7

A'raf

Mekki 206 Ayet Cüz 8
الأعراف
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
7:1
الٓمٓصٓ Elif Lâm Mîm Sâd alif-lam-meem-sad
Elif Lâm Mîm Sâd
١ (1)
(1)
Elif, Lam, Mim, Sad.
7:2
كِتَـٰبٌ bir Kitaptır kitābun
bir Kitaptır
أُنزِلَ indirilen unzila
indirilen
إِلَيْكَ sana ilayka
sana
فَلَا olmasın falā
olmasın
يَكُن be yakun
be
فِى göğsünde
göğsünde
صَدْرِكَ your breast ṣadrika
your breast
حَرَجٌۭ bir sıkıntı ḥarajun
bir sıkıntı
مِّنْهُ onunla min'hu
onunla
لِتُنذِرَ uyarman litundhira
uyarman
بِهِۦ hususunda bihi
hususunda
وَذِكْرَىٰ ve öğüt (vermen) wadhik'rā
ve öğüt (vermen)
لِلْمُؤْمِنِينَ inananlara lil'mu'minīna
inananlara
٢ (2)
(2)
Sana bir Kitap indirildi. Onunla insanları uyarman ve inananlara öğüt vermen için kalbine bir darlık gelmesin.
7:3
ٱتَّبِعُوا۟ uyun ittabiʿū
uyun
مَآ şeye
şeye
أُنزِلَ indirilen unzila
indirilen
إِلَيْكُم size ilaykum
size
مِّن Rabbinizden min
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ your Lord rabbikum
your Lord
وَلَا ve uymayın walā
ve uymayın
تَتَّبِعُوا۟ follow tattabiʿū
follow
مِن O'ndan başka min
O'ndan başka
دُونِهِۦٓ beside Him dūnihi
beside Him
أَوْلِيَآءَ ۗ velilere awliyāa
velilere
قَلِيلًۭا ne kadar da az qalīlan
ne kadar da az
مَّا öğüt alıyorsunuz
öğüt alıyorsunuz
تَذَكَّرُونَ you remember tadhakkarūna
you remember
٣ (3)
(3)
Rabbinizden size indirilen Kitap'a uyun, O'ndan başka dostlar edinerek onlara uymayın. Pek az öğüt dinliyorsunuz.
7:4
وَكَم ve nice wakam
ve nice
مِّن kent(ler)i min
kent(ler)i
قَرْيَةٍ a city qaryatin
a city
أَهْلَكْنَـٰهَا helak ettik ahlaknāhā
helak ettik
فَجَآءَهَا onlara geliverdi fajāahā
onlara geliverdi
بَأْسُنَا azabımız basunā
azabımız
بَيَـٰتًا gece yatarlarken bayātan
gece yatarlarken
أَوْ yahut aw
yahut
هُمْ onlar hum
onlar
قَآئِلُونَ gündüz uyurlarken qāilūna
gündüz uyurlarken
٤ (4)
(4)
Biz nice kentleri yok etmişizdir; geceleyin veya gündüz uykularında iken baskınımıza uğramışlardır.
7:5
فَمَا kalmadı famā
kalmadı
كَانَ yalvarıları kāna
yalvarıları
دَعْوَىٰهُمْ their plea daʿwāhum
their plea
إِذْ zaman idh
zaman
جَآءَهُم onlara geldiği jāahum
onlara geldiği
بَأْسُنَآ azabımız basunā
azabımız
إِلَّآ başka illā
başka
أَن demelerinden an
demelerinden
قَالُوٓا۟ they said qālū
they said
إِنَّا biz gerçekten innā
biz gerçekten
كُنَّا zalimlermişiz kunnā
zalimlermişiz
ظَـٰلِمِينَ wrongdoers ẓālimīna
wrongdoers
٥ (5)
(5)
Baskınımıza uğradıklarında, sözleri, "Gerçekten biz haksızdık" demekten ibaret kalmıştır.
7:6
فَلَنَسْـَٔلَنَّ soracağız falanasalanna
soracağız
ٱلَّذِينَ olanlara alladhīna
olanlara
أُرْسِلَ elçi gönderilmiş ur'sila
elçi gönderilmiş
إِلَيْهِمْ kendilerine ilayhim
kendilerine
وَلَنَسْـَٔلَنَّ ve soracağız walanasalanna
ve soracağız
ٱلْمُرْسَلِينَ gönderilen elçilere l-mur'salīna
gönderilen elçilere
٦ (6)
(6)
And olsun ki, kendilerine peygamber gönderilenlere soracağız, peygamberlere de soracağız.
7:7
فَلَنَقُصَّنَّ ve elbette anlatacağız falanaquṣṣanna
ve elbette anlatacağız
عَلَيْهِم onlara ʿalayhim
onlara
بِعِلْمٍۢ ۖ bilgi ile biʿil'min
bilgi ile
وَمَا zira wamā
zira
كُنَّا değiliz biz kunnā
değiliz biz
غَآئِبِينَ onlardan uzak ghāibīna
onlardan uzak
٧ (7)
(7)
And olsun ki, yaptıklarını kendilerine bir bir anlatacağız, zira onlardan uzak değildik.
7:8
وَٱلْوَزْنُ ve tartı wal-waznu
ve tartı
يَوْمَئِذٍ o gün yawma-idhin
o gün
ٱلْحَقُّ ۚ tam doğrudur l-ḥaqu
tam doğrudur
فَمَن kimin faman
kimin
ثَقُلَتْ ağır gelirse thaqulat
ağır gelirse
مَوَٰزِينُهُۥ tartıları mawāzīnuhu
tartıları
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte fa-ulāika
işte
هُمُ onlar humu
onlar
ٱلْمُفْلِحُونَ kurtulanlardır l-muf'liḥūna
kurtulanlardır
٨ (8)
(8)
Gerçek tartı kıyamet günündedir. Tartıları ağır gelenler, işte onlar kurtulanlardır.
7:9
وَمَنْ kimin waman
kimin
خَفَّتْ hafif gelirse khaffat
hafif gelirse
مَوَٰزِينُهُۥ tartıları mawāzīnuhu
tartıları
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar da fa-ulāika
işte onlar da
ٱلَّذِينَ kimselerdir alladhīna
kimselerdir
خَسِرُوٓا۟ ziyana sokan(lardır) khasirū
ziyana sokan(lardır)
أَنفُسَهُم kendilerini anfusahum
kendilerini
بِمَا ötürü bimā
ötürü
كَانُوا۟ ayetlerimize kānū
ayetlerimize
بِـَٔايَـٰتِنَا to Our Verses biāyātinā
to Our Verses
يَظْلِمُونَ haksızlık etmelerinden yaẓlimūna
haksızlık etmelerinden
٩ (9)
(9)
Tartıları hafif gelenler, ayetlerimize yaptıkları haksızlıklardan ötürü kendilerini mahvetmiş olanlardır.
7:10
وَلَقَدْ ve doğrusu walaqad
ve doğrusu
مَكَّنَّـٰكُمْ biz sizi yerleştirdik makkannākum
biz sizi yerleştirdik
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
وَجَعَلْنَا ve verdik wajaʿalnā
ve verdik
لَكُمْ size lakum
size
فِيهَا orada fīhā
orada
مَعَـٰيِشَ ۗ geçimlikler maʿāyisha
geçimlikler
قَلِيلًۭا ne kadar da az qalīlan
ne kadar da az
مَّا şükrediyorsunuz
şükrediyorsunuz
تَشْكُرُونَ you (are) grateful tashkurūna
you (are) grateful
١٠ (10)
(10)
Sizi yeryüzünde yerleştirdik ve orada size geçimlikler yarattık. Öyleyken pek az şükrediyorsunuz.
7:11
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
خَلَقْنَـٰكُمْ sizi yarattık khalaqnākum
sizi yarattık
ثُمَّ sonra thumma
sonra
صَوَّرْنَـٰكُمْ size biçim verdik ṣawwarnākum
size biçim verdik
ثُمَّ sonra da thumma
sonra da
قُلْنَا dedik qul'nā
dedik
لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ meleklere lil'malāikati
meleklere
ٱسْجُدُوا۟ secde edin us'judū
secde edin
لِـَٔادَمَ Adem'e liādama
Adem'e
فَسَجَدُوٓا۟ hepsi secde ettiler fasajadū
hepsi secde ettiler
إِلَّآ hariç illā
hariç
إِبْلِيسَ İblis ib'līsa
İblis
لَمْ o olmadı lam
o olmadı
يَكُن he was yakun
he was
مِّنَ secde edenlerden mina
secde edenlerden
ٱلسَّـٰجِدِينَ those who prostrated l-sājidīna
those who prostrated
١١ (11)
(11)
And olsun ki, sizi yarattık, sonra şekil verdik, sonra meleklere, "Adem'e secde edin" dedik; İblis'ten başka hepsi secde etti, o secde edenlerden olmadı.
7:12
قَالَ dedi qāla
dedi
مَا nedir?
nedir?
مَنَعَكَ seni alıkoyan manaʿaka
seni alıkoyan
أَلَّا secde etmekten allā
secde etmekten
تَسْجُدَ you prostrate tasjuda
you prostrate
إِذْ zaman idh
zaman
أَمَرْتُكَ ۖ sana emrettiğim amartuka
sana emrettiğim
قَالَ dedi qāla
dedi
أَنَا۠ ben anā
ben
خَيْرٌۭ hayırlıyım khayrun
hayırlıyım
مِّنْهُ ondan min'hu
ondan
خَلَقْتَنِى beni yarattın khalaqtanī
beni yarattın
مِن ateşten min
ateşten
نَّارٍۢ fire nārin
fire
وَخَلَقْتَهُۥ onu ise yarattın wakhalaqtahu
onu ise yarattın
مِن çamurdan min
çamurdan
طِينٍۢ clay ṭīnin
clay
١٢ (12)
(12)
Allah, "Sana emrettiğim halde, seni secdeden alıkoyan nedir?" dedi, "Beni ateşten onu çamurdan yarattın, ben ondan üstünüm" cevabını verdi.
7:13
قَالَ dedi qāla
dedi
فَٱهْبِطْ öyle ise in fa-ih'biṭ
öyle ise in
مِنْهَا oradan min'hā
oradan
فَمَا değildir famā
değildir
يَكُونُ (haddin) yakūnu
(haddin)
لَكَ senin laka
senin
أَن büyüklük taslamak an
büyüklük taslamak
تَتَكَبَّرَ you be arrogant tatakabbara
you be arrogant
فِيهَا orada fīhā
orada
فَٱخْرُجْ çık fa-ukh'ruj
çık
إِنَّكَ çünkü sen innaka
çünkü sen
مِنَ aşağılıklardansın mina
aşağılıklardansın
ٱلصَّـٰغِرِينَ the disgraced ones l-ṣāghirīna
the disgraced ones
١٣ (13)
(13)
Ona, "İn oradan, orada büyüklenmek sana düşmez, defol, sen alçağın birisin" dedi.
7:14
قَالَ dedi qāla
dedi
أَنظِرْنِىٓ bana süre ver anẓir'nī
bana süre ver
إِلَىٰ kadar ilā
kadar
يَوْمِ güne yawmi
güne
يُبْعَثُونَ tekrar dirilecekleri yub'ʿathūna
tekrar dirilecekleri
١٤ (14)
(14)
Ona, "İnsanların tekrar dirilecekleri güne kadar beni ertele" dedi.
7:15
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
إِنَّكَ haydi sen innaka
haydi sen
مِنَ süre verilmişlerdensin mina
süre verilmişlerdensin
ٱلْمُنظَرِينَ the ones given respite l-munẓarīna
the ones given respite
١٥ (15)
(15)
Allah; "Sen erteye bırakılanlardansın" dedi.
7:16
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
فَبِمَآ karşılık fabimā
karşılık
أَغْوَيْتَنِى beni azdırmana aghwaytanī
beni azdırmana
لَأَقْعُدَنَّ ben de oturacağım la-aqʿudanna
ben de oturacağım
لَهُمْ onlar(ı saptırmak) için lahum
onlar(ı saptırmak) için
صِرَٰطَكَ senin yolunun üstüne ṣirāṭaka
senin yolunun üstüne
ٱلْمُسْتَقِيمَ doğru l-mus'taqīma
doğru
١٦ (16)
(16)
"Beni azdırdığın için, and olsun ki, Senin doğru yolun üzerinde onlara karşı duracağım; sonra önlerinden, ardlarından, sağ ve sollarından onlara sokulacağım; çoğunu Sana şükreder bulamayacaksın" dedi.
7:17
ثُمَّ sonra thumma
sonra
لَـَٔاتِيَنَّهُم onlara sokulacağım laātiyannahum
onlara sokulacağım
مِّنۢ önlerinden min
önlerinden
بَيْنِ before bayni
before
أَيْدِيهِمْ them aydīhim
them
وَمِنْ ce wamin
ce
خَلْفِهِمْ arkalarından khalfihim
arkalarından
وَعَنْ ve waʿan
ve
أَيْمَـٰنِهِمْ sağlarından aymānihim
sağlarından
وَعَن ve waʿan
ve
شَمَآئِلِهِمْ ۖ sollarından shamāilihim
sollarından
وَلَا ve walā
ve
تَجِدُ bulmayacaksın tajidu
bulmayacaksın
أَكْثَرَهُمْ çoklarını aktharahum
çoklarını
شَـٰكِرِينَ şükredenlerden shākirīna
şükredenlerden
١٧ (17)
(17)
"Beni azdırdığın için, and olsun ki, Senin doğru yolun üzerinde onlara karşı duracağım; sonra önlerinden, ardlarından, sağ ve sollarından onlara sokulacağım; çoğunu Sana şükreder bulamayacaksın" dedi.
7:18
قَالَ buyurdu qāla
buyurdu
ٱخْرُجْ haydi çık ukh'ruj
haydi çık
مِنْهَا oradan min'hā
oradan
مَذْءُومًۭا yerilmiş olarak madhūman
yerilmiş olarak
مَّدْحُورًۭا ۖ ve kovulmuş olarak madḥūran
ve kovulmuş olarak
لَّمَن andolsun kim laman
andolsun kim
تَبِعَكَ sana uyarsa tabiʿaka
sana uyarsa
مِنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan
لَأَمْلَأَنَّ dolduracağım la-amla-anna
dolduracağım
جَهَنَّمَ cehennemi jahannama
cehennemi
مِنكُمْ sizin minkum
sizin
أَجْمَعِينَ hepinizle ajmaʿīna
hepinizle
١٨ (18)
(18)
Allah, "Yerilmiş ve kovulmuşsun, oradan defol; and olsun ki insanlardan sana kim uyarsa, hepinizi cehenneme dolduracağım" dedi.
7:19
وَيَـٰٓـَٔادَمُ ve ey Adem wayāādamu
ve ey Adem
ٱسْكُنْ durun us'kun
durun
أَنتَ sen anta
sen
وَزَوْجُكَ ve eşin wazawjuka
ve eşin
ٱلْجَنَّةَ cennette l-janata
cennette
فَكُلَا yeyin fakulā
yeyin
مِنْ yerden min
yerden
حَيْثُ wherever ḥaythu
wherever
شِئْتُمَا dilediğiniz shi'tumā
dilediğiniz
وَلَا fakat walā
fakat
تَقْرَبَا yaklaşmayın taqrabā
yaklaşmayın
هَـٰذِهِ şu hādhihi
şu
ٱلشَّجَرَةَ ağaca l-shajarata
ağaca
فَتَكُونَا yoksa olursunuz fatakūnā
yoksa olursunuz
مِنَ zalimlerden mina
zalimlerden
ٱلظَّـٰلِمِينَ the wrongdoers l-ẓālimīna
the wrongdoers
١٩ (19)
(19)
"Ey Adem! Sen ve eşin cennette kalın ve istediğiniz yerden yiyin, yalnız şu ağaca yaklaşmayın yoksa zalimlerden olursunuz."
7:20
فَوَسْوَسَ derken fısıldadı fawaswasa
derken fısıldadı
لَهُمَا onlara lahumā
onlara
ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan l-shayṭānu
şeytan
لِيُبْدِىَ göstermek için liyub'diya
göstermek için
لَهُمَا kendilerine lahumā
kendilerine
مَا olan
olan
وُۥرِىَ gizlenmiş wūriya
gizlenmiş
عَنْهُمَا onların ʿanhumā
onların
مِن çirkin yerlerinden min
çirkin yerlerinden
سَوْءَٰتِهِمَا their shame sawātihimā
their shame
وَقَالَ dedi waqāla
dedi
مَا sizi men'etti
sizi men'etti
نَهَىٰكُمَا forbid you both nahākumā
forbid you both
رَبُّكُمَا Rabbiniz rabbukumā
Rabbiniz
عَنْ (-tan) ʿan
(-tan)
هَـٰذِهِ şu hādhihi
şu
ٱلشَّجَرَةِ ağaç(tan) l-shajarati
ağaç(tan)
إِلَّآ sırf illā
sırf
أَن diye an
diye
تَكُونَا olursunuz takūnā
olursunuz
مَلَكَيْنِ ikiniz de birer melek malakayni
ikiniz de birer melek
أَوْ ya da aw
ya da
تَكُونَا olursunuz (diye) takūnā
olursunuz (diye)
مِنَ ebedi kalıcılardan mina
ebedi kalıcılardan
ٱلْخَـٰلِدِينَ the immortals l-khālidīna
the immortals
٢٠ (20)
(20)
Şeytan, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onlara fısıldadı: "Rabbinizin sizi bu ağaçtan menetmesi melek olmanız veya burada temelli kalmanızı önlemek içindir."
7:21
وَقَاسَمَهُمَآ ve onlara yemin etti waqāsamahumā
ve onlara yemin etti
إِنِّى elbette ben innī
elbette ben
لَكُمَا size lakumā
size
لَمِنَ diye lamina
diye
ٱلنَّـٰصِحِينَ öğüt verenlerdenim l-nāṣiḥīna
öğüt verenlerdenim
٢١ (21)
(21)
"Doğrusu ben size öğüt verenlerdenim" diye ikisine yemin etti.
7:22
فَدَلَّىٰهُمَا onları aşağı sarkıttı fadallāhumā
onları aşağı sarkıttı
بِغُرُورٍۢ ۚ aldatarak bighurūrin
aldatarak
فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki
ذَاقَا tadınca dhāqā
tadınca
ٱلشَّجَرَةَ ağac(ın meyvasın)ı l-shajarata
ağac(ın meyvasın)ı
بَدَتْ göründü badat
göründü
لَهُمَا kendilerine lahumā
kendilerine
سَوْءَٰتُهُمَا çirkin yerleri sawātuhumā
çirkin yerleri
وَطَفِقَا ve başladılar waṭafiqā
ve başladılar
يَخْصِفَانِ üst üste yamayıp örtmeğe yakhṣifāni
üst üste yamayıp örtmeğe
عَلَيْهِمَا üzerlerine ʿalayhimā
üzerlerine
مِن yapraklarından min
yapraklarından
وَرَقِ (the) leaves waraqi
(the) leaves
ٱلْجَنَّةِ ۖ cennet l-janati
cennet
وَنَادَىٰهُمَا ve onlara seslendi wanādāhumā
ve onlara seslendi
رَبُّهُمَآ Rableri rabbuhumā
Rableri
أَلَمْ ben sizi men'etmedim mi? alam
ben sizi men'etmedim mi?
أَنْهَكُمَا I forbid you both anhakumā
I forbid you both
عَن bu ʿan
bu
تِلْكُمَا this til'kumā
this
ٱلشَّجَرَةِ ağaçtan l-shajarati
ağaçtan
وَأَقُل ve demedim mi? wa-aqul
ve demedim mi?
لَّكُمَآ size lakumā
size
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلشَّيْطَـٰنَ şeytan l-shayṭāna
şeytan
لَكُمَا sizin için lakumā
sizin için
عَدُوٌّۭ düşmandır ʿaduwwun
düşmandır
مُّبِينٌۭ apaçık mubīnun
apaçık
٢٢ (22)
(22)
Böylece onların yanılmalarını sağladı. Ağaçtan meyve tattıklarında kendilerine ayıp yerleri göründü, cennet yapraklarından oralarına örtmeğe koyuldular. Rableri onlara, "Ben sizi o ağaçtan menetmemiş miydim? Şeytanın size apaçık bir düşman olduğunu söylememiş miydim?" diye seslendi.
7:23
قَالَا dediler qālā
dediler
رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
ظَلَمْنَآ biz zulmettik ẓalamnā
biz zulmettik
أَنفُسَنَا kendimize anfusanā
kendimize
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
لَّمْ bağışlamazsan lam
bağışlamazsan
تَغْفِرْ You forgive taghfir
You forgive
لَنَا bizi lanā
bizi
وَتَرْحَمْنَا ve bize acımazsan watarḥamnā
ve bize acımazsan
لَنَكُونَنَّ muhakkak oluruz lanakūnanna
muhakkak oluruz
مِنَ ziyana uğrayanlardan mina
ziyana uğrayanlardan
ٱلْخَـٰسِرِينَ the losers l-khāsirīna
the losers
٢٣ (23)
(23)
Her ikisi, "Rabbimiz! Kendimize yazık ettik; bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen biz kaybedenlerden oluruz" dediler.
7:24
قَالَ buyurdu qāla
buyurdu
ٱهْبِطُوا۟ inin ih'biṭū
inin
بَعْضُكُمْ bır kısmınız baʿḍukum
bır kısmınız
لِبَعْضٍ diğerinize libaʿḍin
diğerinize
عَدُوٌّۭ ۖ düşman olarak ʿaduwwun
düşman olarak
وَلَكُمْ sizin içindir walakum
sizin içindir
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
مُسْتَقَرٌّۭ yerleşme mus'taqarrun
yerleşme
وَمَتَـٰعٌ ve geçinme wamatāʿun
ve geçinme
إِلَىٰ kadar ilā
kadar
حِينٍۢ bir süreye ḥīnin
bir süreye
٢٤ (24)
(24)
"Birbirinize düşman olarak inin, siz yeryüzünde bir müddet için yerleşip geçineceksiniz."
7:25
قَالَ dedi qāla
dedi
فِيهَا orada fīhā
orada
تَحْيَوْنَ yaşayacaksınız taḥyawna
yaşayacaksınız
وَفِيهَا ve orada wafīhā
ve orada
تَمُوتُونَ öleceksiniz tamūtūna
öleceksiniz
وَمِنْهَا ve yine oradan wamin'hā
ve yine oradan
تُخْرَجُونَ çıkarılacaksınız tukh'rajūna
çıkarılacaksınız
٢٥ (25)
(25)
"Orada yaşar, orada ölür ve oradan dirilip çıkarılırsınız" dedi.
7:26
يَـٰبَنِىٓ Ey oğulları yābanī
Ey oğulları
ءَادَمَ Adem ādama
Adem
قَدْ muhakkak qad
muhakkak
أَنزَلْنَا indirdik anzalnā
indirdik
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
لِبَاسًۭا giysi libāsan
giysi
يُوَٰرِى örtecek yuwārī
örtecek
سَوْءَٰتِكُمْ çirkin yerlerinizi sawātikum
çirkin yerlerinizi
وَرِيشًۭا ۖ ve süslenecek elbise warīshan
ve süslenecek elbise
وَلِبَاسُ ve giysisi walibāsu
ve giysisi
ٱلتَّقْوَىٰ takva l-taqwā
takva
ذَٰلِكَ bu dhālika
bu
خَيْرٌۭ ۚ en iyisidir khayrun
en iyisidir
ذَٰلِكَ işte bu(nlar) dhālika
işte bu(nlar)
مِنْ ayetlerindendir min
ayetlerindendir
ءَايَـٰتِ (the) Signs āyāti
(the) Signs
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
لَعَلَّهُمْ belki laʿallahum
belki
يَذَّكَّرُونَ düşünüp öğüt alırlar yadhakkarūna
düşünüp öğüt alırlar
٢٦ (26)
(26)
Ey İnsanoğulları! Ayıp yerlerinizi örtecek giyimlikle sizi süsleyecek elbiseler gönderdik. Takva örtüsü ise bunlardan daha hayırlıdır. Allah'ın bu ayetleri öğüt almanız içindir.
7:27
يَـٰبَنِىٓ Ey oğulları yābanī
Ey oğulları
ءَادَمَ Adem ādama
Adem
لَا sizi bir belaya düşürmesin
sizi bir belaya düşürmesin
يَفْتِنَنَّكُمُ tempt you yaftinannakumu
tempt you
ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan l-shayṭānu
şeytan
كَمَآ gibi kamā
gibi
أَخْرَجَ çıkardığı akhraja
çıkardığı
أَبَوَيْكُم ana babanızı abawaykum
ana babanızı
مِّنَ cennetten mina
cennetten
ٱلْجَنَّةِ Paradise l-janati
Paradise
يَنزِعُ soyarak yanziʿu
soyarak
عَنْهُمَا onların ʿanhumā
onların
لِبَاسَهُمَا elbiselerini libāsahumā
elbiselerini
لِيُرِيَهُمَا onlara göstermek için liyuriyahumā
onlara göstermek için
سَوْءَٰتِهِمَآ ۗ çirkin yerlerini sawātihimā
çirkin yerlerini
إِنَّهُۥ muhakkak innahu
muhakkak
يَرَىٰكُمْ sizi görürler yarākum
sizi görürler
هُوَ o huwa
o
وَقَبِيلُهُۥ ve kabilesi waqabīluhu
ve kabilesi
مِنْ yerden min
yerden
حَيْثُ where ḥaythu
where
لَا sizin onları göremeyeceğiniz
sizin onları göremeyeceğiniz
تَرَوْنَهُمْ ۗ you see them tarawnahum
you see them
إِنَّا muhakkak innā
muhakkak
جَعَلْنَا biz yaptık jaʿalnā
biz yaptık
ٱلشَّيَـٰطِينَ şeytanları l-shayāṭīna
şeytanları
أَوْلِيَآءَ dostları awliyāa
dostları
لِلَّذِينَ kimselerin lilladhīna
kimselerin
لَا inanmayan(ların)
inanmayan(ların)
يُؤْمِنُونَ zaman yu'minūna
zaman
٢٧ (27)
(27)
Ey İnsanoğulları! Şeytan, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak ananızı babanızı cennetten çıkardığı gibi sizi de şaşırtmasın. Sizin onları görmediğiniz yerlerden o ve taraftarları sizi görürler. Biz şeytanları, inanmayanlara dost kılarız.
7:28
وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman
فَعَلُوا۟ onlar yaptıkları faʿalū
onlar yaptıkları
فَـٰحِشَةًۭ bir kötülük fāḥishatan
bir kötülük
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
وَجَدْنَا bulduk wajadnā
bulduk
عَلَيْهَآ bu (yolda) ʿalayhā
bu (yolda)
ءَابَآءَنَا babalarımızı ābāanā
babalarımızı
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
أَمَرَنَا bize emretti amaranā
bize emretti
بِهَا ۗ bunu bihā
bunu
قُلْ de qul
de
إِنَّ muhakkak inna
muhakkak
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَا emretmez
emretmez
يَأْمُرُ order yamuru
order
بِٱلْفَحْشَآءِ ۖ kötülüğü bil-faḥshāi
kötülüğü
أَتَقُولُونَ mi söylüyorsunuz? ataqūlūna
mi söylüyorsunuz?
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
مَا şeyleri
şeyleri
لَا bilmediğiniz
bilmediğiniz
تَعْلَمُونَ you know taʿlamūna
you know
٢٨ (28)
(28)
Onlar bir fenalık yaptıkları zaman, "Babalarımızı bu yolda bulduk, Allah da bize bunu emretti" derler. De ki: "Allah fenalığı emretmez. Bilmediğiniz şeyi Allah'a karşı mı söylüyorsunuz?"
7:29
قُلْ de ki qul
de ki
أَمَرَ emretti amara
emretti
رَبِّى Rabbim rabbī
Rabbim
بِٱلْقِسْطِ ۖ adaleti bil-qis'ṭi
adaleti
وَأَقِيمُوا۟ ve O'na doğrultun wa-aqīmū
ve O'na doğrultun
وُجُوهَكُمْ yüzlerinizi wujūhakum
yüzlerinizi
عِندَ her ʿinda
her
كُلِّ every kulli
every
مَسْجِدٍۢ mescidde masjidin
mescidde
وَٱدْعُوهُ ve O'na yalvarın wa-id'ʿūhu
ve O'na yalvarın
مُخْلِصِينَ has kılarak mukh'liṣīna
has kılarak
لَهُ yalnız O'na lahu
yalnız O'na
ٱلدِّينَ ۚ dini l-dīna
dini
كَمَا gibi kamā
gibi
بَدَأَكُمْ ilkin sizi yarattığı bada-akum
ilkin sizi yarattığı
تَعُودُونَ O'na döneceksiniz taʿūdūna
O'na döneceksiniz
٢٩ (29)
(29)
De ki: "Rabbim adaleti emretti; her secde yerinde yüzünüzü O'na doğrultun; dinde samimi olarak O'na yalvarın. Sizi yarattığı gibi yine O'na döneceksiniz."
7:30
فَرِيقًا bir topluluğu farīqan
bir topluluğu
هَدَىٰ doğru yola iletti hadā
doğru yola iletti
وَفَرِيقًا ve bir topluluğa da wafarīqan
ve bir topluluğa da
حَقَّ hak oldu ḥaqqa
hak oldu
عَلَيْهِمُ üzerlerine ʿalayhimu
üzerlerine
ٱلضَّلَـٰلَةُ ۗ sapıklık l-ḍalālatu
sapıklık
إِنَّهُمُ çünkü onlar innahumu
çünkü onlar
ٱتَّخَذُوا۟ tuttular ittakhadhū
tuttular
ٱلشَّيَـٰطِينَ şeytanları l-shayāṭīna
şeytanları
أَوْلِيَآءَ dostlar awliyāa
dostlar
مِن başka min
başka
دُونِ besides dūni
besides
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
وَيَحْسَبُونَ ve sanıyorlar wayaḥsabūna
ve sanıyorlar
أَنَّهُم kendilerinin de annahum
kendilerinin de
مُّهْتَدُونَ doğru yolda olduklarını muh'tadūna
doğru yolda olduklarını
٣٠ (30)
(30)
Allah insanlardan bir takımını doğru yola eriştirdi, fakat bir takımı da sapıklığı haketti, çünkü bunlar Allah'ı bırakıp şeytanları dost edinmiş ve kendilerini doğru yolda sanmışlardı.
7:31
۞ يَـٰبَنِىٓ Ey oğulları yābanī
Ey oğulları
ءَادَمَ Adem ādama
Adem
خُذُوا۟ alın khudhū
alın
زِينَتَكُمْ süs(lü güzel giysiler)inizi' zīnatakum
süs(lü güzel giysiler)inizi'
عِندَ her ʿinda
her
كُلِّ every kulli
every
مَسْجِدٍۢ mesci(de gidişiniz)de masjidin
mesci(de gidişiniz)de
وَكُلُوا۟ ve yeyin wakulū
ve yeyin
وَٱشْرَبُوا۟ ve için wa-ish'rabū
ve için
وَلَا fakat israf etmeyin walā
fakat israf etmeyin
تُسْرِفُوٓا۟ ۚ be extravagant tus'rifū
be extravagant
إِنَّهُۥ çünkü O innahu
çünkü O
لَا sevmez
sevmez
يُحِبُّ love yuḥibbu
love
ٱلْمُسْرِفِينَ israf edenleri l-mus'rifīna
israf edenleri
٣١ (31)
(31)
Ey Ademoğulları! Her mescide güzel elbiselerinizi giyinerek gidin; yiyin için fakat israf etmeyin, çünkü Allah müsrifleri sevmez.
7:32
قُلْ de ki qul
de ki
مَنْ kim man
kim
حَرَّمَ haram etti ḥarrama
haram etti
زِينَةَ süsü zīnata
süsü
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلَّتِىٓ çıkardığı allatī
çıkardığı
أَخْرَجَ He has brought forth akhraja
He has brought forth
لِعِبَادِهِۦ kulları için liʿibādihi
kulları için
وَٱلطَّيِّبَـٰتِ ve güzel wal-ṭayibāti
ve güzel
مِنَ rızıkları mina
rızıkları
ٱلرِّزْقِ ۚ sustenance l-riz'qi
sustenance
قُلْ de ki qul
de ki
هِىَ O hiya
O
لِلَّذِينَ kimselerindir lilladhīna
kimselerindir
ءَامَنُوا۟ inanan(larındır) āmanū
inanan(larındır)
فِى hayatında
hayatında
ٱلْحَيَوٰةِ the life l-ḥayati
the life
ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya
خَالِصَةًۭ yalnız onlarındır khāliṣatan
yalnız onlarındır
يَوْمَ günü de yawma
günü de
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۗ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle
نُفَصِّلُ biz açıklıyoruz nufaṣṣilu
biz açıklıyoruz
ٱلْـَٔايَـٰتِ ayetleri l-āyāti
ayetleri
لِقَوْمٍۢ bir topluluk için liqawmin
bir topluluk için
يَعْلَمُونَ bilen yaʿlamūna
bilen
٣٢ (32)
(32)
"Allah'ın kulları için yarattığı ziynet ve temiz rızıkları haram kılan kimdir?" "Bunlar, dünya hayatında inananlarındır, kıyamet gününde de yalnız onlar içindir" de. Bilen kimseler için ayetlerimizi böylece uzun uzun açıklıyoruz.
7:33
قُلْ de ki qul
de ki
إِنَّمَا kesinlikle innamā
kesinlikle
حَرَّمَ haram etmiştir ḥarrama
haram etmiştir
رَبِّىَ Rabbim rabbiya
Rabbim
ٱلْفَوَٰحِشَ fuhuşları l-fawāḥisha
fuhuşları
مَا (gerek)
(gerek)
ظَهَرَ açığını ẓahara
açığını
مِنْهَا onun min'hā
onun
وَمَا (gerek) wamā
(gerek)
بَطَنَ kapalısını baṭana
kapalısını
وَٱلْإِثْمَ ve günahı wal-ith'ma
ve günahı
وَٱلْبَغْىَ ve saldırmayı wal-baghya
ve saldırmayı
بِغَيْرِ yere bighayri
yere
ٱلْحَقِّ haksız l-ḥaqi
haksız
وَأَن ve wa-an
ve
تُشْرِكُوا۟ ortak koşmayı tush'rikū
ortak koşmayı
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
مَا bir şeyi
bir şeyi
لَمْ indirmediği lam
indirmediği
يُنَزِّلْ He (has) sent down yunazzil
He (has) sent down
بِهِۦ hakkında bihi
hakkında
سُلْطَـٰنًۭا hiçbir delil sul'ṭānan
hiçbir delil
وَأَن ve wa-an
ve
تَقُولُوا۟ söylemenizi taqūlū
söylemenizi
عَلَى hakkında ʿalā
hakkında
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
مَا şeyler
şeyler
لَا bilmediğiniz
bilmediğiniz
تَعْلَمُونَ you know taʿlamūna
you know
٣٣ (33)
(33)
De ki: "Rabbim sadece, açık ve gizli fenalıkları, günahı, haksız yere tecavüzü, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyi Allah'a ortak koşmanızı, Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır."
7:34
وَلِكُلِّ ve her walikulli
ve her
أُمَّةٍ ümmetin ummatin
ümmetin
أَجَلٌۭ ۖ bir süresi vardır ajalun
bir süresi vardır
فَإِذَا ne zaman ki fa-idhā
ne zaman ki
جَآءَ gelince jāa
gelince
أَجَلُهُمْ süreleri ajaluhum
süreleri
لَا geri kalmazlar
geri kalmazlar
يَسْتَأْخِرُونَ seek to delay yastakhirūna
seek to delay
سَاعَةًۭ ۖ bir an sāʿatan
bir an
وَلَا ve ne de walā
ve ne de
يَسْتَقْدِمُونَ öne geçemezler yastaqdimūna
öne geçemezler
٣٤ (34)
(34)
Her ümmet için belirli bir süre vardır; vakitleri dolunca ne bir saat gecikebilir ne de öne geçebilirler.
7:35
يَـٰبَنِىٓ ey oğulları yābanī
ey oğulları
ءَادَمَ Adem ādama
Adem
إِمَّا eğer immā
eğer
يَأْتِيَنَّكُمْ size gelirse yatiyannakum
size gelirse
رُسُلٌۭ elçiler rusulun
elçiler
مِّنكُمْ kendi içinizden minkum
kendi içinizden
يَقُصُّونَ anlattıkarında yaquṣṣūna
anlattıkarında
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
ءَايَـٰتِى ۙ ayetlerimi āyātī
ayetlerimi
فَمَنِ kimselere famani
kimselere
ٱتَّقَىٰ korunan ittaqā
korunan
وَأَصْلَحَ ve uslanan wa-aṣlaḥa
ve uslanan
فَلَا yoktur falā
yoktur
خَوْفٌ korku khawfun
korku
عَلَيْهِمْ üzelerine ʿalayhim
üzelerine
وَلَا ve walā
ve
هُمْ onlar hum
onlar
يَحْزَنُونَ üzülmeyeceklerdir yaḥzanūna
üzülmeyeceklerdir
٣٥ (35)
(35)
Ey Adem oğulları! Size aranızdan ayetlerimizi okuyan peygamberler geldiğinde, onların bildirdiklerine karşı gelmekten sakınan ve gidişini düzeltenlere, işte onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
7:36
وَٱلَّذِينَ kimseler wa-alladhīna
kimseler
كَذَّبُوا۟ yalanlayan kadhabū
yalanlayan
بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi
وَٱسْتَكْبَرُوا۟ ve büyüklenenler wa-is'takbarū
ve büyüklenenler
عَنْهَآ onlara karşı ʿanhā
onlara karşı
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar
أَصْحَـٰبُ halkıdır aṣḥābu
halkıdır
ٱلنَّارِ ۖ ateş l-nāri
ateş
هُمْ onlar hum
onlar
فِيهَا orada fīhā
orada
خَـٰلِدُونَ sürekli kalacaklardır khālidūna
sürekli kalacaklardır
٣٦ (36)
(36)
Ayetlerimizi yalanlayıp onlara karşı büyüklük taslayanlara gelince, işte onlar cehennemliklerdir, orada temelli kalacaklardır.
7:37
فَمَنْ kim olabilir? faman
kim olabilir?
أَظْلَمُ daha zalim aẓlamu
daha zalim
مِمَّنِ kimseden mimmani
kimseden
ٱفْتَرَىٰ uyduran if'tarā
uyduran
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
كَذِبًا yalan kadhiban
yalan
أَوْ ya da aw
ya da
كَذَّبَ yalanlayan kadhaba
yalanlayan
بِـَٔايَـٰتِهِۦٓ ۚ O'nun ayetlerini biāyātihi
O'nun ayetlerini
أُو۟لَـٰٓئِكَ onlara ulāika
onlara
يَنَالُهُمْ erişir yanāluhum
erişir
نَصِيبُهُم nasipleri naṣībuhum
nasipleri
مِّنَ Kitaptan mina
Kitaptan
ٱلْكِتَـٰبِ ۖ the Book l-kitābi
the Book
حَتَّىٰٓ nihayet ḥattā
nihayet
إِذَا gelince idhā
gelince
جَآءَتْهُمْ comes to them jāathum
comes to them
رُسُلُنَا elçilerimiz rusulunā
elçilerimiz
يَتَوَفَّوْنَهُمْ canlarını alırken yatawaffawnahum
canlarını alırken
قَالُوٓا۟ diyecekler qālū
diyecekler
أَيْنَ hani nerede? ayna
hani nerede?
مَا olduklarınız
olduklarınız
كُنتُمْ you used to kuntum
you used to
تَدْعُونَ yalvarmış tadʿūna
yalvarmış
مِن başkasına min
başkasına
دُونِ besides dūni
besides
ٱللَّهِ ۖ Alah'tan l-lahi
Alah'tan
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
ضَلُّوا۟ sapıp kayboldular ḍallū
sapıp kayboldular
عَنَّا bizden ʿannā
bizden
وَشَهِدُوا۟ ve şahidlik ettiler washahidū
ve şahidlik ettiler
عَلَىٰٓ aleyhlerine ʿalā
aleyhlerine
أَنفُسِهِمْ kendi anfusihim
kendi
أَنَّهُمْ kendilerinin annahum
kendilerinin
كَانُوا۟ olduklarına kānū
olduklarına
كَـٰفِرِينَ kafirler kāfirīna
kafirler
٣٧ (37)
(37)
Allah'a karşı yalan uyduran veya ayetlerini yalan sayandan daha zalim kimdir? Kitap'daki payları kendilerine erişecek olanlar onlardır. Elçilerimiz canlarını almak üzere geldiklerinde onlara, "Allah'tan başka taptıklarınız nerede?" deyince, "Bizi koyup kaçtılar" derler, böylece inkarcı olduklarına kendi aleyhlerine şahidlik ederler.
7:38
قَالَ (Allah) dedi qāla
(Allah) dedi
ٱدْخُلُوا۟ girin ud'khulū
girin
فِىٓ arasında
arasında
أُمَمٍۢ toplulukları umamin
toplulukları
قَدْ geçen qad
geçen
خَلَتْ passed away khalat
passed away
مِن sizden önce min
sizden önce
قَبْلِكُم before you qablikum
before you
مِّنَ cin mina
cin
ٱلْجِنِّ the jinn l-jini
the jinn
وَٱلْإِنسِ ve insan wal-insi
ve insan
فِى içine
içine
ٱلنَّارِ ۖ ateşin l-nāri
ateşin
كُلَّمَا her kullamā
her
دَخَلَتْ girdiğinde dakhalat
girdiğinde
أُمَّةٌۭ ümmet ummatun
ümmet
لَّعَنَتْ la'net eder laʿanat
la'net eder
أُخْتَهَا ۖ yoldaşına ukh'tahā
yoldaşına
حَتَّىٰٓ nihayet ḥattā
nihayet
إِذَا zaman idhā
zaman
ٱدَّارَكُوا۟ birbiri ardından iddārakū
birbiri ardından
فِيهَا orada fīhā
orada
جَمِيعًۭا hepsi toplandığı jamīʿan
hepsi toplandığı
قَالَتْ dediler ki qālat
dediler ki
أُخْرَىٰهُمْ sonrakiler ukh'rāhum
sonrakiler
لِأُولَىٰهُمْ öncekiler için liūlāhum
öncekiler için
رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
هَـٰٓؤُلَآءِ bunlar hāulāi
bunlar
أَضَلُّونَا bizi saptırdılar aḍallūnā
bizi saptırdılar
فَـَٔاتِهِمْ bunlara ver faātihim
bunlara ver
عَذَابًۭا azab ʿadhāban
azab
ضِعْفًۭا bir kat daha ḍiʿ'fan
bir kat daha
مِّنَ ateşten mina
ateşten
ٱلنَّارِ ۖ the Fire l-nāri
the Fire
قَالَ (Allah) dedi qāla
(Allah) dedi
لِكُلٍّۢ hepsi için vardır likullin
hepsi için vardır
ضِعْفٌۭ bir kat fazla ḍiʿ'fun
bir kat fazla
وَلَـٰكِن ancak walākin
ancak
لَّا siz bilmezsiniz
siz bilmezsiniz
تَعْلَمُونَ you know taʿlamūna
you know
٣٨ (38)
(38)
Allah, " Sizden önce geçmiş cin ve insan ümmetleriyle beraber ateşe girin" der. Her ümmet girdikçe kendi yoldaşına lanet eder. Hepsi birbiri ardından cehennemde toplanınca, sonrakiler öncekiler için, "Rabbimiz! Bizi sapıtanlar işte bunlardır, onlara ateş azabını kat kat ver" derler, Allah, "Hepsinin kat kattır, ama bilmezsiniz" der.
7:39
وَقَالَتْ dediler ki waqālat
dediler ki
أُولَىٰهُمْ öncekiler ūlāhum
öncekiler
لِأُخْرَىٰهُمْ sonrakilere li-ukh'rāhum
sonrakilere
فَمَا yoktur famā
yoktur
كَانَ sizin kāna
sizin
لَكُمْ for you lakum
for you
عَلَيْنَا bize ʿalaynā
bize
مِن hiç min
hiç
فَضْلٍۢ üstünlüğünüz; faḍlin
üstünlüğünüz;
فَذُوقُوا۟ o halde siz de tadın fadhūqū
o halde siz de tadın
ٱلْعَذَابَ azabı l-ʿadhāba
azabı
بِمَا karşılık bimā
karşılık
كُنتُمْ olduklarınıza kuntum
olduklarınıza
تَكْسِبُونَ kazanıyor taksibūna
kazanıyor
٣٩ (39)
(39)
Öncekiler sonrakilere, "Sizin bizden bir üstünlüğünüz yoktu, kazandığınıza karşılık azabı tadın" derler.
7:40
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَذَّبُوا۟ yalanlayan kadhabū
yalanlayan
بِـَٔايَـٰتِنَا bizim ayetlerimizi biāyātinā
bizim ayetlerimizi
وَٱسْتَكْبَرُوا۟ ve kibirlenenler wa-is'takbarū
ve kibirlenenler
عَنْهَا onlara ʿanhā
onlara
لَا açılmayacak
açılmayacak
تُفَتَّحُ be opened tufattaḥu
be opened
لَهُمْ onlara lahum
onlara
أَبْوَٰبُ kapıları abwābu
kapıları
ٱلسَّمَآءِ gök l-samāi
gök
وَلَا ve walā
ve
يَدْخُلُونَ onlar giremeyeceklerdir yadkhulūna
onlar giremeyeceklerdir
ٱلْجَنَّةَ cennete l-janata
cennete
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
يَلِجَ geçinceye yalija
geçinceye
ٱلْجَمَلُ deve l-jamalu
deve
فِى içinden
içinden
سَمِّ deliği sammi
deliği
ٱلْخِيَاطِ ۚ iğne l-khiyāṭi
iğne
وَكَذَٰلِكَ ve işte böyle wakadhālika
ve işte böyle
نَجْزِى cezalandırırız najzī
cezalandırırız
ٱلْمُجْرِمِينَ suçluları l-muj'rimīna
suçluları
٤٠ (40)
(40)
Doğrusu ayetlerimizi yalan sayıp, onlara karşı büyüklük taslayanlara, göğün kapıları açılmaz; deve iğnenin deliğinden geçmedikçe cennete de giremezler. Suçluları böyle cezalandırırız.
7:41
لَهُم onlar için vardır lahum
onlar için vardır
مِّن cehennemden min
cehennemden
جَهَنَّمَ (the) Hell jahannama
(the) Hell
مِهَادٌۭ bir döşek mihādun
bir döşek
وَمِن ve wamin
ve
فَوْقِهِمْ üstlerinde de fawqihim
üstlerinde de
غَوَاشٍۢ ۚ (ateşten) örtüler ghawāshin
(ateşten) örtüler
وَكَذَٰلِكَ işte böyle wakadhālika
işte böyle
نَجْزِى cezalandırırız najzī
cezalandırırız
ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimleri l-ẓālimīna
zalimleri
٤١ (41)
(41)
Onlar için cehennemden bir yatak ve üstlerine de örtüler vardır. Zalimleri böyle cezalandırırız.
7:42
وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan āmanū
inanan
وَعَمِلُوا۟ ve yapanlar waʿamilū
ve yapanlar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler
لَا yüklemeyiz
yüklemeyiz
نُكَلِّفُ We burden nukallifu
We burden
نَفْسًا hiç kimseye nafsan
hiç kimseye
إِلَّا başkasını illā
başkasını
وُسْعَهَآ gücünün yettiğinden wus'ʿahā
gücünün yettiğinden
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar
أَصْحَـٰبُ halkıdır aṣḥābu
halkıdır
ٱلْجَنَّةِ ۖ cennet l-janati
cennet
هُمْ onlar hum
onlar
فِيهَا orada fīhā
orada
خَـٰلِدُونَ ebedi kalacaklardır khālidūna
ebedi kalacaklardır
٤٢ (42)
(42)
İnanan ve yararlı iş işleyenler ki kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükleriz işte cennetlikler onlardır, orada temelli kalacaklardır.
7:43
وَنَزَعْنَا ve çıkarıp atmışızdır wanazaʿnā
ve çıkarıp atmışızdır
مَا ne varsa
ne varsa
فِى içinde
içinde
صُدُورِهِم göğüsleri ṣudūrihim
göğüsleri
مِّنْ kinden min
kinden
غِلٍّۢ malice ghillin
malice
تَجْرِى akmaktadır tajrī
akmaktadır
مِن altlarından min
altlarından
تَحْتِهِمُ underneath them taḥtihimu
underneath them
ٱلْأَنْهَـٰرُ ۖ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar
وَقَالُوا۟ ve dediler waqālū
ve dediler
ٱلْحَمْدُ hamdolsun l-ḥamdu
hamdolsun
لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a
ٱلَّذِى o ki alladhī
o ki
هَدَىٰنَا lutfedip bizi getirdi hadānā
lutfedip bizi getirdi
لِهَـٰذَا buraya lihādhā
buraya
وَمَا biz wamā
biz
كُنَّا we were kunnā
we were
لِنَهْتَدِىَ (doğruyu) bulamazdık linahtadiya
(doğruyu) bulamazdık
لَوْلَآ eğer lawlā
eğer
أَنْ bizi getirmeseydi an
bizi getirmeseydi
هَدَىٰنَا (had) guided us hadānā
(had) guided us
ٱللَّهُ ۖ Allah l-lahu
Allah
لَقَدْ muhakkak laqad
muhakkak
جَآءَتْ getirmişler jāat
getirmişler
رُسُلُ elçileri rusulu
elçileri
رَبِّنَا Rabbimizin rabbinā
Rabbimizin
بِٱلْحَقِّ ۖ gerçeği bil-ḥaqi
gerçeği
وَنُودُوٓا۟ onlara seslenildi wanūdū
onlara seslenildi
أَن işte size an
işte size
تِلْكُمُ This til'kumu
This
ٱلْجَنَّةُ cennet l-janatu
cennet
أُورِثْتُمُوهَا o size miras verildi ūrith'tumūhā
o size miras verildi
بِمَا karşılık bimā
karşılık
كُنتُمْ yaptıklarınıza kuntum
yaptıklarınıza
تَعْمَلُونَ do taʿmalūna
do
٤٣ (43)
(43)
Cennette altlarından ırmaklar akarken gönüllerinden kini çıkarıp atarız. "Bizi buraya eriştiren Allah'a hamdolsun. Eğer Allah bizi doğru yola iletmeseydi, biz doğru yolu bulamazdık. And olsun ki Rabbimizin peygamberleri bize gerçeği getirmiştir" derler. Onlara, "İşlediğinize karşılık işte mirasçısı olduğunuz cennet" diye seslenilir.
7:44
وَنَادَىٰٓ ve seslendi wanādā
ve seslendi
أَصْحَـٰبُ halkı aṣḥābu
halkı
ٱلْجَنَّةِ cennet l-janati
cennet
أَصْحَـٰبَ halkına aṣḥāba
halkına
ٱلنَّارِ ateş l-nāri
ateş
أَن ki an
ki
قَدْ muhakkak qad
muhakkak
وَجَدْنَا biz bulduk wajadnā
biz bulduk
مَا şeyi
şeyi
وَعَدَنَا bize va'dettiğini waʿadanā
bize va'dettiğini
رَبُّنَا Rabbimizin rabbunā
Rabbimizin
حَقًّۭا gerçek ḥaqqan
gerçek
فَهَلْ mu? fahal
mu?
وَجَدتُّم siz buldunuz wajadttum
siz buldunuz
مَّا şeyi
şeyi
وَعَدَ size va'dettiğini waʿada
size va'dettiğini
رَبُّكُمْ Rabbinizin rabbukum
Rabbinizin
حَقًّۭا ۖ gerçek ḥaqqan
gerçek
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
نَعَمْ ۚ evet naʿam
evet
فَأَذَّنَ ve seslendi fa-adhana
ve seslendi
مُؤَذِّنٌۢ bir ünleyici mu-adhinun
bir ünleyici
بَيْنَهُمْ aralarından baynahum
aralarından
أَن diye an
diye
لَّعْنَةُ la'neti laʿnatu
la'neti
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
عَلَى üzerine olsun ʿalā
üzerine olsun
ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimlerin l-ẓālimīna
zalimlerin
٤٤ (44)
(44)
Cennetlikler, cehennemliklere: "Biz Rabbimizin bize vadettiğini gerçek bulduk, Rabbinizin size de vadettiğini gerçek buldunuz mu?" diye seslenirler, "Evet" derler. Aralarında bir münadi, "Allah'ın laneti Allah yolundan alıkoyan, o yolun eğriliğini isteyen ve ahireti inkar eden zalimleredir" diye seslenir.
7:45
ٱلَّذِينَ onlar ki alladhīna
onlar ki
يَصُدُّونَ menedip yaṣuddūna
menedip
عَن yolundan ʿan
yolundan
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَيَبْغُونَهَا ve onu isterler wayabghūnahā
ve onu isterler
عِوَجًۭا eğriltmek ʿiwajan
eğriltmek
وَهُم ve onlar wahum
ve onlar
بِٱلْـَٔاخِرَةِ ahireti de bil-ākhirati
ahireti de
كَـٰفِرُونَ inkar ederlerdi kāfirūna
inkar ederlerdi
٤٥ (45)
(45)
Cennetlikler, cehennemliklere: "Biz Rabbimizin bize vadettiğini gerçek bulduk, Rabbinizin size de vadettiğini gerçek buldunuz mu?" diye seslenirler, "Evet" derler. Aralarında bir münadi, "Allah'ın laneti Allah yolundan alıkoyan, o yolun eğriliğini isteyen ve ahireti inkar eden zalimleredir" diye seslenir.
7:46
وَبَيْنَهُمَا iki taraf arasında wabaynahumā
iki taraf arasında
حِجَابٌۭ ۚ bir perde (vardır) ḥijābun
bir perde (vardır)
وَعَلَى ve üzerinde waʿalā
ve üzerinde
ٱلْأَعْرَافِ A'raf l-aʿrāfi
A'raf
رِجَالٌۭ erkekler (vardır) rijālun
erkekler (vardır)
يَعْرِفُونَ tanıyan yaʿrifūna
tanıyan
كُلًّۢا hepsini kullan
hepsini
بِسِيمَىٰهُمْ ۚ yüzlerindeki işaretleriyle bisīmāhum
yüzlerindeki işaretleriyle
وَنَادَوْا۟ ve seslendiler wanādaw
ve seslendiler
أَصْحَـٰبَ halkına aṣḥāba
halkına
ٱلْجَنَّةِ cennet l-janati
cennet
أَن diye an
diye
سَلَـٰمٌ selam olsun salāmun
selam olsun
عَلَيْكُمْ ۚ size ʿalaykum
size
لَمْ cennete girmemiş lam
cennete girmemiş
يَدْخُلُوهَا they have entered it yadkhulūhā
they have entered it
وَهُمْ fakat onlar wahum
fakat onlar
يَطْمَعُونَ beklemektedirler yaṭmaʿūna
beklemektedirler
٤٦ (46)
(46)
İki taraf arasında bir perde ve burçlar üzerinde her iki tarafı da simalarından tanıyan adamlar vardır; cennetliklere, "Size selam olsun" derler. Bunlar henüz girmeyen fakat cenneti uman kimselerdir.
7:47
۞ وَإِذَا zaman wa-idhā
zaman
صُرِفَتْ çevrildiği ṣurifat
çevrildiği
أَبْصَـٰرُهُمْ gözleri abṣāruhum
gözleri
تِلْقَآءَ tarafına til'qāa
tarafına
أَصْحَـٰبِ halkı aṣḥābi
halkı
ٱلنَّارِ ateş l-nāri
ateş
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
لَا bizi bulundurma
bizi bulundurma
تَجْعَلْنَا place us tajʿalnā
place us
مَعَ beraber maʿa
beraber
ٱلْقَوْمِ toplulukla l-qawmi
toplulukla
ٱلظَّـٰلِمِينَ zalim l-ẓālimīna
zalim
٤٧ (47)
(47)
Gözleri cehennemlikler yönüne çevrilince: "Rabbimiz! Bizi zalimlerle beraber bulundurma" derler.
7:48
وَنَادَىٰٓ ve seslendiler wanādā
ve seslendiler
أَصْحَـٰبُ halkı aṣḥābu
halkı
ٱلْأَعْرَافِ A'raf l-aʿrāfi
A'raf
رِجَالًۭا birtakım adamlara rijālan
birtakım adamlara
يَعْرِفُونَهُم tanıdıkları yaʿrifūnahum
tanıdıkları
بِسِيمَىٰهُمْ yüzlerinden bisīmāhum
yüzlerinden
قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki
مَآ hiçbir yarar sağlamadı
hiçbir yarar sağlamadı
أَغْنَىٰ (has) availed aghnā
(has) availed
عَنكُمْ size ʿankum
size
جَمْعُكُمْ topluluğunuzun jamʿukum
topluluğunuzun
وَمَا ne de wamā
ne de
كُنتُمْ size kuntum
size
تَسْتَكْبِرُونَ büyüklük taslamanız tastakbirūna
büyüklük taslamanız
٤٨ (48)
(48)
Burçlarda olanlar, simalarından tanıdıkları adamlara; Topluluğunuz, topladığınız mal ve büyüklük taslamalarınız size fayda vermedi. Allah'ın rahmetine erdirmeyeceğine yemin ettikleriniz bunlar mıydı? Oysa Allah onlara şöyle der: "Cennete girin, size korku yoktur, sizler mahzun da olmayacaksınız."
7:49
أَهَـٰٓؤُلَآءِ bunlar mıydı? ahāulāi
bunlar mıydı?
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
أَقْسَمْتُمْ yemin ettiğiniz aqsamtum
yemin ettiğiniz
لَا onları erdirmeyecek diye
onları erdirmeyecek diye
يَنَالُهُمُ (will) grant them yanāluhumu
(will) grant them
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِرَحْمَةٍ ۚ hiçbir rahmete biraḥmatin
hiçbir rahmete
ٱدْخُلُوا۟ girin ud'khulū
girin
ٱلْجَنَّةَ cennete l-janata
cennete
لَا yoktur
yoktur
خَوْفٌ korku khawfun
korku
عَلَيْكُمْ artık size ʿalaykum
artık size
وَلَآ ve değilsiniz walā
ve değilsiniz
أَنتُمْ siz antum
siz
تَحْزَنُونَ üzülecek de taḥzanūna
üzülecek de
٤٩ (49)
(49)
Burçlarda olanlar, simalarından tanıdıkları adamlara; Topluluğunuz, topladığınız mal ve büyüklük taslamalarınız size fayda vermedi. Allah'ın rahmetine erdirmeyeceğine yemin ettikleriniz bunlar mıydı? Oysa Allah onlara şöyle der: "Cennete girin, size korku yoktur, sizler mahzun da olmayacaksınız."
7:50
وَنَادَىٰٓ ve seslendiler wanādā
ve seslendiler
أَصْحَـٰبُ halkı aṣḥābu
halkı
ٱلنَّارِ ateş l-nāri
ateş
أَصْحَـٰبَ halkına aṣḥāba
halkına
ٱلْجَنَّةِ cennet l-janati
cennet
أَنْ diye an
diye
أَفِيضُوا۟ biraz da akıtın afīḍū
biraz da akıtın
عَلَيْنَا bizim üzerimize ʿalaynā
bizim üzerimize
مِنَ su(yunuz)dan mina
su(yunuz)dan
ٱلْمَآءِ (some) water l-māi
(some) water
أَوْ veya aw
veya
مِمَّا size verdiği rızıktan mimmā
size verdiği rızıktan
رَزَقَكُمُ (has been) provided (to) you razaqakumu
(has been) provided (to) you
ٱللَّهُ ۚ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
قَالُوٓا۟ dediler ki qālū
dediler ki
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
حَرَّمَهُمَا bu ikisini haram etmiştir ḥarramahumā
bu ikisini haram etmiştir
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirler l-kāfirīna
kafirler
٥٠ (50)
(50)
Cehennemlikler cennetliklere, "Bize biraz su veya Allah'ın size verdiği rızıktan gönderin" diye seslenirler, onlar da, "Doğrusu Allah dinlerini alay ve eğlenceye alan, dünya hayatına aldanan inkarcılara ikisini de haram etmiştir" derler. Bugünle karşılaşacaklarını unuttukları, ayetlerimizi bile bile inkar ettikleri gibi biz de onları unutuyoruz.
7:51
ٱلَّذِينَ onlar ki alladhīna
onlar ki
ٱتَّخَذُوا۟ yerine koydular ittakhadhū
yerine koydular
دِينَهُمْ dinlerini dīnahum
dinlerini
لَهْوًۭا bir eğlence lahwan
bir eğlence
وَلَعِبًۭا ve oyun walaʿiban
ve oyun
وَغَرَّتْهُمُ ve kendilerini aldattı wagharrathumu
ve kendilerini aldattı
ٱلْحَيَوٰةُ hayatı l-ḥayatu
hayatı
ٱلدُّنْيَا ۚ dünya l-dun'yā
dünya
فَٱلْيَوْمَ bugün fal-yawma
bugün
نَنسَىٰهُمْ biz de onları unuturuz nansāhum
biz de onları unuturuz
كَمَا gibi kamā
gibi
نَسُوا۟ unuttukları nasū
unuttukları
لِقَآءَ karşılaşacaklarını liqāa
karşılaşacaklarını
يَوْمِهِمْ günleriyle yawmihim
günleriyle
هَـٰذَا bu hādhā
bu
وَمَا ve wamā
ve
كَانُوا۟ ettikleri kānū
ettikleri
بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi
يَجْحَدُونَ bile bile inkar yajḥadūna
bile bile inkar
٥١ (51)
(51)
Cehennemlikler cennetliklere, "Bize biraz su veya Allah'ın size verdiği rızıktan gönderin" diye seslenirler, onlar da, "Doğrusu Allah dinlerini alay ve eğlenceye alan, dünya hayatına aldanan inkarcılara ikisini de haram etmiştir" derler. Bugünle karşılaşacaklarını unuttukları, ayetlerimizi bile bile inkar ettikleri gibi biz de onları unutuyoruz.
7:52
وَلَقَدْ gerçekten walaqad
gerçekten
جِئْنَـٰهُم onlara getirdik ji'nāhum
onlara getirdik
بِكِتَـٰبٍۢ bir Kitap bikitābin
bir Kitap
فَصَّلْنَـٰهُ açıkladığımız faṣṣalnāhu
açıkladığımız
عَلَىٰ göre ʿalā
göre
عِلْمٍ bilgiye ʿil'min
bilgiye
هُدًۭى yol gösterici hudan
yol gösterici
وَرَحْمَةًۭ ve rahmet olan waraḥmatan
ve rahmet olan
لِّقَوْمٍۢ bir toplum için liqawmin
bir toplum için
يُؤْمِنُونَ inanan yu'minūna
inanan
٥٢ (52)
(52)
And olsun ki Biz onlara bir Kitap getirdik, inanan bir millet için yol gösterici ve rahmet olarak onu bilgiyle uzun uzun açıkladık.
7:53
هَلْ mı? hal
mı?
يَنظُرُونَ gözetiyorlar yanẓurūna
gözetiyorlar
إِلَّا ille illā
ille
تَأْوِيلَهُۥ ۚ onun te'vilini tawīlahu
onun te'vilini
يَوْمَ gün yawma
gün
يَأْتِى geldiği yatī
geldiği
تَأْوِيلُهُۥ onun te'vili tawīluhu
onun te'vili
يَقُولُ derler ki yaqūlu
derler ki
ٱلَّذِينَ olanlar alladhīna
olanlar
نَسُوهُ onu unutmuş nasūhu
onu unutmuş
مِن önceden min
önceden
قَبْلُ before qablu
before
قَدْ doğrusu qad
doğrusu
جَآءَتْ getirmiş jāat
getirmiş
رُسُلُ elçileri rusulu
elçileri
رَبِّنَا Rabbimizin rabbinā
Rabbimizin
بِٱلْحَقِّ gerçeği bil-ḥaqi
gerçeği
فَهَل var mı ki? fahal
var mı ki?
لَّنَا bizim lanā
bizim
مِن şefa'atçilerimiz min
şefa'atçilerimiz
شُفَعَآءَ intercessors shufaʿāa
intercessors
فَيَشْفَعُوا۟ şefa'at etsinler fayashfaʿū
şefa'at etsinler
لَنَآ bize lanā
bize
أَوْ yahut aw
yahut
نُرَدُّ tekrar geri döndürülür müyüz ki nuraddu
tekrar geri döndürülür müyüz ki
فَنَعْمَلَ yapalım fanaʿmala
yapalım
غَيْرَ başkasını ghayra
başkasını
ٱلَّذِى şeylerden alladhī
şeylerden
كُنَّا yaptıklarımızdan kunnā
yaptıklarımızdan
نَعْمَلُ ۚ do naʿmalu
do
قَدْ muhakkak qad
muhakkak
خَسِرُوٓا۟ onlar ziyana soktular khasirū
onlar ziyana soktular
أَنفُسَهُمْ kendilerini anfusahum
kendilerini
وَضَلَّ ve saptı waḍalla
ve saptı
عَنْهُم kendilerinden ʿanhum
kendilerinden
مَّا şeyler
şeyler
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
يَفْتَرُونَ uyduruyor yaftarūna
uyduruyor
٥٣ (53)
(53)
Kitap'ın haber verdiği sonuçtan başka bir şey mi bekliyorlar? Sonuç gelip çattığı gün, önceleri onu unutmuş olanlar, "Rabbimizin peygamberleri şüphesiz bize gerçeği getirmişti, şimdi bize şefaat etsin, yahut geriye çevrilsek de işlediklerimizin başka türlüsünü işlesek" derler. Doğrusu kendilerini mahvetmişlerdir, uydurdukları şeyler onları koyup kaçmışlardır.
7:54
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
رَبَّكُمُ Rabbiniz rabbakumu
Rabbiniz
ٱللَّهُ o Allah'tır l-lahu
o Allah'tır
ٱلَّذِى ki alladhī
ki
خَلَقَ yarattı khalaqa
yarattı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri
وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri
فِى içinde
içinde
سِتَّةِ altı sittati
altı
أَيَّامٍۢ gün ayyāmin
gün
ثُمَّ sonra thumma
sonra
ٱسْتَوَىٰ istiva etti is'tawā
istiva etti
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلْعَرْشِ Arş l-ʿarshi
Arş
يُغْشِى bürüyüp örter yugh'shī
bürüyüp örter
ٱلَّيْلَ geceyi al-layla
geceyi
ٱلنَّهَارَ gündüz(ün üzerin)e l-nahāra
gündüz(ün üzerin)e
يَطْلُبُهُۥ onu kovalayan yaṭlubuhu
onu kovalayan
حَثِيثًۭا durmadan ḥathīthan
durmadan
وَٱلشَّمْسَ ve güneşi wal-shamsa
ve güneşi
وَٱلْقَمَرَ ve ayı wal-qamara
ve ayı
وَٱلنُّجُومَ ve yıldızları wal-nujūma
ve yıldızları
مُسَخَّرَٰتٍۭ boyun eğmiş vaziyette musakharātin
boyun eğmiş vaziyette
بِأَمْرِهِۦٓ ۗ buyruğuna bi-amrihi
buyruğuna
أَلَا İyi bilin ki alā
İyi bilin ki
لَهُ O'nundur lahu
O'nundur
ٱلْخَلْقُ yaratma l-khalqu
yaratma
وَٱلْأَمْرُ ۗ ve emir wal-amru
ve emir
تَبَارَكَ ne uludur tabāraka
ne uludur
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
رَبُّ Rabbi rabbu
Rabbi
ٱلْعَـٰلَمِينَ Âlemlerin l-ʿālamīna
Âlemlerin
٥٤ (54)
(54)
Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan ve sonra arşa hükmeden, gündüzü durmadan kovalayan gece ile bürüyen; güneşi, ayı, yıldızları, hepsini buyruğuna baş eğdirerek var eden Allah'tır. Bilin ki yaratma da emir de O'nun hakkıdır. Alemlerin Rabbiolan Allah Yüce'dir.
7:55
ٱدْعُوا۟ du'a edin id'ʿū
du'a edin
رَبَّكُمْ Rabbinize rabbakum
Rabbinize
تَضَرُّعًۭا yalvararak taḍarruʿan
yalvararak
وَخُفْيَةً ۚ ve gizlice wakhuf'yatan
ve gizlice
إِنَّهُۥ çünkü O innahu
çünkü O
لَا sevmez
sevmez
يُحِبُّ love yuḥibbu
love
ٱلْمُعْتَدِينَ haddi aşanları l-muʿ'tadīna
haddi aşanları
٥٥ (55)
(55)
Rabbinize gönülden ve gizlice yalvarın. Doğrusu O aşırı gidenleri sevmez.
7:56
وَلَا bozgunculuk yapmayın walā
bozgunculuk yapmayın
تُفْسِدُوا۟ cause corruption tuf'sidū
cause corruption
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
إِصْلَـٰحِهَا düzeltildikten iṣ'lāḥihā
düzeltildikten
وَٱدْعُوهُ O'na du'a edin wa-id'ʿūhu
O'na du'a edin
خَوْفًۭا korkarak khawfan
korkarak
وَطَمَعًا ۚ ve umarak waṭamaʿan
ve umarak
إِنَّ muhakkak ki inna
muhakkak ki
رَحْمَتَ rahmeti raḥmata
rahmeti
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
قَرِيبٌۭ yakındır qarībun
yakındır
مِّنَ iyilik edenlere mina
iyilik edenlere
ٱلْمُحْسِنِينَ the good-doers l-muḥ'sinīna
the good-doers
٥٦ (56)
(56)
Düzeltilmişken, yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah'a korkarak ve umutla yalvarın. Doğrusu Allah'ın rahmeti iyi davrananlara yakındır.
7:57
وَهُوَ O ki wahuwa
O ki
ٱلَّذِى gönderir alladhī
gönderir
يُرْسِلُ sends yur'silu
sends
ٱلرِّيَـٰحَ rüzgarları l-riyāḥa
rüzgarları
بُشْرًۢا müjdeci bush'ran
müjdeci
بَيْنَ önünde bayna
önünde
يَدَىْ before yaday
before
رَحْمَتِهِۦ ۖ rahmetinin raḥmatihi
rahmetinin
حَتَّىٰٓ nihayet ḥattā
nihayet
إِذَآ zaman idhā
zaman
أَقَلَّتْ onlar yüklenince aqallat
onlar yüklenince
سَحَابًۭا bulutları saḥāban
bulutları
ثِقَالًۭا ağır ağır thiqālan
ağır ağır
سُقْنَـٰهُ onu yollarız suq'nāhu
onu yollarız
لِبَلَدٍۢ bir ülkeye libaladin
bir ülkeye
مَّيِّتٍۢ ölü mayyitin
ölü
فَأَنزَلْنَا indiririz fa-anzalnā
indiririz
بِهِ onunla bihi
onunla
ٱلْمَآءَ su l-māa
su
فَأَخْرَجْنَا ve çıkarırız fa-akhrajnā
ve çıkarırız
بِهِۦ onunla bihi
onunla
مِن türlü türlü min
türlü türlü
كُلِّ all (kinds) kulli
all (kinds)
ٱلثَّمَرَٰتِ ۚ meyvalar l-thamarāti
meyvalar
كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle
نُخْرِجُ çıkaracağız nukh'riju
çıkaracağız
ٱلْمَوْتَىٰ ölüleri de l-mawtā
ölüleri de
لَعَلَّكُمْ herhalde laʿallakum
herhalde
تَذَكَّرُونَ ibret alırsınız tadhakkarūna
ibret alırsınız
٥٧ (57)
(57)
Rahmetinin önünde, müjdeci olarak rüzgarları gönderen Allah'tır. Rüzgarlar, yağmur yüklü bulutları taşıdığında, onu ölü bir memlekete gönderir, su indirir ve onunla her türlü ürünü yetiştiririz; ölüleri de bunun gibi diriltip, çıkarırız; belki bundan ibret alırsınız.
7:58
وَٱلْبَلَدُ ve ülkenin wal-baladu
ve ülkenin
ٱلطَّيِّبُ güzel olan l-ṭayibu
güzel olan
يَخْرُجُ çıkar yakhruju
çıkar
نَبَاتُهُۥ bitkisi nabātuhu
bitkisi
بِإِذْنِ izniyle bi-idh'ni
izniyle
رَبِّهِۦ ۖ Rabbinin rabbihi
Rabbinin
وَٱلَّذِى olandan ise wa-alladhī
olandan ise
خَبُثَ kötü khabutha
kötü
لَا çıkmaz
çıkmaz
يَخْرُجُ come forth yakhruju
come forth
إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey
نَكِدًۭا ۚ yararsız bitkiden nakidan
yararsız bitkiden
كَذَٰلِكَ işte biz böyle kadhālika
işte biz böyle
نُصَرِّفُ döndürüp açıklarız nuṣarrifu
döndürüp açıklarız
ٱلْـَٔايَـٰتِ ayetleri l-āyāti
ayetleri
لِقَوْمٍۢ bir toplum için liqawmin
bir toplum için
يَشْكُرُونَ şükreden yashkurūna
şükreden
٥٨ (58)
(58)
İyi toprak Rabbinin izniyle bitki verir, çorak toprak kavruk bitki çıkarır. Şükredecek millet için böylece ayetleri yerli yerince açıklarız.
7:59
لَقَدْ andolsun laqad
andolsun
أَرْسَلْنَا gönderdik arsalnā
gönderdik
نُوحًا Nuh'u nūḥan
Nuh'u
إِلَىٰ kavmine ilā
kavmine
قَوْمِهِۦ his people qawmihi
his people
فَقَالَ dedi ki faqāla
dedi ki
يَـٰقَوْمِ Ey kavmim yāqawmi
Ey kavmim
ٱعْبُدُوا۟ kulluk edin uʿ'budū
kulluk edin
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
مَا yoktur
yoktur
لَكُم sizin lakum
sizin
مِّنْ hiçbir min
hiçbir
إِلَـٰهٍ tanrınız ilāhin
tanrınız
غَيْرُهُۥٓ O'ndan başka ghayruhu
O'ndan başka
إِنِّىٓ doğrusu ben innī
doğrusu ben
أَخَافُ korkuyorum akhāfu
korkuyorum
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
عَذَابَ azabın(ın inmesin)den ʿadhāba
azabın(ın inmesin)den
يَوْمٍ bir günün yawmin
bir günün
عَظِيمٍۢ büyük ʿaẓīmin
büyük
٥٩ (59)
(59)
And olsun ki Nuh'u milletine gönderdik. "Ey milletim! Allah'a kulluk edin, O'ndan başka tanrınız yoktur; doğrusu sizin için büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
7:60
قَالَ dedi(ler) ki qāla
dedi(ler) ki
ٱلْمَلَأُ ileri gelenler l-mala-u
ileri gelenler
مِن kavminden min
kavminden
قَوْمِهِۦٓ his people qawmihi
his people
إِنَّا elbette biz innā
elbette biz
لَنَرَىٰكَ seni görüyoruz lanarāka
seni görüyoruz
فِى içinde
içinde
ضَلَـٰلٍۢ bir sapıklık ḍalālin
bir sapıklık
مُّبِينٍۢ açık mubīnin
açık
٦٠ (60)
(60)
Milletinin ileri gelenleri: "Biz senin apaçık sapıklıkta olduğunu görüyoruz" dediler.
7:61
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
يَـٰقَوْمِ Ey kavmim yāqawmi
Ey kavmim
لَيْسَ yoktur laysa
yoktur
بِى bende
bende
ضَلَـٰلَةٌۭ bir sapıklık ḍalālatun
bir sapıklık
وَلَـٰكِنِّى fakat ben walākinnī
fakat ben
رَسُولٌۭ bir elçiyim rasūlun
bir elçiyim
مِّن tarafından min
tarafından
رَّبِّ Rabbi rabbi
Rabbi
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin
٦١ (61)
(61)
"Ey milletim! Bende bir sapıklık yoktur, ancak ben Alemlerin Rabbinin peygamberiyim, Rabbimin sözlerini size bildiriyor, öğüt veriyorum. Sizin bilmediğinizi Allah katından ben biliyorum. Sakınmanızı ve böylece merhamete uğramanızı sağlamak üzere sizi uyarmak için aranızdan biri vasıtasıyla Rabbinizden size haber gelmesine mi şaşıyorsunuz?" dedi.
7:62
أُبَلِّغُكُمْ size duyuruyorum uballighukum
size duyuruyorum
رِسَـٰلَـٰتِ mesajlarını risālāti
mesajlarını
رَبِّى Rabbimin rabbī
Rabbimin
وَأَنصَحُ ve öğüt veriyorum wa-anṣaḥu
ve öğüt veriyorum
لَكُمْ size lakum
size
وَأَعْلَمُ ve biliyorum wa-aʿlamu
ve biliyorum
مِنَ tarafından mina
tarafından
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
مَا şeyleri
şeyleri
لَا sizin bilmediğiniz
sizin bilmediğiniz
تَعْلَمُونَ you know taʿlamūna
you know
٦٢ (62)
(62)
"Ey milletim! Bende bir sapıklık yoktur, ancak ben Alemlerin Rabbinin peygamberiyim, Rabbimin sözlerini size bildiriyor, öğüt veriyorum. Sizin bilmediğinizi Allah katından ben biliyorum. Sakınmanızı ve böylece merhamete uğramanızı sağlamak üzere sizi uyarmak için aranızdan biri vasıtasıyla Rabbinizden size haber gelmesine mi şaşıyorsunuz?" dedi.
7:63
أَوَعَجِبْتُمْ şaştınız mı? awaʿajib'tum
şaştınız mı?
أَن gelmesine an
gelmesine
جَآءَكُمْ has come to you jāakum
has come to you
ذِكْرٌۭ bir Zikir dhik'run
bir Zikir
مِّن Rabbinizden min
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ your Lord rabbikum
your Lord
عَلَىٰ aracılığı ile ʿalā
aracılığı ile
رَجُلٍۢ bir adam rajulin
bir adam
مِّنكُمْ içinizden minkum
içinizden
لِيُنذِرَكُمْ sizi uyarmak için liyundhirakum
sizi uyarmak için
وَلِتَتَّقُوا۟ ve korunmanız için walitattaqū
ve korunmanız için
وَلَعَلَّكُمْ ve belki walaʿallakum
ve belki
تُرْحَمُونَ merhamete uğrarsınız diye tur'ḥamūna
merhamete uğrarsınız diye
٦٣ (63)
(63)
"Ey milletim! Bende bir sapıklık yoktur, ancak ben Alemlerin Rabbinin peygamberiyim, Rabbimin sözlerini size bildiriyor, öğüt veriyorum. Sizin bilmediğinizi Allah katından ben biliyorum. Sakınmanızı ve böylece merhamete uğramanızı sağlamak üzere sizi uyarmak için aranızdan biri vasıtasıyla Rabbinizden size haber gelmesine mi şaşıyorsunuz?" dedi.
7:64
فَكَذَّبُوهُ O'nu yalanladılar fakadhabūhu
O'nu yalanladılar
فَأَنجَيْنَـٰهُ biz de kurtardık fa-anjaynāhu
biz de kurtardık
وَٱلَّذِينَ o kimseleri wa-alladhīna
o kimseleri
مَعَهُۥ O'nunla berebar maʿahu
O'nunla berebar
فِى bulunanları
bulunanları
ٱلْفُلْكِ gemide l-ful'ki
gemide
وَأَغْرَقْنَا ve boğduk wa-aghraqnā
ve boğduk
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
كَذَّبُوا۟ yalanlayanları kadhabū
yalanlayanları
بِـَٔايَـٰتِنَآ ۚ ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi
إِنَّهُمْ çünkü onlar innahum
çünkü onlar
كَانُوا۟ idiler kānū
idiler
قَوْمًا bir kavim qawman
bir kavim
عَمِينَ kör ʿamīna
kör
٦٤ (64)
(64)
Onu yalanladılar; biz de onu ve gemide beraberinde olanları kurtardık, ayetlerimizi yalan sayanları suda boğduk, çünkü onlar kör bir milletti.
7:65
۞ وَإِلَىٰ ve (gönderdik) wa-ilā
ve (gönderdik)
عَادٍ Ad(kavmin)e de ʿādin
Ad(kavmin)e de
أَخَاهُمْ kardeşleri akhāhum
kardeşleri
هُودًۭا ۗ Hud'u hūdan
Hud'u
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
يَـٰقَوْمِ Ey kavmim yāqawmi
Ey kavmim
ٱعْبُدُوا۟ kulluk edin uʿ'budū
kulluk edin
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
مَا yoktur
yoktur
لَكُم sizin lakum
sizin
مِّنْ hiçbir min
hiçbir
إِلَـٰهٍ tanrınız ilāhin
tanrınız
غَيْرُهُۥٓ ۚ O'dan başka ghayruhu
O'dan başka
أَفَلَا sakınmaz mısınız? afalā
sakınmaz mısınız?
تَتَّقُونَ you fear (Allah) tattaqūna
you fear (Allah)
٦٥ (65)
(65)
Ad milletine de, kardeşleri Hud'u gönderdik "Ey milletim! Allah'a kulluk edin, O'ndan başka tanrınız yoktur, karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" dedi.
7:66
قَالَ dedi(ler) ki qāla
dedi(ler) ki
ٱلْمَلَأُ ileri gelen l-mala-u
ileri gelen
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkarcılar kafarū
inkarcılar
مِن kavminden min
kavminden
قَوْمِهِۦٓ his people qawmihi
his people
إِنَّا elbette biz innā
elbette biz
لَنَرَىٰكَ seni görüyoruz lanarāka
seni görüyoruz
فِى içinde
içinde
سَفَاهَةٍۢ bir beyinsizlik safāhatin
bir beyinsizlik
وَإِنَّا ve elbette biz wa-innā
ve elbette biz
لَنَظُنُّكَ zannediyoruz ki sen lanaẓunnuka
zannediyoruz ki sen
مِنَ yalancılardansın mina
yalancılardansın
ٱلْكَـٰذِبِينَ the liars l-kādhibīna
the liars
٦٦ (66)
(66)
Milletinin inkarcı ileri gelenleri, "Biz senin beyinsiz olduğunu görüyor ve seni yalancılardan sanıyoruz" dediler.
7:67
قَالَ dedi qāla
dedi
يَـٰقَوْمِ Ey kavmim yāqawmi
Ey kavmim
لَيْسَ yoktur laysa
yoktur
بِى bende
bende
سَفَاهَةٌۭ beyinsizlik safāhatun
beyinsizlik
وَلَـٰكِنِّى fakat ben walākinnī
fakat ben
رَسُولٌۭ bir elçiyim rasūlun
bir elçiyim
مِّن tarafından min
tarafından
رَّبِّ Rabbi rabbi
Rabbi
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin
٦٧ (67)
(67)
"Ey milletim! Ben beyinsiz değil, Alemlerin Rabbinin peygamberiyim.
7:68
أُبَلِّغُكُمْ size duyuruyorum uballighukum
size duyuruyorum
رِسَـٰلَـٰتِ mesajlarını risālāti
mesajlarını
رَبِّى Rabbimin rabbī
Rabbimin
وَأَنَا۠ ve ben wa-anā
ve ben
لَكُمْ sizin için lakum
sizin için
نَاصِحٌ bir öğütçüyüm nāṣiḥun
bir öğütçüyüm
أَمِينٌ güvenilir amīnun
güvenilir
٦٨ (68)
(68)
Size Rabbimin sözlerini bildiriyorum. Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm; sizi uyarmak üzere, aranızdan bir adam vasıtasiyle Rabbinizden size bir haber gelmesine mi şaşıyorsunuz? Allah'ın sizi Nuh'un milleti yerine getirdiğini ve vücutça da onlardan üstün kıldığını hatırlayın, başarıya erişebilmeniz için Allah'ın nimetlerini anın" dedi.
7:69
أَوَعَجِبْتُمْ şaştınız mı? awaʿajib'tum
şaştınız mı?
أَن size gelmesine an
size gelmesine
جَآءَكُمْ has come to you jāakum
has come to you
ذِكْرٌۭ bir Zikir dhik'run
bir Zikir
مِّن tarafından min
tarafından
رَّبِّكُمْ Rabbiniz rabbikum
Rabbiniz
عَلَىٰ aracılığı ile ʿalā
aracılığı ile
رَجُلٍۢ bir adam rajulin
bir adam
مِّنكُمْ içinizden minkum
içinizden
لِيُنذِرَكُمْ ۚ sizi uyarması için liyundhirakum
sizi uyarması için
وَٱذْكُرُوٓا۟ düşünün ki wa-udh'kurū
düşünün ki
إِذْ ne zaman ki idh
ne zaman ki
جَعَلَكُمْ sizi yaptı jaʿalakum
sizi yaptı
خُلَفَآءَ hakimler khulafāa
hakimler
مِنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
قَوْمِ kavminden qawmi
kavminden
نُوحٍۢ Nuh nūḥin
Nuh
وَزَادَكُمْ ve size verdi wazādakum
ve size verdi
فِى yaratılışta
yaratılışta
ٱلْخَلْقِ the stature l-khalqi
the stature
بَصْۜطَةًۭ ۖ üstünlük güç' baṣ'ṭatan
üstünlük güç'
فَٱذْكُرُوٓا۟ hatırlayın ki fa-udh'kurū
hatırlayın ki
ءَالَآءَ ni'metlerini ālāa
ni'metlerini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
لَعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki
تُفْلِحُونَ başarıya erersiniz tuf'liḥūna
başarıya erersiniz
٦٩ (69)
(69)
Size Rabbimin sözlerini bildiriyorum. Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm; sizi uyarmak üzere, aranızdan bir adam vasıtasiyle Rabbinizden size bir haber gelmesine mi şaşıyorsunuz? Allah'ın sizi Nuh'un milleti yerine getirdiğini ve vücutça da onlardan üstün kıldığını hatırlayın, başarıya erişebilmeniz için Allah'ın nimetlerini anın" dedi.
7:70
قَالُوٓا۟ dediler ki qālū
dediler ki
أَجِئْتَنَا sen bize mi geldin? aji'tanā
sen bize mi geldin?
لِنَعْبُدَ kulluk etmemiz için linaʿbuda
kulluk etmemiz için
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
وَحْدَهُۥ tek olan waḥdahu
tek olan
وَنَذَرَ ve bırakalım diye wanadhara
ve bırakalım diye
مَا şeyleri
şeyleri
كَانَ oldukları kāna
oldukları
يَعْبُدُ tapıyor yaʿbudu
tapıyor
ءَابَآؤُنَا ۖ atalarımızın ābāunā
atalarımızın
فَأْتِنَا (haydi) bize getir fatinā
(haydi) bize getir
بِمَا şeyi bimā
şeyi
تَعِدُنَآ bizi tehdidettiğin taʿidunā
bizi tehdidettiğin
إِن eğer in
eğer
كُنتَ isen kunta
isen
مِنَ doğrulardan mina
doğrulardan
ٱلصَّـٰدِقِينَ the truthful l-ṣādiqīna
the truthful
٧٠ (70)
(70)
"Bize yalnız Allah'a kulluk etmemizi, babalarımızın taptıklarını bırakmamızı söylemek için mi geldin? Doğru sözlülerden isen haydi bizi tehdit ettiğin azaba uğrat" dediler.
7:71
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
قَدْ artık qad
artık
وَقَعَ inmiştir waqaʿa
inmiştir
عَلَيْكُم size ʿalaykum
size
مِّن Rabbinizden min
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ your Lord rabbikum
your Lord
رِجْسٌۭ bir pislik rij'sun
bir pislik
وَغَضَبٌ ۖ ve gazab waghaḍabun
ve gazab
أَتُجَـٰدِلُونَنِى benimle mi tartışıyorsunuz? atujādilūnanī
benimle mi tartışıyorsunuz?
فِىٓ hakkında
hakkında
أَسْمَآءٍۢ isimler asmāin
isimler
سَمَّيْتُمُوهَآ adlandırdığınız sammaytumūhā
adlandırdığınız
أَنتُمْ sadece sizin antum
sadece sizin
وَءَابَآؤُكُم ve atalarınızın waābāukum
ve atalarınızın
مَّا indirmediği
indirmediği
نَزَّلَ (has been) sent down nazzala
(has been) sent down
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
بِهَا onlar için bihā
onlar için
مِن hiçbir min
hiçbir
سُلْطَـٰنٍۢ ۚ delil sul'ṭānin
delil
فَٱنتَظِرُوٓا۟ bekleyin öyle ise fa-intaẓirū
bekleyin öyle ise
إِنِّى ben de innī
ben de
مَعَكُم sizinle beraber maʿakum
sizinle beraber
مِّنَ bekleyenlerdenim mina
bekleyenlerdenim
ٱلْمُنتَظِرِينَ the ones who wait l-muntaẓirīna
the ones who wait
٧١ (71)
(71)
"Hiç şüphesiz artık Rabbinizin azab ve öfkesini hakettiniz. Allah'ın hiçbir delil indirmediği, isimlerini de siz ve babalarınızın koyduğu putlar hakkında mı benimle tartışıyorsunuz? Bekleyin, doğrusu ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim" dedi.
7:72
فَأَنجَيْنَـٰهُ O'nu kurtardık fa-anjaynāhu
O'nu kurtardık
وَٱلَّذِينَ ve olanları wa-alladhīna
ve olanları
مَعَهُۥ O'nunla beraber maʿahu
O'nunla beraber
بِرَحْمَةٍۢ bir rahmetle biraḥmatin
bir rahmetle
مِّنَّا bizden minnā
bizden
وَقَطَعْنَا ve kestik waqaṭaʿnā
ve kestik
دَابِرَ kökünü dābira
kökünü
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
كَذَّبُوا۟ yalanlayan(ların) kadhabū
yalanlayan(ların)
بِـَٔايَـٰتِنَا ۖ ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi
وَمَا ve wamā
ve
كَانُوا۟ olanların kānū
olanların
مُؤْمِنِينَ inanmayacak mu'minīna
inanmayacak
٧٢ (72)
(72)
Biz, rahmetimizle, Hud'u ve beraberinde bulunanları kurtardık, ayetlerimizi yalan sayarak inanmayanların kökünü kestik.
7:73
وَإِلَىٰ ve wa-ilā
ve
ثَمُودَ Semud(kavmin)e de thamūda
Semud(kavmin)e de
أَخَاهُمْ kardeşleri akhāhum
kardeşleri
صَـٰلِحًۭا ۗ Salih'i (gönderdik) ṣāliḥan
Salih'i (gönderdik)
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
يَـٰقَوْمِ Ey kavmim yāqawmi
Ey kavmim
ٱعْبُدُوا۟ kulluk edin uʿ'budū
kulluk edin
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
مَا yoktur
yoktur
لَكُم sizin lakum
sizin
مِّنْ hiçbir min
hiçbir
إِلَـٰهٍ tanrınız ilāhin
tanrınız
غَيْرُهُۥ ۖ O'ndan başka ghayruhu
O'ndan başka
قَدْ elbette qad
elbette
جَآءَتْكُم size geldi jāatkum
size geldi
بَيِّنَةٌۭ açık delil bayyinatun
açık delil
مِّن tarafından min
tarafından
رَّبِّكُمْ ۖ Rabbiniz rabbikum
Rabbiniz
هَـٰذِهِۦ işte şu hādhihi
işte şu
نَاقَةُ devesi nāqatu
devesi
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
لَكُمْ size lakum
size
ءَايَةًۭ ۖ bir mu'cizedir āyatan
bir mu'cizedir
فَذَرُوهَا bırakın onu fadharūhā
bırakın onu
تَأْكُلْ yesin (içsin) takul
yesin (içsin)
فِىٓ arzından
arzından
أَرْضِ (the) earth arḍi
(the) earth
ٱللَّهِ ۖ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَلَا sakın walā
sakın
تَمَسُّوهَا ona dokundurmayın tamassūhā
ona dokundurmayın
بِسُوٓءٍۢ bir kötülük bisūin
bir kötülük
فَيَأْخُذَكُمْ yoksa sizi yakalar fayakhudhakum
yoksa sizi yakalar
عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab
أَلِيمٌۭ acıklı alīmun
acıklı
٧٣ (73)
(73)
Semud milletine de kardeşleri Salih'i gönderdik. "Ey milletim! Allah'a kulluk edin, O'ndan başka tanrınız yoktur. Rabbinizden size bir belge geldi: Allah'ın bu dişi devesi size bir delildir, onu bırakın, Allah'ın toprağında otlasın; ona kötülük etmeyin, yoksa can yakıcı azaba uğrarsınız.
7:74
وَٱذْكُرُوٓا۟ düşünün ki wa-udh'kurū
düşünün ki
إِذْ hani idh
hani
جَعَلَكُمْ sizi yaptı jaʿalakum
sizi yaptı
خُلَفَآءَ hükümdarlar khulafāa
hükümdarlar
مِنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
عَادٍۢ Ad'dan ʿādin
Ad'dan
وَبَوَّأَكُمْ ve sizi yerleştirdi wabawwa-akum
ve sizi yerleştirdi
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
تَتَّخِذُونَ ediniyorsunuz tattakhidhūna
ediniyorsunuz
مِن O'nun düzlüklerinde min
O'nun düzlüklerinde
سُهُولِهَا its plains suhūlihā
its plains
قُصُورًۭا saraylar quṣūran
saraylar
وَتَنْحِتُونَ ve yontup yapıyorsunuz watanḥitūna
ve yontup yapıyorsunuz
ٱلْجِبَالَ dağlarını l-jibāla
dağlarını
بُيُوتًۭا ۖ evler buyūtan
evler
فَٱذْكُرُوٓا۟ artık hatırlayın fa-udh'kurū
artık hatırlayın
ءَالَآءَ ni'metlerini ālāa
ni'metlerini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَلَا karışıklık çıkarmayın walā
karışıklık çıkarmayın
تَعْثَوْا۟ act wickedly taʿthaw
act wickedly
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ (the) earth l-arḍi
(the) earth
مُفْسِدِينَ bozgunculuk yapıp muf'sidīna
bozgunculuk yapıp
٧٤ (74)
(74)
Allah'ın sizi Ad milleti yerine getirdiğini, ovalarında köşkler kurup dağlarında kayadan evler yonttuğunuz yeryüzünde yerleştirdiğini hatırlayın; Allah'ın nimetlerini anın, yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın" dedi.
7:75
قَالَ dediler qāla
dediler
ٱلْمَلَأُ ileri gelenler l-mala-u
ileri gelenler
ٱلَّذِينَ onlar ki alladhīna
onlar ki
ٱسْتَكْبَرُوا۟ büyüklük taslıyorlar is'takbarū
büyüklük taslıyorlar
مِن kavminden min
kavminden
قَوْمِهِۦ his people qawmihi
his people
لِلَّذِينَ kimseler lilladhīna
kimseler
ٱسْتُضْعِفُوا۟ zayıf görülen us'tuḍ'ʿifū
zayıf görülen
لِمَنْ kimselere (karşı) liman
kimselere (karşı)
ءَامَنَ inanan āmana
inanan
مِنْهُمْ içlerinden min'hum
içlerinden
أَتَعْلَمُونَ siz biliyor musunuz? ataʿlamūna
siz biliyor musunuz?
أَنَّ gerçekten anna
gerçekten
صَـٰلِحًۭا Salih'in ṣāliḥan
Salih'in
مُّرْسَلٌۭ gönderildiğini mur'salun
gönderildiğini
مِّن tarafından min
tarafından
رَّبِّهِۦ ۚ Rabbi rabbihi
Rabbi
قَالُوٓا۟ dediler qālū
dediler
إِنَّا doğrusu biz innā
doğrusu biz
بِمَآ gönderilene bimā
gönderilene
أُرْسِلَ he has been sent ur'sila
he has been sent
بِهِۦ onunla bihi
onunla
مُؤْمِنُونَ inananlarız mu'minūna
inananlarız
٧٥ (75)
(75)
Milletinin büyüklük taslayan ileri gelenleri, aralarından iman eden ve bu sebeple hor gördükleri kimselere, "Salih'in Rabbi tarafından gönderildiğini sahiden biliyor musunuz?" dediler, onlar da, "Doğrusu biz onunla gönderilene inanıyoruz" dediler.
7:76
قَالَ dediler qāla
dediler
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ٱسْتَكْبَرُوٓا۟ büyüklük taslayan(lar) is'takbarū
büyüklük taslayan(lar)
إِنَّا şüphesiz biz innā
şüphesiz biz
بِٱلَّذِىٓ sizin inandığınızı bi-alladhī
sizin inandığınızı
ءَامَنتُم you believe āmantum
you believe
بِهِۦ kendisine bihi
kendisine
كَـٰفِرُونَ inkar edenleriz kāfirūna
inkar edenleriz
٧٦ (76)
(76)
Büyüklük taslayanlar, "Sizin inandığınızı biz inkar ediyoruz" dediler ve dişi deveyi kesip devirdiler; Rablerinin buyruğuna baş kaldırdılar, "Ey Salih, eğer sen peygambersen bizi tehdit ettiğin azaba uğrat bakalım" dediler.
7:77
فَعَقَرُوا۟ derken boğazladılar faʿaqarū
derken boğazladılar
ٱلنَّاقَةَ dişi deveyi l-nāqata
dişi deveyi
وَعَتَوْا۟ ve dışına çıktılar waʿataw
ve dışına çıktılar
عَنْ buyruğundan ʿan
buyruğundan
أَمْرِ (the) command amri
(the) command
رَبِّهِمْ Rablerinin rabbihim
Rablerinin
وَقَالُوا۟ ve dediler waqālū
ve dediler
يَـٰصَـٰلِحُ Ey Salih yāṣāliḥu
Ey Salih
ٱئْتِنَا bize getir i'tinā
bize getir
بِمَا şeyi bimā
şeyi
تَعِدُنَآ bizi tehdidettiğin taʿidunā
bizi tehdidettiğin
إِن eğer in
eğer
كُنتَ isen kunta
isen
مِنَ elçilerden mina
elçilerden
ٱلْمُرْسَلِينَ the Messengers l-mur'salīna
the Messengers
٧٧ (77)
(77)
Büyüklük taslayanlar, "Sizin inandığınızı biz inkar ediyoruz" dediler ve dişi deveyi kesip devirdiler; Rablerinin buyruğuna baş kaldırdılar, "Ey Salih, eğer sen peygambersen bizi tehdit ettiğin azaba uğrat bakalım" dediler.
7:78
فَأَخَذَتْهُمُ hemen onları yakaladı fa-akhadhathumu
hemen onları yakaladı
ٱلرَّجْفَةُ o sarsıntı l-rajfatu
o sarsıntı
فَأَصْبَحُوا۟ çökekaldılar fa-aṣbaḥū
çökekaldılar
فِى yurtlarında;
yurtlarında;
دَارِهِمْ their homes dārihim
their homes
جَـٰثِمِينَ diz üstü jāthimīna
diz üstü
٧٨ (78)
(78)
Bu yüzden onları bir sarsıntı tuttu ve oldukları yerde diz üstü çöküverdiler.
7:79
فَتَوَلَّىٰ öteye döndü fatawallā
öteye döndü
عَنْهُمْ onlardan ʿanhum
onlardan
وَقَالَ ve dedi waqāla
ve dedi
يَـٰقَوْمِ Ey kavmim yāqawmi
Ey kavmim
لَقَدْ muhakkak laqad
muhakkak
أَبْلَغْتُكُمْ ben size duyurdum ablaghtukum
ben size duyurdum
رِسَالَةَ mesajlarını risālata
mesajlarını
رَبِّى Rabbimin rabbī
Rabbimin
وَنَصَحْتُ ve öğüt verdim wanaṣaḥtu
ve öğüt verdim
لَكُمْ size lakum
size
وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat
لَّا siz sevmiyorsunuz
siz sevmiyorsunuz
تُحِبُّونَ you like tuḥibbūna
you like
ٱلنَّـٰصِحِينَ öğüt verenleri l-nāṣiḥīna
öğüt verenleri
٧٩ (79)
(79)
Salih de onlardan yüz çevirdi ve "Ey milletim! And olsun ki ben size Rabbimin sözünü bildirmiş ve öğüt vermiştim; fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz" dedi.
7:80
وَلُوطًا ve Lut'u da (gönderdik) walūṭan
ve Lut'u da (gönderdik)
إِذْ dedi idh
dedi
قَالَ he said qāla
he said
لِقَوْمِهِۦٓ kavmine liqawmihi
kavmine
أَتَأْتُونَ siz mi yapıyorsunuz? atatūna
siz mi yapıyorsunuz?
ٱلْفَـٰحِشَةَ fuhşu l-fāḥishata
fuhşu
مَا yapmadığı
yapmadığı
سَبَقَكُم sizden önce sabaqakum
sizden önce
بِهَا onu bihā
onu
مِنْ hiç min
hiç
أَحَدٍۢ kimsenin aḥadin
kimsenin
مِّنَ dünyalarda mina
dünyalarda
ٱلْعَـٰلَمِينَ the worlds l-ʿālamīna
the worlds
٨٠ (80)
(80)
Lut'u da gönderdik, milletine "Dünyalarda hiç kimsenin sizden önce yapmadığı bir hayasızlığı mı yapıyorsunuz? Siz kadınları bırakıp erkeklere yaklaşıyorsunuz, doğrusu çok aşırı giden bir milletsiniz" dedi.
7:81
إِنَّكُمْ muhakkak siz innakum
muhakkak siz
لَتَأْتُونَ yaklaşıyorsunuz latatūna
yaklaşıyorsunuz
ٱلرِّجَالَ erkeklere l-rijāla
erkeklere
شَهْوَةًۭ şehvetle shahwatan
şehvetle
مِّن bırakıp min
bırakıp
دُونِ instead of dūni
instead of
ٱلنِّسَآءِ ۚ kadınları l-nisāi
kadınları
بَلْ doğrusu bal
doğrusu
أَنتُمْ siz antum
siz
قَوْمٌۭ bir kavimsiniz qawmun
bir kavimsiniz
مُّسْرِفُونَ haddi aşan mus'rifūna
haddi aşan
٨١ (81)
(81)
Lut'u da gönderdik, milletine "Dünyalarda hiç kimsenin sizden önce yapmadığı bir hayasızlığı mı yapıyorsunuz? Siz kadınları bırakıp erkeklere yaklaşıyorsunuz, doğrusu çok aşırı giden bir milletsiniz" dedi.
7:82
وَمَا olmadı wamā
olmadı
كَانَ was kāna
was
جَوَابَ cevabı jawāba
cevabı
قَوْمِهِۦٓ kavminin qawmihi
kavminin
إِلَّآ başka illā
başka
أَن demelerinden an
demelerinden
قَالُوٓا۟ they said qālū
they said
أَخْرِجُوهُم onları çıkarın akhrijūhum
onları çıkarın
مِّن kentinizden min
kentinizden
قَرْيَتِكُمْ ۖ your town qaryatikum
your town
إِنَّهُمْ çünkü onlar innahum
çünkü onlar
أُنَاسٌۭ insanlarmış unāsun
insanlarmış
يَتَطَهَّرُونَ fazla temizlenen yataṭahharūna
fazla temizlenen
٨٢ (82)
(82)
Milletinin cevabı sadece, "Onları kasabanızdan çıkarın, güya onlar temiz kalmaya uğraşan insanlarmış" demek oldu.
7:83
فَأَنجَيْنَـٰهُ biz de onu kurtardık fa-anjaynāhu
biz de onu kurtardık
وَأَهْلَهُۥٓ ve ailesini wa-ahlahu
ve ailesini
إِلَّا yalnız illā
yalnız
ٱمْرَأَتَهُۥ karısı im'ra-atahu
karısı
كَانَتْ oldu kānat
oldu
مِنَ geride kalanlardan mina
geride kalanlardan
ٱلْغَـٰبِرِينَ those who stayed behind l-ghābirīna
those who stayed behind
٨٣ (83)
(83)
Bunun üzerine Lut'u ve taraftarlarını kurtardık; yalnız karısı, geride kalıp helake uğrayanlardan oldu.
7:84
وَأَمْطَرْنَا ve yağdırdık wa-amṭarnā
ve yağdırdık
عَلَيْهِم üzerlerine ʿalayhim
üzerlerine
مَّطَرًۭا ۖ bir yağmur maṭaran
bir yağmur
فَٱنظُرْ bak fa-unẓur
bak
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
كَانَ oldu kāna
oldu
عَـٰقِبَةُ sonu ʿāqibatu
sonu
ٱلْمُجْرِمِينَ suçluların l-muj'rimīna
suçluların
٨٤ (84)
(84)
Geriye kalanların üzerine öyle bir yağmur yağdırdık ki! Suçluların sonunun nasıl olduğuna bir bak!
7:85
وَإِلَىٰ ve wa-ilā
ve
مَدْيَنَ Medyen'e madyana
Medyen'e
أَخَاهُمْ kardeşleri akhāhum
kardeşleri
شُعَيْبًۭا ۗ Şuayb'i (gönderdik) shuʿayban
Şuayb'i (gönderdik)
قَالَ dedi qāla
dedi
يَـٰقَوْمِ Ey kavmim yāqawmi
Ey kavmim
ٱعْبُدُوا۟ kulluk edin uʿ'budū
kulluk edin
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
مَا yoktur
yoktur
لَكُم sizin lakum
sizin
مِّنْ hiç min
hiç
إِلَـٰهٍ tanrınız ilāhin
tanrınız
غَيْرُهُۥ ۖ O'ndan başka ghayruhu
O'ndan başka
قَدْ doğrusu qad
doğrusu
جَآءَتْكُم size geldi jāatkum
size geldi
بَيِّنَةٌۭ açık bir delil bayyinatun
açık bir delil
مِّن Rabbinizden min
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ ۖ your Lord rabbikum
your Lord
فَأَوْفُوا۟ tam yapın fa-awfū
tam yapın
ٱلْكَيْلَ ölçüyü l-kayla
ölçüyü
وَٱلْمِيزَانَ ve tartıyı wal-mīzāna
ve tartıyı
وَلَا ve walā
ve
تَبْخَسُوا۟ eksiltmeyin tabkhasū
eksiltmeyin
ٱلنَّاسَ insanların l-nāsa
insanların
أَشْيَآءَهُمْ eşyalarını ashyāahum
eşyalarını
وَلَا bozgunculuk yapmayın walā
bozgunculuk yapmayın
تُفْسِدُوا۟ cause corruption tuf'sidū
cause corruption
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
إِصْلَـٰحِهَا ۚ düzeltildikten iṣ'lāḥihā
düzeltildikten
ذَٰلِكُمْ böylesi dhālikum
böylesi
خَيْرٌۭ daha iyidir khayrun
daha iyidir
لَّكُمْ sizin için lakum
sizin için
إِن eğer in
eğer
كُنتُم iseniz kuntum
iseniz
مُّؤْمِنِينَ inananlar mu'minīna
inananlar
٨٥ (85)
(85)
Medyen halkına da kardeşleri Şuayb'ı gönderdik, onlara şöyle dedi: "Ey milletim! Allah'a kulluk edin, O'ndan başka tanrınız yoktur. Rabbinizden size bir belge geldi. Ölçü ve tartıyı tam yapın, insanların eşyasını eksik vermeyin, düzelttikten sonra yeryüzünde bozgunculuk etmeyin; inanıyorsanız bilin ki, bunlar sizin için hayırlıdır."
7:86
وَلَا ve oturmayın walā
ve oturmayın
تَقْعُدُوا۟ sit taqʿudū
sit
بِكُلِّ her bikulli
her
صِرَٰطٍۢ yola ṣirāṭin
yola
تُوعِدُونَ tehdit ederek tūʿidūna
tehdit ederek
وَتَصُدُّونَ ve engelleyerek wataṣuddūna
ve engelleyerek
عَن yolundan ʿan
yolundan
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
مَنْ kimseleri man
kimseleri
ءَامَنَ inanan āmana
inanan
بِهِۦ onunla bihi
onunla
وَتَبْغُونَهَا ve onun arayarak watabghūnahā
ve onun arayarak
عِوَجًۭا ۚ eğriliğini ʿiwajan
eğriliğini
وَٱذْكُرُوٓا۟ ve düşünün wa-udh'kurū
ve düşünün
إِذْ ne zaman ki idh
ne zaman ki
كُنتُمْ siz idiniz kuntum
siz idiniz
قَلِيلًۭا az qalīlan
az
فَكَثَّرَكُمْ ۖ O sizi çoğalttı fakatharakum
O sizi çoğalttı
وَٱنظُرُوا۟ ve bakın wa-unẓurū
ve bakın
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
كَانَ oldu kāna
oldu
عَـٰقِبَةُ sonu ʿāqibatu
sonu
ٱلْمُفْسِدِينَ bozguncuların l-muf'sidīna
bozguncuların
٨٦ (86)
(86)
"Allah'a inananları yolundan alıkoyup ve o yolun eğriliğini dileyerek tehdit edip her yolda pusu kurup oturmayın. Azken, Allah'ın sizi çoğalttığını hatırlayın; bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bakın."
7:87
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
كَانَ ise kāna
ise
طَآئِفَةٌۭ bir kısmı ṭāifatun
bir kısmı
مِّنكُمْ içinizden minkum
içinizden
ءَامَنُوا۟ inanmış āmanū
inanmış
بِٱلَّذِىٓ kişiye bi-alladhī
kişiye
أُرْسِلْتُ benimle gönderilen ur'sil'tu
benimle gönderilen
بِهِۦ ona bihi
ona
وَطَآئِفَةٌۭ ve bir kısmı da waṭāifatun
ve bir kısmı da
لَّمْ inanmamış ise lam
inanmamış ise
يُؤْمِنُوا۟ they believe yu'minū
they believe
فَٱصْبِرُوا۟ sabredin fa-iṣ'birū
sabredin
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
يَحْكُمَ hükmedinceye yaḥkuma
hükmedinceye
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بَيْنَنَا ۚ aramızda baynanā
aramızda
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
خَيْرُ en iyisidir khayru
en iyisidir
ٱلْحَـٰكِمِينَ hükmedenlerin l-ḥākimīna
hükmedenlerin
٨٧ (87)
(87)
"İçinizde mademki benimle gönderilene inanan bir topluluk ve inanmayan bir topluluk var, o halde Allah'ın aramızda hükmünü bildirmesine kadar sabredin. Allah hükmedenlerin en iyisidir."
7:88
۞ قَالَ dediler ki qāla
dediler ki
ٱلْمَلَأُ ileri gelenler l-mala-u
ileri gelenler
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ٱسْتَكْبَرُوا۟ büyüklük taslayan is'takbarū
büyüklük taslayan
مِن kavminden min
kavminden
قَوْمِهِۦ his people qawmihi
his people
لَنُخْرِجَنَّكَ mutlaka seni çıkarırız lanukh'rijannaka
mutlaka seni çıkarırız
يَـٰشُعَيْبُ Ey Şu'ayb yāshuʿaybu
Ey Şu'ayb
وَٱلَّذِينَ ve kimseleri wa-alladhīna
ve kimseleri
ءَامَنُوا۟ inanan(ları) āmanū
inanan(ları)
مَعَكَ seninle beraber maʿaka
seninle beraber
مِن kentimizden min
kentimizden
قَرْيَتِنَآ our city qaryatinā
our city
أَوْ ya da aw
ya da
لَتَعُودُنَّ dönersiniz lataʿūdunna
dönersiniz
فِى dinimize
dinimize
مِلَّتِنَا ۚ our religion millatinā
our religion
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
أَوَلَوْ bile mi? awalaw
bile mi?
كُنَّا biz kunnā
biz
كَـٰرِهِينَ istemezsek kārihīna
istemezsek
٨٨ (88)
(88)
Milletinin büyüklük taslayan ileri gelenleri, "Ey Şuayb! Ya dinimize dönersiniz ya da, and olsun ki seni ve inananları seninle beraber kentimizden çıkarırız" dediler. Şuayb, onlara: "İstemezsek de mi? Allah bizi dininizden kurtardıktan sonra ona dönecek olursak, doğrusu Allah'a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimizin dilemesi bir yana, dininize dönmek bize yakışmaz. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz yalnız Allah'a güvendik. Rabbimiz! Bizimle milletimiz arasında hak ile Sen hüküm ver, Sen hükmedenlerin en hayırlısısın" dedi.
7:89
قَدِ muhakkak qadi
muhakkak
ٱفْتَرَيْنَا atmış oluruz if'taraynā
atmış oluruz
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
كَذِبًا yalan kadhiban
yalan
إِنْ eğer in
eğer
عُدْنَا tekrar ona dönersek ʿud'nā
tekrar ona dönersek
فِى sizin dininize
sizin dininize
مِلَّتِكُم your religion millatikum
your religion
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
إِذْ ne zaman ki idh
ne zaman ki
نَجَّىٰنَا bizi kurtardı najjānā
bizi kurtardı
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مِنْهَا ۚ ondan min'hā
ondan
وَمَا değildir wamā
değildir
يَكُونُ mümkün yakūnu
mümkün
لَنَآ bizim için lanā
bizim için
أَن dönmemiz an
dönmemiz
نَّعُودَ we return naʿūda
we return
فِيهَآ ona fīhā
ona
إِلَّآ dışında illā
dışında
أَن dilemesi an
dilemesi
يَشَآءَ wills yashāa
wills
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
رَبُّنَا ۚ Rabbimiz rabbunā
Rabbimiz
وَسِعَ kuşatmıştır wasiʿa
kuşatmıştır
رَبُّنَا Rabbimiz rabbunā
Rabbimiz
كُلَّ her kulla
her
شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi
عِلْمًا ۚ bilgice ʿil'man
bilgice
عَلَى Allah'a ʿalā
Allah'a
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
تَوَكَّلْنَا ۚ dayanmışız tawakkalnā
dayanmışız
رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
ٱفْتَحْ aç(ığa çıkar) if'taḥ
aç(ığa çıkar)
بَيْنَنَا aramızı baynanā
aramızı
وَبَيْنَ ve arasını wabayna
ve arasını
قَوْمِنَا kavmimizin qawminā
kavmimizin
بِٱلْحَقِّ gerçekle bil-ḥaqi
gerçekle
وَأَنتَ muhakkak ki sen wa-anta
muhakkak ki sen
خَيْرُ en iyisisin khayru
en iyisisin
ٱلْفَـٰتِحِينَ aç(ığa çıkar)anlanın l-fātiḥīna
aç(ığa çıkar)anlanın
٨٩ (89)
(89)
Milletinin büyüklük taslayan ileri gelenleri, "Ey Şuayb! Ya dinimize dönersiniz ya da, and olsun ki seni ve inananları seninle beraber kentimizden çıkarırız" dediler. Şuayb, onlara: "İstemezsek de mi? Allah bizi dininizden kurtardıktan sonra ona dönecek olursak, doğrusu Allah'a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimizin dilemesi bir yana, dininize dönmek bize yakışmaz. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz yalnız Allah'a güvendik. Rabbimiz! Bizimle milletimiz arasında hak ile Sen hüküm ver, Sen hükmedenlerin en hayırlısısın" dedi.
7:90
وَقَالَ ve dediler ki waqāla
ve dediler ki
ٱلْمَلَأُ ileri gelenler l-mala-u
ileri gelenler
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden kafarū
inkar eden
مِن kavminden min
kavminden
قَوْمِهِۦ his people qawmihi
his people
لَئِنِ eğer la-ini
eğer
ٱتَّبَعْتُمْ uyarsanız ittabaʿtum
uyarsanız
شُعَيْبًا Şu'ayb'e shuʿayban
Şu'ayb'e
إِنَّكُمْ muhakkak siz innakum
muhakkak siz
إِذًۭا ziyana uğrarsınız idhan
ziyana uğrarsınız
لَّخَـٰسِرُونَ (will be) certainly losers lakhāsirūna
(will be) certainly losers
٩٠ (90)
(90)
Milletinin inkar eden ileri gelenleri, "Şuayb'a uyarsanız, and olsun ki siz kaybedersiniz" dediler.
7:91
فَأَخَذَتْهُمُ derken onları yakalayıverdi fa-akhadhathumu
derken onları yakalayıverdi
ٱلرَّجْفَةُ o müthiş sarsıntı l-rajfatu
o müthiş sarsıntı
فَأَصْبَحُوا۟ çökekaldılar fa-aṣbaḥū
çökekaldılar
فِى yurtlarında
yurtlarında
دَارِهِمْ their home(s) dārihim
their home(s)
جَـٰثِمِينَ diz üstü jāthimīna
diz üstü
٩١ (91)
(91)
Bu yüzden onları bir sarsıntı tuttu ve oldukları yerde diz üstü çöküverdiler.
7:92
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَذَّبُوا۟ yalanlayan kadhabū
yalanlayan
شُعَيْبًۭا Şu'ayb'i shuʿayban
Şu'ayb'i
كَأَن sanki gibi oldular ka-an
sanki gibi oldular
لَّمْ hiç oturmamış lam
hiç oturmamış
يَغْنَوْا۟ they (had) lived yaghnaw
they (had) lived
فِيهَا ۚ orada fīhā
orada
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَذَّبُوا۟ yalanlayan kadhabū
yalanlayan
شُعَيْبًۭا Şu'ayb'i shuʿayban
Şu'ayb'i
كَانُوا۟ oldular kānū
oldular
هُمُ onlar humu
onlar
ٱلْخَـٰسِرِينَ ziyana uğrayanlar l-khāsirīna
ziyana uğrayanlar
٩٢ (92)
(92)
Şuayb'ı yalanlayanlar, yurtlarında sanki hiç yaşamamışlar gibi oldular, izleri bile kalmadı. Mahvolanlar, Şuayb'ı yalanlayanlar oldu.
7:93
فَتَوَلَّىٰ öteye döndü fatawallā
öteye döndü
عَنْهُمْ onlardan ʿanhum
onlardan
وَقَالَ ve dedi waqāla
ve dedi
يَـٰقَوْمِ Ey kavmim yāqawmi
Ey kavmim
لَقَدْ andolsun laqad
andolsun
أَبْلَغْتُكُمْ ben size duyurdum ablaghtukum
ben size duyurdum
رِسَـٰلَـٰتِ mesajlarını risālāti
mesajlarını
رَبِّى Rabbimin rabbī
Rabbimin
وَنَصَحْتُ ve öğüt verdim wanaṣaḥtu
ve öğüt verdim
لَكُمْ ۖ size lakum
size
فَكَيْفَ artık nasıl fakayfa
artık nasıl
ءَاسَىٰ acırım āsā
acırım
عَلَىٰ bir kavme ʿalā
bir kavme
قَوْمٍۢ a people qawmin
a people
كَـٰفِرِينَ kafir kāfirīna
kafir
٩٣ (93)
(93)
Şuayb onlardan döndü de, "Ey milletim! And olsun ki, Rabbimin sözlerini size bildirdim, öğüt verdim; inkarcı millet için niçin üzüleyim?" dedi.
7:94
وَمَآ ve wamā
ve
أَرْسَلْنَا göndermedik arsalnā
göndermedik
فِى bir ülkeye
bir ülkeye
قَرْيَةٍۢ a city qaryatin
a city
مِّن hiçbir min
hiçbir
نَّبِىٍّ peygamber nabiyyin
peygamber
إِلَّآ sık(ma)dığımız illā
sık(ma)dığımız
أَخَذْنَآ We seized akhadhnā
We seized
أَهْلَهَا halkını ahlahā
halkını
بِٱلْبَأْسَآءِ yoksulluk bil-basāi
yoksulluk
وَٱلضَّرَّآءِ ve darlıkla wal-ḍarāi
ve darlıkla
لَعَلَّهُمْ diye laʿallahum
diye
يَضَّرَّعُونَ yalvarıp yakarsınlar yaḍḍarraʿūna
yalvarıp yakarsınlar
٩٤ (94)
(94)
Biz hangi kente (ülkeye) bir peygamber gönderdikse, ora halkını, yalvarıp yakarsınlar diye, darlık ve sıkıntıya uğratmışızdır.
7:95
ثُمَّ sonra thumma
sonra
بَدَّلْنَا değiştirip getirdik baddalnā
değiştirip getirdik
مَكَانَ yerine makāna
yerine
ٱلسَّيِّئَةِ kötülüğü l-sayi-ati
kötülüğü
ٱلْحَسَنَةَ iyilik l-ḥasanata
iyilik
حَتَّىٰ ta ki ḥattā
ta ki
عَفَوا۟ çoğaldılar ʿafaw
çoğaldılar
وَّقَالُوا۟ ve dediler waqālū
ve dediler
قَدْ muhakkak qad
muhakkak
مَسَّ dokunmuştu massa
dokunmuştu
ءَابَآءَنَا atalarımıza ābāanā
atalarımıza
ٱلضَّرَّآءُ darlık l-ḍarāu
darlık
وَٱلسَّرَّآءُ ve sevinç wal-sarāu
ve sevinç
فَأَخَذْنَـٰهُم biz de onları yakaladık fa-akhadhnāhum
biz de onları yakaladık
بَغْتَةًۭ ansızın baghtatan
ansızın
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
لَا değillerdi
değillerdi
يَشْعُرُونَ farkında yashʿurūna
farkında
٩٥ (95)
(95)
Sonra kötülüğün yerine iyiliği koyduk, öyle ki, çoğalıp, "babalarımız da darlığa uğramış, bolluğa kavuşmuşlardı" dediler. Bu yüzden onları haberleri olmadan, ansızın yakalayıverdik.
7:96
وَلَوْ ve şayet walaw
ve şayet
أَنَّ elbette anna
elbette
أَهْلَ halkı ahla
halkı
ٱلْقُرَىٰٓ (O) ülkelerin l-qurā
(O) ülkelerin
ءَامَنُوا۟ inansalardı āmanū
inansalardı
وَٱتَّقَوْا۟ ve korunsalardı wa-ittaqaw
ve korunsalardı
لَفَتَحْنَا açardık lafataḥnā
açardık
عَلَيْهِم üzerlerine ʿalayhim
üzerlerine
بَرَكَـٰتٍۢ bolluklar barakātin
bolluklar
مِّنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ the heaven l-samāi
the heaven
وَٱلْأَرْضِ ve yer(den) wal-arḍi
ve yer(den)
وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat
كَذَّبُوا۟ yalanladılar kadhabū
yalanladılar
فَأَخَذْنَـٰهُم biz de onları yakaladık fa-akhadhnāhum
biz de onları yakaladık
بِمَا şeylerle bimā
şeylerle
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
يَكْسِبُونَ kazanıyor yaksibūna
kazanıyor
٩٦ (96)
(96)
Eğer kentlerin halkı inanmış ve Bize karşı gelmekten sakınmış olsalardı, onlara göğün ve yerin bolluklarını verirdik. Ama yalanladılar; bu yüzden onları, yaptıklarına karşılık yakalayıverdik.
7:97
أَفَأَمِنَ emin midirler? afa-amina
emin midirler?
أَهْلُ halkı ahlu
halkı
ٱلْقُرَىٰٓ (o) ülkelerin l-qurā
(o) ülkelerin
أَن kendilerine gelmeyeceğinden an
kendilerine gelmeyeceğinden
يَأْتِيَهُم comes to them yatiyahum
comes to them
بَأْسُنَا azabımızın basunā
azabımızın
بَيَـٰتًۭا geceleyin bayātan
geceleyin
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
نَآئِمُونَ uyurlarken nāimūna
uyurlarken
٩٧ (97)
(97)
Kentlerin halkı, geceleyin uyurlarken azabımızın kendilerine gelmesinden güvende miydiler?
7:98
أَوَأَمِنَ Ya da emin midirler? awa-amina
Ya da emin midirler?
أَهْلُ halkı ahlu
halkı
ٱلْقُرَىٰٓ (o) ülkelerin l-qurā
(o) ülkelerin
أَن onlara gelmeyeceğinden an
onlara gelmeyeceğinden
يَأْتِيَهُم comes to them yatiyahum
comes to them
بَأْسُنَا azabımızın basunā
azabımızın
ضُحًۭى kuşluk vakti ḍuḥan
kuşluk vakti
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
يَلْعَبُونَ eğlenirlerken yalʿabūna
eğlenirlerken
٩٨ (98)
(98)
Yahut kentlerin halkı, kuşluk vakti eğlenirlerken azabımızın kendilerine gelmesinden güvende miydiler?
7:99
أَفَأَمِنُوا۟ emin mi oldular? afa-aminū
emin mi oldular?
مَكْرَ tuzağından makra
tuzağından
ٱللَّهِ ۚ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
فَلَا olamaz falā
olamaz
يَأْمَنُ emin yamanu
emin
مَكْرَ tuzağından makra
tuzağından
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
إِلَّا başkası illā
başkası
ٱلْقَوْمُ topluluktan l-qawmu
topluluktan
ٱلْخَـٰسِرُونَ ziyana uğrayan l-khāsirūna
ziyana uğrayan
٩٩ (99)
(99)
Onlar Allah'ın düzeninden güvende miydiler? Allah'ın düzeninden ancak mahvolacak millet güvende olur. Sahiplerinden sonra yeryüzüne mirasçı olan kimselere hala şu açıkça anlaşılmadı mı ki Biz dileseydik onları da suçlarının cezasına uğratırdık.
7:100
أَوَلَمْ yola getirmedi mi? awalam
yola getirmedi mi?
يَهْدِ guide yahdi
guide
لِلَّذِينَ kimseleri lilladhīna
kimseleri
يَرِثُونَ varis olanları yarithūna
varis olanları
ٱلْأَرْضَ şu toprağa l-arḍa
şu toprağa
مِنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
أَهْلِهَآ sahiplerinden ahlihā
sahiplerinden
أَن eğer an
eğer
لَّوْ if law
if
نَشَآءُ biz dilesek nashāu
biz dilesek
أَصَبْنَـٰهُم kendilerini de cezalandırırız aṣabnāhum
kendilerini de cezalandırırız
بِذُنُوبِهِمْ ۚ günahlarıyle bidhunūbihim
günahlarıyle
وَنَطْبَعُ ve mühürleriz wanaṭbaʿu
ve mühürleriz
عَلَىٰ üzerini ʿalā
üzerini
قُلُوبِهِمْ kalblerinin qulūbihim
kalblerinin
فَهُمْ artık onlar fahum
artık onlar
لَا hiç işitmezler
hiç işitmezler
يَسْمَعُونَ hear yasmaʿūna
hear
١٠٠ (100)
(100)
Kalblerini kapatıp mühürleriz de birşey duymazlar.
7:101
تِلْكَ işte o til'ka
işte o
ٱلْقُرَىٰ ülkeler l-qurā
ülkeler
نَقُصُّ anlatıyoruz naquṣṣu
anlatıyoruz
عَلَيْكَ sana ʿalayka
sana
مِنْ onların haberlerinden min
onların haberlerinden
أَنۢبَآئِهَا ۚ their news anbāihā
their news
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
جَآءَتْهُمْ onlara getirmişlerdi jāathum
onlara getirmişlerdi
رُسُلُهُم elçileri rusuluhum
elçileri
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ açık deliller bil-bayināti
açık deliller
فَمَا fakat hayır famā
fakat hayır
كَانُوا۟ onlar kānū
onlar
لِيُؤْمِنُوا۟ inanmadılar liyu'minū
inanmadılar
بِمَا ötürü bimā
ötürü
كَذَّبُوا۟ yalanladıklarından kadhabū
yalanladıklarından
مِن önceden min
önceden
قَبْلُ ۚ before qablu
before
كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle
يَطْبَعُ mühürler yaṭbaʿu
mühürler
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَلَىٰ üzerini ʿalā
üzerini
قُلُوبِ kalbleri qulūbi
kalbleri
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirlerin l-kāfirīna
kafirlerin
١٠١ (101)
(101)
İşte o kentlerin haberlerini sana anlatıyoruz. And olsun ki onlara peygamberler belgeler getirdi; önceleri yalanladıklarından ötürü inanamadılar. Allah kafirlerin kalblerini böylece kapatıp mühürler.
7:102
وَمَا ve wamā
ve
وَجَدْنَا bulmadık wajadnā
bulmadık
لِأَكْثَرِهِم onların çoklarında li-aktharihim
onların çoklarında
مِّنْ hiç min
hiç
عَهْدٍۢ ۖ sözünde durma ʿahdin
sözünde durma
وَإِن ve fakat wa-in
ve fakat
وَجَدْنَآ bulduk wajadnā
bulduk
أَكْثَرَهُمْ onların çoklarını aktharahum
onların çoklarını
لَفَـٰسِقِينَ yoldan çıkmış lafāsiqīna
yoldan çıkmış
١٠٢ (102)
(102)
Onların çoğunda ahde bağlılık görmedik, çoğunu fasık kimseler olarak bulduk.
7:103
ثُمَّ sonra thumma
sonra
بَعَثْنَا gönderdik baʿathnā
gönderdik
مِنۢ ardlarından min
ardlarından
بَعْدِهِم after them baʿdihim
after them
مُّوسَىٰ Musa'yı mūsā
Musa'yı
بِـَٔايَـٰتِنَآ ayetlerimizle biāyātinā
ayetlerimizle
إِلَىٰ Fir'avn'a ilā
Fir'avn'a
فِرْعَوْنَ Firaun fir'ʿawna
Firaun
وَمَلَإِي۟هِۦ ve onun ileri gelenlerine wamala-ihi
ve onun ileri gelenlerine
فَظَلَمُوا۟ haksızlık ettiler faẓalamū
haksızlık ettiler
بِهَا ۖ (ayetlerimize) bihā
(ayetlerimize)
فَٱنظُرْ fakat bak fa-unẓur
fakat bak
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
كَانَ oldu kāna
oldu
عَـٰقِبَةُ sonu ʿāqibatu
sonu
ٱلْمُفْسِدِينَ bozguncuların l-muf'sidīna
bozguncuların
١٠٣ (103)
(103)
Sonra peygamberlerin ardından Musa'yı ayetlerimizle Firavun ve erkanına gönderdik. Ayetlerimize karşı haksızlık ettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak.
7:104
وَقَالَ dedi ki waqāla
dedi ki
مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa
يَـٰفِرْعَوْنُ Ey Fir'avn yāfir'ʿawnu
Ey Fir'avn
إِنِّى muhakkak ben innī
muhakkak ben
رَسُولٌۭ bir elçiyim rasūlun
bir elçiyim
مِّن tarafından min
tarafından
رَّبِّ Rabbi rabbi
Rabbi
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin
١٠٤ (104)
(104)
Musa, "Ey Firavun! Ben alemlerin Rabbinin peygamberiyim.
7:105
حَقِيقٌ borçtur ḥaqīqun
borçtur
عَلَىٰٓ benim üzerime ʿalā
benim üzerime
أَن ki an
ki
لَّآ asla
asla
أَقُولَ söylememem aqūla
söylememem
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
إِلَّا başkasını illā
başkasını
ٱلْحَقَّ ۚ gerçekten l-ḥaqa
gerçekten
قَدْ andolsun qad
andolsun
جِئْتُكُم size getirdim ji'tukum
size getirdim
بِبَيِّنَةٍۢ açık bir delil bibayyinatin
açık bir delil
مِّن Rabbinizden min
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ your Lord rabbikum
your Lord
فَأَرْسِلْ artık gönder fa-arsil
artık gönder
مَعِىَ benimle maʿiya
benimle
بَنِىٓ oğullarını banī
oğullarını
إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail
١٠٥ (105)
(105)
Bana Allah'a karşı ancak gerçeği söylemek yaraşır. Size Rabbinizden bir mucize getirdim, İsrailoğullarını benimle beraber gönder" dedi.
7:106
قَالَ (Fir'avn) dedi qāla
(Fir'avn) dedi
إِن eğer in
eğer
كُنتَ isen kunta
isen
جِئْتَ getirmiş ji'ta
getirmiş
بِـَٔايَةٍۢ bir ayet biāyatin
bir ayet
فَأْتِ getir bakalım fati
getir bakalım
بِهَآ onu bihā
onu
إِن şayet in
şayet
كُنتَ isen kunta
isen
مِنَ doğru söyleyenlerden mina
doğru söyleyenlerden
ٱلصَّـٰدِقِينَ the truthful l-ṣādiqīna
the truthful
١٠٦ (106)
(106)
Firavun: "Bir mucize getirdiysen ortaya koy bakalım, doğru sözlülerden isen bunu yaparsın" dedi.
7:107
فَأَلْقَىٰ bunun üzerine attı fa-alqā
bunun üzerine attı
عَصَاهُ asasını ʿaṣāhu
asasını
فَإِذَا birden fa-idhā
birden
هِىَ o hiya
o
ثُعْبَانٌۭ bir ejderha (oluverdi) thuʿ'bānun
bir ejderha (oluverdi)
مُّبِينٌۭ açıkça mubīnun
açıkça
١٠٧ (107)
(107)
Musa, asasını yere atar atmaz apaçık bir yılan (ejderha) oluverdi; elini çıkardı, bakanlar bembeyaz olduğunu gördüler.
7:108
وَنَزَعَ ve (böğründen) çıkardı wanazaʿa
ve (böğründen) çıkardı
يَدَهُۥ elini yadahu
elini
فَإِذَا birden fa-idhā
birden
هِىَ o hiya
o
بَيْضَآءُ bembeyaz parlayıverdi bayḍāu
bembeyaz parlayıverdi
لِلنَّـٰظِرِينَ bakanlar için lilnnāẓirīna
bakanlar için
١٠٨ (108)
(108)
Musa, asasını yere atar atmaz apaçık bir yılan (ejderha) oluverdi; elini çıkardı, bakanlar bembeyaz olduğunu gördüler.
7:109
قَالَ dedi(ler) ki qāla
dedi(ler) ki
ٱلْمَلَأُ ileri gelenler l-mala-u
ileri gelenler
مِن kavminden min
kavminden
قَوْمِ (the) people qawmi
(the) people
فِرْعَوْنَ Fir'avn fir'ʿawna
Fir'avn
إِنَّ muhakkak inna
muhakkak
هَـٰذَا bu hādhā
bu
لَسَـٰحِرٌ bir büyücüdür lasāḥirun
bir büyücüdür
عَلِيمٌۭ çok bilgili ʿalīmun
çok bilgili
١٠٩ (109)
(109)
Firavun milletinin ileri gelenleri, "Doğrusu bu bilgin bir sihirbazdır, sizi memleketinizden çıkarmak istiyor" dediler. Firavun: "Ne buyurursunuz?" dedi.
7:110
يُرِيدُ istiyor yurīdu
istiyor
أَن sizi çıkarmak an
sizi çıkarmak
يُخْرِجَكُم drive you out yukh'rijakum
drive you out
مِّنْ yurdunuzdan min
yurdunuzdan
أَرْضِكُمْ ۖ your land arḍikum
your land
فَمَاذَا ne? famādhā
ne?
تَأْمُرُونَ buyurursunuz tamurūna
buyurursunuz
١١٠ (110)
(110)
Firavun milletinin ileri gelenleri, "Doğrusu bu bilgin bir sihirbazdır, sizi memleketinizden çıkarmak istiyor" dediler. Firavun: "Ne buyurursunuz?" dedi.
7:111
قَالُوٓا۟ dediler qālū
dediler
أَرْجِهْ onu beklet arjih
onu beklet
وَأَخَاهُ ve kardeşini de wa-akhāhu
ve kardeşini de
وَأَرْسِلْ ve gönder wa-arsil
ve gönder
فِى şehirlere
şehirlere
ٱلْمَدَآئِنِ the cities l-madāini
the cities
حَـٰشِرِينَ toplayıcılar (olarak) ḥāshirīna
toplayıcılar (olarak)
١١١ (111)
(111)
"Onu ve kardeşini eğle; şehirlere toplayıcılar gönder, bütün bilgin sihirbazları sana getirsinler" dediler.
7:112
يَأْتُوكَ sana getirsinler yatūka
sana getirsinler
بِكُلِّ bütün bikulli
bütün
سَـٰحِرٍ büyücüleri sāḥirin
büyücüleri
عَلِيمٍۢ bilgili ʿalīmin
bilgili
١١٢ (112)
(112)
"Onu ve kardeşini eğle; şehirlere toplayıcılar gönder, bütün bilgin sihirbazları sana getirsinler" dediler.
7:113
وَجَآءَ ve geldi wajāa
ve geldi
ٱلسَّحَرَةُ büyücüler l-saḥaratu
büyücüler
فِرْعَوْنَ Fir'avn'a fir'ʿawna
Fir'avn'a
قَالُوٓا۟ dediler qālū
dediler
إِنَّ elbette inna
elbette
لَنَا bize lanā
bize
لَأَجْرًا bir mükafat var (değil mi?) la-ajran
bir mükafat var (değil mi?)
إِن eğer in
eğer
كُنَّا olursak kunnā
olursak
نَحْنُ biz naḥnu
biz
ٱلْغَـٰلِبِينَ üstün gelen l-ghālibīna
üstün gelen
١١٣ (113)
(113)
Sihirbazlar Firavun'a geldi, "Yenecek olursak bize şüphesiz bir mükafat var değil mi?" dediler.
7:114
قَالَ dedi qāla
dedi
نَعَمْ evet naʿam
evet
وَإِنَّكُمْ hem de siz wa-innakum
hem de siz
لَمِنَ olanlardansınız lamina
olanlardansınız
ٱلْمُقَرَّبِينَ yakınlar(ım) l-muqarabīna
yakınlar(ım)
١١٤ (114)
(114)
Firavun, "Evet, yenerseniz gözdelerden olacaksınız" dedi.
7:115
قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki
يَـٰمُوسَىٰٓ Ey Musa yāmūsā
Ey Musa
إِمَّآ önce mi? immā
önce mi?
أَن sen atacaksın an
sen atacaksın
تُلْقِىَ you throw tul'qiya
you throw
وَإِمَّآ yoksa wa-immā
yoksa
أَن olalım an
olalım
نَّكُونَ we will be nakūna
we will be
نَحْنُ biz (mi) naḥnu
biz (mi)
ٱلْمُلْقِينَ (önce) atanlar l-mul'qīna
(önce) atanlar
١١٥ (115)
(115)
Sihirbazlar: "Ey Musa! Marifetini ya sen ortaya koy veya biz koyalım" dediler.
7:116
قَالَ dedi qāla
dedi
أَلْقُوا۟ ۖ siz atın alqū
siz atın
فَلَمَّآ ne zaman ki falammā
ne zaman ki
أَلْقَوْا۟ atınca alqaw
atınca
سَحَرُوٓا۟ büyülediler saḥarū
büyülediler
أَعْيُنَ gözlerini aʿyuna
gözlerini
ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların
وَٱسْتَرْهَبُوهُمْ ve onları ürküttüler wa-is'tarhabūhum
ve onları ürküttüler
وَجَآءُو ve getirdiler wajāū
ve getirdiler
بِسِحْرٍ bir büyü bisiḥ'rin
bir büyü
عَظِيمٍۢ büyük ʿaẓīmin
büyük
١١٦ (116)
(116)
Musa: "Siz koyun" dedi. Sihirbazlar marifetlerini ortaya koyunca insanların gözlerini sihirlediler ve onları ürküttüler, büyük bir sihir yaptılar.
7:117
۞ وَأَوْحَيْنَآ ve biz de vahyettik wa-awḥaynā
ve biz de vahyettik
إِلَىٰ Musa'ya ilā
Musa'ya
مُوسَىٰٓ Musa mūsā
Musa
أَنْ diye an
diye
أَلْقِ at alqi
at
عَصَاكَ ۖ Asanı ʿaṣāka
Asanı
فَإِذَا (bir de baktılar ki) fa-idhā
(bir de baktılar ki)
هِىَ o hiya
o
تَلْقَفُ yakalayıp yutuyor talqafu
yakalayıp yutuyor
مَا şeyleri
şeyleri
يَأْفِكُونَ onların uydurdukları yafikūna
onların uydurdukları
١١٧ (117)
(117)
Biz de Musa'ya, "Asanı koyuver" dedik, o da koydu; hemen onların uydurduklarını yutmaya başladı.
7:118
فَوَقَعَ ortaya çıktı fawaqaʿa
ortaya çıktı
ٱلْحَقُّ gerçek l-ḥaqu
gerçek
وَبَطَلَ ve batıl oldu wabaṭala
ve batıl oldu
مَا şeyler
şeyler
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
يَعْمَلُونَ yapıyor(lar) yaʿmalūna
yapıyor(lar)
١١٨ (118)
(118)
Hak tahakkuk etti, onların yaptıkları boşa gitti.
7:119
فَغُلِبُوا۟ yenildiler faghulibū
yenildiler
هُنَالِكَ orada hunālika
orada
وَٱنقَلَبُوا۟ ve düştüler wa-inqalabū
ve düştüler
صَـٰغِرِينَ küçük ṣāghirīna
küçük
١١٩ (119)
(119)
İşte orada yenildiler, küçük düştüler.
7:120
وَأُلْقِىَ ve kapandılar wa-ul'qiya
ve kapandılar
ٱلسَّحَرَةُ büyücüler l-saḥaratu
büyücüler
سَـٰجِدِينَ secdeye sājidīna
secdeye
١٢٠ (120)
(120)
Sihirbazlar secdeye kapanıp, "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.
7:121
قَالُوٓا۟ dediler qālū
dediler
ءَامَنَّا inandık āmannā
inandık
بِرَبِّ Rabbine birabbi
Rabbine
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin
١٢١ (121)
(121)
Sihirbazlar secdeye kapanıp, "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.
7:122
رَبِّ Rabbine rabbi
Rabbine
مُوسَىٰ Musa'nın mūsā
Musa'nın
وَهَـٰرُونَ ve Harun'un wahārūna
ve Harun'un
١٢٢ (122)
(122)
Sihirbazlar secdeye kapanıp, "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.
7:123
قَالَ dedi qāla
dedi
فِرْعَوْنُ Fir'avn fir'ʿawnu
Fir'avn
ءَامَنتُم inandınız mı? āmantum
inandınız mı?
بِهِۦ ona bihi
ona
قَبْلَ önce qabla
önce
أَنْ ben izin vermeden an
ben izin vermeden
ءَاذَنَ I give permission ādhana
I give permission
لَكُمْ ۖ size lakum
size
إِنَّ muhakkak ki inna
muhakkak ki
هَـٰذَا bu hādhā
bu
لَمَكْرٌۭ bir tuzaktır lamakrun
bir tuzaktır
مَّكَرْتُمُوهُ kurduğunuz makartumūhu
kurduğunuz
فِى şehirde
şehirde
ٱلْمَدِينَةِ the city l-madīnati
the city
لِتُخْرِجُوا۟ çıkarmak için litukh'rijū
çıkarmak için
مِنْهَآ oradan min'hā
oradan
أَهْلَهَا ۖ halkını ahlahā
halkını
فَسَوْفَ ama yakında fasawfa
ama yakında
تَعْلَمُونَ bileceksiniz taʿlamūna
bileceksiniz
١٢٣ (123)
(123)
Firavun: "Ben size izin vermeden mi O'na inandınız? Doğrusu bu, halkı şehirden çıkarmak için düzdüğünüz bir hiledir, fakat siz göreceksiniz. And olsun ki, ellerinizi ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da hepinizi asacağım" dedi.
7:124
لَأُقَطِّعَنَّ elbette keseceğim la-uqaṭṭiʿanna
elbette keseceğim
أَيْدِيَكُمْ ellerinizi aydiyakum
ellerinizi
وَأَرْجُلَكُم ve ayaklarınızı wa-arjulakum
ve ayaklarınızı
مِّنْ çaprazlama min
çaprazlama
خِلَـٰفٍۢ opposite (sides) khilāfin
opposite (sides)
ثُمَّ sonra thumma
sonra
لَأُصَلِّبَنَّكُمْ asacağım la-uṣallibannakum
asacağım
أَجْمَعِينَ hepinizi ajmaʿīna
hepinizi
١٢٤ (124)
(124)
Firavun: "Ben size izin vermeden mi O'na inandınız? Doğrusu bu, halkı şehirden çıkarmak için düzdüğünüz bir hiledir, fakat siz göreceksiniz. And olsun ki, ellerinizi ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da hepinizi asacağım" dedi.
7:125
قَالُوٓا۟ dediler ki qālū
dediler ki
إِنَّآ biz zaten innā
biz zaten
إِلَىٰ Rabbimize ilā
Rabbimize
رَبِّنَا our Lord rabbinā
our Lord
مُنقَلِبُونَ döneceğiz munqalibūna
döneceğiz
١٢٥ (125)
(125)
Onlar da: "Doğrusu biz ancak Rabbimize döneriz. Rabbimizin ayetleri gelince, onlara inanmamızdan ötürü bizden öç alıyorsun. Rabbimiz! Bize sabır ver ve canımızı müslim olarak al" dediler.
7:126
وَمَا ve wamā
ve
تَنقِمُ öc almıyorsun tanqimu
öc almıyorsun
مِنَّآ bizden minnā
bizden
إِلَّآ dışında illā
dışında
أَنْ inanmamız an
inanmamız
ءَامَنَّا we believed āmannā
we believed
بِـَٔايَـٰتِ ayetlerine biāyāti
ayetlerine
رَبِّنَا Rabbimizin rabbinā
Rabbimizin
لَمَّا zaman lammā
zaman
جَآءَتْنَا ۚ bize geldiği jāatnā
bize geldiği
رَبَّنَآ Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
أَفْرِغْ boşalt afrigh
boşalt
عَلَيْنَا üzerimize ʿalaynā
üzerimize
صَبْرًۭا sabır ṣabran
sabır
وَتَوَفَّنَا ve bizi öldür watawaffanā
ve bizi öldür
مُسْلِمِينَ müslümanlar olarak mus'limīna
müslümanlar olarak
١٢٦ (126)
(126)
Onlar da: "Doğrusu biz ancak Rabbimize döneriz. Rabbimizin ayetleri gelince, onlara inanmamızdan ötürü bizden öç alıyorsun. Rabbimiz! Bize sabır ver ve canımızı müslim olarak al" dediler.
7:127
وَقَالَ dedi ki waqāla
dedi ki
ٱلْمَلَأُ ileri gelen bir topluluk l-mala-u
ileri gelen bir topluluk
مِن kavminden min
kavminden
قَوْمِ (the) people qawmi
(the) people
فِرْعَوْنَ Fir'avn fir'ʿawna
Fir'avn
أَتَذَرُ bırakacak mısın? atadharu
bırakacak mısın?
مُوسَىٰ Musa'yı mūsā
Musa'yı
وَقَوْمَهُۥ ve kavmini waqawmahu
ve kavmini
لِيُفْسِدُوا۟ bozgunculuk yapsınlar diye liyuf'sidū
bozgunculuk yapsınlar diye
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
وَيَذَرَكَ ve seni terk edip wayadharaka
ve seni terk edip
وَءَالِهَتَكَ ۚ ve tanrılarını waālihataka
ve tanrılarını
قَالَ dedi qāla
dedi
سَنُقَتِّلُ biz öldüreceğiz sanuqattilu
biz öldüreceğiz
أَبْنَآءَهُمْ onların oğullarını abnāahum
onların oğullarını
وَنَسْتَحْىِۦ ve sağ bırakacağız wanastaḥyī
ve sağ bırakacağız
نِسَآءَهُمْ kadınlarını nisāahum
kadınlarını
وَإِنَّا ve biz daima wa-innā
ve biz daima
فَوْقَهُمْ onların üstünde fawqahum
onların üstünde
قَـٰهِرُونَ eziciler olacağız qāhirūna
eziciler olacağız
١٢٧ (127)
(127)
Firavun milletinin ileri gelenleri: "Musa'yı ve milletini yeryüzünde bozgunculuk yapsınlar, seni ve tanrılarını bıraksınlar diye mi koyveriyorsun?" dediler. Firavun: "Onların oğullarını öldüreceğiz, kadınlarını sağ bırakacağız. Elbette biz onları ezecek üstünlükteyiz" dedi.
7:128
قَالَ dedi qāla
dedi
مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa
لِقَوْمِهِ kavmine liqawmihi
kavmine
ٱسْتَعِينُوا۟ yardım isteyin is'taʿīnū
yardım isteyin
بِٱللَّهِ Allah'tan bil-lahi
Allah'tan
وَٱصْبِرُوٓا۟ ۖ ve sabredin wa-iṣ'birū
ve sabredin
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلْأَرْضَ yeryüzü l-arḍa
yeryüzü
لِلَّهِ Allah'ındır lillahi
Allah'ındır
يُورِثُهَا onu verir yūrithuhā
onu verir
مَن kimseye man
kimseye
يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği
مِنْ kullarından min
kullarından
عِبَادِهِۦ ۖ His servants ʿibādihi
His servants
وَٱلْعَـٰقِبَةُ ve sonuç wal-ʿāqibatu
ve sonuç
لِلْمُتَّقِينَ korunanlarındır lil'muttaqīna
korunanlarındır
١٢٨ (128)
(128)
Musa milletine: "Allah'tan yardım dileyin ve sabredin; yeryüzü şüphesiz Allah'ındır, kullarından dilediğini ona mirasçı kılar; sonuç Allah'a karşı gelmekten sakınanlarındır" dedi.
7:129
قَالُوٓا۟ dediler qālū
dediler
أُوذِينَا bize işkence edildi ūdhīnā
bize işkence edildi
مِن önceden min
önceden
قَبْلِ before qabli
before
أَن sen bize gelmezden an
sen bize gelmezden
تَأْتِيَنَا you came to us tatiyanā
you came to us
وَمِنۢ ve wamin
ve
بَعْدِ sonradan baʿdi
sonradan
مَا sen bize geldikten
sen bize geldikten
جِئْتَنَا ۚ you have come to us ji'tanā
you have come to us
قَالَ dedi qāla
dedi
عَسَىٰ umulur ki ʿasā
umulur ki
رَبُّكُمْ Rabbiniz rabbukum
Rabbiniz
أَن yok eder an
yok eder
يُهْلِكَ will destroy yuh'lika
will destroy
عَدُوَّكُمْ düşmanınızı ʿaduwwakum
düşmanınızı
وَيَسْتَخْلِفَكُمْ ve sizi hakim kılar wayastakhlifakum
ve sizi hakim kılar
فِى yeryüzüne
yeryüzüne
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
فَيَنظُرَ böylece bakar fayanẓura
böylece bakar
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
تَعْمَلُونَ hareket edeceğinize taʿmalūna
hareket edeceğinize
١٢٩ (129)
(129)
Milleti: "Sen bize gelmeden önce de, geldikten sonra da eziyet çektik" dediler. Musa da: "Rabbinizin düşmanlarınızı yok etmesi ve yeryüzünde sizi onların yerine geçirmesi umulur. O zaman nasıl davranacağınıza bakar" dedi.
7:130
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
أَخَذْنَآ biz tuttuk akhadhnā
biz tuttuk
ءَالَ ailesini āla
ailesini
فِرْعَوْنَ Fir'avn fir'ʿawna
Fir'avn
بِٱلسِّنِينَ yıllarca bil-sinīna
yıllarca
وَنَقْصٍۢ ve darlığıyla wanaqṣin
ve darlığıyla
مِّنَ ürünlerin mina
ürünlerin
ٱلثَّمَرَٰتِ [the] fruits l-thamarāti
[the] fruits
لَعَلَّهُمْ belki (diye) laʿallahum
belki (diye)
يَذَّكَّرُونَ öğüt alırlar yadhakkarūna
öğüt alırlar
١٣٠ (130)
(130)
And olsun ki, Biz de Firavun ailesini, ders alsınlar diye, yıllarca kuraklığa ve ürün kıtlığına uğrattık.
7:131
فَإِذَا zaman fa-idhā
zaman
جَآءَتْهُمُ onlara geldiği jāathumu
onlara geldiği
ٱلْحَسَنَةُ bir iyilik l-ḥasanatu
bir iyilik
قَالُوا۟ derler qālū
derler
لَنَا bizimdir lanā
bizimdir
هَـٰذِهِۦ ۖ bu hādhihi
bu
وَإِن eğer wa-in
eğer
تُصِبْهُمْ kendilerine ulaşırsa tuṣib'hum
kendilerine ulaşırsa
سَيِّئَةٌۭ bir kötülük sayyi-atun
bir kötülük
يَطَّيَّرُوا۟ uğursuz sayarlardı yaṭṭayyarū
uğursuz sayarlardı
بِمُوسَىٰ Musa bimūsā
Musa
وَمَن kimseleri waman
kimseleri
مَّعَهُۥٓ ۗ ve beraberindeki maʿahu
ve beraberindeki
أَلَآ iyi bilinki alā
iyi bilinki
إِنَّمَا ancak innamā
ancak
طَـٰٓئِرُهُمْ onların uğursuzluğu ṭāiruhum
onların uğursuzluğu
عِندَ katındadır ʿinda
katındadır
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat
أَكْثَرَهُمْ çokları aktharahum
çokları
لَا bilmezler
bilmezler
يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know
١٣١ (131)
(131)
Onlara bir iyilik geldiği zaman; "Bu bizden ötürüdür" derler, bir fenalığa uğrarlarsa da, Musa ve onunla beraber olanların uğursuzluğuna verirlerdi. Bilin ki, kendilerinin uğradığı uğursuzluk Allah katındandır, fakat çoğu bunu bilmezler.
7:132
وَقَالُوا۟ ve dediler ki waqālū
ve dediler ki
مَهْمَا ne kadar mahmā
ne kadar
تَأْتِنَا getirsen de bize tatinā
getirsen de bize
بِهِۦ bir bihi
bir
مِنْ of min
of
ءَايَةٍۢ mu'cize āyatin
mu'cize
لِّتَسْحَرَنَا bizi büyülemek için litasḥaranā
bizi büyülemek için
بِهَا onunla; bihā
onunla;
فَمَا değiliz famā
değiliz
نَحْنُ biz naḥnu
biz
لَكَ sana laka
sana
بِمُؤْمِنِينَ inanacak bimu'minīna
inanacak
١٣٢ (132)
(132)
Firavun ailesi: "Bizi sihirlemek için ne mucize gösterirsen göster, sana inanmayacağız" dediler.
7:133
فَأَرْسَلْنَا biz de gönderdik fa-arsalnā
biz de gönderdik
عَلَيْهِمُ onların üzerine ʿalayhimu
onların üzerine
ٱلطُّوفَانَ tufan l-ṭūfāna
tufan
وَٱلْجَرَادَ ve çekirge wal-jarāda
ve çekirge
وَٱلْقُمَّلَ ve kımıl (haşerat) wal-qumala
ve kımıl (haşerat)
وَٱلضَّفَادِعَ ve kurbağalar wal-ḍafādiʿa
ve kurbağalar
وَٱلدَّمَ ve Kan wal-dama
ve Kan
ءَايَـٰتٍۢ mu'cizeler olarak āyātin
mu'cizeler olarak
مُّفَصَّلَـٰتٍۢ ayrı ayrı mufaṣṣalātin
ayrı ayrı
فَٱسْتَكْبَرُوا۟ ama yine büyüklük tasladılar fa-is'takbarū
ama yine büyüklük tasladılar
وَكَانُوا۟ ve oldular wakānū
ve oldular
قَوْمًۭا bir topluluk qawman
bir topluluk
مُّجْرِمِينَ suçlu muj'rimīna
suçlu
١٣٣ (133)
(133)
Bunun üzerine su baskınını, çekirgeyi, haşeratı, kurbağaları ve kanı birbirinden ayrı mucizeler olarak onlara musallat kıldık; yine de büyüklük taslayıp suçlu bir millet oldular.
7:134
وَلَمَّا ne zaman ki walammā
ne zaman ki
وَقَعَ çökünce waqaʿa
çökünce
عَلَيْهِمُ üzerlerine ʿalayhimu
üzerlerine
ٱلرِّجْزُ azab l-rij'zu
azab
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
يَـٰمُوسَى Ey Musa yāmūsā
Ey Musa
ٱدْعُ du'a et ud'ʿu
du'a et
لَنَا bizim için lanā
bizim için
رَبَّكَ Rabbine rabbaka
Rabbine
بِمَا üzerine bimā
üzerine
عَهِدَ verdiği söz ʿahida
verdiği söz
عِندَكَ ۖ sana ʿindaka
sana
لَئِن eğer la-in
eğer
كَشَفْتَ kaldırırsan kashafta
kaldırırsan
عَنَّا bizden ʿannā
bizden
ٱلرِّجْزَ azabı l-rij'za
azabı
لَنُؤْمِنَنَّ muhakkak inanacağız lanu'minanna
muhakkak inanacağız
لَكَ sana laka
sana
وَلَنُرْسِلَنَّ ve mutlaka göndereceğiz walanur'silanna
ve mutlaka göndereceğiz
مَعَكَ seninle beraber maʿaka
seninle beraber
بَنِىٓ oğullarını banī
oğullarını
إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail
١٣٤ (134)
(134)
Azab başlarına çökünce, "Ey Musa! Rabbine, sana verdiği ahde göre bizim için yalvar. Bizden azabı kaldırırsan sana, and olsun ki, inanacağız ve İsrailoğullarını seninle beraber göndereceğiz"dediler.
7:135
فَلَمَّا ne zaman falammā
ne zaman
كَشَفْنَا biz kaldırsak kashafnā
biz kaldırsak
عَنْهُمُ onlardan ʿanhumu
onlardan
ٱلرِّجْزَ azabı l-rij'za
azabı
إِلَىٰٓ kadar ilā
kadar
أَجَلٍ bir süreye ajalin
bir süreye
هُم onlar hum
onlar
بَـٰلِغُوهُ geçirecekleri bālighūhu
geçirecekleri
إِذَا hemen idhā
hemen
هُمْ onlar hum
onlar
يَنكُثُونَ yeminlerini bozarlar yankuthūna
yeminlerini bozarlar
١٣٥ (135)
(135)
Azabı nasıl olsa sonuna gelecekleri bir müddet için üzerlerinden kaldırınca, hemen sözlerinden cayıyorlardı.
7:136
فَٱنتَقَمْنَا biz de öc aldık fa-intaqamnā
biz de öc aldık
مِنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan
فَأَغْرَقْنَـٰهُمْ onları boğduk fa-aghraqnāhum
onları boğduk
فِى yemm(su)da
yemm(su)da
ٱلْيَمِّ the sea l-yami
the sea
بِأَنَّهُمْ çünkü onlar bi-annahum
çünkü onlar
كَذَّبُوا۟ yalanlamışlardı kadhabū
yalanlamışlardı
بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi
وَكَانُوا۟ ve olmuşlardı wakānū
ve olmuşlardı
عَنْهَا onları ʿanhā
onları
غَـٰفِلِينَ umursamaz ghāfilīna
umursamaz
١٣٦ (136)
(136)
Bu sebeple onlardan öç aldık, ayetlerimizi yalan sayıp umursamadıkları için onları denizde boğduk.
7:137
وَأَوْرَثْنَا ve mirasçı kıldık wa-awrathnā
ve mirasçı kıldık
ٱلْقَوْمَ milleti l-qawma
milleti
ٱلَّذِينَ olan alladhīna
olan
كَانُوا۟ were kānū
were
يُسْتَضْعَفُونَ hor görülüp ezilmekte yus'taḍʿafūna
hor görülüp ezilmekte
مَشَـٰرِقَ doğularına mashāriqa
doğularına
ٱلْأَرْضِ yerin l-arḍi
yerin
وَمَغَـٰرِبَهَا ve batılarına wamaghāribahā
ve batılarına
ٱلَّتِى öyle ki allatī
öyle ki
بَـٰرَكْنَا bereketlendirdik bāraknā
bereketlendirdik
فِيهَا ۖ içini fīhā
içini
وَتَمَّتْ ve tam yerine geldi watammat
ve tam yerine geldi
كَلِمَتُ (verdiği) sözü kalimatu
(verdiği) sözü
رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin
ٱلْحُسْنَىٰ güzel l-ḥus'nā
güzel
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
بَنِىٓ oğulları banī
oğulları
إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail
بِمَا yüzünden bimā
yüzünden
صَبَرُوا۟ ۖ sabretmeleri ṣabarū
sabretmeleri
وَدَمَّرْنَا ve yıktık wadammarnā
ve yıktık
مَا şeyleri
şeyleri
كَانَ yapageldiği kāna
yapageldiği
يَصْنَعُ make yaṣnaʿu
make
فِرْعَوْنُ Fir'avn'ın fir'ʿawnu
Fir'avn'ın
وَقَوْمُهُۥ ve kavminin waqawmuhu
ve kavminin
وَمَا ve wamā
ve
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
يَعْرِشُونَ yükselttiyor (sarayları) yaʿrishūna
yükselttiyor (sarayları)
١٣٧ (137)
(137)
Hor görülen yahudileri, bereketlendirdiğimiz yerin doğularına ve batılarına mirasçı kıldık. Rabbinin İsrailoğullarına verdiği güzel söz, sabırlarına karşılık yerine geldi. Firavun ve milletinin yaptığını ve yükselttiklerini yıktık.
7:138
وَجَـٰوَزْنَا ve geçirdik wajāwaznā
ve geçirdik
بِبَنِىٓ oğullarını bibanī
oğullarını
إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail
ٱلْبَحْرَ denizden l-baḥra
denizden
فَأَتَوْا۟ rastladılar fa-ataw
rastladılar
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
قَوْمٍۢ bir kavim qawmin
bir kavim
يَعْكُفُونَ tapan yaʿkufūna
tapan
عَلَىٰٓ putlara ʿalā
putlara
أَصْنَامٍۢ idols aṣnāmin
idols
لَّهُمْ ۚ kendilerine lahum
kendilerine
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
يَـٰمُوسَى Ey Musa yāmūsā
Ey Musa
ٱجْعَل yap ij'ʿal
yap
لَّنَآ bize de lanā
bize de
إِلَـٰهًۭا bir tanrı ilāhan
bir tanrı
كَمَا gibi kamā
gibi
لَهُمْ bunların lahum
bunların
ءَالِهَةٌۭ ۚ tanrıları ālihatun
tanrıları
قَالَ dedi qāla
dedi
إِنَّكُمْ siz gerçekten innakum
siz gerçekten
قَوْمٌۭ bir toplumsunuz qawmun
bir toplumsunuz
تَجْهَلُونَ cahil tajhalūna
cahil
١٣٨ (138)
(138)
İsrailoğullarının denizden geçmelerini sağladık. Puta gönülden tapan bir millete rastladılar. "Ey Musa! Onların tanrıları gibi bize de bir tanrı yap" dediler, Musa: " Doğrusu siz bilgisiz bir milletsiniz, bunlar yok olacaklar ve işledikleri boşa gidecektir" dedi.
7:139
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
هَـٰٓؤُلَآءِ şunların hāulāi
şunların
مُتَبَّرٌۭ yıkılmıştır mutabbarun
yıkılmıştır
مَّا bulundukları (din)
bulundukları (din)
هُمْ onların hum
onların
فِيهِ içinde fīhi
içinde
وَبَـٰطِلٌۭ ve boşa çıkmıştır wabāṭilun
ve boşa çıkmıştır
مَّا şeyler
şeyler
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
يَعْمَلُونَ yapıyor(lar) yaʿmalūna
yapıyor(lar)
١٣٩ (139)
(139)
İsrailoğullarının denizden geçmelerini sağladık. Puta gönülden tapan bir millete rastladılar. "Ey Musa! Onların tanrıları gibi bize de bir tanrı yap" dediler, Musa: " Doğrusu siz bilgisiz bir milletsiniz, bunlar yok olacaklar ve işledikleri boşa gidecektir" dedi.
7:140
قَالَ dedi qāla
dedi
أَغَيْرَ başka mı? aghayra
başka mı?
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
أَبْغِيكُمْ size arayayım abghīkum
size arayayım
إِلَـٰهًۭا bir tanrı ilāhan
bir tanrı
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
فَضَّلَكُمْ sizi üstün yapmış iken faḍḍalakum
sizi üstün yapmış iken
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemler l-ʿālamīna
alemler
١٤٠ (140)
(140)
"Sizi alemlere üstün kılmış olan Allah'tan başka bir tanrı mı arayacağım?" dedi.
7:141
وَإِذْ ve hani wa-idh
ve hani
أَنجَيْنَـٰكُم biz sizi kurtarmıştık anjaynākum
biz sizi kurtarmıştık
مِّنْ ailesinden min
ailesinden
ءَالِ (the) people āli
(the) people
فِرْعَوْنَ Fir'avn fir'ʿawna
Fir'avn
يَسُومُونَكُمْ onlar size yapıyorlardı yasūmūnakum
onlar size yapıyorlardı
سُوٓءَ en kötüsünü sūa
en kötüsünü
ٱلْعَذَابِ ۖ azabın l-ʿadhābi
azabın
يُقَتِّلُونَ öldürüyorlardı yuqattilūna
öldürüyorlardı
أَبْنَآءَكُمْ oğullarınızı abnāakum
oğullarınızı
وَيَسْتَحْيُونَ ve sağ bırakıyorlardı wayastaḥyūna
ve sağ bırakıyorlardı
نِسَآءَكُمْ ۚ kadınlarınızı nisāakum
kadınlarınızı
وَفِى ve vardı wafī
ve vardı
ذَٰلِكُم bunda size dhālikum
bunda size
بَلَآءٌۭ bir imtihan balāon
bir imtihan
مِّن tarafından min
tarafından
رَّبِّكُمْ Rabbiniz rabbikum
Rabbiniz
عَظِيمٌۭ büyük bir ʿaẓīmun
büyük bir
١٤١ (141)
(141)
Sizi kötü azaba sokan, kadınlarınızı sağ bırakıp oğullarınızı öldüren Firavun ailesinden kurtarmıştık. Bunda, size Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardı.
7:142
۞ وَوَٰعَدْنَا ve sözleştik wawāʿadnā
ve sözleştik
مُوسَىٰ Musa ile mūsā
Musa ile
ثَلَـٰثِينَ otuz thalāthīna
otuz
لَيْلَةًۭ gece laylatan
gece
وَأَتْمَمْنَـٰهَا ve buna kattık wa-atmamnāhā
ve buna kattık
بِعَشْرٍۢ on (gece daha) biʿashrin
on (gece daha)
فَتَمَّ böylece tamamlandı fatamma
böylece tamamlandı
مِيقَـٰتُ tayin ettiği vakit mīqātu
tayin ettiği vakit
رَبِّهِۦٓ Rabbinin rabbihi
Rabbinin
أَرْبَعِينَ kırk arbaʿīna
kırk
لَيْلَةًۭ ۚ geceye laylatan
geceye
وَقَالَ dedi ki waqāla
dedi ki
مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa
لِأَخِيهِ kardeşi li-akhīhi
kardeşi
هَـٰرُونَ Harun'a hārūna
Harun'a
ٱخْلُفْنِى benim yerime geç ukh'luf'nī
benim yerime geç
فِى içinde
içinde
قَوْمِى kavmim qawmī
kavmim
وَأَصْلِحْ ve ıslah et wa-aṣliḥ
ve ıslah et
وَلَا ve walā
ve
تَتَّبِعْ uyma tattabiʿ
uyma
سَبِيلَ yoluna sabīla
yoluna
ٱلْمُفْسِدِينَ bozguncuların l-muf'sidīna
bozguncuların
١٤٢ (142)
(142)
Musa'ya otuz gece vade verip sonra buna on gece daha kattık; böylece Rabbinin tayin ettiği müddet kırk geceye tamamlandı. Musa, kardeşi Harun'a, "Milletim içinde benim yerime geç, onları ıslah et, bozguncuların yoluna gitme" dedi.
7:143
وَلَمَّا ne zaman ki walammā
ne zaman ki
جَآءَ gelip de jāa
gelip de
مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa
لِمِيقَـٰتِنَا tayin ettiğimiz vakitte limīqātinā
tayin ettiğimiz vakitte
وَكَلَّمَهُۥ ve ona konuşunca wakallamahu
ve ona konuşunca
رَبُّهُۥ Rabbi rabbuhu
Rabbi
قَالَ dedi qāla
dedi
رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim
أَرِنِىٓ bana görün arinī
bana görün
أَنظُرْ bakayım anẓur
bakayım
إِلَيْكَ ۚ sana ilayka
sana
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
لَن sen beni göremezsin lan
sen beni göremezsin
تَرَىٰنِى you (can) see Me tarānī
you (can) see Me
وَلَـٰكِنِ fakat walākini
fakat
ٱنظُرْ bak unẓur
bak
إِلَى dağa ilā
dağa
ٱلْجَبَلِ the mountain l-jabali
the mountain
فَإِنِ eğer fa-ini
eğer
ٱسْتَقَرَّ durursa is'taqarra
durursa
مَكَانَهُۥ yerinde makānahu
yerinde
فَسَوْفَ o zaman fasawfa
o zaman
تَرَىٰنِى ۚ sen de beni göreceksin tarānī
sen de beni göreceksin
فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki
تَجَلَّىٰ görününce tajallā
görününce
رَبُّهُۥ Rabbi rabbuhu
Rabbi
لِلْجَبَلِ dağa lil'jabali
dağa
جَعَلَهُۥ onu etti jaʿalahu
onu etti
دَكًّۭا darmadağın dakkan
darmadağın
وَخَرَّ ve bayılarak wakharra
ve bayılarak
مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa
صَعِقًۭا ۚ düştü ṣaʿiqan
düştü
فَلَمَّآ ne zaman ki falammā
ne zaman ki
أَفَاقَ ayılınca afāqa
ayılınca
قَالَ dedi qāla
dedi
سُبْحَـٰنَكَ Sen yücesin sub'ḥānaka
Sen yücesin
تُبْتُ tevbe ettim tub'tu
tevbe ettim
إِلَيْكَ sana ilayka
sana
وَأَنَا۠ ve ben wa-anā
ve ben
أَوَّلُ ilkiyim awwalu
ilkiyim
ٱلْمُؤْمِنِينَ inananların l-mu'minīna
inananların
١٤٣ (143)
(143)
Musa, tayin ettiğimiz vakitte gelip Rabbi onunla konuşunca, Musa: "Rabbim! Bana Kendini göster, Sana bakayım" dedi. Allah: "Sen Beni göremezsin ama dağa bak, eğer o yerinde kalırsa sen de Beni göreceksin" buyurdu. Rabbi dağa tecelli edince onu yerlebir etti ve Musa da baygın düştü; ayılınca: "Yarabbi, münezzehsin, Sana tevbe ettim, ben inananların ilkiyim" dedi.
7:144
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
يَـٰمُوسَىٰٓ Ey Musa yāmūsā
Ey Musa
إِنِّى şüphesiz ben innī
şüphesiz ben
ٱصْطَفَيْتُكَ seni seçtim iṣ'ṭafaytuka
seni seçtim
عَلَى üzeine ʿalā
üzeine
ٱلنَّاسِ insanlar l-nāsi
insanlar
بِرِسَـٰلَـٰتِى mesajlarımla birisālātī
mesajlarımla
وَبِكَلَـٰمِى ve konuşmamla wabikalāmī
ve konuşmamla
فَخُذْ al fakhudh
al
مَآ şeyi
şeyi
ءَاتَيْتُكَ sana verdiğim ātaytuka
sana verdiğim
وَكُن ve ol wakun
ve ol
مِّنَ şükredenlerden mina
şükredenlerden
ٱلشَّـٰكِرِينَ the grateful l-shākirīna
the grateful
١٤٤ (144)
(144)
"Ey Musa! Verdiklerimle ve seninle konuşmamla seni insanlar arasından seçtim; sana verdiğimi al ve şükret" dedi.
7:145
وَكَتَبْنَا ve yazdık wakatabnā
ve yazdık
لَهُۥ O'nun (Musa) için lahu
O'nun (Musa) için
فِى levhalara
levhalara
ٱلْأَلْوَاحِ the tablets l-alwāḥi
the tablets
مِن ne varsa min
ne varsa
كُلِّ her kulli
her
شَىْءٍۢ şeyi shayin
şeyi
مَّوْعِظَةًۭ öğüte dair mawʿiẓatan
öğüte dair
وَتَفْصِيلًۭا ve açıklamasına dair watafṣīlan
ve açıklamasına dair
لِّكُلِّ her likulli
her
شَىْءٍۢ şeyin shayin
şeyin
فَخُذْهَا bunları tut fakhudh'hā
bunları tut
بِقُوَّةٍۢ kuvvetle biquwwatin
kuvvetle
وَأْمُرْ ve emret wamur
ve emret
قَوْمَكَ kavmine qawmaka
kavmine
يَأْخُذُوا۟ tutsunlar yakhudhū
tutsunlar
بِأَحْسَنِهَا ۚ bunların en güzelini bi-aḥsanihā
bunların en güzelini
سَأُو۟رِيكُمْ size göstereceğim sa-urīkum
size göstereceğim
دَارَ yurdunu dāra
yurdunu
ٱلْفَـٰسِقِينَ yoldan çıkmışların l-fāsiqīna
yoldan çıkmışların
١٤٥ (145)
(145)
Ona levhalarda her şeyden bir öğüt yazdık ve her şeyi uzun uzadıya açıkladık; onlara sıkıca sarıl, milletine de emret en güzel şekilde tutsunlar. Size Allah'a karşı gelenlerin yurdunu göstereceğim.
7:146
سَأَصْرِفُ uzaklaştıracağım sa-aṣrifu
uzaklaştıracağım
عَنْ ayetlerimden ʿan
ayetlerimden
ءَايَـٰتِىَ My Signs āyātiya
My Signs
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
يَتَكَبَّرُونَ büyüklenenleri yatakabbarūna
büyüklenenleri
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
بِغَيْرِ olmaksızın bighayri
olmaksızın
ٱلْحَقِّ hak l-ḥaqi
hak
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
يَرَوْا۟ onlar görseler yaraw
onlar görseler
كُلَّ her kulla
her
ءَايَةٍۢ ayeti āyatin
ayeti
لَّا yine inanmazlar
yine inanmazlar
يُؤْمِنُوا۟ (will) they believe yu'minū
(will) they believe
بِهَا ona bihā
ona
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
يَرَوْا۟ görseler yaraw
görseler
سَبِيلَ yolu sabīla
yolu
ٱلرُّشْدِ doğru l-rush'di
doğru
لَا onu edinmezler
onu edinmezler
يَتَّخِذُوهُ (will) they take it yattakhidhūhu
(will) they take it
سَبِيلًۭا yol sabīlan
yol
وَإِن ama eğer wa-in
ama eğer
يَرَوْا۟ görseler yaraw
görseler
سَبِيلَ yolunu sabīla
yolunu
ٱلْغَىِّ azgınlık l-ghayi
azgınlık
يَتَّخِذُوهُ onu edinirler yattakhidhūhu
onu edinirler
سَبِيلًۭا ۚ yol sabīlan
yol
ذَٰلِكَ öyle dhālika
öyle
بِأَنَّهُمْ çünkü onlar bi-annahum
çünkü onlar
كَذَّبُوا۟ yalanladılar kadhabū
yalanladılar
بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi
وَكَانُوا۟ ve oldular wakānū
ve oldular
عَنْهَا onları ʿanhā
onları
غَـٰفِلِينَ umursamaz ghāfilīna
umursamaz
١٤٦ (146)
(146)
Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları, ayetlerimden yüz çevirteceğim. Onlar bütün ayetleri görseler yine de inanmazlar; doğru yolu görseler, yol olarak benimsemezler; azgınlık yolunu görseler, hemen onu yol edinirler. Bu, onların mucizelerimizi yalan saymaları ve onlardan habersiz görünmelerinden ileri gelir.
7:147
وَٱلَّذِينَ ve kimselerin wa-alladhīna
ve kimselerin
كَذَّبُوا۟ yalanlayanların kadhabū
yalanlayanların
بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi
وَلِقَآءِ ve kavuşmayı waliqāi
ve kavuşmayı
ٱلْـَٔاخِرَةِ ahirete l-ākhirati
ahirete
حَبِطَتْ boşa çıkmıştır ḥabiṭat
boşa çıkmıştır
أَعْمَـٰلُهُمْ ۚ eylemleri aʿmāluhum
eylemleri
هَلْ onlar ceza mı görüyorlar? hal
onlar ceza mı görüyorlar?
يُجْزَوْنَ they be recompensed yuj'zawna
they be recompensed
إِلَّا dışında illā
dışında
مَا şeyler ile
şeyler ile
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
يَعْمَلُونَ yapıyor yaʿmalūna
yapıyor
١٤٧ (147)
(147)
Ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalan sayan kimselerin işleri boşa gitmiştir. Onlar işlediklerinin karşılığından başka bir şeyle mi cezalanırlar?
7:148
وَٱتَّخَذَ ve benimsediler wa-ittakhadha
ve benimsediler
قَوْمُ kavmi qawmu
kavmi
مُوسَىٰ Musa'nın mūsā
Musa'nın
مِنۢ kendisinden sonra min
kendisinden sonra
بَعْدِهِۦ after him baʿdihi
after him
مِنْ zinetlerinden yapılmış min
zinetlerinden yapılmış
حُلِيِّهِمْ their ornaments ḥuliyyihim
their ornaments
عِجْلًۭا bir buzağı ʿij'lan
bir buzağı
جَسَدًۭا heykelini jasadan
heykelini
لَّهُۥ vardı onun lahu
vardı onun
خُوَارٌ ۚ böğürmesi khuwārun
böğürmesi
أَلَمْ görmediler mi ki alam
görmediler mi ki
يَرَوْا۟ they see yaraw
they see
أَنَّهُۥ o annahu
o
لَا ne kendilerine söz söylüyor
ne kendilerine söz söylüyor
يُكَلِّمُهُمْ speak to them yukallimuhum
speak to them
وَلَا ne de onlara gösteriyor walā
ne de onlara gösteriyor
يَهْدِيهِمْ guide them yahdīhim
guide them
سَبِيلًا ۘ bir yol sabīlan
bir yol
ٱتَّخَذُوهُ onu benimsediler ittakhadhūhu
onu benimsediler
وَكَانُوا۟ ve oldular wakānū
ve oldular
ظَـٰلِمِينَ zalimler(den) ẓālimīna
zalimler(den)
١٤٨ (148)
(148)
Musa'nın ardından milleti, ziynet takımlarından, canlıymış gibi böğüren bir buzağı heykeli yaparak onu tanrı edindiler. O buzağının kendileriyle konuşmadığını ve yol da göstermediğini görmediler mi? Onu tanrı olarak benimseyip kendilerine yazık ettiler.
7:149
وَلَمَّا ne zaman ki walammā
ne zaman ki
سُقِطَ düşürüldü suqiṭa
düşürüldü
فِىٓ arasına
arasına
أَيْدِيهِمْ (başları) ellerinin aydīhim
(başları) ellerinin
وَرَأَوْا۟ ve gör(üp anla)dılar wara-aw
ve gör(üp anla)dılar
أَنَّهُمْ kendilerinin annahum
kendilerinin
قَدْ gerçekten qad
gerçekten
ضَلُّوا۟ sapmış olduklarını ḍallū
sapmış olduklarını
قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki
لَئِن eğer la-in
eğer
لَّمْ bize acımazsa lam
bize acımazsa
يَرْحَمْنَا has Mercy on us yarḥamnā
has Mercy on us
رَبُّنَا Rabbimiz rabbunā
Rabbimiz
وَيَغْفِرْ ve bağışlamazsa wayaghfir
ve bağışlamazsa
لَنَا bizi lanā
bizi
لَنَكُونَنَّ elbette oluruz lanakūnanna
elbette oluruz
مِنَ ziyana uğrayanlardan mina
ziyana uğrayanlardan
ٱلْخَـٰسِرِينَ the losers l-khāsirīna
the losers
١٤٩ (149)
(149)
Elleri böğründe, çaresiz kalıp, kendilerinin sapıtmış olduklarını görünce: "Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, and olsun ki mahvoluruz" dediler.
7:150
وَلَمَّا zaman walammā
zaman
رَجَعَ döndü(ğü) rajaʿa
döndü(ğü)
مُوسَىٰٓ Musa mūsā
Musa
إِلَىٰ kavmine ilā
kavmine
قَوْمِهِۦ his people qawmihi
his people
غَضْبَـٰنَ kızgın ghaḍbāna
kızgın
أَسِفًۭا ve üzgün bir halde asifan
ve üzgün bir halde
قَالَ dedi qāla
dedi
بِئْسَمَا ne kötü işler yaptınız? bi'samā
ne kötü işler yaptınız?
خَلَفْتُمُونِى arkamdan khalaftumūnī
arkamdan
مِنۢ benden sonra min
benden sonra
بَعْدِىٓ ۖ after me baʿdī
after me
أَعَجِلْتُمْ acele mi ettiniz? aʿajil'tum
acele mi ettiniz?
أَمْرَ emrini (beklemeyip) amra
emrini (beklemeyip)
رَبِّكُمْ ۖ Rabbinizin rabbikum
Rabbinizin
وَأَلْقَى ve yere attı wa-alqā
ve yere attı
ٱلْأَلْوَاحَ levhaları l-alwāḥa
levhaları
وَأَخَذَ ve tuttu wa-akhadha
ve tuttu
بِرَأْسِ başını birasi
başını
أَخِيهِ kardeşinin akhīhi
kardeşinin
يَجُرُّهُۥٓ çekmeye başladı yajurruhu
çekmeye başladı
إِلَيْهِ ۚ kendine doğru ilayhi
kendine doğru
قَالَ (Kardeşi) dedi qāla
(Kardeşi) dedi
ٱبْنَ oğlu ib'na
oğlu
أُمَّ anamın umma
anamın
إِنَّ gerçekten inna
gerçekten
ٱلْقَوْمَ bu insanlar l-qawma
bu insanlar
ٱسْتَضْعَفُونِى beni hırpaladılar is'taḍʿafūnī
beni hırpaladılar
وَكَادُوا۟ ve az daha wakādū
ve az daha
يَقْتُلُونَنِى beni öldürüyorlardı yaqtulūnanī
beni öldürüyorlardı
فَلَا güldürme falā
güldürme
تُشْمِتْ rejoice tush'mit
rejoice
بِىَ üstüme biya
üstüme
ٱلْأَعْدَآءَ düşmanları l-aʿdāa
düşmanları
وَلَا asla walā
asla
تَجْعَلْنِى beni tutma tajʿalnī
beni tutma
مَعَ beraber maʿa
beraber
ٱلْقَوْمِ bu kavimle l-qawmi
bu kavimle
ٱلظَّـٰلِمِينَ zalim l-ẓālimīna
zalim
١٥٠ (150)
(150)
Musa, milletine, kızgın ve üzgün olarak dönünce "Benim arkamdan ne kötü olmuşsunuz! Rabbinizin emrinin çabucak gelmesini mi istiyorsunuz?" dedi, levhaları attı ve kardeşinin başından tutup kendine doğru çekti. Harun: "Ey annem oğlu! Bu millet beni küçümsedi; az kalsın öldürüyorlardı. Bana, düşmanları sevindirecek şekilde davranma, beni bu zalim milletle bir sayma" dedi.
7:151
قَالَ (Musa) dedi qāla
(Musa) dedi
رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim
ٱغْفِرْ bağışla igh'fir
bağışla
لِى beni
beni
وَلِأَخِى ve kardeşimi wali-akhī
ve kardeşimi
وَأَدْخِلْنَا ve bizi sok wa-adkhil'nā
ve bizi sok
فِى içine
içine
رَحْمَتِكَ ۖ rahmetinin raḥmatika
rahmetinin
وَأَنتَ ve sensin wa-anta
ve sensin
أَرْحَمُ en merhametlisi arḥamu
en merhametlisi
ٱلرَّٰحِمِينَ merhametlilerin l-rāḥimīna
merhametlilerin
١٥١ (151)
(151)
Musa "Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla, bize acı, Sen merhametlilerin merhametlisisin" dedi.
7:152
إِنَّ muhakkak inna
muhakkak
ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere
ٱتَّخَذُوا۟ (tanrı diye) benimseyenlere ittakhadhū
(tanrı diye) benimseyenlere
ٱلْعِجْلَ buzağıyı l-ʿij'la
buzağıyı
سَيَنَالُهُمْ erişecektir sayanāluhum
erişecektir
غَضَبٌۭ bir öfke ghaḍabun
bir öfke
مِّن Rablerinden min
Rablerinden
رَّبِّهِمْ their Lord rabbihim
their Lord
وَذِلَّةٌۭ ve bir alçaklık wadhillatun
ve bir alçaklık
فِى hayatında
hayatında
ٱلْحَيَوٰةِ the life l-ḥayati
the life
ٱلدُّنْيَا ۚ dünya l-dun'yā
dünya
وَكَذَٰلِكَ işte biz böyle wakadhālika
işte biz böyle
نَجْزِى cezalandırırız najzī
cezalandırırız
ٱلْمُفْتَرِينَ iftiracıları l-muf'tarīna
iftiracıları
١٥٢ (152)
(152)
Buzağıyı tanrı olarak benimseyenler Rablerinin öfkesine ve dünya hayatında alçaklığa uğrayacaklardır; iftira edenleri böylece cezalandırırız.
7:153
وَٱلَّذِينَ onlar ki wa-alladhīna
onlar ki
عَمِلُوا۟ yaptıktan ʿamilū
yaptıktan
ٱلسَّيِّـَٔاتِ kötülükler l-sayiāti
kötülükler
ثُمَّ sonra thumma
sonra
تَابُوا۟ tevbe ettiler tābū
tevbe ettiler
مِنۢ ardından min
ardından
بَعْدِهَا after that baʿdihā
after that
وَءَامَنُوٓا۟ ve iman ettiler waāmanū
ve iman ettiler
إِنَّ muhakkak ki inna
muhakkak ki
رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin
مِنۢ ondan sonra min
ondan sonra
بَعْدِهَا after that baʿdihā
after that
لَغَفُورٌۭ elbette bağışlayandır laghafūrun
elbette bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir
١٥٣ (153)
(153)
Kötülük işleyip ardından tevbe edenler ve inananlar bilsinler ki Rabbin, bu hareketlerinin ardından onları şüphesiz bağışlar ve merhamet eder.
7:154
وَلَمَّا ve ne zaman ki walammā
ve ne zaman ki
سَكَتَ dinince sakata
dinince
عَن Musa'nın ʿan
Musa'nın
مُّوسَى Musa mūsā
Musa
ٱلْغَضَبُ öfkesi l-ghaḍabu
öfkesi
أَخَذَ aldı akhadha
aldı
ٱلْأَلْوَاحَ ۖ levhaları l-alwāḥa
levhaları
وَفِى ve vardı wafī
ve vardı
نُسْخَتِهَا onlardaki yazıda nus'khatihā
onlardaki yazıda
هُدًۭى yol gösterme hudan
yol gösterme
وَرَحْمَةٌۭ ve rahmet waraḥmatun
ve rahmet
لِّلَّذِينَ için lilladhīna
için
هُمْ onlar hum
onlar
لِرَبِّهِمْ Rablerinden lirabbihim
Rablerinden
يَرْهَبُونَ korkanlar yarhabūna
korkanlar
١٥٤ (154)
(154)
Musa, öfkesi yatışınca, bir nüshasında Rablerinden korkanlar için doğru yol ve rahmet yazılı olan levhaları aldı.
7:155
وَٱخْتَارَ ve seçti wa-ikh'tāra
ve seçti
مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa
قَوْمَهُۥ kavminden qawmahu
kavminden
سَبْعِينَ yetmiş sabʿīna
yetmiş
رَجُلًۭا adam rajulan
adam
لِّمِيقَـٰتِنَا ۖ bizimle buluşma vakti için limīqātinā
bizimle buluşma vakti için
فَلَمَّآ ne zaman ki falammā
ne zaman ki
أَخَذَتْهُمُ onları yakalayınca akhadhathumu
onları yakalayınca
ٱلرَّجْفَةُ sarsıntı l-rajfatu
sarsıntı
قَالَ (Musa) dedi ki qāla
(Musa) dedi ki
رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim
لَوْ şayet law
şayet
شِئْتَ dileseydin shi'ta
dileseydin
أَهْلَكْتَهُم bunları da helak ederdin ahlaktahum
bunları da helak ederdin
مِّن daha önce min
daha önce
قَبْلُ before qablu
before
وَإِيَّـٰىَ ۖ ve beni de wa-iyyāya
ve beni de
أَتُهْلِكُنَا bizi helak mı edeceksin? atuh'likunā
bizi helak mı edeceksin?
بِمَا ötürü bimā
ötürü
فَعَلَ yaptıklarından faʿala
yaptıklarından
ٱلسُّفَهَآءُ bazı beyinsizlerin l-sufahāu
bazı beyinsizlerin
مِنَّآ ۖ içimizden minnā
içimizden
إِنْ bu (iş) in
bu (iş)
هِىَ it (was) hiya
it (was)
إِلَّا başka bir şey değildir illā
başka bir şey değildir
فِتْنَتُكَ senin imtihanından fit'natuka
senin imtihanından
تُضِلُّ şaşırtırsın tuḍillu
şaşırtırsın
بِهَا onunla bihā
onunla
مَن dilediğini man
dilediğini
تَشَآءُ You will tashāu
You will
وَتَهْدِى ve yol gösterirsin watahdī
ve yol gösterirsin
مَن dilediğine man
dilediğine
تَشَآءُ ۖ You will tashāu
You will
أَنتَ sen anta
sen
وَلِيُّنَا bizim velimizsin waliyyunā
bizim velimizsin
فَٱغْفِرْ bağışla fa-igh'fir
bağışla
لَنَا bizi lanā
bizi
وَٱرْحَمْنَا ۖ ve bize acı wa-ir'ḥamnā
ve bize acı
وَأَنتَ ve sen wa-anta
ve sen
خَيْرُ en iyisisin khayru
en iyisisin
ٱلْغَـٰفِرِينَ bağışlayanların l-ghāfirīna
bağışlayanların
١٥٥ (155)
(155)
Musa, tayin ettiğimiz müddette milletinden yetmiş kişi seçti; onları sarsıntı tutunca dedi ki: "Rabbim! Dileseydin daha önce beni ve onları yok ederdin, aramızdaki beyinsizlerin yaptıklarından ötürü bizi yok eder misin? Bu, Senin imtihanından başka birşey değildir, bununla dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletirsin; bizim dostumuz Sensin; bizi bağışla, bize merhamet et. Sen bağışlayanların en iyisisin."
7:156
۞ وَٱكْتُبْ ve yaz wa-uk'tub
ve yaz
لَنَا bize lanā
bize
فِى bu
bu
هَـٰذِهِ this hādhihi
this
ٱلدُّنْيَا dünyada l-dun'yā
dünyada
حَسَنَةًۭ iyilik ḥasanatan
iyilik
وَفِى ve wafī
ve
ٱلْـَٔاخِرَةِ ahirette l-ākhirati
ahirette
إِنَّا biz innā
biz
هُدْنَآ yöneldik hud'nā
yöneldik
إِلَيْكَ ۚ sana ilayka
sana
قَالَ (Alah) buyurdu ki qāla
(Alah) buyurdu ki
عَذَابِىٓ azabıma ʿadhābī
azabıma
أُصِيبُ uğratırım uṣību
uğratırım
بِهِۦ onu bihi
onu
مَنْ kimseyi man
kimseyi
أَشَآءُ ۖ dilediğim ashāu
dilediğim
وَرَحْمَتِى ve rahmetim ise waraḥmatī
ve rahmetim ise
وَسِعَتْ kaplamıştır wasiʿat
kaplamıştır
كُلَّ her kulla
her
شَىْءٍۢ ۚ şeyi shayin
şeyi
فَسَأَكْتُبُهَا onu yazacağım fasa-aktubuhā
onu yazacağım
لِلَّذِينَ kimselere lilladhīna
kimselere
يَتَّقُونَ korunanlara yattaqūna
korunanlara
وَيُؤْتُونَ ve verenlere wayu'tūna
ve verenlere
ٱلزَّكَوٰةَ zekatı l-zakata
zekatı
وَٱلَّذِينَ ve kimselere wa-alladhīna
ve kimselere
هُم onlar hum
onlar
بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimize biāyātinā
ayetlerimize
يُؤْمِنُونَ inanıyorlar yu'minūna
inanıyorlar
١٥٦ (156)
(156)
"Bu dünyada ve ahirette bizim için güzel olanı yaz; biz Sana yöneldik" dedi. Allah: "Azabıma dilediğim kimseyi uğratırım, rahmetim herşeyi kaplamıştır; bunu Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, zekat verenlere, ayetlerimize inanıp, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları, okuyup yazması olmayan peygambere uyanlara yazacağız. O peygamber, onlara, uygun olanı emreder ve fenalıktan meneder, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılar, onların ağır yüklerini indirir, zor tekliflerini hafifletir. Bu peygambere inanan, hürmet eden, yardım eden, onunla gönderilen nura uyanlar yok mu? İşte onlar saadete erenlerdir" dedi.
7:157
ٱلَّذِينَ onlar ki alladhīna
onlar ki
يَتَّبِعُونَ uyarlar yattabiʿūna
uyarlar
ٱلرَّسُولَ o Elçi'ye l-rasūla
o Elçi'ye
ٱلنَّبِىَّ o Peygamber'e l-nabiya
o Peygamber'e
ٱلْأُمِّىَّ ümmi l-umiya
ümmi
ٱلَّذِى buldukları alladhī
buldukları
يَجِدُونَهُۥ they find him yajidūnahu
they find him
مَكْتُوبًا yazılı maktūban
yazılı
عِندَهُمْ yanlarında ʿindahum
yanlarında
فِى Tevrat
Tevrat
ٱلتَّوْرَىٰةِ the Taurat l-tawrāti
the Taurat
وَٱلْإِنجِيلِ ve İncil'de wal-injīli
ve İncil'de
يَأْمُرُهُم kendilerine emreden yamuruhum
kendilerine emreden
بِٱلْمَعْرُوفِ iyiliği bil-maʿrūfi
iyiliği
وَيَنْهَىٰهُمْ ve kendilerini meneden wayanhāhum
ve kendilerini meneden
عَنِ kötülükten ʿani
kötülükten
ٱلْمُنكَرِ the wrong l-munkari
the wrong
وَيُحِلُّ ve helal kılan wayuḥillu
ve helal kılan
لَهُمُ onlara lahumu
onlara
ٱلطَّيِّبَـٰتِ güzel şeyleri l-ṭayibāti
güzel şeyleri
وَيُحَرِّمُ ve haram kılan wayuḥarrimu
ve haram kılan
عَلَيْهِمُ onlara ʿalayhimu
onlara
ٱلْخَبَـٰٓئِثَ çirkin şeyleri l-khabāitha
çirkin şeyleri
وَيَضَعُ ve kaldırıp atan wayaḍaʿu
ve kaldırıp atan
عَنْهُمْ onlardan ʿanhum
onlardan
إِصْرَهُمْ ağırlıkları iṣ'rahum
ağırlıkları
وَٱلْأَغْلَـٰلَ ve prangaları wal-aghlāla
ve prangaları
ٱلَّتِى öyle ki allatī
öyle ki
كَانَتْ idiler kānat
idiler
عَلَيْهِمْ ۚ onların üzerinde ʿalayhim
onların üzerinde
فَٱلَّذِينَ artık onlar fa-alladhīna
artık onlar
ءَامَنُوا۟ inananlar āmanū
inananlar
بِهِۦ O'na bihi
O'na
وَعَزَّرُوهُ ve O'na saygı gösterenler waʿazzarūhu
ve O'na saygı gösterenler
وَنَصَرُوهُ ve O'na yardım edenler wanaṣarūhu
ve O'na yardım edenler
وَٱتَّبَعُوا۟ ve uyanlar wa-ittabaʿū
ve uyanlar
ٱلنُّورَ nura l-nūra
nura
ٱلَّذِىٓ indirilen alladhī
indirilen
أُنزِلَ has been sent down unzila
has been sent down
مَعَهُۥٓ ۙ O'nunla beraber maʿahu
O'nunla beraber
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte
هُمُ onlar humu
onlar
ٱلْمُفْلِحُونَ felaha erenlerdir l-muf'liḥūna
felaha erenlerdir
١٥٧ (157)
(157)
"Bu dünyada ve ahirette bizim için güzel olanı yaz; biz Sana yöneldik" dedi. Allah: "Azabıma dilediğim kimseyi uğratırım, rahmetim herşeyi kaplamıştır; bunu Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, zekat verenlere, ayetlerimize inanıp, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları, okuyup yazması olmayan peygambere uyanlara yazacağız. O peygamber, onlara, uygun olanı emreder ve fenalıktan meneder, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılar, onların ağır yüklerini indirir, zor tekliflerini hafifletir. Bu peygambere inanan, hürmet eden, yardım eden, onunla gönderilen nura uyanlar yok mu? İşte onlar saadete erenlerdir" dedi.
7:158
قُلْ de ki qul
de ki
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلنَّاسُ insanlar l-nāsu
insanlar
إِنِّى muhakkak ben innī
muhakkak ben
رَسُولُ Elçisiyim rasūlu
Elçisiyim
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
إِلَيْكُمْ sizin ilaykum
sizin
جَمِيعًا hepinize jamīʿan
hepinize
ٱلَّذِى onundur alladhī
onundur
لَهُۥ for Whom lahu
for Whom
مُلْكُ mülkü mul'ku
mülkü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۖ ve yerin wal-arḍi
ve yerin
لَآ yoktur
yoktur
إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı
إِلَّا başka illā
başka
هُوَ kendisinden huwa
kendisinden
يُحْىِۦ yaşatır yuḥ'yī
yaşatır
وَيُمِيتُ ۖ ve öldürür wayumītu
ve öldürür
فَـَٔامِنُوا۟ gelin inanın faāminū
gelin inanın
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَرَسُولِهِ ve O'nun Elçisine warasūlihi
ve O'nun Elçisine
ٱلنَّبِىِّ peygamberi l-nabiyi
peygamberi
ٱلْأُمِّىِّ ümmi l-umiyi
ümmi
ٱلَّذِى ki o alladhī
ki o
يُؤْمِنُ inanmaktadır yu'minu
inanmaktadır
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَكَلِمَـٰتِهِۦ ve O'nun sözlerine wakalimātihi
ve O'nun sözlerine
وَٱتَّبِعُوهُ O'na uyun ki wa-ittabiʿūhu
O'na uyun ki
لَعَلَّكُمْ belki laʿallakum
belki
تَهْتَدُونَ doğru yolu bulursunuz tahtadūna
doğru yolu bulursunuz
١٥٨ (158)
(158)
De ki: "Ey insanlar! Doğrusu ben, göklerin ve yerin hükümranı, O'ndan başka tanrı bulunmayan, dirilten ve öldüren Allah'ın, hepiniz için gönderdiği peygamberiyim. Allah'a ve okuyup yazması olmayan, haber getiren peygamberine -ki o da Allah'a ve sözlerine inanmıştır- inanın; ona uyun ki doğru yolu bulasınız."
7:159
وَمِن ve wamin
ve
قَوْمِ kavminden qawmi
kavminden
مُوسَىٰٓ Musa'nın mūsā
Musa'nın
أُمَّةٌۭ bir topluluk vardır ummatun
bir topluluk vardır
يَهْدُونَ hakka götüren yahdūna
hakka götüren
بِٱلْحَقِّ doğrulukla bil-ḥaqi
doğrulukla
وَبِهِۦ ve onunla wabihi
ve onunla
يَعْدِلُونَ adalet yapan yaʿdilūna
adalet yapan
١٥٩ (159)
(159)
Musa'nın milletinden bir topluluk hakkı gösterirler ve onunla hükmederlerdi.
7:160
وَقَطَّعْنَـٰهُمُ ve biz onları ayırdık waqaṭṭaʿnāhumu
ve biz onları ayırdık
ٱثْنَتَىْ iki (oniki) ith'natay
iki (oniki)
عَشْرَةَ on (oniki) ʿashrata
on (oniki)
أَسْبَاطًا kabileye asbāṭan
kabileye
أُمَمًۭا ۚ ümmetler halinde umaman
ümmetler halinde
وَأَوْحَيْنَآ vahyettik wa-awḥaynā
vahyettik
إِلَىٰ Musa'ya ilā
Musa'ya
مُوسَىٰٓ Musa mūsā
Musa
إِذِ zaman idhi
zaman
ٱسْتَسْقَىٰهُ su istediği is'tasqāhu
su istediği
قَوْمُهُۥٓ kavmin qawmuhu
kavmin
أَنِ diye ani
diye
ٱضْرِب vur iḍ'rib
vur
بِّعَصَاكَ asanla biʿaṣāka
asanla
ٱلْحَجَرَ ۖ taşa l-ḥajara
taşa
فَٱنۢبَجَسَتْ ve fışkırdı fa-inbajasat
ve fışkırdı
مِنْهُ ondan (taştan) min'hu
ondan (taştan)
ٱثْنَتَا iki (oniki) ith'natā
iki (oniki)
عَشْرَةَ on (oniki) ʿashrata
on (oniki)
عَيْنًۭا ۖ göze ʿaynan
göze
قَدْ şüphesiz qad
şüphesiz
عَلِمَ bildi ʿalima
bildi
كُلُّ her kullu
her
أُنَاسٍۢ kabile unāsin
kabile
مَّشْرَبَهُمْ ۚ içeceği yeri mashrabahum
içeceği yeri
وَظَلَّلْنَا ve gölge yaptık waẓallalnā
ve gölge yaptık
عَلَيْهِمُ üzerlerine ʿalayhimu
üzerlerine
ٱلْغَمَـٰمَ bulutla l-ghamāma
bulutla
وَأَنزَلْنَا ve indirdik wa-anzalnā
ve indirdik
عَلَيْهِمُ onlara ʿalayhimu
onlara
ٱلْمَنَّ kudret helvası l-mana
kudret helvası
وَٱلسَّلْوَىٰ ۖ ve bıldırcın eti wal-salwā
ve bıldırcın eti
كُلُوا۟ yeyin kulū
yeyin
مِن güzel olanlardan min
güzel olanlardan
طَيِّبَـٰتِ (the) good things ṭayyibāti
(the) good things
مَا şeylerden
şeylerden
رَزَقْنَـٰكُمْ ۚ sizi rızıklandırdığımız razaqnākum
sizi rızıklandırdığımız
وَمَا ama wamā
ama
ظَلَمُونَا onlar bize zulmetmediler ẓalamūnā
onlar bize zulmetmediler
وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat
كَانُوٓا۟ onlar kānū
onlar
أَنفُسَهُمْ kendi kendilerine anfusahum
kendi kendilerine
يَظْلِمُونَ zulmediyorlardı yaẓlimūna
zulmediyorlardı
١٦٠ (160)
(160)
Biz İsrailoğullarını oymaklar halinde on iki topluluğa ayırdık. Milleti Musa'dan su isteyince ona: "Asanla taşa vur" diye bildirdik; ondan on iki pınar fışkırdı. Herkes içeceği yeri öğrendi. Bulutla üzerlerine gölge yaptık, onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik, "Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin" dedik. Onlar, karşı gelmekle, Bize değil kendilerine zulmediyorlardı.
7:161
وَإِذْ zaman wa-idh
zaman
قِيلَ denildiği qīla
denildiği
لَهُمُ onlara lahumu
onlara
ٱسْكُنُوا۟ oturun us'kunū
oturun
هَـٰذِهِ şu hādhihi
şu
ٱلْقَرْيَةَ kentte l-qaryata
kentte
وَكُلُوا۟ ve yeyin wakulū
ve yeyin
مِنْهَا orada min'hā
orada
حَيْثُ yerden ḥaythu
yerden
شِئْتُمْ dilediğiniz shi'tum
dilediğiniz
وَقُولُوا۟ ve deyin waqūlū
ve deyin
حِطَّةٌۭ affet ḥiṭṭatun
affet
وَٱدْخُلُوا۟ ve girin wa-ud'khulū
ve girin
ٱلْبَابَ kapıdan l-bāba
kapıdan
سُجَّدًۭا secde ederek sujjadan
secde ederek
نَّغْفِرْ bağışlayalım naghfir
bağışlayalım
لَكُمْ sizin lakum
sizin
خَطِيٓـَٔـٰتِكُمْ ۚ hatalarınızı khaṭīātikum
hatalarınızı
سَنَزِيدُ biz daha fazlasını da vereceğiz sanazīdu
biz daha fazlasını da vereceğiz
ٱلْمُحْسِنِينَ iyilik edenlere l-muḥ'sinīna
iyilik edenlere
١٦١ (161)
(161)
Onlara: "Şu şehirde oturun, dilediğiniz gibi yiyip için, "affet!" deyin ve secde ederek kapısından girin; Biz de yanılmalarınızı bağışlarız. İyi davrananlara daha da artıracağız" denmişti.
7:162
فَبَدَّلَ değiştirdiler fabaddala
değiştirdiler
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ظَلَمُوا۟ zulmeden(ler) ẓalamū
zulmeden(ler)
مِنْهُمْ içlerinden min'hum
içlerinden
قَوْلًا sözü qawlan
sözü
غَيْرَ başkasıyla ghayra
başkasıyla
ٱلَّذِى söylenenden alladhī
söylenenden
قِيلَ was said qīla
was said
لَهُمْ kendilerine lahum
kendilerine
فَأَرْسَلْنَا biz de gönderdik fa-arsalnā
biz de gönderdik
عَلَيْهِمْ üzerlerine ʿalayhim
üzerlerine
رِجْزًۭا bir azab rij'zan
bir azab
مِّنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky
بِمَا dolayı bimā
dolayı
كَانُوا۟ ettiklerinden kānū
ettiklerinden
يَظْلِمُونَ haksızlık yaẓlimūna
haksızlık
١٦٢ (162)
(162)
Onların zulmedenleri, kendilerine söylenen sözü başkasiyle değiştirdiler. Biz de, o zalimlere, zulümlerinden ötürü gökten azab indirdik.
7:163
وَسْـَٔلْهُمْ onlara sor wasalhum
onlara sor
عَنِ kent(halkın)ın durumundan ʿani
kent(halkın)ın durumundan
ٱلْقَرْيَةِ the town l-qaryati
the town
ٱلَّتِى öyle ki allatī
öyle ki
كَانَتْ bulunan kānat
bulunan
حَاضِرَةَ kıyısında ḥāḍirata
kıyısında
ٱلْبَحْرِ deniz l-baḥri
deniz
إِذْ hani idh
hani
يَعْدُونَ onlar haddi aşıyorlardı yaʿdūna
onlar haddi aşıyorlardı
فِى Cumartesine
Cumartesine
ٱلسَّبْتِ the (matter of) Sabbath l-sabti
the (matter of) Sabbath
إِذْ onlara gelirdi idh
onlara gelirdi
تَأْتِيهِمْ came to them tatīhim
came to them
حِيتَانُهُمْ balıkları ḥītānuhum
balıkları
يَوْمَ günü; yawma
günü;
سَبْتِهِمْ cumartesi sabtihim
cumartesi
شُرَّعًۭا akın akın shurraʿan
akın akın
وَيَوْمَ gün ise wayawma
gün ise
لَا cumartesi dışındaki
cumartesi dışındaki
يَسْبِتُونَ ۙ they had Sabbath yasbitūna
they had Sabbath
لَا gelmezlerdi
gelmezlerdi
تَأْتِيهِمْ ۚ come to them tatīhim
come to them
كَذَٰلِكَ böylece kadhālika
böylece
نَبْلُوهُم biz onları sınıyorduk nablūhum
biz onları sınıyorduk
بِمَا ötürü bimā
ötürü
كَانُوا۟ yoldan çıkmalarından kānū
yoldan çıkmalarından
يَفْسُقُونَ defiantly disobeying yafsuqūna
defiantly disobeying
١٦٣ (163)
(163)
Onlara, deniz kıyısındaki kasabanın durumunu sor. Cumartesi yasaklarına tecavüz ediyorlardı. Cumartesileri balıklar sürüyle geliyor, başka günler gelmiyorlardı. Biz onları, yoldan çıkmaları sebebiyle böylece deniyorduk.
7:164
وَإِذْ artık wa-idh
artık
قَالَتْ dedi qālat
dedi
أُمَّةٌۭ bir topluluk ummatun
bir topluluk
مِّنْهُمْ içlerinden min'hum
içlerinden
لِمَ niçin? lima
niçin?
تَعِظُونَ öğüt veriyorsunuz taʿiẓūna
öğüt veriyorsunuz
قَوْمًا ۙ bir kavme qawman
bir kavme
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
مُهْلِكُهُمْ helak edeceği muh'likuhum
helak edeceği
أَوْ yahut aw
yahut
مُعَذِّبُهُمْ azabedeceği muʿadhibuhum
azabedeceği
عَذَابًۭا bir azapla ʿadhāban
bir azapla
شَدِيدًۭا ۖ şiddetli shadīdan
şiddetli
قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki
مَعْذِرَةً ma'zeret için maʿdhiratan
ma'zeret için
إِلَىٰ Rabbinize ilā
Rabbinize
رَبِّكُمْ your Lord rabbikum
your Lord
وَلَعَلَّهُمْ ve belki walaʿallahum
ve belki
يَتَّقُونَ korunurlar (diye) yattaqūna
korunurlar (diye)
١٦٤ (164)
(164)
Aralarından bir topluluk: "Allah'ın yok edeceği veya şiddetli azaba uğratacağı bir millete niçin öğüt veriyorsunuz?" dediler. Öğüt verenler: "Rabbinize, hiç değilse bir özür beyan edebilmemiz içindir, belki Allah'a karşı gelmekten sakınırlar" dediler.
7:165
فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki
نَسُوا۟ onlar unuttular nasū
onlar unuttular
مَا şeyi
şeyi
ذُكِّرُوا۟ hatırlatılan dhukkirū
hatırlatılan
بِهِۦٓ kendilerine bihi
kendilerine
أَنجَيْنَا biz de kurtardık anjaynā
biz de kurtardık
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
يَنْهَوْنَ meneden(leri) yanhawna
meneden(leri)
عَنِ kötülükten ʿani
kötülükten
ٱلسُّوٓءِ the evil l-sūi
the evil
وَأَخَذْنَا ve yakaladık wa-akhadhnā
ve yakaladık
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
ظَلَمُوا۟ zulmeden(leri) ẓalamū
zulmeden(leri)
بِعَذَابٍۭ bir azab ile biʿadhābin
bir azab ile
بَـِٔيسٍۭ çetin baīsin
çetin
بِمَا yüzünden bimā
yüzünden
كَانُوا۟ yoldan çıkmaları kānū
yoldan çıkmaları
يَفْسُقُونَ defiantly disobeying yafsuqūna
defiantly disobeying
١٦٥ (165)
(165)
Kendilerine yapılan öğütleri unutunca, Biz fenalıktan menedenleri kurtardık ve zalimleri, Allah'a karşı gelmelerinden ötürü şiddetli azaba uğrattık.
7:166
فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki
عَتَوْا۟ vazgeçmediler ʿataw
vazgeçmediler
عَن şeylerden ʿan
şeylerden
مَّا what
what
نُهُوا۟ yasak kılınan nuhū
yasak kılınan
عَنْهُ kendilerine ʿanhu
kendilerine
قُلْنَا dedik qul'nā
dedik
لَهُمْ onlara lahum
onlara
كُونُوا۟ olun kūnū
olun
قِرَدَةً maymunlar qiradatan
maymunlar
خَـٰسِـِٔينَ aşağılık khāsiīna
aşağılık
١٦٦ (166)
(166)
Kendilerine edilen yasakları aşınca, onlara: "Aşağılık birer maymun olun" dedik.
7:167
وَإِذْ o vakit wa-idh
o vakit
تَأَذَّنَ ilan etmişti ta-adhana
ilan etmişti
رَبُّكَ Rabbin rabbuka
Rabbin
لَيَبْعَثَنَّ elbette göndereceğini layabʿathanna
elbette göndereceğini
عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara
إِلَىٰ kadar ilā
kadar
يَوْمِ gününe yawmi
gününe
ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
مَن kimseler man
kimseler
يَسُومُهُمْ yapacak yasūmuhum
yapacak
سُوٓءَ en kötüsünü sūa
en kötüsünü
ٱلْعَذَابِ ۗ azabın l-ʿadhābi
azabın
إِنَّ doğrusu inna
doğrusu
رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin
لَسَرِيعُ çabuk lasarīʿu
çabuk
ٱلْعِقَابِ ۖ ceza verendir l-ʿiqābi
ceza verendir
وَإِنَّهُۥ ve O wa-innahu
ve O
لَغَفُورٌۭ çok bağışlayan laghafūrun
çok bağışlayan
رَّحِيمٌۭ çok esirgeyendir raḥīmun
çok esirgeyendir
١٦٧ (167)
(167)
Rabbin, kıyamet gününe kadar, onları, kötü azaba uğratacak kimseleri üzerlerine göndereceğini bildirmişti. Doğrusu Rabbin, cezayı çabuk verir. Doğrusu O bağışlar ve merhamet eder.
7:168
وَقَطَّعْنَـٰهُمْ ve onları ayırdık waqaṭṭaʿnāhum
ve onları ayırdık
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
أُمَمًۭا ۖ topluluklara umaman
topluluklara
مِّنْهُمُ onlardan kimi min'humu
onlardan kimi
ٱلصَّـٰلِحُونَ iyi kişilerdir l-ṣāliḥūna
iyi kişilerdir
وَمِنْهُمْ ve kimi de wamin'hum
ve kimi de
دُونَ alçaktır dūna
alçaktır
ذَٰلِكَ ۖ bundan dhālika
bundan
وَبَلَوْنَـٰهُم ve onları sınadık wabalawnāhum
ve onları sınadık
بِٱلْحَسَنَـٰتِ iyiliklerle bil-ḥasanāti
iyiliklerle
وَٱلسَّيِّـَٔاتِ ve kötülüklerle wal-sayiāti
ve kötülüklerle
لَعَلَّهُمْ belki laʿallahum
belki
يَرْجِعُونَ dönerler (diye) yarjiʿūna
dönerler (diye)
١٦٨ (168)
(168)
Biz onları yeryüzünde iyiler ve aşağılıklar olarak bölük bölük ayırdık; iyiliğe dönerler diye onları güzellikler ve kötülüklerle sınadık.
7:169
فَخَلَفَ ardından fakhalafa
ardından
مِنۢ sonra onların min
sonra onların
بَعْدِهِمْ after them baʿdihim
after them
خَلْفٌۭ yerlerine geçip khalfun
yerlerine geçip
وَرِثُوا۟ varis olanlar warithū
varis olanlar
ٱلْكِتَـٰبَ Kitaba l-kitāba
Kitaba
يَأْخُذُونَ alıyorlar yakhudhūna
alıyorlar
عَرَضَ menfaatini ʿaraḍa
menfaatini
هَـٰذَا şu hādhā
şu
ٱلْأَدْنَىٰ alçak(dünyan)ın l-adnā
alçak(dünyan)ın
وَيَقُولُونَ ve diyorlar ki wayaqūlūna
ve diyorlar ki
سَيُغْفَرُ (nasıl olsa) bağışlanacağız sayugh'faru
(nasıl olsa) bağışlanacağız
لَنَا biz lanā
biz
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
يَأْتِهِمْ kendilerine gelse yatihim
kendilerine gelse
عَرَضٌۭ bir menfaat daha ʿaraḍun
bir menfaat daha
مِّثْلُهُۥ ona benzer mith'luhu
ona benzer
يَأْخُذُوهُ ۚ onu da alırlar yakhudhūhu
onu da alırlar
أَلَمْ peki alınmamış mıydı? alam
peki alınmamış mıydı?
يُؤْخَذْ taken yu'khadh
taken
عَلَيْهِم kendilerinden ʿalayhim
kendilerinden
مِّيثَـٰقُ misak (söz) mīthāqu
misak (söz)
ٱلْكِتَـٰبِ Kitap'ta l-kitābi
Kitap'ta
أَن diye an
diye
لَّا söylemeyecekler
söylemeyecekler
يَقُولُوا۟ they will say yaqūlū
they will say
عَلَى hakkında ʿalā
hakkında
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
إِلَّا başkasını illā
başkasını
ٱلْحَقَّ gerçekten l-ḥaqa
gerçekten
وَدَرَسُوا۟ ve öğrenmediler mi? wadarasū
ve öğrenmediler mi?
مَا onun içindekini
onun içindekini
فِيهِ ۗ (is) in it fīhi
(is) in it
وَٱلدَّارُ ve yurdu wal-dāru
ve yurdu
ٱلْـَٔاخِرَةُ Âhiret l-ākhiratu
Âhiret
خَيْرٌۭ daha hayırlıdır khayrun
daha hayırlıdır
لِّلَّذِينَ korunanlar için lilladhīna
korunanlar için
يَتَّقُونَ ۗ fear Allah yattaqūna
fear Allah
أَفَلَا düşünmüyor musunuz? afalā
düşünmüyor musunuz?
تَعْقِلُونَ you use intellect taʿqilūna
you use intellect
١٦٩ (169)
(169)
Ardlarından yerlerine gelen bir takım kötüler, Kitap'a mirasçı oldular. "Biz nasıl olsa affedileceğiz" diyerek Kitap'ın hükümlerini değiştirme karşılığı bu değersiz dünyanın mallarını alırlar; yine ona benzer geçici bir şey kendilerine gelince onu da kabul ederlerdi. Onlardan, Allah'a karşı ancak gerçeği söyleyeceklerine dair Kitap üzerine söz alınmamış mıydı? Kitap'da olanları okumamışlar mıydı? Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için, ahiret yurdu vardır, düşünmüyor musunuz? Biz, iyiliğe çalışanların ecrini elbette zayi etmeyiz.
7:170
وَٱلَّذِينَ onlar ki wa-alladhīna
onlar ki
يُمَسِّكُونَ sımsıkı sarılırlar yumassikūna
sımsıkı sarılırlar
بِٱلْكِتَـٰبِ Kitaba bil-kitābi
Kitaba
وَأَقَامُوا۟ ve kılarlar wa-aqāmū
ve kılarlar
ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı
إِنَّا elbette biz innā
elbette biz
لَا zayi etmeyiz
zayi etmeyiz
نُضِيعُ [We] let go waste nuḍīʿu
[We] let go waste
أَجْرَ ecrini ajra
ecrini
ٱلْمُصْلِحِينَ iyiliğe çalışanların l-muṣ'liḥīna
iyiliğe çalışanların
١٧٠ (170)
(170)
Ardlarından yerlerine gelen bir takım kötüler, Kitap'a mirasçı oldular. "Biz nasıl olsa affedileceğiz" diyerek Kitap'ın hükümlerini değiştirme karşılığı bu değersiz dünyanın mallarını alırlar; yine ona benzer geçici bir şey kendilerine gelince onu da kabul ederlerdi. Onlardan, Allah'a karşı ancak gerçeği söyleyeceklerine dair Kitap üzerine söz alınmamış mıydı? Kitap'da olanları okumamışlar mıydı? Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için, ahiret yurdu vardır, düşünmüyor musunuz? Biz, iyiliğe çalışanların ecrini elbette zayi etmeyiz.
7:171
۞ وَإِذْ hani wa-idh
hani
نَتَقْنَا kaldırmıştık nataqnā
kaldırmıştık
ٱلْجَبَلَ dağı l-jabala
dağı
فَوْقَهُمْ üzerlerine fawqahum
üzerlerine
كَأَنَّهُۥ sanki gibi ka-annahu
sanki gibi
ظُلَّةٌۭ bir gölge ẓullatun
bir gölge
وَظَنُّوٓا۟ ve sanmışlardı waẓannū
ve sanmışlardı
أَنَّهُۥ onlar şüphesiz annahu
onlar şüphesiz
وَاقِعٌۢ üstlerine düşecek wāqiʿun
üstlerine düşecek
بِهِمْ onların bihim
onların
خُذُوا۟ tutun khudhū
tutun
مَآ şeyi (Kitabı)
şeyi (Kitabı)
ءَاتَيْنَـٰكُم size verdiğim ātaynākum
size verdiğim
بِقُوَّةٍۢ kuvvetle biquwwatin
kuvvetle
وَٱذْكُرُوا۟ ve hatırlayın wa-udh'kurū
ve hatırlayın
مَا olanı
olanı
فِيهِ içinde fīhi
içinde
لَعَلَّكُمْ belki laʿallakum
belki
تَتَّقُونَ korunursunuz tattaqūna
korunursunuz
١٧١ (171)
(171)
Tur dağını, gölgelik gibi onların üzerlerine yükseltmiştik, onlar tepelerine düşeceğini sanmışlardı. Onlara: "Size verdiğimiz Kitap'a sıkıca sarılın, içinde olanı düşünün ki sakınanlardan olasınız" demiştik.
7:172
وَإِذْ ve hani wa-idh
ve hani
أَخَذَ almıştı akhadha
almıştı
رَبُّكَ Rabbin rabbuka
Rabbin
مِنۢ oğullarından min
oğullarından
بَنِىٓ (the) Children banī
(the) Children
ءَادَمَ Adem ādama
Adem
مِن bellerinden min
bellerinden
ظُهُورِهِمْ their loins ẓuhūrihim
their loins
ذُرِّيَّتَهُمْ zürriyetlerini dhurriyyatahum
zürriyetlerini
وَأَشْهَدَهُمْ ve şahid tutmuştu wa-ashhadahum
ve şahid tutmuştu
عَلَىٰٓ onları ʿalā
onları
أَنفُسِهِمْ kendilerine anfusihim
kendilerine
أَلَسْتُ ben değil miyim? alastu
ben değil miyim?
بِرَبِّكُمْ ۖ sizin Rabbiniz birabbikum
sizin Rabbiniz
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
بَلَىٰ ۛ evet balā
evet
شَهِدْنَآ ۛ şahidiz shahid'nā
şahidiz
أَن demeyesiniz an
demeyesiniz
تَقُولُوا۟ you say taqūlū
you say
يَوْمَ günü yawma
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
إِنَّا biz elbette innā
biz elbette
كُنَّا idik kunnā
idik
عَنْ bundan ʿan
bundan
هَـٰذَا this hādhā
this
غَـٰفِلِينَ habersiz ghāfilīna
habersiz
١٧٢ (172)
(172)
Rabbin, insanoğlunun sulbünden soyunu alıp devam ettirmiş, onlara: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim" demiş ve buna kendilerini şahit tutmuştu. Onlar da: "Evet şahidiz" demişlerdi. Bu, kıyamet günü, "Bizim bundan haberimiz yoktu" dersiniz veya "Daha önce babalarımız Allah'a ortak koşmuşlardı, biz de onlardan sonra gelen bir soyuz, bizi, boşa çalışanların yaptıklarından ötürü yok eder misin?" dersiniz diyedir.
7:173
أَوْ yahut aw
yahut
تَقُولُوٓا۟ demeyesiniz taqūlū
demeyesiniz
إِنَّمَآ şüphesiz innamā
şüphesiz
أَشْرَكَ ortak koştu ashraka
ortak koştu
ءَابَآؤُنَا babalarımız ābāunā
babalarımız
مِن daha önce min
daha önce
قَبْلُ before (us) qablu
before (us)
وَكُنَّا biz de olduk wakunnā
biz de olduk
ذُرِّيَّةًۭ bir nesil dhurriyyatan
bir nesil
مِّنۢ onlardan sonra gelen min
onlardan sonra gelen
بَعْدِهِمْ ۖ after them baʿdihim
after them
أَفَتُهْلِكُنَا bizi helak mı ediyorsun? afatuh'likunā
bizi helak mı ediyorsun?
بِمَا yüzünden bimā
yüzünden
فَعَلَ yaptıkları faʿala
yaptıkları
ٱلْمُبْطِلُونَ iptal edenlerin l-mub'ṭilūna
iptal edenlerin
١٧٣ (173)
(173)
Rabbin, insanoğlunun sulbünden soyunu alıp devam ettirmiş, onlara: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim" demiş ve buna kendilerini şahit tutmuştu. Onlar da: "Evet şahidiz" demişlerdi. Bu, kıyamet günü, "Bizim bundan haberimiz yoktu" dersiniz veya "Daha önce babalarımız Allah'a ortak koşmuşlardı, biz de onlardan sonra gelen bir soyuz, bizi, boşa çalışanların yaptıklarından ötürü yok eder misin?" dersiniz diyedir.
7:174
وَكَذَٰلِكَ işte böyle wakadhālika
işte böyle
نُفَصِّلُ biz açıklıyoruz nufaṣṣilu
biz açıklıyoruz
ٱلْـَٔايَـٰتِ ayetleri l-āyāti
ayetleri
وَلَعَلَّهُمْ artık herhalde walaʿallahum
artık herhalde
يَرْجِعُونَ döner(yola gelir)ler yarjiʿūna
döner(yola gelir)ler
١٧٤ (174)
(174)
Belki doğru yola dönerler diye ayetleri böylece uzun uzadıya açıklıyoruz.
7:175
وَٱتْلُ ve oku wa-ut'lu
ve oku
عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara
نَبَأَ haberini naba-a
haberini
ٱلَّذِىٓ ki alladhī
ki
ءَاتَيْنَـٰهُ kendisine verdik ātaynāhu
kendisine verdik
ءَايَـٰتِنَا ayetlerimizi āyātinā
ayetlerimizi
فَٱنسَلَخَ sıyrıldı çıktı' fa-insalakha
sıyrıldı çıktı'
مِنْهَا onlardan min'hā
onlardan
فَأَتْبَعَهُ onu peşine taktı fa-atbaʿahu
onu peşine taktı
ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan l-shayṭānu
şeytan
فَكَانَ böylece oldu fakāna
böylece oldu
مِنَ azgınlardan mina
azgınlardan
ٱلْغَاوِينَ those gone astray l-ghāwīna
those gone astray
١٧٥ (175)
(175)
Onlara, şeytanın peşine takdığı ve kendisine verdiğimiz ayetlerden sıyrılarak azgınlıklardan olan kişinin olayını anlat.
7:176
وَلَوْ ve şayet walaw
ve şayet
شِئْنَا dileseydik shi'nā
dileseydik
لَرَفَعْنَـٰهُ elbette onu yükseltirdik larafaʿnāhu
elbette onu yükseltirdik
بِهَا onlarla (ayetlerle) bihā
onlarla (ayetlerle)
وَلَـٰكِنَّهُۥٓ fakat o walākinnahu
fakat o
أَخْلَدَ saplandı akhlada
saplandı
إِلَى yere ilā
yere
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
وَٱتَّبَعَ ve peşine düştü wa-ittabaʿa
ve peşine düştü
هَوَىٰهُ ۚ hevesinin hawāhu
hevesinin
فَمَثَلُهُۥ onun durumu famathaluhu
onun durumu
كَمَثَلِ durumuna benzer kamathali
durumuna benzer
ٱلْكَلْبِ şu köpeğin l-kalbi
şu köpeğin
إِن eğer in
eğer
تَحْمِلْ varsan taḥmil
varsan
عَلَيْهِ üstüne ʿalayhi
üstüne
يَلْهَثْ dilini sarkıtıp solur yalhath
dilini sarkıtıp solur
أَوْ veyahut aw
veyahut
تَتْرُكْهُ onu bıraksan tatruk'hu
onu bıraksan
يَلْهَث ۚ dilini sarkıtıp solur yalhath
dilini sarkıtıp solur
ذَّٰلِكَ işte budur dhālika
işte budur
مَثَلُ durumu mathalu
durumu
ٱلْقَوْمِ toplumların l-qawmi
toplumların
ٱلَّذِينَ yalanlayan alladhīna
yalanlayan
كَذَّبُوا۟ denied kadhabū
denied
بِـَٔايَـٰتِنَا ۚ ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi
فَٱقْصُصِ anlat fa-uq'ṣuṣi
anlat
ٱلْقَصَصَ bu kıssayı l-qaṣaṣa
bu kıssayı
لَعَلَّهُمْ belki laʿallahum
belki
يَتَفَكَّرُونَ düşünürler yatafakkarūna
düşünürler
١٧٦ (176)
(176)
Dileseydik, onu ayetlerimizle üstün kılardık; fakat o, dünyaya meyletti ve hevesine uydu. Durumu, üstüne varsan da, kendi haline bıraksan da, dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalan sayan kimselerin hali böyledir. Sen onlara bu kıssayı anlat, belki üzerinde düşünürler.
7:177
سَآءَ ne kötüdür sāa
ne kötüdür
مَثَلًا durumu mathalan
durumu
ٱلْقَوْمُ topluluğun l-qawmu
topluluğun
ٱلَّذِينَ yalanlayan alladhīna
yalanlayan
كَذَّبُوا۟ denied kadhabū
denied
بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi
وَأَنفُسَهُمْ ve kendilerine wa-anfusahum
ve kendilerine
كَانُوا۟ olan kānū
olan
يَظْلِمُونَ zulmediyor yaẓlimūna
zulmediyor
١٧٧ (177)
(177)
Ayetlerimizi yalan sayan, kendine zulmeden millet ne kötü bir misaldir!
7:178
مَن kime man
kime
يَهْدِ yol gösterirse yahdi
yol gösterirse
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
فَهُوَ işte odur fahuwa
işte odur
ٱلْمُهْتَدِى ۖ yolu bulan l-muh'tadī
yolu bulan
وَمَن ve kimi de waman
ve kimi de
يُضْلِلْ saptırırsa yuḍ'lil
saptırırsa
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte fa-ulāika
işte
هُمُ onlardır humu
onlardır
ٱلْخَـٰسِرُونَ ziyana uğrayanlar l-khāsirūna
ziyana uğrayanlar
١٧٨ (178)
(178)
Allah'ın doğru yola sevkettiği kimse doğru yolda olur. Saptırdığı kimseler ise, işte onlar mahvolanlardır.
7:179
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
ذَرَأْنَا yarattık dharanā
yarattık
لِجَهَنَّمَ cehennem için lijahannama
cehennem için
كَثِيرًۭا birçok kathīran
birçok
مِّنَ cin mina
cin
ٱلْجِنِّ the jinn l-jini
the jinn
وَٱلْإِنسِ ۖ ve insan wal-insi
ve insan
لَهُمْ vardır lahum
vardır
قُلُوبٌۭ kalbleri qulūbun
kalbleri
لَّا fakat anlamazlar
fakat anlamazlar
يَفْقَهُونَ they understand yafqahūna
they understand
بِهَا onlarla bihā
onlarla
وَلَهُمْ vardır walahum
vardır
أَعْيُنٌۭ gözleri aʿyunun
gözleri
لَّا fakat görmezler
fakat görmezler
يُبْصِرُونَ they see yub'ṣirūna
they see
بِهَا onlarla bihā
onlarla
وَلَهُمْ ve vardır walahum
ve vardır
ءَاذَانٌۭ kulakları ādhānun
kulakları
لَّا fakat işitmezler
fakat işitmezler
يَسْمَعُونَ they hear yasmaʿūna
they hear
بِهَآ ۚ onlarla bihā
onlarla
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar
كَٱلْأَنْعَـٰمِ hayvanlar gibidir kal-anʿāmi
hayvanlar gibidir
بَلْ hatta bal
hatta
هُمْ onlar hum
onlar
أَضَلُّ ۚ daha da sapıktır aḍallu
daha da sapıktır
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte
هُمُ onlardır humu
onlardır
ٱلْغَـٰفِلُونَ gafiller l-ghāfilūna
gafiller
١٧٩ (179)
(179)
And olsun ki, cehennem için de birçok cin ve insan yarattık; onların kalbleri vardır ama anlamazlar; gözleri vardır ama görmezler; kulakları vardır ama işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibi hatta daha sapıktırlar. İşte bunlar gafillerdir.
7:180
وَلِلَّهِ ve Allah'ındır walillahi
ve Allah'ındır
ٱلْأَسْمَآءُ isimler l-asmāu
isimler
ٱلْحُسْنَىٰ en güzel l-ḥus'nā
en güzel
فَٱدْعُوهُ o halde O'na du'a edin fa-id'ʿūhu
o halde O'na du'a edin
بِهَا ۖ onlarla bihā
onlarla
وَذَرُوا۟ ve bırakın wadharū
ve bırakın
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
يُلْحِدُونَ eğriliğe sapan(ları) yul'ḥidūna
eğriliğe sapan(ları)
فِىٓ hakkında
hakkında
أَسْمَـٰٓئِهِۦ ۚ O'nun isimleri asmāihi
O'nun isimleri
سَيُجْزَوْنَ onlar cezasını çekeceklerdir sayuj'zawna
onlar cezasını çekeceklerdir
مَا şeylerin
şeylerin
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
يَعْمَلُونَ yapıyor(lar) yaʿmalūna
yapıyor(lar)
١٨٠ (180)
(180)
En güzel isimler Allah'ındır, O'na o isimlerle dua edin, O'nun isimleri konusunda eğriliğe sapanları bırakın. Onlar yaptıklarının cezasını göreceklerdir.
7:181
وَمِمَّنْ vardır wamimman
vardır
خَلَقْنَآ yarattıklarımız içinde khalaqnā
yarattıklarımız içinde
أُمَّةٌۭ bir ümmet ummatun
bir ümmet
يَهْدُونَ doğruya götüren yahdūna
doğruya götüren
بِٱلْحَقِّ hak ile bil-ḥaqi
hak ile
وَبِهِۦ ve onunla wabihi
ve onunla
يَعْدِلُونَ adalet yapan yaʿdilūna
adalet yapan
١٨١ (181)
(181)
Yarattıklarımızdan bir topluluk hakkı gösterirler ve onunla hükmederler.
7:182
وَٱلَّذِينَ kimseleri wa-alladhīna
kimseleri
كَذَّبُوا۟ yalanlayanları kadhabū
yalanlayanları
بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi
سَنَسْتَدْرِجُهُم yavaş yavaş helake yaklaştıracağız sanastadrijuhum
yavaş yavaş helake yaklaştıracağız
مِّنْ yerden min
yerden
حَيْثُ where ḥaythu
where
لَا hiç
hiç
يَعْلَمُونَ bilmeyecekleri yaʿlamūna
bilmeyecekleri
١٨٢ (182)
(182)
Ayetlerimizi yalan sayanları, bilmedikleri yönden, ağır ağır sonuçlarına yaklaştıracağız.
7:183
وَأُمْلِى ve mühlet veriyorum wa-um'lī
ve mühlet veriyorum
لَهُمْ ۚ onlara lahum
onlara
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
كَيْدِى benim tuzağım kaydī
benim tuzağım
مَتِينٌ sağlamdır matīnun
sağlamdır
١٨٣ (183)
(183)
Onlara mahsustan mühlet veririm, çünkü Benim düzenim çetindir.
7:184
أَوَلَمْ düşünmediler mi ki awalam
düşünmediler mi ki
يَتَفَكَّرُوا۟ ۗ they reflect yatafakkarū
they reflect
مَا yoktur
yoktur
بِصَاحِبِهِم arkadaşlarında biṣāḥibihim
arkadaşlarında
مِّن hiçbir min
hiçbir
جِنَّةٍ ۚ delilik jinnatin
delilik
إِنْ o in
o
هُوَ he huwa
he
إِلَّا ancak illā
ancak
نَذِيرٌۭ bir uyarıcıdır nadhīrun
bir uyarıcıdır
مُّبِينٌ apaçık mubīnun
apaçık
١٨٤ (184)
(184)
Düşünmüyorlar mı ki, arkadaşları olan peygamberde deliliğin eseri yoktur. O ancak açıkça uyaran bir kimsedir.
7:185
أَوَلَمْ bakmadılar mı? awalam
bakmadılar mı?
يَنظُرُوا۟ they look yanẓurū
they look
فِى melekutuna
melekutuna
مَلَكُوتِ (the) dominion malakūti
(the) dominion
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin
وَمَا ve wamā
ve
خَلَقَ yarattığı khalaqa
yarattığı
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
مِن şeylere min
şeylere
شَىْءٍۢ (every)thing shayin
(every)thing
وَأَنْ ve wa-an
ve
عَسَىٰٓ belkide ʿasā
belkide
أَن olabileceğine an
olabileceğine
يَكُونَ has yakūna
has
قَدِ muhakkak qadi
muhakkak
ٱقْتَرَبَ yaklaşmış iq'taraba
yaklaşmış
أَجَلُهُمْ ۖ ecellerinin ajaluhum
ecellerinin
فَبِأَىِّ peki hangi fabi-ayyi
peki hangi
حَدِيثٍۭ söze ḥadīthin
söze
بَعْدَهُۥ bundan sonra baʿdahu
bundan sonra
يُؤْمِنُونَ inanacaklar yu'minūna
inanacaklar
١٨٥ (185)
(185)
Göklerin ve yerin hükümranlığını, Allah'ın yarattığı her şeyi ve ecellerinin yaklaşmış olması ihtimalini düşünmüyorlar mı? Bundan sonra hangi söze inanacaklar?
7:186
مَن kimi man
kimi
يُضْلِلِ saptırırsa yuḍ'lili
saptırırsa
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
فَلَا artık olmaz falā
artık olmaz
هَادِىَ yol gösteren hādiya
yol gösteren
لَهُۥ ۚ onun için lahu
onun için
وَيَذَرُهُمْ ve bırakır onları wayadharuhum
ve bırakır onları
فِى içinde
içinde
طُغْيَـٰنِهِمْ azgınlıkları ṭugh'yānihim
azgınlıkları
يَعْمَهُونَ bocalayıp dururlar yaʿmahūna
bocalayıp dururlar
١٨٦ (186)
(186)
Allah'ın saptırdığını yola getirecek yoktur. O, sapanları taşkınlıkları içinde bocalayıp dururlarken bırakır.
7:187
يَسْـَٔلُونَكَ sana soruyorlar yasalūnaka
sana soruyorlar
عَنِ sa'at(in)den ʿani
sa'at(in)den
ٱلسَّاعَةِ the Hour l-sāʿati
the Hour
أَيَّانَ ne zaman (diye) ayyāna
ne zaman (diye)
مُرْسَىٰهَا ۖ gelip çatması mur'sāhā
gelip çatması
قُلْ de ki qul
de ki
إِنَّمَا ancak innamā
ancak
عِلْمُهَا onun bilgisi ʿil'muhā
onun bilgisi
عِندَ yanındadır ʿinda
yanındadır
رَبِّى ۖ Rabbimin rabbī
Rabbimin
لَا Onu açığa çıkaramaz
Onu açığa çıkaramaz
يُجَلِّيهَا can reveal [it] yujallīhā
can reveal [it]
لِوَقْتِهَآ tam zamanında liwaqtihā
tam zamanında
إِلَّا başkası illā
başkası
هُوَ ۚ O'ndan huwa
O'ndan
ثَقُلَتْ O ağır gelmiştir thaqulat
O ağır gelmiştir
فِى göklere de
göklere de
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ۚ yere de wal-arḍi
yere de
لَا O size gelmez
O size gelmez
تَأْتِيكُمْ will it come to you tatīkum
will it come to you
إِلَّا ancak illā
ancak
بَغْتَةًۭ ۗ ansızın baghtatan
ansızın
يَسْـَٔلُونَكَ sana soruyorlar yasalūnaka
sana soruyorlar
كَأَنَّكَ sanki sen ka-annaka
sanki sen
حَفِىٌّ biliyormuşsun ḥafiyyun
biliyormuşsun
عَنْهَا ۖ onu ʿanhā
onu
قُلْ de ki qul
de ki
إِنَّمَا muhakkak innamā
muhakkak
عِلْمُهَا onun bilgisi ʿil'muhā
onun bilgisi
عِندَ yanındadır ʿinda
yanındadır
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat
أَكْثَرَ çoğu akthara
çoğu
ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların
لَا bilmezler
bilmezler
يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know
١٨٧ (187)
(187)
Sana, kıyamet saatinin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar, de ki: "Onu ancak Rabbim bilir, onun vaktini, O'ndan başka belirtecek yoktur. Göklerin ve yerin, ağırlığını kaldıramayacağı o saat, sizlere ansızın gelecektir." Sen sanki öğrenmişsin gibi sana soruyorlar, de ki: "Onu bilmek ancak Allah'a mahsustur, ama insanların çoğu bu gerçeği bilmezler."
7:188
قُل de ki qul
de ki
لَّآ değilim
değilim
أَمْلِكُ ben sahip amliku
ben sahip
لِنَفْسِى kendime linafsī
kendime
نَفْعًۭا bir faydaya nafʿan
bir faydaya
وَلَا ne de walā
ne de
ضَرًّا bir zarara ḍarran
bir zarara
إِلَّا başka illā
başka
مَا dilediğinden
dilediğinden
شَآءَ wills shāa
wills
ٱللَّهُ ۚ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
وَلَوْ eğer walaw
eğer
كُنتُ bilseydim kuntu
bilseydim
أَعْلَمُ know aʿlamu
know
ٱلْغَيْبَ gaybı l-ghayba
gaybı
لَٱسْتَكْثَرْتُ elbete çok elde ederdim la-is'takthartu
elbete çok elde ederdim
مِنَ hayır (mal ve mülk) mina
hayır (mal ve mülk)
ٱلْخَيْرِ the good l-khayri
the good
وَمَا bana dokunmamıştır wamā
bana dokunmamıştır
مَسَّنِىَ (could) have touched me massaniya
(could) have touched me
ٱلسُّوٓءُ ۚ kötülük l-sūu
kötülük
إِنْ ben in
ben
أَنَا۠ (am) I anā
(am) I
إِلَّا sadece illā
sadece
نَذِيرٌۭ bir uyarıcı nadhīrun
bir uyarıcı
وَبَشِيرٌۭ ve müjdeleyiciyim wabashīrun
ve müjdeleyiciyim
لِّقَوْمٍۢ bir kavim için liqawmin
bir kavim için
يُؤْمِنُونَ inanan yu'minūna
inanan
١٨٨ (188)
(188)
De ki: "Allah'ın dilemesi dışında ben kendime bir fayda ve zarar verecek durumda değilim. Görülmeyeni bileydim, daha çok iyilik yapardım ve bana kötülük de gelmezdi. Ben sadece, inanan bir milleti uyaran ve müjdeleyen bir peygamberim."
7:189
۞ هُوَ O'dur huwa
O'dur
ٱلَّذِى ki alladhī
ki
خَلَقَكُم sizi yarattı khalaqakum
sizi yarattı
مِّن nefisten min
nefisten
نَّفْسٍۢ a soul nafsin
a soul
وَٰحِدَةٍۢ bir tek wāḥidatin
bir tek
وَجَعَلَ ve var eti wajaʿala
ve var eti
مِنْهَا ondan min'hā
ondan
زَوْجَهَا eşini zawjahā
eşini
لِيَسْكُنَ (gönlü) sukün bulsun diye liyaskuna
(gönlü) sukün bulsun diye
إِلَيْهَا ۖ onunla ilayhā
onunla
فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki
تَغَشَّىٰهَا eşini sarıp örtünce taghashāhā
eşini sarıp örtünce
حَمَلَتْ (eşi) yüklendi ḥamalat
(eşi) yüklendi
حَمْلًا bir yük ḥamlan
bir yük
خَفِيفًۭا hafif khafīfan
hafif
فَمَرَّتْ gezdirdi famarrat
gezdirdi
بِهِۦ ۖ onu bihi
onu
فَلَمَّآ ne zaman ki falammā
ne zaman ki
أَثْقَلَت (yükü) ağırlaşınca athqalat
(yükü) ağırlaşınca
دَّعَوَا ikisi beraber du'a ettiler daʿawā
ikisi beraber du'a ettiler
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
رَبَّهُمَا Rableri rabbahumā
Rableri
لَئِنْ eğer la-in
eğer
ءَاتَيْتَنَا bize verirsen ātaytanā
bize verirsen
صَـٰلِحًۭا iyi güzel (bir çocuk) ṣāliḥan
iyi güzel (bir çocuk)
لَّنَكُونَنَّ elbette oluruz lanakūnanna
elbette oluruz
مِنَ şükredenlerden mina
şükredenlerden
ٱلشَّـٰكِرِينَ the thankful l-shākirīna
the thankful
١٨٩ (189)
(189)
Sizi bir nefisten yaratan ve gönlünün huzura kavuşacağı eşini de ondan var eden Allah'tır. Eşine yaklaşınca, eşi hafif bir yük yüklendi ve bu halde bir müddet taşıdı. Hamileliği ağırlaşınca, karı-koca, Rableri olan Allah'a: "Bize kusursuz bir çocuk verirsen, and olsun ki şükredenlerden oluruz" diye yalvardılar.
7:190
فَلَمَّآ fakat ne zaman falammā
fakat ne zaman
ءَاتَىٰهُمَا (Allah) verdi onlara ātāhumā
(Allah) verdi onlara
صَـٰلِحًۭا iyi güzel (bir çocuk)' ṣāliḥan
iyi güzel (bir çocuk)'
جَعَلَا başladılar jaʿalā
başladılar
لَهُۥ O'na lahu
O'na
شُرَكَآءَ ortaklar koşmağa shurakāa
ortaklar koşmağa
فِيمَآ şeyde fīmā
şeyde
ءَاتَىٰهُمَا ۚ kendilerine verdiği ātāhumā
kendilerine verdiği
فَتَعَـٰلَى oysa yücedir fataʿālā
oysa yücedir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَمَّا şeylerden ʿammā
şeylerden
يُشْرِكُونَ onların ortak koştukları yush'rikūna
onların ortak koştukları
١٩٠ (190)
(190)
Allah onlara kusursuz bir çocuk verince, kendilerine verdiği şey hakkında Allah'a ortaklar koştular. Allah, onların ortak koştukları şeylerden yücedir.
7:191
أَيُشْرِكُونَ ortak mı koşuyorlar? ayush'rikūna
ortak mı koşuyorlar?
مَا şeyleri
şeyleri
لَا yaratmayan
yaratmayan
يَخْلُقُ create yakhluqu
create
شَيْـًۭٔا hiçbir şey shayan
hiçbir şey
وَهُمْ ve kendileri wahum
ve kendileri
يُخْلَقُونَ yaratılan yukh'laqūna
yaratılan
١٩١ (191)
(191)
Kendileri yaratılmışken, bir şey yaratamayan putları mı ortak koşuyorlar?
7:192
وَلَا güçleri yetmez walā
güçleri yetmez
يَسْتَطِيعُونَ they are able yastaṭīʿūna
they are able
لَهُمْ onlara lahum
onlara
نَصْرًۭا yardım etmeye naṣran
yardım etmeye
وَلَآ ne de walā
ne de
أَنفُسَهُمْ kendilerine anfusahum
kendilerine
يَنصُرُونَ yardım edebilirler yanṣurūna
yardım edebilirler
١٩٢ (192)
(192)
Oysa putlar ne onlara yardım edebilir ve ne de kendilerine bir yardımları olur.
7:193
وَإِن şayet wa-in
şayet
تَدْعُوهُمْ onları çağırsanız tadʿūhum
onları çağırsanız
إِلَى doğru yola ilā
doğru yola
ٱلْهُدَىٰ the guidance l-hudā
the guidance
لَا size uymazlar
size uymazlar
يَتَّبِعُوكُمْ ۚ will they follow you yattabiʿūkum
will they follow you
سَوَآءٌ birdir sawāon
birdir
عَلَيْكُمْ sizin için ʿalaykum
sizin için
أَدَعَوْتُمُوهُمْ onları çağırmanız adaʿawtumūhum
onları çağırmanız
أَمْ ya da am
ya da
أَنتُمْ sizin antum
sizin
صَـٰمِتُونَ susmanız ṣāmitūna
susmanız
١٩٣ (193)
(193)
Onları doğru yola çağırırsanız, size uymazlar; çağırmanız da, susmanız da onlar için birdir.
7:194
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
تَدْعُونَ yalvardıklarınız tadʿūna
yalvardıklarınız
مِن başka min
başka
دُونِ besides dūni
besides
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
عِبَادٌ kullardır ʿibādun
kullardır
أَمْثَالُكُمْ ۖ sizler gibi amthālukum
sizler gibi
فَٱدْعُوهُمْ çağırın onları da fa-id'ʿūhum
çağırın onları da
فَلْيَسْتَجِيبُوا۟ cevap versinler falyastajībū
cevap versinler
لَكُمْ size lakum
size
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz
صَـٰدِقِينَ doğru ṣādiqīna
doğru
١٩٤ (194)
(194)
Allah'tan başka taptıklarınız putlar da, sizin gibi yaratıklardır. Eğer doğru sözlü iseniz, onları çağırın da size cevap versinler bakalım.
7:195
أَلَهُمْ onların var mı? alahum
onların var mı?
أَرْجُلٌۭ ayakları arjulun
ayakları
يَمْشُونَ yürüyecekleri yamshūna
yürüyecekleri
بِهَآ ۖ onunla bihā
onunla
أَمْ yada am
yada
لَهُمْ var mı? lahum
var mı?
أَيْدٍۢ elleri aydin
elleri
يَبْطِشُونَ tutacakları yabṭishūna
tutacakları
بِهَآ ۖ onunla bihā
onunla
أَمْ yoksa am
yoksa
لَهُمْ var mı? lahum
var mı?
أَعْيُنٌۭ gözleri aʿyunun
gözleri
يُبْصِرُونَ görecekleri yub'ṣirūna
görecekleri
بِهَآ ۖ onunla bihā
onunla
أَمْ yahut am
yahut
لَهُمْ mı var? lahum
mı var?
ءَاذَانٌۭ kulakları ādhānun
kulakları
يَسْمَعُونَ işitecekleri yasmaʿūna
işitecekleri
بِهَا ۗ onunla bihā
onunla
قُلِ de ki quli
de ki
ٱدْعُوا۟ çağırın id'ʿū
çağırın
شُرَكَآءَكُمْ ortak(koştuk)larınızı shurakāakum
ortak(koştuk)larınızı
ثُمَّ sonra thumma
sonra
كِيدُونِ bana tuzak kurun kīdūni
bana tuzak kurun
فَلَا hiç falā
hiç
تُنظِرُونِ göz açtırmayın bana tunẓirūni
göz açtırmayın bana
١٩٥ (195)
(195)
Onların yürüyecek ayakları mı var, yoksa tutacak elleri mi var, ya da görecek gözleri mi var, veya işitecek kulakları mı var? De ki: "Ortaklarınızı çağırın elinizden gelirse bana tuzak kurun, göz açtırmayın."
7:196
إِنَّ muhakkak inna
muhakkak
وَلِـِّۧىَ benim velim waliyyiya
benim velim
ٱللَّهُ Allah'tır l-lahu
Allah'tır
ٱلَّذِى o ki alladhī
o ki
نَزَّلَ indirdi nazzala
indirdi
ٱلْكِتَـٰبَ ۖ Kitabı l-kitāba
Kitabı
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
يَتَوَلَّى yönetir yatawallā
yönetir
ٱلصَّـٰلِحِينَ iyileri l-ṣāliḥīna
iyileri
١٩٦ (196)
(196)
"Çünkü benim dostum, Kitap'ı indiren Allah'tır. O, iyileri dost edinir."
7:197
وَٱلَّذِينَ kimseler ise wa-alladhīna
kimseler ise
تَدْعُونَ yalvardıklarınız tadʿūna
yalvardıklarınız
مِن O'ndan başka min
O'ndan başka
دُونِهِۦ besides Him dūnihi
besides Him
لَا güçleri yetmez
güçleri yetmez
يَسْتَطِيعُونَ they are able yastaṭīʿūna
they are able
نَصْرَكُمْ size yardım etmeye naṣrakum
size yardım etmeye
وَلَآ ne de walā
ne de
أَنفُسَهُمْ kendilerine anfusahum
kendilerine
يَنصُرُونَ yardım edebilirler yanṣurūna
yardım edebilirler
١٩٧ (197)
(197)
"O'nu bırakıp da taptıklarınız, kendilerine yardım edemezler ki size yardım etsinler."
7:198
وَإِن eğer wa-in
eğer
تَدْعُوهُمْ onları çağırsanız tadʿūhum
onları çağırsanız
إِلَى hidayete ilā
hidayete
ٱلْهُدَىٰ the guidance l-hudā
the guidance
لَا işitmezler
işitmezler
يَسْمَعُوا۟ ۖ do they not yasmaʿū
do they not
وَتَرَىٰهُمْ ve görürsün watarāhum
ve görürsün
يَنظُرُونَ baktıklarını yanẓurūna
baktıklarını
إِلَيْكَ sana ilayka
sana
وَهُمْ oysa onlar wahum
oysa onlar
لَا görmezler
görmezler
يُبْصِرُونَ (do) they see yub'ṣirūna
(do) they see
١٩٨ (198)
(198)
Onları doğru yola çağırırsanız duymazlar. Sana baktıklarını görürsün, oysa görmezler.
7:199
خُذِ al khudhi
al
ٱلْعَفْوَ affı l-ʿafwa
affı
وَأْمُرْ emret wamur
emret
بِٱلْعُرْفِ iyiliği bil-ʿur'fi
iyiliği
وَأَعْرِضْ yüz çevir wa-aʿriḍ
yüz çevir
عَنِ cahillerden ʿani
cahillerden
ٱلْجَـٰهِلِينَ the ignorant l-jāhilīna
the ignorant
١٩٩ (199)
(199)
Sen af yolunu tut, bağışla, uygun olanı emret, bilgisizlere aldırış etme.
7:200
وَإِمَّا ne zaman wa-immā
ne zaman
يَنزَغَنَّكَ seni dürtüklerse yanzaghannaka
seni dürtüklerse
مِنَ şeytandan mina
şeytandan
ٱلشَّيْطَـٰنِ [the] Shaitaan l-shayṭāni
[the] Shaitaan
نَزْغٌۭ bir kötü düşünce nazghun
bir kötü düşünce
فَٱسْتَعِذْ hemen sığın fa-is'taʿidh
hemen sığın
بِٱللَّهِ ۚ Allah'a bil-lahi
Allah'a
إِنَّهُۥ çünkü O innahu
çünkü O
سَمِيعٌ işitendir samīʿun
işitendir
عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir
٢٠٠ (200)
(200)
Şeytan seni dürtecek olursa Allah'a sığın, doğrusu O işitir ve bilir.
7:201
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ٱتَّقَوْا۟ (Allah'tan) korkanlar ittaqaw
(Allah'tan) korkanlar
إِذَا zaman idhā
zaman
مَسَّهُمْ kendilerine dokunduğu massahum
kendilerine dokunduğu
طَـٰٓئِفٌۭ bir vesvese ṭāifun
bir vesvese
مِّنَ şeytandan mina
şeytandan
ٱلشَّيْطَـٰنِ the Shaitaan l-shayṭāni
the Shaitaan
تَذَكَّرُوا۟ düşünürler tadhakkarū
düşünürler
فَإِذَا ve o zaman fa-idhā
ve o zaman
هُم onlar hum
onlar
مُّبْصِرُونَ (gerçeği) görürler mub'ṣirūna
(gerçeği) görürler
٢٠١ (201)
(201)
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, şeytan tarafından bir vesveseye uğrayınca, Allah'ı anarlar ve hemen gerçeği görürler.
7:202
وَإِخْوَٰنُهُمْ kardeşleri ise wa-ikh'wānuhum
kardeşleri ise
يَمُدُّونَهُمْ onları çekerler yamuddūnahum
onları çekerler
فِى içine
içine
ٱلْغَىِّ azgınlığın l-ghayi
azgınlığın
ثُمَّ sonra thumma
sonra
لَا hiç
hiç
يُقْصِرُونَ yakalarını bırakmazlar yuq'ṣirūna
yakalarını bırakmazlar
٢٠٢ (202)
(202)
Şeytanın kardeşleri onları azgınlığa sürüklerler ve bundan hiç geri durmazlar.
7:203
وَإِذَا zaman wa-idhā
zaman
لَمْ onlara getirmediğin lam
onlara getirmediğin
تَأْتِهِم you bring them tatihim
you bring them
بِـَٔايَةٍۢ bir ayet biāyatin
bir ayet
قَالُوا۟ derler qālū
derler
لَوْلَا keşke lawlā
keşke
ٱجْتَبَيْتَهَا ۚ bunu da derleseydin ya ij'tabaytahā
bunu da derleseydin ya
قُلْ de ki qul
de ki
إِنَّمَآ ben ancak innamā
ben ancak
أَتَّبِعُ uyuyorum attabiʿu
uyuyorum
مَا şeye
şeye
يُوحَىٰٓ vahyolunana yūḥā
vahyolunana
إِلَىَّ bana ilayya
bana
مِن Rabbimden min
Rabbimden
رَّبِّى ۚ my Lord rabbī
my Lord
هَـٰذَا bu (Kur'an) hādhā
bu (Kur'an)
بَصَآئِرُ basiretlerdir baṣāiru
basiretlerdir
مِن Rabbinizden min
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ your Lord rabbikum
your Lord
وَهُدًۭى ve yol göstericidir wahudan
ve yol göstericidir
وَرَحْمَةٌۭ ve rahmettir waraḥmatun
ve rahmettir
لِّقَوْمٍۢ bir toplum için liqawmin
bir toplum için
يُؤْمِنُونَ inanan yu'minūna
inanan
٢٠٣ (203)
(203)
Onlara bir ayet getirmediğin zaman, "Sen bir tane yapsaydın ya" derler. De ki: "Ben ancak Rabbim tarafından bana vahyolunana uyarım. Bu Kitap inanan millete Rabbinizden açık belgeler, yol gösterme ve rahmettir."
7:204
وَإِذَا zaman wa-idhā
zaman
قُرِئَ okunduğu quri-a
okunduğu
ٱلْقُرْءَانُ Kur'an l-qur'ānu
Kur'an
فَٱسْتَمِعُوا۟ dinleyin fa-is'tamiʿū
dinleyin
لَهُۥ onu lahu
onu
وَأَنصِتُوا۟ ve susun wa-anṣitū
ve susun
لَعَلَّكُمْ umulur ki size laʿallakum
umulur ki size
تُرْحَمُونَ merhamet olunur tur'ḥamūna
merhamet olunur
٢٠٤ (204)
(204)
Kuran okunduğu zaman ona kulak verin, dinleyin ki merhamet olunasınız.
7:205
وَٱذْكُر ve hatırla wa-udh'kur
ve hatırla
رَّبَّكَ Rabbini rabbaka
Rabbini
فِى içinden
içinden
نَفْسِكَ yourself nafsika
yourself
تَضَرُّعًۭا yalvararak taḍarruʿan
yalvararak
وَخِيفَةًۭ ve korkarak wakhīfatan
ve korkarak
وَدُونَ ve olmayan wadūna
ve olmayan
ٱلْجَهْرِ yüksek l-jahri
yüksek
مِنَ bir sesle mina
bir sesle
ٱلْقَوْلِ [the] words l-qawli
[the] words
بِٱلْغُدُوِّ sabah bil-ghuduwi
sabah
وَٱلْـَٔاصَالِ ve akşam wal-āṣāli
ve akşam
وَلَا olma walā
olma
تَكُن be takun
be
مِّنَ gafillerden mina
gafillerden
ٱلْغَـٰفِلِينَ the heedless l-ghāfilīna
the heedless
٢٠٥ (205)
(205)
Rabbini gönülden ve korkarak içinden hafif bir sesle sabah akşam an, gafillerden olma.
7:206
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ olanlar alladhīna
olanlar
عِندَ yanında ʿinda
yanında
رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin
لَا büyüklenmezler
büyüklenmezler
يَسْتَكْبِرُونَ (do) they turn away in pride yastakbirūna
(do) they turn away in pride
عَنْ O'na kulluktan ʿan
O'na kulluktan
عِبَادَتِهِۦ His worship ʿibādatihi
His worship
وَيُسَبِّحُونَهُۥ ve O'nu tesbih ederler wayusabbiḥūnahu
ve O'nu tesbih ederler
وَلَهُۥ ve O'na walahu
ve O'na
يَسْجُدُونَ ۩ secde ederler yasjudūna
secde ederler
٢٠٦ (206)
(206)
Doğrusu Rabbinin katında olanlar, O'na kulluk etmekten büyüklenmezler, O'nu tenzih ederler ve yalnız O'na secde ederler.