10
Yunus
يونس
Yunus Suresi (يونس), Kur’an-ı Kerim’in 10. suresidir — Mekki, 109 ayetten oluşan bir suredir. Mekkî sureler, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Medine’ye hicretinden önce inmiştir ve genellikle iman, Allah’ın birliği ve ahiret üzerinde durur.
Bookmarks (0)
No bookmarks yet. Click the bookmark icon next to any ayah to save it.
Besmele
بِسْمِadıylabis'miٱللَّهِAllah'ınl-lahiٱلرَّحْمَـٰنِRahmanl-raḥmāniٱلرَّحِيمِRahiml-raḥīmi
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
10:1
الٓر ۚElif Lâm Râalif-lam-raتِلْكَbunlartil'kaءَايَـٰتُayetleridirāyātuٱلْكِتَـٰبِKitab'ınl-kitābiٱلْحَكِيمِhikmetlil-ḥakīmi١
Elif, Lam, Ra. İşte bunlar hikmetli Kitap'ın ayetleridir.
10:2
أَكَانَmı geldi?akānaلِلنَّاسِinsanlaralilnnāsiعَجَبًاtuhafʿajabanأَنْvahyetmemizanأَوْحَيْنَآWe revealedawḥaynāإِلَىٰbir adamailāرَجُلٍۢa manrajulinمِّنْهُمْiçlerindenmin'humأَنْdiyeanأَنذِرِuyarsınandhiriٱلنَّاسَinsanlarıl-nāsaوَبَشِّرِve müjdelesinwabashiriٱلَّذِينَkimselerealladhīnaءَامَنُوٓا۟iman edenlereāmanūأَنَّ(ki) şüphesizannaلَهُمْonlar için vardırlahumقَدَمَmakamıqadamaصِدْقٍdoğrulukṣid'qinعِندَkatındaʿindaرَبِّهِمْ ۗRablerirabbihimقَالَdediler kiqālaٱلْكَـٰفِرُونَkâfirlerl-kāfirūnaإِنَّşüphesizinnaهَـٰذَاbuhādhāلَسَـٰحِرٌۭbir büyücüdürlasāḥirunمُّبِينٌapaçıkmubīnun٢
İçlerinden birine, "İnsanları uyar ve inananlara, Rableri katında yüksek makamlar olduğunu müjdele" diye vahyetmemiz, insanların tuhafına mı gitti ki, kafirler: "Bu apaçık bir büyücüdür" dediler?
10:3
إِنَّşüphesizinnaرَبَّكُمُsizin RabbinizrabbakumuٱللَّهُAllah'tırl-lahuٱلَّذِىkialladhīخَلَقَyarattıkhalaqaٱلسَّمَـٰوَٰتِgökleril-samāwātiوَٱلْأَرْضَve yeriwal-arḍaفِىaltıfīسِتَّةِsixsittatiأَيَّامٍۢgündeayyāminثُمَّsonrathummaٱسْتَوَىٰkuşattıis'tawāعَلَىArş'ıʿalāٱلْعَرْشِ ۖthe Thronel-ʿarshiيُدَبِّرُdüzene koyduyudabbiruٱلْأَمْرَ ۖişleril-amraمَاyokturmāمِنkimseminشَفِيعٍşefaat edecekshafīʿinإِلَّاdışındaillāمِنۢO'nun izniminبَعْدِafterbaʿdiإِذْنِهِۦ ۚHis permissionidh'nihiذَٰلِكُمُişte budurdhālikumuٱللَّهُAllahl-lahuرَبُّكُمْRabbiniz olanrabbukumفَٱعْبُدُوهُ ۚO'na kulluk edinfa-uʿ'budūhuأَفَلَاDüşünüp öğüt almaz mısınız?afalāتَذَكَّرُونَyou remembertadhakkarūna٣
Doğrusu sizin Rabbiniz gökleri ve yeri altı günde yaratıp sonra arşa hükmeden, işi düzenleyen Allah'tır, izni olmadan kimse şefaat edemez. İşte Rabbiniz olan Allah budur. O'na kulluk edin. Nasihat dinlemez misiniz?
10:4
إِلَيْهِO'nadırilayhiمَرْجِعُكُمْdönüşümarjiʿukumجَمِيعًۭا ۖhepinizinjamīʿanوَعْدَvaadiwaʿdaٱللَّهِAllah'ınl-lahiحَقًّا ۚgerçektirḥaqqanإِنَّهُۥO'durinnahuيَبْدَؤُا۟ilk kez başlatanyabda-uٱلْخَلْقَyaratmayıl-khalqaثُمَّsonrathummaيُعِيدُهُۥonu tekrarlayanyuʿīduhuلِيَجْزِىَkarşılıklarını vermek üzereliyajziyaٱلَّذِينَkimselerealladhīnaءَامَنُوا۟iman eden(lere)āmanūوَعَمِلُوا۟ve ameller işleyen(lere)waʿamilūٱلصَّـٰلِحَـٰتِsalihl-ṣāliḥātiبِٱلْقِسْطِ ۚadaletli bir şekildebil-qis'ṭiوَٱلَّذِينَve kiimselerewa-alladhīnaكَفَرُوا۟inkâr eden(lere)kafarūلَهُمْvardırlahumشَرَابٌۭbir içeceksharābunمِّنْkaynar sudanminحَمِيمٍۢboiling fluidsḥamīminوَعَذَابٌve bir azapwaʿadhābunأَلِيمٌۢacıklıalīmunبِمَاdolayıbimāكَانُوا۟olmalarındankānūيَكْفُرُونَinkâr ediyor(lar)yakfurūna٤
Hepinizin dönüşü, O'nadır. Allah'ın vadi haktır. O, önce yaratır, sonra inanıp yararlı işler yapanların ve inkar edenlerin hareketlerinin karşılığını adaletle vermek için tekrar diriltir. İnkarcılara, inkarlarından ötürü kızgın bir içecek ve can yakıcı azab vardır.
10:5
هُوَO'durhuwaٱلَّذِىyapanalladhīجَعَلَmadejaʿalaٱلشَّمْسَgüneşil-shamsaضِيَآءًۭbir ışıkḍiyāanوَٱلْقَمَرَve ayıwal-qamaraنُورًۭاbir nurnūranوَقَدَّرَهُۥve düzenleyenwaqaddarahuمَنَازِلَbelli menzillere göremanāzilaلِتَعْلَمُوا۟bilmeniz içinlitaʿlamūعَدَدَsayısınıʿadadaٱلسِّنِينَyıllarınl-sinīnaوَٱلْحِسَابَ ۚve hesabınıwal-ḥisābaمَاyaratmamıştırmāخَلَقَcreatedkhalaqaٱللَّهُAllahl-lahuذَٰلِكَbütün bunlarıdhālikaإِلَّاdışındaillāبِٱلْحَقِّ ۚhak olmakbil-ḥaqiيُفَصِّلُetraflıca açıklıyoryufaṣṣiluٱلْـَٔايَـٰتِayetlerinil-āyātiلِقَوْمٍۢbir topluluk içinliqawminيَعْلَمُونَbilenyaʿlamūna٥
Güneşi ışıklı ve ayı nurlu yapan; yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için, aya konak yerleri düzenleyen O'dur. Allah bunları ancak gerçeğe göre yaratmıştır; bilen millete ayetleri uzun uzadıya açıklıyor.
10:6
إِنَّşüphesizinnaفِىardarda gelmesindefīٱخْتِلَـٰفِ(the) alternationikh'tilāfiٱلَّيْلِgeceal-layliوَٱلنَّهَارِve gündüzünwal-nahāriوَمَاyarattıklarındawamāخَلَقَ(has been) createdkhalaqaٱللَّهُAllah'ınl-lahuفِىgöklerdefīٱلسَّمَـٰوَٰتِthe heavensl-samāwātiوَٱلْأَرْضِve yerdewal-arḍiلَـَٔايَـٰتٍۢayetler vardırlaāyātinلِّقَوْمٍۢbir topluluk içinliqawminيَتَّقُونَsakınanyattaqūna٦
Gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, Allah'ın göklerde ve yerde yarattıklarında, O'na karşı gelmekten sakınan kimseler için ayetler vardır.
10:7
إِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaلَاummayan(lar)lāيَرْجُونَexpectyarjūnaلِقَآءَنَاbize kavuşmayıliqāanāوَرَضُوا۟ve razı olan(lar)waraḍūبِٱلْحَيَوٰةِhayatınabil-ḥayatiٱلدُّنْيَاdünyal-dun'yāوَٱطْمَأَنُّوا۟ve gönüllerini kaptıran(lar)wa-iṭ'ma-annūبِهَاonabihāوَٱلَّذِينَve olanlarwa-alladhīnaهُمْonlarhumعَنْbizim ayetlerimizdenʿanءَايَـٰتِنَاOur Signsāyātināغَـٰفِلُونَgafil(ler)ghāfilūna٧
Bizimle karşılaşmayı ummayan ve dünya hayatından hoşnut olup ona bağlananların ve ayetlerimizden habersiz bulunanların, işte bunların kazandıklarına karşılık varacakları yer cehennemdir.
10:8
أُو۟لَـٰٓئِكَişte bunlarınulāikaمَأْوَىٰهُمُvaracakları yermawāhumuٱلنَّارُcehennemdirl-nāruبِمَاkarşılıkbimāكَانُوا۟olduklarınakānūيَكْسِبُونَkazanıyor(lar)yaksibūna٨
Bizimle karşılaşmayı ummayan ve dünya hayatından hoşnut olup ona bağlananların ve ayetlerimizden habersiz bulunanların, işte bunların kazandıklarına karşılık varacakları yer cehennemdir.
10:9
إِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَkimselerialladhīnaءَامَنُوا۟iman eden(leri)āmanūوَعَمِلُوا۟ve ameller işleyen(leri)waʿamilūٱلصَّـٰلِحَـٰتِsalihl-ṣāliḥātiيَهْدِيهِمْdoğru yola iletiryahdīhimرَبُّهُمRablerirabbuhumبِإِيمَـٰنِهِمْ ۖimanları dolayısıylabiīmānihimتَجْرِىakartajrīمِنonların altlarındanminتَحْتِهِمُunderneath themtaḥtihimuٱلْأَنْهَـٰرُırmaklarl-anhāruفِىcennetlerindefīجَنَّـٰتِGardensjannātiٱلنَّعِيمِnaiml-naʿīmi٩
İnananlar ve yararlı iş yapanları, imanlarına karşılık Rableri doğru yola eriştirir; nimet cennetlerinde onların altlarından ırmaklar akar.
10:10
دَعْوَىٰهُمْonların dualarıdaʿwāhumفِيهَاoradafīhāسُبْحَـٰنَكَsenin şanın pek yücedirsub'ḥānakaٱللَّهُمَّEy Allah'ıml-lahumaوَتَحِيَّتُهُمْve dilekleri (de)wataḥiyyatuhumفِيهَاaralarındakifīhāسَلَـٰمٌۭ ۚSelâm'dırsalāmunوَءَاخِرُve sonu (ise)waākhiruدَعْوَىٰهُمْdualarınındaʿwāhumأَنِhamdolsun'duraniٱلْحَمْدُAll the Praise bel-ḥamduلِلَّهِAllah'alillahiرَبِّRabbirabbiٱلْعَـٰلَمِينَalemlerinl-ʿālamīna١٠
Oradaki duaları: "Münezzehsin ey Allah'ım", dirlik temennileri: "Selam size" ve dualarının sonu da: "Alemlerin Rabbi Allah'a hamd olsun"dur.
10:11
۞ وَلَوْve eğerwalawيُعَجِّلُacele verseydiyuʿajjiluٱللَّهُAllahl-lahuلِلنَّاسِinsanlaralilnnāsiٱلشَّرَّkötülüğül-sharaٱسْتِعْجَالَهُمacele istemeleri gibiis'tiʿ'jālahumبِٱلْخَيْرِiyiliğibil-khayriلَقُضِىَhemen bitmiş olurdulaquḍiyaإِلَيْهِمْonlarınilayhimأَجَلُهُمْ ۖsüreleriajaluhumفَنَذَرُböyle bırakırızfanadharuٱلَّذِينَkimselerialladhīnaلَاummayanlarılāيَرْجُونَexpectyarjūnaلِقَآءَنَاbize kavuşmayıliqāanāفِىtaşkınlıkları içindefīطُغْيَـٰنِهِمْtheir transgressionṭugh'yānihimيَعْمَهُونَbocalar bir haldeyaʿmahūna١١
İyiliği acele isteyen kimselere Allah fenalığı da çarçabuk verseydi, süreleri hemen bitmiş olurdu. Bizimle karşılaşmayı ummayanları, azgınlıkları içinde bocalayıp dururlarken bırakırız.
10:12
وَإِذَاve ne zaman kiwa-idhāمَسَّdokunduğundamassaٱلْإِنسَـٰنَinsanal-insānaٱلضُّرُّbir darlıkl-ḍuruدَعَانَاbize dua ederdaʿānāلِجَنۢبِهِۦٓyan yatarkenlijanbihiأَوْveyaawقَاعِدًاotururkenqāʿidanأَوْyahutawقَآئِمًۭاayaktaqāimanفَلَمَّاancakfalammāكَشَفْنَاgiderdiğimizdekashafnāعَنْهُondanʿanhuضُرَّهُۥdarlığınıḍurrahuمَرَّhareket edermarraكَأَنgibika-anلَّمْbize dua etmemişlamيَدْعُنَآcalled Usyadʿunāإِلَىٰdarlıktan dolayıilāضُرٍّۢ(the) afflictionḍurrinمَّسَّهُۥ ۚkendisine dokunmuş olanmassahuكَذَٰلِكَişte böylekadhālikaزُيِّنَsüslü gösterilmiştirzuyyinaلِلْمُسْرِفِينَaşırıya gidenlerelil'mus'rifīnaمَاşeylermāكَانُوا۟olduklarıkānūيَعْمَلُونَyapıyor(lar)yaʿmalūna١٢
İnsana bir darlık gelince, yan yatarken, oturur veya ayakta iken bize yalvarıp yakarır; biz darlığını giderince, başına gelen darlıktan ötürü bize hiç yalvarmamışa döner. İşlerinde tutumsuz olanlara, yaptıkları böylece güzel görünür.
10:13
وَلَقَدْve andolsunwalaqadأَهْلَكْنَاhelak ettikahlaknāٱلْقُرُونَnice nesilleril-qurūnaمِنsizden önceminقَبْلِكُمْbefore youqablikumلَمَّاhaksızlık ettiklerindenlammāظَلَمُوا۟ ۙthey wrongedẓalamūوَجَآءَتْهُمْkendilerine geldiği haldewajāathumرُسُلُهُمpeygamberlerirusuluhumبِٱلْبَيِّنَـٰتِapaçık delillerlebil-bayinātiوَمَاve iman etmeyecekleri içinwamāكَانُوا۟they werekānūلِيُؤْمِنُوا۟ ۚto believeliyu'minūكَذَٰلِكَişte böylekadhālikaنَجْزِىcezalandırırıznajzīٱلْقَوْمَtopluluğunul-qawmaٱلْمُجْرِمِينَsuçlularl-muj'rimīna١٣
And olsun ki, sizden önce nice nesilleri, peygamberleri onlara belgeler getirmişken, haksızlık ederek inanmadıkları zaman yok etmiştik. İşte biz suçlu milleti böyle cezalandırırız.
10:14
ثُمَّsonrathummaجَعَلْنَـٰكُمْsizi kıldıkjaʿalnākumخَلَـٰٓئِفَhalifelerkhalāifaفِىyeryüzünefīٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiمِنۢonların ardındanminبَعْدِهِمْafter thembaʿdihimلِنَنظُرَgörmek içinlinanẓuraكَيْفَnelerkayfaتَعْمَلُونَyapacağınızıtaʿmalūna١٤
Sonra onların ardından, nasıl davranacağınıza bakmak için sizi yeryüzünde onların yerine geçirdik.
10:15
وَإِذَاne zaman kiwa-idhāتُتْلَىٰokunduğundatut'lāعَلَيْهِمْonlaraʿalayhimءَايَاتُنَاayetlerimizāyātunāبَيِّنَـٰتٍۢ ۙapaçık bir şekildebayyinātinقَالَderlerqālaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaلَاummayanlarlāيَرْجُونَhopeyarjūnaلِقَآءَنَاbize kavuşmayıliqāanāٱئْتِgetiri'tiبِقُرْءَانٍbir Kur'anbiqur'āninغَيْرِbaşkaghayriهَـٰذَآbundanhādhāأَوْveyaawبَدِّلْهُ ۚbunu değiştirbaddil'huقُلْde kiqulمَا(sözkonusu) olamazmāيَكُونُ(it) isyakūnuلِىٓbenimlīأَنْonu değiştirmemanأُبَدِّلَهُۥI change itubaddilahuمِنtarafımdanminتِلْقَآئِmy own accordtil'qāiنَفْسِىٓ ۖkendinafsīإِنْben uyuyoruminأَتَّبِعُI followattabiʿuإِلَّاancakillāمَاvahyedilenemāيُوحَىٰٓis revealedyūḥāإِلَىَّ ۖbanailayyaإِنِّىٓşüphesiz beninnīأَخَافُkorkarımakhāfuإِنْkarşı gelirseminعَصَيْتُI were to disobeyʿaṣaytuرَبِّىRabbimerabbīعَذَابَazabındanʿadhābaيَوْمٍbir gününyawminعَظِيمٍۢbüyükʿaẓīmin١٥
Ayetlerimiz onlara açık açık okununca, bizimle karşılaşmayı ummayanlar, "Bundan başka bir Kuran getir veya bunu değiştir" dediler. De ki: "Onu kendiliğimden değiştiremem, ben ancak, bana vahyolunana uyarım. Ben Rabbime karşı gelirsem, büyük günün azabına uğramaktan korkarım."
10:16
قُلde kiqulلَّوْşayetlawشَآءَdileseydishāaٱللَّهُAllahl-lahuمَاbunu okumazdımmāتَلَوْتُهُۥI (would) have recited ittalawtuhuعَلَيْكُمْsizeʿalaykumوَلَآve size hiç bildirmezdiwalāأَدْرَىٰكُمHe (would) have made it known to youadrākumبِهِۦ ۖbunubihiفَقَدْelbettefaqadلَبِثْتُgeçirdimlabith'tuفِيكُمْsizin aranızdafīkumعُمُرًۭاbelli bir ömürʿumuranمِّنdaha önceminقَبْلِهِۦٓ ۚbefore itqablihiأَفَلَاhiç düşünmüyor musunuz?afalāتَعْقِلُونَyou use reasontaʿqilūna١٦
De ki: "Allah dileseydi ben onu size okumazdım, size de bildirmemiş olurdu. Daha önce yıllarca aranızda bulundum, hiç düşünmüyor musunuz?"
10:17
فَمَنْkim olabilir?famanأَظْلَمُdaha zalimaẓlamuمِمَّنِkimsedenmimmaniٱفْتَرَىٰuyduranif'tarāعَلَىkarşıʿalāٱللَّهِAllah'al-lahiكَذِبًاyalankadhibanأَوْyahutawكَذَّبَyalanlayandankadhabaبِـَٔايَـٰتِهِۦٓ ۚO'nun ayetlerinibiāyātihiإِنَّهُۥşüphesizinnahuلَاkurtuluşa eremezlerlāيُفْلِحُwill succeedyuf'liḥuٱلْمُجْرِمُونَsuçlularl-muj'rimūna١٧
Allah'a karşı yalan uyduran veya ayetlerini yalan sayandan daha zalim kim olabilir? Suçlular elbette saadete erişemezler.
10:18
وَيَعْبُدُونَve ibadet ediyorlarwayaʿbudūnaمِنbırakıpminدُونِother thandūniٱللَّهِAllah'ıl-lahiمَاşeyleremāلَاhiçlāيَضُرُّهُمْbir zararı olmayanyaḍurruhumوَلَاvewalāيَنفَعُهُمْyararı olmayanyanfaʿuhumوَيَقُولُونَve diyorlar kiwayaqūlūnaهَـٰٓؤُلَآءِbunlarhāulāiشُفَعَـٰٓؤُنَاbizim şefaatçilerimizdirshufaʿāunāعِندَkatındaʿindaٱللَّهِ ۚAllahl-lahiقُلْde kiqulأَتُنَبِّـُٔونَbildiriyor musunuz?atunabbiūnaٱللَّهَAllah'al-lahaبِمَاbir şeyibimāلَاbilmediğilāيَعْلَمُhe knowsyaʿlamuفِىgöklerdefīٱلسَّمَـٰوَٰتِthe heavensl-samāwātiوَلَاvewalāفِىyerdefīٱلْأَرْضِ ۚthe earthl-arḍiسُبْحَـٰنَهُۥO münezzehtirsub'ḥānahuوَتَعَـٰلَىٰve yücedirwataʿālāعَمَّاortak koştuklarındanʿammāيُشْرِكُونَthey associate (with Him)yush'rikūna١٨
Onlar, Allah'ı bırakarak, kendilerine fayda da zarar da veremeyen putlara taparlar: "Bunlar, Allah katında bizim şefaatçılarımızdır" derler. De ki: "Göklerde ve yerde, Allah'ın bilmediği bir şeyi mi O'na haber veriyorsunuz?" Allah, onların ortak koşmalarından münezzeh ve yücedir.
10:19
وَمَاvewamāكَانَdeğildirkānaٱلنَّاسُinsanlarl-nāsuإِلَّآancakillāأُمَّةًۭbir ümmettirummatanوَٰحِدَةًۭtekwāḥidatanفَٱخْتَلَفُوا۟ ۚsonradan ayrılığa düştülerfa-ikh'talafūوَلَوْلَاeğer olmasaydıwalawlāكَلِمَةٌۭbir takdirkalimatunسَبَقَتْönceden belirlenmişsabaqatمِنRabbin tarafındanminرَّبِّكَyour Lordrabbikaلَقُضِىَkesin hüküm verilirdilaquḍiyaبَيْنَهُمْaralarındabaynahumفِيمَاşeylerdefīmāفِيهِondafīhiيَخْتَلِفُونَayrılığa düştükleriyakhtalifūna١٩
İnsanlar bir tek ümmettiler, sonra ayrılığa düştüler; şayet Rabbinden, daha önce bir takdir geçmemiş olsaydı, aralarında ihtilafa düştükleri şeyler hakkında hüküm çoktan verilmiş olurdu.
10:20
وَيَقُولُونَve diyorlarwayaqūlūnaلَوْلَآkeşkelawlāأُنزِلَindirilseunzilaعَلَيْهِonaʿalayhiءَايَةٌۭbir mucizeāyatunمِّنRabbindenminرَّبِّهِۦ ۖhis Lordrabbihiفَقُلْde kifaqulإِنَّمَاancakinnamāٱلْغَيْبُgaybl-ghaybuلِلَّهِAllah'ındırlillahiفَٱنتَظِرُوٓا۟bekleyinfa-intaẓirūإِنِّىelbette ben deinnīمَعَكُمsizinle birliktemaʿakumمِّنَbekleyenlerdenimminaٱلْمُنتَظِرِينَthe ones who waitl-muntaẓirīna٢٠
"Rabbinden ona (Muhammed'e) bir mucize indirilse ne olur!" derler. Onlara de ki: "Gaybı bilmek Allah'a mahsustur; bekleyin, doğrusu ben de sizinle birlikte beklemekteyim."
10:21
وَإِذَآve zamanwa-idhāأَذَقْنَاtattırdığımızadhaqnāٱلنَّاسَinsanlaral-nāsaرَحْمَةًۭgenişlikraḥmatanمِّنۢsonraminبَعْدِafterbaʿdiضَرَّآءَbir darlıktanḍarrāaمَسَّتْهُمْkendilerine dokunanmassathumإِذَاhemenidhāلَهُمonların vardırlahumمَّكْرٌۭhilelerimakrunفِىٓhakkındafīءَايَاتِنَا ۚayetlerimizāyātināقُلِde kiquliٱللَّهُAllahl-lahuأَسْرَعُdaha hızlıdırasraʿuمَكْرًا ۚdüzen kurmadamakranإِنَّşüphesizinnaرُسُلَنَاelçilerimizrusulanāيَكْتُبُونَyazmaktadırlaryaktubūnaمَاsizin hilelerinizimāتَمْكُرُونَyou plottamkurūna٢١
İnsanlara darlık geldikten sonra onlara bolluğu taddırdığımızda, hemen ayetlerimize dil uzatmağa kalkışırlar; onlara de ki: "Hile yapanın cezasını vermekte Allah daha çabuktur." Elçi meleklerimiz kurduğunuz tuzakları hiç şüphesiz yazmaktadırlar.
10:22
هُوَO'durhuwaٱلَّذِىsizi gezdirenalladhīيُسَيِّرُكُمْenables you to travelyusayyirukumفِىkaradafīٱلْبَرِّthe landl-bariوَٱلْبَحْرِ ۖve denizdewal-baḥriحَتَّىٰٓhattaḥattāإِذَاzamanidhāكُنتُمْolduğunuzkuntumفِىgemidefīٱلْفُلْكِthe shipsl-ful'kiوَجَرَيْنَve yürüttüğü (zaman)wajaraynaبِهِمbununlabihimبِرِيحٍۢbir rüzgârınbirīḥinطَيِّبَةٍۢtatlıṭayyibatinوَفَرِحُوا۟ve neşelendikleri sıradawafariḥūبِهَاonların bununla;bihāجَآءَتْهَاbirden çıkıpjāathāرِيحٌbir fırtınarīḥunعَاصِفٌۭsertʿāṣifunوَجَآءَهُمُve geldiğindewajāahumuٱلْمَوْجُdalgalarl-mawjuمِنherminكُلِّeverykulliمَكَانٍۢyöndenmakāninوَظَنُّوٓا۟ve kanaat getirdiklerindewaẓannūأَنَّهُمْmuhakkak onlarannahumأُحِيطَkuşatıldıklarınauḥīṭaبِهِمْ ۙkendilerininbihimدَعَوُا۟dua etmeye başlarlardaʿawūٱللَّهَAllah'al-lahaمُخْلِصِينَhas kılarakmukh'liṣīnaلَهُO'nalahuٱلدِّينَdinil-dīnaلَئِنْeğerla-inأَنجَيْتَنَاbizi kurtarırsananjaytanāمِنْbundanminهَـٰذِهِۦthishādhihiلَنَكُونَنَّelbette olacağızlanakūnannaمِنَşükredenlerdenminaٱلشَّـٰكِرِينَthe thankfull-shākirīna٢٢
Sizi karada ve denizde yürüten Allah'tır. Bulunduğunuz gemi, içindekileri güzel bir rüzgarla götürürken yolcular neşelenirler; bir fırtına çıkıp da onları her taraftan dalgaların sardığı ve çepeçevre kuşatıldıklarını sandıkları anda ise Allah'ın dinine sarılarak, "Bizi bu tehlikeden kurtarırsan and olsun ki şükredenlerden oluruz" diye O'na yalvarırlar.
10:23
فَلَمَّآne zaman kifalammāأَنجَىٰهُمْkurtarır onlarıanjāhumإِذَاhemenidhāهُمْonlarhumيَبْغُونَtaşkınlık etmeye başlarlaryabghūnaفِىyeryüzündefīٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiبِغَيْرِhaksız yerebighayriٱلْحَقِّ ۗ[the] rightl-ḥaqiيَـٰٓأَيُّهَاEyyāayyuhāٱلنَّاسُinsanlarl-nāsuإِنَّمَاgerçekteinnamāبَغْيُكُمْtaşkınlığınızbaghyukumعَلَىٰٓaleyhinize olanʿalāأَنفُسِكُم ۖkendinizinanfusikumمَّتَـٰعَgeçici zevkleridirmatāʿaٱلْحَيَوٰةِhayatınınl-ḥayatiٱلدُّنْيَا ۖdünyal-dun'yāثُمَّsonrathummaإِلَيْنَاbizedirilaynāمَرْجِعُكُمْdönüşünüzmarjiʿukumفَنُنَبِّئُكُمve size bildiririzfanunabbi-ukumبِمَاşeyibimāكُنتُمْolduğunuzkuntumتَعْمَلُونَyapıyortaʿmalūna٢٣
Allah onları kurtarınca, hemen yeryüzünde haksız yere taşkınlıklara başlarlar. Ey insanlar! Geçici dünya hayatında yaptığınız taşkınlık aleyhinizedir. Sonra dönüşünüz Bizedir. Yaptıklarınızı size bildiririz.
10:24
إِنَّمَاancakinnamāمَثَلُörneğimathaluٱلْحَيَوٰةِhayatınınl-ḥayatiٱلدُّنْيَاdünyal-dun'yāكَمَآءٍsuya benzerkamāinأَنزَلْنَـٰهُindirdiğimizanzalnāhuمِنَgöktenminaٱلسَّمَآءِthe skyl-samāiفَٱخْتَلَطَbirbirine karıştığıfa-ikh'talaṭaبِهِۦonunlabihiنَبَاتُbitkilerininnabātuٱلْأَرْضِyeryüzül-arḍiمِمَّاöyle kimimmāيَأْكُلُyeryakuluٱلنَّاسُinsanlarl-nāsuوَٱلْأَنْعَـٰمُve hayvanlarwal-anʿāmuحَتَّىٰٓsonuçtaḥattāإِذَآsıradaidhāأَخَذَتِalıpakhadhatiٱلْأَرْضُyeryüzül-arḍuزُخْرُفَهَاgüzelliğinizukh'rufahāوَٱزَّيَّنَتْve süslendiğiwa-izzayyanatوَظَنَّve sandıklarıwaẓannaأَهْلُهَآsahiplerininahluhāأَنَّهُمْgerçektenannahumقَـٰدِرُونَkadir olduklarınıqādirūnaعَلَيْهَآbunlaraʿalayhāأَتَىٰهَآgeliratāhāأَمْرُنَاemrimizamrunāلَيْلًاgecelaylanأَوْveyaawنَهَارًۭاgündüznahāranفَجَعَلْنَـٰهَاböylece onları çeviririzfajaʿalnāhāحَصِيدًۭاbiçilmiş haleḥaṣīdanكَأَنgibika-anلَّمْhiç yokmuşlamتَغْنَit had flourishedtaghnaبِٱلْأَمْسِ ۚbir gün öncebil-amsiكَذَٰلِكَişte böylekadhālikaنُفَصِّلُayrıntılı olarak açıklıyoruznufaṣṣiluٱلْـَٔايَـٰتِayetlerimizil-āyātiلِقَوْمٍۢtopluluk içinliqawminيَتَفَكَّرُونَdüşünenyatafakkarūna٢٤
Dünya hayatı gökten indirdiğimiz su gibidir ki, onunla insan ve hayvanların yiyeceği bitkiler yetişip birbirine karışmıştır. Yeryüzünün süslenip bezendiği ve yerin sahiplerinin bütün bunlara malik olduklarını sandıkları sırada, gece veya gündüz buyruğumuz o yere gelmiş ve orayı hiçbir şey bitirmemişe çevirmişiz; bir gün önce birşey yokmuş gibi olmuştur. Düşünen millet için ayetleri böylece uzun açıklıyoruz.
10:25
وَٱللَّهُAllahwal-lahuيَدْعُوٓا۟çağırıryadʿūإِلَىٰyurdunailāدَارِ(the) Homedāriٱلسَّلَـٰمِesenlikl-salāmiوَيَهْدِىve iletirwayahdīمَنkimseyimanيَشَآءُdilediğiyashāuإِلَىٰyolailāصِرَٰطٍۢ(the) straight pathṣirāṭinمُّسْتَقِيمٍۢdoğrumus'taqīmin٢٥
Allah, cennete çağırır ve dilediğini doğru yola eriştirir.
10:26
۞ لِّلَّذِينَkimselere vardırlilladhīnaأَحْسَنُوا۟iyilik eden(lere)aḥsanūٱلْحُسْنَىٰdaha iyisil-ḥus'nāوَزِيَادَةٌۭ ۖve fazlasıwaziyādatunوَلَاbürümezwalāيَرْهَقُ(will) coveryarhaquوُجُوهَهُمْonların yüzleriniwujūhahumقَتَرٌۭkaralıkqatarunوَلَاve aşağılıkwalāذِلَّةٌ ۚhumiliationdhillatunأُو۟لَـٰٓئِكَişte bunlarulāikaأَصْحَـٰبُehlidirleraṣḥābuٱلْجَنَّةِ ۖcennetl-janatiهُمْonlarhumفِيهَاoradafīhāخَـٰلِدُونَsürekli kalıcıdırlarkhālidūna٢٦
İyi davrananlara; daima daha iyisi ve üstünü verilir. Onların yüzlerine ne bir karalık, ne de zillet bulaşır. İşte onlar cennetliklerdir, orada temelli kalırlar.
10:27
وَٱلَّذِينَkimselere gelincewa-alladhīnaكَسَبُوا۟kazanan(lara)kasabūٱلسَّيِّـَٔاتِkötülüklerl-sayiātiجَزَآءُceza verilirjazāuسَيِّئَةٍۭbir kötülüğesayyi-atinبِمِثْلِهَاaynıylabimith'lihāوَتَرْهَقُهُمْve bürürwatarhaquhumذِلَّةٌۭ ۖbir aşağılıkdhillatunمَّاyokturmāلَهُمonlar içinlahumمِّنَAllahtanminaٱللَّهِAllahl-lahiمِنْkurtaracakminعَاصِمٍۢ ۖdefenderʿāṣiminكَأَنَّمَآgibidirka-annamāأُغْشِيَتْkaplanmışugh'shiyatوُجُوهُهُمْyüzleriwujūhuhumقِطَعًۭاparçalarıylaqiṭaʿanمِّنَbir geceninminaٱلَّيْلِthe darkness (of) nightal-layliمُظْلِمًا ۚkapkaranlıkmuẓ'limanأُو۟لَـٰٓئِكَbunlarulāikaأَصْحَـٰبُehlidirleraṣḥābuٱلنَّارِ ۖcehenneml-nāriهُمْonlarhumفِيهَاoradafīhāخَـٰلِدُونَsürekli kalıcıdırlarkhālidūna٢٧
Kötülük işleyenlere kötülükleri kadar ceza verilir; onların yüzlerini zillet bürür; Allah'a karşı onları savunacak yoktur; yüzleri, geceden kara bir parçayla örtülmüş gibidir. Bunlar cehennemliklerdir, orada temelli kalırlar.
10:28
وَيَوْمَve o günwayawmaنَحْشُرُهُمْonları biraraya toplarıznaḥshuruhumجَمِيعًۭاtümünüjamīʿanثُمَّsonrathummaنَقُولُderiznaqūluلِلَّذِينَkimselerelilladhīnaأَشْرَكُوا۟ortak koşan(lara)ashrakūمَكَانَكُمْ(haydi) yerlerinize!makānakumأَنتُمْsizantumوَشُرَكَآؤُكُمْ ۚve ortak koştuklarınızwashurakāukumفَزَيَّلْنَاböylece ayırırızfazayyalnāبَيْنَهُمْ ۖonları birbirlerindenbaynahumوَقَالَve (şöyle) derlerwaqālaشُرَكَآؤُهُمkoştukları ortaklarshurakāuhumمَّاsiz değildinizmāكُنتُمْyou used (to)kuntumإِيَّانَاbizeiyyānāتَعْبُدُونَibadet ediyortaʿbudūna٢٨
Onların hepsini bir gün toplarız, sonra, puta tapanlara, "Siz ve putlarınız yerlerinize! deyip onları birbirlerinden ayırırız. Putları ise: "Bize tapmıyordunuz ki. Allah, sizinle bizim aramızda şahit olarak yeter. Sizin tapınmanızdan bizim haberimiz yoktu" derler.
10:29
فَكَفَىٰşimdi yeterfakafāبِٱللَّهِAllahbil-lahiشَهِيدًۢاşahit olarakshahīdanبَيْنَنَاaramızdabaynanāوَبَيْنَكُمْve sizin aranızdawabaynakumإِنşüphesizinكُنَّاbiz idikkunnāعَنْsizin tapınmanızdanʿanعِبَادَتِكُمْyour worshipʿibādatikumلَغَـٰفِلِينَhabersizlaghāfilīna٢٩
Onların hepsini bir gün toplarız, sonra, puta tapanlara, "Siz ve putlarınız yerlerinize! deyip onları birbirlerinden ayırırız. Putları ise: "Bize tapmıyordunuz ki. Allah, sizinle bizim aramızda şahit olarak yeter. Sizin tapınmanızdan bizim haberimiz yoktu" derler.
10:30
هُنَالِكَişte oradahunālikaتَبْلُوا۟hesabını verirtablūكُلُّherkulluنَفْسٍۢcannafsinمَّآönceden işlemiş olduğununmāأَسْلَفَتْ ۚit did previouslyaslafatوَرُدُّوٓا۟ve döndürülmüşlerdirwaruddūإِلَىAllah'ailāٱللَّهِAllahl-lahiمَوْلَىٰهُمُmevlaları olanmawlāhumuٱلْحَقِّ ۖgerçekl-ḥaqiوَضَلَّve kaybolmuşturwaḍallaعَنْهُمkendilerindenʿanhumمَّاşeyler isemāكَانُوا۟olduklarıkānūيَفْتَرُونَuyduruyor(lar)yaftarūna٣٠
İşte orada herkes dünyada yapmış olduğuyla imtihan verir ve gerçek Mevlaları olan Allah'a döndürülür. Uydurdukları putlar da ortadan kaybolmuştur.
10:31
قُلْde kiqulمَنkimdir?manيَرْزُقُكُمsizi rızıklandıranyarzuqukumمِّنَgöktenminaٱلسَّمَآءِthe skyl-samāiوَٱلْأَرْضِve yerdenwal-arḍiأَمَّنyahut kimdir?ammanيَمْلِكُsahip olanyamlikuٱلسَّمْعَkulaklaral-samʿaوَٱلْأَبْصَـٰرَve gözlerewal-abṣāraوَمَنve kimdir?wamanيُخْرِجُçıkaranyukh'rijuٱلْحَىَّdiriyil-ḥayaمِنَölüdenminaٱلْمَيِّتِthe deadl-mayitiوَيُخْرِجُve çıkaranwayukh'rijuٱلْمَيِّتَölüyül-mayitaمِنَdiridenminaٱلْحَىِّthe livingl-ḥayiوَمَنve kimdir?wamanيُدَبِّرُdüzene koyanyudabbiruٱلْأَمْرَ ۚişleril-amraفَسَيَقُولُونَdiyeceklerfasayaqūlūnaٱللَّهُ ۚAllahl-lahuفَقُلْde kifaqulأَفَلَاöyleyseafalāتَتَّقُونَsakınmıyor musunuz?tattaqūna٣١
De ki: "Gökten ve yerden size rızık veren kimdir? Kulak ve gözlerin sahibi kimdir? Diriyi ölüden çıkaran, ölüyü de diriden çıkaran kimdir? Her işi düzenleyen kimdir?" Onlar: "Allah'tır! " diyecekler. "O halde O'na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" de.
10:32
فَذَٰلِكُمُişte budurfadhālikumuٱللَّهُAllahl-lahuرَبُّكُمُsizin Rabbiniz olanrabbukumuٱلْحَقُّ ۖgerçekl-ḥaquفَمَاذَاne vardır?famādhāبَعْدَdışındabaʿdaٱلْحَقِّgerçeğinl-ḥaqiإِلَّاbaşkaillāٱلضَّلَـٰلُ ۖsapıklıktanl-ḍalāluفَأَنَّىٰöyleyse nasıl?fa-annāتُصْرَفُونَdöndürülüyorsunuztuṣ'rafūna٣٢
İşte gerçek Rabbiniz Allah budur. Gerçeğin dışında sadece sapıklık vardır. Öyleyse nasıl olup da döndürülüyorsunuz?
10:33
كَذَٰلِكَböylecekadhālikaحَقَّتْgerçekleşmiş olduḥaqqatكَلِمَتُsözükalimatuرَبِّكَRabbininrabbikaعَلَىhakkındakiʿalāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaفَسَقُوٓا۟yoldan çıkmış(lar)fasaqūأَنَّهُمْonlarannahumلَاiman etmezlerlāيُؤْمِنُونَbelieveyu'minūna٣٣
Böylece, fasık olanların inanmayacaklarına dair Rabbinin söylediği söz gerçekleşti.
10:34
قُلْde kiqulهَلْvar mıdır?halمِنsizin ortak koştuklarınızdanminشُرَكَآئِكُمyour partnersshurakāikumمَّنbir kimsemanيَبْدَؤُا۟ilk kez gerçekleştiripyabda-uٱلْخَلْقَyaratma işinil-khalqaثُمَّsonrathummaيُعِيدُهُۥ ۚyeniden diriltecekyuʿīduhuقُلِde kiquliٱللَّهُAllahl-lahuيَبْدَؤُا۟ilk kez gerçekleştiripyabda-uٱلْخَلْقَyaratma işinil-khalqaثُمَّsonrathummaيُعِيدُهُۥ ۖyeniden diriltiryuʿīduhuفَأَنَّىٰartık nasıl?fa-annāتُؤْفَكُونَçevriliyorsunuztu'fakūna٣٤
De ki: "Koştuğunuz ortaklardan, önce yaratan, sonra bunu tekrar eden var mıdır?" De ki: "Allah önce yaratır, sonra bunu tekrar eder. Nasıl da döndürülürsünüz! "
10:35
قُلْde kiqulهَلْvar mıdır?halمِنsizin ortak koştuklarınızdanminشُرَكَآئِكُمyour partnersshurakāikumمَّنbir kimsemanيَهْدِىٓiletecekyahdīإِلَىhakkailāٱلْحَقِّ ۚthe truthl-ḥaqiقُلِde kiquliٱللَّهُAllahl-lahuيَهْدِىiletiryahdīلِلْحَقِّ ۗhakkalil'ḥaqqiأَفَمَنkimse mi?afamanيَهْدِىٓiletenyahdīإِلَىhakkailāٱلْحَقِّthe truthl-ḥaqiأَحَقُّdaha lâyıktıraḥaqquأَنuyulmayaanيُتَّبَعَhe should be followedyuttabaʿaأَمَّنyoksa kimse mi?ammanلَّاdoğru yolu bulamayanlāيَهِدِّىٓguideyahiddīإِلَّآdışındaillāأَنkendisi yöneltilmesianيُهْدَىٰ ۖhe is guidedyuh'dāفَمَاne oluyorfamāلَكُمْsizelakumكَيْفَnasılkayfaتَحْكُمُونَhüküm veriyorsunuztaḥkumūna٣٥
De ki: "Koştuğunuz ortaklardan gerçeğe eriştiren var mıdır?" De ki: "Ama Allah gerçeğe eriştirir. Gerçeğe eriştiren mi, yoksa, birisi götürmezse gidemeyen mi uyulmağa daha layıktır? Ne biçim hüküm veriyorsunuz?"
10:36
وَمَاvewamāيَتَّبِعُuymamaktadıryattabiʿuأَكْثَرُهُمْonların çoğuaktharuhumإِلَّاbaşkasınaillāظَنًّا ۚzandanẓannanإِنَّşüphesizinnaٱلظَّنَّzan isel-ẓanaلَاkazandırmazlāيُغْنِىavailyugh'nīمِنَgerçek açısındanminaٱلْحَقِّthe truthl-ḥaqiشَيْـًٔا ۚbir şeyshayanإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaعَلِيمٌۢbilmektedirʿalīmunبِمَاşeyleribimāيَفْعَلُونَonların yaptıklarıyafʿalūna٣٦
Onların çoğu zanna uyarlar; gerçekte ise zan, hakikat karşısında bir şey ifade etmez. Allah, yaptıklarını şüphesiz bilir.
10:37
وَمَاvewamāكَانَdeğildirkānaهَـٰذَاbuhādhāٱلْقُرْءَانُKur'anl-qur'ānuأَنuydurulmuşanيُفْتَرَىٰ(it could be) producedyuf'tarāمِنbaşkası tarafındanminدُونِother than AllahdūniٱللَّهِAllah'tandırl-lahiوَلَـٰكِنve ancakwalākinتَصْدِيقَdoğrulayıcıdırtaṣdīqaٱلَّذِىarasındakinialladhīبَيْنَ(was) before itbaynaيَدَيْهِiki eliyadayhiوَتَفْصِيلَve açıklayıcıdırwatafṣīlaٱلْكِتَـٰبِKitab'ıl-kitābiلَاşüphe yokturlāرَيْبَdoubtraybaفِيهِondafīhiمِنRabbi'ndendirminرَّبِّ(the) Lordrabbiٱلْعَـٰلَمِينَalemlerinl-ʿālamīna٣٧
Bu Kuran, Allah'tandır, başkası tarafından uydurulmuş değildir. Ancak kendinden öncekini doğrular ve O Kitap'ı açıklar. Alemlerin Rabbinden geldiğinden şüphe yoktur.
10:38
أَمْyoksaamيَقُولُونَdiyorlaryaqūlūnaٱفْتَرَىٰهُ ۖO'nu kendisi uydurduif'tarāhuقُلْde kiqulفَأْتُوا۟getirinfatūبِسُورَةٍۢbir surebisūratinمِّثْلِهِۦonun benzerimith'lihiوَٱدْعُوا۟ve çağırınwa-id'ʿūمَنِgücünüz yetenimaniٱسْتَطَعْتُمyou canis'taṭaʿtumمِّنbaşkaminدُونِbesides AllahdūniٱللَّهِAllah'tanl-lahiإِنeğerinكُنتُمْisenizkuntumصَـٰدِقِينَdoğru sözlüṣādiqīna٣٨
Senin için, "Onu uydurdu mu?" diyorlar. De ki: "Onun surelerine benzer bir sure meydana getirin, iddianızda samimi iseniz, Allah'tan başka çağırabileceklerinizi de çağırın."
10:39
بَلْhayırbalكَذَّبُوا۟yalanladılarkadhabūبِمَاşeyibimāلَمْkavrayamadıklarılamيُحِيطُوا۟they could encompassyuḥīṭūبِعِلْمِهِۦilminibiʿil'mihiوَلَمَّاvewalammāيَأْتِهِمْkendilerine gelmeyenyatihimتَأْوِيلُهُۥ ۚyorumutawīluhuكَذَٰلِكَböylekadhālikaكَذَّبَyalanlamışlardıkadhabaٱلَّذِينَkimseler dealladhīnaمِنonlardan önceki(ler)minقَبْلِهِمْ ۖbefore themqablihimفَٱنظُرْbir bakfa-unẓurكَيْفَnasılkayfaكَانَolduğunakānaعَـٰقِبَةُsonlarınınʿāqibatuٱلظَّـٰلِمِينَzalimlerinl-ẓālimīna٣٩
Onlar, ilmini kavrayamadıkları ve henüz yorumu da kendilerine bildirilmemiş olan şeyi yalanladılar. Onlardan öncekiler de böylece yalanlamışlardı. Zalimlerin sonunun nasıl olduğuna bir bak.
10:40
وَمِنْهُمve içlerinde vardırwamin'humمَّنkimsemanيُؤْمِنُiman edenyu'minuبِهِۦonabihiوَمِنْهُمve içlerinde vardırwamin'humمَّنkimsemanلَّاiman etmeyen delāيُؤْمِنُbelieveyu'minuبِهِۦ ۚonabihiوَرَبُّكَve Rabbinwarabbukaأَعْلَمُdaha iyi biliraʿlamuبِٱلْمُفْسِدِينَbozguncularıbil-muf'sidīna٤٠
Aralarında ona inanan ve inanmayan vardır. Rabbin, bozguncuları daha iyi bilir.
10:41
وَإِنve eğerwa-inكَذَّبُوكَseni yalanlarlarsakadhabūkaفَقُلde kifaqulلِّىbanadırlīعَمَلِىbenim yaptığımʿamalīوَلَكُمْve sizedirwalakumعَمَلُكُمْ ۖsizin yaptığınızʿamalukumأَنتُمsizantumبَرِيٓـُٔونَuzaksınızbarīūnaمِمَّآbenim yaptığımdanmimmāأَعْمَلُI doaʿmaluوَأَنَا۠ve ben dewa-anāبَرِىٓءٌۭuzağımbarīonمِّمَّاsizin yaptıklarınızdanmimmāتَعْمَلُونَyou dotaʿmalūna٤١
Seni yalanlarlarsa, "Benim yaptığım bana, sizin yaptığınız sizedir; siz benim yaptığımdan sorumlu değilsiniz, ben de sizin yaptığınızdan sorumlu değilim" de.
10:42
وَمِنْهُمiçlerinde vardırwamin'humمَّنkimselermanيَسْتَمِعُونَdinleyenleryastamiʿūnaإِلَيْكَ ۚseniilaykaأَفَأَنتَsenafa-antaتُسْمِعُduyurabilecek misin?tus'miʿuٱلصُّمَّsağırlaral-ṣumaوَلَوْüstelikwalawكَانُوا۟akıl etmiyorlarsakānūلَا(do) notlāيَعْقِلُونَuse reasonyaʿqilūna٤٢
Aralarında sana kulak veren vardır. Sen, sağırlara, üstelik akılları da almazsa, işittirebilir misin?
10:43
وَمِنْهُمve onlardan vardırwamin'humمَّنkimselermanيَنظُرُbakan(lar)yanẓuruإِلَيْكَ ۚsanailaykaأَفَأَنتَsenafa-antaتَهْدِىdoğru yola iletebilecek misin?tahdīٱلْعُمْىَkörleril-ʿum'yaوَلَوْve eğerwalawكَانُوا۟görmüyorlarsakānūلَا(do) notlāيُبْصِرُونَseeyub'ṣirūna٤٣
Aralarında sana bakan vardır. Sen körleri, görmezlerken doğru yola iletebilir misin?
10:44
إِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaلَاhaksızlık etmezlāيَظْلِمُwrongyaẓlimuٱلنَّاسَinsanlaral-nāsaشَيْـًۭٔاhiçbirshayanوَلَـٰكِنَّancakwalākinnaٱلنَّاسَinsanlarl-nāsaأَنفُسَهُمْkendi kendilerineanfusahumيَظْلِمُونَhaksızlık ederleryaẓlimūna٤٤
Allah insanlara hiç zulmetmez, fakat insanlar kendilerine zulmederler.
10:45
وَيَوْمَve günwayawmaيَحْشُرُهُمْonları toplayacağımızyaḥshuruhumكَأَنsanki gibika-anلَّمْkalmamışlarlamيَلْبَثُوٓا۟they had not remainedyalbathūإِلَّاbileillāسَاعَةًۭbir anı kadarsāʿatanمِّنَgündüzdenminaٱلنَّهَارِthe dayl-nahāriيَتَعَارَفُونَtanışırlaryataʿārafūnaبَيْنَهُمْ ۚkendi aralarındabaynahumقَدْmuhakkakqadخَسِرَzarara uğramışlardırkhasiraٱلَّذِينَkimseleralladhīnaكَذَّبُوا۟yalanlayan(lar)kadhabūبِلِقَآءِkavuşmayıbiliqāiٱللَّهِAllah'al-lahiوَمَاvewamāكَانُوا۟doğru yola girmeyenlerkānūمُهْتَدِينَthe guided onesmuh'tadīna٤٥
Onları toplayacağı kıyamet günü, sanki gündüz, birbirleriyle sadece tanışacakları bir saat kadar kalmış gibidirler. Allah'ın karşısına çıkmayı yalan sayanlar kaybetmişlerdir.
10:46
وَإِمَّاveyawa-immāنُرِيَنَّكَsana gösterseknuriyannakaبَعْضَbir kısmınıbaʿḍaٱلَّذِىonlara vaadettiklerimizinalladhīنَعِدُهُمْWe promised themnaʿiduhumأَوْya daawنَتَوَفَّيَنَّكَseni vefat ettirseknatawaffayannakaفَإِلَيْنَاsonuçta bizedirfa-ilaynāمَرْجِعُهُمْonların dönüşümarjiʿuhumثُمَّsonrathummaٱللَّهُAllahl-lahuشَهِيدٌşahittirshahīdunعَلَىٰüzerineʿalāمَاşeymāيَفْعَلُونَonların yaptıklarıyafʿalūna٤٦
Onlara, söz verdiğimiz azabın bir kısmını ya dünyada sana gösteririz, veya senin ruhunu alırız da nasıl olsa onların dönüşü Bizedir; (ahirette görürsün) Allah onların yaptıklarına şahiddir.
10:47
وَلِكُلِّve hepsi için vardırwalikulliأُمَّةٍۢümmetinummatinرَّسُولٌۭ ۖbir peygamberirasūlunفَإِذَاne zaman kifa-idhāجَآءَgeldiğindejāaرَسُولُهُمْPeygamberlerirasūluhumقُضِىَhükmedilirquḍiyaبَيْنَهُمaralarındabaynahumبِٱلْقِسْطِadaletlebil-qis'ṭiوَهُمْve onlarwahumلَاhaksızlığa uğratılmazlarlāيُظْلَمُونَbe wrongedyuẓ'lamūna٤٧
Her ümmetin bir peygamberi vardır. Onlara peygamberleri geldiğinde aralarında adaletle hüküm verilmiş olur. Onların hakları yenmez.
10:48
وَيَقُولُونَve diyorlar kiwayaqūlūnaمَتَىٰne zamandır?matāهَـٰذَاbuhādhāٱلْوَعْدُvaad edilenl-waʿduإِنeğerinكُنتُمْisenizkuntumصَـٰدِقِينَdoğru sözlüṣādiqīna٤٨
"Bu iddiada samimi iseniz, bu azabın gerçekleşmesi ne zamandır? söyle" derler.
10:49
قُلde kiqulلَّآben dokunduramamlāأَمْلِكُI have poweramlikuلِنَفْسِىkendimelinafsīضَرًّۭاbir zararḍarranوَلَاveyawalāنَفْعًاyararnafʿanإِلَّاbaşkaillāمَاdilediğindenmāشَآءَAllah willsshāaٱللَّهُ ۗAllah'ınl-lahuلِكُلِّhepsi için vardırlikulliأُمَّةٍümmetinummatinأَجَلٌ ۚbir eceliajalunإِذَاzamanidhāجَآءَgeldiğijāaأَجَلُهُمْecelleriajaluhumفَلَاnefalāيَسْتَـْٔخِرُونَöne alınırlaryastakhirūnaسَاعَةًۭ ۖbir saatsāʿatanوَلَاne dewalāيَسْتَقْدِمُونَgeriye bırakılırlaryastaqdimūna٤٩
De ki: "Allah'ın dilemesi dışında ben kendime bir fayda ve zarar verecek durumda değilim. Her ümmet için bir süre vardır; süreleri sona erince bir saat bile geciktirilmezler ve öne de alınmazlar."
10:50
قُلْde kiqulأَرَءَيْتُمْsöyleyin bakalımara-aytumإِنْeğerinأَتَىٰكُمْsize gelirseatākumعَذَابُهُۥO'nun azabıʿadhābuhuبَيَـٰتًاgece vaktibayātanأَوْveyaawنَهَارًۭاgündüznahāranمَّاذَاne diyemādhāيَسْتَعْجِلُacele ediyorlaryastaʿjiluمِنْهُbundamin'huٱلْمُجْرِمُونَsuçlularl-muj'rimūna٥٠
De ki: "Allah'ın azabı size gece veya gündüz gelirse, ne yaparsınız? Suçlular neye bunda acele ediyorlar?"
10:51
أَثُمَّ(ondan) sonra mı?athummaإِذَاzaman kiidhāمَاnemāوَقَعَgerçekleştiwaqaʿaءَامَنتُمinanacaksınızāmantumبِهِۦٓ ۚonabihiءَآلْـَٔـٰنَşimdi mi?āl'ānaوَقَدْelbettewaqadكُنتُمsizkuntumبِهِۦonubihiتَسْتَعْجِلُونَacele istiyordunuztastaʿjilūna٥١
Vuku bulduktan sonra mı O'na inanacaksınız? İnanmayanlar azabı görünce, "şimdi miydi?" derler. "Elbette, siz onu acele istiyordunuz" denir.
10:52
ثُمَّsonrathummaقِيلَdenilirqīlaلِلَّذِينَkimselerelilladhīnaظَلَمُوا۟zulmeden(lere)ẓalamūذُوقُوا۟tadındhūqūعَذَابَazabıʿadhābaٱلْخُلْدِsonsuzl-khul'diهَلْmusunuz?halتُجْزَوْنَcezalandırılıyortuj'zawnaإِلَّاbaşkasıylaillāبِمَاolduklarınızdanbimāكُنتُمْyou used (to)kuntumتَكْسِبُونَkazanıyor(lar)taksibūna٥٢
Haksızlık edenlere de: "Sürekli azabı tadın, ancak yaptığınıza karşılık ceza çekiyorsunuz" denir.
10:53
۞ وَيَسْتَنۢبِـُٔونَكَsenden soruyorlarwayastanbiūnakaأَحَقٌّgerçek mi?aḥaqqunهُوَ ۖOhuwaقُلْde kiqulإِىevetīوَرَبِّىٓRabbime yemin ederim kiwarabbīإِنَّهُۥşüphesiz oinnahuلَحَقٌّۭ ۖgerçektirlaḥaqqunوَمَآve değil(siniz)wamāأَنتُمsizantumبِمُعْجِزِينَaciz bırakacakbimuʿ'jizīna٥٣
"O gerçek midir?" diye senden sorarlar. De ki: "Evet, Rabbim hakkı için o gerçektir, siz aciz kılamazsınız (önleyemezsiniz)."
10:54
وَلَوْve şayetwalawأَنَّşüphesizannaلِكُلِّherlikulliنَفْسٍۢnefisnafsinظَلَمَتْzulmedenẓalamatمَاne varsamāفِىyeryüzündefīٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiلَٱفْتَدَتْfidye olarak verirdila-if'tadatبِهِۦ ۗonubihiوَأَسَرُّوا۟ve açığa vururlarwa-asarrūٱلنَّدَامَةَpişmanlıklarınıl-nadāmataلَمَّاzamanlammāرَأَوُا۟gördüklerira-awūٱلْعَذَابَ ۖazabıl-ʿadhābaوَقُضِىَve hüküm verilirwaquḍiyaبَيْنَهُمaralarındabaynahumبِٱلْقِسْطِ ۚadaletlebil-qis'ṭiوَهُمْve onlarwahumلَاhaksızlığa uğratılmazlarlāيُظْلَمُونَ(be) wrongedyuẓ'lamūna٥٤
Haksızlık etmiş olan her kişi, yeryüzünde olan her şeye sahip olsa, onu azabın fidyesi olarak verirdi. Azabı görünce pişmanlık gösterdiler. Haksızlığa uğratılmadan aralarında adaletle hükmolunmuştur.
10:55
أَلَآiyi bilin kialāإِنَّşüphesizinnaلِلَّهِAllah'ındırlillahiمَاolanların tümümāفِىgöklerdefīٱلسَّمَـٰوَٰتِthe heavensl-samāwātiوَٱلْأَرْضِ ۗve yerdewal-arḍiأَلَآİyi bilin kialāإِنَّşüphesizinnaوَعْدَvaadettiğiwaʿdaٱللَّهِAllah'ınl-lahiحَقٌّۭgerçektirḥaqqunوَلَـٰكِنَّancakwalākinnaأَكْثَرَهُمْonların çoğuaktharahumلَاbilmiyorlarlāيَعْلَمُونَknowyaʿlamūna٥٥
İyi bilin ki, Allah'ın verdiği söz gerçektir, ama çoğu bunu bilmez.
10:56
هُوَOhuwaيُحْىِۦdiriltiryuḥ'yīوَيُمِيتُve öldürürwayumītuوَإِلَيْهِve O'nawa-ilayhiتُرْجَعُونَdöndürülürsünüztur'jaʿūna٥٦
Dirilten ve öldüren O'dur. O'na döneceksiniz.
10:57
يَـٰٓأَيُّهَاEyyāayyuhāٱلنَّاسُinsanlarl-nāsuقَدْmuhakkakqadجَآءَتْكُمsize gelmiştirjāatkumمَّوْعِظَةٌۭbir öğütmawʿiẓatunمِّنRabbinizdenminرَّبِّكُمْyour Lordrabbikumوَشِفَآءٌۭve bir şifawashifāonلِّمَاolanlar içinlimāفِىgönüllerdefīٱلصُّدُورِyour breastsl-ṣudūriوَهُدًۭىve bir hidayetwahudanوَرَحْمَةٌۭve rahmetwaraḥmatunلِّلْمُؤْمِنِينَmü'minler içinlil'mu'minīna٥٧
Ey insanlar! Rabbinizden size bir öğüt ve kalblerde olana şifa, inananlara doğruyu gösteren bir rehber ve rahmet gelmiştir.
10:58
قُلْde kiqulبِفَضْلِlütfuylabifaḍliٱللَّهِAllah'ınl-lahiوَبِرَحْمَتِهِۦve rahmetiylewabiraḥmatihiفَبِذَٰلِكَişte bununlafabidhālikaفَلْيَفْرَحُوا۟sevinsinlerfalyafraḥūهُوَbuhuwaخَيْرٌۭhayırlıdırkhayrunمِّمَّاşeylerdenmimmāيَجْمَعُونَbiriktirdikleriyajmaʿūna٥٨
De ki: "Bunlar, Allah'ın bol nimeti ve rahmetiyledir." Buna sevinsinler. O, onların topladıklarından daha hayırlıdır.
10:59
قُلْde kiqulأَرَءَيْتُمgörmüyor musunuz?ara-aytumمَّآindirdiğinimāأَنزَلَ(has been) sent downanzalaٱللَّهُAllah'ınl-lahuلَكُمsizelakumمِّنrızıktanminرِّزْقٍۢ(the) provisionriz'qinفَجَعَلْتُمve sizin kıldığınızıfajaʿaltumمِّنْهُondanmin'huحَرَامًۭا(bir kısmını) haramḥarāmanوَحَلَـٰلًۭا(bir kısmını) helalwaḥalālanقُلْde kiqulءَآللَّهُAllah mı?āllahuأَذِنَizin verdiadhinaلَكُمْ ۖsizelakumأَمْyoksaamعَلَىkarşıʿalāٱللَّهِAllah'al-lahiتَفْتَرُونَiftira (mı) ediyorsunuztaftarūna٥٩
De ki: "Allah'ın size indirdiği rızkın bir kısmını haram, bir kısmını helal kıldığınızı görmüyor musunuz?" De ki: "Size Allah mı izin verdi, yoksa Allah'a karşı yalan mı uyduruyorsunuz?"
10:60
وَمَاve nedir?wamāظَنُّzanlarıẓannuٱلَّذِينَkimselerinalladhīnaيَفْتَرُونَuyduranlarınyaftarūnaعَلَىkarşıʿalāٱللَّهِAllah'al-lahiٱلْكَذِبَyalanl-kadhibaيَوْمَgünü (hakkında)yawmaٱلْقِيَـٰمَةِ ۗkıyametl-qiyāmatiإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaلَذُوsahibidirladhūفَضْلٍlütuffaḍlinعَلَىkarşıʿalāٱلنَّاسِinsanlaral-nāsiوَلَـٰكِنَّve ancakwalākinnaأَكْثَرَهُمْonların çoğuaktharahumلَاşükretmezlerlāيَشْكُرُونَgratefulyashkurūna٦٠
Allah'a karşı yalan uyduranlar kıyamet gününü ne zannederler? Doğrusu Allah'ın insanlara olan nimeti boldur, fakat çoğu şükretmezler.
10:61
وَمَاve newamāتَكُونُolsanıztakūnuفِىdurumdafīشَأْنٍۢany situationshaninوَمَاve newamāتَتْلُوا۟okusanıztatlūمِنْهُonun hakkındamin'huمِنKur'andanminقُرْءَانٍۢ(the) Quranqur'āninوَلَاne newalāتَعْمَلُونَyapsanıztaʿmalūnaمِنْyapılacaklardanminعَمَلٍdeedʿamalinإِلَّاancakillāكُنَّاbizkunnāعَلَيْكُمْsizin üzerinizeʿalaykumشُهُودًاşahidizshuhūdanإِذْzamanidhتُفِيضُونَsiz daldığınıztufīḍūnaفِيهِ ۚonafīhiوَمَاdeğildirwamāيَعْزُبُgizliyaʿzubuعَنRabbindenʿanرَّبِّكَyour Lordrabbikaمِن(bir şey)minمِّثْقَالِağırlığıncamith'qāliذَرَّةٍۢzerredharratinفِىyerdefīٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiوَلَاne dewalāفِىgöktefīٱلسَّمَآءِthe heavensl-samāiوَلَآne dewalāأَصْغَرَdaha küçüğüaṣgharaمِنbundanminذَٰلِكَthatdhālikaوَلَآve ne dewalāأَكْبَرَdaha büyüğüakbaraإِلَّاancakillāفِىkitaptadırfīكِتَـٰبٍۢa Recordkitābinمُّبِينٍapaçıkmubīnin٦١
Ne iş yaparsan yap ve sizler ona dair Kuran'dan ne okursanız okuyun; ne yaparsanız yapın; yaptıklarınıza daldığınız anda, mutlaka Biz sizi görürüz. Yerde ve gökte hiçbir zerre Rabbinden gizli değildir. Bundan daha küçüğü veya daha büyüğü şüphesiz apaçık bir Kitap'dadır.
10:62
أَلَآiyi bilin kialāإِنَّşüphesizinnaأَوْلِيَآءَdostları içinawliyāaٱللَّهِAllah'ınl-lahiلَاyokturlāخَوْفٌkorkukhawfunعَلَيْهِمْonlaraʿalayhimوَلَاvewalāهُمْonlarhumيَحْزَنُونَüzülmeyeceklerdiryaḥzanūna٦٢
İyi bilin ki, Allah'ın dostlarına korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.
10:63
ٱلَّذِينَkimseler;alladhīnaءَامَنُوا۟onlar iman edenāmanūوَكَانُوا۟vewakānūيَتَّقُونَsakınanlaryattaqūna٦٣
Onlar Allah'a inanmış ve O'na karşı gelmekten sakınmışlardır.
10:64
لَهُمُonlar için vardırlahumuٱلْبُشْرَىٰmüjdelerl-bush'rāفِىhayatındafīٱلْحَيَوٰةِthe lifel-ḥayatiٱلدُّنْيَاdünyal-dun'yāوَفِىvewafīٱلْـَٔاخِرَةِ ۚahirettel-ākhiratiلَاolmazlāتَبْدِيلَdeğişmetabdīlaلِكَلِمَـٰتِsözlerindelikalimātiٱللَّهِ ۚAllah'ınl-lahiذَٰلِكَiştedhālikaهُوَbuhuwaٱلْفَوْزُkurtuluşturl-fawzuٱلْعَظِيمُbüyükl-ʿaẓīmu٦٤
Dünya hayatında da, ahirette de müjde onlaradır. Allah'ın sözlerinde hiçbir değişme yoktur. Bu büyük başarıdır.
10:65
وَلَاseni üzmesinwalāيَحْزُنكَgrieve youyaḥzunkaقَوْلُهُمْ ۘonların sözleriqawluhumإِنَّşüphesizinnaٱلْعِزَّةَyücelikl-ʿizataلِلَّهِAllah'ındırlillahiجَمِيعًا ۚtamamenjamīʿanهُوَOhuwaٱلسَّمِيعُduyandırl-samīʿuٱلْعَلِيمُbilendirl-ʿalīmu٦٥
İnkarcıların sözleri seni üzmesin, çünkü bütün kudret Allah'ındır. O, işitir ve bilir.
10:66
أَلَآiyi bilin kialāإِنَّşüphesizinnaلِلَّهِAllah'ındırlillahiمَنkim varsamanفِىgöklerdefīٱلسَّمَـٰوَٰتِthe heavensl-samāwātiوَمَنve kim varsawamanفِىyerdefīٱلْأَرْضِ ۗthe earthl-arḍiوَمَاvewamāيَتَّبِعُuymuyorlaryattabiʿuٱلَّذِينَkimseleralladhīnaيَدْعُونَtapınan(lar)yadʿūnaمِنbaşkalarınaminدُونِother than AllahdūniٱللَّهِAllah'tanl-lahiشُرَكَآءَ ۚortak koştuklarınashurakāaإِنancakinيَتَّبِعُونَonlar uyuyorlaryattabiʿūnaإِلَّاsadeceillāٱلظَّنَّzannal-ẓanaوَإِنْvewa-inهُمْonlarhumإِلَّاsadeceillāيَخْرُصُونَsaçmalıyorlaryakhruṣūna٦٦
İyi bilin ki, göklerde ve yerde kim varsa hepsi Allah'ındır. Allah'ı bırakıp ortak koşanlar sadece zanna uyanlardır. Onlar ancak tahminde bulunuyorlar.
10:67
هُوَO'durhuwaٱلَّذِىo kialladhīجَعَلَyaratanjaʿalaلَكُمُsizin içinlakumuٱلَّيْلَgeceyial-laylaلِتَسْكُنُوا۟dinlenmeniz içinlitaskunūفِيهِondafīhiوَٱلنَّهَارَve gündüzüwal-nahāraمُبْصِرًا ۚaydınlatıcı olarakmub'ṣiranإِنَّşüphesizinnaفِىbundafīذَٰلِكَthatdhālikaلَـَٔايَـٰتٍۢayetler vardırlaāyātinلِّقَوْمٍۢbir topluluk içinliqawminيَسْمَعُونَduyanyasmaʿūna٦٧
Size geceyi dinlenesiniz diye karanlık ve gündüzü çalışasınız diye aydınlık olarak yaratan Allah'tır. Kulak veren millet için bunlarda ayetler vardır.
10:68
قَالُوا۟dedilerqālūٱتَّخَذَedindiittakhadhaٱللَّهُAllahl-lahuوَلَدًۭا ۗçocukwaladanسُبْحَـٰنَهُۥ ۖO bundan münezzehtirsub'ḥānahuهُوَOhuwaٱلْغَنِىُّ ۖhiç bir şeye ihtiyacı olmayandırl-ghaniyuلَهُۥO'nundurlahuمَاne varsamāفِىgöklerdefīٱلسَّمَـٰوَٰتِthe heavensl-samāwātiوَمَاve ne varsawamāفِىyerdefīٱلْأَرْضِ ۚthe earthl-arḍiإِنْyokturinعِندَكُمsizinʿindakumمِّنhiçbirminسُلْطَـٰنٍۭdelilinizsul'ṭāninبِهَـٰذَآ ۚbu konudabihādhāأَتَقُولُونَsöylüyor musunuz?ataqūlūnaعَلَىhakkındaʿalāٱللَّهِAllahl-lahiمَاşeyimāلَاbilmediğinizlāتَعْلَمُونَyou knowtaʿlamūna٦٨
"Allah çocuk edindi" dediler; haşa; O müstağnidir; göklerde ve yerde olanlara sahiptir. Elinizde, onun çocuk edindiğine dair bir delil yoktur, bilmediğiniz şeyi Allah'a karşı nasıl söylüyorsunuz?
10:69
قُلْde kiqulإِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaيَفْتَرُونَuyduran(lar)yaftarūnaعَلَىhakkındaʿalāٱللَّهِAllahl-lahiٱلْكَذِبَyalanl-kadhibaلَاkurtuluşa eremezlerlāيُفْلِحُونَthey will not succeedyuf'liḥūna٦٩
De ki: "Allah'a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa erişemezler."
10:70
مَتَـٰعٌۭbir geçim sürerlermatāʿunفِىdünyadafīٱلدُّنْيَاthe worldl-dun'yāثُمَّsonrathummaإِلَيْنَاbizedirilaynāمَرْجِعُهُمْdönüşlerimarjiʿuhumثُمَّsonrathummaنُذِيقُهُمُtattırırıznudhīquhumuٱلْعَذَابَazabıl-ʿadhābaٱلشَّدِيدَşiddetlil-shadīdaبِمَاdolayıbimāكَانُوا۟olmalarındankānūيَكْفُرُونَinkâr ediyor(lar)yakfurūna٧٠
Onlar için dünyada bir müddet geçinme vardır, sonra dönüşleri Bizedir. İnkarlarına karşılık onlara çetin azab taddıracağız.
10:71
۞ وَٱتْلُokuwa-ut'luعَلَيْهِمْonlaraʿalayhimنَبَأَkıssasınınaba-aنُوحٍNuh'unnūḥinإِذْhaniidhقَالَşöyle söylemiştiqālaلِقَوْمِهِۦkavmineliqawmihiيَـٰقَوْمِEy kavmimyāqawmiإِنeğerinكَانَisekānaكَبُرَağırkaburaعَلَيْكُمsizeʿalaykumمَّقَامِىaranızda durmammaqāmīوَتَذْكِيرِىve size hatırlatmamwatadhkīrīبِـَٔايَـٰتِayetlerinibiāyātiٱللَّهِAllah'ınl-lahiفَعَلَىbilin kifaʿalāٱللَّهِAllah'al-lahiتَوَكَّلْتُgüvendimtawakkaltuفَأَجْمِعُوٓا۟siz de toplanınfa-ajmiʿūأَمْرَكُمْişiniz hakkındaamrakumوَشُرَكَآءَكُمْortaklarınızlawashurakāakumثُمَّsonrathummaلَاolmasınlāيَكُنْlet not beyakunأَمْرُكُمْişinizamrukumعَلَيْكُمْkendi aranızdaʿalaykumغُمَّةًۭbir dertghummatanثُمَّsonrathummaٱقْضُوٓا۟uygulayıniq'ḍūإِلَىَّbana karşıilayyaوَلَاvewalāتُنظِرُونِbana mühlet vermeyintunẓirūni٧١
Onlara Nuh'un başından geçenleri anlat: Milletine, "Ey milletim! Eğer durumum, Allah'ın ayetlerini hatırlatmam size ağır geliyorsa ki ben Allah'a güvenmişimdir siz ve koştuğunuz ortaklar elbirliği edin; yapacağınız iş sonra size bir tasa vermesin. Sonra onu bana uygulayın ve beni ertelemeyin" demişti.
10:72
فَإِنeğerfa-inتَوَلَّيْتُمْyüz çevirirseniztawallaytumفَمَاsizden istemiş değilimfamāسَأَلْتُكُمI have asked yousa-altukumمِّنْhiç birminأَجْرٍ ۖücretajrinإِنْbenim ecriminأَجْرِىَ(is) my rewardajriyaإِلَّاancakillāعَلَىaittirʿalāٱللَّهِ ۖAllah'al-lahiوَأُمِرْتُve ben emrolundumwa-umir'tuأَنْolmaklaanأَكُونَI beakūnaمِنَMüslümanlardanminaٱلْمُسْلِمِينَthe Muslimsl-mus'limīna٧٢
"Eğer yüz çevirirseniz bilin ki, ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim Allah'a aiddir. Müslimlerden olmakla emrolundum."
10:73
فَكَذَّبُوهُyine de onu yalanladılarfakadhabūhuفَنَجَّيْنَـٰهُancak biz onu kurtardıkfanajjaynāhuوَمَنve olanlarıwamanمَّعَهُۥonunla berabermaʿahuفِىgemidefīٱلْفُلْكِthe shipl-ful'kiوَجَعَلْنَـٰهُمْve onları yaptıkwajaʿalnāhumخَلَـٰٓئِفَhalifelerkhalāifaوَأَغْرَقْنَاve suda boğdukwa-aghraqnāٱلَّذِينَkimselerialladhīnaكَذَّبُوا۟yalanlayan(ları)kadhabūبِـَٔايَـٰتِنَا ۖayetlerimizibiāyātināفَٱنظُرْbir bakfa-unẓurكَيْفَnasılkayfaكَانَolduğunakānaعَـٰقِبَةُsonlarınınʿāqibatuٱلْمُنذَرِينَuyarılanlarınl-mundharīna٧٣
Onu yalancı saydılar; ama Biz onu ve gemide beraberinde bulunanları kurtardık. Onları ötekilerin yerine geçirdik, ayetlerimizi yalanlayanları suda boğduk. Uyarılanlardan söz dinlemeyenlerin sonlarının nasıl olduğuna bir bak.
10:74
ثُمَّsonrathummaبَعَثْنَاgönderdikbaʿathnāمِنۢonun ardındanminبَعْدِهِۦafter himbaʿdihiرُسُلًاpeygamberlerirusulanإِلَىٰkavimlerineilāقَوْمِهِمْtheir peopleqawmihimفَجَآءُوهُمgetirdilerfajāūhumبِٱلْبَيِّنَـٰتِaçık belgelerbil-bayinātiفَمَاancakfamāكَانُوا۟onlarkānūلِيُؤْمِنُوا۟inanmadılarliyu'minūبِمَاşeylerebimāكَذَّبُوا۟yalanladıklarıkadhabūبِهِۦonubihiمِنdaha önceminقَبْلُ ۚbeforeqabluكَذَٰلِكَişte böylekadhālikaنَطْبَعُmühürleriznaṭbaʿuعَلَىٰüzeriniʿalāقُلُوبِkalpleriqulūbiٱلْمُعْتَدِينَaşırı gidenlerinl-muʿ'tadīna٧٤
Sonra onun ardından milletlere peygamberler gönderdik, onlara belgeler getirdiler. Diğerlerinin daha önce yalan saymış olduklarına bunlar da inanmadılar. Aşırı gidenlerin kalblerini işte böylece mühürleriz.
10:75
ثُمَّsonrathummaبَعَثْنَاgönderdikbaʿathnāمِنۢonların ardındanminبَعْدِهِمafter thembaʿdihimمُّوسَىٰMusa'yımūsāوَهَـٰرُونَve Harun'uwahārūnaإِلَىٰFiravunailāفِرْعَوْنَFiraunfir'ʿawnaوَمَلَإِي۟هِۦve onun ileri gelenlerinewamala-ihiبِـَٔايَـٰتِنَاayetlerimizlebiāyātināفَٱسْتَكْبَرُوا۟ancak onlar büyüklendilerfa-is'takbarūوَكَانُوا۟ve oldularwakānūقَوْمًۭاbir toplulukqawmanمُّجْرِمِينَsuçlumuj'rimīna٧٥
Onların ardından da Firavun ve erkanına ayetlerimizle Musa ve Harun'u gönderdik. Ama büyüklük tasladılar ve suçlu bir millet oldular.
10:76
فَلَمَّاne zaman kifalammāجَآءَهُمُonlara gelincejāahumuٱلْحَقُّgerçekl-ḥaquمِنْkatımızdanminعِندِنَاfrom Usʿindināقَالُوٓا۟dedilerqālūإِنَّşüphesizinnaهَـٰذَاbuhādhāلَسِحْرٌۭbir sihirdirlasiḥ'runمُّبِينٌۭapaçıkmubīnun٧٦
Gerçek, katımızdan onlara gelince: "Doğrusu bu apaçık bir büyüdür" dediler.
10:77
قَالَdediqālaمُوسَىٰٓMusamūsāأَتَقُولُونَböyle mi diyorsunuz?ataqūlūnaلِلْحَقِّgerçeklil'ḥaqqiلَمَّاzamanlammāجَآءَكُمْ ۖsize geldiğijāakumأَسِحْرٌsihir midir?asiḥ'runهَـٰذَاbuhādhāوَلَاvewalāيُفْلِحُkurtuluşa ermezleryuf'liḥuٱلسَّـٰحِرُونَsihirbazlarl-sāḥirūna٧٧
Musa: "Size gelen gerçeğe dil mi uzatırsınız? Bu sihir midir? Sihirbazlar zaten başarı kazanamazlar" dedi.
10:78
قَالُوٓا۟dedilerqālūأَجِئْتَنَاmi geldiniz?aji'tanāلِتَلْفِتَنَاbizi çevirmek içinlitalfitanāعَمَّا(yol)danʿammāوَجَدْنَاbulduğumuzwajadnāعَلَيْهِüzerindeʿalayhiءَابَآءَنَاatalarımızıābāanāوَتَكُونَve olmasıwatakūnaلَكُمَاikiniz içinlakumāٱلْكِبْرِيَآءُbüyüklüğünl-kib'riyāuفِىyeryüzündefīٱلْأَرْضِthe landl-arḍiوَمَا(fakat) değilizwamāنَحْنُbiznaḥnuلَكُمَاsizelakumāبِمُؤْمِنِينَiman edecekbimu'minīna٧٨
"Siz ikiniz, bizi babalarımızı üzerinde bulduğumuz yoldan çevirmek ve yeryüzünün büyükleri olasınız diye mi geldiniz? Biz size inanmıyoruz" dediler.
10:79
وَقَالَve dedi kiwaqālaفِرْعَوْنُFiravunfir'ʿawnuٱئْتُونِىbana getirini'tūnīبِكُلِّbütünbikulliسَـٰحِرٍsihirbazlarısāḥirinعَلِيمٍۢbilginʿalīmin٧٩
Firavun: "Bütün bilgin sihirbazları bana getirin" dedi.
10:80
فَلَمَّاne zaman kifalammāجَآءَgelincejāaٱلسَّحَرَةُSihirbazlarl-saḥaratuقَالَdediqālaلَهُمonlaralahumمُّوسَىٰٓMusamūsāأَلْقُوا۟atınalqūمَآşeylerimāأَنتُمsizantumمُّلْقُونَatacağınızmul'qūna٨٠
Sihirbazlar gelince Musa onlara: "Atacağınızı atın" dedi.
10:81
فَلَمَّآzamanfalammāأَلْقَوْا۟attıklarıalqawقَالَdedi kiqālaمُوسَىٰMusamūsāمَاşeylermāجِئْتُمsizin getirdiğinizji'tumبِهِ(onunla)bihiٱلسِّحْرُ ۖsihirdirl-siḥ'ruإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaسَيُبْطِلُهُۥٓ ۖonu boşa çıkaracaktırsayub'ṭiluhuإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaلَاdüzeltmezlāيُصْلِحُamendyuṣ'liḥuعَمَلَişleriniʿamalaٱلْمُفْسِدِينَbozguncularınl-muf'sidīna٨١
Attıklarında, Musa: "Yaptığınız sihirdir, fakat Allah onu boşa çıkaracaktır. Allah bozguncuların işini elbette düzeltmez. Suçlular istemese de Allah sözleriyle hakkı gerçekleştirecektir" dedi.
10:82
وَيُحِقُّortaya çıkarırwayuḥiqquٱللَّهُAllahl-lahuٱلْحَقَّhakkıl-ḥaqaبِكَلِمَـٰتِهِۦsözleriylebikalimātihiوَلَوْşayetwalawكَرِهَhoşlanmasalar dakarihaٱلْمُجْرِمُونَsuçlularl-muj'rimūna٨٢
Attıklarında, Musa: "Yaptığınız sihirdir, fakat Allah onu boşa çıkaracaktır. Allah bozguncuların işini elbette düzeltmez. Suçlular istemese de Allah sözleriyle hakkı gerçekleştirecektir" dedi.
10:83
فَمَآolmadıfamāءَامَنَiman edenāmanaلِمُوسَىٰٓMusa'yalimūsāإِلَّاbaşkaillāذُرِّيَّةٌۭbir genç takımdandhurriyyatunمِّنkavmindenminقَوْمِهِۦhis peopleqawmihiعَلَىٰkorkusuylaʿalāخَوْفٍۢfearkhawfinمِّنFiravundanminفِرْعَوْنَFiraunfir'ʿawnaوَمَلَإِي۟هِمْve adamlarınınwamala-ihimأَنkötülük etmelerianيَفْتِنَهُمْ ۚthey persecute themyaftinahumوَإِنَّve şüphesizwa-innaفِرْعَوْنَFiravunfir'ʿawnaلَعَالٍۢiyice büyüklenmiştilaʿālinفِىyeryüzündefīٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiوَإِنَّهُۥve şüphesiz owa-innahuلَمِنَkimselerdendilaminaٱلْمُسْرِفِينَçok aşırı gidenl-mus'rifīna٨٣
Firavun ve erkanının kendilerine fenalık yapmasından korktuklarından, milletinin bir kısım gençleri dışında, kimse Musa'ya inanmamıştı, çünkü Firavun o yerde hakimdi. O, gerçekten aşırı gidenlerdendi.
10:84
وَقَالَve dedi kiwaqālaمُوسَىٰMusamūsāيَـٰقَوْمِEy kavmimyāqawmiإِنeğerinكُنتُمْsizkuntumءَامَنتُمiman ettiysenizāmantumبِٱللَّهِAllah'abil-lahiفَعَلَيْهِO'nafaʿalayhiتَوَكَّلُوٓا۟güvenintawakkalūإِنeğerinكُنتُمsizkuntumمُّسْلِمِينَteslim olduysanızmus'limīna٨٤
Musa: "Ey milletim! Allah'a inanıyorsanız ve teslim olmuşsanız O'na güvenin" dedi.
10:85
فَقَالُوا۟onlar da dediler kifaqālūعَلَىAllah'aʿalāٱللَّهِAllahl-lahiتَوَكَّلْنَاgüvendiktawakkalnāرَبَّنَاRabbimizrabbanāلَاbizi kılmalāتَجْعَلْنَاmake ustajʿalnāفِتْنَةًۭbir fitnefit'natanلِّلْقَوْمِtopluluğu içinlil'qawmiٱلظَّـٰلِمِينَzalimlerl-ẓālimīna٨٥
"Allah'a güvendik; Ey Rabbimiz! Zalim bir millet ile bizi sınama, rahmetinle bizi kafirlerden kurtar" dediler.
10:86
وَنَجِّنَاve bizi kurtarwanajjināبِرَحْمَتِكَrahmetinlebiraḥmatikaمِنَtopluluğundanminaٱلْقَوْمِthe people l-qawmiٱلْكَـٰفِرِينَkâfirlerl-kāfirīna٨٦
"Allah'a güvendik; Ey Rabbimiz! Zalim bir millet ile bizi sınama, rahmetinle bizi kafirlerden kurtar" dediler.
10:87
وَأَوْحَيْنَآve vahyettikwa-awḥaynāإِلَىٰMusa'yailāمُوسَىٰMusamūsāوَأَخِيهِve kardeşinewa-akhīhiأَنdiyeanتَبَوَّءَاhazırlayıntabawwaāلِقَوْمِكُمَاkavminiz içinliqawmikumāبِمِصْرَMısır'dabimiṣ'raبُيُوتًۭاevlerbuyūtanوَٱجْعَلُوا۟ve edinin (diye)wa-ij'ʿalūبُيُوتَكُمْevlerinizibuyūtakumقِبْلَةًۭibadethaneqib'latanوَأَقِيمُوا۟ve kılın (diye)wa-aqīmūٱلصَّلَوٰةَ ۗnamazl-ṣalataوَبَشِّرِve müjdelewabashiriٱلْمُؤْمِنِينَMü'minleril-mu'minīna٨٧
Musa ve kardeşine: "Mısır'da milletinize evler hazırlayın; evlerinizi namazgah edinin, namaz kılın" diye vahyettik, "İnananlara müjde et."
10:88
وَقَالَve dedi kiwaqālaمُوسَىٰMusamūsāرَبَّنَآRabbimizrabbanāإِنَّكَşüphesiz seninnakaءَاتَيْتَverdinātaytaفِرْعَوْنَFiravun'afir'ʿawnaوَمَلَأَهُۥve adamlarınawamala-ahuزِينَةًۭsüs(ler)zīnatanوَأَمْوَٰلًۭاve mallarwa-amwālanفِىhayatındafīٱلْحَيَوٰةِthe lifel-ḥayatiٱلدُّنْيَاdünyal-dun'yāرَبَّنَاRabbimizrabbanāلِيُضِلُّوا۟saptırmaları için mi?liyuḍillūعَنsenin yolundanʿanسَبِيلِكَ ۖYour waysabīlikaرَبَّنَاRabbimizrabbanāٱطْمِسْyok etiṭ'misعَلَىٰٓonların mallarınıʿalāأَمْوَٰلِهِمْtheir wealthamwālihimوَٱشْدُدْve bağlawa-ush'dudعَلَىٰüzeriniʿalāقُلُوبِهِمْkalplerininqulūbihimفَلَا(ki) iman etmesinlerfalāيُؤْمِنُوا۟they believeyu'minūحَتَّىٰkadarḥattāيَرَوُا۟görünceyeyarawūٱلْعَذَابَazabıl-ʿadhābaٱلْأَلِيمَacıklıl-alīma٨٨
Musa: "Rabbimiz! Doğrusu sen Firavun'a ve erkanına ziynetler ve dünya hayatında mallar verdin. Rabbimiz! Senin yolundan şaşırtmaları için mi? Rabbimiz! Mallarını yok et, kalblerini sık; çünkü onlar can yakıcı azabı görmedikçe inanmazlar" dedi.
10:89
قَالَ(Allah) dedi kiqālaقَدْmuhakkakqadأُجِيبَتkabul edildiujībatدَّعْوَتُكُمَاduanızdaʿwatukumāفَٱسْتَقِيمَاdoğru yolda devam edinfa-is'taqīmāوَلَاvewalāتَتَّبِعَآنِّuymayıntattabiʿānniسَبِيلَyollarınasabīlaٱلَّذِينَkimselerinalladhīnaلَاbilmeyen(lerin)lāيَعْلَمُونَknowyaʿlamūna٨٩
Allah: "İkinizin duası kabul olundu. Dürüst hareket edin; bilmeyenlerin yoluna asla uymayın" dedi.
10:90
۞ وَجَـٰوَزْنَاve geçirdikwajāwaznāبِبَنِىٓoğullarınıbibanīإِسْرَٰٓءِيلَİsrailis'rāīlaٱلْبَحْرَdenizdenl-baḥraفَأَتْبَعَهُمْonların peşlerine düştülerfa-atbaʿahumفِرْعَوْنُFiravunfir'ʿawnuوَجُنُودُهُۥve askerleri dewajunūduhuبَغْيًۭاtaşkınlıklabaghyanوَعَدْوًا ۖve düşmanlıklawaʿadwanحَتَّىٰٓsonundaḥattāإِذَآzamanidhāأَدْرَكَهُonu yakaladığıadrakahuٱلْغَرَقُboğulmal-gharaquقَالَdediqālaءَامَنتُiman ettimāmantuأَنَّهُۥelbetteannahuلَآolmadığınalāإِلَـٰهَilahilāhaإِلَّاbaşkaillāٱلَّذِىٓkimsedenalladhīءَامَنَتْiman ettiğiāmanatبِهِۦkendisinebihiبَنُوٓا۟oğullarınınbanūإِسْرَٰٓءِيلَİsrailis'rāīlaوَأَنَا۠ve ben dewa-anāمِنَMüslümanlardanımminaٱلْمُسْلِمِينَthe Muslimsl-mus'limīna٩٠
İsrailoğullarını denizden geçirdik, Firavun ve askerleri haksızlık ve düşmanlıkla ardlarına düştüler. Firavun boğulacağı anda: "İsrailoğullarının inandığından başka tanrı olmadığına inandım, artık ben O'na teslim olanlardanım" dedi.
10:91
ءَآلْـَٔـٰنَşimdi mi?āl'ānaوَقَدْoysawaqadعَصَيْتَisyan etmiştinʿaṣaytaقَبْلُdaha önceqabluوَكُنتَve olmuştunwakuntaمِنَbozgunculardanminaٱلْمُفْسِدِينَthe corruptersl-muf'sidīna٩١
O'na: "Şimdi mi inandın? Daha önce baş kaldırmış ve bozgunculuk etmiştin" dendi.
10:92
فَٱلْيَوْمَbugünfal-yawmaنُنَجِّيكَkurtaracağıznunajjīkaبِبَدَنِكَsenin bedeninibibadanikaلِتَكُونَolman içinlitakūnaلِمَنْkimseler içinlimanخَلْفَكَkendinden sonrakikhalfakaءَايَةًۭ ۚbir ibretāyatanوَإِنَّgerçekte isewa-innaكَثِيرًۭاçoğukathīranمِّنَinsanlardanminaٱلنَّاسِthe mankindl-nāsiعَنْayetlerimizdenʿanءَايَـٰتِنَاOur Signsāyātināلَغَـٰفِلُونَhabersizdirlerlaghāfilūna٩٢
"Senden sonrakilere bir ibret teşkil etmesi için bugün sadece senin cesedini çıkarıp (sahile) atacağız" dedik. Doğrusu insanların çoğu ayetlerimizden habersizdir.
10:93
وَلَقَدْandolsunwalaqadبَوَّأْنَاyerleştirdikbawwanāبَنِىٓoğullarınıbanīإِسْرَٰٓءِيلَİsrailis'rāīlaمُبَوَّأَbir yeremubawwa-aصِدْقٍۢiyiṣid'qinوَرَزَقْنَـٰهُمve onları rızıklandırdıkwarazaqnāhumمِّنَtemiz şeylerleminaٱلطَّيِّبَـٰتِthe good thingsl-ṭayibātiفَمَاayrılığa düşmedilerfamāٱخْتَلَفُوا۟they differikh'talafūحَتَّىٰkadarḥattāجَآءَهُمُkendilerine gelinceyejāahumuٱلْعِلْمُ ۚiliml-ʿil'muإِنَّşüphesizinnaرَبَّكَRabbinrabbakaيَقْضِىhükmünü veriryaqḍīبَيْنَهُمْaralarındabaynahumيَوْمَgünüyawmaٱلْقِيَـٰمَةِkıyametl-qiyāmatiفِيمَاhususlardafīmāكَانُوا۟olduklarıkānūفِيهِondafīhiيَخْتَلِفُونَayrılığa düştükleriyakhtalifūna٩٣
And olsun ki, İsrailoğullarını iyi bir yere yerleştirdik, onlara temiz rızıklar verdik, kendilerine bir bilgi gelene kadar ayrılığa düşmediler.
10:94
فَإِنeğerfa-inكُنتَisenkuntaفِىiçindefīشَكٍّۢkuşkushakkinمِّمَّآşeydenmimmāأَنزَلْنَآindirdiğimizanzalnāإِلَيْكَsanailaykaفَسْـَٔلِo halde sorfasaliٱلَّذِينَkimselerealladhīnaيَقْرَءُونَokuyan(lara)yaqraūnaٱلْكِتَـٰبَkitapl-kitābaمِنsenden önceminقَبْلِكَ ۚbefore youqablikaلَقَدْandolsun kilaqadجَآءَكَsana geldijāakaٱلْحَقُّgerçekl-ḥaquمِنRabbindenminرَّبِّكَyour Lordrabbikaفَلَاsakınfalāتَكُونَنَّolmatakūnannaمِنَşüpheye düşenlerdenminaٱلْمُمْتَرِينَthe doubtersl-mum'tarīna٩٤
Sana indirdiğimizden şüphede isen, senden önce indirdiğimiz Kitap'ları okuyanlara sor. And olsun ki, sana Rabbinden gerçek gelmiştir, sakın şüphelenenlerden olma.
10:95
وَلَاve sakınwalāتَكُونَنَّolmatakūnannaمِنَkimselerdenminaٱلَّذِينَthose whoalladhīnaكَذَّبُوا۟yalanlayan(lar)kadhabūبِـَٔايَـٰتِayetlerinibiāyātiٱللَّهِAllah'ınl-lahiفَتَكُونَyoksa olursunfatakūnaمِنَhüsrana uğrayanlardanminaٱلْخَـٰسِرِينَthe losersl-khāsirīna٩٥
Allah'ın ayetlerini yalanlayanlardan da olma, yoksa kaybedenlerden olursun.
10:96
إِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaحَقَّتْkesinleşmiş olan(lar)ḥaqqatعَلَيْهِمْhaklarındaʿalayhimكَلِمَتُsözükalimatuرَبِّكَRabbininrabbikaلَاiman etmezlerlāيُؤْمِنُونَbelieveyu'minūna٩٦
Doğrusu Rabbinin söz verdiği azabı hak edenler, can yakıcı azabı görene kadar kendilerine her türlü belge gelse bile inanmazlar.
10:97
وَلَوْbilewalawجَآءَتْهُمْgelsejāathumكُلُّbütünkulluءَايَةٍayetlerāyatinحَتَّىٰkadarḥattāيَرَوُا۟görünceyeyarawūٱلْعَذَابَazabıl-ʿadhābaٱلْأَلِيمَacıklıl-alīma٩٧
Doğrusu Rabbinin söz verdiği azabı hak edenler, can yakıcı azabı görene kadar kendilerine her türlü belge gelse bile inanmazlar.
10:98
فَلَوْلَاbulunsaydı ya!falawlāكَانَتْbir kasabakānatقَرْيَةٌany townqaryatunءَامَنَتْiman edenāmanatفَنَفَعَهَآkendine yarar sağlayanfanafaʿahāإِيمَـٰنُهَآimanıīmānuhāإِلَّاdışındaillāقَوْمَkavmininqawmaيُونُسَYunusyūnusaلَمَّآne zaman kilammāءَامَنُوا۟iman ettilerāmanūكَشَفْنَاkaldırdıkkashafnāعَنْهُمْüzerlerindenʿanhumعَذَابَazabınıʿadhābaٱلْخِزْىِrezillikl-khiz'yiفِىhayatındafīٱلْحَيَوٰةِthe lifel-ḥayatiٱلدُّنْيَاdünyal-dun'yāوَمَتَّعْنَـٰهُمْve onları yararlandırdıkwamattaʿnāhumإِلَىٰbelli bir süreye kadarilāحِينٍۢa timeḥīnin٩٨
Bir kent halkı inanmalı değil miydi ki, imanları kendilerine fayda versin! İşte Yunus'un milleti, inandığı zaman, dünya hayatında rezilliği gerektiren azabı onlardan kaldırdık ve onları bir süre daha bu dünyada geçindirdik.
10:99
وَلَوْve şayetwalawشَآءَdileseydishāaرَبُّكَRabbinrabbukaلَـَٔامَنَiman ederdilaāmanaمَنkimselermanفِىbulunanfīٱلْأَرْضِyeryüzündel-arḍiكُلُّهُمْhepsikulluhumجَمِيعًا ۚtoplucajamīʿanأَفَأَنتَsen mi?afa-antaتُكْرِهُzorlayacaksıntuk'rihuٱلنَّاسَinsanlarıl-nāsaحَتَّىٰkadarḥattāيَكُونُوا۟oluncayayakūnūمُؤْمِنِينَmü'minmu'minīna٩٩
Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi inanırdı. Öyle iken insanları inanmaya sen mi zorlayacaksın?
10:100
وَمَاdeğildirwamāكَانَmümkünkānaلِنَفْسٍhiç kimseninlinafsinأَنiman etmesianتُؤْمِنَbelievetu'minaإِلَّاdışındaillāبِإِذْنِiznibi-idh'niٱللَّهِ ۚAllah'ınl-lahiوَيَجْعَلُO gönderirwayajʿaluٱلرِّجْسَiğrenç azabıl-rij'saعَلَىüzerlerineʿalāٱلَّذِينَkimselerinalladhīnaلَاakıl erdiremeyen(ler)lāيَعْقِلُونَuse reasonyaʿqilūna١٠٠
Allah'ın izni olmadıkça hiç kimse inanamaz. O, aklını kullanmayanlara kötü bir azab verir.
10:101
قُلِde kiquliٱنظُرُوا۟bir bakınunẓurūمَاذَاneler olduğunamādhāفِىgöklerdefīٱلسَّمَـٰوَٰتِthe heavensl-samāwātiوَٱلْأَرْضِ ۚve yerdewal-arḍiوَمَاbir şey kazandırmazwamāتُغْنِىwill availtugh'nīٱلْـَٔايَـٰتُayetlerl-āyātuوَٱلنُّذُرُve uyarılarwal-nudhuruعَنbir topluluğaʿanقَوْمٍۢa peopleqawminلَّاiman etmeyenlāيُؤْمِنُونَbelieveyu'minūna١٠١
"Göklerde ve yerde neler var, bir bakın" de. İnanmayacak bir millete ayetler ve uyarmalar fayda vermez.
10:102
فَهَلْmı?fahalيَنتَظِرُونَbekliyorlaryantaẓirūnaإِلَّاbaşkasınıillāمِثْلَbenzerindenmith'laأَيَّامِ(başlarına gelen) günlerinayyāmiٱلَّذِينَgeçmiş olanlarınalladhīnaخَلَوْا۟passed awaykhalawمِنkendilerinden önceminقَبْلِهِمْ ۚbefore themqablihimقُلْde kiqulفَٱنتَظِرُوٓا۟bekleyin bakalımfa-intaẓirūإِنِّىşüphesiz ben deinnīمَعَكُمsizinle birliktemaʿakumمِّنَbekleyenlerdenimminaٱلْمُنتَظِرِينَthe ones who waitl-muntaẓirīna١٠٢
Kendilerinden önce geçenlerin başlarına gelen olaylardan başka bir şey mi bekliyorlar? "Bekleyin, ben de sizinle beraber beklemekteyim" de.
10:103
ثُمَّSonrathummaنُنَجِّىkurtarırıznunajjīرُسُلَنَاpeygamberlerimizirusulanāوَٱلَّذِينَve kimseleriwa-alladhīnaءَامَنُوا۟ ۚiman eden(leri)āmanūكَذَٰلِكَişte böylekadhālikaحَقًّاbir haktırḥaqqanعَلَيْنَاüzerimizeʿalaynāنُنجِkurtarmaknunjiٱلْمُؤْمِنِينَMü'minleril-mu'minīna١٠٣
Sonra Biz, peygamberlerimizi ve inananları böylece kurtarırız, inananları (verdiğimiz söz gereğince) kurtarmamız Bize haktır.
10:104
قُلْde kiqulيَـٰٓأَيُّهَاEyyāayyuhāٱلنَّاسُinsanlarl-nāsuإِنeğerinكُنتُمْisenizkuntumفِىiçindefīشَكٍّۢbir kuşkushakkinمِّنbenim dinimdenminدِينِىmy religiondīnīفَلَآ(bilin ki)falāأَعْبُدُben tapmıyorumaʿbuduٱلَّذِينَşeylerealladhīnaتَعْبُدُونَsizin taptıklarınıztaʿbudūnaمِنbaşkaminدُونِbesides AllahdūniٱللَّهِAllah'tanl-lahiوَلَـٰكِنْancakwalākinأَعْبُدُkulluk ederimaʿbuduٱللَّهَAllah'al-lahaٱلَّذِىsizin canınızı alacak olanalladhīيَتَوَفَّىٰكُمْ ۖcauses you to dieyatawaffākumوَأُمِرْتُve ben emrolundumwa-umir'tuأَنْolmaklaanأَكُونَI beakūnaمِنَmü'minlerdenminaٱلْمُؤْمِنِينَthe believersl-mu'minīna١٠٤
De ki: "Ey insanlar! Benim dinimden şüphede iseniz bilin ki ben Allah'tan başka taptıklarınıza tapmam. Ancak, sizi öldürecek olan Allah'a kulluk ederim. İnananlardan olmakla emrolundum."
10:105
وَأَنْvewa-anأَقِمْçeviraqimوَجْهَكَyüzünüwajhakaلِلدِّينِdinelilddīniحَنِيفًۭاhanif olanḥanīfanوَلَاvewalāتَكُونَنَّolmatakūnannaمِنَortak koşanlardanminaٱلْمُشْرِكِينَthe polytheistsl-mush'rikīna١٠٥
(Muhammed'e) "Yüzünü, doğruya yönelmiş olarak dine çevir, sakın ortak koşanlardan olma; sana fayda da zarar da veremeyecek, Allah'tan başkasına yalvarma; öyle yaparsan şüphesiz, zalimlerden olursun" denildi.
10:106
وَلَاvewalāتَدْعُtapmatadʿuمِنbırakıpminدُونِbesides AllahdūniٱللَّهِAllah'ıl-lahiمَاşeyleremāلَاsana yararı dokunmayanlāيَنفَعُكَbenefit youyanfaʿukaوَلَاne dewalāيَضُرُّكَ ۖsana zararı dokunmayanyaḍurrukaفَإِنeğerfa-inفَعَلْتَböyle yaparsanfaʿaltaفَإِنَّكَşüphesiz senfa-innakaإِذًۭاo zamanidhanمِّنَzalimlerden olursunminaٱلظَّـٰلِمِينَthe wrongdoersl-ẓālimīna١٠٦
(Muhammed'e) "Yüzünü, doğruya yönelmiş olarak dine çevir, sakın ortak koşanlardan olma; sana fayda da zarar da veremeyecek, Allah'tan başkasına yalvarma; öyle yaparsan şüphesiz, zalimlerden olursun" denildi.
10:107
وَإِنeğerwa-inيَمْسَسْكَsana verirseyamsaskaٱللَّهُAllahl-lahuبِضُرٍّۢbir sıkıntıbiḍurrinفَلَاyokturfalāكَاشِفَgiderecekkāshifaلَهُۥٓonulahuإِلَّاbaşkaillāهُوَ ۖO'ndanhuwaوَإِنve eğerwa-inيُرِدْكَsenin için dilerseyurid'kaبِخَيْرٍۢbir iyilikbikhayrinفَلَاyokturfalāرَآدَّgeri çevirecekrāddaلِفَضْلِهِۦ ۚO'nun lütfunulifaḍlihiيُصِيبُveriryuṣībuبِهِۦbunubihiمَنkimseyemanيَشَآءُdilediğiyashāuمِنْkullarındanminعِبَادِهِۦ ۚHis slavesʿibādihiوَهُوَve Owahuwaٱلْغَفُورُbağışlayıcıdırl-ghafūruٱلرَّحِيمُmerhamet edicidirl-raḥīmu١٠٧
Allah sana bir sıkıntı verirse, onu O'ndan başkası gideremez. Sana bir iyilik dilerse O'nun nimetini engelleyecek yoktur. O'nu kullarından dilediğine verir. O, bağışlayandır, merhametlidir.
10:108
قُلْde kiqulيَـٰٓأَيُّهَاEyyāayyuhāٱلنَّاسُinsanlarl-nāsuقَدْmuhakkakqadجَآءَكُمُsize gelmiştirjāakumuٱلْحَقُّhakl-ḥaquمِنRabbinizdenminرَّبِّكُمْ ۖyour Lordrabbikumفَمَنِkimfamaniٱهْتَدَىٰhidayet bulursaih'tadāفَإِنَّمَاşüphesizfa-innamāيَهْتَدِىhidayet bulmuşturyahtadīلِنَفْسِهِۦ ۖkendi yararınalinafsihiوَمَنve kim dewamanضَلَّsapıtırsa;ḍallaفَإِنَّمَاşüphesizfa-innamāيَضِلُّsapıtmıştıryaḍilluعَلَيْهَا ۖkendi aleyhineʿalayhāوَمَآdeğilimwamāأَنَا۠benanāعَلَيْكُمsizin üzerinizeʿalaykumبِوَكِيلٍۢbir vekilbiwakīlin١٠٨
De ki: "Ey insanlar! Rabbinizden size gerçek gelmiştir. Doğru yola giren ancak kendisi için girmiş ve sapıtan da kendi zararına olarak sapıtmıştır. Ben sizin üzerinize vekil değilim."
10:109
وَٱتَّبِعْuywa-ittabiʿمَاşeyemāيُوحَىٰٓvahyedilenyūḥāإِلَيْكَsanailaykaوَٱصْبِرْve sabretwa-iṣ'birحَتَّىٰkadarḥattāيَحْكُمَhükmünü verinceyeyaḥkumaٱللَّهُ ۚAllahl-lahuوَهُوَve Owahuwaخَيْرُen hayırlısıdırkhayruٱلْحَـٰكِمِينَhüküm verenlerinl-ḥākimīna١٠٩
Sana vahyedilene uy; Allah hükmünü verene kadar sabret. O, hüküm verenlerin en iyisidir.
—
—
—
—
Loading…