21

Enbiya

Mekki 112 Ayet Cüz 17
الأنبياء
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
21:1
ٱقْتَرَبَ yaklaştı iq'taraba
yaklaştı
لِلنَّاسِ insanların lilnnāsi
insanların
حِسَابُهُمْ hesapları ḥisābuhum
hesapları
وَهُمْ fakat onlar wahum
fakat onlar
فِى içinde
içinde
غَفْلَةٍۢ gaflet ghaflatin
gaflet
مُّعْرِضُونَ yüz çevirmektedirler muʿ'riḍūna
yüz çevirmektedirler
١ (1)
(1)
İnsanların hesap görme zamanı yaklaştı, fakat onlar hala habersiz, hakdan yüz çeviriyorlar.
21:2
مَا kendilerine gelen
kendilerine gelen
يَأْتِيهِم comes to them yatīhim
comes to them
مِّن her min
her
ذِكْرٍۢ ikazı dhik'rin
ikazı
مِّن Rablerinden min
Rablerinden
رَّبِّهِم their Lord rabbihim
their Lord
مُّحْدَثٍ yeni muḥ'dathin
yeni
إِلَّا ancak illā
ancak
ٱسْتَمَعُوهُ dinlerler is'tamaʿūhu
dinlerler
وَهُمْ onlar wahum
onlar
يَلْعَبُونَ eğlenerek yalʿabūna
eğlenerek
٢ (2)
(2)
Rablerinden kendilerine gelen her yeni ihtarı mutlaka, gönülleri gaflet içinde eğlenerek dinlerler. Zulmedenler, gizli toplantılarında: "Bu zat, sizin gibi bir insandan başka bir şey midir? Siz, göz göre göre sihre mi uyarsınız?" diye konuşurlar.
21:3
لَاهِيَةًۭ eğlencededir lāhiyatan
eğlencededir
قُلُوبُهُمْ ۗ kalbleri qulūbuhum
kalbleri
وَأَسَرُّوا۟ ve gizlediler wa-asarrū
ve gizlediler
ٱلنَّجْوَى aralarındaki konuşmayı l-najwā
aralarındaki konuşmayı
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ظَلَمُوا۟ zulmeden(ler) ẓalamū
zulmeden(ler)
هَلْ değil mi? hal
değil mi?
هَـٰذَآ bu hādhā
bu
إِلَّا ancak illā
ancak
بَشَرٌۭ bir insandır basharun
bir insandır
مِّثْلُكُمْ ۖ sizin gibi mith'lukum
sizin gibi
أَفَتَأْتُونَ şimdi siz kapılacak mısınız? afatatūna
şimdi siz kapılacak mısınız?
ٱلسِّحْرَ büyüye l-siḥ'ra
büyüye
وَأَنتُمْ siz wa-antum
siz
تُبْصِرُونَ görüyorken tub'ṣirūna
görüyorken
٣ (3)
(3)
Rablerinden kendilerine gelen her yeni ihtarı mutlaka, gönülleri gaflet içinde eğlenerek dinlerler. Zulmedenler, gizli toplantılarında: "Bu zat, sizin gibi bir insandan başka bir şey midir? Siz, göz göre göre sihre mi uyarsınız?" diye konuşurlar.
21:4
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
رَبِّى Rabbim rabbī
Rabbim
يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir
ٱلْقَوْلَ konuşulanı l-qawla
konuşulanı
فِى gökte
gökte
ٱلسَّمَآءِ the heavens l-samāi
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ۖ ve yerde wal-arḍi
ve yerde
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
ٱلسَّمِيعُ işitendir l-samīʿu
işitendir
ٱلْعَلِيمُ bilendir l-ʿalīmu
bilendir
٤ (4)
(4)
Peygamber: "Benim Rabbim gökte ve yerde söyleneni bilir. O, işitendir, bilendir" dedi.
21:5
بَلْ hayır bal
hayır
قَالُوٓا۟ dediler qālū
dediler
أَضْغَـٰثُ (bu) karmakarışık aḍghāthu
(bu) karmakarışık
أَحْلَـٰمٍۭ hayallerdir aḥlāmin
hayallerdir
بَلِ hayır bali
hayır
ٱفْتَرَىٰهُ onu uydurmuş if'tarāhu
onu uydurmuş
بَلْ hayır bal
hayır
هُوَ o huwa
o
شَاعِرٌۭ şa'irdir shāʿirun
şa'irdir
فَلْيَأْتِنَا bize getirse ya falyatinā
bize getirse ya
بِـَٔايَةٍۢ bir mu'cize biāyatin
bir mu'cize
كَمَآ gibi kamā
gibi
أُرْسِلَ gönderildikleri ur'sila
gönderildikleri
ٱلْأَوَّلُونَ öncekilerin l-awalūna
öncekilerin
٥ (5)
(5)
Onlar: "Hayır; bunlar karışık rüyalardır", "Hayır; onu uydurmuştur", "Hayır; o şairdir", "Haydi önceki peygamberler gibi o da bize bir mucize getirsin" dediler.
21:6
مَآ inanmamıştı
inanmamıştı
ءَامَنَتْ believed āmanat
believed
قَبْلَهُم bunlardan önce qablahum
bunlardan önce
مِّن hiçbir min
hiçbir
قَرْيَةٍ kent (halkı) qaryatin
kent (halkı)
أَهْلَكْنَـٰهَآ ۖ helak ettiğimiz ahlaknāhā
helak ettiğimiz
أَفَهُمْ şimdi bunlar mı? afahum
şimdi bunlar mı?
يُؤْمِنُونَ inanacaklar yu'minūna
inanacaklar
٦ (6)
(6)
Onlardan önce yoketmiş olduğumuz kasabalar halkı inanmadılar, bunlar mı inanacaklar?
21:7
وَمَآ biz göndermedik wamā
biz göndermedik
أَرْسَلْنَا We sent arsalnā
We sent
قَبْلَكَ senden önce qablaka
senden önce
إِلَّا başkasını illā
başkasını
رِجَالًۭا erkeklerden rijālan
erkeklerden
نُّوحِىٓ vahyedilen nūḥī
vahyedilen
إِلَيْهِمْ ۖ kendilerine ilayhim
kendilerine
فَسْـَٔلُوٓا۟ sorun fasalū
sorun
أَهْلَ ehline ahla
ehline
ٱلذِّكْرِ Zikir l-dhik'ri
Zikir
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ idiyseniz kuntum
idiyseniz
لَا bilmiyor
bilmiyor
تَعْلَمُونَ know taʿlamūna
know
٧ (7)
(7)
Senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz adamlar gönderdik. Bilmiyorsanız kitablılara sorun.
21:8
وَمَا ve wamā
ve
جَعَلْنَـٰهُمْ biz onları yapmadık jaʿalnāhum
biz onları yapmadık
جَسَدًۭا ceset(ler) jasadan
ceset(ler)
لَّا yemeyen
yemeyen
يَأْكُلُونَ eating yakulūna
eating
ٱلطَّعَامَ yemek l-ṭaʿāma
yemek
وَمَا ve wamā
ve
كَانُوا۟ değillerdi kānū
değillerdi
خَـٰلِدِينَ ölümsüz khālidīna
ölümsüz
٨ (8)
(8)
Biz onları yemek yemez birer ceset kılmadık ve onlar ölümsüz de değillerdi.
21:9
ثُمَّ sonra thumma
sonra
صَدَقْنَـٰهُمُ yerine getirdik ṣadaqnāhumu
yerine getirdik
ٱلْوَعْدَ verdiğimiz sözü l-waʿda
verdiğimiz sözü
فَأَنجَيْنَـٰهُمْ onları kurtardık fa-anjaynāhum
onları kurtardık
وَمَن ve kimseleri waman
ve kimseleri
نَّشَآءُ dilediğimiz nashāu
dilediğimiz
وَأَهْلَكْنَا ve helak ettik wa-ahlaknā
ve helak ettik
ٱلْمُسْرِفِينَ aşırı gidenleri l-mus'rifīna
aşırı gidenleri
٩ (9)
(9)
Sonra Biz onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik, kendilerini ve dilediklerimizi kurtardık; aşırı gidenleri ise yok ettik.
21:10
لَقَدْ andolsun laqad
andolsun
أَنزَلْنَآ indirdik anzalnā
indirdik
إِلَيْكُمْ size ilaykum
size
كِتَـٰبًۭا bir Kitap kitāban
bir Kitap
فِيهِ içinde fīhi
içinde
ذِكْرُكُمْ ۖ Zikr'iniz bulunan dhik'rukum
Zikr'iniz bulunan
أَفَلَا aklınızı kullanmıyor musunuz? afalā
aklınızı kullanmıyor musunuz?
تَعْقِلُونَ you use reason taʿqilūna
you use reason
١٠ (10)
(10)
And olsun ki, size şerefiniz ve öğüt veren bir Kitap indirdik; akletmiyor musunuz?
21:11
وَكَمْ ve nicesini wakam
ve nicesini
قَصَمْنَا kırıp geçirdik qaṣamnā
kırıp geçirdik
مِن şehir(ler)den min
şehir(ler)den
قَرْيَةٍۢ a town qaryatin
a town
كَانَتْ olan kānat
olan
ظَالِمَةًۭ zalim ẓālimatan
zalim
وَأَنشَأْنَا ve inşa ettik wa-anshanā
ve inşa ettik
بَعْدَهَا onlardan sonra baʿdahā
onlardan sonra
قَوْمًا bir topluluk qawman
bir topluluk
ءَاخَرِينَ başka ākharīna
başka
١١ (11)
(11)
Halkı zalim olan nice kasabaları kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka milletler varettik.
21:12
فَلَمَّآ zaman falammā
zaman
أَحَسُّوا۟ hissettikleri aḥassū
hissettikleri
بَأْسَنَآ azabımızı basanā
azabımızı
إِذَا derhal idhā
derhal
هُم onlar hum
onlar
مِّنْهَا oradan min'hā
oradan
يَرْكُضُونَ kaçıyorlardı yarkuḍūna
kaçıyorlardı
١٢ (12)
(12)
Onlar bizim baskınımızı hissettiklerinde, oradan kaçmağa koyuluyorlardı.
21:13
لَا (boşuna) kaçmayın
(boşuna) kaçmayın
تَرْكُضُوا۟ Flee not tarkuḍū
Flee not
وَٱرْجِعُوٓا۟ ve dönün wa-ir'jiʿū
ve dönün
إِلَىٰ şeylere (ni'metlere) ilā
şeylere (ni'metlere)
مَآ what
what
أُتْرِفْتُمْ şımartıldığınız ut'rif'tum
şımartıldığınız
فِيهِ içinde fīhi
içinde
وَمَسَـٰكِنِكُمْ ve yurtlarınıza wamasākinikum
ve yurtlarınıza
لَعَلَّكُمْ çünkü laʿallakum
çünkü
تُسْـَٔلُونَ sorguya çekileceksiniz tus'alūna
sorguya çekileceksiniz
١٣ (13)
(13)
"Koşup kaçmayın; size nimet verilen yere, yurdlarınıza dönün, elbette sorguya çekileceksiniz" dedik.
21:14
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
يَـٰوَيْلَنَآ eyvah bize yāwaylanā
eyvah bize
إِنَّا gerçekten biz innā
gerçekten biz
كُنَّا olduk kunnā
olduk
ظَـٰلِمِينَ zalimlerden ẓālimīna
zalimlerden
١٤ (14)
(14)
"Vay başımıza gelenlere! Doğrusu biz haksızlık yapmış kimseleriz" dediler.
21:15
فَمَا kesilmedi famā
kesilmedi
زَالَت ceased zālat
ceased
تِّلْكَ bu til'ka
bu
دَعْوَىٰهُمْ mırıldanmaları daʿwāhum
mırıldanmaları
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
جَعَلْنَـٰهُمْ biz onları yapıncaya jaʿalnāhum
biz onları yapıncaya
حَصِيدًا biçilmiş (ekin gibi) ḥaṣīdan
biçilmiş (ekin gibi)
خَـٰمِدِينَ sönmüş ateş (gibi) khāmidīna
sönmüş ateş (gibi)
١٥ (15)
(15)
Biz onları biçilmiş ot ve bir yığın kül haline getirinceye kadar haykırmaları devam etti.
21:16
وَمَا ve wamā
ve
خَلَقْنَا biz yaratmadık khalaqnā
biz yaratmadık
ٱلسَّمَآءَ göğü l-samāa
göğü
وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri
وَمَا ve bulunanları wamā
ve bulunanları
بَيْنَهُمَا bunlar arasında baynahumā
bunlar arasında
لَـٰعِبِينَ eğlence için lāʿibīna
eğlence için
١٦ (16)
(16)
Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık.
21:17
لَوْ eğer law
eğer
أَرَدْنَآ isteseydik aradnā
isteseydik
أَن edinmek an
edinmek
نَّتَّخِذَ We take nattakhidha
We take
لَهْوًۭا bir eğlence lahwan
bir eğlence
لَّٱتَّخَذْنَـٰهُ edinirdik la-ittakhadhnāhu
edinirdik
مِن kendi katımızdan min
kendi katımızdan
لَّدُنَّآ Us ladunnā
Us
إِن eğer in
eğer
كُنَّا olsaydık kunnā
olsaydık
فَـٰعِلِينَ yapacak fāʿilīna
yapacak
١٧ (17)
(17)
Eğlenme dileseydik, bunu yapacak olsaydık, şanımıza uygun şekilde yapardık; ama yapmayız.
21:18
بَلْ hayır bal
hayır
نَقْذِفُ biz atarız naqdhifu
biz atarız
بِٱلْحَقِّ hakkı bil-ḥaqi
hakkı
عَلَى üstüne ʿalā
üstüne
ٱلْبَـٰطِلِ batılın l-bāṭili
batılın
فَيَدْمَغُهُۥ onun beynini parçalar fayadmaghuhu
onun beynini parçalar
فَإِذَا derhal fa-idhā
derhal
هُوَ o huwa
o
زَاهِقٌۭ ۚ yok olur zāhiqun
yok olur
وَلَكُمُ size walakumu
size
ٱلْوَيْلُ yazıklar olsun l-waylu
yazıklar olsun
مِمَّا ötürü mimmā
ötürü
تَصِفُونَ yakıştırdıklarınızdan taṣifūna
yakıştırdıklarınızdan
١٨ (18)
(18)
Gerçeği batılın başına çarparız ve onun beynini parçalar; böylece batıl ortadan kalkar. Allah'a yakıştırdığınız vasıflardan ötürü yazıklar olsun size!
21:19
وَلَهُۥ ve O'nundur walahu
ve O'nundur
مَن kimseler man
kimseler
فِى olan
olan
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerde l-samāwāti
göklerde
وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yerde wal-arḍi
ve yerde
وَمَنْ ve kimseler waman
ve kimseler
عِندَهُۥ O'nun yanındaki ʿindahu
O'nun yanındaki
لَا büyüklenmez
büyüklenmez
يَسْتَكْبِرُونَ they are arrogant yastakbirūna
they are arrogant
عَنْ O'na kulluk etmekten ʿan
O'na kulluk etmekten
عِبَادَتِهِۦ worship Him ʿibādatihi
worship Him
وَلَا ve walā
ve
يَسْتَحْسِرُونَ yorulmazlar yastaḥsirūna
yorulmazlar
١٩ (19)
(19)
Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Katında olanlar O'na kulluk etmekten çekinmezler ve usanmazlar.
21:20
يُسَبِّحُونَ tesbih ederler yusabbiḥūna
tesbih ederler
ٱلَّيْلَ gece al-layla
gece
وَٱلنَّهَارَ ve gündüz wal-nahāra
ve gündüz
لَا hiç
hiç
يَفْتُرُونَ ara vermezler yafturūna
ara vermezler
٢٠ (20)
(20)
Gece ve gündüz, bıkmadan tesbih ederler.
21:21
أَمِ yoksa ami
yoksa
ٱتَّخَذُوٓا۟ edindiler mi? ittakhadhū
edindiler mi?
ءَالِهَةًۭ tanrılar ālihatan
tanrılar
مِّنَ yerden mina
yerden
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
هُمْ onları hum
onları
يُنشِرُونَ diriltecek yunshirūna
diriltecek
٢١ (21)
(21)
Yeryüzünde edindikleri tanrılar mı, onlar mı ölüleri diriltecekler?
21:22
لَوْ eğer law
eğer
كَانَ olsaydı kāna
olsaydı
فِيهِمَآ ikisinde fīhimā
ikisinde
ءَالِهَةٌ tanrılar ālihatun
tanrılar
إِلَّا başka illā
başka
ٱللَّهُ Allah'tan l-lahu
Allah'tan
لَفَسَدَتَا ۚ ikisi de bozulup gitmişti lafasadatā
ikisi de bozulup gitmişti
فَسُبْحَـٰنَ yüce(münezzeh)dir fasub'ḥāna
yüce(münezzeh)dir
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
رَبِّ sahibi rabbi
sahibi
ٱلْعَرْشِ arş'ın l-ʿarshi
arş'ın
عَمَّا şeylerden ʿammā
şeylerden
يَصِفُونَ nitelendirdikleri yaṣifūna
nitelendirdikleri
٢٢ (22)
(22)
Eğer yerle gökte Allah'tan başka tanrılar olsaydı, ikisi de bozulurdu. Arşın Rabbi olan Allah, onların vasıflandırdıklarından münezzehtir.
21:23
لَا O sorulmaz
O sorulmaz
يُسْـَٔلُ He (can) be questioned yus'alu
He (can) be questioned
عَمَّا şeylerden ʿammā
şeylerden
يَفْعَلُ yaptığı yafʿalu
yaptığı
وَهُمْ ama onlar wahum
ama onlar
يُسْـَٔلُونَ sorulurlar yus'alūna
sorulurlar
٢٣ (23)
(23)
O, yaptığından sorumlu değildir, onlar ise sorumlu tutulacaklardır.
21:24
أَمِ yoksa ami
yoksa
ٱتَّخَذُوا۟ mı edindiler? ittakhadhū
mı edindiler?
مِن O'ndan başka min
O'ndan başka
دُونِهِۦٓ besides Him dūnihi
besides Him
ءَالِهَةًۭ ۖ tanrılar ālihatan
tanrılar
قُلْ de ki qul
de ki
هَاتُوا۟ getirin hātū
getirin
بُرْهَـٰنَكُمْ ۖ delilinizi bur'hānakum
delilinizi
هَـٰذَا işte budur hādhā
işte budur
ذِكْرُ öğütü dhik'ru
öğütü
مَن olanların man
olanların
مَّعِىَ benimle beraber maʿiya
benimle beraber
وَذِكْرُ ve öğütü wadhik'ru
ve öğütü
مَن benden öncekilerin man
benden öncekilerin
قَبْلِى ۗ (were) before me qablī
(were) before me
بَلْ ama bal
ama
أَكْثَرُهُمْ çokları aktharuhum
çokları
لَا bilmezler
bilmezler
يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know
ٱلْحَقَّ ۖ hakkı l-ḥaqa
hakkı
فَهُم bundan dolayı onlar fahum
bundan dolayı onlar
مُّعْرِضُونَ (haktan) yüz çevirirler muʿ'riḍūna
(haktan) yüz çevirirler
٢٤ (24)
(24)
O'nu bırakıp tanrılar mı edindiler? De ki: "Kesin delilinizi getirin. İşte benim ve ümmetimin Kitap'ı ve senden öncekilerin kitapları." Hayır; onların çoğu gerçeği bilmez de yüz çevirirler.
21:25
وَمَآ ve wamā
ve
أَرْسَلْنَا göndermedik arsalnā
göndermedik
مِن senden önce min
senden önce
قَبْلِكَ before you qablika
before you
مِن hiçbir min
hiçbir
رَّسُولٍ peygamber rasūlin
peygamber
إِلَّا diye vahyetmediğimiz illā
diye vahyetmediğimiz
نُوحِىٓ We reveal(ed) nūḥī
We reveal(ed)
إِلَيْهِ ona ilayhi
ona
أَنَّهُۥ şüphesiz annahu
şüphesiz
لَآ yoktur
yoktur
إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı
إِلَّآ başka illā
başka
أَنَا۠ benden anā
benden
فَٱعْبُدُونِ bana kulluk edin fa-uʿ'budūni
bana kulluk edin
٢٥ (25)
(25)
Senden önce gönderdiğimiz her peygambere: "Benden başka tanrı yoktur, Bana kulluk edin" diye vahyetmişizdir.
21:26
وَقَالُوا۟ ve dediler waqālū
ve dediler
ٱتَّخَذَ edindi ittakhadha
edindi
ٱلرَّحْمَـٰنُ Rahman l-raḥmānu
Rahman
وَلَدًۭا ۗ çocuk waladan
çocuk
سُبْحَـٰنَهُۥ ۚ O münezzehtir sub'ḥānahu
O münezzehtir
بَلْ hayır bal
hayır
عِبَادٌۭ bilakis ʿibādun
bilakis
مُّكْرَمُونَ değerli muk'ramūna
değerli
٢٦ (26)
(26)
"Rahman çocuk edindi" dediler. Haşa; hayır, melekler şerefli kılınmış kullardır.
21:27
لَا O'ndan önce söylemezler
O'ndan önce söylemezler
يَسْبِقُونَهُۥ they (can) precede Him yasbiqūnahu
they (can) precede Him
بِٱلْقَوْلِ bir söz bil-qawli
bir söz
وَهُم ve onlar wahum
ve onlar
بِأَمْرِهِۦ O'nun buyruğunu bi-amrihi
O'nun buyruğunu
يَعْمَلُونَ yaparlar yaʿmalūna
yaparlar
٢٧ (27)
(27)
Allah'tan önce söz söyleyemezler; ancak O'nun emri üzerine iş işlerler.
21:28
يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir
مَا olanı
olanı
بَيْنَ arasında (önlerinde) bayna
arasında (önlerinde)
أَيْدِيهِمْ ellerinin (önlerinde) aydīhim
ellerinin (önlerinde)
وَمَا ve olanı wamā
ve olanı
خَلْفَهُمْ arkalarında khalfahum
arkalarında
وَلَا ve walā
ve
يَشْفَعُونَ şefa'at edemezler yashfaʿūna
şefa'at edemezler
إِلَّا başkasına illā
başkasına
لِمَنِ olduklarından limani
olduklarından
ٱرْتَضَىٰ razı ir'taḍā
razı
وَهُم ve onlar wahum
ve onlar
مِّنْ O'nun korkusundan min
O'nun korkusundan
خَشْيَتِهِۦ fear of Him khashyatihi
fear of Him
مُشْفِقُونَ titrerler mush'fiqūna
titrerler
٢٨ (28)
(28)
Allah, onların yaptıklarını ve yapmakta olduklarını bilir. Onlar Allah'ın hoşnut olduğu kimseden başkasına şefaat edemezler; O'nun korkusundan titrerler.
21:29
۞ وَمَن ve her kim waman
ve her kim
يَقُلْ derse yaqul
derse
مِنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan
إِنِّىٓ ben innī
ben
إِلَـٰهٌۭ bir tanrıyım ilāhun
bir tanrıyım
مِّن O'ndan başka min
O'ndan başka
دُونِهِۦ besides Him dūnihi
besides Him
فَذَٰلِكَ böylece fadhālika
böylece
نَجْزِيهِ onu cezalandırırız najzīhi
onu cezalandırırız
جَهَنَّمَ ۚ cehennemle jahannama
cehennemle
كَذَٰلِكَ böyle kadhālika
böyle
نَجْزِى biz cezalandırırız najzī
biz cezalandırırız
ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimleri l-ẓālimīna
zalimleri
٢٩ (29)
(29)
Bunlar içinde kim "Ben, Allah'tan başka bir tanrıyım" derse, işte onu cehennemle cezalandırırız. Zulmedenlerin cezasını böyle veririz.
21:30
أَوَلَمْ görmediler mi? awalam
görmediler mi?
يَرَ see yara
see
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوٓا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökler l-samāwāti
gökler
وَٱلْأَرْضَ ve yer wal-arḍa
ve yer
كَانَتَا idi kānatā
idi
رَتْقًۭا bitişik ratqan
bitişik
فَفَتَقْنَـٰهُمَا ۖ biz onları ayırdık fafataqnāhumā
biz onları ayırdık
وَجَعَلْنَا ve yarattık wajaʿalnā
ve yarattık
مِنَ sudan mina
sudan
ٱلْمَآءِ [the] water l-māi
[the] water
كُلَّ her kulla
her
شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi
حَىٍّ ۖ canlı ḥayyin
canlı
أَفَلَا hala inanmıyorlar mı? afalā
hala inanmıyorlar mı?
يُؤْمِنُونَ they believe yu'minūna
they believe
٣٠ (30)
(30)
İnkar edenler, gökler ve yer yapışıkken onları ayırdığımızı ve bütün canlıları sudan meydana getirdiğimizi bilmezler mi? İnanmıyorlar mı?
21:31
وَجَعَلْنَا ve yarattık wajaʿalnā
ve yarattık
فِى yerde
yerde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
رَوَٰسِىَ yüksek dağlar rawāsiya
yüksek dağlar
أَن diye an
diye
تَمِيدَ sarsar tamīda
sarsar
بِهِمْ onları bihim
onları
وَجَعَلْنَا ve açtık wajaʿalnā
ve açtık
فِيهَا orada fīhā
orada
فِجَاجًۭا geniş fijājan
geniş
سُبُلًۭا yollar subulan
yollar
لَّعَلَّهُمْ umulur ki laʿallahum
umulur ki
يَهْتَدُونَ yollarını bulurlar yahtadūna
yollarını bulurlar
٣١ (31)
(31)
Yeryüzüne, insanlar sarsılmasın diye sabit dağlar yerleştirdik; rahat gidebilsinler diye aralarında geniş yollar varettik.
21:32
وَجَعَلْنَا ve yaptık wajaʿalnā
ve yaptık
ٱلسَّمَآءَ göğü l-samāa
göğü
سَقْفًۭا bir tavan saqfan
bir tavan
مَّحْفُوظًۭا ۖ korunmuş maḥfūẓan
korunmuş
وَهُمْ onlar hala wahum
onlar hala
عَنْ ayetlerinden ʿan
ayetlerinden
ءَايَـٰتِهَا its Signs āyātihā
its Signs
مُعْرِضُونَ yüz çevirmektedirler muʿ'riḍūna
yüz çevirmektedirler
٣٢ (32)
(32)
Göğü karışıklıktan korunmuş bir tavan kıldık; oysa onlar bundaki delillerden yüz çeviriyorlar.
21:33
وَهُوَ O'dur wahuwa
O'dur
ٱلَّذِى yaratan alladhī
yaratan
خَلَقَ created khalaqa
created
ٱلَّيْلَ geceyi al-layla
geceyi
وَٱلنَّهَارَ ve gündüzü wal-nahāra
ve gündüzü
وَٱلشَّمْسَ ve güneşi wal-shamsa
ve güneşi
وَٱلْقَمَرَ ۖ ve ayı wal-qamara
ve ayı
كُلٌّۭ her biri kullun
her biri
فِى bir yörüngede
bir yörüngede
فَلَكٍۢ an orbit falakin
an orbit
يَسْبَحُونَ yüzmektedir yasbaḥūna
yüzmektedir
٣٣ (33)
(33)
Geceyi ve gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O'dur. Her biri bir yörüngede yürür.
21:34
وَمَا ve wamā
ve
جَعَلْنَا vermedik jaʿalnā
vermedik
لِبَشَرٍۢ hiçbir insana libasharin
hiçbir insana
مِّن senden önce min
senden önce
قَبْلِكَ before you qablika
before you
ٱلْخُلْدَ ۖ ebedi yaşam l-khul'da
ebedi yaşam
أَفَإِي۟ن şimdi eğer afa-in
şimdi eğer
مِّتَّ sen ölürsen mitta
sen ölürsen
فَهُمُ onlar fahumu
onlar
ٱلْخَـٰلِدُونَ ebedi (mi kalacaklar?) l-khālidūna
ebedi (mi kalacaklar?)
٣٤ (34)
(34)
Senden önce de hiçbir insanı ölümsüz kılmadık, sen ölürsün de onlar baki kalır mı?
21:35
كُلُّ her kullu
her
نَفْسٍۢ nefis nafsin
nefis
ذَآئِقَةُ tadacaktır dhāiqatu
tadacaktır
ٱلْمَوْتِ ۗ ölümü l-mawti
ölümü
وَنَبْلُوكُم ve sizi imtihan ederiz wanablūkum
ve sizi imtihan ederiz
بِٱلشَّرِّ şer ile bil-shari
şer ile
وَٱلْخَيْرِ ve hayır ile wal-khayri
ve hayır ile
فِتْنَةًۭ ۖ sınamak için fit'natan
sınamak için
وَإِلَيْنَا ve (sonunda) bize wa-ilaynā
ve (sonunda) bize
تُرْجَعُونَ döndürüleceksiniz tur'jaʿūna
döndürüleceksiniz
٣٥ (35)
(35)
Her can ölümü tadacaktır. Bir imtihan olarak size iyilik ve kötülük veririz. Sonunda Bize dönersiniz.
21:36
وَإِذَا zaman wa-idhā
zaman
رَءَاكَ seni gördükleri raāka
seni gördükleri
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوٓا۟ inkar eden kafarū
inkar eden
إِن seni edinmezler in
seni edinmezler
يَتَّخِذُونَكَ they take you yattakhidhūnaka
they take you
إِلَّا dışında illā
dışında
هُزُوًا alay konusu etmek huzuwan
alay konusu etmek
أَهَـٰذَا bu mudur? (diye) ahādhā
bu mudur? (diye)
ٱلَّذِى kişi alladhī
kişi
يَذْكُرُ diline dolayan yadhkuru
diline dolayan
ءَالِهَتَكُمْ sizin tanrılarınızı ālihatakum
sizin tanrılarınızı
وَهُم oysa kendileri wahum
oysa kendileri
بِذِكْرِ Zikri(uyarısı)nı bidhik'ri
Zikri(uyarısı)nı
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman'ın l-raḥmāni
Rahman'ın
هُمْ onlar hum
onlar
كَـٰفِرُونَ inkar ediyorlar kāfirūna
inkar ediyorlar
٣٦ (36)
(36)
İnkarcılar seni gördükleri zaman, şüphesiz, seni alaya almaktan başka bir şey yapmazlar. "Sizin tanrılarınızı diline dolayan bu mudur?" derler ve Rahman'ın Kitabını işte onlar inkar ederler.
21:37
خُلِقَ yaratılmıştır khuliqa
yaratılmıştır
ٱلْإِنسَـٰنُ insan l-insānu
insan
مِنْ aceleden min
aceleden
عَجَلٍۢ ۚ haste ʿajalin
haste
سَأُو۟رِيكُمْ size göstereceğim sa-urīkum
size göstereceğim
ءَايَـٰتِى ayetlerimi āyātī
ayetlerimi
فَلَا benden acele istemeyin falā
benden acele istemeyin
تَسْتَعْجِلُونِ ask Me to hasten tastaʿjilūni
ask Me to hasten
٣٧ (37)
(37)
İnsan aceleci olarak yaratılmıştır. Size ayetlerimi göstereceğim, bunu Benden acele istemeyin.
21:38
وَيَقُولُونَ ve diyorlar wayaqūlūna
ve diyorlar
مَتَىٰ ne zaman? matā
ne zaman?
هَـٰذَا bu hādhā
bu
ٱلْوَعْدُ tehdid(ettiğiniz azab) l-waʿdu
tehdid(ettiğiniz azab)
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz
صَـٰدِقِينَ doğru söyleyenler ṣādiqīna
doğru söyleyenler
٣٨ (38)
(38)
"Doğru sözlü iseniz bildirin bu tehdit ne zamandır?" derler.
21:39
لَوْ eğer law
eğer
يَعْلَمُ bir bilselerdi yaʿlamu
bir bilselerdi
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
حِينَ zamanı ḥīna
zamanı
لَا savamayacakları
savamayacakları
يَكُفُّونَ they will avert yakuffūna
they will avert
عَن yüzlerinden ʿan
yüzlerinden
وُجُوهِهِمُ their faces wujūhihimu
their faces
ٱلنَّارَ ateşi l-nāra
ateşi
وَلَا ne de walā
ne de
عَن sırtlarından ʿan
sırtlarından
ظُهُورِهِمْ their backs ẓuhūrihim
their backs
وَلَا ve walā
ve
هُمْ onlara hum
onlara
يُنصَرُونَ yardım da olunmayacakları yunṣarūna
yardım da olunmayacakları
٣٩ (39)
(39)
Bu kafirler, ateşi yüzlerinden ve sırtlarından menedemeyecekleri ve yardım da göremiyecekleri zamanı keşke bilseler.
21:40
بَلْ doğrusu bal
doğrusu
تَأْتِيهِم o onlara gelecek tatīhim
o onlara gelecek
بَغْتَةًۭ ansızın baghtatan
ansızın
فَتَبْهَتُهُمْ onları şaşırtacak fatabhatuhum
onları şaşırtacak
فَلَا güçleri yetmeyecek falā
güçleri yetmeyecek
يَسْتَطِيعُونَ they will be able yastaṭīʿūna
they will be able
رَدَّهَا onu reddetmeye raddahā
onu reddetmeye
وَلَا ve ne de walā
ve ne de
هُمْ kendilerine hum
kendilerine
يُنظَرُونَ süre verilecek yunẓarūna
süre verilecek
٤٠ (40)
(40)
Belki aniden gelecek de onları şaşırtacaktır. Artık onu geri çeviremezler; kendileri de ertelenmez.
21:41
وَلَقَدِ ve andolsun walaqadi
ve andolsun
ٱسْتُهْزِئَ alay edildi us'tuh'zi-a
alay edildi
بِرُسُلٍۢ peygamberlerle birusulin
peygamberlerle
مِّن senden önceki min
senden önceki
قَبْلِكَ before you qablika
before you
فَحَاقَ ama kuşatıverdi faḥāqa
ama kuşatıverdi
بِٱلَّذِينَ kimseleri bi-alladhīna
kimseleri
سَخِرُوا۟ alay eden(leri) sakhirū
alay eden(leri)
مِنْهُم onlarla min'hum
onlarla
مَّا şey
şey
كَانُوا۟ onların kānū
onların
بِهِۦ onunla bihi
onunla
يَسْتَهْزِءُونَ alay ettikleri yastahziūna
alay ettikleri
٤١ (41)
(41)
And olsun ki, senden önce birçok peygamber alaya alınmıştı da, alaya alanları, eğlendikleri şey mahvetmişti.
21:42
قُلْ de ki qul
de ki
مَن kim man
kim
يَكْلَؤُكُم sizi koruyacak? yakla-ukum
sizi koruyacak?
بِٱلَّيْلِ gece bi-al-layli
gece
وَٱلنَّهَارِ ve gündüz wal-nahāri
ve gündüz
مِنَ Rahmandan mina
Rahmandan
ٱلرَّحْمَـٰنِ ۗ the Most Gracious l-raḥmāni
the Most Gracious
بَلْ hayır bal
hayır
هُمْ onlar hum
onlar
عَن Zikrinden ʿan
Zikrinden
ذِكْرِ (the) remembrance dhik'ri
(the) remembrance
رَبِّهِم Rablerinin rabbihim
Rablerinin
مُّعْرِضُونَ yüz çeviriyorlar muʿ'riḍūna
yüz çeviriyorlar
٤٢ (42)
(42)
De ki: "Geceleyin ve gündüzün sizi Rahman'dan kim koruyabilir?" Ama onlar Rablerinin Kitabından yüz çevirmektedirler.
21:43
أَمْ yoksa am
yoksa
لَهُمْ mı var? lahum
mı var?
ءَالِهَةٌۭ tanrıları ālihatun
tanrıları
تَمْنَعُهُم onları koruyacak tamnaʿuhum
onları koruyacak
مِّن karşı min
karşı
دُونِنَا ۚ bize dūninā
bize
لَا onların gücü yetmez
onların gücü yetmez
يَسْتَطِيعُونَ they are able yastaṭīʿūna
they are able
نَصْرَ yardım etmeye naṣra
yardım etmeye
أَنفُسِهِمْ kendilerine anfusihim
kendilerine
وَلَا ne de walā
ne de
هُم onlara hum
onlara
مِّنَّا bizim tarafımızdan minnā
bizim tarafımızdan
يُصْحَبُونَ sahip çıkılır yuṣ'ḥabūna
sahip çıkılır
٤٣ (43)
(43)
Yoksa kendilerini bize karşı savunacak tanrıları mı var? O tanrılar kendilerine bile yardım edemezler. Katımızdan da dostluk görmezler.
21:44
بَلْ bilakis bal
bilakis
مَتَّعْنَا biz yaşattık mattaʿnā
biz yaşattık
هَـٰٓؤُلَآءِ onları hāulāi
onları
وَءَابَآءَهُمْ ve atalarını waābāahum
ve atalarını
حَتَّىٰ nihayet ḥattā
nihayet
طَالَ uzun geldi ṭāla
uzun geldi
عَلَيْهِمُ kendilerine ʿalayhimu
kendilerine
ٱلْعُمُرُ ۗ ömür l-ʿumuru
ömür
أَفَلَا görmüyorlar mı? afalā
görmüyorlar mı?
يَرَوْنَ they see yarawna
they see
أَنَّا bizim annā
bizim
نَأْتِى gelip natī
gelip
ٱلْأَرْضَ yerlerini (topraklarını) l-arḍa
yerlerini (topraklarını)
نَنقُصُهَا eksilttiğimizi nanquṣuhā
eksilttiğimizi
مِنْ uçlarından min
uçlarından
أَطْرَافِهَآ ۚ its borders aṭrāfihā
its borders
أَفَهُمُ onlar mı? afahumu
onlar mı?
ٱلْغَـٰلِبُونَ üstün gelen l-ghālibūna
üstün gelen
٤٤ (44)
(44)
Biz bunlara ve babalarına geçimlikler verdik de ömürleri uzadı; şimdi memleketlerini her yandan eksilttiğimizi görmüyorlar mı? Üstün gelen onlar mıdır?
21:45
قُلْ de ki qul
de ki
إِنَّمَآ ben ancak innamā
ben ancak
أُنذِرُكُم sizi uyarıyorum undhirukum
sizi uyarıyorum
بِٱلْوَحْىِ ۚ vahiyle bil-waḥyi
vahiyle
وَلَا ama walā
ama
يَسْمَعُ işitmez(ler) yasmaʿu
işitmez(ler)
ٱلصُّمُّ sağır(lar) l-ṣumu
sağır(lar)
ٱلدُّعَآءَ çağırıyı l-duʿāa
çağırıyı
إِذَا zaman idhā
zaman
مَا uyarıldıkları
uyarıldıkları
يُنذَرُونَ they are warned yundharūna
they are warned
٤٥ (45)
(45)
De ki: "Ben ancak sizi vahy ile uyarıyorum" Uyarıldıkları zaman, sağırlar çağrıyı duymazlar.
21:46
وَلَئِن ve eğer wala-in
ve eğer
مَّسَّتْهُمْ onlara dokunsa massathum
onlara dokunsa
نَفْحَةٌۭ bir esinti nafḥatun
bir esinti
مِّنْ azabından min
azabından
عَذَابِ (the) punishment ʿadhābi
(the) punishment
رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin
لَيَقُولُنَّ derler layaqūlunna
derler
يَـٰوَيْلَنَآ eyvah bize yāwaylanā
eyvah bize
إِنَّا biz gerçekten innā
biz gerçekten
كُنَّا olmuşuz kunnā
olmuşuz
ظَـٰلِمِينَ zalimler ẓālimīna
zalimler
٤٦ (46)
(46)
Rabbinin azabından onlara bir esinti dokunsa: "Vah bize! Doğrusu biz haksızdık" derler.
21:47
وَنَضَعُ kurarız wanaḍaʿu
kurarız
ٱلْمَوَٰزِينَ terazileri l-mawāzīna
terazileri
ٱلْقِسْطَ adalet l-qis'ṭa
adalet
لِيَوْمِ günü için liyawmi
günü için
ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
فَلَا asla falā
asla
تُظْلَمُ haksızlık edilmez tuẓ'lamu
haksızlık edilmez
نَفْسٌۭ kimseye nafsun
kimseye
شَيْـًۭٔا ۖ hiçbir shayan
hiçbir
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
كَانَ olsa kāna
olsa
مِثْقَالَ ağırlığınca mith'qāla
ağırlığınca
حَبَّةٍۢ danesi ḥabbatin
danesi
مِّنْ bir hardal min
bir hardal
خَرْدَلٍ a mustard khardalin
a mustard
أَتَيْنَا getiririz ataynā
getiririz
بِهَا ۗ onu bihā
onu
وَكَفَىٰ ve biz yeteriz wakafā
ve biz yeteriz
بِنَا olarak binā
olarak
حَـٰسِبِينَ hesab gören ḥāsibīna
hesab gören
٤٧ (47)
(47)
Kıyamet günü doğru teraziler kurarız; hiçbir kimse hiçbir haksızlığa uğratılmaz. Hardal tanesi kadar olsa bile yapılanı ortaya koyarız. Hesap gören olarak Biz yeteriz.
21:48
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
ءَاتَيْنَا biz verdik ātaynā
biz verdik
مُوسَىٰ Musa'ya mūsā
Musa'ya
وَهَـٰرُونَ ve Harun'a wahārūna
ve Harun'a
ٱلْفُرْقَانَ Furkan'ı l-fur'qāna
Furkan'ı
وَضِيَآءًۭ ve bir ışık waḍiyāan
ve bir ışık
وَذِكْرًۭا ve bir öğüt wadhik'ran
ve bir öğüt
لِّلْمُتَّقِينَ muttakiler için lil'muttaqīna
muttakiler için
٤٨ (48)
(48)
And olsun ki, Musa ve Harun'a eğriyi doğrudan ayıran Kitap'ı sakınanlar için ışık ve öğüt olarak verdik.
21:49
ٱلَّذِينَ onlar alladhīna
onlar
يَخْشَوْنَ korkarlar yakhshawna
korkarlar
رَبَّهُم Rablerinden rabbahum
Rablerinden
بِٱلْغَيْبِ görmeden bil-ghaybi
görmeden
وَهُم ve onlar wahum
ve onlar
مِّنَ (Duruşma) saatinden mina
(Duruşma) saatinden
ٱلسَّاعَةِ the Hour l-sāʿati
the Hour
مُشْفِقُونَ titrerler mush'fiqūna
titrerler
٤٩ (49)
(49)
Onlar görmedikleri halde Rablerinden korkarlar; kıyamet saatinden de titrerler.
21:50
وَهَـٰذَا bu (Kur'an) wahādhā
bu (Kur'an)
ذِكْرٌۭ bir öğüttür dhik'run
bir öğüttür
مُّبَارَكٌ mübarek mubārakun
mübarek
أَنزَلْنَـٰهُ ۚ ona indirdiğimiz anzalnāhu
ona indirdiğimiz
أَفَأَنتُمْ şimdi siz ediyor musunuz? afa-antum
şimdi siz ediyor musunuz?
لَهُۥ onu lahu
onu
مُنكِرُونَ inkar munkirūna
inkar
٥٠ (50)
(50)
İşte bu, indirdiğimiz kutsal bir Kitap'dır. Siz mi onu inkar ediyorsunuz?
21:51
۞ وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
ءَاتَيْنَآ biz vermiştik ātaynā
biz vermiştik
إِبْرَٰهِيمَ İbrahim'e ib'rāhīma
İbrahim'e
رُشْدَهُۥ doğru yolu bulma yeteneğini rush'dahu
doğru yolu bulma yeteneğini
مِن daha önceden min
daha önceden
قَبْلُ before qablu
before
وَكُنَّا ve biz idik wakunnā
ve biz idik
بِهِۦ onu bihi
onu
عَـٰلِمِينَ biliyor ʿālimīna
biliyor
٥١ (51)
(51)
And olsun ki, daha önce İbrahim'e de akla uygun olanı göstermiştik. Biz onu biliyorduk.
21:52
إِذْ hani idh
hani
قَالَ demişti ki qāla
demişti ki
لِأَبِيهِ babasına li-abīhi
babasına
وَقَوْمِهِۦ ve kavmine waqawmihi
ve kavmine
مَا nedir?
nedir?
هَـٰذِهِ şu hādhihi
şu
ٱلتَّمَاثِيلُ heykeller l-tamāthīlu
heykeller
ٱلَّتِىٓ sizin allatī
sizin
أَنتُمْ you antum
you
لَهَا kendisine lahā
kendisine
عَـٰكِفُونَ taptığınız ʿākifūna
taptığınız
٥٢ (52)
(52)
İbrahim, babasına ve milletine: "Bu tapınıp durduğunuz heykeller nedir?" demişti.
21:53
قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki
وَجَدْنَآ bulduk wajadnā
bulduk
ءَابَآءَنَا babalarımızı ābāanā
babalarımızı
لَهَا onlara lahā
onlara
عَـٰبِدِينَ tapıyorlar ʿābidīna
tapıyorlar
٥٣ (53)
(53)
"Babalarımızı onlara tapar bulduk" demişlerdi.
21:54
قَالَ dedi; qāla
dedi;
لَقَدْ doğrusu laqad
doğrusu
كُنتُمْ siz kuntum
siz
أَنتُمْ [you] antum
[you]
وَءَابَآؤُكُمْ ve babalarınız waābāukum
ve babalarınız
فِى içindesiniz
içindesiniz
ضَلَـٰلٍۢ bir sapıklık ḍalālin
bir sapıklık
مُّبِينٍۢ açık mubīnin
açık
٥٤ (54)
(54)
İbrahim: "And olsun ki sizler de babalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz" deyince:
21:55
قَالُوٓا۟ dediler ki qālū
dediler ki
أَجِئْتَنَا bize getirdin mi? aji'tanā
bize getirdin mi?
بِٱلْحَقِّ gerçeği bil-ḥaqi
gerçeği
أَمْ yoksa am
yoksa
أَنتَ sen anta
sen
مِنَ şaka mı yapıyorsun? mina
şaka mı yapıyorsun?
ٱللَّـٰعِبِينَ those who play l-lāʿibīna
those who play
٥٥ (55)
(55)
"Sen bize gerçeği mi getirdin yoksa şaka mı ediyorsun?" dediler.
21:56
قَالَ dedi qāla
dedi
بَل hayır bal
hayır
رَّبُّكُمْ Rabbiniz rabbukum
Rabbiniz
رَبُّ Rabbidir rabbu
Rabbidir
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin
ٱلَّذِى o ki alladhī
o ki
فَطَرَهُنَّ onları yaratmıştır faṭarahunna
onları yaratmıştır
وَأَنَا۠ ve ben de wa-anā
ve ben de
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
ذَٰلِكُم bunun dhālikum
bunun
مِّنَ şahidlik edenlerdenim mina
şahidlik edenlerdenim
ٱلشَّـٰهِدِينَ the witnesses l-shāhidīna
the witnesses
٥٦ (56)
(56)
O şöyle dedi: "Hayır; Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabbidir ki onları O yaratmıştır. Ben de buna şahidlik edenlerdenim."
21:57
وَتَٱللَّهِ Allah'a and olsun ki watal-lahi
Allah'a and olsun ki
لَأَكِيدَنَّ bir tuzak kuracağım la-akīdanna
bir tuzak kuracağım
أَصْنَـٰمَكُم putlarınıza aṣnāmakum
putlarınıza
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
أَن siz gittikten an
siz gittikten
تُوَلُّوا۟ you go away tuwallū
you go away
مُدْبِرِينَ arkanızı dönüp mud'birīna
arkanızı dönüp
٥٧ (57)
(57)
"Allah'a yemin ederim ki, siz ayrıldıktan sonra, putlarınıza bir tuzak kuracağım!"
21:58
فَجَعَلَهُمْ nihayet onları etti fajaʿalahum
nihayet onları etti
جُذَٰذًا parça parça judhādhan
parça parça
إِلَّا yalnız hariç illā
yalnız hariç
كَبِيرًۭا büyüğü kabīran
büyüğü
لَّهُمْ onların lahum
onların
لَعَلَّهُمْ belki laʿallahum
belki
إِلَيْهِ ona ilayhi
ona
يَرْجِعُونَ müracaat ederler (diye) yarjiʿūna
müracaat ederler (diye)
٥٨ (58)
(58)
Hepsini paramparça edip, içlerinden büyüğünü ona başvursunlar diye, sağlam bıraktı.
21:59
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
مَن kim? man
kim?
فَعَلَ yaptı faʿala
yaptı
هَـٰذَا bunu hādhā
bunu
بِـَٔالِهَتِنَآ tanrılarımıza biālihatinā
tanrılarımıza
إِنَّهُۥ muhakkak o innahu
muhakkak o
لَمِنَ biridir lamina
biridir
ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimlerden l-ẓālimīna
zalimlerden
٥٩ (59)
(59)
Milleti: "Tanrılarımıza bunu kim yaptı? Doğrusu o zalimlerden biridir" dediler.
21:60
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
سَمِعْنَا işittik samiʿ'nā
işittik
فَتًۭى bir genç fatan
bir genç
يَذْكُرُهُمْ onları diline dolayan yadhkuruhum
onları diline dolayan
يُقَالُ deniliyormuş yuqālu
deniliyormuş
لَهُۥٓ kendisine lahu
kendisine
إِبْرَٰهِيمُ İbrahim ib'rāhīmu
İbrahim
٦٠ (60)
(60)
Bazıları: "İbrahim denen bir gencin onları diline doladığını duymuştuk" deyince, "O halde bunların şahidlik edebilmeleri için onu halkın gözü önüne getirin" dediler.
21:61
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
فَأْتُوا۟ getirin fatū
getirin
بِهِۦ onu bihi
onu
عَلَىٰٓ önüne ʿalā
önüne
أَعْيُنِ gözü aʿyuni
gözü
ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların
لَعَلَّهُمْ böylece onlar laʿallahum
böylece onlar
يَشْهَدُونَ tanık olsunlar yashhadūna
tanık olsunlar
٦١ (61)
(61)
Bazıları: "İbrahim denen bir gencin onları diline doladığını duymuştuk" deyince, "O halde bunların şahidlik edebilmeleri için onu halkın gözü önüne getirin" dediler.
21:62
قَالُوٓا۟ dediler ki qālū
dediler ki
ءَأَنتَ sen mi? a-anta
sen mi?
فَعَلْتَ yaptın faʿalta
yaptın
هَـٰذَا bunu hādhā
bunu
بِـَٔالِهَتِنَا tanrılarımıza biālihatinā
tanrılarımıza
يَـٰٓإِبْرَٰهِيمُ ey İbrahim yāib'rāhīmu
ey İbrahim
٦٢ (62)
(62)
İbrahim gelince, ona: "Ey İbrahim, bunu tanrılarımıza sen mi yaptın?" dediler.
21:63
قَالَ dedi qāla
dedi
بَلْ hayır bal
hayır
فَعَلَهُۥ yapmış faʿalahu
yapmış
كَبِيرُهُمْ büyükleri kabīruhum
büyükleri
هَـٰذَا işte şu hādhā
işte şu
فَسْـَٔلُوهُمْ onlara sorun fasalūhum
onlara sorun
إِن eğer in
eğer
كَانُوا۟ onlar kānū
onlar
يَنطِقُونَ konuşurlarsa yanṭiqūna
konuşurlarsa
٦٣ (63)
(63)
İbrahim: "Belki onu şu büyükleri yapmıştır, konuşabiliyorlarsa onlara sorun" dedi.
21:64
فَرَجَعُوٓا۟ döndüler farajaʿū
döndüler
إِلَىٰٓ kendi vicdanlarına ilā
kendi vicdanlarına
أَنفُسِهِمْ themselves anfusihim
themselves
فَقَالُوٓا۟ ve dediler faqālū
ve dediler
إِنَّكُمْ hakikaten siz innakum
hakikaten siz
أَنتُمُ sizler antumu
sizler
ٱلظَّـٰلِمُونَ haksızsınız l-ẓālimūna
haksızsınız
٦٤ (64)
(64)
Kendi kendilerine: "Doğrusu siz haksızsınız", sonra kafalarında olan eski inançlarına dönerek: "Ey İbrahim! bunların konuşmayacağını, and olsun ki, bilirsin" dediler.
21:65
ثُمَّ sonra yine thumma
sonra yine
نُكِسُوا۟ döndürüldüler nukisū
döndürüldüler
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
رُءُوسِهِمْ eski kafaları ruūsihim
eski kafaları
لَقَدْ muhakkak laqad
muhakkak
عَلِمْتَ bilirsin ki ʿalim'ta
bilirsin ki
مَا bunlar
bunlar
هَـٰٓؤُلَآءِ these hāulāi
these
يَنطِقُونَ konuşmazlar yanṭiqūna
konuşmazlar
٦٥ (65)
(65)
Kendi kendilerine: "Doğrusu siz haksızsınız", sonra kafalarında olan eski inançlarına dönerek: "Ey İbrahim! bunların konuşmayacağını, and olsun ki, bilirsin" dediler.
21:66
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
أَفَتَعْبُدُونَ tapıyor musunuz? afataʿbudūna
tapıyor musunuz?
مِن bırakıp da min
bırakıp da
دُونِ besides dūni
besides
ٱللَّهِ Allah'ı l-lahi
Allah'ı
مَا şeylere
şeylere
لَا asla
asla
يَنفَعُكُمْ size fayda vermeyen yanfaʿukum
size fayda vermeyen
شَيْـًۭٔا hiçbir shayan
hiçbir
وَلَا ve walā
ve
يَضُرُّكُمْ zarar vermeyen yaḍurrukum
zarar vermeyen
٦٦ (66)
(66)
İbrahim: "O halde, Allah'ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar veremeyecek olan putlara ne diye taparsınız? Size de, Allah'ı bırakıp taptıklarınıza da yazıklar olsun! Akletmiyor musunuz?" dedi.
21:67
أُفٍّۢ yuh olsun uffin
yuh olsun
لَّكُمْ size lakum
size
وَلِمَا ve walimā
ve
تَعْبُدُونَ taptıklarınıza taʿbudūna
taptıklarınıza
مِن dışında min
dışında
دُونِ besides dūni
besides
ٱللَّهِ ۖ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
أَفَلَا aklınızı kullanmıyor musunuz siz? afalā
aklınızı kullanmıyor musunuz siz?
تَعْقِلُونَ you use reason taʿqilūna
you use reason
٦٧ (67)
(67)
İbrahim: "O halde, Allah'ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar veremeyecek olan putlara ne diye taparsınız? Size de, Allah'ı bırakıp taptıklarınıza da yazıklar olsun! Akletmiyor musunuz?" dedi.
21:68
قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki
حَرِّقُوهُ onu (İbrahim'i) yakın ḥarriqūhu
onu (İbrahim'i) yakın
وَٱنصُرُوٓا۟ ve yardım edin wa-unṣurū
ve yardım edin
ءَالِهَتَكُمْ tanrılarınıza ālihatakum
tanrılarınıza
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ siz kuntum
siz
فَـٰعِلِينَ (bir iş) yapacaksanız fāʿilīna
(bir iş) yapacaksanız
٦٨ (68)
(68)
Onlar: "Bir şey yapacaksanız, şunu yakın da tanrılarınıza yardım edin" dediler.
21:69
قُلْنَا biz de dedik ki qul'nā
biz de dedik ki
يَـٰنَارُ ey ateş yānāru
ey ateş
كُونِى ol kūnī
ol
بَرْدًۭا serin bardan
serin
وَسَلَـٰمًا ve esenlik wasalāman
ve esenlik
عَلَىٰٓ İbrahim'e ʿalā
İbrahim'e
إِبْرَٰهِيمَ Ibrahim ib'rāhīma
Ibrahim
٦٩ (69)
(69)
Biz: "Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve zararsız ol" dedik.
21:70
وَأَرَادُوا۟ ve istediler wa-arādū
ve istediler
بِهِۦ ona bihi
ona
كَيْدًۭا bir tuzak kurmak kaydan
bir tuzak kurmak
فَجَعَلْنَـٰهُمُ biz de kendilerini uğrattık fajaʿalnāhumu
biz de kendilerini uğrattık
ٱلْأَخْسَرِينَ hüsrana l-akhsarīna
hüsrana
٧٠ (70)
(70)
Ona düzen kurmak istediler, fakat Biz onları hüsrana uğrattık.
21:71
وَنَجَّيْنَـٰهُ ve onu kurtardık wanajjaynāhu
ve onu kurtardık
وَلُوطًا ve Lut'u walūṭan
ve Lut'u
إِلَى (getirerek) ilā
(getirerek)
ٱلْأَرْضِ bir yere l-arḍi
bir yere
ٱلَّتِى bereketli kıldığımız allatī
bereketli kıldığımız
بَـٰرَكْنَا We (had) blessed bāraknā
We (had) blessed
فِيهَا alemlere fīhā
alemlere
لِلْعَـٰلَمِينَ for the worlds lil'ʿālamīna
for the worlds
٧١ (71)
(71)
Onu da, Lut'u da, alemler için kutsal kıldığımız yere ulaştırıp kurtardık.
21:72
وَوَهَبْنَا ve hediye ettik wawahabnā
ve hediye ettik
لَهُۥٓ ona lahu
ona
إِسْحَـٰقَ İshak'ı is'ḥāqa
İshak'ı
وَيَعْقُوبَ ve Ya'kub'u wayaʿqūba
ve Ya'kub'u
نَافِلَةًۭ ۖ bağış olarak nāfilatan
bağış olarak
وَكُلًّۭا ve hepsini wakullan
ve hepsini
جَعَلْنَا yaptık jaʿalnā
yaptık
صَـٰلِحِينَ salihlerden ṣāliḥīna
salihlerden
٧٢ (72)
(72)
İbrahim'e, buna ilaveten İshak ve Yakub'u da verdik, her birini iyi kimseler kıldık.
21:73
وَجَعَلْنَـٰهُمْ ve onları yaptık wajaʿalnāhum
ve onları yaptık
أَئِمَّةًۭ önderler a-immatan
önderler
يَهْدُونَ doğru yolu gösteren yahdūna
doğru yolu gösteren
بِأَمْرِنَا emrimizle bi-amrinā
emrimizle
وَأَوْحَيْنَآ ve vahyettik wa-awḥaynā
ve vahyettik
إِلَيْهِمْ onlara ilayhim
onlara
فِعْلَ işler yapmayı fiʿ'la
işler yapmayı
ٱلْخَيْرَٰتِ hayırlı l-khayrāti
hayırlı
وَإِقَامَ ve kılmayı wa-iqāma
ve kılmayı
ٱلصَّلَوٰةِ namaz l-ṣalati
namaz
وَإِيتَآءَ ve vermeyi waītāa
ve vermeyi
ٱلزَّكَوٰةِ ۖ zekat l-zakati
zekat
وَكَانُوا۟ ve (insanlar) idiler wakānū
ve (insanlar) idiler
لَنَا bize lanā
bize
عَـٰبِدِينَ kulluk eden ʿābidīna
kulluk eden
٧٣ (73)
(73)
Onları, buyruğumuz altında insanları doğru yola götüren önderler yaptık; onlara, iyi işler yapmayı, namaz kılmayı, zekat vermeyi vahyettik. Onlar, bize kulluk eden kimselerdi.
21:74
وَلُوطًا ve Lut'a walūṭan
ve Lut'a
ءَاتَيْنَـٰهُ verdik ātaynāhu
verdik
حُكْمًۭا hüküm ḥuk'man
hüküm
وَعِلْمًۭا ve ilim waʿil'man
ve ilim
وَنَجَّيْنَـٰهُ ve onu kurtardık wanajjaynāhu
ve onu kurtardık
مِنَ bir kentten mina
bir kentten
ٱلْقَرْيَةِ the town l-qaryati
the town
ٱلَّتِى ki (onlar) allatī
ki (onlar)
كَانَت idiler kānat
idiler
تَّعْمَلُ işler yapıyor taʿmalu
işler yapıyor
ٱلْخَبَـٰٓئِثَ ۗ çirkin l-khabāitha
çirkin
إِنَّهُمْ gerçekten onlar innahum
gerçekten onlar
كَانُوا۟ idiler kānū
idiler
قَوْمَ bir kavim qawma
bir kavim
سَوْءٍۢ kötü sawin
kötü
فَـٰسِقِينَ yoldan çıkan fāsiqīna
yoldan çıkan
٧٤ (74)
(74)
Lut'a da hüküm ve ilim verdik; onu, çirkin işler işleyen kasabadan kurtardık. Doğrusu onlar yoldan çıkmış kötü bir milletti.
21:75
وَأَدْخَلْنَـٰهُ ve onu soktuk wa-adkhalnāhu
ve onu soktuk
فِى içine
içine
رَحْمَتِنَآ ۖ rahmetimizin raḥmatinā
rahmetimizin
إِنَّهُۥ çünkü o innahu
çünkü o
مِنَ -Salihler-den idi mina
-Salihler-den idi
ٱلصَّـٰلِحِينَ ve Nuh'u da-Salihler l-ṣāliḥīna
ve Nuh'u da-Salihler
٧٥ (75)
(75)
Lut'u rahmetimizin içine aldık; doğrusu o iyilerdendi.
21:76
وَنُوحًا ve Nuh'u da wanūḥan
ve Nuh'u da
إِذْ hani idh
hani
نَادَىٰ bize yalvarmıştı nādā
bize yalvarmıştı
مِن bunlardan önce min
bunlardan önce
قَبْلُ before qablu
before
فَٱسْتَجَبْنَا biz de kabul etmiştik fa-is'tajabnā
biz de kabul etmiştik
لَهُۥ onun (du'asını) lahu
onun (du'asını)
فَنَجَّيْنَـٰهُ kendisini kurtarmıştık fanajjaynāhu
kendisini kurtarmıştık
وَأَهْلَهُۥ ve ailesini wa-ahlahu
ve ailesini
مِنَ sıkıntıdan mina
sıkıntıdan
ٱلْكَرْبِ the affliction l-karbi
the affliction
ٱلْعَظِيمِ büyük l-ʿaẓīmi
büyük
٧٦ (76)
(76)
Nuh da daha önceleri Bize yalvarmıştı, onun duasını kabul edip, kendisini ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtardık.
21:77
وَنَصَرْنَـٰهُ ve onu koruduk wanaṣarnāhu
ve onu koruduk
مِنَ kavminden mina
kavminden
ٱلْقَوْمِ the people l-qawmi
the people
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
كَذَّبُوا۟ yalanlayan kadhabū
yalanlayan
بِـَٔايَـٰتِنَآ ۚ ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi
إِنَّهُمْ çünkü onlar innahum
çünkü onlar
كَانُوا۟ olmuşlardı kānū
olmuşlardı
قَوْمَ bir kavim qawma
bir kavim
سَوْءٍۢ kötü sawin
kötü
فَأَغْرَقْنَـٰهُمْ biz de onları boğmuştuk fa-aghraqnāhum
biz de onları boğmuştuk
أَجْمَعِينَ hepsini ajmaʿīna
hepsini
٧٧ (77)
(77)
Ayetlerimizi yalanlayan millete karşı ona yardım ettik. Doğrusu onlar fena bir milletti, hepsini suda boğduk.
21:78
وَدَاوُۥدَ ve Davud'u wadāwūda
ve Davud'u
وَسُلَيْمَـٰنَ ve Süleyman'ı wasulaymāna
ve Süleyman'ı
إِذْ hani idh
hani
يَحْكُمَانِ onlar hükmediyorlardı yaḥkumāni
onlar hükmediyorlardı
فِى hakkında
hakkında
ٱلْحَرْثِ bir ekin l-ḥarthi
bir ekin
إِذْ zaman idh
zaman
نَفَشَتْ yayıldığı nafashat
yayıldığı
فِيهِ orada fīhi
orada
غَنَمُ davarının ghanamu
davarının
ٱلْقَوْمِ toplumun l-qawmi
toplumun
وَكُنَّا biz de idik wakunnā
biz de idik
لِحُكْمِهِمْ onların hükümlerine liḥuk'mihim
onların hükümlerine
شَـٰهِدِينَ şahid shāhidīna
şahid
٧٨ (78)
(78)
Davud ve Süleyman da milletin koyunlarının yayıldığı bir ekin hakkında hüküm veriyorlarken, Biz onların hükmüne şahiddik.
21:79
فَفَهَّمْنَـٰهَا onu bellettik fafahhamnāhā
onu bellettik
سُلَيْمَـٰنَ ۚ Süleyman'a sulaymāna
Süleyman'a
وَكُلًّا ve hepsine wakullan
ve hepsine
ءَاتَيْنَا verdik ātaynā
verdik
حُكْمًۭا hükümdarlık ḥuk'man
hükümdarlık
وَعِلْمًۭا ۚ ve bilgi waʿil'man
ve bilgi
وَسَخَّرْنَا ve boyun eğdirdik wasakharnā
ve boyun eğdirdik
مَعَ onunla beraber maʿa
onunla beraber
دَاوُۥدَ Davud'a dāwūda
Davud'a
ٱلْجِبَالَ dağları l-jibāla
dağları
يُسَبِّحْنَ tesbih eden yusabbiḥ'na
tesbih eden
وَٱلطَّيْرَ ۚ ve kuşları wal-ṭayra
ve kuşları
وَكُنَّا ve biz wakunnā
ve biz
فَـٰعِلِينَ (bunları) yaparız fāʿilīna
(bunları) yaparız
٧٩ (79)
(79)
Süleyman'a bu meselenin hükmünü bildirmiştik; her birine hüküm ve ilim verdik. Davud ile beraber tesbih etsinler diye dağları ve kuşları buyruk altına aldık. Bunları Biz yapmıştık.
21:80
وَعَلَّمْنَـٰهُ ve ona öğretmiştik waʿallamnāhu
ve ona öğretmiştik
صَنْعَةَ yapmayı ṣanʿata
yapmayı
لَبُوسٍۢ zırh labūsin
zırh
لَّكُمْ sizin için lakum
sizin için
لِتُحْصِنَكُم sizi korumak için lituḥ'ṣinakum
sizi korumak için
مِّنۢ savaşın şiddetinden min
savaşın şiddetinden
بَأْسِكُمْ ۖ your battle basikum
your battle
فَهَلْ (o halde) misiniz? fahal
(o halde) misiniz?
أَنتُمْ siz antum
siz
شَـٰكِرُونَ şükredenlerden shākirūna
şükredenlerden
٨٠ (80)
(80)
Ona, sizi savaşta korumak için zırh yapma sanatını öğrettik, artık şükreder misiniz?
21:81
وَلِسُلَيْمَـٰنَ ve Süleyman'a walisulaymāna
ve Süleyman'a
ٱلرِّيحَ fırtınayı l-rīḥa
fırtınayı
عَاصِفَةًۭ şiddetli ʿāṣifatan
şiddetli
تَجْرِى akıp giderdi tajrī
akıp giderdi
بِأَمْرِهِۦٓ onun emriyle bi-amrihi
onun emriyle
إِلَى yere ilā
yere
ٱلْأَرْضِ the land l-arḍi
the land
ٱلَّتِى bereketlendirdiğimiz allatī
bereketlendirdiğimiz
بَـٰرَكْنَا We blessed bāraknā
We blessed
فِيهَا ۚ içini fīhā
içini
وَكُنَّا ve biz wakunnā
ve biz
بِكُلِّ her bikulli
her
شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi
عَـٰلِمِينَ biliriz ʿālimīna
biliriz
٨١ (81)
(81)
Bereketli kıldığımız yere doğru, Süleyman'ın emriyle yürüyen şiddetli rüzgarı, onun buyruğuna verdik. Biz herşeyi biliyorduk.
21:82
وَمِنَ ve wamina
ve
ٱلشَّيَـٰطِينِ şeytanlardan l-shayāṭīni
şeytanlardan
مَن kimseleri man
kimseleri
يَغُوصُونَ denize dalan yaghūṣūna
denize dalan
لَهُۥ kendisi için lahu
kendisi için
وَيَعْمَلُونَ ve yapan wayaʿmalūna
ve yapan
عَمَلًۭا işler ʿamalan
işler
دُونَ başka dūna
başka
ذَٰلِكَ ۖ bundan dhālika
bundan
وَكُنَّا ve biz idik wakunnā
ve biz idik
لَهُمْ onları lahum
onları
حَـٰفِظِينَ onun emrinde tutuyor ḥāfiẓīna
onun emrinde tutuyor
٨٢ (82)
(82)
Dalgıçlık yapan ve bundan başka işler de gören şeytanlardan da onun buyruğu altına verdik. Onların hepsini gözetiyorduk.
21:83
۞ وَأَيُّوبَ ve Eyyub'u da wa-ayyūba
ve Eyyub'u da
إِذْ hani idh
hani
نَادَىٰ du'a etmişti nādā
du'a etmişti
رَبَّهُۥٓ Rabbine rabbahu
Rabbine
أَنِّى gerçekten diye annī
gerçekten diye
مَسَّنِىَ bana dokundu massaniya
bana dokundu
ٱلضُّرُّ bu dert l-ḍuru
bu dert
وَأَنتَ ve sen wa-anta
ve sen
أَرْحَمُ en merhametlisisin arḥamu
en merhametlisisin
ٱلرَّٰحِمِينَ merhametlilerin l-rāḥimīna
merhametlilerin
٨٣ (83)
(83)
Eyyub da: "Başıma bir bela geldi, (Sana sığındım), Sen merhametlilerin merhametlisisin" diye Rabbine nida etmişti.
21:84
فَٱسْتَجَبْنَا biz de kabul ettik fa-is'tajabnā
biz de kabul ettik
لَهُۥ onu(n du'asını) lahu
onu(n du'asını)
فَكَشَفْنَا ve kaldırdık fakashafnā
ve kaldırdık
مَا ne varsa
ne varsa
بِهِۦ onun bihi
onun
مِن derdi min
derdi
ضُرٍّۢ ۖ (the) adversity ḍurrin
(the) adversity
وَءَاتَيْنَـٰهُ ve ona verdik waātaynāhu
ve ona verdik
أَهْلَهُۥ ailesini ahlahu
ailesini
وَمِثْلَهُم ve bir katını daha wamith'lahum
ve bir katını daha
مَّعَهُمْ onlarla beraber maʿahum
onlarla beraber
رَحْمَةًۭ bir rahmet raḥmatan
bir rahmet
مِّنْ tarafımızdan min
tarafımızdan
عِندِنَا from Ourselves ʿindinā
from Ourselves
وَذِكْرَىٰ ve bir öğüt olarak wadhik'rā
ve bir öğüt olarak
لِلْعَـٰبِدِينَ ibadet edenler için lil'ʿābidīna
ibadet edenler için
٨٤ (84)
(84)
Biz de onun duasını kabul etmiş ve başına gelenleri kaldırmıştık. Katımızdan bir rahmet ve kulluk edenlere bir hatıra olmak üzere ona tekrar ailesini ve kaybettikleriyle bir mislini daha vermiştik.
21:85
وَإِسْمَـٰعِيلَ ve İsma'il'i wa-is'māʿīla
ve İsma'il'i
وَإِدْرِيسَ İdris'i wa-id'rīsa
İdris'i
وَذَا ve Zu'(l-Kifl'i) wadhā
ve Zu'(l-Kifl'i)
ٱلْكِفْلِ ۖ (ve Zu')l-Kifl'i l-kif'li
(ve Zu')l-Kifl'i
كُلٌّۭ hepsi de kullun
hepsi de
مِّنَ sabredenlerdendi mina
sabredenlerdendi
ٱلصَّـٰبِرِينَ the patient ones l-ṣābirīna
the patient ones
٨٥ (85)
(85)
İsmail, İdris ve Zülkifl hakkında anlattığımızı da an; onların her biri sabredenlerdendi.
21:86
وَأَدْخَلْنَـٰهُمْ ve onları soktuk wa-adkhalnāhum
ve onları soktuk
فِى rahmetimize
rahmetimize
رَحْمَتِنَآ ۖ Our Mercy raḥmatinā
Our Mercy
إِنَّهُم çünkü onlar innahum
çünkü onlar
مِّنَ Salihlerdendi mina
Salihlerdendi
ٱلصَّـٰلِحِينَ the righteous l-ṣāliḥīna
the righteous
٨٦ (86)
(86)
Onları rahmetimizin içine aldık; doğrusu onlar iyilerdendi.
21:87
وَذَا ve Zü(nnun'u) wadhā
ve Zü(nnun'u)
ٱلنُّونِ (ve Zün)nun'u l-nūni
(ve Zün)nun'u
إِذ zira idh
zira
ذَّهَبَ gitmişti dhahaba
gitmişti
مُغَـٰضِبًۭا kızarak mughāḍiban
kızarak
فَظَنَّ sanmıştı faẓanna
sanmıştı
أَن diye an
diye
لَّن asla lan
asla
نَّقْدِرَ güç yetiremeyeceğiz naqdira
güç yetiremeyeceğiz
عَلَيْهِ kendisine ʿalayhi
kendisine
فَنَادَىٰ nihayet yalvardı fanādā
nihayet yalvardı
فِى içinde
içinde
ٱلظُّلُمَـٰتِ karanlıklar l-ẓulumāti
karanlıklar
أَن diye an
diye
لَّآ yoktur
yoktur
إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı
إِلَّآ başka illā
başka
أَنتَ senden anta
senden
سُبْحَـٰنَكَ senin şanın yücedir sub'ḥānaka
senin şanın yücedir
إِنِّى muhakkak ben innī
muhakkak ben
كُنتُ oldum kuntu
oldum
مِنَ zalimlerden mina
zalimlerden
ٱلظَّـٰلِمِينَ the wrongdoers l-ẓālimīna
the wrongdoers
٨٧ (87)
(87)
Zünnun (Balık Sahibi; Yunus) hakkında söylediğimizi de an. O, öfkelenerek giderken, kendisini sıkıntıya sokmayacağımızı sanmıştı; fakat sonunda karanlıklar içinde: "Senden başka tanrı yoktur, Sen münezzehsin, doğrusu ben haksızlık edenlerdenim" diye seslenmişti.
21:88
فَٱسْتَجَبْنَا biz de kabul ettik fa-is'tajabnā
biz de kabul ettik
لَهُۥ onu(n du'asını) lahu
onu(n du'asını)
وَنَجَّيْنَـٰهُ ve onu kurtardık wanajjaynāhu
ve onu kurtardık
مِنَ tasadan mina
tasadan
ٱلْغَمِّ ۚ the distress l-ghami
the distress
وَكَذَٰلِكَ işte böyle wakadhālika
işte böyle
نُـۨجِى biz kurtarırız nunjī
biz kurtarırız
ٱلْمُؤْمِنِينَ inananları l-mu'minīna
inananları
٨٨ (88)
(88)
Biz de ona cevap verip, onu üzüntüden kurtarmıştık. inananları böyle kurtarırız.
21:89
وَزَكَرِيَّآ ve Zekeriyya'yı da wazakariyyā
ve Zekeriyya'yı da
إِذْ hani idh
hani
نَادَىٰ du'a etmişti nādā
du'a etmişti
رَبَّهُۥ Rabbine rabbahu
Rabbine
رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim
لَا beni bırakma
beni bırakma
تَذَرْنِى leave me tadharnī
leave me
فَرْدًۭا tek başıma fardan
tek başıma
وَأَنتَ ve sen wa-anta
ve sen
خَيْرُ en iyisisin khayru
en iyisisin
ٱلْوَٰرِثِينَ varislerin l-wārithīna
varislerin
٨٩ (89)
(89)
Zekeriya da: "Rabbim! Beni tek Başıma bırakma, Sen varislerin en hayırlısısın" diye nida etmişti.
21:90
فَٱسْتَجَبْنَا kabul buyurduk fa-is'tajabnā
kabul buyurduk
لَهُۥ onu(n du'asını) lahu
onu(n du'asını)
وَوَهَبْنَا ve armağan ettik wawahabnā
ve armağan ettik
لَهُۥ ona lahu
ona
يَحْيَىٰ Yahya'yı yaḥyā
Yahya'yı
وَأَصْلَحْنَا ve ıslah ettik wa-aṣlaḥnā
ve ıslah ettik
لَهُۥ kendisi için lahu
kendisi için
زَوْجَهُۥٓ ۚ eşini zawjahu
eşini
إِنَّهُمْ gerçekten onlar innahum
gerçekten onlar
كَانُوا۟ idiler kānū
idiler
يُسَـٰرِعُونَ koşuyor(lar) yusāriʿūna
koşuyor(lar)
فِى hayır (işlere)
hayır (işlere)
ٱلْخَيْرَٰتِ good deeds l-khayrāti
good deeds
وَيَدْعُونَنَا ve bize du'a ederlerdi wayadʿūnanā
ve bize du'a ederlerdi
رَغَبًۭا umarak raghaban
umarak
وَرَهَبًۭا ۖ ve korkarak warahaban
ve korkarak
وَكَانُوا۟ ve idiler wakānū
ve idiler
لَنَا bize lanā
bize
خَـٰشِعِينَ derin bir saygı içinde khāshiʿīna
derin bir saygı içinde
٩٠ (90)
(90)
Biz de ona icabet ederek, Yahya'yı bahşetmiş, eşini de doğum yapacak hale getirmiştik. Doğrusu onlar iyi işlerde yarışıyorlar, korkarak ve umarak Bize yalvarıyorlardı. Bize karşı gönülden saygı duyuyorlardı.
21:91
وَٱلَّتِىٓ olanı (Meryemi) wa-allatī
olanı (Meryemi)
أَحْصَنَتْ korumuş aḥṣanat
korumuş
فَرْجَهَا ırzını farjahā
ırzını
فَنَفَخْنَا ve üflemiştik fanafakhnā
ve üflemiştik
فِيهَا ona fīhā
ona
مِن ruhumuzdan min
ruhumuzdan
رُّوحِنَا Our Spirit rūḥinā
Our Spirit
وَجَعَلْنَـٰهَا ve onu yapmıştık wajaʿalnāhā
ve onu yapmıştık
وَٱبْنَهَآ ve oğlunu wa-ib'nahā
ve oğlunu
ءَايَةًۭ bir ibret āyatan
bir ibret
لِّلْعَـٰلَمِينَ alemlere lil'ʿālamīna
alemlere
٩١ (91)
(91)
Mahrem yerini koruyan Meryem'e ruhumuzdan üflemiş, onu ve oğlunu, alemler için bir mucize kılmıştık.
21:92
إِنَّ işte inna
işte
هَـٰذِهِۦٓ bu hādhihi
bu
أُمَّتُكُمْ sizin ümmetiniz ummatukum
sizin ümmetiniz
أُمَّةًۭ ümmettir ummatan
ümmettir
وَٰحِدَةًۭ bir tek wāḥidatan
bir tek
وَأَنَا۠ şüphesiz benim wa-anā
şüphesiz benim
رَبُّكُمْ sizin Rabbiniz rabbukum
sizin Rabbiniz
فَٱعْبُدُونِ yalnız bana kulluk edin fa-uʿ'budūni
yalnız bana kulluk edin
٩٢ (92)
(92)
Doğrusu tevhid dini olan Müslümanlık, bir tek din olarak sizin dininizdir ve Ben de Rabbinizim, artık Bana kulluk edin.
21:93
وَتَقَطَّعُوٓا۟ ve parçaladılar wataqaṭṭaʿū
ve parçaladılar
أَمْرَهُم işlerini amrahum
işlerini
بَيْنَهُمْ ۖ aralarında baynahum
aralarında
كُلٌّ hepsi kullun
hepsi
إِلَيْنَا bize ilaynā
bize
رَٰجِعُونَ döneceklerdir rājiʿūna
döneceklerdir
٩٣ (93)
(93)
Ama insanlar, din konusunda aralarında bölüklere ayrıldılar, hepsi Bize döneceklerdir.
21:94
فَمَن kim faman
kim
يَعْمَلْ yaparsa yaʿmal
yaparsa
مِنَ iyi işlerden mina
iyi işlerden
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ [the] righteous deeds l-ṣāliḥāti
[the] righteous deeds
وَهُوَ ve o wahuwa
ve o
مُؤْمِنٌۭ inanmış olarak mu'minun
inanmış olarak
فَلَا asla falā
asla
كُفْرَانَ nankörlük edilmez kuf'rāna
nankörlük edilmez
لِسَعْيِهِۦ onun çabasına lisaʿyihi
onun çabasına
وَإِنَّا şüphesiz biz wa-innā
şüphesiz biz
لَهُۥ onu (çalışmasını) lahu
onu (çalışmasını)
كَـٰتِبُونَ yazmaktayız kātibūna
yazmaktayız
٩٤ (94)
(94)
İnanmış olarak yararlı iş işleyenin ameli inkar edilmeyecektir. Biz onu yazmaktayız.
21:95
وَحَرَٰمٌ ve (yaşamak) haramdır waḥarāmun
ve (yaşamak) haramdır
عَلَىٰ bir ülkeye ʿalā
bir ülkeye
قَرْيَةٍ a city qaryatin
a city
أَهْلَكْنَـٰهَآ helak ettiğimiz ahlaknāhā
helak ettiğimiz
أَنَّهُمْ onlar annahum
onlar
لَا bir daha geri dönemezler
bir daha geri dönemezler
يَرْجِعُونَ will return yarjiʿūna
will return
٩٥ (95)
(95)
Yok ettiğimiz kasaba halkının ahirette ceza görmek üzere Bize dönmemesi imkansızdır.
21:96
حَتَّىٰٓ nihayet ḥattā
nihayet
إِذَا zaman idhā
zaman
فُتِحَتْ önü açıldığı futiḥat
önü açıldığı
يَأْجُوجُ Ye'cuc'un yajūju
Ye'cuc'un
وَمَأْجُوجُ ve Me'cuc'un wamajūju
ve Me'cuc'un
وَهُم ve onlar wahum
ve onlar
مِّن her min
her
كُلِّ every kulli
every
حَدَبٍۢ tepeden ḥadabin
tepeden
يَنسِلُونَ akın etmeye başladıkları yansilūna
akın etmeye başladıkları
٩٦ (96)
(96)
Yecüc ve Mecüc'ün seddi yıkıldığı zaman her dere ve tepeden boşanırlar.
21:97
وَٱقْتَرَبَ ve yaklaşır wa-iq'taraba
ve yaklaşır
ٱلْوَعْدُ va'd l-waʿdu
va'd
ٱلْحَقُّ gerçek l-ḥaqu
gerçek
فَإِذَا birden fa-idhā
birden
هِىَ o hiya
o
شَـٰخِصَةٌ donup kalır shākhiṣatun
donup kalır
أَبْصَـٰرُ gözleri abṣāru
gözleri
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
كَفَرُوا۟ inkar eden(lerin) kafarū
inkar eden(lerin)
يَـٰوَيْلَنَا vah bize yāwaylanā
vah bize
قَدْ gerçekten qad
gerçekten
كُنَّا biz idik kunnā
biz idik
فِى içinde
içinde
غَفْلَةٍۢ gaflet ghaflatin
gaflet
مِّنْ bundan min
bundan
هَـٰذَا this hādhā
this
بَلْ meğer bal
meğer
كُنَّا biz kunnā
biz
ظَـٰلِمِينَ zulmediyormuşuz ẓālimīna
zulmediyormuşuz
٩٧ (97)
(97)
Gerçek vaad yaklaştığında, inkar edenlerin gözleri beleriverir: "Vah bize! Bundan önce gaflet içindeydik, hem de zalimdik" derler.
21:98
إِنَّكُمْ şüphesiz siz innakum
şüphesiz siz
وَمَا ve wamā
ve
تَعْبُدُونَ taptıklarınız taʿbudūna
taptıklarınız
مِن başka min
başka
دُونِ besides Allah dūni
besides Allah
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
حَصَبُ odunusunuz ḥaṣabu
odunusunuz
جَهَنَّمَ cehennemin jahannama
cehennemin
أَنتُمْ siz antum
siz
لَهَا oraya lahā
oraya
وَٰرِدُونَ gireceksiniz wāridūna
gireceksiniz
٩٨ (98)
(98)
Siz ve Allah'tan başka taptıklarınız, cehennemin yakıtısınız; oraya gireceksiniz.
21:99
لَوْ eğer law
eğer
كَانَ olsalardı kāna
olsalardı
هَـٰٓؤُلَآءِ onlar hāulāi
onlar
ءَالِهَةًۭ tanrılar ālihatan
tanrılar
مَّا oraya girmezlerdi
oraya girmezlerdi
وَرَدُوهَا ۖ they (would) have come to it waradūhā
they (would) have come to it
وَكُلٌّۭ oysa hepsi wakullun
oysa hepsi
فِيهَا orada fīhā
orada
خَـٰلِدُونَ sürekli kalacaklardır khālidūna
sürekli kalacaklardır
٩٩ (99)
(99)
Eğer bunlar tanrı olsaydı cehenneme girmezlerdi; hepsi orada temelli kalacaktır.
21:100
لَهُمْ onlar için vardır lahum
onlar için vardır
فِيهَا orada fīhā
orada
زَفِيرٌۭ bir inleme zafīrun
bir inleme
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
فِيهَا orada fīhā
orada
لَا hiçbir şey
hiçbir şey
يَسْمَعُونَ işitmezler yasmaʿūna
işitmezler
١٠٠ (100)
(100)
Orada onlara ah etmek vardır; birşey de işitemezler.
21:101
إِنَّ kuşkusuz inna
kuşkusuz
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
سَبَقَتْ geçmiş olan(lar) sabaqat
geçmiş olan(lar)
لَهُم kendilerine lahum
kendilerine
مِّنَّا bizden minnā
bizden
ٱلْحُسْنَىٰٓ güzellik l-ḥus'nā
güzellik
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar
عَنْهَا ondan (cehennemden) ʿanhā
ondan (cehennemden)
مُبْعَدُونَ uzaklaştırılmışlardır mub'ʿadūna
uzaklaştırılmışlardır
١٠١ (101)
(101)
Yaptıklarına karşılık katımızdan kendileri için iyi şeyler yazılmış olanlar, işte onlar cehennemden uzak tutulanlardır.
21:102
لَا duymazlar
duymazlar
يَسْمَعُونَ they will hear yasmaʿūna
they will hear
حَسِيسَهَا ۖ onun uğultusunu ḥasīsahā
onun uğultusunu
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
فِى içinde
içinde
مَا çektiği (ni'metler)
çektiği (ni'metler)
ٱشْتَهَتْ desire ish'tahat
desire
أَنفُسُهُمْ canlarının anfusuhum
canlarının
خَـٰلِدُونَ ebedi kalırlar khālidūna
ebedi kalırlar
١٠٢ (102)
(102)
Cehennemin uğultusunu duymazlar. Canlarının istediği şeyler içinde temelli kalırlar.
21:103
لَا asla
asla
يَحْزُنُهُمُ onları tasalandırmaz yaḥzunuhumu
onları tasalandırmaz
ٱلْفَزَعُ korku l-fazaʿu
korku
ٱلْأَكْبَرُ en büyük l-akbaru
en büyük
وَتَتَلَقَّىٰهُمُ onları şöyle karşılar watatalaqqāhumu
onları şöyle karşılar
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ melekler l-malāikatu
melekler
هَـٰذَا işte bu hādhā
işte bu
يَوْمُكُمُ gününüzdür yawmukumu
gününüzdür
ٱلَّذِى size alladhī
size
كُنتُمْ you were kuntum
you were
تُوعَدُونَ va'dedilen tūʿadūna
va'dedilen
١٠٣ (103)
(103)
En büyük korku bile onları üzmez; kendilerini melekler: "Size söz verilen gün işte bugündür" diye karşılarlar.
21:104
يَوْمَ o gün yawma
o gün
نَطْوِى düreriz naṭwī
düreriz
ٱلسَّمَآءَ göğü l-samāa
göğü
كَطَىِّ dürer gibi kaṭayyi
dürer gibi
ٱلسِّجِلِّ tomarlarını l-sijili
tomarlarını
لِلْكُتُبِ ۚ yazı lil'kutubi
yazı
كَمَا gibi kamā
gibi
بَدَأْنَآ başladığımız badanā
başladığımız
أَوَّلَ ilk awwala
ilk
خَلْقٍۢ yaratmaya khalqin
yaratmaya
نُّعِيدُهُۥ ۚ onu iade ederiz nuʿīduhu
onu iade ederiz
وَعْدًا sözdür waʿdan
sözdür
عَلَيْنَآ ۚ üzerimize ʿalaynā
üzerimize
إِنَّا şüphesiz innā
şüphesiz
كُنَّا biz bunu kunnā
biz bunu
فَـٰعِلِينَ yapacağız fāʿilīna
yapacağız
١٠٤ (104)
(104)
Göğü, kitap dürer gibi dürdüğümüz zaman, yaratmaya ilk başladığımız gibi katımızdan verilmiş bir söz olarak onu tekrar var edeceğiz. Doğrusu Biz yaparız.
21:105
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
كَتَبْنَا yazmıştık katabnā
yazmıştık
فِى Zebur'da
Zebur'da
ٱلزَّبُورِ the Scripture l-zabūri
the Scripture
مِنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
ٱلذِّكْرِ Zikir'den (Tevrat'tan) l-dhik'ri
Zikir'den (Tevrat'tan)
أَنَّ mutlaka anna
mutlaka
ٱلْأَرْضَ arza l-arḍa
arza
يَرِثُهَا varis olacak yarithuhā
varis olacak
عِبَادِىَ kullarım ʿibādiya
kullarım
ٱلصَّـٰلِحُونَ iyi l-ṣāliḥūna
iyi
١٠٥ (105)
(105)
And olsun ki, Tevrat'tan sonra Zebur'da da yeryüzüne ancak iyi kullarımın mirasçı olduğunu yazmıştık.
21:106
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
فِى vardır
vardır
هَـٰذَا bunda hādhā
bunda
لَبَلَـٰغًۭا elbette bir öğüt labalāghan
elbette bir öğüt
لِّقَوْمٍ kavimler için liqawmin
kavimler için
عَـٰبِدِينَ kulluk eden ʿābidīna
kulluk eden
١٠٦ (106)
(106)
Doğrusu bu Kuran'da, kulluk eden kimselere bildiri vardır.
21:107
وَمَآ ve wamā
ve
أَرْسَلْنَـٰكَ biz seni göndermedik arsalnāka
biz seni göndermedik
إِلَّا başka sebeple illā
başka sebeple
رَحْمَةًۭ rahmetten raḥmatan
rahmetten
لِّلْعَـٰلَمِينَ alemler için lil'ʿālamīna
alemler için
١٠٧ (107)
(107)
Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.
21:108
قُلْ de ki qul
de ki
إِنَّمَا şüphesiz innamā
şüphesiz
يُوحَىٰٓ vahyolunur yūḥā
vahyolunur
إِلَىَّ bana ilayya
bana
أَنَّمَآ ancak annamā
ancak
إِلَـٰهُكُمْ Tanrınız ilāhukum
Tanrınız
إِلَـٰهٌۭ Tanrıdır ilāhun
Tanrıdır
وَٰحِدٌۭ ۖ bir tek wāḥidun
bir tek
فَهَلْ siz-mısınız? fahal
siz-mısınız?
أَنتُم siz antum
siz
مُّسْلِمُونَ submit (to Him) mus'limūna
submit (to Him)
١٠٨ (108)
(108)
De ki: "Doğrusu tanrınızın tek bir Tanrı olduğu bana şüphesiz vahyolundu. Artık müslüman olacak mısınız?"
21:109
فَإِن eğer fa-in
eğer
تَوَلَّوْا۟ yüz çevirirlerse tawallaw
yüz çevirirlerse
فَقُلْ de ki faqul
de ki
ءَاذَنتُكُمْ ben size açıkladım ādhantukum
ben size açıkladım
عَلَىٰ eşit biçimde ʿalā
eşit biçimde
سَوَآءٍۢ ۖ equally sawāin
equally
وَإِنْ artık wa-in
artık
أَدْرِىٓ bilmem adrī
bilmem
أَقَرِيبٌ yakın mı (olduğunu) aqarībun
yakın mı (olduğunu)
أَم yoksa am
yoksa
بَعِيدٌۭ uzak (mı olduğunu) baʿīdun
uzak (mı olduğunu)
مَّا şeyin
şeyin
تُوعَدُونَ tehdid edildiğiniz tūʿadūna
tehdid edildiğiniz
١٠٩ (109)
(109)
Eğer yüz çevirirlerse, de ki: "Size düpedüz açıkladım; tehdit olunduğunuz şeyin yakın mı uzak mı olduğunu bilmem."
21:110
إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O
يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir
ٱلْجَهْرَ açığını l-jahra
açığını
مِنَ sözün mina
sözün
ٱلْقَوْلِ [the] speech l-qawli
[the] speech
وَيَعْلَمُ ve bilir wayaʿlamu
ve bilir
مَا ne
ne
تَكْتُمُونَ gizliyorsanız taktumūna
gizliyorsanız
١١٠ (110)
(110)
"Doğrusu O, açığa vurulan sözü de bilir, gizlediklerinizi de bilir."
21:111
وَإِنْ ve wa-in
ve
أَدْرِى bilmem adrī
bilmem
لَعَلَّهُۥ belki de o laʿallahu
belki de o
فِتْنَةٌۭ denemek içindir fit'natun
denemek içindir
لَّكُمْ sizi lakum
sizi
وَمَتَـٰعٌ ve yaşatmak içindir wamatāʿun
ve yaşatmak içindir
إِلَىٰ bir süreye kadar ilā
bir süreye kadar
حِينٍۢ a time ḥīnin
a time
١١١ (111)
(111)
"Bilmem; belki bu gecikme sizi denemek ve bir süreye kadar geçindirmek içindir."
21:112
قَـٰلَ dedi ki qāla
dedi ki
رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim
ٱحْكُم hükmet uḥ'kum
hükmet
بِٱلْحَقِّ ۗ hak ile bil-ḥaqi
hak ile
وَرَبُّنَا ve Rabbimiz warabbunā
ve Rabbimiz
ٱلرَّحْمَـٰنُ çok merhamet edendir l-raḥmānu
çok merhamet edendir
ٱلْمُسْتَعَانُ O'nun yardımına sığınılır l-mus'taʿānu
O'nun yardımına sığınılır
عَلَىٰ karşı ʿalā
karşı
مَا şeye
şeye
تَصِفُونَ sizin nitelendirdiğiniz taṣifūna
sizin nitelendirdiğiniz
١١٢ (112)
(112)
Peygamber: "Rabbim! Aramızda gerçekle hükmet, anlattıklarınıza karşı ancak Rahman olan Rabbimizden yardım istenir" dedi.