janatiأَصْحَـٰبَhalkınaaṣḥābaٱلنَّارِateşl-nāriأَنkianقَدْmuhakkakqadوَجَدْنَاbiz buldukwajadnāمَاşeyiوَعَدَنَاbize va'dettiğiniwaʿadanāرَبُّنَاRabbimizinrabbunāحَقًّۭاgerçekḥaqqanفَهَلْmu?fahalوَجَدتُّمsiz buldunuzwajadttumمَّاşeyiوَعَدَsize va'dettiğiniwaʿadaرَبُّكُمْRabbinizinrabbukumحَقًّۭا ۖgerçekḥaqqanقَالُوا۟dedilerqālūنَعَمْ ۚevetnaʿamفَأَذَّنَve seslendifa-adhanaمُؤَذِّنٌۢbir ünleyicimu-adhinunبَيْنَهُمْaralarındanbaynahumأَنdiyeanلَّعْنَةُla'netilaʿnatuٱللَّهِAllah'ınl-lahiعَلَىüzerine olsunʿalāٱلظَّـٰلِمِينَzalimlerinl-ẓālimīna٤٤
Cennetlikler, cehennemliklere: "Biz Rabbimizin bize vadettiğini gerçek bulduk, Rabbinizin size de vadettiğini gerçek buldunuz mu?" diye seslenirler, "Evet" derler. Aralarında bir münadi, "Allah'ın laneti Allah yolundan alıkoyan, o yolun eğriliğini isteyen ve ahireti inkar eden zalimleredir" diye seslenir.
7:45
ٱلَّذِينَonlar kialladhīnaيَصُدُّونَmenedipyaṣuddūnaعَنyolundanʿanسَبِيلِ(the) waysabīliٱللَّهِAllah'ınl-lahiوَيَبْغُونَهَاve onu isterlerwayabghūnahāعِوَجًۭاeğriltmekʿiwajanوَهُمve onlarwahumبِٱلْـَٔاخِرَةِahireti debil-ākhiratiكَـٰفِرُونَinkar ederlerdikāfirūna٤٥
Cennetlikler, cehennemliklere: "Biz Rabbimizin bize vadettiğini gerçek bulduk, Rabbinizin size de vadettiğini gerçek buldunuz mu?" diye seslenirler, "Evet" derler. Aralarında bir münadi, "Allah'ın laneti Allah yolundan alıkoyan, o yolun eğriliğini isteyen ve ahireti inkar eden zalimleredir" diye seslenir.
7:46
وَبَيْنَهُمَاiki taraf arasındawabaynahumāحِجَابٌۭ ۚbir perde (vardır)ḥijābunوَعَلَىve üzerindewaʿalāٱلْأَعْرَافِA'rafl-aʿrāfiرِجَالٌۭerkekler (vardır)rijālunيَعْرِفُونَtanıyanyaʿrifūnaكُلًّۢاhepsinikullanبِسِيمَىٰهُمْ ۚyüzlerindeki işaretleriylebisīmāhumوَنَادَوْا۟ve seslendilerwanādawأَصْحَـٰبَhalkınaaṣḥābaٱلْجَنَّةِcennetl-janatiأَنdiyeanسَلَـٰمٌselam olsunsalāmunعَلَيْكُمْ ۚsizeʿalaykumلَمْcennete girmemişlamيَدْخُلُوهَاthey have entered ityadkhulūhāوَهُمْfakat onlarwahumيَطْمَعُونَbeklemektedirleryaṭmaʿūna٤٦
İki taraf arasında bir perde ve burçlar üzerinde her iki tarafı da simalarından tanıyan adamlar vardır; cennetliklere, "Size selam olsun" derler. Bunlar henüz girmeyen fakat cenneti uman kimselerdir.
7:47
۞ وَإِذَاzamanwa-idhāصُرِفَتْçevrildiğiṣurifatأَبْصَـٰرُهُمْgözleriabṣāruhumتِلْقَآءَtarafınatil'qāaأَصْحَـٰبِhalkıaṣḥābiٱلنَّارِateşl-nāriقَالُوا۟dedilerqālūرَبَّنَاRabbimizrabbanāلَاbizi bulundurmaتَجْعَلْنَاplace ustajʿalnāمَعَberabermaʿaٱلْقَوْمِtopluluklal-qawmiٱلظَّـٰلِمِينَzaliml-ẓālimīna٤٧
Gözleri cehennemlikler yönüne çevrilince: "Rabbimiz! Bizi zalimlerle beraber bulundurma" derler.
7:48
وَنَادَىٰٓve seslendilerwanādāأَصْحَـٰبُhalkıaṣḥābuٱلْأَعْرَافِA'rafl-aʿrāfiرِجَالًۭاbirtakım adamlararijālanيَعْرِفُونَهُمtanıdıklarıyaʿrifūnahumبِسِيمَىٰهُمْyüzlerindenbisīmāhumقَالُوا۟dediler kiqālūمَآhiçbir yarar sağlamadıأَغْنَىٰ(has) availedaghnāعَنكُمْsizeʿankumجَمْعُكُمْtopluluğunuzunjamʿukumوَمَاne dewamāكُنتُمْsizekuntumتَسْتَكْبِرُونَbüyüklük taslamanıztastakbirūna٤٨
Burçlarda olanlar, simalarından tanıdıkları adamlara; Topluluğunuz, topladığınız mal ve büyüklük taslamalarınız size fayda vermedi. Allah'ın rahmetine erdirmeyeceğine yemin ettikleriniz bunlar mıydı? Oysa Allah onlara şöyle der: "Cennete girin, size korku yoktur, sizler mahzun da olmayacaksınız."
7:49
أَهَـٰٓؤُلَآءِbunlar mıydı?ahāulāiٱلَّذِينَkimseleralladhīnaأَقْسَمْتُمْyemin ettiğinizaqsamtumلَاonları erdirmeyecek diyeيَنَالُهُمُ(will) grant themyanāluhumuٱللَّهُAllahl-lahuبِرَحْمَةٍ ۚhiçbir rahmetebiraḥmatinٱدْخُلُوا۟girinud'khulūٱلْجَنَّةَcennetel-janataلَاyokturخَوْفٌkorkukhawfunعَلَيْكُمْartık sizeʿalaykumوَلَآve değilsinizwalāأَنتُمْsizantumتَحْزَنُونَüzülecek detaḥzanūna٤٩
Burçlarda olanlar, simalarından tanıdıkları adamlara; Topluluğunuz, topladığınız mal ve büyüklük taslamalarınız size fayda vermedi. Allah'ın rahmetine erdirmeyeceğine yemin ettikleriniz bunlar mıydı? Oysa Allah onlara şöyle der: "Cennete girin, size korku yoktur, sizler mahzun da olmayacaksınız."
7:50
وَنَادَىٰٓve seslendilerwanādāأَصْحَـٰبُhalkıaṣḥābuٱلنَّارِateşl-nāriأَصْحَـٰبَhalkınaaṣḥābaٱلْجَنَّةِcennetl-janatiأَنْdiyeanأَفِيضُوا۟biraz da akıtınafīḍūعَلَيْنَاbizim üzerimizeʿalaynāمِنَsu(yunuz)danminaٱلْمَآءِ(some) waterl-māiأَوْveyaawمِمَّاsize verdiği rızıktanmimmāرَزَقَكُمُ(has been) provided (to) yourazaqakumuٱللَّهُ ۚAllah'ınl-lahuقَالُوٓا۟dediler kiqālūإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaحَرَّمَهُمَاbu ikisini haram etmiştirḥarramahumāعَلَىüzerineʿalāٱلْكَـٰفِرِينَkafirlerl-kāfirīna٥٠
Cehennemlikler cennetliklere, "Bize biraz su veya Allah'ın size verdiği rızıktan gönderin" diye seslenirler, onlar da, "Doğrusu Allah dinlerini alay ve eğlenceye alan, dünya hayatına aldanan inkarcılara ikisini de haram etmiştir" derler. Bugünle karşılaşacaklarını unuttukları, ayetlerimizi bile bile inkar ettikleri gibi biz de onları unutuyoruz.
7:51
ٱلَّذِينَonlar kialladhīnaٱتَّخَذُوا۟yerine koydularittakhadhūدِينَهُمْdinlerinidīnahumلَهْوًۭاbir eğlencelahwanوَلَعِبًۭاve oyunwalaʿibanوَغَرَّتْهُمُve kendilerini aldattıwagharrathumuٱلْحَيَوٰةُhayatıl-ḥayatuٱلدُّنْيَا ۚdünyal-dun'yāفَٱلْيَوْمَbugünfal-yawmaنَنسَىٰهُمْbiz de onları unuturuznansāhumكَمَاgibikamāنَسُوا۟unuttuklarınasūلِقَآءَkarşılaşacaklarınıliqāaيَوْمِهِمْgünleriyleyawmihimهَـٰذَاbuhādhāوَمَاvewamāكَانُوا۟ettiklerikānūبِـَٔايَـٰتِنَاayetlerimizibiāyātināيَجْحَدُونَbile bile inkaryajḥadūna٥١
Cehennemlikler cennetliklere, "Bize biraz su veya Allah'ın size verdiği rızıktan gönderin" diye seslenirler, onlar da, "Doğrusu Allah dinlerini alay ve eğlenceye alan, dünya hayatına aldanan inkarcılara ikisini de haram etmiştir" derler. Bugünle karşılaşacaklarını unuttukları, ayetlerimizi bile bile inkar ettikleri gibi biz de onları unutuyoruz.
7:52
وَلَقَدْgerçektenwalaqadجِئْنَـٰهُمonlara getirdikji'nāhumبِكِتَـٰبٍۢbir Kitapbikitābinفَصَّلْنَـٰهُaçıkladığımızfaṣṣalnāhuعَلَىٰgöreʿalāعِلْمٍbilgiyeʿil'minهُدًۭىyol göstericihudanوَرَحْمَةًۭve rahmet olanwaraḥmatanلِّقَوْمٍۢbir toplum içinliqawminيُؤْمِنُونَinananyu'minūna٥٢
And olsun ki Biz onlara bir Kitap getirdik, inanan bir millet için yol gösterici ve rahmet olarak onu bilgiyle uzun uzun açıkladık.
7:53
هَلْmı?halيَنظُرُونَgözetiyorlaryanẓurūnaإِلَّاilleillāتَأْوِيلَهُۥ ۚonun te'vilinitawīlahuيَوْمَgünyawmaيَأْتِىgeldiğiyatīتَأْوِيلُهُۥonun te'vilitawīluhuيَقُولُderler kiyaqūluٱلَّذِينَolanlaralladhīnaنَسُوهُonu unutmuşnasūhuمِنöncedenminقَبْلُbeforeqabluقَدْdoğrusuqadجَآءَتْgetirmişjāatرُسُلُelçilerirusuluرَبِّنَاRabbimizinrabbināبِٱلْحَقِّgerçeğibil-ḥaqiفَهَلvar mı ki?fahalلَّنَاbizimlanāمِنşefa'atçilerimizminشُفَعَآءَintercessorsshufaʿāaفَيَشْفَعُوا۟şefa'at etsinlerfayashfaʿūلَنَآbizelanāأَوْyahutawنُرَدُّtekrar geri döndürülür müyüz kinuradduفَنَعْمَلَyapalımfanaʿmalaغَيْرَbaşkasınıghayraٱلَّذِىşeylerdenalladhīكُنَّاyaptıklarımızdankunnāنَعْمَلُ ۚdonaʿmaluقَدْmuhakkakqadخَسِرُوٓا۟onlar ziyana soktularkhasirūأَنفُسَهُمْkendilerinianfusahumوَضَلَّve saptıwaḍallaعَنْهُمkendilerindenʿanhumمَّاşeylerكَانُوا۟olduklarıkānūيَفْتَرُونَuyduruyoryaftarūna٥٣
Kitap'ın haber verdiği sonuçtan başka bir şey mi bekliyorlar? Sonuç gelip çattığı gün, önceleri onu unutmuş olanlar, "Rabbimizin peygamberleri şüphesiz bize gerçeği getirmişti, şimdi bize şefaat etsin, yahut geriye çevrilsek de işlediklerimizin başka türlüsünü işlesek" derler. Doğrusu kendilerini mahvetmişlerdir, uydurdukları şeyler onları koyup kaçmışlardır.
7:54
إِنَّşüphesizinnaرَبَّكُمُRabbinizrabbakumuٱللَّهُo Allah'tırl-lahuٱلَّذِىkialladhīخَلَقَyarattıkhalaqaٱلسَّمَـٰوَٰتِgökleril-samāwātiوَٱلْأَرْضَve yeriwal-arḍaفِىiçindeسِتَّةِaltısittatiأَيَّامٍۢgünayyāminثُمَّsonrathummaٱسْتَوَىٰistiva ettiis'tawāعَلَىüzerineʿalāٱلْعَرْشِArşl-ʿarshiيُغْشِىbürüyüp örteryugh'shīٱلَّيْلَgeceyial-laylaٱلنَّهَارَgündüz(ün üzerin)el-nahāraيَطْلُبُهُۥonu kovalayanyaṭlubuhuحَثِيثًۭاdurmadanḥathīthanوَٱلشَّمْسَve güneşiwal-shamsaوَٱلْقَمَرَve ayıwal-qamaraوَٱلنُّجُومَve yıldızlarıwal-nujūmaمُسَخَّرَٰتٍۭboyun eğmiş vaziyettemusakharātinبِأَمْرِهِۦٓ ۗbuyruğunabi-amrihiأَلَاİyi bilin kialāلَهُO'nundurlahuٱلْخَلْقُyaratmal-khalquوَٱلْأَمْرُ ۗve emirwal-amruتَبَارَكَne uludurtabārakaٱللَّهُAllahl-lahuرَبُّRabbirabbuٱلْعَـٰلَمِينَÂlemlerinl-ʿālamīna٥٤
Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan ve sonra arşa hükmeden, gündüzü durmadan kovalayan gece ile bürüyen; güneşi, ayı, yıldızları, hepsini buyruğuna baş eğdirerek var eden Allah'tır. Bilin ki yaratma da emir de O'nun hakkıdır. Alemlerin Rabbiolan Allah Yüce'dir.
7:55
ٱدْعُوا۟du'a edinid'ʿūرَبَّكُمْRabbinizerabbakumتَضَرُّعًۭاyalvararaktaḍarruʿanوَخُفْيَةً ۚve gizlicewakhuf'yatanإِنَّهُۥçünkü Oinnahuلَاsevmezيُحِبُّloveyuḥibbuٱلْمُعْتَدِينَhaddi aşanlarıl-muʿ'tadīna٥٥
Rabbinize gönülden ve gizlice yalvarın. Doğrusu O aşırı gidenleri sevmez.
7:56
وَلَاbozgunculuk yapmayınwalāتُفْسِدُوا۟cause corruptiontuf'sidūفِىyeryüzündeٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiبَعْدَsonrabaʿdaإِصْلَـٰحِهَاdüzeltildikteniṣ'lāḥihāوَٱدْعُوهُO'na du'a edinwa-id'ʿūhuخَوْفًۭاkorkarakkhawfanوَطَمَعًا ۚve umarakwaṭamaʿanإِنَّmuhakkak kiinnaرَحْمَتَrahmetiraḥmataٱللَّهِAllah'ınl-lahiقَرِيبٌۭyakındırqarībunمِّنَiyilik edenlereminaٱلْمُحْسِنِينَthe good-doersl-muḥ'sinīna٥٦
Düzeltilmişken, yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah'a korkarak ve umutla yalvarın. Doğrusu Allah'ın rahmeti iyi davrananlara yakındır.
7:57
وَهُوَO kiwahuwaٱلَّذِىgönderiralladhīيُرْسِلُsendsyur'siluٱلرِّيَـٰحَrüzgarlarıl-riyāḥaبُشْرًۢاmüjdecibush'ranبَيْنَönündebaynaيَدَىْbeforeyadayرَحْمَتِهِۦ ۖrahmetininraḥmatihiحَتَّىٰٓnihayetḥattāإِذَآzamanidhāأَقَلَّتْonlar yükleninceaqallatسَحَابًۭاbulutlarısaḥābanثِقَالًۭاağır ağırthiqālanسُقْنَـٰهُonu yollarızsuq'nāhuلِبَلَدٍۢbir ülkeyelibaladinمَّيِّتٍۢölümayyitinفَأَنزَلْنَاindiririzfa-anzalnāبِهِonunlabihiٱلْمَآءَsul-māaفَأَخْرَجْنَاve çıkarırızfa-akhrajnāبِهِۦonunlabihiمِنtürlü türlüminكُلِّall (kinds)kulliٱلثَّمَرَٰتِ ۚmeyvalarl-thamarātiكَذَٰلِكَişte böylekadhālikaنُخْرِجُçıkaracağıznukh'rijuٱلْمَوْتَىٰölüleri del-mawtāلَعَلَّكُمْherhaldelaʿallakumتَذَكَّرُونَibret alırsınıztadhakkarūna٥٧
Rahmetinin önünde, müjdeci olarak rüzgarları gönderen Allah'tır. Rüzgarlar, yağmur yüklü bulutları taşıdığında, onu ölü bir memlekete gönderir, su indirir ve onunla her türlü ürünü yetiştiririz; ölüleri de bunun gibi diriltip, çıkarırız; belki bundan ibret alırsınız.
7:58
وَٱلْبَلَدُve ülkeninwal-baladuٱلطَّيِّبُgüzel olanl-ṭayibuيَخْرُجُçıkaryakhrujuنَبَاتُهُۥbitkisinabātuhuبِإِذْنِizniylebi-idh'niرَبِّهِۦ ۖRabbininrabbihiوَٱلَّذِىolandan isewa-alladhīخَبُثَkötükhabuthaلَاçıkmazيَخْرُجُcome forthyakhrujuإِلَّاbaşka bir şeyillāنَكِدًۭا ۚyararsız bitkidennakidanكَذَٰلِكَişte biz böylekadhālikaنُصَرِّفُdöndürüp açıklarıznuṣarrifuٱلْـَٔايَـٰتِayetleril-āyātiلِقَوْمٍۢbir toplum içinliqawminيَشْكُرُونَşükredenyashkurūna٥٨
İyi toprak Rabbinin izniyle bitki verir, çorak toprak kavruk bitki çıkarır. Şükredecek millet için böylece ayetleri yerli yerince açıklarız.
7:59
لَقَدْandolsunlaqadأَرْسَلْنَاgönderdikarsalnāنُوحًاNuh'unūḥanإِلَىٰkavmineilāقَوْمِهِۦhis peopleqawmihiفَقَالَdedi kifaqālaيَـٰقَوْمِEy kavmimyāqawmiٱعْبُدُوا۟kulluk edinuʿ'budūٱللَّهَAllah'al-lahaمَاyokturلَكُمsizinlakumمِّنْhiçbirminإِلَـٰهٍtanrınızilāhinغَيْرُهُۥٓO'ndan başkaghayruhuإِنِّىٓdoğrusu beninnīأَخَافُkorkuyorumakhāfuعَلَيْكُمْsizeʿalaykumعَذَابَazabın(ın inmesin)denʿadhābaيَوْمٍbir gününyawminعَظِيمٍۢbüyükʿaẓīmin٥٩
And olsun ki Nuh'u milletine gönderdik. "Ey milletim! Allah'a kulluk edin, O'ndan başka tanrınız yoktur; doğrusu sizin için büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
7:60
قَالَdedi(ler) kiqālaٱلْمَلَأُileri gelenlerl-mala-uمِنkavmindenminقَوْمِهِۦٓhis peopleqawmihiإِنَّاelbette bizinnāلَنَرَىٰكَseni görüyoruzlanarākaفِىiçindeضَلَـٰلٍۢbir sapıklıkḍalālinمُّبِينٍۢaçıkmubīnin٦٠
Milletinin ileri gelenleri: "Biz senin apaçık sapıklıkta olduğunu görüyoruz" dediler.
7:61
قَالَdedi kiqālaيَـٰقَوْمِEy kavmimyāqawmiلَيْسَyokturlaysaبِىbendeضَلَـٰلَةٌۭbir sapıklıkḍalālatunوَلَـٰكِنِّىfakat benwalākinnīرَسُولٌۭbir elçiyimrasūlunمِّنtarafındanminرَّبِّRabbirabbiٱلْعَـٰلَمِينَalemlerinl-ʿālamīna٦١
"Ey milletim! Bende bir sapıklık yoktur, ancak ben Alemlerin Rabbinin peygamberiyim, Rabbimin sözlerini size bildiriyor, öğüt veriyorum. Sizin bilmediğinizi Allah katından ben biliyorum. Sakınmanızı ve böylece merhamete uğramanızı sağlamak üzere sizi uyarmak için aranızdan biri vasıtasıyla Rabbinizden size haber gelmesine mi şaşıyorsunuz?" dedi.
7:62
أُبَلِّغُكُمْsize duyuruyorumuballighukumرِسَـٰلَـٰتِmesajlarınırisālātiرَبِّىRabbiminrabbīوَأَنصَحُve öğüt veriyorumwa-anṣaḥuلَكُمْsizelakumوَأَعْلَمُve biliyorumwa-aʿlamuمِنَtarafındanminaٱللَّهِAllahl-lahiمَاşeyleriلَاsizin bilmediğinizتَعْلَمُونَyou knowtaʿlamūna٦٢
"Ey milletim! Bende bir sapıklık yoktur, ancak ben Alemlerin Rabbinin peygamberiyim, Rabbimin sözlerini size bildiriyor, öğüt veriyorum. Sizin bilmediğinizi Allah katından ben biliyorum. Sakınmanızı ve böylece merhamete uğramanızı sağlamak üzere sizi uyarmak için aranızdan biri vasıtasıyla Rabbinizden size haber gelmesine mi şaşıyorsunuz?" dedi.
7:63
أَوَعَجِبْتُمْşaştınız mı?awaʿajib'tumأَنgelmesineanجَآءَكُمْhas come to youjāakumذِكْرٌۭbir Zikirdhik'runمِّنRabbinizdenminرَّبِّكُمْyour Lordrabbikumعَلَىٰaracılığı ileʿalāرَجُلٍۢbir adamrajulinمِّنكُمْiçinizdenminkumلِيُنذِرَكُمْsizi uyarmak içinliyundhirakumوَلِتَتَّقُوا۟ve korunmanız içinwalitattaqūوَلَعَلَّكُمْve belkiwalaʿallakumتُرْحَمُونَmerhamete uğrarsınız diyetur'ḥamūna٦٣
"Ey milletim! Bende bir sapıklık yoktur, ancak ben Alemlerin Rabbinin peygamberiyim, Rabbimin sözlerini size bildiriyor, öğüt veriyorum. Sizin bilmediğinizi Allah katından ben biliyorum. Sakınmanızı ve böylece merhamete uğramanızı sağlamak üzere sizi uyarmak için aranızdan biri vasıtasıyla Rabbinizden size haber gelmesine mi şaşıyorsunuz?" dedi.
7:64
فَكَذَّبُوهُO'nu yalanladılarfakadhabūhuفَأَنجَيْنَـٰهُbiz de kurtardıkfa-anjaynāhuوَٱلَّذِينَo kimseleriwa-alladhīnaمَعَهُۥO'nunla berebarmaʿahuفِىbulunanlarıٱلْفُلْكِgemidel-ful'kiوَأَغْرَقْنَاve boğdukwa-aghraqnāٱلَّذِينَkimselerialladhīnaكَذَّبُوا۟yalanlayanlarıkadhabūبِـَٔايَـٰتِنَآ ۚayetlerimizibiāyātināإِنَّهُمْçünkü onlarinnahumكَانُوا۟idilerkānūقَوْمًاbir kavimqawmanعَمِينَkörʿamīna٦٤
Onu yalanladılar; biz de onu ve gemide beraberinde olanları kurtardık, ayetlerimizi yalan sayanları suda boğduk, çünkü onlar kör bir milletti.
7:65
۞ وَإِلَىٰve (gönderdik)wa-ilāعَادٍAd(kavmin)e deʿādinأَخَاهُمْkardeşleriakhāhumهُودًۭا ۗHud'uhūdanقَالَdedi kiqālaيَـٰقَوْمِEy kavmimyāqawmiٱعْبُدُوا۟kulluk edinuʿ'budūٱللَّهَAllah'al-lahaمَاyokturلَكُمsizinlakumمِّنْhiçbirminإِلَـٰهٍtanrınızilāhinغَيْرُهُۥٓ ۚO'dan başkaghayruhuأَفَلَاsakınmaz mısınız?afalāتَتَّقُونَyou fear (Allah)tattaqūna٦٥
Ad milletine de, kardeşleri Hud'u gönderdik "Ey milletim! Allah'a kulluk edin, O'ndan başka tanrınız yoktur, karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" dedi.
7:66
قَالَdedi(ler) kiqālaٱلْمَلَأُileri gelenl-mala-uٱلَّذِينَkimseleralladhīnaكَفَرُوا۟inkarcılarkafarūمِنkavmindenminقَوْمِهِۦٓhis peopleqawmihiإِنَّاelbette bizinnāلَنَرَىٰكَseni görüyoruzlanarākaفِىiçindeسَفَاهَةٍۢbir beyinsizliksafāhatinوَإِنَّاve elbette bizwa-innāلَنَظُنُّكَzannediyoruz ki senlanaẓunnukaمِنَyalancılardansınminaٱلْكَـٰذِبِينَthe liarsl-kādhibīna٦٦
Milletinin inkarcı ileri gelenleri, "Biz senin beyinsiz olduğunu görüyor ve seni yalancılardan sanıyoruz" dediler.
7:67
قَالَdediqālaيَـٰقَوْمِEy kavmimyāqawmiلَيْسَyokturlaysaبِىbendeسَفَاهَةٌۭbeyinsizliksafāhatunوَلَـٰكِنِّىfakat benwalākinnīرَسُولٌۭbir elçiyimrasūlunمِّنtarafındanminرَّبِّRabbirabbiٱلْعَـٰلَمِينَalemlerinl-ʿālamīna٦٧
"Ey milletim! Ben beyinsiz değil, Alemlerin Rabbinin peygamberiyim.
7:68
أُبَلِّغُكُمْsize duyuruyorumuballighukumرِسَـٰلَـٰتِmesajlarınırisālātiرَبِّىRabbiminrabbīوَأَنَا۠ve benwa-anāلَكُمْsizin içinlakumنَاصِحٌbir öğütçüyümnāṣiḥunأَمِينٌgüveniliramīnun٦٨
Size Rabbimin sözlerini bildiriyorum. Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm; sizi uyarmak üzere, aranızdan bir adam vasıtasiyle Rabbinizden size bir haber gelmesine mi şaşıyorsunuz? Allah'ın sizi Nuh'un milleti yerine getirdiğini ve vücutça da onlardan üstün kıldığını hatırlayın, başarıya erişebilmeniz için Allah'ın nimetlerini anın" dedi.
7:69
أَوَعَجِبْتُمْşaştınız mı?awaʿajib'tumأَنsize gelmesineanجَآءَكُمْhas come to youjāakumذِكْرٌۭbir Zikirdhik'runمِّنtarafındanminرَّبِّكُمْRabbinizrabbikumعَلَىٰaracılığı ileʿalāرَجُلٍۢbir adamrajulinمِّنكُمْiçinizdenminkumلِيُنذِرَكُمْ ۚsizi uyarması içinliyundhirakumوَٱذْكُرُوٓا۟düşünün kiwa-udh'kurūإِذْne zaman kiidhجَعَلَكُمْsizi yaptıjaʿalakumخُلَفَآءَhakimlerkhulafāaمِنۢsonraminبَعْدِafterbaʿdiقَوْمِkavmindenqawmiنُوحٍۢNuhnūḥinوَزَادَكُمْve size verdiwazādakumفِىyaratılıştaٱلْخَلْقِthe staturel-khalqiبَصْۜطَةًۭ ۖüstünlük güç'baṣ'ṭatanفَٱذْكُرُوٓا۟hatırlayın kifa-udh'kurūءَالَآءَni'metleriniālāaٱللَّهِAllah'ınl-lahiلَعَلَّكُمْumulur kilaʿallakumتُفْلِحُونَbaşarıya erersiniztuf'liḥūna٦٩
Size Rabbimin sözlerini bildiriyorum. Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm; sizi uyarmak üzere, aranızdan bir adam vasıtasiyle Rabbinizden size bir haber gelmesine mi şaşıyorsunuz? Allah'ın sizi Nuh'un milleti yerine getirdiğini ve vücutça da onlardan üstün kıldığını hatırlayın, başarıya erişebilmeniz için Allah'ın nimetlerini anın" dedi.
7:70
قَالُوٓا۟dediler kiqālūأَجِئْتَنَاsen bize mi geldin?aji'tanāلِنَعْبُدَkulluk etmemiz içinlinaʿbudaٱللَّهَAllah'al-lahaوَحْدَهُۥtek olanwaḥdahuوَنَذَرَve bırakalım diyewanadharaمَاşeyleriكَانَolduklarıkānaيَعْبُدُtapıyoryaʿbuduءَابَآؤُنَا ۖatalarımızınābāunāفَأْتِنَا(haydi) bize getirfatināبِمَاşeyibimāتَعِدُنَآbizi tehdidettiğintaʿidunāإِنeğerinكُنتَisenkuntaمِنَdoğrulardanminaٱلصَّـٰدِقِينَthe truthfull-ṣādiqīna٧٠
"Bize yalnız Allah'a kulluk etmemizi, babalarımızın taptıklarını bırakmamızı söylemek için mi geldin? Doğru sözlülerden isen haydi bizi tehdit ettiğin azaba uğrat" dediler.
7:71
قَالَdedi kiqālaقَدْartıkqadوَقَعَinmiştirwaqaʿaعَلَيْكُمsizeʿalaykumمِّنRabbinizdenminرَّبِّكُمْyour Lordrabbikumرِجْسٌۭbir pislikrij'sunوَغَضَبٌ ۖve gazabwaghaḍabunأَتُجَـٰدِلُونَنِىbenimle mi tartışıyorsunuz?atujādilūnanīفِىٓhakkındaأَسْمَآءٍۢisimlerasmāinسَمَّيْتُمُوهَآadlandırdığınızsammaytumūhāأَنتُمْsadece sizinantumوَءَابَآؤُكُمve atalarınızınwaābāukumمَّاindirmediğiنَزَّلَ(has been) sent downnazzalaٱللَّهُAllah'ınl-lahuبِهَاonlar içinbihāمِنhiçbirminسُلْطَـٰنٍۢ ۚdelilsul'ṭāninفَٱنتَظِرُوٓا۟bekleyin öyle isefa-intaẓirūإِنِّىben deinnīمَعَكُمsizinle berabermaʿakumمِّنَbekleyenlerdenimminaٱلْمُنتَظِرِينَthe ones who waitl-muntaẓirīna٧١
"Hiç şüphesiz artık Rabbinizin azab ve öfkesini hakettiniz. Allah'ın hiçbir delil indirmediği, isimlerini de siz ve babalarınızın koyduğu putlar hakkında mı benimle tartışıyorsunuz? Bekleyin, doğrusu ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim" dedi.
7:72
فَأَنجَيْنَـٰهُO'nu kurtardıkfa-anjaynāhuوَٱلَّذِينَve olanlarıwa-alladhīnaمَعَهُۥO'nunla berabermaʿahuبِرَحْمَةٍۢbir rahmetlebiraḥmatinمِّنَّاbizdenminnāوَقَطَعْنَاve kestikwaqaṭaʿnāدَابِرَkökünüdābiraٱلَّذِينَkimselerinalladhīnaكَذَّبُوا۟yalanlayan(ların)kadhabūبِـَٔايَـٰتِنَا ۖayetlerimizibiāyātināوَمَاvewamāكَانُوا۟olanlarınkānūمُؤْمِنِينَinanmayacakmu'minīna٧٢
Biz, rahmetimizle, Hud'u ve beraberinde bulunanları kurtardık, ayetlerimizi yalan sayarak inanmayanların kökünü kestik.
7:73
وَإِلَىٰvewa-ilāثَمُودَSemud(kavmin)e dethamūdaأَخَاهُمْkardeşleriakhāhumصَـٰلِحًۭا ۗSalih'i (gönderdik)ṣāliḥanقَالَdedi kiqālaيَـٰقَوْمِEy kavmimyāqawmiٱعْبُدُوا۟kulluk edinuʿ'budūٱللَّهَAllah'al-lahaمَاyokturلَكُمsizinlakumمِّنْhiçbirminإِلَـٰهٍtanrınızilāhinغَيْرُهُۥ ۖO'ndan başkaghayruhuقَدْelbetteqadجَآءَتْكُمsize geldijāatkumبَيِّنَةٌۭaçık delilbayyinatunمِّنtarafındanminرَّبِّكُمْ ۖRabbinizrabbikumهَـٰذِهِۦişte şuhādhihiنَاقَةُdevesināqatuٱللَّهِAllah'ınl-lahiلَكُمْsizelakumءَايَةًۭ ۖbir mu'cizedirāyatanفَذَرُوهَاbırakın onufadharūhāتَأْكُلْyesin (içsin)takulفِىٓarzındanأَرْضِ(the) eartharḍiٱللَّهِ ۖAllah'ınl-lahiوَلَاsakınwalāتَمَسُّوهَاona dokundurmayıntamassūhāبِسُوٓءٍۢbir kötülükbisūinفَيَأْخُذَكُمْyoksa sizi yakalarfayakhudhakumعَذَابٌbir azabʿadhābunأَلِيمٌۭacıklıalīmun٧٣
Semud milletine de kardeşleri Salih'i gönderdik. "Ey milletim! Allah'a kulluk edin, O'ndan başka tanrınız yoktur. Rabbinizden size bir belge geldi: Allah'ın bu dişi devesi size bir delildir, onu bırakın, Allah'ın toprağında otlasın; ona kötülük etmeyin, yoksa can yakıcı azaba uğrarsınız.
7:74
وَٱذْكُرُوٓا۟düşünün kiwa-udh'kurūإِذْhaniidhجَعَلَكُمْsizi yaptıjaʿalakumخُلَفَآءَhükümdarlarkhulafāaمِنۢsonraminبَعْدِafterbaʿdiعَادٍۢAd'danʿādinوَبَوَّأَكُمْve sizi yerleştirdiwabawwa-akumفِىyeryüzündeٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiتَتَّخِذُونَediniyorsunuztattakhidhūnaمِنO'nun düzlüklerindeminسُهُولِهَاits plainssuhūlihāقُصُورًۭاsaraylarquṣūranوَتَنْحِتُونَve yontup yapıyorsunuzwatanḥitūnaٱلْجِبَالَdağlarınıl-jibālaبُيُوتًۭا ۖevlerbuyūtanفَٱذْكُرُوٓا۟artık hatırlayınfa-udh'kurūءَالَآءَni'metleriniālāaٱللَّهِAllah'ınl-lahiوَلَاkarışıklık çıkarmayınwalāتَعْثَوْا۟act wickedlytaʿthawفِىyeryüzündeٱلْأَرْضِ(the) earthl-arḍiمُفْسِدِينَbozgunculuk yapıpmuf'sidīna٧٤
Allah'ın sizi Ad milleti yerine getirdiğini, ovalarında köşkler kurup dağlarında kayadan evler yonttuğunuz yeryüzünde yerleştirdiğini hatırlayın; Allah'ın nimetlerini anın, yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın" dedi.
7:75
قَالَdedilerqālaٱلْمَلَأُileri gelenlerl-mala-uٱلَّذِينَonlar kialladhīnaٱسْتَكْبَرُوا۟büyüklük taslıyorlaris'takbarūمِنkavmindenminقَوْمِهِۦhis peopleqawmihiلِلَّذِينَkimselerlilladhīnaٱسْتُضْعِفُوا۟zayıf görülenus'tuḍ'ʿifūلِمَنْkimselere (karşı)limanءَامَنَinananāmanaمِنْهُمْiçlerindenmin'humأَتَعْلَمُونَsiz biliyor musunuz?ataʿlamūnaأَنَّgerçektenannaصَـٰلِحًۭاSalih'inṣāliḥanمُّرْسَلٌۭgönderildiğinimur'salunمِّنtarafındanminرَّبِّهِۦ ۚRabbirabbihiقَالُوٓا۟dedilerqālūإِنَّاdoğrusu bizinnāبِمَآgönderilenebimāأُرْسِلَhe has been sentur'silaبِهِۦonunlabihiمُؤْمِنُونَinananlarızmu'minūna٧٥
Milletinin büyüklük taslayan ileri gelenleri, aralarından iman eden ve bu sebeple hor gördükleri kimselere, "Salih'in Rabbi tarafından gönderildiğini sahiden biliyor musunuz?" dediler, onlar da, "Doğrusu biz onunla gönderilene inanıyoruz" dediler.
7:76
قَالَdedilerqālaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaٱسْتَكْبَرُوٓا۟büyüklük taslayan(lar)is'takbarūإِنَّاşüphesiz bizinnāبِٱلَّذِىٓsizin inandığınızıbi-alladhīءَامَنتُمyou believeāmantumبِهِۦkendisinebihiكَـٰفِرُونَinkar edenlerizkāfirūna٧٦
Büyüklük taslayanlar, "Sizin inandığınızı biz inkar ediyoruz" dediler ve dişi deveyi kesip devirdiler; Rablerinin buyruğuna baş kaldırdılar, "Ey Salih, eğer sen peygambersen bizi tehdit ettiğin azaba uğrat bakalım" dediler.
7:77
فَعَقَرُوا۟derken boğazladılarfaʿaqarūٱلنَّاقَةَdişi deveyil-nāqataوَعَتَوْا۟ve dışına çıktılarwaʿatawعَنْbuyruğundanʿanأَمْرِ(the) commandamriرَبِّهِمْRablerininrabbihimوَقَالُوا۟ve dedilerwaqālūيَـٰصَـٰلِحُEy Salihyāṣāliḥuٱئْتِنَاbize getiri'tināبِمَاşeyibimāتَعِدُنَآbizi tehdidettiğintaʿidunāإِنeğerinكُنتَisenkuntaمِنَelçilerdenminaٱلْمُرْسَلِينَthe Messengersl-mur'salīna٧٧
Büyüklük taslayanlar, "Sizin inandığınızı biz inkar ediyoruz" dediler ve dişi deveyi kesip devirdiler; Rablerinin buyruğuna baş kaldırdılar, "Ey Salih, eğer sen peygambersen bizi tehdit ettiğin azaba uğrat bakalım" dediler.
7:78
فَأَخَذَتْهُمُhemen onları yakaladıfa-akhadhathumuٱلرَّجْفَةُo sarsıntıl-rajfatuفَأَصْبَحُوا۟çökekaldılarfa-aṣbaḥūفِىyurtlarında;دَارِهِمْtheir homesdārihimجَـٰثِمِينَdiz üstüjāthimīna٧٨
Bu yüzden onları bir sarsıntı tuttu ve oldukları yerde diz üstü çöküverdiler.
7:79
فَتَوَلَّىٰöteye döndüfatawallāعَنْهُمْonlardanʿanhumوَقَالَve dediwaqālaيَـٰقَوْمِEy kavmimyāqawmiلَقَدْmuhakkaklaqadأَبْلَغْتُكُمْben size duyurdumablaghtukumرِسَالَةَmesajlarınırisālataرَبِّىRabbiminrabbīوَنَصَحْتُve öğüt verdimwanaṣaḥtuلَكُمْsizelakumوَلَـٰكِنfakatwalākinلَّاsiz sevmiyorsunuzتُحِبُّونَyou liketuḥibbūnaٱلنَّـٰصِحِينَöğüt verenleril-nāṣiḥīna٧٩
Salih de onlardan yüz çevirdi ve "Ey milletim! And olsun ki ben size Rabbimin sözünü bildirmiş ve öğüt vermiştim; fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz" dedi.
7:80
وَلُوطًاve Lut'u da (gönderdik)walūṭanإِذْdediidhقَالَhe saidqālaلِقَوْمِهِۦٓkavmineliqawmihiأَتَأْتُونَsiz mi yapıyorsunuz?atatūnaٱلْفَـٰحِشَةَfuhşul-fāḥishataمَاyapmadığıسَبَقَكُمsizden öncesabaqakumبِهَاonubihāمِنْhiçminأَحَدٍۢkimseninaḥadinمِّنَdünyalardaminaٱلْعَـٰلَمِينَthe worldsl-ʿālamīna٨٠
Lut'u da gönderdik, milletine "Dünyalarda hiç kimsenin sizden önce yapmadığı bir hayasızlığı mı yapıyorsunuz? Siz kadınları bırakıp erkeklere yaklaşıyorsunuz, doğrusu çok aşırı giden bir milletsiniz" dedi.
7:81
إِنَّكُمْmuhakkak sizinnakumلَتَأْتُونَyaklaşıyorsunuzlatatūnaٱلرِّجَالَerkeklerel-rijālaشَهْوَةًۭşehvetleshahwatanمِّنbırakıpminدُونِinstead ofdūniٱلنِّسَآءِ ۚkadınlarıl-nisāiبَلْdoğrusubalأَنتُمْsizantumقَوْمٌۭbir kavimsinizqawmunمُّسْرِفُونَhaddi aşanmus'rifūna٨١
Lut'u da gönderdik, milletine "Dünyalarda hiç kimsenin sizden önce yapmadığı bir hayasızlığı mı yapıyorsunuz? Siz kadınları bırakıp erkeklere yaklaşıyorsunuz, doğrusu çok aşırı giden bir milletsiniz" dedi.
7:82
وَمَاolmadıwamāكَانَwaskānaجَوَابَcevabıjawābaقَوْمِهِۦٓkavmininqawmihiإِلَّآbaşkaillāأَنdemelerindenanقَالُوٓا۟they saidqālūأَخْرِجُوهُمonları çıkarınakhrijūhumمِّنkentinizdenminقَرْيَتِكُمْ ۖyour townqaryatikumإِنَّهُمْçünkü onlarinnahumأُنَاسٌۭinsanlarmışunāsunيَتَطَهَّرُونَfazla temizlenenyataṭahharūna٨٢
Milletinin cevabı sadece, "Onları kasabanızdan çıkarın, güya onlar temiz kalmaya uğraşan insanlarmış" demek oldu.
7:83
فَأَنجَيْنَـٰهُbiz de onu kurtardıkfa-anjaynāhuوَأَهْلَهُۥٓve ailesiniwa-ahlahuإِلَّاyalnızillāٱمْرَأَتَهُۥkarısıim'ra-atahuكَانَتْoldukānatمِنَgeride kalanlardanminaٱلْغَـٰبِرِينَthose who stayed behindl-ghābirīna٨٣
Bunun üzerine Lut'u ve taraftarlarını kurtardık; yalnız karısı, geride kalıp helake uğrayanlardan oldu.
7:84
وَأَمْطَرْنَاve yağdırdıkwa-amṭarnāعَلَيْهِمüzerlerineʿalayhimمَّطَرًۭا ۖbir yağmurmaṭaranفَٱنظُرْbakfa-unẓurكَيْفَnasılkayfaكَانَoldukānaعَـٰقِبَةُsonuʿāqibatuٱلْمُجْرِمِينَsuçlularınl-muj'rimīna٨٤
Geriye kalanların üzerine öyle bir yağmur yağdırdık ki! Suçluların sonunun nasıl olduğuna bir bak!
7:85
وَإِلَىٰvewa-ilāمَدْيَنَMedyen'emadyanaأَخَاهُمْkardeşleriakhāhumشُعَيْبًۭا ۗŞuayb'i (gönderdik)shuʿaybanقَالَdediqālaيَـٰقَوْمِEy kavmimyāqawmiٱعْبُدُوا۟kulluk edinuʿ'budūٱللَّهَAllah'al-lahaمَاyokturلَكُمsizinlakumمِّنْhiçminإِلَـٰهٍtanrınızilāhinغَيْرُهُۥ ۖO'ndan başkaghayruhuقَدْdoğrusuqadجَآءَتْكُمsize geldijāatkumبَيِّنَةٌۭaçık bir delilbayyinatunمِّنRabbinizdenminرَّبِّكُمْ ۖyour Lordrabbikumفَأَوْفُوا۟tam yapınfa-awfūٱلْكَيْلَölçüyül-kaylaوَٱلْمِيزَانَve tartıyıwal-mīzānaوَلَاvewalāتَبْخَسُوا۟eksiltmeyintabkhasūٱلنَّاسَinsanlarınl-nāsaأَشْيَآءَهُمْeşyalarınıashyāahumوَلَاbozgunculuk yapmayınwalāتُفْسِدُوا۟cause corruptiontuf'sidūفِىyeryüzündeٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiبَعْدَsonrabaʿdaإِصْلَـٰحِهَا ۚdüzeltildikteniṣ'lāḥihāذَٰلِكُمْböylesidhālikumخَيْرٌۭdaha iyidirkhayrunلَّكُمْsizin içinlakumإِنeğerinكُنتُمisenizkuntumمُّؤْمِنِينَinananlarmu'minīna٨٥
Medyen halkına da kardeşleri Şuayb'ı gönderdik, onlara şöyle dedi: "Ey milletim! Allah'a kulluk edin, O'ndan başka tanrınız yoktur. Rabbinizden size bir belge geldi. Ölçü ve tartıyı tam yapın, insanların eşyasını eksik vermeyin, düzelttikten sonra yeryüzünde bozgunculuk etmeyin; inanıyorsanız bilin ki, bunlar sizin için hayırlıdır."
7:86
وَلَاve oturmayınwalāتَقْعُدُوا۟sittaqʿudūبِكُلِّherbikulliصِرَٰطٍۢyolaṣirāṭinتُوعِدُونَtehdit ederektūʿidūnaوَتَصُدُّونَve engelleyerekwataṣuddūnaعَنyolundanʿanسَبِيلِ(the) waysabīliٱللَّهِAllahl-lahiمَنْkimselerimanءَامَنَinananāmanaبِهِۦonunlabihiوَتَبْغُونَهَاve onun arayarakwatabghūnahāعِوَجًۭا ۚeğriliğiniʿiwajanوَٱذْكُرُوٓا۟ve düşününwa-udh'kurūإِذْne zaman kiidhكُنتُمْsiz idinizkuntumقَلِيلًۭاazqalīlanفَكَثَّرَكُمْ ۖO sizi çoğalttıfakatharakumوَٱنظُرُوا۟ve bakınwa-unẓurūكَيْفَnasılkayfaكَانَoldukānaعَـٰقِبَةُsonuʿāqibatuٱلْمُفْسِدِينَbozguncularınl-muf'sidīna٨٦
"Allah'a inananları yolundan alıkoyup ve o yolun eğriliğini dileyerek tehdit edip her yolda pusu kurup oturmayın. Azken, Allah'ın sizi çoğalttığını hatırlayın; bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bakın."
7:87
وَإِنve eğerwa-inكَانَisekānaطَآئِفَةٌۭbir kısmıṭāifatunمِّنكُمْiçinizdenminkumءَامَنُوا۟inanmışāmanūبِٱلَّذِىٓkişiyebi-alladhīأُرْسِلْتُbenimle gönderilenur'sil'tuبِهِۦonabihiوَطَآئِفَةٌۭve bir kısmı dawaṭāifatunلَّمْinanmamış iselamيُؤْمِنُوا۟they believeyu'minūفَٱصْبِرُوا۟sabredinfa-iṣ'birūحَتَّىٰkadarḥattāيَحْكُمَhükmedinceyeyaḥkumaٱللَّهُAllahl-lahuبَيْنَنَا ۚaramızdabaynanāوَهُوَve Owahuwaخَيْرُen iyisidirkhayruٱلْحَـٰكِمِينَhükmedenlerinl-ḥākimīna٨٧
"İçinizde mademki benimle gönderilene inanan bir topluluk ve inanmayan bir topluluk var, o halde Allah'ın aramızda hükmünü bildirmesine kadar sabredin. Allah hükmedenlerin en iyisidir."
7:88
۞ قَالَdediler kiqālaٱلْمَلَأُileri gelenlerl-mala-uٱلَّذِينَkimseleralladhīnaٱسْتَكْبَرُوا۟büyüklük taslayanis'takbarūمِنkavmindenminقَوْمِهِۦhis peopleqawmihiلَنُخْرِجَنَّكَmutlaka seni çıkarırızlanukh'rijannakaيَـٰشُعَيْبُEy Şu'aybyāshuʿaybuوَٱلَّذِينَve kimseleriwa-alladhīnaءَامَنُوا۟inanan(ları)āmanūمَعَكَseninle berabermaʿakaمِنkentimizdenminقَرْيَتِنَآour cityqaryatināأَوْya daawلَتَعُودُنَّdönersinizlataʿūdunnaفِىdinimizeمِلَّتِنَا ۚour religionmillatināقَالَdedi kiqālaأَوَلَوْbile mi?awalawكُنَّاbizkunnāكَـٰرِهِينَistemezsekkārihīna٨٨
Milletinin büyüklük taslayan ileri gelenleri, "Ey Şuayb! Ya dinimize dönersiniz ya da, and olsun ki seni ve inananları seninle beraber kentimizden çıkarırız" dediler. Şuayb, onlara: "İstemezsek de mi? Allah bizi dininizden kurtardıktan sonra ona dönecek olursak, doğrusu Allah'a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimizin dilemesi bir yana, dininize dönmek bize yakışmaz. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz yalnız Allah'a güvendik. Rabbimiz! Bizimle milletimiz arasında hak ile Sen hüküm ver, Sen hükmedenlerin en hayırlısısın" dedi.
7:89
قَدِmuhakkakqadiٱفْتَرَيْنَاatmış oluruzif'taraynāعَلَىüzerineʿalāٱللَّهِAllah'ınl-lahiكَذِبًاyalankadhibanإِنْeğerinعُدْنَاtekrar ona dönersekʿud'nāفِىsizin dininizeمِلَّتِكُمyour religionmillatikumبَعْدَsonrabaʿdaإِذْne zaman kiidhنَجَّىٰنَاbizi kurtardınajjānāٱللَّهُAllahl-lahuمِنْهَا ۚondanmin'hāوَمَاdeğildirwamāيَكُونُmümkünyakūnuلَنَآbizim içinlanāأَنdönmemizanنَّعُودَwe returnnaʿūdaفِيهَآonafīhāإِلَّآdışındaillāأَنdilemesianيَشَآءَwillsyashāaٱللَّهُAllahl-lahuرَبُّنَا ۚRabbimizrabbunāوَسِعَkuşatmıştırwasiʿaرَبُّنَاRabbimizrabbunāكُلَّherkullaشَىْءٍşeyishayinعِلْمًا ۚbilgiceʿil'manعَلَىAllah'aʿalāٱللَّهِAllahl-lahiتَوَكَّلْنَا ۚdayanmışıztawakkalnāرَبَّنَاRabbimizrabbanāٱفْتَحْaç(ığa çıkar)if'taḥبَيْنَنَاaramızıbaynanāوَبَيْنَve arasınıwabaynaقَوْمِنَاkavmimizinqawmināبِٱلْحَقِّgerçeklebil-ḥaqiوَأَنتَmuhakkak ki senwa-antaخَيْرُen iyisisinkhayruٱلْفَـٰتِحِينَaç(ığa çıkar)anlanınl-fātiḥīna٨٩
Milletinin büyüklük taslayan ileri gelenleri, "Ey Şuayb! Ya dinimize dönersiniz ya da, and olsun ki seni ve inananları seninle beraber kentimizden çıkarırız" dediler. Şuayb, onlara: "İstemezsek de mi? Allah bizi dininizden kurtardıktan sonra ona dönecek olursak, doğrusu Allah'a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimizin dilemesi bir yana, dininize dönmek bize yakışmaz. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz yalnız Allah'a güvendik. Rabbimiz! Bizimle milletimiz arasında hak ile Sen hüküm ver, Sen hükmedenlerin en hayırlısısın" dedi.
7:90
وَقَالَve dediler kiwaqālaٱلْمَلَأُileri gelenlerl-mala-uٱلَّذِينَkimseleralladhīnaكَفَرُوا۟inkar edenkafarūمِنkavmindenminقَوْمِهِۦhis peopleqawmihiلَئِنِeğerla-iniٱتَّبَعْتُمْuyarsanızittabaʿtumشُعَيْبًاŞu'ayb'eshuʿaybanإِنَّكُمْmuhakkak sizinnakumإِذًۭاziyana uğrarsınızidhanلَّخَـٰسِرُونَ(will be) certainly loserslakhāsirūna٩٠
Milletinin inkar eden ileri gelenleri, "Şuayb'a uyarsanız, and olsun ki siz kaybedersiniz" dediler.
7:91
فَأَخَذَتْهُمُderken onları yakalayıverdifa-akhadhathumuٱلرَّجْفَةُo müthiş sarsıntıl-rajfatuفَأَصْبَحُوا۟çökekaldılarfa-aṣbaḥūفِىyurtlarındaدَارِهِمْtheir home(s)dārihimجَـٰثِمِينَdiz üstüjāthimīna٩١
Bu yüzden onları bir sarsıntı tuttu ve oldukları yerde diz üstü çöküverdiler.
7:92
ٱلَّذِينَkimseleralladhīnaكَذَّبُوا۟yalanlayankadhabūشُعَيْبًۭاŞu'ayb'ishuʿaybanكَأَنsanki gibi oldularka-anلَّمْhiç oturmamışlamيَغْنَوْا۟they (had) livedyaghnawفِيهَا ۚoradafīhāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaكَذَّبُوا۟yalanlayankadhabūشُعَيْبًۭاŞu'ayb'ishuʿaybanكَانُوا۟oldularkānūهُمُonlarhumuٱلْخَـٰسِرِينَziyana uğrayanlarl-khāsirīna٩٢
Şuayb'ı yalanlayanlar, yurtlarında sanki hiç yaşamamışlar gibi oldular, izleri bile kalmadı. Mahvolanlar, Şuayb'ı yalanlayanlar oldu.
7:93
فَتَوَلَّىٰöteye döndüfatawallāعَنْهُمْonlardanʿanhumوَقَالَve dediwaqālaيَـٰقَوْمِEy kavmimyāqawmiلَقَدْandolsunlaqadأَبْلَغْتُكُمْben size duyurdumablaghtukumرِسَـٰلَـٰتِmesajlarınırisālātiرَبِّىRabbiminrabbīوَنَصَحْتُve öğüt verdimwanaṣaḥtuلَكُمْ ۖsizelakumفَكَيْفَartık nasılfakayfaءَاسَىٰacırımāsāعَلَىٰbir kavmeʿalāقَوْمٍۢa peopleqawminكَـٰفِرِينَkafirkāfirīna٩٣
Şuayb onlardan döndü de, "Ey milletim! And olsun ki, Rabbimin sözlerini size bildirdim, öğüt verdim; inkarcı millet için niçin üzüleyim?" dedi.
7:94
وَمَآvewamāأَرْسَلْنَاgöndermedikarsalnāفِىbir ülkeyeقَرْيَةٍۢa cityqaryatinمِّنhiçbirminنَّبِىٍّpeygambernabiyyinإِلَّآsık(ma)dığımızillāأَخَذْنَآWe seizedakhadhnāأَهْلَهَاhalkınıahlahāبِٱلْبَأْسَآءِyoksullukbil-basāiوَٱلضَّرَّآءِve darlıklawal-ḍarāiلَعَلَّهُمْdiyelaʿallahumيَضَّرَّعُونَyalvarıp yakarsınlaryaḍḍarraʿūna٩٤
Biz hangi kente (ülkeye) bir peygamber gönderdikse, ora halkını, yalvarıp yakarsınlar diye, darlık ve sıkıntıya uğratmışızdır.
7:95
ثُمَّsonrathummaبَدَّلْنَاdeğiştirip getirdikbaddalnāمَكَانَyerinemakānaٱلسَّيِّئَةِkötülüğül-sayi-atiٱلْحَسَنَةَiyilikl-ḥasanataحَتَّىٰta kiḥattāعَفَوا۟çoğaldılarʿafawوَّقَالُوا۟ve dedilerwaqālūقَدْmuhakkakqadمَسَّdokunmuştumassaءَابَآءَنَاatalarımızaābāanāٱلضَّرَّآءُdarlıkl-ḍarāuوَٱلسَّرَّآءُve sevinçwal-sarāuفَأَخَذْنَـٰهُمbiz de onları yakaladıkfa-akhadhnāhumبَغْتَةًۭansızınbaghtatanوَهُمْve onlarwahumلَاdeğillerdiيَشْعُرُونَfarkındayashʿurūna٩٥
Sonra kötülüğün yerine iyiliği koyduk, öyle ki, çoğalıp, "babalarımız da darlığa uğramış, bolluğa kavuşmuşlardı" dediler. Bu yüzden onları haberleri olmadan, ansızın yakalayıverdik.
7:96
وَلَوْve şayetwalawأَنَّelbetteannaأَهْلَhalkıahlaٱلْقُرَىٰٓ(O) ülkelerinl-qurāءَامَنُوا۟inansalardıāmanūوَٱتَّقَوْا۟ve korunsalardıwa-ittaqawلَفَتَحْنَاaçardıklafataḥnāعَلَيْهِمüzerlerineʿalayhimبَرَكَـٰتٍۢbolluklarbarakātinمِّنَgöktenminaٱلسَّمَآءِthe heavenl-samāiوَٱلْأَرْضِve yer(den)wal-arḍiوَلَـٰكِنfakatwalākinكَذَّبُوا۟yalanladılarkadhabūفَأَخَذْنَـٰهُمbiz de onları yakaladıkfa-akhadhnāhumبِمَاşeylerlebimāكَانُوا۟olduklarıkānūيَكْسِبُونَkazanıyoryaksibūna٩٦
Eğer kentlerin halkı inanmış ve Bize karşı gelmekten sakınmış olsalardı, onlara göğün ve yerin bolluklarını verirdik. Ama yalanladılar; bu yüzden onları, yaptıklarına karşılık yakalayıverdik.
7:97
أَفَأَمِنَemin midirler?afa-aminaأَهْلُhalkıahluٱلْقُرَىٰٓ(o) ülkelerinl-qurāأَنkendilerine gelmeyeceğindenanيَأْتِيَهُمcomes to themyatiyahumبَأْسُنَاazabımızınbasunāبَيَـٰتًۭاgeceleyinbayātanوَهُمْve onlarwahumنَآئِمُونَuyurlarkennāimūna٩٧
Kentlerin halkı, geceleyin uyurlarken azabımızın kendilerine gelmesinden güvende miydiler?
7:98
أَوَأَمِنَYa da emin midirler?awa-aminaأَهْلُhalkıahluٱلْقُرَىٰٓ(o) ülkelerinl-qurāأَنonlara gelmeyeceğindenanيَأْتِيَهُمcomes to themyatiyahumبَأْسُنَاazabımızınbasunāضُحًۭىkuşluk vaktiḍuḥanوَهُمْve onlarwahumيَلْعَبُونَeğlenirlerkenyalʿabūna٩٨
Yahut kentlerin halkı, kuşluk vakti eğlenirlerken azabımızın kendilerine gelmesinden güvende miydiler?
7:99
أَفَأَمِنُوا۟emin mi oldular?afa-aminūمَكْرَtuzağındanmakraٱللَّهِ ۚAllah'ınl-lahiفَلَاolamazfalāيَأْمَنُeminyamanuمَكْرَtuzağındanmakraٱللَّهِAllah'ınl-lahiإِلَّاbaşkasıillāٱلْقَوْمُtopluluktanl-qawmuٱلْخَـٰسِرُونَziyana uğrayanl-khāsirūna٩٩
Onlar Allah'ın düzeninden güvende miydiler? Allah'ın düzeninden ancak mahvolacak millet güvende olur. Sahiplerinden sonra yeryüzüne mirasçı olan kimselere hala şu açıkça anlaşılmadı mı ki Biz dileseydik onları da suçlarının cezasına uğratırdık.
7:100
أَوَلَمْyola getirmedi mi?awalamيَهْدِguideyahdiلِلَّذِينَkimselerililladhīnaيَرِثُونَvaris olanlarıyarithūnaٱلْأَرْضَşu toprağal-arḍaمِنۢsonraminبَعْدِafterbaʿdiأَهْلِهَآsahiplerindenahlihāأَنeğeranلَّوْiflawنَشَآءُbiz dileseknashāuأَصَبْنَـٰهُمkendilerini de cezalandırırızaṣabnāhumبِذُنُوبِهِمْ ۚgünahlarıylebidhunūbihimوَنَطْبَعُve mühürlerizwanaṭbaʿuعَلَىٰüzeriniʿalāقُلُوبِهِمْkalblerininqulūbihimفَهُمْartık onlarfahumلَاhiç işitmezlerيَسْمَعُونَhearyasmaʿūna١٠٠
Kalblerini kapatıp mühürleriz de birşey duymazlar.
7:101
تِلْكَişte otil'kaٱلْقُرَىٰülkelerl-qurāنَقُصُّanlatıyoruznaquṣṣuعَلَيْكَsanaʿalaykaمِنْonların haberlerindenminأَنۢبَآئِهَا ۚtheir newsanbāihāوَلَقَدْve andolsunwalaqadجَآءَتْهُمْonlara getirmişlerdijāathumرُسُلُهُمelçilerirusuluhumبِٱلْبَيِّنَـٰتِaçık delillerbil-bayinātiفَمَاfakat hayırfamāكَانُوا۟onlarkānūلِيُؤْمِنُوا۟inanmadılarliyu'minūبِمَاötürübimāكَذَّبُوا۟yalanladıklarındankadhabūمِنöncedenminقَبْلُ ۚbeforeqabluكَذَٰلِكَişte böylekadhālikaيَطْبَعُmühürleryaṭbaʿuٱللَّهُAllahl-lahuعَلَىٰüzeriniʿalāقُلُوبِkalbleriqulūbiٱلْكَـٰفِرِينَkafirlerinl-kāfirīna١٠١
İşte o kentlerin haberlerini sana anlatıyoruz. And olsun ki onlara peygamberler belgeler getirdi; önceleri yalanladıklarından ötürü inanamadılar. Allah kafirlerin kalblerini böylece kapatıp mühürler.
7:102
وَمَاvewamāوَجَدْنَاbulmadıkwajadnāلِأَكْثَرِهِمonların çoklarındali-aktharihimمِّنْhiçminعَهْدٍۢ ۖsözünde durmaʿahdinوَإِنve fakatwa-inوَجَدْنَآbuldukwajadnāأَكْثَرَهُمْonların çoklarınıaktharahumلَفَـٰسِقِينَyoldan çıkmışlafāsiqīna١٠٢
Onların çoğunda ahde bağlılık görmedik, çoğunu fasık kimseler olarak bulduk.
7:103
ثُمَّsonrathummaبَعَثْنَاgönderdikbaʿathnāمِنۢardlarındanminبَعْدِهِمafter thembaʿdihimمُّوسَىٰMusa'yımūsāبِـَٔايَـٰتِنَآayetlerimizlebiāyātināإِلَىٰFir'avn'ailāفِرْعَوْنَFiraunfir'ʿawnaوَمَلَإِي۟هِۦve onun ileri gelenlerinewamala-ihiفَظَلَمُوا۟haksızlık ettilerfaẓalamūبِهَا ۖ(ayetlerimize)bihāفَٱنظُرْfakat bakfa-unẓurكَيْفَnasılkayfaكَانَoldukānaعَـٰقِبَةُsonuʿāqibatuٱلْمُفْسِدِينَbozguncularınl-muf'sidīna١٠٣
Sonra peygamberlerin ardından Musa'yı ayetlerimizle Firavun ve erkanına gönderdik. Ayetlerimize karşı haksızlık ettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak.
7:104
وَقَالَdedi kiwaqālaمُوسَىٰMusamūsāيَـٰفِرْعَوْنُEy Fir'avnyāfir'ʿawnuإِنِّىmuhakkak beninnīرَسُولٌۭbir elçiyimrasūlunمِّنtarafındanminرَّبِّRabbirabbiٱلْعَـٰلَمِينَalemlerinl-ʿālamīna١٠٤
Musa, "Ey Firavun! Ben alemlerin Rabbinin peygamberiyim.
7:105
حَقِيقٌborçturḥaqīqunعَلَىٰٓbenim üzerimeʿalāأَنkianلَّآaslaأَقُولَsöylemememaqūlaعَلَىkarşıʿalāٱللَّهِAllah'al-lahiإِلَّاbaşkasınıillāٱلْحَقَّ ۚgerçektenl-ḥaqaقَدْandolsunqadجِئْتُكُمsize getirdimji'tukumبِبَيِّنَةٍۢaçık bir delilbibayyinatinمِّنRabbinizdenminرَّبِّكُمْyour Lordrabbikumفَأَرْسِلْartık gönderfa-arsilمَعِىَbenimlemaʿiyaبَنِىٓoğullarınıbanīإِسْرَٰٓءِيلَİsrailis'rāīla١٠٥
Bana Allah'a karşı ancak gerçeği söylemek yaraşır. Size Rabbinizden bir mucize getirdim, İsrailoğullarını benimle beraber gönder" dedi.
7:106
قَالَ(Fir'avn) dediqālaإِنeğerinكُنتَisenkuntaجِئْتَgetirmişji'taبِـَٔايَةٍۢbir ayetbiāyatinفَأْتِgetir bakalımfatiبِهَآonubihāإِنşayetinكُنتَisenkuntaمِنَdoğru söyleyenlerdenminaٱلصَّـٰدِقِينَthe truthfull-ṣādiqīna١٠٦
Firavun: "Bir mucize getirdiysen ortaya koy bakalım, doğru sözlülerden isen bunu yaparsın" dedi.
7:107
فَأَلْقَىٰbunun üzerine attıfa-alqāعَصَاهُasasınıʿaṣāhuفَإِذَاbirdenfa-idhāهِىَohiyaثُعْبَانٌۭbir ejderha (oluverdi)thuʿ'bānunمُّبِينٌۭaçıkçamubīnun١٠٧
Musa, asasını yere atar atmaz apaçık bir yılan (ejderha) oluverdi; elini çıkardı, bakanlar bembeyaz olduğunu gördüler.
7:108
وَنَزَعَve (böğründen) çıkardıwanazaʿaيَدَهُۥeliniyadahuفَإِذَاbirdenfa-idhāهِىَohiyaبَيْضَآءُbembeyaz parlayıverdibayḍāuلِلنَّـٰظِرِينَbakanlar içinlilnnāẓirīna١٠٨
Musa, asasını yere atar atmaz apaçık bir yılan (ejderha) oluverdi; elini çıkardı, bakanlar bembeyaz olduğunu gördüler.
7:109
قَالَdedi(ler) kiqālaٱلْمَلَأُileri gelenlerl-mala-uمِنkavmindenminقَوْمِ(the) peopleqawmiفِرْعَوْنَFir'avnfir'ʿawnaإِنَّmuhakkakinnaهَـٰذَاbuhādhāلَسَـٰحِرٌbir büyücüdürlasāḥirunعَلِيمٌۭçok bilgiliʿalīmun١٠٩
Firavun milletinin ileri gelenleri, "Doğrusu bu bilgin bir sihirbazdır, sizi memleketinizden çıkarmak istiyor" dediler. Firavun: "Ne buyurursunuz?" dedi.
7:110
يُرِيدُistiyoryurīduأَنsizi çıkarmakanيُخْرِجَكُمdrive you outyukh'rijakumمِّنْyurdunuzdanminأَرْضِكُمْ ۖyour landarḍikumفَمَاذَاne?famādhāتَأْمُرُونَbuyurursunuztamurūna١١٠
Firavun milletinin ileri gelenleri, "Doğrusu bu bilgin bir sihirbazdır, sizi memleketinizden çıkarmak istiyor" dediler. Firavun: "Ne buyurursunuz?" dedi.
7:111
قَالُوٓا۟dedilerqālūأَرْجِهْonu bekletarjihوَأَخَاهُve kardeşini dewa-akhāhuوَأَرْسِلْve gönderwa-arsilفِىşehirlereٱلْمَدَآئِنِthe citiesl-madāiniحَـٰشِرِينَtoplayıcılar (olarak)ḥāshirīna١١١
"Onu ve kardeşini eğle; şehirlere toplayıcılar gönder, bütün bilgin sihirbazları sana getirsinler" dediler.
7:112
يَأْتُوكَsana getirsinleryatūkaبِكُلِّbütünbikulliسَـٰحِرٍbüyücülerisāḥirinعَلِيمٍۢbilgiliʿalīmin١١٢
"Onu ve kardeşini eğle; şehirlere toplayıcılar gönder, bütün bilgin sihirbazları sana getirsinler" dediler.
7:113
وَجَآءَve geldiwajāaٱلسَّحَرَةُbüyücülerl-saḥaratuفِرْعَوْنَFir'avn'afir'ʿawnaقَالُوٓا۟dedilerqālūإِنَّelbetteinnaلَنَاbizelanāلَأَجْرًاbir mükafat var (değil mi?)la-ajranإِنeğerinكُنَّاolursakkunnāنَحْنُbiznaḥnuٱلْغَـٰلِبِينَüstün gelenl-ghālibīna١١٣
Sihirbazlar Firavun'a geldi, "Yenecek olursak bize şüphesiz bir mükafat var değil mi?" dediler.
7:114
قَالَdediqālaنَعَمْevetnaʿamوَإِنَّكُمْhem de sizwa-innakumلَمِنَolanlardansınızlaminaٱلْمُقَرَّبِينَyakınlar(ım)l-muqarabīna١١٤
Firavun, "Evet, yenerseniz gözdelerden olacaksınız" dedi.
7:115
قَالُوا۟dediler kiqālūيَـٰمُوسَىٰٓEy Musayāmūsāإِمَّآönce mi?immāأَنsen atacaksınanتُلْقِىَyou throwtul'qiyaوَإِمَّآyoksawa-immāأَنolalımanنَّكُونَwe will benakūnaنَحْنُbiz (mi)naḥnuٱلْمُلْقِينَ(önce) atanlarl-mul'qīna١١٥
Sihirbazlar: "Ey Musa! Marifetini ya sen ortaya koy veya biz koyalım" dediler.
7:116
قَالَdediqālaأَلْقُوا۟ ۖsiz atınalqūفَلَمَّآne zaman kifalammāأَلْقَوْا۟atıncaalqawسَحَرُوٓا۟büyüledilersaḥarūأَعْيُنَgözleriniaʿyunaٱلنَّاسِinsanlarınl-nāsiوَٱسْتَرْهَبُوهُمْve onları ürküttülerwa-is'tarhabūhumوَجَآءُوve getirdilerwajāūبِسِحْرٍbir büyübisiḥ'rinعَظِيمٍۢbüyükʿaẓīmin١١٦
Musa: "Siz koyun" dedi. Sihirbazlar marifetlerini ortaya koyunca insanların gözlerini sihirlediler ve onları ürküttüler, büyük bir sihir yaptılar.
7:117
۞ وَأَوْحَيْنَآve biz de vahyettikwa-awḥaynāإِلَىٰMusa'yailāمُوسَىٰٓMusamūsāأَنْdiyeanأَلْقِatalqiعَصَاكَ ۖAsanıʿaṣākaفَإِذَا(bir de baktılar ki)fa-idhāهِىَohiyaتَلْقَفُyakalayıp yutuyortalqafuمَاşeyleriيَأْفِكُونَonların uydurduklarıyafikūna١١٧
Biz de Musa'ya, "Asanı koyuver" dedik, o da koydu; hemen onların uydurduklarını yutmaya başladı.
7:118
فَوَقَعَortaya çıktıfawaqaʿaٱلْحَقُّgerçekl-ḥaquوَبَطَلَve batıl olduwabaṭalaمَاşeylerكَانُوا۟olduklarıkānūيَعْمَلُونَyapıyor(lar)yaʿmalūna١١٨
Hak tahakkuk etti, onların yaptıkları boşa gitti.
7:119
فَغُلِبُوا۟yenildilerfaghulibūهُنَالِكَoradahunālikaوَٱنقَلَبُوا۟ve düştülerwa-inqalabūصَـٰغِرِينَküçükṣāghirīna١١٩
İşte orada yenildiler, küçük düştüler.
7:120
وَأُلْقِىَve kapandılarwa-ul'qiyaٱلسَّحَرَةُbüyücülerl-saḥaratuسَـٰجِدِينَsecdeyesājidīna١٢٠
Sihirbazlar secdeye kapanıp, "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.
7:121
قَالُوٓا۟dedilerqālūءَامَنَّاinandıkāmannāبِرَبِّRabbinebirabbiٱلْعَـٰلَمِينَalemlerinl-ʿālamīna١٢١
Sihirbazlar secdeye kapanıp, "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.
7:122
رَبِّRabbinerabbiمُوسَىٰMusa'nınmūsāوَهَـٰرُونَve Harun'unwahārūna١٢٢
Sihirbazlar secdeye kapanıp, "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.
7:123
قَالَdediqālaفِرْعَوْنُFir'avnfir'ʿawnuءَامَنتُمinandınız mı?āmantumبِهِۦonabihiقَبْلَönceqablaأَنْben izin vermedenanءَاذَنَI give permissionādhanaلَكُمْ ۖsizelakumإِنَّmuhakkak kiinnaهَـٰذَاbuhādhāلَمَكْرٌۭbir tuzaktırlamakrunمَّكَرْتُمُوهُkurduğunuzmakartumūhuفِىşehirdeٱلْمَدِينَةِthe cityl-madīnatiلِتُخْرِجُوا۟çıkarmak içinlitukh'rijūمِنْهَآoradanmin'hāأَهْلَهَا ۖhalkınıahlahāفَسَوْفَama yakındafasawfaتَعْلَمُونَbileceksiniztaʿlamūna١٢٣
Firavun: "Ben size izin vermeden mi O'na inandınız? Doğrusu bu, halkı şehirden çıkarmak için düzdüğünüz bir hiledir, fakat siz göreceksiniz. And olsun ki, ellerinizi ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da hepinizi asacağım" dedi.
7:124
لَأُقَطِّعَنَّelbette keseceğimla-uqaṭṭiʿannaأَيْدِيَكُمْelleriniziaydiyakumوَأَرْجُلَكُمve ayaklarınızıwa-arjulakumمِّنْçaprazlamaminخِلَـٰفٍۢopposite (sides)khilāfinثُمَّsonrathummaلَأُصَلِّبَنَّكُمْasacağımla-uṣallibannakumأَجْمَعِينَhepiniziajmaʿīna١٢٤
Firavun: "Ben size izin vermeden mi O'na inandınız? Doğrusu bu, halkı şehirden çıkarmak için düzdüğünüz bir hiledir, fakat siz göreceksiniz. And olsun ki, ellerinizi ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da hepinizi asacağım" dedi.
7:125
قَالُوٓا۟dediler kiqālūإِنَّآbiz zateninnāإِلَىٰRabbimizeilāرَبِّنَاour Lordrabbināمُنقَلِبُونَdöneceğizmunqalibūna١٢٥
Onlar da: "Doğrusu biz ancak Rabbimize döneriz. Rabbimizin ayetleri gelince, onlara inanmamızdan ötürü bizden öç alıyorsun. Rabbimiz! Bize sabır ver ve canımızı müslim olarak al" dediler.
7:126
وَمَاvewamāتَنقِمُöc almıyorsuntanqimuمِنَّآbizdenminnāإِلَّآdışındaillāأَنْinanmamızanءَامَنَّاwe believedāmannāبِـَٔايَـٰتِayetlerinebiāyātiرَبِّنَاRabbimizinrabbināلَمَّاzamanlammāجَآءَتْنَا ۚbize geldiğijāatnāرَبَّنَآRabbimizrabbanāأَفْرِغْboşaltafrighعَلَيْنَاüzerimizeʿalaynāصَبْرًۭاsabırṣabranوَتَوَفَّنَاve bizi öldürwatawaffanāمُسْلِمِينَmüslümanlar olarakmus'limīna١٢٦
Onlar da: "Doğrusu biz ancak Rabbimize döneriz. Rabbimizin ayetleri gelince, onlara inanmamızdan ötürü bizden öç alıyorsun. Rabbimiz! Bize sabır ver ve canımızı müslim olarak al" dediler.
7:127
وَقَالَdedi kiwaqālaٱلْمَلَأُileri gelen bir toplulukl-mala-uمِنkavmindenminقَوْمِ(the) peopleqawmiفِرْعَوْنَFir'avnfir'ʿawnaأَتَذَرُbırakacak mısın?atadharuمُوسَىٰMusa'yımūsāوَقَوْمَهُۥve kavminiwaqawmahuلِيُفْسِدُوا۟bozgunculuk yapsınlar diyeliyuf'sidūفِىyeryüzündeٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiوَيَذَرَكَve seni terk edipwayadharakaوَءَالِهَتَكَ ۚve tanrılarınıwaālihatakaقَالَdediqālaسَنُقَتِّلُbiz öldüreceğizsanuqattiluأَبْنَآءَهُمْonların oğullarınıabnāahumوَنَسْتَحْىِۦve sağ bırakacağızwanastaḥyīنِسَآءَهُمْkadınlarınınisāahumوَإِنَّاve biz daimawa-innāفَوْقَهُمْonların üstündefawqahumقَـٰهِرُونَeziciler olacağızqāhirūna١٢٧
Firavun milletinin ileri gelenleri: "Musa'yı ve milletini yeryüzünde bozgunculuk yapsınlar, seni ve tanrılarını bıraksınlar diye mi koyveriyorsun?" dediler. Firavun: "Onların oğullarını öldüreceğiz, kadınlarını sağ bırakacağız. Elbette biz onları ezecek üstünlükteyiz" dedi.
7:128
قَالَdediqālaمُوسَىٰMusamūsāلِقَوْمِهِkavmineliqawmihiٱسْتَعِينُوا۟yardım isteyinis'taʿīnūبِٱللَّهِAllah'tanbil-lahiوَٱصْبِرُوٓا۟ ۖve sabredinwa-iṣ'birūإِنَّşüphesizinnaٱلْأَرْضَyeryüzül-arḍaلِلَّهِAllah'ındırlillahiيُورِثُهَاonu veriryūrithuhāمَنkimseyemanيَشَآءُdilediğiyashāuمِنْkullarındanminعِبَادِهِۦ ۖHis servantsʿibādihiوَٱلْعَـٰقِبَةُve sonuçwal-ʿāqibatuلِلْمُتَّقِينَkorunanlarındırlil'muttaqīna١٢٨
Musa milletine: "Allah'tan yardım dileyin ve sabredin; yeryüzü şüphesiz Allah'ındır, kullarından dilediğini ona mirasçı kılar; sonuç Allah'a karşı gelmekten sakınanlarındır" dedi.
7:129
قَالُوٓا۟dedilerqālūأُوذِينَاbize işkence edildiūdhīnāمِنöncedenminقَبْلِbeforeqabliأَنsen bize gelmezdenanتَأْتِيَنَاyou came to ustatiyanāوَمِنۢvewaminبَعْدِsonradanbaʿdiمَاsen bize geldiktenجِئْتَنَا ۚyou have come to usji'tanāقَالَdediqālaعَسَىٰumulur kiʿasāرَبُّكُمْRabbinizrabbukumأَنyok ederanيُهْلِكَwill destroyyuh'likaعَدُوَّكُمْdüşmanınızıʿaduwwakumوَيَسْتَخْلِفَكُمْve sizi hakim kılarwayastakhlifakumفِىyeryüzüneٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiفَيَنظُرَböylece bakarfayanẓuraكَيْفَnasılkayfaتَعْمَلُونَhareket edeceğinizetaʿmalūna١٢٩
Milleti: "Sen bize gelmeden önce de, geldikten sonra da eziyet çektik" dediler. Musa da: "Rabbinizin düşmanlarınızı yok etmesi ve yeryüzünde sizi onların yerine geçirmesi umulur. O zaman nasıl davranacağınıza bakar" dedi.
7:130
وَلَقَدْve andolsunwalaqadأَخَذْنَآbiz tuttukakhadhnāءَالَailesiniālaفِرْعَوْنَFir'avnfir'ʿawnaبِٱلسِّنِينَyıllarcabil-sinīnaوَنَقْصٍۢve darlığıylawanaqṣinمِّنَürünlerinminaٱلثَّمَرَٰتِ[the] fruitsl-thamarātiلَعَلَّهُمْbelki (diye)laʿallahumيَذَّكَّرُونَöğüt alırlaryadhakkarūna١٣٠
And olsun ki, Biz de Firavun ailesini, ders alsınlar diye, yıllarca kuraklığa ve ürün kıtlığına uğrattık.
7:131
فَإِذَاzamanfa-idhāجَآءَتْهُمُonlara geldiğijāathumuٱلْحَسَنَةُbir iyilikl-ḥasanatuقَالُوا۟derlerqālūلَنَاbizimdirlanāهَـٰذِهِۦ ۖbuhādhihiوَإِنeğerwa-inتُصِبْهُمْkendilerine ulaşırsatuṣib'humسَيِّئَةٌۭbir kötülüksayyi-atunيَطَّيَّرُوا۟uğursuz sayarlardıyaṭṭayyarūبِمُوسَىٰMusabimūsāوَمَنkimseleriwamanمَّعَهُۥٓ ۗve beraberindekimaʿahuأَلَآiyi bilinkialāإِنَّمَاancakinnamāطَـٰٓئِرُهُمْonların uğursuzluğuṭāiruhumعِندَkatındadırʿindaٱللَّهِAllahl-lahiوَلَـٰكِنَّfakatwalākinnaأَكْثَرَهُمْçoklarıaktharahumلَاbilmezlerيَعْلَمُونَknowyaʿlamūna١٣١
Onlara bir iyilik geldiği zaman; "Bu bizden ötürüdür" derler, bir fenalığa uğrarlarsa da, Musa ve onunla beraber olanların uğursuzluğuna verirlerdi. Bilin ki, kendilerinin uğradığı uğursuzluk Allah katındandır, fakat çoğu bunu bilmezler.
7:132
وَقَالُوا۟ve dediler kiwaqālūمَهْمَاne kadarmahmāتَأْتِنَاgetirsen de bizetatināبِهِۦbirbihiمِنْofminءَايَةٍۢmu'cizeāyatinلِّتَسْحَرَنَاbizi büyülemek içinlitasḥaranāبِهَاonunla;bihāفَمَاdeğilizfamāنَحْنُbiznaḥnuلَكَsanalakaبِمُؤْمِنِينَinanacakbimu'minīna١٣٢
Firavun ailesi: "Bizi sihirlemek için ne mucize gösterirsen göster, sana inanmayacağız" dediler.
7:133
فَأَرْسَلْنَاbiz de gönderdikfa-arsalnāعَلَيْهِمُonların üzerineʿalayhimuٱلطُّوفَانَtufanl-ṭūfānaوَٱلْجَرَادَve çekirgewal-jarādaوَٱلْقُمَّلَve kımıl (haşerat)wal-qumalaوَٱلضَّفَادِعَve kurbağalarwal-ḍafādiʿaوَٱلدَّمَve Kanwal-damaءَايَـٰتٍۢmu'cizeler olarakāyātinمُّفَصَّلَـٰتٍۢayrı ayrımufaṣṣalātinفَٱسْتَكْبَرُوا۟ama yine büyüklük tasladılarfa-is'takbarūوَكَانُوا۟ve oldularwakānūقَوْمًۭاbir toplulukqawmanمُّجْرِمِينَsuçlumuj'rimīna١٣٣
Bunun üzerine su baskınını, çekirgeyi, haşeratı, kurbağaları ve kanı birbirinden ayrı mucizeler olarak onlara musallat kıldık; yine de büyüklük taslayıp suçlu bir millet oldular.
7:134
وَلَمَّاne zaman kiwalammāوَقَعَçöküncewaqaʿaعَلَيْهِمُüzerlerineʿalayhimuٱلرِّجْزُazabl-rij'zuقَالُوا۟dedilerqālūيَـٰمُوسَىEy Musayāmūsāٱدْعُdu'a etud'ʿuلَنَاbizim içinlanāرَبَّكَRabbinerabbakaبِمَاüzerinebimāعَهِدَverdiği sözʿahidaعِندَكَ ۖsanaʿindakaلَئِنeğerla-inكَشَفْتَkaldırırsankashaftaعَنَّاbizdenʿannāٱلرِّجْزَazabıl-rij'zaلَنُؤْمِنَنَّmuhakkak inanacağızlanu'minannaلَكَsanalakaوَلَنُرْسِلَنَّve mutlaka göndereceğizwalanur'silannaمَعَكَseninle berabermaʿakaبَنِىٓoğullarınıbanīإِسْرَٰٓءِيلَİsrailis'rāīla١٣٤
Azab başlarına çökünce, "Ey Musa! Rabbine, sana verdiği ahde göre bizim için yalvar. Bizden azabı kaldırırsan sana, and olsun ki, inanacağız ve İsrailoğullarını seninle beraber göndereceğiz"dediler.
7:135
فَلَمَّاne zamanfalammāكَشَفْنَاbiz kaldırsakkashafnāعَنْهُمُonlardanʿanhumuٱلرِّجْزَazabıl-rij'zaإِلَىٰٓkadarilāأَجَلٍbir süreyeajalinهُمonlarhumبَـٰلِغُوهُgeçirecekleribālighūhuإِذَاhemenidhāهُمْonlarhumيَنكُثُونَyeminlerini bozarlaryankuthūna١٣٥
Azabı nasıl olsa sonuna gelecekleri bir müddet için üzerlerinden kaldırınca, hemen sözlerinden cayıyorlardı.
7:136
فَٱنتَقَمْنَاbiz de öc aldıkfa-intaqamnāمِنْهُمْonlardanmin'humفَأَغْرَقْنَـٰهُمْonları boğdukfa-aghraqnāhumفِىyemm(su)daٱلْيَمِّthe seal-yamiبِأَنَّهُمْçünkü onlarbi-annahumكَذَّبُوا۟yalanlamışlardıkadhabūبِـَٔايَـٰتِنَاayetlerimizibiāyātināوَكَانُوا۟ve olmuşlardıwakānūعَنْهَاonlarıʿanhāغَـٰفِلِينَumursamazghāfilīna١٣٦
Bu sebeple onlardan öç aldık, ayetlerimizi yalan sayıp umursamadıkları için onları denizde boğduk.
7:137
وَأَوْرَثْنَاve mirasçı kıldıkwa-awrathnāٱلْقَوْمَmilletil-qawmaٱلَّذِينَolanalladhīnaكَانُوا۟werekānūيُسْتَضْعَفُونَhor görülüp ezilmekteyus'taḍʿafūnaمَشَـٰرِقَdoğularınamashāriqaٱلْأَرْضِyerinl-arḍiوَمَغَـٰرِبَهَاve batılarınawamaghāribahāٱلَّتِىöyle kiallatīبَـٰرَكْنَاbereketlendirdikbāraknāفِيهَا ۖiçinifīhāوَتَمَّتْve tam yerine geldiwatammatكَلِمَتُ(verdiği) sözükalimatuرَبِّكَRabbininrabbikaٱلْحُسْنَىٰgüzell-ḥus'nāعَلَىٰüzerineʿalāبَنِىٓoğullarıbanīإِسْرَٰٓءِيلَİsrailis'rāīlaبِمَاyüzündenbimāصَبَرُوا۟ ۖsabretmeleriṣabarūوَدَمَّرْنَاve yıktıkwadammarnāمَاşeyleriكَانَyapageldiğikānaيَصْنَعُmakeyaṣnaʿuفِرْعَوْنُFir'avn'ınfir'ʿawnuوَقَوْمُهُۥve kavmininwaqawmuhuوَمَاvewamāكَانُوا۟olduklarıkānūيَعْرِشُونَyükselttiyor (sarayları)yaʿrishūna١٣٧
Hor görülen yahudileri, bereketlendirdiğimiz yerin doğularına ve batılarına mirasçı kıldık. Rabbinin İsrailoğullarına verdiği güzel söz, sabırlarına karşılık yerine geldi. Firavun ve milletinin yaptığını ve yükselttiklerini yıktık.
7:138
وَجَـٰوَزْنَاve geçirdikwajāwaznāبِبَنِىٓoğullarınıbibanīإِسْرَٰٓءِيلَİsrailis'rāīlaٱلْبَحْرَdenizdenl-baḥraفَأَتَوْا۟rastladılarfa-atawعَلَىٰüzerineʿalāقَوْمٍۢbir kavimqawminيَعْكُفُونَtapanyaʿkufūnaعَلَىٰٓputlaraʿalāأَصْنَامٍۢidolsaṣnāminلَّهُمْ ۚkendilerinelahumقَالُوا۟dedilerqālūيَـٰمُوسَىEy Musayāmūsāٱجْعَلyapij'ʿalلَّنَآbize delanāإِلَـٰهًۭاbir tanrıilāhanكَمَاgibikamāلَهُمْbunlarınlahumءَالِهَةٌۭ ۚtanrılarıālihatunقَالَdediqālaإِنَّكُمْsiz gerçekteninnakumقَوْمٌۭbir toplumsunuzqawmunتَجْهَلُونَcahiltajhalūna١٣٨
İsrailoğullarının denizden geçmelerini sağladık. Puta gönülden tapan bir millete rastladılar. "Ey Musa! Onların tanrıları gibi bize de bir tanrı yap" dediler, Musa: " Doğrusu siz bilgisiz bir milletsiniz, bunlar yok olacaklar ve işledikleri boşa gidecektir" dedi.
7:139
إِنَّşüphesizinnaهَـٰٓؤُلَآءِşunlarınhāulāiمُتَبَّرٌۭyıkılmıştırmutabbarunمَّاbulundukları (din)هُمْonlarınhumفِيهِiçindefīhiوَبَـٰطِلٌۭve boşa çıkmıştırwabāṭilunمَّاşeylerكَانُوا۟olduklarıkānūيَعْمَلُونَyapıyor(lar)yaʿmalūna١٣٩
İsrailoğullarının denizden geçmelerini sağladık. Puta gönülden tapan bir millete rastladılar. "Ey Musa! Onların tanrıları gibi bize de bir tanrı yap" dediler, Musa: " Doğrusu siz bilgisiz bir milletsiniz, bunlar yok olacaklar ve işledikleri boşa gidecektir" dedi.
7:140
قَالَdediqālaأَغَيْرَbaşka mı?aghayraٱللَّهِAllah'tanl-lahiأَبْغِيكُمْsize arayayımabghīkumإِلَـٰهًۭاbir tanrıilāhanوَهُوَve Owahuwaفَضَّلَكُمْsizi üstün yapmış ikenfaḍḍalakumعَلَىüzerineʿalāٱلْعَـٰلَمِينَalemlerl-ʿālamīna١٤٠
"Sizi alemlere üstün kılmış olan Allah'tan başka bir tanrı mı arayacağım?" dedi.
7:141
وَإِذْve haniwa-idhأَنجَيْنَـٰكُمbiz sizi kurtarmıştıkanjaynākumمِّنْailesindenminءَالِ(the) peopleāliفِرْعَوْنَFir'avnfir'ʿawnaيَسُومُونَكُمْonlar size yapıyorlardıyasūmūnakumسُوٓءَen kötüsünüsūaٱلْعَذَابِ ۖazabınl-ʿadhābiيُقَتِّلُونَöldürüyorlardıyuqattilūnaأَبْنَآءَكُمْoğullarınızıabnāakumوَيَسْتَحْيُونَve sağ bırakıyorlardıwayastaḥyūnaنِسَآءَكُمْ ۚkadınlarınızınisāakumوَفِىve vardıwafīذَٰلِكُمbunda sizedhālikumبَلَآءٌۭbir imtihanbalāonمِّنtarafındanminرَّبِّكُمْRabbinizrabbikumعَظِيمٌۭbüyük birʿaẓīmun١٤١
Sizi kötü azaba sokan, kadınlarınızı sağ bırakıp oğullarınızı öldüren Firavun ailesinden kurtarmıştık. Bunda, size Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardı.
7:142
۞ وَوَٰعَدْنَاve sözleştikwawāʿadnāمُوسَىٰMusa ilemūsāثَلَـٰثِينَotuzthalāthīnaلَيْلَةًۭgecelaylatanوَأَتْمَمْنَـٰهَاve buna kattıkwa-atmamnāhāبِعَشْرٍۢon (gece daha)biʿashrinفَتَمَّböylece tamamlandıfatammaمِيقَـٰتُtayin ettiği vakitmīqātuرَبِّهِۦٓRabbininrabbihiأَرْبَعِينَkırkarbaʿīnaلَيْلَةًۭ ۚgeceyelaylatanوَقَالَdedi kiwaqālaمُوسَىٰMusamūsāلِأَخِيهِkardeşili-akhīhiهَـٰرُونَHarun'ahārūnaٱخْلُفْنِىbenim yerime geçukh'luf'nīفِىiçindeقَوْمِىkavmimqawmīوَأَصْلِحْve ıslah etwa-aṣliḥوَلَاvewalāتَتَّبِعْuymatattabiʿسَبِيلَyolunasabīlaٱلْمُفْسِدِينَbozguncularınl-muf'sidīna١٤٢
Musa'ya otuz gece vade verip sonra buna on gece daha kattık; böylece Rabbinin tayin ettiği müddet kırk geceye tamamlandı. Musa, kardeşi Harun'a, "Milletim içinde benim yerime geç, onları ıslah et, bozguncuların yoluna gitme" dedi.
7:143
وَلَمَّاne zaman kiwalammāجَآءَgelip dejāaمُوسَىٰMusamūsāلِمِيقَـٰتِنَاtayin ettiğimiz vakittelimīqātināوَكَلَّمَهُۥve ona konuşuncawakallamahuرَبُّهُۥRabbirabbuhuقَالَdediqālaرَبِّRabbimrabbiأَرِنِىٓbana görünarinīأَنظُرْbakayımanẓurإِلَيْكَ ۚsanailaykaقَالَdedi kiqālaلَنsen beni göremezsinlanتَرَىٰنِىyou (can) see Metarānīوَلَـٰكِنِfakatwalākiniٱنظُرْbakunẓurإِلَىdağailāٱلْجَبَلِthe mountainl-jabaliفَإِنِeğerfa-iniٱسْتَقَرَّdurursais'taqarraمَكَانَهُۥyerindemakānahuفَسَوْفَo zamanfasawfaتَرَىٰنِى ۚsen de beni göreceksintarānīفَلَمَّاne zaman kifalammāتَجَلَّىٰgörününcetajallāرَبُّهُۥRabbirabbuhuلِلْجَبَلِdağalil'jabaliجَعَلَهُۥonu ettijaʿalahuدَكًّۭاdarmadağındakkanوَخَرَّve bayılarakwakharraمُوسَىٰMusamūsāصَعِقًۭا ۚdüştüṣaʿiqanفَلَمَّآne zaman kifalammāأَفَاقَayılıncaafāqaقَالَdediqālaسُبْحَـٰنَكَSen yücesinsub'ḥānakaتُبْتُtevbe ettimtub'tuإِلَيْكَsanailaykaوَأَنَا۠ve benwa-anāأَوَّلُilkiyimawwaluٱلْمُؤْمِنِينَinananlarınl-mu'minīna١٤٣
Musa, tayin ettiğimiz vakitte gelip Rabbi onunla konuşunca, Musa: "Rabbim! Bana Kendini göster, Sana bakayım" dedi. Allah: "Sen Beni göremezsin ama dağa bak, eğer o yerinde kalırsa sen de Beni göreceksin" buyurdu. Rabbi dağa tecelli edince onu yerlebir etti ve Musa da baygın düştü; ayılınca: "Yarabbi, münezzehsin, Sana tevbe ettim, ben inananların ilkiyim" dedi.
7:144
قَالَdedi kiqālaيَـٰمُوسَىٰٓEy Musayāmūsāإِنِّىşüphesiz beninnīٱصْطَفَيْتُكَseni seçtimiṣ'ṭafaytukaعَلَىüzeineʿalāٱلنَّاسِinsanlarl-nāsiبِرِسَـٰلَـٰتِىmesajlarımlabirisālātīوَبِكَلَـٰمِىve konuşmamlawabikalāmīفَخُذْalfakhudhمَآşeyiءَاتَيْتُكَsana verdiğimātaytukaوَكُنve olwakunمِّنَşükredenlerdenminaٱلشَّـٰكِرِينَthe gratefull-shākirīna١٤٤
"Ey Musa! Verdiklerimle ve seninle konuşmamla seni insanlar arasından seçtim; sana verdiğimi al ve şükret" dedi.
7:145
وَكَتَبْنَاve yazdıkwakatabnāلَهُۥO'nun (Musa) içinlahuفِىlevhalaraٱلْأَلْوَاحِthe tablets l-alwāḥiمِنne varsaminكُلِّherkulliشَىْءٍۢşeyishayinمَّوْعِظَةًۭöğüte dairmawʿiẓatanوَتَفْصِيلًۭاve açıklamasına dairwatafṣīlanلِّكُلِّherlikulliشَىْءٍۢşeyinshayinفَخُذْهَاbunları tutfakhudh'hāبِقُوَّةٍۢkuvvetlebiquwwatinوَأْمُرْve emretwamurقَوْمَكَkavmineqawmakaيَأْخُذُوا۟tutsunlaryakhudhūبِأَحْسَنِهَا ۚbunların en güzelinibi-aḥsanihāسَأُو۟رِيكُمْsize göstereceğimsa-urīkumدَارَyurdunudāraٱلْفَـٰسِقِينَyoldan çıkmışlarınl-fāsiqīna١٤٥
Ona levhalarda her şeyden bir öğüt yazdık ve her şeyi uzun uzadıya açıkladık; onlara sıkıca sarıl, milletine de emret en güzel şekilde tutsunlar. Size Allah'a karşı gelenlerin yurdunu göstereceğim.
7:146
سَأَصْرِفُuzaklaştıracağımsa-aṣrifuعَنْayetlerimdenʿanءَايَـٰتِىَMy Signsāyātiyaٱلَّذِينَkimselerialladhīnaيَتَكَبَّرُونَbüyüklenenleriyatakabbarūnaفِىyeryüzündeٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiبِغَيْرِolmaksızınbighayriٱلْحَقِّhakl-ḥaqiوَإِنve eğerwa-inيَرَوْا۟onlar görseleryarawكُلَّherkullaءَايَةٍۢayetiāyatinلَّاyine inanmazlarيُؤْمِنُوا۟(will) they believeyu'minūبِهَاonabihāوَإِنve eğerwa-inيَرَوْا۟görseleryarawسَبِيلَyolusabīlaٱلرُّشْدِdoğrul-rush'diلَاonu edinmezlerيَتَّخِذُوهُ(will) they take ityattakhidhūhuسَبِيلًۭاyolsabīlanوَإِنama eğerwa-inيَرَوْا۟görseleryarawسَبِيلَyolunusabīlaٱلْغَىِّazgınlıkl-ghayiيَتَّخِذُوهُonu edinirleryattakhidhūhuسَبِيلًۭا ۚyolsabīlanذَٰلِكَöyledhālikaبِأَنَّهُمْçünkü onlarbi-annahumكَذَّبُوا۟yalanladılarkadhabūبِـَٔايَـٰتِنَاayetlerimizibiāyātināوَكَانُوا۟ve oldularwakānūعَنْهَاonlarıʿanhāغَـٰفِلِينَumursamazghāfilīna١٤٦
Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları, ayetlerimden yüz çevirteceğim. Onlar bütün ayetleri görseler yine de inanmazlar; doğru yolu görseler, yol olarak benimsemezler; azgınlık yolunu görseler, hemen onu yol edinirler. Bu, onların mucizelerimizi yalan saymaları ve onlardan habersiz görünmelerinden ileri gelir.
7:147
وَٱلَّذِينَve kimselerinwa-alladhīnaكَذَّبُوا۟yalanlayanlarınkadhabūبِـَٔايَـٰتِنَاayetlerimizibiāyātināوَلِقَآءِve kavuşmayıwaliqāiٱلْـَٔاخِرَةِahiretel-ākhiratiحَبِطَتْboşa çıkmıştırḥabiṭatأَعْمَـٰلُهُمْ ۚeylemleriaʿmāluhumهَلْonlar ceza mı görüyorlar?halيُجْزَوْنَthey be recompensedyuj'zawnaإِلَّاdışındaillāمَاşeyler ileكَانُوا۟olduklarıkānūيَعْمَلُونَyapıyoryaʿmalūna١٤٧
Ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalan sayan kimselerin işleri boşa gitmiştir. Onlar işlediklerinin karşılığından başka bir şeyle mi cezalanırlar?
7:148
وَٱتَّخَذَve benimsedilerwa-ittakhadhaقَوْمُkavmiqawmuمُوسَىٰMusa'nınmūsāمِنۢkendisinden sonraminبَعْدِهِۦafter himbaʿdihiمِنْzinetlerinden yapılmışminحُلِيِّهِمْtheir ornamentsḥuliyyihimعِجْلًۭاbir buzağıʿij'lanجَسَدًۭاheykelinijasadanلَّهُۥvardı onunlahuخُوَارٌ ۚböğürmesikhuwārunأَلَمْgörmediler mi kialamيَرَوْا۟they seeyarawأَنَّهُۥoannahuلَاne kendilerine söz söylüyorيُكَلِّمُهُمْspeak to themyukallimuhumوَلَاne de onlara gösteriyorwalāيَهْدِيهِمْguide themyahdīhimسَبِيلًا ۘbir yolsabīlanٱتَّخَذُوهُonu benimsedilerittakhadhūhuوَكَانُوا۟ve oldularwakānūظَـٰلِمِينَzalimler(den)ẓālimīna١٤٨
Musa'nın ardından milleti, ziynet takımlarından, canlıymış gibi böğüren bir buzağı heykeli yaparak onu tanrı edindiler. O buzağının kendileriyle konuşmadığını ve yol da göstermediğini görmediler mi? Onu tanrı olarak benimseyip kendilerine yazık ettiler.
7:149
وَلَمَّاne zaman kiwalammāسُقِطَdüşürüldüsuqiṭaفِىٓarasınaأَيْدِيهِمْ(başları) ellerininaydīhimوَرَأَوْا۟ve gör(üp anla)dılarwara-awأَنَّهُمْkendilerininannahumقَدْgerçektenqadضَلُّوا۟sapmış olduklarınıḍallūقَالُوا۟dediler kiqālūلَئِنeğerla-inلَّمْbize acımazsalamيَرْحَمْنَاhas Mercy on usyarḥamnāرَبُّنَاRabbimizrabbunāوَيَغْفِرْve bağışlamazsawayaghfirلَنَاbizilanāلَنَكُونَنَّelbette oluruzlanakūnannaمِنَziyana uğrayanlardanminaٱلْخَـٰسِرِينَthe losersl-khāsirīna١٤٩
Elleri böğründe, çaresiz kalıp, kendilerinin sapıtmış olduklarını görünce: "Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, and olsun ki mahvoluruz" dediler.
7:150
وَلَمَّاzamanwalammāرَجَعَdöndü(ğü)rajaʿaمُوسَىٰٓMusamūsāإِلَىٰkavmineilāقَوْمِهِۦhis people qawmihiغَضْبَـٰنَkızgınghaḍbānaأَسِفًۭاve üzgün bir haldeasifanقَالَdediqālaبِئْسَمَاne kötü işler yaptınız?bi'samāخَلَفْتُمُونِىarkamdankhalaftumūnīمِنۢbenden sonraminبَعْدِىٓ ۖafter mebaʿdīأَعَجِلْتُمْacele mi ettiniz?aʿajil'tumأَمْرَemrini (beklemeyip)amraرَبِّكُمْ ۖRabbinizinrabbikumوَأَلْقَىve yere attıwa-alqāٱلْأَلْوَاحَlevhalarıl-alwāḥaوَأَخَذَve tuttuwa-akhadhaبِرَأْسِbaşınıbirasiأَخِيهِkardeşininakhīhiيَجُرُّهُۥٓçekmeye başladıyajurruhuإِلَيْهِ ۚkendine doğruilayhiقَالَ(Kardeşi) dediqālaٱبْنَoğluib'naأُمَّanamınummaإِنَّgerçekteninnaٱلْقَوْمَbu insanlarl-qawmaٱسْتَضْعَفُونِىbeni hırpaladılaris'taḍʿafūnīوَكَادُوا۟ve az dahawakādūيَقْتُلُونَنِىbeni öldürüyorlardıyaqtulūnanīفَلَاgüldürmefalāتُشْمِتْrejoicetush'mitبِىَüstümebiyaٱلْأَعْدَآءَdüşmanlarıl-aʿdāaوَلَاaslawalāتَجْعَلْنِىbeni tutmatajʿalnīمَعَberabermaʿaٱلْقَوْمِbu kavimlel-qawmiٱلظَّـٰلِمِينَzaliml-ẓālimīna١٥٠
Musa, milletine, kızgın ve üzgün olarak dönünce "Benim arkamdan ne kötü olmuşsunuz! Rabbinizin emrinin çabucak gelmesini mi istiyorsunuz?" dedi, levhaları attı ve kardeşinin başından tutup kendine doğru çekti. Harun: "Ey annem oğlu! Bu millet beni küçümsedi; az kalsın öldürüyorlardı. Bana, düşmanları sevindirecek şekilde davranma, beni bu zalim milletle bir sayma" dedi.
7:151
قَالَ(Musa) dediqālaرَبِّRabbimrabbiٱغْفِرْbağışlaigh'firلِىbeniوَلِأَخِىve kardeşimiwali-akhīوَأَدْخِلْنَاve bizi sokwa-adkhil'nāفِىiçineرَحْمَتِكَ ۖrahmetininraḥmatikaوَأَنتَve sensinwa-antaأَرْحَمُen merhametlisiarḥamuٱلرَّٰحِمِينَmerhametlilerinl-rāḥimīna١٥١
Musa "Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla, bize acı, Sen merhametlilerin merhametlisisin" dedi.
7:152
إِنَّmuhakkakinnaٱلَّذِينَkimselerealladhīnaٱتَّخَذُوا۟(tanrı diye) benimseyenlereittakhadhūٱلْعِجْلَbuzağıyıl-ʿij'laسَيَنَالُهُمْerişecektirsayanāluhumغَضَبٌۭbir öfkeghaḍabunمِّنRablerindenminرَّبِّهِمْtheir Lordrabbihimوَذِلَّةٌۭve bir alçaklıkwadhillatunفِىhayatındaٱلْحَيَوٰةِthe lifel-ḥayatiٱلدُّنْيَا ۚdünyal-dun'yāوَكَذَٰلِكَişte biz böylewakadhālikaنَجْزِىcezalandırırıznajzīٱلْمُفْتَرِينَiftiracılarıl-muf'tarīna١٥٢
Buzağıyı tanrı olarak benimseyenler Rablerinin öfkesine ve dünya hayatında alçaklığa uğrayacaklardır; iftira edenleri böylece cezalandırırız.
7:153
وَٱلَّذِينَonlar kiwa-alladhīnaعَمِلُوا۟yaptıktanʿamilūٱلسَّيِّـَٔاتِkötülüklerl-sayiātiثُمَّsonrathummaتَابُوا۟tevbe ettilertābūمِنۢardındanminبَعْدِهَاafter thatbaʿdihāوَءَامَنُوٓا۟ve iman ettilerwaāmanūإِنَّmuhakkak kiinnaرَبَّكَRabbinrabbakaمِنۢondan sonraminبَعْدِهَاafter thatbaʿdihāلَغَفُورٌۭelbette bağışlayandırlaghafūrunرَّحِيمٌۭesirgeyendirraḥīmun١٥٣
Kötülük işleyip ardından tevbe edenler ve inananlar bilsinler ki Rabbin, bu hareketlerinin ardından onları şüphesiz bağışlar ve merhamet eder.
7:154
وَلَمَّاve ne zaman kiwalammāسَكَتَdinincesakataعَنMusa'nınʿanمُّوسَىMusamūsāٱلْغَضَبُöfkesil-ghaḍabuأَخَذَaldıakhadhaٱلْأَلْوَاحَ ۖlevhalarıl-alwāḥaوَفِىve vardıwafīنُسْخَتِهَاonlardaki yazıdanus'khatihāهُدًۭىyol göstermehudanوَرَحْمَةٌۭve rahmetwaraḥmatunلِّلَّذِينَiçinlilladhīnaهُمْonlarhumلِرَبِّهِمْRablerindenlirabbihimيَرْهَبُونَkorkanlaryarhabūna١٥٤
Musa, öfkesi yatışınca, bir nüshasında Rablerinden korkanlar için doğru yol ve rahmet yazılı olan levhaları aldı.
7:155
وَٱخْتَارَve seçtiwa-ikh'tāraمُوسَىٰMusamūsāقَوْمَهُۥkavmindenqawmahuسَبْعِينَyetmişsabʿīnaرَجُلًۭاadamrajulanلِّمِيقَـٰتِنَا ۖbizimle buluşma vakti içinlimīqātināفَلَمَّآne zaman kifalammāأَخَذَتْهُمُonları yakalayıncaakhadhathumuٱلرَّجْفَةُsarsıntıl-rajfatuقَالَ(Musa) dedi kiqālaرَبِّRabbimrabbiلَوْşayetlawشِئْتَdileseydinshi'taأَهْلَكْتَهُمbunları da helak ederdinahlaktahumمِّنdaha önceminقَبْلُbeforeqabluوَإِيَّـٰىَ ۖve beni dewa-iyyāyaأَتُهْلِكُنَاbizi helak mı edeceksin?atuh'likunāبِمَاötürübimāفَعَلَyaptıklarındanfaʿalaٱلسُّفَهَآءُbazı beyinsizlerinl-sufahāuمِنَّآ ۖiçimizdenminnāإِنْbu (iş)inهِىَit (was)hiyaإِلَّاbaşka bir şey değildirillāفِتْنَتُكَsenin imtihanındanfit'natukaتُضِلُّşaşırtırsıntuḍilluبِهَاonunlabihāمَنdilediğinimanتَشَآءُYou willtashāuوَتَهْدِىve yol gösterirsinwatahdīمَنdilediğinemanتَشَآءُ ۖYou willtashāuأَنتَsenantaوَلِيُّنَاbizim velimizsinwaliyyunāفَٱغْفِرْbağışlafa-igh'firلَنَاbizilanāوَٱرْحَمْنَا ۖve bize acıwa-ir'ḥamnāوَأَنتَve senwa-antaخَيْرُen iyisisinkhayruٱلْغَـٰفِرِينَbağışlayanlarınl-ghāfirīna١٥٥
Musa, tayin ettiğimiz müddette milletinden yetmiş kişi seçti; onları sarsıntı tutunca dedi ki: "Rabbim! Dileseydin daha önce beni ve onları yok ederdin, aramızdaki beyinsizlerin yaptıklarından ötürü bizi yok eder misin? Bu, Senin imtihanından başka birşey değildir, bununla dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletirsin; bizim dostumuz Sensin; bizi bağışla, bize merhamet et. Sen bağışlayanların en iyisisin."
7:156
۞ وَٱكْتُبْve yazwa-uk'tubلَنَاbizelanāفِىbuهَـٰذِهِthishādhihiٱلدُّنْيَاdünyadal-dun'yāحَسَنَةًۭiyilikḥasanatanوَفِىvewafīٱلْـَٔاخِرَةِahirettel-ākhiratiإِنَّاbizinnāهُدْنَآyöneldikhud'nāإِلَيْكَ ۚsanailaykaقَالَ(Alah) buyurdu kiqālaعَذَابِىٓazabımaʿadhābīأُصِيبُuğratırımuṣībuبِهِۦonubihiمَنْkimseyimanأَشَآءُ ۖdilediğimashāuوَرَحْمَتِىve rahmetim isewaraḥmatīوَسِعَتْkaplamıştırwasiʿatكُلَّherkullaشَىْءٍۢ ۚşeyishayinفَسَأَكْتُبُهَاonu yazacağımfasa-aktubuhāلِلَّذِينَkimselerelilladhīnaيَتَّقُونَkorunanlarayattaqūnaوَيُؤْتُونَve verenlerewayu'tūnaٱلزَّكَوٰةَzekatıl-zakataوَٱلَّذِينَve kimselerewa-alladhīnaهُمonlarhumبِـَٔايَـٰتِنَاayetlerimizebiāyātināيُؤْمِنُونَinanıyorlaryu'minūna١٥٦
"Bu dünyada ve ahirette bizim için güzel olanı yaz; biz Sana yöneldik" dedi. Allah: "Azabıma dilediğim kimseyi uğratırım, rahmetim herşeyi kaplamıştır; bunu Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, zekat verenlere, ayetlerimize inanıp, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları, okuyup yazması olmayan peygambere uyanlara yazacağız. O peygamber, onlara, uygun olanı emreder ve fenalıktan meneder, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılar, onların ağır yüklerini indirir, zor tekliflerini hafifletir. Bu peygambere inanan, hürmet eden, yardım eden, onunla gönderilen nura uyanlar yok mu? İşte onlar saadete erenlerdir" dedi.
7:157
ٱلَّذِينَonlar kialladhīnaيَتَّبِعُونَuyarlaryattabiʿūnaٱلرَّسُولَo Elçi'yel-rasūlaٱلنَّبِىَّo Peygamber'el-nabiyaٱلْأُمِّىَّümmil-umiyaٱلَّذِىbulduklarıalladhīيَجِدُونَهُۥthey find himyajidūnahuمَكْتُوبًاyazılımaktūbanعِندَهُمْyanlarındaʿindahumفِىTevratٱلتَّوْرَىٰةِthe Tauratl-tawrātiوَٱلْإِنجِيلِve İncil'dewal-injīliيَأْمُرُهُمkendilerine emredenyamuruhumبِٱلْمَعْرُوفِiyiliğibil-maʿrūfiوَيَنْهَىٰهُمْve kendilerini menedenwayanhāhumعَنِkötülüktenʿaniٱلْمُنكَرِthe wrongl-munkariوَيُحِلُّve helal kılanwayuḥilluلَهُمُonlaralahumuٱلطَّيِّبَـٰتِgüzel şeyleril-ṭayibātiوَيُحَرِّمُve haram kılanwayuḥarrimuعَلَيْهِمُonlaraʿalayhimuٱلْخَبَـٰٓئِثَçirkin şeyleril-khabāithaوَيَضَعُve kaldırıp atanwayaḍaʿuعَنْهُمْonlardanʿanhumإِصْرَهُمْağırlıklarıiṣ'rahumوَٱلْأَغْلَـٰلَve prangalarıwal-aghlālaٱلَّتِىöyle kiallatīكَانَتْidilerkānatعَلَيْهِمْ ۚonların üzerindeʿalayhimفَٱلَّذِينَartık onlarfa-alladhīnaءَامَنُوا۟inananlarāmanūبِهِۦO'nabihiوَعَزَّرُوهُve O'na saygı gösterenlerwaʿazzarūhuوَنَصَرُوهُve O'na yardım edenlerwanaṣarūhuوَٱتَّبَعُوا۟ve uyanlarwa-ittabaʿūٱلنُّورَnural-nūraٱلَّذِىٓindirilenalladhīأُنزِلَhas been sent downunzilaمَعَهُۥٓ ۙO'nunla berabermaʿahuأُو۟لَـٰٓئِكَişteulāikaهُمُonlarhumuٱلْمُفْلِحُونَfelaha erenlerdirl-muf'liḥūna١٥٧
"Bu dünyada ve ahirette bizim için güzel olanı yaz; biz Sana yöneldik" dedi. Allah: "Azabıma dilediğim kimseyi uğratırım, rahmetim herşeyi kaplamıştır; bunu Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, zekat verenlere, ayetlerimize inanıp, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları, okuyup yazması olmayan peygambere uyanlara yazacağız. O peygamber, onlara, uygun olanı emreder ve fenalıktan meneder, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılar, onların ağır yüklerini indirir, zor tekliflerini hafifletir. Bu peygambere inanan, hürmet eden, yardım eden, onunla gönderilen nura uyanlar yok mu? İşte onlar saadete erenlerdir" dedi.
7:158
قُلْde kiqulيَـٰٓأَيُّهَاEyyāayyuhāٱلنَّاسُinsanlarl-nāsuإِنِّىmuhakkak beninnīرَسُولُElçisiyimrasūluٱللَّهِAllah'ınl-lahiإِلَيْكُمْsizinilaykumجَمِيعًاhepinizejamīʿanٱلَّذِىonunduralladhīلَهُۥfor Whomlahuمُلْكُmülkümul'kuٱلسَّمَـٰوَٰتِgöklerinl-samāwātiوَٱلْأَرْضِ ۖve yerinwal-arḍiلَآyokturإِلَـٰهَtanrıilāhaإِلَّاbaşkaillāهُوَkendisindenhuwaيُحْىِۦyaşatıryuḥ'yīوَيُمِيتُ ۖve öldürürwayumītuفَـَٔامِنُوا۟gelin inanınfaāminūبِٱللَّهِAllah'abil-lahiوَرَسُولِهِve O'nun Elçisinewarasūlihiٱلنَّبِىِّpeygamberil-nabiyiٱلْأُمِّىِّümmil-umiyiٱلَّذِىki oalladhīيُؤْمِنُinanmaktadıryu'minuبِٱللَّهِAllah'abil-lahiوَكَلِمَـٰتِهِۦve O'nun sözlerinewakalimātihiوَٱتَّبِعُوهُO'na uyun kiwa-ittabiʿūhuلَعَلَّكُمْbelkilaʿallakumتَهْتَدُونَdoğru yolu bulursunuztahtadūna١٥٨
De ki: "Ey insanlar! Doğrusu ben, göklerin ve yerin hükümranı, O'ndan başka tanrı bulunmayan, dirilten ve öldüren Allah'ın, hepiniz için gönderdiği peygamberiyim. Allah'a ve okuyup yazması olmayan, haber getiren peygamberine -ki o da Allah'a ve sözlerine inanmıştır- inanın; ona uyun ki doğru yolu bulasınız."
7:159
وَمِنvewaminقَوْمِkavmindenqawmiمُوسَىٰٓMusa'nınmūsāأُمَّةٌۭbir topluluk vardırummatunيَهْدُونَhakka götürenyahdūnaبِٱلْحَقِّdoğruluklabil-ḥaqiوَبِهِۦve onunlawabihiيَعْدِلُونَadalet yapanyaʿdilūna١٥٩
Musa'nın milletinden bir topluluk hakkı gösterirler ve onunla hükmederlerdi.
7:160
وَقَطَّعْنَـٰهُمُve biz onları ayırdıkwaqaṭṭaʿnāhumuٱثْنَتَىْiki (oniki)ith'natayعَشْرَةَon (oniki)ʿashrataأَسْبَاطًاkabileyeasbāṭanأُمَمًۭا ۚümmetler halindeumamanوَأَوْحَيْنَآvahyettikwa-awḥaynāإِلَىٰMusa'yailāمُوسَىٰٓMusamūsāإِذِzamanidhiٱسْتَسْقَىٰهُsu istediğiis'tasqāhuقَوْمُهُۥٓkavminqawmuhuأَنِdiyeaniٱضْرِبvuriḍ'ribبِّعَصَاكَasanlabiʿaṣākaٱلْحَجَرَ ۖtaşal-ḥajaraفَٱنۢبَجَسَتْve fışkırdıfa-inbajasatمِنْهُondan (taştan)min'huٱثْنَتَاiki (oniki)ith'natāعَشْرَةَon (oniki)ʿashrataعَيْنًۭا ۖgözeʿaynanقَدْşüphesizqadعَلِمَbildiʿalimaكُلُّherkulluأُنَاسٍۢkabileunāsinمَّشْرَبَهُمْ ۚiçeceği yerimashrabahumوَظَلَّلْنَاve gölge yaptıkwaẓallalnāعَلَيْهِمُüzerlerineʿalayhimuٱلْغَمَـٰمَbulutlal-ghamāmaوَأَنزَلْنَاve indirdikwa-anzalnāعَلَيْهِمُonlaraʿalayhimuٱلْمَنَّkudret helvasıl-manaوَٱلسَّلْوَىٰ ۖve bıldırcın etiwal-salwāكُلُوا۟yeyinkulūمِنgüzel olanlardanminطَيِّبَـٰتِ(the) good thingsṭayyibātiمَاşeylerdenرَزَقْنَـٰكُمْ ۚsizi rızıklandırdığımızrazaqnākumوَمَاamawamāظَلَمُونَاonlar bize zulmetmedilerẓalamūnāوَلَـٰكِنfakatwalākinكَانُوٓا۟onlarkānūأَنفُسَهُمْkendi kendilerineanfusahumيَظْلِمُونَzulmediyorlardıyaẓlimūna١٦٠
Biz İsrailoğullarını oymaklar halinde on iki topluluğa ayırdık. Milleti Musa'dan su isteyince ona: "Asanla taşa vur" diye bildirdik; ondan on iki pınar fışkırdı. Herkes içeceği yeri öğrendi. Bulutla üzerlerine gölge yaptık, onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik, "Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin" dedik. Onlar, karşı gelmekle, Bize değil kendilerine zulmediyorlardı.
7:161
وَإِذْzamanwa-idhقِيلَdenildiğiqīlaلَهُمُonlaralahumuٱسْكُنُوا۟oturunus'kunūهَـٰذِهِşuhādhihiٱلْقَرْيَةَkenttel-qaryataوَكُلُوا۟ve yeyinwakulūمِنْهَاoradamin'hāحَيْثُyerdenḥaythuشِئْتُمْdilediğinizshi'tumوَقُولُوا۟ve deyinwaqūlūحِطَّةٌۭaffetḥiṭṭatunوَٱدْخُلُوا۟ve girinwa-ud'khulūٱلْبَابَkapıdanl-bābaسُجَّدًۭاsecde edereksujjadanنَّغْفِرْbağışlayalımnaghfirلَكُمْsizinlakumخَطِيٓـَٔـٰتِكُمْ ۚhatalarınızıkhaṭīātikumسَنَزِيدُbiz daha fazlasını da vereceğizsanazīduٱلْمُحْسِنِينَiyilik edenlerel-muḥ'sinīna١٦١
Onlara: "Şu şehirde oturun, dilediğiniz gibi yiyip için, "affet!" deyin ve secde ederek kapısından girin; Biz de yanılmalarınızı bağışlarız. İyi davrananlara daha da artıracağız" denmişti.
7:162
فَبَدَّلَdeğiştirdilerfabaddalaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaظَلَمُوا۟zulmeden(ler)ẓalamūمِنْهُمْiçlerindenmin'humقَوْلًاsözüqawlanغَيْرَbaşkasıylaghayraٱلَّذِىsöylenendenalladhīقِيلَwas saidqīlaلَهُمْkendilerinelahumفَأَرْسَلْنَاbiz de gönderdikfa-arsalnāعَلَيْهِمْüzerlerineʿalayhimرِجْزًۭاbir azabrij'zanمِّنَgöktenminaٱلسَّمَآءِthe skyl-samāiبِمَاdolayıbimāكَانُوا۟ettiklerindenkānūيَظْلِمُونَhaksızlıkyaẓlimūna١٦٢
Onların zulmedenleri, kendilerine söylenen sözü başkasiyle değiştirdiler. Biz de, o zalimlere, zulümlerinden ötürü gökten azab indirdik.
7:163
وَسْـَٔلْهُمْonlara sorwasalhumعَنِkent(halkın)ın durumundanʿaniٱلْقَرْيَةِthe townl-qaryatiٱلَّتِىöyle kiallatīكَانَتْbulunankānatحَاضِرَةَkıyısındaḥāḍirataٱلْبَحْرِdenizl-baḥriإِذْhaniidhيَعْدُونَonlar haddi aşıyorlardıyaʿdūnaفِىCumartesineٱلسَّبْتِthe (matter of) Sabbathl-sabtiإِذْonlara gelirdiidhتَأْتِيهِمْcame to themtatīhimحِيتَانُهُمْbalıklarıḥītānuhumيَوْمَgünü;yawmaسَبْتِهِمْcumartesisabtihimشُرَّعًۭاakın akınshurraʿanوَيَوْمَgün isewayawmaلَاcumartesi dışındakiيَسْبِتُونَ ۙthey had Sabbathyasbitūnaلَاgelmezlerdiتَأْتِيهِمْ ۚcome to themtatīhimكَذَٰلِكَböylecekadhālikaنَبْلُوهُمbiz onları sınıyorduknablūhumبِمَاötürübimāكَانُوا۟yoldan çıkmalarındankānūيَفْسُقُونَdefiantly disobeyingyafsuqūna١٦٣
Onlara, deniz kıyısındaki kasabanın durumunu sor. Cumartesi yasaklarına tecavüz ediyorlardı. Cumartesileri balıklar sürüyle geliyor, başka günler gelmiyorlardı. Biz onları, yoldan çıkmaları sebebiyle böylece deniyorduk.
7:164
وَإِذْartıkwa-idhقَالَتْdediqālatأُمَّةٌۭbir toplulukummatunمِّنْهُمْiçlerindenmin'humلِمَniçin?limaتَعِظُونَöğüt veriyorsunuztaʿiẓūnaقَوْمًا ۙbir kavmeqawmanٱللَّهُAllah'ınl-lahuمُهْلِكُهُمْhelak edeceğimuh'likuhumأَوْyahutawمُعَذِّبُهُمْazabedeceğimuʿadhibuhumعَذَابًۭاbir azaplaʿadhābanشَدِيدًۭا ۖşiddetlishadīdanقَالُوا۟dediler kiqālūمَعْذِرَةًma'zeret içinmaʿdhiratanإِلَىٰRabbinizeilāرَبِّكُمْyour Lordrabbikumوَلَعَلَّهُمْve belkiwalaʿallahumيَتَّقُونَkorunurlar (diye)yattaqūna١٦٤
Aralarından bir topluluk: "Allah'ın yok edeceği veya şiddetli azaba uğratacağı bir millete niçin öğüt veriyorsunuz?" dediler. Öğüt verenler: "Rabbinize, hiç değilse bir özür beyan edebilmemiz içindir, belki Allah'a karşı gelmekten sakınırlar" dediler.
7:165
فَلَمَّاne zaman kifalammāنَسُوا۟onlar unuttularnasūمَاşeyiذُكِّرُوا۟hatırlatılandhukkirūبِهِۦٓkendilerinebihiأَنجَيْنَاbiz de kurtardıkanjaynāٱلَّذِينَkimselerialladhīnaيَنْهَوْنَmeneden(leri)yanhawnaعَنِkötülüktenʿaniٱلسُّوٓءِthe evill-sūiوَأَخَذْنَاve yakaladıkwa-akhadhnāٱلَّذِينَkimselerialladhīnaظَلَمُوا۟zulmeden(leri)ẓalamūبِعَذَابٍۭbir azab ilebiʿadhābinبَـِٔيسٍۭçetinbaīsinبِمَاyüzündenbimāكَانُوا۟yoldan çıkmalarıkānūيَفْسُقُونَdefiantly disobeyingyafsuqūna١٦٥
Kendilerine yapılan öğütleri unutunca, Biz fenalıktan menedenleri kurtardık ve zalimleri, Allah'a karşı gelmelerinden ötürü şiddetli azaba uğrattık.
7:166
فَلَمَّاne zaman kifalammāعَتَوْا۟vazgeçmedilerʿatawعَنşeylerdenʿanمَّاwhatنُهُوا۟yasak kılınannuhūعَنْهُkendilerineʿanhuقُلْنَاdedikqul'nāلَهُمْonlaralahumكُونُوا۟olunkūnūقِرَدَةًmaymunlarqiradatanخَـٰسِـِٔينَaşağılıkkhāsiīna١٦٦
Kendilerine edilen yasakları aşınca, onlara: "Aşağılık birer maymun olun" dedik.
7:167
وَإِذْo vakitwa-idhتَأَذَّنَilan etmiştita-adhanaرَبُّكَRabbinrabbukaلَيَبْعَثَنَّelbette göndereceğinilayabʿathannaعَلَيْهِمْonlaraʿalayhimإِلَىٰkadarilāيَوْمِgününeyawmiٱلْقِيَـٰمَةِkıyametl-qiyāmatiمَنkimselermanيَسُومُهُمْyapacakyasūmuhumسُوٓءَen kötüsünüsūaٱلْعَذَابِ ۗazabınl-ʿadhābiإِنَّdoğrusuinnaرَبَّكَRabbinrabbakaلَسَرِيعُçabuklasarīʿuٱلْعِقَابِ ۖceza verendirl-ʿiqābiوَإِنَّهُۥve Owa-innahuلَغَفُورٌۭçok bağışlayanlaghafūrunرَّحِيمٌۭçok esirgeyendirraḥīmun١٦٧
Rabbin, kıyamet gününe kadar, onları, kötü azaba uğratacak kimseleri üzerlerine göndereceğini bildirmişti. Doğrusu Rabbin, cezayı çabuk verir. Doğrusu O bağışlar ve merhamet eder.
7:168
وَقَطَّعْنَـٰهُمْve onları ayırdıkwaqaṭṭaʿnāhumفِىyeryüzündeٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiأُمَمًۭا ۖtopluluklaraumamanمِّنْهُمُonlardan kimimin'humuٱلصَّـٰلِحُونَiyi kişilerdirl-ṣāliḥūnaوَمِنْهُمْve kimi dewamin'humدُونَalçaktırdūnaذَٰلِكَ ۖbundandhālikaوَبَلَوْنَـٰهُمve onları sınadıkwabalawnāhumبِٱلْحَسَنَـٰتِiyiliklerlebil-ḥasanātiوَٱلسَّيِّـَٔاتِve kötülüklerlewal-sayiātiلَعَلَّهُمْbelkilaʿallahumيَرْجِعُونَdönerler (diye)yarjiʿūna١٦٨
Biz onları yeryüzünde iyiler ve aşağılıklar olarak bölük bölük ayırdık; iyiliğe dönerler diye onları güzellikler ve kötülüklerle sınadık.
7:169
فَخَلَفَardındanfakhalafaمِنۢsonra onlarınminبَعْدِهِمْafter thembaʿdihimخَلْفٌۭyerlerine geçipkhalfunوَرِثُوا۟varis olanlarwarithūٱلْكِتَـٰبَKitabal-kitābaيَأْخُذُونَalıyorlaryakhudhūnaعَرَضَmenfaatiniʿaraḍaهَـٰذَاşuhādhāٱلْأَدْنَىٰalçak(dünyan)ınl-adnāوَيَقُولُونَve diyorlar kiwayaqūlūnaسَيُغْفَرُ(nasıl olsa) bağışlanacağızsayugh'faruلَنَاbizlanāوَإِنve eğerwa-inيَأْتِهِمْkendilerine gelseyatihimعَرَضٌۭbir menfaat dahaʿaraḍunمِّثْلُهُۥona benzermith'luhuيَأْخُذُوهُ ۚonu da alırlaryakhudhūhuأَلَمْpeki alınmamış mıydı?alamيُؤْخَذْtakenyu'khadhعَلَيْهِمkendilerindenʿalayhimمِّيثَـٰقُmisak (söz)mīthāquٱلْكِتَـٰبِKitap'tal-kitābiأَنdiyeanلَّاsöylemeyeceklerيَقُولُوا۟they will sayyaqūlūعَلَىhakkındaʿalāٱللَّهِAllahl-lahiإِلَّاbaşkasınıillāٱلْحَقَّgerçektenl-ḥaqaوَدَرَسُوا۟ve öğrenmediler mi?wadarasūمَاonun içindekiniفِيهِ ۗ(is) in itfīhiوَٱلدَّارُve yurduwal-dāruٱلْـَٔاخِرَةُÂhiretl-ākhiratuخَيْرٌۭdaha hayırlıdırkhayrunلِّلَّذِينَkorunanlar içinlilladhīnaيَتَّقُونَ ۗfear Allahyattaqūnaأَفَلَاdüşünmüyor musunuz?afalāتَعْقِلُونَyou use intellecttaʿqilūna١٦٩
Ardlarından yerlerine gelen bir takım kötüler, Kitap'a mirasçı oldular. "Biz nasıl olsa affedileceğiz" diyerek Kitap'ın hükümlerini değiştirme karşılığı bu değersiz dünyanın mallarını alırlar; yine ona benzer geçici bir şey kendilerine gelince onu da kabul ederlerdi. Onlardan, Allah'a karşı ancak gerçeği söyleyeceklerine dair Kitap üzerine söz alınmamış mıydı? Kitap'da olanları okumamışlar mıydı? Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için, ahiret yurdu vardır, düşünmüyor musunuz? Biz, iyiliğe çalışanların ecrini elbette zayi etmeyiz.
7:170
وَٱلَّذِينَonlar kiwa-alladhīnaيُمَسِّكُونَsımsıkı sarılırlaryumassikūnaبِٱلْكِتَـٰبِKitababil-kitābiوَأَقَامُوا۟ve kılarlarwa-aqāmūٱلصَّلَوٰةَnamazıl-ṣalataإِنَّاelbette bizinnāلَاzayi etmeyizنُضِيعُ[We] let go wastenuḍīʿuأَجْرَecriniajraٱلْمُصْلِحِينَiyiliğe çalışanlarınl-muṣ'liḥīna١٧٠
Ardlarından yerlerine gelen bir takım kötüler, Kitap'a mirasçı oldular. "Biz nasıl olsa affedileceğiz" diyerek Kitap'ın hükümlerini değiştirme karşılığı bu değersiz dünyanın mallarını alırlar; yine ona benzer geçici bir şey kendilerine gelince onu da kabul ederlerdi. Onlardan, Allah'a karşı ancak gerçeği söyleyeceklerine dair Kitap üzerine söz alınmamış mıydı? Kitap'da olanları okumamışlar mıydı? Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için, ahiret yurdu vardır, düşünmüyor musunuz? Biz, iyiliğe çalışanların ecrini elbette zayi etmeyiz.
7:171
۞ وَإِذْhaniwa-idhنَتَقْنَاkaldırmıştıknataqnāٱلْجَبَلَdağıl-jabalaفَوْقَهُمْüzerlerinefawqahumكَأَنَّهُۥsanki gibika-annahuظُلَّةٌۭbir gölgeẓullatunوَظَنُّوٓا۟ve sanmışlardıwaẓannūأَنَّهُۥonlar şüphesizannahuوَاقِعٌۢüstlerine düşecekwāqiʿunبِهِمْonlarınbihimخُذُوا۟tutunkhudhūمَآşeyi (Kitabı)ءَاتَيْنَـٰكُمsize verdiğimātaynākumبِقُوَّةٍۢkuvvetlebiquwwatinوَٱذْكُرُوا۟ve hatırlayınwa-udh'kurūمَاolanıفِيهِiçindefīhiلَعَلَّكُمْbelkilaʿallakumتَتَّقُونَkorunursunuztattaqūna١٧١
Tur dağını, gölgelik gibi onların üzerlerine yükseltmiştik, onlar tepelerine düşeceğini sanmışlardı. Onlara: "Size verdiğimiz Kitap'a sıkıca sarılın, içinde olanı düşünün ki sakınanlardan olasınız" demiştik.
7:172
وَإِذْve haniwa-idhأَخَذَalmıştıakhadhaرَبُّكَRabbinrabbukaمِنۢoğullarındanminبَنِىٓ(the) ChildrenbanīءَادَمَAdemādamaمِنbellerindenminظُهُورِهِمْtheir loins ẓuhūrihimذُرِّيَّتَهُمْzürriyetlerinidhurriyyatahumوَأَشْهَدَهُمْve şahid tutmuştuwa-ashhadahumعَلَىٰٓonlarıʿalāأَنفُسِهِمْkendilerineanfusihimأَلَسْتُben değil miyim?alastuبِرَبِّكُمْ ۖsizin Rabbinizbirabbikumقَالُوا۟dedilerqālūبَلَىٰ ۛevetbalāشَهِدْنَآ ۛşahidizshahid'nāأَنdemeyesinizanتَقُولُوا۟you saytaqūlūيَوْمَgünüyawmaٱلْقِيَـٰمَةِkıyametl-qiyāmatiإِنَّاbiz elbetteinnāكُنَّاidikkunnāعَنْbundanʿanهَـٰذَاthishādhāغَـٰفِلِينَhabersizghāfilīna١٧٢
Rabbin, insanoğlunun sulbünden soyunu alıp devam ettirmiş, onlara: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim" demiş ve buna kendilerini şahit tutmuştu. Onlar da: "Evet şahidiz" demişlerdi. Bu, kıyamet günü, "Bizim bundan haberimiz yoktu" dersiniz veya "Daha önce babalarımız Allah'a ortak koşmuşlardı, biz de onlardan sonra gelen bir soyuz, bizi, boşa çalışanların yaptıklarından ötürü yok eder misin?" dersiniz diyedir.
7:173
أَوْyahutawتَقُولُوٓا۟demeyesiniztaqūlūإِنَّمَآşüphesizinnamāأَشْرَكَortak koştuashrakaءَابَآؤُنَاbabalarımızābāunāمِنdaha önceminقَبْلُbefore (us)qabluوَكُنَّاbiz de oldukwakunnāذُرِّيَّةًۭbir nesildhurriyyatanمِّنۢonlardan sonra gelenminبَعْدِهِمْ ۖafter thembaʿdihimأَفَتُهْلِكُنَاbizi helak mı ediyorsun?afatuh'likunāبِمَاyüzündenbimāفَعَلَyaptıklarıfaʿalaٱلْمُبْطِلُونَiptal edenlerinl-mub'ṭilūna١٧٣
Rabbin, insanoğlunun sulbünden soyunu alıp devam ettirmiş, onlara: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim" demiş ve buna kendilerini şahit tutmuştu. Onlar da: "Evet şahidiz" demişlerdi. Bu, kıyamet günü, "Bizim bundan haberimiz yoktu" dersiniz veya "Daha önce babalarımız Allah'a ortak koşmuşlardı, biz de onlardan sonra gelen bir soyuz, bizi, boşa çalışanların yaptıklarından ötürü yok eder misin?" dersiniz diyedir.
7:174
وَكَذَٰلِكَişte böylewakadhālikaنُفَصِّلُbiz açıklıyoruznufaṣṣiluٱلْـَٔايَـٰتِayetleril-āyātiوَلَعَلَّهُمْartık herhaldewalaʿallahumيَرْجِعُونَdöner(yola gelir)leryarjiʿūna١٧٤
Belki doğru yola dönerler diye ayetleri böylece uzun uzadıya açıklıyoruz.
7:175
وَٱتْلُve okuwa-ut'luعَلَيْهِمْonlaraʿalayhimنَبَأَhaberininaba-aٱلَّذِىٓkialladhīءَاتَيْنَـٰهُkendisine verdikātaynāhuءَايَـٰتِنَاayetlerimiziāyātināفَٱنسَلَخَsıyrıldı çıktı'fa-insalakhaمِنْهَاonlardanmin'hāفَأَتْبَعَهُonu peşine taktıfa-atbaʿahuٱلشَّيْطَـٰنُşeytanl-shayṭānuفَكَانَböylece oldufakānaمِنَazgınlardanminaٱلْغَاوِينَthose gone astrayl-ghāwīna١٧٥
Onlara, şeytanın peşine takdığı ve kendisine verdiğimiz ayetlerden sıyrılarak azgınlıklardan olan kişinin olayını anlat.
7:176
وَلَوْve şayetwalawشِئْنَاdileseydikshi'nāلَرَفَعْنَـٰهُelbette onu yükseltirdiklarafaʿnāhuبِهَاonlarla (ayetlerle)bihāوَلَـٰكِنَّهُۥٓfakat owalākinnahuأَخْلَدَsaplandıakhladaإِلَىyereilāٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiوَٱتَّبَعَve peşine düştüwa-ittabaʿaهَوَىٰهُ ۚhevesininhawāhuفَمَثَلُهُۥonun durumufamathaluhuكَمَثَلِdurumuna benzerkamathaliٱلْكَلْبِşu köpeğinl-kalbiإِنeğerinتَحْمِلْvarsantaḥmilعَلَيْهِüstüneʿalayhiيَلْهَثْdilini sarkıtıp soluryalhathأَوْveyahutawتَتْرُكْهُonu bıraksantatruk'huيَلْهَث ۚdilini sarkıtıp soluryalhathذَّٰلِكَişte budurdhālikaمَثَلُdurumumathaluٱلْقَوْمِtoplumlarınl-qawmiٱلَّذِينَyalanlayanalladhīnaكَذَّبُوا۟deniedkadhabūبِـَٔايَـٰتِنَا ۚayetlerimizibiāyātināفَٱقْصُصِanlatfa-uq'ṣuṣiٱلْقَصَصَbu kıssayıl-qaṣaṣaلَعَلَّهُمْbelkilaʿallahumيَتَفَكَّرُونَdüşünürleryatafakkarūna١٧٦
Dileseydik, onu ayetlerimizle üstün kılardık; fakat o, dünyaya meyletti ve hevesine uydu. Durumu, üstüne varsan da, kendi haline bıraksan da, dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalan sayan kimselerin hali böyledir. Sen onlara bu kıssayı anlat, belki üzerinde düşünürler.
7:177
سَآءَne kötüdürsāaمَثَلًاdurumumathalanٱلْقَوْمُtopluluğunl-qawmuٱلَّذِينَyalanlayanalladhīnaكَذَّبُوا۟deniedkadhabūبِـَٔايَـٰتِنَاayetlerimizibiāyātināوَأَنفُسَهُمْve kendilerinewa-anfusahumكَانُوا۟olankānūيَظْلِمُونَzulmediyoryaẓlimūna١٧٧
Ayetlerimizi yalan sayan, kendine zulmeden millet ne kötü bir misaldir!
7:178
مَنkimemanيَهْدِyol gösterirseyahdiٱللَّهُAllahl-lahuفَهُوَişte odurfahuwaٱلْمُهْتَدِى ۖyolu bulanl-muh'tadīوَمَنve kimi dewamanيُضْلِلْsaptırırsayuḍ'lilفَأُو۟لَـٰٓئِكَiştefa-ulāikaهُمُonlardırhumuٱلْخَـٰسِرُونَziyana uğrayanlarl-khāsirūna١٧٨
Allah'ın doğru yola sevkettiği kimse doğru yolda olur. Saptırdığı kimseler ise, işte onlar mahvolanlardır.
7:179
وَلَقَدْve andolsunwalaqadذَرَأْنَاyarattıkdharanāلِجَهَنَّمَcehennem içinlijahannamaكَثِيرًۭاbirçokkathīranمِّنَcinminaٱلْجِنِّthe jinnl-jiniوَٱلْإِنسِ ۖve insanwal-insiلَهُمْvardırlahumقُلُوبٌۭkalbleriqulūbunلَّاfakat anlamazlarيَفْقَهُونَthey understandyafqahūnaبِهَاonlarlabihāوَلَهُمْvardırwalahumأَعْيُنٌۭgözleriaʿyununلَّاfakat görmezlerيُبْصِرُونَthey seeyub'ṣirūnaبِهَاonlarlabihāوَلَهُمْve vardırwalahumءَاذَانٌۭkulaklarıādhānunلَّاfakat işitmezlerيَسْمَعُونَthey hearyasmaʿūnaبِهَآ ۚonlarlabihāأُو۟لَـٰٓئِكَişte onlarulāikaكَٱلْأَنْعَـٰمِhayvanlar gibidirkal-anʿāmiبَلْhattabalهُمْonlarhumأَضَلُّ ۚdaha da sapıktıraḍalluأُو۟لَـٰٓئِكَişteulāikaهُمُonlardırhumuٱلْغَـٰفِلُونَgafillerl-ghāfilūna١٧٩
And olsun ki, cehennem için de birçok cin ve insan yarattık; onların kalbleri vardır ama anlamazlar; gözleri vardır ama görmezler; kulakları vardır ama işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibi hatta daha sapıktırlar. İşte bunlar gafillerdir.
7:180
وَلِلَّهِve Allah'ındırwalillahiٱلْأَسْمَآءُisimlerl-asmāuٱلْحُسْنَىٰen güzell-ḥus'nāفَٱدْعُوهُo halde O'na du'a edinfa-id'ʿūhuبِهَا ۖonlarlabihāوَذَرُوا۟ve bırakınwadharūٱلَّذِينَkimselerialladhīnaيُلْحِدُونَeğriliğe sapan(ları)yul'ḥidūnaفِىٓhakkındaأَسْمَـٰٓئِهِۦ ۚO'nun isimleriasmāihiسَيُجْزَوْنَonlar cezasını çekeceklerdirsayuj'zawnaمَاşeylerinكَانُوا۟olduklarıkānūيَعْمَلُونَyapıyor(lar)yaʿmalūna١٨٠
En güzel isimler Allah'ındır, O'na o isimlerle dua edin, O'nun isimleri konusunda eğriliğe sapanları bırakın. Onlar yaptıklarının cezasını göreceklerdir.
7:181
وَمِمَّنْvardırwamimmanخَلَقْنَآyarattıklarımız içindekhalaqnāأُمَّةٌۭbir ümmetummatunيَهْدُونَdoğruya götürenyahdūnaبِٱلْحَقِّhak ilebil-ḥaqiوَبِهِۦve onunlawabihiيَعْدِلُونَadalet yapanyaʿdilūna١٨١
Yarattıklarımızdan bir topluluk hakkı gösterirler ve onunla hükmederler.
7:182
وَٱلَّذِينَkimseleriwa-alladhīnaكَذَّبُوا۟yalanlayanlarıkadhabūبِـَٔايَـٰتِنَاayetlerimizibiāyātināسَنَسْتَدْرِجُهُمyavaş yavaş helake yaklaştıracağızsanastadrijuhumمِّنْyerdenminحَيْثُwhereḥaythuلَاhiçيَعْلَمُونَbilmeyecekleriyaʿlamūna١٨٢
Ayetlerimizi yalan sayanları, bilmedikleri yönden, ağır ağır sonuçlarına yaklaştıracağız.
7:183
وَأُمْلِىve mühlet veriyorumwa-um'līلَهُمْ ۚonlaralahumإِنَّşüphesizinnaكَيْدِىbenim tuzağımkaydīمَتِينٌsağlamdırmatīnun١٨٣
Onlara mahsustan mühlet veririm, çünkü Benim düzenim çetindir.
7:184
أَوَلَمْdüşünmediler mi kiawalamيَتَفَكَّرُوا۟ ۗthey reflectyatafakkarūمَاyokturبِصَاحِبِهِمarkadaşlarındabiṣāḥibihimمِّنhiçbirminجِنَّةٍ ۚdelilikjinnatinإِنْoinهُوَhehuwaإِلَّاancakillāنَذِيرٌۭbir uyarıcıdırnadhīrunمُّبِينٌapaçıkmubīnun١٨٤
Düşünmüyorlar mı ki, arkadaşları olan peygamberde deliliğin eseri yoktur. O ancak açıkça uyaran bir kimsedir.
7:185
أَوَلَمْbakmadılar mı?awalamيَنظُرُوا۟they lookyanẓurūفِىmelekutunaمَلَكُوتِ(the) dominionmalakūtiٱلسَّمَـٰوَٰتِgöklerinl-samāwātiوَٱلْأَرْضِve yerinwal-arḍiوَمَاvewamāخَلَقَyarattığıkhalaqaٱللَّهُAllah'ınl-lahuمِنşeylereminشَىْءٍۢ(every)thingshayinوَأَنْvewa-anعَسَىٰٓbelkideʿasāأَنolabileceğineanيَكُونَhasyakūnaقَدِmuhakkakqadiٱقْتَرَبَyaklaşmışiq'tarabaأَجَلُهُمْ ۖecellerininajaluhumفَبِأَىِّpeki hangifabi-ayyiحَدِيثٍۭsözeḥadīthinبَعْدَهُۥbundan sonrabaʿdahuيُؤْمِنُونَinanacaklaryu'minūna١٨٥
Göklerin ve yerin hükümranlığını, Allah'ın yarattığı her şeyi ve ecellerinin yaklaşmış olması ihtimalini düşünmüyorlar mı? Bundan sonra hangi söze inanacaklar?
7:186
مَنkimimanيُضْلِلِsaptırırsayuḍ'liliٱللَّهُAllahl-lahuفَلَاartık olmazfalāهَادِىَyol gösterenhādiyaلَهُۥ ۚonun içinlahuوَيَذَرُهُمْve bırakır onlarıwayadharuhumفِىiçindeطُغْيَـٰنِهِمْazgınlıklarıṭugh'yānihimيَعْمَهُونَbocalayıp dururlaryaʿmahūna١٨٦
Allah'ın saptırdığını yola getirecek yoktur. O, sapanları taşkınlıkları içinde bocalayıp dururlarken bırakır.
7:187
يَسْـَٔلُونَكَsana soruyorlaryasalūnakaعَنِsa'at(in)denʿaniٱلسَّاعَةِthe Hourl-sāʿatiأَيَّانَne zaman (diye)ayyānaمُرْسَىٰهَا ۖgelip çatmasımur'sāhāقُلْde kiqulإِنَّمَاancakinnamāعِلْمُهَاonun bilgisiʿil'muhāعِندَyanındadırʿindaرَبِّى ۖRabbiminrabbīلَاOnu açığa çıkaramazيُجَلِّيهَاcan reveal [it]yujallīhāلِوَقْتِهَآtam zamanındaliwaqtihāإِلَّاbaşkasıillāهُوَ ۚO'ndanhuwaثَقُلَتْO ağır gelmiştirthaqulatفِىgöklere deٱلسَّمَـٰوَٰتِthe heavensl-samāwātiوَٱلْأَرْضِ ۚyere dewal-arḍiلَاO size gelmezتَأْتِيكُمْwill it come to youtatīkumإِلَّاancakillāبَغْتَةًۭ ۗansızınbaghtatanيَسْـَٔلُونَكَsana soruyorlaryasalūnakaكَأَنَّكَsanki senka-annakaحَفِىٌّbiliyormuşsunḥafiyyunعَنْهَا ۖonuʿanhāقُلْde kiqulإِنَّمَاmuhakkakinnamāعِلْمُهَاonun bilgisiʿil'muhāعِندَyanındadırʿindaٱللَّهِAllah'ınl-lahiوَلَـٰكِنَّfakatwalākinnaأَكْثَرَçoğuaktharaٱلنَّاسِinsanlarınl-nāsiلَاbilmezlerيَعْلَمُونَknowyaʿlamūna١٨٧
Sana, kıyamet saatinin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar, de ki: "Onu ancak Rabbim bilir, onun vaktini, O'ndan başka belirtecek yoktur. Göklerin ve yerin, ağırlığını kaldıramayacağı o saat, sizlere ansızın gelecektir." Sen sanki öğrenmişsin gibi sana soruyorlar, de ki: "Onu bilmek ancak Allah'a mahsustur, ama insanların çoğu bu gerçeği bilmezler."
7:188
قُلde kiqulلَّآdeğilimأَمْلِكُben sahipamlikuلِنَفْسِىkendimelinafsīنَفْعًۭاbir faydayanafʿanوَلَاne dewalāضَرًّاbir zararaḍarranإِلَّاbaşkaillāمَاdilediğindenشَآءَwillsshāaٱللَّهُ ۚAllah'ınl-lahuوَلَوْeğerwalawكُنتُbilseydimkuntuأَعْلَمُknowaʿlamuٱلْغَيْبَgaybıl-ghaybaلَٱسْتَكْثَرْتُelbete çok elde ederdimla-is'takthartuمِنَhayır (mal ve mülk)minaٱلْخَيْرِthe goodl-khayriوَمَاbana dokunmamıştırwamāمَسَّنِىَ(could) have touched memassaniyaٱلسُّوٓءُ ۚkötülükl-sūuإِنْbeninأَنَا۠(am) Ianāإِلَّاsadeceillāنَذِيرٌۭbir uyarıcınadhīrunوَبَشِيرٌۭve müjdeleyiciyimwabashīrunلِّقَوْمٍۢbir kavim içinliqawminيُؤْمِنُونَinananyu'minūna١٨٨
De ki: "Allah'ın dilemesi dışında ben kendime bir fayda ve zarar verecek durumda değilim. Görülmeyeni bileydim, daha çok iyilik yapardım ve bana kötülük de gelmezdi. Ben sadece, inanan bir milleti uyaran ve müjdeleyen bir peygamberim."
7:189
۞ هُوَO'durhuwaٱلَّذِىkialladhīخَلَقَكُمsizi yarattıkhalaqakumمِّنnefistenminنَّفْسٍۢa soulnafsinوَٰحِدَةٍۢbir tekwāḥidatinوَجَعَلَve var etiwajaʿalaمِنْهَاondanmin'hāزَوْجَهَاeşinizawjahāلِيَسْكُنَ(gönlü) sukün bulsun diyeliyaskunaإِلَيْهَا ۖonunlailayhāفَلَمَّاne zaman kifalammāتَغَشَّىٰهَاeşini sarıp örtüncetaghashāhāحَمَلَتْ(eşi) yüklendiḥamalatحَمْلًاbir yükḥamlanخَفِيفًۭاhafifkhafīfanفَمَرَّتْgezdirdifamarratبِهِۦ ۖonubihiفَلَمَّآne zaman kifalammāأَثْقَلَت(yükü) ağırlaşıncaathqalatدَّعَوَاikisi beraber du'a ettilerdaʿawāٱللَّهَAllah'al-lahaرَبَّهُمَاRablerirabbahumāلَئِنْeğerla-inءَاتَيْتَنَاbize verirsenātaytanāصَـٰلِحًۭاiyi güzel (bir çocuk)ṣāliḥanلَّنَكُونَنَّelbette oluruzlanakūnannaمِنَşükredenlerdenminaٱلشَّـٰكِرِينَthe thankfull-shākirīna١٨٩
Sizi bir nefisten yaratan ve gönlünün huzura kavuşacağı eşini de ondan var eden Allah'tır. Eşine yaklaşınca, eşi hafif bir yük yüklendi ve bu halde bir müddet taşıdı. Hamileliği ağırlaşınca, karı-koca, Rableri olan Allah'a: "Bize kusursuz bir çocuk verirsen, and olsun ki şükredenlerden oluruz" diye yalvardılar.
7:190
فَلَمَّآfakat ne zamanfalammāءَاتَىٰهُمَا(Allah) verdi onlaraātāhumāصَـٰلِحًۭاiyi güzel (bir çocuk)'ṣāliḥanجَعَلَاbaşladılarjaʿalāلَهُۥO'nalahuشُرَكَآءَortaklar koşmağashurakāaفِيمَآşeydefīmāءَاتَىٰهُمَا ۚkendilerine verdiğiātāhumāفَتَعَـٰلَىoysa yücedirfataʿālāٱللَّهُAllahl-lahuعَمَّاşeylerdenʿammāيُشْرِكُونَonların ortak koştuklarıyush'rikūna١٩٠
Allah onlara kusursuz bir çocuk verince, kendilerine verdiği şey hakkında Allah'a ortaklar koştular. Allah, onların ortak koştukları şeylerden yücedir.
7:191
أَيُشْرِكُونَortak mı koşuyorlar?ayush'rikūnaمَاşeyleriلَاyaratmayanيَخْلُقُcreateyakhluquشَيْـًۭٔاhiçbir şeyshayanوَهُمْve kendileriwahumيُخْلَقُونَyaratılanyukh'laqūna١٩١
Kendileri yaratılmışken, bir şey yaratamayan putları mı ortak koşuyorlar?
7:192
وَلَاgüçleri yetmezwalāيَسْتَطِيعُونَthey are ableyastaṭīʿūnaلَهُمْonlaralahumنَصْرًۭاyardım etmeyenaṣranوَلَآne dewalāأَنفُسَهُمْkendilerineanfusahumيَنصُرُونَyardım edebilirleryanṣurūna١٩٢
Oysa putlar ne onlara yardım edebilir ve ne de kendilerine bir yardımları olur.
7:193
وَإِنşayetwa-inتَدْعُوهُمْonları çağırsanıztadʿūhumإِلَىdoğru yolailāٱلْهُدَىٰthe guidancel-hudāلَاsize uymazlarيَتَّبِعُوكُمْ ۚwill they follow youyattabiʿūkumسَوَآءٌbirdirsawāonعَلَيْكُمْsizin içinʿalaykumأَدَعَوْتُمُوهُمْonları çağırmanızadaʿawtumūhumأَمْya daamأَنتُمْsizinantumصَـٰمِتُونَsusmanızṣāmitūna١٩٣
Onları doğru yola çağırırsanız, size uymazlar; çağırmanız da, susmanız da onlar için birdir.
7:194
إِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaتَدْعُونَyalvardıklarınıztadʿūnaمِنbaşkaminدُونِbesidesdūniٱللَّهِAllah'tanl-lahiعِبَادٌkullardırʿibādunأَمْثَالُكُمْ ۖsizler gibiamthālukumفَٱدْعُوهُمْçağırın onları dafa-id'ʿūhumفَلْيَسْتَجِيبُوا۟cevap versinlerfalyastajībūلَكُمْsizelakumإِنeğerinكُنتُمْisenizkuntumصَـٰدِقِينَdoğruṣādiqīna١٩٤
Allah'tan başka taptıklarınız putlar da, sizin gibi yaratıklardır. Eğer doğru sözlü iseniz, onları çağırın da size cevap versinler bakalım.
7:195
أَلَهُمْonların var mı?alahumأَرْجُلٌۭayaklarıarjulunيَمْشُونَyürüyecekleriyamshūnaبِهَآ ۖonunlabihāأَمْyadaamلَهُمْvar mı?lahumأَيْدٍۢelleriaydinيَبْطِشُونَtutacaklarıyabṭishūnaبِهَآ ۖonunlabihāأَمْyoksaamلَهُمْvar mı?lahumأَعْيُنٌۭgözleriaʿyununيُبْصِرُونَgörecekleriyub'ṣirūnaبِهَآ ۖonunlabihāأَمْyahutamلَهُمْmı var?lahumءَاذَانٌۭkulaklarıādhānunيَسْمَعُونَişitecekleriyasmaʿūnaبِهَا ۗonunlabihāقُلِde kiquliٱدْعُوا۟çağırınid'ʿūشُرَكَآءَكُمْortak(koştuk)larınızıshurakāakumثُمَّsonrathummaكِيدُونِbana tuzak kurunkīdūniفَلَاhiçfalāتُنظِرُونِgöz açtırmayın banatunẓirūni١٩٥
Onların yürüyecek ayakları mı var, yoksa tutacak elleri mi var, ya da görecek gözleri mi var, veya işitecek kulakları mı var? De ki: "Ortaklarınızı çağırın elinizden gelirse bana tuzak kurun, göz açtırmayın."
7:196
إِنَّmuhakkakinnaوَلِـِّۧىَbenim velimwaliyyiyaٱللَّهُAllah'tırl-lahuٱلَّذِىo kialladhīنَزَّلَindirdinazzalaٱلْكِتَـٰبَ ۖKitabıl-kitābaوَهُوَve Owahuwaيَتَوَلَّىyönetiryatawallāٱلصَّـٰلِحِينَiyileril-ṣāliḥīna١٩٦
"Çünkü benim dostum, Kitap'ı indiren Allah'tır. O, iyileri dost edinir."
7:197
وَٱلَّذِينَkimseler isewa-alladhīnaتَدْعُونَyalvardıklarınıztadʿūnaمِنO'ndan başkaminدُونِهِۦbesides Himdūnihiلَاgüçleri yetmezيَسْتَطِيعُونَthey are ableyastaṭīʿūnaنَصْرَكُمْsize yardım etmeyenaṣrakumوَلَآne dewalāأَنفُسَهُمْkendilerineanfusahumيَنصُرُونَyardım edebilirleryanṣurūna١٩٧
"O'nu bırakıp da taptıklarınız, kendilerine yardım edemezler ki size yardım etsinler."
7:198
وَإِنeğerwa-inتَدْعُوهُمْonları çağırsanıztadʿūhumإِلَىhidayeteilāٱلْهُدَىٰthe guidancel-hudāلَاişitmezlerيَسْمَعُوا۟ ۖdo they notyasmaʿūوَتَرَىٰهُمْve görürsünwatarāhumيَنظُرُونَbaktıklarınıyanẓurūnaإِلَيْكَsanailaykaوَهُمْoysa onlarwahumلَاgörmezlerيُبْصِرُونَ(do) they seeyub'ṣirūna١٩٨
Onları doğru yola çağırırsanız duymazlar. Sana baktıklarını görürsün, oysa görmezler.
7:199
خُذِalkhudhiٱلْعَفْوَaffıl-ʿafwaوَأْمُرْemretwamurبِٱلْعُرْفِiyiliğibil-ʿur'fiوَأَعْرِضْyüz çevirwa-aʿriḍعَنِcahillerdenʿaniٱلْجَـٰهِلِينَthe ignorantl-jāhilīna١٩٩
Sen af yolunu tut, bağışla, uygun olanı emret, bilgisizlere aldırış etme.
7:200
وَإِمَّاne zamanwa-immāيَنزَغَنَّكَseni dürtüklerseyanzaghannakaمِنَşeytandanminaٱلشَّيْطَـٰنِ[the] Shaitaanl-shayṭāniنَزْغٌۭbir kötü düşüncenazghunفَٱسْتَعِذْhemen sığınfa-is'taʿidhبِٱللَّهِ ۚAllah'abil-lahiإِنَّهُۥçünkü Oinnahuسَمِيعٌişitendirsamīʿunعَلِيمٌbilendirʿalīmun٢٠٠
Şeytan seni dürtecek olursa Allah'a sığın, doğrusu O işitir ve bilir.
7:201
إِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaٱتَّقَوْا۟(Allah'tan) korkanlarittaqawإِذَاzamanidhāمَسَّهُمْkendilerine dokunduğumassahumطَـٰٓئِفٌۭbir vesveseṭāifunمِّنَşeytandanminaٱلشَّيْطَـٰنِthe Shaitaanl-shayṭāniتَذَكَّرُوا۟düşünürlertadhakkarūفَإِذَاve o zamanfa-idhāهُمonlarhumمُّبْصِرُونَ(gerçeği) görürlermub'ṣirūna٢٠١
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, şeytan tarafından bir vesveseye uğrayınca, Allah'ı anarlar ve hemen gerçeği görürler.
7:202
وَإِخْوَٰنُهُمْkardeşleri isewa-ikh'wānuhumيَمُدُّونَهُمْonları çekerleryamuddūnahumفِىiçineٱلْغَىِّazgınlığınl-ghayiثُمَّsonrathummaلَاhiçيُقْصِرُونَyakalarını bırakmazlaryuq'ṣirūna٢٠٢
Şeytanın kardeşleri onları azgınlığa sürüklerler ve bundan hiç geri durmazlar.
7:203
وَإِذَاzamanwa-idhāلَمْonlara getirmediğinlamتَأْتِهِمyou bring themtatihimبِـَٔايَةٍۢbir ayetbiāyatinقَالُوا۟derlerqālūلَوْلَاkeşkelawlāٱجْتَبَيْتَهَا ۚbunu da derleseydin yaij'tabaytahāقُلْde kiqulإِنَّمَآben ancakinnamāأَتَّبِعُuyuyorumattabiʿuمَاşeyeيُوحَىٰٓvahyolunanayūḥāإِلَىَّbanailayyaمِنRabbimdenminرَّبِّى ۚmy Lordrabbīهَـٰذَاbu (Kur'an)hādhāبَصَآئِرُbasiretlerdirbaṣāiruمِنRabbinizdenminرَّبِّكُمْyour Lordrabbikumوَهُدًۭىve yol göstericidirwahudanوَرَحْمَةٌۭve rahmettirwaraḥmatunلِّقَوْمٍۢbir toplum içinliqawminيُؤْمِنُونَinananyu'minūna٢٠٣
Onlara bir ayet getirmediğin zaman, "Sen bir tane yapsaydın ya" derler. De ki: "Ben ancak Rabbim tarafından bana vahyolunana uyarım. Bu Kitap inanan millete Rabbinizden açık belgeler, yol gösterme ve rahmettir."
7:204
وَإِذَاzamanwa-idhāقُرِئَokunduğuquri-aٱلْقُرْءَانُKur'anl-qur'ānuفَٱسْتَمِعُوا۟dinleyinfa-is'tamiʿūلَهُۥonulahuوَأَنصِتُوا۟ve susunwa-anṣitūلَعَلَّكُمْumulur ki sizelaʿallakumتُرْحَمُونَmerhamet olunurtur'ḥamūna٢٠٤
Kuran okunduğu zaman ona kulak verin, dinleyin ki merhamet olunasınız.
7:205
وَٱذْكُرve hatırlawa-udh'kurرَّبَّكَRabbinirabbakaفِىiçindenنَفْسِكَyourselfnafsikaتَضَرُّعًۭاyalvararaktaḍarruʿanوَخِيفَةًۭve korkarakwakhīfatanوَدُونَve olmayanwadūnaٱلْجَهْرِyüksekl-jahriمِنَbir sesleminaٱلْقَوْلِ[the] wordsl-qawliبِٱلْغُدُوِّsabahbil-ghuduwiوَٱلْـَٔاصَالِve akşamwal-āṣāliوَلَاolmawalāتَكُنbetakunمِّنَgafillerdenminaٱلْغَـٰفِلِينَthe heedlessl-ghāfilīna٢٠٥
Rabbini gönülden ve korkarak içinden hafif bir sesle sabah akşam an, gafillerden olma.
7:206
إِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَolanlaralladhīnaعِندَyanındaʿindaرَبِّكَRabbininrabbikaلَاbüyüklenmezlerيَسْتَكْبِرُونَ(do) they turn away in prideyastakbirūnaعَنْO'na kulluktanʿanعِبَادَتِهِۦHis worshipʿibādatihiوَيُسَبِّحُونَهُۥve O'nu tesbih ederlerwayusabbiḥūnahuوَلَهُۥve O'nawalahuيَسْجُدُونَ ۩secde ederleryasjudūna٢٠٦
Doğrusu Rabbinin katında olanlar, O'na kulluk etmekten büyüklenmezler, O'nu tenzih ederler ve yalnız O'na secde ederler.