9
Tevbe
التوبة
9:1
بَرَآءَةٌۭ
ihtardır
barāatun
ihtardır مِّنَ Allahtan mina
Allahtan ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah وَرَسُولِهِۦٓ ve Elçisinden warasūlihi
ve Elçisinden إِلَى kimselere ilā
kimselere ٱلَّذِينَ those (with) whom alladhīna
those (with) whom عَـٰهَدتُّم andlaşma yaptığınız ʿāhadttum
andlaşma yaptığınız مِّنَ müşriklerden mina
müşriklerden ٱلْمُشْرِكِينَ the polytheists l-mush'rikīna
the polytheists ١ (1)
(1)
ihtardır مِّنَ Allahtan mina
Allahtan ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah وَرَسُولِهِۦٓ ve Elçisinden warasūlihi
ve Elçisinden إِلَى kimselere ilā
kimselere ٱلَّذِينَ those (with) whom alladhīna
those (with) whom عَـٰهَدتُّم andlaşma yaptığınız ʿāhadttum
andlaşma yaptığınız مِّنَ müşriklerden mina
müşriklerden ٱلْمُشْرِكِينَ the polytheists l-mush'rikīna
the polytheists ١ (1)
(1)
Allah'tan ve Peygamberinden, kendileriyle andlaşma yaptığınız müşriklere ihtardır: Yeryüzünde dört ay daha dolaşabilirsiniz. Allah'ı aciz bırakamayacağınızı, Allah'ın inkarcıları rezil edeceğini bilin.
9:2
فَسِيحُوا۟
dolaşın
fasīḥū
dolaşın فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the land l-arḍi
the land أَرْبَعَةَ dört arbaʿata
dört أَشْهُرٍۢ ay ashhurin
ay وَٱعْلَمُوٓا۟ ve bilin ki wa-iʿ'lamū
ve bilin ki أَنَّكُمْ siz annakum
siz غَيْرُ değilsiniz ghayru
değilsiniz مُعْجِزِى aciz bırakacak muʿ'jizī
aciz bırakacak ٱللَّهِ ۙ Allah'ı l-lahi
Allah'ı وَأَنَّ ve şüphesiz wa-anna
ve şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah مُخْزِى rezil perişan edecektir' mukh'zī
rezil perişan edecektir' ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirleri l-kāfirīna
kafirleri ٢ (2)
(2)
dolaşın فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the land l-arḍi
the land أَرْبَعَةَ dört arbaʿata
dört أَشْهُرٍۢ ay ashhurin
ay وَٱعْلَمُوٓا۟ ve bilin ki wa-iʿ'lamū
ve bilin ki أَنَّكُمْ siz annakum
siz غَيْرُ değilsiniz ghayru
değilsiniz مُعْجِزِى aciz bırakacak muʿ'jizī
aciz bırakacak ٱللَّهِ ۙ Allah'ı l-lahi
Allah'ı وَأَنَّ ve şüphesiz wa-anna
ve şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah مُخْزِى rezil perişan edecektir' mukh'zī
rezil perişan edecektir' ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirleri l-kāfirīna
kafirleri ٢ (2)
(2)
Allah'tan ve Peygamberinden, kendileriyle andlaşma yaptığınız müşriklere ihtardır: Yeryüzünde dört ay daha dolaşabilirsiniz. Allah'ı aciz bırakamayacağınızı, Allah'ın inkarcıları rezil edeceğini bilin.
9:3
وَأَذَٰنٌۭ
ve duyurudur
wa-adhānun
ve duyurudur مِّنَ Allahtan mina
Allahtan ٱللَّهِ from Allah l-lahi
from Allah وَرَسُولِهِۦٓ ve Elçisinden warasūlihi
ve Elçisinden إِلَى insanlara ilā
insanlara ٱلنَّاسِ the people l-nāsi
the people يَوْمَ günü yawma
günü ٱلْحَجِّ Hac l-ḥaji
Hac ٱلْأَكْبَرِ en büyük l-akbari
en büyük أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah بَرِىٓءٌۭ uzaktır barīon
uzaktır مِّنَ puta tapanlardan mina
puta tapanlardan ٱلْمُشْرِكِينَ ۙ (to) the polytheists l-mush'rikīna
(to) the polytheists وَرَسُولُهُۥ ۚ ve Elçisi warasūluhu
ve Elçisi فَإِن eğer fa-in
eğer تُبْتُمْ tevbe ederseniz tub'tum
tevbe ederseniz فَهُوَ bu fahuwa
bu خَيْرٌۭ daha iyidir khayrun
daha iyidir لَّكُمْ ۖ sizin için lakum
sizin için وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer تَوَلَّيْتُمْ dönerseniz tawallaytum
dönerseniz فَٱعْلَمُوٓا۟ bilin ki fa-iʿ'lamū
bilin ki أَنَّكُمْ siz annakum
siz غَيْرُ değilsiniz ghayru
değilsiniz مُعْجِزِى aciz bırakacak muʿ'jizī
aciz bırakacak ٱللَّهِ ۗ Allah'ı l-lahi
Allah'ı وَبَشِّرِ ve müjdele wabashiri
ve müjdele ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere كَفَرُوا۟ inkar eden(lere) kafarū
inkar eden(lere) بِعَذَابٍ bir azabı biʿadhābin
bir azabı أَلِيمٍ acı alīmin
acı ٣ (3)
(3)
ve duyurudur مِّنَ Allahtan mina
Allahtan ٱللَّهِ from Allah l-lahi
from Allah وَرَسُولِهِۦٓ ve Elçisinden warasūlihi
ve Elçisinden إِلَى insanlara ilā
insanlara ٱلنَّاسِ the people l-nāsi
the people يَوْمَ günü yawma
günü ٱلْحَجِّ Hac l-ḥaji
Hac ٱلْأَكْبَرِ en büyük l-akbari
en büyük أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah بَرِىٓءٌۭ uzaktır barīon
uzaktır مِّنَ puta tapanlardan mina
puta tapanlardan ٱلْمُشْرِكِينَ ۙ (to) the polytheists l-mush'rikīna
(to) the polytheists وَرَسُولُهُۥ ۚ ve Elçisi warasūluhu
ve Elçisi فَإِن eğer fa-in
eğer تُبْتُمْ tevbe ederseniz tub'tum
tevbe ederseniz فَهُوَ bu fahuwa
bu خَيْرٌۭ daha iyidir khayrun
daha iyidir لَّكُمْ ۖ sizin için lakum
sizin için وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer تَوَلَّيْتُمْ dönerseniz tawallaytum
dönerseniz فَٱعْلَمُوٓا۟ bilin ki fa-iʿ'lamū
bilin ki أَنَّكُمْ siz annakum
siz غَيْرُ değilsiniz ghayru
değilsiniz مُعْجِزِى aciz bırakacak muʿ'jizī
aciz bırakacak ٱللَّهِ ۗ Allah'ı l-lahi
Allah'ı وَبَشِّرِ ve müjdele wabashiri
ve müjdele ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere كَفَرُوا۟ inkar eden(lere) kafarū
inkar eden(lere) بِعَذَابٍ bir azabı biʿadhābin
bir azabı أَلِيمٍ acı alīmin
acı ٣ (3)
(3)
Allah'ın ve Peygamberinin, ortak koşanlardan uzak olduğunu, büyük hac günü, Allah ve peygamberi insanlara ilan eder. Eğer tevbe ederseniz, bu sizin için daha hayırlı olur, yüz çevirirseniz, bilin ki siz Allah'ı aciz bırakamazsınız. İnkar edenlere can yakıcı azabı müjdele.
9:4
إِلَّا
ancak hariç
illā
ancak hariç ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler عَـٰهَدتُّم andlaşma yaptığınız ʿāhadttum
andlaşma yaptığınız مِّنَ müşriklerden mina
müşriklerden ٱلْمُشْرِكِينَ the polytheists l-mush'rikīna
the polytheists ثُمَّ sonra thumma
sonra لَمْ size eksik bırakmayan lam
size eksik bırakmayan يَنقُصُوكُمْ they have failed you yanquṣūkum
they have failed you شَيْـًۭٔا hiçbir şeyi shayan
hiçbir şeyi وَلَمْ ve walam
ve يُظَـٰهِرُوا۟ arka çıkmayanlar yuẓāhirū
arka çıkmayanlar عَلَيْكُمْ size karşı ʿalaykum
size karşı أَحَدًۭا hiç kimseye aḥadan
hiç kimseye فَأَتِمُّوٓا۟ tamamlayın fa-atimmū
tamamlayın إِلَيْهِمْ onların ilayhim
onların عَهْدَهُمْ andlaşmalarını ʿahdahum
andlaşmalarını إِلَىٰ kadar ilā
kadar مُدَّتِهِمْ ۚ tanıdığınız süreye muddatihim
tanıdığınız süreye إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah يُحِبُّ sever yuḥibbu
sever ٱلْمُتَّقِينَ korunanları l-mutaqīna
korunanları ٤ (4)
(4)
ancak hariç ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler عَـٰهَدتُّم andlaşma yaptığınız ʿāhadttum
andlaşma yaptığınız مِّنَ müşriklerden mina
müşriklerden ٱلْمُشْرِكِينَ the polytheists l-mush'rikīna
the polytheists ثُمَّ sonra thumma
sonra لَمْ size eksik bırakmayan lam
size eksik bırakmayan يَنقُصُوكُمْ they have failed you yanquṣūkum
they have failed you شَيْـًۭٔا hiçbir şeyi shayan
hiçbir şeyi وَلَمْ ve walam
ve يُظَـٰهِرُوا۟ arka çıkmayanlar yuẓāhirū
arka çıkmayanlar عَلَيْكُمْ size karşı ʿalaykum
size karşı أَحَدًۭا hiç kimseye aḥadan
hiç kimseye فَأَتِمُّوٓا۟ tamamlayın fa-atimmū
tamamlayın إِلَيْهِمْ onların ilayhim
onların عَهْدَهُمْ andlaşmalarını ʿahdahum
andlaşmalarını إِلَىٰ kadar ilā
kadar مُدَّتِهِمْ ۚ tanıdığınız süreye muddatihim
tanıdığınız süreye إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah يُحِبُّ sever yuḥibbu
sever ٱلْمُتَّقِينَ korunanları l-mutaqīna
korunanları ٤ (4)
(4)
Yalnız, andlaşma hükümlerinde size karşı bir eksiklik yapmayan ve aleyhinizde kimseye yardım etmeyen müşriklerle yaptığınız andlaşmaya sonuna kadar riayet edin. Allah sakınanları sever.
9:5
فَإِذَا
zaman
fa-idhā
zaman ٱنسَلَخَ geçtiği insalakha
geçtiği ٱلْأَشْهُرُ aylar l-ashhuru
aylar ٱلْحُرُمُ haram l-ḥurumu
haram فَٱقْتُلُوا۟ öldürün fa-uq'tulū
öldürün ٱلْمُشْرِكِينَ ortak koşanları l-mush'rikīna
ortak koşanları حَيْثُ nerede ḥaythu
nerede وَجَدتُّمُوهُمْ bulursanız onları wajadttumūhum
bulursanız onları وَخُذُوهُمْ ve onları yakalayın wakhudhūhum
ve onları yakalayın وَٱحْصُرُوهُمْ ve hapsedin wa-uḥ'ṣurūhum
ve hapsedin وَٱقْعُدُوا۟ ve otur(up) bekleyin wa-uq'ʿudū
ve otur(up) bekleyin لَهُمْ onları lahum
onları كُلَّ her kulla
her مَرْصَدٍۢ ۚ gözetleme yerinde marṣadin
gözetleme yerinde فَإِن eğer fa-in
eğer تَابُوا۟ tevbe ederlerse tābū
tevbe ederlerse وَأَقَامُوا۟ ve kılarlarsa wa-aqāmū
ve kılarlarsa ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı وَءَاتَوُا۟ ve verirlerse waātawū
ve verirlerse ٱلزَّكَوٰةَ zekatı l-zakata
zekatı فَخَلُّوا۟ serbest bırakın fakhallū
serbest bırakın سَبِيلَهُمْ ۚ yollarını sabīlahum
yollarını إِنَّ çünkü inna
çünkü ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır رَّحِيمٌۭ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir ٥ (5)
(5)
zaman ٱنسَلَخَ geçtiği insalakha
geçtiği ٱلْأَشْهُرُ aylar l-ashhuru
aylar ٱلْحُرُمُ haram l-ḥurumu
haram فَٱقْتُلُوا۟ öldürün fa-uq'tulū
öldürün ٱلْمُشْرِكِينَ ortak koşanları l-mush'rikīna
ortak koşanları حَيْثُ nerede ḥaythu
nerede وَجَدتُّمُوهُمْ bulursanız onları wajadttumūhum
bulursanız onları وَخُذُوهُمْ ve onları yakalayın wakhudhūhum
ve onları yakalayın وَٱحْصُرُوهُمْ ve hapsedin wa-uḥ'ṣurūhum
ve hapsedin وَٱقْعُدُوا۟ ve otur(up) bekleyin wa-uq'ʿudū
ve otur(up) bekleyin لَهُمْ onları lahum
onları كُلَّ her kulla
her مَرْصَدٍۢ ۚ gözetleme yerinde marṣadin
gözetleme yerinde فَإِن eğer fa-in
eğer تَابُوا۟ tevbe ederlerse tābū
tevbe ederlerse وَأَقَامُوا۟ ve kılarlarsa wa-aqāmū
ve kılarlarsa ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı وَءَاتَوُا۟ ve verirlerse waātawū
ve verirlerse ٱلزَّكَوٰةَ zekatı l-zakata
zekatı فَخَلُّوا۟ serbest bırakın fakhallū
serbest bırakın سَبِيلَهُمْ ۚ yollarını sabīlahum
yollarını إِنَّ çünkü inna
çünkü ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır رَّحِيمٌۭ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir ٥ (5)
(5)
Hürmetli aylar çıkınca, puta tapanları bulduğunuz yerde öldürün; onları yakalayıp hapsedin; her gözetleme yerinde onları bekleyin. Eğer tevbe eder, namaz kılar ve zekat verirlerse yollarını serbest bırakın. Doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder.
9:6
وَإِنْ
ve eğer
wa-in
ve eğer أَحَدٌۭ birisi aḥadun
birisi مِّنَ ortak koşanlardan mina
ortak koşanlardan ٱلْمُشْرِكِينَ the polytheists l-mush'rikīna
the polytheists ٱسْتَجَارَكَ aman dilerse is'tajāraka
aman dilerse فَأَجِرْهُ onu yanına al fa-ajir'hu
onu yanına al حَتَّىٰ ta ki ḥattā
ta ki يَسْمَعَ işitsin yasmaʿa
işitsin كَلَـٰمَ sözünü kalāma
sözünü ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ثُمَّ sonra thumma
sonra أَبْلِغْهُ onu ulaştır abligh'hu
onu ulaştır مَأْمَنَهُۥ ۚ güvenli bir yere mamanahu
güvenli bir yere ذَٰلِكَ böyle (yap) dhālika
böyle (yap) بِأَنَّهُمْ çünkü onlar bi-annahum
çünkü onlar قَوْمٌۭ bir topluluktur qawmun
bir topluluktur لَّا bilmez lā
bilmez يَعْلَمُونَ (who) do not know yaʿlamūna
(who) do not know ٦ (6)
(6)
ve eğer أَحَدٌۭ birisi aḥadun
birisi مِّنَ ortak koşanlardan mina
ortak koşanlardan ٱلْمُشْرِكِينَ the polytheists l-mush'rikīna
the polytheists ٱسْتَجَارَكَ aman dilerse is'tajāraka
aman dilerse فَأَجِرْهُ onu yanına al fa-ajir'hu
onu yanına al حَتَّىٰ ta ki ḥattā
ta ki يَسْمَعَ işitsin yasmaʿa
işitsin كَلَـٰمَ sözünü kalāma
sözünü ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ثُمَّ sonra thumma
sonra أَبْلِغْهُ onu ulaştır abligh'hu
onu ulaştır مَأْمَنَهُۥ ۚ güvenli bir yere mamanahu
güvenli bir yere ذَٰلِكَ böyle (yap) dhālika
böyle (yap) بِأَنَّهُمْ çünkü onlar bi-annahum
çünkü onlar قَوْمٌۭ bir topluluktur qawmun
bir topluluktur لَّا bilmez lā
bilmez يَعْلَمُونَ (who) do not know yaʿlamūna
(who) do not know ٦ (6)
(6)
Puta tapanlardan biri sana sığınırsa, onu güvene al; ta ki Allah'ın sözünü dinlesin. Sonra onu güven içinde olacağı yere ulaştır. Çünkü onlar bilgisiz bir topluluktur.
9:7
كَيْفَ
nasıl
kayfa
nasıl يَكُونُ olabilir yakūnu
olabilir لِلْمُشْرِكِينَ ortak koşanların lil'mush'rikīna
ortak koşanların عَهْدٌ andlaşması ʿahdun
andlaşması عِندَ yanında ʿinda
yanında ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın وَعِندَ ve yanında waʿinda
ve yanında رَسُولِهِۦٓ Elçisinin rasūlihi
Elçisinin إِلَّا ancak hariçtir illā
ancak hariçtir ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler عَـٰهَدتُّمْ andlaştıklarınız ʿāhadttum
andlaştıklarınız عِندَ yanında ʿinda
yanında ٱلْمَسْجِدِ Mescid-i l-masjidi
Mescid-i ٱلْحَرَامِ ۖ Haram l-ḥarāmi
Haram فَمَا onlar dürüst davrandıkça famā
onlar dürüst davrandıkça ٱسْتَقَـٰمُوا۟ they are upright is'taqāmū
they are upright لَكُمْ size lakum
size فَٱسْتَقِيمُوا۟ siz de dürüst davranın fa-is'taqīmū
siz de dürüst davranın لَهُمْ ۚ onlara lahum
onlara إِنَّ çünkü inna
çünkü ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah يُحِبُّ sever yuḥibbu
sever ٱلْمُتَّقِينَ korunanları l-mutaqīna
korunanları ٧ (7)
(7)
nasıl يَكُونُ olabilir yakūnu
olabilir لِلْمُشْرِكِينَ ortak koşanların lil'mush'rikīna
ortak koşanların عَهْدٌ andlaşması ʿahdun
andlaşması عِندَ yanında ʿinda
yanında ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın وَعِندَ ve yanında waʿinda
ve yanında رَسُولِهِۦٓ Elçisinin rasūlihi
Elçisinin إِلَّا ancak hariçtir illā
ancak hariçtir ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler عَـٰهَدتُّمْ andlaştıklarınız ʿāhadttum
andlaştıklarınız عِندَ yanında ʿinda
yanında ٱلْمَسْجِدِ Mescid-i l-masjidi
Mescid-i ٱلْحَرَامِ ۖ Haram l-ḥarāmi
Haram فَمَا onlar dürüst davrandıkça famā
onlar dürüst davrandıkça ٱسْتَقَـٰمُوا۟ they are upright is'taqāmū
they are upright لَكُمْ size lakum
size فَٱسْتَقِيمُوا۟ siz de dürüst davranın fa-is'taqīmū
siz de dürüst davranın لَهُمْ ۚ onlara lahum
onlara إِنَّ çünkü inna
çünkü ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah يُحِبُّ sever yuḥibbu
sever ٱلْمُتَّقِينَ korunanları l-mutaqīna
korunanları ٧ (7)
(7)
Mescidi Haram'ın yanında andlaştıklarınızın dışında, puta tapanların Allah katında ve Peygamberi önünde nasıl bir andlaşmaları olabilir. Size doğru davrandıkça siz de onlara doğru davranın. Allah, sözleşmelerini bozmaktan sakınanları sever.
9:8
كَيْفَ
nasıl?
kayfa
nasıl? وَإِن eğer wa-in
eğer يَظْهَرُوا۟ onlar galib gelselerdi yaẓharū
onlar galib gelselerdi عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size لَا ne lā
ne يَرْقُبُوا۟ gözetirlerdi yarqubū
gözetirlerdi فِيكُمْ sizin hakkınızda fīkum
sizin hakkınızda إِلًّۭا bir yakınlık illan
bir yakınlık وَلَا ne de walā
ne de ذِمَّةًۭ ۚ bir andlaşma dhimmatan
bir andlaşma يُرْضُونَكُم sizi razı ederler yur'ḍūnakum
sizi razı ederler بِأَفْوَٰهِهِمْ ağızlarıyla bi-afwāhihim
ağızlarıyla وَتَأْبَىٰ fakat (sizi) istemez watabā
fakat (sizi) istemez قُلُوبُهُمْ kalbleri qulūbuhum
kalbleri وَأَكْثَرُهُمْ ve çokları da wa-aktharuhum
ve çokları da فَـٰسِقُونَ yoldan çıkmışlardır fāsiqūna
yoldan çıkmışlardır ٨ (8)
(8)
nasıl? وَإِن eğer wa-in
eğer يَظْهَرُوا۟ onlar galib gelselerdi yaẓharū
onlar galib gelselerdi عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size لَا ne lā
ne يَرْقُبُوا۟ gözetirlerdi yarqubū
gözetirlerdi فِيكُمْ sizin hakkınızda fīkum
sizin hakkınızda إِلًّۭا bir yakınlık illan
bir yakınlık وَلَا ne de walā
ne de ذِمَّةًۭ ۚ bir andlaşma dhimmatan
bir andlaşma يُرْضُونَكُم sizi razı ederler yur'ḍūnakum
sizi razı ederler بِأَفْوَٰهِهِمْ ağızlarıyla bi-afwāhihim
ağızlarıyla وَتَأْبَىٰ fakat (sizi) istemez watabā
fakat (sizi) istemez قُلُوبُهُمْ kalbleri qulūbuhum
kalbleri وَأَكْثَرُهُمْ ve çokları da wa-aktharuhum
ve çokları da فَـٰسِقُونَ yoldan çıkmışlardır fāsiqūna
yoldan çıkmışlardır ٨ (8)
(8)
Nasıl olabilir ki, size üstün gelselerdi ne bir yakınlık, ne de bir ahd gözetirlerdi. Kalpleriyle istemezlerken sizi ağızlarıyla hoşnut etmeye uğraşırlar; çokları fasıktırlar.
9:9
ٱشْتَرَوْا۟
sattılar;
ish'taraw
sattılar; بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini biāyāti
ayetlerini ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ثَمَنًۭا bir paraya thamanan
bir paraya قَلِيلًۭا azıcık qalīlan
azıcık فَصَدُّوا۟ engel oldular faṣaddū
engel oldular عَن O'nun yolundan ʿan
O'nun yolundan سَبِيلِهِۦٓ ۚ His way sabīlihi
His way إِنَّهُمْ gerçekten innahum
gerçekten سَآءَ ne kötüdür sāa
ne kötüdür مَا şeyler mā
şeyler كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları يَعْمَلُونَ yapıyor(lar) yaʿmalūna
yapıyor(lar) ٩ (9)
(9)
sattılar; بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini biāyāti
ayetlerini ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ثَمَنًۭا bir paraya thamanan
bir paraya قَلِيلًۭا azıcık qalīlan
azıcık فَصَدُّوا۟ engel oldular faṣaddū
engel oldular عَن O'nun yolundan ʿan
O'nun yolundan سَبِيلِهِۦٓ ۚ His way sabīlihi
His way إِنَّهُمْ gerçekten innahum
gerçekten سَآءَ ne kötüdür sāa
ne kötüdür مَا şeyler mā
şeyler كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları يَعْمَلُونَ yapıyor(lar) yaʿmalūna
yapıyor(lar) ٩ (9)
(9)
Allah'ın ayetlerini az bir değere değişip, O'nun yolundan alıkoydular. Onların işledikleri gerçekten ne kötüdür!
9:10
لَا
ne gözetirler
lā
ne gözetirler يَرْقُبُونَ they respect (the ties) yarqubūna
they respect (the ties) فِى karşı fī
karşı مُؤْمِنٍ bir mü'mine mu'minin
bir mü'mine إِلًّۭا bir yakınlık illan
bir yakınlık وَلَا ne de walā
ne de ذِمَّةًۭ ۚ bir andlaşma dhimmatan
bir andlaşma وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve işte wa-ulāika
ve işte هُمُ onlardır humu
onlardır ٱلْمُعْتَدُونَ saldırganlar l-muʿ'tadūna
saldırganlar ١٠ (10)
(10)
ne gözetirler يَرْقُبُونَ they respect (the ties) yarqubūna
they respect (the ties) فِى karşı fī
karşı مُؤْمِنٍ bir mü'mine mu'minin
bir mü'mine إِلًّۭا bir yakınlık illan
bir yakınlık وَلَا ne de walā
ne de ذِمَّةًۭ ۚ bir andlaşma dhimmatan
bir andlaşma وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve işte wa-ulāika
ve işte هُمُ onlardır humu
onlardır ٱلْمُعْتَدُونَ saldırganlar l-muʿ'tadūna
saldırganlar ١٠ (10)
(10)
Onlar hiçbir müminin yakınlık veya ahdini gözetmezler. İşte aşırı gidenler bunlardır.
9:11
فَإِن
eğer
fa-in
eğer تَابُوا۟ tevbe ederlerse tābū
tevbe ederlerse وَأَقَامُوا۟ ve kılarlarsa wa-aqāmū
ve kılarlarsa ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı وَءَاتَوُا۟ ve verirlerse waātawū
ve verirlerse ٱلزَّكَوٰةَ zekatı l-zakata
zekatı فَإِخْوَٰنُكُمْ sizin kardeşlerinizdirler fa-ikh'wānukum
sizin kardeşlerinizdirler فِى dinde fī
dinde ٱلدِّينِ ۗ [the] religion l-dīni
[the] religion وَنُفَصِّلُ ve uzun uzun açıklıyoruz wanufaṣṣilu
ve uzun uzun açıklıyoruz ٱلْـَٔايَـٰتِ ayetleri l-āyāti
ayetleri لِقَوْمٍۢ bir kavme liqawmin
bir kavme يَعْلَمُونَ bilen yaʿlamūna
bilen ١١ (11)
(11)
eğer تَابُوا۟ tevbe ederlerse tābū
tevbe ederlerse وَأَقَامُوا۟ ve kılarlarsa wa-aqāmū
ve kılarlarsa ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı وَءَاتَوُا۟ ve verirlerse waātawū
ve verirlerse ٱلزَّكَوٰةَ zekatı l-zakata
zekatı فَإِخْوَٰنُكُمْ sizin kardeşlerinizdirler fa-ikh'wānukum
sizin kardeşlerinizdirler فِى dinde fī
dinde ٱلدِّينِ ۗ [the] religion l-dīni
[the] religion وَنُفَصِّلُ ve uzun uzun açıklıyoruz wanufaṣṣilu
ve uzun uzun açıklıyoruz ٱلْـَٔايَـٰتِ ayetleri l-āyāti
ayetleri لِقَوْمٍۢ bir kavme liqawmin
bir kavme يَعْلَمُونَ bilen yaʿlamūna
bilen ١١ (11)
(11)
Eğer tevbe eder, namaz kılar ve zekat verirlerse, sizin din kardeşiniz olurlar. Bilen kimseler için ayetleri uzun uzadıya açıklıyoruz.
9:12
وَإِن
ve eğer
wa-in
ve eğer نَّكَثُوٓا۟ bozarlarsa nakathū
bozarlarsa أَيْمَـٰنَهُم andlarını aymānahum
andlarını مِّنۢ sonra min
sonra بَعْدِ after baʿdi
after عَهْدِهِمْ andlaşma yaptıktan ʿahdihim
andlaşma yaptıktan وَطَعَنُوا۟ ve dil uzatırlarsa waṭaʿanū
ve dil uzatırlarsa فِى dininize fī
dininize دِينِكُمْ your religion dīnikum
your religion فَقَـٰتِلُوٓا۟ savaşın faqātilū
savaşın أَئِمَّةَ önderleriyle a-immata
önderleriyle ٱلْكُفْرِ ۙ küfrün l-kuf'ri
küfrün إِنَّهُمْ çünkü innahum
çünkü لَآ yoktur lā
yoktur أَيْمَـٰنَ andları aymāna
andları لَهُمْ onların lahum
onların لَعَلَّهُمْ belki laʿallahum
belki يَنتَهُونَ vazgeçerler yantahūna
vazgeçerler ١٢ (12)
(12)
ve eğer نَّكَثُوٓا۟ bozarlarsa nakathū
bozarlarsa أَيْمَـٰنَهُم andlarını aymānahum
andlarını مِّنۢ sonra min
sonra بَعْدِ after baʿdi
after عَهْدِهِمْ andlaşma yaptıktan ʿahdihim
andlaşma yaptıktan وَطَعَنُوا۟ ve dil uzatırlarsa waṭaʿanū
ve dil uzatırlarsa فِى dininize fī
dininize دِينِكُمْ your religion dīnikum
your religion فَقَـٰتِلُوٓا۟ savaşın faqātilū
savaşın أَئِمَّةَ önderleriyle a-immata
önderleriyle ٱلْكُفْرِ ۙ küfrün l-kuf'ri
küfrün إِنَّهُمْ çünkü innahum
çünkü لَآ yoktur lā
yoktur أَيْمَـٰنَ andları aymāna
andları لَهُمْ onların lahum
onların لَعَلَّهُمْ belki laʿallahum
belki يَنتَهُونَ vazgeçerler yantahūna
vazgeçerler ١٢ (12)
(12)
Eğer andlaşmalarından sonra, yeminlerini bozarlar, dininize dil uzatırlarsa, inkarda önde gidenlerle savaşın, çünkü onların yeminleri sayılmaz, belki vazgeçerler.
9:13
أَلَا
savaşmayacak mısınız?
alā
savaşmayacak mısınız? تُقَـٰتِلُونَ you fight tuqātilūna
you fight قَوْمًۭا bir kavimle qawman
bir kavimle نَّكَثُوٓا۟ bozan nakathū
bozan أَيْمَـٰنَهُمْ andlarını aymānahum
andlarını وَهَمُّوا۟ ve yeltenen wahammū
ve yeltenen بِإِخْرَاجِ çıkarmağa bi-ikh'rāji
çıkarmağa ٱلرَّسُولِ Elçiyi l-rasūli
Elçiyi وَهُم ve kendileri wahum
ve kendileri بَدَءُوكُمْ siz(inle savaş)a başlamış olan badaūkum
siz(inle savaş)a başlamış olan أَوَّلَ ilk awwala
ilk مَرَّةٍ ۚ kez marratin
kez أَتَخْشَوْنَهُمْ ۚ yoksa onlardan korkuyor musunuz? atakhshawnahum
yoksa onlardan korkuyor musunuz? فَٱللَّهُ Allah'tır fal-lahu
Allah'tır أَحَقُّ en layık olan aḥaqqu
en layık olan أَن kendisinden korkmanıza an
kendisinden korkmanıza تَخْشَوْهُ you should fear Him takhshawhu
you should fear Him إِن eğer in
eğer كُنتُم iseniz kuntum
iseniz مُّؤْمِنِينَ gerçekten inananlar mu'minīna
gerçekten inananlar ١٣ (13)
(13)
savaşmayacak mısınız? تُقَـٰتِلُونَ you fight tuqātilūna
you fight قَوْمًۭا bir kavimle qawman
bir kavimle نَّكَثُوٓا۟ bozan nakathū
bozan أَيْمَـٰنَهُمْ andlarını aymānahum
andlarını وَهَمُّوا۟ ve yeltenen wahammū
ve yeltenen بِإِخْرَاجِ çıkarmağa bi-ikh'rāji
çıkarmağa ٱلرَّسُولِ Elçiyi l-rasūli
Elçiyi وَهُم ve kendileri wahum
ve kendileri بَدَءُوكُمْ siz(inle savaş)a başlamış olan badaūkum
siz(inle savaş)a başlamış olan أَوَّلَ ilk awwala
ilk مَرَّةٍ ۚ kez marratin
kez أَتَخْشَوْنَهُمْ ۚ yoksa onlardan korkuyor musunuz? atakhshawnahum
yoksa onlardan korkuyor musunuz? فَٱللَّهُ Allah'tır fal-lahu
Allah'tır أَحَقُّ en layık olan aḥaqqu
en layık olan أَن kendisinden korkmanıza an
kendisinden korkmanıza تَخْشَوْهُ you should fear Him takhshawhu
you should fear Him إِن eğer in
eğer كُنتُم iseniz kuntum
iseniz مُّؤْمِنِينَ gerçekten inananlar mu'minīna
gerçekten inananlar ١٣ (13)
(13)
Yeminlerini bozan, Peygamberi sürgüne göndermeye azmeden bir toplumla savaşmanız gerekmez mi ki, önce onlar başlamışlardır? Onlardan korkar mısınız? Eğer inanıyorsanız bilin ki asıl korkmanız gereken Allah'tır.
9:14
قَـٰتِلُوهُمْ
onlarla savaşın (ki)
qātilūhum
onlarla savaşın (ki) يُعَذِّبْهُمُ onlara azabetsin yuʿadhib'humu
onlara azabetsin ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah بِأَيْدِيكُمْ sizin ellerinizle bi-aydīkum
sizin ellerinizle وَيُخْزِهِمْ ve onları rezil etsin wayukh'zihim
ve onları rezil etsin وَيَنصُرْكُمْ ve sizi üstün getirsin wayanṣur'kum
ve sizi üstün getirsin عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara وَيَشْفِ ve şifa versin wayashfi
ve şifa versin صُدُورَ göğüslerine ṣudūra
göğüslerine قَوْمٍۢ toplumunun qawmin
toplumunun مُّؤْمِنِينَ inananlar mu'minīna
inananlar ١٤ (14)
(14)
onlarla savaşın (ki) يُعَذِّبْهُمُ onlara azabetsin yuʿadhib'humu
onlara azabetsin ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah بِأَيْدِيكُمْ sizin ellerinizle bi-aydīkum
sizin ellerinizle وَيُخْزِهِمْ ve onları rezil etsin wayukh'zihim
ve onları rezil etsin وَيَنصُرْكُمْ ve sizi üstün getirsin wayanṣur'kum
ve sizi üstün getirsin عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara وَيَشْفِ ve şifa versin wayashfi
ve şifa versin صُدُورَ göğüslerine ṣudūra
göğüslerine قَوْمٍۢ toplumunun qawmin
toplumunun مُّؤْمِنِينَ inananlar mu'minīna
inananlar ١٤ (14)
(14)
Onlarla savaşın ki Allah sizin elinizle onları azablandırsın, rezil etsin ve sizi üstün getirsin de müminlerin gönüllerini ferahlandırsın, kalblerindeki öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah Bilendir, Hakimdir.
9:15
وَيُذْهِبْ
ve gidersin
wayudh'hib
ve gidersin غَيْظَ öfkesini ghayẓa
öfkesini قُلُوبِهِمْ ۗ yüreklerinin qulūbihim
yüreklerinin وَيَتُوبُ ve tevbesini kabul eder wayatūbu
ve tevbesini kabul eder ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَلَىٰ kişinin ʿalā
kişinin مَن whom man
whom يَشَآءُ ۗ dilediği yashāu
dilediği وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir حَكِيمٌ hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmet sahibidir ١٥ (15)
(15)
ve gidersin غَيْظَ öfkesini ghayẓa
öfkesini قُلُوبِهِمْ ۗ yüreklerinin qulūbihim
yüreklerinin وَيَتُوبُ ve tevbesini kabul eder wayatūbu
ve tevbesini kabul eder ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَلَىٰ kişinin ʿalā
kişinin مَن whom man
whom يَشَآءُ ۗ dilediği yashāu
dilediği وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir حَكِيمٌ hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmet sahibidir ١٥ (15)
(15)
Onlarla savaşın ki Allah sizin elinizle onları azablandırsın, rezil etsin ve sizi üstün getirsin de müminlerin gönüllerini ferahlandırsın, kalblerindeki öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah Bilendir, Hakimdir.
9:16
أَمْ
yoksa
am
yoksa حَسِبْتُمْ siz sandınız mı? ḥasib'tum
siz sandınız mı? أَن bırakılacağınızı an
bırakılacağınızı تُتْرَكُوا۟ you would be left tut'rakū
you would be left وَلَمَّا bilmeden walammā
bilmeden يَعْلَمِ Allah made evident yaʿlami
Allah made evident ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri جَـٰهَدُوا۟ cihad eden(leri) jāhadū
cihad eden(leri) مِنكُمْ içinizden minkum
içinizden وَلَمْ ve walam
ve يَتَّخِذُوا۟ edinmeyen(leri) yattakhidhū
edinmeyen(leri) مِن başkasını min
başkasını دُونِ besides Allah dūni
besides Allah ٱللَّهِ Allah('tan) l-lahi
Allah('tan) وَلَا ve walā
ve رَسُولِهِۦ Elçisin(den) rasūlihi
Elçisin(den) وَلَا ve walā
ve ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minler(den) l-mu'minīna
mü'minler(den) وَلِيجَةًۭ ۚ sırdaş walījatan
sırdaş وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah خَبِيرٌۢ haber almaktadır khabīrun
haber almaktadır بِمَا şeyleri bimā
şeyleri تَعْمَلُونَ yaptıklarınızı taʿmalūna
yaptıklarınızı ١٦ (16)
(16)
yoksa حَسِبْتُمْ siz sandınız mı? ḥasib'tum
siz sandınız mı? أَن bırakılacağınızı an
bırakılacağınızı تُتْرَكُوا۟ you would be left tut'rakū
you would be left وَلَمَّا bilmeden walammā
bilmeden يَعْلَمِ Allah made evident yaʿlami
Allah made evident ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri جَـٰهَدُوا۟ cihad eden(leri) jāhadū
cihad eden(leri) مِنكُمْ içinizden minkum
içinizden وَلَمْ ve walam
ve يَتَّخِذُوا۟ edinmeyen(leri) yattakhidhū
edinmeyen(leri) مِن başkasını min
başkasını دُونِ besides Allah dūni
besides Allah ٱللَّهِ Allah('tan) l-lahi
Allah('tan) وَلَا ve walā
ve رَسُولِهِۦ Elçisin(den) rasūlihi
Elçisin(den) وَلَا ve walā
ve ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minler(den) l-mu'minīna
mü'minler(den) وَلِيجَةًۭ ۚ sırdaş walījatan
sırdaş وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah خَبِيرٌۢ haber almaktadır khabīrun
haber almaktadır بِمَا şeyleri bimā
şeyleri تَعْمَلُونَ yaptıklarınızı taʿmalūna
yaptıklarınızı ١٦ (16)
(16)
Allah, içinizden cihat edenleri; Allah'tan, peygamberinden ve inananlardan başka sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan sizi kendi halinize bırakacak mı zannediyorsunuz? Allah işlediklerinizden haberdardır.
9:17
مَا
yoktur
mā
yoktur كَانَ yoktur kāna
yoktur لِلْمُشْرِكِينَ müşrikler için lil'mush'rikīna
müşrikler için أَن imar etmeleri an
imar etmeleri يَعْمُرُوا۟ they maintain yaʿmurū
they maintain مَسَـٰجِدَ mescidlerini masājida
mescidlerini ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın شَـٰهِدِينَ şahitler iken shāhidīna
şahitler iken عَلَىٰٓ kendi nefislerinin ʿalā
kendi nefislerinin أَنفُسِهِم themselves anfusihim
themselves بِٱلْكُفْرِ ۚ küfrüne bil-kuf'ri
küfrüne أُو۟لَـٰٓئِكَ onların ulāika
onların حَبِطَتْ boşa çıkmıştır ḥabiṭat
boşa çıkmıştır أَعْمَـٰلُهُمْ yaptıkları işler aʿmāluhum
yaptıkları işler وَفِى ve wafī
ve ٱلنَّارِ ateşte l-nāri
ateşte هُمْ onlar hum
onlar خَـٰلِدُونَ sürekli kalacaklardır khālidūna
sürekli kalacaklardır ١٧ (17)
(17)
yoktur كَانَ yoktur kāna
yoktur لِلْمُشْرِكِينَ müşrikler için lil'mush'rikīna
müşrikler için أَن imar etmeleri an
imar etmeleri يَعْمُرُوا۟ they maintain yaʿmurū
they maintain مَسَـٰجِدَ mescidlerini masājida
mescidlerini ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın شَـٰهِدِينَ şahitler iken shāhidīna
şahitler iken عَلَىٰٓ kendi nefislerinin ʿalā
kendi nefislerinin أَنفُسِهِم themselves anfusihim
themselves بِٱلْكُفْرِ ۚ küfrüne bil-kuf'ri
küfrüne أُو۟لَـٰٓئِكَ onların ulāika
onların حَبِطَتْ boşa çıkmıştır ḥabiṭat
boşa çıkmıştır أَعْمَـٰلُهُمْ yaptıkları işler aʿmāluhum
yaptıkları işler وَفِى ve wafī
ve ٱلنَّارِ ateşte l-nāri
ateşte هُمْ onlar hum
onlar خَـٰلِدُونَ sürekli kalacaklardır khālidūna
sürekli kalacaklardır ١٧ (17)
(17)
Puta tapanların kendilerinin inkarcı olduklarını itiraf edip dururken Allah'ın mescidlerini onarmaları gerekmez. Onların işledikleri boşa gitmiştir, cehennemde temelli kalacaklardır.
9:18
إِنَّمَا
ancak
innamā
ancak يَعْمُرُ imar ederler yaʿmuru
imar ederler مَسَـٰجِدَ mescidlerini masājida
mescidlerini ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın مَنْ kimseler man
kimseler ءَامَنَ inanan āmana
inanan بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a وَٱلْيَوْمِ ve gününe wal-yawmi
ve gününe ٱلْـَٔاخِرِ ahiret l-ākhiri
ahiret وَأَقَامَ ve kılan wa-aqāma
ve kılan ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı وَءَاتَى ve veren waātā
ve veren ٱلزَّكَوٰةَ zekatı l-zakata
zekatı وَلَمْ ve walam
ve يَخْشَ korkmayan yakhsha
korkmayan إِلَّا başkasından illā
başkasından ٱللَّهَ ۖ Allah'tan l-laha
Allah'tan فَعَسَىٰٓ umulur faʿasā
umulur أُو۟لَـٰٓئِكَ onların ulāika
onların أَن olmaları an
olmaları يَكُونُوا۟ they are yakūnū
they are مِنَ doğru yolu bulanlardan mina
doğru yolu bulanlardan ٱلْمُهْتَدِينَ the guided ones l-muh'tadīna
the guided ones ١٨ (18)
(18)
ancak يَعْمُرُ imar ederler yaʿmuru
imar ederler مَسَـٰجِدَ mescidlerini masājida
mescidlerini ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın مَنْ kimseler man
kimseler ءَامَنَ inanan āmana
inanan بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a وَٱلْيَوْمِ ve gününe wal-yawmi
ve gününe ٱلْـَٔاخِرِ ahiret l-ākhiri
ahiret وَأَقَامَ ve kılan wa-aqāma
ve kılan ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı وَءَاتَى ve veren waātā
ve veren ٱلزَّكَوٰةَ zekatı l-zakata
zekatı وَلَمْ ve walam
ve يَخْشَ korkmayan yakhsha
korkmayan إِلَّا başkasından illā
başkasından ٱللَّهَ ۖ Allah'tan l-laha
Allah'tan فَعَسَىٰٓ umulur faʿasā
umulur أُو۟لَـٰٓئِكَ onların ulāika
onların أَن olmaları an
olmaları يَكُونُوا۟ they are yakūnū
they are مِنَ doğru yolu bulanlardan mina
doğru yolu bulanlardan ٱلْمُهْتَدِينَ the guided ones l-muh'tadīna
the guided ones ١٨ (18)
(18)
Allah'ın mescidlerini sadece, Allah'a ve ahiret gününe inanan, namaz kılan, zekat veren ve ancak Allah'tan korkan kimseler onarır. İşte onlar doğru yolda bulunanlardan olabilirler.
9:19
۞ أَجَعَلْتُمْ
bir mi tuttunuz?
ajaʿaltum
bir mi tuttunuz? سِقَايَةَ su vermeyi siqāyata
su vermeyi ٱلْحَآجِّ hacılara l-ḥāji
hacılara وَعِمَارَةَ ve imar etmeyi waʿimārata
ve imar etmeyi ٱلْمَسْجِدِ Mescid-i l-masjidi
Mescid-i ٱلْحَرَامِ Haram'ı l-ḥarāmi
Haram'ı كَمَنْ kimse gibi kaman
kimse gibi ءَامَنَ inanan āmana
inanan بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a وَٱلْيَوْمِ ve gününe wal-yawmi
ve gününe ٱلْـَٔاخِرِ ahiret l-ākhiri
ahiret وَجَـٰهَدَ ve cihadeden wajāhada
ve cihadeden فِى yolunda fī
yolunda سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way ٱللَّهِ ۚ Allah l-lahi
Allah لَا olmaz(lar) lā
olmaz(lar) يَسْتَوُۥنَ eşit yastawūna
eşit عِندَ katında ʿinda
katında ٱللَّهِ ۗ Allah l-lahi
Allah وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah لَا yol göstermez lā
yol göstermez يَهْدِى guide yahdī
guide ٱلْقَوْمَ topluluğuna l-qawma
topluluğuna ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimler l-ẓālimīna
zalimler ١٩ (19)
(19)
bir mi tuttunuz? سِقَايَةَ su vermeyi siqāyata
su vermeyi ٱلْحَآجِّ hacılara l-ḥāji
hacılara وَعِمَارَةَ ve imar etmeyi waʿimārata
ve imar etmeyi ٱلْمَسْجِدِ Mescid-i l-masjidi
Mescid-i ٱلْحَرَامِ Haram'ı l-ḥarāmi
Haram'ı كَمَنْ kimse gibi kaman
kimse gibi ءَامَنَ inanan āmana
inanan بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a وَٱلْيَوْمِ ve gününe wal-yawmi
ve gününe ٱلْـَٔاخِرِ ahiret l-ākhiri
ahiret وَجَـٰهَدَ ve cihadeden wajāhada
ve cihadeden فِى yolunda fī
yolunda سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way ٱللَّهِ ۚ Allah l-lahi
Allah لَا olmaz(lar) lā
olmaz(lar) يَسْتَوُۥنَ eşit yastawūna
eşit عِندَ katında ʿinda
katında ٱللَّهِ ۗ Allah l-lahi
Allah وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah لَا yol göstermez lā
yol göstermez يَهْدِى guide yahdī
guide ٱلْقَوْمَ topluluğuna l-qawma
topluluğuna ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimler l-ẓālimīna
zalimler ١٩ (19)
(19)
Hacca gelenlere su vermeyi, Mescidi Haramı onarmayı, Allah'a ve ahiret gününe inananla, Allah yolunda cihat edenle bir mi tuttunuz? Allah katında bir olmazlar; Allah zulmeden milleti doğru yola eriştirmez.
9:20
ٱلَّذِينَ
kimseler
alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) وَهَاجَرُوا۟ ve hicret eden(ler) wahājarū
ve hicret eden(ler) وَجَـٰهَدُوا۟ ve cihad eden(ler) wajāhadū
ve cihad eden(ler) فِى yolunda fī
yolunda سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah بِأَمْوَٰلِهِمْ mallarıyla bi-amwālihim
mallarıyla وَأَنفُسِهِمْ ve canlarıyla wa-anfusihim
ve canlarıyla أَعْظَمُ daha büyüktür aʿẓamu
daha büyüktür دَرَجَةً dereceleri darajatan
dereceleri عِندَ katında ʿinda
katında ٱللَّهِ ۚ Allah l-lahi
Allah وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve işte wa-ulāika
ve işte هُمُ onlardır humu
onlardır ٱلْفَآئِزُونَ kurtuluşa erenler l-fāizūna
kurtuluşa erenler ٢٠ (20)
(20)
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) وَهَاجَرُوا۟ ve hicret eden(ler) wahājarū
ve hicret eden(ler) وَجَـٰهَدُوا۟ ve cihad eden(ler) wajāhadū
ve cihad eden(ler) فِى yolunda fī
yolunda سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah بِأَمْوَٰلِهِمْ mallarıyla bi-amwālihim
mallarıyla وَأَنفُسِهِمْ ve canlarıyla wa-anfusihim
ve canlarıyla أَعْظَمُ daha büyüktür aʿẓamu
daha büyüktür دَرَجَةً dereceleri darajatan
dereceleri عِندَ katında ʿinda
katında ٱللَّهِ ۚ Allah l-lahi
Allah وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve işte wa-ulāika
ve işte هُمُ onlardır humu
onlardır ٱلْفَآئِزُونَ kurtuluşa erenler l-fāizūna
kurtuluşa erenler ٢٠ (20)
(20)
İnanan, hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihat eden kimselere Allah katında en büyük dereceler vardır. İşte kurtulanlar onlardır.
9:21
يُبَشِّرُهُمْ
onları müjdeler
yubashiruhum
onları müjdeler رَبُّهُم Rableri rabbuhum
Rableri بِرَحْمَةٍۢ bir rahmetle biraḥmatin
bir rahmetle مِّنْهُ kendisinden min'hu
kendisinden وَرِضْوَٰنٍۢ ve rızasıyla wariḍ'wānin
ve rızasıyla وَجَنَّـٰتٍۢ ve cennetlerle wajannātin
ve cennetlerle لَّهُمْ bulunan lahum
bulunan فِيهَا içinde fīhā
içinde نَعِيمٌۭ nimetler naʿīmun
nimetler مُّقِيمٌ tükenmeyen muqīmun
tükenmeyen ٢١ (21)
(21)
onları müjdeler رَبُّهُم Rableri rabbuhum
Rableri بِرَحْمَةٍۢ bir rahmetle biraḥmatin
bir rahmetle مِّنْهُ kendisinden min'hu
kendisinden وَرِضْوَٰنٍۢ ve rızasıyla wariḍ'wānin
ve rızasıyla وَجَنَّـٰتٍۢ ve cennetlerle wajannātin
ve cennetlerle لَّهُمْ bulunan lahum
bulunan فِيهَا içinde fīhā
içinde نَعِيمٌۭ nimetler naʿīmun
nimetler مُّقِيمٌ tükenmeyen muqīmun
tükenmeyen ٢١ (21)
(21)
Rableri onlara katından bir rahmet, hoşnutluk ve içinde tükenmez nimetler bulunan cennetleri müjdeler. Doğrusu büyük ecir Allah katındadır.
9:22
خَـٰلِدِينَ
kalacaklardır
khālidīna
kalacaklardır فِيهَآ orada fīhā
orada أَبَدًا ۚ ebedi abadan
ebedi إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah عِندَهُۥٓ katındandır ʿindahu
katındandır أَجْرٌ mükafat ajrun
mükafat عَظِيمٌۭ büyük ʿaẓīmun
büyük ٢٢ (22)
(22)
kalacaklardır فِيهَآ orada fīhā
orada أَبَدًا ۚ ebedi abadan
ebedi إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah عِندَهُۥٓ katındandır ʿindahu
katındandır أَجْرٌ mükafat ajrun
mükafat عَظِيمٌۭ büyük ʿaẓīmun
büyük ٢٢ (22)
(22)
Rableri onlara katından bir rahmet, hoşnutluk ve içinde tükenmez nimetler bulunan cennetleri müjdeler. Doğrusu büyük ecir Allah katındadır.
9:23
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
yāayyuhā
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) لَا edinmeyin lā
edinmeyin تَتَّخِذُوٓا۟ take tattakhidhū
take ءَابَآءَكُمْ babalarınızı ābāakum
babalarınızı وَإِخْوَٰنَكُمْ ve kardeşlerinizi wa-ikh'wānakum
ve kardeşlerinizi أَوْلِيَآءَ veliler awliyāa
veliler إِنِ eğer ini
eğer ٱسْتَحَبُّوا۟ seviyorlarsa is'taḥabbū
seviyorlarsa ٱلْكُفْرَ küfrü l-kuf'ra
küfrü عَلَى karşı ʿalā
karşı ٱلْإِيمَـٰنِ ۚ imana l-īmāni
imana وَمَن ve kim waman
ve kim يَتَوَلَّهُم onları veli tanırsa yatawallahum
onları veli tanırsa مِّنكُمْ sizden minkum
sizden فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte fa-ulāika
işte هُمُ onlardır humu
onlardır ٱلظَّـٰلِمُونَ zalimler l-ẓālimūna
zalimler ٢٣ (23)
(23)
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) لَا edinmeyin lā
edinmeyin تَتَّخِذُوٓا۟ take tattakhidhū
take ءَابَآءَكُمْ babalarınızı ābāakum
babalarınızı وَإِخْوَٰنَكُمْ ve kardeşlerinizi wa-ikh'wānakum
ve kardeşlerinizi أَوْلِيَآءَ veliler awliyāa
veliler إِنِ eğer ini
eğer ٱسْتَحَبُّوا۟ seviyorlarsa is'taḥabbū
seviyorlarsa ٱلْكُفْرَ küfrü l-kuf'ra
küfrü عَلَى karşı ʿalā
karşı ٱلْإِيمَـٰنِ ۚ imana l-īmāni
imana وَمَن ve kim waman
ve kim يَتَوَلَّهُم onları veli tanırsa yatawallahum
onları veli tanırsa مِّنكُمْ sizden minkum
sizden فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte fa-ulāika
işte هُمُ onlardır humu
onlardır ٱلظَّـٰلِمُونَ zalimler l-ẓālimūna
zalimler ٢٣ (23)
(23)
Ey inananlar! Babalarınızı, kardeşlerinizi küfrü imana tercih ediyorlarsa dost edinmeyin. Sizden onları kim dost edinirse doğrusu kendine yazık etmiş olurlar.
9:24
قُلْ
de ki
qul
de ki إِن eğer in
eğer كَانَ ise kāna
ise ءَابَآؤُكُمْ babalarınız ābāukum
babalarınız وَأَبْنَآؤُكُمْ ve oğullarınız wa-abnāukum
ve oğullarınız وَإِخْوَٰنُكُمْ ve kardeşleriniz wa-ikh'wānukum
ve kardeşleriniz وَأَزْوَٰجُكُمْ ve eşleriniz wa-azwājukum
ve eşleriniz وَعَشِيرَتُكُمْ ve hısım akrabanız waʿashīratukum
ve hısım akrabanız وَأَمْوَٰلٌ ve mallar wa-amwālun
ve mallar ٱقْتَرَفْتُمُوهَا kazandığınız iq'taraftumūhā
kazandığınız وَتِجَـٰرَةٌۭ ve ticaret(iniz) watijāratun
ve ticaret(iniz) تَخْشَوْنَ korktuğunuz takhshawna
korktuğunuz كَسَادَهَا düşmesinden kasādahā
düşmesinden وَمَسَـٰكِنُ ve konutlar wamasākinu
ve konutlar تَرْضَوْنَهَآ hoşlandığınız tarḍawnahā
hoşlandığınız أَحَبَّ daha sevgili (ise) aḥabba
daha sevgili (ise) إِلَيْكُم size ilaykum
size مِّنَ Allahtan mina
Allahtan ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah وَرَسُولِهِۦ ve Elçisi(nden) warasūlihi
ve Elçisi(nden) وَجِهَادٍۢ ve cihad etmekten wajihādin
ve cihad etmekten فِى O'nun yolunda fī
O'nun yolunda سَبِيلِهِۦ His way sabīlihi
His way فَتَرَبَّصُوا۟ o halde gözetleyin fatarabbaṣū
o halde gözetleyin حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar يَأْتِىَ getirinceye yatiya
getirinceye ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah بِأَمْرِهِۦ ۗ emrini bi-amrihi
emrini وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah لَا (doğru) yola iletmez lā
(doğru) yola iletmez يَهْدِى guide yahdī
guide ٱلْقَوْمَ topluluğu l-qawma
topluluğu ٱلْفَـٰسِقِينَ yoldan çıkmış l-fāsiqīna
yoldan çıkmış ٢٤ (24)
(24)
de ki إِن eğer in
eğer كَانَ ise kāna
ise ءَابَآؤُكُمْ babalarınız ābāukum
babalarınız وَأَبْنَآؤُكُمْ ve oğullarınız wa-abnāukum
ve oğullarınız وَإِخْوَٰنُكُمْ ve kardeşleriniz wa-ikh'wānukum
ve kardeşleriniz وَأَزْوَٰجُكُمْ ve eşleriniz wa-azwājukum
ve eşleriniz وَعَشِيرَتُكُمْ ve hısım akrabanız waʿashīratukum
ve hısım akrabanız وَأَمْوَٰلٌ ve mallar wa-amwālun
ve mallar ٱقْتَرَفْتُمُوهَا kazandığınız iq'taraftumūhā
kazandığınız وَتِجَـٰرَةٌۭ ve ticaret(iniz) watijāratun
ve ticaret(iniz) تَخْشَوْنَ korktuğunuz takhshawna
korktuğunuz كَسَادَهَا düşmesinden kasādahā
düşmesinden وَمَسَـٰكِنُ ve konutlar wamasākinu
ve konutlar تَرْضَوْنَهَآ hoşlandığınız tarḍawnahā
hoşlandığınız أَحَبَّ daha sevgili (ise) aḥabba
daha sevgili (ise) إِلَيْكُم size ilaykum
size مِّنَ Allahtan mina
Allahtan ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah وَرَسُولِهِۦ ve Elçisi(nden) warasūlihi
ve Elçisi(nden) وَجِهَادٍۢ ve cihad etmekten wajihādin
ve cihad etmekten فِى O'nun yolunda fī
O'nun yolunda سَبِيلِهِۦ His way sabīlihi
His way فَتَرَبَّصُوا۟ o halde gözetleyin fatarabbaṣū
o halde gözetleyin حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar يَأْتِىَ getirinceye yatiya
getirinceye ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah بِأَمْرِهِۦ ۗ emrini bi-amrihi
emrini وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah لَا (doğru) yola iletmez lā
(doğru) yola iletmez يَهْدِى guide yahdī
guide ٱلْقَوْمَ topluluğu l-qawma
topluluğu ٱلْفَـٰسِقِينَ yoldan çıkmış l-fāsiqīna
yoldan çıkmış ٢٤ (24)
(24)
De ki: "Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akrabanız, elde ettiğiniz mallar, durgun gitmesinden korktuğunuz ticaret, hoşunuza giden evler sizce Allah'tan, Peygamberinden ve Allah yolunda savaşmaktan daha sevgili ise, Allah'ın buyruğu gelene kadar bekleyin. Allah fasık kimseleri doğru yola eriştirmez."
9:25
لَقَدْ
andolsun
laqad
andolsun نَصَرَكُمُ size yardım etmişti naṣarakumu
size yardım etmişti ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah فِى yerlerde fī
yerlerde مَوَاطِنَ regions mawāṭina
regions كَثِيرَةٍۢ ۙ birçok kathīratin
birçok وَيَوْمَ ve gününde wayawma
ve gününde حُنَيْنٍ ۙ Huneyn ḥunaynin
Huneyn إِذْ hani idh
hani أَعْجَبَتْكُمْ sizi böbürlendirmişti aʿjabatkum
sizi böbürlendirmişti كَثْرَتُكُمْ çokluğunuz kathratukum
çokluğunuz فَلَمْ fakat falam
fakat تُغْنِ sağlamamıştı tugh'ni
sağlamamıştı عَنكُمْ size ʿankum
size شَيْـًۭٔا hiçbir yarar shayan
hiçbir yarar وَضَاقَتْ ve dar gelmişti waḍāqat
ve dar gelmişti عَلَيْكُمُ başınıza ʿalaykumu
başınıza ٱلْأَرْضُ yeryüzü l-arḍu
yeryüzü بِمَا rağmen bimā
rağmen رَحُبَتْ bütün genişliğine raḥubat
bütün genişliğine ثُمَّ nihayet thumma
nihayet وَلَّيْتُم dönmüştünüz wallaytum
dönmüştünüz مُّدْبِرِينَ gerisin geri mud'birīna
gerisin geri ٢٥ (25)
(25)
andolsun نَصَرَكُمُ size yardım etmişti naṣarakumu
size yardım etmişti ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah فِى yerlerde fī
yerlerde مَوَاطِنَ regions mawāṭina
regions كَثِيرَةٍۢ ۙ birçok kathīratin
birçok وَيَوْمَ ve gününde wayawma
ve gününde حُنَيْنٍ ۙ Huneyn ḥunaynin
Huneyn إِذْ hani idh
hani أَعْجَبَتْكُمْ sizi böbürlendirmişti aʿjabatkum
sizi böbürlendirmişti كَثْرَتُكُمْ çokluğunuz kathratukum
çokluğunuz فَلَمْ fakat falam
fakat تُغْنِ sağlamamıştı tugh'ni
sağlamamıştı عَنكُمْ size ʿankum
size شَيْـًۭٔا hiçbir yarar shayan
hiçbir yarar وَضَاقَتْ ve dar gelmişti waḍāqat
ve dar gelmişti عَلَيْكُمُ başınıza ʿalaykumu
başınıza ٱلْأَرْضُ yeryüzü l-arḍu
yeryüzü بِمَا rağmen bimā
rağmen رَحُبَتْ bütün genişliğine raḥubat
bütün genişliğine ثُمَّ nihayet thumma
nihayet وَلَّيْتُم dönmüştünüz wallaytum
dönmüştünüz مُّدْبِرِينَ gerisin geri mud'birīna
gerisin geri ٢٥ (25)
(25)
And olsun ki Allah size birçok yerlerde, ve çokluğunuzun sizi böbürlendirdiği fakat bir faydası da olmadığı, yeryüzünün geniş olmasına rağmen size dar gelip de bozularak arkanıza döndüğünüz Huneyn gününde yardım etmişti.
9:26
ثُمَّ
sonra
thumma
sonra أَنزَلَ indirdi anzala
indirdi ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah سَكِينَتَهُۥ sekinetini sakīnatahu
sekinetini عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine رَسُولِهِۦ Elçisinin rasūlihi
Elçisinin وَعَلَى ve üzerine waʿalā
ve üzerine ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlerin l-mu'minīna
mü'minlerin وَأَنزَلَ ve indirdi wa-anzala
ve indirdi جُنُودًۭا askerler junūdan
askerler لَّمْ sizin görmediğiniz lam
sizin görmediğiniz تَرَوْهَا which you did not see tarawhā
which you did not see وَعَذَّبَ ve azab etti waʿadhaba
ve azab etti ٱلَّذِينَ olanlara alladhīna
olanlara كَفَرُوا۟ ۚ kafirlere kafarū
kafirlere وَذَٰلِكَ işte budur wadhālika
işte budur جَزَآءُ cezası jazāu
cezası ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirlerin l-kāfirīna
kafirlerin ٢٦ (26)
(26)
sonra أَنزَلَ indirdi anzala
indirdi ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah سَكِينَتَهُۥ sekinetini sakīnatahu
sekinetini عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine رَسُولِهِۦ Elçisinin rasūlihi
Elçisinin وَعَلَى ve üzerine waʿalā
ve üzerine ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlerin l-mu'minīna
mü'minlerin وَأَنزَلَ ve indirdi wa-anzala
ve indirdi جُنُودًۭا askerler junūdan
askerler لَّمْ sizin görmediğiniz lam
sizin görmediğiniz تَرَوْهَا which you did not see tarawhā
which you did not see وَعَذَّبَ ve azab etti waʿadhaba
ve azab etti ٱلَّذِينَ olanlara alladhīna
olanlara كَفَرُوا۟ ۚ kafirlere kafarū
kafirlere وَذَٰلِكَ işte budur wadhālika
işte budur جَزَآءُ cezası jazāu
cezası ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirlerin l-kāfirīna
kafirlerin ٢٦ (26)
(26)
Bozgundan sonra Allah, Peygamberine, müminlere güvenlik verdi ve görmediğiniz askerler indirdi; inkar edenleri azaba uğrattı. İnkarcıların cezası budur.
9:27
ثُمَّ
sonra
thumma
sonra يَتُوبُ tevbesini kabul eder yatūbu
tevbesini kabul eder ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah مِنۢ ardından min
ardından بَعْدِ after baʿdi
after ذَٰلِكَ bunun dhālika
bunun عَلَىٰ kimsenin ʿalā
kimsenin مَن whom man
whom يَشَآءُ ۗ dilediği yashāu
dilediği وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır رَّحِيمٌۭ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir ٢٧ (27)
(27)
sonra يَتُوبُ tevbesini kabul eder yatūbu
tevbesini kabul eder ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah مِنۢ ardından min
ardından بَعْدِ after baʿdi
after ذَٰلِكَ bunun dhālika
bunun عَلَىٰ kimsenin ʿalā
kimsenin مَن whom man
whom يَشَآءُ ۗ dilediği yashāu
dilediği وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır رَّحِيمٌۭ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir ٢٧ (27)
(27)
Allah bundan sonra da dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah bağışlar ve merhamet eder.
9:28
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
yāayyuhā
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) إِنَّمَا şüphesiz innamā
şüphesiz ٱلْمُشْرِكُونَ ortak koşanlar l-mush'rikūna
ortak koşanlar نَجَسٌۭ pisliktir najasun
pisliktir فَلَا artık falā
artık يَقْرَبُوا۟ yaklaşmasınlar yaqrabū
yaklaşmasınlar ٱلْمَسْجِدَ Mescid-i l-masjida
Mescid-i ٱلْحَرَامَ Haram'a l-ḥarāma
Haram'a بَعْدَ sonra baʿda
sonra عَامِهِمْ yıllarından ʿāmihim
yıllarından هَـٰذَا ۚ bu hādhā
bu وَإِنْ ve eğer wa-in
ve eğer خِفْتُمْ korkarsanız khif'tum
korkarsanız عَيْلَةًۭ yoksulluğa düşmekten ʿaylatan
yoksulluğa düşmekten فَسَوْفَ yakında fasawfa
yakında يُغْنِيكُمُ sizi zengin edecektir yugh'nīkumu
sizi zengin edecektir ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah مِن kendi lutfundan min
kendi lutfundan فَضْلِهِۦٓ His Bounty faḍlihi
His Bounty إِن eğer in
eğer شَآءَ ۚ dilerse shāa
dilerse إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir حَكِيمٌۭ hikmet sahibidir ḥakīmun
hikmet sahibidir ٢٨ (28)
(28)
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) إِنَّمَا şüphesiz innamā
şüphesiz ٱلْمُشْرِكُونَ ortak koşanlar l-mush'rikūna
ortak koşanlar نَجَسٌۭ pisliktir najasun
pisliktir فَلَا artık falā
artık يَقْرَبُوا۟ yaklaşmasınlar yaqrabū
yaklaşmasınlar ٱلْمَسْجِدَ Mescid-i l-masjida
Mescid-i ٱلْحَرَامَ Haram'a l-ḥarāma
Haram'a بَعْدَ sonra baʿda
sonra عَامِهِمْ yıllarından ʿāmihim
yıllarından هَـٰذَا ۚ bu hādhā
bu وَإِنْ ve eğer wa-in
ve eğer خِفْتُمْ korkarsanız khif'tum
korkarsanız عَيْلَةًۭ yoksulluğa düşmekten ʿaylatan
yoksulluğa düşmekten فَسَوْفَ yakında fasawfa
yakında يُغْنِيكُمُ sizi zengin edecektir yugh'nīkumu
sizi zengin edecektir ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah مِن kendi lutfundan min
kendi lutfundan فَضْلِهِۦٓ His Bounty faḍlihi
His Bounty إِن eğer in
eğer شَآءَ ۚ dilerse shāa
dilerse إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir حَكِيمٌۭ hikmet sahibidir ḥakīmun
hikmet sahibidir ٢٨ (28)
(28)
Ey inananlar! Doğrusu puta tapanlar pistirler, bu sebeple, bu yıllardan sonra Mescidi Haram'a yaklaşmasınlar. Eğer fakirlikten korkarsanız, bilin ki Allah dilerse sizi bol nimetiyle zenginleştirecektir. Allah şüphesiz bilendir, hakimdir.
9:29
قَـٰتِلُوا۟
savaşın
qātilū
savaşın ٱلَّذِينَ kimselerle alladhīna
kimselerle لَا inanmayan lā
inanmayan يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a وَلَا ve walā
ve بِٱلْيَوْمِ gününe bil-yawmi
gününe ٱلْـَٔاخِرِ ahiret l-ākhiri
ahiret وَلَا ve walā
ve يُحَرِّمُونَ haram saymayanlarla yuḥarrimūna
haram saymayanlarla مَا ne ki mā
ne ki حَرَّمَ haram kıldı ḥarrama
haram kıldı ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah وَرَسُولُهُۥ ve Elçisi warasūluhu
ve Elçisi وَلَا ve din edinmeyenlerle walā
ve din edinmeyenlerle يَدِينُونَ they acknowledge yadīnūna
they acknowledge دِينَ dini dīna
dini ٱلْحَقِّ gerçek l-ḥaqi
gerçek مِنَ kendilerine mina
kendilerine ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who أُوتُوا۟ verilenlerden ūtū
verilenlerden ٱلْكِتَـٰبَ Kitap l-kitāba
Kitap حَتَّىٰ zamana kadar ḥattā
zamana kadar يُعْطُوا۟ verecekleri yuʿ'ṭū
verecekleri ٱلْجِزْيَةَ cizye l-jiz'yata
cizye عَن elleriyle ʿan
elleriyle يَدٍۢ willingly yadin
willingly وَهُمْ onlar wahum
onlar صَـٰغِرُونَ küçülerek (boyun eğerek) ṣāghirūna
küçülerek (boyun eğerek) ٢٩ (29)
(29)
savaşın ٱلَّذِينَ kimselerle alladhīna
kimselerle لَا inanmayan lā
inanmayan يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a وَلَا ve walā
ve بِٱلْيَوْمِ gününe bil-yawmi
gününe ٱلْـَٔاخِرِ ahiret l-ākhiri
ahiret وَلَا ve walā
ve يُحَرِّمُونَ haram saymayanlarla yuḥarrimūna
haram saymayanlarla مَا ne ki mā
ne ki حَرَّمَ haram kıldı ḥarrama
haram kıldı ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah وَرَسُولُهُۥ ve Elçisi warasūluhu
ve Elçisi وَلَا ve din edinmeyenlerle walā
ve din edinmeyenlerle يَدِينُونَ they acknowledge yadīnūna
they acknowledge دِينَ dini dīna
dini ٱلْحَقِّ gerçek l-ḥaqi
gerçek مِنَ kendilerine mina
kendilerine ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who أُوتُوا۟ verilenlerden ūtū
verilenlerden ٱلْكِتَـٰبَ Kitap l-kitāba
Kitap حَتَّىٰ zamana kadar ḥattā
zamana kadar يُعْطُوا۟ verecekleri yuʿ'ṭū
verecekleri ٱلْجِزْيَةَ cizye l-jiz'yata
cizye عَن elleriyle ʿan
elleriyle يَدٍۢ willingly yadin
willingly وَهُمْ onlar wahum
onlar صَـٰغِرُونَ küçülerek (boyun eğerek) ṣāghirūna
küçülerek (boyun eğerek) ٢٩ (29)
(29)
Kitap verilenlerden, Allah'a, ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Peygamberinin haram kıldığını haram saymayan, hak dinini din edinmeyenlerle, boyunlarını büküp kendi elleriyle cizye verene kadar savaşın.
9:30
وَقَالَتِ
ve dediler ki
waqālati
ve dediler ki ٱلْيَهُودُ Yahudiler l-yahūdu
Yahudiler عُزَيْرٌ Uzeyr ʿuzayrun
Uzeyr ٱبْنُ oğludur ub'nu
oğludur ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın وَقَالَتِ ve dediler waqālati
ve dediler ٱلنَّصَـٰرَى Hıristiyanlar l-naṣārā
Hıristiyanlar ٱلْمَسِيحُ Mesih l-masīḥu
Mesih ٱبْنُ oğludur ub'nu
oğludur ٱللَّهِ ۖ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ذَٰلِكَ bu dhālika
bu قَوْلُهُم onların sözleridir qawluhum
onların sözleridir بِأَفْوَٰهِهِمْ ۖ ağızlarıyla (geveledikleri) bi-afwāhihim
ağızlarıyla (geveledikleri) يُضَـٰهِـُٔونَ benzetiyorlar yuḍāhiūna
benzetiyorlar قَوْلَ sözlerine qawla
sözlerine ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin كَفَرُوا۟ inkar edenlerin kafarū
inkar edenlerin مِن önceden min
önceden قَبْلُ ۚ before qablu
before قَـٰتَلَهُمُ onları kahretsin qātalahumu
onları kahretsin ٱللَّهُ ۚ Allah l-lahu
Allah أَنَّىٰ nasıl da annā
nasıl da يُؤْفَكُونَ çevriliyorlar yu'fakūna
çevriliyorlar ٣٠ (30)
(30)
ve dediler ki ٱلْيَهُودُ Yahudiler l-yahūdu
Yahudiler عُزَيْرٌ Uzeyr ʿuzayrun
Uzeyr ٱبْنُ oğludur ub'nu
oğludur ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın وَقَالَتِ ve dediler waqālati
ve dediler ٱلنَّصَـٰرَى Hıristiyanlar l-naṣārā
Hıristiyanlar ٱلْمَسِيحُ Mesih l-masīḥu
Mesih ٱبْنُ oğludur ub'nu
oğludur ٱللَّهِ ۖ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ذَٰلِكَ bu dhālika
bu قَوْلُهُم onların sözleridir qawluhum
onların sözleridir بِأَفْوَٰهِهِمْ ۖ ağızlarıyla (geveledikleri) bi-afwāhihim
ağızlarıyla (geveledikleri) يُضَـٰهِـُٔونَ benzetiyorlar yuḍāhiūna
benzetiyorlar قَوْلَ sözlerine qawla
sözlerine ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin كَفَرُوا۟ inkar edenlerin kafarū
inkar edenlerin مِن önceden min
önceden قَبْلُ ۚ before qablu
before قَـٰتَلَهُمُ onları kahretsin qātalahumu
onları kahretsin ٱللَّهُ ۚ Allah l-lahu
Allah أَنَّىٰ nasıl da annā
nasıl da يُؤْفَكُونَ çevriliyorlar yu'fakūna
çevriliyorlar ٣٠ (30)
(30)
Yahudiler, "Üzeyr Allah'ın oğludur" dediler; Hıristiyanlar, "Mesih Allah'ın oğludur" dediler. Bu, daha önce inkar edenlerin sözlerine benzeterek ağızlarında geveledikleri sözdür. Allah onları yok etsin, nasıl da uyduruyorlar!
9:31
ٱتَّخَذُوٓا۟
edindiler
ittakhadhū
edindiler أَحْبَارَهُمْ hahamlarını aḥbārahum
hahamlarını وَرُهْبَـٰنَهُمْ ve rahiplerini waruh'bānahum
ve rahiplerini أَرْبَابًۭا rabler arbāban
rabler مِّن ayrı min
ayrı دُونِ besides dūni
besides ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan وَٱلْمَسِيحَ ve Mesih'i de wal-masīḥa
ve Mesih'i de ٱبْنَ oğlu ib'na
oğlu مَرْيَمَ Meryem maryama
Meryem وَمَآ oysa emredilmemişti wamā
oysa emredilmemişti أُمِرُوٓا۟ they were commanded umirū
they were commanded إِلَّا dışında illā
dışında لِيَعْبُدُوٓا۟ ibadet etmeleri liyaʿbudū
ibadet etmeleri إِلَـٰهًۭا bir ilaha ilāhan
bir ilaha وَٰحِدًۭا ۖ tek olan wāḥidan
tek olan لَّآ yoktur lā
yoktur إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı إِلَّا başka illā
başka هُوَ ۚ O'ndan huwa
O'ndan سُبْحَـٰنَهُۥ O münezzehtir sub'ḥānahu
O münezzehtir عَمَّا şeylerden ʿammā
şeylerden يُشْرِكُونَ ortak koştukları yush'rikūna
ortak koştukları ٣١ (31)
(31)
edindiler أَحْبَارَهُمْ hahamlarını aḥbārahum
hahamlarını وَرُهْبَـٰنَهُمْ ve rahiplerini waruh'bānahum
ve rahiplerini أَرْبَابًۭا rabler arbāban
rabler مِّن ayrı min
ayrı دُونِ besides dūni
besides ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan وَٱلْمَسِيحَ ve Mesih'i de wal-masīḥa
ve Mesih'i de ٱبْنَ oğlu ib'na
oğlu مَرْيَمَ Meryem maryama
Meryem وَمَآ oysa emredilmemişti wamā
oysa emredilmemişti أُمِرُوٓا۟ they were commanded umirū
they were commanded إِلَّا dışında illā
dışında لِيَعْبُدُوٓا۟ ibadet etmeleri liyaʿbudū
ibadet etmeleri إِلَـٰهًۭا bir ilaha ilāhan
bir ilaha وَٰحِدًۭا ۖ tek olan wāḥidan
tek olan لَّآ yoktur lā
yoktur إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı إِلَّا başka illā
başka هُوَ ۚ O'ndan huwa
O'ndan سُبْحَـٰنَهُۥ O münezzehtir sub'ḥānahu
O münezzehtir عَمَّا şeylerden ʿammā
şeylerden يُشْرِكُونَ ortak koştukları yush'rikūna
ortak koştukları ٣١ (31)
(31)
Onlar Allah'ı bırakıp hahamlarını, papazlarını ve Meryem oğlu Mesih'i rableri olarak kabul ettiler. Oysa tek Tanrı'dan başkasına kulluk etmemekle emrolunmuşlardı. Ondan başka tanrı yoktur. Allah, koştukları eşlerden münezzehtir.
9:32
يُرِيدُونَ
istiyorlar
yurīdūna
istiyorlar أَن söndürmek an
söndürmek يُطْفِـُٔوا۟ extinguish yuṭ'fiū
extinguish نُورَ nurunu nūra
nurunu ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın بِأَفْوَٰهِهِمْ ağızlariyle bi-afwāhihim
ağızlariyle وَيَأْبَى halbuki istemez wayabā
halbuki istemez ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah إِلَّآ başkasını illā
başkasını أَن tamamlamaktan an
tamamlamaktan يُتِمَّ perfect yutimma
perfect نُورَهُۥ nurunu nūrahu
nurunu وَلَوْ şayet walaw
şayet كَرِهَ hoşlanmasa da kariha
hoşlanmasa da ٱلْكَـٰفِرُونَ kafirler l-kāfirūna
kafirler ٣٢ (32)
(32)
istiyorlar أَن söndürmek an
söndürmek يُطْفِـُٔوا۟ extinguish yuṭ'fiū
extinguish نُورَ nurunu nūra
nurunu ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın بِأَفْوَٰهِهِمْ ağızlariyle bi-afwāhihim
ağızlariyle وَيَأْبَى halbuki istemez wayabā
halbuki istemez ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah إِلَّآ başkasını illā
başkasını أَن tamamlamaktan an
tamamlamaktan يُتِمَّ perfect yutimma
perfect نُورَهُۥ nurunu nūrahu
nurunu وَلَوْ şayet walaw
şayet كَرِهَ hoşlanmasa da kariha
hoşlanmasa da ٱلْكَـٰفِرُونَ kafirler l-kāfirūna
kafirler ٣٢ (32)
(32)
Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isterler. Kafirler istemese de Allah nurunu mutlaka tamamlayacaktır.
9:33
هُوَ
O
huwa
O ٱلَّذِىٓ ki alladhī
ki أَرْسَلَ gönderdi arsala
gönderdi رَسُولَهُۥ Elçisini rasūlahu
Elçisini بِٱلْهُدَىٰ hidayetle bil-hudā
hidayetle وَدِينِ ve din ile wadīni
ve din ile ٱلْحَقِّ hak l-ḥaqi
hak لِيُظْهِرَهُۥ onu çıkarsın diye liyuẓ'hirahu
onu çıkarsın diye عَلَى üstüne ʿalā
üstüne ٱلدِّينِ din(ler)in l-dīni
din(ler)in كُلِّهِۦ bütün kullihi
bütün وَلَوْ şeayet walaw
şeayet كَرِهَ hoşlanmasa da kariha
hoşlanmasa da ٱلْمُشْرِكُونَ ortak koşanlar l-mush'rikūna
ortak koşanlar ٣٣ (33)
(33)
O ٱلَّذِىٓ ki alladhī
ki أَرْسَلَ gönderdi arsala
gönderdi رَسُولَهُۥ Elçisini rasūlahu
Elçisini بِٱلْهُدَىٰ hidayetle bil-hudā
hidayetle وَدِينِ ve din ile wadīni
ve din ile ٱلْحَقِّ hak l-ḥaqi
hak لِيُظْهِرَهُۥ onu çıkarsın diye liyuẓ'hirahu
onu çıkarsın diye عَلَى üstüne ʿalā
üstüne ٱلدِّينِ din(ler)in l-dīni
din(ler)in كُلِّهِۦ bütün kullihi
bütün وَلَوْ şeayet walaw
şeayet كَرِهَ hoşlanmasa da kariha
hoşlanmasa da ٱلْمُشْرِكُونَ ortak koşanlar l-mush'rikūna
ortak koşanlar ٣٣ (33)
(33)
Puta tapanlar hoşlanmasa da, dinini bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Peygamberini doğru yol ve hak dinle gönderen Allah'tır.
9:34
۞ يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
yāayyuhā
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوٓا۟ inananlar āmanū
inananlar إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz كَثِيرًۭا birçoğu kathīran
birçoğu مِّنَ hahamlardan mina
hahamlardan ٱلْأَحْبَارِ the rabbis l-aḥbāri
the rabbis وَٱلرُّهْبَانِ ve rahipler(den) wal-ruh'bāni
ve rahipler(den) لَيَأْكُلُونَ yerler layakulūna
yerler أَمْوَٰلَ mallarını amwāla
mallarını ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların بِٱلْبَـٰطِلِ haksızlıkla bil-bāṭili
haksızlıkla وَيَصُدُّونَ ve çevirirler wayaṣuddūna
ve çevirirler عَن yolundan ʿan
yolundan سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way ٱللَّهِ ۗ Allah l-lahi
Allah وَٱلَّذِينَ kimseler wa-alladhīna
kimseler يَكْنِزُونَ yığan yaknizūna
yığan ٱلذَّهَبَ altın l-dhahaba
altın وَٱلْفِضَّةَ ve gümüşü wal-fiḍata
ve gümüşü وَلَا ve walā
ve يُنفِقُونَهَا onları harcamayanlar yunfiqūnahā
onları harcamayanlar فِى yolunda fī
yolunda سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah فَبَشِّرْهُم işte onlara müjdele fabashir'hum
işte onlara müjdele بِعَذَابٍ bir azabı biʿadhābin
bir azabı أَلِيمٍۢ acıklı alīmin
acıklı ٣٤ (34)
(34)
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوٓا۟ inananlar āmanū
inananlar إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz كَثِيرًۭا birçoğu kathīran
birçoğu مِّنَ hahamlardan mina
hahamlardan ٱلْأَحْبَارِ the rabbis l-aḥbāri
the rabbis وَٱلرُّهْبَانِ ve rahipler(den) wal-ruh'bāni
ve rahipler(den) لَيَأْكُلُونَ yerler layakulūna
yerler أَمْوَٰلَ mallarını amwāla
mallarını ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların بِٱلْبَـٰطِلِ haksızlıkla bil-bāṭili
haksızlıkla وَيَصُدُّونَ ve çevirirler wayaṣuddūna
ve çevirirler عَن yolundan ʿan
yolundan سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way ٱللَّهِ ۗ Allah l-lahi
Allah وَٱلَّذِينَ kimseler wa-alladhīna
kimseler يَكْنِزُونَ yığan yaknizūna
yığan ٱلذَّهَبَ altın l-dhahaba
altın وَٱلْفِضَّةَ ve gümüşü wal-fiḍata
ve gümüşü وَلَا ve walā
ve يُنفِقُونَهَا onları harcamayanlar yunfiqūnahā
onları harcamayanlar فِى yolunda fī
yolunda سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah فَبَشِّرْهُم işte onlara müjdele fabashir'hum
işte onlara müjdele بِعَذَابٍ bir azabı biʿadhābin
bir azabı أَلِيمٍۢ acıklı alīmin
acıklı ٣٤ (34)
(34)
Ey inananlar! Hahamlar ve rahiplerin çoğu, insanların mallarını haksızlıkla yerler. Allah yolundan alıkoyarlar. Altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda sarf etmeyenlere can yakıcı bir azabı müjdele.
9:35
يَوْمَ
O gün
yawma
O gün يُحْمَىٰ kızdırılır yuḥ'mā
kızdırılır عَلَيْهَا üzerleri ʿalayhā
üzerleri فِى içinde fī
içinde نَارِ ateşi nāri
ateşi جَهَنَّمَ cehennem jahannama
cehennem فَتُكْوَىٰ dağlanır fatuk'wā
dağlanır بِهَا bunlarla bihā
bunlarla جِبَاهُهُمْ onların alınları jibāhuhum
onların alınları وَجُنُوبُهُمْ ve yanları wajunūbuhum
ve yanları وَظُهُورُهُمْ ۖ ve sırtları waẓuhūruhum
ve sırtları هَـٰذَا (işte) budur hādhā
(işte) budur مَا şeyler mā
şeyler كَنَزْتُمْ yığdıklarınız kanaztum
yığdıklarınız لِأَنفُسِكُمْ nefisleriniz için li-anfusikum
nefisleriniz için فَذُوقُوا۟ o halde tadın fadhūqū
o halde tadın مَا şeyleri mā
şeyleri كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz تَكْنِزُونَ yığıyor(lar) taknizūna
yığıyor(lar) ٣٥ (35)
(35)
O gün يُحْمَىٰ kızdırılır yuḥ'mā
kızdırılır عَلَيْهَا üzerleri ʿalayhā
üzerleri فِى içinde fī
içinde نَارِ ateşi nāri
ateşi جَهَنَّمَ cehennem jahannama
cehennem فَتُكْوَىٰ dağlanır fatuk'wā
dağlanır بِهَا bunlarla bihā
bunlarla جِبَاهُهُمْ onların alınları jibāhuhum
onların alınları وَجُنُوبُهُمْ ve yanları wajunūbuhum
ve yanları وَظُهُورُهُمْ ۖ ve sırtları waẓuhūruhum
ve sırtları هَـٰذَا (işte) budur hādhā
(işte) budur مَا şeyler mā
şeyler كَنَزْتُمْ yığdıklarınız kanaztum
yığdıklarınız لِأَنفُسِكُمْ nefisleriniz için li-anfusikum
nefisleriniz için فَذُوقُوا۟ o halde tadın fadhūqū
o halde tadın مَا şeyleri mā
şeyleri كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz تَكْنِزُونَ yığıyor(lar) taknizūna
yığıyor(lar) ٣٥ (35)
(35)
Bunlar cehennem ateşinde kızdırıldığı gün, alınları, böğürleri ve sırtları onlarla dağlanacak, "Bu, kendiniz için biriktirdiğinizdir; biriktirdiğinizi tadın" denecek.
9:36
إِنَّ
şüphesiz
inna
şüphesiz عِدَّةَ sayısı ʿiddata
sayısı ٱلشُّهُورِ ayların l-shuhūri
ayların عِندَ katında ʿinda
katında ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱثْنَا (on) iki ith'nā
(on) iki عَشَرَ on (iki) ʿashara
on (iki) شَهْرًۭا aydır shahran
aydır فِى kitabında fī
kitabında كِتَـٰبِ (the) ordinance kitābi
(the) ordinance ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın يَوْمَ günden beri yawma
günden beri خَلَقَ yarattığı khalaqa
yarattığı ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri مِنْهَآ bunlardan min'hā
bunlardan أَرْبَعَةٌ dördü arbaʿatun
dördü حُرُمٌۭ ۚ haram(ay)lardır ḥurumun
haram(ay)lardır ذَٰلِكَ işte budur dhālika
işte budur ٱلدِّينُ din l-dīnu
din ٱلْقَيِّمُ ۚ doğru l-qayimu
doğru فَلَا zulmetmeyin falā
zulmetmeyin تَظْلِمُوا۟ wrong taẓlimū
wrong فِيهِنَّ (o aylar) içinde fīhinna
(o aylar) içinde أَنفُسَكُمْ ۚ kendinize anfusakum
kendinize وَقَـٰتِلُوا۟ ve savaşın waqātilū
ve savaşın ٱلْمُشْرِكِينَ ortak koşanlarla l-mush'rikīna
ortak koşanlarla كَآفَّةًۭ topyekun kāffatan
topyekun كَمَا nasıl kamā
nasıl يُقَـٰتِلُونَكُمْ sizinle savaşıyorlarsa yuqātilūnakum
sizinle savaşıyorlarsa كَآفَّةًۭ ۚ topyekun kāffatan
topyekun وَٱعْلَمُوٓا۟ ve bilin ki wa-iʿ'lamū
ve bilin ki أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah مَعَ beraberdir maʿa
beraberdir ٱلْمُتَّقِينَ korunanlarla l-mutaqīna
korunanlarla ٣٦ (36)
(36)
şüphesiz عِدَّةَ sayısı ʿiddata
sayısı ٱلشُّهُورِ ayların l-shuhūri
ayların عِندَ katında ʿinda
katında ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱثْنَا (on) iki ith'nā
(on) iki عَشَرَ on (iki) ʿashara
on (iki) شَهْرًۭا aydır shahran
aydır فِى kitabında fī
kitabında كِتَـٰبِ (the) ordinance kitābi
(the) ordinance ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın يَوْمَ günden beri yawma
günden beri خَلَقَ yarattığı khalaqa
yarattığı ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri مِنْهَآ bunlardan min'hā
bunlardan أَرْبَعَةٌ dördü arbaʿatun
dördü حُرُمٌۭ ۚ haram(ay)lardır ḥurumun
haram(ay)lardır ذَٰلِكَ işte budur dhālika
işte budur ٱلدِّينُ din l-dīnu
din ٱلْقَيِّمُ ۚ doğru l-qayimu
doğru فَلَا zulmetmeyin falā
zulmetmeyin تَظْلِمُوا۟ wrong taẓlimū
wrong فِيهِنَّ (o aylar) içinde fīhinna
(o aylar) içinde أَنفُسَكُمْ ۚ kendinize anfusakum
kendinize وَقَـٰتِلُوا۟ ve savaşın waqātilū
ve savaşın ٱلْمُشْرِكِينَ ortak koşanlarla l-mush'rikīna
ortak koşanlarla كَآفَّةًۭ topyekun kāffatan
topyekun كَمَا nasıl kamā
nasıl يُقَـٰتِلُونَكُمْ sizinle savaşıyorlarsa yuqātilūnakum
sizinle savaşıyorlarsa كَآفَّةًۭ ۚ topyekun kāffatan
topyekun وَٱعْلَمُوٓا۟ ve bilin ki wa-iʿ'lamū
ve bilin ki أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah مَعَ beraberdir maʿa
beraberdir ٱلْمُتَّقِينَ korunanlarla l-mutaqīna
korunanlarla ٣٦ (36)
(36)
Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısında, Allah'a göre ayların sayısı onikidir. Bunlardan dördü hürmetli aydır. Bu dosdoğru bir nizamdır. Öyleyse o aylar içinde kendinize yazık etmeyin, topyekun sizinle savaşan putperestlerle siz de topyekun savaşın, Allah'ın sakınanlarla beraber olduğunu bilin.
9:37
إِنَّمَا
şüphesiz
innamā
şüphesiz ٱلنَّسِىٓءُ ertelemek l-nasīu
ertelemek زِيَادَةٌۭ daha ileri gitmektir ziyādatun
daha ileri gitmektir فِى küfürde fī
küfürde ٱلْكُفْرِ ۖ the disbelief l-kuf'ri
the disbelief يُضَلُّ saptırılır yuḍallu
saptırılır بِهِ onunla bihi
onunla ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler) يُحِلُّونَهُۥ onu helal sayarlar yuḥillūnahu
onu helal sayarlar عَامًۭا bir yıl ʿāman
bir yıl وَيُحَرِّمُونَهُۥ ve haram sayarlar wayuḥarrimūnahu
ve haram sayarlar عَامًۭا bir yıl ʿāman
bir yıl لِّيُوَاطِـُٔوا۟ denk gelsin diye liyuwāṭiū
denk gelsin diye عِدَّةَ sayısı ʿiddata
sayısı مَا haram kıldığının mā
haram kıldığının حَرَّمَ Allah has made unlawful ḥarrama
Allah has made unlawful ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın فَيُحِلُّوا۟ helal yapsınlar fayuḥillū
helal yapsınlar مَا haram kıldığını mā
haram kıldığını حَرَّمَ Allah has made unlawful ḥarrama
Allah has made unlawful ٱللَّهُ ۚ Allah'ın l-lahu
Allah'ın زُيِّنَ süslü gösterildi zuyyina
süslü gösterildi لَهُمْ kendilerine lahum
kendilerine سُوٓءُ kötülüğü sūu
kötülüğü أَعْمَـٰلِهِمْ ۗ yaptıkları işin aʿmālihim
yaptıkları işin وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah لَا yol göstermez lā
yol göstermez يَهْدِى guide yahdī
guide ٱلْقَوْمَ toplumuna l-qawma
toplumuna ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirler l-kāfirīna
kafirler ٣٧ (37)
(37)
şüphesiz ٱلنَّسِىٓءُ ertelemek l-nasīu
ertelemek زِيَادَةٌۭ daha ileri gitmektir ziyādatun
daha ileri gitmektir فِى küfürde fī
küfürde ٱلْكُفْرِ ۖ the disbelief l-kuf'ri
the disbelief يُضَلُّ saptırılır yuḍallu
saptırılır بِهِ onunla bihi
onunla ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler) يُحِلُّونَهُۥ onu helal sayarlar yuḥillūnahu
onu helal sayarlar عَامًۭا bir yıl ʿāman
bir yıl وَيُحَرِّمُونَهُۥ ve haram sayarlar wayuḥarrimūnahu
ve haram sayarlar عَامًۭا bir yıl ʿāman
bir yıl لِّيُوَاطِـُٔوا۟ denk gelsin diye liyuwāṭiū
denk gelsin diye عِدَّةَ sayısı ʿiddata
sayısı مَا haram kıldığının mā
haram kıldığının حَرَّمَ Allah has made unlawful ḥarrama
Allah has made unlawful ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın فَيُحِلُّوا۟ helal yapsınlar fayuḥillū
helal yapsınlar مَا haram kıldığını mā
haram kıldığını حَرَّمَ Allah has made unlawful ḥarrama
Allah has made unlawful ٱللَّهُ ۚ Allah'ın l-lahu
Allah'ın زُيِّنَ süslü gösterildi zuyyina
süslü gösterildi لَهُمْ kendilerine lahum
kendilerine سُوٓءُ kötülüğü sūu
kötülüğü أَعْمَـٰلِهِمْ ۗ yaptıkları işin aʿmālihim
yaptıkları işin وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah لَا yol göstermez lā
yol göstermez يَهْدِى guide yahdī
guide ٱلْقَوْمَ toplumuna l-qawma
toplumuna ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirler l-kāfirīna
kafirler ٣٧ (37)
(37)
Sapıtmak için hürmetli ayların yerlerini değiştirip geciktirmek, küfürde gerçekten ileri gitmekdir. İnkar edenler Allah'ın haram kıldığı ayların sayısına uydurmak için, onu bir yıl haram, bir yıl helal sayıyor, böylece Allah'ın haram kıldığını helalkılıyorlar. Kötü işleri kendilerine güzel göründü. Allah inkar eden toplumu doğru yola eriştirmez.
9:38
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
yāayyuhā
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) مَا ne oldu ki? mā
ne oldu ki? لَكُمْ size lakum
size إِذَا zaman idhā
zaman قِيلَ dendiği qīla
dendiği لَكُمُ size lakumu
size ٱنفِرُوا۟ savaşa çıkın infirū
savaşa çıkın فِى yolunda fī
yolunda سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah ٱثَّاقَلْتُمْ çakılıp kaldınız ithāqaltum
çakılıp kaldınız إِلَى yere ilā
yere ٱلْأَرْضِ ۚ the earth l-arḍi
the earth أَرَضِيتُم razı mı oldunuz? araḍītum
razı mı oldunuz? بِٱلْحَيَوٰةِ hayatına bil-ḥayati
hayatına ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya مِنَ karşılık mina
karşılık ٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ ahirete l-ākhirati
ahirete فَمَا ama famā
ama مَتَـٰعُ geçimi matāʿu
geçimi ٱلْحَيَوٰةِ hayatının l-ḥayati
hayatının ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya فِى göre fī
göre ٱلْـَٔاخِرَةِ ahirete l-ākhirati
ahirete إِلَّا pek illā
pek قَلِيلٌ azdır qalīlun
azdır ٣٨ (38)
(38)
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) مَا ne oldu ki? mā
ne oldu ki? لَكُمْ size lakum
size إِذَا zaman idhā
zaman قِيلَ dendiği qīla
dendiği لَكُمُ size lakumu
size ٱنفِرُوا۟ savaşa çıkın infirū
savaşa çıkın فِى yolunda fī
yolunda سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah ٱثَّاقَلْتُمْ çakılıp kaldınız ithāqaltum
çakılıp kaldınız إِلَى yere ilā
yere ٱلْأَرْضِ ۚ the earth l-arḍi
the earth أَرَضِيتُم razı mı oldunuz? araḍītum
razı mı oldunuz? بِٱلْحَيَوٰةِ hayatına bil-ḥayati
hayatına ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya مِنَ karşılık mina
karşılık ٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ ahirete l-ākhirati
ahirete فَمَا ama famā
ama مَتَـٰعُ geçimi matāʿu
geçimi ٱلْحَيَوٰةِ hayatının l-ḥayati
hayatının ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya فِى göre fī
göre ٱلْـَٔاخِرَةِ ahirete l-ākhirati
ahirete إِلَّا pek illā
pek قَلِيلٌ azdır qalīlun
azdır ٣٨ (38)
(38)
Ey inananlar! Size ne oldu ki, "Allah yolunda, savaşa çıkın" dendiği zaman yere çöküp kaldınız? Oysa dünya hayatının geçimi ahirete göre pek az bir şeydir.
9:39
إِلَّا
eğer
illā
eğer تَنفِرُوا۟ topluca (savaşa) çıkmazsanız tanfirū
topluca (savaşa) çıkmazsanız يُعَذِّبْكُمْ size azabeder yuʿadhib'kum
size azabeder عَذَابًا bir azapla ʿadhāban
bir azapla أَلِيمًۭا acıklı alīman
acıklı وَيَسْتَبْدِلْ ve yerinize getirir wayastabdil
ve yerinize getirir قَوْمًا bir topluluk qawman
bir topluluk غَيْرَكُمْ sizden başka ghayrakum
sizden başka وَلَا O'na zarar veremezsiniz walā
O'na zarar veremezsiniz تَضُرُّوهُ you can harm Him taḍurrūhu
you can harm Him شَيْـًۭٔا ۗ hiçbir shayan
hiçbir وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah عَلَىٰ her ʿalā
her كُلِّ every kulli
every شَىْءٍۢ şeyi shayin
şeyi قَدِيرٌ yapabilendir qadīrun
yapabilendir ٣٩ (39)
(39)
eğer تَنفِرُوا۟ topluca (savaşa) çıkmazsanız tanfirū
topluca (savaşa) çıkmazsanız يُعَذِّبْكُمْ size azabeder yuʿadhib'kum
size azabeder عَذَابًا bir azapla ʿadhāban
bir azapla أَلِيمًۭا acıklı alīman
acıklı وَيَسْتَبْدِلْ ve yerinize getirir wayastabdil
ve yerinize getirir قَوْمًا bir topluluk qawman
bir topluluk غَيْرَكُمْ sizden başka ghayrakum
sizden başka وَلَا O'na zarar veremezsiniz walā
O'na zarar veremezsiniz تَضُرُّوهُ you can harm Him taḍurrūhu
you can harm Him شَيْـًۭٔا ۗ hiçbir shayan
hiçbir وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah عَلَىٰ her ʿalā
her كُلِّ every kulli
every شَىْءٍۢ şeyi shayin
şeyi قَدِيرٌ yapabilendir qadīrun
yapabilendir ٣٩ (39)
(39)
Çıkmazsanız Allah size can yakıcı azabla azabeder ve yerinize başka bir millet getirir. O'na bir şey de yapamazsınız. Allah her şeye kadirdir.
9:40
إِلَّا
eğer
illā
eğer تَنصُرُوهُ siz ona yardım etmezseniz tanṣurūhu
siz ona yardım etmezseniz فَقَدْ iyi bilin ki faqad
iyi bilin ki نَصَرَهُ ona yardım etmişti naṣarahu
ona yardım etmişti ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah إِذْ hani idh
hani أَخْرَجَهُ (Mekke'den) çıkardıklarında akhrajahu
(Mekke'den) çıkardıklarında ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler) ثَانِىَ ikincisiydi thāniya
ikincisiydi ٱثْنَيْنِ iki kişiden ith'nayni
iki kişiden إِذْ iken idh
iken هُمَا ikisi humā
ikisi فِى mağarada fī
mağarada ٱلْغَارِ the cave l-ghāri
the cave إِذْ hani idh
hani يَقُولُ diyordu yaqūlu
diyordu لِصَـٰحِبِهِۦ arkadaşına liṣāḥibihi
arkadaşına لَا üzülme lā
üzülme تَحْزَنْ grieve taḥzan
grieve إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah مَعَنَا ۖ bizimle beraberdir maʿanā
bizimle beraberdir فَأَنزَلَ (İşte o zaman) indirdi fa-anzala
(İşte o zaman) indirdi ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah سَكِينَتَهُۥ sekinesini sakīnatahu
sekinesini عَلَيْهِ onun üzerine ʿalayhi
onun üzerine وَأَيَّدَهُۥ ve onu destekledi wa-ayyadahu
ve onu destekledi بِجُنُودٍۢ askerlerle bijunūdin
askerlerle لَّمْ sizin görmediğiniz lam
sizin görmediğiniz تَرَوْهَا which you did not see tarawhā
which you did not see وَجَعَلَ ve kıldı wajaʿala
ve kıldı كَلِمَةَ sözünü kalimata
sözünü ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin كَفَرُوا۟ inanmayan(ların) kafarū
inanmayan(ların) ٱلسُّفْلَىٰ ۗ alçak l-suf'lā
alçak وَكَلِمَةُ ve sözü ise wakalimatu
ve sözü ise ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın هِىَ o hiya
o ٱلْعُلْيَا ۗ yüce olandır l-ʿul'yā
yüce olandır وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah عَزِيزٌ daima üstündür ʿazīzun
daima üstündür حَكِيمٌ hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmet sahibidir ٤٠ (40)
(40)
eğer تَنصُرُوهُ siz ona yardım etmezseniz tanṣurūhu
siz ona yardım etmezseniz فَقَدْ iyi bilin ki faqad
iyi bilin ki نَصَرَهُ ona yardım etmişti naṣarahu
ona yardım etmişti ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah إِذْ hani idh
hani أَخْرَجَهُ (Mekke'den) çıkardıklarında akhrajahu
(Mekke'den) çıkardıklarında ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler) ثَانِىَ ikincisiydi thāniya
ikincisiydi ٱثْنَيْنِ iki kişiden ith'nayni
iki kişiden إِذْ iken idh
iken هُمَا ikisi humā
ikisi فِى mağarada fī
mağarada ٱلْغَارِ the cave l-ghāri
the cave إِذْ hani idh
hani يَقُولُ diyordu yaqūlu
diyordu لِصَـٰحِبِهِۦ arkadaşına liṣāḥibihi
arkadaşına لَا üzülme lā
üzülme تَحْزَنْ grieve taḥzan
grieve إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah مَعَنَا ۖ bizimle beraberdir maʿanā
bizimle beraberdir فَأَنزَلَ (İşte o zaman) indirdi fa-anzala
(İşte o zaman) indirdi ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah سَكِينَتَهُۥ sekinesini sakīnatahu
sekinesini عَلَيْهِ onun üzerine ʿalayhi
onun üzerine وَأَيَّدَهُۥ ve onu destekledi wa-ayyadahu
ve onu destekledi بِجُنُودٍۢ askerlerle bijunūdin
askerlerle لَّمْ sizin görmediğiniz lam
sizin görmediğiniz تَرَوْهَا which you did not see tarawhā
which you did not see وَجَعَلَ ve kıldı wajaʿala
ve kıldı كَلِمَةَ sözünü kalimata
sözünü ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin كَفَرُوا۟ inanmayan(ların) kafarū
inanmayan(ların) ٱلسُّفْلَىٰ ۗ alçak l-suf'lā
alçak وَكَلِمَةُ ve sözü ise wakalimatu
ve sözü ise ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın هِىَ o hiya
o ٱلْعُلْيَا ۗ yüce olandır l-ʿul'yā
yüce olandır وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah عَزِيزٌ daima üstündür ʿazīzun
daima üstündür حَكِيمٌ hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmet sahibidir ٤٠ (40)
(40)
Ona (Muhammed'e) yardım etmezseniz, bilin ki, inkar edenler onu Mekke'den çıkardıklarında mağarada bulunan iki kişiden biri olarak Allah ona yardım etmişti. Arkadaşına (Ebu Bekir'e) "Üzülme, Allah bizimledir" diyordu; Allah da ona güven vermiş, görmediğiniz askerlerle onu desteklemiş, inkar edenlerin sözünü alçaltmıştı. Ancak Allah'ın sözü yücedir. Allah güçlüdür, hakimdir.
9:41
ٱنفِرُوا۟
savaşa çıkın
infirū
savaşa çıkın خِفَافًۭا (gerek) hafif olarak khifāfan
(gerek) hafif olarak وَثِقَالًۭا (gerek) ağır olarak wathiqālan
(gerek) ağır olarak وَجَـٰهِدُوا۟ ve cihad edin wajāhidū
ve cihad edin بِأَمْوَٰلِكُمْ mallarınızla bi-amwālikum
mallarınızla وَأَنفُسِكُمْ ve canlarınızla wa-anfusikum
ve canlarınızla فِى yolunda fī
yolunda سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way ٱللَّهِ ۚ Allah l-lahi
Allah ذَٰلِكُمْ bu dhālikum
bu خَيْرٌۭ daha hayırlıdır khayrun
daha hayırlıdır لَّكُمْ sizin için lakum
sizin için إِن eğer in
eğer كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz تَعْلَمُونَ biliyor taʿlamūna
biliyor ٤١ (41)
(41)
savaşa çıkın خِفَافًۭا (gerek) hafif olarak khifāfan
(gerek) hafif olarak وَثِقَالًۭا (gerek) ağır olarak wathiqālan
(gerek) ağır olarak وَجَـٰهِدُوا۟ ve cihad edin wajāhidū
ve cihad edin بِأَمْوَٰلِكُمْ mallarınızla bi-amwālikum
mallarınızla وَأَنفُسِكُمْ ve canlarınızla wa-anfusikum
ve canlarınızla فِى yolunda fī
yolunda سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way ٱللَّهِ ۚ Allah l-lahi
Allah ذَٰلِكُمْ bu dhālikum
bu خَيْرٌۭ daha hayırlıdır khayrun
daha hayırlıdır لَّكُمْ sizin için lakum
sizin için إِن eğer in
eğer كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz تَعْلَمُونَ biliyor taʿlamūna
biliyor ٤١ (41)
(41)
İsteyen, istemeyen, hepiniz savaşa çıkın. Allah yolunda mallarınızla, canlarınızla cihat edin. Bilirseniz bu sizin için hayırlıdır.
9:42
لَوْ
eğer
law
eğer كَانَ olsaydı kāna
olsaydı عَرَضًۭا bir menfaat ʿaraḍan
bir menfaat قَرِيبًۭا yakın qarīban
yakın وَسَفَرًۭا ve bir yolculuk wasafaran
ve bir yolculuk قَاصِدًۭا orta qāṣidan
orta لَّٱتَّبَعُوكَ elbette sana tabi olurlardı la-ittabaʿūka
elbette sana tabi olurlardı وَلَـٰكِنۢ fakat walākin
fakat بَعُدَتْ uzak geldi baʿudat
uzak geldi عَلَيْهِمُ kendilerine ʿalayhimu
kendilerine ٱلشُّقَّةُ ۚ aşılacak mesafe l-shuqatu
aşılacak mesafe وَسَيَحْلِفُونَ bir de yemin edecekler wasayaḥlifūna
bir de yemin edecekler بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a لَوِ eğer (diye) lawi
eğer (diye) ٱسْتَطَعْنَا gücümüz yetseydi is'taṭaʿnā
gücümüz yetseydi لَخَرَجْنَا çıkardık lakharajnā
çıkardık مَعَكُمْ sizinle beraber maʿakum
sizinle beraber يُهْلِكُونَ mahvediyorlar yuh'likūna
mahvediyorlar أَنفُسَهُمْ kendilerini anfusahum
kendilerini وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah يَعْلَمُ biliyor; yaʿlamu
biliyor; إِنَّهُمْ onların innahum
onların لَكَـٰذِبُونَ yalancı olduklarını lakādhibūna
yalancı olduklarını ٤٢ (42)
(42)
eğer كَانَ olsaydı kāna
olsaydı عَرَضًۭا bir menfaat ʿaraḍan
bir menfaat قَرِيبًۭا yakın qarīban
yakın وَسَفَرًۭا ve bir yolculuk wasafaran
ve bir yolculuk قَاصِدًۭا orta qāṣidan
orta لَّٱتَّبَعُوكَ elbette sana tabi olurlardı la-ittabaʿūka
elbette sana tabi olurlardı وَلَـٰكِنۢ fakat walākin
fakat بَعُدَتْ uzak geldi baʿudat
uzak geldi عَلَيْهِمُ kendilerine ʿalayhimu
kendilerine ٱلشُّقَّةُ ۚ aşılacak mesafe l-shuqatu
aşılacak mesafe وَسَيَحْلِفُونَ bir de yemin edecekler wasayaḥlifūna
bir de yemin edecekler بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a لَوِ eğer (diye) lawi
eğer (diye) ٱسْتَطَعْنَا gücümüz yetseydi is'taṭaʿnā
gücümüz yetseydi لَخَرَجْنَا çıkardık lakharajnā
çıkardık مَعَكُمْ sizinle beraber maʿakum
sizinle beraber يُهْلِكُونَ mahvediyorlar yuh'likūna
mahvediyorlar أَنفُسَهُمْ kendilerini anfusahum
kendilerini وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah يَعْلَمُ biliyor; yaʿlamu
biliyor; إِنَّهُمْ onların innahum
onların لَكَـٰذِبُونَ yalancı olduklarını lakādhibūna
yalancı olduklarını ٤٢ (42)
(42)
Kolay bir kazanç, normal bir yolculuk olsaydı sana uyarlardı, fakat çıkılacak yol onlara uzak geldi, kendilerini helak ederek, "Gücümüz yetseydi sizinle beraber çıkardık" diye Allah'a yemin edeceklerdir. Allah, onların yalancı olduğunu elbette biliyor.
9:43
عَفَا
affetsin
ʿafā
affetsin ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَنكَ seni ʿanka
seni لِمَ niçin lima
niçin أَذِنتَ izin verdin adhinta
izin verdin لَهُمْ onlara lahum
onlara حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar يَتَبَيَّنَ iyice belli olana yatabayyana
iyice belli olana لَكَ sana laka
sana ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler صَدَقُوا۟ doğru söyleyen(ler) ṣadaqū
doğru söyleyen(ler) وَتَعْلَمَ ve öğreninceye wataʿlama
ve öğreninceye ٱلْكَـٰذِبِينَ yalan söyleyenler l-kādhibīna
yalan söyleyenler ٤٣ (43)
(43)
affetsin ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَنكَ seni ʿanka
seni لِمَ niçin lima
niçin أَذِنتَ izin verdin adhinta
izin verdin لَهُمْ onlara lahum
onlara حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar يَتَبَيَّنَ iyice belli olana yatabayyana
iyice belli olana لَكَ sana laka
sana ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler صَدَقُوا۟ doğru söyleyen(ler) ṣadaqū
doğru söyleyen(ler) وَتَعْلَمَ ve öğreninceye wataʿlama
ve öğreninceye ٱلْكَـٰذِبِينَ yalan söyleyenler l-kādhibīna
yalan söyleyenler ٤٣ (43)
(43)
Allah seni affetsin; doğrular sana belli olup, yalancıları bilmeden önce, niçin onlara izin verdin?
9:44
لَا
senden izin istemezler
lā
senden izin istemezler يَسْتَـْٔذِنُكَ (Would) not ask your permission yastadhinuka
(Would) not ask your permission ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler يُؤْمِنُونَ inanan(lar) yu'minūna
inanan(lar) بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a وَٱلْيَوْمِ ve gününe wal-yawmi
ve gününe ٱلْـَٔاخِرِ ahiret l-ākhiri
ahiret أَن cihadetmek için an
cihadetmek için يُجَـٰهِدُوا۟ they strive yujāhidū
they strive بِأَمْوَٰلِهِمْ mallariyle bi-amwālihim
mallariyle وَأَنفُسِهِمْ ۗ ve canlariyle wa-anfusihim
ve canlariyle وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah عَلِيمٌۢ bilir ʿalīmun
bilir بِٱلْمُتَّقِينَ korunanları bil-mutaqīna
korunanları ٤٤ (44)
(44)
senden izin istemezler يَسْتَـْٔذِنُكَ (Would) not ask your permission yastadhinuka
(Would) not ask your permission ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler يُؤْمِنُونَ inanan(lar) yu'minūna
inanan(lar) بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a وَٱلْيَوْمِ ve gününe wal-yawmi
ve gününe ٱلْـَٔاخِرِ ahiret l-ākhiri
ahiret أَن cihadetmek için an
cihadetmek için يُجَـٰهِدُوا۟ they strive yujāhidū
they strive بِأَمْوَٰلِهِمْ mallariyle bi-amwālihim
mallariyle وَأَنفُسِهِمْ ۗ ve canlariyle wa-anfusihim
ve canlariyle وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah عَلِيمٌۢ bilir ʿalīmun
bilir بِٱلْمُتَّقِينَ korunanları bil-mutaqīna
korunanları ٤٤ (44)
(44)
Allah'a ve ahiret gününe inananlar, mallariyle, canlariyle savaşmak istediklerinden ötürü geri kalmak için senden izin istemezler. Allah sakınanları bilir.
9:45
إِنَّمَا
ancak
innamā
ancak يَسْتَـْٔذِنُكَ senden izin isterler yastadhinuka
senden izin isterler ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler لَا inanmayan lā
inanmayan يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a وَٱلْيَوْمِ ve gününe wal-yawmi
ve gününe ٱلْـَٔاخِرِ ahiret l-ākhiri
ahiret وَٱرْتَابَتْ ve kuşkuya düşen wa-ir'tābat
ve kuşkuya düşen قُلُوبُهُمْ kalbleri qulūbuhum
kalbleri فَهُمْ kendileri fahum
kendileri فِى içinde fī
içinde رَيْبِهِمْ şüpheleri raybihim
şüpheleri يَتَرَدَّدُونَ bocalayıp duranlar yataraddadūna
bocalayıp duranlar ٤٥ (45)
(45)
ancak يَسْتَـْٔذِنُكَ senden izin isterler yastadhinuka
senden izin isterler ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler لَا inanmayan lā
inanmayan يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a وَٱلْيَوْمِ ve gününe wal-yawmi
ve gününe ٱلْـَٔاخِرِ ahiret l-ākhiri
ahiret وَٱرْتَابَتْ ve kuşkuya düşen wa-ir'tābat
ve kuşkuya düşen قُلُوبُهُمْ kalbleri qulūbuhum
kalbleri فَهُمْ kendileri fahum
kendileri فِى içinde fī
içinde رَيْبِهِمْ şüpheleri raybihim
şüpheleri يَتَرَدَّدُونَ bocalayıp duranlar yataraddadūna
bocalayıp duranlar ٤٥ (45)
(45)
Ancak Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, kalbleri şüpheye düşüp şüphelerinde bocalayan kimseler senden izin isterler.
9:46
۞ وَلَوْ
ve eğer
walaw
ve eğer أَرَادُوا۟ isteselerdi arādū
isteselerdi ٱلْخُرُوجَ çıkmak l-khurūja
çıkmak لَأَعَدُّوا۟ yaparladı la-aʿaddū
yaparladı لَهُۥ onun için lahu
onun için عُدَّةًۭ bir hazırlık ʿuddatan
bir hazırlık وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat كَرِهَ hoşlanmadı kariha
hoşlanmadı ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah ٱنۢبِعَاثَهُمْ davranışlarından inbiʿāthahum
davranışlarından فَثَبَّطَهُمْ ve onları durdurdu fathabbaṭahum
ve onları durdurdu وَقِيلَ ve denildi waqīla
ve denildi ٱقْعُدُوا۟ oturun uq'ʿudū
oturun مَعَ beraber maʿa
beraber ٱلْقَـٰعِدِينَ oturanlarla l-qāʿidīna
oturanlarla ٤٦ (46)
(46)
ve eğer أَرَادُوا۟ isteselerdi arādū
isteselerdi ٱلْخُرُوجَ çıkmak l-khurūja
çıkmak لَأَعَدُّوا۟ yaparladı la-aʿaddū
yaparladı لَهُۥ onun için lahu
onun için عُدَّةًۭ bir hazırlık ʿuddatan
bir hazırlık وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat كَرِهَ hoşlanmadı kariha
hoşlanmadı ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah ٱنۢبِعَاثَهُمْ davranışlarından inbiʿāthahum
davranışlarından فَثَبَّطَهُمْ ve onları durdurdu fathabbaṭahum
ve onları durdurdu وَقِيلَ ve denildi waqīla
ve denildi ٱقْعُدُوا۟ oturun uq'ʿudū
oturun مَعَ beraber maʿa
beraber ٱلْقَـٰعِدِينَ oturanlarla l-qāʿidīna
oturanlarla ٤٦ (46)
(46)
Eğer savaşa çıkmak isteselerdi bir hazırlık yaparlardı. Ama Allah davranışlarını beğenmedi de onları alıkoydu. "Acizlerle beraber oturun" denildi.
9:47
لَوْ
eğer
law
eğer خَرَجُوا۟ çıkmış olsalardı kharajū
çıkmış olsalardı فِيكُم sizin içinizde fīkum
sizin içinizde مَّا size bir katkıları olmazdı mā
size bir katkıları olmazdı زَادُوكُمْ they (would) have increased you zādūkum
they (would) have increased you إِلَّا başka illā
başka خَبَالًۭا bozgunculuktan khabālan
bozgunculuktan وَلَأَوْضَعُوا۟ ve hemen sokulurlardı wala-awḍaʿū
ve hemen sokulurlardı خِلَـٰلَكُمْ aranıza khilālakum
aranıza يَبْغُونَكُمُ sizi düşürmek için yabghūnakumu
sizi düşürmek için ٱلْفِتْنَةَ fitneye l-fit'nata
fitneye وَفِيكُمْ ve içinizde de vardı wafīkum
ve içinizde de vardı سَمَّـٰعُونَ kulak verenler sammāʿūna
kulak verenler لَهُمْ ۗ onlara lahum
onlara وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah عَلِيمٌۢ bilir ʿalīmun
bilir بِٱلظَّـٰلِمِينَ zalimleri bil-ẓālimīna
zalimleri ٤٧ (47)
(47)
eğer خَرَجُوا۟ çıkmış olsalardı kharajū
çıkmış olsalardı فِيكُم sizin içinizde fīkum
sizin içinizde مَّا size bir katkıları olmazdı mā
size bir katkıları olmazdı زَادُوكُمْ they (would) have increased you zādūkum
they (would) have increased you إِلَّا başka illā
başka خَبَالًۭا bozgunculuktan khabālan
bozgunculuktan وَلَأَوْضَعُوا۟ ve hemen sokulurlardı wala-awḍaʿū
ve hemen sokulurlardı خِلَـٰلَكُمْ aranıza khilālakum
aranıza يَبْغُونَكُمُ sizi düşürmek için yabghūnakumu
sizi düşürmek için ٱلْفِتْنَةَ fitneye l-fit'nata
fitneye وَفِيكُمْ ve içinizde de vardı wafīkum
ve içinizde de vardı سَمَّـٰعُونَ kulak verenler sammāʿūna
kulak verenler لَهُمْ ۗ onlara lahum
onlara وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah عَلِيمٌۢ bilir ʿalīmun
bilir بِٱلظَّـٰلِمِينَ zalimleri bil-ẓālimīna
zalimleri ٤٧ (47)
(47)
Aranızda savaşa çıkmış olsalardı, ancak sizi bozmağa çalışırlar ve fitneye düşürmek için aranıza sokulurlardı. İçinizde onlara kulak verenler var. Allah kendilerine yazık edenleri bilir.
9:48
لَقَدِ
andolsun ki
laqadi
andolsun ki ٱبْتَغَوُا۟ istediler ib'taghawū
istediler ٱلْفِتْنَةَ fitne çıkarmak l-fit'nata
fitne çıkarmak مِن önceden de min
önceden de قَبْلُ before qablu
before وَقَلَّبُوا۟ ve ters çevirdiler waqallabū
ve ters çevirdiler لَكَ sana laka
sana ٱلْأُمُورَ nice işleri l-umūra
nice işleri حَتَّىٰ nihayet ḥattā
nihayet جَآءَ geldi jāa
geldi ٱلْحَقُّ hak l-ḥaqu
hak وَظَهَرَ galebe çaldı waẓahara
galebe çaldı أَمْرُ emri amru
emri ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar كَـٰرِهُونَ istemedikleri halde kārihūna
istemedikleri halde ٤٨ (48)
(48)
andolsun ki ٱبْتَغَوُا۟ istediler ib'taghawū
istediler ٱلْفِتْنَةَ fitne çıkarmak l-fit'nata
fitne çıkarmak مِن önceden de min
önceden de قَبْلُ before qablu
before وَقَلَّبُوا۟ ve ters çevirdiler waqallabū
ve ters çevirdiler لَكَ sana laka
sana ٱلْأُمُورَ nice işleri l-umūra
nice işleri حَتَّىٰ nihayet ḥattā
nihayet جَآءَ geldi jāa
geldi ٱلْحَقُّ hak l-ḥaqu
hak وَظَهَرَ galebe çaldı waẓahara
galebe çaldı أَمْرُ emri amru
emri ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar كَـٰرِهُونَ istemedikleri halde kārihūna
istemedikleri halde ٤٨ (48)
(48)
And olsun ki, daha önce de fitne koparmak istemişlerdi. Sana karşı bir takım işler çeviriyorlardı, sonunda onlar istemedikleri halde hak ortaya çıktı, Allah'ın emri üstün geldi.
9:49
وَمِنْهُم
ve içlerinden
wamin'hum
ve içlerinden مَّن kimseler man
kimseler يَقُولُ derler yaqūlu
derler ٱئْذَن izin ver i'dhan
izin ver لِّى bana lī
bana وَلَا ve walā
ve تَفْتِنِّىٓ ۚ beni fitneye düşürme taftinnī
beni fitneye düşürme أَلَا iyi bilinki alā
iyi bilinki فِى onlar zaten fitneye fī
onlar zaten fitneye ٱلْفِتْنَةِ the trial l-fit'nati
the trial سَقَطُوا۟ ۗ düşmüşlerdir saqaṭū
düşmüşlerdir وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz جَهَنَّمَ cehennem jahannama
cehennem لَمُحِيطَةٌۢ kuşatacaktır lamuḥīṭatun
kuşatacaktır بِٱلْكَـٰفِرِينَ kafirleri bil-kāfirīna
kafirleri ٤٩ (49)
(49)
ve içlerinden مَّن kimseler man
kimseler يَقُولُ derler yaqūlu
derler ٱئْذَن izin ver i'dhan
izin ver لِّى bana lī
bana وَلَا ve walā
ve تَفْتِنِّىٓ ۚ beni fitneye düşürme taftinnī
beni fitneye düşürme أَلَا iyi bilinki alā
iyi bilinki فِى onlar zaten fitneye fī
onlar zaten fitneye ٱلْفِتْنَةِ the trial l-fit'nati
the trial سَقَطُوا۟ ۗ düşmüşlerdir saqaṭū
düşmüşlerdir وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz جَهَنَّمَ cehennem jahannama
cehennem لَمُحِيطَةٌۢ kuşatacaktır lamuḥīṭatun
kuşatacaktır بِٱلْكَـٰفِرِينَ kafirleri bil-kāfirīna
kafirleri ٤٩ (49)
(49)
Onlardan, "Bana izin ver, beni fitneye düşürme" diyen vardır. Bilin ki onlar zaten fitneye düşmüşlerdi. Cehennem, inkar edenleri şüphesiz kuşatacaktır.
9:50
إِن
eğer
in
eğer تُصِبْكَ sana ulaşsa tuṣib'ka
sana ulaşsa حَسَنَةٌۭ bir iyilik ḥasanatun
bir iyilik تَسُؤْهُمْ ۖ onların hoşuna gitmez tasu'hum
onların hoşuna gitmez وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer تُصِبْكَ sana ulaşsa tuṣib'ka
sana ulaşsa مُصِيبَةٌۭ bir kötülük muṣībatun
bir kötülük يَقُولُوا۟ derler yaqūlū
derler قَدْ muhakkak qad
muhakkak أَخَذْنَآ biz almıştık akhadhnā
biz almıştık أَمْرَنَا tedbirimizi amranā
tedbirimizi مِن önceden min
önceden قَبْلُ before qablu
before وَيَتَوَلَّوا۟ döner(gider)ler wayatawallaw
döner(gider)ler وَّهُمْ ve onlar wahum
ve onlar فَرِحُونَ sevinirler fariḥūna
sevinirler ٥٠ (50)
(50)
eğer تُصِبْكَ sana ulaşsa tuṣib'ka
sana ulaşsa حَسَنَةٌۭ bir iyilik ḥasanatun
bir iyilik تَسُؤْهُمْ ۖ onların hoşuna gitmez tasu'hum
onların hoşuna gitmez وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer تُصِبْكَ sana ulaşsa tuṣib'ka
sana ulaşsa مُصِيبَةٌۭ bir kötülük muṣībatun
bir kötülük يَقُولُوا۟ derler yaqūlū
derler قَدْ muhakkak qad
muhakkak أَخَذْنَآ biz almıştık akhadhnā
biz almıştık أَمْرَنَا tedbirimizi amranā
tedbirimizi مِن önceden min
önceden قَبْلُ before qablu
before وَيَتَوَلَّوا۟ döner(gider)ler wayatawallaw
döner(gider)ler وَّهُمْ ve onlar wahum
ve onlar فَرِحُونَ sevinirler fariḥūna
sevinirler ٥٠ (50)
(50)
Sana bir iyilik gelince onların fenasına gider; bir kötülük gelse, "Biz önceden ihtiyatlı davrandık" derler, sevinerek dönüp giderler.
9:51
قُل
de ki
qul
de ki لَّن bize lan
bize يُصِيبَنَآ ulaşmaz yuṣībanā
ulaşmaz إِلَّا başkası illā
başkası مَا şeyden mā
şeyden كَتَبَ yazdığı kataba
yazdığı ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın لَنَا bizim için lanā
bizim için هُوَ O'dur huwa
O'dur مَوْلَىٰنَا ۚ bizim sahibimiz mawlānā
bizim sahibimiz وَعَلَى Allah'a waʿalā
Allah'a ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah فَلْيَتَوَكَّلِ dayansınlar falyatawakkali
dayansınlar ٱلْمُؤْمِنُونَ inananlar l-mu'minūna
inananlar ٥١ (51)
(51)
de ki لَّن bize lan
bize يُصِيبَنَآ ulaşmaz yuṣībanā
ulaşmaz إِلَّا başkası illā
başkası مَا şeyden mā
şeyden كَتَبَ yazdığı kataba
yazdığı ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın لَنَا bizim için lanā
bizim için هُوَ O'dur huwa
O'dur مَوْلَىٰنَا ۚ bizim sahibimiz mawlānā
bizim sahibimiz وَعَلَى Allah'a waʿalā
Allah'a ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah فَلْيَتَوَكَّلِ dayansınlar falyatawakkali
dayansınlar ٱلْمُؤْمِنُونَ inananlar l-mu'minūna
inananlar ٥١ (51)
(51)
De ki: "Allah'ın bize yazdığından başkası başımıza gelmez. O bizim Mevlamızdır, inananlar Allah'a güvensin."
9:52
قُلْ
de ki
qul
de ki هَلْ gözetiyor musunuz? hal
gözetiyor musunuz? تَرَبَّصُونَ you await tarabbaṣūna
you await بِنَآ bizim için binā
bizim için إِلَّآ yalnız illā
yalnız إِحْدَى birini iḥ'dā
birini ٱلْحُسْنَيَيْنِ ۖ iki iyilikten l-ḥus'nayayni
iki iyilikten وَنَحْنُ ama biz wanaḥnu
ama biz نَتَرَبَّصُ gözetiyoruz natarabbaṣu
gözetiyoruz بِكُمْ size bikum
size أَن ulaştırmasını an
ulaştırmasını يُصِيبَكُمُ Allah will afflict you yuṣībakumu
Allah will afflict you ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın بِعَذَابٍۢ bir azab biʿadhābin
bir azab مِّنْ kendi tarafından min
kendi tarafından عِندِهِۦٓ [near] Him ʿindihi
[near] Him أَوْ veya aw
veya بِأَيْدِينَا ۖ bizim ellerimizle bi-aydīnā
bizim ellerimizle فَتَرَبَّصُوٓا۟ haydi gözetin fatarabbaṣū
haydi gözetin إِنَّا biz de innā
biz de مَعَكُم sizinle beraber maʿakum
sizinle beraber مُّتَرَبِّصُونَ gözetenleriz mutarabbiṣūna
gözetenleriz ٥٢ (52)
(52)
de ki هَلْ gözetiyor musunuz? hal
gözetiyor musunuz? تَرَبَّصُونَ you await tarabbaṣūna
you await بِنَآ bizim için binā
bizim için إِلَّآ yalnız illā
yalnız إِحْدَى birini iḥ'dā
birini ٱلْحُسْنَيَيْنِ ۖ iki iyilikten l-ḥus'nayayni
iki iyilikten وَنَحْنُ ama biz wanaḥnu
ama biz نَتَرَبَّصُ gözetiyoruz natarabbaṣu
gözetiyoruz بِكُمْ size bikum
size أَن ulaştırmasını an
ulaştırmasını يُصِيبَكُمُ Allah will afflict you yuṣībakumu
Allah will afflict you ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın بِعَذَابٍۢ bir azab biʿadhābin
bir azab مِّنْ kendi tarafından min
kendi tarafından عِندِهِۦٓ [near] Him ʿindihi
[near] Him أَوْ veya aw
veya بِأَيْدِينَا ۖ bizim ellerimizle bi-aydīnā
bizim ellerimizle فَتَرَبَّصُوٓا۟ haydi gözetin fatarabbaṣū
haydi gözetin إِنَّا biz de innā
biz de مَعَكُم sizinle beraber maʿakum
sizinle beraber مُّتَرَبِّصُونَ gözetenleriz mutarabbiṣūna
gözetenleriz ٥٢ (52)
(52)
De ki: "Bize iki iyiden, gazilik ve şehidlikten başka bir şeyin gelmesini mi bekliyorsunuz? Oysa biz Allah'ın kendi katından veya elimizle, sizi bir azaba uğratmasını bekliyoruz. Bekleyiniz, doğrusu biz de sizinle birlikte beklemekteyiz."
9:53
قُلْ
de ki
qul
de ki أَنفِقُوا۟ sadaka verin anfiqū
sadaka verin طَوْعًا gönüllü ṭawʿan
gönüllü أَوْ veya aw
veya كَرْهًۭا gönülsüz karhan
gönülsüz لَّن kabul edilmeyecektir lan
kabul edilmeyecektir يُتَقَبَّلَ will be accepted yutaqabbala
will be accepted مِنكُمْ ۖ sizden minkum
sizden إِنَّكُمْ çünkü siz innakum
çünkü siz كُنتُمْ oldunuz kuntum
oldunuz قَوْمًۭا bir kavim qawman
bir kavim فَـٰسِقِينَ yoldan çıkan fāsiqīna
yoldan çıkan ٥٣ (53)
(53)
de ki أَنفِقُوا۟ sadaka verin anfiqū
sadaka verin طَوْعًا gönüllü ṭawʿan
gönüllü أَوْ veya aw
veya كَرْهًۭا gönülsüz karhan
gönülsüz لَّن kabul edilmeyecektir lan
kabul edilmeyecektir يُتَقَبَّلَ will be accepted yutaqabbala
will be accepted مِنكُمْ ۖ sizden minkum
sizden إِنَّكُمْ çünkü siz innakum
çünkü siz كُنتُمْ oldunuz kuntum
oldunuz قَوْمًۭا bir kavim qawman
bir kavim فَـٰسِقِينَ yoldan çıkan fāsiqīna
yoldan çıkan ٥٣ (53)
(53)
De ki: "İstekli yahut isteksiz olarak verin, nasıl olsa kabul edilmeyecektir. Siz şüphesiz fasık bir topluluksunuz."
9:54
وَمَا
ve
wamā
ve مَنَعَهُمْ engel olan manaʿahum
engel olan أَن kabul edilmesine an
kabul edilmesine تُقْبَلَ is accepted tuq'bala
is accepted مِنْهُمْ kendilerinden min'hum
kendilerinden نَفَقَـٰتُهُمْ sadakalarının nafaqātuhum
sadakalarının إِلَّآ sadece şudur illā
sadece şudur أَنَّهُمْ onların annahum
onların كَفَرُوا۟ inkar etmeleridir kafarū
inkar etmeleridir بِٱللَّهِ Allah'ı bil-lahi
Allah'ı وَبِرَسُولِهِۦ ve elçisini wabirasūlihi
ve elçisini وَلَا ve walā
ve يَأْتُونَ gelmemeleridir yatūna
gelmemeleridir ٱلصَّلَوٰةَ namaza l-ṣalata
namaza إِلَّا dışında illā
dışında وَهُمْ onlar wahum
onlar كُسَالَىٰ üşene üşene kusālā
üşene üşene وَلَا ve walā
ve يُنفِقُونَ sadaka vermemeleri yunfiqūna
sadaka vermemeleri إِلَّا dışında illā
dışında وَهُمْ onlar wahum
onlar كَـٰرِهُونَ istemeye istemeye kārihūna
istemeye istemeye ٥٤ (54)
(54)
ve مَنَعَهُمْ engel olan manaʿahum
engel olan أَن kabul edilmesine an
kabul edilmesine تُقْبَلَ is accepted tuq'bala
is accepted مِنْهُمْ kendilerinden min'hum
kendilerinden نَفَقَـٰتُهُمْ sadakalarının nafaqātuhum
sadakalarının إِلَّآ sadece şudur illā
sadece şudur أَنَّهُمْ onların annahum
onların كَفَرُوا۟ inkar etmeleridir kafarū
inkar etmeleridir بِٱللَّهِ Allah'ı bil-lahi
Allah'ı وَبِرَسُولِهِۦ ve elçisini wabirasūlihi
ve elçisini وَلَا ve walā
ve يَأْتُونَ gelmemeleridir yatūna
gelmemeleridir ٱلصَّلَوٰةَ namaza l-ṣalata
namaza إِلَّا dışında illā
dışında وَهُمْ onlar wahum
onlar كُسَالَىٰ üşene üşene kusālā
üşene üşene وَلَا ve walā
ve يُنفِقُونَ sadaka vermemeleri yunfiqūna
sadaka vermemeleri إِلَّا dışında illā
dışında وَهُمْ onlar wahum
onlar كَـٰرِهُونَ istemeye istemeye kārihūna
istemeye istemeye ٥٤ (54)
(54)
Verdiklerinin kabul olunmasına engel olan, Allah'ı ve Peygamberini inkar etmeleri, namaza tembel tembel gelmeleri, istemeye istemeye vermeleridir.
9:55
فَلَا
seni imrendirmesin
falā
seni imrendirmesin تُعْجِبْكَ impress you tuʿ'jib'ka
impress you أَمْوَٰلُهُمْ onların malları amwāluhum
onların malları وَلَآ ne de walā
ne de أَوْلَـٰدُهُمْ ۚ evladları awlāduhum
evladları إِنَّمَا şüphesiz innamā
şüphesiz يُرِيدُ istiyor yurīdu
istiyor ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah لِيُعَذِّبَهُم onlara azabetmeyi liyuʿadhibahum
onlara azabetmeyi بِهَا bunlarla bihā
bunlarla فِى hayatında fī
hayatında ٱلْحَيَوٰةِ the life l-ḥayati
the life ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya وَتَزْهَقَ ve çıkmasını watazhaqa
ve çıkmasını أَنفُسُهُمْ canlarının anfusuhum
canlarının وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar كَـٰفِرُونَ kafir olarak kāfirūna
kafir olarak ٥٥ (55)
(55)
seni imrendirmesin تُعْجِبْكَ impress you tuʿ'jib'ka
impress you أَمْوَٰلُهُمْ onların malları amwāluhum
onların malları وَلَآ ne de walā
ne de أَوْلَـٰدُهُمْ ۚ evladları awlāduhum
evladları إِنَّمَا şüphesiz innamā
şüphesiz يُرِيدُ istiyor yurīdu
istiyor ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah لِيُعَذِّبَهُم onlara azabetmeyi liyuʿadhibahum
onlara azabetmeyi بِهَا bunlarla bihā
bunlarla فِى hayatında fī
hayatında ٱلْحَيَوٰةِ the life l-ḥayati
the life ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya وَتَزْهَقَ ve çıkmasını watazhaqa
ve çıkmasını أَنفُسُهُمْ canlarının anfusuhum
canlarının وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar كَـٰفِرُونَ kafir olarak kāfirūna
kafir olarak ٥٥ (55)
(55)
Artık onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. Allah bunlarla onlara dünya hayatında azabetmek ve canlarının inkarcı olarak çıkmasını ister.
9:56
وَيَحْلِفُونَ
ve yemin ediyorlar
wayaḥlifūna
ve yemin ediyorlar بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a إِنَّهُمْ muhakkak onlar innahum
muhakkak onlar لَمِنكُمْ sizden olduklarına laminkum
sizden olduklarına وَمَا oysa değiller wamā
oysa değiller هُم onlar hum
onlar مِّنكُمْ sizden minkum
sizden وَلَـٰكِنَّهُمْ fakat onlar walākinnahum
fakat onlar قَوْمٌۭ bir topluluktur qawmun
bir topluluktur يَفْرَقُونَ korkak yafraqūna
korkak ٥٦ (56)
(56)
ve yemin ediyorlar بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a إِنَّهُمْ muhakkak onlar innahum
muhakkak onlar لَمِنكُمْ sizden olduklarına laminkum
sizden olduklarına وَمَا oysa değiller wamā
oysa değiller هُم onlar hum
onlar مِّنكُمْ sizden minkum
sizden وَلَـٰكِنَّهُمْ fakat onlar walākinnahum
fakat onlar قَوْمٌۭ bir topluluktur qawmun
bir topluluktur يَفْرَقُونَ korkak yafraqūna
korkak ٥٦ (56)
(56)
Sizden olmadıkları halde, sizinle beraber olduklarına Allah'a yemin ederler. Oysa onlar korkak bir topluluktur.
9:57
لَوْ
eğer
law
eğer يَجِدُونَ bulsalardı yajidūna
bulsalardı مَلْجَـًٔا sığınacak bir yer malja-an
sığınacak bir yer أَوْ yahut aw
yahut مَغَـٰرَٰتٍ mağaralar maghārātin
mağaralar أَوْ ya da aw
ya da مُدَّخَلًۭا sokulacak bir delik muddakhalan
sokulacak bir delik لَّوَلَّوْا۟ koşarlardı lawallaw
koşarlardı إِلَيْهِ oraya doğru ilayhi
oraya doğru وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar يَجْمَحُونَ hemen yajmaḥūna
hemen ٥٧ (57)
(57)
eğer يَجِدُونَ bulsalardı yajidūna
bulsalardı مَلْجَـًٔا sığınacak bir yer malja-an
sığınacak bir yer أَوْ yahut aw
yahut مَغَـٰرَٰتٍ mağaralar maghārātin
mağaralar أَوْ ya da aw
ya da مُدَّخَلًۭا sokulacak bir delik muddakhalan
sokulacak bir delik لَّوَلَّوْا۟ koşarlardı lawallaw
koşarlardı إِلَيْهِ oraya doğru ilayhi
oraya doğru وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar يَجْمَحُونَ hemen yajmaḥūna
hemen ٥٧ (57)
(57)
Bir sığınak veya mağara yahut girecek bir yer bulmuş olsalardı, çarçabuk oraya yönelirlerdi.
9:58
وَمِنْهُم
ve onlardan
wamin'hum
ve onlardan مَّن kimi de man
kimi de يَلْمِزُكَ sana dil uzatır yalmizuka
sana dil uzatır فِى hakkında fī
hakkında ٱلصَّدَقَـٰتِ sadakalar l-ṣadaqāti
sadakalar فَإِنْ eğer fa-in
eğer أُعْطُوا۟ kendilerine pay verilse uʿ'ṭū
kendilerine pay verilse مِنْهَا onlardan min'hā
onlardan رَضُوا۟ hoşlanırlar raḍū
hoşlanırlar وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer لَّمْ kendilerine pay verilmezse lam
kendilerine pay verilmezse يُعْطَوْا۟ they are given yuʿ'ṭaw
they are given مِنْهَآ onlardan min'hā
onlardan إِذَا hemen idhā
hemen هُمْ onlar hum
onlar يَسْخَطُونَ kızarlar yaskhaṭūna
kızarlar ٥٨ (58)
(58)
ve onlardan مَّن kimi de man
kimi de يَلْمِزُكَ sana dil uzatır yalmizuka
sana dil uzatır فِى hakkında fī
hakkında ٱلصَّدَقَـٰتِ sadakalar l-ṣadaqāti
sadakalar فَإِنْ eğer fa-in
eğer أُعْطُوا۟ kendilerine pay verilse uʿ'ṭū
kendilerine pay verilse مِنْهَا onlardan min'hā
onlardan رَضُوا۟ hoşlanırlar raḍū
hoşlanırlar وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer لَّمْ kendilerine pay verilmezse lam
kendilerine pay verilmezse يُعْطَوْا۟ they are given yuʿ'ṭaw
they are given مِنْهَآ onlardan min'hā
onlardan إِذَا hemen idhā
hemen هُمْ onlar hum
onlar يَسْخَطُونَ kızarlar yaskhaṭūna
kızarlar ٥٨ (58)
(58)
Sadakalar hakkında sana dil uzatanlar vardır. Onlara verilirse hoşnut olurlar, verilmezse, hemen öfkeleniverirler.
9:59
وَلَوْ
ve şayet
walaw
ve şayet أَنَّهُمْ onlar annahum
onlar رَضُوا۟ razı olsalardı raḍū
razı olsalardı مَآ şeye mā
şeye ءَاتَىٰهُمُ kendilerine verdiğine ātāhumu
kendilerine verdiğine ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın وَرَسُولُهُۥ ve Elçisinin warasūluhu
ve Elçisinin وَقَالُوا۟ ve deselerdi waqālū
ve deselerdi حَسْبُنَا bize yeter ḥasbunā
bize yeter ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah سَيُؤْتِينَا yakında bize verecek sayu'tīnā
yakında bize verecek ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah مِن bol lutfundan min
bol lutfundan فَضْلِهِۦ His Bounty faḍlihi
His Bounty وَرَسُولُهُۥٓ ve Elçisi de warasūluhu
ve Elçisi de إِنَّآ biz sadece innā
biz sadece إِلَى Allah'a ilā
Allah'a ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah رَٰغِبُونَ rağbet ederiz rāghibūna
rağbet ederiz ٥٩ (59)
(59)
ve şayet أَنَّهُمْ onlar annahum
onlar رَضُوا۟ razı olsalardı raḍū
razı olsalardı مَآ şeye mā
şeye ءَاتَىٰهُمُ kendilerine verdiğine ātāhumu
kendilerine verdiğine ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın وَرَسُولُهُۥ ve Elçisinin warasūluhu
ve Elçisinin وَقَالُوا۟ ve deselerdi waqālū
ve deselerdi حَسْبُنَا bize yeter ḥasbunā
bize yeter ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah سَيُؤْتِينَا yakında bize verecek sayu'tīnā
yakında bize verecek ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah مِن bol lutfundan min
bol lutfundan فَضْلِهِۦ His Bounty faḍlihi
His Bounty وَرَسُولُهُۥٓ ve Elçisi de warasūluhu
ve Elçisi de إِنَّآ biz sadece innā
biz sadece إِلَى Allah'a ilā
Allah'a ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah رَٰغِبُونَ rağbet ederiz rāghibūna
rağbet ederiz ٥٩ (59)
(59)
Eğer onlar, Allah ve Peygamberinin kendilerine vermiş oldukları şeylere razı olsalar ve "Allah bize yeter, O ve Peygamberi bol nimetinden bize verecektir; doğrusu biz Allah'a gönül bağlayanlardanız" deselerdi daha hayırlı olurdu.
9:60
۞ إِنَّمَا
şüphesiz ancak
innamā
şüphesiz ancak ٱلصَّدَقَـٰتُ sadakalar (zekatlar) l-ṣadaqātu
sadakalar (zekatlar) لِلْفُقَرَآءِ fakirlere mahsustur lil'fuqarāi
fakirlere mahsustur وَٱلْمَسَـٰكِينِ ve düşkünlere wal-masākīni
ve düşkünlere وَٱلْعَـٰمِلِينَ ve çalışan memurlara wal-ʿāmilīna
ve çalışan memurlara عَلَيْهَا onlar üzerinde ʿalayhā
onlar üzerinde وَٱلْمُؤَلَّفَةِ ve ısındırılacak olanlara wal-mu-alafati
ve ısındırılacak olanlara قُلُوبُهُمْ kalbleri qulūbuhum
kalbleri وَفِى ve kölelere wafī
ve kölelere ٱلرِّقَابِ the (freeing of) the necks l-riqābi
the (freeing of) the necks وَٱلْغَـٰرِمِينَ ve borçlulara wal-ghārimīna
ve borçlulara وَفِى ve yoluna wafī
ve yoluna سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah وَٱبْنِ ve oğluna (yolcuya) wa-ib'ni
ve oğluna (yolcuya) ٱلسَّبِيلِ ۖ yol (yolcuya) l-sabīli
yol (yolcuya) فَرِيضَةًۭ bir farz olarak farīḍatan
bir farz olarak مِّنَ Allahtan mina
Allahtan ٱللَّهِ ۗ Allah l-lahi
Allah وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmet sahibidir ٦٠ (60)
(60)
şüphesiz ancak ٱلصَّدَقَـٰتُ sadakalar (zekatlar) l-ṣadaqātu
sadakalar (zekatlar) لِلْفُقَرَآءِ fakirlere mahsustur lil'fuqarāi
fakirlere mahsustur وَٱلْمَسَـٰكِينِ ve düşkünlere wal-masākīni
ve düşkünlere وَٱلْعَـٰمِلِينَ ve çalışan memurlara wal-ʿāmilīna
ve çalışan memurlara عَلَيْهَا onlar üzerinde ʿalayhā
onlar üzerinde وَٱلْمُؤَلَّفَةِ ve ısındırılacak olanlara wal-mu-alafati
ve ısındırılacak olanlara قُلُوبُهُمْ kalbleri qulūbuhum
kalbleri وَفِى ve kölelere wafī
ve kölelere ٱلرِّقَابِ the (freeing of) the necks l-riqābi
the (freeing of) the necks وَٱلْغَـٰرِمِينَ ve borçlulara wal-ghārimīna
ve borçlulara وَفِى ve yoluna wafī
ve yoluna سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah وَٱبْنِ ve oğluna (yolcuya) wa-ib'ni
ve oğluna (yolcuya) ٱلسَّبِيلِ ۖ yol (yolcuya) l-sabīli
yol (yolcuya) فَرِيضَةًۭ bir farz olarak farīḍatan
bir farz olarak مِّنَ Allahtan mina
Allahtan ٱللَّهِ ۗ Allah l-lahi
Allah وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmet sahibidir ٦٠ (60)
(60)
Zekatlar; Allah'tan bir farz olarak yoksullara, düşkünlere, onu toplayan memurlara, kalbleri Müslümanlığa ısındırılacaklara verilir; kölelerin, borçluların, Allah yolunda olanların ve yolda kalanların uğrunda sarfedilir. Allah bilendir, hakimdir.
9:61
وَمِنْهُمُ
içlerinden bazıları
wamin'humu
içlerinden bazıları ٱلَّذِينَ onlar ki alladhīna
onlar ki يُؤْذُونَ incitirler yu'dhūna
incitirler ٱلنَّبِىَّ Peygamberi l-nabiya
Peygamberi وَيَقُولُونَ ve derler wayaqūlūna
ve derler هُوَ O huwa
O أُذُنٌۭ ۚ bir kulaktır udhunun
bir kulaktır قُلْ de ki qul
de ki أُذُنُ kulağıdır udhunu
kulağıdır خَيْرٍۢ hayır khayrin
hayır لَّكُمْ sizin için lakum
sizin için يُؤْمِنُ inanır yu'minu
inanır بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a وَيُؤْمِنُ ve inanır wayu'minu
ve inanır لِلْمُؤْمِنِينَ mü'minlere lil'mu'minīna
mü'minlere وَرَحْمَةٌۭ ve bir rahmettir waraḥmatun
ve bir rahmettir لِّلَّذِينَ kimseler için lilladhīna
kimseler için ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) مِنكُمْ ۚ sizden minkum
sizden وَٱلَّذِينَ ve kimselere wa-alladhīna
ve kimselere يُؤْذُونَ incitenlere yu'dhūna
incitenlere رَسُولَ Elçisini rasūla
Elçisini ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın لَهُمْ vardır lahum
vardır عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab أَلِيمٌۭ acıklı alīmun
acıklı ٦١ (61)
(61)
içlerinden bazıları ٱلَّذِينَ onlar ki alladhīna
onlar ki يُؤْذُونَ incitirler yu'dhūna
incitirler ٱلنَّبِىَّ Peygamberi l-nabiya
Peygamberi وَيَقُولُونَ ve derler wayaqūlūna
ve derler هُوَ O huwa
O أُذُنٌۭ ۚ bir kulaktır udhunun
bir kulaktır قُلْ de ki qul
de ki أُذُنُ kulağıdır udhunu
kulağıdır خَيْرٍۢ hayır khayrin
hayır لَّكُمْ sizin için lakum
sizin için يُؤْمِنُ inanır yu'minu
inanır بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a وَيُؤْمِنُ ve inanır wayu'minu
ve inanır لِلْمُؤْمِنِينَ mü'minlere lil'mu'minīna
mü'minlere وَرَحْمَةٌۭ ve bir rahmettir waraḥmatun
ve bir rahmettir لِّلَّذِينَ kimseler için lilladhīna
kimseler için ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) مِنكُمْ ۚ sizden minkum
sizden وَٱلَّذِينَ ve kimselere wa-alladhīna
ve kimselere يُؤْذُونَ incitenlere yu'dhūna
incitenlere رَسُولَ Elçisini rasūla
Elçisini ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın لَهُمْ vardır lahum
vardır عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab أَلِيمٌۭ acıklı alīmun
acıklı ٦١ (61)
(61)
İkiyüzlülerin içinde "O her şeye kulak kesiliyor" diyerek Peygamberi incitenler vardır. De ki: "O kulak, Allah'a inanan ve müminlere inanan, sizin için hayırlı olan, içinizden inanan kimselere rahmet olan bir kulaktır." Allah'ın Peygamberini incitenlere can yakıcı azab vardır.
9:62
يَحْلِفُونَ
yemin ederler
yaḥlifūna
yemin ederler بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a لَكُمْ size (gelip) lakum
size (gelip) لِيُرْضُوكُمْ gönlünüzü hoş etmek için liyur'ḍūkum
gönlünüzü hoş etmek için وَٱللَّهُ ve Allah'ı wal-lahu
ve Allah'ı وَرَسُولُهُۥٓ ve Resulünü warasūluhu
ve Resulünü أَحَقُّ daha uygundu aḥaqqu
daha uygundu أَن hoşnud etmeleri an
hoşnud etmeleri يُرْضُوهُ they should please Him yur'ḍūhu
they should please Him إِن halbuki in
halbuki كَانُوا۟ olsalardı kānū
olsalardı مُؤْمِنِينَ inanmış mu'minīna
inanmış ٦٢ (62)
(62)
yemin ederler بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a لَكُمْ size (gelip) lakum
size (gelip) لِيُرْضُوكُمْ gönlünüzü hoş etmek için liyur'ḍūkum
gönlünüzü hoş etmek için وَٱللَّهُ ve Allah'ı wal-lahu
ve Allah'ı وَرَسُولُهُۥٓ ve Resulünü warasūluhu
ve Resulünü أَحَقُّ daha uygundu aḥaqqu
daha uygundu أَن hoşnud etmeleri an
hoşnud etmeleri يُرْضُوهُ they should please Him yur'ḍūhu
they should please Him إِن halbuki in
halbuki كَانُوا۟ olsalardı kānū
olsalardı مُؤْمِنِينَ inanmış mu'minīna
inanmış ٦٢ (62)
(62)
Sizi hoşnut etmek için Allah'a yemin ederler. Eğer inanıyorlarsa Allah'ı ve Peygamberini hoşnut etmeleri daha gereklidir.
9:63
أَلَمْ
bilmediler mi ki
alam
bilmediler mi ki يَعْلَمُوٓا۟ they know yaʿlamū
they know أَنَّهُۥ muhakkak annahu
muhakkak مَن kim man
kim يُحَادِدِ karşı koymağa kalkarsa yuḥādidi
karşı koymağa kalkarsa ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a وَرَسُولَهُۥ ve Elçisine warasūlahu
ve Elçisine فَأَنَّ gerçekten fa-anna
gerçekten لَهُۥ onun için vardır lahu
onun için vardır نَارَ ateşi nāra
ateşi جَهَنَّمَ cehennem jahannama
cehennem خَـٰلِدًۭا sürekli kalacağı khālidan
sürekli kalacağı فِيهَا ۚ içinde fīhā
içinde ذَٰلِكَ işte budur dhālika
işte budur ٱلْخِزْىُ rezillik l-khiz'yu
rezillik ٱلْعَظِيمُ büyük l-ʿaẓīmu
büyük ٦٣ (63)
(63)
bilmediler mi ki يَعْلَمُوٓا۟ they know yaʿlamū
they know أَنَّهُۥ muhakkak annahu
muhakkak مَن kim man
kim يُحَادِدِ karşı koymağa kalkarsa yuḥādidi
karşı koymağa kalkarsa ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a وَرَسُولَهُۥ ve Elçisine warasūlahu
ve Elçisine فَأَنَّ gerçekten fa-anna
gerçekten لَهُۥ onun için vardır lahu
onun için vardır نَارَ ateşi nāra
ateşi جَهَنَّمَ cehennem jahannama
cehennem خَـٰلِدًۭا sürekli kalacağı khālidan
sürekli kalacağı فِيهَا ۚ içinde fīhā
içinde ذَٰلِكَ işte budur dhālika
işte budur ٱلْخِزْىُ rezillik l-khiz'yu
rezillik ٱلْعَظِيمُ büyük l-ʿaẓīmu
büyük ٦٣ (63)
(63)
Allah'a ve Peygamberine karşı koymağa kalkışana, ebedi kalacağı cehennem ateşi bulunduğunu bilmezler mi? Büyük rezillik budur.
9:64
يَحْذَرُ
çekiniyorlar
yaḥdharu
çekiniyorlar ٱلْمُنَـٰفِقُونَ münafıklar l-munāfiqūna
münafıklar أَن indirileceğinden an
indirileceğinden تُنَزَّلَ be revealed tunazzala
be revealed عَلَيْهِمْ kendileri hakkında ʿalayhim
kendileri hakkında سُورَةٌۭ bir surenin sūratun
bir surenin تُنَبِّئُهُم haber verecek tunabbi-uhum
haber verecek بِمَا olanı bimā
olanı فِى içinde fī
içinde قُلُوبِهِمْ ۚ kalbleri qulūbihim
kalbleri قُلِ de ki quli
de ki ٱسْتَهْزِءُوٓا۟ siz alay edin is'tahziū
siz alay edin إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah مُخْرِجٌۭ ortaya çıkaracaktır mukh'rijun
ortaya çıkaracaktır مَّا şeyi mā
şeyi تَحْذَرُونَ çekindiğiniz taḥdharūna
çekindiğiniz ٦٤ (64)
(64)
çekiniyorlar ٱلْمُنَـٰفِقُونَ münafıklar l-munāfiqūna
münafıklar أَن indirileceğinden an
indirileceğinden تُنَزَّلَ be revealed tunazzala
be revealed عَلَيْهِمْ kendileri hakkında ʿalayhim
kendileri hakkında سُورَةٌۭ bir surenin sūratun
bir surenin تُنَبِّئُهُم haber verecek tunabbi-uhum
haber verecek بِمَا olanı bimā
olanı فِى içinde fī
içinde قُلُوبِهِمْ ۚ kalbleri qulūbihim
kalbleri قُلِ de ki quli
de ki ٱسْتَهْزِءُوٓا۟ siz alay edin is'tahziū
siz alay edin إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah مُخْرِجٌۭ ortaya çıkaracaktır mukh'rijun
ortaya çıkaracaktır مَّا şeyi mā
şeyi تَحْذَرُونَ çekindiğiniz taḥdharūna
çekindiğiniz ٦٤ (64)
(64)
İkiyüzlüler, kalblerinde olanı haber verecek bir surenin inmesinden çekiniyorlar. De ki: "Alay edin bakalım, Allah çekindiğiniz şeyi ortaya koyacaktır."
9:65
وَلَئِن
ve eğer
wala-in
ve eğer سَأَلْتَهُمْ onlara sorsan sa-altahum
onlara sorsan لَيَقُولُنَّ derler ki layaqūlunna
derler ki إِنَّمَا sadece innamā
sadece كُنَّا biz kunnā
biz نَخُوضُ lafa dalmıştık nakhūḍu
lafa dalmıştık وَنَلْعَبُ ۚ ve şakalaşıyorduk wanalʿabu
ve şakalaşıyorduk قُلْ de ki qul
de ki أَبِٱللَّهِ Allah ile mi? abil-lahi
Allah ile mi? وَءَايَـٰتِهِۦ ve O'nun ayetleriyle waāyātihi
ve O'nun ayetleriyle وَرَسُولِهِۦ ve O'nun Elçisi ile warasūlihi
ve O'nun Elçisi ile كُنتُمْ siz kuntum
siz تَسْتَهْزِءُونَ alay ediyordunuz tastahziūna
alay ediyordunuz ٦٥ (65)
(65)
ve eğer سَأَلْتَهُمْ onlara sorsan sa-altahum
onlara sorsan لَيَقُولُنَّ derler ki layaqūlunna
derler ki إِنَّمَا sadece innamā
sadece كُنَّا biz kunnā
biz نَخُوضُ lafa dalmıştık nakhūḍu
lafa dalmıştık وَنَلْعَبُ ۚ ve şakalaşıyorduk wanalʿabu
ve şakalaşıyorduk قُلْ de ki qul
de ki أَبِٱللَّهِ Allah ile mi? abil-lahi
Allah ile mi? وَءَايَـٰتِهِۦ ve O'nun ayetleriyle waāyātihi
ve O'nun ayetleriyle وَرَسُولِهِۦ ve O'nun Elçisi ile warasūlihi
ve O'nun Elçisi ile كُنتُمْ siz kuntum
siz تَسْتَهْزِءُونَ alay ediyordunuz tastahziūna
alay ediyordunuz ٦٥ (65)
(65)
Onlara soracak olursan, "Biz and olsun ki, eğlenip oynuyorduk" diyecekler; De ki: "Allah'la, ayetleriyle, Peygamberiyle mi alay ediyordunuz?"
9:66
لَا
hiç özür dilemeyin
lā
hiç özür dilemeyin تَعْتَذِرُوا۟ make excuse taʿtadhirū
make excuse قَدْ andolsun qad
andolsun كَفَرْتُم siz inkar ettiniz kafartum
siz inkar ettiniz بَعْدَ sonra baʿda
sonra إِيمَـٰنِكُمْ ۚ inandıktan īmānikum
inandıktan إِن eğer in
eğer نَّعْفُ affetsek bile naʿfu
affetsek bile عَن bir kısmını ʿan
bir kısmını طَآئِفَةٍۢ a party ṭāifatin
a party مِّنكُمْ sizden minkum
sizden نُعَذِّبْ azab edeceğiz nuʿadhib
azab edeceğiz طَآئِفَةًۢ bir kısmına da ṭāifatan
bir kısmına da بِأَنَّهُمْ dolayı bi-annahum
dolayı كَانُوا۟ suç işlediklerinden kānū
suç işlediklerinden مُجْرِمِينَ criminals muj'rimīna
criminals ٦٦ (66)
(66)
hiç özür dilemeyin تَعْتَذِرُوا۟ make excuse taʿtadhirū
make excuse قَدْ andolsun qad
andolsun كَفَرْتُم siz inkar ettiniz kafartum
siz inkar ettiniz بَعْدَ sonra baʿda
sonra إِيمَـٰنِكُمْ ۚ inandıktan īmānikum
inandıktan إِن eğer in
eğer نَّعْفُ affetsek bile naʿfu
affetsek bile عَن bir kısmını ʿan
bir kısmını طَآئِفَةٍۢ a party ṭāifatin
a party مِّنكُمْ sizden minkum
sizden نُعَذِّبْ azab edeceğiz nuʿadhib
azab edeceğiz طَآئِفَةًۢ bir kısmına da ṭāifatan
bir kısmına da بِأَنَّهُمْ dolayı bi-annahum
dolayı كَانُوا۟ suç işlediklerinden kānū
suç işlediklerinden مُجْرِمِينَ criminals muj'rimīna
criminals ٦٦ (66)
(66)
Özür beyan etmeyin, inandıktan sonra inkar ettiniz. İçinizden bir topluluğu affetsek bile, suçlarından ötürü bir topluluğa da azab ederiz.
9:67
ٱلْمُنَـٰفِقُونَ
münafık erkekler
al-munāfiqūna
münafık erkekler وَٱلْمُنَـٰفِقَـٰتُ ve münafık kadınlar wal-munāfiqātu
ve münafık kadınlar بَعْضُهُم onların bir kısmı baʿḍuhum
onların bir kısmı مِّنۢ diğerlerindendir min
diğerlerindendir بَعْضٍۢ ۚ others baʿḍin
others يَأْمُرُونَ emrederler yamurūna
emrederler بِٱلْمُنكَرِ kötülüğü bil-munkari
kötülüğü وَيَنْهَوْنَ ve menederler wayanhawna
ve menederler عَنِ iyilikten ʿani
iyilikten ٱلْمَعْرُوفِ (is) the right l-maʿrūfi
(is) the right وَيَقْبِضُونَ ve sıkı tutarlar wayaqbiḍūna
ve sıkı tutarlar أَيْدِيَهُمْ ۚ ellerini aydiyahum
ellerini نَسُوا۟ unuttular nasū
unuttular ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı فَنَسِيَهُمْ ۗ O da onları unuttu fanasiyahum
O da onları unuttu إِنَّ gerçekten inna
gerçekten ٱلْمُنَـٰفِقِينَ Münafıklar l-munāfiqīna
Münafıklar هُمُ işte onlardır humu
işte onlardır ٱلْفَـٰسِقُونَ yoldan çıkanlar l-fāsiqūna
yoldan çıkanlar ٦٧ (67)
(67)
münafık erkekler وَٱلْمُنَـٰفِقَـٰتُ ve münafık kadınlar wal-munāfiqātu
ve münafık kadınlar بَعْضُهُم onların bir kısmı baʿḍuhum
onların bir kısmı مِّنۢ diğerlerindendir min
diğerlerindendir بَعْضٍۢ ۚ others baʿḍin
others يَأْمُرُونَ emrederler yamurūna
emrederler بِٱلْمُنكَرِ kötülüğü bil-munkari
kötülüğü وَيَنْهَوْنَ ve menederler wayanhawna
ve menederler عَنِ iyilikten ʿani
iyilikten ٱلْمَعْرُوفِ (is) the right l-maʿrūfi
(is) the right وَيَقْبِضُونَ ve sıkı tutarlar wayaqbiḍūna
ve sıkı tutarlar أَيْدِيَهُمْ ۚ ellerini aydiyahum
ellerini نَسُوا۟ unuttular nasū
unuttular ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı فَنَسِيَهُمْ ۗ O da onları unuttu fanasiyahum
O da onları unuttu إِنَّ gerçekten inna
gerçekten ٱلْمُنَـٰفِقِينَ Münafıklar l-munāfiqīna
Münafıklar هُمُ işte onlardır humu
işte onlardır ٱلْفَـٰسِقُونَ yoldan çıkanlar l-fāsiqūna
yoldan çıkanlar ٦٧ (67)
(67)
İkiyüzlü erkek ve kadınlar da birbirlerindendir: Kötülüğü emreder, iyiliğe engel olurlar; elleri de sıkıdır; Allah'ı unuttular, bu yüzden Allah da onları unuttu. Doğrusu ikiyüzlüler fasıktırlar.
9:68
وَعَدَ
va'detmiştir
waʿada
va'detmiştir ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah ٱلْمُنَـٰفِقِينَ münafık erkeklere l-munāfiqīna
münafık erkeklere وَٱلْمُنَـٰفِقَـٰتِ ve münafık kadınlara wal-munāfiqāti
ve münafık kadınlara وَٱلْكُفَّارَ ve kafirlere wal-kufāra
ve kafirlere نَارَ ateşini nāra
ateşini جَهَنَّمَ cehennem jahannama
cehennem خَـٰلِدِينَ ebedi kalacakları khālidīna
ebedi kalacakları فِيهَا ۚ içinde fīhā
içinde هِىَ O hiya
O حَسْبُهُمْ ۚ onlara yeter ḥasbuhum
onlara yeter وَلَعَنَهُمُ ve onları la'netlemiştir walaʿanahumu
ve onları la'netlemiştir ٱللَّهُ ۖ Allah l-lahu
Allah وَلَهُمْ ve onlar için vardır walahum
ve onlar için vardır عَذَابٌۭ bir azab ʿadhābun
bir azab مُّقِيمٌۭ sürekli muqīmun
sürekli ٦٨ (68)
(68)
va'detmiştir ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah ٱلْمُنَـٰفِقِينَ münafık erkeklere l-munāfiqīna
münafık erkeklere وَٱلْمُنَـٰفِقَـٰتِ ve münafık kadınlara wal-munāfiqāti
ve münafık kadınlara وَٱلْكُفَّارَ ve kafirlere wal-kufāra
ve kafirlere نَارَ ateşini nāra
ateşini جَهَنَّمَ cehennem jahannama
cehennem خَـٰلِدِينَ ebedi kalacakları khālidīna
ebedi kalacakları فِيهَا ۚ içinde fīhā
içinde هِىَ O hiya
O حَسْبُهُمْ ۚ onlara yeter ḥasbuhum
onlara yeter وَلَعَنَهُمُ ve onları la'netlemiştir walaʿanahumu
ve onları la'netlemiştir ٱللَّهُ ۖ Allah l-lahu
Allah وَلَهُمْ ve onlar için vardır walahum
ve onlar için vardır عَذَابٌۭ bir azab ʿadhābun
bir azab مُّقِيمٌۭ sürekli muqīmun
sürekli ٦٨ (68)
(68)
Allah, ikiyüzlü erkek ve kadınlara ve inkarcılara, ebedi kalacakları cehennem ateşini hazırlamıştır. O, onlara yeter. Allah onları lanetlemiştir (rahmetinden uzak kılmıştır). Onlara devamlı azab vardır.
9:69
كَٱلَّذِينَ
gibi
ka-alladhīna
gibi مِن sizden öncekiler min
sizden öncekiler قَبْلِكُمْ before you qablikum
before you كَانُوٓا۟ idiler kānū
idiler أَشَدَّ daha yaman ashadda
daha yaman مِنكُمْ sizden minkum
sizden قُوَّةًۭ kuvvetçe quwwatan
kuvvetçe وَأَكْثَرَ ve daha çok wa-akthara
ve daha çok أَمْوَٰلًۭا mal amwālan
mal وَأَوْلَـٰدًۭا ve evladça wa-awlādan
ve evladça فَٱسْتَمْتَعُوا۟ onlar zevklerine baktılar fa-is'tamtaʿū
onlar zevklerine baktılar بِخَلَـٰقِهِمْ kendi paylarına düşenle bikhalāqihim
kendi paylarına düşenle فَٱسْتَمْتَعْتُم zevkinize baktınız fa-is'tamtaʿtum
zevkinize baktınız بِخَلَـٰقِكُمْ payınıza düşenle bikhalāqikum
payınıza düşenle كَمَا gibi kamā
gibi ٱسْتَمْتَعَ zevklerine baktıkları is'tamtaʿa
zevklerine baktıkları ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin مِن sizden öncekilerin min
sizden öncekilerin قَبْلِكُم before you qablikum
before you بِخَلَـٰقِهِمْ kendi paylarına düşenle bikhalāqihim
kendi paylarına düşenle وَخُضْتُمْ ve siz de daldınız wakhuḍ'tum
ve siz de daldınız كَٱلَّذِى gibi ka-alladhī
gibi خَاضُوٓا۟ ۚ dalanlar khāḍū
dalanlar أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar ulāika
onlar حَبِطَتْ boşa gidenlerdir ḥabiṭat
boşa gidenlerdir أَعْمَـٰلُهُمْ yaptıkları aʿmāluhum
yaptıkları فِى dünyada fī
dünyada ٱلدُّنْيَا the world l-dun'yā
the world وَٱلْـَٔاخِرَةِ ۖ ve ahirette wal-ākhirati
ve ahirette وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve işte wa-ulāika
ve işte هُمُ onlardır humu
onlardır ٱلْخَـٰسِرُونَ ziyana uğrayanlar l-khāsirūna
ziyana uğrayanlar ٦٩ (69)
(69)
gibi مِن sizden öncekiler min
sizden öncekiler قَبْلِكُمْ before you qablikum
before you كَانُوٓا۟ idiler kānū
idiler أَشَدَّ daha yaman ashadda
daha yaman مِنكُمْ sizden minkum
sizden قُوَّةًۭ kuvvetçe quwwatan
kuvvetçe وَأَكْثَرَ ve daha çok wa-akthara
ve daha çok أَمْوَٰلًۭا mal amwālan
mal وَأَوْلَـٰدًۭا ve evladça wa-awlādan
ve evladça فَٱسْتَمْتَعُوا۟ onlar zevklerine baktılar fa-is'tamtaʿū
onlar zevklerine baktılar بِخَلَـٰقِهِمْ kendi paylarına düşenle bikhalāqihim
kendi paylarına düşenle فَٱسْتَمْتَعْتُم zevkinize baktınız fa-is'tamtaʿtum
zevkinize baktınız بِخَلَـٰقِكُمْ payınıza düşenle bikhalāqikum
payınıza düşenle كَمَا gibi kamā
gibi ٱسْتَمْتَعَ zevklerine baktıkları is'tamtaʿa
zevklerine baktıkları ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin مِن sizden öncekilerin min
sizden öncekilerin قَبْلِكُم before you qablikum
before you بِخَلَـٰقِهِمْ kendi paylarına düşenle bikhalāqihim
kendi paylarına düşenle وَخُضْتُمْ ve siz de daldınız wakhuḍ'tum
ve siz de daldınız كَٱلَّذِى gibi ka-alladhī
gibi خَاضُوٓا۟ ۚ dalanlar khāḍū
dalanlar أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar ulāika
onlar حَبِطَتْ boşa gidenlerdir ḥabiṭat
boşa gidenlerdir أَعْمَـٰلُهُمْ yaptıkları aʿmāluhum
yaptıkları فِى dünyada fī
dünyada ٱلدُّنْيَا the world l-dun'yā
the world وَٱلْـَٔاخِرَةِ ۖ ve ahirette wal-ākhirati
ve ahirette وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve işte wa-ulāika
ve işte هُمُ onlardır humu
onlardır ٱلْخَـٰسِرُونَ ziyana uğrayanlar l-khāsirūna
ziyana uğrayanlar ٦٩ (69)
(69)
Ey ikiyüzlüler! Siz, sizden önce daha kuvvetli, malları ve çocukları daha çok olup, hisselerince bunlardan faydalanan kimseler gibisiniz. Sizden öncekiler, hisselerince faydalandıkları gibi siz de hissenizce faydalandınız ve onların batıla daldıklarıgibi siz de daldınız. İşte bunlar dünyada ve ahirette işleri boşa çıkanlardır, işte bunlar mahvolanlardır.
9:70
أَلَمْ
onlara gelmedi mi?
alam
onlara gelmedi mi? يَأْتِهِمْ come to them yatihim
come to them نَبَأُ haberi naba-u
haberi ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin مِن kendilerinden öncekilerin min
kendilerinden öncekilerin قَبْلِهِمْ (were) before them qablihim
(were) before them قَوْمِ kavminin qawmi
kavminin نُوحٍۢ Nuh nūḥin
Nuh وَعَادٍۢ ve Ad waʿādin
ve Ad وَثَمُودَ ve Semud wathamūda
ve Semud وَقَوْمِ ve kavminin waqawmi
ve kavminin إِبْرَٰهِيمَ İbrahim ib'rāhīma
İbrahim وَأَصْحَـٰبِ ve halkının wa-aṣḥābi
ve halkının مَدْيَنَ Medyen madyana
Medyen وَٱلْمُؤْتَفِكَـٰتِ ۚ ve yerlebir olanların wal-mu'tafikāti
ve yerlebir olanların أَتَتْهُمْ onlara getirmişti atathum
onlara getirmişti رُسُلُهُم elçileri rusuluhum
elçileri بِٱلْبَيِّنَـٰتِ ۖ açık deliller bil-bayināti
açık deliller فَمَا değildi famā
değildi كَانَ was kāna
was ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah لِيَظْلِمَهُمْ onlara zulmediyor liyaẓlimahum
onlara zulmediyor وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat كَانُوٓا۟ onlar kānū
onlar أَنفُسَهُمْ kendi kendilerine anfusahum
kendi kendilerine يَظْلِمُونَ zulmediyorlardı yaẓlimūna
zulmediyorlardı ٧٠ (70)
(70)
onlara gelmedi mi? يَأْتِهِمْ come to them yatihim
come to them نَبَأُ haberi naba-u
haberi ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin مِن kendilerinden öncekilerin min
kendilerinden öncekilerin قَبْلِهِمْ (were) before them qablihim
(were) before them قَوْمِ kavminin qawmi
kavminin نُوحٍۢ Nuh nūḥin
Nuh وَعَادٍۢ ve Ad waʿādin
ve Ad وَثَمُودَ ve Semud wathamūda
ve Semud وَقَوْمِ ve kavminin waqawmi
ve kavminin إِبْرَٰهِيمَ İbrahim ib'rāhīma
İbrahim وَأَصْحَـٰبِ ve halkının wa-aṣḥābi
ve halkının مَدْيَنَ Medyen madyana
Medyen وَٱلْمُؤْتَفِكَـٰتِ ۚ ve yerlebir olanların wal-mu'tafikāti
ve yerlebir olanların أَتَتْهُمْ onlara getirmişti atathum
onlara getirmişti رُسُلُهُم elçileri rusuluhum
elçileri بِٱلْبَيِّنَـٰتِ ۖ açık deliller bil-bayināti
açık deliller فَمَا değildi famā
değildi كَانَ was kāna
was ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah لِيَظْلِمَهُمْ onlara zulmediyor liyaẓlimahum
onlara zulmediyor وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat كَانُوٓا۟ onlar kānū
onlar أَنفُسَهُمْ kendi kendilerine anfusahum
kendi kendilerine يَظْلِمُونَ zulmediyorlardı yaẓlimūna
zulmediyorlardı ٧٠ (70)
(70)
Kendilerinden önce olan Nuh, Ad, Semud milletlerinin, İbrahim milletinin, Medyen ve altüst olmuş şehirler halkının haberleri onlara gelmedi mi? Peygamberleri onlara belgeler getirmişlerdi. Allah onlara zulmetmemiş, onlar kendilerine yazık etmişlerdir.
9:71
وَٱلْمُؤْمِنُونَ
inanan erkekler
wal-mu'minūna
inanan erkekler وَٱلْمُؤْمِنَـٰتُ ve inanan kadınlar wal-mu'minātu
ve inanan kadınlar بَعْضُهُمْ kimisinin baʿḍuhum
kimisinin أَوْلِيَآءُ velisidirler awliyāu
velisidirler بَعْضٍۢ ۚ kimisi baʿḍin
kimisi يَأْمُرُونَ emrederler yamurūna
emrederler بِٱلْمَعْرُوفِ iyiliği bil-maʿrūfi
iyiliği وَيَنْهَوْنَ ve men'ederler wayanhawna
ve men'ederler عَنِ kötülükten ʿani
kötülükten ٱلْمُنكَرِ the wrong l-munkari
the wrong وَيُقِيمُونَ ve kılarlar wayuqīmūna
ve kılarlar ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı وَيُؤْتُونَ ve verirler wayu'tūna
ve verirler ٱلزَّكَوٰةَ zekatı l-zakata
zekatı وَيُطِيعُونَ ve ita'at ederler wayuṭīʿūna
ve ita'at ederler ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a وَرَسُولَهُۥٓ ۚ ve Elçisine warasūlahu
ve Elçisine أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte سَيَرْحَمُهُمُ onlara rahmet edecektir sayarḥamuhumu
onlara rahmet edecektir ٱللَّهُ ۗ Alah l-lahu
Alah إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah عَزِيزٌ daima üstündür ʿazīzun
daima üstündür حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmetsahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmetsahibidir ٧١ (71)
(71)
inanan erkekler وَٱلْمُؤْمِنَـٰتُ ve inanan kadınlar wal-mu'minātu
ve inanan kadınlar بَعْضُهُمْ kimisinin baʿḍuhum
kimisinin أَوْلِيَآءُ velisidirler awliyāu
velisidirler بَعْضٍۢ ۚ kimisi baʿḍin
kimisi يَأْمُرُونَ emrederler yamurūna
emrederler بِٱلْمَعْرُوفِ iyiliği bil-maʿrūfi
iyiliği وَيَنْهَوْنَ ve men'ederler wayanhawna
ve men'ederler عَنِ kötülükten ʿani
kötülükten ٱلْمُنكَرِ the wrong l-munkari
the wrong وَيُقِيمُونَ ve kılarlar wayuqīmūna
ve kılarlar ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı وَيُؤْتُونَ ve verirler wayu'tūna
ve verirler ٱلزَّكَوٰةَ zekatı l-zakata
zekatı وَيُطِيعُونَ ve ita'at ederler wayuṭīʿūna
ve ita'at ederler ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a وَرَسُولَهُۥٓ ۚ ve Elçisine warasūlahu
ve Elçisine أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte سَيَرْحَمُهُمُ onlara rahmet edecektir sayarḥamuhumu
onlara rahmet edecektir ٱللَّهُ ۗ Alah l-lahu
Alah إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah عَزِيزٌ daima üstündür ʿazīzun
daima üstündür حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmetsahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmetsahibidir ٧١ (71)
(71)
Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir; iyiyi emreder kötülükten alıkorlar; namaz kılarlar, zekat verirler, Allah'a ve Peygamberine itaat ederler. İşte Allah bunlara rahmet edecektir. Allah şüphesiz güçlüdür, hakimdir.
9:72
وَعَدَ
va'detmiştir
waʿada
va'detmiştir ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah ٱلْمُؤْمِنِينَ inanan erkeklere l-mu'minīna
inanan erkeklere وَٱلْمُؤْمِنَـٰتِ ve inanan kadınlara wal-mu'mināti
ve inanan kadınlara جَنَّـٰتٍۢ cennetler jannātin
cennetler تَجْرِى akan tajrī
akan مِن altlarından min
altlarından تَحْتِهَا underneath it taḥtihā
underneath it ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar خَـٰلِدِينَ ebedi kalacakları khālidīna
ebedi kalacakları فِيهَا içinde fīhā
içinde وَمَسَـٰكِنَ ve meskenler wamasākina
ve meskenler طَيِّبَةًۭ güzel ṭayyibatan
güzel فِى içinde fī
içinde جَنَّـٰتِ cennetleri jannāti
cennetleri عَدْنٍۢ ۚ Adn ʿadnin
Adn وَرِضْوَٰنٌۭ ve razı olması wariḍ'wānun
ve razı olması مِّنَ Allah'ın mina
Allah'ın ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah أَكْبَرُ ۚ hepsinden büyüktür akbaru
hepsinden büyüktür ذَٰلِكَ işte dhālika
işte هُوَ budur huwa
budur ٱلْفَوْزُ başarı l-fawzu
başarı ٱلْعَظِيمُ büyük l-ʿaẓīmu
büyük ٧٢ (72)
(72)
va'detmiştir ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah ٱلْمُؤْمِنِينَ inanan erkeklere l-mu'minīna
inanan erkeklere وَٱلْمُؤْمِنَـٰتِ ve inanan kadınlara wal-mu'mināti
ve inanan kadınlara جَنَّـٰتٍۢ cennetler jannātin
cennetler تَجْرِى akan tajrī
akan مِن altlarından min
altlarından تَحْتِهَا underneath it taḥtihā
underneath it ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar خَـٰلِدِينَ ebedi kalacakları khālidīna
ebedi kalacakları فِيهَا içinde fīhā
içinde وَمَسَـٰكِنَ ve meskenler wamasākina
ve meskenler طَيِّبَةًۭ güzel ṭayyibatan
güzel فِى içinde fī
içinde جَنَّـٰتِ cennetleri jannāti
cennetleri عَدْنٍۢ ۚ Adn ʿadnin
Adn وَرِضْوَٰنٌۭ ve razı olması wariḍ'wānun
ve razı olması مِّنَ Allah'ın mina
Allah'ın ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah أَكْبَرُ ۚ hepsinden büyüktür akbaru
hepsinden büyüktür ذَٰلِكَ işte dhālika
işte هُوَ budur huwa
budur ٱلْفَوْزُ başarı l-fawzu
başarı ٱلْعَظِيمُ büyük l-ʿaẓīmu
büyük ٧٢ (72)
(72)
Allah mümin erkeklere ve mümin kadınlara, temelli kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetler, Adn cennetlerinde hoş meskenler vadetmiştir. Allah'ın hoşnut olması en büyük şeydir. İşte büyük kurtuluş budur.
9:73
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
yāayyuhā
Ey ٱلنَّبِىُّ peygamber l-nabiyu
peygamber جَـٰهِدِ cihadet jāhidi
cihadet ٱلْكُفَّارَ kafirlerle l-kufāra
kafirlerle وَٱلْمُنَـٰفِقِينَ ve münafıklarla wal-munāfiqīna
ve münafıklarla وَٱغْلُظْ ve sert davran wa-ugh'luẓ
ve sert davran عَلَيْهِمْ ۚ onlara ʿalayhim
onlara وَمَأْوَىٰهُمْ ve onların varacakları yer wamawāhum
ve onların varacakları yer جَهَنَّمُ ۖ cehennemdir jahannamu
cehennemdir وَبِئْسَ ne kötü wabi'sa
ne kötü ٱلْمَصِيرُ bir gidiş yeridir l-maṣīru
bir gidiş yeridir ٧٣ (73)
(73)
Ey ٱلنَّبِىُّ peygamber l-nabiyu
peygamber جَـٰهِدِ cihadet jāhidi
cihadet ٱلْكُفَّارَ kafirlerle l-kufāra
kafirlerle وَٱلْمُنَـٰفِقِينَ ve münafıklarla wal-munāfiqīna
ve münafıklarla وَٱغْلُظْ ve sert davran wa-ugh'luẓ
ve sert davran عَلَيْهِمْ ۚ onlara ʿalayhim
onlara وَمَأْوَىٰهُمْ ve onların varacakları yer wamawāhum
ve onların varacakları yer جَهَنَّمُ ۖ cehennemdir jahannamu
cehennemdir وَبِئْسَ ne kötü wabi'sa
ne kötü ٱلْمَصِيرُ bir gidiş yeridir l-maṣīru
bir gidiş yeridir ٧٣ (73)
(73)
Ey Peygamber! İnkarcılarla, ikiyüzlülerle savaş; onlara karşı sert davran. Varacakları yer cehennemdir, ne kötü dönüştür.
9:74
يَحْلِفُونَ
yemin ediyorlar
yaḥlifūna
yemin ediyorlar بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a مَا söylemediklerine mā
söylemediklerine قَالُوا۟ (that) they said nothing qālū
(that) they said nothing وَلَقَدْ halbuki walaqad
halbuki قَالُوا۟ söylediler qālū
söylediler كَلِمَةَ (o) sözü kalimata
(o) sözü ٱلْكُفْرِ küfür l-kuf'ri
küfür وَكَفَرُوا۟ ve inkar ettiler wakafarū
ve inkar ettiler بَعْدَ sonra baʿda
sonra إِسْلَـٰمِهِمْ İslam olduktan is'lāmihim
İslam olduktan وَهَمُّوا۟ ve yeltendiler wahammū
ve yeltendiler بِمَا bir şeye bimā
bir şeye لَمْ başaramadıkları lam
başaramadıkları يَنَالُوا۟ ۚ they could attain yanālū
they could attain وَمَا ve öc almağa kalktılar wamā
ve öc almağa kalktılar نَقَمُوٓا۟ they were resentful naqamū
they were resentful إِلَّآ sırf illā
sırf أَنْ diye an
diye أَغْنَىٰهُمُ kendilerini zengin etti aghnāhumu
kendilerini zengin etti ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah وَرَسُولُهُۥ ve Elçisi warasūluhu
ve Elçisi مِن lutfiyle min
lutfiyle فَضْلِهِۦ ۚ His Bounty faḍlihi
His Bounty فَإِن eğer fa-in
eğer يَتُوبُوا۟ tevbe ederlerse yatūbū
tevbe ederlerse يَكُ olur yaku
olur خَيْرًۭا daha iyi khayran
daha iyi لَّهُمْ ۖ kendileri için lahum
kendileri için وَإِن yok eğer wa-in
yok eğer يَتَوَلَّوْا۟ dönerlerse yatawallaw
dönerlerse يُعَذِّبْهُمُ onlara azabedecektir yuʿadhib'humu
onlara azabedecektir ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَذَابًا bir azapla ʿadhāban
bir azapla أَلِيمًۭا acıklı alīman
acıklı فِى dünyada fī
dünyada ٱلدُّنْيَا the world l-dun'yā
the world وَٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ ve ahirette wal-ākhirati
ve ahirette وَمَا yoktur wamā
yoktur لَهُمْ onların lahum
onların فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth مِن hiçbir min
hiçbir وَلِىٍّۢ velisi waliyyin
velisi وَلَا ne de walā
ne de نَصِيرٍۢ yardımcısı naṣīrin
yardımcısı ٧٤ (74)
(74)
yemin ediyorlar بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a مَا söylemediklerine mā
söylemediklerine قَالُوا۟ (that) they said nothing qālū
(that) they said nothing وَلَقَدْ halbuki walaqad
halbuki قَالُوا۟ söylediler qālū
söylediler كَلِمَةَ (o) sözü kalimata
(o) sözü ٱلْكُفْرِ küfür l-kuf'ri
küfür وَكَفَرُوا۟ ve inkar ettiler wakafarū
ve inkar ettiler بَعْدَ sonra baʿda
sonra إِسْلَـٰمِهِمْ İslam olduktan is'lāmihim
İslam olduktan وَهَمُّوا۟ ve yeltendiler wahammū
ve yeltendiler بِمَا bir şeye bimā
bir şeye لَمْ başaramadıkları lam
başaramadıkları يَنَالُوا۟ ۚ they could attain yanālū
they could attain وَمَا ve öc almağa kalktılar wamā
ve öc almağa kalktılar نَقَمُوٓا۟ they were resentful naqamū
they were resentful إِلَّآ sırf illā
sırf أَنْ diye an
diye أَغْنَىٰهُمُ kendilerini zengin etti aghnāhumu
kendilerini zengin etti ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah وَرَسُولُهُۥ ve Elçisi warasūluhu
ve Elçisi مِن lutfiyle min
lutfiyle فَضْلِهِۦ ۚ His Bounty faḍlihi
His Bounty فَإِن eğer fa-in
eğer يَتُوبُوا۟ tevbe ederlerse yatūbū
tevbe ederlerse يَكُ olur yaku
olur خَيْرًۭا daha iyi khayran
daha iyi لَّهُمْ ۖ kendileri için lahum
kendileri için وَإِن yok eğer wa-in
yok eğer يَتَوَلَّوْا۟ dönerlerse yatawallaw
dönerlerse يُعَذِّبْهُمُ onlara azabedecektir yuʿadhib'humu
onlara azabedecektir ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَذَابًا bir azapla ʿadhāban
bir azapla أَلِيمًۭا acıklı alīman
acıklı فِى dünyada fī
dünyada ٱلدُّنْيَا the world l-dun'yā
the world وَٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ ve ahirette wal-ākhirati
ve ahirette وَمَا yoktur wamā
yoktur لَهُمْ onların lahum
onların فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth مِن hiçbir min
hiçbir وَلِىٍّۢ velisi waliyyin
velisi وَلَا ne de walā
ne de نَصِيرٍۢ yardımcısı naṣīrin
yardımcısı ٧٤ (74)
(74)
And olsun ki, müslüman olduktan sonra inkar edip küfür sözünü söylemişler iken, söylemedik diye Allah'a yemin ettiler, başaramayacakları bir şeye giriştiler; Allah ve Peygamberi bol nimetinden onları zenginleştirdi ve öç almaya kalktılar. Eğer tevbe ederlerse iyiliklerine olur; şayet yüz çevirirlerse, Allah onları dünya ve ahirette can yakıcı azaba uğratır. Yeryüzünde bir dost ve yardımcıları yoktur.
9:75
۞ وَمِنْهُم
ve onlardan
wamin'hum
ve onlardan مَّنْ kimileri man
kimileri عَـٰهَدَ and içtiler ʿāhada
and içtiler ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a لَئِنْ eğer la-in
eğer ءَاتَىٰنَا bize verirse ātānā
bize verirse مِن lutfundan min
lutfundan فَضْلِهِۦ His bounty faḍlihi
His bounty لَنَصَّدَّقَنَّ elbette sadaka vereceğiz lanaṣṣaddaqanna
elbette sadaka vereceğiz وَلَنَكُونَنَّ ve olacağız walanakūnanna
ve olacağız مِنَ yararlı insanlardan mina
yararlı insanlardan ٱلصَّـٰلِحِينَ the righteous l-ṣāliḥīna
the righteous ٧٥ (75)
(75)
ve onlardan مَّنْ kimileri man
kimileri عَـٰهَدَ and içtiler ʿāhada
and içtiler ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a لَئِنْ eğer la-in
eğer ءَاتَىٰنَا bize verirse ātānā
bize verirse مِن lutfundan min
lutfundan فَضْلِهِۦ His bounty faḍlihi
His bounty لَنَصَّدَّقَنَّ elbette sadaka vereceğiz lanaṣṣaddaqanna
elbette sadaka vereceğiz وَلَنَكُونَنَّ ve olacağız walanakūnanna
ve olacağız مِنَ yararlı insanlardan mina
yararlı insanlardan ٱلصَّـٰلِحِينَ the righteous l-ṣāliḥīna
the righteous ٧٥ (75)
(75)
Aralarında: "Allah bize bol nimetinden verecek olursa, and olsun ki sadaka vereceğiz ve iyilerden olacağız" diye O'na and verenler vardır.
9:76
فَلَمَّآ
ne zaman ki
falammā
ne zaman ki ءَاتَىٰهُم onlara verdi ātāhum
onlara verdi مِّن lutfundan min
lutfundan فَضْلِهِۦ His Bounty faḍlihi
His Bounty بَخِلُوا۟ cimrilik ettiler bakhilū
cimrilik ettiler بِهِۦ O'na bihi
O'na وَتَوَلَّوا۟ ve döndüler watawallaw
ve döndüler وَّهُم onlar wahum
onlar مُّعْرِضُونَ yüz çevirerek muʿ'riḍūna
yüz çevirerek ٧٦ (76)
(76)
ne zaman ki ءَاتَىٰهُم onlara verdi ātāhum
onlara verdi مِّن lutfundan min
lutfundan فَضْلِهِۦ His Bounty faḍlihi
His Bounty بَخِلُوا۟ cimrilik ettiler bakhilū
cimrilik ettiler بِهِۦ O'na bihi
O'na وَتَوَلَّوا۟ ve döndüler watawallaw
ve döndüler وَّهُم onlar wahum
onlar مُّعْرِضُونَ yüz çevirerek muʿ'riḍūna
yüz çevirerek ٧٦ (76)
(76)
Allah onlara bol nimetinden verince, cimrilik ettiler, yüz çevirdiler. Zaten dönektirler.
9:77
فَأَعْقَبَهُمْ
sokmuştur
fa-aʿqabahum
sokmuştur نِفَاقًۭا iki yüzlülük nifāqan
iki yüzlülük فِى içine fī
içine قُلُوبِهِمْ onların kalblerine qulūbihim
onların kalblerine إِلَىٰ kadar ilā
kadar يَوْمِ güne yawmi
güne يَلْقَوْنَهُۥ kendisiyle karşılaşacakları yalqawnahu
kendisiyle karşılaşacakları بِمَآ dolayı bimā
dolayı أَخْلَفُوا۟ döndüklerinden akhlafū
döndüklerinden ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah مَا nedeniyle mā
nedeniyle وَعَدُوهُ verdikleri sözden waʿadūhu
verdikleri sözden وَبِمَا ve dolayı wabimā
ve dolayı كَانُوا۟ olduklarından kānū
olduklarından يَكْذِبُونَ yalan söylüyor(lar) yakdhibūna
yalan söylüyor(lar) ٧٧ (77)
(77)
sokmuştur نِفَاقًۭا iki yüzlülük nifāqan
iki yüzlülük فِى içine fī
içine قُلُوبِهِمْ onların kalblerine qulūbihim
onların kalblerine إِلَىٰ kadar ilā
kadar يَوْمِ güne yawmi
güne يَلْقَوْنَهُۥ kendisiyle karşılaşacakları yalqawnahu
kendisiyle karşılaşacakları بِمَآ dolayı bimā
dolayı أَخْلَفُوا۟ döndüklerinden akhlafū
döndüklerinden ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah مَا nedeniyle mā
nedeniyle وَعَدُوهُ verdikleri sözden waʿadūhu
verdikleri sözden وَبِمَا ve dolayı wabimā
ve dolayı كَانُوا۟ olduklarından kānū
olduklarından يَكْذِبُونَ yalan söylüyor(lar) yakdhibūna
yalan söylüyor(lar) ٧٧ (77)
(77)
Allah'a verdikleri sözden caydıkları ve yalancı oldukları için O'nunla karşılaşacakları güne kadar Allah kalblerine nifak soktu.
9:78
أَلَمْ
bilmediler mi ki
alam
bilmediler mi ki يَعْلَمُوٓا۟ they know yaʿlamū
they know أَنَّ muhakkak anna
muhakkak ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir سِرَّهُمْ onların sırlarını sirrahum
onların sırlarını وَنَجْوَىٰهُمْ ve gizli konuşmalarını wanajwāhum
ve gizli konuşmalarını وَأَنَّ ve muhakkak wa-anna
ve muhakkak ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah عَلَّـٰمُ bilendir ʿallāmu
bilendir ٱلْغُيُوبِ gizlileri l-ghuyūbi
gizlileri ٧٨ (78)
(78)
bilmediler mi ki يَعْلَمُوٓا۟ they know yaʿlamū
they know أَنَّ muhakkak anna
muhakkak ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir سِرَّهُمْ onların sırlarını sirrahum
onların sırlarını وَنَجْوَىٰهُمْ ve gizli konuşmalarını wanajwāhum
ve gizli konuşmalarını وَأَنَّ ve muhakkak wa-anna
ve muhakkak ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah عَلَّـٰمُ bilendir ʿallāmu
bilendir ٱلْغُيُوبِ gizlileri l-ghuyūbi
gizlileri ٧٨ (78)
(78)
İkiyüzlüler, Allah'ın onların sırlarını ve gizli toplantılarını bildiğini, Allah'ın görünmeyenleri bilen olduğunu bilmiyorlar mıydı?
9:79
ٱلَّذِينَ
kimseler
alladhīna
kimseler يَلْمِزُونَ çekiştiren yalmizūna
çekiştiren ٱلْمُطَّوِّعِينَ gönülden verenleri l-muṭawiʿīna
gönülden verenleri مِنَ mü'minlerden mina
mü'minlerden ٱلْمُؤْمِنِينَ the believers l-mu'minīna
the believers فِى hususunda fī
hususunda ٱلصَّدَقَـٰتِ sadakalar l-ṣadaqāti
sadakalar وَٱلَّذِينَ ve kimseleri wa-alladhīna
ve kimseleri لَا bulamayan(ları) lā
bulamayan(ları) يَجِدُونَ find yajidūna
find إِلَّا yettiğinden başkasını illā
yettiğinden başkasını جُهْدَهُمْ güçlerinin juh'dahum
güçlerinin فَيَسْخَرُونَ alay edenler fayaskharūna
alay edenler مِنْهُمْ ۙ onlarla min'hum
onlarla سَخِرَ alay etmiştir sakhira
alay etmiştir ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah مِنْهُمْ onlarla min'hum
onlarla وَلَهُمْ ve onlar için vardır walahum
ve onlar için vardır عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab أَلِيمٌ acıklı alīmun
acıklı ٧٩ (79)
(79)
kimseler يَلْمِزُونَ çekiştiren yalmizūna
çekiştiren ٱلْمُطَّوِّعِينَ gönülden verenleri l-muṭawiʿīna
gönülden verenleri مِنَ mü'minlerden mina
mü'minlerden ٱلْمُؤْمِنِينَ the believers l-mu'minīna
the believers فِى hususunda fī
hususunda ٱلصَّدَقَـٰتِ sadakalar l-ṣadaqāti
sadakalar وَٱلَّذِينَ ve kimseleri wa-alladhīna
ve kimseleri لَا bulamayan(ları) lā
bulamayan(ları) يَجِدُونَ find yajidūna
find إِلَّا yettiğinden başkasını illā
yettiğinden başkasını جُهْدَهُمْ güçlerinin juh'dahum
güçlerinin فَيَسْخَرُونَ alay edenler fayaskharūna
alay edenler مِنْهُمْ ۙ onlarla min'hum
onlarla سَخِرَ alay etmiştir sakhira
alay etmiştir ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah مِنْهُمْ onlarla min'hum
onlarla وَلَهُمْ ve onlar için vardır walahum
ve onlar için vardır عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab أَلِيمٌ acıklı alīmun
acıklı ٧٩ (79)
(79)
Sadaka vermekte gönülden davranan müminlere dil uzatan ve ancak ellerinden geldiği kadar verebilenlerle alay eden kimselere bu davranışlarının cezasını Allah verir; onlara can yakıcı azab vardır.
9:80
ٱسْتَغْفِرْ
(ister) af dile
is'taghfir
(ister) af dile لَهُمْ onlar için lahum
onlar için أَوْ veya aw
veya لَا (ister) dileme lā
(ister) dileme تَسْتَغْفِرْ ask forgiveness tastaghfir
ask forgiveness لَهُمْ onlar için lahum
onlar için إِن şayet in
şayet تَسْتَغْفِرْ af dilesen tastaghfir
af dilesen لَهُمْ onlar için lahum
onlar için سَبْعِينَ yetmiş sabʿīna
yetmiş مَرَّةًۭ defa marratan
defa فَلَن asla falan
asla يَغْفِرَ affetmez yaghfira
affetmez ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah لَهُمْ ۚ onları lahum
onları ذَٰلِكَ böyledir dhālika
böyledir بِأَنَّهُمْ çünkü onlar bi-annahum
çünkü onlar كَفَرُوا۟ inkar ettiler kafarū
inkar ettiler بِٱللَّهِ Allah'ı bil-lahi
Allah'ı وَرَسُولِهِۦ ۗ ve Elçisini warasūlihi
ve Elçisini وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah لَا yola iletmez lā
yola iletmez يَهْدِى guide yahdī
guide ٱلْقَوْمَ kavmi l-qawma
kavmi ٱلْفَـٰسِقِينَ yoldan çıkan l-fāsiqīna
yoldan çıkan ٨٠ (80)
(80)
(ister) af dile لَهُمْ onlar için lahum
onlar için أَوْ veya aw
veya لَا (ister) dileme lā
(ister) dileme تَسْتَغْفِرْ ask forgiveness tastaghfir
ask forgiveness لَهُمْ onlar için lahum
onlar için إِن şayet in
şayet تَسْتَغْفِرْ af dilesen tastaghfir
af dilesen لَهُمْ onlar için lahum
onlar için سَبْعِينَ yetmiş sabʿīna
yetmiş مَرَّةًۭ defa marratan
defa فَلَن asla falan
asla يَغْفِرَ affetmez yaghfira
affetmez ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah لَهُمْ ۚ onları lahum
onları ذَٰلِكَ böyledir dhālika
böyledir بِأَنَّهُمْ çünkü onlar bi-annahum
çünkü onlar كَفَرُوا۟ inkar ettiler kafarū
inkar ettiler بِٱللَّهِ Allah'ı bil-lahi
Allah'ı وَرَسُولِهِۦ ۗ ve Elçisini warasūlihi
ve Elçisini وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah لَا yola iletmez lā
yola iletmez يَهْدِى guide yahdī
guide ٱلْقَوْمَ kavmi l-qawma
kavmi ٱلْفَـٰسِقِينَ yoldan çıkan l-fāsiqīna
yoldan çıkan ٨٠ (80)
(80)
Onların ister bağışlanmasını dile, ister dileme, birdir. Onlara yetmiş defa bağışlanma dilesen Allah onları bağışlamayacaktır. Bu, Allah'ı ve Peygamberini inkar etmelerinden ötürüdür. Allah fasık topluluğu doğru yola eriştirmez.
9:81
فَرِحَ
sevindiler
fariḥa
sevindiler ٱلْمُخَلَّفُونَ muhalefet ederek; l-mukhalafūna
muhalefet ederek; بِمَقْعَدِهِمْ oturup kalmalarına bimaqʿadihim
oturup kalmalarına خِلَـٰفَ geride kalanlar khilāfa
geride kalanlar رَسُولِ Peygamberine rasūli
Peygamberine ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın وَكَرِهُوٓا۟ ve hoşlanmadılar wakarihū
ve hoşlanmadılar أَن cihadetmekten an
cihadetmekten يُجَـٰهِدُوا۟ strive yujāhidū
strive بِأَمْوَٰلِهِمْ mallarıyle bi-amwālihim
mallarıyle وَأَنفُسِهِمْ ve canlarıyle wa-anfusihim
ve canlarıyle فِى yolunda fī
yolunda سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah وَقَالُوا۟ ve dediler waqālū
ve dediler لَا sefere çıkmayın lā
sefere çıkmayın تَنفِرُوا۟ go forth tanfirū
go forth فِى sıcakta fī
sıcakta ٱلْحَرِّ ۗ the heat l-ḥari
the heat قُلْ de ki qul
de ki نَارُ ateşi nāru
ateşi جَهَنَّمَ cehennemin jahannama
cehennemin أَشَدُّ daha ashaddu
daha حَرًّۭا ۚ sıcaktır ḥarran
sıcaktır لَّوْ keşke law
keşke كَانُوا۟ olsalardı kānū
olsalardı يَفْقَهُونَ anlıyor(lar) yafqahūna
anlıyor(lar) ٨١ (81)
(81)
sevindiler ٱلْمُخَلَّفُونَ muhalefet ederek; l-mukhalafūna
muhalefet ederek; بِمَقْعَدِهِمْ oturup kalmalarına bimaqʿadihim
oturup kalmalarına خِلَـٰفَ geride kalanlar khilāfa
geride kalanlar رَسُولِ Peygamberine rasūli
Peygamberine ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın وَكَرِهُوٓا۟ ve hoşlanmadılar wakarihū
ve hoşlanmadılar أَن cihadetmekten an
cihadetmekten يُجَـٰهِدُوا۟ strive yujāhidū
strive بِأَمْوَٰلِهِمْ mallarıyle bi-amwālihim
mallarıyle وَأَنفُسِهِمْ ve canlarıyle wa-anfusihim
ve canlarıyle فِى yolunda fī
yolunda سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah وَقَالُوا۟ ve dediler waqālū
ve dediler لَا sefere çıkmayın lā
sefere çıkmayın تَنفِرُوا۟ go forth tanfirū
go forth فِى sıcakta fī
sıcakta ٱلْحَرِّ ۗ the heat l-ḥari
the heat قُلْ de ki qul
de ki نَارُ ateşi nāru
ateşi جَهَنَّمَ cehennemin jahannama
cehennemin أَشَدُّ daha ashaddu
daha حَرًّۭا ۚ sıcaktır ḥarran
sıcaktır لَّوْ keşke law
keşke كَانُوا۟ olsalardı kānū
olsalardı يَفْقَهُونَ anlıyor(lar) yafqahūna
anlıyor(lar) ٨١ (81)
(81)
Allah'ın Peygamberinin hilafına geri kalanlar, oturup kalmalarına sevindiler. Allah yolunda mallariyle ve canlariyle cihat hoşlarına gitmedi. "Sıcakta savaşa çıkmayın" dediler. De ki: "Cehennem ateşi daha sıcaktır." Keşke bilseydiler!
9:82
فَلْيَضْحَكُوا۟
artık gülsünler
falyaḍḥakū
artık gülsünler قَلِيلًۭا az qalīlan
az وَلْيَبْكُوا۟ ve ağlasınlar walyabkū
ve ağlasınlar كَثِيرًۭا çok kathīran
çok جَزَآءًۢ karşılık jazāan
karşılık بِمَا şeylere bimā
şeylere كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları يَكْسِبُونَ kazanıyor(lar) yaksibūna
kazanıyor(lar) ٨٢ (82)
(82)
artık gülsünler قَلِيلًۭا az qalīlan
az وَلْيَبْكُوا۟ ve ağlasınlar walyabkū
ve ağlasınlar كَثِيرًۭا çok kathīran
çok جَزَآءًۢ karşılık jazāan
karşılık بِمَا şeylere bimā
şeylere كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları يَكْسِبُونَ kazanıyor(lar) yaksibūna
kazanıyor(lar) ٨٢ (82)
(82)
Yaptıklarının cezası olarak, bundan böyle az gülsünler, çok ağlasınlar.
9:83
فَإِن
eğer
fa-in
eğer رَّجَعَكَ seni döndürürse rajaʿaka
seni döndürürse ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah إِلَىٰ bir topluluğa ilā
bir topluluğa طَآئِفَةٍۢ a group ṭāifatin
a group مِّنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan فَٱسْتَـْٔذَنُوكَ senden izin isterlerse fa-is'tadhanūka
senden izin isterlerse لِلْخُرُوجِ çıkmak için lil'khurūji
çıkmak için فَقُل de ki faqul
de ki لَّن çıkmayacaksınız lan
çıkmayacaksınız تَخْرُجُوا۟ will you come out takhrujū
will you come out مَعِىَ benimle maʿiya
benimle أَبَدًۭا asla abadan
asla وَلَن ve asla walan
ve asla تُقَـٰتِلُوا۟ savaşmayacaksınız tuqātilū
savaşmayacaksınız مَعِىَ benimle beraber maʿiya
benimle beraber عَدُوًّا ۖ düşmanla ʿaduwwan
düşmanla إِنَّكُمْ şüphesiz siz innakum
şüphesiz siz رَضِيتُم razı olmuştunuz raḍītum
razı olmuştunuz بِٱلْقُعُودِ oturmağa bil-quʿūdi
oturmağa أَوَّلَ ilk awwala
ilk مَرَّةٍۢ önce marratin
önce فَٱقْعُدُوا۟ öyle ise oturun fa-uq'ʿudū
öyle ise oturun مَعَ beraber maʿa
beraber ٱلْخَـٰلِفِينَ geri kalanlarla l-khālifīna
geri kalanlarla ٨٣ (83)
(83)
eğer رَّجَعَكَ seni döndürürse rajaʿaka
seni döndürürse ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah إِلَىٰ bir topluluğa ilā
bir topluluğa طَآئِفَةٍۢ a group ṭāifatin
a group مِّنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan فَٱسْتَـْٔذَنُوكَ senden izin isterlerse fa-is'tadhanūka
senden izin isterlerse لِلْخُرُوجِ çıkmak için lil'khurūji
çıkmak için فَقُل de ki faqul
de ki لَّن çıkmayacaksınız lan
çıkmayacaksınız تَخْرُجُوا۟ will you come out takhrujū
will you come out مَعِىَ benimle maʿiya
benimle أَبَدًۭا asla abadan
asla وَلَن ve asla walan
ve asla تُقَـٰتِلُوا۟ savaşmayacaksınız tuqātilū
savaşmayacaksınız مَعِىَ benimle beraber maʿiya
benimle beraber عَدُوًّا ۖ düşmanla ʿaduwwan
düşmanla إِنَّكُمْ şüphesiz siz innakum
şüphesiz siz رَضِيتُم razı olmuştunuz raḍītum
razı olmuştunuz بِٱلْقُعُودِ oturmağa bil-quʿūdi
oturmağa أَوَّلَ ilk awwala
ilk مَرَّةٍۢ önce marratin
önce فَٱقْعُدُوا۟ öyle ise oturun fa-uq'ʿudū
öyle ise oturun مَعَ beraber maʿa
beraber ٱلْخَـٰلِفِينَ geri kalanlarla l-khālifīna
geri kalanlarla ٨٣ (83)
(83)
Allah seni geri döndürüp, onlardan bir toplulukla karşılaştırdığı zaman, senden savaşa çıkmak için izin isterlerse, de ki: "Benimle asla çıkamayacaksınız, benim yanımda hiçbir düşmanla savaşmıyacaksınız; çünkü baştan, oturup kalmaya razı oldunuz. Artık geri kalanlarla beraber oturun."
9:84
وَلَا
ve
walā
ve تُصَلِّ namaz kılma tuṣalli
namaz kılma عَلَىٰٓ üzerine ʿalā
üzerine أَحَدٍۢ birinin aḥadin
birinin مِّنْهُم onlardan min'hum
onlardan مَّاتَ ölen māta
ölen أَبَدًۭا asla abadan
asla وَلَا ve walā
ve تَقُمْ durma taqum
durma عَلَىٰ başında ʿalā
başında قَبْرِهِۦٓ ۖ onun kabri qabrihi
onun kabri إِنَّهُمْ çünkü onlar innahum
çünkü onlar كَفَرُوا۟ inkar ettiler kafarū
inkar ettiler بِٱللَّهِ Allah'ı bil-lahi
Allah'ı وَرَسُولِهِۦ ve Elçisini warasūlihi
ve Elçisini وَمَاتُوا۟ ve öldüler wamātū
ve öldüler وَهُمْ onlar wahum
onlar فَـٰسِقُونَ yoldan çıkmış olarak fāsiqūna
yoldan çıkmış olarak ٨٤ (84)
(84)
ve تُصَلِّ namaz kılma tuṣalli
namaz kılma عَلَىٰٓ üzerine ʿalā
üzerine أَحَدٍۢ birinin aḥadin
birinin مِّنْهُم onlardan min'hum
onlardan مَّاتَ ölen māta
ölen أَبَدًۭا asla abadan
asla وَلَا ve walā
ve تَقُمْ durma taqum
durma عَلَىٰ başında ʿalā
başında قَبْرِهِۦٓ ۖ onun kabri qabrihi
onun kabri إِنَّهُمْ çünkü onlar innahum
çünkü onlar كَفَرُوا۟ inkar ettiler kafarū
inkar ettiler بِٱللَّهِ Allah'ı bil-lahi
Allah'ı وَرَسُولِهِۦ ve Elçisini warasūlihi
ve Elçisini وَمَاتُوا۟ ve öldüler wamātū
ve öldüler وَهُمْ onlar wahum
onlar فَـٰسِقُونَ yoldan çıkmış olarak fāsiqūna
yoldan çıkmış olarak ٨٤ (84)
(84)
Onlardan ölen kimsenin namazını sakın kılma, mezarı başında da durma! Çünkü onlar Allah'ı ve peygamberini inkar ettiler, fasık olarak öldüler.
9:85
وَلَا
ve
walā
ve تُعْجِبْكَ seni imrendirmesin tuʿ'jib'ka
seni imrendirmesin أَمْوَٰلُهُمْ onların malları amwāluhum
onların malları وَأَوْلَـٰدُهُمْ ۚ ve evladları wa-awlāduhum
ve evladları إِنَّمَا şüphesiz innamā
şüphesiz يُرِيدُ istiyor yurīdu
istiyor ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah أَن onlara azabetmeyi an
onlara azabetmeyi يُعَذِّبَهُم punish them yuʿadhibahum
punish them بِهَا bunlarla bihā
bunlarla فِى dünyada fī
dünyada ٱلدُّنْيَا the world l-dun'yā
the world وَتَزْهَقَ ve çıkmasını watazhaqa
ve çıkmasını أَنفُسُهُمْ canlarının anfusuhum
canlarının وَهُمْ onlar wahum
onlar كَـٰفِرُونَ kafir olarak kāfirūna
kafir olarak ٨٥ (85)
(85)
ve تُعْجِبْكَ seni imrendirmesin tuʿ'jib'ka
seni imrendirmesin أَمْوَٰلُهُمْ onların malları amwāluhum
onların malları وَأَوْلَـٰدُهُمْ ۚ ve evladları wa-awlāduhum
ve evladları إِنَّمَا şüphesiz innamā
şüphesiz يُرِيدُ istiyor yurīdu
istiyor ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah أَن onlara azabetmeyi an
onlara azabetmeyi يُعَذِّبَهُم punish them yuʿadhibahum
punish them بِهَا bunlarla bihā
bunlarla فِى dünyada fī
dünyada ٱلدُّنْيَا the world l-dun'yā
the world وَتَزْهَقَ ve çıkmasını watazhaqa
ve çıkmasını أَنفُسُهُمْ canlarının anfusuhum
canlarının وَهُمْ onlar wahum
onlar كَـٰفِرُونَ kafir olarak kāfirūna
kafir olarak ٨٥ (85)
(85)
Malları ve çocukları seni hayrete düşürmesin; Allah bunlarla onlara dünyada azabetmek ve canlarının inkarcı olarak çıkmasını ister.
9:86
وَإِذَآ
zaman
wa-idhā
zaman أُنزِلَتْ indirildiği unzilat
indirildiği سُورَةٌ bir sure sūratun
bir sure أَنْ diye an
diye ءَامِنُوا۟ inanın āminū
inanın بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a وَجَـٰهِدُوا۟ ve cihadedin wajāhidū
ve cihadedin مَعَ beraber maʿa
beraber رَسُولِهِ Elçisiyle rasūlihi
Elçisiyle ٱسْتَـْٔذَنَكَ senden izin istediler is'tadhanaka
senden izin istediler أُو۟لُوا۟ sahibi olanlar ulū
sahibi olanlar ٱلطَّوْلِ servet l-ṭawli
servet مِنْهُمْ içlerinden min'hum
içlerinden وَقَالُوا۟ ve dediler waqālū
ve dediler ذَرْنَا bizi bırak dharnā
bizi bırak نَكُن olalım nakun
olalım مَّعَ beraber maʿa
beraber ٱلْقَـٰعِدِينَ oturanlarla l-qāʿidīna
oturanlarla ٨٦ (86)
(86)
zaman أُنزِلَتْ indirildiği unzilat
indirildiği سُورَةٌ bir sure sūratun
bir sure أَنْ diye an
diye ءَامِنُوا۟ inanın āminū
inanın بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a وَجَـٰهِدُوا۟ ve cihadedin wajāhidū
ve cihadedin مَعَ beraber maʿa
beraber رَسُولِهِ Elçisiyle rasūlihi
Elçisiyle ٱسْتَـْٔذَنَكَ senden izin istediler is'tadhanaka
senden izin istediler أُو۟لُوا۟ sahibi olanlar ulū
sahibi olanlar ٱلطَّوْلِ servet l-ṭawli
servet مِنْهُمْ içlerinden min'hum
içlerinden وَقَالُوا۟ ve dediler waqālū
ve dediler ذَرْنَا bizi bırak dharnā
bizi bırak نَكُن olalım nakun
olalım مَّعَ beraber maʿa
beraber ٱلْقَـٰعِدِينَ oturanlarla l-qāʿidīna
oturanlarla ٨٦ (86)
(86)
"Allah'a inanın ve Peygamberinin yanında savaşın" diye bir sure inmiş olsa, onların gücü yetenleri sizden izin isterler ve "Bizi bırak oturanlarla beraber kalalım" derler.
9:87
رَضُوا۟
razı oldular
raḍū
razı oldular بِأَن olmaya bi-an
olmaya يَكُونُوا۟ be yakūnū
be مَعَ beraber maʿa
beraber ٱلْخَوَالِفِ geride kalan kadınlarla l-khawālifi
geride kalan kadınlarla وَطُبِعَ ve mühürlendi waṭubiʿa
ve mühürlendi عَلَىٰ üzeri ʿalā
üzeri قُلُوبِهِمْ kalbleri qulūbihim
kalbleri فَهُمْ artık onlar fahum
artık onlar لَا anlamazlar lā
anlamazlar يَفْقَهُونَ understand yafqahūna
understand ٨٧ (87)
(87)
razı oldular بِأَن olmaya bi-an
olmaya يَكُونُوا۟ be yakūnū
be مَعَ beraber maʿa
beraber ٱلْخَوَالِفِ geride kalan kadınlarla l-khawālifi
geride kalan kadınlarla وَطُبِعَ ve mühürlendi waṭubiʿa
ve mühürlendi عَلَىٰ üzeri ʿalā
üzeri قُلُوبِهِمْ kalbleri qulūbihim
kalbleri فَهُمْ artık onlar fahum
artık onlar لَا anlamazlar lā
anlamazlar يَفْقَهُونَ understand yafqahūna
understand ٨٧ (87)
(87)
Geri kalan kadınlarla beraber bulunmaya razı oldular. Kalbleri kapanmıştır, bu yüzden anlamazlar.
9:88
لَـٰكِنِ
fakat
lākini
fakat ٱلرَّسُولُ Elçi l-rasūlu
Elçi وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) مَعَهُۥ onunla beraber maʿahu
onunla beraber جَـٰهَدُوا۟ cihadettiler jāhadū
cihadettiler بِأَمْوَٰلِهِمْ mallarıyla bi-amwālihim
mallarıyla وَأَنفُسِهِمْ ۚ ve canlarıyla wa-anfusihim
ve canlarıyla وَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte wa-ulāika
işte لَهُمُ onlarındır lahumu
onlarındır ٱلْخَيْرَٰتُ ۖ bütün hayırlar l-khayrātu
bütün hayırlar وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve işte wa-ulāika
ve işte هُمُ onlardır humu
onlardır ٱلْمُفْلِحُونَ başarıya erenler l-muf'liḥūna
başarıya erenler ٨٨ (88)
(88)
fakat ٱلرَّسُولُ Elçi l-rasūlu
Elçi وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) مَعَهُۥ onunla beraber maʿahu
onunla beraber جَـٰهَدُوا۟ cihadettiler jāhadū
cihadettiler بِأَمْوَٰلِهِمْ mallarıyla bi-amwālihim
mallarıyla وَأَنفُسِهِمْ ۚ ve canlarıyla wa-anfusihim
ve canlarıyla وَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte wa-ulāika
işte لَهُمُ onlarındır lahumu
onlarındır ٱلْخَيْرَٰتُ ۖ bütün hayırlar l-khayrātu
bütün hayırlar وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve işte wa-ulāika
ve işte هُمُ onlardır humu
onlardır ٱلْمُفْلِحُونَ başarıya erenler l-muf'liḥūna
başarıya erenler ٨٨ (88)
(88)
Ama Peygamber ve onunla beraber bulunan müminler, mallariyle ve canlariyle savaştılar. İşte iyilikler onlaradır, saadete erişenler de onlardır.
9:89
أَعَدَّ
hazırlamıştır
aʿadda
hazırlamıştır ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah لَهُمْ onlar için lahum
onlar için جَنَّـٰتٍۢ cennetler jannātin
cennetler تَجْرِى akan tajrī
akan مِن altlarından min
altlarından تَحْتِهَا underneath it taḥtihā
underneath it ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar خَـٰلِدِينَ ebedi kalacakları khālidīna
ebedi kalacakları فِيهَا ۚ içlerinde fīhā
içlerinde ذَٰلِكَ işte budur dhālika
işte budur ٱلْفَوْزُ başarı l-fawzu
başarı ٱلْعَظِيمُ büyük l-ʿaẓīmu
büyük ٨٩ (89)
(89)
hazırlamıştır ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah لَهُمْ onlar için lahum
onlar için جَنَّـٰتٍۢ cennetler jannātin
cennetler تَجْرِى akan tajrī
akan مِن altlarından min
altlarından تَحْتِهَا underneath it taḥtihā
underneath it ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar خَـٰلِدِينَ ebedi kalacakları khālidīna
ebedi kalacakları فِيهَا ۚ içlerinde fīhā
içlerinde ذَٰلِكَ işte budur dhālika
işte budur ٱلْفَوْزُ başarı l-fawzu
başarı ٱلْعَظِيمُ büyük l-ʿaẓīmu
büyük ٨٩ (89)
(89)
Allah onlara temelli kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. Büyük kurtuluş budur.
9:90
وَجَآءَ
ve geldiler
wajāa
ve geldiler ٱلْمُعَذِّرُونَ özür bahane eden l-muʿadhirūna
özür bahane eden مِنَ bedevi Araplar mina
bedevi Araplar ٱلْأَعْرَابِ the bedouins l-aʿrābi
the bedouins لِيُؤْذَنَ izin verilmesi için liyu'dhana
izin verilmesi için لَهُمْ kendilerine lahum
kendilerine وَقَعَدَ ve oturdular waqaʿada
ve oturdular ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَذَبُوا۟ yalan söyleyen(ler) kadhabū
yalan söyleyen(ler) ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a وَرَسُولَهُۥ ۚ ve Elçisine warasūlahu
ve Elçisine سَيُصِيبُ erişecektir sayuṣību
erişecektir ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere كَفَرُوا۟ inkar eden(lere) kafarū
inkar eden(lere) مِنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab أَلِيمٌۭ acıklı alīmun
acıklı ٩٠ (90)
(90)
ve geldiler ٱلْمُعَذِّرُونَ özür bahane eden l-muʿadhirūna
özür bahane eden مِنَ bedevi Araplar mina
bedevi Araplar ٱلْأَعْرَابِ the bedouins l-aʿrābi
the bedouins لِيُؤْذَنَ izin verilmesi için liyu'dhana
izin verilmesi için لَهُمْ kendilerine lahum
kendilerine وَقَعَدَ ve oturdular waqaʿada
ve oturdular ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَذَبُوا۟ yalan söyleyen(ler) kadhabū
yalan söyleyen(ler) ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a وَرَسُولَهُۥ ۚ ve Elçisine warasūlahu
ve Elçisine سَيُصِيبُ erişecektir sayuṣību
erişecektir ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere كَفَرُوا۟ inkar eden(lere) kafarū
inkar eden(lere) مِنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab أَلِيمٌۭ acıklı alīmun
acıklı ٩٠ (90)
(90)
Bedevilerden, izin almak üzere, özür beyan eden kimseler geldiler. Allah'a ve Peygamberine yalan söyleyenler ise, özür bile beyan etmeksizin geri kaldılar. Onlardan kafir olanlar can yakıcı azaba uğrayacaktır.
9:91
لَّيْسَ
yoktur
laysa
yoktur عَلَى üzerine ʿalā
üzerine ٱلضُّعَفَآءِ zayıflar l-ḍuʿafāi
zayıflar وَلَا ve yoktur walā
ve yoktur عَلَى üzerine ʿalā
üzerine ٱلْمَرْضَىٰ hastalar l-marḍā
hastalar وَلَا ve yoktur walā
ve yoktur عَلَى üzerine ʿalā
üzerine ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler لَا bulamayan(lar) lā
bulamayan(lar) يَجِدُونَ they find yajidūna
they find مَا bir şey mā
bir şey يُنفِقُونَ harcayacak yunfiqūna
harcayacak حَرَجٌ bir günah ḥarajun
bir günah إِذَا takdirde idhā
takdirde نَصَحُوا۟ öğüt verdikleri naṣaḥū
öğüt verdikleri لِلَّهِ Allah için lillahi
Allah için وَرَسُولِهِۦ ۚ ve Elçisi için warasūlihi
ve Elçisi için مَا yoktur mā
yoktur عَلَى aleyhine ʿalā
aleyhine ٱلْمُحْسِنِينَ iyilik edenlerin l-muḥ'sinīna
iyilik edenlerin مِن hiçbir min
hiçbir سَبِيلٍۢ ۚ yol sabīlin
yol وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır رَّحِيمٌۭ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir ٩١ (91)
(91)
yoktur عَلَى üzerine ʿalā
üzerine ٱلضُّعَفَآءِ zayıflar l-ḍuʿafāi
zayıflar وَلَا ve yoktur walā
ve yoktur عَلَى üzerine ʿalā
üzerine ٱلْمَرْضَىٰ hastalar l-marḍā
hastalar وَلَا ve yoktur walā
ve yoktur عَلَى üzerine ʿalā
üzerine ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler لَا bulamayan(lar) lā
bulamayan(lar) يَجِدُونَ they find yajidūna
they find مَا bir şey mā
bir şey يُنفِقُونَ harcayacak yunfiqūna
harcayacak حَرَجٌ bir günah ḥarajun
bir günah إِذَا takdirde idhā
takdirde نَصَحُوا۟ öğüt verdikleri naṣaḥū
öğüt verdikleri لِلَّهِ Allah için lillahi
Allah için وَرَسُولِهِۦ ۚ ve Elçisi için warasūlihi
ve Elçisi için مَا yoktur mā
yoktur عَلَى aleyhine ʿalā
aleyhine ٱلْمُحْسِنِينَ iyilik edenlerin l-muḥ'sinīna
iyilik edenlerin مِن hiçbir min
hiçbir سَبِيلٍۢ ۚ yol sabīlin
yol وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır رَّحِيمٌۭ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir ٩١ (91)
(91)
Güçsüzlere, hastalara ve sarfedecek bir şeyi bulunmayanlara, Allah ve Peygamberine bağlı kaldıkları müddetçe sorumluluk yoktur. İyi davrananlara sorumluluk olmaz. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
9:92
وَلَا
ve yoktur (sorumluluk)
walā
ve yoktur (sorumluluk) عَلَى kimselere ʿalā
kimselere ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who إِذَا zaman idhā
zaman مَآ sana geldikleri mā
sana geldikleri أَتَوْكَ they came to you atawka
they came to you لِتَحْمِلَهُمْ binek için litaḥmilahum
binek için قُلْتَ sen deyince qul'ta
sen deyince لَآ bulamıyorum lā
bulamıyorum أَجِدُ I find ajidu
I find مَآ bir şey mā
bir şey أَحْمِلُكُمْ sizi bindirecek aḥmilukum
sizi bindirecek عَلَيْهِ üzerine ʿalayhi
üzerine تَوَلَّوا۟ dönen tawallaw
dönen وَّأَعْيُنُهُمْ ve gözlerinden wa-aʿyunuhum
ve gözlerinden تَفِيضُ akarak tafīḍu
akarak مِنَ yaş mina
yaş ٱلدَّمْعِ (with) the tears l-damʿi
(with) the tears حَزَنًا üzüntüden ḥazanan
üzüntüden أَلَّا dolayı allā
dolayı يَجِدُوا۟ bulamadıklarından yajidū
bulamadıklarından مَا bir şey mā
bir şey يُنفِقُونَ infak edecek yunfiqūna
infak edecek ٩٢ (92)
(92)
ve yoktur (sorumluluk) عَلَى kimselere ʿalā
kimselere ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who إِذَا zaman idhā
zaman مَآ sana geldikleri mā
sana geldikleri أَتَوْكَ they came to you atawka
they came to you لِتَحْمِلَهُمْ binek için litaḥmilahum
binek için قُلْتَ sen deyince qul'ta
sen deyince لَآ bulamıyorum lā
bulamıyorum أَجِدُ I find ajidu
I find مَآ bir şey mā
bir şey أَحْمِلُكُمْ sizi bindirecek aḥmilukum
sizi bindirecek عَلَيْهِ üzerine ʿalayhi
üzerine تَوَلَّوا۟ dönen tawallaw
dönen وَّأَعْيُنُهُمْ ve gözlerinden wa-aʿyunuhum
ve gözlerinden تَفِيضُ akarak tafīḍu
akarak مِنَ yaş mina
yaş ٱلدَّمْعِ (with) the tears l-damʿi
(with) the tears حَزَنًا üzüntüden ḥazanan
üzüntüden أَلَّا dolayı allā
dolayı يَجِدُوا۟ bulamadıklarından yajidū
bulamadıklarından مَا bir şey mā
bir şey يُنفِقُونَ infak edecek yunfiqūna
infak edecek ٩٢ (92)
(92)
Binek vermen için sana geldiklerinde, "Size binek bulamıyorum" dediğin zaman, sarfedecek bir şey bulamadıkları için üzüntüden gözyaşı dökerek geri dönenlere de sorumluluk yoktur.
9:93
۞ إِنَّمَا
ancak
innamā
ancak ٱلسَّبِيلُ (kınanmasına) yol vardır l-sabīlu
(kınanmasına) yol vardır عَلَى kimselerin ʿalā
kimselerin ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who يَسْتَـْٔذِنُونَكَ senden izin isteyen yastadhinūnaka
senden izin isteyen وَهُمْ onlar wahum
onlar أَغْنِيَآءُ ۚ zengin oldukları halde aghniyāu
zengin oldukları halde رَضُوا۟ onlar razı oldular raḍū
onlar razı oldular بِأَن olmağa bi-an
olmağa يَكُونُوا۟ be yakūnū
be مَعَ beraber maʿa
beraber ٱلْخَوَالِفِ geri kalan kadınlarla l-khawālifi
geri kalan kadınlarla وَطَبَعَ ve mühürledi waṭabaʿa
ve mühürledi ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَلَىٰ üzerini ʿalā
üzerini قُلُوبِهِمْ onların kalbleri qulūbihim
onların kalbleri فَهُمْ artık onlar fahum
artık onlar لَا bilmezler lā
bilmezler يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know ٩٣ (93)
(93)
ancak ٱلسَّبِيلُ (kınanmasına) yol vardır l-sabīlu
(kınanmasına) yol vardır عَلَى kimselerin ʿalā
kimselerin ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who يَسْتَـْٔذِنُونَكَ senden izin isteyen yastadhinūnaka
senden izin isteyen وَهُمْ onlar wahum
onlar أَغْنِيَآءُ ۚ zengin oldukları halde aghniyāu
zengin oldukları halde رَضُوا۟ onlar razı oldular raḍū
onlar razı oldular بِأَن olmağa bi-an
olmağa يَكُونُوا۟ be yakūnū
be مَعَ beraber maʿa
beraber ٱلْخَوَالِفِ geri kalan kadınlarla l-khawālifi
geri kalan kadınlarla وَطَبَعَ ve mühürledi waṭabaʿa
ve mühürledi ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَلَىٰ üzerini ʿalā
üzerini قُلُوبِهِمْ onların kalbleri qulūbihim
onların kalbleri فَهُمْ artık onlar fahum
artık onlar لَا bilmezler lā
bilmezler يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know ٩٣ (93)
(93)
Sorumluluk ancak, zengin oldukları halde senden izin isteyen, geride kalan kadınlarla bulunmaya razı olanlara ve Allah kalblerini mühürlemiş olduğu için bilmeyenleredir.
9:94
يَعْتَذِرُونَ
özür dilerler
yaʿtadhirūna
özür dilerler إِلَيْكُمْ sizden ilaykum
sizden إِذَا zaman idhā
zaman رَجَعْتُمْ geri dönüp geldiğiniz rajaʿtum
geri dönüp geldiğiniz إِلَيْهِمْ ۚ onların yanına ilayhim
onların yanına قُل de ki qul
de ki لَّا hiç lā
hiç تَعْتَذِرُوا۟ özür dilemeyin taʿtadhirū
özür dilemeyin لَن asla lan
asla نُّؤْمِنَ inanmayız nu'mina
inanmayız لَكُمْ size lakum
size قَدْ muhakkak qad
muhakkak نَبَّأَنَا bize bildirdi nabba-anā
bize bildirdi ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah مِنْ sizin haberlerinizi min
sizin haberlerinizi أَخْبَارِكُمْ ۚ your news akhbārikum
your news وَسَيَرَى ve görecektir wasayarā
ve görecektir ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَمَلَكُمْ yaptığınızı ʿamalakum
yaptığınızı وَرَسُولُهُۥ ve Elçisi de warasūluhu
ve Elçisi de ثُمَّ sonra thumma
sonra تُرَدُّونَ döndürüleceksiniz turaddūna
döndürüleceksiniz إِلَىٰ bilene ilā
bilene عَـٰلِمِ (the) Knower ʿālimi
(the) Knower ٱلْغَيْبِ görülmeyeni l-ghaybi
görülmeyeni وَٱلشَّهَـٰدَةِ ve görüleni wal-shahādati
ve görüleni فَيُنَبِّئُكُم O size haber verecek fayunabbi-ukum
O size haber verecek بِمَا ne bimā
ne كُنتُمْ varsa kuntum
varsa تَعْمَلُونَ yaptıklarınız taʿmalūna
yaptıklarınız ٩٤ (94)
(94)
özür dilerler إِلَيْكُمْ sizden ilaykum
sizden إِذَا zaman idhā
zaman رَجَعْتُمْ geri dönüp geldiğiniz rajaʿtum
geri dönüp geldiğiniz إِلَيْهِمْ ۚ onların yanına ilayhim
onların yanına قُل de ki qul
de ki لَّا hiç lā
hiç تَعْتَذِرُوا۟ özür dilemeyin taʿtadhirū
özür dilemeyin لَن asla lan
asla نُّؤْمِنَ inanmayız nu'mina
inanmayız لَكُمْ size lakum
size قَدْ muhakkak qad
muhakkak نَبَّأَنَا bize bildirdi nabba-anā
bize bildirdi ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah مِنْ sizin haberlerinizi min
sizin haberlerinizi أَخْبَارِكُمْ ۚ your news akhbārikum
your news وَسَيَرَى ve görecektir wasayarā
ve görecektir ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَمَلَكُمْ yaptığınızı ʿamalakum
yaptığınızı وَرَسُولُهُۥ ve Elçisi de warasūluhu
ve Elçisi de ثُمَّ sonra thumma
sonra تُرَدُّونَ döndürüleceksiniz turaddūna
döndürüleceksiniz إِلَىٰ bilene ilā
bilene عَـٰلِمِ (the) Knower ʿālimi
(the) Knower ٱلْغَيْبِ görülmeyeni l-ghaybi
görülmeyeni وَٱلشَّهَـٰدَةِ ve görüleni wal-shahādati
ve görüleni فَيُنَبِّئُكُم O size haber verecek fayunabbi-ukum
O size haber verecek بِمَا ne bimā
ne كُنتُمْ varsa kuntum
varsa تَعْمَلُونَ yaptıklarınız taʿmalūna
yaptıklarınız ٩٤ (94)
(94)
Savaştan döndüğünüzde size özür beyan ederler. Onlara de ki: "özür beyan etmeyin, size inanmayacağız, Allah haberlerinizi bize bildirmiştir. Allah da, Peygamberi de işleyeceklerinizi görecektir. Sonunda, görülmeyeni ve görüneni bilen Allah'a geri çevrileceksiniz. O, işlediklerinizi size haber verecektir."
9:95
سَيَحْلِفُونَ
yemin edecekler
sayaḥlifūna
yemin edecekler بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a لَكُمْ siz lakum
siz إِذَا zaman idhā
zaman ٱنقَلَبْتُمْ yanlarına geldiğiniz inqalabtum
yanlarına geldiğiniz إِلَيْهِمْ onların ilayhim
onların لِتُعْرِضُوا۟ vazgeçmeniz için lituʿ'riḍū
vazgeçmeniz için عَنْهُمْ ۖ kendilerinden ʿanhum
kendilerinden فَأَعْرِضُوا۟ vazgeçin fa-aʿriḍū
vazgeçin عَنْهُمْ ۖ onlardan ʿanhum
onlardan إِنَّهُمْ çünkü onlar innahum
çünkü onlar رِجْسٌۭ ۖ murdardır rij'sun
murdardır وَمَأْوَىٰهُمْ ve varacakları yer wamawāhum
ve varacakları yer جَهَنَّمُ cehennemdir jahannamu
cehennemdir جَزَآءًۢ cezası olarak jazāan
cezası olarak بِمَا şeylerin bimā
şeylerin كَانُوا۟ kazandıkları kānū
kazandıkları يَكْسِبُونَ earn yaksibūna
earn ٩٥ (95)
(95)
yemin edecekler بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a لَكُمْ siz lakum
siz إِذَا zaman idhā
zaman ٱنقَلَبْتُمْ yanlarına geldiğiniz inqalabtum
yanlarına geldiğiniz إِلَيْهِمْ onların ilayhim
onların لِتُعْرِضُوا۟ vazgeçmeniz için lituʿ'riḍū
vazgeçmeniz için عَنْهُمْ ۖ kendilerinden ʿanhum
kendilerinden فَأَعْرِضُوا۟ vazgeçin fa-aʿriḍū
vazgeçin عَنْهُمْ ۖ onlardan ʿanhum
onlardan إِنَّهُمْ çünkü onlar innahum
çünkü onlar رِجْسٌۭ ۖ murdardır rij'sun
murdardır وَمَأْوَىٰهُمْ ve varacakları yer wamawāhum
ve varacakları yer جَهَنَّمُ cehennemdir jahannamu
cehennemdir جَزَآءًۢ cezası olarak jazāan
cezası olarak بِمَا şeylerin bimā
şeylerin كَانُوا۟ kazandıkları kānū
kazandıkları يَكْسِبُونَ earn yaksibūna
earn ٩٥ (95)
(95)
Döndüğünüzde kendilerine çıkışmamanız için, Allah'a yemin edeceklerdir. Siz onlardan yüz çevirin; çünkü pistirler. Yaptıklarının karşılığı olarak varacakları yer cehennemdir.
9:96
يَحْلِفُونَ
yemin ediyorlar
yaḥlifūna
yemin ediyorlar لَكُمْ size lakum
size لِتَرْضَوْا۟ razı olmanız için litarḍaw
razı olmanız için عَنْهُمْ ۖ kendilerinden ʿanhum
kendilerinden فَإِن eğer fa-in
eğer تَرْضَوْا۟ siz razı olsanız bile tarḍaw
siz razı olsanız bile عَنْهُمْ onlardan ʿanhum
onlardan فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah لَا razı olmaz lā
razı olmaz يَرْضَىٰ (is) not pleased yarḍā
(is) not pleased عَنِ topluluktan ʿani
topluluktan ٱلْقَوْمِ the people l-qawmi
the people ٱلْفَـٰسِقِينَ yoldan çıkan l-fāsiqīna
yoldan çıkan ٩٦ (96)
(96)
yemin ediyorlar لَكُمْ size lakum
size لِتَرْضَوْا۟ razı olmanız için litarḍaw
razı olmanız için عَنْهُمْ ۖ kendilerinden ʿanhum
kendilerinden فَإِن eğer fa-in
eğer تَرْضَوْا۟ siz razı olsanız bile tarḍaw
siz razı olsanız bile عَنْهُمْ onlardan ʿanhum
onlardan فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah لَا razı olmaz lā
razı olmaz يَرْضَىٰ (is) not pleased yarḍā
(is) not pleased عَنِ topluluktan ʿani
topluluktan ٱلْقَوْمِ the people l-qawmi
the people ٱلْفَـٰسِقِينَ yoldan çıkan l-fāsiqīna
yoldan çıkan ٩٦ (96)
(96)
Kendilerinden hoşnut olasınız diye, size and verirler. Siz onlardan hoşnut olsanız bile, Allah, yoldan çıkmış kimselerden razı olmaz.
9:97
ٱلْأَعْرَابُ
bedevi Araplar
al-aʿrābu
bedevi Araplar أَشَدُّ daha yamandır ashaddu
daha yamandır كُفْرًۭا küfürde kuf'ran
küfürde وَنِفَاقًۭا ve iki yüzlülükte wanifāqan
ve iki yüzlülükte وَأَجْدَرُ ve daha müsaittirler wa-ajdaru
ve daha müsaittirler أَلَّا tanımamaya allā
tanımamaya يَعْلَمُوا۟ they know yaʿlamū
they know حُدُودَ sınırlarını ḥudūda
sınırlarını مَآ şeylerin mā
şeylerin أَنزَلَ indirdiği anzala
indirdiği ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın عَلَىٰ Elçisine ʿalā
Elçisine رَسُولِهِۦ ۗ His Messenger rasūlihi
His Messenger وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmet sahibidir ٩٧ (97)
(97)
bedevi Araplar أَشَدُّ daha yamandır ashaddu
daha yamandır كُفْرًۭا küfürde kuf'ran
küfürde وَنِفَاقًۭا ve iki yüzlülükte wanifāqan
ve iki yüzlülükte وَأَجْدَرُ ve daha müsaittirler wa-ajdaru
ve daha müsaittirler أَلَّا tanımamaya allā
tanımamaya يَعْلَمُوا۟ they know yaʿlamū
they know حُدُودَ sınırlarını ḥudūda
sınırlarını مَآ şeylerin mā
şeylerin أَنزَلَ indirdiği anzala
indirdiği ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın عَلَىٰ Elçisine ʿalā
Elçisine رَسُولِهِۦ ۗ His Messenger rasūlihi
His Messenger وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmet sahibidir ٩٧ (97)
(97)
Bedevilerin küfür ve nifakları her yönden, daha ileridir. Allah'ın, Peygamberine indirdiğinin sınırlarını bilmemek, onlara daha layıktır. Allah bilendir, hakimdir.
9:98
وَمِنَ
ve
wamina
ve ٱلْأَعْرَابِ bedevi Araplardan l-aʿrābi
bedevi Araplardan مَن kimi var ki man
kimi var ki يَتَّخِذُ sayar yattakhidhu
sayar مَا şeyi mā
şeyi يُنفِقُ verdiği yunfiqu
verdiği مَغْرَمًۭا angarya maghraman
angarya وَيَتَرَبَّصُ ve gözetler wayatarabbaṣu
ve gözetler بِكُمُ size bikumu
size ٱلدَّوَآئِرَ ۚ belalar gelmesini l-dawāira
belalar gelmesini عَلَيْهِمْ onların ʿalayhim
onların دَآئِرَةُ bela başına gelsin dāiratu
bela başına gelsin ٱلسَّوْءِ ۗ kötü l-sawi
kötü وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah سَمِيعٌ işitendir samīʿun
işitendir عَلِيمٌۭ bilendir ʿalīmun
bilendir ٩٨ (98)
(98)
ve ٱلْأَعْرَابِ bedevi Araplardan l-aʿrābi
bedevi Araplardan مَن kimi var ki man
kimi var ki يَتَّخِذُ sayar yattakhidhu
sayar مَا şeyi mā
şeyi يُنفِقُ verdiği yunfiqu
verdiği مَغْرَمًۭا angarya maghraman
angarya وَيَتَرَبَّصُ ve gözetler wayatarabbaṣu
ve gözetler بِكُمُ size bikumu
size ٱلدَّوَآئِرَ ۚ belalar gelmesini l-dawāira
belalar gelmesini عَلَيْهِمْ onların ʿalayhim
onların دَآئِرَةُ bela başına gelsin dāiratu
bela başına gelsin ٱلسَّوْءِ ۗ kötü l-sawi
kötü وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah سَمِيعٌ işitendir samīʿun
işitendir عَلِيمٌۭ bilendir ʿalīmun
bilendir ٩٨ (98)
(98)
Bedevilerden, Allah yolunda sarfettiklerini angarya sayanlar ve sizin başınıza belalar gelmesini bekleyenler vardır. Belalar onlara olsun; Allah işitir ve bilir.
9:99
وَمِنَ
bedevi Araplardan
wamina
bedevi Araplardan ٱلْأَعْرَابِ the bedouins l-aʿrābi
the bedouins مَن kimi de var ki man
kimi de var ki يُؤْمِنُ inanır yu'minu
inanır بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a وَٱلْيَوْمِ ve gününe wal-yawmi
ve gününe ٱلْـَٔاخِرِ ahiret l-ākhiri
ahiret وَيَتَّخِذُ ve vesile sayar wayattakhidhu
ve vesile sayar مَا şeyi mā
şeyi يُنفِقُ verdiği yunfiqu
verdiği قُرُبَـٰتٍ yakınlaşmaya qurubātin
yakınlaşmaya عِندَ katında ʿinda
katında ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah وَصَلَوَٰتِ ve du'alarını almaya waṣalawāti
ve du'alarını almaya ٱلرَّسُولِ ۚ Elçinin l-rasūli
Elçinin أَلَآ iyi bilin ki alā
iyi bilin ki إِنَّهَا gerçekten o innahā
gerçekten o قُرْبَةٌۭ yakınlık vesilesidir qur'batun
yakınlık vesilesidir لَّهُمْ ۚ kendileri için lahum
kendileri için سَيُدْخِلُهُمُ onları sokacaktır sayud'khiluhumu
onları sokacaktır ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah فِى içine fī
içine رَحْمَتِهِۦٓ ۗ rahmetinin raḥmatihi
rahmetinin إِنَّ muhakkak ki inna
muhakkak ki ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır رَّحِيمٌۭ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir ٩٩ (99)
(99)
bedevi Araplardan ٱلْأَعْرَابِ the bedouins l-aʿrābi
the bedouins مَن kimi de var ki man
kimi de var ki يُؤْمِنُ inanır yu'minu
inanır بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a وَٱلْيَوْمِ ve gününe wal-yawmi
ve gününe ٱلْـَٔاخِرِ ahiret l-ākhiri
ahiret وَيَتَّخِذُ ve vesile sayar wayattakhidhu
ve vesile sayar مَا şeyi mā
şeyi يُنفِقُ verdiği yunfiqu
verdiği قُرُبَـٰتٍ yakınlaşmaya qurubātin
yakınlaşmaya عِندَ katında ʿinda
katında ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah وَصَلَوَٰتِ ve du'alarını almaya waṣalawāti
ve du'alarını almaya ٱلرَّسُولِ ۚ Elçinin l-rasūli
Elçinin أَلَآ iyi bilin ki alā
iyi bilin ki إِنَّهَا gerçekten o innahā
gerçekten o قُرْبَةٌۭ yakınlık vesilesidir qur'batun
yakınlık vesilesidir لَّهُمْ ۚ kendileri için lahum
kendileri için سَيُدْخِلُهُمُ onları sokacaktır sayud'khiluhumu
onları sokacaktır ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah فِى içine fī
içine رَحْمَتِهِۦٓ ۗ rahmetinin raḥmatihi
rahmetinin إِنَّ muhakkak ki inna
muhakkak ki ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır رَّحِيمٌۭ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir ٩٩ (99)
(99)
Bedevilerden, Allah'a ve ahiret gününe inanan, sarfettiğini, Allah katında ibadet ve Peygamberin dualarına nail olmağa vesile sayanlar da vardır. Bilin ki, verdikleri onlar için ibadettir. Allah, onlara rahmet edecektir. Allah şüphesiz bağışlar ve merhamet eder.
9:100
وَٱلسَّـٰبِقُونَ
öne geçenlerden
wal-sābiqūna
öne geçenlerden ٱلْأَوَّلُونَ ilk olanlar l-awalūna
ilk olanlar مِنَ Muhacirlerden mina
Muhacirlerden ٱلْمُهَـٰجِرِينَ the emigrants l-muhājirīna
the emigrants وَٱلْأَنصَارِ ve Ensardan wal-anṣāri
ve Ensardan وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler ٱتَّبَعُوهُم ona tabi olan(lar) ittabaʿūhum
ona tabi olan(lar) بِإِحْسَـٰنٍۢ güzelce bi-iḥ'sānin
güzelce رَّضِىَ razı olmuştur raḍiya
razı olmuştur ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَنْهُمْ onlardan ʿanhum
onlardan وَرَضُوا۟ onlar da razı olmuşlardır waraḍū
onlar da razı olmuşlardır عَنْهُ O'ndan ʿanhu
O'ndan وَأَعَدَّ ve hazırlamıştır wa-aʿadda
ve hazırlamıştır لَهُمْ onlara lahum
onlara جَنَّـٰتٍۢ cennetler jannātin
cennetler تَجْرِى akan tajrī
akan تَحْتَهَا altlarından taḥtahā
altlarından ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar خَـٰلِدِينَ kalacakları khālidīna
kalacakları فِيهَآ içinde fīhā
içinde أَبَدًۭا ۚ ebedi abadan
ebedi ذَٰلِكَ işte budur dhālika
işte budur ٱلْفَوْزُ kurtuluş l-fawzu
kurtuluş ٱلْعَظِيمُ büyük l-ʿaẓīmu
büyük ١٠٠ (100)
(100)
öne geçenlerden ٱلْأَوَّلُونَ ilk olanlar l-awalūna
ilk olanlar مِنَ Muhacirlerden mina
Muhacirlerden ٱلْمُهَـٰجِرِينَ the emigrants l-muhājirīna
the emigrants وَٱلْأَنصَارِ ve Ensardan wal-anṣāri
ve Ensardan وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler ٱتَّبَعُوهُم ona tabi olan(lar) ittabaʿūhum
ona tabi olan(lar) بِإِحْسَـٰنٍۢ güzelce bi-iḥ'sānin
güzelce رَّضِىَ razı olmuştur raḍiya
razı olmuştur ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَنْهُمْ onlardan ʿanhum
onlardan وَرَضُوا۟ onlar da razı olmuşlardır waraḍū
onlar da razı olmuşlardır عَنْهُ O'ndan ʿanhu
O'ndan وَأَعَدَّ ve hazırlamıştır wa-aʿadda
ve hazırlamıştır لَهُمْ onlara lahum
onlara جَنَّـٰتٍۢ cennetler jannātin
cennetler تَجْرِى akan tajrī
akan تَحْتَهَا altlarından taḥtahā
altlarından ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar خَـٰلِدِينَ kalacakları khālidīna
kalacakları فِيهَآ içinde fīhā
içinde أَبَدًۭا ۚ ebedi abadan
ebedi ذَٰلِكَ işte budur dhālika
işte budur ٱلْفَوْزُ kurtuluş l-fawzu
kurtuluş ٱلْعَظِيمُ büyük l-ʿaẓīmu
büyük ١٠٠ (100)
(100)
İyilik yarışında önceliği kazanan Muhacirler ve Ensar ile, onlara güzelce uyanlardan Allah hoşnut olmuştur, onlar da Allah'tan hoşnuddurlar. Allah onlara, içinde temelli ve ebedi kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır; işte büyük kurtuluş budur.
9:101
وَمِمَّنْ
ve vardır
wamimman
ve vardır حَوْلَكُم çevrenizdeki ḥawlakum
çevrenizdeki مِّنَ bedevi Araplardan mina
bedevi Araplardan ٱلْأَعْرَابِ the bedouins l-aʿrābi
the bedouins مُنَـٰفِقُونَ ۖ münafıklar munāfiqūna
münafıklar وَمِنْ ve wamin
ve أَهْلِ halkından ahli
halkından ٱلْمَدِينَةِ ۖ Medine l-madīnati
Medine مَرَدُوا۟ iyice alışmış maradū
iyice alışmış عَلَى iki yüzlülüğe ʿalā
iki yüzlülüğe ٱلنِّفَاقِ the hypocrisy l-nifāqi
the hypocrisy لَا sen onları bilmezsin lā
sen onları bilmezsin تَعْلَمُهُمْ ۖ you know them taʿlamuhum
you know them نَحْنُ biz naḥnu
biz نَعْلَمُهُمْ ۚ onları biliriz naʿlamuhum
onları biliriz سَنُعَذِّبُهُم onlara azabedeceğiz sanuʿadhibuhum
onlara azabedeceğiz مَّرَّتَيْنِ iki kere marratayni
iki kere ثُمَّ sonra da thumma
sonra da يُرَدُّونَ onlar itileceklerdir yuraddūna
onlar itileceklerdir إِلَىٰ azaba ilā
azaba عَذَابٍ a punishment ʿadhābin
a punishment عَظِيمٍۢ büyük ʿaẓīmin
büyük ١٠١ (101)
(101)
ve vardır حَوْلَكُم çevrenizdeki ḥawlakum
çevrenizdeki مِّنَ bedevi Araplardan mina
bedevi Araplardan ٱلْأَعْرَابِ the bedouins l-aʿrābi
the bedouins مُنَـٰفِقُونَ ۖ münafıklar munāfiqūna
münafıklar وَمِنْ ve wamin
ve أَهْلِ halkından ahli
halkından ٱلْمَدِينَةِ ۖ Medine l-madīnati
Medine مَرَدُوا۟ iyice alışmış maradū
iyice alışmış عَلَى iki yüzlülüğe ʿalā
iki yüzlülüğe ٱلنِّفَاقِ the hypocrisy l-nifāqi
the hypocrisy لَا sen onları bilmezsin lā
sen onları bilmezsin تَعْلَمُهُمْ ۖ you know them taʿlamuhum
you know them نَحْنُ biz naḥnu
biz نَعْلَمُهُمْ ۚ onları biliriz naʿlamuhum
onları biliriz سَنُعَذِّبُهُم onlara azabedeceğiz sanuʿadhibuhum
onlara azabedeceğiz مَّرَّتَيْنِ iki kere marratayni
iki kere ثُمَّ sonra da thumma
sonra da يُرَدُّونَ onlar itileceklerdir yuraddūna
onlar itileceklerdir إِلَىٰ azaba ilā
azaba عَذَابٍ a punishment ʿadhābin
a punishment عَظِيمٍۢ büyük ʿaẓīmin
büyük ١٠١ (101)
(101)
Çevrenizdeki Bedeviler içinde ikiyüzlüler ve Medine'liler içinde de ikiyüzlülükte direnenler vardır. Onları siz değil, ancak Biz biliriz. Kendilerine iki defa azabedeceğiz; onlar sonra da büyük bir azaba uğratılırlar.
9:102
وَءَاخَرُونَ
ve başka bir kısmı da
waākharūna
ve başka bir kısmı da ٱعْتَرَفُوا۟ itiraf ettiler iʿ'tarafū
itiraf ettiler بِذُنُوبِهِمْ günahlarını bidhunūbihim
günahlarını خَلَطُوا۟ birbirine karıştırdılar khalaṭū
birbirine karıştırdılar عَمَلًۭا ameli ʿamalan
ameli صَـٰلِحًۭا iyi ṣāliḥan
iyi وَءَاخَرَ diğer waākhara
diğer سَيِّئًا kötüsüyle sayyi-an
kötüsüyle عَسَى belki ʿasā
belki ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah أَن tevbesini kabul eder an
tevbesini kabul eder يَتُوبَ will turn (in mercy) yatūba
will turn (in mercy) عَلَيْهِمْ ۚ onların ʿalayhim
onların إِنَّ çünkü inna
çünkü ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır رَّحِيمٌ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir ١٠٢ (102)
(102)
ve başka bir kısmı da ٱعْتَرَفُوا۟ itiraf ettiler iʿ'tarafū
itiraf ettiler بِذُنُوبِهِمْ günahlarını bidhunūbihim
günahlarını خَلَطُوا۟ birbirine karıştırdılar khalaṭū
birbirine karıştırdılar عَمَلًۭا ameli ʿamalan
ameli صَـٰلِحًۭا iyi ṣāliḥan
iyi وَءَاخَرَ diğer waākhara
diğer سَيِّئًا kötüsüyle sayyi-an
kötüsüyle عَسَى belki ʿasā
belki ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah أَن tevbesini kabul eder an
tevbesini kabul eder يَتُوبَ will turn (in mercy) yatūba
will turn (in mercy) عَلَيْهِمْ ۚ onların ʿalayhim
onların إِنَّ çünkü inna
çünkü ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır رَّحِيمٌ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir ١٠٢ (102)
(102)
Savaştan geri kalanların bir kısmı da, suçlarını itiraf ettiler. Onlar iyi işi kötüyle karıştırmışlardı. Allah'ın onların tevbesini kabul etmesi umulur; çünkü O bağışlayandır, merhamet edendir.
9:103
خُذْ
al
khudh
al مِنْ onların mallarından min
onların mallarından أَمْوَٰلِهِمْ their wealth amwālihim
their wealth صَدَقَةًۭ bir sadaka ṣadaqatan
bir sadaka تُطَهِّرُهُمْ kendilerini temizleyeceğin tuṭahhiruhum
kendilerini temizleyeceğin وَتُزَكِّيهِم ve yücelteceğin watuzakkīhim
ve yücelteceğin بِهَا onunla bihā
onunla وَصَلِّ ve du'a et waṣalli
ve du'a et عَلَيْهِمْ ۖ onlara ʿalayhim
onlara إِنَّ çünkü inna
çünkü صَلَوٰتَكَ senin du'an ṣalataka
senin du'an سَكَنٌۭ huzur verir sakanun
huzur verir لَّهُمْ ۗ onlara lahum
onlara وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah سَمِيعٌ işitendir samīʿun
işitendir عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir ١٠٣ (103)
(103)
al مِنْ onların mallarından min
onların mallarından أَمْوَٰلِهِمْ their wealth amwālihim
their wealth صَدَقَةًۭ bir sadaka ṣadaqatan
bir sadaka تُطَهِّرُهُمْ kendilerini temizleyeceğin tuṭahhiruhum
kendilerini temizleyeceğin وَتُزَكِّيهِم ve yücelteceğin watuzakkīhim
ve yücelteceğin بِهَا onunla bihā
onunla وَصَلِّ ve du'a et waṣalli
ve du'a et عَلَيْهِمْ ۖ onlara ʿalayhim
onlara إِنَّ çünkü inna
çünkü صَلَوٰتَكَ senin du'an ṣalataka
senin du'an سَكَنٌۭ huzur verir sakanun
huzur verir لَّهُمْ ۗ onlara lahum
onlara وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah سَمِيعٌ işitendir samīʿun
işitendir عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir ١٠٣ (103)
(103)
Mallarının bir kısmını, kendilerini temizleyip arıtacak sadaka olarak al, onlara dua et; senin duan onlar için bir güvendir. Allah işitir ve bilir.
9:104
أَلَمْ
bilmediler mi ki
alam
bilmediler mi ki يَعْلَمُوٓا۟ they know yaʿlamū
they know أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah'tır l-laha
Allah'tır هُوَ O huwa
O يَقْبَلُ kabul eden yaqbalu
kabul eden ٱلتَّوْبَةَ tevbeyi l-tawbata
tevbeyi عَنْ kullarından ʿan
kullarından عِبَادِهِۦ His slaves ʿibādihi
His slaves وَيَأْخُذُ ve alan wayakhudhu
ve alan ٱلصَّدَقَـٰتِ sadakaları l-ṣadaqāti
sadakaları وَأَنَّ ve şüphesiz wa-anna
ve şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah هُوَ O huwa
O ٱلتَّوَّابُ tevbeyi çok kabul edendir l-tawābu
tevbeyi çok kabul edendir ٱلرَّحِيمُ çok esirgeyendir l-raḥīmu
çok esirgeyendir ١٠٤ (104)
(104)
bilmediler mi ki يَعْلَمُوٓا۟ they know yaʿlamū
they know أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah'tır l-laha
Allah'tır هُوَ O huwa
O يَقْبَلُ kabul eden yaqbalu
kabul eden ٱلتَّوْبَةَ tevbeyi l-tawbata
tevbeyi عَنْ kullarından ʿan
kullarından عِبَادِهِۦ His slaves ʿibādihi
His slaves وَيَأْخُذُ ve alan wayakhudhu
ve alan ٱلصَّدَقَـٰتِ sadakaları l-ṣadaqāti
sadakaları وَأَنَّ ve şüphesiz wa-anna
ve şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah هُوَ O huwa
O ٱلتَّوَّابُ tevbeyi çok kabul edendir l-tawābu
tevbeyi çok kabul edendir ٱلرَّحِيمُ çok esirgeyendir l-raḥīmu
çok esirgeyendir ١٠٤ (104)
(104)
Allah'ın, kullarının tevbesini kabul ettiğini, sadakalar aldığını, Allah'ın tevbeleri kabul ve merhamet eden olduğunu bilmiyorlar mı?
9:105
وَقُلِ
ve de ki
waquli
ve de ki ٱعْمَلُوا۟ yapın (yapacağınızı) iʿ'malū
yapın (yapacağınızı) فَسَيَرَى görecek fasayarā
görecek ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَمَلَكُمْ yaptığınız işleri ʿamalakum
yaptığınız işleri وَرَسُولُهُۥ ve Elçisi de warasūluhu
ve Elçisi de وَٱلْمُؤْمِنُونَ ۖ ve mü'minler de wal-mu'minūna
ve mü'minler de وَسَتُرَدُّونَ sonra döndürüleceksiniz wasaturaddūna
sonra döndürüleceksiniz إِلَىٰ bilene ilā
bilene عَـٰلِمِ (the) Knower ʿālimi
(the) Knower ٱلْغَيْبِ görülmeyeni l-ghaybi
görülmeyeni وَٱلشَّهَـٰدَةِ ve görüleni wal-shahādati
ve görüleni فَيُنَبِّئُكُم O size haber verecek fayunabbi-ukum
O size haber verecek بِمَا şeyleri bimā
şeyleri كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz تَعْمَلُونَ yapıyor(lar) taʿmalūna
yapıyor(lar) ١٠٥ (105)
(105)
ve de ki ٱعْمَلُوا۟ yapın (yapacağınızı) iʿ'malū
yapın (yapacağınızı) فَسَيَرَى görecek fasayarā
görecek ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَمَلَكُمْ yaptığınız işleri ʿamalakum
yaptığınız işleri وَرَسُولُهُۥ ve Elçisi de warasūluhu
ve Elçisi de وَٱلْمُؤْمِنُونَ ۖ ve mü'minler de wal-mu'minūna
ve mü'minler de وَسَتُرَدُّونَ sonra döndürüleceksiniz wasaturaddūna
sonra döndürüleceksiniz إِلَىٰ bilene ilā
bilene عَـٰلِمِ (the) Knower ʿālimi
(the) Knower ٱلْغَيْبِ görülmeyeni l-ghaybi
görülmeyeni وَٱلشَّهَـٰدَةِ ve görüleni wal-shahādati
ve görüleni فَيُنَبِّئُكُم O size haber verecek fayunabbi-ukum
O size haber verecek بِمَا şeyleri bimā
şeyleri كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz تَعْمَلُونَ yapıyor(lar) taʿmalūna
yapıyor(lar) ١٠٥ (105)
(105)
De ki: "İstediğinizi işleyin; Allah, Peygamberi ve müminler işlediklerinizi görecektir. Hepiniz, görülmeyeni ve görüleni bilen Allah'a döndürüleceksiniz. O size, işlediklerinizi bildirecektir."
9:106
وَءَاخَرُونَ
ve başkaları da var ki
waākharūna
ve başkaları da var ki مُرْجَوْنَ bırakılmışlardır mur'jawna
bırakılmışlardır لِأَمْرِ emrine li-amri
emrine ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın إِمَّا ya immā
ya يُعَذِّبُهُمْ onlara azabeder yuʿadhibuhum
onlara azabeder وَإِمَّا ya da wa-immā
ya da يَتُوبُ affeder yatūbu
affeder عَلَيْهِمْ ۗ onları ʿalayhim
onları وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmet sahibidir ١٠٦ (106)
(106)
ve başkaları da var ki مُرْجَوْنَ bırakılmışlardır mur'jawna
bırakılmışlardır لِأَمْرِ emrine li-amri
emrine ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın إِمَّا ya immā
ya يُعَذِّبُهُمْ onlara azabeder yuʿadhibuhum
onlara azabeder وَإِمَّا ya da wa-immā
ya da يَتُوبُ affeder yatūbu
affeder عَلَيْهِمْ ۗ onları ʿalayhim
onları وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmet sahibidir ١٠٦ (106)
(106)
Savaştan geri kalanların bir kısmının işi de Allah'ın buyruğuna kalmıştır. Allah onlara ya azabeder, ya da tevbelerini kabul eder. O bilendir, hakimdir.
9:107
وَٱلَّذِينَ
edinenler var
wa-alladhīna
edinenler var ٱتَّخَذُوا۟ take ittakhadhū
take مَسْجِدًۭا bir mescid masjidan
bir mescid ضِرَارًۭا zarar vermek (için) ḍirāran
zarar vermek (için) وَكُفْرًۭا ve nankörlük etmek (için) wakuf'ran
ve nankörlük etmek (için) وَتَفْرِيقًۢا ve ayrılık sokmak (için) watafrīqan
ve ayrılık sokmak (için) بَيْنَ arasını bayna
arasını ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlerin l-mu'minīna
mü'minlerin وَإِرْصَادًۭا ve gözetlemek (için) wa-ir'ṣādan
ve gözetlemek (için) لِّمَنْ kimseyi liman
kimseyi حَارَبَ savaşan ḥāraba
savaşan ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah وَرَسُولَهُۥ ve Elçisiyle warasūlahu
ve Elçisiyle مِن önceden min
önceden قَبْلُ ۚ before qablu
before وَلَيَحْلِفُنَّ ve yemin edecekler walayaḥlifunna
ve yemin edecekler إِنْ biz istemedik in
biz istemedik أَرَدْنَآ we wish aradnā
we wish إِلَّا başkasını illā
başkasını ٱلْحُسْنَىٰ ۖ iyilik(ten) l-ḥus'nā
iyilik(ten) وَٱللَّهُ oysa Allah wal-lahu
oysa Allah يَشْهَدُ şahidtir yashhadu
şahidtir إِنَّهُمْ onların innahum
onların لَكَـٰذِبُونَ yalan söylediklerine lakādhibūna
yalan söylediklerine ١٠٧ (107)
(107)
edinenler var ٱتَّخَذُوا۟ take ittakhadhū
take مَسْجِدًۭا bir mescid masjidan
bir mescid ضِرَارًۭا zarar vermek (için) ḍirāran
zarar vermek (için) وَكُفْرًۭا ve nankörlük etmek (için) wakuf'ran
ve nankörlük etmek (için) وَتَفْرِيقًۢا ve ayrılık sokmak (için) watafrīqan
ve ayrılık sokmak (için) بَيْنَ arasını bayna
arasını ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlerin l-mu'minīna
mü'minlerin وَإِرْصَادًۭا ve gözetlemek (için) wa-ir'ṣādan
ve gözetlemek (için) لِّمَنْ kimseyi liman
kimseyi حَارَبَ savaşan ḥāraba
savaşan ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah وَرَسُولَهُۥ ve Elçisiyle warasūlahu
ve Elçisiyle مِن önceden min
önceden قَبْلُ ۚ before qablu
before وَلَيَحْلِفُنَّ ve yemin edecekler walayaḥlifunna
ve yemin edecekler إِنْ biz istemedik in
biz istemedik أَرَدْنَآ we wish aradnā
we wish إِلَّا başkasını illā
başkasını ٱلْحُسْنَىٰ ۖ iyilik(ten) l-ḥus'nā
iyilik(ten) وَٱللَّهُ oysa Allah wal-lahu
oysa Allah يَشْهَدُ şahidtir yashhadu
şahidtir إِنَّهُمْ onların innahum
onların لَكَـٰذِبُونَ yalan söylediklerine lakādhibūna
yalan söylediklerine ١٠٧ (107)
(107)
Zarar vermek, inkar etmek, müminlerin arasını ayırmak, Allah ve Peygamber'ine karşı savaşanlara daha önceden gözcülük yapmak üzere bir mescid kurup: "Biz sadece iyilik yapmak istedik" diye yemin edenlerin yalancı olduklarına şüphesiz ki Allah şahiddir.
9:108
لَا
namaza durma
lā
namaza durma تَقُمْ stand taqum
stand فِيهِ orada fīhi
orada أَبَدًۭا ۚ asla abadan
asla لَّمَسْجِدٌ mescid (ise) lamasjidun
mescid (ise) أُسِّسَ kurulan ussisa
kurulan عَلَى üzere ʿalā
üzere ٱلتَّقْوَىٰ takva l-taqwā
takva مِنْ ilk min
ilk أَوَّلِ (the) first awwali
(the) first يَوْمٍ günden yawmin
günden أَحَقُّ elbette daha uygundur aḥaqqu
elbette daha uygundur أَن (namaza) durmana an
(namaza) durmana تَقُومَ you stand taqūma
you stand فِيهِ ۚ içinde fīhi
içinde فِيهِ onda vardır fīhi
onda vardır رِجَالٌۭ erkekler rijālun
erkekler يُحِبُّونَ seven yuḥibbūna
seven أَن temizlenmeyi an
temizlenmeyi يَتَطَهَّرُوا۟ ۚ purify themselves yataṭahharū
purify themselves وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah يُحِبُّ sever yuḥibbu
sever ٱلْمُطَّهِّرِينَ temizlenenleri l-muṭahirīna
temizlenenleri ١٠٨ (108)
(108)
namaza durma تَقُمْ stand taqum
stand فِيهِ orada fīhi
orada أَبَدًۭا ۚ asla abadan
asla لَّمَسْجِدٌ mescid (ise) lamasjidun
mescid (ise) أُسِّسَ kurulan ussisa
kurulan عَلَى üzere ʿalā
üzere ٱلتَّقْوَىٰ takva l-taqwā
takva مِنْ ilk min
ilk أَوَّلِ (the) first awwali
(the) first يَوْمٍ günden yawmin
günden أَحَقُّ elbette daha uygundur aḥaqqu
elbette daha uygundur أَن (namaza) durmana an
(namaza) durmana تَقُومَ you stand taqūma
you stand فِيهِ ۚ içinde fīhi
içinde فِيهِ onda vardır fīhi
onda vardır رِجَالٌۭ erkekler rijālun
erkekler يُحِبُّونَ seven yuḥibbūna
seven أَن temizlenmeyi an
temizlenmeyi يَتَطَهَّرُوا۟ ۚ purify themselves yataṭahharū
purify themselves وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah يُحِبُّ sever yuḥibbu
sever ٱلْمُطَّهِّرِينَ temizlenenleri l-muṭahirīna
temizlenenleri ١٠٨ (108)
(108)
O mescide hiç girme! İlk gününden beri Allah'a karşı gelmekten sakınmak için kurulan mescidde bulunman daha uygundur. Orada, arınmak isteyen insanlar vardır. Allah, arınmak isteyenleri sever.
9:109
أَفَمَنْ
kimse mi?
afaman
kimse mi? أَسَّسَ kuran assasa
kuran بُنْيَـٰنَهُۥ yapısını bun'yānahu
yapısını عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine تَقْوَىٰ korku taqwā
korku مِنَ Allah'tan mina
Allah'tan ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah وَرِضْوَٰنٍ ve rıza wariḍ'wānin
ve rıza خَيْرٌ hayırlıdır khayrun
hayırlıdır أَم yoksa am
yoksa مَّنْ kimse mi? man
kimse mi? أَسَّسَ kuran assasa
kuran بُنْيَـٰنَهُۥ yapısını bun'yānahu
yapısını عَلَىٰ kenarına ʿalā
kenarına شَفَا edge shafā
edge جُرُفٍ bir uçurum jurufin
bir uçurum هَارٍۢ çökecek hārin
çökecek فَٱنْهَارَ ve yuvarlanan fa-in'hāra
ve yuvarlanan بِهِۦ onunla birlikte bihi
onunla birlikte فِى ateşine fī
ateşine نَارِ (the) Fire nāri
(the) Fire جَهَنَّمَ ۗ cehennem jahannama
cehennem وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah لَا doğru yola iletmez lā
doğru yola iletmez يَهْدِى guide yahdī
guide ٱلْقَوْمَ topluluğunu l-qawma
topluluğunu ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimler l-ẓālimīna
zalimler ١٠٩ (109)
(109)
kimse mi? أَسَّسَ kuran assasa
kuran بُنْيَـٰنَهُۥ yapısını bun'yānahu
yapısını عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine تَقْوَىٰ korku taqwā
korku مِنَ Allah'tan mina
Allah'tan ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah وَرِضْوَٰنٍ ve rıza wariḍ'wānin
ve rıza خَيْرٌ hayırlıdır khayrun
hayırlıdır أَم yoksa am
yoksa مَّنْ kimse mi? man
kimse mi? أَسَّسَ kuran assasa
kuran بُنْيَـٰنَهُۥ yapısını bun'yānahu
yapısını عَلَىٰ kenarına ʿalā
kenarına شَفَا edge shafā
edge جُرُفٍ bir uçurum jurufin
bir uçurum هَارٍۢ çökecek hārin
çökecek فَٱنْهَارَ ve yuvarlanan fa-in'hāra
ve yuvarlanan بِهِۦ onunla birlikte bihi
onunla birlikte فِى ateşine fī
ateşine نَارِ (the) Fire nāri
(the) Fire جَهَنَّمَ ۗ cehennem jahannama
cehennem وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah لَا doğru yola iletmez lā
doğru yola iletmez يَهْدِى guide yahdī
guide ٱلْقَوْمَ topluluğunu l-qawma
topluluğunu ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimler l-ẓālimīna
zalimler ١٠٩ (109)
(109)
Yapısını, Allah'tan sakınmak ve Onun hoşnudluğuna ermek için yapan kimse mi daha hayırlıdır; yoksa, yapısını kayacak bir yar kıyısına yapıp da onunla beraber cehennem ateşine yuvarlanan kimse mi? Allah, zulmeden kimselere doğru yolu göstermez.
9:110
لَا
ileri gitmez
lā
ileri gitmez يَزَالُ (will) cease yazālu
(will) cease بُنْيَـٰنُهُمُ binaları bun'yānuhumu
binaları ٱلَّذِى inşa ettikleri alladhī
inşa ettikleri بَنَوْا۟ they built banaw
they built رِيبَةًۭ bir kuşku olmaktan rībatan
bir kuşku olmaktan فِى yüreklerinde fī
yüreklerinde قُلُوبِهِمْ their hearts qulūbihim
their hearts إِلَّآ dışında illā
dışında أَن parçalanması an
parçalanması تَقَطَّعَ (are) cut into pieces taqaṭṭaʿa
(are) cut into pieces قُلُوبُهُمْ ۗ kalbleri qulūbuhum
kalbleri وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir حَكِيمٌ hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmet sahibidir ١١٠ (110)
(110)
ileri gitmez يَزَالُ (will) cease yazālu
(will) cease بُنْيَـٰنُهُمُ binaları bun'yānuhumu
binaları ٱلَّذِى inşa ettikleri alladhī
inşa ettikleri بَنَوْا۟ they built banaw
they built رِيبَةًۭ bir kuşku olmaktan rībatan
bir kuşku olmaktan فِى yüreklerinde fī
yüreklerinde قُلُوبِهِمْ their hearts qulūbihim
their hearts إِلَّآ dışında illā
dışında أَن parçalanması an
parçalanması تَقَطَّعَ (are) cut into pieces taqaṭṭaʿa
(are) cut into pieces قُلُوبُهُمْ ۗ kalbleri qulūbuhum
kalbleri وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir حَكِيمٌ hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmet sahibidir ١١٠ (110)
(110)
Yaptıkları bina, kalblerinde şüphe ve ızdırap kaynağı olmakta kalbleri paralanana kadar devam edecektir. Allah bilendir, hakimdir.
9:111
۞ إِنَّ
şüphesiz
inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah ٱشْتَرَىٰ satın almıştır ish'tarā
satın almıştır مِنَ mü'minlerden mina
mü'minlerden ٱلْمُؤْمِنِينَ the believers l-mu'minīna
the believers أَنفُسَهُمْ canlarını anfusahum
canlarını وَأَمْوَٰلَهُم ve mallarını wa-amwālahum
ve mallarını بِأَنَّ kendilerinin olmak üzere bi-anna
kendilerinin olmak üzere لَهُمُ for them lahumu
for them ٱلْجَنَّةَ ۚ cennet l-janata
cennet يُقَـٰتِلُونَ savaşırlar yuqātilūna
savaşırlar فِى yolunda fī
yolunda سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah فَيَقْتُلُونَ öldürürler fayaqtulūna
öldürürler وَيُقْتَلُونَ ۖ ve öldürülürler wayuq'talūna
ve öldürülürler وَعْدًا bir sözdür waʿdan
bir sözdür عَلَيْهِ üstlendiği ʿalayhi
üstlendiği حَقًّۭا gerçek ḥaqqan
gerçek فِى Tevrat'ta fī
Tevrat'ta ٱلتَّوْرَىٰةِ the Taurat l-tawrāti
the Taurat وَٱلْإِنجِيلِ ve İncil'de wal-injīli
ve İncil'de وَٱلْقُرْءَانِ ۚ ve Kur'an'da wal-qur'āni
ve Kur'an'da وَمَنْ ve kim waman
ve kim أَوْفَىٰ daha çok durabilir awfā
daha çok durabilir بِعَهْدِهِۦ sözünde biʿahdihi
sözünde مِنَ Allah'tan mina
Allah'tan ٱللَّهِ ۚ Allah l-lahi
Allah فَٱسْتَبْشِرُوا۟ o halde sevinin fa-is'tabshirū
o halde sevinin بِبَيْعِكُمُ alışverişinizden bibayʿikumu
alışverişinizden ٱلَّذِى yaptığınız alladhī
yaptığınız بَايَعْتُم you have contracted bāyaʿtum
you have contracted بِهِۦ ۚ O'nunla bihi
O'nunla وَذَٰلِكَ ve işte wadhālika
ve işte هُوَ o huwa
o ٱلْفَوْزُ başarıdır l-fawzu
başarıdır ٱلْعَظِيمُ büyük l-ʿaẓīmu
büyük ١١١ (111)
(111)
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah ٱشْتَرَىٰ satın almıştır ish'tarā
satın almıştır مِنَ mü'minlerden mina
mü'minlerden ٱلْمُؤْمِنِينَ the believers l-mu'minīna
the believers أَنفُسَهُمْ canlarını anfusahum
canlarını وَأَمْوَٰلَهُم ve mallarını wa-amwālahum
ve mallarını بِأَنَّ kendilerinin olmak üzere bi-anna
kendilerinin olmak üzere لَهُمُ for them lahumu
for them ٱلْجَنَّةَ ۚ cennet l-janata
cennet يُقَـٰتِلُونَ savaşırlar yuqātilūna
savaşırlar فِى yolunda fī
yolunda سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah فَيَقْتُلُونَ öldürürler fayaqtulūna
öldürürler وَيُقْتَلُونَ ۖ ve öldürülürler wayuq'talūna
ve öldürülürler وَعْدًا bir sözdür waʿdan
bir sözdür عَلَيْهِ üstlendiği ʿalayhi
üstlendiği حَقًّۭا gerçek ḥaqqan
gerçek فِى Tevrat'ta fī
Tevrat'ta ٱلتَّوْرَىٰةِ the Taurat l-tawrāti
the Taurat وَٱلْإِنجِيلِ ve İncil'de wal-injīli
ve İncil'de وَٱلْقُرْءَانِ ۚ ve Kur'an'da wal-qur'āni
ve Kur'an'da وَمَنْ ve kim waman
ve kim أَوْفَىٰ daha çok durabilir awfā
daha çok durabilir بِعَهْدِهِۦ sözünde biʿahdihi
sözünde مِنَ Allah'tan mina
Allah'tan ٱللَّهِ ۚ Allah l-lahi
Allah فَٱسْتَبْشِرُوا۟ o halde sevinin fa-is'tabshirū
o halde sevinin بِبَيْعِكُمُ alışverişinizden bibayʿikumu
alışverişinizden ٱلَّذِى yaptığınız alladhī
yaptığınız بَايَعْتُم you have contracted bāyaʿtum
you have contracted بِهِۦ ۚ O'nunla bihi
O'nunla وَذَٰلِكَ ve işte wadhālika
ve işte هُوَ o huwa
o ٱلْفَوْزُ başarıdır l-fawzu
başarıdır ٱلْعَظِيمُ büyük l-ʿaẓīmu
büyük ١١١ (111)
(111)
Allah şüphesiz, Allah yolunda savaşıp, öldüren ve öldürülen müminlerin canlarını ve mallarını Tevrat, İncil ve Kuran'da söz verilmiş bir hak olarak cennete karşılık satın almıştır. Verdiği sözü Allah'tan daha çok tutan kim vardır? Öyleyse, yaptığınız alışverişe sevinin; bu büyük başarıdır.
9:112
ٱلتَّـٰٓئِبُونَ
tevbe edenler
al-tāibūna
tevbe edenler ٱلْعَـٰبِدُونَ ibadet edenler l-ʿābidūna
ibadet edenler ٱلْحَـٰمِدُونَ hamdedenler l-ḥāmidūna
hamdedenler ٱلسَّـٰٓئِحُونَ seyahat edenler l-sāiḥūna
seyahat edenler ٱلرَّٰكِعُونَ rüku edenler l-rākiʿūna
rüku edenler ٱلسَّـٰجِدُونَ secde edenler l-sājidūna
secde edenler ٱلْـَٔامِرُونَ emredip l-āmirūna
emredip بِٱلْمَعْرُوفِ iyiliği bil-maʿrūfi
iyiliği وَٱلنَّاهُونَ ve men'edenler wal-nāhūna
ve men'edenler عَنِ kötülükten ʿani
kötülükten ٱلْمُنكَرِ the wrong l-munkari
the wrong وَٱلْحَـٰفِظُونَ ve koruyanlar wal-ḥāfiẓūna
ve koruyanlar لِحُدُودِ sınırlarını liḥudūdi
sınırlarını ٱللَّهِ ۗ Allah'ın l-lahi
Allah'ın وَبَشِّرِ ve müjdele wabashiri
ve müjdele ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minleri l-mu'minīna
mü'minleri ١١٢ (112)
(112)
tevbe edenler ٱلْعَـٰبِدُونَ ibadet edenler l-ʿābidūna
ibadet edenler ٱلْحَـٰمِدُونَ hamdedenler l-ḥāmidūna
hamdedenler ٱلسَّـٰٓئِحُونَ seyahat edenler l-sāiḥūna
seyahat edenler ٱلرَّٰكِعُونَ rüku edenler l-rākiʿūna
rüku edenler ٱلسَّـٰجِدُونَ secde edenler l-sājidūna
secde edenler ٱلْـَٔامِرُونَ emredip l-āmirūna
emredip بِٱلْمَعْرُوفِ iyiliği bil-maʿrūfi
iyiliği وَٱلنَّاهُونَ ve men'edenler wal-nāhūna
ve men'edenler عَنِ kötülükten ʿani
kötülükten ٱلْمُنكَرِ the wrong l-munkari
the wrong وَٱلْحَـٰفِظُونَ ve koruyanlar wal-ḥāfiẓūna
ve koruyanlar لِحُدُودِ sınırlarını liḥudūdi
sınırlarını ٱللَّهِ ۗ Allah'ın l-lahi
Allah'ın وَبَشِّرِ ve müjdele wabashiri
ve müjdele ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minleri l-mu'minīna
mü'minleri ١١٢ (112)
(112)
Allah'a tevbe eden, kullukta bulunan, O'nu öven, O'nun uğrunda gezen, rüku ve secde eden, uygun olanı buyurup fenalığı yasak eden ve Allah'ın yasalarını koruyan müminlere de müjdele.
9:113
مَا
yoktur
mā
yoktur كَانَ (it) is kāna
(it) is لِلنَّبِىِّ peygamber için lilnnabiyyi
peygamber için وَٱلَّذِينَ ve kimseler için wa-alladhīna
ve kimseler için ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) أَن mağfiret dilemek an
mağfiret dilemek يَسْتَغْفِرُوا۟ they ask forgiveness yastaghfirū
they ask forgiveness لِلْمُشْرِكِينَ ortak koşanlar için lil'mush'rikīna
ortak koşanlar için وَلَوْ ve şayet walaw
ve şayet كَانُوٓا۟ olsalar kānū
olsalar أُو۟لِى akraba bile ulī
akraba bile قُرْبَىٰ sonra qur'bā
sonra مِنۢ after min
after بَعْدِ after baʿdi
after مَا belli olduktan mā
belli olduktan تَبَيَّنَ has become clear tabayyana
has become clear لَهُمْ onların lahum
onların أَنَّهُمْ muhakkak annahum
muhakkak أَصْحَـٰبُ halkı oldukları aṣḥābu
halkı oldukları ٱلْجَحِيمِ cehennem l-jaḥīmi
cehennem ١١٣ (113)
(113)
yoktur كَانَ (it) is kāna
(it) is لِلنَّبِىِّ peygamber için lilnnabiyyi
peygamber için وَٱلَّذِينَ ve kimseler için wa-alladhīna
ve kimseler için ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) أَن mağfiret dilemek an
mağfiret dilemek يَسْتَغْفِرُوا۟ they ask forgiveness yastaghfirū
they ask forgiveness لِلْمُشْرِكِينَ ortak koşanlar için lil'mush'rikīna
ortak koşanlar için وَلَوْ ve şayet walaw
ve şayet كَانُوٓا۟ olsalar kānū
olsalar أُو۟لِى akraba bile ulī
akraba bile قُرْبَىٰ sonra qur'bā
sonra مِنۢ after min
after بَعْدِ after baʿdi
after مَا belli olduktan mā
belli olduktan تَبَيَّنَ has become clear tabayyana
has become clear لَهُمْ onların lahum
onların أَنَّهُمْ muhakkak annahum
muhakkak أَصْحَـٰبُ halkı oldukları aṣḥābu
halkı oldukları ٱلْجَحِيمِ cehennem l-jaḥīmi
cehennem ١١٣ (113)
(113)
Cehennemlik oldukları anlaşıldıktan sonra, akraba bile olsalar, puta tapanlar için mağfiret dilemek Peygamber'e ve müminlere yaraşmaz.
9:114
وَمَا
ve
wamā
ve كَانَ değildir kāna
değildir ٱسْتِغْفَارُ mağfiret dilemesi is'tigh'fāru
mağfiret dilemesi إِبْرَٰهِيمَ İbrahim'in ib'rāhīma
İbrahim'in لِأَبِيهِ babası için li-abīhi
babası için إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey عَن bir sözden ʿan
bir sözden مَّوْعِدَةٍۢ (of) a promise mawʿidatin
(of) a promise وَعَدَهَآ verdiği waʿadahā
verdiği إِيَّاهُ ona iyyāhu
ona فَلَمَّا fakat falammā
fakat تَبَيَّنَ belli olunca tabayyana
belli olunca لَهُۥٓ kendisine lahu
kendisine أَنَّهُۥ onun annahu
onun عَدُوٌّۭ düşmanı olduğu ʿaduwwun
düşmanı olduğu لِّلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a تَبَرَّأَ uzak durdu tabarra-a
uzak durdu مِنْهُ ۚ ondan min'hu
ondan إِنَّ gerçekten inna
gerçekten إِبْرَٰهِيمَ İbrahim ib'rāhīma
İbrahim لَأَوَّٰهٌ çok içli idi la-awwāhun
çok içli idi حَلِيمٌۭ yumuşak huylu idi ḥalīmun
yumuşak huylu idi ١١٤ (114)
(114)
ve كَانَ değildir kāna
değildir ٱسْتِغْفَارُ mağfiret dilemesi is'tigh'fāru
mağfiret dilemesi إِبْرَٰهِيمَ İbrahim'in ib'rāhīma
İbrahim'in لِأَبِيهِ babası için li-abīhi
babası için إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey عَن bir sözden ʿan
bir sözden مَّوْعِدَةٍۢ (of) a promise mawʿidatin
(of) a promise وَعَدَهَآ verdiği waʿadahā
verdiği إِيَّاهُ ona iyyāhu
ona فَلَمَّا fakat falammā
fakat تَبَيَّنَ belli olunca tabayyana
belli olunca لَهُۥٓ kendisine lahu
kendisine أَنَّهُۥ onun annahu
onun عَدُوٌّۭ düşmanı olduğu ʿaduwwun
düşmanı olduğu لِّلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a تَبَرَّأَ uzak durdu tabarra-a
uzak durdu مِنْهُ ۚ ondan min'hu
ondan إِنَّ gerçekten inna
gerçekten إِبْرَٰهِيمَ İbrahim ib'rāhīma
İbrahim لَأَوَّٰهٌ çok içli idi la-awwāhun
çok içli idi حَلِيمٌۭ yumuşak huylu idi ḥalīmun
yumuşak huylu idi ١١٤ (114)
(114)
İbrahim'in, babası için mağfiret dilemesi, sadece ona verdiği bir sözden ötürü idi.
9:115
وَمَا
değildir
wamā
değildir كَانَ is kāna
is ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah لِيُضِلَّ onları saptıracak liyuḍilla
onları saptıracak قَوْمًۢا bir kavmi qawman
bir kavmi بَعْدَ sonra baʿda
sonra إِذْ doğru yola ilettikten idh
doğru yola ilettikten هَدَىٰهُمْ He has guided them hadāhum
He has guided them حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar يُبَيِّنَ açıklayıncaya yubayyina
açıklayıncaya لَهُم kendilerine lahum
kendilerine مَّا şeyleri mā
şeyleri يَتَّقُونَ ۚ sakınacakları yattaqūna
sakınacakları إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah بِكُلِّ her bikulli
her شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir ١١٥ (115)
(115)
değildir كَانَ is kāna
is ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah لِيُضِلَّ onları saptıracak liyuḍilla
onları saptıracak قَوْمًۢا bir kavmi qawman
bir kavmi بَعْدَ sonra baʿda
sonra إِذْ doğru yola ilettikten idh
doğru yola ilettikten هَدَىٰهُمْ He has guided them hadāhum
He has guided them حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar يُبَيِّنَ açıklayıncaya yubayyina
açıklayıncaya لَهُم kendilerine lahum
kendilerine مَّا şeyleri mā
şeyleri يَتَّقُونَ ۚ sakınacakları yattaqūna
sakınacakları إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah بِكُلِّ her bikulli
her شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir ١١٥ (115)
(115)
Allah, bir milleti doğru yola eriştirdikten sonra, sakınacakları şeyleri onlara açıklamadıkça, sapıklığa düşürmez. Allah şüphesiz her şeyi bilir.
9:116
إِنَّ
şüphesiz
inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah لَهُۥ O'nundur lahu
O'nundur مُلْكُ mülkü mul'ku
mülkü ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin وَٱلْأَرْضِ ۖ ve yerin wal-arḍi
ve yerin يُحْىِۦ yaşatandır; yuḥ'yī
yaşatandır; وَيُمِيتُ ۚ ve öldürendir wayumītu
ve öldürendir وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur لَكُم sizin lakum
sizin مِّن başka min
başka دُونِ besides Allah dūni
besides Allah ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan مِن hiçbir min
hiçbir وَلِىٍّۢ dost waliyyin
dost وَلَا ne de walā
ne de نَصِيرٍۢ yardımcınız naṣīrin
yardımcınız ١١٦ (116)
(116)
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah لَهُۥ O'nundur lahu
O'nundur مُلْكُ mülkü mul'ku
mülkü ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin وَٱلْأَرْضِ ۖ ve yerin wal-arḍi
ve yerin يُحْىِۦ yaşatandır; yuḥ'yī
yaşatandır; وَيُمِيتُ ۚ ve öldürendir wayumītu
ve öldürendir وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur لَكُم sizin lakum
sizin مِّن başka min
başka دُونِ besides Allah dūni
besides Allah ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan مِن hiçbir min
hiçbir وَلِىٍّۢ dost waliyyin
dost وَلَا ne de walā
ne de نَصِيرٍۢ yardımcınız naṣīrin
yardımcınız ١١٦ (116)
(116)
Göklerin ve yerin hükümranlığı elbette Allah'ındır; dirilten ve öldüren O'dur. Allah'tan başka dost ve yardımcınız yoktur.
9:117
لَّقَد
andolsun
laqad
andolsun تَّابَ affetti tāba
affetti ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَلَى Peygamberi ʿalā
Peygamberi ٱلنَّبِىِّ the Prophet l-nabiyi
the Prophet وَٱلْمُهَـٰجِرِينَ ve Muhacirleri wal-muhājirīna
ve Muhacirleri وَٱلْأَنصَارِ ve Ensarı wal-anṣāri
ve Ensarı ٱلَّذِينَ ona uyan alladhīna
ona uyan ٱتَّبَعُوهُ followed him ittabaʿūhu
followed him فِى sa'atinde fī
sa'atinde سَاعَةِ (the) hour sāʿati
(the) hour ٱلْعُسْرَةِ güçlük l-ʿus'rati
güçlük مِنۢ O zaman min
O zaman بَعْدِ after baʿdi
after مَا iken mā
iken كَادَ neredeyse kāda
neredeyse يَزِيغُ kaymağa yüz tutmuş yazīghu
kaymağa yüz tutmuş قُلُوبُ kalbleri qulūbu
kalbleri فَرِيقٍۢ bir kısmının farīqin
bir kısmının مِّنْهُمْ içlerinden min'hum
içlerinden ثُمَّ yine de thumma
yine de تَابَ tevbesini kabul etti tāba
tevbesini kabul etti عَلَيْهِمْ ۚ onların ʿalayhim
onların إِنَّهُۥ çünkü O innahu
çünkü O بِهِمْ onlara karşı bihim
onlara karşı رَءُوفٌۭ çok şefkatli raūfun
çok şefkatli رَّحِيمٌۭ çok merhametlidir raḥīmun
çok merhametlidir ١١٧ (117)
(117)
andolsun تَّابَ affetti tāba
affetti ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَلَى Peygamberi ʿalā
Peygamberi ٱلنَّبِىِّ the Prophet l-nabiyi
the Prophet وَٱلْمُهَـٰجِرِينَ ve Muhacirleri wal-muhājirīna
ve Muhacirleri وَٱلْأَنصَارِ ve Ensarı wal-anṣāri
ve Ensarı ٱلَّذِينَ ona uyan alladhīna
ona uyan ٱتَّبَعُوهُ followed him ittabaʿūhu
followed him فِى sa'atinde fī
sa'atinde سَاعَةِ (the) hour sāʿati
(the) hour ٱلْعُسْرَةِ güçlük l-ʿus'rati
güçlük مِنۢ O zaman min
O zaman بَعْدِ after baʿdi
after مَا iken mā
iken كَادَ neredeyse kāda
neredeyse يَزِيغُ kaymağa yüz tutmuş yazīghu
kaymağa yüz tutmuş قُلُوبُ kalbleri qulūbu
kalbleri فَرِيقٍۢ bir kısmının farīqin
bir kısmının مِّنْهُمْ içlerinden min'hum
içlerinden ثُمَّ yine de thumma
yine de تَابَ tevbesini kabul etti tāba
tevbesini kabul etti عَلَيْهِمْ ۚ onların ʿalayhim
onların إِنَّهُۥ çünkü O innahu
çünkü O بِهِمْ onlara karşı bihim
onlara karşı رَءُوفٌۭ çok şefkatli raūfun
çok şefkatli رَّحِيمٌۭ çok merhametlidir raḥīmun
çok merhametlidir ١١٧ (117)
(117)
And olsun ki, Allah, sıkıntılı bir zamanda bir kısmının kalbleri kaymak üzere iken Peygamber'e uyan Muhacirlerle Ensarın ve Peygamberin tevbelerini kabul etti. Tevbelerini, onlara karşı şefkatli ve merhametli olduğu için kabul etmiştir.
9:118
وَعَلَى
ve
waʿalā
ve ٱلثَّلَـٰثَةِ üçünün (kişinin) l-thalāthati
üçünün (kişinin) ٱلَّذِينَ geri bırakılan alladhīna
geri bırakılan خُلِّفُوا۟ were left behind khullifū
were left behind حَتَّىٰٓ hatta ḥattā
hatta إِذَا dar gelmişti idhā
dar gelmişti ضَاقَتْ (was) straitened ḍāqat
(was) straitened عَلَيْهِمُ başlarına ʿalayhimu
başlarına ٱلْأَرْضُ dünya l-arḍu
dünya بِمَا rağmen bimā
rağmen رَحُبَتْ genişliğine raḥubat
genişliğine وَضَاقَتْ ve sıkıldıkça sıkılmış waḍāqat
ve sıkıldıkça sıkılmış عَلَيْهِمْ onların ʿalayhim
onların أَنفُسُهُمْ canları anfusuhum
canları وَظَنُّوٓا۟ ve anlamışlardı waẓannū
ve anlamışlardı أَن olmadığını an
olmadığını لَّا (there is) no lā
(there is) no مَلْجَأَ bir çare malja-a
bir çare مِنَ Allahtan mina
Allahtan ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah إِلَّآ başka illā
başka إِلَيْهِ yine kendisinden ilayhi
yine kendisinden ثُمَّ sonra thumma
sonra تَابَ tevbesini kabul buyurdu tāba
tevbesini kabul buyurdu عَلَيْهِمْ onların ʿalayhim
onların لِيَتُوبُوٓا۟ ۚ tevbe etsinler liyatūbū
tevbe etsinler إِنَّ çünkü inna
çünkü ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah هُوَ O huwa
O ٱلتَّوَّابُ tevbeyi çok kabul eden l-tawābu
tevbeyi çok kabul eden ٱلرَّحِيمُ çok esirgeyendir l-raḥīmu
çok esirgeyendir ١١٨ (118)
(118)
ve ٱلثَّلَـٰثَةِ üçünün (kişinin) l-thalāthati
üçünün (kişinin) ٱلَّذِينَ geri bırakılan alladhīna
geri bırakılan خُلِّفُوا۟ were left behind khullifū
were left behind حَتَّىٰٓ hatta ḥattā
hatta إِذَا dar gelmişti idhā
dar gelmişti ضَاقَتْ (was) straitened ḍāqat
(was) straitened عَلَيْهِمُ başlarına ʿalayhimu
başlarına ٱلْأَرْضُ dünya l-arḍu
dünya بِمَا rağmen bimā
rağmen رَحُبَتْ genişliğine raḥubat
genişliğine وَضَاقَتْ ve sıkıldıkça sıkılmış waḍāqat
ve sıkıldıkça sıkılmış عَلَيْهِمْ onların ʿalayhim
onların أَنفُسُهُمْ canları anfusuhum
canları وَظَنُّوٓا۟ ve anlamışlardı waẓannū
ve anlamışlardı أَن olmadığını an
olmadığını لَّا (there is) no lā
(there is) no مَلْجَأَ bir çare malja-a
bir çare مِنَ Allahtan mina
Allahtan ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah إِلَّآ başka illā
başka إِلَيْهِ yine kendisinden ilayhi
yine kendisinden ثُمَّ sonra thumma
sonra تَابَ tevbesini kabul buyurdu tāba
tevbesini kabul buyurdu عَلَيْهِمْ onların ʿalayhim
onların لِيَتُوبُوٓا۟ ۚ tevbe etsinler liyatūbū
tevbe etsinler إِنَّ çünkü inna
çünkü ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah هُوَ O huwa
O ٱلتَّوَّابُ tevbeyi çok kabul eden l-tawābu
tevbeyi çok kabul eden ٱلرَّحِيمُ çok esirgeyendir l-raḥīmu
çok esirgeyendir ١١٨ (118)
(118)
Bütün genişliğine rağmen yer onlara dar gelerek nefisleri kendilerini sıkıştırıp, Allah'tan başka sığınacak kimse olmadığını anlayan, savaştan geri kalmış üç kişinin tevbesini de kabul etti. Allah, tevbe ettikleri için onların tevbesini kabul etmiştir. Çünkü O tevbeleri kabul eden, merhametli olandır.
9:119
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
yāayyuhā
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) ٱتَّقُوا۟ korkun ittaqū
korkun ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan وَكُونُوا۟ ve olun wakūnū
ve olun مَعَ beraber maʿa
beraber ٱلصَّـٰدِقِينَ doğrularla l-ṣādiqīna
doğrularla ١١٩ (119)
(119)
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) ٱتَّقُوا۟ korkun ittaqū
korkun ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan وَكُونُوا۟ ve olun wakūnū
ve olun مَعَ beraber maʿa
beraber ٱلصَّـٰدِقِينَ doğrularla l-ṣādiqīna
doğrularla ١١٩ (119)
(119)
Ey inananlar! Allah'tan sakının ve doğrularla beraber olun.
9:120
مَا
onlara yakışmaz
mā
onlara yakışmaz كَانَ it was kāna
it was لِأَهْلِ halkının li-ahli
halkının ٱلْمَدِينَةِ Medine l-madīnati
Medine وَمَنْ ve kimselerin waman
ve kimselerin حَوْلَهُم onların çevresinden ḥawlahum
onların çevresinden مِّنَ bedevi Araplardan mina
bedevi Araplardan ٱلْأَعْرَابِ the bedouins l-aʿrābi
the bedouins أَن geri kalmaları an
geri kalmaları يَتَخَلَّفُوا۟ they remain behind yatakhallafū
they remain behind عَن Elçisinden ʿan
Elçisinden رَّسُولِ the Messenger rasūli
the Messenger ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın وَلَا ve walā
ve يَرْغَبُوا۟ kaygısına düşmeleri yarghabū
kaygısına düşmeleri بِأَنفُسِهِمْ kendi canlarının bi-anfusihim
kendi canlarının عَن onun canından önce ʿan
onun canından önce نَّفْسِهِۦ ۚ his life nafsihi
his life ذَٰلِكَ böyledir dhālika
böyledir بِأَنَّهُمْ çünkü bi-annahum
çünkü لَا yoktur ki lā
yoktur ki يُصِيبُهُمْ onların çekmeleri yuṣībuhum
onların çekmeleri ظَمَأٌۭ bir susuzluk ẓama-on
bir susuzluk وَلَا ve yoktur ki walā
ve yoktur ki نَصَبٌۭ bir yorgunluk naṣabun
bir yorgunluk وَلَا ve yoktur ki walā
ve yoktur ki مَخْمَصَةٌۭ bir açlık makhmaṣatun
bir açlık فِى yolunda fī
yolunda سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah وَلَا ve yoktur ki walā
ve yoktur ki يَطَـُٔونَ ayak basmaları yaṭaūna
ayak basmaları مَوْطِئًۭا bir yere mawṭi-an
bir yere يَغِيظُ öfkelendirecek yaghīẓu
öfkelendirecek ٱلْكُفَّارَ kâfirleri l-kufāra
kâfirleri وَلَا ve yoktur ki walā
ve yoktur ki يَنَالُونَ sağlamaları yanālūna
sağlamaları مِنْ düşman karşısında min
düşman karşısında عَدُوٍّۢ an enemy ʿaduwwin
an enemy نَّيْلًا bir başarı naylan
bir başarı إِلَّا mutlaka illā
mutlaka كُتِبَ yazıl(masın) kutiba
yazıl(masın) لَهُم kendileri için lahum
kendileri için بِهِۦ onunla bihi
onunla عَمَلٌۭ bir amel ʿamalun
bir amel صَـٰلِحٌ ۚ salih ṣāliḥun
salih إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah لَا zayi etmez lā
zayi etmez يُضِيعُ ecirlerini yuḍīʿu
ecirlerini أَجْرَ iyilik edenlerin ajra
iyilik edenlerin ٱلْمُحْسِنِينَ harcamaları l-muḥ'sinīna
harcamaları ١٢٠ (120)
(120)
onlara yakışmaz كَانَ it was kāna
it was لِأَهْلِ halkının li-ahli
halkının ٱلْمَدِينَةِ Medine l-madīnati
Medine وَمَنْ ve kimselerin waman
ve kimselerin حَوْلَهُم onların çevresinden ḥawlahum
onların çevresinden مِّنَ bedevi Araplardan mina
bedevi Araplardan ٱلْأَعْرَابِ the bedouins l-aʿrābi
the bedouins أَن geri kalmaları an
geri kalmaları يَتَخَلَّفُوا۟ they remain behind yatakhallafū
they remain behind عَن Elçisinden ʿan
Elçisinden رَّسُولِ the Messenger rasūli
the Messenger ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın وَلَا ve walā
ve يَرْغَبُوا۟ kaygısına düşmeleri yarghabū
kaygısına düşmeleri بِأَنفُسِهِمْ kendi canlarının bi-anfusihim
kendi canlarının عَن onun canından önce ʿan
onun canından önce نَّفْسِهِۦ ۚ his life nafsihi
his life ذَٰلِكَ böyledir dhālika
böyledir بِأَنَّهُمْ çünkü bi-annahum
çünkü لَا yoktur ki lā
yoktur ki يُصِيبُهُمْ onların çekmeleri yuṣībuhum
onların çekmeleri ظَمَأٌۭ bir susuzluk ẓama-on
bir susuzluk وَلَا ve yoktur ki walā
ve yoktur ki نَصَبٌۭ bir yorgunluk naṣabun
bir yorgunluk وَلَا ve yoktur ki walā
ve yoktur ki مَخْمَصَةٌۭ bir açlık makhmaṣatun
bir açlık فِى yolunda fī
yolunda سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah وَلَا ve yoktur ki walā
ve yoktur ki يَطَـُٔونَ ayak basmaları yaṭaūna
ayak basmaları مَوْطِئًۭا bir yere mawṭi-an
bir yere يَغِيظُ öfkelendirecek yaghīẓu
öfkelendirecek ٱلْكُفَّارَ kâfirleri l-kufāra
kâfirleri وَلَا ve yoktur ki walā
ve yoktur ki يَنَالُونَ sağlamaları yanālūna
sağlamaları مِنْ düşman karşısında min
düşman karşısında عَدُوٍّۢ an enemy ʿaduwwin
an enemy نَّيْلًا bir başarı naylan
bir başarı إِلَّا mutlaka illā
mutlaka كُتِبَ yazıl(masın) kutiba
yazıl(masın) لَهُم kendileri için lahum
kendileri için بِهِۦ onunla bihi
onunla عَمَلٌۭ bir amel ʿamalun
bir amel صَـٰلِحٌ ۚ salih ṣāliḥun
salih إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah لَا zayi etmez lā
zayi etmez يُضِيعُ ecirlerini yuḍīʿu
ecirlerini أَجْرَ iyilik edenlerin ajra
iyilik edenlerin ٱلْمُحْسِنِينَ harcamaları l-muḥ'sinīna
harcamaları ١٢٠ (120)
(120)
Medinelilere ve çevrelerinde bulunan Bedevilere, savaşta Allah'ın Peygamberinden geri kalmak, kendilerini ona tercih etmek yaraşmaz. Çünkü Allah yolunda susuzluğa, yorgunluğa, açlığa uğramak, kafirleri kızdıracak bir yeri işgal etmek ve düşmana başarı kazanmak karşılığında, onların yararlı bir iş yaptıkları mutlaka yazılır. Doğrusu Allah iyilik yapanların ecrini zayi etmez.
9:121
وَلَا
ve yoktur ki
walā
ve yoktur ki يُنفِقُونَ sarfettikeri yunfiqūna
sarfettikeri نَفَقَةًۭ bir masraf nafaqatan
bir masraf صَغِيرَةًۭ küçük ṣaghīratan
küçük وَلَا ve walā
ve كَبِيرَةًۭ büyük kabīratan
büyük وَلَا ve yoktur ki walā
ve yoktur ki يَقْطَعُونَ bir geçmeleri yaqṭaʿūna
bir geçmeleri وَادِيًا vadiyi wādiyan
vadiyi إِلَّا mutlaka illā
mutlaka كُتِبَ yazı(lmasın) kutiba
yazı(lmasın) لَهُمْ onların lehine lahum
onların lehine لِيَجْزِيَهُمُ onları mükafatlandırması için liyajziyahumu
onları mükafatlandırması için ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın أَحْسَنَ en güzeliyle aḥsana
en güzeliyle مَا şeylerin mā
şeylerin كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları يَعْمَلُونَ yapıyorlar yaʿmalūna
yapıyorlar ١٢١ (121)
(121)
ve yoktur ki يُنفِقُونَ sarfettikeri yunfiqūna
sarfettikeri نَفَقَةًۭ bir masraf nafaqatan
bir masraf صَغِيرَةًۭ küçük ṣaghīratan
küçük وَلَا ve walā
ve كَبِيرَةًۭ büyük kabīratan
büyük وَلَا ve yoktur ki walā
ve yoktur ki يَقْطَعُونَ bir geçmeleri yaqṭaʿūna
bir geçmeleri وَادِيًا vadiyi wādiyan
vadiyi إِلَّا mutlaka illā
mutlaka كُتِبَ yazı(lmasın) kutiba
yazı(lmasın) لَهُمْ onların lehine lahum
onların lehine لِيَجْزِيَهُمُ onları mükafatlandırması için liyajziyahumu
onları mükafatlandırması için ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın أَحْسَنَ en güzeliyle aḥsana
en güzeliyle مَا şeylerin mā
şeylerin كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları يَعْمَلُونَ yapıyorlar yaʿmalūna
yapıyorlar ١٢١ (121)
(121)
Allah, yaptıklarının karşılığını en güzel şekilde kendilerine vermek üzere, az veya çok sarfettikleri her şey, yürüdükleri her yol, onlar için yazılır.
9:122
۞ وَمَا
ve değillerdi
wamā
ve değillerdi كَانَ inananlar kāna
inananlar ٱلْمُؤْمِنُونَ (for) the believers l-mu'minūna
(for) the believers لِيَنفِرُوا۟ sefere çıkacak liyanfirū
sefere çıkacak كَآفَّةًۭ ۚ hepsi toptan kāffatan
hepsi toptan فَلَوْلَا gerekmez mi? falawlā
gerekmez mi? نَفَرَ geri kalmaları nafara
geri kalmaları مِن her min
her كُلِّ every kulli
every فِرْقَةٍۢ kabileden fir'qatin
kabileden مِّنْهُمْ içlerinden min'hum
içlerinden طَآئِفَةٌۭ bir cemaatin ṭāifatun
bir cemaatin لِّيَتَفَقَّهُوا۟ iyice öğrenmek için liyatafaqqahū
iyice öğrenmek için فِى dini fī
dini ٱلدِّينِ the religion l-dīni
the religion وَلِيُنذِرُوا۟ ve uyarmaları için waliyundhirū
ve uyarmaları için قَوْمَهُمْ kavimlerine qawmahum
kavimlerine إِذَا zaman idhā
zaman رَجَعُوٓا۟ dönüp geldikleri rajaʿū
dönüp geldikleri إِلَيْهِمْ onlara ilayhim
onlara لَعَلَّهُمْ belki laʿallahum
belki يَحْذَرُونَ sakınırlar diye yaḥdharūna
sakınırlar diye ١٢٢ (122)
(122)
ve değillerdi كَانَ inananlar kāna
inananlar ٱلْمُؤْمِنُونَ (for) the believers l-mu'minūna
(for) the believers لِيَنفِرُوا۟ sefere çıkacak liyanfirū
sefere çıkacak كَآفَّةًۭ ۚ hepsi toptan kāffatan
hepsi toptan فَلَوْلَا gerekmez mi? falawlā
gerekmez mi? نَفَرَ geri kalmaları nafara
geri kalmaları مِن her min
her كُلِّ every kulli
every فِرْقَةٍۢ kabileden fir'qatin
kabileden مِّنْهُمْ içlerinden min'hum
içlerinden طَآئِفَةٌۭ bir cemaatin ṭāifatun
bir cemaatin لِّيَتَفَقَّهُوا۟ iyice öğrenmek için liyatafaqqahū
iyice öğrenmek için فِى dini fī
dini ٱلدِّينِ the religion l-dīni
the religion وَلِيُنذِرُوا۟ ve uyarmaları için waliyundhirū
ve uyarmaları için قَوْمَهُمْ kavimlerine qawmahum
kavimlerine إِذَا zaman idhā
zaman رَجَعُوٓا۟ dönüp geldikleri rajaʿū
dönüp geldikleri إِلَيْهِمْ onlara ilayhim
onlara لَعَلَّهُمْ belki laʿallahum
belki يَحْذَرُونَ sakınırlar diye yaḥdharūna
sakınırlar diye ١٢٢ (122)
(122)
İnananlar toptan savaşa çıkmamalıdır. Her topluluktan bir taifenin dini iyi öğrenmek ve milletlerini geri döndüklerinde uyarmak üzere geri kalmaları gerekli olmaz mı? Ki böylece belki yanlış hareketlerden çekinirler.
9:123
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
yāayyuhā
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) قَـٰتِلُوا۟ savaşın qātilū
savaşın ٱلَّذِينَ kimselerle alladhīna
kimselerle يَلُونَكُم yakınınızda bulunan yalūnakum
yakınınızda bulunan مِّنَ kafirlerden mina
kafirlerden ٱلْكُفَّارِ the disbelievers l-kufāri
the disbelievers وَلْيَجِدُوا۟ ve bulsunlar walyajidū
ve bulsunlar فِيكُمْ sizde fīkum
sizde غِلْظَةًۭ ۚ bir katılık ghil'ẓatan
bir katılık وَٱعْلَمُوٓا۟ ve bilin ki wa-iʿ'lamū
ve bilin ki أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah مَعَ beraberdir maʿa
beraberdir ٱلْمُتَّقِينَ korunanlarla l-mutaqīna
korunanlarla ١٢٣ (123)
(123)
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) قَـٰتِلُوا۟ savaşın qātilū
savaşın ٱلَّذِينَ kimselerle alladhīna
kimselerle يَلُونَكُم yakınınızda bulunan yalūnakum
yakınınızda bulunan مِّنَ kafirlerden mina
kafirlerden ٱلْكُفَّارِ the disbelievers l-kufāri
the disbelievers وَلْيَجِدُوا۟ ve bulsunlar walyajidū
ve bulsunlar فِيكُمْ sizde fīkum
sizde غِلْظَةًۭ ۚ bir katılık ghil'ẓatan
bir katılık وَٱعْلَمُوٓا۟ ve bilin ki wa-iʿ'lamū
ve bilin ki أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah مَعَ beraberdir maʿa
beraberdir ٱلْمُتَّقِينَ korunanlarla l-mutaqīna
korunanlarla ١٢٣ (123)
(123)
Ey inananlar! Yakınınızda bulunan inkarcılarla savaşın; sizi kendilerine karşı sert bulsunlar. Bilin ki Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir.
9:124
وَإِذَا
ve ne zaman
wa-idhā
ve ne zaman مَآ indirilse mā
indirilse أُنزِلَتْ is revealed unzilat
is revealed سُورَةٌۭ bir sure sūratun
bir sure فَمِنْهُم onlardan famin'hum
onlardan مَّن kimi man
kimi يَقُولُ der yaqūlu
der أَيُّكُمْ hanginizin ayyukum
hanginizin زَادَتْهُ artırdı zādathu
artırdı هَـٰذِهِۦٓ bu hādhihi
bu إِيمَـٰنًۭا ۚ imanını īmānan
imanını فَأَمَّا fakat fa-ammā
fakat ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) فَزَادَتْهُمْ artırır fazādathum
artırır إِيمَـٰنًۭا imanını īmānan
imanını وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar يَسْتَبْشِرُونَ sevinirler yastabshirūna
sevinirler ١٢٤ (124)
(124)
ve ne zaman مَآ indirilse mā
indirilse أُنزِلَتْ is revealed unzilat
is revealed سُورَةٌۭ bir sure sūratun
bir sure فَمِنْهُم onlardan famin'hum
onlardan مَّن kimi man
kimi يَقُولُ der yaqūlu
der أَيُّكُمْ hanginizin ayyukum
hanginizin زَادَتْهُ artırdı zādathu
artırdı هَـٰذِهِۦٓ bu hādhihi
bu إِيمَـٰنًۭا ۚ imanını īmānan
imanını فَأَمَّا fakat fa-ammā
fakat ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) فَزَادَتْهُمْ artırır fazādathum
artırır إِيمَـٰنًۭا imanını īmānan
imanını وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar يَسْتَبْشِرُونَ sevinirler yastabshirūna
sevinirler ١٢٤ (124)
(124)
Bir sure inince, aralarında "Bu, hanginizin imanını artırdı?" diyen ikiyüzlüler vardır. İnananların ise imanını artırmıştır; onlar birbirlerine bunu müjdelemek isterler.
9:125
وَأَمَّا
fakat gelince
wa-ammā
fakat gelince ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere فِى yüreklerinde fī
yüreklerinde قُلُوبِهِم their hearts qulūbihim
their hearts مَّرَضٌۭ hastalık olan(lara) maraḍun
hastalık olan(lara) فَزَادَتْهُمْ katmıştır onların fazādathum
katmıştır onların رِجْسًا pislik rij'san
pislik إِلَىٰ pisliklerine ilā
pisliklerine رِجْسِهِمْ their evil rij'sihim
their evil وَمَاتُوا۟ ve ölürler wamātū
ve ölürler وَهُمْ onlar wahum
onlar كَـٰفِرُونَ kafirler olarak kāfirūna
kafirler olarak ١٢٥ (125)
(125)
fakat gelince ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere فِى yüreklerinde fī
yüreklerinde قُلُوبِهِم their hearts qulūbihim
their hearts مَّرَضٌۭ hastalık olan(lara) maraḍun
hastalık olan(lara) فَزَادَتْهُمْ katmıştır onların fazādathum
katmıştır onların رِجْسًا pislik rij'san
pislik إِلَىٰ pisliklerine ilā
pisliklerine رِجْسِهِمْ their evil rij'sihim
their evil وَمَاتُوا۟ ve ölürler wamātū
ve ölürler وَهُمْ onlar wahum
onlar كَـٰفِرُونَ kafirler olarak kāfirūna
kafirler olarak ١٢٥ (125)
(125)
Kalblerinde hastalık olanların ise pisliklerine pislik katmıştır; onlar kafir olarak ölmüşlerdir.
9:126
أَوَلَا
görmüyorlar mı?
awalā
görmüyorlar mı? يَرَوْنَ they see yarawna
they see أَنَّهُمْ kendilerinin annahum
kendilerinin يُفْتَنُونَ sınandıklarını yuf'tanūna
sınandıklarını فِى her fī
her كُلِّ every kulli
every عَامٍۢ yıl ʿāmin
yıl مَّرَّةً bir kez marratan
bir kez أَوْ veya aw
veya مَرَّتَيْنِ iki kez marratayni
iki kez ثُمَّ yine de thumma
yine de لَا tevbe etmiyor lā
tevbe etmiyor يَتُوبُونَ they turn (in repentance) yatūbūna
they turn (in repentance) وَلَا ve walā
ve هُمْ onlar hum
onlar يَذَّكَّرُونَ öğüt almıyorlar yadhakkarūna
öğüt almıyorlar ١٢٦ (126)
(126)
görmüyorlar mı? يَرَوْنَ they see yarawna
they see أَنَّهُمْ kendilerinin annahum
kendilerinin يُفْتَنُونَ sınandıklarını yuf'tanūna
sınandıklarını فِى her fī
her كُلِّ every kulli
every عَامٍۢ yıl ʿāmin
yıl مَّرَّةً bir kez marratan
bir kez أَوْ veya aw
veya مَرَّتَيْنِ iki kez marratayni
iki kez ثُمَّ yine de thumma
yine de لَا tevbe etmiyor lā
tevbe etmiyor يَتُوبُونَ they turn (in repentance) yatūbūna
they turn (in repentance) وَلَا ve walā
ve هُمْ onlar hum
onlar يَذَّكَّرُونَ öğüt almıyorlar yadhakkarūna
öğüt almıyorlar ١٢٦ (126)
(126)
Onlar, yılda bir iki defa belaya uğratılıp imtihana çekildiklerini görmüyorlar mı? Böyleyken yine tevbe etmiyorlar, ibret de almıyorlar.
9:127
وَإِذَا
ve ne zaman ki
wa-idhā
ve ne zaman ki مَآ indirildi mā
indirildi أُنزِلَتْ is revealed unzilat
is revealed سُورَةٌۭ bir sure sūratun
bir sure نَّظَرَ bakarlar naẓara
bakarlar بَعْضُهُمْ kimisi baʿḍuhum
kimisi إِلَىٰ diğerine ilā
diğerine بَعْضٍ others baʿḍin
others هَلْ mu? hal
mu? يَرَىٰكُم sizi görüyor yarākum
sizi görüyor مِّنْ birisi min
birisi أَحَدٍۢ one aḥadin
one ثُمَّ sonra thumma
sonra ٱنصَرَفُوا۟ ۚ sıvışırlar inṣarafū
sıvışırlar صَرَفَ çevirmiştir ṣarafa
çevirmiştir ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah قُلُوبَهُم onların kalblerini qulūbahum
onların kalblerini بِأَنَّهُمْ oldukları için bi-annahum
oldukları için قَوْمٌۭ bir topluluk qawmun
bir topluluk لَّا anlamaz lā
anlamaz يَفْقَهُونَ they understand yafqahūna
they understand ١٢٧ (127)
(127)
ve ne zaman ki مَآ indirildi mā
indirildi أُنزِلَتْ is revealed unzilat
is revealed سُورَةٌۭ bir sure sūratun
bir sure نَّظَرَ bakarlar naẓara
bakarlar بَعْضُهُمْ kimisi baʿḍuhum
kimisi إِلَىٰ diğerine ilā
diğerine بَعْضٍ others baʿḍin
others هَلْ mu? hal
mu? يَرَىٰكُم sizi görüyor yarākum
sizi görüyor مِّنْ birisi min
birisi أَحَدٍۢ one aḥadin
one ثُمَّ sonra thumma
sonra ٱنصَرَفُوا۟ ۚ sıvışırlar inṣarafū
sıvışırlar صَرَفَ çevirmiştir ṣarafa
çevirmiştir ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah قُلُوبَهُم onların kalblerini qulūbahum
onların kalblerini بِأَنَّهُمْ oldukları için bi-annahum
oldukları için قَوْمٌۭ bir topluluk qawmun
bir topluluk لَّا anlamaz lā
anlamaz يَفْقَهُونَ they understand yafqahūna
they understand ١٢٧ (127)
(127)
Bir sure inince, "Sizi bir kimse görüyor mu?" diye birbirlerine bakarlar, sonra dönüp giderler. Anlamaz bir güruh olmalarına karşılık Allah onların kalblerini imandan döndürmüştür.
9:128
لَقَدْ
andolsun
laqad
andolsun جَآءَكُمْ size gelmiştir jāakum
size gelmiştir رَسُولٌۭ bir Elçi rasūlun
bir Elçi مِّنْ içinizden min
içinizden أَنفُسِكُمْ yourselves anfusikum
yourselves عَزِيزٌ ağır gelen ʿazīzun
ağır gelen عَلَيْهِ ona ʿalayhi
ona مَا sıkıntıya uğramanız mā
sıkıntıya uğramanız عَنِتُّمْ you suffer ʿanittum
you suffer حَرِيصٌ düşkün ḥarīṣun
düşkün عَلَيْكُم size ʿalaykum
size بِٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlere bil-mu'minīna
mü'minlere رَءُوفٌۭ şefkatli raūfun
şefkatli رَّحِيمٌۭ merhametlidir raḥīmun
merhametlidir ١٢٨ (128)
(128)
andolsun جَآءَكُمْ size gelmiştir jāakum
size gelmiştir رَسُولٌۭ bir Elçi rasūlun
bir Elçi مِّنْ içinizden min
içinizden أَنفُسِكُمْ yourselves anfusikum
yourselves عَزِيزٌ ağır gelen ʿazīzun
ağır gelen عَلَيْهِ ona ʿalayhi
ona مَا sıkıntıya uğramanız mā
sıkıntıya uğramanız عَنِتُّمْ you suffer ʿanittum
you suffer حَرِيصٌ düşkün ḥarīṣun
düşkün عَلَيْكُم size ʿalaykum
size بِٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlere bil-mu'minīna
mü'minlere رَءُوفٌۭ şefkatli raūfun
şefkatli رَّحِيمٌۭ merhametlidir raḥīmun
merhametlidir ١٢٨ (128)
(128)
Ey inananlar! And olsun ki, içinizden size, sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen, size düşkün, inananlara şefkatli ve merhametli bir peygamber gelmiştir.
9:129
فَإِن
eğer
fa-in
eğer تَوَلَّوْا۟ yüz çevirirlerse tawallaw
yüz çevirirlerse فَقُلْ de ki faqul
de ki حَسْبِىَ bana yeter ḥasbiya
bana yeter ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah لَآ yoktur lā
yoktur إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı إِلَّا başka illā
başka هُوَ ۖ O'ndan huwa
O'ndan عَلَيْهِ O'na ʿalayhi
O'na تَوَكَّلْتُ ۖ dayandım tawakkaltu
dayandım وَهُوَ ve O wahuwa
ve O رَبُّ rabbidir rabbu
rabbidir ٱلْعَرْشِ Arş'ın l-ʿarshi
Arş'ın ٱلْعَظِيمِ büyük l-ʿaẓīmi
büyük ١٢٩ (129)
(129)
eğer تَوَلَّوْا۟ yüz çevirirlerse tawallaw
yüz çevirirlerse فَقُلْ de ki faqul
de ki حَسْبِىَ bana yeter ḥasbiya
bana yeter ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah لَآ yoktur lā
yoktur إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı إِلَّا başka illā
başka هُوَ ۖ O'ndan huwa
O'ndan عَلَيْهِ O'na ʿalayhi
O'na تَوَكَّلْتُ ۖ dayandım tawakkaltu
dayandım وَهُوَ ve O wahuwa
ve O رَبُّ rabbidir rabbu
rabbidir ٱلْعَرْشِ Arş'ın l-ʿarshi
Arş'ın ٱلْعَظِيمِ büyük l-ʿaẓīmi
büyük ١٢٩ (129)
(129)
Eğer yüz çevirirlerse de ki: "Allah bana yeter; O'ndan başka tanrı yoktur, yalnız O'na güveniyorum; O büyük arşın Rabbidir."