22

Hac

Medeni 78 Ayet Cüz 17
الحج
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
22:1
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلنَّاسُ insanlar l-nāsu
insanlar
ٱتَّقُوا۟ korkun ittaqū
korkun
رَبَّكُمْ ۚ Rabbinizden rabbakum
Rabbinizden
إِنَّ çünkü inna
çünkü
زَلْزَلَةَ depremi zalzalata
depremi
ٱلسَّاعَةِ sa'atin l-sāʿati
sa'atin
شَىْءٌ bir şeydir shayon
bir şeydir
عَظِيمٌۭ cidden korkunç ʿaẓīmun
cidden korkunç
١ (1)
(1)
Ey insanlar! Rabbinizden sakının; doğrusu kıyamet gününün sarsıntısı büyük şeydir.
22:2
يَوْمَ gün yawma
gün
تَرَوْنَهَا onu gördüğünüz tarawnahā
onu gördüğünüz
تَذْهَلُ unutur tadhhalu
unutur
كُلُّ her kullu
her
مُرْضِعَةٍ emziren mur'ḍiʿatin
emziren
عَمَّآ emzirdiğini ʿammā
emzirdiğini
أَرْضَعَتْ she was nursing arḍaʿat
she was nursing
وَتَضَعُ ve bırakır wataḍaʿu
ve bırakır
كُلُّ her kullu
her
ذَاتِ (sahibi) gebe dhāti
(sahibi) gebe
حَمْلٍ (yük) gebe ḥamlin
(yük) gebe
حَمْلَهَا yükünü ḥamlahā
yükünü
وَتَرَى ve görürsün watarā
ve görürsün
ٱلنَّاسَ insanları l-nāsa
insanları
سُكَـٰرَىٰ sarhoş sukārā
sarhoş
وَمَا oysa değillerdir wamā
oysa değillerdir
هُم onlar hum
onlar
بِسُكَـٰرَىٰ sarhoş bisukārā
sarhoş
وَلَـٰكِنَّ ama walākinna
ama
عَذَابَ azabı ʿadhāba
azabı
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
شَدِيدٌۭ şiddetlidir shadīdun
şiddetlidir
٢ (2)
(2)
Kıyameti gören her emzikli kadın emzirdiğini unutur, her hamile kadın çocuğunu düşürür. İnsanları sarhoş gibi görürsün oysa sarhoş değildirler, fakat bu sadece Allah'ın azabının çetin olmasındandır.
22:3
وَمِنَ ve wamina
ve
ٱلنَّاسِ insanlardan l-nāsi
insanlardan
مَن kimi man
kimi
يُجَـٰدِلُ tartışır yujādilu
tartışır
فِى hakkında
hakkında
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
بِغَيْرِ olmaksızın bighayri
olmaksızın
عِلْمٍۢ bilgisi ʿil'min
bilgisi
وَيَتَّبِعُ ve uyar wayattabiʿu
ve uyar
كُلَّ her kulla
her
شَيْطَـٰنٍۢ şeytana shayṭānin
şeytana
مَّرِيدٍۢ kaba (şarlatan) marīdin
kaba (şarlatan)
٣ (3)
(3)
Allah hakkında bilmeden taşıyan ve her azılı şeytana uyan insanlar vardır.
22:4
كُتِبَ yazılmıştır kutiba
yazılmıştır
عَلَيْهِ onun hakkında ʿalayhi
onun hakkında
أَنَّهُۥ şüphesiz o annahu
şüphesiz o
مَن kim man
kim
تَوَلَّاهُ onu takibederse tawallāhu
onu takibederse
فَأَنَّهُۥ muhakkak bu fa-annahu
muhakkak bu
يُضِلُّهُۥ onu saşırtır yuḍilluhu
onu saşırtır
وَيَهْدِيهِ ve onu götürür wayahdīhi
ve onu götürür
إِلَىٰ azabına ilā
azabına
عَذَابِ (the) punishment ʿadhābi
(the) punishment
ٱلسَّعِيرِ alevli ateş l-saʿīri
alevli ateş
٤ (4)
(4)
Onun hakkında şöyle yazılmıştır: O kendisini dost edinen kimseyi saptırır ve alevli azaba götürür.
22:5
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلنَّاسُ insanlar l-nāsu
insanlar
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz
فِى içinde
içinde
رَيْبٍۢ kuşku raybin
kuşku
مِّنَ yeniden dirilmekten mina
yeniden dirilmekten
ٱلْبَعْثِ the Resurrection l-baʿthi
the Resurrection
فَإِنَّا (bilin ki) biz fa-innā
(bilin ki) biz
خَلَقْنَـٰكُم sizi yarattık khalaqnākum
sizi yarattık
مِّن (önce) topraktan min
(önce) topraktan
تُرَابٍۢ dust turābin
dust
ثُمَّ sonra thumma
sonra
مِن nutfe(sperm)den min
nutfe(sperm)den
نُّطْفَةٍۢ a semen-drop nuṭ'fatin
a semen-drop
ثُمَّ sonra thumma
sonra
مِنْ alaka(embriyo)dan min
alaka(embriyo)dan
عَلَقَةٍۢ a clinging substance ʿalaqatin
a clinging substance
ثُمَّ sonra thumma
sonra
مِن bir çiğnem et parçasından min
bir çiğnem et parçasından
مُّضْغَةٍۢ an embryonic lump muḍ'ghatin
an embryonic lump
مُّخَلَّقَةٍۢ biçimlenmiş mukhallaqatin
biçimlenmiş
وَغَيْرِ ve waghayri
ve
مُخَلَّقَةٍۢ biçimlenmemiş mukhallaqatin
biçimlenmemiş
لِّنُبَيِّنَ açıkça göstermek için linubayyina
açıkça göstermek için
لَكُمْ ۚ size lakum
size
وَنُقِرُّ ve tutarız wanuqirru
ve tutarız
فِى rahimlerde
rahimlerde
ٱلْأَرْحَامِ the wombs l-arḥāmi
the wombs
مَا dilediğimizi
dilediğimizi
نَشَآءُ We will nashāu
We will
إِلَىٰٓ bir süreye kadar ilā
bir süreye kadar
أَجَلٍۢ a term ajalin
a term
مُّسَمًّۭى belirtilmiş musamman
belirtilmiş
ثُمَّ sonra thumma
sonra
نُخْرِجُكُمْ sizi çıkarırız; nukh'rijukum
sizi çıkarırız;
طِفْلًۭا bir bebek olarak ṭif'lan
bir bebek olarak
ثُمَّ sonra thumma
sonra
لِتَبْلُغُوٓا۟ ermeniz için litablughū
ermeniz için
أَشُدَّكُمْ ۖ güçlerinize ashuddakum
güçlerinize
وَمِنكُم ve içinizden waminkum
ve içinizden
مَّن kimi man
kimi
يُتَوَفَّىٰ öldürülür yutawaffā
öldürülür
وَمِنكُم ve içinizden waminkum
ve içinizden
مَّن kimi de man
kimi de
يُرَدُّ itilir yuraddu
itilir
إِلَىٰٓ en kötü çağına ilā
en kötü çağına
أَرْذَلِ the most abject ardhali
the most abject
ٱلْعُمُرِ ömrün l-ʿumuri
ömrün
لِكَيْلَا hale gelmesi için likaylā
hale gelmesi için
يَعْلَمَ bilmez yaʿlama
bilmez
مِنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
عِلْمٍۢ bilen kimse iken ʿil'min
bilen kimse iken
شَيْـًۭٔا ۚ bir şey shayan
bir şey
وَتَرَى ve görürsün watarā
ve görürsün
ٱلْأَرْضَ yeri l-arḍa
yeri
هَامِدَةًۭ kurumuş ölmüş hāmidatan
kurumuş ölmüş
فَإِذَآ zaman fa-idhā
zaman
أَنزَلْنَا biz indirdiğimiz anzalnā
biz indirdiğimiz
عَلَيْهَا onun üzerine ʿalayhā
onun üzerine
ٱلْمَآءَ suyu l-māa
suyu
ٱهْتَزَّتْ titreşir ih'tazzat
titreşir
وَرَبَتْ ve kabarır warabat
ve kabarır
وَأَنۢبَتَتْ ve bitirir wa-anbatat
ve bitirir
مِن her min
her
كُلِّ every kulli
every
زَوْجٍۭ çifti zawjin
çifti
بَهِيجٍۢ güzel bahījin
güzel
٥ (5)
(5)
Ey insanlar! Öldükten sonra tekrar dirilmekten şüphede iseniz bilin ki, ne olduğunuzu size açıklamak için, Biz sizi topraktan sonra nutfeden, sonra pıhtılaşmış kandan, sonra da yapısı belli belirsiz bir çiğnem etten yaratmışızdır. Dilediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde tutarız; sonra sizi çocuk olarak çıkartırız, böylece yetişip erginlik çağına varırsınız. Kiminiz öldürülür, kiminiz de ömrünün en fena zamanına ulaştırılır ki, bilirken birşey bilmez olur. Yeryüzünü görürsün ki kupkurudur; fakat Biz ona su indirdiğimiz zaman harekete geçer, kabarır, her güzel bitkiden çift çift yetiştirir.
22:6
ذَٰلِكَ bu böyledir dhālika
bu böyledir
بِأَنَّ çünkü bi-anna
çünkü
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
هُوَ O huwa
O
ٱلْحَقُّ tek gerçektir l-ḥaqu
tek gerçektir
وَأَنَّهُۥ ve O wa-annahu
ve O
يُحْىِ diriltir yuḥ'yī
diriltir
ٱلْمَوْتَىٰ ölüleri l-mawtā
ölüleri
وَأَنَّهُۥ ve O wa-annahu
ve O
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
كُلِّ her kulli
her
شَىْءٍۢ şey shayin
şey
قَدِيرٌۭ kadirdir qadīrun
kadirdir
٦ (6)
(6)
Bunlar, yalnız Allah'ın gerçek olduğunu, ölüleri dirilttiğini, gücünün herşeye yettiğini, şüphe götürmeyen kıyamet saatinin geleceğini, Allah'ın kabirlerde olanı dirilteceğini gösterir.
22:7
وَأَنَّ ve muhakkak wa-anna
ve muhakkak
ٱلسَّاعَةَ o sa'at l-sāʿata
o sa'at
ءَاتِيَةٌۭ gelecektir ātiyatun
gelecektir
لَّا yoktur
yoktur
رَيْبَ şüphe rayba
şüphe
فِيهَا onda fīhā
onda
وَأَنَّ ve şüphesiz wa-anna
ve şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يَبْعَثُ diriltecektir yabʿathu
diriltecektir
مَن olanları man
olanları
فِى kabirlerde
kabirlerde
ٱلْقُبُورِ the graves l-qubūri
the graves
٧ (7)
(7)
Bunlar, yalnız Allah'ın gerçek olduğunu, ölüleri dirilttiğini, gücünün herşeye yettiğini, şüphe götürmeyen kıyamet saatinin geleceğini, Allah'ın kabirlerde olanı dirilteceğini gösterir.
22:8
وَمِنَ insanlardan wamina
insanlardan
ٱلنَّاسِ mankind l-nāsi
mankind
مَن kimi man
kimi
يُجَـٰدِلُ tartışır yujādilu
tartışır
فِى hakkında
hakkında
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
بِغَيْرِ olmaksızın bighayri
olmaksızın
عِلْمٍۢ bilgisi ʿil'min
bilgisi
وَلَا ve olmadan walā
ve olmadan
هُدًۭى bir yol göstereni hudan
bir yol göstereni
وَلَا ve olmadan walā
ve olmadan
كِتَـٰبٍۢ bir Kitabı kitābin
bir Kitabı
مُّنِيرٍۢ aydınlatıcı munīrin
aydınlatıcı
٨ (8)
(8)
Bilmeden, doğruya götüren bir rehberi olmadan, aydınlatıcı bir kitabı da bulunmadan Allah yolundan saptırmak için büyüklük taslayarak Allah hakkında tartışan insan vardır. Dünyada rezillik onadır; ona kıyamet günü yakıcı azabı tattırırız.
22:9
ثَانِىَ öteye döndürür thāniya
öteye döndürür
عِطْفِهِۦ boynunu ʿiṭ'fihi
boynunu
لِيُضِلَّ şaşırtmak için liyuḍilla
şaşırtmak için
عَن yolundan ʿan
yolundan
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ ۖ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
لَهُۥ onun için vardır lahu
onun için vardır
فِى dünyada
dünyada
ٱلدُّنْيَا the world l-dun'yā
the world
خِزْىٌۭ ۖ bir kepazelik khiz'yun
bir kepazelik
وَنُذِيقُهُۥ ve ona taddıracağız wanudhīquhu
ve ona taddıracağız
يَوْمَ günü yawma
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
عَذَابَ azabını ʿadhāba
azabını
ٱلْحَرِيقِ yangın l-ḥarīqi
yangın
٩ (9)
(9)
Bilmeden, doğruya götüren bir rehberi olmadan, aydınlatıcı bir kitabı da bulunmadan Allah yolundan saptırmak için büyüklük taslayarak Allah hakkında tartışan insan vardır. Dünyada rezillik onadır; ona kıyamet günü yakıcı azabı tattırırız.
22:10
ذَٰلِكَ işte bu dhālika
işte bu
بِمَا yüzündendir bimā
yüzündendir
قَدَّمَتْ önceden yaptıkları qaddamat
önceden yaptıkları
يَدَاكَ senin ellerinin yadāka
senin ellerinin
وَأَنَّ ve şüphesiz wa-anna
ve şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَيْسَ değildir laysa
değildir
بِظَلَّـٰمٍۢ zulmedici biẓallāmin
zulmedici
لِّلْعَبِيدِ kullara lil'ʿabīdi
kullara
١٠ (10)
(10)
Ona: "Bunlar senin yaptıklarından ötürüdür" denir, yoksa Allah, kullarına karşı hiç de zalim değildir.
22:11
وَمِنَ ve wamina
ve
ٱلنَّاسِ insanlardan l-nāsi
insanlardan
مَن kimi man
kimi
يَعْبُدُ ibadet eder yaʿbudu
ibadet eder
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
عَلَىٰ bir kenardan (uçurumdan) ʿalā
bir kenardan (uçurumdan)
حَرْفٍۢ ۖ an edge ḥarfin
an edge
فَإِنْ eğer fa-in
eğer
أَصَابَهُۥ kendisine gelirse aṣābahu
kendisine gelirse
خَيْرٌ bir hayır khayrun
bir hayır
ٱطْمَأَنَّ huzura kavuşur iṭ'ma-anna
huzura kavuşur
بِهِۦ ۖ onunla bihi
onunla
وَإِنْ ve eğer wa-in
ve eğer
أَصَابَتْهُ başına gelirse aṣābathu
başına gelirse
فِتْنَةٌ bir kötülük fit'natun
bir kötülük
ٱنقَلَبَ döner inqalaba
döner
عَلَىٰ üstü ʿalā
üstü
وَجْهِهِۦ yüz wajhihi
yüz
خَسِرَ o kaybetmiştir khasira
o kaybetmiştir
ٱلدُّنْيَا dünyayı l-dun'yā
dünyayı
وَٱلْـَٔاخِرَةَ ۚ ve ahireti wal-ākhirata
ve ahireti
ذَٰلِكَ işte budur dhālika
işte budur
هُوَ o huwa
o
ٱلْخُسْرَانُ ziyan l-khus'rānu
ziyan
ٱلْمُبِينُ apaçık l-mubīnu
apaçık
١١ (11)
(11)
İnsanlar içinde Allah'a, bir yar kenarındaymış gibi kulluk eden vardır. Ona bir iyilik gelirse yatışır, başına bir bela gelirse yüz üstü döner. Dünyayı da ahireti de kaybeder. İşte apaçık kayıp budur.
22:12
يَدْعُوا۟ yalvarır yadʿū
yalvarır
مِن ayrı olarak min
ayrı olarak
دُونِ besides dūni
besides
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
مَا şeylere
şeylere
لَا ona zarar veremeyen
ona zarar veremeyen
يَضُرُّهُۥ harms him yaḍurruhu
harms him
وَمَا ve şeylere wamā
ve şeylere
لَا yarar sağlamayan
yarar sağlamayan
يَنفَعُهُۥ ۚ benefits him yanfaʿuhu
benefits him
ذَٰلِكَ işte budur dhālika
işte budur
هُوَ o huwa
o
ٱلضَّلَـٰلُ sapma l-ḍalālu
sapma
ٱلْبَعِيدُ uzak(lara) l-baʿīdu
uzak(lara)
١٢ (12)
(12)
Allah'ı bırakıp, kendisine fayda da zarar da veremeyen şeylere yalvarır. İşte derin sapıklık budur.
22:13
يَدْعُوا۟ yalvarır yadʿū
yalvarır
لَمَن olana laman
olana
ضَرُّهُۥٓ zararı ḍarruhu
zararı
أَقْرَبُ daha yakın aqrabu
daha yakın
مِن faydasından min
faydasından
نَّفْعِهِۦ ۚ his benefit nafʿihi
his benefit
لَبِئْسَ ne kötü labi'sa
ne kötü
ٱلْمَوْلَىٰ bir yardımcı l-mawlā
bir yardımcı
وَلَبِئْسَ ve ne kötü walabi'sa
ve ne kötü
ٱلْعَشِيرُ bir arkadaştır l-ʿashīru
bir arkadaştır
١٣ (13)
(13)
Kendisine zararı faydasından daha yakın olana yalvarır. Yalvardığı şey ne kötü yardımcı ve ne kötü yoldaştır!
22:14
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يُدْخِلُ sokacaktır yud'khilu
sokacaktır
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
ءَامَنُوا۟ inanan āmanū
inanan
وَعَمِلُوا۟ ve yapanları waʿamilū
ve yapanları
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler
جَنَّـٰتٍۢ cennetlere jannātin
cennetlere
تَجْرِى akan tajrī
akan
مِن altlarından min
altlarından
تَحْتِهَا underneath it taḥtihā
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ ۚ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يَفْعَلُ yapar yafʿalu
yapar
مَا şeyi
şeyi
يُرِيدُ istediği yurīdu
istediği
١٤ (14)
(14)
Doğrusu Allah, inananları ve yararlı işler işleyenleri, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Allah, şüphesiz, istediğini yapar.
22:15
مَن kim man
kim
كَانَ ise kāna
ise
يَظُنُّ sanıyor yaẓunnu
sanıyor
أَن diye an
diye
لَّن kendisine yardım etmeyecek lan
kendisine yardım etmeyecek
يَنصُرَهُ Allah will help him yanṣurahu
Allah will help him
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
فِى dünyada
dünyada
ٱلدُّنْيَا the world l-dun'yā
the world
وَٱلْـَٔاخِرَةِ ve ahirette wal-ākhirati
ve ahirette
فَلْيَمْدُدْ uzansın falyamdud
uzansın
بِسَبَبٍ bir sebep(ip)le bisababin
bir sebep(ip)le
إِلَى göğe ilā
göğe
ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky
ثُمَّ sonra thumma
sonra
لْيَقْطَعْ kessin l'yaqṭaʿ
kessin
فَلْيَنظُرْ ve baksın falyanẓur
ve baksın
هَلْ mi? hal
mi?
يُذْهِبَنَّ giderebilecek yudh'hibanna
giderebilecek
كَيْدُهُۥ bu düzeni kayduhu
bu düzeni
مَا şeyi
şeyi
يَغِيظُ öfkelendiği yaghīẓu
öfkelendiği
١٥ (15)
(15)
Allah'ın peygamber'e dünyada ve ahirette yardım etmeyeceğini sanan kimse, yukarı bağladığı bir ipe kendini asıp, boğsun; bir düşünsün bakalım, bu hilesi kendisini öfkelendiren şeye engel olabilir mi?
22:16
وَكَذَٰلِكَ ve işte böyle wakadhālika
ve işte böyle
أَنزَلْنَـٰهُ biz O'nu indirdik anzalnāhu
biz O'nu indirdik
ءَايَـٰتٍۭ ayetler olarak āyātin
ayetler olarak
بَيِّنَـٰتٍۢ açık açık bayyinātin
açık açık
وَأَنَّ ve şüphesiz wa-anna
ve şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يَهْدِى doğru yola iletir yahdī
doğru yola iletir
مَن kimseyi man
kimseyi
يُرِيدُ dilediği yurīdu
dilediği
١٦ (16)
(16)
İşte böylece Kuran'ı apaçık ayetler olarak indirdik. Allah, şüphesiz, dilediğini doğru yola eriştirir.
22:17
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inananlar āmanū
inananlar
وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler
هَادُوا۟ yahudiler hādū
yahudiler
وَٱلصَّـٰبِـِٔينَ ve sabiiler wal-ṣābiīna
ve sabiiler
وَٱلنَّصَـٰرَىٰ ve hırıstiyanlar wal-naṣārā
ve hırıstiyanlar
وَٱلْمَجُوسَ ve mecusiler wal-majūsa
ve mecusiler
وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler
أَشْرَكُوٓا۟ ortak koşanlar ashrakū
ortak koşanlar
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يَفْصِلُ hüküm verecektir yafṣilu
hüküm verecektir
بَيْنَهُمْ bunlar arasında baynahum
bunlar arasında
يَوْمَ günü yawma
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۚ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
كُلِّ her kulli
her
شَىْءٍۢ şey shayin
şey
شَهِيدٌ şahittir shahīdun
şahittir
١٧ (17)
(17)
Doğrusu, inananlar ve yahudiler, sabiiler, hıristiyanlar, mecusiler, ortak koşanlar arasında, kıyamet günü Allah kesin hüküm verecektir. Doğrusu Allah herşeye şahiddir.
22:18
أَلَمْ görmedin mi alam
görmedin mi
تَرَ you see tara
you see
أَنَّ kuşkusuz anna
kuşkusuz
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
يَسْجُدُ secde ediyorlar yasjudu
secde ediyorlar
لَهُۥ O'na lahu
O'na
مَن kimseler man
kimseler
فِى göklerdeki
göklerdeki
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَمَن ve kimseler waman
ve kimseler
فِى yerdeki
yerdeki
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
وَٱلشَّمْسُ ve güneş wal-shamsu
ve güneş
وَٱلْقَمَرُ ve ay wal-qamaru
ve ay
وَٱلنُّجُومُ ve yıldızlar wal-nujūmu
ve yıldızlar
وَٱلْجِبَالُ ve dağlar wal-jibālu
ve dağlar
وَٱلشَّجَرُ ve ağaçlar wal-shajaru
ve ağaçlar
وَٱلدَّوَآبُّ ve hayvanlar wal-dawābu
ve hayvanlar
وَكَثِيرٌۭ ve birçoğu wakathīrun
ve birçoğu
مِّنَ insanlardan mina
insanlardan
ٱلنَّاسِ ۖ the people l-nāsi
the people
وَكَثِيرٌ ama birçoğu wakathīrun
ama birçoğu
حَقَّ hak olmuştur ḥaqqa
hak olmuştur
عَلَيْهِ üzerine ʿalayhi
üzerine
ٱلْعَذَابُ ۗ azab l-ʿadhābu
azab
وَمَن ve kimi waman
ve kimi
يُهِنِ aşağılatırsa yuhini
aşağılatırsa
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
فَمَا artık olmaz famā
artık olmaz
لَهُۥ ona lahu
ona
مِن hiç min
hiç
مُّكْرِمٍ ۚ değer veren muk'rimin
değer veren
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يَفْعَلُ yapar yafʿalu
yapar
مَا şeyi
şeyi
يَشَآءُ ۩ dilediği yashāu
dilediği
١٨ (18)
(18)
Göklerde ve yerde olanların, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanların ve insanların birçoğunun Allah'a secde ettiklerini görmüyor musun? İnsanların birçoğu da azabı hak etmiştir. Allah'ın alçalttığı kimseyi yükseltebilecek yoktur. Doğrusu Allah ne dilerse yapar.
22:19
۞ هَـٰذَانِ işte şunlar hādhāni
işte şunlar
خَصْمَانِ iki hasım taraf khaṣmāni
iki hasım taraf
ٱخْتَصَمُوا۟ çekişen ikh'taṣamū
çekişen
فِى hakkında
hakkında
رَبِّهِمْ ۖ Rableri rabbihim
Rableri
فَٱلَّذِينَ kimselere fa-alladhīna
kimselere
كَفَرُوا۟ inkar eden(lere) kafarū
inkar eden(lere)
قُطِّعَتْ biçildi quṭṭiʿat
biçildi
لَهُمْ onlara lahum
onlara
ثِيَابٌۭ giysi thiyābun
giysi
مِّن ateşten min
ateşten
نَّارٍۢ fire nārin
fire
يُصَبُّ dökülüyor yuṣabbu
dökülüyor
مِن üstünden min
üstünden
فَوْقِ over fawqi
over
رُءُوسِهِمُ başlarının ruūsihimu
başlarının
ٱلْحَمِيمُ kaynar su l-ḥamīmu
kaynar su
١٩ (19)
(19)
İşte Rableri hakkında tartışmaya giren iki taraf: O'nu inkar edenlere, ateşten elbiseler kesilmiştir, başlarına da kaynar su dökülür de bununla karınlarındakiler ve deriler eritilir. Demir topuzlar da onlar içindir.
22:20
يُصْهَرُ eritiliyor yuṣ'haru
eritiliyor
بِهِۦ onunla bihi
onunla
مَا şeyler
şeyler
فِى içindeki
içindeki
بُطُونِهِمْ karınlarının buṭūnihim
karınlarının
وَٱلْجُلُودُ ve derileri wal-julūdu
ve derileri
٢٠ (20)
(20)
İşte Rableri hakkında tartışmaya giren iki taraf: O'nu inkar edenlere, ateşten elbiseler kesilmiştir, başlarına da kaynar su dökülür de bununla karınlarındakiler ve deriler eritilir. Demir topuzlar da onlar içindir.
22:21
وَلَهُم ve onlar için vardır walahum
ve onlar için vardır
مَّقَـٰمِعُ kamçılar maqāmiʿu
kamçılar
مِنْ demirden min
demirden
حَدِيدٍۢ iron ḥadīdin
iron
٢١ (21)
(21)
İşte Rableri hakkında tartışmaya giren iki taraf: O'nu inkar edenlere, ateşten elbiseler kesilmiştir, başlarına da kaynar su dökülür de bununla karınlarındakiler ve deriler eritilir. Demir topuzlar da onlar içindir.
22:22
كُلَّمَآ her sefer kullamā
her sefer
أَرَادُوٓا۟ istedikleri arādū
istedikleri
أَن çıkmak an
çıkmak
يَخْرُجُوا۟ come out yakhrujū
come out
مِنْهَا oradan min'hā
oradan
مِنْ (o) gamdan min
(o) gamdan
غَمٍّ anguish ghammin
anguish
أُعِيدُوا۟ geri çevrilirler uʿīdū
geri çevrilirler
فِيهَا oraya fīhā
oraya
وَذُوقُوا۟ ve tadın (denilir) wadhūqū
ve tadın (denilir)
عَذَابَ azabını ʿadhāba
azabını
ٱلْحَرِيقِ yangın l-ḥarīqi
yangın
٢٢ (22)
(22)
Orada, uğradıkları gamdan ne zaman çıkmak isteseler her defasında oraya geri çevrilirler: "Yakıcı azabı tadın" denir.
22:23
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يُدْخِلُ sokar yud'khilu
sokar
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
ءَامَنُوا۟ inanan(ları) āmanū
inanan(ları)
وَعَمِلُوا۟ ve yapanları waʿamilū
ve yapanları
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler
جَنَّـٰتٍۢ cennetlere jannātin
cennetlere
تَجْرِى akan tajrī
akan
مِن altlarından min
altlarından
تَحْتِهَا underneath it taḥtihā
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar
يُحَلَّوْنَ takınırlar yuḥallawna
takınırlar
فِيهَا orada fīhā
orada
مِنْ bilezikler min
bilezikler
أَسَاوِرَ bracelets asāwira
bracelets
مِن altından min
altından
ذَهَبٍۢ gold dhahabin
gold
وَلُؤْلُؤًۭا ۖ ve inci(ler) walu'lu-an
ve inci(ler)
وَلِبَاسُهُمْ ve giysileri walibāsuhum
ve giysileri
فِيهَا orada fīhā
orada
حَرِيرٌۭ ipektir ḥarīrun
ipektir
٢٣ (23)
(23)
Doğrusu Allah, inanıp yararlı iş işleyenleri, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Orada altın bilezikler ve inciler takınırlar. Oradaki elbiseleri de ipektendir.
22:24
وَهُدُوٓا۟ ve iletilmişlerdir wahudū
ve iletilmişlerdir
إِلَى güzeline ilā
güzeline
ٱلطَّيِّبِ the good l-ṭayibi
the good
مِنَ sözün mina
sözün
ٱلْقَوْلِ the speech l-qawli
the speech
وَهُدُوٓا۟ ve iletilmişlerdir wahudū
ve iletilmişlerdir
إِلَىٰ yoluna ilā
yoluna
صِرَٰطِ (the) path ṣirāṭi
(the) path
ٱلْحَمِيدِ çok övülen(Allah)ın l-ḥamīdi
çok övülen(Allah)ın
٢٤ (24)
(24)
Bu kimseler, sözün güzelini işitecek duruma ulaştırılmışlar, övülmeğe layık olan Allah'ın yoluna eriştirilmişlerdir.
22:25
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
وَيَصُدُّونَ ve geri çevirenler wayaṣuddūna
ve geri çevirenler
عَن yolundan ʿan
yolundan
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَٱلْمَسْجِدِ ve Mescid-i (Haram'dan) wal-masjidi
ve Mescid-i (Haram'dan)
ٱلْحَرَامِ (ve Mescid-i) Haram'dan l-ḥarāmi
(ve Mescid-i) Haram'dan
ٱلَّذِى yaptığımız alladhī
yaptığımız
جَعَلْنَـٰهُ We made it jaʿalnāhu
We made it
لِلنَّاسِ bütün insanlar için lilnnāsi
bütün insanlar için
سَوَآءً eşit (ibadet yeri) sawāan
eşit (ibadet yeri)
ٱلْعَـٰكِفُ yerli olan l-ʿākifu
yerli olan
فِيهِ orada fīhi
orada
وَٱلْبَادِ ۚ ve dışarıdan gelen wal-bādi
ve dışarıdan gelen
وَمَن ve kim waman
ve kim
يُرِدْ isterse yurid
isterse
فِيهِ orada (böyle) fīhi
orada (böyle)
بِإِلْحَادٍۭ haktan sapmak bi-il'ḥādin
haktan sapmak
بِظُلْمٍۢ zulüm ile biẓul'min
zulüm ile
نُّذِقْهُ ona taddırırız nudhiq'hu
ona taddırırız
مِنْ bir azabtan min
bir azabtan
عَذَابٍ a punishment ʿadhābin
a punishment
أَلِيمٍۢ acı alīmin
acı
٢٥ (25)
(25)
Doğrusu inkar edenleri, Allah'ın yolundan, yerli ve yolcu bütün insanlar için eşit kılınan Mescidi Haram'dan alıkoyanları ve orada zulm ile yanlış yola saptırmak isteyeni, can yakıcı bir azaba uğratırız.
22:26
وَإِذْ bir zamanlar wa-idh
bir zamanlar
بَوَّأْنَا kondurmuştuk bawwanā
kondurmuştuk
لِإِبْرَٰهِيمَ İbrahim'i li-ib'rāhīma
İbrahim'i
مَكَانَ yerine makāna
yerine
ٱلْبَيْتِ Beyt(Ka'be'n)in l-bayti
Beyt(Ka'be'n)in
أَن diye an
diye
لَّا ortak koşma
ortak koşma
تُشْرِكْ associate tush'rik
associate
بِى bana
bana
شَيْـًۭٔا hiçbir şeyi shayan
hiçbir şeyi
وَطَهِّرْ ve temizle waṭahhir
ve temizle
بَيْتِىَ evimi baytiya
evimi
لِلطَّآئِفِينَ tavaf edenler için lilṭṭāifīna
tavaf edenler için
وَٱلْقَآئِمِينَ ve ayakta duranlar için wal-qāimīna
ve ayakta duranlar için
وَٱلرُّكَّعِ ve rüku' edenler için wal-rukaʿi
ve rüku' edenler için
ٱلسُّجُودِ secde edenler için l-sujūdi
secde edenler için
٢٦ (26)
(26)
"Bana hiçbir şeyi ortak koşma; tavaf edenler, orada kıyama duranlar, rüku edenler ve secdeye varanlar için Evimi temiz tut" diye İbrahim'i Kabe'nin yerine yerleştirmiştik.
22:27
وَأَذِّن ve ilan et wa-adhin
ve ilan et
فِى içinde
içinde
ٱلنَّاسِ insanlar l-nāsi
insanlar
بِٱلْحَجِّ haccı bil-ḥaji
haccı
يَأْتُوكَ sana gelsinler yatūka
sana gelsinler
رِجَالًۭا yaya olarak rijālan
yaya olarak
وَعَلَىٰ ve üzerinde waʿalā
ve üzerinde
كُلِّ her kulli
her
ضَامِرٍۢ yorgun deve ḍāmirin
yorgun deve
يَأْتِينَ gelen yatīna
gelen
مِن (türlü) min
(türlü)
كُلِّ her kulli
her
فَجٍّ yollardan fajjin
yollardan
عَمِيقٍۢ uzak ʿamīqin
uzak
٢٧ (27)
(27)
İnsanları hacca çağır; yürüyerek veya binekler üstünde uzak yollardan sana gelsinler.
22:28
لِّيَشْهَدُوا۟ şahit olmaları için liyashhadū
şahit olmaları için
مَنَـٰفِعَ birtakım faydalara manāfiʿa
birtakım faydalara
لَهُمْ kendileri için lahum
kendileri için
وَيَذْكُرُوا۟ ve anmaları için wayadhkurū
ve anmaları için
ٱسْمَ adını is'ma
adını
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
فِىٓ günlerde
günlerde
أَيَّامٍۢ days ayyāmin
days
مَّعْلُومَـٰتٍ belirli maʿlūmātin
belirli
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
مَا şeyleri
şeyleri
رَزَقَهُم onlara rızık olarak verilen razaqahum
onlara rızık olarak verilen
مِّنۢ yürüyen-dan min
yürüyen-dan
بَهِيمَةِ yürüyen bahīmati
yürüyen
ٱلْأَنْعَـٰمِ ۖ (of) cattle l-anʿāmi
(of) cattle
فَكُلُوا۟ yeyin fakulū
yeyin
مِنْهَا onlardan min'hā
onlardan
وَأَطْعِمُوا۟ ve yedirin wa-aṭʿimū
ve yedirin
ٱلْبَآئِسَ sıkıntı içinde bulunan l-bāisa
sıkıntı içinde bulunan
ٱلْفَقِيرَ fakire l-faqīra
fakire
٢٨ (28)
(28)
Taki kendi menfaatlerine şahid olsunlar; Allah'ın onlara rızık olarak verdiği hayvanları belli günlerde kurban ederken O'nun adını ansınlar. Siz de bunlardan yiyin, çaresiz kalmış yoksulu da doyurun.
22:29
ثُمَّ sonra thumma
sonra
لْيَقْضُوا۟ gidersinler l'yaqḍū
gidersinler
تَفَثَهُمْ kirlerini tafathahum
kirlerini
وَلْيُوفُوا۟ ve yerine getirsinler walyūfū
ve yerine getirsinler
نُذُورَهُمْ adaklarını nudhūrahum
adaklarını
وَلْيَطَّوَّفُوا۟ ve tavaf etsinler walyaṭṭawwafū
ve tavaf etsinler
بِٱلْبَيْتِ (Eski) Evi [Kâbe'yi] bil-bayti
(Eski) Evi [Kâbe'yi]
ٱلْعَتِيقِ Eski (Evi) [Kâbe'yi] l-ʿatīqi
Eski (Evi) [Kâbe'yi]
٢٩ (29)
(29)
Sonra kirlerini giderip temizlensinler. Adaklarını yerine getirsinler. Kabe'yi tavaf etsinler.
22:30
ذَٰلِكَ işte öyle dhālika
işte öyle
وَمَن ve kim waman
ve kim
يُعَظِّمْ saygı gösterirse yuʿaẓẓim
saygı gösterirse
حُرُمَـٰتِ yasaklarına ḥurumāti
yasaklarına
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
فَهُوَ işte o fahuwa
işte o
خَيْرٌۭ hayırlıdır khayrun
hayırlıdır
لَّهُۥ kendisi için lahu
kendisi için
عِندَ yanında ʿinda
yanında
رَبِّهِۦ ۗ Rabbinin rabbihi
Rabbinin
وَأُحِلَّتْ ve size helal kılınmıştır wa-uḥillat
ve size helal kılınmıştır
لَكُمُ sizin için lakumu
sizin için
ٱلْأَنْعَـٰمُ hayvanlar l-anʿāmu
hayvanlar
إِلَّا dışındaki illā
dışındaki
مَا şeyler
şeyler
يُتْلَىٰ oku(nup açıkla)nan yut'lā
oku(nup açıkla)nan
عَلَيْكُمْ ۖ size ʿalaykum
size
فَٱجْتَنِبُوا۟ artık kaçının fa-ij'tanibū
artık kaçının
ٱلرِّجْسَ pis l-rij'sa
pis
مِنَ putlardan mina
putlardan
ٱلْأَوْثَـٰنِ the idols l-awthāni
the idols
وَٱجْتَنِبُوا۟ ve kaçının wa-ij'tanibū
ve kaçının
قَوْلَ sözden qawla
sözden
ٱلزُّورِ yalan l-zūri
yalan
٣٠ (30)
(30)
İşte böyle. Kim Allah'ın yasaklarına saygı gösterirse, bu Rabbinin katında kendi iyiliğinedir. (Haram olduğu) size okunanlar dışında kalan hayvanlar, size helal kılındı. O halde pis putlardan sakının; yalan sözden kaçının.
22:31
حُنَفَآءَ hanifler olun ḥunafāa
hanifler olun
لِلَّهِ Allah'ı lillahi
Allah'ı
غَيْرَ ortak koşmadan ghayra
ortak koşmadan
مُشْرِكِينَ associating partners mush'rikīna
associating partners
بِهِۦ ۚ O'na bihi
O'na
وَمَن ve kim waman
ve kim
يُشْرِكْ ortak koşarsa yush'rik
ortak koşarsa
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
فَكَأَنَّمَا sanki gibidir faka-annamā
sanki gibidir
خَرَّ düşmüş kharra
düşmüş
مِنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky
فَتَخْطَفُهُ ve kendisini kapıyor fatakhṭafuhu
ve kendisini kapıyor
ٱلطَّيْرُ kuş l-ṭayru
kuş
أَوْ veya aw
veya
تَهْوِى sürüklüyor tahwī
sürüklüyor
بِهِ onu bihi
onu
ٱلرِّيحُ rüzgar l-rīḥu
rüzgar
فِى bir yere
bir yere
مَكَانٍۢ a place makānin
a place
سَحِيقٍۢ uzak saḥīqin
uzak
٣١ (31)
(31)
Allah'a ortak koşmaksızın O'na yönelerek pis putlardan kaçının, yalan sözden çekinin. Allah'a ortak koşan kimse, gökten düşüp de kuşların kaptığı veya rüzgarın bir uçuruma attığı şeye benzer.
22:32
ذَٰلِكَ işte böyle dhālika
işte böyle
وَمَن ve kim waman
ve kim
يُعَظِّمْ saygı gösterirse yuʿaẓẓim
saygı gösterirse
شَعَـٰٓئِرَ nişanlarına shaʿāira
nişanlarına
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
فَإِنَّهَا şüphesiz bu fa-innahā
şüphesiz bu
مِن takvasındandır min
takvasındandır
تَقْوَى (the) piety taqwā
(the) piety
ٱلْقُلُوبِ kalblerin l-qulūbi
kalblerin
٣٢ (32)
(32)
Bu böyledir; kişinin Allah'ın nişanelerine hürmet göstermesi, kalblerin Allah'a karşı gelmekten sakınmasındandır.
22:33
لَكُمْ sizin için vardır lakum
sizin için vardır
فِيهَا onlarda fīhā
onlarda
مَنَـٰفِعُ menfaatler manāfiʿu
menfaatler
إِلَىٰٓ bir süreye kadar ilā
bir süreye kadar
أَجَلٍۢ a term ajalin
a term
مُّسَمًّۭى belirli musamman
belirli
ثُمَّ sonra thumma
sonra
مَحِلُّهَآ onların varacakları yer maḥilluhā
onların varacakları yer
إِلَى (Eski) Ev'dir [Kâbe] ilā
(Eski) Ev'dir [Kâbe]
ٱلْبَيْتِ the House l-bayti
the House
ٱلْعَتِيقِ Eski (Ev'dir) [Kâbe] l-ʿatīqi
Eski (Ev'dir) [Kâbe]
٣٣ (33)
(33)
Bu nişanelerde sizin için belli bir süreye kadar faydalar vardır. Sonra bunlar Beyti Atik'de, Kabe'de son bulurlar.
22:34
وَلِكُلِّ ve hepsi için walikulli
ve hepsi için
أُمَّةٍۢ ümmetin ummatin
ümmetin
جَعَلْنَا biz koyduk jaʿalnā
biz koyduk
مَنسَكًۭا bir kurban ibadeti mansakan
bir kurban ibadeti
لِّيَذْكُرُوا۟ anmaları için liyadhkurū
anmaları için
ٱسْمَ adını is'ma
adını
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
مَا şey
şey
رَزَقَهُم rızık olarak verilen razaqahum
rızık olarak verilen
مِّنۢ hayvanlardan min
hayvanlardan
بَهِيمَةِ (the) beast bahīmati
(the) beast
ٱلْأَنْعَـٰمِ ۗ (kurbanlık) l-anʿāmi
(kurbanlık)
فَإِلَـٰهُكُمْ tanrınız fa-ilāhukum
tanrınız
إِلَـٰهٌۭ tanrıdır ilāhun
tanrıdır
وَٰحِدٌۭ bir tek wāḥidun
bir tek
فَلَهُۥٓ yalnız O'na falahu
yalnız O'na
أَسْلِمُوا۟ ۗ teslim olun aslimū
teslim olun
وَبَشِّرِ ve müjdele wabashiri
ve müjdele
ٱلْمُخْبِتِينَ samimi insanları l-mukh'bitīna
samimi insanları
٣٤ (34)
(34)
Her ümmet için, Allah'ın kendilerine rızk olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerlerine O'nun adını anarak kurban kesmeyi meşru kıldık. Sizin Tanrınız tek bir Tanrı'dır, O'na teslim olun. Allah anıldığı zaman kalbleri titreyen, başlarına gelene sabreden, namaz kılan, kendilerine verdiğimiz rızıktan sarfeden ve Allah'a gönül vermiş olan kimselere müjde et.
22:35
ٱلَّذِينَ onlar ki alladhīna
onlar ki
إِذَا zaman idhā
zaman
ذُكِرَ anıldığı dhukira
anıldığı
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
وَجِلَتْ titrer wajilat
titrer
قُلُوبُهُمْ kalbleri qulūbuhum
kalbleri
وَٱلصَّـٰبِرِينَ ve sabrederler wal-ṣābirīna
ve sabrederler
عَلَىٰ (başlarına) ʿalā
(başlarına)
مَآ edene
edene
أَصَابَهُمْ isabet aṣābahum
isabet
وَٱلْمُقِيمِى ve kılarlar wal-muqīmī
ve kılarlar
ٱلصَّلَوٰةِ namazı l-ṣalati
namazı
وَمِمَّا ve şeylerden wamimmā
ve şeylerden
رَزَقْنَـٰهُمْ kendilerini rızıkandırdığımız razaqnāhum
kendilerini rızıkandırdığımız
يُنفِقُونَ (Allah yoluna) harcarlar yunfiqūna
(Allah yoluna) harcarlar
٣٥ (35)
(35)
Her ümmet için, Allah'ın kendilerine rızk olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerlerine O'nun adını anarak kurban kesmeyi meşru kıldık. Sizin Tanrınız tek bir Tanrı'dır, O'na teslim olun. Allah anıldığı zaman kalbleri titreyen, başlarına gelene sabreden, namaz kılan, kendilerine verdiğimiz rızıktan sarfeden ve Allah'a gönül vermiş olan kimselere müjde et.
22:36
وَٱلْبُدْنَ kurbanlık develeri wal-bud'na
kurbanlık develeri
جَعَلْنَـٰهَا yaptık jaʿalnāhā
yaptık
لَكُم sizin için lakum
sizin için
مِّن işaretlerinden min
işaretlerinden
شَعَـٰٓئِرِ (the) Symbols shaʿāiri
(the) Symbols
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
لَكُمْ sizin için vardır lakum
sizin için vardır
فِيهَا onlarda fīhā
onlarda
خَيْرٌۭ ۖ hayır khayrun
hayır
فَٱذْكُرُوا۟ anın (da boğazlayın) fa-udh'kurū
anın (da boğazlayın)
ٱسْمَ adını is'ma
adını
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
عَلَيْهَا üzerlerine ʿalayhā
üzerlerine
صَوَآفَّ ۖ (kurban için) sıra halinde dururlarken ṣawāffa
(kurban için) sıra halinde dururlarken
فَإِذَا zaman fa-idhā
zaman
وَجَبَتْ düştüğünde wajabat
düştüğünde
جُنُوبُهَا yanları üzerine (canları çıkınca) junūbuhā
yanları üzerine (canları çıkınca)
فَكُلُوا۟ yeyin fakulū
yeyin
مِنْهَا onlardan min'hā
onlardan
وَأَطْعِمُوا۟ ve yedirin wa-aṭʿimū
ve yedirin
ٱلْقَانِعَ kanaat edip isteyemeyene l-qāniʿa
kanaat edip isteyemeyene
وَٱلْمُعْتَرَّ ۚ ve isteyene wal-muʿ'tara
ve isteyene
كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle
سَخَّرْنَـٰهَا onları boyun eğdirdi sakharnāhā
onları boyun eğdirdi
لَكُمْ size lakum
size
لَعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki
تَشْكُرُونَ şükredersiniz tashkurūna
şükredersiniz
٣٦ (36)
(36)
İşte kurbanlık deve ve sığırları Allah'ın size olan nişanelerinden kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Bağlı halde keserken üzerlerine Allah'ın adını anın. Yan üstü düşüp ölünce onlardan yiyin, isteyene de istemeyene de verin. Şükredersiniz diye onları böylece sizin buyruğunuza verdik.
22:37
لَن ulaşmaz lan
ulaşmaz
يَنَالَ reach yanāla
reach
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
لُحُومُهَا onların etleri luḥūmuhā
onların etleri
وَلَا ve ne de walā
ve ne de
دِمَآؤُهَا kanları dimāuhā
kanları
وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat
يَنَالُهُ O'na ulaşır yanāluhu
O'na ulaşır
ٱلتَّقْوَىٰ takvanız l-taqwā
takvanız
مِنكُمْ ۚ sizin minkum
sizin
كَذَٰلِكَ böylece kadhālika
böylece
سَخَّرَهَا onları boyun eğdirdi sakharahā
onları boyun eğdirdi
لَكُمْ size lakum
size
لِتُكَبِّرُوا۟ anmanız için litukabbirū
anmanız için
ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı
عَلَىٰ üzere ʿalā
üzere
مَا diye
diye
هَدَىٰكُمْ ۗ sizi doğru yola iletti hadākum
sizi doğru yola iletti
وَبَشِّرِ ve müjdele wabashiri
ve müjdele
ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananları l-muḥ'sinīna
güzel davrananları
٣٧ (37)
(37)
Bu hayvanların ne etleri ve ne de kanları Allah'a ulaşacaktır. Allah'a ulaşacak olan ancak sizin O'nun için yaptığınız gösterişten uzak amel ve ibadettir. Size doğru yolu gösterdiğinden, Allah'ı yüceltmeniz için onları böylece sizin buyruğunuza vermiştir. İyilik yapanlara müjde et.
22:38
۞ إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يُدَٰفِعُ defeder (şerri) yudāfiʿu
defeder (şerri)
عَنِ kimselerden ʿani
kimselerden
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
ءَامَنُوٓا۟ ۗ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَا sevmez
sevmez
يُحِبُّ like yuḥibbu
like
كُلَّ hiçbir kulla
hiçbir
خَوَّانٍۢ hain khawwānin
hain
كَفُورٍ inkarcıyı kafūrin
inkarcıyı
٣٨ (38)
(38)
Allah şüphesiz inananları savunur, çünkü hainleri ve nankörleri hiç sevmez.
22:39
أُذِنَ izin verildi udhina
izin verildi
لِلَّذِينَ kendileriyle lilladhīna
kendileriyle
يُقَـٰتَلُونَ savaşılanlara yuqātalūna
savaşılanlara
بِأَنَّهُمْ yüzünden bi-annahum
yüzünden
ظُلِمُوا۟ ۚ onlara zulmedilmeleri ẓulimū
onlara zulmedilmeleri
وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
عَلَىٰ onlara yardım etmeğe ʿalā
onlara yardım etmeğe
نَصْرِهِمْ their victory naṣrihim
their victory
لَقَدِيرٌ kadirdir laqadīrun
kadirdir
٣٩ (39)
(39)
Haksızlığa uğratılarak kendilerine savaş açılan kimselerin karşı koyup savaşmasına izin verilmiştir. Allah onlara yardım etmeğe elbette Kadir'dir.
22:40
ٱلَّذِينَ onlar alladhīna
onlar
أُخْرِجُوا۟ çıkarıldılar ukh'rijū
çıkarıldılar
مِن yurtlarından min
yurtlarından
دِيَـٰرِهِم their homes diyārihim
their homes
بِغَيْرِ etmedikleri halde bighayri
etmedikleri halde
حَقٍّ hak ḥaqqin
hak
إِلَّآ sadece illā
sadece
أَن diye an
diye
يَقُولُوا۟ diyorlar yaqūlū
diyorlar
رَبُّنَا Rabbimiz rabbunā
Rabbimiz
ٱللَّهُ ۗ Allah'tır l-lahu
Allah'tır
وَلَوْلَا eğer olmasaydı walawlā
eğer olmasaydı
دَفْعُ savunması dafʿu
savunması
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلنَّاسَ insanların l-nāsa
insanların
بَعْضَهُم bazılarını baʿḍahum
bazılarını
بِبَعْضٍۢ diğer bazılarıyle bibaʿḍin
diğer bazılarıyle
لَّهُدِّمَتْ yıkılırdı lahuddimat
yıkılırdı
صَوَٰمِعُ manastırlar ṣawāmiʿu
manastırlar
وَبِيَعٌۭ ve kiliseler wabiyaʿun
ve kiliseler
وَصَلَوَٰتٌۭ ve havralar waṣalawātun
ve havralar
وَمَسَـٰجِدُ ve mescidler wamasājidu
ve mescidler
يُذْكَرُ anılan yudh'karu
anılan
فِيهَا içlerinde fīhā
içlerinde
ٱسْمُ ismi us'mu
ismi
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
كَثِيرًۭا ۗ çokca kathīran
çokca
وَلَيَنصُرَنَّ ve elbette yardım eder walayanṣuranna
ve elbette yardım eder
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مَن kimseye man
kimseye
يَنصُرُهُۥٓ ۗ kendine yardım eden yanṣuruhu
kendine yardım eden
إِنَّ kuşkusuz inna
kuşkusuz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَقَوِىٌّ kuvvetlidir laqawiyyun
kuvvetlidir
عَزِيزٌ galibdir ʿazīzun
galibdir
٤٠ (40)
(40)
Onlar haksız yere ve "Rabbimiz Allah'tır" dediler diye yurtlarından çıkarılmışlardır. Allah insanların bir kısmını diğeriyle savmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın adı çok anılan camiler yıkılıp giderdi. And olsun ki, Allah'a yardım edenlere O da yardım eder. Doğrusu Allah kuvvetlidir, güçlüdür.
22:41
ٱلَّذِينَ eğer alladhīna
eğer
إِن if in
if
مَّكَّنَّـٰهُمْ onları iktidara getirirsek makkannāhum
onları iktidara getirirsek
فِى yer yüzünde
yer yüzünde
ٱلْأَرْضِ the land l-arḍi
the land
أَقَامُوا۟ kılarlar aqāmū
kılarlar
ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı
وَءَاتَوُا۟ ve verirler waātawū
ve verirler
ٱلزَّكَوٰةَ zekatı l-zakata
zekatı
وَأَمَرُوا۟ ve emrederler wa-amarū
ve emrederler
بِٱلْمَعْرُوفِ iyiliği bil-maʿrūfi
iyiliği
وَنَهَوْا۟ ve vazgeçirmeğe çalışırlar wanahaw
ve vazgeçirmeğe çalışırlar
عَنِ kötülükten ʿani
kötülükten
ٱلْمُنكَرِ ۗ the wrong l-munkari
the wrong
وَلِلَّهِ ve Allah'a aittir walillahi
ve Allah'a aittir
عَـٰقِبَةُ sonu ʿāqibatu
sonu
ٱلْأُمُورِ bütün işlerin l-umūri
bütün işlerin
٤١ (41)
(41)
Onları biz yeryüzüne yerleştirirsek namaz kılarlar, zekat verirler, uygun olanı emrederler, fenalığı yasak ederler. İşlerin sonucu Allah'a aittir.
22:42
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
يُكَذِّبُوكَ seni yalanlıyorlarsa yukadhibūka
seni yalanlıyorlarsa
فَقَدْ gerçekten faqad
gerçekten
كَذَّبَتْ yalanlamıştı kadhabat
yalanlamıştı
قَبْلَهُمْ bunlardan önce qablahum
bunlardan önce
قَوْمُ kavmi de qawmu
kavmi de
نُوحٍۢ Nuh nūḥin
Nuh
وَعَادٌۭ ve 'Ad waʿādun
ve 'Ad
وَثَمُودُ ve Semud wathamūdu
ve Semud
٤٢ (42)
(42)
Seni yalancı sayıyorlarsa bil ki, onlardan önce Nuh milleti, Ad, Semud, İbrahim milleti, Lut milleti ve Medyen halkı da peygamberlerini yalancı saymış ve Musa da yalanlanmıştı. Ama Ben, kafirlere önce mehil verdim, sonra da onları yakalayıverdim; Beni tanımamak nasılmış görsünler.
22:43
وَقَوْمُ ve kavmi waqawmu
ve kavmi
إِبْرَٰهِيمَ İbrahim ib'rāhīma
İbrahim
وَقَوْمُ ve kavmi waqawmu
ve kavmi
لُوطٍۢ Lut lūṭin
Lut
٤٣ (43)
(43)
Seni yalancı sayıyorlarsa bil ki, onlardan önce Nuh milleti, Ad, Semud, İbrahim milleti, Lut milleti ve Medyen halkı da peygamberlerini yalancı saymış ve Musa da yalanlanmıştı. Ama Ben, kafirlere önce mehil verdim, sonra da onları yakalayıverdim; Beni tanımamak nasılmış görsünler.
22:44
وَأَصْحَـٰبُ ve halkı wa-aṣḥābu
ve halkı
مَدْيَنَ ۖ Medyen madyana
Medyen
وَكُذِّبَ ve yalanlanmıştı wakudhiba
ve yalanlanmıştı
مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa
فَأَمْلَيْتُ ben de bir süre vermiştim fa-amlaytu
ben de bir süre vermiştim
لِلْكَـٰفِرِينَ kafirlere lil'kāfirīna
kafirlere
ثُمَّ sonra thumma
sonra
أَخَذْتُهُمْ ۖ onları yakalamıştım akhadhtuhum
onları yakalamıştım
فَكَيْفَ nasıl fakayfa
nasıl
كَانَ oldu kāna
oldu
نَكِيرِ benim inkarım nakīri
benim inkarım
٤٤ (44)
(44)
Seni yalancı sayıyorlarsa bil ki, onlardan önce Nuh milleti, Ad, Semud, İbrahim milleti, Lut milleti ve Medyen halkı da peygamberlerini yalancı saymış ve Musa da yalanlanmıştı. Ama Ben, kafirlere önce mehil verdim, sonra da onları yakalayıverdim; Beni tanımamak nasılmış görsünler.
22:45
فَكَأَيِّن niceleri vardır faka-ayyin
niceleri vardır
مِّن kentlerden min
kentlerden
قَرْيَةٍ a township qaryatin
a township
أَهْلَكْنَـٰهَا helak ettiğimiz ahlaknāhā
helak ettiğimiz
وَهِىَ o wahiya
o
ظَالِمَةٌۭ zulmederken ẓālimatun
zulmederken
فَهِىَ ve o fahiya
ve o
خَاوِيَةٌ çökmüştür khāwiyatun
çökmüştür
عَلَىٰ üstüne ʿalā
üstüne
عُرُوشِهَا tavanları ʿurūshihā
tavanları
وَبِئْرٍۢ ve kuyu wabi'rin
ve kuyu
مُّعَطَّلَةٍۢ kullanılmaz olmuştur muʿaṭṭalatin
kullanılmaz olmuştur
وَقَصْرٍۢ ve saraylar waqaṣrin
ve saraylar
مَّشِيدٍ sağlam mashīdin
sağlam
٤٥ (45)
(45)
Nice kasabaların halkını haksızlık yaparken yok ettik. Artık çatıları çökmüş, kuyuları metruk, sarayları bomboş kalmıştır.
22:46
أَفَلَمْ hiç afalam
hiç
يَسِيرُوا۟ gezmediler mi? yasīrū
gezmediler mi?
فِى yer yüzünde
yer yüzünde
ٱلْأَرْضِ the land l-arḍi
the land
فَتَكُونَ olsun fatakūna
olsun
لَهُمْ onların lahum
onların
قُلُوبٌۭ kalbleri qulūbun
kalbleri
يَعْقِلُونَ düşünecekleri yaʿqilūna
düşünecekleri
بِهَآ onunla bihā
onunla
أَوْ veyahut aw
veyahut
ءَاذَانٌۭ kulakları ādhānun
kulakları
يَسْمَعُونَ işitecekleri yasmaʿūna
işitecekleri
بِهَا ۖ onunla bihā
onunla
فَإِنَّهَا zira fa-innahā
zira
لَا kör olmaz
kör olmaz
تَعْمَى (are) blinded taʿmā
(are) blinded
ٱلْأَبْصَـٰرُ gözler l-abṣāru
gözler
وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat
تَعْمَى kör olur taʿmā
kör olur
ٱلْقُلُوبُ kalbler l-qulūbu
kalbler
ٱلَّتِى içindeki allatī
içindeki
فِى (are) in
(are) in
ٱلصُّدُورِ göğüsler l-ṣudūri
göğüsler
٤٦ (46)
(46)
Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki, orada olanları akledecek kalbleri, işitecek kulakları olsun. Ama yalnız gözler kör olmaz, fakat göğüslerde olan kalbler de körleşir.
22:47
وَيَسْتَعْجِلُونَكَ ve senden çabucak istiyorlar wayastaʿjilūnaka
ve senden çabucak istiyorlar
بِٱلْعَذَابِ azabı bil-ʿadhābi
azabı
وَلَن fakat walan
fakat
يُخْلِفَ caymaz yukh'lifa
caymaz
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
وَعْدَهُۥ ۚ sözünden waʿdahu
sözünden
وَإِنَّ ve şüphesiz; wa-inna
ve şüphesiz;
يَوْمًا bir gün yawman
bir gün
عِندَ yanında ʿinda
yanında
رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin
كَأَلْفِ bin (yıl) gibidir ka-alfi
bin (yıl) gibidir
سَنَةٍۢ yıl sanatin
yıl
مِّمَّا sizin saydıklarınızdan mimmā
sizin saydıklarınızdan
تَعُدُّونَ you count taʿuddūna
you count
٤٧ (47)
(47)
Senden, başlarına acele azap getirmeni istiyorlar. Allah sözünden asla caymayacaktır. Rabbinin katında bir gün, saydıklarınızdan bin yıl gibidir.
22:48
وَكَأَيِّن ve niceleri var ki waka-ayyin
ve niceleri var ki
مِّن kentlerden min
kentlerden
قَرْيَةٍ a township qaryatin
a township
أَمْلَيْتُ biraz süre vermişimdir amlaytu
biraz süre vermişimdir
لَهَا ona lahā
ona
وَهِىَ o wahiya
o
ظَالِمَةٌۭ zulmederken ẓālimatun
zulmederken
ثُمَّ sonra thumma
sonra
أَخَذْتُهَا onu yakalamışımdır akhadhtuhā
onu yakalamışımdır
وَإِلَىَّ ancak banadır wa-ilayya
ancak banadır
ٱلْمَصِيرُ dönüş l-maṣīru
dönüş
٤٨ (48)
(48)
Nice kasabalara, haksız oldukları halde, mehil vermiştim; sonunda onları yakalayıverdim. Dönüş ancak Bana'dır.
22:49
قُلْ de ki qul
de ki
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلنَّاسُ insanlar l-nāsu
insanlar
إِنَّمَآ şüphesiz innamā
şüphesiz
أَنَا۠ ben anā
ben
لَكُمْ sizin için lakum
sizin için
نَذِيرٌۭ bir uyarıcıyım nadhīrun
bir uyarıcıyım
مُّبِينٌۭ apaçık mubīnun
apaçık
٤٩ (49)
(49)
"Ey insanlar! Ben sizin için ancak apaçık bir uyarıcıyım" de.
22:50
فَٱلَّذِينَ ve fa-alladhīna
ve
ءَامَنُوا۟ inananlar için āmanū
inananlar için
وَعَمِلُوا۟ ve yapanlar için waʿamilū
ve yapanlar için
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler
لَهُم onlara vardır lahum
onlara vardır
مَّغْفِرَةٌۭ mağfiret maghfiratun
mağfiret
وَرِزْقٌۭ ve rızık wariz'qun
ve rızık
كَرِيمٌۭ bol karīmun
bol
٥٠ (50)
(50)
Cömertçe verilmiş rızık ve mağfiret, inanan ve yararlı iş işleyenleredir.
22:51
وَٱلَّذِينَ çalışanlara gelince wa-alladhīna
çalışanlara gelince
سَعَوْا۟ strove saʿaw
strove
فِىٓ eyetlerimizi
eyetlerimizi
ءَايَـٰتِنَا Our Verses āyātinā
Our Verses
مُعَـٰجِزِينَ etkisiz bırakmak için muʿājizīna
etkisiz bırakmak için
أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar ulāika
onlar
أَصْحَـٰبُ ashabıdır aṣḥābu
ashabıdır
ٱلْجَحِيمِ cehennem l-jaḥīmi
cehennem
٥١ (51)
(51)
Ayetlerimizi tartışarak bozmağa uğraşanlar, işte onlar cehennemliklerdir.
22:52
وَمَآ ve wamā
ve
أَرْسَلْنَا göndermemiştik arsalnā
göndermemiştik
مِن senden önce min
senden önce
قَبْلِكَ before you qablika
before you
مِن hiçbir min
hiçbir
رَّسُولٍۢ resul rasūlin
resul
وَلَا ve ne de walā
ve ne de
نَبِىٍّ nebi nabiyyin
nebi
إِلَّآ olmayan illā
olmayan
إِذَا zaman idhā
zaman
تَمَنَّىٰٓ temenni ettiği tamannā
temenni ettiği
أَلْقَى (bir düşünce) atmış alqā
(bir düşünce) atmış
ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan l-shayṭānu
şeytan
فِىٓ onun temennisine
onun temennisine
أُمْنِيَّتِهِۦ his recitation um'niyyatihi
his recitation
فَيَنسَخُ fakat siler fayansakhu
fakat siler
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مَا şeyi
şeyi
يُلْقِى attığı yul'qī
attığı
ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytanın l-shayṭānu
şeytanın
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يُحْكِمُ sağlamlaştırır yuḥ'kimu
sağlamlaştırır
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ءَايَـٰتِهِۦ ۗ kendi ayetlerini āyātihi
kendi ayetlerini
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
عَلِيمٌ alim(bilen)dir ʿalīmun
alim(bilen)dir
حَكِيمٌۭ hakimdir ḥakīmun
hakimdir
٥٢ (52)
(52)
Senden önce gönderdiğimiz hiçbir resul ve nebi yoktur ki, birşeyi arzuladığı zaman, şeytan onun arzusuna vesvese karıştırmamış olsun. Fakat Allah, şeytanın attığını derhal iptal eder, sonra kendi ayetlerini sağlamlaştırır. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
22:53
لِّيَجْعَلَ yapmak için liyajʿala
yapmak için
مَا şeyi
şeyi
يُلْقِى attığı yul'qī
attığı
ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytanın l-shayṭānu
şeytanın
فِتْنَةًۭ bir imtihan fit'natan
bir imtihan
لِّلَّذِينَ olanlara lilladhīna
olanlara
فِى kalblerinde
kalblerinde
قُلُوبِهِم their hearts qulūbihim
their hearts
مَّرَضٌۭ bir hastalık maraḍun
bir hastalık
وَٱلْقَاسِيَةِ ve katılaşanlara wal-qāsiyati
ve katılaşanlara
قُلُوبُهُمْ ۗ kalbleri qulūbuhum
kalbleri
وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz
ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimler l-ẓālimīna
zalimler
لَفِى içindedirler lafī
içindedirler
شِقَاقٍۭ bir ayrılık shiqāqin
bir ayrılık
بَعِيدٍۢ uzak baʿīdin
uzak
٥٣ (53)
(53)
/. Allah şeytanın karıştırdığını, kalblerinde hastalık bulunan ve kalbleri kaskatı olan kimseleri sınamayı vesile kılar. Zalimler şüphesiz derin bir ayrılık içindedirler.
22:54
وَلِيَعْلَمَ ve bilsinler diye waliyaʿlama
ve bilsinler diye
ٱلَّذِينَ kendilerine alladhīna
kendilerine
أُوتُوا۟ verilenler ūtū
verilenler
ٱلْعِلْمَ ilim l-ʿil'ma
ilim
أَنَّهُ onun (Kur'an'ın) annahu
onun (Kur'an'ın)
ٱلْحَقُّ bir hak (gerçek) olduğunu l-ḥaqu
bir hak (gerçek) olduğunu
مِن Rabbinden min
Rabbinden
رَّبِّكَ your Lord rabbika
your Lord
فَيُؤْمِنُوا۟ ve inansınlar diye fayu'minū
ve inansınlar diye
بِهِۦ ona bihi
ona
فَتُخْبِتَ böylece saygı duysun fatukh'bita
böylece saygı duysun
لَهُۥ ona lahu
ona
قُلُوبُهُمْ ۗ kalbleri qulūbuhum
kalbleri
وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَهَادِ mutlaka iletir lahādi
mutlaka iletir
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
ءَامَنُوٓا۟ inanan(ları) āmanū
inanan(ları)
إِلَىٰ yola ilā
yola
صِرَٰطٍۢ a Path ṣirāṭin
a Path
مُّسْتَقِيمٍۢ doğru mus'taqīmin
doğru
٥٤ (54)
(54)
Bu, kendilerine ilim verilenlerin Kuran'ın, senin Rabbin'den bir gerçek olduğunu bilip de ona inanmaları ve gönüllerini bağlamaları içindir. Allah inananları şüphesiz doğru yola eriştirir.
22:55
وَلَا ve walā
ve
يَزَالُ bitmez yazālu
bitmez
ٱلَّذِينَ inkar edenlerin alladhīna
inkar edenlerin
كَفَرُوا۟ disbelieve kafarū
disbelieve
فِى içinde (olmaları)
içinde (olmaları)
مِرْيَةٍۢ kuşku mir'yatin
kuşku
مِّنْهُ o(Kur'a)ndan min'hu
o(Kur'a)ndan
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
تَأْتِيَهُمُ kendilerine gelinceye tatiyahumu
kendilerine gelinceye
ٱلسَّاعَةُ o sa'at l-sāʿatu
o sa'at
بَغْتَةً ansızın baghtatan
ansızın
أَوْ yahut aw
yahut
يَأْتِيَهُمْ kendilerine gelinceye kadar yatiyahum
kendilerine gelinceye kadar
عَذَابُ azabı ʿadhābu
azabı
يَوْمٍ günün yawmin
günün
عَقِيمٍ kısır (hayırsız) ʿaqīmin
kısır (hayırsız)
٥٥ (55)
(55)
İnkar edenler, ceza saati kendilerine ansızın gelene veya gecesi olmayan günün azabı çatana kadar Kuran'dan şüphe etmekte devam ederler.
22:56
ٱلْمُلْكُ mülk al-mul'ku
mülk
يَوْمَئِذٍۢ o gün yawma-idhin
o gün
لِّلَّهِ Allah'ındır lillahi
Allah'ındır
يَحْكُمُ hükmeder yaḥkumu
hükmeder
بَيْنَهُمْ ۚ onların aralarında baynahum
onların aralarında
فَٱلَّذِينَ kimseler fa-alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inananlar āmanū
inananlar
وَعَمِلُوا۟ ve yapanlar waʿamilū
ve yapanlar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler
فِى cennetlerindedirler
cennetlerindedirler
جَنَّـٰتِ Gardens jannāti
Gardens
ٱلنَّعِيمِ ni'met l-naʿīmi
ni'met
٥٦ (56)
(56)
İşte o gün hükümranlık Allah'ındır. O aralarında hükmeder. İnanıp yararlı iş işleyenler nimet cennetlerindedirler.
22:57
وَٱلَّذِينَ ve wa-alladhīna
ve
كَفَرُوا۟ inkar edenler kafarū
inkar edenler
وَكَذَّبُوا۟ ve yalanlayanlar wakadhabū
ve yalanlayanlar
بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar fa-ulāika
işte onlar
لَهُمْ onlara vardır lahum
onlara vardır
عَذَابٌۭ bir azab ʿadhābun
bir azab
مُّهِينٌۭ alçaltan muhīnun
alçaltan
٥٧ (57)
(57)
İnkar edenler, ayetlerimizi yalan sayan kimseler, işte onlar için hakir düşüren azap vardır.
22:58
وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler
هَاجَرُوا۟ hicret eden(ler) hājarū
hicret eden(ler)
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
ثُمَّ sonra thumma
sonra
قُتِلُوٓا۟ öldürülenler qutilū
öldürülenler
أَوْ veya aw
veya
مَاتُوا۟ ölenler mātū
ölenler
لَيَرْزُقَنَّهُمُ onları rızıklandıracaktır layarzuqannahumu
onları rızıklandıracaktır
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
رِزْقًا bir rızıkla riz'qan
bir rızıkla
حَسَنًۭا ۚ en güzel ḥasanan
en güzel
وَإِنَّ ve doğrusu wa-inna
ve doğrusu
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَهُوَ elbette o lahuwa
elbette o
خَيْرُ en hayırlısıdır khayru
en hayırlısıdır
ٱلرَّٰزِقِينَ rızık verenlerin l-rāziqīna
rızık verenlerin
٥٨ (58)
(58)
Allah yolunda hicret edenlere, sonra öldürülen veya ölenlere Allah, elbette onlara güzel bir rızık verecektir. Rızık verenlerin en hayırlısı yalnız Allah'tır.
22:59
لَيُدْخِلَنَّهُم elbette onları sokacaktır layud'khilannahum
elbette onları sokacaktır
مُّدْخَلًۭا bir yere mud'khalan
bir yere
يَرْضَوْنَهُۥ ۗ razı olacakları yarḍawnahu
razı olacakları
وَإِنَّ ve doğrusu wa-inna
ve doğrusu
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَعَلِيمٌ bilendir laʿalīmun
bilendir
حَلِيمٌۭ halimdir ḥalīmun
halimdir
٥٩ (59)
(59)
And olsun ki, onları hoşnut olacakları bir yere koyar. Şüphesiz Allah bilendir, Halim'dir.
22:60
۞ ذَٰلِكَ işte böyle dhālika
işte böyle
وَمَنْ ve kim waman
ve kim
عَاقَبَ ceza verir de ʿāqaba
ceza verir de
بِمِثْلِ dengiyle bimith'li
dengiyle
مَا yapılan cezanın
yapılan cezanın
عُوقِبَ he was made to suffer ʿūqiba
he was made to suffer
بِهِۦ kendisine bihi
kendisine
ثُمَّ sonra thumma
sonra
بُغِىَ tekrar saldırılırsa bughiya
tekrar saldırılırsa
عَلَيْهِ kendisine ʿalayhi
kendisine
لَيَنصُرَنَّهُ elbette ona yardım eder layanṣurannahu
elbette ona yardım eder
ٱللَّهُ ۗ Allah l-lahu
Allah
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَعَفُوٌّ affedendir laʿafuwwun
affedendir
غَفُورٌۭ bağışlayındır ghafūrun
bağışlayındır
٦٠ (60)
(60)
Bu böyledir; kim kendisine verilen kadar ceza verirse ve kendisine yine de saldırılırsa, Allah ona, and olsun ki yardım edecektir. Allah şüphesiz, affeder ve bağışlar.
22:61
ذَٰلِكَ işte böyle dhālika
işte böyle
بِأَنَّ şüphesiz bi-anna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يُولِجُ sokar yūliju
sokar
ٱلَّيْلَ geceyi al-layla
geceyi
فِى içine
içine
ٱلنَّهَارِ gündüzün l-nahāri
gündüzün
وَيُولِجُ ve sokar wayūliju
ve sokar
ٱلنَّهَارَ gündüzü l-nahāra
gündüzü
فِى içine
içine
ٱلَّيْلِ gecenin al-layli
gecenin
وَأَنَّ ve doğrusu wa-anna
ve doğrusu
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
سَمِيعٌۢ işitendir samīʿun
işitendir
بَصِيرٌۭ görendir baṣīrun
görendir
٦١ (61)
(61)
Böyledir; Allah geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katar ve Allah şüphesiz işitir ve görür.
22:62
ذَٰلِكَ işte böyle dhālika
işte böyle
بِأَنَّ çünkü bi-anna
çünkü
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
هُوَ o huwa
o
ٱلْحَقُّ Hak'tır l-ḥaqu
Hak'tır
وَأَنَّ ve gerçekten wa-anna
ve gerçekten
مَا şeyler
şeyler
يَدْعُونَ yalvardıkları yadʿūna
yalvardıkları
مِن O'ndan başka min
O'ndan başka
دُونِهِۦ besides Him dūnihi
besides Him
هُوَ o huwa
o
ٱلْبَـٰطِلُ batıldır l-bāṭilu
batıldır
وَأَنَّ ve gerçek şu ki wa-anna
ve gerçek şu ki
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
هُوَ O huwa
O
ٱلْعَلِىُّ çok yücedir l-ʿaliyu
çok yücedir
ٱلْكَبِيرُ çok büyüktür l-kabīru
çok büyüktür
٦٢ (62)
(62)
Keza Hak yalnız Allah'tır; O'nu bırakıp taptıkları sadece batıldır. Doğrusu Allah yücedir büyüktür.
22:63
أَلَمْ görmedin mi alam
görmedin mi
تَرَ you see tara
you see
أَنَّ kesinlikle anna
kesinlikle
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
أَنزَلَ indirir anzala
indirir
مِنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky
مَآءًۭ bir su māan
bir su
فَتُصْبِحُ böylece olur fatuṣ'biḥu
böylece olur
ٱلْأَرْضُ yeryüzü l-arḍu
yeryüzü
مُخْضَرَّةً ۗ yemyeşil mukh'ḍarratan
yemyeşil
إِنَّ doğrusu inna
doğrusu
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَطِيفٌ latiftir laṭīfun
latiftir
خَبِيرٌۭ habirdir khabīrun
habirdir
٦٣ (63)
(63)
Allah'ın gökten indirdiği su ile yerin yemyeşil olduğunu görmez misin? Doğrusu Allah Latif'dir, haberdardır.
22:64
لَّهُۥ hep O'nundur lahu
hep O'nundur
مَا ne varsa
ne varsa
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَمَا ve ne varsa wamā
ve ne varsa
فِى yerde
yerde
ٱلْأَرْضِ ۗ the earth l-arḍi
the earth
وَإِنَّ ve ancak wa-inna
ve ancak
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَهُوَ işte O'dur lahuwa
işte O'dur
ٱلْغَنِىُّ zengin olan l-ghaniyu
zengin olan
ٱلْحَمِيدُ övülmeğe layık olan l-ḥamīdu
övülmeğe layık olan
٦٤ (64)
(64)
Göklerde olanlar, yerde olanlar O'nundur. Doğrusu Allah müstağnidir, övülmeğe layık olandır.
22:65
أَلَمْ görmedin mi? alam
görmedin mi?
تَرَ you see tara
you see
أَنَّ ki anna
ki
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
سَخَّرَ buyruğunuza verdi sakhara
buyruğunuza verdi
لَكُم sizin lakum
sizin
مَّا olanları
olanları
فِى yerde
yerde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
وَٱلْفُلْكَ ve gemileri wal-ful'ka
ve gemileri
تَجْرِى akıp giden tajrī
akıp giden
فِى denizde
denizde
ٱلْبَحْرِ the sea l-baḥri
the sea
بِأَمْرِهِۦ emriyle bi-amrihi
emriyle
وَيُمْسِكُ ve tutuyor wayum'siku
ve tutuyor
ٱلسَّمَآءَ göğü l-samāa
göğü
أَن diye an
diye
تَقَعَ düşmesin taqaʿa
düşmesin
عَلَى üstüne ʿalā
üstüne
ٱلْأَرْضِ yerin l-arḍi
yerin
إِلَّا dışında illā
dışında
بِإِذْنِهِۦٓ ۗ O'nun izni bi-idh'nihi
O'nun izni
إِنَّ çünkü inna
çünkü
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
بِٱلنَّاسِ insanlara bil-nāsi
insanlara
لَرَءُوفٌۭ çok şefkatlidir laraūfun
çok şefkatlidir
رَّحِيمٌۭ çok merhametlidir raḥīmun
çok merhametlidir
٦٥ (65)
(65)
Allah'ın yerde olanları ve emriyle denizlerde yürüyen gemileri buyruğunuz altına vermiş olduğunu; buyruğu olmaksızın yere düşmemesi için göğü O'nun tuttuğunu görmez misin? Doğrusu Allah insanlara karşı şefkatli ve merhametli olandır.
22:66
وَهُوَ ve O'dur wahuwa
ve O'dur
ٱلَّذِىٓ sizi dirilten alladhī
sizi dirilten
أَحْيَاكُمْ gave you life aḥyākum
gave you life
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يُمِيتُكُمْ sizi öldüren yumītukum
sizi öldüren
ثُمَّ sonra (yine) thumma
sonra (yine)
يُحْيِيكُمْ ۗ sizi dirilten yuḥ'yīkum
sizi dirilten
إِنَّ gerçekten inna
gerçekten
ٱلْإِنسَـٰنَ insan l-insāna
insan
لَكَفُورٌۭ çok nankördür lakafūrun
çok nankördür
٦٦ (66)
(66)
Sizi dirilten, sonra öldürecek sonra yine diriltecek olan O'dur. İnsan gerçekten pek nankördür.
22:67
لِّكُلِّ her likulli
her
أُمَّةٍۢ ümmete ummatin
ümmete
جَعَلْنَا belirledik jaʿalnā
belirledik
مَنسَكًا ibadet şekli mansakan
ibadet şekli
هُمْ onların hum
onların
نَاسِكُوهُ ۖ uydukları nāsikūhu
uydukları
فَلَا asla falā
asla
يُنَـٰزِعُنَّكَ seninle çekişmesinler yunāziʿunnaka
seninle çekişmesinler
فِى bu işte
bu işte
ٱلْأَمْرِ ۚ the matter l-amri
the matter
وَٱدْعُ çağır wa-ud'ʿu
çağır
إِلَىٰ Rabbine ilā
Rabbine
رَبِّكَ ۖ your Lord rabbika
your Lord
إِنَّكَ kuşkusuz sen innaka
kuşkusuz sen
لَعَلَىٰ üzerindesin laʿalā
üzerindesin
هُدًۭى bir yol hudan
bir yol
مُّسْتَقِيمٍۢ dosdoğru mus'taqīmin
dosdoğru
٦٧ (67)
(67)
Her ümmete, yerine getirmeleri gerekli ibadetler koyduk. Öyleyse, bu konuda seninle çekişmelerine fırsat verme; Rabbine davet et, sen şüphesiz doğru yol üzerindesin. Seninle tartışırlarsa: "Allah yaptığınızı çok iyi bilir; ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında, kıyamet günü aranızda Allah hükmedecektir" de.
22:68
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
جَـٰدَلُوكَ seninle mücadele ederlerse jādalūka
seninle mücadele ederlerse
فَقُلِ de ki faquli
de ki
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
أَعْلَمُ daha iyi bilir aʿlamu
daha iyi bilir
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
تَعْمَلُونَ yaptıklarınız taʿmalūna
yaptıklarınız
٦٨ (68)
(68)
Her ümmete, yerine getirmeleri gerekli ibadetler koyduk. Öyleyse, bu konuda seninle çekişmelerine fırsat verme; Rabbine davet et, sen şüphesiz doğru yol üzerindesin. Seninle tartışırlarsa: "Allah yaptığınızı çok iyi bilir; ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında, kıyamet günü aranızda Allah hükmedecektir" de.
22:69
ٱللَّهُ Allah al-lahu
Allah
يَحْكُمُ hükmedecektir yaḥkumu
hükmedecektir
بَيْنَكُمْ aranızda baynakum
aranızda
يَوْمَ günü yawma
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
فِيمَا hususlarda fīmā
hususlarda
كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz
فِيهِ onda fīhi
onda
تَخْتَلِفُونَ ayrılığa düşüyor takhtalifūna
ayrılığa düşüyor
٦٩ (69)
(69)
Her ümmete, yerine getirmeleri gerekli ibadetler koyduk. Öyleyse, bu konuda seninle çekişmelerine fırsat verme; Rabbine davet et, sen şüphesiz doğru yol üzerindesin. Seninle tartışırlarsa: "Allah yaptığınızı çok iyi bilir; ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında, kıyamet günü aranızda Allah hükmedecektir" de.
22:70
أَلَمْ bilmez misin? alam
bilmez misin?
تَعْلَمْ you know taʿlam
you know
أَنَّ kuşkusuz anna
kuşkusuz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir
مَا ne varsa
ne varsa
فِى gökte
gökte
ٱلسَّمَآءِ the heaven l-samāi
the heaven
وَٱلْأَرْضِ ۗ ve yerde wal-arḍi
ve yerde
إِنَّ kuşkusuz inna
kuşkusuz
ذَٰلِكَ bunların hepsi dhālika
bunların hepsi
فِى bir Kitaptadır
bir Kitaptadır
كِتَـٰبٍ ۚ a Record kitābin
a Record
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ذَٰلِكَ bu dhālika
bu
عَلَى için ʿalā
için
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
يَسِيرٌۭ kolaydır yasīrun
kolaydır
٧٠ (70)
(70)
Gökte ve yerde olanı Allah'ın bildiğini bilmez misin? Bunlar hiç şüphesiz Kitap'dadır ve şüphesiz bunlar Allah'a kolaydır.
22:71
وَيَعْبُدُونَ ve tapıyorlar wayaʿbudūna
ve tapıyorlar
مِن şeylere min
şeylere
دُونِ dışında dūni
dışında
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
مَا indirmemiştir
indirmemiştir
لَمْ not lam
not
يُنَزِّلْ He (has) sent down yunazzil
He (has) sent down
بِهِۦ onlara bihi
onlara
سُلْطَـٰنًۭا hiçbir delil sul'ṭānan
hiçbir delil
وَمَا ve wamā
ve
لَيْسَ yoktur laysa
yoktur
لَهُم kendilerinin lahum
kendilerinin
بِهِۦ onun hakkında bihi
onun hakkında
عِلْمٌۭ ۗ bir bilgileri ʿil'mun
bir bilgileri
وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur
لِلظَّـٰلِمِينَ o zalimlerin lilẓẓālimīna
o zalimlerin
مِن hiçbir min
hiçbir
نَّصِيرٍۢ yardımcısı naṣīrin
yardımcısı
٧١ (71)
(71)
Onlar Allah'ı bırakıp da O'nun, haklarında hiçbir delil indirmediği, kendilerinde de bir bilgi olmayan şeylere taparlar. Zulmedenlerin yardımcısı olmaz.
22:72
وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman
تُتْلَىٰ okunduğu tut'lā
okunduğu
عَلَيْهِمْ kendilerine ʿalayhim
kendilerine
ءَايَـٰتُنَا ayetlerimiz āyātunā
ayetlerimiz
بَيِّنَـٰتٍۢ apaçık bayyinātin
apaçık
تَعْرِفُ anlarsın taʿrifu
anlarsın
فِى yüzlerinde
yüzlerinde
وُجُوهِ (the) faces wujūhi
(the) faces
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
كَفَرُوا۟ inkar eden kafarū
inkar eden
ٱلْمُنكَرَ ۖ hoşnutsuzluk l-munkara
hoşnutsuzluk
يَكَادُونَ neredeyse yakādūna
neredeyse
يَسْطُونَ üzerine saldıracaklar yasṭūna
üzerine saldıracaklar
بِٱلَّذِينَ okuyanların bi-alladhīna
okuyanların
يَتْلُونَ recite yatlūna
recite
عَلَيْهِمْ kendilerine ʿalayhim
kendilerine
ءَايَـٰتِنَا ۗ ayetlerimizi āyātinā
ayetlerimizi
قُلْ de ki qul
de ki
أَفَأُنَبِّئُكُم size haber vereyim mi? afa-unabbi-ukum
size haber vereyim mi?
بِشَرٍّۢ daha kötü bir şey bisharrin
daha kötü bir şey
مِّن bundan min
bundan
ذَٰلِكُمُ ۗ that dhālikumu
that
ٱلنَّارُ ateş! l-nāru
ateş!
وَعَدَهَا ve onu va'detmiştir waʿadahā
ve onu va'detmiştir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere
كَفَرُوا۟ ۖ inkar eden kafarū
inkar eden
وَبِئْسَ ve ne kötü wabi'sa
ve ne kötü
ٱلْمَصِيرُ sondur l-maṣīru
sondur
٧٢ (72)
(72)
Onlara ayetlerimiz apaçık olarak okunduğu zaman, inkar edenlerin yüzlerinden inkarlarını anlarsın. Nerdeyse, kendilerine ayetlerimizi okuyanlara saldıracaklar. De ki: "Size bundan daha fenasını haber vereyim mi? Allah'ın inkarcılara vadettiği ateş! Ne kötü bir dönüştür!..
22:73
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلنَّاسُ insanlar l-nāsu
insanlar
ضُرِبَ size verildi ḍuriba
size verildi
مَثَلٌۭ bir temsil mathalun
bir temsil
فَٱسْتَمِعُوا۟ dinleyin fa-is'tamiʿū
dinleyin
لَهُۥٓ ۚ onu lahu
onu
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ yalvardıklarınız alladhīna
yalvardıklarınız
تَدْعُونَ you invoke tadʿūna
you invoke
مِن başka min
başka
دُونِ besides Allah dūni
besides Allah
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
لَن yaratamazlar lan
yaratamazlar
يَخْلُقُوا۟ create yakhluqū
create
ذُبَابًۭا bir sinek dahi dhubāban
bir sinek dahi
وَلَوِ şayet walawi
şayet
ٱجْتَمَعُوا۟ bir araya toplansalar ij'tamaʿū
bir araya toplansalar
لَهُۥ ۖ onların hepsi lahu
onların hepsi
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
يَسْلُبْهُمُ onlardan kapsa yaslub'humu
onlardan kapsa
ٱلذُّبَابُ sinek l-dhubābu
sinek
شَيْـًۭٔا bir şey shayan
bir şey
لَّا bunu kurtaramazlar
bunu kurtaramazlar
يَسْتَنقِذُوهُ they (could) take it back yastanqidhūhu
they (could) take it back
مِنْهُ ۚ ondan min'hu
ondan
ضَعُفَ aciz ḍaʿufa
aciz
ٱلطَّالِبُ isteyen de l-ṭālibu
isteyen de
وَٱلْمَطْلُوبُ istenen de wal-maṭlūbu
istenen de
٧٣ (73)
(73)
Ey insanlar! Bir misal verilmektedir, şimdi onu dinleyin: Sizlerin Allah'ı bırakıp taptıklarınız bir araya gelseler, bir sinek bile yaratamıyacaklardır. Sinek onlardan bir şey kapsa, onu kurtaramazlar; isteyen de, istenen de aciz!
22:74
مَا takdir edemediler
takdir edemediler
قَدَرُوا۟ they (have) estimated qadarū
they (have) estimated
ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı
حَقَّ hakkıyle ḥaqqa
hakkıyle
قَدْرِهِۦٓ ۗ kadrini qadrihi
kadrini
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَقَوِىٌّ kuvvetlidir laqawiyyun
kuvvetlidir
عَزِيزٌ üstündür ʿazīzun
üstündür
٧٤ (74)
(74)
Allah'ı gereği gibi değerlendiremediler. Doğrusu Allah kuvvetlidir, güçlüdür.
22:75
ٱللَّهُ Allah al-lahu
Allah
يَصْطَفِى seçer yaṣṭafī
seçer
مِنَ meleklerden mina
meleklerden
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ the Angels l-malāikati
the Angels
رُسُلًۭا elçiler rusulan
elçiler
وَمِنَ ve wamina
ve
ٱلنَّاسِ ۚ insanlardan l-nāsi
insanlardan
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
سَمِيعٌۢ işitendir samīʿun
işitendir
بَصِيرٌۭ görendir baṣīrun
görendir
٧٥ (75)
(75)
Allah meleklerden ve insanlardan peygamberler seçer. Doğrusu Allah işitir ve görür.
22:76
يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir
مَا olanı
olanı
بَيْنَ arasında (önlerinde) bayna
arasında (önlerinde)
أَيْدِيهِمْ elleri (önlerinde) aydīhim
elleri (önlerinde)
وَمَا ve olanı wamā
ve olanı
خَلْفَهُمْ ۗ arkalarında khalfahum
arkalarında
وَإِلَى ve wa-ilā
ve
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
تُرْجَعُ döndürülür tur'jaʿu
döndürülür
ٱلْأُمُورُ bütün işler l-umūru
bütün işler
٧٦ (76)
(76)
O, geçmişlerini geleceklerini bilir. Bütün işler Allah'a döner.
22:77
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan āmanū
inanan
ٱرْكَعُوا۟ rüku' edin ir'kaʿū
rüku' edin
وَٱسْجُدُوا۟ ve secde edin wa-us'judū
ve secde edin
وَٱعْبُدُوا۟ ve ibadet edin wa-uʿ'budū
ve ibadet edin
رَبَّكُمْ Rabbinize rabbakum
Rabbinize
وَٱفْعَلُوا۟ ve işleyin wa-if'ʿalū
ve işleyin
ٱلْخَيْرَ hayır l-khayra
hayır
لَعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki
تُفْلِحُونَ ۩ kurtuluşa erersiniz tuf'liḥūna
kurtuluşa erersiniz
٧٧ (77)
(77)
Ey inananlar! Rüku edin, secdeye varın, Rabbiniz'e kulluk edin, iyilik yapın ki saadete erişesiniz.
22:78
وَجَـٰهِدُوا۟ ve cihad edin wajāhidū
ve cihad edin
فِى uğrunda
uğrunda
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
حَقَّ hakkıyla ḥaqqa
hakkıyla
جِهَادِهِۦ ۚ cihadın jihādihi
cihadın
هُوَ O huwa
O
ٱجْتَبَىٰكُمْ sizi seçti ij'tabākum
sizi seçti
وَمَا ve wamā
ve
جَعَلَ yüklemedi jaʿala
yüklemedi
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
فِى dinde
dinde
ٱلدِّينِ the religion l-dīni
the religion
مِنْ hiç bir min
hiç bir
حَرَجٍۢ ۚ güçlük ḥarajin
güçlük
مِّلَّةَ dinine millata
dinine
أَبِيكُمْ babanız abīkum
babanız
إِبْرَٰهِيمَ ۚ İbrahim'in ib'rāhīma
İbrahim'in
هُوَ O huwa
O
سَمَّىٰكُمُ size adını verdi sammākumu
size adını verdi
ٱلْمُسْلِمِينَ müslümanlar l-mus'limīna
müslümanlar
مِن bundan önce min
bundan önce
قَبْلُ before qablu
before
وَفِى ve wafī
ve
هَـٰذَا bu(Kur'a)nda hādhā
bu(Kur'a)nda
لِيَكُونَ olması için liyakūna
olması için
ٱلرَّسُولُ Elçi'nin l-rasūlu
Elçi'nin
شَهِيدًا şahid shahīdan
şahid
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
وَتَكُونُوا۟ ve sizin olmanız için watakūnū
ve sizin olmanız için
شُهَدَآءَ şahid shuhadāa
şahid
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلنَّاسِ ۚ insanlar l-nāsi
insanlar
فَأَقِيمُوا۟ haydi kılın fa-aqīmū
haydi kılın
ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı
وَءَاتُوا۟ ve verin waātū
ve verin
ٱلزَّكَوٰةَ zekatı l-zakata
zekatı
وَٱعْتَصِمُوا۟ ve sarılın wa-iʿ'taṣimū
ve sarılın
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
هُوَ O'dur huwa
O'dur
مَوْلَىٰكُمْ ۖ mevlanız (sahibiniz) mawlākum
mevlanız (sahibiniz)
فَنِعْمَ ne güzel faniʿ'ma
ne güzel
ٱلْمَوْلَىٰ mevladır l-mawlā
mevladır
وَنِعْمَ ve ne güzel waniʿ'ma
ve ne güzel
ٱلنَّصِيرُ yardımcıdır l-naṣīru
yardımcıdır
٧٨ (78)
(78)
Allah uğrunda gereği gibi cihat edin. O, sizi seçmiş, babanız İbrahim'in yolu olan dinde sizin için bir zorluk kılmamıştır. Daha önce ve Kuran'da, peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için size müslüman adını veren O'dur. Artık, namaz kılın, zekat verin, Allah'a sarılın. O sizin sahibinizdir. Ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır!