20
Taha
طه
Besmele
بِسْمِ
adıyla
bis'mi
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
20:1
طه
Ta Ha.'
tta-ha
Ta Ha.' ١ (1)
(1)
Ta Ha.' ١ (1)
(1)
Ta, Ha.
20:2
مَآ
biz indirmedik
mā
biz indirmedik أَنزَلْنَا We (have) sent down anzalnā
We (have) sent down عَلَيْكَ sana ʿalayka
sana ٱلْقُرْءَانَ (bu) Kur'an'ı l-qur'āna
(bu) Kur'an'ı لِتَشْقَىٰٓ güçlük çekesin diye litashqā
güçlük çekesin diye ٢ (2)
(2)
biz indirmedik أَنزَلْنَا We (have) sent down anzalnā
We (have) sent down عَلَيْكَ sana ʿalayka
sana ٱلْقُرْءَانَ (bu) Kur'an'ı l-qur'āna
(bu) Kur'an'ı لِتَشْقَىٰٓ güçlük çekesin diye litashqā
güçlük çekesin diye ٢ (2)
(2)
Kuran'ı sana, sıkıntıya düşeşin diye değil, ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt ve yeri ve yüce gökleri yaratanın katından bir Kitap olarak indirdik.
20:3
إِلَّا
ancak (indirdik)
illā
ancak (indirdik) تَذْكِرَةًۭ bir öğüt tadhkiratan
bir öğüt لِّمَن kimseler için liman
kimseler için يَخْشَىٰ korkan(lar) yakhshā
korkan(lar) ٣ (3)
(3)
ancak (indirdik) تَذْكِرَةًۭ bir öğüt tadhkiratan
bir öğüt لِّمَن kimseler için liman
kimseler için يَخْشَىٰ korkan(lar) yakhshā
korkan(lar) ٣ (3)
(3)
Kuran'ı sana, sıkıntıya düşeşin diye değil, ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt ve yeri ve yüce gökleri yaratanın katından bir Kitap olarak indirdik.
20:4
تَنزِيلًۭا
(O) indirilmiştir
tanzīlan
(O) indirilmiştir مِّمَّنْ tarafından mimman
tarafından خَلَقَ yaratan khalaqa
yaratan ٱلْأَرْضَ yeri l-arḍa
yeri وَٱلسَّمَـٰوَٰتِ ve gökleri wal-samāwāti
ve gökleri ٱلْعُلَى yüce l-ʿulā
yüce ٤ (4)
(4)
(O) indirilmiştir مِّمَّنْ tarafından mimman
tarafından خَلَقَ yaratan khalaqa
yaratan ٱلْأَرْضَ yeri l-arḍa
yeri وَٱلسَّمَـٰوَٰتِ ve gökleri wal-samāwāti
ve gökleri ٱلْعُلَى yüce l-ʿulā
yüce ٤ (4)
(4)
Kuran'ı sana, sıkıntıya düşeşin diye değil, ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt ve yeri ve yüce gökleri yaratanın katından bir Kitap olarak indirdik.
20:5
ٱلرَّحْمَـٰنُ
Rahman
al-raḥmānu
Rahman عَلَى üzerine ʿalā
üzerine ٱلْعَرْشِ Arş l-ʿarshi
Arş ٱسْتَوَىٰ istiva etmiş(kurulmuş)tur is'tawā
istiva etmiş(kurulmuş)tur ٥ (5)
(5)
Rahman عَلَى üzerine ʿalā
üzerine ٱلْعَرْشِ Arş l-ʿarshi
Arş ٱسْتَوَىٰ istiva etmiş(kurulmuş)tur is'tawā
istiva etmiş(kurulmuş)tur ٥ (5)
(5)
Rahman arşa hükmetmektedir.
20:6
لَهُۥ
hep O'nundur
lahu
hep O'nundur مَا ne varsa mā
ne varsa فِى göklerde fī
göklerde ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens وَمَا ve ne varsa wamā
ve ne varsa فِى yerde fī
yerde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth وَمَا ve ne varsa wamā
ve ne varsa بَيْنَهُمَا ikisinin arasında baynahumā
ikisinin arasında وَمَا ve ne varsa wamā
ve ne varsa تَحْتَ altında taḥta
altında ٱلثَّرَىٰ toprağın l-tharā
toprağın ٦ (6)
(6)
hep O'nundur مَا ne varsa mā
ne varsa فِى göklerde fī
göklerde ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens وَمَا ve ne varsa wamā
ve ne varsa فِى yerde fī
yerde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth وَمَا ve ne varsa wamā
ve ne varsa بَيْنَهُمَا ikisinin arasında baynahumā
ikisinin arasında وَمَا ve ne varsa wamā
ve ne varsa تَحْتَ altında taḥta
altında ٱلثَّرَىٰ toprağın l-tharā
toprağın ٦ (6)
(6)
Göklerde ve yerde, her ikisi arasında ve toprağın altında bulunanlar O'nundur.
20:7
وَإِن
ve eğer
wa-in
ve eğer تَجْهَرْ açık da söylesen tajhar
açık da söylesen بِٱلْقَوْلِ sözü bil-qawli
sözü فَإِنَّهُۥ muhakkak O fa-innahu
muhakkak O يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir ٱلسِّرَّ gizliyi l-sira
gizliyi وَأَخْفَى ve daha gizlisini wa-akhfā
ve daha gizlisini ٧ (7)
(7)
ve eğer تَجْهَرْ açık da söylesen tajhar
açık da söylesen بِٱلْقَوْلِ sözü bil-qawli
sözü فَإِنَّهُۥ muhakkak O fa-innahu
muhakkak O يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir ٱلسِّرَّ gizliyi l-sira
gizliyi وَأَخْفَى ve daha gizlisini wa-akhfā
ve daha gizlisini ٧ (7)
(7)
Sen sözü istersen açığa vur, şüphesiz O gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir.
20:8
ٱللَّهُ
Allah (ki)
al-lahu
Allah (ki) لَآ yoktur lā
yoktur إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı إِلَّا başka illā
başka هُوَ ۖ O'ndan huwa
O'ndan لَهُ O'nundur lahu
O'nundur ٱلْأَسْمَآءُ isimler l-asmāu
isimler ٱلْحُسْنَىٰ en güzel l-ḥus'nā
en güzel ٨ (8)
(8)
Allah (ki) لَآ yoktur lā
yoktur إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı إِلَّا başka illā
başka هُوَ ۖ O'ndan huwa
O'ndan لَهُ O'nundur lahu
O'nundur ٱلْأَسْمَآءُ isimler l-asmāu
isimler ٱلْحُسْنَىٰ en güzel l-ḥus'nā
en güzel ٨ (8)
(8)
Allah'tan başka tanrı yoktur, en güzel isimler O'nundur.
20:9
وَهَلْ
mi?
wahal
mi? أَتَىٰكَ sana geldi atāka
sana geldi حَدِيثُ haberi ḥadīthu
haberi مُوسَىٰٓ Musa'nın mūsā
Musa'nın ٩ (9)
(9)
mi? أَتَىٰكَ sana geldi atāka
sana geldi حَدِيثُ haberi ḥadīthu
haberi مُوسَىٰٓ Musa'nın mūsā
Musa'nın ٩ (9)
(9)
Musa'nın başından geçen olay sana geldi mi?
20:10
إِذْ
hani
idh
hani رَءَا görmüştü raā
görmüştü نَارًۭا bir ateş nāran
bir ateş فَقَالَ demişti faqāla
demişti لِأَهْلِهِ ailesine li-ahlihi
ailesine ٱمْكُثُوٓا۟ siz durun um'kuthū
siz durun إِنِّىٓ elbette ben innī
elbette ben ءَانَسْتُ gördüm ānastu
gördüm نَارًۭا bir ateş nāran
bir ateş لَّعَلِّىٓ belki laʿallī
belki ءَاتِيكُم size getiririm ātīkum
size getiririm مِّنْهَا ondan min'hā
ondan بِقَبَسٍ bir kor biqabasin
bir kor أَوْ yahut aw
yahut أَجِدُ bulurum ajidu
bulurum عَلَى (yanında) ʿalā
(yanında) ٱلنَّارِ ateşin l-nāri
ateşin هُدًۭى bir yol gösteren hudan
bir yol gösteren ١٠ (10)
(10)
hani رَءَا görmüştü raā
görmüştü نَارًۭا bir ateş nāran
bir ateş فَقَالَ demişti faqāla
demişti لِأَهْلِهِ ailesine li-ahlihi
ailesine ٱمْكُثُوٓا۟ siz durun um'kuthū
siz durun إِنِّىٓ elbette ben innī
elbette ben ءَانَسْتُ gördüm ānastu
gördüm نَارًۭا bir ateş nāran
bir ateş لَّعَلِّىٓ belki laʿallī
belki ءَاتِيكُم size getiririm ātīkum
size getiririm مِّنْهَا ondan min'hā
ondan بِقَبَسٍ bir kor biqabasin
bir kor أَوْ yahut aw
yahut أَجِدُ bulurum ajidu
bulurum عَلَى (yanında) ʿalā
(yanında) ٱلنَّارِ ateşin l-nāri
ateşin هُدًۭى bir yol gösteren hudan
bir yol gösteren ١٠ (10)
(10)
O, bir ateş görmüştü de, ailesine: "Durun, ben bir ateş gördüm, ya ondan size bir kor getirir, ya da ateşin yanında bir yol gösteren bulurum" demişti.
20:11
فَلَمَّآ
ne zaman ki
falammā
ne zaman ki أَتَىٰهَا o(ateşin yanı)na gelince atāhā
o(ateşin yanı)na gelince نُودِىَ kendisine seslenildi nūdiya
kendisine seslenildi يَـٰمُوسَىٰٓ Ey! Musa yāmūsā
Ey! Musa ١١ (11)
(11)
ne zaman ki أَتَىٰهَا o(ateşin yanı)na gelince atāhā
o(ateşin yanı)na gelince نُودِىَ kendisine seslenildi nūdiya
kendisine seslenildi يَـٰمُوسَىٰٓ Ey! Musa yāmūsā
Ey! Musa ١١ (11)
(11)
Musa ateşin yanına gelince: "Ey Musa!" diye seslenildi:
20:12
إِنِّىٓ
şüphesiz ben
innī
şüphesiz ben أَنَا۠ ben anā
ben رَبُّكَ senin Rabbinim rabbuka
senin Rabbinim فَٱخْلَعْ çıkar fa-ikh'laʿ
çıkar نَعْلَيْكَ ۖ pabuçlarını naʿlayka
pabuçlarını إِنَّكَ çünkü sen innaka
çünkü sen بِٱلْوَادِ vadide bil-wādi
vadide ٱلْمُقَدَّسِ kutsal l-muqadasi
kutsal طُوًۭى Tuva'dasın ṭuwan
Tuva'dasın ١٢ (12)
(12)
şüphesiz ben أَنَا۠ ben anā
ben رَبُّكَ senin Rabbinim rabbuka
senin Rabbinim فَٱخْلَعْ çıkar fa-ikh'laʿ
çıkar نَعْلَيْكَ ۖ pabuçlarını naʿlayka
pabuçlarını إِنَّكَ çünkü sen innaka
çünkü sen بِٱلْوَادِ vadide bil-wādi
vadide ٱلْمُقَدَّسِ kutsal l-muqadasi
kutsal طُوًۭى Tuva'dasın ṭuwan
Tuva'dasın ١٢ (12)
(12)
"Ben şüphesiz senin Rabbinim; ayağındakileri çıkar; çünkü sen, kutsal bir vadi olan Tuva'dasın."
20:13
وَأَنَا
ve ben
wa-anā
ve ben ٱخْتَرْتُكَ seni seçtim ikh'tartuka
seni seçtim فَٱسْتَمِعْ şimdi dinle fa-is'tamiʿ
şimdi dinle لِمَا vahyolunanı limā
vahyolunanı يُوحَىٰٓ is revealed yūḥā
is revealed ١٣ (13)
(13)
ve ben ٱخْتَرْتُكَ seni seçtim ikh'tartuka
seni seçtim فَٱسْتَمِعْ şimdi dinle fa-is'tamiʿ
şimdi dinle لِمَا vahyolunanı limā
vahyolunanı يُوحَىٰٓ is revealed yūḥā
is revealed ١٣ (13)
(13)
"Ben seni seçtim; artık vahyolunanları dinle."
20:14
إِنَّنِىٓ
muhakkak ben
innanī
muhakkak ben أَنَا ben anā
ben ٱللَّهُ Allah'ım l-lahu
Allah'ım لَآ yoktur lā
yoktur إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı إِلَّآ başka illā
başka أَنَا۠ benden anā
benden فَٱعْبُدْنِى bana kulluk et fa-uʿ'bud'nī
bana kulluk et وَأَقِمِ ve kıl wa-aqimi
ve kıl ٱلصَّلَوٰةَ namaz l-ṣalata
namaz لِذِكْرِىٓ beni anmak için lidhik'rī
beni anmak için ١٤ (14)
(14)
muhakkak ben أَنَا ben anā
ben ٱللَّهُ Allah'ım l-lahu
Allah'ım لَآ yoktur lā
yoktur إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı إِلَّآ başka illā
başka أَنَا۠ benden anā
benden فَٱعْبُدْنِى bana kulluk et fa-uʿ'bud'nī
bana kulluk et وَأَقِمِ ve kıl wa-aqimi
ve kıl ٱلصَّلَوٰةَ namaz l-ṣalata
namaz لِذِكْرِىٓ beni anmak için lidhik'rī
beni anmak için ١٤ (14)
(14)
"Şüphesiz Ben Allah'ım, Benden başka tanrı yoktur; Bana kulluk et; Beni anmak için namaz kıl."
20:15
إِنَّ
mutlaka
inna
mutlaka ٱلسَّاعَةَ Sa'at l-sāʿata
Sa'at ءَاتِيَةٌ gelecektir ātiyatun
gelecektir أَكَادُ neredeyse akādu
neredeyse أُخْفِيهَا onu gizleyeceğim ukh'fīhā
onu gizleyeceğim لِتُجْزَىٰ cezalanması için lituj'zā
cezalanması için كُلُّ her kullu
her نَفْسٍۭ nefsin nafsin
nefsin بِمَا şeylerle bimā
şeylerle تَسْعَىٰ peşinde koştuğu tasʿā
peşinde koştuğu ١٥ (15)
(15)
mutlaka ٱلسَّاعَةَ Sa'at l-sāʿata
Sa'at ءَاتِيَةٌ gelecektir ātiyatun
gelecektir أَكَادُ neredeyse akādu
neredeyse أُخْفِيهَا onu gizleyeceğim ukh'fīhā
onu gizleyeceğim لِتُجْزَىٰ cezalanması için lituj'zā
cezalanması için كُلُّ her kullu
her نَفْسٍۭ nefsin nafsin
nefsin بِمَا şeylerle bimā
şeylerle تَسْعَىٰ peşinde koştuğu tasʿā
peşinde koştuğu ١٥ (15)
(15)
Herkes işlediğinin karşılığını görsün diye, zamanını gizli tuttuğum kıyamet mutlaka gelecektir.
20:16
فَلَا
asla
falā
asla يَصُدَّنَّكَ seni alıkoymasın yaṣuddannaka
seni alıkoymasın عَنْهَا on(a inanmak)dan ʿanhā
on(a inanmak)dan مَن kimse man
kimse لَّا inanmayan lā
inanmayan يُؤْمِنُ believe yu'minu
believe بِهَا ona bihā
ona وَٱتَّبَعَ ve uyan wa-ittabaʿa
ve uyan هَوَىٰهُ keyfine hawāhu
keyfine فَتَرْدَىٰ sonra helak olursun fatardā
sonra helak olursun ١٦ (16)
(16)
asla يَصُدَّنَّكَ seni alıkoymasın yaṣuddannaka
seni alıkoymasın عَنْهَا on(a inanmak)dan ʿanhā
on(a inanmak)dan مَن kimse man
kimse لَّا inanmayan lā
inanmayan يُؤْمِنُ believe yu'minu
believe بِهَا ona bihā
ona وَٱتَّبَعَ ve uyan wa-ittabaʿa
ve uyan هَوَىٰهُ keyfine hawāhu
keyfine فَتَرْدَىٰ sonra helak olursun fatardā
sonra helak olursun ١٦ (16)
(16)
"Buna inanmayan ve hevesine uyan kimse seni ondan alıkoymasın, yoksa helak olursun."
20:17
وَمَا
nedir?
wamā
nedir? تِلْكَ şu til'ka
şu بِيَمِينِكَ sağ elindeki biyamīnika
sağ elindeki يَـٰمُوسَىٰ ey Musa yāmūsā
ey Musa ١٧ (17)
(17)
nedir? تِلْكَ şu til'ka
şu بِيَمِينِكَ sağ elindeki biyamīnika
sağ elindeki يَـٰمُوسَىٰ ey Musa yāmūsā
ey Musa ١٧ (17)
(17)
"Ey Musa! Sağ elindeki nedir?"
20:18
قَالَ
dedi ki
qāla
dedi ki هِىَ O hiya
O عَصَاىَ asa'mdır ʿaṣāya
asa'mdır أَتَوَكَّؤُا۟ dayanıyorum atawakka-u
dayanıyorum عَلَيْهَا ona ʿalayhā
ona وَأَهُشُّ ve yaprak silkeliyorum wa-ahushu
ve yaprak silkeliyorum بِهَا onunla bihā
onunla عَلَىٰ için ʿalā
için غَنَمِى davarım ghanamī
davarım وَلِىَ ve benim var waliya
ve benim var فِيهَا onda fīhā
onda مَـَٔارِبُ ihtiyaçlarım maāribu
ihtiyaçlarım أُخْرَىٰ daha başka ukh'rā
daha başka ١٨ (18)
(18)
dedi ki هِىَ O hiya
O عَصَاىَ asa'mdır ʿaṣāya
asa'mdır أَتَوَكَّؤُا۟ dayanıyorum atawakka-u
dayanıyorum عَلَيْهَا ona ʿalayhā
ona وَأَهُشُّ ve yaprak silkeliyorum wa-ahushu
ve yaprak silkeliyorum بِهَا onunla bihā
onunla عَلَىٰ için ʿalā
için غَنَمِى davarım ghanamī
davarım وَلِىَ ve benim var waliya
ve benim var فِيهَا onda fīhā
onda مَـَٔارِبُ ihtiyaçlarım maāribu
ihtiyaçlarım أُخْرَىٰ daha başka ukh'rā
daha başka ١٨ (18)
(18)
Musa: "O benim değneğimdir, ona dayanırım, onunla davarıma yaprak silkerim, ondan daha birçok işlerde faydalanırım" dedi.
20:19
قَالَ
(Allah) buyurdu
qāla
(Allah) buyurdu أَلْقِهَا (yere) at onu alqihā
(yere) at onu يَـٰمُوسَىٰ ey Musa yāmūsā
ey Musa ١٩ (19)
(19)
(Allah) buyurdu أَلْقِهَا (yere) at onu alqihā
(yere) at onu يَـٰمُوسَىٰ ey Musa yāmūsā
ey Musa ١٩ (19)
(19)
Allah: "Ey Musa! Bırak onu" dedi.
20:20
فَأَلْقَىٰهَا
onu attı
fa-alqāhā
onu attı فَإِذَا (bir de ne görsün) fa-idhā
(bir de ne görsün) هِىَ o hiya
o حَيَّةٌۭ kocaman bir yılan ḥayyatun
kocaman bir yılan تَسْعَىٰ koşan tasʿā
koşan ٢٠ (20)
(20)
onu attı فَإِذَا (bir de ne görsün) fa-idhā
(bir de ne görsün) هِىَ o hiya
o حَيَّةٌۭ kocaman bir yılan ḥayyatun
kocaman bir yılan تَسْعَىٰ koşan tasʿā
koşan ٢٠ (20)
(20)
Bırakınca, değnek hemen, koşan bir yılan oluverdi.
20:21
قَالَ
dedi
qāla
dedi خُذْهَا al onu khudh'hā
al onu وَلَا ve walā
ve تَخَفْ ۖ korkma takhaf
korkma سَنُعِيدُهَا biz onu sokacağız sanuʿīduhā
biz onu sokacağız سِيرَتَهَا durumuna sīratahā
durumuna ٱلْأُولَىٰ ilk l-ūlā
ilk ٢١ (21)
(21)
dedi خُذْهَا al onu khudh'hā
al onu وَلَا ve walā
ve تَخَفْ ۖ korkma takhaf
korkma سَنُعِيدُهَا biz onu sokacağız sanuʿīduhā
biz onu sokacağız سِيرَتَهَا durumuna sīratahā
durumuna ٱلْأُولَىٰ ilk l-ūlā
ilk ٢١ (21)
(21)
Allah: "Onu al, korkma; biz onu yine eski durumuna çevireceğiz. Daha büyük mucizelerimizi sana göstermemiz için elini koltuğunun altına koy da, diğer bir mucize olarak, kusursuz, bembeyaz çıksın" dedi.
20:22
وَٱضْمُمْ
ve sok
wa-uḍ'mum
ve sok يَدَكَ elini yadaka
elini إِلَىٰ böğrüne ilā
böğrüne جَنَاحِكَ your side janāḥika
your side تَخْرُجْ çıksın takhruj
çıksın بَيْضَآءَ bembeyaz olarak bayḍāa
bembeyaz olarak مِنْ olmadan min
olmadan غَيْرِ without any ghayri
without any سُوٓءٍ bir hastalık sūin
bir hastalık ءَايَةً bir mu'cize olarak āyatan
bir mu'cize olarak أُخْرَىٰ ayrı ukh'rā
ayrı ٢٢ (22)
(22)
ve sok يَدَكَ elini yadaka
elini إِلَىٰ böğrüne ilā
böğrüne جَنَاحِكَ your side janāḥika
your side تَخْرُجْ çıksın takhruj
çıksın بَيْضَآءَ bembeyaz olarak bayḍāa
bembeyaz olarak مِنْ olmadan min
olmadan غَيْرِ without any ghayri
without any سُوٓءٍ bir hastalık sūin
bir hastalık ءَايَةً bir mu'cize olarak āyatan
bir mu'cize olarak أُخْرَىٰ ayrı ukh'rā
ayrı ٢٢ (22)
(22)
Allah: "Onu al, korkma; biz onu yine eski durumuna çevireceğiz. Daha büyük mucizelerimizi sana göstermemiz için elini koltuğunun altına koy da, diğer bir mucize olarak, kusursuz, bembeyaz çıksın" dedi.
20:23
لِنُرِيَكَ
sana göstermek için
linuriyaka
sana göstermek için مِنْ bazılarını min
bazılarını ءَايَـٰتِنَا mu'cizelerimizden āyātinā
mu'cizelerimizden ٱلْكُبْرَى en büyük l-kub'rā
en büyük ٢٣ (23)
(23)
sana göstermek için مِنْ bazılarını min
bazılarını ءَايَـٰتِنَا mu'cizelerimizden āyātinā
mu'cizelerimizden ٱلْكُبْرَى en büyük l-kub'rā
en büyük ٢٣ (23)
(23)
Allah: "Onu al, korkma; biz onu yine eski durumuna çevireceğiz. Daha büyük mucizelerimizi sana göstermemiz için elini koltuğunun altına koy da, diğer bir mucize olarak, kusursuz, bembeyaz çıksın" dedi.
20:24
ٱذْهَبْ
sen git
idh'hab
sen git إِلَىٰ Fir'avn'e ilā
Fir'avn'e فِرْعَوْنَ Firaun fir'ʿawna
Firaun إِنَّهُۥ çünkü o innahu
çünkü o طَغَىٰ azdı ṭaghā
azdı ٢٤ (24)
(24)
sen git إِلَىٰ Fir'avn'e ilā
Fir'avn'e فِرْعَوْنَ Firaun fir'ʿawna
Firaun إِنَّهُۥ çünkü o innahu
çünkü o طَغَىٰ azdı ṭaghā
azdı ٢٤ (24)
(24)
"Firavun'a git, doğrusu o azmıştır."
20:25
قَالَ
dedi ki
qāla
dedi ki رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim ٱشْرَحْ aç ish'raḥ
aç لِى benim lī
benim صَدْرِى göğsümü ṣadrī
göğsümü ٢٥ (25)
(25)
dedi ki رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim ٱشْرَحْ aç ish'raḥ
aç لِى benim lī
benim صَدْرِى göğsümü ṣadrī
göğsümü ٢٥ (25)
(25)
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
20:26
وَيَسِّرْ
ve kolaylaştır
wayassir
ve kolaylaştır لِىٓ bana lī
bana أَمْرِى işimi amrī
işimi ٢٦ (26)
(26)
ve kolaylaştır لِىٓ bana lī
bana أَمْرِى işimi amrī
işimi ٢٦ (26)
(26)
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
20:27
وَٱحْلُلْ
ve çöz
wa-uḥ'lul
ve çöz عُقْدَةًۭ düğümünü ʿuq'datan
düğümünü مِّن dilimin min
dilimin لِّسَانِى my tongue lisānī
my tongue ٢٧ (27)
(27)
ve çöz عُقْدَةًۭ düğümünü ʿuq'datan
düğümünü مِّن dilimin min
dilimin لِّسَانِى my tongue lisānī
my tongue ٢٧ (27)
(27)
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
20:28
يَفْقَهُوا۟
anlasınlar
yafqahū
anlasınlar قَوْلِى sözümü qawlī
sözümü ٢٨ (28)
(28)
anlasınlar قَوْلِى sözümü qawlī
sözümü ٢٨ (28)
(28)
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
20:29
وَٱجْعَل
ve ver
wa-ij'ʿal
ve ver لِّى bana lī
bana وَزِيرًۭا bir vezir wazīran
bir vezir مِّنْ ailemden min
ailemden أَهْلِى my family ahlī
my family ٢٩ (29)
(29)
ve ver لِّى bana lī
bana وَزِيرًۭا bir vezir wazīran
bir vezir مِّنْ ailemden min
ailemden أَهْلِى my family ahlī
my family ٢٩ (29)
(29)
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
20:30
هَـٰرُونَ
Harun'u
hārūna
Harun'u أَخِى kardeşim akhī
kardeşim ٣٠ (30)
(30)
Harun'u أَخِى kardeşim akhī
kardeşim ٣٠ (30)
(30)
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
20:31
ٱشْدُدْ
kuvvetlendir
ush'dud
kuvvetlendir بِهِۦٓ onunla bihi
onunla أَزْرِى arkamı azrī
arkamı ٣١ (31)
(31)
kuvvetlendir بِهِۦٓ onunla bihi
onunla أَزْرِى arkamı azrī
arkamı ٣١ (31)
(31)
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
20:32
وَأَشْرِكْهُ
ve onu ortak yap
wa-ashrik'hu
ve onu ortak yap فِىٓ işime fī
işime أَمْرِى my task amrī
my task ٣٢ (32)
(32)
ve onu ortak yap فِىٓ işime fī
işime أَمْرِى my task amrī
my task ٣٢ (32)
(32)
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
20:33
كَىْ
ki
kay
ki نُسَبِّحَكَ seni tesbih edelim nusabbiḥaka
seni tesbih edelim كَثِيرًۭا çok kathīran
çok ٣٣ (33)
(33)
ki نُسَبِّحَكَ seni tesbih edelim nusabbiḥaka
seni tesbih edelim كَثِيرًۭا çok kathīran
çok ٣٣ (33)
(33)
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
20:34
وَنَذْكُرَكَ
ve seni analım
wanadhkuraka
ve seni analım كَثِيرًا çok kathīran
çok ٣٤ (34)
(34)
ve seni analım كَثِيرًا çok kathīran
çok ٣٤ (34)
(34)
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
20:35
إِنَّكَ
şüphesiz sen
innaka
şüphesiz sen كُنتَ sensin kunta
sensin بِنَا bizi binā
bizi بَصِيرًۭا gören baṣīran
gören ٣٥ (35)
(35)
şüphesiz sen كُنتَ sensin kunta
sensin بِنَا bizi binā
bizi بَصِيرًۭا gören baṣīran
gören ٣٥ (35)
(35)
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
20:36
قَالَ
buyurdu ki
qāla
buyurdu ki قَدْ muhakkak qad
muhakkak أُوتِيتَ sana verildi ūtīta
sana verildi سُؤْلَكَ istediğin su'laka
istediğin يَـٰمُوسَىٰ Ey Musa yāmūsā
Ey Musa ٣٦ (36)
(36)
buyurdu ki قَدْ muhakkak qad
muhakkak أُوتِيتَ sana verildi ūtīta
sana verildi سُؤْلَكَ istediğin su'laka
istediğin يَـٰمُوسَىٰ Ey Musa yāmūsā
Ey Musa ٣٦ (36)
(36)
Allah: "Ey Musa! İstediğin sana verildi" dedi, "Zaten sana başka bir defa da iyilikte bulunmuş ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiştik: Musa'yı bir sandığa koy da suya bırak; su onu kıyıya atar, Bana da, ona da düşman olan biri onu alır. Ey Musa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım."
20:37
وَلَقَدْ
zaten
walaqad
zaten مَنَنَّا biz lutufta bulunmuştuk manannā
biz lutufta bulunmuştuk عَلَيْكَ sana ʿalayka
sana مَرَّةً bir kez marratan
bir kez أُخْرَىٰٓ daha ukh'rā
daha ٣٧ (37)
(37)
zaten مَنَنَّا biz lutufta bulunmuştuk manannā
biz lutufta bulunmuştuk عَلَيْكَ sana ʿalayka
sana مَرَّةً bir kez marratan
bir kez أُخْرَىٰٓ daha ukh'rā
daha ٣٧ (37)
(37)
Allah: "Ey Musa! İstediğin sana verildi" dedi, "Zaten sana başka bir defa da iyilikte bulunmuş ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiştik: Musa'yı bir sandığa koy da suya bırak; su onu kıyıya atar, Bana da, ona da düşman olan biri onu alır. Ey Musa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım."
20:38
إِذْ
hani
idh
hani أَوْحَيْنَآ vahyetmiştik awḥaynā
vahyetmiştik إِلَىٰٓ annene ilā
annene أُمِّكَ your mother ummika
your mother مَا şeyi mā
şeyi يُوحَىٰٓ vahyedilen yūḥā
vahyedilen ٣٨ (38)
(38)
hani أَوْحَيْنَآ vahyetmiştik awḥaynā
vahyetmiştik إِلَىٰٓ annene ilā
annene أُمِّكَ your mother ummika
your mother مَا şeyi mā
şeyi يُوحَىٰٓ vahyedilen yūḥā
vahyedilen ٣٨ (38)
(38)
Allah: "Ey Musa! İstediğin sana verildi" dedi, "Zaten sana başka bir defa da iyilikte bulunmuş ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiştik: Musa'yı bir sandığa koy da suya bırak; su onu kıyıya atar, Bana da, ona da düşman olan biri onu alır. Ey Musa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım."
20:39
أَنِ
ki
ani
ki ٱقْذِفِيهِ onu koy iq'dhifīhi
onu koy فِى sandığa fī
sandığa ٱلتَّابُوتِ the chest l-tābūti
the chest فَٱقْذِفِيهِ ve at fa-iq'dhifīhi
ve at فِى suya fī
suya ٱلْيَمِّ the river l-yami
the river فَلْيُلْقِهِ onu bıraksın falyul'qihi
onu bıraksın ٱلْيَمُّ su l-yamu
su بِٱلسَّاحِلِ sahile bil-sāḥili
sahile يَأْخُذْهُ onu alacaktır yakhudh'hu
onu alacaktır عَدُوٌّۭ düşman olan ʿaduwwun
düşman olan لِّى bana lī
bana وَعَدُوٌّۭ ve düşman olan waʿaduwwun
ve düşman olan لَّهُۥ ۚ ona lahu
ona وَأَلْقَيْتُ ve koydum wa-alqaytu
ve koydum عَلَيْكَ senin üzerine ʿalayka
senin üzerine مَحَبَّةًۭ bir sevgi maḥabbatan
bir sevgi مِّنِّى benden minnī
benden وَلِتُصْنَعَ yetiştirilmen için walituṣ'naʿa
yetiştirilmen için عَلَىٰ önünde ʿalā
önünde عَيْنِىٓ gözümün ʿaynī
gözümün ٣٩ (39)
(39)
ki ٱقْذِفِيهِ onu koy iq'dhifīhi
onu koy فِى sandığa fī
sandığa ٱلتَّابُوتِ the chest l-tābūti
the chest فَٱقْذِفِيهِ ve at fa-iq'dhifīhi
ve at فِى suya fī
suya ٱلْيَمِّ the river l-yami
the river فَلْيُلْقِهِ onu bıraksın falyul'qihi
onu bıraksın ٱلْيَمُّ su l-yamu
su بِٱلسَّاحِلِ sahile bil-sāḥili
sahile يَأْخُذْهُ onu alacaktır yakhudh'hu
onu alacaktır عَدُوٌّۭ düşman olan ʿaduwwun
düşman olan لِّى bana lī
bana وَعَدُوٌّۭ ve düşman olan waʿaduwwun
ve düşman olan لَّهُۥ ۚ ona lahu
ona وَأَلْقَيْتُ ve koydum wa-alqaytu
ve koydum عَلَيْكَ senin üzerine ʿalayka
senin üzerine مَحَبَّةًۭ bir sevgi maḥabbatan
bir sevgi مِّنِّى benden minnī
benden وَلِتُصْنَعَ yetiştirilmen için walituṣ'naʿa
yetiştirilmen için عَلَىٰ önünde ʿalā
önünde عَيْنِىٓ gözümün ʿaynī
gözümün ٣٩ (39)
(39)
Allah: "Ey Musa! İstediğin sana verildi" dedi, "Zaten sana başka bir defa da iyilikte bulunmuş ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiştik: Musa'yı bir sandığa koy da suya bırak; su onu kıyıya atar, Bana da, ona da düşman olan biri onu alır. Ey Musa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım."
20:40
إِذْ
hani
idh
hani تَمْشِىٓ gidiyordu tamshī
gidiyordu أُخْتُكَ kızkardeşin ukh'tuka
kızkardeşin فَتَقُولُ ve diyordu fataqūlu
ve diyordu هَلْ mi? hal
mi? أَدُلُّكُمْ size göstereyim adullukum
size göstereyim عَلَىٰ birini ʿalā
birini مَن (one) who man
(one) who يَكْفُلُهُۥ ۖ ona bakacak yakfuluhu
ona bakacak فَرَجَعْنَـٰكَ böylece seni geri verdik farajaʿnāka
böylece seni geri verdik إِلَىٰٓ annene ilā
annene أُمِّكَ your mother ummika
your mother كَىْ ki kay
ki تَقَرَّ aydın olsun taqarra
aydın olsun عَيْنُهَا gözü ʿaynuhā
gözü وَلَا ve asla walā
ve asla تَحْزَنَ ۚ üzülmesin taḥzana
üzülmesin وَقَتَلْتَ ve sen öldürmüştün waqatalta
ve sen öldürmüştün نَفْسًۭا bir adam nafsan
bir adam فَنَجَّيْنَـٰكَ seni kurtarmıştık fanajjaynāka
seni kurtarmıştık مِنَ tasadan mina
tasadan ٱلْغَمِّ the distress l-ghami
the distress وَفَتَنَّـٰكَ ve seni denemiştik wafatannāka
ve seni denemiştik فُتُونًۭا ۚ (iyi bir) deneyişle futūnan
(iyi bir) deneyişle فَلَبِثْتَ sonra kaldın falabith'ta
sonra kaldın سِنِينَ yıllarca sinīna
yıllarca فِىٓ arasında fī
arasında أَهْلِ halkı ahli
halkı مَدْيَنَ Medyen madyana
Medyen ثُمَّ sonra thumma
sonra جِئْتَ bize geldin ji'ta
bize geldin عَلَىٰ belirlediğimiz vakitte ʿalā
belirlediğimiz vakitte قَدَرٍۢ the decreed (time) qadarin
the decreed (time) يَـٰمُوسَىٰ ey Musa yāmūsā
ey Musa ٤٠ (40)
(40)
hani تَمْشِىٓ gidiyordu tamshī
gidiyordu أُخْتُكَ kızkardeşin ukh'tuka
kızkardeşin فَتَقُولُ ve diyordu fataqūlu
ve diyordu هَلْ mi? hal
mi? أَدُلُّكُمْ size göstereyim adullukum
size göstereyim عَلَىٰ birini ʿalā
birini مَن (one) who man
(one) who يَكْفُلُهُۥ ۖ ona bakacak yakfuluhu
ona bakacak فَرَجَعْنَـٰكَ böylece seni geri verdik farajaʿnāka
böylece seni geri verdik إِلَىٰٓ annene ilā
annene أُمِّكَ your mother ummika
your mother كَىْ ki kay
ki تَقَرَّ aydın olsun taqarra
aydın olsun عَيْنُهَا gözü ʿaynuhā
gözü وَلَا ve asla walā
ve asla تَحْزَنَ ۚ üzülmesin taḥzana
üzülmesin وَقَتَلْتَ ve sen öldürmüştün waqatalta
ve sen öldürmüştün نَفْسًۭا bir adam nafsan
bir adam فَنَجَّيْنَـٰكَ seni kurtarmıştık fanajjaynāka
seni kurtarmıştık مِنَ tasadan mina
tasadan ٱلْغَمِّ the distress l-ghami
the distress وَفَتَنَّـٰكَ ve seni denemiştik wafatannāka
ve seni denemiştik فُتُونًۭا ۚ (iyi bir) deneyişle futūnan
(iyi bir) deneyişle فَلَبِثْتَ sonra kaldın falabith'ta
sonra kaldın سِنِينَ yıllarca sinīna
yıllarca فِىٓ arasında fī
arasında أَهْلِ halkı ahli
halkı مَدْيَنَ Medyen madyana
Medyen ثُمَّ sonra thumma
sonra جِئْتَ bize geldin ji'ta
bize geldin عَلَىٰ belirlediğimiz vakitte ʿalā
belirlediğimiz vakitte قَدَرٍۢ the decreed (time) qadarin
the decreed (time) يَـٰمُوسَىٰ ey Musa yāmūsā
ey Musa ٤٠ (40)
(40)
Kızkardeşin Firavun'un sarayına giderek: "Ona bakacak birini size göstereyim mi?" diyordu. Böylece, annen üzülmesin, sevinsin diye, seni ona iade etmiştik. Sen bir cana kıymıştın, seni üzüntüden kurtarmış ve seni birçok musibetlerle denemiştik. Bunun için, Medyen halkı arasında yıllarca kalmıştın. Sonra, ey Musa, peygamberlik görevini yüklenecek bir yaşa gelince dönüp geldin.
20:41
وَٱصْطَنَعْتُكَ
ve seni yetiştirdim
wa-iṣ'ṭanaʿtuka
ve seni yetiştirdim لِنَفْسِى kendim için linafsī
kendim için ٤١ (41)
(41)
ve seni yetiştirdim لِنَفْسِى kendim için linafsī
kendim için ٤١ (41)
(41)
Seni kendim için ayırdım.
20:42
ٱذْهَبْ
götürün
idh'hab
götürün أَنتَ sen anta
sen وَأَخُوكَ ve kardeşin wa-akhūka
ve kardeşin بِـَٔايَـٰتِى ayetlerimi biāyātī
ayetlerimi وَلَا ve asla walā
ve asla تَنِيَا gevşeklik etmeyin taniyā
gevşeklik etmeyin فِى beni anmakta fī
beni anmakta ذِكْرِى My remembrance dhik'rī
My remembrance ٤٢ (42)
(42)
götürün أَنتَ sen anta
sen وَأَخُوكَ ve kardeşin wa-akhūka
ve kardeşin بِـَٔايَـٰتِى ayetlerimi biāyātī
ayetlerimi وَلَا ve asla walā
ve asla تَنِيَا gevşeklik etmeyin taniyā
gevşeklik etmeyin فِى beni anmakta fī
beni anmakta ذِكْرِى My remembrance dhik'rī
My remembrance ٤٢ (42)
(42)
Sen ve kardeşin, ayetlerimle gidin; beni anmakta gevşek davranmayın.
20:43
ٱذْهَبَآ
ikiniz gidin
idh'habā
ikiniz gidin إِلَىٰ Fir'avn'a ilā
Fir'avn'a فِرْعَوْنَ Firaun fir'ʿawna
Firaun إِنَّهُۥ çünkü o innahu
çünkü o طَغَىٰ azdı ṭaghā
azdı ٤٣ (43)
(43)
ikiniz gidin إِلَىٰ Fir'avn'a ilā
Fir'avn'a فِرْعَوْنَ Firaun fir'ʿawna
Firaun إِنَّهُۥ çünkü o innahu
çünkü o طَغَىٰ azdı ṭaghā
azdı ٤٣ (43)
(43)
Firavun'a gidin, doğrusu o azmıştır.
20:44
فَقُولَا
ve söyleyin
faqūlā
ve söyleyin لَهُۥ ona lahu
ona قَوْلًۭا bir söz qawlan
bir söz لَّيِّنًۭا yumuşak layyinan
yumuşak لَّعَلَّهُۥ belki laʿallahu
belki يَتَذَكَّرُ öğüt alır yatadhakkaru
öğüt alır أَوْ veya aw
veya يَخْشَىٰ korkar yakhshā
korkar ٤٤ (44)
(44)
ve söyleyin لَهُۥ ona lahu
ona قَوْلًۭا bir söz qawlan
bir söz لَّيِّنًۭا yumuşak layyinan
yumuşak لَّعَلَّهُۥ belki laʿallahu
belki يَتَذَكَّرُ öğüt alır yatadhakkaru
öğüt alır أَوْ veya aw
veya يَخْشَىٰ korkar yakhshā
korkar ٤٤ (44)
(44)
Ona yumuşak söz söyleyin, belki öğüt dinler veya korkar.
20:45
قَالَا
dediler ki
qālā
dediler ki رَبَّنَآ Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz إِنَّنَا şüphesiz biz innanā
şüphesiz biz نَخَافُ korkuyoruz nakhāfu
korkuyoruz أَن diye an
diye يَفْرُطَ taşkınlık eder yafruṭa
taşkınlık eder عَلَيْنَآ bize ʿalaynā
bize أَوْ yahut aw
yahut أَن diye an
diye يَطْغَىٰ iyice azar yaṭghā
iyice azar ٤٥ (45)
(45)
dediler ki رَبَّنَآ Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz إِنَّنَا şüphesiz biz innanā
şüphesiz biz نَخَافُ korkuyoruz nakhāfu
korkuyoruz أَن diye an
diye يَفْرُطَ taşkınlık eder yafruṭa
taşkınlık eder عَلَيْنَآ bize ʿalaynā
bize أَوْ yahut aw
yahut أَن diye an
diye يَطْغَىٰ iyice azar yaṭghā
iyice azar ٤٥ (45)
(45)
Musa ve kardeşi: "Rabbimiz! Onun bize kötülük etmesinden veya azgınlığının artmasından korkarız" dediler.
20:46
قَالَ
dedi
qāla
dedi لَا korkmayın lā
korkmayın تَخَافَآ ۖ fear takhāfā
fear إِنَّنِى ben innanī
ben مَعَكُمَآ sizinle beraberim maʿakumā
sizinle beraberim أَسْمَعُ işitir asmaʿu
işitir وَأَرَىٰ ve görürüm wa-arā
ve görürüm ٤٦ (46)
(46)
dedi لَا korkmayın lā
korkmayın تَخَافَآ ۖ fear takhāfā
fear إِنَّنِى ben innanī
ben مَعَكُمَآ sizinle beraberim maʿakumā
sizinle beraberim أَسْمَعُ işitir asmaʿu
işitir وَأَرَىٰ ve görürüm wa-arā
ve görürüm ٤٦ (46)
(46)
Allah: Korkmayın, dedi; Ben sizinle beraberim; görür ve işitirim. Ona gidin şöyle söyleyin: "Doğrusu biz senin Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, onlara azabetme; Rabbinden sana bir mucize getirdik; selam, doğru yolda gidene olsun! Doğrusu bize, yalanlayıp sırt çevirene azap edileceği vahyolundu."
20:47
فَأْتِيَاهُ
haydi varın ona
fatiyāhu
haydi varın ona فَقُولَآ deyin ki faqūlā
deyin ki إِنَّا şüphesiz biz innā
şüphesiz biz رَسُولَا elçileriyiz rasūlā
elçileriyiz رَبِّكَ senin Rabbinin rabbika
senin Rabbinin فَأَرْسِلْ gönder fa-arsil
gönder مَعَنَا bizimle maʿanā
bizimle بَنِىٓ oğullarını banī
oğullarını إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail وَلَا ve walā
ve تُعَذِّبْهُمْ ۖ onlara azab etme tuʿadhib'hum
onlara azab etme قَدْ kuşkusuz qad
kuşkusuz جِئْنَـٰكَ biz sana getirdik ji'nāka
biz sana getirdik بِـَٔايَةٍۢ bir ayet biāyatin
bir ayet مِّن Rabbinden min
Rabbinden رَّبِّكَ ۖ your Lord rabbika
your Lord وَٱلسَّلَـٰمُ ve Esenlik wal-salāmu
ve Esenlik عَلَىٰ üzerinedir ʿalā
üzerinedir مَنِ kimseler mani
kimseler ٱتَّبَعَ uyan ittabaʿa
uyan ٱلْهُدَىٰٓ hidayete l-hudā
hidayete ٤٧ (47)
(47)
haydi varın ona فَقُولَآ deyin ki faqūlā
deyin ki إِنَّا şüphesiz biz innā
şüphesiz biz رَسُولَا elçileriyiz rasūlā
elçileriyiz رَبِّكَ senin Rabbinin rabbika
senin Rabbinin فَأَرْسِلْ gönder fa-arsil
gönder مَعَنَا bizimle maʿanā
bizimle بَنِىٓ oğullarını banī
oğullarını إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail وَلَا ve walā
ve تُعَذِّبْهُمْ ۖ onlara azab etme tuʿadhib'hum
onlara azab etme قَدْ kuşkusuz qad
kuşkusuz جِئْنَـٰكَ biz sana getirdik ji'nāka
biz sana getirdik بِـَٔايَةٍۢ bir ayet biāyatin
bir ayet مِّن Rabbinden min
Rabbinden رَّبِّكَ ۖ your Lord rabbika
your Lord وَٱلسَّلَـٰمُ ve Esenlik wal-salāmu
ve Esenlik عَلَىٰ üzerinedir ʿalā
üzerinedir مَنِ kimseler mani
kimseler ٱتَّبَعَ uyan ittabaʿa
uyan ٱلْهُدَىٰٓ hidayete l-hudā
hidayete ٤٧ (47)
(47)
Allah: Korkmayın, dedi; Ben sizinle beraberim; görür ve işitirim. Ona gidin şöyle söyleyin: "Doğrusu biz senin Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, onlara azabetme; Rabbinden sana bir mucize getirdik; selam, doğru yolda gidene olsun! Doğrusu bize, yalanlayıp sırt çevirene azap edileceği vahyolundu."
20:48
إِنَّا
gerçekten biz
innā
gerçekten biz قَدْ doğrusu qad
doğrusu أُوحِىَ vahyolundu ūḥiya
vahyolundu إِلَيْنَآ bize ilaynā
bize أَنَّ muhakkak anna
muhakkak ٱلْعَذَابَ azabın l-ʿadhāba
azabın عَلَىٰ üzerine (olacağı) ʿalā
üzerine (olacağı) مَن kimsenin man
kimsenin كَذَّبَ yalanlayan kadhaba
yalanlayan وَتَوَلَّىٰ ve yüz çevirenin watawallā
ve yüz çevirenin ٤٨ (48)
(48)
gerçekten biz قَدْ doğrusu qad
doğrusu أُوحِىَ vahyolundu ūḥiya
vahyolundu إِلَيْنَآ bize ilaynā
bize أَنَّ muhakkak anna
muhakkak ٱلْعَذَابَ azabın l-ʿadhāba
azabın عَلَىٰ üzerine (olacağı) ʿalā
üzerine (olacağı) مَن kimsenin man
kimsenin كَذَّبَ yalanlayan kadhaba
yalanlayan وَتَوَلَّىٰ ve yüz çevirenin watawallā
ve yüz çevirenin ٤٨ (48)
(48)
Allah: Korkmayın, dedi; Ben sizinle beraberim; görür ve işitirim. Ona gidin şöyle söyleyin: "Doğrusu biz senin Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, onlara azabetme; Rabbinden sana bir mucize getirdik; selam, doğru yolda gidene olsun! Doğrusu bize, yalanlayıp sırt çevirene azap edileceği vahyolundu."
20:49
قَالَ
dedi ki
qāla
dedi ki فَمَن kimdir? faman
kimdir? رَّبُّكُمَا Rabbiniz rabbukumā
Rabbiniz يَـٰمُوسَىٰ ey Musa yāmūsā
ey Musa ٤٩ (49)
(49)
dedi ki فَمَن kimdir? faman
kimdir? رَّبُّكُمَا Rabbiniz rabbukumā
Rabbiniz يَـٰمُوسَىٰ ey Musa yāmūsā
ey Musa ٤٩ (49)
(49)
Firavun: "Musa! Rabbiniz kimdir?" dedi.
20:50
قَالَ
dedi
qāla
dedi رَبُّنَا Rabbimiz rabbunā
Rabbimiz ٱلَّذِىٓ o ki alladhī
o ki أَعْطَىٰ verendir aʿṭā
verendir كُلَّ her kulla
her شَىْءٍ şeye shayin
şeye خَلْقَهُۥ yaratılışını khalqahu
yaratılışını ثُمَّ sonra thumma
sonra هَدَىٰ onu doğru yola iletendir hadā
onu doğru yola iletendir ٥٠ (50)
(50)
dedi رَبُّنَا Rabbimiz rabbunā
Rabbimiz ٱلَّذِىٓ o ki alladhī
o ki أَعْطَىٰ verendir aʿṭā
verendir كُلَّ her kulla
her شَىْءٍ şeye shayin
şeye خَلْقَهُۥ yaratılışını khalqahu
yaratılışını ثُمَّ sonra thumma
sonra هَدَىٰ onu doğru yola iletendir hadā
onu doğru yola iletendir ٥٠ (50)
(50)
Musa: "Rabbimiz, her şeye ayrı bir özellik veren, sonra doğru yola eriştirendir" dedi.
20:51
قَالَ
(Fir'avn) dedi
qāla
(Fir'avn) dedi فَمَا ne olacak? famā
ne olacak? بَالُ hali bālu
hali ٱلْقُرُونِ nesillerin l-qurūni
nesillerin ٱلْأُولَىٰ ilk l-ūlā
ilk ٥١ (51)
(51)
(Fir'avn) dedi فَمَا ne olacak? famā
ne olacak? بَالُ hali bālu
hali ٱلْقُرُونِ nesillerin l-qurūni
nesillerin ٱلْأُولَىٰ ilk l-ūlā
ilk ٥١ (51)
(51)
Firavun: "Öyleyse önceki nesillerin durumu ne oluyor?" dedi.
20:52
قَالَ
dedi ki
qāla
dedi ki عِلْمُهَا onların bilgisi ʿil'muhā
onların bilgisi عِندَ yanında ʿinda
yanında رَبِّى Rabbimin rabbī
Rabbimin فِى bir fī
bir كِتَـٰبٍۢ ۖ Kitaptadır kitābin
Kitaptadır لَّا asla lā
asla يَضِلُّ şaşmaz yaḍillu
şaşmaz رَبِّى Rabbim rabbī
Rabbim وَلَا ve walā
ve يَنسَى unutmaz yansā
unutmaz ٥٢ (52)
(52)
dedi ki عِلْمُهَا onların bilgisi ʿil'muhā
onların bilgisi عِندَ yanında ʿinda
yanında رَبِّى Rabbimin rabbī
Rabbimin فِى bir fī
bir كِتَـٰبٍۢ ۖ Kitaptadır kitābin
Kitaptadır لَّا asla lā
asla يَضِلُّ şaşmaz yaḍillu
şaşmaz رَبِّى Rabbim rabbī
Rabbim وَلَا ve walā
ve يَنسَى unutmaz yansā
unutmaz ٥٢ (52)
(52)
Musa: "Onların bilgisi Rabbimin katında yazılıdır. Rabbim şaşırmaz ve unutmaz." dedi.
20:53
ٱلَّذِى
o ki
alladhī
o ki جَعَلَ yaptı jaʿala
yaptı لَكُمُ size lakumu
size ٱلْأَرْضَ yeri l-arḍa
yeri مَهْدًۭا beşik mahdan
beşik وَسَلَكَ ve açtı wasalaka
ve açtı لَكُمْ sizin için lakum
sizin için فِيهَا onda fīhā
onda سُبُلًۭا yollar subulan
yollar وَأَنزَلَ ve indirdi wa-anzala
ve indirdi مِنَ gökten mina
gökten ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky مَآءًۭ bir su māan
bir su فَأَخْرَجْنَا ve çıkardık fa-akhrajnā
ve çıkardık بِهِۦٓ onunla bihi
onunla أَزْوَٰجًۭا çiftler azwājan
çiftler مِّن bitkiden min
bitkiden نَّبَاتٍۢ plants nabātin
plants شَتَّىٰ her çeşit shattā
her çeşit ٥٣ (53)
(53)
o ki جَعَلَ yaptı jaʿala
yaptı لَكُمُ size lakumu
size ٱلْأَرْضَ yeri l-arḍa
yeri مَهْدًۭا beşik mahdan
beşik وَسَلَكَ ve açtı wasalaka
ve açtı لَكُمْ sizin için lakum
sizin için فِيهَا onda fīhā
onda سُبُلًۭا yollar subulan
yollar وَأَنزَلَ ve indirdi wa-anzala
ve indirdi مِنَ gökten mina
gökten ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky مَآءًۭ bir su māan
bir su فَأَخْرَجْنَا ve çıkardık fa-akhrajnā
ve çıkardık بِهِۦٓ onunla bihi
onunla أَزْوَٰجًۭا çiftler azwājan
çiftler مِّن bitkiden min
bitkiden نَّبَاتٍۢ plants nabātin
plants شَتَّىٰ her çeşit shattā
her çeşit ٥٣ (53)
(53)
Sizin için yeryüzünü döşeyen, yollar açan, gökten su indiren O'dur. Biz o su ile türlü türlü, çift çift bitkiler yetiştirdik.
20:54
كُلُوا۟
yeyin
kulū
yeyin وَٱرْعَوْا۟ ve otlatın wa-ir'ʿaw
ve otlatın أَنْعَـٰمَكُمْ ۗ hayvanlarınızı anʿāmakum
hayvanlarınızı إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz فِى vardır fī
vardır ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda لَـَٔايَـٰتٍۢ ibretler laāyātin
ibretler لِّأُو۟لِى sahipleri için li-ulī
sahipleri için ٱلنُّهَىٰ akıl l-nuhā
akıl ٥٤ (54)
(54)
yeyin وَٱرْعَوْا۟ ve otlatın wa-ir'ʿaw
ve otlatın أَنْعَـٰمَكُمْ ۗ hayvanlarınızı anʿāmakum
hayvanlarınızı إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz فِى vardır fī
vardır ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda لَـَٔايَـٰتٍۢ ibretler laāyātin
ibretler لِّأُو۟لِى sahipleri için li-ulī
sahipleri için ٱلنُّهَىٰ akıl l-nuhā
akıl ٥٤ (54)
(54)
İster yiyin, ister hayvanlarınızı otlatın, onlarda akıl sahipleri için şüphesiz dersler vardır.
20:55
۞ مِنْهَا
ondan (topraktan)
min'hā
ondan (topraktan) خَلَقْنَـٰكُمْ sizi yarattık khalaqnākum
sizi yarattık وَفِيهَا yine oraya wafīhā
yine oraya نُعِيدُكُمْ döndürürüz nuʿīdukum
döndürürüz وَمِنْهَا ve ondan wamin'hā
ve ondan نُخْرِجُكُمْ sizi çıkarırız nukh'rijukum
sizi çıkarırız تَارَةً bir kez daha tāratan
bir kez daha أُخْرَىٰ sonra ukh'rā
sonra ٥٥ (55)
(55)
ondan (topraktan) خَلَقْنَـٰكُمْ sizi yarattık khalaqnākum
sizi yarattık وَفِيهَا yine oraya wafīhā
yine oraya نُعِيدُكُمْ döndürürüz nuʿīdukum
döndürürüz وَمِنْهَا ve ondan wamin'hā
ve ondan نُخْرِجُكُمْ sizi çıkarırız nukh'rijukum
sizi çıkarırız تَارَةً bir kez daha tāratan
bir kez daha أُخْرَىٰ sonra ukh'rā
sonra ٥٥ (55)
(55)
Sizi yerden yarattık, oraya döndüreceğiz, sizi tekrar oradan çıkaracağız.
20:56
وَلَقَدْ
ve andolsun
walaqad
ve andolsun أَرَيْنَـٰهُ biz ona gösterdik araynāhu
biz ona gösterdik ءَايَـٰتِنَا ayetlerimizin āyātinā
ayetlerimizin كُلَّهَا hepsini kullahā
hepsini فَكَذَّبَ yine de yalanladı fakadhaba
yine de yalanladı وَأَبَىٰ ve dayattı wa-abā
ve dayattı ٥٦ (56)
(56)
ve andolsun أَرَيْنَـٰهُ biz ona gösterdik araynāhu
biz ona gösterdik ءَايَـٰتِنَا ayetlerimizin āyātinā
ayetlerimizin كُلَّهَا hepsini kullahā
hepsini فَكَذَّبَ yine de yalanladı fakadhaba
yine de yalanladı وَأَبَىٰ ve dayattı wa-abā
ve dayattı ٥٦ (56)
(56)
And olsun ki Firavun'a bütün delillerimizi gösterdik de yalan sayıp kabulden çekindi ve: "Ey Musa! Sihirbazlığınla bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin? Şimdi biz de seninkinin benzeri bir sihri sana göstereceğiz. Bizimle senin aranda bir vakit tayinet ki sen de biz de düz bir yerde bulunalım da caymayalım" dedi.
20:57
قَالَ
dedi ki
qāla
dedi ki أَجِئْتَنَا mi geldin? aji'tanā
mi geldin? لِتُخْرِجَنَا bizi çıkarmak için litukh'rijanā
bizi çıkarmak için مِنْ yurdumuzdan min
yurdumuzdan أَرْضِنَا our land arḍinā
our land بِسِحْرِكَ büyünle bisiḥ'rika
büyünle يَـٰمُوسَىٰ ey Musa yāmūsā
ey Musa ٥٧ (57)
(57)
dedi ki أَجِئْتَنَا mi geldin? aji'tanā
mi geldin? لِتُخْرِجَنَا bizi çıkarmak için litukh'rijanā
bizi çıkarmak için مِنْ yurdumuzdan min
yurdumuzdan أَرْضِنَا our land arḍinā
our land بِسِحْرِكَ büyünle bisiḥ'rika
büyünle يَـٰمُوسَىٰ ey Musa yāmūsā
ey Musa ٥٧ (57)
(57)
And olsun ki Firavun'a bütün delillerimizi gösterdik de yalan sayıp kabulden çekindi ve: "Ey Musa! Sihirbazlığınla bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin? Şimdi biz de seninkinin benzeri bir sihri sana göstereceğiz. Bizimle senin aranda bir vakit tayinet ki sen de biz de düz bir yerde bulunalım da caymayalım" dedi.
20:58
فَلَنَأْتِيَنَّكَ
biz de mutlaka sana getireceğiz
falanatiyannaka
biz de mutlaka sana getireceğiz بِسِحْرٍۢ bir büyü bisiḥ'rin
bir büyü مِّثْلِهِۦ onun benzeri mith'lihi
onun benzeri فَٱجْعَلْ tayin et fa-ij'ʿal
tayin et بَيْنَنَا bizimle baynanā
bizimle وَبَيْنَكَ sizin aranızda wabaynaka
sizin aranızda مَوْعِدًۭا buluşma zamanı mawʿidan
buluşma zamanı لَّا asla lā
asla نُخْلِفُهُۥ caymayacağımız nukh'lifuhu
caymayacağımız نَحْنُ bizim naḥnu
bizim وَلَآ ne de walā
ne de أَنتَ senin anta
senin مَكَانًۭا bir yer olsun makānan
bir yer olsun سُوًۭى uygun suwan
uygun ٥٨ (58)
(58)
biz de mutlaka sana getireceğiz بِسِحْرٍۢ bir büyü bisiḥ'rin
bir büyü مِّثْلِهِۦ onun benzeri mith'lihi
onun benzeri فَٱجْعَلْ tayin et fa-ij'ʿal
tayin et بَيْنَنَا bizimle baynanā
bizimle وَبَيْنَكَ sizin aranızda wabaynaka
sizin aranızda مَوْعِدًۭا buluşma zamanı mawʿidan
buluşma zamanı لَّا asla lā
asla نُخْلِفُهُۥ caymayacağımız nukh'lifuhu
caymayacağımız نَحْنُ bizim naḥnu
bizim وَلَآ ne de walā
ne de أَنتَ senin anta
senin مَكَانًۭا bir yer olsun makānan
bir yer olsun سُوًۭى uygun suwan
uygun ٥٨ (58)
(58)
And olsun ki Firavun'a bütün delillerimizi gösterdik de yalan sayıp kabulden çekindi ve: "Ey Musa! Sihirbazlığınla bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin? Şimdi biz de seninkinin benzeri bir sihri sana göstereceğiz. Bizimle senin aranda bir vakit tayinet ki sen de biz de düz bir yerde bulunalım da caymayalım" dedi.
20:59
قَالَ
(Musa) dedi ki
qāla
(Musa) dedi ki مَوْعِدُكُمْ buluşma zamanınız mawʿidukum
buluşma zamanınız يَوْمُ günü yawmu
günü ٱلزِّينَةِ süs (bayram) l-zīnati
süs (bayram) وَأَن ve wa-an
ve يُحْشَرَ toplanacağı yuḥ'shara
toplanacağı ٱلنَّاسُ insanaların l-nāsu
insanaların ضُحًۭى kuşluk vakti ḍuḥan
kuşluk vakti ٥٩ (59)
(59)
(Musa) dedi ki مَوْعِدُكُمْ buluşma zamanınız mawʿidukum
buluşma zamanınız يَوْمُ günü yawmu
günü ٱلزِّينَةِ süs (bayram) l-zīnati
süs (bayram) وَأَن ve wa-an
ve يُحْشَرَ toplanacağı yuḥ'shara
toplanacağı ٱلنَّاسُ insanaların l-nāsu
insanaların ضُحًۭى kuşluk vakti ḍuḥan
kuşluk vakti ٥٩ (59)
(59)
Musa: "Buluşma zamanımız sizin bayram gününüzde, insanların toplandığı kuşluk vaktidir" dedi.
20:60
فَتَوَلَّىٰ
dönüp gitti
fatawallā
dönüp gitti فِرْعَوْنُ Fir'avn fir'ʿawnu
Fir'avn فَجَمَعَ ve topladı fajamaʿa
ve topladı كَيْدَهُۥ hilesini kaydahu
hilesini ثُمَّ sonra thumma
sonra أَتَىٰ geldi atā
geldi ٦٠ (60)
(60)
dönüp gitti فِرْعَوْنُ Fir'avn fir'ʿawnu
Fir'avn فَجَمَعَ ve topladı fajamaʿa
ve topladı كَيْدَهُۥ hilesini kaydahu
hilesini ثُمَّ sonra thumma
sonra أَتَىٰ geldi atā
geldi ٦٠ (60)
(60)
Firavun döndü, tuzaklarını toplayıp o gün geldi.
20:61
قَالَ
dedi
qāla
dedi لَهُم onlara lahum
onlara مُّوسَىٰ Musa mūsā
Musa وَيْلَكُمْ yazık size waylakum
yazık size لَا uydurmayın lā
uydurmayın تَفْتَرُوا۟ invent taftarū
invent عَلَى karşı ʿalā
karşı ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a كَذِبًۭا yalan kadhiban
yalan فَيُسْحِتَكُم sonra kökünüzü keser fayus'ḥitakum
sonra kökünüzü keser بِعَذَابٍۢ ۖ bir azab ile biʿadhābin
bir azab ile وَقَدْ ve doğrusu waqad
ve doğrusu خَابَ perişan olmuştur khāba
perişan olmuştur مَنِ kimse mani
kimse ٱفْتَرَىٰ iftira eden if'tarā
iftira eden ٦١ (61)
(61)
dedi لَهُم onlara lahum
onlara مُّوسَىٰ Musa mūsā
Musa وَيْلَكُمْ yazık size waylakum
yazık size لَا uydurmayın lā
uydurmayın تَفْتَرُوا۟ invent taftarū
invent عَلَى karşı ʿalā
karşı ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a كَذِبًۭا yalan kadhiban
yalan فَيُسْحِتَكُم sonra kökünüzü keser fayus'ḥitakum
sonra kökünüzü keser بِعَذَابٍۢ ۖ bir azab ile biʿadhābin
bir azab ile وَقَدْ ve doğrusu waqad
ve doğrusu خَابَ perişan olmuştur khāba
perişan olmuştur مَنِ kimse mani
kimse ٱفْتَرَىٰ iftira eden if'tarā
iftira eden ٦١ (61)
(61)
Musa onlara: "Size yazıklar olsun! Allah'a karşı yalan uydurmayın, yoksa sizi azabla yok eder. Allah'a iftira eden hüsrana uğrar" dedi.
20:62
فَتَنَـٰزَعُوٓا۟
sonra tartıştılar
fatanāzaʿū
sonra tartıştılar أَمْرَهُم işlerini amrahum
işlerini بَيْنَهُمْ kendi aralarında baynahum
kendi aralarında وَأَسَرُّوا۟ ve gizlice wa-asarrū
ve gizlice ٱلنَّجْوَىٰ konuştular l-najwā
konuştular ٦٢ (62)
(62)
sonra tartıştılar أَمْرَهُم işlerini amrahum
işlerini بَيْنَهُمْ kendi aralarında baynahum
kendi aralarında وَأَسَرُّوا۟ ve gizlice wa-asarrū
ve gizlice ٱلنَّجْوَىٰ konuştular l-najwā
konuştular ٦٢ (62)
(62)
Sihirbazlar işi aralarında tartıştılar ve konuşmalarını gizli tuttular.
20:63
قَالُوٓا۟
dediler ki
qālū
dediler ki إِنْ gerçekten in
gerçekten هَـٰذَٰنِ bunlar hādhāni
bunlar لَسَـٰحِرَٰنِ iki büyücüdür lasāḥirāni
iki büyücüdür يُرِيدَانِ istiyorlar yurīdāni
istiyorlar أَن ki an
ki يُخْرِجَاكُم sizi çıkarsınlar yukh'rijākum
sizi çıkarsınlar مِّنْ yurdunuzdan min
yurdunuzdan أَرْضِكُم your land arḍikum
your land بِسِحْرِهِمَا büyüleriyle bisiḥ'rihimā
büyüleriyle وَيَذْهَبَا ve gidersinler wayadhhabā
ve gidersinler بِطَرِيقَتِكُمُ sizin yolunuzu biṭarīqatikumu
sizin yolunuzu ٱلْمُثْلَىٰ örnek l-muth'lā
örnek ٦٣ (63)
(63)
dediler ki إِنْ gerçekten in
gerçekten هَـٰذَٰنِ bunlar hādhāni
bunlar لَسَـٰحِرَٰنِ iki büyücüdür lasāḥirāni
iki büyücüdür يُرِيدَانِ istiyorlar yurīdāni
istiyorlar أَن ki an
ki يُخْرِجَاكُم sizi çıkarsınlar yukh'rijākum
sizi çıkarsınlar مِّنْ yurdunuzdan min
yurdunuzdan أَرْضِكُم your land arḍikum
your land بِسِحْرِهِمَا büyüleriyle bisiḥ'rihimā
büyüleriyle وَيَذْهَبَا ve gidersinler wayadhhabā
ve gidersinler بِطَرِيقَتِكُمُ sizin yolunuzu biṭarīqatikumu
sizin yolunuzu ٱلْمُثْلَىٰ örnek l-muth'lā
örnek ٦٣ (63)
(63)
Musa ile Harun'u göstererek: "Bu iki sihirbaz, sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak, sizin en üstün dininizi ortadan kaldırmak istiyorlar; onun için tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra sırayla gelin. Bugün üstün gelen başarıya erecektir" dediler.
20:64
فَأَجْمِعُوا۟
siz toplayın
fa-ajmiʿū
siz toplayın كَيْدَكُمْ hilenizi kaydakum
hilenizi ثُمَّ sonra thumma
sonra ٱئْتُوا۟ gelin i'tū
gelin صَفًّۭا ۚ sıra halinde ṣaffan
sıra halinde وَقَدْ ve muhakkak waqad
ve muhakkak أَفْلَحَ başarmıştır aflaḥa
başarmıştır ٱلْيَوْمَ bugün l-yawma
bugün مَنِ kimse mani
kimse ٱسْتَعْلَىٰ üstün gelen is'taʿlā
üstün gelen ٦٤ (64)
(64)
siz toplayın كَيْدَكُمْ hilenizi kaydakum
hilenizi ثُمَّ sonra thumma
sonra ٱئْتُوا۟ gelin i'tū
gelin صَفًّۭا ۚ sıra halinde ṣaffan
sıra halinde وَقَدْ ve muhakkak waqad
ve muhakkak أَفْلَحَ başarmıştır aflaḥa
başarmıştır ٱلْيَوْمَ bugün l-yawma
bugün مَنِ kimse mani
kimse ٱسْتَعْلَىٰ üstün gelen is'taʿlā
üstün gelen ٦٤ (64)
(64)
Musa ile Harun'u göstererek: "Bu iki sihirbaz, sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak, sizin en üstün dininizi ortadan kaldırmak istiyorlar; onun için tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra sırayla gelin. Bugün üstün gelen başarıya erecektir" dediler.
20:65
قَالُوا۟
dediler ki
qālū
dediler ki يَـٰمُوسَىٰٓ Ey Musa yāmūsā
Ey Musa إِمَّآ ya immā
ya أَن (ki) an
(ki) تُلْقِىَ sen at tul'qiya
sen at وَإِمَّآ yahut wa-immā
yahut أَن (ki) an
(ki) نَّكُونَ biz olalım nakūna
biz olalım أَوَّلَ önce awwala
önce مَنْ kimse man
kimse أَلْقَىٰ atan alqā
atan ٦٥ (65)
(65)
dediler ki يَـٰمُوسَىٰٓ Ey Musa yāmūsā
Ey Musa إِمَّآ ya immā
ya أَن (ki) an
(ki) تُلْقِىَ sen at tul'qiya
sen at وَإِمَّآ yahut wa-immā
yahut أَن (ki) an
(ki) نَّكُونَ biz olalım nakūna
biz olalım أَوَّلَ önce awwala
önce مَنْ kimse man
kimse أَلْقَىٰ atan alqā
atan ٦٥ (65)
(65)
"Ey Musa! Marifetini ya sen ortaya koy, ya da önce biz koyalım" dediler.
20:66
قَالَ
(Musa) dedi ki
qāla
(Musa) dedi ki بَلْ hayır bal
hayır أَلْقُوا۟ ۖ siz atın alqū
siz atın فَإِذَا (bir de ne görsün) fa-idhā
(bir de ne görsün) حِبَالُهُمْ onların ipleri ḥibāluhum
onların ipleri وَعِصِيُّهُمْ ve sopaları waʿiṣiyyuhum
ve sopaları يُخَيَّلُ gibi görünüyor yukhayyalu
gibi görünüyor إِلَيْهِ ona ilayhi
ona مِن ötürü min
ötürü سِحْرِهِمْ büyülerinden siḥ'rihim
büyülerinden أَنَّهَا gerçekten annahā
gerçekten تَسْعَىٰ koşuyor tasʿā
koşuyor ٦٦ (66)
(66)
(Musa) dedi ki بَلْ hayır bal
hayır أَلْقُوا۟ ۖ siz atın alqū
siz atın فَإِذَا (bir de ne görsün) fa-idhā
(bir de ne görsün) حِبَالُهُمْ onların ipleri ḥibāluhum
onların ipleri وَعِصِيُّهُمْ ve sopaları waʿiṣiyyuhum
ve sopaları يُخَيَّلُ gibi görünüyor yukhayyalu
gibi görünüyor إِلَيْهِ ona ilayhi
ona مِن ötürü min
ötürü سِحْرِهِمْ büyülerinden siḥ'rihim
büyülerinden أَنَّهَا gerçekten annahā
gerçekten تَسْعَىٰ koşuyor tasʿā
koşuyor ٦٦ (66)
(66)
Musa: "Siz koyun" dedi. Hemen, değnekleri ve ipleri, sihirleri yüzünden, Musa'ya sanki yürüyorlarmış gibi geldi.
20:67
فَأَوْجَسَ
bu yüzden duydu
fa-awjasa
bu yüzden duydu فِى içinde fī
içinde نَفْسِهِۦ himself nafsihi
himself خِيفَةًۭ bir korku khīfatan
bir korku مُّوسَىٰ Musa mūsā
Musa ٦٧ (67)
(67)
bu yüzden duydu فِى içinde fī
içinde نَفْسِهِۦ himself nafsihi
himself خِيفَةًۭ bir korku khīfatan
bir korku مُّوسَىٰ Musa mūsā
Musa ٦٧ (67)
(67)
Bu yüzden Musa içinde bir korku hissetti.
20:68
قُلْنَا
dedik
qul'nā
dedik لَا korkma lā
korkma تَخَفْ fear takhaf
fear إِنَّكَ şüphesiz sensin innaka
şüphesiz sensin أَنتَ sen anta
sen ٱلْأَعْلَىٰ üstün gelecek l-aʿlā
üstün gelecek ٦٨ (68)
(68)
dedik لَا korkma lā
korkma تَخَفْ fear takhaf
fear إِنَّكَ şüphesiz sensin innaka
şüphesiz sensin أَنتَ sen anta
sen ٱلْأَعْلَىٰ üstün gelecek l-aʿlā
üstün gelecek ٦٨ (68)
(68)
"Korkma, sen muhakkak daha üstünsün" dedik.
20:69
وَأَلْقِ
ve at
wa-alqi
ve at مَا olanı mā
olanı فِى sağ elinde fī
sağ elinde يَمِينِكَ your right hand yamīnika
your right hand تَلْقَفْ yutsun talqaf
yutsun مَا şeyleri mā
şeyleri صَنَعُوٓا۟ ۖ onların yaptıkları ṣanaʿū
onların yaptıkları إِنَّمَا çünkü innamā
çünkü صَنَعُوا۟ onların yaptıkları ṣanaʿū
onların yaptıkları كَيْدُ hilesidir kaydu
hilesidir سَـٰحِرٍۢ ۖ bir büyücünün sāḥirin
bir büyücünün وَلَا ve asla walā
ve asla يُفْلِحُ iflah olmaz yuf'liḥu
iflah olmaz ٱلسَّاحِرُ büyücü l-sāḥiru
büyücü حَيْثُ nereye ḥaythu
nereye أَتَىٰ varsa atā
varsa ٦٩ (69)
(69)
ve at مَا olanı mā
olanı فِى sağ elinde fī
sağ elinde يَمِينِكَ your right hand yamīnika
your right hand تَلْقَفْ yutsun talqaf
yutsun مَا şeyleri mā
şeyleri صَنَعُوٓا۟ ۖ onların yaptıkları ṣanaʿū
onların yaptıkları إِنَّمَا çünkü innamā
çünkü صَنَعُوا۟ onların yaptıkları ṣanaʿū
onların yaptıkları كَيْدُ hilesidir kaydu
hilesidir سَـٰحِرٍۢ ۖ bir büyücünün sāḥirin
bir büyücünün وَلَا ve asla walā
ve asla يُفْلِحُ iflah olmaz yuf'liḥu
iflah olmaz ٱلسَّاحِرُ büyücü l-sāḥiru
büyücü حَيْثُ nereye ḥaythu
nereye أَتَىٰ varsa atā
varsa ٦٩ (69)
(69)
"Sağ elindekini at da onların yaptıklarını yutsun, yaptıkları sadece sihirbaz düzenidir. Sihirbaz nereden gelirse gelsin başarı kazanamaz."
20:70
فَأُلْقِىَ
sonra kapandılar
fa-ul'qiya
sonra kapandılar ٱلسَّحَرَةُ büyücüler l-saḥaratu
büyücüler سُجَّدًۭا secdeye sujjadan
secdeye قَالُوٓا۟ dediler qālū
dediler ءَامَنَّا inandık āmannā
inandık بِرَبِّ Rabbine birabbi
Rabbine هَـٰرُونَ Harun'un hārūna
Harun'un وَمُوسَىٰ ve Musa'nın wamūsā
ve Musa'nın ٧٠ (70)
(70)
sonra kapandılar ٱلسَّحَرَةُ büyücüler l-saḥaratu
büyücüler سُجَّدًۭا secdeye sujjadan
secdeye قَالُوٓا۟ dediler qālū
dediler ءَامَنَّا inandık āmannā
inandık بِرَبِّ Rabbine birabbi
Rabbine هَـٰرُونَ Harun'un hārūna
Harun'un وَمُوسَىٰ ve Musa'nın wamūsā
ve Musa'nın ٧٠ (70)
(70)
Sonunda sihirbazlar: "Biz Musa ve Harun'un Rabbine inandık" deyip secdeye kapandılar.
20:71
قَالَ
(Fir'avn) dedi ki
qāla
(Fir'avn) dedi ki ءَامَنتُمْ inandınız mı? āmantum
inandınız mı? لَهُۥ ona lahu
ona قَبْلَ önce qabla
önce أَنْ ki an
ki ءَاذَنَ ben izin vermeden ādhana
ben izin vermeden لَكُمْ ۖ size lakum
size إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O لَكَبِيرُكُمُ büyüğünüzdür lakabīrukumu
büyüğünüzdür ٱلَّذِى kimsedir alladhī
kimsedir عَلَّمَكُمُ size öğreten ʿallamakumu
size öğreten ٱلسِّحْرَ ۖ büyüyü l-siḥ'ra
büyüyü فَلَأُقَطِّعَنَّ öyleyse ben keseceğim fala-uqaṭṭiʿanna
öyleyse ben keseceğim أَيْدِيَكُمْ sizin ellerinizi aydiyakum
sizin ellerinizi وَأَرْجُلَكُم ve ayaklarınızı wa-arjulakum
ve ayaklarınızı مِّنْ çapraz min
çapraz خِلَـٰفٍۢ opposite sides khilāfin
opposite sides وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ ve sizi asacağım wala-uṣallibannakum
ve sizi asacağım فِى dallarına fī
dallarına جُذُوعِ (the) trunks judhūʿi
(the) trunks ٱلنَّخْلِ hurma l-nakhli
hurma وَلَتَعْلَمُنَّ ve bileceksiniz walataʿlamunna
ve bileceksiniz أَيُّنَآ hangimizin ayyunā
hangimizin أَشَدُّ daha çetinmiş ashaddu
daha çetinmiş عَذَابًۭا azabı ʿadhāban
azabı وَأَبْقَىٰ ve sürekli imiş wa-abqā
ve sürekli imiş ٧١ (71)
(71)
(Fir'avn) dedi ki ءَامَنتُمْ inandınız mı? āmantum
inandınız mı? لَهُۥ ona lahu
ona قَبْلَ önce qabla
önce أَنْ ki an
ki ءَاذَنَ ben izin vermeden ādhana
ben izin vermeden لَكُمْ ۖ size lakum
size إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O لَكَبِيرُكُمُ büyüğünüzdür lakabīrukumu
büyüğünüzdür ٱلَّذِى kimsedir alladhī
kimsedir عَلَّمَكُمُ size öğreten ʿallamakumu
size öğreten ٱلسِّحْرَ ۖ büyüyü l-siḥ'ra
büyüyü فَلَأُقَطِّعَنَّ öyleyse ben keseceğim fala-uqaṭṭiʿanna
öyleyse ben keseceğim أَيْدِيَكُمْ sizin ellerinizi aydiyakum
sizin ellerinizi وَأَرْجُلَكُم ve ayaklarınızı wa-arjulakum
ve ayaklarınızı مِّنْ çapraz min
çapraz خِلَـٰفٍۢ opposite sides khilāfin
opposite sides وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ ve sizi asacağım wala-uṣallibannakum
ve sizi asacağım فِى dallarına fī
dallarına جُذُوعِ (the) trunks judhūʿi
(the) trunks ٱلنَّخْلِ hurma l-nakhli
hurma وَلَتَعْلَمُنَّ ve bileceksiniz walataʿlamunna
ve bileceksiniz أَيُّنَآ hangimizin ayyunā
hangimizin أَشَدُّ daha çetinmiş ashaddu
daha çetinmiş عَذَابًۭا azabı ʿadhāban
azabı وَأَبْقَىٰ ve sürekli imiş wa-abqā
ve sürekli imiş ٧١ (71)
(71)
Firavun "Ben size izin vermeden mi O'na inandınız? Doğrusu size sihri öğreten, büyüğünüz odur. And olsun ki, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sizi hurma kütüklerine asacağım. Hangimizin azabının daha çetin ve daha devamlı olduğunu bileceksiniz" dedi.
20:72
قَالُوا۟
dediler ki
qālū
dediler ki لَن asla lan
asla نُّؤْثِرَكَ seni tercih edemeyiz nu'thiraka
seni tercih edemeyiz عَلَىٰ bize gelene ʿalā
bize gelene مَا what mā
what جَآءَنَا has come to us jāanā
has come to us مِنَ açık delillere mina
açık delillere ٱلْبَيِّنَـٰتِ the clear proofs l-bayināti
the clear proofs وَٱلَّذِى ve kimseye wa-alladhī
ve kimseye فَطَرَنَا ۖ bizi yaratan faṭaranā
bizi yaratan فَٱقْضِ o halde yap fa-iq'ḍi
o halde yap مَآ şeyi mā
şeyi أَنتَ sen anta
sen قَاضٍ ۖ yapacağın qāḍin
yapacağın إِنَّمَا ancak innamā
ancak تَقْضِى (istediğini) yapabilirsin taqḍī
(istediğini) yapabilirsin هَـٰذِهِ bu hādhihi
bu ٱلْحَيَوٰةَ hayatında l-ḥayata
hayatında ٱلدُّنْيَآ dünya l-dun'yā
dünya ٧٢ (72)
(72)
dediler ki لَن asla lan
asla نُّؤْثِرَكَ seni tercih edemeyiz nu'thiraka
seni tercih edemeyiz عَلَىٰ bize gelene ʿalā
bize gelene مَا what mā
what جَآءَنَا has come to us jāanā
has come to us مِنَ açık delillere mina
açık delillere ٱلْبَيِّنَـٰتِ the clear proofs l-bayināti
the clear proofs وَٱلَّذِى ve kimseye wa-alladhī
ve kimseye فَطَرَنَا ۖ bizi yaratan faṭaranā
bizi yaratan فَٱقْضِ o halde yap fa-iq'ḍi
o halde yap مَآ şeyi mā
şeyi أَنتَ sen anta
sen قَاضٍ ۖ yapacağın qāḍin
yapacağın إِنَّمَا ancak innamā
ancak تَقْضِى (istediğini) yapabilirsin taqḍī
(istediğini) yapabilirsin هَـٰذِهِ bu hādhihi
bu ٱلْحَيَوٰةَ hayatında l-ḥayata
hayatında ٱلدُّنْيَآ dünya l-dun'yā
dünya ٧٢ (72)
(72)
İman eden sihirbazlar: "Seni, gelen apaçık mucizelere ve bizi yaratana üstün tutmayacağız. Ne hüküm vereceksen ver. Sen, ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin. Doğrusu biz, yanılmalarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri bağışlaması için Rabbimize iman ettik. Allah'ın vereceği mükafat daha iyi ve daha devamlıdır" dediler.
20:73
إِنَّآ
kuşkusuz biz
innā
kuşkusuz biz ءَامَنَّا inandık āmannā
inandık بِرَبِّنَا Rabbimize birabbinā
Rabbimize لِيَغْفِرَ bağışlaması için liyaghfira
bağışlaması için لَنَا bizim lanā
bizim خَطَـٰيَـٰنَا günahlarımızı khaṭāyānā
günahlarımızı وَمَآ ve şeyleri wamā
ve şeyleri أَكْرَهْتَنَا bizi yapmaya zorladığın akrahtanā
bizi yapmaya zorladığın عَلَيْهِ üzerine ʿalayhi
üzerine مِنَ büyüyü mina
büyüyü ٱلسِّحْرِ ۗ the magic l-siḥ'ri
the magic وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah خَيْرٌۭ daha hayırlıdır khayrun
daha hayırlıdır وَأَبْقَىٰٓ ve daha süreklidir wa-abqā
ve daha süreklidir ٧٣ (73)
(73)
kuşkusuz biz ءَامَنَّا inandık āmannā
inandık بِرَبِّنَا Rabbimize birabbinā
Rabbimize لِيَغْفِرَ bağışlaması için liyaghfira
bağışlaması için لَنَا bizim lanā
bizim خَطَـٰيَـٰنَا günahlarımızı khaṭāyānā
günahlarımızı وَمَآ ve şeyleri wamā
ve şeyleri أَكْرَهْتَنَا bizi yapmaya zorladığın akrahtanā
bizi yapmaya zorladığın عَلَيْهِ üzerine ʿalayhi
üzerine مِنَ büyüyü mina
büyüyü ٱلسِّحْرِ ۗ the magic l-siḥ'ri
the magic وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah خَيْرٌۭ daha hayırlıdır khayrun
daha hayırlıdır وَأَبْقَىٰٓ ve daha süreklidir wa-abqā
ve daha süreklidir ٧٣ (73)
(73)
İman eden sihirbazlar: "Seni, gelen apaçık mucizelere ve bizi yaratana üstün tutmayacağız. Ne hüküm vereceksen ver. Sen, ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin. Doğrusu biz, yanılmalarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri bağışlaması için Rabbimize iman ettik. Allah'ın vereceği mükafat daha iyi ve daha devamlıdır" dediler.
20:74
إِنَّهُۥ
şüphesiz
innahu
şüphesiz مَن kim man
kim يَأْتِ gelirse yati
gelirse رَبَّهُۥ Rabbine rabbahu
Rabbine مُجْرِمًۭا suçlu olarak muj'riman
suçlu olarak فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz لَهُۥ onun için vardır lahu
onun için vardır جَهَنَّمَ cehennem jahannama
cehennem لَا ölemez lā
ölemez يَمُوتُ he will die yamūtu
he will die فِيهَا orada fīhā
orada وَلَا ve walā
ve يَحْيَىٰ yaşayamaz yaḥyā
yaşayamaz ٧٤ (74)
(74)
şüphesiz مَن kim man
kim يَأْتِ gelirse yati
gelirse رَبَّهُۥ Rabbine rabbahu
Rabbine مُجْرِمًۭا suçlu olarak muj'riman
suçlu olarak فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz لَهُۥ onun için vardır lahu
onun için vardır جَهَنَّمَ cehennem jahannama
cehennem لَا ölemez lā
ölemez يَمُوتُ he will die yamūtu
he will die فِيهَا orada fīhā
orada وَلَا ve walā
ve يَحْيَىٰ yaşayamaz yaḥyā
yaşayamaz ٧٤ (74)
(74)
Rabbine suçlu olarak gelen bilsin ki, cehennem onun içindir. Orada ne ölür, ne yaşar.
20:75
وَمَن
ve kim
waman
ve kim يَأْتِهِۦ O'na gelirse yatihi
O'na gelirse مُؤْمِنًۭا bir mü'min mu'minan
bir mü'min قَدْ muhakkak qad
muhakkak عَمِلَ yapmış olarak ʿamila
yapmış olarak ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte fa-ulāika
işte لَهُمُ onlar için vardır lahumu
onlar için vardır ٱلدَّرَجَـٰتُ dereceler l-darajātu
dereceler ٱلْعُلَىٰ yüksek l-ʿulā
yüksek ٧٥ (75)
(75)
ve kim يَأْتِهِۦ O'na gelirse yatihi
O'na gelirse مُؤْمِنًۭا bir mü'min mu'minan
bir mü'min قَدْ muhakkak qad
muhakkak عَمِلَ yapmış olarak ʿamila
yapmış olarak ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte fa-ulāika
işte لَهُمُ onlar için vardır lahumu
onlar için vardır ٱلدَّرَجَـٰتُ dereceler l-darajātu
dereceler ٱلْعُلَىٰ yüksek l-ʿulā
yüksek ٧٥ (75)
(75)
Rabbine inanmış ve yararlı iş yaparak gelenlere, işte onlara, en üstün dereceler, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları Adn cennetleri vardır. Bu, arınanların mükafatıdır.
20:76
جَنَّـٰتُ
cennetleri
jannātu
cennetleri عَدْنٍۢ Adn ʿadnin
Adn تَجْرِى akan tajrī
akan مِن altlarından min
altlarından تَحْتِهَا underneath them taḥtihā
underneath them ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar خَـٰلِدِينَ sürekli olarak kalırlar khālidīna
sürekli olarak kalırlar فِيهَا ۚ orada fīhā
orada وَذَٰلِكَ ve işte budur wadhālika
ve işte budur جَزَآءُ mükafatı jazāu
mükafatı مَن kimselerin man
kimselerin تَزَكَّىٰ arınan tazakkā
arınan ٧٦ (76)
(76)
cennetleri عَدْنٍۢ Adn ʿadnin
Adn تَجْرِى akan tajrī
akan مِن altlarından min
altlarından تَحْتِهَا underneath them taḥtihā
underneath them ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar خَـٰلِدِينَ sürekli olarak kalırlar khālidīna
sürekli olarak kalırlar فِيهَا ۚ orada fīhā
orada وَذَٰلِكَ ve işte budur wadhālika
ve işte budur جَزَآءُ mükafatı jazāu
mükafatı مَن kimselerin man
kimselerin تَزَكَّىٰ arınan tazakkā
arınan ٧٦ (76)
(76)
Rabbine inanmış ve yararlı iş yaparak gelenlere, işte onlara, en üstün dereceler, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları Adn cennetleri vardır. Bu, arınanların mükafatıdır.
20:77
وَلَقَدْ
ve andolsun
walaqad
ve andolsun أَوْحَيْنَآ biz vahyetmiştik awḥaynā
biz vahyetmiştik إِلَىٰ Musa'ya ilā
Musa'ya مُوسَىٰٓ Musa mūsā
Musa أَنْ diye an
diye أَسْرِ geceleyin yürüt asri
geceleyin yürüt بِعِبَادِى kullarımı biʿibādī
kullarımı فَٱضْرِبْ ve vur fa-iḍ'rib
ve vur لَهُمْ onlar için lahum
onlar için طَرِيقًۭا bir yol ṭarīqan
bir yol فِى denizde fī
denizde ٱلْبَحْرِ the sea l-baḥri
the sea يَبَسًۭا kuru yabasan
kuru لَّا korkma lā
korkma تَخَـٰفُ fearing takhāfu
fearing دَرَكًۭا yetişme(sin)den darakan
yetişme(sin)den وَلَا ve walā
ve تَخْشَىٰ endişe etme takhshā
endişe etme ٧٧ (77)
(77)
ve andolsun أَوْحَيْنَآ biz vahyetmiştik awḥaynā
biz vahyetmiştik إِلَىٰ Musa'ya ilā
Musa'ya مُوسَىٰٓ Musa mūsā
Musa أَنْ diye an
diye أَسْرِ geceleyin yürüt asri
geceleyin yürüt بِعِبَادِى kullarımı biʿibādī
kullarımı فَٱضْرِبْ ve vur fa-iḍ'rib
ve vur لَهُمْ onlar için lahum
onlar için طَرِيقًۭا bir yol ṭarīqan
bir yol فِى denizde fī
denizde ٱلْبَحْرِ the sea l-baḥri
the sea يَبَسًۭا kuru yabasan
kuru لَّا korkma lā
korkma تَخَـٰفُ fearing takhāfu
fearing دَرَكًۭا yetişme(sin)den darakan
yetişme(sin)den وَلَا ve walā
ve تَخْشَىٰ endişe etme takhshā
endişe etme ٧٧ (77)
(77)
And olsun ki Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yürüt, denizde onlara kuru bir yol aç, batmaktan ve düşmanların yetişmesinden korkma, endişe etme" diye vahyettik.
20:78
فَأَتْبَعَهُمْ
onların ardına düştü
fa-atbaʿahum
onların ardına düştü فِرْعَوْنُ Fir'avn fir'ʿawnu
Fir'avn بِجُنُودِهِۦ askerleriyle bijunūdihi
askerleriyle فَغَشِيَهُم örttü (boğdu) faghashiyahum
örttü (boğdu) مِّنَ denizden mina
denizden ٱلْيَمِّ the sea l-yami
the sea مَا şey mā
şey غَشِيَهُمْ onları örten ghashiyahum
onları örten ٧٨ (78)
(78)
onların ardına düştü فِرْعَوْنُ Fir'avn fir'ʿawnu
Fir'avn بِجُنُودِهِۦ askerleriyle bijunūdihi
askerleriyle فَغَشِيَهُم örttü (boğdu) faghashiyahum
örttü (boğdu) مِّنَ denizden mina
denizden ٱلْيَمِّ the sea l-yami
the sea مَا şey mā
şey غَشِيَهُمْ onları örten ghashiyahum
onları örten ٧٨ (78)
(78)
Firavun, ordusuyla onları takip etti, deniz de onları içine alıverdi, hem de ne alış!
20:79
وَأَضَلَّ
ve saptırdı
wa-aḍalla
ve saptırdı فِرْعَوْنُ Fir'avn fir'ʿawnu
Fir'avn قَوْمَهُۥ toplumunu qawmahu
toplumunu وَمَا ve wamā
ve هَدَىٰ doğru yola iletmedi hadā
doğru yola iletmedi ٧٩ (79)
(79)
ve saptırdı فِرْعَوْنُ Fir'avn fir'ʿawnu
Fir'avn قَوْمَهُۥ toplumunu qawmahu
toplumunu وَمَا ve wamā
ve هَدَىٰ doğru yola iletmedi hadā
doğru yola iletmedi ٧٩ (79)
(79)
Firavun, milletini saptırdı, onlara doğru yolu göstermedi.
20:80
يَـٰبَنِىٓ
Ey oğulları
yābanī
Ey oğulları إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail قَدْ andolsun qad
andolsun أَنجَيْنَـٰكُم biz sizi kurtardık anjaynākum
biz sizi kurtardık مِّنْ düşmanınızdan min
düşmanınızdan عَدُوِّكُمْ your enemy ʿaduwwikum
your enemy وَوَٰعَدْنَـٰكُمْ ve size va'dettik wawāʿadnākum
ve size va'dettik جَانِبَ yanında jāniba
yanında ٱلطُّورِ Tur'un l-ṭūri
Tur'un ٱلْأَيْمَنَ sağ l-aymana
sağ وَنَزَّلْنَا ve indirdik wanazzalnā
ve indirdik عَلَيْكُمُ üzerinize ʿalaykumu
üzerinize ٱلْمَنَّ kudret helvası l-mana
kudret helvası وَٱلسَّلْوَىٰ ve bıldırcın wal-salwā
ve bıldırcın ٨٠ (80)
(80)
Ey oğulları إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail قَدْ andolsun qad
andolsun أَنجَيْنَـٰكُم biz sizi kurtardık anjaynākum
biz sizi kurtardık مِّنْ düşmanınızdan min
düşmanınızdan عَدُوِّكُمْ your enemy ʿaduwwikum
your enemy وَوَٰعَدْنَـٰكُمْ ve size va'dettik wawāʿadnākum
ve size va'dettik جَانِبَ yanında jāniba
yanında ٱلطُّورِ Tur'un l-ṭūri
Tur'un ٱلْأَيْمَنَ sağ l-aymana
sağ وَنَزَّلْنَا ve indirdik wanazzalnā
ve indirdik عَلَيْكُمُ üzerinize ʿalaykumu
üzerinize ٱلْمَنَّ kudret helvası l-mana
kudret helvası وَٱلسَّلْوَىٰ ve bıldırcın wal-salwā
ve bıldırcın ٨٠ (80)
(80)
Ey İsrailoğulları! Sizleri düşmanınızdan kurtardık, Tur'un sağ yanını size vadettik ve üzerinize kudret helvasıyla bıldırcın indirdik.
20:81
كُلُوا۟
yeyin
kulū
yeyin مِن temizlerinden min
temizlerinden طَيِّبَـٰتِ (the) good things ṭayyibāti
(the) good things مَا şeylerin mā
şeylerin رَزَقْنَـٰكُمْ sizi rızıklandırdığımız razaqnākum
sizi rızıklandırdığımız وَلَا ama walā
ama تَطْغَوْا۟ taşkınlık etmeyin taṭghaw
taşkınlık etmeyin فِيهِ bu hususta fīhi
bu hususta فَيَحِلَّ sonra iner fayaḥilla
sonra iner عَلَيْكُمْ üzerinize ʿalaykum
üzerinize غَضَبِى ۖ gazabım ghaḍabī
gazabım وَمَن ve kimin waman
ve kimin يَحْلِلْ inerse yaḥlil
inerse عَلَيْهِ üstüne ʿalayhi
üstüne غَضَبِى gazabım ghaḍabī
gazabım فَقَدْ andolsun o faqad
andolsun o هَوَىٰ düşmüş(mahvolmuş)tur hawā
düşmüş(mahvolmuş)tur ٨١ (81)
(81)
yeyin مِن temizlerinden min
temizlerinden طَيِّبَـٰتِ (the) good things ṭayyibāti
(the) good things مَا şeylerin mā
şeylerin رَزَقْنَـٰكُمْ sizi rızıklandırdığımız razaqnākum
sizi rızıklandırdığımız وَلَا ama walā
ama تَطْغَوْا۟ taşkınlık etmeyin taṭghaw
taşkınlık etmeyin فِيهِ bu hususta fīhi
bu hususta فَيَحِلَّ sonra iner fayaḥilla
sonra iner عَلَيْكُمْ üzerinize ʿalaykum
üzerinize غَضَبِى ۖ gazabım ghaḍabī
gazabım وَمَن ve kimin waman
ve kimin يَحْلِلْ inerse yaḥlil
inerse عَلَيْهِ üstüne ʿalayhi
üstüne غَضَبِى gazabım ghaḍabī
gazabım فَقَدْ andolsun o faqad
andolsun o هَوَىٰ düşmüş(mahvolmuş)tur hawā
düşmüş(mahvolmuş)tur ٨١ (81)
(81)
Size verdiğimiz rızıkların temizlerinden yiyin, bunda aşırı gitmeyin ki gazabımı haketmeyesiniz. Gazabımı hakeden kimse muhakkak mahvolur.
20:82
وَإِنِّى
ve ben
wa-innī
ve ben لَغَفَّارٌۭ çok bağışlayıcıyımdır laghaffārun
çok bağışlayıcıyımdır لِّمَن kimseye karşı liman
kimseye karşı تَابَ tevbe eden tāba
tevbe eden وَءَامَنَ ve inanan waāmana
ve inanan وَعَمِلَ ve iş yapan waʿamila
ve iş yapan صَـٰلِحًۭا yararlı ṣāliḥan
yararlı ثُمَّ sonra da thumma
sonra da ٱهْتَدَىٰ yola gelen ih'tadā
yola gelen ٨٢ (82)
(82)
ve ben لَغَفَّارٌۭ çok bağışlayıcıyımdır laghaffārun
çok bağışlayıcıyımdır لِّمَن kimseye karşı liman
kimseye karşı تَابَ tevbe eden tāba
tevbe eden وَءَامَنَ ve inanan waāmana
ve inanan وَعَمِلَ ve iş yapan waʿamila
ve iş yapan صَـٰلِحًۭا yararlı ṣāliḥan
yararlı ثُمَّ sonra da thumma
sonra da ٱهْتَدَىٰ yola gelen ih'tadā
yola gelen ٨٢ (82)
(82)
Doğrusu Ben, tevbe edeni, inanıp yararlı iş işleyerek doğru yola gireni bağışlarım.
20:83
۞ وَمَآ
nedir?
wamā
nedir? أَعْجَلَكَ seni aceleyle sevk eden aʿjalaka
seni aceleyle sevk eden عَن kavminden (ayrılmaya) ʿan
kavminden (ayrılmaya) قَوْمِكَ your people qawmika
your people يَـٰمُوسَىٰ ey Musa yāmūsā
ey Musa ٨٣ (83)
(83)
nedir? أَعْجَلَكَ seni aceleyle sevk eden aʿjalaka
seni aceleyle sevk eden عَن kavminden (ayrılmaya) ʿan
kavminden (ayrılmaya) قَوْمِكَ your people qawmika
your people يَـٰمُوسَىٰ ey Musa yāmūsā
ey Musa ٨٣ (83)
(83)
"Musa! Seni milletinden daha çabuk gelmeye sevkeden nedir?" dedik.
20:84
قَالَ
dedi ki
qāla
dedi ki هُمْ onlar hum
onlar أُو۟لَآءِ işte ulāi
işte عَلَىٰٓ üzerindeler ʿalā
üzerindeler أَثَرِى benim izim atharī
benim izim وَعَجِلْتُ ve ben acele ettim waʿajil'tu
ve ben acele ettim إِلَيْكَ sana ilayka
sana رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim لِتَرْضَىٰ razı olman için litarḍā
razı olman için ٨٤ (84)
(84)
dedi ki هُمْ onlar hum
onlar أُو۟لَآءِ işte ulāi
işte عَلَىٰٓ üzerindeler ʿalā
üzerindeler أَثَرِى benim izim atharī
benim izim وَعَجِلْتُ ve ben acele ettim waʿajil'tu
ve ben acele ettim إِلَيْكَ sana ilayka
sana رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim لِتَرْضَىٰ razı olman için litarḍā
razı olman için ٨٤ (84)
(84)
Musa: "Onlar ardımdadır, Rabbim! Hoşnut olman için Sana acele geldim" dedi.
20:85
قَالَ
dedi
qāla
dedi فَإِنَّا ama biz fa-innā
ama biz قَدْ muhakkak qad
muhakkak فَتَنَّا sınadık fatannā
sınadık قَوْمَكَ kavmini qawmaka
kavmini مِنۢ senden sonra min
senden sonra بَعْدِكَ after you baʿdika
after you وَأَضَلَّهُمُ ve onları saptırdı wa-aḍallahumu
ve onları saptırdı ٱلسَّامِرِىُّ Samiri l-sāmiriyu
Samiri ٨٥ (85)
(85)
dedi فَإِنَّا ama biz fa-innā
ama biz قَدْ muhakkak qad
muhakkak فَتَنَّا sınadık fatannā
sınadık قَوْمَكَ kavmini qawmaka
kavmini مِنۢ senden sonra min
senden sonra بَعْدِكَ after you baʿdika
after you وَأَضَلَّهُمُ ve onları saptırdı wa-aḍallahumu
ve onları saptırdı ٱلسَّامِرِىُّ Samiri l-sāmiriyu
Samiri ٨٥ (85)
(85)
Allah: "Doğrusu Biz, senden sonra milletini sınadık; Samiri onları saptırdı" dedi.
20:86
فَرَجَعَ
bunun üzerine döndü
farajaʿa
bunun üzerine döndü مُوسَىٰٓ Musa mūsā
Musa إِلَىٰ kavmine ilā
kavmine قَوْمِهِۦ his people qawmihi
his people غَضْبَـٰنَ çok kızgın bir halde ghaḍbāna
çok kızgın bir halde أَسِفًۭا ۚ üzüntülü asifan
üzüntülü قَالَ dedi qāla
dedi يَـٰقَوْمِ ey Kavmim yāqawmi
ey Kavmim أَلَمْ size va'detmemiş miydi? alam
size va'detmemiş miydi? يَعِدْكُمْ promise you yaʿid'kum
promise you رَبُّكُمْ Rabbiniz rabbukum
Rabbiniz وَعْدًا bir va'adle waʿdan
bir va'adle حَسَنًا ۚ güzel ḥasanan
güzel أَفَطَالَ uzun mu geldi? afaṭāla
uzun mu geldi? عَلَيْكُمُ size ʿalaykumu
size ٱلْعَهْدُ süre l-ʿahdu
süre أَمْ yoksa am
yoksa أَرَدتُّمْ mi istediniz? aradttum
mi istediniz? أَن diye an
diye يَحِلَّ insin yaḥilla
insin عَلَيْكُمْ üstünüze ʿalaykum
üstünüze غَضَبٌۭ bir gazabın ghaḍabun
bir gazabın مِّن Rabbinizden min
Rabbinizden رَّبِّكُمْ your Lord rabbikum
your Lord فَأَخْلَفْتُم bu yüzden caydınız fa-akhlaftum
bu yüzden caydınız مَّوْعِدِى bana verdiğiniz sözden mawʿidī
bana verdiğiniz sözden ٨٦ (86)
(86)
bunun üzerine döndü مُوسَىٰٓ Musa mūsā
Musa إِلَىٰ kavmine ilā
kavmine قَوْمِهِۦ his people qawmihi
his people غَضْبَـٰنَ çok kızgın bir halde ghaḍbāna
çok kızgın bir halde أَسِفًۭا ۚ üzüntülü asifan
üzüntülü قَالَ dedi qāla
dedi يَـٰقَوْمِ ey Kavmim yāqawmi
ey Kavmim أَلَمْ size va'detmemiş miydi? alam
size va'detmemiş miydi? يَعِدْكُمْ promise you yaʿid'kum
promise you رَبُّكُمْ Rabbiniz rabbukum
Rabbiniz وَعْدًا bir va'adle waʿdan
bir va'adle حَسَنًا ۚ güzel ḥasanan
güzel أَفَطَالَ uzun mu geldi? afaṭāla
uzun mu geldi? عَلَيْكُمُ size ʿalaykumu
size ٱلْعَهْدُ süre l-ʿahdu
süre أَمْ yoksa am
yoksa أَرَدتُّمْ mi istediniz? aradttum
mi istediniz? أَن diye an
diye يَحِلَّ insin yaḥilla
insin عَلَيْكُمْ üstünüze ʿalaykum
üstünüze غَضَبٌۭ bir gazabın ghaḍabun
bir gazabın مِّن Rabbinizden min
Rabbinizden رَّبِّكُمْ your Lord rabbikum
your Lord فَأَخْلَفْتُم bu yüzden caydınız fa-akhlaftum
bu yüzden caydınız مَّوْعِدِى bana verdiğiniz sözden mawʿidī
bana verdiğiniz sözden ٨٦ (86)
(86)
Musa, milletine kızgın ve üzgün olarak döndü. "Ey milletim! Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmadı mı? Uzun bir zaman mı geçti, yoksa Rabbinizin gazabına mı uğramak istediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız?" dedi.
20:87
قَالُوا۟
dediler ki
qālū
dediler ki مَآ çıkmadık mā
çıkmadık أَخْلَفْنَا we broke akhlafnā
we broke مَوْعِدَكَ senin sözünden mawʿidaka
senin sözünden بِمَلْكِنَا kendi malımızla bimalkinā
kendi malımızla وَلَـٰكِنَّا fakat walākinnā
fakat حُمِّلْنَآ bize yükletilmişti ḥummil'nā
bize yükletilmişti أَوْزَارًۭا yükler (günahlar) awzāran
yükler (günahlar) مِّن süs(eşyas)ından min
süs(eşyas)ından زِينَةِ ornaments zīnati
ornaments ٱلْقَوْمِ o milletin l-qawmi
o milletin فَقَذَفْنَـٰهَا onları attık faqadhafnāhā
onları attık فَكَذَٰلِكَ aynı şekilde fakadhālika
aynı şekilde أَلْقَى attı alqā
attı ٱلسَّامِرِىُّ Samiri de l-sāmiriyu
Samiri de ٨٧ (87)
(87)
dediler ki مَآ çıkmadık mā
çıkmadık أَخْلَفْنَا we broke akhlafnā
we broke مَوْعِدَكَ senin sözünden mawʿidaka
senin sözünden بِمَلْكِنَا kendi malımızla bimalkinā
kendi malımızla وَلَـٰكِنَّا fakat walākinnā
fakat حُمِّلْنَآ bize yükletilmişti ḥummil'nā
bize yükletilmişti أَوْزَارًۭا yükler (günahlar) awzāran
yükler (günahlar) مِّن süs(eşyas)ından min
süs(eşyas)ından زِينَةِ ornaments zīnati
ornaments ٱلْقَوْمِ o milletin l-qawmi
o milletin فَقَذَفْنَـٰهَا onları attık faqadhafnāhā
onları attık فَكَذَٰلِكَ aynı şekilde fakadhālika
aynı şekilde أَلْقَى attı alqā
attı ٱلسَّامِرِىُّ Samiri de l-sāmiriyu
Samiri de ٨٧ (87)
(87)
Onlar: "Sana verdiğimiz sözden kendi başımıza caymadık. O milletin ziynet eşyasından bize yükler dolusu taşıtıldı. Biz onları ateşe attık, aynı şekilde Samiri de attı" dediler.
20:88
فَأَخْرَجَ
sonra ortaya çıkardı
fa-akhraja
sonra ortaya çıkardı لَهُمْ onlara lahum
onlara عِجْلًۭا bir buzağı ʿij'lan
bir buzağı جَسَدًۭا heykeli jasadan
heykeli لَّهُۥ onun lahu
onun خُوَارٌۭ böğürmesi olan khuwārun
böğürmesi olan فَقَالُوا۟ dediler ki faqālū
dediler ki هَـٰذَآ bu hādhā
bu إِلَـٰهُكُمْ sizin tanrınız ilāhukum
sizin tanrınız وَإِلَـٰهُ ve tanrısıdır wa-ilāhu
ve tanrısıdır مُوسَىٰ Musa'nın mūsā
Musa'nın فَنَسِىَ fakat o unuttu fanasiya
fakat o unuttu ٨٨ (88)
(88)
sonra ortaya çıkardı لَهُمْ onlara lahum
onlara عِجْلًۭا bir buzağı ʿij'lan
bir buzağı جَسَدًۭا heykeli jasadan
heykeli لَّهُۥ onun lahu
onun خُوَارٌۭ böğürmesi olan khuwārun
böğürmesi olan فَقَالُوا۟ dediler ki faqālū
dediler ki هَـٰذَآ bu hādhā
bu إِلَـٰهُكُمْ sizin tanrınız ilāhukum
sizin tanrınız وَإِلَـٰهُ ve tanrısıdır wa-ilāhu
ve tanrısıdır مُوسَىٰ Musa'nın mūsā
Musa'nın فَنَسِىَ fakat o unuttu fanasiya
fakat o unuttu ٨٨ (88)
(88)
Bunun üzerine Samiri onlara böğüren bir buzağı heykeli ortaya koydu. O ve adamları: "Bu sizin de Musa'nın da tanrısıdır, ama o unuttu" dediler.
20:89
أَفَلَا
onlar görmüyorlar mı?
afalā
onlar görmüyorlar mı? يَرَوْنَ they see yarawna
they see أَلَّا asla allā
asla يَرْجِعُ dönemez yarjiʿu
dönemez إِلَيْهِمْ kendilerine ilayhim
kendilerine قَوْلًۭا bir sözle qawlan
bir sözle وَلَا ve değildir walā
ve değildir يَمْلِكُ malik yamliku
malik لَهُمْ onlara lahum
onlara ضَرًّۭا bir zarar vermeye ḍarran
bir zarar vermeye وَلَا ve walā
ve نَفْعًۭا yarar nafʿan
yarar ٨٩ (89)
(89)
onlar görmüyorlar mı? يَرَوْنَ they see yarawna
they see أَلَّا asla allā
asla يَرْجِعُ dönemez yarjiʿu
dönemez إِلَيْهِمْ kendilerine ilayhim
kendilerine قَوْلًۭا bir sözle qawlan
bir sözle وَلَا ve değildir walā
ve değildir يَمْلِكُ malik yamliku
malik لَهُمْ onlara lahum
onlara ضَرًّۭا bir zarar vermeye ḍarran
bir zarar vermeye وَلَا ve walā
ve نَفْعًۭا yarar nafʿan
yarar ٨٩ (89)
(89)
Görmüyorlar mıydı ki, o heykel onlara ne söz söyleyebilir, ne zarar ve ne de fayda verebilirdi?
20:90
وَلَقَدْ
andolsun
walaqad
andolsun قَالَ demişti qāla
demişti لَهُمْ kendilerine lahum
kendilerine هَـٰرُونُ Harun hārūnu
Harun مِن önceden min
önceden قَبْلُ before qablu
before يَـٰقَوْمِ ey kavmim yāqawmi
ey kavmim إِنَّمَا şüphesiz innamā
şüphesiz فُتِنتُم siz sınandınız futintum
siz sınandınız بِهِۦ ۖ bununla bihi
bununla وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz رَبَّكُمُ Rabbiniz rabbakumu
Rabbiniz ٱلرَّحْمَـٰنُ çok esirgeyendir l-raḥmānu
çok esirgeyendir فَٱتَّبِعُونِى bana tâbi olun fa-ittabiʿūnī
bana tâbi olun وَأَطِيعُوٓا۟ ve ita'at edin wa-aṭīʿū
ve ita'at edin أَمْرِى buyruğuma amrī
buyruğuma ٩٠ (90)
(90)
andolsun قَالَ demişti qāla
demişti لَهُمْ kendilerine lahum
kendilerine هَـٰرُونُ Harun hārūnu
Harun مِن önceden min
önceden قَبْلُ before qablu
before يَـٰقَوْمِ ey kavmim yāqawmi
ey kavmim إِنَّمَا şüphesiz innamā
şüphesiz فُتِنتُم siz sınandınız futintum
siz sınandınız بِهِۦ ۖ bununla bihi
bununla وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz رَبَّكُمُ Rabbiniz rabbakumu
Rabbiniz ٱلرَّحْمَـٰنُ çok esirgeyendir l-raḥmānu
çok esirgeyendir فَٱتَّبِعُونِى bana tâbi olun fa-ittabiʿūnī
bana tâbi olun وَأَطِيعُوٓا۟ ve ita'at edin wa-aṭīʿū
ve ita'at edin أَمْرِى buyruğuma amrī
buyruğuma ٩٠ (90)
(90)
And olsun ki, Harun da onlara önceden: "Ey milletim! Siz bu buzağı ile sınanıyorsunuz. Sizin gerçek Rabbiniz Rahman'dır. Bana uyun, emrime itaat edin" demişti.
20:91
قَالُوا۟
dediler
qālū
dediler لَن asla lan
asla نَّبْرَحَ vazgeçmeyeceğiz nabraḥa
vazgeçmeyeceğiz عَلَيْهِ buna ʿalayhi
buna عَـٰكِفِينَ tapmaktan ʿākifīna
tapmaktan حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar يَرْجِعَ dönünceye yarjiʿa
dönünceye إِلَيْنَا bize ilaynā
bize مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa ٩١ (91)
(91)
dediler لَن asla lan
asla نَّبْرَحَ vazgeçmeyeceğiz nabraḥa
vazgeçmeyeceğiz عَلَيْهِ buna ʿalayhi
buna عَـٰكِفِينَ tapmaktan ʿākifīna
tapmaktan حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar يَرْجِعَ dönünceye yarjiʿa
dönünceye إِلَيْنَا bize ilaynā
bize مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa ٩١ (91)
(91)
"Musa bize dönene kadar buna sarılmaktan vazgeçmeyeceğiz" demişlerdi.
20:92
قَالَ
dedi
qāla
dedi يَـٰهَـٰرُونُ Ey Harun yāhārūnu
Ey Harun مَا nedir? mā
nedir? مَنَعَكَ sana engel olan manaʿaka
sana engel olan إِذْ zaman idh
zaman رَأَيْتَهُمْ gördüğünde onların ra-aytahum
gördüğünde onların ضَلُّوٓا۟ saptıklarını ḍallū
saptıklarını ٩٢ (92)
(92)
dedi يَـٰهَـٰرُونُ Ey Harun yāhārūnu
Ey Harun مَا nedir? mā
nedir? مَنَعَكَ sana engel olan manaʿaka
sana engel olan إِذْ zaman idh
zaman رَأَيْتَهُمْ gördüğünde onların ra-aytahum
gördüğünde onların ضَلُّوٓا۟ saptıklarını ḍallū
saptıklarını ٩٢ (92)
(92)
Musa gelince: "Harun! Onların sapıttığını görünce seni benim yolumdan gitmekten alıkoyan nedir? Benim emrime karşı mı geldin?" dedi.
20:93
أَلَّا
neden bana uymadın?
allā
neden bana uymadın? تَتَّبِعَنِ ۖ you follow me tattabiʿani
you follow me أَفَعَصَيْتَ karşı mı geldin? afaʿaṣayta
karşı mı geldin? أَمْرِى buyruğuma amrī
buyruğuma ٩٣ (93)
(93)
neden bana uymadın? تَتَّبِعَنِ ۖ you follow me tattabiʿani
you follow me أَفَعَصَيْتَ karşı mı geldin? afaʿaṣayta
karşı mı geldin? أَمْرِى buyruğuma amrī
buyruğuma ٩٣ (93)
(93)
Musa gelince: "Harun! Onların sapıttığını görünce seni benim yolumdan gitmekten alıkoyan nedir? Benim emrime karşı mı geldin?" dedi.
20:94
قَالَ
dedi
qāla
dedi يَبْنَؤُمَّ (ey) anamın oğlu yabna-umma
(ey) anamın oğlu لَا tutma lā
tutma تَأْخُذْ seize (me) takhudh
seize (me) بِلِحْيَتِى sakalımı biliḥ'yatī
sakalımı وَلَا ve walā
ve بِرَأْسِىٓ ۖ başımı birasī
başımı إِنِّى muhakkak ki ben innī
muhakkak ki ben خَشِيتُ korktum khashītu
korktum أَن diye an
diye تَقُولَ diyeceksin taqūla
diyeceksin فَرَّقْتَ ayrılık çıkardın farraqta
ayrılık çıkardın بَيْنَ arasında bayna
arasında بَنِىٓ oğulları banī
oğulları إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail وَلَمْ ve walam
ve تَرْقُبْ tutmadın tarqub
tutmadın قَوْلِى sözümü qawlī
sözümü ٩٤ (94)
(94)
dedi يَبْنَؤُمَّ (ey) anamın oğlu yabna-umma
(ey) anamın oğlu لَا tutma lā
tutma تَأْخُذْ seize (me) takhudh
seize (me) بِلِحْيَتِى sakalımı biliḥ'yatī
sakalımı وَلَا ve walā
ve بِرَأْسِىٓ ۖ başımı birasī
başımı إِنِّى muhakkak ki ben innī
muhakkak ki ben خَشِيتُ korktum khashītu
korktum أَن diye an
diye تَقُولَ diyeceksin taqūla
diyeceksin فَرَّقْتَ ayrılık çıkardın farraqta
ayrılık çıkardın بَيْنَ arasında bayna
arasında بَنِىٓ oğulları banī
oğulları إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail وَلَمْ ve walam
ve تَرْقُبْ tutmadın tarqub
tutmadın قَوْلِى sözümü qawlī
sözümü ٩٤ (94)
(94)
Harun: "Ey Annemoğlu! Saçımdan sakalımdan tutma; doğrusu İsrailoğulları arasına ayrılık koydun, sözüme bakmadın demenden korktum" dedi.
20:95
قَالَ
dedi ki
qāla
dedi ki فَمَا nedir? famā
nedir? خَطْبُكَ senin amacın khaṭbuka
senin amacın يَـٰسَـٰمِرِىُّ Ey Samiri yāsāmiriyyu
Ey Samiri ٩٥ (95)
(95)
dedi ki فَمَا nedir? famā
nedir? خَطْبُكَ senin amacın khaṭbuka
senin amacın يَـٰسَـٰمِرِىُّ Ey Samiri yāsāmiriyyu
Ey Samiri ٩٥ (95)
(95)
Musa: "Ey Samiri! Ya senin yaptığın nedir?" dedi.
20:96
قَالَ
dedi ki
qāla
dedi ki بَصُرْتُ ben gördüm baṣur'tu
ben gördüm بِمَا şeyleri bimā
şeyleri لَمْ onların görmedikleri lam
onların görmedikleri يَبْصُرُوا۟ they perceive yabṣurū
they perceive بِهِۦ onda bihi
onda فَقَبَضْتُ sonra aldım faqabaḍtu
sonra aldım قَبْضَةًۭ bir avuç qabḍatan
bir avuç مِّنْ eserinden min
eserinden أَثَرِ (the) track athari
(the) track ٱلرَّسُولِ Elçinin l-rasūli
Elçinin فَنَبَذْتُهَا ve onu attım fanabadhtuhā
ve onu attım وَكَذَٰلِكَ ve böyle (yapmayı) wakadhālika
ve böyle (yapmayı) سَوَّلَتْ hoş gösterdi sawwalat
hoş gösterdi لِى bana lī
bana نَفْسِى nefsim nafsī
nefsim ٩٦ (96)
(96)
dedi ki بَصُرْتُ ben gördüm baṣur'tu
ben gördüm بِمَا şeyleri bimā
şeyleri لَمْ onların görmedikleri lam
onların görmedikleri يَبْصُرُوا۟ they perceive yabṣurū
they perceive بِهِۦ onda bihi
onda فَقَبَضْتُ sonra aldım faqabaḍtu
sonra aldım قَبْضَةًۭ bir avuç qabḍatan
bir avuç مِّنْ eserinden min
eserinden أَثَرِ (the) track athari
(the) track ٱلرَّسُولِ Elçinin l-rasūli
Elçinin فَنَبَذْتُهَا ve onu attım fanabadhtuhā
ve onu attım وَكَذَٰلِكَ ve böyle (yapmayı) wakadhālika
ve böyle (yapmayı) سَوَّلَتْ hoş gösterdi sawwalat
hoş gösterdi لِى bana lī
bana نَفْسِى nefsim nafsī
nefsim ٩٦ (96)
(96)
Samiri: "Onların görmedikleri bir şey gördüm ve o sana gelen elçinin bastığı yerden bir avuç avuçladım. Bunu ziynet eşyasının eritildiği potaya attım. Nefsim böyle yaptırdı" dedi.
20:97
قَالَ
(Musa) dedi
qāla
(Musa) dedi فَٱذْهَبْ git (defol) fa-idh'hab
git (defol) فَإِنَّ artık fa-inna
artık لَكَ sen laka
sen فِى hayat boyunca fī
hayat boyunca ٱلْحَيَوٰةِ the life l-ḥayati
the life أَن diyeceksin an
diyeceksin تَقُولَ you will say taqūla
you will say لَا bana dokunmayın! lā
bana dokunmayın! مِسَاسَ ۖ touch misāsa
touch وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz لَكَ sana laka
sana مَوْعِدًۭا va'dedilenden (cezadan) mawʿidan
va'dedilenden (cezadan) لَّن asla lan
asla تُخْلَفَهُۥ ۖ kurtulamayacaksın tukh'lafahu
kurtulamayacaksın وَٱنظُرْ şimdi bak wa-unẓur
şimdi bak إِلَىٰٓ tanrına ilā
tanrına إِلَـٰهِكَ your god ilāhika
your god ٱلَّذِى durup ısrarla alladhī
durup ısrarla ظَلْتَ you have remained ẓalta
you have remained عَلَيْهِ ona ʿalayhi
ona عَاكِفًۭا ۖ taptığın ʿākifan
taptığın لَّنُحَرِّقَنَّهُۥ biz onu yakacağız lanuḥarriqannahu
biz onu yakacağız ثُمَّ sonra thumma
sonra لَنَنسِفَنَّهُۥ onu savuracağız lanansifannahu
onu savuracağız فِى denize fī
denize ٱلْيَمِّ the sea l-yami
the sea نَسْفًا ufalayıp nasfan
ufalayıp ٩٧ (97)
(97)
(Musa) dedi فَٱذْهَبْ git (defol) fa-idh'hab
git (defol) فَإِنَّ artık fa-inna
artık لَكَ sen laka
sen فِى hayat boyunca fī
hayat boyunca ٱلْحَيَوٰةِ the life l-ḥayati
the life أَن diyeceksin an
diyeceksin تَقُولَ you will say taqūla
you will say لَا bana dokunmayın! lā
bana dokunmayın! مِسَاسَ ۖ touch misāsa
touch وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz لَكَ sana laka
sana مَوْعِدًۭا va'dedilenden (cezadan) mawʿidan
va'dedilenden (cezadan) لَّن asla lan
asla تُخْلَفَهُۥ ۖ kurtulamayacaksın tukh'lafahu
kurtulamayacaksın وَٱنظُرْ şimdi bak wa-unẓur
şimdi bak إِلَىٰٓ tanrına ilā
tanrına إِلَـٰهِكَ your god ilāhika
your god ٱلَّذِى durup ısrarla alladhī
durup ısrarla ظَلْتَ you have remained ẓalta
you have remained عَلَيْهِ ona ʿalayhi
ona عَاكِفًۭا ۖ taptığın ʿākifan
taptığın لَّنُحَرِّقَنَّهُۥ biz onu yakacağız lanuḥarriqannahu
biz onu yakacağız ثُمَّ sonra thumma
sonra لَنَنسِفَنَّهُۥ onu savuracağız lanansifannahu
onu savuracağız فِى denize fī
denize ٱلْيَمِّ the sea l-yami
the sea نَسْفًا ufalayıp nasfan
ufalayıp ٩٧ (97)
(97)
Musa: "Defol! Doğrusu artık hayatta, "Bana dokunmayın!" demenden başka yapacağın yoktur. Senin için asla kaçamayacağın bir ceza daha vardır. Durup üzerinde titrediğin tanrına bak, onu yakacağız, sonra denize dökeceğiz" dedi.
20:98
إِنَّمَآ
ancak
innamā
ancak إِلَـٰهُكُمُ tanrınız ilāhukumu
tanrınız ٱللَّهُ Allah'tır l-lahu
Allah'tır ٱلَّذِى olmayan alladhī
olmayan لَآ (there is) no lā
(there is) no إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı إِلَّا başka illā
başka هُوَ ۚ O'ndan huwa
O'ndan وَسِعَ kuşatmıştır wasiʿa
kuşatmıştır كُلَّ her kulla
her شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi عِلْمًۭا O'nun bilgisi ʿil'man
O'nun bilgisi ٩٨ (98)
(98)
ancak إِلَـٰهُكُمُ tanrınız ilāhukumu
tanrınız ٱللَّهُ Allah'tır l-lahu
Allah'tır ٱلَّذِى olmayan alladhī
olmayan لَآ (there is) no lā
(there is) no إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı إِلَّا başka illā
başka هُوَ ۚ O'ndan huwa
O'ndan وَسِعَ kuşatmıştır wasiʿa
kuşatmıştır كُلَّ her kulla
her شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi عِلْمًۭا O'nun bilgisi ʿil'man
O'nun bilgisi ٩٨ (98)
(98)
Sizin Tanrınız, ancak, O'ndan başka tanrı olmayan Allah'tır. İlmi her şeyi içine almıştır.
20:99
كَذَٰلِكَ
böylece
kadhālika
böylece نَقُصُّ anlatıyoruz naquṣṣu
anlatıyoruz عَلَيْكَ sana ʿalayka
sana مِنْ haberlerinden min
haberlerinden أَنۢبَآءِ (the) news anbāi
(the) news مَا geçmişlerin mā
geçmişlerin قَدْ has preceded qad
has preceded سَبَقَ ۚ has preceded sabaqa
has preceded وَقَدْ gerçekten waqad
gerçekten ءَاتَيْنَـٰكَ sana verdik ātaynāka
sana verdik مِن katımızdan min
katımızdan لَّدُنَّا Us ladunnā
Us ذِكْرًۭا bir Zikir dhik'ran
bir Zikir ٩٩ (99)
(99)
böylece نَقُصُّ anlatıyoruz naquṣṣu
anlatıyoruz عَلَيْكَ sana ʿalayka
sana مِنْ haberlerinden min
haberlerinden أَنۢبَآءِ (the) news anbāi
(the) news مَا geçmişlerin mā
geçmişlerin قَدْ has preceded qad
has preceded سَبَقَ ۚ has preceded sabaqa
has preceded وَقَدْ gerçekten waqad
gerçekten ءَاتَيْنَـٰكَ sana verdik ātaynāka
sana verdik مِن katımızdan min
katımızdan لَّدُنَّا Us ladunnā
Us ذِكْرًۭا bir Zikir dhik'ran
bir Zikir ٩٩ (99)
(99)
Geçmiş olayları sana böyle anlatırız. Katımızdan sana da bir Kitap verdik; kim ondan yüz çevirirse bilsin ki kıyamet günü bir günah yükü yüklenecektir.
20:100
مَّنْ
kim
man
kim أَعْرَضَ yüz çevirirse aʿraḍa
yüz çevirirse عَنْهُ ondan ʿanhu
ondan فَإِنَّهُۥ şüphesiz o fa-innahu
şüphesiz o يَحْمِلُ yüklenecektir yaḥmilu
yüklenecektir يَوْمَ günü yawma
günü ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet وِزْرًا (ağır) bir günah wiz'ran
(ağır) bir günah ١٠٠ (100)
(100)
kim أَعْرَضَ yüz çevirirse aʿraḍa
yüz çevirirse عَنْهُ ondan ʿanhu
ondan فَإِنَّهُۥ şüphesiz o fa-innahu
şüphesiz o يَحْمِلُ yüklenecektir yaḥmilu
yüklenecektir يَوْمَ günü yawma
günü ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet وِزْرًا (ağır) bir günah wiz'ran
(ağır) bir günah ١٠٠ (100)
(100)
Geçmiş olayları sana böyle anlatırız. Katımızdan sana da bir Kitap verdik; kim ondan yüz çevirirse bilsin ki kıyamet günü bir günah yükü yüklenecektir.
20:101
خَـٰلِدِينَ
sürekli olarak kalacaklardır
khālidīna
sürekli olarak kalacaklardır فِيهِ ۖ orada fīhi
orada وَسَآءَ ve ne kötü wasāa
ve ne kötü لَهُمْ onlar için lahum
onlar için يَوْمَ gününde yawma
gününde ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet حِمْلًۭا bir yüktür ḥim'lan
bir yüktür ١٠١ (101)
(101)
sürekli olarak kalacaklardır فِيهِ ۖ orada fīhi
orada وَسَآءَ ve ne kötü wasāa
ve ne kötü لَهُمْ onlar için lahum
onlar için يَوْمَ gününde yawma
gününde ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet حِمْلًۭا bir yüktür ḥim'lan
bir yüktür ١٠١ (101)
(101)
Devamlı bu günahın azabında kalacaklar. Kıyamet günü onlar için ne kötüdür bu yük!
20:102
يَوْمَ
o gün
yawma
o gün يُنفَخُ üflenir yunfakhu
üflenir فِى Sur'a fī
Sur'a ٱلصُّورِ ۚ the Trumpet l-ṣūri
the Trumpet وَنَحْشُرُ ve toplarız wanaḥshuru
ve toplarız ٱلْمُجْرِمِينَ suçluları l-muj'rimīna
suçluları يَوْمَئِذٍۢ o gün yawma-idhin
o gün زُرْقًۭا kör bir durumda zur'qan
kör bir durumda ١٠٢ (102)
(102)
o gün يُنفَخُ üflenir yunfakhu
üflenir فِى Sur'a fī
Sur'a ٱلصُّورِ ۚ the Trumpet l-ṣūri
the Trumpet وَنَحْشُرُ ve toplarız wanaḥshuru
ve toplarız ٱلْمُجْرِمِينَ suçluları l-muj'rimīna
suçluları يَوْمَئِذٍۢ o gün yawma-idhin
o gün زُرْقًۭا kör bir durumda zur'qan
kör bir durumda ١٠٢ (102)
(102)
Sura üflendiği gün, işte o gün, suçluları gözleri korkudan göğermiş olarak toplarız.
20:103
يَتَخَـٰفَتُونَ
gizli gizli derler
yatakhāfatūna
gizli gizli derler بَيْنَهُمْ kendi aralarında baynahum
kendi aralarında إِن kalmadınız in
kalmadınız لَّبِثْتُمْ you remained labith'tum
you remained إِلَّا başka illā
başka عَشْرًۭا on gün(den) ʿashran
on gün(den) ١٠٣ (103)
(103)
gizli gizli derler بَيْنَهُمْ kendi aralarında baynahum
kendi aralarında إِن kalmadınız in
kalmadınız لَّبِثْتُمْ you remained labith'tum
you remained إِلَّا başka illā
başka عَشْرًۭا on gün(den) ʿashran
on gün(den) ١٠٣ (103)
(103)
"Siz dünyada sadece on gün eğleştiniz" diye, aralarında saklı saklı konuşurlar.
20:104
نَّحْنُ
biz
naḥnu
biz أَعْلَمُ daha iyi biliriz aʿlamu
daha iyi biliriz بِمَا şeyleri bimā
şeyleri يَقُولُونَ onların dedikleri yaqūlūna
onların dedikleri إِذْ o zaman idh
o zaman يَقُولُ der ki yaqūlu
der ki أَمْثَلُهُمْ onların seçkinleri amthaluhum
onların seçkinleri طَرِيقَةً yol (hayat tarzı) bakımından ṭarīqatan
yol (hayat tarzı) bakımından إِن siz kalmadınız in
siz kalmadınız لَّبِثْتُمْ you remained labith'tum
you remained إِلَّا başkaca illā
başkaca يَوْمًۭا bir gün(den) yawman
bir gün(den) ١٠٤ (104)
(104)
biz أَعْلَمُ daha iyi biliriz aʿlamu
daha iyi biliriz بِمَا şeyleri bimā
şeyleri يَقُولُونَ onların dedikleri yaqūlūna
onların dedikleri إِذْ o zaman idh
o zaman يَقُولُ der ki yaqūlu
der ki أَمْثَلُهُمْ onların seçkinleri amthaluhum
onların seçkinleri طَرِيقَةً yol (hayat tarzı) bakımından ṭarīqatan
yol (hayat tarzı) bakımından إِن siz kalmadınız in
siz kalmadınız لَّبِثْتُمْ you remained labith'tum
you remained إِلَّا başkaca illā
başkaca يَوْمًۭا bir gün(den) yawman
bir gün(den) ١٠٤ (104)
(104)
Aralarında konuştuklarını Biz daha iyi biliriz. En akıllıları: "Sadece bir gün eğleştiniz" der.
20:105
وَيَسْـَٔلُونَكَ
ve sana soruyorlar
wayasalūnaka
ve sana soruyorlar عَنِ dağlardan ʿani
dağlardan ٱلْجِبَالِ the mountains l-jibāli
the mountains فَقُلْ de ki faqul
de ki يَنسِفُهَا onları savuracak yansifuhā
onları savuracak رَبِّى Rabbim rabbī
Rabbim نَسْفًۭا ufalayıp nasfan
ufalayıp ١٠٥ (105)
(105)
ve sana soruyorlar عَنِ dağlardan ʿani
dağlardan ٱلْجِبَالِ the mountains l-jibāli
the mountains فَقُلْ de ki faqul
de ki يَنسِفُهَا onları savuracak yansifuhā
onları savuracak رَبِّى Rabbim rabbī
Rabbim نَسْفًۭا ufalayıp nasfan
ufalayıp ١٠٥ (105)
(105)
Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin. O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin."
20:106
فَيَذَرُهَا
bırakacaktır
fayadharuhā
bırakacaktır قَاعًۭا yerlerini qāʿan
yerlerini صَفْصَفًۭا boş dümdüz' ṣafṣafan
boş dümdüz' ١٠٦ (106)
(106)
bırakacaktır قَاعًۭا yerlerini qāʿan
yerlerini صَفْصَفًۭا boş dümdüz' ṣafṣafan
boş dümdüz' ١٠٦ (106)
(106)
Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin. O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin."
20:107
لَّا
görmeyeceksin
lā
görmeyeceksin تَرَىٰ you will see tarā
you will see فِيهَا orada fīhā
orada عِوَجًۭا bir eğrilik ʿiwajan
bir eğrilik وَلَآ ne de walā
ne de أَمْتًۭا bir tümsek amtan
bir tümsek ١٠٧ (107)
(107)
görmeyeceksin تَرَىٰ you will see tarā
you will see فِيهَا orada fīhā
orada عِوَجًۭا bir eğrilik ʿiwajan
bir eğrilik وَلَآ ne de walā
ne de أَمْتًۭا bir tümsek amtan
bir tümsek ١٠٧ (107)
(107)
Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin. O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin."
20:108
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
yawma-idhin
o gün يَتَّبِعُونَ uyarlar yattabiʿūna
uyarlar ٱلدَّاعِىَ çağrıcıya l-dāʿiya
çağrıcıya لَا hiç pürüzü olmayan lā
hiç pürüzü olmayan عِوَجَ deviation ʿiwaja
deviation لَهُۥ ۖ onun lahu
onun وَخَشَعَتِ ve kısılır wakhashaʿati
ve kısılır ٱلْأَصْوَاتُ sesler l-aṣwātu
sesler لِلرَّحْمَـٰنِ Rahman'ın huzurunda lilrraḥmāni
Rahman'ın huzurunda فَلَا işitemezsin falā
işitemezsin تَسْمَعُ you will hear tasmaʿu
you will hear إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey هَمْسًۭا fısıltıdan hamsan
fısıltıdan ١٠٨ (108)
(108)
o gün يَتَّبِعُونَ uyarlar yattabiʿūna
uyarlar ٱلدَّاعِىَ çağrıcıya l-dāʿiya
çağrıcıya لَا hiç pürüzü olmayan lā
hiç pürüzü olmayan عِوَجَ deviation ʿiwaja
deviation لَهُۥ ۖ onun lahu
onun وَخَشَعَتِ ve kısılır wakhashaʿati
ve kısılır ٱلْأَصْوَاتُ sesler l-aṣwātu
sesler لِلرَّحْمَـٰنِ Rahman'ın huzurunda lilrraḥmāni
Rahman'ın huzurunda فَلَا işitemezsin falā
işitemezsin تَسْمَعُ you will hear tasmaʿu
you will hear إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey هَمْسًۭا fısıltıdan hamsan
fısıltıdan ١٠٨ (108)
(108)
Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin. O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin."
20:109
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
yawma-idhin
o gün لَّا yoktur lā
yoktur تَنفَعُ faydası tanfaʿu
faydası ٱلشَّفَـٰعَةُ şefa'atinin l-shafāʿatu
şefa'atinin إِلَّا başkasının illā
başkasının مَنْ kimseden man
kimseden أَذِنَ izin verdiği adhina
izin verdiği لَهُ kendisine lahu
kendisine ٱلرَّحْمَـٰنُ Rahman'ın l-raḥmānu
Rahman'ın وَرَضِىَ ve hoşlandığı waraḍiya
ve hoşlandığı لَهُۥ onun lahu
onun قَوْلًۭا sözünden qawlan
sözünden ١٠٩ (109)
(109)
o gün لَّا yoktur lā
yoktur تَنفَعُ faydası tanfaʿu
faydası ٱلشَّفَـٰعَةُ şefa'atinin l-shafāʿatu
şefa'atinin إِلَّا başkasının illā
başkasının مَنْ kimseden man
kimseden أَذِنَ izin verdiği adhina
izin verdiği لَهُ kendisine lahu
kendisine ٱلرَّحْمَـٰنُ Rahman'ın l-raḥmānu
Rahman'ın وَرَضِىَ ve hoşlandığı waraḍiya
ve hoşlandığı لَهُۥ onun lahu
onun قَوْلًۭا sözünden qawlan
sözünden ١٠٩ (109)
(109)
O gün Rahman'ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez.
20:110
يَعْلَمُ
O bilir
yaʿlamu
O bilir مَا olanı mā
olanı بَيْنَ arasında (önlerinde) bayna
arasında (önlerinde) أَيْدِيهِمْ ellerinin (önlerinde) aydīhim
ellerinin (önlerinde) وَمَا ve olanı wamā
ve olanı خَلْفَهُمْ arkalarında khalfahum
arkalarında وَلَا ve walā
ve يُحِيطُونَ onlar ise kavrayamazlar yuḥīṭūna
onlar ise kavrayamazlar بِهِۦ O'nu bihi
O'nu عِلْمًۭا bilgice ʿil'man
bilgice ١١٠ (110)
(110)
O bilir مَا olanı mā
olanı بَيْنَ arasında (önlerinde) bayna
arasında (önlerinde) أَيْدِيهِمْ ellerinin (önlerinde) aydīhim
ellerinin (önlerinde) وَمَا ve olanı wamā
ve olanı خَلْفَهُمْ arkalarında khalfahum
arkalarında وَلَا ve walā
ve يُحِيطُونَ onlar ise kavrayamazlar yuḥīṭūna
onlar ise kavrayamazlar بِهِۦ O'nu bihi
O'nu عِلْمًۭا bilgice ʿil'man
bilgice ١١٠ (110)
(110)
Allah onların geçmişlerini de, geleceklerini de bilir. Onların hiçbirinin ilmi ise O'nu kuşatamaz.
20:111
۞ وَعَنَتِ
boyun eğmiştir
waʿanati
boyun eğmiştir ٱلْوُجُوهُ bütün yüzler l-wujūhu
bütün yüzler لِلْحَىِّ o diri olana lil'ḥayyi
o diri olana ٱلْقَيُّومِ ۖ ve herşeye hakim olana l-qayūmi
ve herşeye hakim olana وَقَدْ ve muhakkak waqad
ve muhakkak خَابَ perişan olmuştur khāba
perişan olmuştur مَنْ kimse man
kimse حَمَلَ yüklenen ḥamala
yüklenen ظُلْمًۭا zulüm ẓul'man
zulüm ١١١ (111)
(111)
boyun eğmiştir ٱلْوُجُوهُ bütün yüzler l-wujūhu
bütün yüzler لِلْحَىِّ o diri olana lil'ḥayyi
o diri olana ٱلْقَيُّومِ ۖ ve herşeye hakim olana l-qayūmi
ve herşeye hakim olana وَقَدْ ve muhakkak waqad
ve muhakkak خَابَ perişan olmuştur khāba
perişan olmuştur مَنْ kimse man
kimse حَمَلَ yüklenen ḥamala
yüklenen ظُلْمًۭا zulüm ẓul'man
zulüm ١١١ (111)
(111)
İnsanlar, diri ve her an yaratıklarını gözetip duran Allah'a boyun eğmiştir. Yükü zulüm olan kimse ise hüsrana uğramıştır.
20:112
وَمَن
ve kim
waman
ve kim يَعْمَلْ yaparsa yaʿmal
yaparsa مِنَ iyi olan işlerden mina
iyi olan işlerden ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ the righteous deeds l-ṣāliḥāti
the righteous deeds وَهُوَ ve o wahuwa
ve o مُؤْمِنٌۭ inanırsa mu'minun
inanırsa فَلَا artık falā
artık يَخَافُ korkmaz yakhāfu
korkmaz ظُلْمًۭا zulümden ẓul'man
zulümden وَلَا ne de walā
ne de هَضْمًۭا hakkının çiğnenmesinden haḍman
hakkının çiğnenmesinden ١١٢ (112)
(112)
ve kim يَعْمَلْ yaparsa yaʿmal
yaparsa مِنَ iyi olan işlerden mina
iyi olan işlerden ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ the righteous deeds l-ṣāliḥāti
the righteous deeds وَهُوَ ve o wahuwa
ve o مُؤْمِنٌۭ inanırsa mu'minun
inanırsa فَلَا artık falā
artık يَخَافُ korkmaz yakhāfu
korkmaz ظُلْمًۭا zulümden ẓul'man
zulümden وَلَا ne de walā
ne de هَضْمًۭا hakkının çiğnenmesinden haḍman
hakkının çiğnenmesinden ١١٢ (112)
(112)
İnanmış olarak, yararlı işler işleyen kimse, haksızlıktan ve hakkının yeneceğinden korkmaz.
20:113
وَكَذَٰلِكَ
ve böyle
wakadhālika
ve böyle أَنزَلْنَـٰهُ sana onu indirdik anzalnāhu
sana onu indirdik قُرْءَانًا bir Kur'an olarak qur'ānan
bir Kur'an olarak عَرَبِيًّۭا Arapça ʿarabiyyan
Arapça وَصَرَّفْنَا ve türlü biçimlere açıkladık waṣarrafnā
ve türlü biçimlere açıkladık فِيهِ onda fīhi
onda مِنَ tehditleri mina
tehditleri ٱلْوَعِيدِ the warnings l-waʿīdi
the warnings لَعَلَّهُمْ umulur ki laʿallahum
umulur ki يَتَّقُونَ korunurlar yattaqūna
korunurlar أَوْ yahut aw
yahut يُحْدِثُ (Kur'an) yaptırır yuḥ'dithu
(Kur'an) yaptırır لَهُمْ onlara lahum
onlara ذِكْرًۭا bir hatırlama dhik'ran
bir hatırlama ١١٣ (113)
(113)
ve böyle أَنزَلْنَـٰهُ sana onu indirdik anzalnāhu
sana onu indirdik قُرْءَانًا bir Kur'an olarak qur'ānan
bir Kur'an olarak عَرَبِيًّۭا Arapça ʿarabiyyan
Arapça وَصَرَّفْنَا ve türlü biçimlere açıkladık waṣarrafnā
ve türlü biçimlere açıkladık فِيهِ onda fīhi
onda مِنَ tehditleri mina
tehditleri ٱلْوَعِيدِ the warnings l-waʿīdi
the warnings لَعَلَّهُمْ umulur ki laʿallahum
umulur ki يَتَّقُونَ korunurlar yattaqūna
korunurlar أَوْ yahut aw
yahut يُحْدِثُ (Kur'an) yaptırır yuḥ'dithu
(Kur'an) yaptırır لَهُمْ onlara lahum
onlara ذِكْرًۭا bir hatırlama dhik'ran
bir hatırlama ١١٣ (113)
(113)
İşte Kuran'ı, Arapça okunmak üzere indirdik, onda tehditleri türlü türlü açıkladık ki belki sakınırlar yahut onlara ibret verir.
20:114
فَتَعَـٰلَى
yücedir
fataʿālā
yücedir ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah ٱلْمَلِكُ hükümdar olan l-maliku
hükümdar olan ٱلْحَقُّ ۗ gerçek l-ḥaqu
gerçek وَلَا asla walā
asla تَعْجَلْ acele etme taʿjal
acele etme بِٱلْقُرْءَانِ Kur'an'ı (okumaya) bil-qur'āni
Kur'an'ı (okumaya) مِن önce min
önce قَبْلِ before qabli
before أَن diye an
diye يُقْضَىٰٓ tamamlansın yuq'ḍā
tamamlansın إِلَيْكَ sana ilayka
sana وَحْيُهُۥ ۖ vahyedilmesi waḥyuhu
vahyedilmesi وَقُل ve de ki waqul
ve de ki رَّبِّ Rabbim rabbi
Rabbim زِدْنِى artır bana zid'nī
artır bana عِلْمًۭا ilmimi ʿil'man
ilmimi ١١٤ (114)
(114)
yücedir ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah ٱلْمَلِكُ hükümdar olan l-maliku
hükümdar olan ٱلْحَقُّ ۗ gerçek l-ḥaqu
gerçek وَلَا asla walā
asla تَعْجَلْ acele etme taʿjal
acele etme بِٱلْقُرْءَانِ Kur'an'ı (okumaya) bil-qur'āni
Kur'an'ı (okumaya) مِن önce min
önce قَبْلِ before qabli
before أَن diye an
diye يُقْضَىٰٓ tamamlansın yuq'ḍā
tamamlansın إِلَيْكَ sana ilayka
sana وَحْيُهُۥ ۖ vahyedilmesi waḥyuhu
vahyedilmesi وَقُل ve de ki waqul
ve de ki رَّبِّ Rabbim rabbi
Rabbim زِدْنِى artır bana zid'nī
artır bana عِلْمًۭا ilmimi ʿil'man
ilmimi ١١٤ (114)
(114)
Gerçek hükümdar olan Allah Yüce'dir. Kuran sana vahyedilirken, vahy bitmezden önce, unutmamak için, tekrarda acele edip durma, "Rabbim! ilmimi artır" de.
20:115
وَلَقَدْ
ve andolsun
walaqad
ve andolsun عَهِدْنَآ biz emretmiştik ʿahid'nā
biz emretmiştik إِلَىٰٓ Adem'e ilā
Adem'e ءَادَمَ Adam ādama
Adam مِن önceden min
önceden قَبْلُ before qablu
before فَنَسِىَ fakat unuttu fanasiya
fakat unuttu وَلَمْ ve walam
ve نَجِدْ biz bulmadık najid
biz bulmadık لَهُۥ onda lahu
onda عَزْمًۭا bir azim ʿazman
bir azim ١١٥ (115)
(115)
ve andolsun عَهِدْنَآ biz emretmiştik ʿahid'nā
biz emretmiştik إِلَىٰٓ Adem'e ilā
Adem'e ءَادَمَ Adam ādama
Adam مِن önceden min
önceden قَبْلُ before qablu
before فَنَسِىَ fakat unuttu fanasiya
fakat unuttu وَلَمْ ve walam
ve نَجِدْ biz bulmadık najid
biz bulmadık لَهُۥ onda lahu
onda عَزْمًۭا bir azim ʿazman
bir azim ١١٥ (115)
(115)
And olsun ki daha önce "Adem'e secde edin" demiştik; İblis'ten başka hepsi secde etmiş, o çekinmişti.
20:116
وَإِذْ
ve hani
wa-idh
ve hani قُلْنَا demiştik qul'nā
demiştik لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ meleklere lil'malāikati
meleklere ٱسْجُدُوا۟ secede edin us'judū
secede edin لِـَٔادَمَ Adem'e liādama
Adem'e فَسَجَدُوٓا۟ secde ettiler fasajadū
secde ettiler إِلَّآ yalnız illā
yalnız إِبْلِيسَ İblis ib'līsa
İblis أَبَىٰ diretti abā
diretti ١١٦ (116)
(116)
ve hani قُلْنَا demiştik qul'nā
demiştik لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ meleklere lil'malāikati
meleklere ٱسْجُدُوا۟ secede edin us'judū
secede edin لِـَٔادَمَ Adem'e liādama
Adem'e فَسَجَدُوٓا۟ secde ettiler fasajadū
secde ettiler إِلَّآ yalnız illā
yalnız إِبْلِيسَ İblis ib'līsa
İblis أَبَىٰ diretti abā
diretti ١١٦ (116)
(116)
"Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik.
20:117
فَقُلْنَا
dedik ki
faqul'nā
dedik ki يَـٰٓـَٔادَمُ ey Adem yāādamu
ey Adem إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz هَـٰذَا bu hādhā
bu عَدُوٌّۭ düşmandır ʿaduwwun
düşmandır لَّكَ sena laka
sena وَلِزَوْجِكَ ve eşine walizawjika
ve eşine فَلَا sakın falā
sakın يُخْرِجَنَّكُمَا sizi çıkarmasın yukh'rijannakumā
sizi çıkarmasın مِنَ cennetten mina
cennetten ٱلْجَنَّةِ Paradise l-janati
Paradise فَتَشْقَىٰٓ sonra yorulursun fatashqā
sonra yorulursun ١١٧ (117)
(117)
dedik ki يَـٰٓـَٔادَمُ ey Adem yāādamu
ey Adem إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz هَـٰذَا bu hādhā
bu عَدُوٌّۭ düşmandır ʿaduwwun
düşmandır لَّكَ sena laka
sena وَلِزَوْجِكَ ve eşine walizawjika
ve eşine فَلَا sakın falā
sakın يُخْرِجَنَّكُمَا sizi çıkarmasın yukh'rijannakumā
sizi çıkarmasın مِنَ cennetten mina
cennetten ٱلْجَنَّةِ Paradise l-janati
Paradise فَتَشْقَىٰٓ sonra yorulursun fatashqā
sonra yorulursun ١١٧ (117)
(117)
"Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik.
20:118
إِنَّ
şüphesiz
inna
şüphesiz لَكَ senin için laka
senin için أَلَّا yoktur allā
yoktur تَجُوعَ acıkmak tajūʿa
acıkmak فِيهَا burada fīhā
burada وَلَا ve yoktur walā
ve yoktur تَعْرَىٰ çıplak kalmak taʿrā
çıplak kalmak ١١٨ (118)
(118)
şüphesiz لَكَ senin için laka
senin için أَلَّا yoktur allā
yoktur تَجُوعَ acıkmak tajūʿa
acıkmak فِيهَا burada fīhā
burada وَلَا ve yoktur walā
ve yoktur تَعْرَىٰ çıplak kalmak taʿrā
çıplak kalmak ١١٨ (118)
(118)
"Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik.
20:119
وَأَنَّكَ
ve şüphesiz sen
wa-annaka
ve şüphesiz sen لَا susamayacaksın lā
susamayacaksın تَظْمَؤُا۟ will suffer from thirst taẓma-u
will suffer from thirst فِيهَا burada fīhā
burada وَلَا ve walā
ve تَضْحَىٰ sıcaktan etkilenmeyeceksin taḍḥā
sıcaktan etkilenmeyeceksin ١١٩ (119)
(119)
ve şüphesiz sen لَا susamayacaksın lā
susamayacaksın تَظْمَؤُا۟ will suffer from thirst taẓma-u
will suffer from thirst فِيهَا burada fīhā
burada وَلَا ve walā
ve تَضْحَىٰ sıcaktan etkilenmeyeceksin taḍḥā
sıcaktan etkilenmeyeceksin ١١٩ (119)
(119)
"Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik.
20:120
فَوَسْوَسَ
nihayet fısıldadı
fawaswasa
nihayet fısıldadı إِلَيْهِ ona ilayhi
ona ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan l-shayṭānu
şeytan قَالَ dedi ki qāla
dedi ki يَـٰٓـَٔادَمُ ey Adem yāādamu
ey Adem هَلْ mi? hal
mi? أَدُلُّكَ sana göstereyim adulluka
sana göstereyim عَلَىٰ ağacını ʿalā
ağacını شَجَرَةِ (the) tree shajarati
(the) tree ٱلْخُلْدِ ebedilik l-khul'di
ebedilik وَمُلْكٍۢ ve bir hükümranlığı wamul'kin
ve bir hükümranlığı لَّا yok olmayacak lā
yok olmayacak يَبْلَىٰ (that will) deteriorate yablā
(that will) deteriorate ١٢٠ (120)
(120)
nihayet fısıldadı إِلَيْهِ ona ilayhi
ona ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan l-shayṭānu
şeytan قَالَ dedi ki qāla
dedi ki يَـٰٓـَٔادَمُ ey Adem yāādamu
ey Adem هَلْ mi? hal
mi? أَدُلُّكَ sana göstereyim adulluka
sana göstereyim عَلَىٰ ağacını ʿalā
ağacını شَجَرَةِ (the) tree shajarati
(the) tree ٱلْخُلْدِ ebedilik l-khul'di
ebedilik وَمُلْكٍۢ ve bir hükümranlığı wamul'kin
ve bir hükümranlığı لَّا yok olmayacak lā
yok olmayacak يَبْلَىٰ (that will) deteriorate yablā
(that will) deteriorate ١٢٠ (120)
(120)
Ama şeytan ona vesvese verip: "Ey Adem! Sana sonsuzluk ağacını ve çökmesi olmayan bir saltanatı göstereyim mi?" dedi.
20:121
فَأَكَلَا
yediler
fa-akalā
yediler مِنْهَا o(ağaç)tan min'hā
o(ağaç)tan فَبَدَتْ böylece göründü fabadat
böylece göründü لَهُمَا kendilerine lahumā
kendilerine سَوْءَٰتُهُمَا kötü yerleri sawātuhumā
kötü yerleri وَطَفِقَا ve başladılar waṭafiqā
ve başladılar يَخْصِفَانِ örtmeğe yakhṣifāni
örtmeğe عَلَيْهِمَا üstlerini ʿalayhimā
üstlerini مِن yaprağından min
yaprağından وَرَقِ (the) leaves waraqi
(the) leaves ٱلْجَنَّةِ ۚ cennet l-janati
cennet وَعَصَىٰٓ ve karşı geldi waʿaṣā
ve karşı geldi ءَادَمُ Adem ādamu
Adem رَبَّهُۥ Rabbine rabbahu
Rabbine فَغَوَىٰ ve şaşırdı faghawā
ve şaşırdı ١٢١ (121)
(121)
yediler مِنْهَا o(ağaç)tan min'hā
o(ağaç)tan فَبَدَتْ böylece göründü fabadat
böylece göründü لَهُمَا kendilerine lahumā
kendilerine سَوْءَٰتُهُمَا kötü yerleri sawātuhumā
kötü yerleri وَطَفِقَا ve başladılar waṭafiqā
ve başladılar يَخْصِفَانِ örtmeğe yakhṣifāni
örtmeğe عَلَيْهِمَا üstlerini ʿalayhimā
üstlerini مِن yaprağından min
yaprağından وَرَقِ (the) leaves waraqi
(the) leaves ٱلْجَنَّةِ ۚ cennet l-janati
cennet وَعَصَىٰٓ ve karşı geldi waʿaṣā
ve karşı geldi ءَادَمُ Adem ādamu
Adem رَبَّهُۥ Rabbine rabbahu
Rabbine فَغَوَىٰ ve şaşırdı faghawā
ve şaşırdı ١٢١ (121)
(121)
Bunun üzerine ikisi de o ağacın meyvesinden yedi, ayıp yerleri görünüverdi. Cennet yapraklarıyla örtünmeye koyuldular. Adem, Rabbine baş kaldırdı ve yolunu şaşırdı.
20:122
ثُمَّ
sonra
thumma
sonra ٱجْتَبَـٰهُ onu seçti ij'tabāhu
onu seçti رَبُّهُۥ Rabbi rabbuhu
Rabbi فَتَابَ tevbesini kabul etti fatāba
tevbesini kabul etti عَلَيْهِ onun ʿalayhi
onun وَهَدَىٰ ve doğru yola iletti wahadā
ve doğru yola iletti ١٢٢ (122)
(122)
sonra ٱجْتَبَـٰهُ onu seçti ij'tabāhu
onu seçti رَبُّهُۥ Rabbi rabbuhu
Rabbi فَتَابَ tevbesini kabul etti fatāba
tevbesini kabul etti عَلَيْهِ onun ʿalayhi
onun وَهَدَىٰ ve doğru yola iletti wahadā
ve doğru yola iletti ١٢٢ (122)
(122)
Rabbi yine de onu seçip tevbesini kabul etti, ona doğru yolu gösterdi.
20:123
قَالَ
dedi ki
qāla
dedi ki ٱهْبِطَا inin ih'biṭā
inin مِنْهَا oradan min'hā
oradan جَمِيعًۢا ۖ hepiniz jamīʿan
hepiniz بَعْضُكُمْ bir kısmınız baʿḍukum
bir kısmınız لِبَعْضٍ diğerinize libaʿḍin
diğerinize عَدُوٌّۭ ۖ düşmansınız ʿaduwwun
düşmansınız فَإِمَّا artık fa-immā
artık يَأْتِيَنَّكُم size geldiği zaman yatiyannakum
size geldiği zaman مِّنِّى benden minnī
benden هُدًۭى bir hidayet hudan
bir hidayet فَمَنِ sonra kim famani
sonra kim ٱتَّبَعَ uyarsa ittabaʿa
uyarsa هُدَاىَ benim hidayetime hudāya
benim hidayetime فَلَا yoktur (ona) falā
yoktur (ona) يَضِلُّ sapkınlık yaḍillu
sapkınlık وَلَا ve yoktur walā
ve yoktur يَشْقَىٰ bir sıkıntı yashqā
bir sıkıntı ١٢٣ (123)
(123)
dedi ki ٱهْبِطَا inin ih'biṭā
inin مِنْهَا oradan min'hā
oradan جَمِيعًۢا ۖ hepiniz jamīʿan
hepiniz بَعْضُكُمْ bir kısmınız baʿḍukum
bir kısmınız لِبَعْضٍ diğerinize libaʿḍin
diğerinize عَدُوٌّۭ ۖ düşmansınız ʿaduwwun
düşmansınız فَإِمَّا artık fa-immā
artık يَأْتِيَنَّكُم size geldiği zaman yatiyannakum
size geldiği zaman مِّنِّى benden minnī
benden هُدًۭى bir hidayet hudan
bir hidayet فَمَنِ sonra kim famani
sonra kim ٱتَّبَعَ uyarsa ittabaʿa
uyarsa هُدَاىَ benim hidayetime hudāya
benim hidayetime فَلَا yoktur (ona) falā
yoktur (ona) يَضِلُّ sapkınlık yaḍillu
sapkınlık وَلَا ve yoktur walā
ve yoktur يَشْقَىٰ bir sıkıntı yashqā
bir sıkıntı ١٢٣ (123)
(123)
Onlara şöyle dedi: "Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Elbet size Benden bir yol gösteren gelir; Benim yoluma uyan ne sapar ve ne de bedbaht olur."
20:124
وَمَنْ
ama kim
waman
ama kim أَعْرَضَ yüz çevirirse aʿraḍa
yüz çevirirse عَن beni anmaktan ʿan
beni anmaktan ذِكْرِى My remembrance dhik'rī
My remembrance فَإِنَّ şüphesiz ki fa-inna
şüphesiz ki لَهُۥ onun için vardır lahu
onun için vardır مَعِيشَةًۭ bir geçim maʿīshatan
bir geçim ضَنكًۭا dar ḍankan
dar وَنَحْشُرُهُۥ ve onu haşrederiz wanaḥshuruhu
ve onu haşrederiz يَوْمَ günü yawma
günü ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet أَعْمَىٰ kör olarak aʿmā
kör olarak ١٢٤ (124)
(124)
ama kim أَعْرَضَ yüz çevirirse aʿraḍa
yüz çevirirse عَن beni anmaktan ʿan
beni anmaktan ذِكْرِى My remembrance dhik'rī
My remembrance فَإِنَّ şüphesiz ki fa-inna
şüphesiz ki لَهُۥ onun için vardır lahu
onun için vardır مَعِيشَةًۭ bir geçim maʿīshatan
bir geçim ضَنكًۭا dar ḍankan
dar وَنَحْشُرُهُۥ ve onu haşrederiz wanaḥshuruhu
ve onu haşrederiz يَوْمَ günü yawma
günü ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet أَعْمَىٰ kör olarak aʿmā
kör olarak ١٢٤ (124)
(124)
Benim Kitap'ımdan yüz çeviren bilsin ki onun dar bir geçimi olur ve kıyamet günü de onu kör olarak haşrederiz.
20:125
قَالَ
der ki
qāla
der ki رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim لِمَ niçin? lima
niçin? حَشَرْتَنِىٓ beni haşrettin ḥashartanī
beni haşrettin أَعْمَىٰ kör olarak aʿmā
kör olarak وَقَدْ andolsun waqad
andolsun كُنتُ ben idim kuntu
ben idim بَصِيرًۭا görüyor baṣīran
görüyor ١٢٥ (125)
(125)
der ki رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim لِمَ niçin? lima
niçin? حَشَرْتَنِىٓ beni haşrettin ḥashartanī
beni haşrettin أَعْمَىٰ kör olarak aʿmā
kör olarak وَقَدْ andolsun waqad
andolsun كُنتُ ben idim kuntu
ben idim بَصِيرًۭا görüyor baṣīran
görüyor ١٢٥ (125)
(125)
O zaman: "Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin, oysa ben gören bir kimseydim" der.
20:126
قَالَ
(Allah) buyurur ki
qāla
(Allah) buyurur ki كَذَٰلِكَ nasıl ki kadhālika
nasıl ki أَتَتْكَ sana geldiğinde atatka
sana geldiğinde ءَايَـٰتُنَا ayetlerimiz āyātunā
ayetlerimiz فَنَسِيتَهَا ۖ sen onları unuttuysan fanasītahā
sen onları unuttuysan وَكَذَٰلِكَ öylece wakadhālika
öylece ٱلْيَوْمَ bugün l-yawma
bugün تُنسَىٰ sen unutulursun tunsā
sen unutulursun ١٢٦ (126)
(126)
(Allah) buyurur ki كَذَٰلِكَ nasıl ki kadhālika
nasıl ki أَتَتْكَ sana geldiğinde atatka
sana geldiğinde ءَايَـٰتُنَا ayetlerimiz āyātunā
ayetlerimiz فَنَسِيتَهَا ۖ sen onları unuttuysan fanasītahā
sen onları unuttuysan وَكَذَٰلِكَ öylece wakadhālika
öylece ٱلْيَوْمَ bugün l-yawma
bugün تُنسَىٰ sen unutulursun tunsā
sen unutulursun ١٢٦ (126)
(126)
Allah: "Böyledir, ayetlerimiz sana gelmişti de sen onları unutmuştun, bugün de öylece unutulursun" der.
20:127
وَكَذَٰلِكَ
işte böyle
wakadhālika
işte böyle نَجْزِى cezalandırırız najzī
cezalandırırız مَنْ kimseleri man
kimseleri أَسْرَفَ israf eden asrafa
israf eden وَلَمْ ve walam
ve يُؤْمِنۢ inanmayanları yu'min
inanmayanları بِـَٔايَـٰتِ ayetlerine biāyāti
ayetlerine رَبِّهِۦ ۚ Rabbinin rabbihi
Rabbinin وَلَعَذَابُ ve elbette azabı walaʿadhābu
ve elbette azabı ٱلْـَٔاخِرَةِ ahiretin l-ākhirati
ahiretin أَشَدُّ daha çetindir ashaddu
daha çetindir وَأَبْقَىٰٓ ve daha süreklidir wa-abqā
ve daha süreklidir ١٢٧ (127)
(127)
işte böyle نَجْزِى cezalandırırız najzī
cezalandırırız مَنْ kimseleri man
kimseleri أَسْرَفَ israf eden asrafa
israf eden وَلَمْ ve walam
ve يُؤْمِنۢ inanmayanları yu'min
inanmayanları بِـَٔايَـٰتِ ayetlerine biāyāti
ayetlerine رَبِّهِۦ ۚ Rabbinin rabbihi
Rabbinin وَلَعَذَابُ ve elbette azabı walaʿadhābu
ve elbette azabı ٱلْـَٔاخِرَةِ ahiretin l-ākhirati
ahiretin أَشَدُّ daha çetindir ashaddu
daha çetindir وَأَبْقَىٰٓ ve daha süreklidir wa-abqā
ve daha süreklidir ١٢٧ (127)
(127)
İşte haddi aşanları, Rabbinin ayetlerine inanmayanları böylece cezalandıracağız. Hem, ahiretin azabı bu dünya azabından daha şiddetli ve daha devamlıdır.
20:128
أَفَلَمْ
yola getirmedi mi?
afalam
yola getirmedi mi? يَهْدِ it guided yahdi
it guided لَهُمْ onları; lahum
onları; كَمْ nicelerini kam
nicelerini أَهْلَكْنَا yok edişimiz ahlaknā
yok edişimiz قَبْلَهُم kendilerinden önce qablahum
kendilerinden önce مِّنَ nesillerden mina
nesillerden ٱلْقُرُونِ the generations l-qurūni
the generations يَمْشُونَ dolaştıkları yamshūna
dolaştıkları فِى meskenlerinde fī
meskenlerinde مَسَـٰكِنِهِمْ ۗ their dwellings masākinihim
their dwellings إِنَّ elbette inna
elbette فِى bunda vardır fī
bunda vardır ذَٰلِكَ that dhālika
that لَـَٔايَـٰتٍۢ ibretler laāyātin
ibretler لِّأُو۟لِى sahipleri için li-ulī
sahipleri için ٱلنُّهَىٰ akıl l-nuhā
akıl ١٢٨ (128)
(128)
yola getirmedi mi? يَهْدِ it guided yahdi
it guided لَهُمْ onları; lahum
onları; كَمْ nicelerini kam
nicelerini أَهْلَكْنَا yok edişimiz ahlaknā
yok edişimiz قَبْلَهُم kendilerinden önce qablahum
kendilerinden önce مِّنَ nesillerden mina
nesillerden ٱلْقُرُونِ the generations l-qurūni
the generations يَمْشُونَ dolaştıkları yamshūna
dolaştıkları فِى meskenlerinde fī
meskenlerinde مَسَـٰكِنِهِمْ ۗ their dwellings masākinihim
their dwellings إِنَّ elbette inna
elbette فِى bunda vardır fī
bunda vardır ذَٰلِكَ that dhālika
that لَـَٔايَـٰتٍۢ ibretler laāyātin
ibretler لِّأُو۟لِى sahipleri için li-ulī
sahipleri için ٱلنُّهَىٰ akıl l-nuhā
akıl ١٢٨ (128)
(128)
Onları yerlerinde gezdikleri, kendilerinden önce yok etmiş olduğumuz bunca nesiller doğru yola sevketmedi mi? Doğrusu bunlarda akıl sahipleri için ibretler vardır.
20:129
وَلَوْلَا
eğer olmasaydı
walawlā
eğer olmasaydı كَلِمَةٌۭ söylenmiş bir söz kalimatun
söylenmiş bir söz سَبَقَتْ daha önce sabaqat
daha önce مِن tarafından min
tarafından رَّبِّكَ Rabbin rabbika
Rabbin لَكَانَ şüphesiz olurdu lakāna
şüphesiz olurdu لِزَامًۭا (azap) gerekli lizāman
(azap) gerekli وَأَجَلٌۭ ve bir süre wa-ajalun
ve bir süre مُّسَمًّۭى belirtilmiş musamman
belirtilmiş ١٢٩ (129)
(129)
eğer olmasaydı كَلِمَةٌۭ söylenmiş bir söz kalimatun
söylenmiş bir söz سَبَقَتْ daha önce sabaqat
daha önce مِن tarafından min
tarafından رَّبِّكَ Rabbin rabbika
Rabbin لَكَانَ şüphesiz olurdu lakāna
şüphesiz olurdu لِزَامًۭا (azap) gerekli lizāman
(azap) gerekli وَأَجَلٌۭ ve bir süre wa-ajalun
ve bir süre مُّسَمًّۭى belirtilmiş musamman
belirtilmiş ١٢٩ (129)
(129)
Eğer Rabbinin verilmiş bir sözü ve tayin ettiği bir süre olmasaydı, hemen azaba uğrarlardı.
20:130
فَٱصْبِرْ
o halde sabret
fa-iṣ'bir
o halde sabret عَلَىٰ şeylere ʿalā
şeylere مَا what mā
what يَقُولُونَ onların dedikleri yaqūlūna
onların dedikleri وَسَبِّحْ ve tesbih et wasabbiḥ
ve tesbih et بِحَمْدِ överek biḥamdi
överek رَبِّكَ Rabbini rabbika
Rabbini قَبْلَ önce qabla
önce طُلُوعِ doğmasından ṭulūʿi
doğmasından ٱلشَّمْسِ güneşin l-shamsi
güneşin وَقَبْلَ ve önce waqabla
ve önce غُرُوبِهَا ۖ batmasından ghurūbihā
batmasından وَمِنْ bir kısmında wamin
bir kısmında ءَانَآئِ sa'atlerinden ānāi
sa'atlerinden ٱلَّيْلِ gece al-layli
gece فَسَبِّحْ tesbih et fasabbiḥ
tesbih et وَأَطْرَافَ ve taraflarında wa-aṭrāfa
ve taraflarında ٱلنَّهَارِ gündüzün l-nahāri
gündüzün لَعَلَّكَ umulur ki laʿallaka
umulur ki تَرْضَىٰ hoşnut olursun tarḍā
hoşnut olursun ١٣٠ (130)
(130)
o halde sabret عَلَىٰ şeylere ʿalā
şeylere مَا what mā
what يَقُولُونَ onların dedikleri yaqūlūna
onların dedikleri وَسَبِّحْ ve tesbih et wasabbiḥ
ve tesbih et بِحَمْدِ överek biḥamdi
överek رَبِّكَ Rabbini rabbika
Rabbini قَبْلَ önce qabla
önce طُلُوعِ doğmasından ṭulūʿi
doğmasından ٱلشَّمْسِ güneşin l-shamsi
güneşin وَقَبْلَ ve önce waqabla
ve önce غُرُوبِهَا ۖ batmasından ghurūbihā
batmasından وَمِنْ bir kısmında wamin
bir kısmında ءَانَآئِ sa'atlerinden ānāi
sa'atlerinden ٱلَّيْلِ gece al-layli
gece فَسَبِّحْ tesbih et fasabbiḥ
tesbih et وَأَطْرَافَ ve taraflarında wa-aṭrāfa
ve taraflarında ٱلنَّهَارِ gündüzün l-nahāri
gündüzün لَعَلَّكَ umulur ki laʿallaka
umulur ki تَرْضَىٰ hoşnut olursun tarḍā
hoşnut olursun ١٣٠ (130)
(130)
Onların dediklerine sabret; güneşin doğmasından ve batmasından önce Rabbini hamd ile tesbih et; gece saatlerinde ve gündüzleri de tesbih et ki Rabbinin rızasına eresin.
20:131
وَلَا
ve asla
walā
ve asla تَمُدَّنَّ dikme tamuddanna
dikme عَيْنَيْكَ gözlerini ʿaynayka
gözlerini إِلَىٰ doğru ilā
doğru مَا şeylere mā
şeylere مَتَّعْنَا faydalandırdığımız mattaʿnā
faydalandırdığımız بِهِۦٓ onunla bihi
onunla أَزْوَٰجًۭا bazı zümreleri azwājan
bazı zümreleri مِّنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan زَهْرَةَ süsüne zahrata
süsüne ٱلْحَيَوٰةِ hayatının l-ḥayati
hayatının ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya لِنَفْتِنَهُمْ kendilerini denemek için linaftinahum
kendilerini denemek için فِيهِ ۚ o konuda fīhi
o konuda وَرِزْقُ ve rızkı wariz'qu
ve rızkı رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin خَيْرٌۭ daha hayırlıdır khayrun
daha hayırlıdır وَأَبْقَىٰ ve daha süreklidir wa-abqā
ve daha süreklidir ١٣١ (131)
(131)
ve asla تَمُدَّنَّ dikme tamuddanna
dikme عَيْنَيْكَ gözlerini ʿaynayka
gözlerini إِلَىٰ doğru ilā
doğru مَا şeylere mā
şeylere مَتَّعْنَا faydalandırdığımız mattaʿnā
faydalandırdığımız بِهِۦٓ onunla bihi
onunla أَزْوَٰجًۭا bazı zümreleri azwājan
bazı zümreleri مِّنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan زَهْرَةَ süsüne zahrata
süsüne ٱلْحَيَوٰةِ hayatının l-ḥayati
hayatının ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya لِنَفْتِنَهُمْ kendilerini denemek için linaftinahum
kendilerini denemek için فِيهِ ۚ o konuda fīhi
o konuda وَرِزْقُ ve rızkı wariz'qu
ve rızkı رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin خَيْرٌۭ daha hayırlıdır khayrun
daha hayırlıdır وَأَبْقَىٰ ve daha süreklidir wa-abqā
ve daha süreklidir ١٣١ (131)
(131)
Kendilerini sınamak için, dünya hayatının süsü olarak bol bol geçimlik verdiğimiz kimselere sakın göz dikme, Rabbinin rızkı daha iyi ve daha devamlıdır.
20:132
وَأْمُرْ
ve emret
wamur
ve emret أَهْلَكَ ailene ahlaka
ailene بِٱلصَّلَوٰةِ namazı bil-ṣalati
namazı وَٱصْطَبِرْ ve dayan wa-iṣ'ṭabir
ve dayan عَلَيْهَا ۖ ona (namaz kılmaya) ʿalayhā
ona (namaz kılmaya) لَا biz senden istemiyoruz lā
biz senden istemiyoruz نَسْـَٔلُكَ We ask you nasaluka
We ask you رِزْقًۭا ۖ rızık riz'qan
rızık نَّحْنُ biz naḥnu
biz نَرْزُقُكَ ۗ seni besliyoruz narzuquka
seni besliyoruz وَٱلْعَـٰقِبَةُ ve akıbet wal-ʿāqibatu
ve akıbet لِلتَّقْوَىٰ takva(sahipleri)nindir lilttaqwā
takva(sahipleri)nindir ١٣٢ (132)
(132)
ve emret أَهْلَكَ ailene ahlaka
ailene بِٱلصَّلَوٰةِ namazı bil-ṣalati
namazı وَٱصْطَبِرْ ve dayan wa-iṣ'ṭabir
ve dayan عَلَيْهَا ۖ ona (namaz kılmaya) ʿalayhā
ona (namaz kılmaya) لَا biz senden istemiyoruz lā
biz senden istemiyoruz نَسْـَٔلُكَ We ask you nasaluka
We ask you رِزْقًۭا ۖ rızık riz'qan
rızık نَّحْنُ biz naḥnu
biz نَرْزُقُكَ ۗ seni besliyoruz narzuquka
seni besliyoruz وَٱلْعَـٰقِبَةُ ve akıbet wal-ʿāqibatu
ve akıbet لِلتَّقْوَىٰ takva(sahipleri)nindir lilttaqwā
takva(sahipleri)nindir ١٣٢ (132)
(132)
Ehline namaz kılmalarını emret, kendin de onda devamlı ol. Biz senden rızık istemiyoruz, sana rızık veren Biziz. Sonuç Allah'a karşı gelmekten sakınanındır.
20:133
وَقَالُوا۟
ve dediler ki
waqālū
ve dediler ki لَوْلَا değil mi? lawlā
değil mi? يَأْتِينَا bize getirmeli yatīnā
bize getirmeli بِـَٔايَةٍۢ bir ayet (mu'cize) biāyatin
bir ayet (mu'cize) مِّن Rabbinden min
Rabbinden رَّبِّهِۦٓ ۚ his Lord rabbihi
his Lord أَوَلَمْ onlara gelmedi mi? awalam
onlara gelmedi mi? تَأْتِهِم come to them tatihim
come to them بَيِّنَةُ kanıt bayyinatu
kanıt مَا bulunan mā
bulunan فِى (was) in fī
(was) in ٱلصُّحُفِ Kitap'larda l-ṣuḥufi
Kitap'larda ٱلْأُولَىٰ önceki l-ūlā
önceki ١٣٣ (133)
(133)
ve dediler ki لَوْلَا değil mi? lawlā
değil mi? يَأْتِينَا bize getirmeli yatīnā
bize getirmeli بِـَٔايَةٍۢ bir ayet (mu'cize) biāyatin
bir ayet (mu'cize) مِّن Rabbinden min
Rabbinden رَّبِّهِۦٓ ۚ his Lord rabbihi
his Lord أَوَلَمْ onlara gelmedi mi? awalam
onlara gelmedi mi? تَأْتِهِم come to them tatihim
come to them بَيِّنَةُ kanıt bayyinatu
kanıt مَا bulunan mā
bulunan فِى (was) in fī
(was) in ٱلصُّحُفِ Kitap'larda l-ṣuḥufi
Kitap'larda ٱلْأُولَىٰ önceki l-ūlā
önceki ١٣٣ (133)
(133)
"Rabbinden bize bir mucize getirseydi ya" derler. Onlara, önceki Kitablarda bulunan belgeler gelmedi mi?
20:134
وَلَوْ
şayet
walaw
şayet أَنَّآ şüphesiz biz annā
şüphesiz biz أَهْلَكْنَـٰهُم onları helak etseydik ahlaknāhum
onları helak etseydik بِعَذَابٍۢ bir azab ile biʿadhābin
bir azab ile مِّن ondan önce min
ondan önce قَبْلِهِۦ before him qablihi
before him لَقَالُوا۟ elbette derlerdi laqālū
elbette derlerdi رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz لَوْلَآ keşke lawlā
keşke أَرْسَلْتَ gönderseydin arsalta
gönderseydin إِلَيْنَا bize ilaynā
bize رَسُولًۭا bir elçi rasūlan
bir elçi فَنَتَّبِعَ uysaydık fanattabiʿa
uysaydık ءَايَـٰتِكَ senin ayetlerine āyātika
senin ayetlerine مِن önce min
önce قَبْلِ before qabli
before أَن rezil olmadan an
rezil olmadan نَّذِلَّ we were humiliated nadhilla
we were humiliated وَنَخْزَىٰ ve alçak (olmadan) wanakhzā
ve alçak (olmadan) ١٣٤ (134)
(134)
şayet أَنَّآ şüphesiz biz annā
şüphesiz biz أَهْلَكْنَـٰهُم onları helak etseydik ahlaknāhum
onları helak etseydik بِعَذَابٍۢ bir azab ile biʿadhābin
bir azab ile مِّن ondan önce min
ondan önce قَبْلِهِۦ before him qablihi
before him لَقَالُوا۟ elbette derlerdi laqālū
elbette derlerdi رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz لَوْلَآ keşke lawlā
keşke أَرْسَلْتَ gönderseydin arsalta
gönderseydin إِلَيْنَا bize ilaynā
bize رَسُولًۭا bir elçi rasūlan
bir elçi فَنَتَّبِعَ uysaydık fanattabiʿa
uysaydık ءَايَـٰتِكَ senin ayetlerine āyātika
senin ayetlerine مِن önce min
önce قَبْلِ before qabli
before أَن rezil olmadan an
rezil olmadan نَّذِلَّ we were humiliated nadhilla
we were humiliated وَنَخْزَىٰ ve alçak (olmadan) wanakhzā
ve alçak (olmadan) ١٣٤ (134)
(134)
Eğer onları ondan önce bir azaba uğratarak yok etseydik: "Rabbimiz! Bize bir peygamber gönderseydin de, alçak ve rezil olmazdan önce ayetlerine uysaydık, olmaz mıydı?" diyeceklerdi.
20:135
قُلْ
de ki
qul
de ki كُلٌّۭ herkes kullun
herkes مُّتَرَبِّصٌۭ gözetlemektedir mutarabbiṣun
gözetlemektedir فَتَرَبَّصُوا۟ ۖ gözetleyin fatarabbaṣū
gözetleyin فَسَتَعْلَمُونَ bileceksiniz fasataʿlamūna
bileceksiniz مَنْ kimdir man
kimdir أَصْحَـٰبُ sahipleri aṣḥābu
sahipleri ٱلصِّرَٰطِ yolun l-ṣirāṭi
yolun ٱلسَّوِىِّ düzgün l-sawiyi
düzgün وَمَنِ ve kimdir wamani
ve kimdir ٱهْتَدَىٰ doğru yolda olan ih'tadā
doğru yolda olan ١٣٥ (135)
(135)
de ki كُلٌّۭ herkes kullun
herkes مُّتَرَبِّصٌۭ gözetlemektedir mutarabbiṣun
gözetlemektedir فَتَرَبَّصُوا۟ ۖ gözetleyin fatarabbaṣū
gözetleyin فَسَتَعْلَمُونَ bileceksiniz fasataʿlamūna
bileceksiniz مَنْ kimdir man
kimdir أَصْحَـٰبُ sahipleri aṣḥābu
sahipleri ٱلصِّرَٰطِ yolun l-ṣirāṭi
yolun ٱلسَّوِىِّ düzgün l-sawiyi
düzgün وَمَنِ ve kimdir wamani
ve kimdir ٱهْتَدَىٰ doğru yolda olan ih'tadā
doğru yolda olan ١٣٥ (135)
(135)
De ki: "Herkes gözlemektedir, siz de gözleyin. Şüphesiz düz yolun sahiplerinin kimler olduğunu ve kimlerin doğru yolda bulunduğunu bileceksiniz."