9

Tevbe

Medeni 129 Ayet Cüz 10
التوبة
9:1
بَرَآءَةٌۭ ihtardır barāatun
ihtardır
مِّنَ Allahtan mina
Allahtan
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَرَسُولِهِۦٓ ve Elçisinden warasūlihi
ve Elçisinden
إِلَى kimselere ilā
kimselere
ٱلَّذِينَ those (with) whom alladhīna
those (with) whom
عَـٰهَدتُّم andlaşma yaptığınız ʿāhadttum
andlaşma yaptığınız
مِّنَ müşriklerden mina
müşriklerden
ٱلْمُشْرِكِينَ the polytheists l-mush'rikīna
the polytheists
١ (1)
(1)
Allah'tan ve Peygamberinden, kendileriyle andlaşma yaptığınız müşriklere ihtardır: Yeryüzünde dört ay daha dolaşabilirsiniz. Allah'ı aciz bırakamayacağınızı, Allah'ın inkarcıları rezil edeceğini bilin.
9:2
فَسِيحُوا۟ dolaşın fasīḥū
dolaşın
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the land l-arḍi
the land
أَرْبَعَةَ dört arbaʿata
dört
أَشْهُرٍۢ ay ashhurin
ay
وَٱعْلَمُوٓا۟ ve bilin ki wa-iʿ'lamū
ve bilin ki
أَنَّكُمْ siz annakum
siz
غَيْرُ değilsiniz ghayru
değilsiniz
مُعْجِزِى aciz bırakacak muʿ'jizī
aciz bırakacak
ٱللَّهِ ۙ Allah'ı l-lahi
Allah'ı
وَأَنَّ ve şüphesiz wa-anna
ve şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
مُخْزِى rezil perişan edecektir' mukh'zī
rezil perişan edecektir'
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirleri l-kāfirīna
kafirleri
٢ (2)
(2)
Allah'tan ve Peygamberinden, kendileriyle andlaşma yaptığınız müşriklere ihtardır: Yeryüzünde dört ay daha dolaşabilirsiniz. Allah'ı aciz bırakamayacağınızı, Allah'ın inkarcıları rezil edeceğini bilin.
9:3
وَأَذَٰنٌۭ ve duyurudur wa-adhānun
ve duyurudur
مِّنَ Allahtan mina
Allahtan
ٱللَّهِ from Allah l-lahi
from Allah
وَرَسُولِهِۦٓ ve Elçisinden warasūlihi
ve Elçisinden
إِلَى insanlara ilā
insanlara
ٱلنَّاسِ the people l-nāsi
the people
يَوْمَ günü yawma
günü
ٱلْحَجِّ Hac l-ḥaji
Hac
ٱلْأَكْبَرِ en büyük l-akbari
en büyük
أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
بَرِىٓءٌۭ uzaktır barīon
uzaktır
مِّنَ puta tapanlardan mina
puta tapanlardan
ٱلْمُشْرِكِينَ ۙ (to) the polytheists l-mush'rikīna
(to) the polytheists
وَرَسُولُهُۥ ۚ ve Elçisi warasūluhu
ve Elçisi
فَإِن eğer fa-in
eğer
تُبْتُمْ tevbe ederseniz tub'tum
tevbe ederseniz
فَهُوَ bu fahuwa
bu
خَيْرٌۭ daha iyidir khayrun
daha iyidir
لَّكُمْ ۖ sizin için lakum
sizin için
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
تَوَلَّيْتُمْ dönerseniz tawallaytum
dönerseniz
فَٱعْلَمُوٓا۟ bilin ki fa-iʿ'lamū
bilin ki
أَنَّكُمْ siz annakum
siz
غَيْرُ değilsiniz ghayru
değilsiniz
مُعْجِزِى aciz bırakacak muʿ'jizī
aciz bırakacak
ٱللَّهِ ۗ Allah'ı l-lahi
Allah'ı
وَبَشِّرِ ve müjdele wabashiri
ve müjdele
ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere
كَفَرُوا۟ inkar eden(lere) kafarū
inkar eden(lere)
بِعَذَابٍ bir azabı biʿadhābin
bir azabı
أَلِيمٍ acı alīmin
acı
٣ (3)
(3)
Allah'ın ve Peygamberinin, ortak koşanlardan uzak olduğunu, büyük hac günü, Allah ve peygamberi insanlara ilan eder. Eğer tevbe ederseniz, bu sizin için daha hayırlı olur, yüz çevirirseniz, bilin ki siz Allah'ı aciz bırakamazsınız. İnkar edenlere can yakıcı azabı müjdele.
9:4
إِلَّا ancak hariç illā
ancak hariç
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
عَـٰهَدتُّم andlaşma yaptığınız ʿāhadttum
andlaşma yaptığınız
مِّنَ müşriklerden mina
müşriklerden
ٱلْمُشْرِكِينَ the polytheists l-mush'rikīna
the polytheists
ثُمَّ sonra thumma
sonra
لَمْ size eksik bırakmayan lam
size eksik bırakmayan
يَنقُصُوكُمْ they have failed you yanquṣūkum
they have failed you
شَيْـًۭٔا hiçbir şeyi shayan
hiçbir şeyi
وَلَمْ ve walam
ve
يُظَـٰهِرُوا۟ arka çıkmayanlar yuẓāhirū
arka çıkmayanlar
عَلَيْكُمْ size karşı ʿalaykum
size karşı
أَحَدًۭا hiç kimseye aḥadan
hiç kimseye
فَأَتِمُّوٓا۟ tamamlayın fa-atimmū
tamamlayın
إِلَيْهِمْ onların ilayhim
onların
عَهْدَهُمْ andlaşmalarını ʿahdahum
andlaşmalarını
إِلَىٰ kadar ilā
kadar
مُدَّتِهِمْ ۚ tanıdığınız süreye muddatihim
tanıdığınız süreye
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يُحِبُّ sever yuḥibbu
sever
ٱلْمُتَّقِينَ korunanları l-mutaqīna
korunanları
٤ (4)
(4)
Yalnız, andlaşma hükümlerinde size karşı bir eksiklik yapmayan ve aleyhinizde kimseye yardım etmeyen müşriklerle yaptığınız andlaşmaya sonuna kadar riayet edin. Allah sakınanları sever.
9:5
فَإِذَا zaman fa-idhā
zaman
ٱنسَلَخَ geçtiği insalakha
geçtiği
ٱلْأَشْهُرُ aylar l-ashhuru
aylar
ٱلْحُرُمُ haram l-ḥurumu
haram
فَٱقْتُلُوا۟ öldürün fa-uq'tulū
öldürün
ٱلْمُشْرِكِينَ ortak koşanları l-mush'rikīna
ortak koşanları
حَيْثُ nerede ḥaythu
nerede
وَجَدتُّمُوهُمْ bulursanız onları wajadttumūhum
bulursanız onları
وَخُذُوهُمْ ve onları yakalayın wakhudhūhum
ve onları yakalayın
وَٱحْصُرُوهُمْ ve hapsedin wa-uḥ'ṣurūhum
ve hapsedin
وَٱقْعُدُوا۟ ve otur(up) bekleyin wa-uq'ʿudū
ve otur(up) bekleyin
لَهُمْ onları lahum
onları
كُلَّ her kulla
her
مَرْصَدٍۢ ۚ gözetleme yerinde marṣadin
gözetleme yerinde
فَإِن eğer fa-in
eğer
تَابُوا۟ tevbe ederlerse tābū
tevbe ederlerse
وَأَقَامُوا۟ ve kılarlarsa wa-aqāmū
ve kılarlarsa
ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı
وَءَاتَوُا۟ ve verirlerse waātawū
ve verirlerse
ٱلزَّكَوٰةَ zekatı l-zakata
zekatı
فَخَلُّوا۟ serbest bırakın fakhallū
serbest bırakın
سَبِيلَهُمْ ۚ yollarını sabīlahum
yollarını
إِنَّ çünkü inna
çünkü
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir
٥ (5)
(5)
Hürmetli aylar çıkınca, puta tapanları bulduğunuz yerde öldürün; onları yakalayıp hapsedin; her gözetleme yerinde onları bekleyin. Eğer tevbe eder, namaz kılar ve zekat verirlerse yollarını serbest bırakın. Doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder.
9:6
وَإِنْ ve eğer wa-in
ve eğer
أَحَدٌۭ birisi aḥadun
birisi
مِّنَ ortak koşanlardan mina
ortak koşanlardan
ٱلْمُشْرِكِينَ the polytheists l-mush'rikīna
the polytheists
ٱسْتَجَارَكَ aman dilerse is'tajāraka
aman dilerse
فَأَجِرْهُ onu yanına al fa-ajir'hu
onu yanına al
حَتَّىٰ ta ki ḥattā
ta ki
يَسْمَعَ işitsin yasmaʿa
işitsin
كَلَـٰمَ sözünü kalāma
sözünü
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ثُمَّ sonra thumma
sonra
أَبْلِغْهُ onu ulaştır abligh'hu
onu ulaştır
مَأْمَنَهُۥ ۚ güvenli bir yere mamanahu
güvenli bir yere
ذَٰلِكَ böyle (yap) dhālika
böyle (yap)
بِأَنَّهُمْ çünkü onlar bi-annahum
çünkü onlar
قَوْمٌۭ bir topluluktur qawmun
bir topluluktur
لَّا bilmez
bilmez
يَعْلَمُونَ (who) do not know yaʿlamūna
(who) do not know
٦ (6)
(6)
Puta tapanlardan biri sana sığınırsa, onu güvene al; ta ki Allah'ın sözünü dinlesin. Sonra onu güven içinde olacağı yere ulaştır. Çünkü onlar bilgisiz bir topluluktur.
9:7
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
يَكُونُ olabilir yakūnu
olabilir
لِلْمُشْرِكِينَ ortak koşanların lil'mush'rikīna
ortak koşanların
عَهْدٌ andlaşması ʿahdun
andlaşması
عِندَ yanında ʿinda
yanında
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَعِندَ ve yanında waʿinda
ve yanında
رَسُولِهِۦٓ Elçisinin rasūlihi
Elçisinin
إِلَّا ancak hariçtir illā
ancak hariçtir
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
عَـٰهَدتُّمْ andlaştıklarınız ʿāhadttum
andlaştıklarınız
عِندَ yanında ʿinda
yanında
ٱلْمَسْجِدِ Mescid-i l-masjidi
Mescid-i
ٱلْحَرَامِ ۖ Haram l-ḥarāmi
Haram
فَمَا onlar dürüst davrandıkça famā
onlar dürüst davrandıkça
ٱسْتَقَـٰمُوا۟ they are upright is'taqāmū
they are upright
لَكُمْ size lakum
size
فَٱسْتَقِيمُوا۟ siz de dürüst davranın fa-is'taqīmū
siz de dürüst davranın
لَهُمْ ۚ onlara lahum
onlara
إِنَّ çünkü inna
çünkü
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يُحِبُّ sever yuḥibbu
sever
ٱلْمُتَّقِينَ korunanları l-mutaqīna
korunanları
٧ (7)
(7)
Mescidi Haram'ın yanında andlaştıklarınızın dışında, puta tapanların Allah katında ve Peygamberi önünde nasıl bir andlaşmaları olabilir. Size doğru davrandıkça siz de onlara doğru davranın. Allah, sözleşmelerini bozmaktan sakınanları sever.
9:8
كَيْفَ nasıl? kayfa
nasıl?
وَإِن eğer wa-in
eğer
يَظْهَرُوا۟ onlar galib gelselerdi yaẓharū
onlar galib gelselerdi
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
لَا ne
ne
يَرْقُبُوا۟ gözetirlerdi yarqubū
gözetirlerdi
فِيكُمْ sizin hakkınızda fīkum
sizin hakkınızda
إِلًّۭا bir yakınlık illan
bir yakınlık
وَلَا ne de walā
ne de
ذِمَّةًۭ ۚ bir andlaşma dhimmatan
bir andlaşma
يُرْضُونَكُم sizi razı ederler yur'ḍūnakum
sizi razı ederler
بِأَفْوَٰهِهِمْ ağızlarıyla bi-afwāhihim
ağızlarıyla
وَتَأْبَىٰ fakat (sizi) istemez watabā
fakat (sizi) istemez
قُلُوبُهُمْ kalbleri qulūbuhum
kalbleri
وَأَكْثَرُهُمْ ve çokları da wa-aktharuhum
ve çokları da
فَـٰسِقُونَ yoldan çıkmışlardır fāsiqūna
yoldan çıkmışlardır
٨ (8)
(8)
Nasıl olabilir ki, size üstün gelselerdi ne bir yakınlık, ne de bir ahd gözetirlerdi. Kalpleriyle istemezlerken sizi ağızlarıyla hoşnut etmeye uğraşırlar; çokları fasıktırlar.
9:9
ٱشْتَرَوْا۟ sattılar; ish'taraw
sattılar;
بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini biāyāti
ayetlerini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ثَمَنًۭا bir paraya thamanan
bir paraya
قَلِيلًۭا azıcık qalīlan
azıcık
فَصَدُّوا۟ engel oldular faṣaddū
engel oldular
عَن O'nun yolundan ʿan
O'nun yolundan
سَبِيلِهِۦٓ ۚ His way sabīlihi
His way
إِنَّهُمْ gerçekten innahum
gerçekten
سَآءَ ne kötüdür sāa
ne kötüdür
مَا şeyler
şeyler
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
يَعْمَلُونَ yapıyor(lar) yaʿmalūna
yapıyor(lar)
٩ (9)
(9)
Allah'ın ayetlerini az bir değere değişip, O'nun yolundan alıkoydular. Onların işledikleri gerçekten ne kötüdür!
9:10
لَا ne gözetirler
ne gözetirler
يَرْقُبُونَ they respect (the ties) yarqubūna
they respect (the ties)
فِى karşı
karşı
مُؤْمِنٍ bir mü'mine mu'minin
bir mü'mine
إِلًّۭا bir yakınlık illan
bir yakınlık
وَلَا ne de walā
ne de
ذِمَّةًۭ ۚ bir andlaşma dhimmatan
bir andlaşma
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve işte wa-ulāika
ve işte
هُمُ onlardır humu
onlardır
ٱلْمُعْتَدُونَ saldırganlar l-muʿ'tadūna
saldırganlar
١٠ (10)
(10)
Onlar hiçbir müminin yakınlık veya ahdini gözetmezler. İşte aşırı gidenler bunlardır.
9:11
فَإِن eğer fa-in
eğer
تَابُوا۟ tevbe ederlerse tābū
tevbe ederlerse
وَأَقَامُوا۟ ve kılarlarsa wa-aqāmū
ve kılarlarsa
ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı
وَءَاتَوُا۟ ve verirlerse waātawū
ve verirlerse
ٱلزَّكَوٰةَ zekatı l-zakata
zekatı
فَإِخْوَٰنُكُمْ sizin kardeşlerinizdirler fa-ikh'wānukum
sizin kardeşlerinizdirler
فِى dinde
dinde
ٱلدِّينِ ۗ [the] religion l-dīni
[the] religion
وَنُفَصِّلُ ve uzun uzun açıklıyoruz wanufaṣṣilu
ve uzun uzun açıklıyoruz
ٱلْـَٔايَـٰتِ ayetleri l-āyāti
ayetleri
لِقَوْمٍۢ bir kavme liqawmin
bir kavme
يَعْلَمُونَ bilen yaʿlamūna
bilen
١١ (11)
(11)
Eğer tevbe eder, namaz kılar ve zekat verirlerse, sizin din kardeşiniz olurlar. Bilen kimseler için ayetleri uzun uzadıya açıklıyoruz.
9:12
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
نَّكَثُوٓا۟ bozarlarsa nakathū
bozarlarsa
أَيْمَـٰنَهُم andlarını aymānahum
andlarını
مِّنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
عَهْدِهِمْ andlaşma yaptıktan ʿahdihim
andlaşma yaptıktan
وَطَعَنُوا۟ ve dil uzatırlarsa waṭaʿanū
ve dil uzatırlarsa
فِى dininize
dininize
دِينِكُمْ your religion dīnikum
your religion
فَقَـٰتِلُوٓا۟ savaşın faqātilū
savaşın
أَئِمَّةَ önderleriyle a-immata
önderleriyle
ٱلْكُفْرِ ۙ küfrün l-kuf'ri
küfrün
إِنَّهُمْ çünkü innahum
çünkü
لَآ yoktur
yoktur
أَيْمَـٰنَ andları aymāna
andları
لَهُمْ onların lahum
onların
لَعَلَّهُمْ belki laʿallahum
belki
يَنتَهُونَ vazgeçerler yantahūna
vazgeçerler
١٢ (12)
(12)
Eğer andlaşmalarından sonra, yeminlerini bozarlar, dininize dil uzatırlarsa, inkarda önde gidenlerle savaşın, çünkü onların yeminleri sayılmaz, belki vazgeçerler.
9:13
أَلَا savaşmayacak mısınız? alā
savaşmayacak mısınız?
تُقَـٰتِلُونَ you fight tuqātilūna
you fight
قَوْمًۭا bir kavimle qawman
bir kavimle
نَّكَثُوٓا۟ bozan nakathū
bozan
أَيْمَـٰنَهُمْ andlarını aymānahum
andlarını
وَهَمُّوا۟ ve yeltenen wahammū
ve yeltenen
بِإِخْرَاجِ çıkarmağa bi-ikh'rāji
çıkarmağa
ٱلرَّسُولِ Elçiyi l-rasūli
Elçiyi
وَهُم ve kendileri wahum
ve kendileri
بَدَءُوكُمْ siz(inle savaş)a başlamış olan badaūkum
siz(inle savaş)a başlamış olan
أَوَّلَ ilk awwala
ilk
مَرَّةٍ ۚ kez marratin
kez
أَتَخْشَوْنَهُمْ ۚ yoksa onlardan korkuyor musunuz? atakhshawnahum
yoksa onlardan korkuyor musunuz?
فَٱللَّهُ Allah'tır fal-lahu
Allah'tır
أَحَقُّ en layık olan aḥaqqu
en layık olan
أَن kendisinden korkmanıza an
kendisinden korkmanıza
تَخْشَوْهُ you should fear Him takhshawhu
you should fear Him
إِن eğer in
eğer
كُنتُم iseniz kuntum
iseniz
مُّؤْمِنِينَ gerçekten inananlar mu'minīna
gerçekten inananlar
١٣ (13)
(13)
Yeminlerini bozan, Peygamberi sürgüne göndermeye azmeden bir toplumla savaşmanız gerekmez mi ki, önce onlar başlamışlardır? Onlardan korkar mısınız? Eğer inanıyorsanız bilin ki asıl korkmanız gereken Allah'tır.
9:14
قَـٰتِلُوهُمْ onlarla savaşın (ki) qātilūhum
onlarla savaşın (ki)
يُعَذِّبْهُمُ onlara azabetsin yuʿadhib'humu
onlara azabetsin
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِأَيْدِيكُمْ sizin ellerinizle bi-aydīkum
sizin ellerinizle
وَيُخْزِهِمْ ve onları rezil etsin wayukh'zihim
ve onları rezil etsin
وَيَنصُرْكُمْ ve sizi üstün getirsin wayanṣur'kum
ve sizi üstün getirsin
عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara
وَيَشْفِ ve şifa versin wayashfi
ve şifa versin
صُدُورَ göğüslerine ṣudūra
göğüslerine
قَوْمٍۢ toplumunun qawmin
toplumunun
مُّؤْمِنِينَ inananlar mu'minīna
inananlar
١٤ (14)
(14)
Onlarla savaşın ki Allah sizin elinizle onları azablandırsın, rezil etsin ve sizi üstün getirsin de müminlerin gönüllerini ferahlandırsın, kalblerindeki öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah Bilendir, Hakimdir.
9:15
وَيُذْهِبْ ve gidersin wayudh'hib
ve gidersin
غَيْظَ öfkesini ghayẓa
öfkesini
قُلُوبِهِمْ ۗ yüreklerinin qulūbihim
yüreklerinin
وَيَتُوبُ ve tevbesini kabul eder wayatūbu
ve tevbesini kabul eder
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَلَىٰ kişinin ʿalā
kişinin
مَن whom man
whom
يَشَآءُ ۗ dilediği yashāu
dilediği
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir
حَكِيمٌ hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmet sahibidir
١٥ (15)
(15)
Onlarla savaşın ki Allah sizin elinizle onları azablandırsın, rezil etsin ve sizi üstün getirsin de müminlerin gönüllerini ferahlandırsın, kalblerindeki öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah Bilendir, Hakimdir.
9:16
أَمْ yoksa am
yoksa
حَسِبْتُمْ siz sandınız mı? ḥasib'tum
siz sandınız mı?
أَن bırakılacağınızı an
bırakılacağınızı
تُتْرَكُوا۟ you would be left tut'rakū
you would be left
وَلَمَّا bilmeden walammā
bilmeden
يَعْلَمِ Allah made evident yaʿlami
Allah made evident
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
جَـٰهَدُوا۟ cihad eden(leri) jāhadū
cihad eden(leri)
مِنكُمْ içinizden minkum
içinizden
وَلَمْ ve walam
ve
يَتَّخِذُوا۟ edinmeyen(leri) yattakhidhū
edinmeyen(leri)
مِن başkasını min
başkasını
دُونِ besides Allah dūni
besides Allah
ٱللَّهِ Allah('tan) l-lahi
Allah('tan)
وَلَا ve walā
ve
رَسُولِهِۦ Elçisin(den) rasūlihi
Elçisin(den)
وَلَا ve walā
ve
ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minler(den) l-mu'minīna
mü'minler(den)
وَلِيجَةًۭ ۚ sırdaş walījatan
sırdaş
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
خَبِيرٌۢ haber almaktadır khabīrun
haber almaktadır
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
تَعْمَلُونَ yaptıklarınızı taʿmalūna
yaptıklarınızı
١٦ (16)
(16)
Allah, içinizden cihat edenleri; Allah'tan, peygamberinden ve inananlardan başka sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan sizi kendi halinize bırakacak mı zannediyorsunuz? Allah işlediklerinizden haberdardır.
9:17
مَا yoktur
yoktur
كَانَ yoktur kāna
yoktur
لِلْمُشْرِكِينَ müşrikler için lil'mush'rikīna
müşrikler için
أَن imar etmeleri an
imar etmeleri
يَعْمُرُوا۟ they maintain yaʿmurū
they maintain
مَسَـٰجِدَ mescidlerini masājida
mescidlerini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
شَـٰهِدِينَ şahitler iken shāhidīna
şahitler iken
عَلَىٰٓ kendi nefislerinin ʿalā
kendi nefislerinin
أَنفُسِهِم themselves anfusihim
themselves
بِٱلْكُفْرِ ۚ küfrüne bil-kuf'ri
küfrüne
أُو۟لَـٰٓئِكَ onların ulāika
onların
حَبِطَتْ boşa çıkmıştır ḥabiṭat
boşa çıkmıştır
أَعْمَـٰلُهُمْ yaptıkları işler aʿmāluhum
yaptıkları işler
وَفِى ve wafī
ve
ٱلنَّارِ ateşte l-nāri
ateşte
هُمْ onlar hum
onlar
خَـٰلِدُونَ sürekli kalacaklardır khālidūna
sürekli kalacaklardır
١٧ (17)
(17)
Puta tapanların kendilerinin inkarcı olduklarını itiraf edip dururken Allah'ın mescidlerini onarmaları gerekmez. Onların işledikleri boşa gitmiştir, cehennemde temelli kalacaklardır.
9:18
إِنَّمَا ancak innamā
ancak
يَعْمُرُ imar ederler yaʿmuru
imar ederler
مَسَـٰجِدَ mescidlerini masājida
mescidlerini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
مَنْ kimseler man
kimseler
ءَامَنَ inanan āmana
inanan
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ ve gününe wal-yawmi
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ahiret l-ākhiri
ahiret
وَأَقَامَ ve kılan wa-aqāma
ve kılan
ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı
وَءَاتَى ve veren waātā
ve veren
ٱلزَّكَوٰةَ zekatı l-zakata
zekatı
وَلَمْ ve walam
ve
يَخْشَ korkmayan yakhsha
korkmayan
إِلَّا başkasından illā
başkasından
ٱللَّهَ ۖ Allah'tan l-laha
Allah'tan
فَعَسَىٰٓ umulur faʿasā
umulur
أُو۟لَـٰٓئِكَ onların ulāika
onların
أَن olmaları an
olmaları
يَكُونُوا۟ they are yakūnū
they are
مِنَ doğru yolu bulanlardan mina
doğru yolu bulanlardan
ٱلْمُهْتَدِينَ the guided ones l-muh'tadīna
the guided ones
١٨ (18)
(18)
Allah'ın mescidlerini sadece, Allah'a ve ahiret gününe inanan, namaz kılan, zekat veren ve ancak Allah'tan korkan kimseler onarır. İşte onlar doğru yolda bulunanlardan olabilirler.
9:19
۞ أَجَعَلْتُمْ bir mi tuttunuz? ajaʿaltum
bir mi tuttunuz?
سِقَايَةَ su vermeyi siqāyata
su vermeyi
ٱلْحَآجِّ hacılara l-ḥāji
hacılara
وَعِمَارَةَ ve imar etmeyi waʿimārata
ve imar etmeyi
ٱلْمَسْجِدِ Mescid-i l-masjidi
Mescid-i
ٱلْحَرَامِ Haram'ı l-ḥarāmi
Haram'ı
كَمَنْ kimse gibi kaman
kimse gibi
ءَامَنَ inanan āmana
inanan
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ ve gününe wal-yawmi
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ahiret l-ākhiri
ahiret
وَجَـٰهَدَ ve cihadeden wajāhada
ve cihadeden
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ ۚ Allah l-lahi
Allah
لَا olmaz(lar)
olmaz(lar)
يَسْتَوُۥنَ eşit yastawūna
eşit
عِندَ katında ʿinda
katında
ٱللَّهِ ۗ Allah l-lahi
Allah
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
لَا yol göstermez
yol göstermez
يَهْدِى guide yahdī
guide
ٱلْقَوْمَ topluluğuna l-qawma
topluluğuna
ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimler l-ẓālimīna
zalimler
١٩ (19)
(19)
Hacca gelenlere su vermeyi, Mescidi Haramı onarmayı, Allah'a ve ahiret gününe inananla, Allah yolunda cihat edenle bir mi tuttunuz? Allah katında bir olmazlar; Allah zulmeden milleti doğru yola eriştirmez.
9:20
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
وَهَاجَرُوا۟ ve hicret eden(ler) wahājarū
ve hicret eden(ler)
وَجَـٰهَدُوا۟ ve cihad eden(ler) wajāhadū
ve cihad eden(ler)
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
بِأَمْوَٰلِهِمْ mallarıyla bi-amwālihim
mallarıyla
وَأَنفُسِهِمْ ve canlarıyla wa-anfusihim
ve canlarıyla
أَعْظَمُ daha büyüktür aʿẓamu
daha büyüktür
دَرَجَةً dereceleri darajatan
dereceleri
عِندَ katında ʿinda
katında
ٱللَّهِ ۚ Allah l-lahi
Allah
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve işte wa-ulāika
ve işte
هُمُ onlardır humu
onlardır
ٱلْفَآئِزُونَ kurtuluşa erenler l-fāizūna
kurtuluşa erenler
٢٠ (20)
(20)
İnanan, hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihat eden kimselere Allah katında en büyük dereceler vardır. İşte kurtulanlar onlardır.
9:21
يُبَشِّرُهُمْ onları müjdeler yubashiruhum
onları müjdeler
رَبُّهُم Rableri rabbuhum
Rableri
بِرَحْمَةٍۢ bir rahmetle biraḥmatin
bir rahmetle
مِّنْهُ kendisinden min'hu
kendisinden
وَرِضْوَٰنٍۢ ve rızasıyla wariḍ'wānin
ve rızasıyla
وَجَنَّـٰتٍۢ ve cennetlerle wajannātin
ve cennetlerle
لَّهُمْ bulunan lahum
bulunan
فِيهَا içinde fīhā
içinde
نَعِيمٌۭ nimetler naʿīmun
nimetler
مُّقِيمٌ tükenmeyen muqīmun
tükenmeyen
٢١ (21)
(21)
Rableri onlara katından bir rahmet, hoşnutluk ve içinde tükenmez nimetler bulunan cennetleri müjdeler. Doğrusu büyük ecir Allah katındadır.
9:22
خَـٰلِدِينَ kalacaklardır khālidīna
kalacaklardır
فِيهَآ orada fīhā
orada
أَبَدًا ۚ ebedi abadan
ebedi
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
عِندَهُۥٓ katındandır ʿindahu
katındandır
أَجْرٌ mükafat ajrun
mükafat
عَظِيمٌۭ büyük ʿaẓīmun
büyük
٢٢ (22)
(22)
Rableri onlara katından bir rahmet, hoşnutluk ve içinde tükenmez nimetler bulunan cennetleri müjdeler. Doğrusu büyük ecir Allah katındadır.
9:23
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
لَا edinmeyin
edinmeyin
تَتَّخِذُوٓا۟ take tattakhidhū
take
ءَابَآءَكُمْ babalarınızı ābāakum
babalarınızı
وَإِخْوَٰنَكُمْ ve kardeşlerinizi wa-ikh'wānakum
ve kardeşlerinizi
أَوْلِيَآءَ veliler awliyāa
veliler
إِنِ eğer ini
eğer
ٱسْتَحَبُّوا۟ seviyorlarsa is'taḥabbū
seviyorlarsa
ٱلْكُفْرَ küfrü l-kuf'ra
küfrü
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱلْإِيمَـٰنِ ۚ imana l-īmāni
imana
وَمَن ve kim waman
ve kim
يَتَوَلَّهُم onları veli tanırsa yatawallahum
onları veli tanırsa
مِّنكُمْ sizden minkum
sizden
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte fa-ulāika
işte
هُمُ onlardır humu
onlardır
ٱلظَّـٰلِمُونَ zalimler l-ẓālimūna
zalimler
٢٣ (23)
(23)
Ey inananlar! Babalarınızı, kardeşlerinizi küfrü imana tercih ediyorlarsa dost edinmeyin. Sizden onları kim dost edinirse doğrusu kendine yazık etmiş olurlar.
9:24
قُلْ de ki qul
de ki
إِن eğer in
eğer
كَانَ ise kāna
ise
ءَابَآؤُكُمْ babalarınız ābāukum
babalarınız
وَأَبْنَآؤُكُمْ ve oğullarınız wa-abnāukum
ve oğullarınız
وَإِخْوَٰنُكُمْ ve kardeşleriniz wa-ikh'wānukum
ve kardeşleriniz
وَأَزْوَٰجُكُمْ ve eşleriniz wa-azwājukum
ve eşleriniz
وَعَشِيرَتُكُمْ ve hısım akrabanız waʿashīratukum
ve hısım akrabanız
وَأَمْوَٰلٌ ve mallar wa-amwālun
ve mallar
ٱقْتَرَفْتُمُوهَا kazandığınız iq'taraftumūhā
kazandığınız
وَتِجَـٰرَةٌۭ ve ticaret(iniz) watijāratun
ve ticaret(iniz)
تَخْشَوْنَ korktuğunuz takhshawna
korktuğunuz
كَسَادَهَا düşmesinden kasādahā
düşmesinden
وَمَسَـٰكِنُ ve konutlar wamasākinu
ve konutlar
تَرْضَوْنَهَآ hoşlandığınız tarḍawnahā
hoşlandığınız
أَحَبَّ daha sevgili (ise) aḥabba
daha sevgili (ise)
إِلَيْكُم size ilaykum
size
مِّنَ Allahtan mina
Allahtan
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَرَسُولِهِۦ ve Elçisi(nden) warasūlihi
ve Elçisi(nden)
وَجِهَادٍۢ ve cihad etmekten wajihādin
ve cihad etmekten
فِى O'nun yolunda
O'nun yolunda
سَبِيلِهِۦ His way sabīlihi
His way
فَتَرَبَّصُوا۟ o halde gözetleyin fatarabbaṣū
o halde gözetleyin
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
يَأْتِىَ getirinceye yatiya
getirinceye
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِأَمْرِهِۦ ۗ emrini bi-amrihi
emrini
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
لَا (doğru) yola iletmez
(doğru) yola iletmez
يَهْدِى guide yahdī
guide
ٱلْقَوْمَ topluluğu l-qawma
topluluğu
ٱلْفَـٰسِقِينَ yoldan çıkmış l-fāsiqīna
yoldan çıkmış
٢٤ (24)
(24)
De ki: "Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akrabanız, elde ettiğiniz mallar, durgun gitmesinden korktuğunuz ticaret, hoşunuza giden evler sizce Allah'tan, Peygamberinden ve Allah yolunda savaşmaktan daha sevgili ise, Allah'ın buyruğu gelene kadar bekleyin. Allah fasık kimseleri doğru yola eriştirmez."
9:25
لَقَدْ andolsun laqad
andolsun
نَصَرَكُمُ size yardım etmişti naṣarakumu
size yardım etmişti
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
فِى yerlerde
yerlerde
مَوَاطِنَ regions mawāṭina
regions
كَثِيرَةٍۢ ۙ birçok kathīratin
birçok
وَيَوْمَ ve gününde wayawma
ve gününde
حُنَيْنٍ ۙ Huneyn ḥunaynin
Huneyn
إِذْ hani idh
hani
أَعْجَبَتْكُمْ sizi böbürlendirmişti aʿjabatkum
sizi böbürlendirmişti
كَثْرَتُكُمْ çokluğunuz kathratukum
çokluğunuz
فَلَمْ fakat falam
fakat
تُغْنِ sağlamamıştı tugh'ni
sağlamamıştı
عَنكُمْ size ʿankum
size
شَيْـًۭٔا hiçbir yarar shayan
hiçbir yarar
وَضَاقَتْ ve dar gelmişti waḍāqat
ve dar gelmişti
عَلَيْكُمُ başınıza ʿalaykumu
başınıza
ٱلْأَرْضُ yeryüzü l-arḍu
yeryüzü
بِمَا rağmen bimā
rağmen
رَحُبَتْ bütün genişliğine raḥubat
bütün genişliğine
ثُمَّ nihayet thumma
nihayet
وَلَّيْتُم dönmüştünüz wallaytum
dönmüştünüz
مُّدْبِرِينَ gerisin geri mud'birīna
gerisin geri
٢٥ (25)
(25)
And olsun ki Allah size birçok yerlerde, ve çokluğunuzun sizi böbürlendirdiği fakat bir faydası da olmadığı, yeryüzünün geniş olmasına rağmen size dar gelip de bozularak arkanıza döndüğünüz Huneyn gününde yardım etmişti.
9:26
ثُمَّ sonra thumma
sonra
أَنزَلَ indirdi anzala
indirdi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
سَكِينَتَهُۥ sekinetini sakīnatahu
sekinetini
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
رَسُولِهِۦ Elçisinin rasūlihi
Elçisinin
وَعَلَى ve üzerine waʿalā
ve üzerine
ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlerin l-mu'minīna
mü'minlerin
وَأَنزَلَ ve indirdi wa-anzala
ve indirdi
جُنُودًۭا askerler junūdan
askerler
لَّمْ sizin görmediğiniz lam
sizin görmediğiniz
تَرَوْهَا which you did not see tarawhā
which you did not see
وَعَذَّبَ ve azab etti waʿadhaba
ve azab etti
ٱلَّذِينَ olanlara alladhīna
olanlara
كَفَرُوا۟ ۚ kafirlere kafarū
kafirlere
وَذَٰلِكَ işte budur wadhālika
işte budur
جَزَآءُ cezası jazāu
cezası
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirlerin l-kāfirīna
kafirlerin
٢٦ (26)
(26)
Bozgundan sonra Allah, Peygamberine, müminlere güvenlik verdi ve görmediğiniz askerler indirdi; inkar edenleri azaba uğrattı. İnkarcıların cezası budur.
9:27
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يَتُوبُ tevbesini kabul eder yatūbu
tevbesini kabul eder
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مِنۢ ardından min
ardından
بَعْدِ after baʿdi
after
ذَٰلِكَ bunun dhālika
bunun
عَلَىٰ kimsenin ʿalā
kimsenin
مَن whom man
whom
يَشَآءُ ۗ dilediği yashāu
dilediği
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir
٢٧ (27)
(27)
Allah bundan sonra da dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah bağışlar ve merhamet eder.
9:28
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
إِنَّمَا şüphesiz innamā
şüphesiz
ٱلْمُشْرِكُونَ ortak koşanlar l-mush'rikūna
ortak koşanlar
نَجَسٌۭ pisliktir najasun
pisliktir
فَلَا artık falā
artık
يَقْرَبُوا۟ yaklaşmasınlar yaqrabū
yaklaşmasınlar
ٱلْمَسْجِدَ Mescid-i l-masjida
Mescid-i
ٱلْحَرَامَ Haram'a l-ḥarāma
Haram'a
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
عَامِهِمْ yıllarından ʿāmihim
yıllarından
هَـٰذَا ۚ bu hādhā
bu
وَإِنْ ve eğer wa-in
ve eğer
خِفْتُمْ korkarsanız khif'tum
korkarsanız
عَيْلَةًۭ yoksulluğa düşmekten ʿaylatan
yoksulluğa düşmekten
فَسَوْفَ yakında fasawfa
yakında
يُغْنِيكُمُ sizi zengin edecektir yugh'nīkumu
sizi zengin edecektir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مِن kendi lutfundan min
kendi lutfundan
فَضْلِهِۦٓ His Bounty faḍlihi
His Bounty
إِن eğer in
eğer
شَآءَ ۚ dilerse shāa
dilerse
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir
حَكِيمٌۭ hikmet sahibidir ḥakīmun
hikmet sahibidir
٢٨ (28)
(28)
Ey inananlar! Doğrusu puta tapanlar pistirler, bu sebeple, bu yıllardan sonra Mescidi Haram'a yaklaşmasınlar. Eğer fakirlikten korkarsanız, bilin ki Allah dilerse sizi bol nimetiyle zenginleştirecektir. Allah şüphesiz bilendir, hakimdir.
9:29
قَـٰتِلُوا۟ savaşın qātilū
savaşın
ٱلَّذِينَ kimselerle alladhīna
kimselerle
لَا inanmayan
inanmayan
يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَلَا ve walā
ve
بِٱلْيَوْمِ gününe bil-yawmi
gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ahiret l-ākhiri
ahiret
وَلَا ve walā
ve
يُحَرِّمُونَ haram saymayanlarla yuḥarrimūna
haram saymayanlarla
مَا ne ki
ne ki
حَرَّمَ haram kıldı ḥarrama
haram kıldı
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
وَرَسُولُهُۥ ve Elçisi warasūluhu
ve Elçisi
وَلَا ve din edinmeyenlerle walā
ve din edinmeyenlerle
يَدِينُونَ they acknowledge yadīnūna
they acknowledge
دِينَ dini dīna
dini
ٱلْحَقِّ gerçek l-ḥaqi
gerçek
مِنَ kendilerine mina
kendilerine
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
أُوتُوا۟ verilenlerden ūtū
verilenlerden
ٱلْكِتَـٰبَ Kitap l-kitāba
Kitap
حَتَّىٰ zamana kadar ḥattā
zamana kadar
يُعْطُوا۟ verecekleri yuʿ'ṭū
verecekleri
ٱلْجِزْيَةَ cizye l-jiz'yata
cizye
عَن elleriyle ʿan
elleriyle
يَدٍۢ willingly yadin
willingly
وَهُمْ onlar wahum
onlar
صَـٰغِرُونَ küçülerek (boyun eğerek) ṣāghirūna
küçülerek (boyun eğerek)
٢٩ (29)
(29)
Kitap verilenlerden, Allah'a, ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Peygamberinin haram kıldığını haram saymayan, hak dinini din edinmeyenlerle, boyunlarını büküp kendi elleriyle cizye verene kadar savaşın.
9:30
وَقَالَتِ ve dediler ki waqālati
ve dediler ki
ٱلْيَهُودُ Yahudiler l-yahūdu
Yahudiler
عُزَيْرٌ Uzeyr ʿuzayrun
Uzeyr
ٱبْنُ oğludur ub'nu
oğludur
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَقَالَتِ ve dediler waqālati
ve dediler
ٱلنَّصَـٰرَى Hıristiyanlar l-naṣārā
Hıristiyanlar
ٱلْمَسِيحُ Mesih l-masīḥu
Mesih
ٱبْنُ oğludur ub'nu
oğludur
ٱللَّهِ ۖ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ذَٰلِكَ bu dhālika
bu
قَوْلُهُم onların sözleridir qawluhum
onların sözleridir
بِأَفْوَٰهِهِمْ ۖ ağızlarıyla (geveledikleri) bi-afwāhihim
ağızlarıyla (geveledikleri)
يُضَـٰهِـُٔونَ benzetiyorlar yuḍāhiūna
benzetiyorlar
قَوْلَ sözlerine qawla
sözlerine
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
كَفَرُوا۟ inkar edenlerin kafarū
inkar edenlerin
مِن önceden min
önceden
قَبْلُ ۚ before qablu
before
قَـٰتَلَهُمُ onları kahretsin qātalahumu
onları kahretsin
ٱللَّهُ ۚ Allah l-lahu
Allah
أَنَّىٰ nasıl da annā
nasıl da
يُؤْفَكُونَ çevriliyorlar yu'fakūna
çevriliyorlar
٣٠ (30)
(30)
Yahudiler, "Üzeyr Allah'ın oğludur" dediler; Hıristiyanlar, "Mesih Allah'ın oğludur" dediler. Bu, daha önce inkar edenlerin sözlerine benzeterek ağızlarında geveledikleri sözdür. Allah onları yok etsin, nasıl da uyduruyorlar!
9:31
ٱتَّخَذُوٓا۟ edindiler ittakhadhū
edindiler
أَحْبَارَهُمْ hahamlarını aḥbārahum
hahamlarını
وَرُهْبَـٰنَهُمْ ve rahiplerini waruh'bānahum
ve rahiplerini
أَرْبَابًۭا rabler arbāban
rabler
مِّن ayrı min
ayrı
دُونِ besides dūni
besides
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
وَٱلْمَسِيحَ ve Mesih'i de wal-masīḥa
ve Mesih'i de
ٱبْنَ oğlu ib'na
oğlu
مَرْيَمَ Meryem maryama
Meryem
وَمَآ oysa emredilmemişti wamā
oysa emredilmemişti
أُمِرُوٓا۟ they were commanded umirū
they were commanded
إِلَّا dışında illā
dışında
لِيَعْبُدُوٓا۟ ibadet etmeleri liyaʿbudū
ibadet etmeleri
إِلَـٰهًۭا bir ilaha ilāhan
bir ilaha
وَٰحِدًۭا ۖ tek olan wāḥidan
tek olan
لَّآ yoktur
yoktur
إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı
إِلَّا başka illā
başka
هُوَ ۚ O'ndan huwa
O'ndan
سُبْحَـٰنَهُۥ O münezzehtir sub'ḥānahu
O münezzehtir
عَمَّا şeylerden ʿammā
şeylerden
يُشْرِكُونَ ortak koştukları yush'rikūna
ortak koştukları
٣١ (31)
(31)
Onlar Allah'ı bırakıp hahamlarını, papazlarını ve Meryem oğlu Mesih'i rableri olarak kabul ettiler. Oysa tek Tanrı'dan başkasına kulluk etmemekle emrolunmuşlardı. Ondan başka tanrı yoktur. Allah, koştukları eşlerden münezzehtir.
9:32
يُرِيدُونَ istiyorlar yurīdūna
istiyorlar
أَن söndürmek an
söndürmek
يُطْفِـُٔوا۟ extinguish yuṭ'fiū
extinguish
نُورَ nurunu nūra
nurunu
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
بِأَفْوَٰهِهِمْ ağızlariyle bi-afwāhihim
ağızlariyle
وَيَأْبَى halbuki istemez wayabā
halbuki istemez
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
إِلَّآ başkasını illā
başkasını
أَن tamamlamaktan an
tamamlamaktan
يُتِمَّ perfect yutimma
perfect
نُورَهُۥ nurunu nūrahu
nurunu
وَلَوْ şayet walaw
şayet
كَرِهَ hoşlanmasa da kariha
hoşlanmasa da
ٱلْكَـٰفِرُونَ kafirler l-kāfirūna
kafirler
٣٢ (32)
(32)
Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isterler. Kafirler istemese de Allah nurunu mutlaka tamamlayacaktır.
9:33
هُوَ O huwa
O
ٱلَّذِىٓ ki alladhī
ki
أَرْسَلَ gönderdi arsala
gönderdi
رَسُولَهُۥ Elçisini rasūlahu
Elçisini
بِٱلْهُدَىٰ hidayetle bil-hudā
hidayetle
وَدِينِ ve din ile wadīni
ve din ile
ٱلْحَقِّ hak l-ḥaqi
hak
لِيُظْهِرَهُۥ onu çıkarsın diye liyuẓ'hirahu
onu çıkarsın diye
عَلَى üstüne ʿalā
üstüne
ٱلدِّينِ din(ler)in l-dīni
din(ler)in
كُلِّهِۦ bütün kullihi
bütün
وَلَوْ şeayet walaw
şeayet
كَرِهَ hoşlanmasa da kariha
hoşlanmasa da
ٱلْمُشْرِكُونَ ortak koşanlar l-mush'rikūna
ortak koşanlar
٣٣ (33)
(33)
Puta tapanlar hoşlanmasa da, dinini bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Peygamberini doğru yol ve hak dinle gönderen Allah'tır.
9:34
۞ يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوٓا۟ inananlar āmanū
inananlar
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
كَثِيرًۭا birçoğu kathīran
birçoğu
مِّنَ hahamlardan mina
hahamlardan
ٱلْأَحْبَارِ the rabbis l-aḥbāri
the rabbis
وَٱلرُّهْبَانِ ve rahipler(den) wal-ruh'bāni
ve rahipler(den)
لَيَأْكُلُونَ yerler layakulūna
yerler
أَمْوَٰلَ mallarını amwāla
mallarını
ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların
بِٱلْبَـٰطِلِ haksızlıkla bil-bāṭili
haksızlıkla
وَيَصُدُّونَ ve çevirirler wayaṣuddūna
ve çevirirler
عَن yolundan ʿan
yolundan
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ ۗ Allah l-lahi
Allah
وَٱلَّذِينَ kimseler wa-alladhīna
kimseler
يَكْنِزُونَ yığan yaknizūna
yığan
ٱلذَّهَبَ altın l-dhahaba
altın
وَٱلْفِضَّةَ ve gümüşü wal-fiḍata
ve gümüşü
وَلَا ve walā
ve
يُنفِقُونَهَا onları harcamayanlar yunfiqūnahā
onları harcamayanlar
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
فَبَشِّرْهُم işte onlara müjdele fabashir'hum
işte onlara müjdele
بِعَذَابٍ bir azabı biʿadhābin
bir azabı
أَلِيمٍۢ acıklı alīmin
acıklı
٣٤ (34)
(34)
Ey inananlar! Hahamlar ve rahiplerin çoğu, insanların mallarını haksızlıkla yerler. Allah yolundan alıkoyarlar. Altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda sarf etmeyenlere can yakıcı bir azabı müjdele.
9:35
يَوْمَ O gün yawma
O gün
يُحْمَىٰ kızdırılır yuḥ'mā
kızdırılır
عَلَيْهَا üzerleri ʿalayhā
üzerleri
فِى içinde
içinde
نَارِ ateşi nāri
ateşi
جَهَنَّمَ cehennem jahannama
cehennem
فَتُكْوَىٰ dağlanır fatuk'wā
dağlanır
بِهَا bunlarla bihā
bunlarla
جِبَاهُهُمْ onların alınları jibāhuhum
onların alınları
وَجُنُوبُهُمْ ve yanları wajunūbuhum
ve yanları
وَظُهُورُهُمْ ۖ ve sırtları waẓuhūruhum
ve sırtları
هَـٰذَا (işte) budur hādhā
(işte) budur
مَا şeyler
şeyler
كَنَزْتُمْ yığdıklarınız kanaztum
yığdıklarınız
لِأَنفُسِكُمْ nefisleriniz için li-anfusikum
nefisleriniz için
فَذُوقُوا۟ o halde tadın fadhūqū
o halde tadın
مَا şeyleri
şeyleri
كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz
تَكْنِزُونَ yığıyor(lar) taknizūna
yığıyor(lar)
٣٥ (35)
(35)
Bunlar cehennem ateşinde kızdırıldığı gün, alınları, böğürleri ve sırtları onlarla dağlanacak, "Bu, kendiniz için biriktirdiğinizdir; biriktirdiğinizi tadın" denecek.
9:36
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
عِدَّةَ sayısı ʿiddata
sayısı
ٱلشُّهُورِ ayların l-shuhūri
ayların
عِندَ katında ʿinda
katında
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱثْنَا (on) iki ith'nā
(on) iki
عَشَرَ on (iki) ʿashara
on (iki)
شَهْرًۭا aydır shahran
aydır
فِى kitabında
kitabında
كِتَـٰبِ (the) ordinance kitābi
(the) ordinance
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
يَوْمَ günden beri yawma
günden beri
خَلَقَ yarattığı khalaqa
yarattığı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri
وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri
مِنْهَآ bunlardan min'hā
bunlardan
أَرْبَعَةٌ dördü arbaʿatun
dördü
حُرُمٌۭ ۚ haram(ay)lardır ḥurumun
haram(ay)lardır
ذَٰلِكَ işte budur dhālika
işte budur
ٱلدِّينُ din l-dīnu
din
ٱلْقَيِّمُ ۚ doğru l-qayimu
doğru
فَلَا zulmetmeyin falā
zulmetmeyin
تَظْلِمُوا۟ wrong taẓlimū
wrong
فِيهِنَّ (o aylar) içinde fīhinna
(o aylar) içinde
أَنفُسَكُمْ ۚ kendinize anfusakum
kendinize
وَقَـٰتِلُوا۟ ve savaşın waqātilū
ve savaşın
ٱلْمُشْرِكِينَ ortak koşanlarla l-mush'rikīna
ortak koşanlarla
كَآفَّةًۭ topyekun kāffatan
topyekun
كَمَا nasıl kamā
nasıl
يُقَـٰتِلُونَكُمْ sizinle savaşıyorlarsa yuqātilūnakum
sizinle savaşıyorlarsa
كَآفَّةًۭ ۚ topyekun kāffatan
topyekun
وَٱعْلَمُوٓا۟ ve bilin ki wa-iʿ'lamū
ve bilin ki
أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
مَعَ beraberdir maʿa
beraberdir
ٱلْمُتَّقِينَ korunanlarla l-mutaqīna
korunanlarla
٣٦ (36)
(36)
Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısında, Allah'a göre ayların sayısı onikidir. Bunlardan dördü hürmetli aydır. Bu dosdoğru bir nizamdır. Öyleyse o aylar içinde kendinize yazık etmeyin, topyekun sizinle savaşan putperestlerle siz de topyekun savaşın, Allah'ın sakınanlarla beraber olduğunu bilin.
9:37
إِنَّمَا şüphesiz innamā
şüphesiz
ٱلنَّسِىٓءُ ertelemek l-nasīu
ertelemek
زِيَادَةٌۭ daha ileri gitmektir ziyādatun
daha ileri gitmektir
فِى küfürde
küfürde
ٱلْكُفْرِ ۖ the disbelief l-kuf'ri
the disbelief
يُضَلُّ saptırılır yuḍallu
saptırılır
بِهِ onunla bihi
onunla
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
يُحِلُّونَهُۥ onu helal sayarlar yuḥillūnahu
onu helal sayarlar
عَامًۭا bir yıl ʿāman
bir yıl
وَيُحَرِّمُونَهُۥ ve haram sayarlar wayuḥarrimūnahu
ve haram sayarlar
عَامًۭا bir yıl ʿāman
bir yıl
لِّيُوَاطِـُٔوا۟ denk gelsin diye liyuwāṭiū
denk gelsin diye
عِدَّةَ sayısı ʿiddata
sayısı
مَا haram kıldığının
haram kıldığının
حَرَّمَ Allah has made unlawful ḥarrama
Allah has made unlawful
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
فَيُحِلُّوا۟ helal yapsınlar fayuḥillū
helal yapsınlar
مَا haram kıldığını
haram kıldığını
حَرَّمَ Allah has made unlawful ḥarrama
Allah has made unlawful
ٱللَّهُ ۚ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
زُيِّنَ süslü gösterildi zuyyina
süslü gösterildi
لَهُمْ kendilerine lahum
kendilerine
سُوٓءُ kötülüğü sūu
kötülüğü
أَعْمَـٰلِهِمْ ۗ yaptıkları işin aʿmālihim
yaptıkları işin
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
لَا yol göstermez
yol göstermez
يَهْدِى guide yahdī
guide
ٱلْقَوْمَ toplumuna l-qawma
toplumuna
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirler l-kāfirīna
kafirler
٣٧ (37)
(37)
Sapıtmak için hürmetli ayların yerlerini değiştirip geciktirmek, küfürde gerçekten ileri gitmekdir. İnkar edenler Allah'ın haram kıldığı ayların sayısına uydurmak için, onu bir yıl haram, bir yıl helal sayıyor, böylece Allah'ın haram kıldığını helalkılıyorlar. Kötü işleri kendilerine güzel göründü. Allah inkar eden toplumu doğru yola eriştirmez.
9:38
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
مَا ne oldu ki?
ne oldu ki?
لَكُمْ size lakum
size
إِذَا zaman idhā
zaman
قِيلَ dendiği qīla
dendiği
لَكُمُ size lakumu
size
ٱنفِرُوا۟ savaşa çıkın infirū
savaşa çıkın
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
ٱثَّاقَلْتُمْ çakılıp kaldınız ithāqaltum
çakılıp kaldınız
إِلَى yere ilā
yere
ٱلْأَرْضِ ۚ the earth l-arḍi
the earth
أَرَضِيتُم razı mı oldunuz? araḍītum
razı mı oldunuz?
بِٱلْحَيَوٰةِ hayatına bil-ḥayati
hayatına
ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya
مِنَ karşılık mina
karşılık
ٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ ahirete l-ākhirati
ahirete
فَمَا ama famā
ama
مَتَـٰعُ geçimi matāʿu
geçimi
ٱلْحَيَوٰةِ hayatının l-ḥayati
hayatının
ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya
فِى göre
göre
ٱلْـَٔاخِرَةِ ahirete l-ākhirati
ahirete
إِلَّا pek illā
pek
قَلِيلٌ azdır qalīlun
azdır
٣٨ (38)
(38)
Ey inananlar! Size ne oldu ki, "Allah yolunda, savaşa çıkın" dendiği zaman yere çöküp kaldınız? Oysa dünya hayatının geçimi ahirete göre pek az bir şeydir.
9:39
إِلَّا eğer illā
eğer
تَنفِرُوا۟ topluca (savaşa) çıkmazsanız tanfirū
topluca (savaşa) çıkmazsanız
يُعَذِّبْكُمْ size azabeder yuʿadhib'kum
size azabeder
عَذَابًا bir azapla ʿadhāban
bir azapla
أَلِيمًۭا acıklı alīman
acıklı
وَيَسْتَبْدِلْ ve yerinize getirir wayastabdil
ve yerinize getirir
قَوْمًا bir topluluk qawman
bir topluluk
غَيْرَكُمْ sizden başka ghayrakum
sizden başka
وَلَا O'na zarar veremezsiniz walā
O'na zarar veremezsiniz
تَضُرُّوهُ you can harm Him taḍurrūhu
you can harm Him
شَيْـًۭٔا ۗ hiçbir shayan
hiçbir
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
عَلَىٰ her ʿalā
her
كُلِّ every kulli
every
شَىْءٍۢ şeyi shayin
şeyi
قَدِيرٌ yapabilendir qadīrun
yapabilendir
٣٩ (39)
(39)
Çıkmazsanız Allah size can yakıcı azabla azabeder ve yerinize başka bir millet getirir. O'na bir şey de yapamazsınız. Allah her şeye kadirdir.
9:40
إِلَّا eğer illā
eğer
تَنصُرُوهُ siz ona yardım etmezseniz tanṣurūhu
siz ona yardım etmezseniz
فَقَدْ iyi bilin ki faqad
iyi bilin ki
نَصَرَهُ ona yardım etmişti naṣarahu
ona yardım etmişti
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
إِذْ hani idh
hani
أَخْرَجَهُ (Mekke'den) çıkardıklarında akhrajahu
(Mekke'den) çıkardıklarında
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
ثَانِىَ ikincisiydi thāniya
ikincisiydi
ٱثْنَيْنِ iki kişiden ith'nayni
iki kişiden
إِذْ iken idh
iken
هُمَا ikisi humā
ikisi
فِى mağarada
mağarada
ٱلْغَارِ the cave l-ghāri
the cave
إِذْ hani idh
hani
يَقُولُ diyordu yaqūlu
diyordu
لِصَـٰحِبِهِۦ arkadaşına liṣāḥibihi
arkadaşına
لَا üzülme
üzülme
تَحْزَنْ grieve taḥzan
grieve
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
مَعَنَا ۖ bizimle beraberdir maʿanā
bizimle beraberdir
فَأَنزَلَ (İşte o zaman) indirdi fa-anzala
(İşte o zaman) indirdi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
سَكِينَتَهُۥ sekinesini sakīnatahu
sekinesini
عَلَيْهِ onun üzerine ʿalayhi
onun üzerine
وَأَيَّدَهُۥ ve onu destekledi wa-ayyadahu
ve onu destekledi
بِجُنُودٍۢ askerlerle bijunūdin
askerlerle
لَّمْ sizin görmediğiniz lam
sizin görmediğiniz
تَرَوْهَا which you did not see tarawhā
which you did not see
وَجَعَلَ ve kıldı wajaʿala
ve kıldı
كَلِمَةَ sözünü kalimata
sözünü
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
كَفَرُوا۟ inanmayan(ların) kafarū
inanmayan(ların)
ٱلسُّفْلَىٰ ۗ alçak l-suf'lā
alçak
وَكَلِمَةُ ve sözü ise wakalimatu
ve sözü ise
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
هِىَ o hiya
o
ٱلْعُلْيَا ۗ yüce olandır l-ʿul'yā
yüce olandır
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
عَزِيزٌ daima üstündür ʿazīzun
daima üstündür
حَكِيمٌ hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmet sahibidir
٤٠ (40)
(40)
Ona (Muhammed'e) yardım etmezseniz, bilin ki, inkar edenler onu Mekke'den çıkardıklarında mağarada bulunan iki kişiden biri olarak Allah ona yardım etmişti. Arkadaşına (Ebu Bekir'e) "Üzülme, Allah bizimledir" diyordu; Allah da ona güven vermiş, görmediğiniz askerlerle onu desteklemiş, inkar edenlerin sözünü alçaltmıştı. Ancak Allah'ın sözü yücedir. Allah güçlüdür, hakimdir.
9:41
ٱنفِرُوا۟ savaşa çıkın infirū
savaşa çıkın
خِفَافًۭا (gerek) hafif olarak khifāfan
(gerek) hafif olarak
وَثِقَالًۭا (gerek) ağır olarak wathiqālan
(gerek) ağır olarak
وَجَـٰهِدُوا۟ ve cihad edin wajāhidū
ve cihad edin
بِأَمْوَٰلِكُمْ mallarınızla bi-amwālikum
mallarınızla
وَأَنفُسِكُمْ ve canlarınızla wa-anfusikum
ve canlarınızla
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ ۚ Allah l-lahi
Allah
ذَٰلِكُمْ bu dhālikum
bu
خَيْرٌۭ daha hayırlıdır khayrun
daha hayırlıdır
لَّكُمْ sizin için lakum
sizin için
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz
تَعْلَمُونَ biliyor taʿlamūna
biliyor
٤١ (41)
(41)
İsteyen, istemeyen, hepiniz savaşa çıkın. Allah yolunda mallarınızla, canlarınızla cihat edin. Bilirseniz bu sizin için hayırlıdır.
9:42
لَوْ eğer law
eğer
كَانَ olsaydı kāna
olsaydı
عَرَضًۭا bir menfaat ʿaraḍan
bir menfaat
قَرِيبًۭا yakın qarīban
yakın
وَسَفَرًۭا ve bir yolculuk wasafaran
ve bir yolculuk
قَاصِدًۭا orta qāṣidan
orta
لَّٱتَّبَعُوكَ elbette sana tabi olurlardı la-ittabaʿūka
elbette sana tabi olurlardı
وَلَـٰكِنۢ fakat walākin
fakat
بَعُدَتْ uzak geldi baʿudat
uzak geldi
عَلَيْهِمُ kendilerine ʿalayhimu
kendilerine
ٱلشُّقَّةُ ۚ aşılacak mesafe l-shuqatu
aşılacak mesafe
وَسَيَحْلِفُونَ bir de yemin edecekler wasayaḥlifūna
bir de yemin edecekler
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
لَوِ eğer (diye) lawi
eğer (diye)
ٱسْتَطَعْنَا gücümüz yetseydi is'taṭaʿnā
gücümüz yetseydi
لَخَرَجْنَا çıkardık lakharajnā
çıkardık
مَعَكُمْ sizinle beraber maʿakum
sizinle beraber
يُهْلِكُونَ mahvediyorlar yuh'likūna
mahvediyorlar
أَنفُسَهُمْ kendilerini anfusahum
kendilerini
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
يَعْلَمُ biliyor; yaʿlamu
biliyor;
إِنَّهُمْ onların innahum
onların
لَكَـٰذِبُونَ yalancı olduklarını lakādhibūna
yalancı olduklarını
٤٢ (42)
(42)
Kolay bir kazanç, normal bir yolculuk olsaydı sana uyarlardı, fakat çıkılacak yol onlara uzak geldi, kendilerini helak ederek, "Gücümüz yetseydi sizinle beraber çıkardık" diye Allah'a yemin edeceklerdir. Allah, onların yalancı olduğunu elbette biliyor.
9:43
عَفَا affetsin ʿafā
affetsin
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَنكَ seni ʿanka
seni
لِمَ niçin lima
niçin
أَذِنتَ izin verdin adhinta
izin verdin
لَهُمْ onlara lahum
onlara
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
يَتَبَيَّنَ iyice belli olana yatabayyana
iyice belli olana
لَكَ sana laka
sana
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
صَدَقُوا۟ doğru söyleyen(ler) ṣadaqū
doğru söyleyen(ler)
وَتَعْلَمَ ve öğreninceye wataʿlama
ve öğreninceye
ٱلْكَـٰذِبِينَ yalan söyleyenler l-kādhibīna
yalan söyleyenler
٤٣ (43)
(43)
Allah seni affetsin; doğrular sana belli olup, yalancıları bilmeden önce, niçin onlara izin verdin?
9:44
لَا senden izin istemezler
senden izin istemezler
يَسْتَـْٔذِنُكَ (Would) not ask your permission yastadhinuka
(Would) not ask your permission
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
يُؤْمِنُونَ inanan(lar) yu'minūna
inanan(lar)
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ ve gününe wal-yawmi
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ahiret l-ākhiri
ahiret
أَن cihadetmek için an
cihadetmek için
يُجَـٰهِدُوا۟ they strive yujāhidū
they strive
بِأَمْوَٰلِهِمْ mallariyle bi-amwālihim
mallariyle
وَأَنفُسِهِمْ ۗ ve canlariyle wa-anfusihim
ve canlariyle
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
عَلِيمٌۢ bilir ʿalīmun
bilir
بِٱلْمُتَّقِينَ korunanları bil-mutaqīna
korunanları
٤٤ (44)
(44)
Allah'a ve ahiret gününe inananlar, mallariyle, canlariyle savaşmak istediklerinden ötürü geri kalmak için senden izin istemezler. Allah sakınanları bilir.
9:45
إِنَّمَا ancak innamā
ancak
يَسْتَـْٔذِنُكَ senden izin isterler yastadhinuka
senden izin isterler
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
لَا inanmayan
inanmayan
يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ ve gününe wal-yawmi
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ahiret l-ākhiri
ahiret
وَٱرْتَابَتْ ve kuşkuya düşen wa-ir'tābat
ve kuşkuya düşen
قُلُوبُهُمْ kalbleri qulūbuhum
kalbleri
فَهُمْ kendileri fahum
kendileri
فِى içinde
içinde
رَيْبِهِمْ şüpheleri raybihim
şüpheleri
يَتَرَدَّدُونَ bocalayıp duranlar yataraddadūna
bocalayıp duranlar
٤٥ (45)
(45)
Ancak Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, kalbleri şüpheye düşüp şüphelerinde bocalayan kimseler senden izin isterler.
9:46
۞ وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer
أَرَادُوا۟ isteselerdi arādū
isteselerdi
ٱلْخُرُوجَ çıkmak l-khurūja
çıkmak
لَأَعَدُّوا۟ yaparladı la-aʿaddū
yaparladı
لَهُۥ onun için lahu
onun için
عُدَّةًۭ bir hazırlık ʿuddatan
bir hazırlık
وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat
كَرِهَ hoşlanmadı kariha
hoşlanmadı
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱنۢبِعَاثَهُمْ davranışlarından inbiʿāthahum
davranışlarından
فَثَبَّطَهُمْ ve onları durdurdu fathabbaṭahum
ve onları durdurdu
وَقِيلَ ve denildi waqīla
ve denildi
ٱقْعُدُوا۟ oturun uq'ʿudū
oturun
مَعَ beraber maʿa
beraber
ٱلْقَـٰعِدِينَ oturanlarla l-qāʿidīna
oturanlarla
٤٦ (46)
(46)
Eğer savaşa çıkmak isteselerdi bir hazırlık yaparlardı. Ama Allah davranışlarını beğenmedi de onları alıkoydu. "Acizlerle beraber oturun" denildi.
9:47
لَوْ eğer law
eğer
خَرَجُوا۟ çıkmış olsalardı kharajū
çıkmış olsalardı
فِيكُم sizin içinizde fīkum
sizin içinizde
مَّا size bir katkıları olmazdı
size bir katkıları olmazdı
زَادُوكُمْ they (would) have increased you zādūkum
they (would) have increased you
إِلَّا başka illā
başka
خَبَالًۭا bozgunculuktan khabālan
bozgunculuktan
وَلَأَوْضَعُوا۟ ve hemen sokulurlardı wala-awḍaʿū
ve hemen sokulurlardı
خِلَـٰلَكُمْ aranıza khilālakum
aranıza
يَبْغُونَكُمُ sizi düşürmek için yabghūnakumu
sizi düşürmek için
ٱلْفِتْنَةَ fitneye l-fit'nata
fitneye
وَفِيكُمْ ve içinizde de vardı wafīkum
ve içinizde de vardı
سَمَّـٰعُونَ kulak verenler sammāʿūna
kulak verenler
لَهُمْ ۗ onlara lahum
onlara
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
عَلِيمٌۢ bilir ʿalīmun
bilir
بِٱلظَّـٰلِمِينَ zalimleri bil-ẓālimīna
zalimleri
٤٧ (47)
(47)
Aranızda savaşa çıkmış olsalardı, ancak sizi bozmağa çalışırlar ve fitneye düşürmek için aranıza sokulurlardı. İçinizde onlara kulak verenler var. Allah kendilerine yazık edenleri bilir.
9:48
لَقَدِ andolsun ki laqadi
andolsun ki
ٱبْتَغَوُا۟ istediler ib'taghawū
istediler
ٱلْفِتْنَةَ fitne çıkarmak l-fit'nata
fitne çıkarmak
مِن önceden de min
önceden de
قَبْلُ before qablu
before
وَقَلَّبُوا۟ ve ters çevirdiler waqallabū
ve ters çevirdiler
لَكَ sana laka
sana
ٱلْأُمُورَ nice işleri l-umūra
nice işleri
حَتَّىٰ nihayet ḥattā
nihayet
جَآءَ geldi jāa
geldi
ٱلْحَقُّ hak l-ḥaqu
hak
وَظَهَرَ galebe çaldı waẓahara
galebe çaldı
أَمْرُ emri amru
emri
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
كَـٰرِهُونَ istemedikleri halde kārihūna
istemedikleri halde
٤٨ (48)
(48)
And olsun ki, daha önce de fitne koparmak istemişlerdi. Sana karşı bir takım işler çeviriyorlardı, sonunda onlar istemedikleri halde hak ortaya çıktı, Allah'ın emri üstün geldi.
9:49
وَمِنْهُم ve içlerinden wamin'hum
ve içlerinden
مَّن kimseler man
kimseler
يَقُولُ derler yaqūlu
derler
ٱئْذَن izin ver i'dhan
izin ver
لِّى bana
bana
وَلَا ve walā
ve
تَفْتِنِّىٓ ۚ beni fitneye düşürme taftinnī
beni fitneye düşürme
أَلَا iyi bilinki alā
iyi bilinki
فِى onlar zaten fitneye
onlar zaten fitneye
ٱلْفِتْنَةِ the trial l-fit'nati
the trial
سَقَطُوا۟ ۗ düşmüşlerdir saqaṭū
düşmüşlerdir
وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz
جَهَنَّمَ cehennem jahannama
cehennem
لَمُحِيطَةٌۢ kuşatacaktır lamuḥīṭatun
kuşatacaktır
بِٱلْكَـٰفِرِينَ kafirleri bil-kāfirīna
kafirleri
٤٩ (49)
(49)
Onlardan, "Bana izin ver, beni fitneye düşürme" diyen vardır. Bilin ki onlar zaten fitneye düşmüşlerdi. Cehennem, inkar edenleri şüphesiz kuşatacaktır.
9:50
إِن eğer in
eğer
تُصِبْكَ sana ulaşsa tuṣib'ka
sana ulaşsa
حَسَنَةٌۭ bir iyilik ḥasanatun
bir iyilik
تَسُؤْهُمْ ۖ onların hoşuna gitmez tasu'hum
onların hoşuna gitmez
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
تُصِبْكَ sana ulaşsa tuṣib'ka
sana ulaşsa
مُصِيبَةٌۭ bir kötülük muṣībatun
bir kötülük
يَقُولُوا۟ derler yaqūlū
derler
قَدْ muhakkak qad
muhakkak
أَخَذْنَآ biz almıştık akhadhnā
biz almıştık
أَمْرَنَا tedbirimizi amranā
tedbirimizi
مِن önceden min
önceden
قَبْلُ before qablu
before
وَيَتَوَلَّوا۟ döner(gider)ler wayatawallaw
döner(gider)ler
وَّهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
فَرِحُونَ sevinirler fariḥūna
sevinirler
٥٠ (50)
(50)
Sana bir iyilik gelince onların fenasına gider; bir kötülük gelse, "Biz önceden ihtiyatlı davrandık" derler, sevinerek dönüp giderler.
9:51
قُل de ki qul
de ki
لَّن bize lan
bize
يُصِيبَنَآ ulaşmaz yuṣībanā
ulaşmaz
إِلَّا başkası illā
başkası
مَا şeyden
şeyden
كَتَبَ yazdığı kataba
yazdığı
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
لَنَا bizim için lanā
bizim için
هُوَ O'dur huwa
O'dur
مَوْلَىٰنَا ۚ bizim sahibimiz mawlānā
bizim sahibimiz
وَعَلَى Allah'a waʿalā
Allah'a
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
فَلْيَتَوَكَّلِ dayansınlar falyatawakkali
dayansınlar
ٱلْمُؤْمِنُونَ inananlar l-mu'minūna
inananlar
٥١ (51)
(51)
De ki: "Allah'ın bize yazdığından başkası başımıza gelmez. O bizim Mevlamızdır, inananlar Allah'a güvensin."
9:52
قُلْ de ki qul
de ki
هَلْ gözetiyor musunuz? hal
gözetiyor musunuz?
تَرَبَّصُونَ you await tarabbaṣūna
you await
بِنَآ bizim için binā
bizim için
إِلَّآ yalnız illā
yalnız
إِحْدَى birini iḥ'dā
birini
ٱلْحُسْنَيَيْنِ ۖ iki iyilikten l-ḥus'nayayni
iki iyilikten
وَنَحْنُ ama biz wanaḥnu
ama biz
نَتَرَبَّصُ gözetiyoruz natarabbaṣu
gözetiyoruz
بِكُمْ size bikum
size
أَن ulaştırmasını an
ulaştırmasını
يُصِيبَكُمُ Allah will afflict you yuṣībakumu
Allah will afflict you
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
بِعَذَابٍۢ bir azab biʿadhābin
bir azab
مِّنْ kendi tarafından min
kendi tarafından
عِندِهِۦٓ [near] Him ʿindihi
[near] Him
أَوْ veya aw
veya
بِأَيْدِينَا ۖ bizim ellerimizle bi-aydīnā
bizim ellerimizle
فَتَرَبَّصُوٓا۟ haydi gözetin fatarabbaṣū
haydi gözetin
إِنَّا biz de innā
biz de
مَعَكُم sizinle beraber maʿakum
sizinle beraber
مُّتَرَبِّصُونَ gözetenleriz mutarabbiṣūna
gözetenleriz
٥٢ (52)
(52)
De ki: "Bize iki iyiden, gazilik ve şehidlikten başka bir şeyin gelmesini mi bekliyorsunuz? Oysa biz Allah'ın kendi katından veya elimizle, sizi bir azaba uğratmasını bekliyoruz. Bekleyiniz, doğrusu biz de sizinle birlikte beklemekteyiz."
9:53
قُلْ de ki qul
de ki
أَنفِقُوا۟ sadaka verin anfiqū
sadaka verin
طَوْعًا gönüllü ṭawʿan
gönüllü
أَوْ veya aw
veya
كَرْهًۭا gönülsüz karhan
gönülsüz
لَّن kabul edilmeyecektir lan
kabul edilmeyecektir
يُتَقَبَّلَ will be accepted yutaqabbala
will be accepted
مِنكُمْ ۖ sizden minkum
sizden
إِنَّكُمْ çünkü siz innakum
çünkü siz
كُنتُمْ oldunuz kuntum
oldunuz
قَوْمًۭا bir kavim qawman
bir kavim
فَـٰسِقِينَ yoldan çıkan fāsiqīna
yoldan çıkan
٥٣ (53)
(53)
De ki: "İstekli yahut isteksiz olarak verin, nasıl olsa kabul edilmeyecektir. Siz şüphesiz fasık bir topluluksunuz."
9:54
وَمَا ve wamā
ve
مَنَعَهُمْ engel olan manaʿahum
engel olan
أَن kabul edilmesine an
kabul edilmesine
تُقْبَلَ is accepted tuq'bala
is accepted
مِنْهُمْ kendilerinden min'hum
kendilerinden
نَفَقَـٰتُهُمْ sadakalarının nafaqātuhum
sadakalarının
إِلَّآ sadece şudur illā
sadece şudur
أَنَّهُمْ onların annahum
onların
كَفَرُوا۟ inkar etmeleridir kafarū
inkar etmeleridir
بِٱللَّهِ Allah'ı bil-lahi
Allah'ı
وَبِرَسُولِهِۦ ve elçisini wabirasūlihi
ve elçisini
وَلَا ve walā
ve
يَأْتُونَ gelmemeleridir yatūna
gelmemeleridir
ٱلصَّلَوٰةَ namaza l-ṣalata
namaza
إِلَّا dışında illā
dışında
وَهُمْ onlar wahum
onlar
كُسَالَىٰ üşene üşene kusālā
üşene üşene
وَلَا ve walā
ve
يُنفِقُونَ sadaka vermemeleri yunfiqūna
sadaka vermemeleri
إِلَّا dışında illā
dışında
وَهُمْ onlar wahum
onlar
كَـٰرِهُونَ istemeye istemeye kārihūna
istemeye istemeye
٥٤ (54)
(54)
Verdiklerinin kabul olunmasına engel olan, Allah'ı ve Peygamberini inkar etmeleri, namaza tembel tembel gelmeleri, istemeye istemeye vermeleridir.
9:55
فَلَا seni imrendirmesin falā
seni imrendirmesin
تُعْجِبْكَ impress you tuʿ'jib'ka
impress you
أَمْوَٰلُهُمْ onların malları amwāluhum
onların malları
وَلَآ ne de walā
ne de
أَوْلَـٰدُهُمْ ۚ evladları awlāduhum
evladları
إِنَّمَا şüphesiz innamā
şüphesiz
يُرِيدُ istiyor yurīdu
istiyor
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لِيُعَذِّبَهُم onlara azabetmeyi liyuʿadhibahum
onlara azabetmeyi
بِهَا bunlarla bihā
bunlarla
فِى hayatında
hayatında
ٱلْحَيَوٰةِ the life l-ḥayati
the life
ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya
وَتَزْهَقَ ve çıkmasını watazhaqa
ve çıkmasını
أَنفُسُهُمْ canlarının anfusuhum
canlarının
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
كَـٰفِرُونَ kafir olarak kāfirūna
kafir olarak
٥٥ (55)
(55)
Artık onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. Allah bunlarla onlara dünya hayatında azabetmek ve canlarının inkarcı olarak çıkmasını ister.
9:56
وَيَحْلِفُونَ ve yemin ediyorlar wayaḥlifūna
ve yemin ediyorlar
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
إِنَّهُمْ muhakkak onlar innahum
muhakkak onlar
لَمِنكُمْ sizden olduklarına laminkum
sizden olduklarına
وَمَا oysa değiller wamā
oysa değiller
هُم onlar hum
onlar
مِّنكُمْ sizden minkum
sizden
وَلَـٰكِنَّهُمْ fakat onlar walākinnahum
fakat onlar
قَوْمٌۭ bir topluluktur qawmun
bir topluluktur
يَفْرَقُونَ korkak yafraqūna
korkak
٥٦ (56)
(56)
Sizden olmadıkları halde, sizinle beraber olduklarına Allah'a yemin ederler. Oysa onlar korkak bir topluluktur.
9:57
لَوْ eğer law
eğer
يَجِدُونَ bulsalardı yajidūna
bulsalardı
مَلْجَـًٔا sığınacak bir yer malja-an
sığınacak bir yer
أَوْ yahut aw
yahut
مَغَـٰرَٰتٍ mağaralar maghārātin
mağaralar
أَوْ ya da aw
ya da
مُدَّخَلًۭا sokulacak bir delik muddakhalan
sokulacak bir delik
لَّوَلَّوْا۟ koşarlardı lawallaw
koşarlardı
إِلَيْهِ oraya doğru ilayhi
oraya doğru
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
يَجْمَحُونَ hemen yajmaḥūna
hemen
٥٧ (57)
(57)
Bir sığınak veya mağara yahut girecek bir yer bulmuş olsalardı, çarçabuk oraya yönelirlerdi.
9:58
وَمِنْهُم ve onlardan wamin'hum
ve onlardan
مَّن kimi de man
kimi de
يَلْمِزُكَ sana dil uzatır yalmizuka
sana dil uzatır
فِى hakkında
hakkında
ٱلصَّدَقَـٰتِ sadakalar l-ṣadaqāti
sadakalar
فَإِنْ eğer fa-in
eğer
أُعْطُوا۟ kendilerine pay verilse uʿ'ṭū
kendilerine pay verilse
مِنْهَا onlardan min'hā
onlardan
رَضُوا۟ hoşlanırlar raḍū
hoşlanırlar
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
لَّمْ kendilerine pay verilmezse lam
kendilerine pay verilmezse
يُعْطَوْا۟ they are given yuʿ'ṭaw
they are given
مِنْهَآ onlardan min'hā
onlardan
إِذَا hemen idhā
hemen
هُمْ onlar hum
onlar
يَسْخَطُونَ kızarlar yaskhaṭūna
kızarlar
٥٨ (58)
(58)
Sadakalar hakkında sana dil uzatanlar vardır. Onlara verilirse hoşnut olurlar, verilmezse, hemen öfkeleniverirler.
9:59
وَلَوْ ve şayet walaw
ve şayet
أَنَّهُمْ onlar annahum
onlar
رَضُوا۟ razı olsalardı raḍū
razı olsalardı
مَآ şeye
şeye
ءَاتَىٰهُمُ kendilerine verdiğine ātāhumu
kendilerine verdiğine
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
وَرَسُولُهُۥ ve Elçisinin warasūluhu
ve Elçisinin
وَقَالُوا۟ ve deselerdi waqālū
ve deselerdi
حَسْبُنَا bize yeter ḥasbunā
bize yeter
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
سَيُؤْتِينَا yakında bize verecek sayu'tīnā
yakında bize verecek
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مِن bol lutfundan min
bol lutfundan
فَضْلِهِۦ His Bounty faḍlihi
His Bounty
وَرَسُولُهُۥٓ ve Elçisi de warasūluhu
ve Elçisi de
إِنَّآ biz sadece innā
biz sadece
إِلَى Allah'a ilā
Allah'a
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
رَٰغِبُونَ rağbet ederiz rāghibūna
rağbet ederiz
٥٩ (59)
(59)
Eğer onlar, Allah ve Peygamberinin kendilerine vermiş oldukları şeylere razı olsalar ve "Allah bize yeter, O ve Peygamberi bol nimetinden bize verecektir; doğrusu biz Allah'a gönül bağlayanlardanız" deselerdi daha hayırlı olurdu.
9:60
۞ إِنَّمَا şüphesiz ancak innamā
şüphesiz ancak
ٱلصَّدَقَـٰتُ sadakalar (zekatlar) l-ṣadaqātu
sadakalar (zekatlar)
لِلْفُقَرَآءِ fakirlere mahsustur lil'fuqarāi
fakirlere mahsustur
وَٱلْمَسَـٰكِينِ ve düşkünlere wal-masākīni
ve düşkünlere
وَٱلْعَـٰمِلِينَ ve çalışan memurlara wal-ʿāmilīna
ve çalışan memurlara
عَلَيْهَا onlar üzerinde ʿalayhā
onlar üzerinde
وَٱلْمُؤَلَّفَةِ ve ısındırılacak olanlara wal-mu-alafati
ve ısındırılacak olanlara
قُلُوبُهُمْ kalbleri qulūbuhum
kalbleri
وَفِى ve kölelere wafī
ve kölelere
ٱلرِّقَابِ the (freeing of) the necks l-riqābi
the (freeing of) the necks
وَٱلْغَـٰرِمِينَ ve borçlulara wal-ghārimīna
ve borçlulara
وَفِى ve yoluna wafī
ve yoluna
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَٱبْنِ ve oğluna (yolcuya) wa-ib'ni
ve oğluna (yolcuya)
ٱلسَّبِيلِ ۖ yol (yolcuya) l-sabīli
yol (yolcuya)
فَرِيضَةًۭ bir farz olarak farīḍatan
bir farz olarak
مِّنَ Allahtan mina
Allahtan
ٱللَّهِ ۗ Allah l-lahi
Allah
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir
حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmet sahibidir
٦٠ (60)
(60)
Zekatlar; Allah'tan bir farz olarak yoksullara, düşkünlere, onu toplayan memurlara, kalbleri Müslümanlığa ısındırılacaklara verilir; kölelerin, borçluların, Allah yolunda olanların ve yolda kalanların uğrunda sarfedilir. Allah bilendir, hakimdir.
9:61
وَمِنْهُمُ içlerinden bazıları wamin'humu
içlerinden bazıları
ٱلَّذِينَ onlar ki alladhīna
onlar ki
يُؤْذُونَ incitirler yu'dhūna
incitirler
ٱلنَّبِىَّ Peygamberi l-nabiya
Peygamberi
وَيَقُولُونَ ve derler wayaqūlūna
ve derler
هُوَ O huwa
O
أُذُنٌۭ ۚ bir kulaktır udhunun
bir kulaktır
قُلْ de ki qul
de ki
أُذُنُ kulağıdır udhunu
kulağıdır
خَيْرٍۢ hayır khayrin
hayır
لَّكُمْ sizin için lakum
sizin için
يُؤْمِنُ inanır yu'minu
inanır
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَيُؤْمِنُ ve inanır wayu'minu
ve inanır
لِلْمُؤْمِنِينَ mü'minlere lil'mu'minīna
mü'minlere
وَرَحْمَةٌۭ ve bir rahmettir waraḥmatun
ve bir rahmettir
لِّلَّذِينَ kimseler için lilladhīna
kimseler için
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
مِنكُمْ ۚ sizden minkum
sizden
وَٱلَّذِينَ ve kimselere wa-alladhīna
ve kimselere
يُؤْذُونَ incitenlere yu'dhūna
incitenlere
رَسُولَ Elçisini rasūla
Elçisini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
لَهُمْ vardır lahum
vardır
عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab
أَلِيمٌۭ acıklı alīmun
acıklı
٦١ (61)
(61)
İkiyüzlülerin içinde "O her şeye kulak kesiliyor" diyerek Peygamberi incitenler vardır. De ki: "O kulak, Allah'a inanan ve müminlere inanan, sizin için hayırlı olan, içinizden inanan kimselere rahmet olan bir kulaktır." Allah'ın Peygamberini incitenlere can yakıcı azab vardır.
9:62
يَحْلِفُونَ yemin ederler yaḥlifūna
yemin ederler
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
لَكُمْ size (gelip) lakum
size (gelip)
لِيُرْضُوكُمْ gönlünüzü hoş etmek için liyur'ḍūkum
gönlünüzü hoş etmek için
وَٱللَّهُ ve Allah'ı wal-lahu
ve Allah'ı
وَرَسُولُهُۥٓ ve Resulünü warasūluhu
ve Resulünü
أَحَقُّ daha uygundu aḥaqqu
daha uygundu
أَن hoşnud etmeleri an
hoşnud etmeleri
يُرْضُوهُ they should please Him yur'ḍūhu
they should please Him
إِن halbuki in
halbuki
كَانُوا۟ olsalardı kānū
olsalardı
مُؤْمِنِينَ inanmış mu'minīna
inanmış
٦٢ (62)
(62)
Sizi hoşnut etmek için Allah'a yemin ederler. Eğer inanıyorlarsa Allah'ı ve Peygamberini hoşnut etmeleri daha gereklidir.
9:63
أَلَمْ bilmediler mi ki alam
bilmediler mi ki
يَعْلَمُوٓا۟ they know yaʿlamū
they know
أَنَّهُۥ muhakkak annahu
muhakkak
مَن kim man
kim
يُحَادِدِ karşı koymağa kalkarsa yuḥādidi
karşı koymağa kalkarsa
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ ve Elçisine warasūlahu
ve Elçisine
فَأَنَّ gerçekten fa-anna
gerçekten
لَهُۥ onun için vardır lahu
onun için vardır
نَارَ ateşi nāra
ateşi
جَهَنَّمَ cehennem jahannama
cehennem
خَـٰلِدًۭا sürekli kalacağı khālidan
sürekli kalacağı
فِيهَا ۚ içinde fīhā
içinde
ذَٰلِكَ işte budur dhālika
işte budur
ٱلْخِزْىُ rezillik l-khiz'yu
rezillik
ٱلْعَظِيمُ büyük l-ʿaẓīmu
büyük
٦٣ (63)
(63)
Allah'a ve Peygamberine karşı koymağa kalkışana, ebedi kalacağı cehennem ateşi bulunduğunu bilmezler mi? Büyük rezillik budur.
9:64
يَحْذَرُ çekiniyorlar yaḥdharu
çekiniyorlar
ٱلْمُنَـٰفِقُونَ münafıklar l-munāfiqūna
münafıklar
أَن indirileceğinden an
indirileceğinden
تُنَزَّلَ be revealed tunazzala
be revealed
عَلَيْهِمْ kendileri hakkında ʿalayhim
kendileri hakkında
سُورَةٌۭ bir surenin sūratun
bir surenin
تُنَبِّئُهُم haber verecek tunabbi-uhum
haber verecek
بِمَا olanı bimā
olanı
فِى içinde
içinde
قُلُوبِهِمْ ۚ kalbleri qulūbihim
kalbleri
قُلِ de ki quli
de ki
ٱسْتَهْزِءُوٓا۟ siz alay edin is'tahziū
siz alay edin
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
مُخْرِجٌۭ ortaya çıkaracaktır mukh'rijun
ortaya çıkaracaktır
مَّا şeyi
şeyi
تَحْذَرُونَ çekindiğiniz taḥdharūna
çekindiğiniz
٦٤ (64)
(64)
İkiyüzlüler, kalblerinde olanı haber verecek bir surenin inmesinden çekiniyorlar. De ki: "Alay edin bakalım, Allah çekindiğiniz şeyi ortaya koyacaktır."
9:65
وَلَئِن ve eğer wala-in
ve eğer
سَأَلْتَهُمْ onlara sorsan sa-altahum
onlara sorsan
لَيَقُولُنَّ derler ki layaqūlunna
derler ki
إِنَّمَا sadece innamā
sadece
كُنَّا biz kunnā
biz
نَخُوضُ lafa dalmıştık nakhūḍu
lafa dalmıştık
وَنَلْعَبُ ۚ ve şakalaşıyorduk wanalʿabu
ve şakalaşıyorduk
قُلْ de ki qul
de ki
أَبِٱللَّهِ Allah ile mi? abil-lahi
Allah ile mi?
وَءَايَـٰتِهِۦ ve O'nun ayetleriyle waāyātihi
ve O'nun ayetleriyle
وَرَسُولِهِۦ ve O'nun Elçisi ile warasūlihi
ve O'nun Elçisi ile
كُنتُمْ siz kuntum
siz
تَسْتَهْزِءُونَ alay ediyordunuz tastahziūna
alay ediyordunuz
٦٥ (65)
(65)
Onlara soracak olursan, "Biz and olsun ki, eğlenip oynuyorduk" diyecekler; De ki: "Allah'la, ayetleriyle, Peygamberiyle mi alay ediyordunuz?"
9:66
لَا hiç özür dilemeyin
hiç özür dilemeyin
تَعْتَذِرُوا۟ make excuse taʿtadhirū
make excuse
قَدْ andolsun qad
andolsun
كَفَرْتُم siz inkar ettiniz kafartum
siz inkar ettiniz
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
إِيمَـٰنِكُمْ ۚ inandıktan īmānikum
inandıktan
إِن eğer in
eğer
نَّعْفُ affetsek bile naʿfu
affetsek bile
عَن bir kısmını ʿan
bir kısmını
طَآئِفَةٍۢ a party ṭāifatin
a party
مِّنكُمْ sizden minkum
sizden
نُعَذِّبْ azab edeceğiz nuʿadhib
azab edeceğiz
طَآئِفَةًۢ bir kısmına da ṭāifatan
bir kısmına da
بِأَنَّهُمْ dolayı bi-annahum
dolayı
كَانُوا۟ suç işlediklerinden kānū
suç işlediklerinden
مُجْرِمِينَ criminals muj'rimīna
criminals
٦٦ (66)
(66)
Özür beyan etmeyin, inandıktan sonra inkar ettiniz. İçinizden bir topluluğu affetsek bile, suçlarından ötürü bir topluluğa da azab ederiz.
9:67
ٱلْمُنَـٰفِقُونَ münafık erkekler al-munāfiqūna
münafık erkekler
وَٱلْمُنَـٰفِقَـٰتُ ve münafık kadınlar wal-munāfiqātu
ve münafık kadınlar
بَعْضُهُم onların bir kısmı baʿḍuhum
onların bir kısmı
مِّنۢ diğerlerindendir min
diğerlerindendir
بَعْضٍۢ ۚ others baʿḍin
others
يَأْمُرُونَ emrederler yamurūna
emrederler
بِٱلْمُنكَرِ kötülüğü bil-munkari
kötülüğü
وَيَنْهَوْنَ ve menederler wayanhawna
ve menederler
عَنِ iyilikten ʿani
iyilikten
ٱلْمَعْرُوفِ (is) the right l-maʿrūfi
(is) the right
وَيَقْبِضُونَ ve sıkı tutarlar wayaqbiḍūna
ve sıkı tutarlar
أَيْدِيَهُمْ ۚ ellerini aydiyahum
ellerini
نَسُوا۟ unuttular nasū
unuttular
ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı
فَنَسِيَهُمْ ۗ O da onları unuttu fanasiyahum
O da onları unuttu
إِنَّ gerçekten inna
gerçekten
ٱلْمُنَـٰفِقِينَ Münafıklar l-munāfiqīna
Münafıklar
هُمُ işte onlardır humu
işte onlardır
ٱلْفَـٰسِقُونَ yoldan çıkanlar l-fāsiqūna
yoldan çıkanlar
٦٧ (67)
(67)
İkiyüzlü erkek ve kadınlar da birbirlerindendir: Kötülüğü emreder, iyiliğe engel olurlar; elleri de sıkıdır; Allah'ı unuttular, bu yüzden Allah da onları unuttu. Doğrusu ikiyüzlüler fasıktırlar.
9:68
وَعَدَ va'detmiştir waʿada
va'detmiştir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلْمُنَـٰفِقِينَ münafık erkeklere l-munāfiqīna
münafık erkeklere
وَٱلْمُنَـٰفِقَـٰتِ ve münafık kadınlara wal-munāfiqāti
ve münafık kadınlara
وَٱلْكُفَّارَ ve kafirlere wal-kufāra
ve kafirlere
نَارَ ateşini nāra
ateşini
جَهَنَّمَ cehennem jahannama
cehennem
خَـٰلِدِينَ ebedi kalacakları khālidīna
ebedi kalacakları
فِيهَا ۚ içinde fīhā
içinde
هِىَ O hiya
O
حَسْبُهُمْ ۚ onlara yeter ḥasbuhum
onlara yeter
وَلَعَنَهُمُ ve onları la'netlemiştir walaʿanahumu
ve onları la'netlemiştir
ٱللَّهُ ۖ Allah l-lahu
Allah
وَلَهُمْ ve onlar için vardır walahum
ve onlar için vardır
عَذَابٌۭ bir azab ʿadhābun
bir azab
مُّقِيمٌۭ sürekli muqīmun
sürekli
٦٨ (68)
(68)
Allah, ikiyüzlü erkek ve kadınlara ve inkarcılara, ebedi kalacakları cehennem ateşini hazırlamıştır. O, onlara yeter. Allah onları lanetlemiştir (rahmetinden uzak kılmıştır). Onlara devamlı azab vardır.
9:69
كَٱلَّذِينَ gibi ka-alladhīna
gibi
مِن sizden öncekiler min
sizden öncekiler
قَبْلِكُمْ before you qablikum
before you
كَانُوٓا۟ idiler kānū
idiler
أَشَدَّ daha yaman ashadda
daha yaman
مِنكُمْ sizden minkum
sizden
قُوَّةًۭ kuvvetçe quwwatan
kuvvetçe
وَأَكْثَرَ ve daha çok wa-akthara
ve daha çok
أَمْوَٰلًۭا mal amwālan
mal
وَأَوْلَـٰدًۭا ve evladça wa-awlādan
ve evladça
فَٱسْتَمْتَعُوا۟ onlar zevklerine baktılar fa-is'tamtaʿū
onlar zevklerine baktılar
بِخَلَـٰقِهِمْ kendi paylarına düşenle bikhalāqihim
kendi paylarına düşenle
فَٱسْتَمْتَعْتُم zevkinize baktınız fa-is'tamtaʿtum
zevkinize baktınız
بِخَلَـٰقِكُمْ payınıza düşenle bikhalāqikum
payınıza düşenle
كَمَا gibi kamā
gibi
ٱسْتَمْتَعَ zevklerine baktıkları is'tamtaʿa
zevklerine baktıkları
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
مِن sizden öncekilerin min
sizden öncekilerin
قَبْلِكُم before you qablikum
before you
بِخَلَـٰقِهِمْ kendi paylarına düşenle bikhalāqihim
kendi paylarına düşenle
وَخُضْتُمْ ve siz de daldınız wakhuḍ'tum
ve siz de daldınız
كَٱلَّذِى gibi ka-alladhī
gibi
خَاضُوٓا۟ ۚ dalanlar khāḍū
dalanlar
أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar ulāika
onlar
حَبِطَتْ boşa gidenlerdir ḥabiṭat
boşa gidenlerdir
أَعْمَـٰلُهُمْ yaptıkları aʿmāluhum
yaptıkları
فِى dünyada
dünyada
ٱلدُّنْيَا the world l-dun'yā
the world
وَٱلْـَٔاخِرَةِ ۖ ve ahirette wal-ākhirati
ve ahirette
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve işte wa-ulāika
ve işte
هُمُ onlardır humu
onlardır
ٱلْخَـٰسِرُونَ ziyana uğrayanlar l-khāsirūna
ziyana uğrayanlar
٦٩ (69)
(69)
Ey ikiyüzlüler! Siz, sizden önce daha kuvvetli, malları ve çocukları daha çok olup, hisselerince bunlardan faydalanan kimseler gibisiniz. Sizden öncekiler, hisselerince faydalandıkları gibi siz de hissenizce faydalandınız ve onların batıla daldıklarıgibi siz de daldınız. İşte bunlar dünyada ve ahirette işleri boşa çıkanlardır, işte bunlar mahvolanlardır.
9:70
أَلَمْ onlara gelmedi mi? alam
onlara gelmedi mi?
يَأْتِهِمْ come to them yatihim
come to them
نَبَأُ haberi naba-u
haberi
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
مِن kendilerinden öncekilerin min
kendilerinden öncekilerin
قَبْلِهِمْ (were) before them qablihim
(were) before them
قَوْمِ kavminin qawmi
kavminin
نُوحٍۢ Nuh nūḥin
Nuh
وَعَادٍۢ ve Ad waʿādin
ve Ad
وَثَمُودَ ve Semud wathamūda
ve Semud
وَقَوْمِ ve kavminin waqawmi
ve kavminin
إِبْرَٰهِيمَ İbrahim ib'rāhīma
İbrahim
وَأَصْحَـٰبِ ve halkının wa-aṣḥābi
ve halkının
مَدْيَنَ Medyen madyana
Medyen
وَٱلْمُؤْتَفِكَـٰتِ ۚ ve yerlebir olanların wal-mu'tafikāti
ve yerlebir olanların
أَتَتْهُمْ onlara getirmişti atathum
onlara getirmişti
رُسُلُهُم elçileri rusuluhum
elçileri
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ ۖ açık deliller bil-bayināti
açık deliller
فَمَا değildi famā
değildi
كَانَ was kāna
was
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لِيَظْلِمَهُمْ onlara zulmediyor liyaẓlimahum
onlara zulmediyor
وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat
كَانُوٓا۟ onlar kānū
onlar
أَنفُسَهُمْ kendi kendilerine anfusahum
kendi kendilerine
يَظْلِمُونَ zulmediyorlardı yaẓlimūna
zulmediyorlardı
٧٠ (70)
(70)
Kendilerinden önce olan Nuh, Ad, Semud milletlerinin, İbrahim milletinin, Medyen ve altüst olmuş şehirler halkının haberleri onlara gelmedi mi? Peygamberleri onlara belgeler getirmişlerdi. Allah onlara zulmetmemiş, onlar kendilerine yazık etmişlerdir.
9:71
وَٱلْمُؤْمِنُونَ inanan erkekler wal-mu'minūna
inanan erkekler
وَٱلْمُؤْمِنَـٰتُ ve inanan kadınlar wal-mu'minātu
ve inanan kadınlar
بَعْضُهُمْ kimisinin baʿḍuhum
kimisinin
أَوْلِيَآءُ velisidirler awliyāu
velisidirler
بَعْضٍۢ ۚ kimisi baʿḍin
kimisi
يَأْمُرُونَ emrederler yamurūna
emrederler
بِٱلْمَعْرُوفِ iyiliği bil-maʿrūfi
iyiliği
وَيَنْهَوْنَ ve men'ederler wayanhawna
ve men'ederler
عَنِ kötülükten ʿani
kötülükten
ٱلْمُنكَرِ the wrong l-munkari
the wrong
وَيُقِيمُونَ ve kılarlar wayuqīmūna
ve kılarlar
ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı
وَيُؤْتُونَ ve verirler wayu'tūna
ve verirler
ٱلزَّكَوٰةَ zekatı l-zakata
zekatı
وَيُطِيعُونَ ve ita'at ederler wayuṭīʿūna
ve ita'at ederler
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
وَرَسُولَهُۥٓ ۚ ve Elçisine warasūlahu
ve Elçisine
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte
سَيَرْحَمُهُمُ onlara rahmet edecektir sayarḥamuhumu
onlara rahmet edecektir
ٱللَّهُ ۗ Alah l-lahu
Alah
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
عَزِيزٌ daima üstündür ʿazīzun
daima üstündür
حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmetsahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmetsahibidir
٧١ (71)
(71)
Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir; iyiyi emreder kötülükten alıkorlar; namaz kılarlar, zekat verirler, Allah'a ve Peygamberine itaat ederler. İşte Allah bunlara rahmet edecektir. Allah şüphesiz güçlüdür, hakimdir.
9:72
وَعَدَ va'detmiştir waʿada
va'detmiştir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلْمُؤْمِنِينَ inanan erkeklere l-mu'minīna
inanan erkeklere
وَٱلْمُؤْمِنَـٰتِ ve inanan kadınlara wal-mu'mināti
ve inanan kadınlara
جَنَّـٰتٍۢ cennetler jannātin
cennetler
تَجْرِى akan tajrī
akan
مِن altlarından min
altlarından
تَحْتِهَا underneath it taḥtihā
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar
خَـٰلِدِينَ ebedi kalacakları khālidīna
ebedi kalacakları
فِيهَا içinde fīhā
içinde
وَمَسَـٰكِنَ ve meskenler wamasākina
ve meskenler
طَيِّبَةًۭ güzel ṭayyibatan
güzel
فِى içinde
içinde
جَنَّـٰتِ cennetleri jannāti
cennetleri
عَدْنٍۢ ۚ Adn ʿadnin
Adn
وَرِضْوَٰنٌۭ ve razı olması wariḍ'wānun
ve razı olması
مِّنَ Allah'ın mina
Allah'ın
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
أَكْبَرُ ۚ hepsinden büyüktür akbaru
hepsinden büyüktür
ذَٰلِكَ işte dhālika
işte
هُوَ budur huwa
budur
ٱلْفَوْزُ başarı l-fawzu
başarı
ٱلْعَظِيمُ büyük l-ʿaẓīmu
büyük
٧٢ (72)
(72)
Allah mümin erkeklere ve mümin kadınlara, temelli kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetler, Adn cennetlerinde hoş meskenler vadetmiştir. Allah'ın hoşnut olması en büyük şeydir. İşte büyük kurtuluş budur.
9:73
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلنَّبِىُّ peygamber l-nabiyu
peygamber
جَـٰهِدِ cihadet jāhidi
cihadet
ٱلْكُفَّارَ kafirlerle l-kufāra
kafirlerle
وَٱلْمُنَـٰفِقِينَ ve münafıklarla wal-munāfiqīna
ve münafıklarla
وَٱغْلُظْ ve sert davran wa-ugh'luẓ
ve sert davran
عَلَيْهِمْ ۚ onlara ʿalayhim
onlara
وَمَأْوَىٰهُمْ ve onların varacakları yer wamawāhum
ve onların varacakları yer
جَهَنَّمُ ۖ cehennemdir jahannamu
cehennemdir
وَبِئْسَ ne kötü wabi'sa
ne kötü
ٱلْمَصِيرُ bir gidiş yeridir l-maṣīru
bir gidiş yeridir
٧٣ (73)
(73)
Ey Peygamber! İnkarcılarla, ikiyüzlülerle savaş; onlara karşı sert davran. Varacakları yer cehennemdir, ne kötü dönüştür.
9:74
يَحْلِفُونَ yemin ediyorlar yaḥlifūna
yemin ediyorlar
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
مَا söylemediklerine
söylemediklerine
قَالُوا۟ (that) they said nothing qālū
(that) they said nothing
وَلَقَدْ halbuki walaqad
halbuki
قَالُوا۟ söylediler qālū
söylediler
كَلِمَةَ (o) sözü kalimata
(o) sözü
ٱلْكُفْرِ küfür l-kuf'ri
küfür
وَكَفَرُوا۟ ve inkar ettiler wakafarū
ve inkar ettiler
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
إِسْلَـٰمِهِمْ İslam olduktan is'lāmihim
İslam olduktan
وَهَمُّوا۟ ve yeltendiler wahammū
ve yeltendiler
بِمَا bir şeye bimā
bir şeye
لَمْ başaramadıkları lam
başaramadıkları
يَنَالُوا۟ ۚ they could attain yanālū
they could attain
وَمَا ve öc almağa kalktılar wamā
ve öc almağa kalktılar
نَقَمُوٓا۟ they were resentful naqamū
they were resentful
إِلَّآ sırf illā
sırf
أَنْ diye an
diye
أَغْنَىٰهُمُ kendilerini zengin etti aghnāhumu
kendilerini zengin etti
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
وَرَسُولُهُۥ ve Elçisi warasūluhu
ve Elçisi
مِن lutfiyle min
lutfiyle
فَضْلِهِۦ ۚ His Bounty faḍlihi
His Bounty
فَإِن eğer fa-in
eğer
يَتُوبُوا۟ tevbe ederlerse yatūbū
tevbe ederlerse
يَكُ olur yaku
olur
خَيْرًۭا daha iyi khayran
daha iyi
لَّهُمْ ۖ kendileri için lahum
kendileri için
وَإِن yok eğer wa-in
yok eğer
يَتَوَلَّوْا۟ dönerlerse yatawallaw
dönerlerse
يُعَذِّبْهُمُ onlara azabedecektir yuʿadhib'humu
onlara azabedecektir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَذَابًا bir azapla ʿadhāban
bir azapla
أَلِيمًۭا acıklı alīman
acıklı
فِى dünyada
dünyada
ٱلدُّنْيَا the world l-dun'yā
the world
وَٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ ve ahirette wal-ākhirati
ve ahirette
وَمَا yoktur wamā
yoktur
لَهُمْ onların lahum
onların
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
مِن hiçbir min
hiçbir
وَلِىٍّۢ velisi waliyyin
velisi
وَلَا ne de walā
ne de
نَصِيرٍۢ yardımcısı naṣīrin
yardımcısı
٧٤ (74)
(74)
And olsun ki, müslüman olduktan sonra inkar edip küfür sözünü söylemişler iken, söylemedik diye Allah'a yemin ettiler, başaramayacakları bir şeye giriştiler; Allah ve Peygamberi bol nimetinden onları zenginleştirdi ve öç almaya kalktılar. Eğer tevbe ederlerse iyiliklerine olur; şayet yüz çevirirlerse, Allah onları dünya ve ahirette can yakıcı azaba uğratır. Yeryüzünde bir dost ve yardımcıları yoktur.
9:75
۞ وَمِنْهُم ve onlardan wamin'hum
ve onlardan
مَّنْ kimileri man
kimileri
عَـٰهَدَ and içtiler ʿāhada
and içtiler
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
لَئِنْ eğer la-in
eğer
ءَاتَىٰنَا bize verirse ātānā
bize verirse
مِن lutfundan min
lutfundan
فَضْلِهِۦ His bounty faḍlihi
His bounty
لَنَصَّدَّقَنَّ elbette sadaka vereceğiz lanaṣṣaddaqanna
elbette sadaka vereceğiz
وَلَنَكُونَنَّ ve olacağız walanakūnanna
ve olacağız
مِنَ yararlı insanlardan mina
yararlı insanlardan
ٱلصَّـٰلِحِينَ the righteous l-ṣāliḥīna
the righteous
٧٥ (75)
(75)
Aralarında: "Allah bize bol nimetinden verecek olursa, and olsun ki sadaka vereceğiz ve iyilerden olacağız" diye O'na and verenler vardır.
9:76
فَلَمَّآ ne zaman ki falammā
ne zaman ki
ءَاتَىٰهُم onlara verdi ātāhum
onlara verdi
مِّن lutfundan min
lutfundan
فَضْلِهِۦ His Bounty faḍlihi
His Bounty
بَخِلُوا۟ cimrilik ettiler bakhilū
cimrilik ettiler
بِهِۦ O'na bihi
O'na
وَتَوَلَّوا۟ ve döndüler watawallaw
ve döndüler
وَّهُم onlar wahum
onlar
مُّعْرِضُونَ yüz çevirerek muʿ'riḍūna
yüz çevirerek
٧٦ (76)
(76)
Allah onlara bol nimetinden verince, cimrilik ettiler, yüz çevirdiler. Zaten dönektirler.
9:77
فَأَعْقَبَهُمْ sokmuştur fa-aʿqabahum
sokmuştur
نِفَاقًۭا iki yüzlülük nifāqan
iki yüzlülük
فِى içine
içine
قُلُوبِهِمْ onların kalblerine qulūbihim
onların kalblerine
إِلَىٰ kadar ilā
kadar
يَوْمِ güne yawmi
güne
يَلْقَوْنَهُۥ kendisiyle karşılaşacakları yalqawnahu
kendisiyle karşılaşacakları
بِمَآ dolayı bimā
dolayı
أَخْلَفُوا۟ döndüklerinden akhlafū
döndüklerinden
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
مَا nedeniyle
nedeniyle
وَعَدُوهُ verdikleri sözden waʿadūhu
verdikleri sözden
وَبِمَا ve dolayı wabimā
ve dolayı
كَانُوا۟ olduklarından kānū
olduklarından
يَكْذِبُونَ yalan söylüyor(lar) yakdhibūna
yalan söylüyor(lar)
٧٧ (77)
(77)
Allah'a verdikleri sözden caydıkları ve yalancı oldukları için O'nunla karşılaşacakları güne kadar Allah kalblerine nifak soktu.
9:78
أَلَمْ bilmediler mi ki alam
bilmediler mi ki
يَعْلَمُوٓا۟ they know yaʿlamū
they know
أَنَّ muhakkak anna
muhakkak
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir
سِرَّهُمْ onların sırlarını sirrahum
onların sırlarını
وَنَجْوَىٰهُمْ ve gizli konuşmalarını wanajwāhum
ve gizli konuşmalarını
وَأَنَّ ve muhakkak wa-anna
ve muhakkak
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
عَلَّـٰمُ bilendir ʿallāmu
bilendir
ٱلْغُيُوبِ gizlileri l-ghuyūbi
gizlileri
٧٨ (78)
(78)
İkiyüzlüler, Allah'ın onların sırlarını ve gizli toplantılarını bildiğini, Allah'ın görünmeyenleri bilen olduğunu bilmiyorlar mıydı?
9:79
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
يَلْمِزُونَ çekiştiren yalmizūna
çekiştiren
ٱلْمُطَّوِّعِينَ gönülden verenleri l-muṭawiʿīna
gönülden verenleri
مِنَ mü'minlerden mina
mü'minlerden
ٱلْمُؤْمِنِينَ the believers l-mu'minīna
the believers
فِى hususunda
hususunda
ٱلصَّدَقَـٰتِ sadakalar l-ṣadaqāti
sadakalar
وَٱلَّذِينَ ve kimseleri wa-alladhīna
ve kimseleri
لَا bulamayan(ları)
bulamayan(ları)
يَجِدُونَ find yajidūna
find
إِلَّا yettiğinden başkasını illā
yettiğinden başkasını
جُهْدَهُمْ güçlerinin juh'dahum
güçlerinin
فَيَسْخَرُونَ alay edenler fayaskharūna
alay edenler
مِنْهُمْ ۙ onlarla min'hum
onlarla
سَخِرَ alay etmiştir sakhira
alay etmiştir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مِنْهُمْ onlarla min'hum
onlarla
وَلَهُمْ ve onlar için vardır walahum
ve onlar için vardır
عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab
أَلِيمٌ acıklı alīmun
acıklı
٧٩ (79)
(79)
Sadaka vermekte gönülden davranan müminlere dil uzatan ve ancak ellerinden geldiği kadar verebilenlerle alay eden kimselere bu davranışlarının cezasını Allah verir; onlara can yakıcı azab vardır.
9:80
ٱسْتَغْفِرْ (ister) af dile is'taghfir
(ister) af dile
لَهُمْ onlar için lahum
onlar için
أَوْ veya aw
veya
لَا (ister) dileme
(ister) dileme
تَسْتَغْفِرْ ask forgiveness tastaghfir
ask forgiveness
لَهُمْ onlar için lahum
onlar için
إِن şayet in
şayet
تَسْتَغْفِرْ af dilesen tastaghfir
af dilesen
لَهُمْ onlar için lahum
onlar için
سَبْعِينَ yetmiş sabʿīna
yetmiş
مَرَّةًۭ defa marratan
defa
فَلَن asla falan
asla
يَغْفِرَ affetmez yaghfira
affetmez
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لَهُمْ ۚ onları lahum
onları
ذَٰلِكَ böyledir dhālika
böyledir
بِأَنَّهُمْ çünkü onlar bi-annahum
çünkü onlar
كَفَرُوا۟ inkar ettiler kafarū
inkar ettiler
بِٱللَّهِ Allah'ı bil-lahi
Allah'ı
وَرَسُولِهِۦ ۗ ve Elçisini warasūlihi
ve Elçisini
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
لَا yola iletmez
yola iletmez
يَهْدِى guide yahdī
guide
ٱلْقَوْمَ kavmi l-qawma
kavmi
ٱلْفَـٰسِقِينَ yoldan çıkan l-fāsiqīna
yoldan çıkan
٨٠ (80)
(80)
Onların ister bağışlanmasını dile, ister dileme, birdir. Onlara yetmiş defa bağışlanma dilesen Allah onları bağışlamayacaktır. Bu, Allah'ı ve Peygamberini inkar etmelerinden ötürüdür. Allah fasık topluluğu doğru yola eriştirmez.
9:81
فَرِحَ sevindiler fariḥa
sevindiler
ٱلْمُخَلَّفُونَ muhalefet ederek; l-mukhalafūna
muhalefet ederek;
بِمَقْعَدِهِمْ oturup kalmalarına bimaqʿadihim
oturup kalmalarına
خِلَـٰفَ geride kalanlar khilāfa
geride kalanlar
رَسُولِ Peygamberine rasūli
Peygamberine
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَكَرِهُوٓا۟ ve hoşlanmadılar wakarihū
ve hoşlanmadılar
أَن cihadetmekten an
cihadetmekten
يُجَـٰهِدُوا۟ strive yujāhidū
strive
بِأَمْوَٰلِهِمْ mallarıyle bi-amwālihim
mallarıyle
وَأَنفُسِهِمْ ve canlarıyle wa-anfusihim
ve canlarıyle
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَقَالُوا۟ ve dediler waqālū
ve dediler
لَا sefere çıkmayın
sefere çıkmayın
تَنفِرُوا۟ go forth tanfirū
go forth
فِى sıcakta
sıcakta
ٱلْحَرِّ ۗ the heat l-ḥari
the heat
قُلْ de ki qul
de ki
نَارُ ateşi nāru
ateşi
جَهَنَّمَ cehennemin jahannama
cehennemin
أَشَدُّ daha ashaddu
daha
حَرًّۭا ۚ sıcaktır ḥarran
sıcaktır
لَّوْ keşke law
keşke
كَانُوا۟ olsalardı kānū
olsalardı
يَفْقَهُونَ anlıyor(lar) yafqahūna
anlıyor(lar)
٨١ (81)
(81)
Allah'ın Peygamberinin hilafına geri kalanlar, oturup kalmalarına sevindiler. Allah yolunda mallariyle ve canlariyle cihat hoşlarına gitmedi. "Sıcakta savaşa çıkmayın" dediler. De ki: "Cehennem ateşi daha sıcaktır." Keşke bilseydiler!
9:82
فَلْيَضْحَكُوا۟ artık gülsünler falyaḍḥakū
artık gülsünler
قَلِيلًۭا az qalīlan
az
وَلْيَبْكُوا۟ ve ağlasınlar walyabkū
ve ağlasınlar
كَثِيرًۭا çok kathīran
çok
جَزَآءًۢ karşılık jazāan
karşılık
بِمَا şeylere bimā
şeylere
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
يَكْسِبُونَ kazanıyor(lar) yaksibūna
kazanıyor(lar)
٨٢ (82)
(82)
Yaptıklarının cezası olarak, bundan böyle az gülsünler, çok ağlasınlar.
9:83
فَإِن eğer fa-in
eğer
رَّجَعَكَ seni döndürürse rajaʿaka
seni döndürürse
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
إِلَىٰ bir topluluğa ilā
bir topluluğa
طَآئِفَةٍۢ a group ṭāifatin
a group
مِّنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan
فَٱسْتَـْٔذَنُوكَ senden izin isterlerse fa-is'tadhanūka
senden izin isterlerse
لِلْخُرُوجِ çıkmak için lil'khurūji
çıkmak için
فَقُل de ki faqul
de ki
لَّن çıkmayacaksınız lan
çıkmayacaksınız
تَخْرُجُوا۟ will you come out takhrujū
will you come out
مَعِىَ benimle maʿiya
benimle
أَبَدًۭا asla abadan
asla
وَلَن ve asla walan
ve asla
تُقَـٰتِلُوا۟ savaşmayacaksınız tuqātilū
savaşmayacaksınız
مَعِىَ benimle beraber maʿiya
benimle beraber
عَدُوًّا ۖ düşmanla ʿaduwwan
düşmanla
إِنَّكُمْ şüphesiz siz innakum
şüphesiz siz
رَضِيتُم razı olmuştunuz raḍītum
razı olmuştunuz
بِٱلْقُعُودِ oturmağa bil-quʿūdi
oturmağa
أَوَّلَ ilk awwala
ilk
مَرَّةٍۢ önce marratin
önce
فَٱقْعُدُوا۟ öyle ise oturun fa-uq'ʿudū
öyle ise oturun
مَعَ beraber maʿa
beraber
ٱلْخَـٰلِفِينَ geri kalanlarla l-khālifīna
geri kalanlarla
٨٣ (83)
(83)
Allah seni geri döndürüp, onlardan bir toplulukla karşılaştırdığı zaman, senden savaşa çıkmak için izin isterlerse, de ki: "Benimle asla çıkamayacaksınız, benim yanımda hiçbir düşmanla savaşmıyacaksınız; çünkü baştan, oturup kalmaya razı oldunuz. Artık geri kalanlarla beraber oturun."
9:84
وَلَا ve walā
ve
تُصَلِّ namaz kılma tuṣalli
namaz kılma
عَلَىٰٓ üzerine ʿalā
üzerine
أَحَدٍۢ birinin aḥadin
birinin
مِّنْهُم onlardan min'hum
onlardan
مَّاتَ ölen māta
ölen
أَبَدًۭا asla abadan
asla
وَلَا ve walā
ve
تَقُمْ durma taqum
durma
عَلَىٰ başında ʿalā
başında
قَبْرِهِۦٓ ۖ onun kabri qabrihi
onun kabri
إِنَّهُمْ çünkü onlar innahum
çünkü onlar
كَفَرُوا۟ inkar ettiler kafarū
inkar ettiler
بِٱللَّهِ Allah'ı bil-lahi
Allah'ı
وَرَسُولِهِۦ ve Elçisini warasūlihi
ve Elçisini
وَمَاتُوا۟ ve öldüler wamātū
ve öldüler
وَهُمْ onlar wahum
onlar
فَـٰسِقُونَ yoldan çıkmış olarak fāsiqūna
yoldan çıkmış olarak
٨٤ (84)
(84)
Onlardan ölen kimsenin namazını sakın kılma, mezarı başında da durma! Çünkü onlar Allah'ı ve peygamberini inkar ettiler, fasık olarak öldüler.
9:85
وَلَا ve walā
ve
تُعْجِبْكَ seni imrendirmesin tuʿ'jib'ka
seni imrendirmesin
أَمْوَٰلُهُمْ onların malları amwāluhum
onların malları
وَأَوْلَـٰدُهُمْ ۚ ve evladları wa-awlāduhum
ve evladları
إِنَّمَا şüphesiz innamā
şüphesiz
يُرِيدُ istiyor yurīdu
istiyor
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
أَن onlara azabetmeyi an
onlara azabetmeyi
يُعَذِّبَهُم punish them yuʿadhibahum
punish them
بِهَا bunlarla bihā
bunlarla
فِى dünyada
dünyada
ٱلدُّنْيَا the world l-dun'yā
the world
وَتَزْهَقَ ve çıkmasını watazhaqa
ve çıkmasını
أَنفُسُهُمْ canlarının anfusuhum
canlarının
وَهُمْ onlar wahum
onlar
كَـٰفِرُونَ kafir olarak kāfirūna
kafir olarak
٨٥ (85)
(85)
Malları ve çocukları seni hayrete düşürmesin; Allah bunlarla onlara dünyada azabetmek ve canlarının inkarcı olarak çıkmasını ister.
9:86
وَإِذَآ zaman wa-idhā
zaman
أُنزِلَتْ indirildiği unzilat
indirildiği
سُورَةٌ bir sure sūratun
bir sure
أَنْ diye an
diye
ءَامِنُوا۟ inanın āminū
inanın
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَجَـٰهِدُوا۟ ve cihadedin wajāhidū
ve cihadedin
مَعَ beraber maʿa
beraber
رَسُولِهِ Elçisiyle rasūlihi
Elçisiyle
ٱسْتَـْٔذَنَكَ senden izin istediler is'tadhanaka
senden izin istediler
أُو۟لُوا۟ sahibi olanlar ulū
sahibi olanlar
ٱلطَّوْلِ servet l-ṭawli
servet
مِنْهُمْ içlerinden min'hum
içlerinden
وَقَالُوا۟ ve dediler waqālū
ve dediler
ذَرْنَا bizi bırak dharnā
bizi bırak
نَكُن olalım nakun
olalım
مَّعَ beraber maʿa
beraber
ٱلْقَـٰعِدِينَ oturanlarla l-qāʿidīna
oturanlarla
٨٦ (86)
(86)
"Allah'a inanın ve Peygamberinin yanında savaşın" diye bir sure inmiş olsa, onların gücü yetenleri sizden izin isterler ve "Bizi bırak oturanlarla beraber kalalım" derler.
9:87
رَضُوا۟ razı oldular raḍū
razı oldular
بِأَن olmaya bi-an
olmaya
يَكُونُوا۟ be yakūnū
be
مَعَ beraber maʿa
beraber
ٱلْخَوَالِفِ geride kalan kadınlarla l-khawālifi
geride kalan kadınlarla
وَطُبِعَ ve mühürlendi waṭubiʿa
ve mühürlendi
عَلَىٰ üzeri ʿalā
üzeri
قُلُوبِهِمْ kalbleri qulūbihim
kalbleri
فَهُمْ artık onlar fahum
artık onlar
لَا anlamazlar
anlamazlar
يَفْقَهُونَ understand yafqahūna
understand
٨٧ (87)
(87)
Geri kalan kadınlarla beraber bulunmaya razı oldular. Kalbleri kapanmıştır, bu yüzden anlamazlar.
9:88
لَـٰكِنِ fakat lākini
fakat
ٱلرَّسُولُ Elçi l-rasūlu
Elçi
وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
مَعَهُۥ onunla beraber maʿahu
onunla beraber
جَـٰهَدُوا۟ cihadettiler jāhadū
cihadettiler
بِأَمْوَٰلِهِمْ mallarıyla bi-amwālihim
mallarıyla
وَأَنفُسِهِمْ ۚ ve canlarıyla wa-anfusihim
ve canlarıyla
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte wa-ulāika
işte
لَهُمُ onlarındır lahumu
onlarındır
ٱلْخَيْرَٰتُ ۖ bütün hayırlar l-khayrātu
bütün hayırlar
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve işte wa-ulāika
ve işte
هُمُ onlardır humu
onlardır
ٱلْمُفْلِحُونَ başarıya erenler l-muf'liḥūna
başarıya erenler
٨٨ (88)
(88)
Ama Peygamber ve onunla beraber bulunan müminler, mallariyle ve canlariyle savaştılar. İşte iyilikler onlaradır, saadete erişenler de onlardır.
9:89
أَعَدَّ hazırlamıştır aʿadda
hazırlamıştır
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لَهُمْ onlar için lahum
onlar için
جَنَّـٰتٍۢ cennetler jannātin
cennetler
تَجْرِى akan tajrī
akan
مِن altlarından min
altlarından
تَحْتِهَا underneath it taḥtihā
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar
خَـٰلِدِينَ ebedi kalacakları khālidīna
ebedi kalacakları
فِيهَا ۚ içlerinde fīhā
içlerinde
ذَٰلِكَ işte budur dhālika
işte budur
ٱلْفَوْزُ başarı l-fawzu
başarı
ٱلْعَظِيمُ büyük l-ʿaẓīmu
büyük
٨٩ (89)
(89)
Allah onlara temelli kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. Büyük kurtuluş budur.
9:90
وَجَآءَ ve geldiler wajāa
ve geldiler
ٱلْمُعَذِّرُونَ özür bahane eden l-muʿadhirūna
özür bahane eden
مِنَ bedevi Araplar mina
bedevi Araplar
ٱلْأَعْرَابِ the bedouins l-aʿrābi
the bedouins
لِيُؤْذَنَ izin verilmesi için liyu'dhana
izin verilmesi için
لَهُمْ kendilerine lahum
kendilerine
وَقَعَدَ ve oturdular waqaʿada
ve oturdular
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَذَبُوا۟ yalan söyleyen(ler) kadhabū
yalan söyleyen(ler)
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ ۚ ve Elçisine warasūlahu
ve Elçisine
سَيُصِيبُ erişecektir sayuṣību
erişecektir
ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere
كَفَرُوا۟ inkar eden(lere) kafarū
inkar eden(lere)
مِنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan
عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab
أَلِيمٌۭ acıklı alīmun
acıklı
٩٠ (90)
(90)
Bedevilerden, izin almak üzere, özür beyan eden kimseler geldiler. Allah'a ve Peygamberine yalan söyleyenler ise, özür bile beyan etmeksizin geri kaldılar. Onlardan kafir olanlar can yakıcı azaba uğrayacaktır.
9:91
لَّيْسَ yoktur laysa
yoktur
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلضُّعَفَآءِ zayıflar l-ḍuʿafāi
zayıflar
وَلَا ve yoktur walā
ve yoktur
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلْمَرْضَىٰ hastalar l-marḍā
hastalar
وَلَا ve yoktur walā
ve yoktur
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
لَا bulamayan(lar)
bulamayan(lar)
يَجِدُونَ they find yajidūna
they find
مَا bir şey
bir şey
يُنفِقُونَ harcayacak yunfiqūna
harcayacak
حَرَجٌ bir günah ḥarajun
bir günah
إِذَا takdirde idhā
takdirde
نَصَحُوا۟ öğüt verdikleri naṣaḥū
öğüt verdikleri
لِلَّهِ Allah için lillahi
Allah için
وَرَسُولِهِۦ ۚ ve Elçisi için warasūlihi
ve Elçisi için
مَا yoktur
yoktur
عَلَى aleyhine ʿalā
aleyhine
ٱلْمُحْسِنِينَ iyilik edenlerin l-muḥ'sinīna
iyilik edenlerin
مِن hiçbir min
hiçbir
سَبِيلٍۢ ۚ yol sabīlin
yol
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir
٩١ (91)
(91)
Güçsüzlere, hastalara ve sarfedecek bir şeyi bulunmayanlara, Allah ve Peygamberine bağlı kaldıkları müddetçe sorumluluk yoktur. İyi davrananlara sorumluluk olmaz. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
9:92
وَلَا ve yoktur (sorumluluk) walā
ve yoktur (sorumluluk)
عَلَى kimselere ʿalā
kimselere
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
إِذَا zaman idhā
zaman
مَآ sana geldikleri
sana geldikleri
أَتَوْكَ they came to you atawka
they came to you
لِتَحْمِلَهُمْ binek için litaḥmilahum
binek için
قُلْتَ sen deyince qul'ta
sen deyince
لَآ bulamıyorum
bulamıyorum
أَجِدُ I find ajidu
I find
مَآ bir şey
bir şey
أَحْمِلُكُمْ sizi bindirecek aḥmilukum
sizi bindirecek
عَلَيْهِ üzerine ʿalayhi
üzerine
تَوَلَّوا۟ dönen tawallaw
dönen
وَّأَعْيُنُهُمْ ve gözlerinden wa-aʿyunuhum
ve gözlerinden
تَفِيضُ akarak tafīḍu
akarak
مِنَ yaş mina
yaş
ٱلدَّمْعِ (with) the tears l-damʿi
(with) the tears
حَزَنًا üzüntüden ḥazanan
üzüntüden
أَلَّا dolayı allā
dolayı
يَجِدُوا۟ bulamadıklarından yajidū
bulamadıklarından
مَا bir şey
bir şey
يُنفِقُونَ infak edecek yunfiqūna
infak edecek
٩٢ (92)
(92)
Binek vermen için sana geldiklerinde, "Size binek bulamıyorum" dediğin zaman, sarfedecek bir şey bulamadıkları için üzüntüden gözyaşı dökerek geri dönenlere de sorumluluk yoktur.
9:93
۞ إِنَّمَا ancak innamā
ancak
ٱلسَّبِيلُ (kınanmasına) yol vardır l-sabīlu
(kınanmasına) yol vardır
عَلَى kimselerin ʿalā
kimselerin
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
يَسْتَـْٔذِنُونَكَ senden izin isteyen yastadhinūnaka
senden izin isteyen
وَهُمْ onlar wahum
onlar
أَغْنِيَآءُ ۚ zengin oldukları halde aghniyāu
zengin oldukları halde
رَضُوا۟ onlar razı oldular raḍū
onlar razı oldular
بِأَن olmağa bi-an
olmağa
يَكُونُوا۟ be yakūnū
be
مَعَ beraber maʿa
beraber
ٱلْخَوَالِفِ geri kalan kadınlarla l-khawālifi
geri kalan kadınlarla
وَطَبَعَ ve mühürledi waṭabaʿa
ve mühürledi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَلَىٰ üzerini ʿalā
üzerini
قُلُوبِهِمْ onların kalbleri qulūbihim
onların kalbleri
فَهُمْ artık onlar fahum
artık onlar
لَا bilmezler
bilmezler
يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know
٩٣ (93)
(93)
Sorumluluk ancak, zengin oldukları halde senden izin isteyen, geride kalan kadınlarla bulunmaya razı olanlara ve Allah kalblerini mühürlemiş olduğu için bilmeyenleredir.
9:94
يَعْتَذِرُونَ özür dilerler yaʿtadhirūna
özür dilerler
إِلَيْكُمْ sizden ilaykum
sizden
إِذَا zaman idhā
zaman
رَجَعْتُمْ geri dönüp geldiğiniz rajaʿtum
geri dönüp geldiğiniz
إِلَيْهِمْ ۚ onların yanına ilayhim
onların yanına
قُل de ki qul
de ki
لَّا hiç
hiç
تَعْتَذِرُوا۟ özür dilemeyin taʿtadhirū
özür dilemeyin
لَن asla lan
asla
نُّؤْمِنَ inanmayız nu'mina
inanmayız
لَكُمْ size lakum
size
قَدْ muhakkak qad
muhakkak
نَبَّأَنَا bize bildirdi nabba-anā
bize bildirdi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مِنْ sizin haberlerinizi min
sizin haberlerinizi
أَخْبَارِكُمْ ۚ your news akhbārikum
your news
وَسَيَرَى ve görecektir wasayarā
ve görecektir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَمَلَكُمْ yaptığınızı ʿamalakum
yaptığınızı
وَرَسُولُهُۥ ve Elçisi de warasūluhu
ve Elçisi de
ثُمَّ sonra thumma
sonra
تُرَدُّونَ döndürüleceksiniz turaddūna
döndürüleceksiniz
إِلَىٰ bilene ilā
bilene
عَـٰلِمِ (the) Knower ʿālimi
(the) Knower
ٱلْغَيْبِ görülmeyeni l-ghaybi
görülmeyeni
وَٱلشَّهَـٰدَةِ ve görüleni wal-shahādati
ve görüleni
فَيُنَبِّئُكُم O size haber verecek fayunabbi-ukum
O size haber verecek
بِمَا ne bimā
ne
كُنتُمْ varsa kuntum
varsa
تَعْمَلُونَ yaptıklarınız taʿmalūna
yaptıklarınız
٩٤ (94)
(94)
Savaştan döndüğünüzde size özür beyan ederler. Onlara de ki: "özür beyan etmeyin, size inanmayacağız, Allah haberlerinizi bize bildirmiştir. Allah da, Peygamberi de işleyeceklerinizi görecektir. Sonunda, görülmeyeni ve görüneni bilen Allah'a geri çevrileceksiniz. O, işlediklerinizi size haber verecektir."
9:95
سَيَحْلِفُونَ yemin edecekler sayaḥlifūna
yemin edecekler
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
لَكُمْ siz lakum
siz
إِذَا zaman idhā
zaman
ٱنقَلَبْتُمْ yanlarına geldiğiniz inqalabtum
yanlarına geldiğiniz
إِلَيْهِمْ onların ilayhim
onların
لِتُعْرِضُوا۟ vazgeçmeniz için lituʿ'riḍū
vazgeçmeniz için
عَنْهُمْ ۖ kendilerinden ʿanhum
kendilerinden
فَأَعْرِضُوا۟ vazgeçin fa-aʿriḍū
vazgeçin
عَنْهُمْ ۖ onlardan ʿanhum
onlardan
إِنَّهُمْ çünkü onlar innahum
çünkü onlar
رِجْسٌۭ ۖ murdardır rij'sun
murdardır
وَمَأْوَىٰهُمْ ve varacakları yer wamawāhum
ve varacakları yer
جَهَنَّمُ cehennemdir jahannamu
cehennemdir
جَزَآءًۢ cezası olarak jazāan
cezası olarak
بِمَا şeylerin bimā
şeylerin
كَانُوا۟ kazandıkları kānū
kazandıkları
يَكْسِبُونَ earn yaksibūna
earn
٩٥ (95)
(95)
Döndüğünüzde kendilerine çıkışmamanız için, Allah'a yemin edeceklerdir. Siz onlardan yüz çevirin; çünkü pistirler. Yaptıklarının karşılığı olarak varacakları yer cehennemdir.
9:96
يَحْلِفُونَ yemin ediyorlar yaḥlifūna
yemin ediyorlar
لَكُمْ size lakum
size
لِتَرْضَوْا۟ razı olmanız için litarḍaw
razı olmanız için
عَنْهُمْ ۖ kendilerinden ʿanhum
kendilerinden
فَإِن eğer fa-in
eğer
تَرْضَوْا۟ siz razı olsanız bile tarḍaw
siz razı olsanız bile
عَنْهُمْ onlardan ʿanhum
onlardan
فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَا razı olmaz
razı olmaz
يَرْضَىٰ (is) not pleased yarḍā
(is) not pleased
عَنِ topluluktan ʿani
topluluktan
ٱلْقَوْمِ the people l-qawmi
the people
ٱلْفَـٰسِقِينَ yoldan çıkan l-fāsiqīna
yoldan çıkan
٩٦ (96)
(96)
Kendilerinden hoşnut olasınız diye, size and verirler. Siz onlardan hoşnut olsanız bile, Allah, yoldan çıkmış kimselerden razı olmaz.
9:97
ٱلْأَعْرَابُ bedevi Araplar al-aʿrābu
bedevi Araplar
أَشَدُّ daha yamandır ashaddu
daha yamandır
كُفْرًۭا küfürde kuf'ran
küfürde
وَنِفَاقًۭا ve iki yüzlülükte wanifāqan
ve iki yüzlülükte
وَأَجْدَرُ ve daha müsaittirler wa-ajdaru
ve daha müsaittirler
أَلَّا tanımamaya allā
tanımamaya
يَعْلَمُوا۟ they know yaʿlamū
they know
حُدُودَ sınırlarını ḥudūda
sınırlarını
مَآ şeylerin
şeylerin
أَنزَلَ indirdiği anzala
indirdiği
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
عَلَىٰ Elçisine ʿalā
Elçisine
رَسُولِهِۦ ۗ His Messenger rasūlihi
His Messenger
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir
حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmet sahibidir
٩٧ (97)
(97)
Bedevilerin küfür ve nifakları her yönden, daha ileridir. Allah'ın, Peygamberine indirdiğinin sınırlarını bilmemek, onlara daha layıktır. Allah bilendir, hakimdir.
9:98
وَمِنَ ve wamina
ve
ٱلْأَعْرَابِ bedevi Araplardan l-aʿrābi
bedevi Araplardan
مَن kimi var ki man
kimi var ki
يَتَّخِذُ sayar yattakhidhu
sayar
مَا şeyi
şeyi
يُنفِقُ verdiği yunfiqu
verdiği
مَغْرَمًۭا angarya maghraman
angarya
وَيَتَرَبَّصُ ve gözetler wayatarabbaṣu
ve gözetler
بِكُمُ size bikumu
size
ٱلدَّوَآئِرَ ۚ belalar gelmesini l-dawāira
belalar gelmesini
عَلَيْهِمْ onların ʿalayhim
onların
دَآئِرَةُ bela başına gelsin dāiratu
bela başına gelsin
ٱلسَّوْءِ ۗ kötü l-sawi
kötü
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
سَمِيعٌ işitendir samīʿun
işitendir
عَلِيمٌۭ bilendir ʿalīmun
bilendir
٩٨ (98)
(98)
Bedevilerden, Allah yolunda sarfettiklerini angarya sayanlar ve sizin başınıza belalar gelmesini bekleyenler vardır. Belalar onlara olsun; Allah işitir ve bilir.
9:99
وَمِنَ bedevi Araplardan wamina
bedevi Araplardan
ٱلْأَعْرَابِ the bedouins l-aʿrābi
the bedouins
مَن kimi de var ki man
kimi de var ki
يُؤْمِنُ inanır yu'minu
inanır
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ ve gününe wal-yawmi
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ahiret l-ākhiri
ahiret
وَيَتَّخِذُ ve vesile sayar wayattakhidhu
ve vesile sayar
مَا şeyi
şeyi
يُنفِقُ verdiği yunfiqu
verdiği
قُرُبَـٰتٍ yakınlaşmaya qurubātin
yakınlaşmaya
عِندَ katında ʿinda
katında
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَصَلَوَٰتِ ve du'alarını almaya waṣalawāti
ve du'alarını almaya
ٱلرَّسُولِ ۚ Elçinin l-rasūli
Elçinin
أَلَآ iyi bilin ki alā
iyi bilin ki
إِنَّهَا gerçekten o innahā
gerçekten o
قُرْبَةٌۭ yakınlık vesilesidir qur'batun
yakınlık vesilesidir
لَّهُمْ ۚ kendileri için lahum
kendileri için
سَيُدْخِلُهُمُ onları sokacaktır sayud'khiluhumu
onları sokacaktır
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
فِى içine
içine
رَحْمَتِهِۦٓ ۗ rahmetinin raḥmatihi
rahmetinin
إِنَّ muhakkak ki inna
muhakkak ki
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir
٩٩ (99)
(99)
Bedevilerden, Allah'a ve ahiret gününe inanan, sarfettiğini, Allah katında ibadet ve Peygamberin dualarına nail olmağa vesile sayanlar da vardır. Bilin ki, verdikleri onlar için ibadettir. Allah, onlara rahmet edecektir. Allah şüphesiz bağışlar ve merhamet eder.
9:100
وَٱلسَّـٰبِقُونَ öne geçenlerden wal-sābiqūna
öne geçenlerden
ٱلْأَوَّلُونَ ilk olanlar l-awalūna
ilk olanlar
مِنَ Muhacirlerden mina
Muhacirlerden
ٱلْمُهَـٰجِرِينَ the emigrants l-muhājirīna
the emigrants
وَٱلْأَنصَارِ ve Ensardan wal-anṣāri
ve Ensardan
وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler
ٱتَّبَعُوهُم ona tabi olan(lar) ittabaʿūhum
ona tabi olan(lar)
بِإِحْسَـٰنٍۢ güzelce bi-iḥ'sānin
güzelce
رَّضِىَ razı olmuştur raḍiya
razı olmuştur
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَنْهُمْ onlardan ʿanhum
onlardan
وَرَضُوا۟ onlar da razı olmuşlardır waraḍū
onlar da razı olmuşlardır
عَنْهُ O'ndan ʿanhu
O'ndan
وَأَعَدَّ ve hazırlamıştır wa-aʿadda
ve hazırlamıştır
لَهُمْ onlara lahum
onlara
جَنَّـٰتٍۢ cennetler jannātin
cennetler
تَجْرِى akan tajrī
akan
تَحْتَهَا altlarından taḥtahā
altlarından
ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar
خَـٰلِدِينَ kalacakları khālidīna
kalacakları
فِيهَآ içinde fīhā
içinde
أَبَدًۭا ۚ ebedi abadan
ebedi
ذَٰلِكَ işte budur dhālika
işte budur
ٱلْفَوْزُ kurtuluş l-fawzu
kurtuluş
ٱلْعَظِيمُ büyük l-ʿaẓīmu
büyük
١٠٠ (100)
(100)
İyilik yarışında önceliği kazanan Muhacirler ve Ensar ile, onlara güzelce uyanlardan Allah hoşnut olmuştur, onlar da Allah'tan hoşnuddurlar. Allah onlara, içinde temelli ve ebedi kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır; işte büyük kurtuluş budur.
9:101
وَمِمَّنْ ve vardır wamimman
ve vardır
حَوْلَكُم çevrenizdeki ḥawlakum
çevrenizdeki
مِّنَ bedevi Araplardan mina
bedevi Araplardan
ٱلْأَعْرَابِ the bedouins l-aʿrābi
the bedouins
مُنَـٰفِقُونَ ۖ münafıklar munāfiqūna
münafıklar
وَمِنْ ve wamin
ve
أَهْلِ halkından ahli
halkından
ٱلْمَدِينَةِ ۖ Medine l-madīnati
Medine
مَرَدُوا۟ iyice alışmış maradū
iyice alışmış
عَلَى iki yüzlülüğe ʿalā
iki yüzlülüğe
ٱلنِّفَاقِ the hypocrisy l-nifāqi
the hypocrisy
لَا sen onları bilmezsin
sen onları bilmezsin
تَعْلَمُهُمْ ۖ you know them taʿlamuhum
you know them
نَحْنُ biz naḥnu
biz
نَعْلَمُهُمْ ۚ onları biliriz naʿlamuhum
onları biliriz
سَنُعَذِّبُهُم onlara azabedeceğiz sanuʿadhibuhum
onlara azabedeceğiz
مَّرَّتَيْنِ iki kere marratayni
iki kere
ثُمَّ sonra da thumma
sonra da
يُرَدُّونَ onlar itileceklerdir yuraddūna
onlar itileceklerdir
إِلَىٰ azaba ilā
azaba
عَذَابٍ a punishment ʿadhābin
a punishment
عَظِيمٍۢ büyük ʿaẓīmin
büyük
١٠١ (101)
(101)
Çevrenizdeki Bedeviler içinde ikiyüzlüler ve Medine'liler içinde de ikiyüzlülükte direnenler vardır. Onları siz değil, ancak Biz biliriz. Kendilerine iki defa azabedeceğiz; onlar sonra da büyük bir azaba uğratılırlar.
9:102
وَءَاخَرُونَ ve başka bir kısmı da waākharūna
ve başka bir kısmı da
ٱعْتَرَفُوا۟ itiraf ettiler iʿ'tarafū
itiraf ettiler
بِذُنُوبِهِمْ günahlarını bidhunūbihim
günahlarını
خَلَطُوا۟ birbirine karıştırdılar khalaṭū
birbirine karıştırdılar
عَمَلًۭا ameli ʿamalan
ameli
صَـٰلِحًۭا iyi ṣāliḥan
iyi
وَءَاخَرَ diğer waākhara
diğer
سَيِّئًا kötüsüyle sayyi-an
kötüsüyle
عَسَى belki ʿasā
belki
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
أَن tevbesini kabul eder an
tevbesini kabul eder
يَتُوبَ will turn (in mercy) yatūba
will turn (in mercy)
عَلَيْهِمْ ۚ onların ʿalayhim
onların
إِنَّ çünkü inna
çünkü
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır
رَّحِيمٌ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir
١٠٢ (102)
(102)
Savaştan geri kalanların bir kısmı da, suçlarını itiraf ettiler. Onlar iyi işi kötüyle karıştırmışlardı. Allah'ın onların tevbesini kabul etmesi umulur; çünkü O bağışlayandır, merhamet edendir.
9:103
خُذْ al khudh
al
مِنْ onların mallarından min
onların mallarından
أَمْوَٰلِهِمْ their wealth amwālihim
their wealth
صَدَقَةًۭ bir sadaka ṣadaqatan
bir sadaka
تُطَهِّرُهُمْ kendilerini temizleyeceğin tuṭahhiruhum
kendilerini temizleyeceğin
وَتُزَكِّيهِم ve yücelteceğin watuzakkīhim
ve yücelteceğin
بِهَا onunla bihā
onunla
وَصَلِّ ve du'a et waṣalli
ve du'a et
عَلَيْهِمْ ۖ onlara ʿalayhim
onlara
إِنَّ çünkü inna
çünkü
صَلَوٰتَكَ senin du'an ṣalataka
senin du'an
سَكَنٌۭ huzur verir sakanun
huzur verir
لَّهُمْ ۗ onlara lahum
onlara
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
سَمِيعٌ işitendir samīʿun
işitendir
عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir
١٠٣ (103)
(103)
Mallarının bir kısmını, kendilerini temizleyip arıtacak sadaka olarak al, onlara dua et; senin duan onlar için bir güvendir. Allah işitir ve bilir.
9:104
أَلَمْ bilmediler mi ki alam
bilmediler mi ki
يَعْلَمُوٓا۟ they know yaʿlamū
they know
أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah'tır l-laha
Allah'tır
هُوَ O huwa
O
يَقْبَلُ kabul eden yaqbalu
kabul eden
ٱلتَّوْبَةَ tevbeyi l-tawbata
tevbeyi
عَنْ kullarından ʿan
kullarından
عِبَادِهِۦ His slaves ʿibādihi
His slaves
وَيَأْخُذُ ve alan wayakhudhu
ve alan
ٱلصَّدَقَـٰتِ sadakaları l-ṣadaqāti
sadakaları
وَأَنَّ ve şüphesiz wa-anna
ve şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
هُوَ O huwa
O
ٱلتَّوَّابُ tevbeyi çok kabul edendir l-tawābu
tevbeyi çok kabul edendir
ٱلرَّحِيمُ çok esirgeyendir l-raḥīmu
çok esirgeyendir
١٠٤ (104)
(104)
Allah'ın, kullarının tevbesini kabul ettiğini, sadakalar aldığını, Allah'ın tevbeleri kabul ve merhamet eden olduğunu bilmiyorlar mı?
9:105
وَقُلِ ve de ki waquli
ve de ki
ٱعْمَلُوا۟ yapın (yapacağınızı) iʿ'malū
yapın (yapacağınızı)
فَسَيَرَى görecek fasayarā
görecek
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَمَلَكُمْ yaptığınız işleri ʿamalakum
yaptığınız işleri
وَرَسُولُهُۥ ve Elçisi de warasūluhu
ve Elçisi de
وَٱلْمُؤْمِنُونَ ۖ ve mü'minler de wal-mu'minūna
ve mü'minler de
وَسَتُرَدُّونَ sonra döndürüleceksiniz wasaturaddūna
sonra döndürüleceksiniz
إِلَىٰ bilene ilā
bilene
عَـٰلِمِ (the) Knower ʿālimi
(the) Knower
ٱلْغَيْبِ görülmeyeni l-ghaybi
görülmeyeni
وَٱلشَّهَـٰدَةِ ve görüleni wal-shahādati
ve görüleni
فَيُنَبِّئُكُم O size haber verecek fayunabbi-ukum
O size haber verecek
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz
تَعْمَلُونَ yapıyor(lar) taʿmalūna
yapıyor(lar)
١٠٥ (105)
(105)
De ki: "İstediğinizi işleyin; Allah, Peygamberi ve müminler işlediklerinizi görecektir. Hepiniz, görülmeyeni ve görüleni bilen Allah'a döndürüleceksiniz. O size, işlediklerinizi bildirecektir."
9:106
وَءَاخَرُونَ ve başkaları da var ki waākharūna
ve başkaları da var ki
مُرْجَوْنَ bırakılmışlardır mur'jawna
bırakılmışlardır
لِأَمْرِ emrine li-amri
emrine
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
إِمَّا ya immā
ya
يُعَذِّبُهُمْ onlara azabeder yuʿadhibuhum
onlara azabeder
وَإِمَّا ya da wa-immā
ya da
يَتُوبُ affeder yatūbu
affeder
عَلَيْهِمْ ۗ onları ʿalayhim
onları
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir
حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmet sahibidir
١٠٦ (106)
(106)
Savaştan geri kalanların bir kısmının işi de Allah'ın buyruğuna kalmıştır. Allah onlara ya azabeder, ya da tevbelerini kabul eder. O bilendir, hakimdir.
9:107
وَٱلَّذِينَ edinenler var wa-alladhīna
edinenler var
ٱتَّخَذُوا۟ take ittakhadhū
take
مَسْجِدًۭا bir mescid masjidan
bir mescid
ضِرَارًۭا zarar vermek (için) ḍirāran
zarar vermek (için)
وَكُفْرًۭا ve nankörlük etmek (için) wakuf'ran
ve nankörlük etmek (için)
وَتَفْرِيقًۢا ve ayrılık sokmak (için) watafrīqan
ve ayrılık sokmak (için)
بَيْنَ arasını bayna
arasını
ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlerin l-mu'minīna
mü'minlerin
وَإِرْصَادًۭا ve gözetlemek (için) wa-ir'ṣādan
ve gözetlemek (için)
لِّمَنْ kimseyi liman
kimseyi
حَارَبَ savaşan ḥāraba
savaşan
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
وَرَسُولَهُۥ ve Elçisiyle warasūlahu
ve Elçisiyle
مِن önceden min
önceden
قَبْلُ ۚ before qablu
before
وَلَيَحْلِفُنَّ ve yemin edecekler walayaḥlifunna
ve yemin edecekler
إِنْ biz istemedik in
biz istemedik
أَرَدْنَآ we wish aradnā
we wish
إِلَّا başkasını illā
başkasını
ٱلْحُسْنَىٰ ۖ iyilik(ten) l-ḥus'nā
iyilik(ten)
وَٱللَّهُ oysa Allah wal-lahu
oysa Allah
يَشْهَدُ şahidtir yashhadu
şahidtir
إِنَّهُمْ onların innahum
onların
لَكَـٰذِبُونَ yalan söylediklerine lakādhibūna
yalan söylediklerine
١٠٧ (107)
(107)
Zarar vermek, inkar etmek, müminlerin arasını ayırmak, Allah ve Peygamber'ine karşı savaşanlara daha önceden gözcülük yapmak üzere bir mescid kurup: "Biz sadece iyilik yapmak istedik" diye yemin edenlerin yalancı olduklarına şüphesiz ki Allah şahiddir.
9:108
لَا namaza durma
namaza durma
تَقُمْ stand taqum
stand
فِيهِ orada fīhi
orada
أَبَدًۭا ۚ asla abadan
asla
لَّمَسْجِدٌ mescid (ise) lamasjidun
mescid (ise)
أُسِّسَ kurulan ussisa
kurulan
عَلَى üzere ʿalā
üzere
ٱلتَّقْوَىٰ takva l-taqwā
takva
مِنْ ilk min
ilk
أَوَّلِ (the) first awwali
(the) first
يَوْمٍ günden yawmin
günden
أَحَقُّ elbette daha uygundur aḥaqqu
elbette daha uygundur
أَن (namaza) durmana an
(namaza) durmana
تَقُومَ you stand taqūma
you stand
فِيهِ ۚ içinde fīhi
içinde
فِيهِ onda vardır fīhi
onda vardır
رِجَالٌۭ erkekler rijālun
erkekler
يُحِبُّونَ seven yuḥibbūna
seven
أَن temizlenmeyi an
temizlenmeyi
يَتَطَهَّرُوا۟ ۚ purify themselves yataṭahharū
purify themselves
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
يُحِبُّ sever yuḥibbu
sever
ٱلْمُطَّهِّرِينَ temizlenenleri l-muṭahirīna
temizlenenleri
١٠٨ (108)
(108)
O mescide hiç girme! İlk gününden beri Allah'a karşı gelmekten sakınmak için kurulan mescidde bulunman daha uygundur. Orada, arınmak isteyen insanlar vardır. Allah, arınmak isteyenleri sever.
9:109
أَفَمَنْ kimse mi? afaman
kimse mi?
أَسَّسَ kuran assasa
kuran
بُنْيَـٰنَهُۥ yapısını bun'yānahu
yapısını
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
تَقْوَىٰ korku taqwā
korku
مِنَ Allah'tan mina
Allah'tan
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَرِضْوَٰنٍ ve rıza wariḍ'wānin
ve rıza
خَيْرٌ hayırlıdır khayrun
hayırlıdır
أَم yoksa am
yoksa
مَّنْ kimse mi? man
kimse mi?
أَسَّسَ kuran assasa
kuran
بُنْيَـٰنَهُۥ yapısını bun'yānahu
yapısını
عَلَىٰ kenarına ʿalā
kenarına
شَفَا edge shafā
edge
جُرُفٍ bir uçurum jurufin
bir uçurum
هَارٍۢ çökecek hārin
çökecek
فَٱنْهَارَ ve yuvarlanan fa-in'hāra
ve yuvarlanan
بِهِۦ onunla birlikte bihi
onunla birlikte
فِى ateşine
ateşine
نَارِ (the) Fire nāri
(the) Fire
جَهَنَّمَ ۗ cehennem jahannama
cehennem
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
لَا doğru yola iletmez
doğru yola iletmez
يَهْدِى guide yahdī
guide
ٱلْقَوْمَ topluluğunu l-qawma
topluluğunu
ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimler l-ẓālimīna
zalimler
١٠٩ (109)
(109)
Yapısını, Allah'tan sakınmak ve Onun hoşnudluğuna ermek için yapan kimse mi daha hayırlıdır; yoksa, yapısını kayacak bir yar kıyısına yapıp da onunla beraber cehennem ateşine yuvarlanan kimse mi? Allah, zulmeden kimselere doğru yolu göstermez.
9:110
لَا ileri gitmez
ileri gitmez
يَزَالُ (will) cease yazālu
(will) cease
بُنْيَـٰنُهُمُ binaları bun'yānuhumu
binaları
ٱلَّذِى inşa ettikleri alladhī
inşa ettikleri
بَنَوْا۟ they built banaw
they built
رِيبَةًۭ bir kuşku olmaktan rībatan
bir kuşku olmaktan
فِى yüreklerinde
yüreklerinde
قُلُوبِهِمْ their hearts qulūbihim
their hearts
إِلَّآ dışında illā
dışında
أَن parçalanması an
parçalanması
تَقَطَّعَ (are) cut into pieces taqaṭṭaʿa
(are) cut into pieces
قُلُوبُهُمْ ۗ kalbleri qulūbuhum
kalbleri
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir
حَكِيمٌ hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmet sahibidir
١١٠ (110)
(110)
Yaptıkları bina, kalblerinde şüphe ve ızdırap kaynağı olmakta kalbleri paralanana kadar devam edecektir. Allah bilendir, hakimdir.
9:111
۞ إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
ٱشْتَرَىٰ satın almıştır ish'tarā
satın almıştır
مِنَ mü'minlerden mina
mü'minlerden
ٱلْمُؤْمِنِينَ the believers l-mu'minīna
the believers
أَنفُسَهُمْ canlarını anfusahum
canlarını
وَأَمْوَٰلَهُم ve mallarını wa-amwālahum
ve mallarını
بِأَنَّ kendilerinin olmak üzere bi-anna
kendilerinin olmak üzere
لَهُمُ for them lahumu
for them
ٱلْجَنَّةَ ۚ cennet l-janata
cennet
يُقَـٰتِلُونَ savaşırlar yuqātilūna
savaşırlar
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
فَيَقْتُلُونَ öldürürler fayaqtulūna
öldürürler
وَيُقْتَلُونَ ۖ ve öldürülürler wayuq'talūna
ve öldürülürler
وَعْدًا bir sözdür waʿdan
bir sözdür
عَلَيْهِ üstlendiği ʿalayhi
üstlendiği
حَقًّۭا gerçek ḥaqqan
gerçek
فِى Tevrat'ta
Tevrat'ta
ٱلتَّوْرَىٰةِ the Taurat l-tawrāti
the Taurat
وَٱلْإِنجِيلِ ve İncil'de wal-injīli
ve İncil'de
وَٱلْقُرْءَانِ ۚ ve Kur'an'da wal-qur'āni
ve Kur'an'da
وَمَنْ ve kim waman
ve kim
أَوْفَىٰ daha çok durabilir awfā
daha çok durabilir
بِعَهْدِهِۦ sözünde biʿahdihi
sözünde
مِنَ Allah'tan mina
Allah'tan
ٱللَّهِ ۚ Allah l-lahi
Allah
فَٱسْتَبْشِرُوا۟ o halde sevinin fa-is'tabshirū
o halde sevinin
بِبَيْعِكُمُ alışverişinizden bibayʿikumu
alışverişinizden
ٱلَّذِى yaptığınız alladhī
yaptığınız
بَايَعْتُم you have contracted bāyaʿtum
you have contracted
بِهِۦ ۚ O'nunla bihi
O'nunla
وَذَٰلِكَ ve işte wadhālika
ve işte
هُوَ o huwa
o
ٱلْفَوْزُ başarıdır l-fawzu
başarıdır
ٱلْعَظِيمُ büyük l-ʿaẓīmu
büyük
١١١ (111)
(111)
Allah şüphesiz, Allah yolunda savaşıp, öldüren ve öldürülen müminlerin canlarını ve mallarını Tevrat, İncil ve Kuran'da söz verilmiş bir hak olarak cennete karşılık satın almıştır. Verdiği sözü Allah'tan daha çok tutan kim vardır? Öyleyse, yaptığınız alışverişe sevinin; bu büyük başarıdır.
9:112
ٱلتَّـٰٓئِبُونَ tevbe edenler al-tāibūna
tevbe edenler
ٱلْعَـٰبِدُونَ ibadet edenler l-ʿābidūna
ibadet edenler
ٱلْحَـٰمِدُونَ hamdedenler l-ḥāmidūna
hamdedenler
ٱلسَّـٰٓئِحُونَ seyahat edenler l-sāiḥūna
seyahat edenler
ٱلرَّٰكِعُونَ rüku edenler l-rākiʿūna
rüku edenler
ٱلسَّـٰجِدُونَ secde edenler l-sājidūna
secde edenler
ٱلْـَٔامِرُونَ emredip l-āmirūna
emredip
بِٱلْمَعْرُوفِ iyiliği bil-maʿrūfi
iyiliği
وَٱلنَّاهُونَ ve men'edenler wal-nāhūna
ve men'edenler
عَنِ kötülükten ʿani
kötülükten
ٱلْمُنكَرِ the wrong l-munkari
the wrong
وَٱلْحَـٰفِظُونَ ve koruyanlar wal-ḥāfiẓūna
ve koruyanlar
لِحُدُودِ sınırlarını liḥudūdi
sınırlarını
ٱللَّهِ ۗ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَبَشِّرِ ve müjdele wabashiri
ve müjdele
ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minleri l-mu'minīna
mü'minleri
١١٢ (112)
(112)
Allah'a tevbe eden, kullukta bulunan, O'nu öven, O'nun uğrunda gezen, rüku ve secde eden, uygun olanı buyurup fenalığı yasak eden ve Allah'ın yasalarını koruyan müminlere de müjdele.
9:113
مَا yoktur
yoktur
كَانَ (it) is kāna
(it) is
لِلنَّبِىِّ peygamber için lilnnabiyyi
peygamber için
وَٱلَّذِينَ ve kimseler için wa-alladhīna
ve kimseler için
ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
أَن mağfiret dilemek an
mağfiret dilemek
يَسْتَغْفِرُوا۟ they ask forgiveness yastaghfirū
they ask forgiveness
لِلْمُشْرِكِينَ ortak koşanlar için lil'mush'rikīna
ortak koşanlar için
وَلَوْ ve şayet walaw
ve şayet
كَانُوٓا۟ olsalar kānū
olsalar
أُو۟لِى akraba bile ulī
akraba bile
قُرْبَىٰ sonra qur'bā
sonra
مِنۢ after min
after
بَعْدِ after baʿdi
after
مَا belli olduktan
belli olduktan
تَبَيَّنَ has become clear tabayyana
has become clear
لَهُمْ onların lahum
onların
أَنَّهُمْ muhakkak annahum
muhakkak
أَصْحَـٰبُ halkı oldukları aṣḥābu
halkı oldukları
ٱلْجَحِيمِ cehennem l-jaḥīmi
cehennem
١١٣ (113)
(113)
Cehennemlik oldukları anlaşıldıktan sonra, akraba bile olsalar, puta tapanlar için mağfiret dilemek Peygamber'e ve müminlere yaraşmaz.
9:114
وَمَا ve wamā
ve
كَانَ değildir kāna
değildir
ٱسْتِغْفَارُ mağfiret dilemesi is'tigh'fāru
mağfiret dilemesi
إِبْرَٰهِيمَ İbrahim'in ib'rāhīma
İbrahim'in
لِأَبِيهِ babası için li-abīhi
babası için
إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey
عَن bir sözden ʿan
bir sözden
مَّوْعِدَةٍۢ (of) a promise mawʿidatin
(of) a promise
وَعَدَهَآ verdiği waʿadahā
verdiği
إِيَّاهُ ona iyyāhu
ona
فَلَمَّا fakat falammā
fakat
تَبَيَّنَ belli olunca tabayyana
belli olunca
لَهُۥٓ kendisine lahu
kendisine
أَنَّهُۥ onun annahu
onun
عَدُوٌّۭ düşmanı olduğu ʿaduwwun
düşmanı olduğu
لِّلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a
تَبَرَّأَ uzak durdu tabarra-a
uzak durdu
مِنْهُ ۚ ondan min'hu
ondan
إِنَّ gerçekten inna
gerçekten
إِبْرَٰهِيمَ İbrahim ib'rāhīma
İbrahim
لَأَوَّٰهٌ çok içli idi la-awwāhun
çok içli idi
حَلِيمٌۭ yumuşak huylu idi ḥalīmun
yumuşak huylu idi
١١٤ (114)
(114)
İbrahim'in, babası için mağfiret dilemesi, sadece ona verdiği bir sözden ötürü idi.
9:115
وَمَا değildir wamā
değildir
كَانَ is kāna
is
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لِيُضِلَّ onları saptıracak liyuḍilla
onları saptıracak
قَوْمًۢا bir kavmi qawman
bir kavmi
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
إِذْ doğru yola ilettikten idh
doğru yola ilettikten
هَدَىٰهُمْ He has guided them hadāhum
He has guided them
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
يُبَيِّنَ açıklayıncaya yubayyina
açıklayıncaya
لَهُم kendilerine lahum
kendilerine
مَّا şeyleri
şeyleri
يَتَّقُونَ ۚ sakınacakları yattaqūna
sakınacakları
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
بِكُلِّ her bikulli
her
شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi
عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir
١١٥ (115)
(115)
Allah, bir milleti doğru yola eriştirdikten sonra, sakınacakları şeyleri onlara açıklamadıkça, sapıklığa düşürmez. Allah şüphesiz her şeyi bilir.
9:116
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَهُۥ O'nundur lahu
O'nundur
مُلْكُ mülkü mul'ku
mülkü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۖ ve yerin wal-arḍi
ve yerin
يُحْىِۦ yaşatandır; yuḥ'yī
yaşatandır;
وَيُمِيتُ ۚ ve öldürendir wayumītu
ve öldürendir
وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur
لَكُم sizin lakum
sizin
مِّن başka min
başka
دُونِ besides Allah dūni
besides Allah
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
مِن hiçbir min
hiçbir
وَلِىٍّۢ dost waliyyin
dost
وَلَا ne de walā
ne de
نَصِيرٍۢ yardımcınız naṣīrin
yardımcınız
١١٦ (116)
(116)
Göklerin ve yerin hükümranlığı elbette Allah'ındır; dirilten ve öldüren O'dur. Allah'tan başka dost ve yardımcınız yoktur.
9:117
لَّقَد andolsun laqad
andolsun
تَّابَ affetti tāba
affetti
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَلَى Peygamberi ʿalā
Peygamberi
ٱلنَّبِىِّ the Prophet l-nabiyi
the Prophet
وَٱلْمُهَـٰجِرِينَ ve Muhacirleri wal-muhājirīna
ve Muhacirleri
وَٱلْأَنصَارِ ve Ensarı wal-anṣāri
ve Ensarı
ٱلَّذِينَ ona uyan alladhīna
ona uyan
ٱتَّبَعُوهُ followed him ittabaʿūhu
followed him
فِى sa'atinde
sa'atinde
سَاعَةِ (the) hour sāʿati
(the) hour
ٱلْعُسْرَةِ güçlük l-ʿus'rati
güçlük
مِنۢ O zaman min
O zaman
بَعْدِ after baʿdi
after
مَا iken
iken
كَادَ neredeyse kāda
neredeyse
يَزِيغُ kaymağa yüz tutmuş yazīghu
kaymağa yüz tutmuş
قُلُوبُ kalbleri qulūbu
kalbleri
فَرِيقٍۢ bir kısmının farīqin
bir kısmının
مِّنْهُمْ içlerinden min'hum
içlerinden
ثُمَّ yine de thumma
yine de
تَابَ tevbesini kabul etti tāba
tevbesini kabul etti
عَلَيْهِمْ ۚ onların ʿalayhim
onların
إِنَّهُۥ çünkü O innahu
çünkü O
بِهِمْ onlara karşı bihim
onlara karşı
رَءُوفٌۭ çok şefkatli raūfun
çok şefkatli
رَّحِيمٌۭ çok merhametlidir raḥīmun
çok merhametlidir
١١٧ (117)
(117)
And olsun ki, Allah, sıkıntılı bir zamanda bir kısmının kalbleri kaymak üzere iken Peygamber'e uyan Muhacirlerle Ensarın ve Peygamberin tevbelerini kabul etti. Tevbelerini, onlara karşı şefkatli ve merhametli olduğu için kabul etmiştir.
9:118
وَعَلَى ve waʿalā
ve
ٱلثَّلَـٰثَةِ üçünün (kişinin) l-thalāthati
üçünün (kişinin)
ٱلَّذِينَ geri bırakılan alladhīna
geri bırakılan
خُلِّفُوا۟ were left behind khullifū
were left behind
حَتَّىٰٓ hatta ḥattā
hatta
إِذَا dar gelmişti idhā
dar gelmişti
ضَاقَتْ (was) straitened ḍāqat
(was) straitened
عَلَيْهِمُ başlarına ʿalayhimu
başlarına
ٱلْأَرْضُ dünya l-arḍu
dünya
بِمَا rağmen bimā
rağmen
رَحُبَتْ genişliğine raḥubat
genişliğine
وَضَاقَتْ ve sıkıldıkça sıkılmış waḍāqat
ve sıkıldıkça sıkılmış
عَلَيْهِمْ onların ʿalayhim
onların
أَنفُسُهُمْ canları anfusuhum
canları
وَظَنُّوٓا۟ ve anlamışlardı waẓannū
ve anlamışlardı
أَن olmadığını an
olmadığını
لَّا (there is) no
(there is) no
مَلْجَأَ bir çare malja-a
bir çare
مِنَ Allahtan mina
Allahtan
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
إِلَّآ başka illā
başka
إِلَيْهِ yine kendisinden ilayhi
yine kendisinden
ثُمَّ sonra thumma
sonra
تَابَ tevbesini kabul buyurdu tāba
tevbesini kabul buyurdu
عَلَيْهِمْ onların ʿalayhim
onların
لِيَتُوبُوٓا۟ ۚ tevbe etsinler liyatūbū
tevbe etsinler
إِنَّ çünkü inna
çünkü
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
هُوَ O huwa
O
ٱلتَّوَّابُ tevbeyi çok kabul eden l-tawābu
tevbeyi çok kabul eden
ٱلرَّحِيمُ çok esirgeyendir l-raḥīmu
çok esirgeyendir
١١٨ (118)
(118)
Bütün genişliğine rağmen yer onlara dar gelerek nefisleri kendilerini sıkıştırıp, Allah'tan başka sığınacak kimse olmadığını anlayan, savaştan geri kalmış üç kişinin tevbesini de kabul etti. Allah, tevbe ettikleri için onların tevbesini kabul etmiştir. Çünkü O tevbeleri kabul eden, merhametli olandır.
9:119
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
ٱتَّقُوا۟ korkun ittaqū
korkun
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
وَكُونُوا۟ ve olun wakūnū
ve olun
مَعَ beraber maʿa
beraber
ٱلصَّـٰدِقِينَ doğrularla l-ṣādiqīna
doğrularla
١١٩ (119)
(119)
Ey inananlar! Allah'tan sakının ve doğrularla beraber olun.
9:120
مَا onlara yakışmaz
onlara yakışmaz
كَانَ it was kāna
it was
لِأَهْلِ halkının li-ahli
halkının
ٱلْمَدِينَةِ Medine l-madīnati
Medine
وَمَنْ ve kimselerin waman
ve kimselerin
حَوْلَهُم onların çevresinden ḥawlahum
onların çevresinden
مِّنَ bedevi Araplardan mina
bedevi Araplardan
ٱلْأَعْرَابِ the bedouins l-aʿrābi
the bedouins
أَن geri kalmaları an
geri kalmaları
يَتَخَلَّفُوا۟ they remain behind yatakhallafū
they remain behind
عَن Elçisinden ʿan
Elçisinden
رَّسُولِ the Messenger rasūli
the Messenger
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَلَا ve walā
ve
يَرْغَبُوا۟ kaygısına düşmeleri yarghabū
kaygısına düşmeleri
بِأَنفُسِهِمْ kendi canlarının bi-anfusihim
kendi canlarının
عَن onun canından önce ʿan
onun canından önce
نَّفْسِهِۦ ۚ his life nafsihi
his life
ذَٰلِكَ böyledir dhālika
böyledir
بِأَنَّهُمْ çünkü bi-annahum
çünkü
لَا yoktur ki
yoktur ki
يُصِيبُهُمْ onların çekmeleri yuṣībuhum
onların çekmeleri
ظَمَأٌۭ bir susuzluk ẓama-on
bir susuzluk
وَلَا ve yoktur ki walā
ve yoktur ki
نَصَبٌۭ bir yorgunluk naṣabun
bir yorgunluk
وَلَا ve yoktur ki walā
ve yoktur ki
مَخْمَصَةٌۭ bir açlık makhmaṣatun
bir açlık
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَلَا ve yoktur ki walā
ve yoktur ki
يَطَـُٔونَ ayak basmaları yaṭaūna
ayak basmaları
مَوْطِئًۭا bir yere mawṭi-an
bir yere
يَغِيظُ öfkelendirecek yaghīẓu
öfkelendirecek
ٱلْكُفَّارَ kâfirleri l-kufāra
kâfirleri
وَلَا ve yoktur ki walā
ve yoktur ki
يَنَالُونَ sağlamaları yanālūna
sağlamaları
مِنْ düşman karşısında min
düşman karşısında
عَدُوٍّۢ an enemy ʿaduwwin
an enemy
نَّيْلًا bir başarı naylan
bir başarı
إِلَّا mutlaka illā
mutlaka
كُتِبَ yazıl(masın) kutiba
yazıl(masın)
لَهُم kendileri için lahum
kendileri için
بِهِۦ onunla bihi
onunla
عَمَلٌۭ bir amel ʿamalun
bir amel
صَـٰلِحٌ ۚ salih ṣāliḥun
salih
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَا zayi etmez
zayi etmez
يُضِيعُ ecirlerini yuḍīʿu
ecirlerini
أَجْرَ iyilik edenlerin ajra
iyilik edenlerin
ٱلْمُحْسِنِينَ harcamaları l-muḥ'sinīna
harcamaları
١٢٠ (120)
(120)
Medinelilere ve çevrelerinde bulunan Bedevilere, savaşta Allah'ın Peygamberinden geri kalmak, kendilerini ona tercih etmek yaraşmaz. Çünkü Allah yolunda susuzluğa, yorgunluğa, açlığa uğramak, kafirleri kızdıracak bir yeri işgal etmek ve düşmana başarı kazanmak karşılığında, onların yararlı bir iş yaptıkları mutlaka yazılır. Doğrusu Allah iyilik yapanların ecrini zayi etmez.
9:121
وَلَا ve yoktur ki walā
ve yoktur ki
يُنفِقُونَ sarfettikeri yunfiqūna
sarfettikeri
نَفَقَةًۭ bir masraf nafaqatan
bir masraf
صَغِيرَةًۭ küçük ṣaghīratan
küçük
وَلَا ve walā
ve
كَبِيرَةًۭ büyük kabīratan
büyük
وَلَا ve yoktur ki walā
ve yoktur ki
يَقْطَعُونَ bir geçmeleri yaqṭaʿūna
bir geçmeleri
وَادِيًا vadiyi wādiyan
vadiyi
إِلَّا mutlaka illā
mutlaka
كُتِبَ yazı(lmasın) kutiba
yazı(lmasın)
لَهُمْ onların lehine lahum
onların lehine
لِيَجْزِيَهُمُ onları mükafatlandırması için liyajziyahumu
onları mükafatlandırması için
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
أَحْسَنَ en güzeliyle aḥsana
en güzeliyle
مَا şeylerin
şeylerin
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
يَعْمَلُونَ yapıyorlar yaʿmalūna
yapıyorlar
١٢١ (121)
(121)
Allah, yaptıklarının karşılığını en güzel şekilde kendilerine vermek üzere, az veya çok sarfettikleri her şey, yürüdükleri her yol, onlar için yazılır.
9:122
۞ وَمَا ve değillerdi wamā
ve değillerdi
كَانَ inananlar kāna
inananlar
ٱلْمُؤْمِنُونَ (for) the believers l-mu'minūna
(for) the believers
لِيَنفِرُوا۟ sefere çıkacak liyanfirū
sefere çıkacak
كَآفَّةًۭ ۚ hepsi toptan kāffatan
hepsi toptan
فَلَوْلَا gerekmez mi? falawlā
gerekmez mi?
نَفَرَ geri kalmaları nafara
geri kalmaları
مِن her min
her
كُلِّ every kulli
every
فِرْقَةٍۢ kabileden fir'qatin
kabileden
مِّنْهُمْ içlerinden min'hum
içlerinden
طَآئِفَةٌۭ bir cemaatin ṭāifatun
bir cemaatin
لِّيَتَفَقَّهُوا۟ iyice öğrenmek için liyatafaqqahū
iyice öğrenmek için
فِى dini
dini
ٱلدِّينِ the religion l-dīni
the religion
وَلِيُنذِرُوا۟ ve uyarmaları için waliyundhirū
ve uyarmaları için
قَوْمَهُمْ kavimlerine qawmahum
kavimlerine
إِذَا zaman idhā
zaman
رَجَعُوٓا۟ dönüp geldikleri rajaʿū
dönüp geldikleri
إِلَيْهِمْ onlara ilayhim
onlara
لَعَلَّهُمْ belki laʿallahum
belki
يَحْذَرُونَ sakınırlar diye yaḥdharūna
sakınırlar diye
١٢٢ (122)
(122)
İnananlar toptan savaşa çıkmamalıdır. Her topluluktan bir taifenin dini iyi öğrenmek ve milletlerini geri döndüklerinde uyarmak üzere geri kalmaları gerekli olmaz mı? Ki böylece belki yanlış hareketlerden çekinirler.
9:123
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
قَـٰتِلُوا۟ savaşın qātilū
savaşın
ٱلَّذِينَ kimselerle alladhīna
kimselerle
يَلُونَكُم yakınınızda bulunan yalūnakum
yakınınızda bulunan
مِّنَ kafirlerden mina
kafirlerden
ٱلْكُفَّارِ the disbelievers l-kufāri
the disbelievers
وَلْيَجِدُوا۟ ve bulsunlar walyajidū
ve bulsunlar
فِيكُمْ sizde fīkum
sizde
غِلْظَةًۭ ۚ bir katılık ghil'ẓatan
bir katılık
وَٱعْلَمُوٓا۟ ve bilin ki wa-iʿ'lamū
ve bilin ki
أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
مَعَ beraberdir maʿa
beraberdir
ٱلْمُتَّقِينَ korunanlarla l-mutaqīna
korunanlarla
١٢٣ (123)
(123)
Ey inananlar! Yakınınızda bulunan inkarcılarla savaşın; sizi kendilerine karşı sert bulsunlar. Bilin ki Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir.
9:124
وَإِذَا ve ne zaman wa-idhā
ve ne zaman
مَآ indirilse
indirilse
أُنزِلَتْ is revealed unzilat
is revealed
سُورَةٌۭ bir sure sūratun
bir sure
فَمِنْهُم onlardan famin'hum
onlardan
مَّن kimi man
kimi
يَقُولُ der yaqūlu
der
أَيُّكُمْ hanginizin ayyukum
hanginizin
زَادَتْهُ artırdı zādathu
artırdı
هَـٰذِهِۦٓ bu hādhihi
bu
إِيمَـٰنًۭا ۚ imanını īmānan
imanını
فَأَمَّا fakat fa-ammā
fakat
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
فَزَادَتْهُمْ artırır fazādathum
artırır
إِيمَـٰنًۭا imanını īmānan
imanını
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
يَسْتَبْشِرُونَ sevinirler yastabshirūna
sevinirler
١٢٤ (124)
(124)
Bir sure inince, aralarında "Bu, hanginizin imanını artırdı?" diyen ikiyüzlüler vardır. İnananların ise imanını artırmıştır; onlar birbirlerine bunu müjdelemek isterler.
9:125
وَأَمَّا fakat gelince wa-ammā
fakat gelince
ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere
فِى yüreklerinde
yüreklerinde
قُلُوبِهِم their hearts qulūbihim
their hearts
مَّرَضٌۭ hastalık olan(lara) maraḍun
hastalık olan(lara)
فَزَادَتْهُمْ katmıştır onların fazādathum
katmıştır onların
رِجْسًا pislik rij'san
pislik
إِلَىٰ pisliklerine ilā
pisliklerine
رِجْسِهِمْ their evil rij'sihim
their evil
وَمَاتُوا۟ ve ölürler wamātū
ve ölürler
وَهُمْ onlar wahum
onlar
كَـٰفِرُونَ kafirler olarak kāfirūna
kafirler olarak
١٢٥ (125)
(125)
Kalblerinde hastalık olanların ise pisliklerine pislik katmıştır; onlar kafir olarak ölmüşlerdir.
9:126
أَوَلَا görmüyorlar mı? awalā
görmüyorlar mı?
يَرَوْنَ they see yarawna
they see
أَنَّهُمْ kendilerinin annahum
kendilerinin
يُفْتَنُونَ sınandıklarını yuf'tanūna
sınandıklarını
فِى her
her
كُلِّ every kulli
every
عَامٍۢ yıl ʿāmin
yıl
مَّرَّةً bir kez marratan
bir kez
أَوْ veya aw
veya
مَرَّتَيْنِ iki kez marratayni
iki kez
ثُمَّ yine de thumma
yine de
لَا tevbe etmiyor
tevbe etmiyor
يَتُوبُونَ they turn (in repentance) yatūbūna
they turn (in repentance)
وَلَا ve walā
ve
هُمْ onlar hum
onlar
يَذَّكَّرُونَ öğüt almıyorlar yadhakkarūna
öğüt almıyorlar
١٢٦ (126)
(126)
Onlar, yılda bir iki defa belaya uğratılıp imtihana çekildiklerini görmüyorlar mı? Böyleyken yine tevbe etmiyorlar, ibret de almıyorlar.
9:127
وَإِذَا ve ne zaman ki wa-idhā
ve ne zaman ki
مَآ indirildi
indirildi
أُنزِلَتْ is revealed unzilat
is revealed
سُورَةٌۭ bir sure sūratun
bir sure
نَّظَرَ bakarlar naẓara
bakarlar
بَعْضُهُمْ kimisi baʿḍuhum
kimisi
إِلَىٰ diğerine ilā
diğerine
بَعْضٍ others baʿḍin
others
هَلْ mu? hal
mu?
يَرَىٰكُم sizi görüyor yarākum
sizi görüyor
مِّنْ birisi min
birisi
أَحَدٍۢ one aḥadin
one
ثُمَّ sonra thumma
sonra
ٱنصَرَفُوا۟ ۚ sıvışırlar inṣarafū
sıvışırlar
صَرَفَ çevirmiştir ṣarafa
çevirmiştir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
قُلُوبَهُم onların kalblerini qulūbahum
onların kalblerini
بِأَنَّهُمْ oldukları için bi-annahum
oldukları için
قَوْمٌۭ bir topluluk qawmun
bir topluluk
لَّا anlamaz
anlamaz
يَفْقَهُونَ they understand yafqahūna
they understand
١٢٧ (127)
(127)
Bir sure inince, "Sizi bir kimse görüyor mu?" diye birbirlerine bakarlar, sonra dönüp giderler. Anlamaz bir güruh olmalarına karşılık Allah onların kalblerini imandan döndürmüştür.
9:128
لَقَدْ andolsun laqad
andolsun
جَآءَكُمْ size gelmiştir jāakum
size gelmiştir
رَسُولٌۭ bir Elçi rasūlun
bir Elçi
مِّنْ içinizden min
içinizden
أَنفُسِكُمْ yourselves anfusikum
yourselves
عَزِيزٌ ağır gelen ʿazīzun
ağır gelen
عَلَيْهِ ona ʿalayhi
ona
مَا sıkıntıya uğramanız
sıkıntıya uğramanız
عَنِتُّمْ you suffer ʿanittum
you suffer
حَرِيصٌ düşkün ḥarīṣun
düşkün
عَلَيْكُم size ʿalaykum
size
بِٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlere bil-mu'minīna
mü'minlere
رَءُوفٌۭ şefkatli raūfun
şefkatli
رَّحِيمٌۭ merhametlidir raḥīmun
merhametlidir
١٢٨ (128)
(128)
Ey inananlar! And olsun ki, içinizden size, sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen, size düşkün, inananlara şefkatli ve merhametli bir peygamber gelmiştir.
9:129
فَإِن eğer fa-in
eğer
تَوَلَّوْا۟ yüz çevirirlerse tawallaw
yüz çevirirlerse
فَقُلْ de ki faqul
de ki
حَسْبِىَ bana yeter ḥasbiya
bana yeter
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لَآ yoktur
yoktur
إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı
إِلَّا başka illā
başka
هُوَ ۖ O'ndan huwa
O'ndan
عَلَيْهِ O'na ʿalayhi
O'na
تَوَكَّلْتُ ۖ dayandım tawakkaltu
dayandım
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
رَبُّ rabbidir rabbu
rabbidir
ٱلْعَرْشِ Arş'ın l-ʿarshi
Arş'ın
ٱلْعَظِيمِ büyük l-ʿaẓīmi
büyük
١٢٩ (129)
(129)
Eğer yüz çevirirlerse de ki: "Allah bana yeter; O'ndan başka tanrı yoktur, yalnız O'na güveniyorum; O büyük arşın Rabbidir."