20

Taha

Mekki 135 Ayet Cüz 16
طه

Taha Suresi (طه), Kur’an-ı Kerim’in 20. suresidir — Mekki, 135 ayetten oluşan bir suredir. Mekkî sureler, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Medine’ye hicretinden önce inmiştir ve genellikle iman, Allah’ın birliği ve ahiret üzerinde durur.

Besmele
بِسْمِadıylabis'miٱللَّهِAllah'ınl-lahiٱلرَّحْمَـٰنِRahmanl-raḥmāniٱلرَّحِيمِRahiml-raḥīmi
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
20:1
طهTa Ha.'tta-ha١
Ta, Ha.
20:2
مَآbiz indirmedikأَنزَلْنَاWe (have) sent downanzalnāعَلَيْكَsanaʿalaykaٱلْقُرْءَانَ(bu) Kur'an'ıl-qur'ānaلِتَشْقَىٰٓgüçlük çekesin diyelitashqā٢
Kuran'ı sana, sıkıntıya düşeşin diye değil, ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt ve yeri ve yüce gökleri yaratanın katından bir Kitap olarak indirdik.
20:3
إِلَّاancak (indirdik)illāتَذْكِرَةًۭbir öğüttadhkiratanلِّمَنkimseler içinlimanيَخْشَىٰkorkan(lar)yakhshā٣
Kuran'ı sana, sıkıntıya düşeşin diye değil, ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt ve yeri ve yüce gökleri yaratanın katından bir Kitap olarak indirdik.
20:4
تَنزِيلًۭا(O) indirilmiştirtanzīlanمِّمَّنْtarafındanmimmanخَلَقَyaratankhalaqaٱلْأَرْضَyeril-arḍaوَٱلسَّمَـٰوَٰتِve gökleriwal-samāwātiٱلْعُلَىyücel-ʿulā٤
Kuran'ı sana, sıkıntıya düşeşin diye değil, ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt ve yeri ve yüce gökleri yaratanın katından bir Kitap olarak indirdik.
20:5
ٱلرَّحْمَـٰنُRahmanal-raḥmānuعَلَىüzerineʿalāٱلْعَرْشِArşl-ʿarshiٱسْتَوَىٰistiva etmiş(kurulmuş)turis'tawā٥
Rahman arşa hükmetmektedir.
20:6
لَهُۥhep O'nundurlahuمَاne varsaفِىgöklerdeٱلسَّمَـٰوَٰتِthe heavensl-samāwātiوَمَاve ne varsawamāفِىyerdeٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiوَمَاve ne varsawamāبَيْنَهُمَاikisinin arasındabaynahumāوَمَاve ne varsawamāتَحْتَaltındataḥtaٱلثَّرَىٰtoprağınl-tharā٦
Göklerde ve yerde, her ikisi arasında ve toprağın altında bulunanlar O'nundur.
20:7
وَإِنve eğerwa-inتَجْهَرْaçık da söylesentajharبِٱلْقَوْلِsözübil-qawliفَإِنَّهُۥmuhakkak Ofa-innahuيَعْلَمُbiliryaʿlamuٱلسِّرَّgizliyil-siraوَأَخْفَىve daha gizlisiniwa-akhfā٧
Sen sözü istersen açığa vur, şüphesiz O gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir.
20:8
ٱللَّهُAllah (ki)al-lahuلَآyokturإِلَـٰهَtanrıilāhaإِلَّاbaşkaillāهُوَ ۖO'ndanhuwaلَهُO'nundurlahuٱلْأَسْمَآءُisimlerl-asmāuٱلْحُسْنَىٰen güzell-ḥus'nā٨
Allah'tan başka tanrı yoktur, en güzel isimler O'nundur.
20:9
وَهَلْmi?wahalأَتَىٰكَsana geldiatākaحَدِيثُhaberiḥadīthuمُوسَىٰٓMusa'nınmūsā٩
Musa'nın başından geçen olay sana geldi mi?
20:10
إِذْhaniidhرَءَاgörmüştüraāنَارًۭاbir ateşnāranفَقَالَdemiştifaqālaلِأَهْلِهِailesineli-ahlihiٱمْكُثُوٓا۟siz durunum'kuthūإِنِّىٓelbette beninnīءَانَسْتُgördümānastuنَارًۭاbir ateşnāranلَّعَلِّىٓbelkilaʿallīءَاتِيكُمsize getiririmātīkumمِّنْهَاondanmin'hāبِقَبَسٍbir korbiqabasinأَوْyahutawأَجِدُbulurumajiduعَلَى(yanında)ʿalāٱلنَّارِateşinl-nāriهُدًۭىbir yol gösterenhudan١٠
O, bir ateş görmüştü de, ailesine: "Durun, ben bir ateş gördüm, ya ondan size bir kor getirir, ya da ateşin yanında bir yol gösteren bulurum" demişti.
20:11
فَلَمَّآne zaman kifalammāأَتَىٰهَاo(ateşin yanı)na gelinceatāhāنُودِىَkendisine seslenildinūdiyaيَـٰمُوسَىٰٓEy! Musayāmūsā١١
Musa ateşin yanına gelince: "Ey Musa!" diye seslenildi:
20:12
إِنِّىٓşüphesiz beninnīأَنَا۠benanāرَبُّكَsenin Rabbinimrabbukaفَٱخْلَعْçıkarfa-ikh'laʿنَعْلَيْكَ ۖpabuçlarınınaʿlaykaإِنَّكَçünkü seninnakaبِٱلْوَادِvadidebil-wādiٱلْمُقَدَّسِkutsall-muqadasiطُوًۭىTuva'dasınṭuwan١٢
"Ben şüphesiz senin Rabbinim; ayağındakileri çıkar; çünkü sen, kutsal bir vadi olan Tuva'dasın."
20:13
وَأَنَاve benwa-anāٱخْتَرْتُكَseni seçtimikh'tartukaفَٱسْتَمِعْşimdi dinlefa-is'tamiʿلِمَاvahyolunanılimāيُوحَىٰٓis revealedyūḥā١٣
"Ben seni seçtim; artık vahyolunanları dinle."
20:14
إِنَّنِىٓmuhakkak beninnanīأَنَاbenanāٱللَّهُAllah'ıml-lahuلَآyokturإِلَـٰهَtanrıilāhaإِلَّآbaşkaillāأَنَا۠bendenanāفَٱعْبُدْنِىbana kulluk etfa-uʿ'bud'nīوَأَقِمِve kılwa-aqimiٱلصَّلَوٰةَnamazl-ṣalataلِذِكْرِىٓbeni anmak içinlidhik'rī١٤
"Şüphesiz Ben Allah'ım, Benden başka tanrı yoktur; Bana kulluk et; Beni anmak için namaz kıl."
20:15
إِنَّmutlakainnaٱلسَّاعَةَSa'atl-sāʿataءَاتِيَةٌgelecektirātiyatunأَكَادُneredeyseakāduأُخْفِيهَاonu gizleyeceğimukh'fīhāلِتُجْزَىٰcezalanması içinlituj'zāكُلُّherkulluنَفْسٍۭnefsinnafsinبِمَاşeylerlebimāتَسْعَىٰpeşinde koştuğutasʿā١٥
Herkes işlediğinin karşılığını görsün diye, zamanını gizli tuttuğum kıyamet mutlaka gelecektir.
20:16
فَلَاaslafalāيَصُدَّنَّكَseni alıkoymasınyaṣuddannakaعَنْهَاon(a inanmak)danʿanhāمَنkimsemanلَّاinanmayanيُؤْمِنُbelieveyu'minuبِهَاonabihāوَٱتَّبَعَve uyanwa-ittabaʿaهَوَىٰهُkeyfinehawāhuفَتَرْدَىٰsonra helak olursunfatardā١٦
"Buna inanmayan ve hevesine uyan kimse seni ondan alıkoymasın, yoksa helak olursun."
20:17
وَمَاnedir?wamāتِلْكَşutil'kaبِيَمِينِكَsağ elindekibiyamīnikaيَـٰمُوسَىٰey Musayāmūsā١٧
"Ey Musa! Sağ elindeki nedir?"
20:18
قَالَdedi kiqālaهِىَOhiyaعَصَاىَasa'mdırʿaṣāyaأَتَوَكَّؤُا۟dayanıyorumatawakka-uعَلَيْهَاonaʿalayhāوَأَهُشُّve yaprak silkeliyorumwa-ahushuبِهَاonunlabihāعَلَىٰiçinʿalāغَنَمِىdavarımghanamīوَلِىَve benim varwaliyaفِيهَاondafīhāمَـَٔارِبُihtiyaçlarımmaāribuأُخْرَىٰdaha başkaukh'rā١٨
Musa: "O benim değneğimdir, ona dayanırım, onunla davarıma yaprak silkerim, ondan daha birçok işlerde faydalanırım" dedi.
20:19
قَالَ(Allah) buyurduqālaأَلْقِهَا(yere) at onualqihāيَـٰمُوسَىٰey Musayāmūsā١٩
Allah: "Ey Musa! Bırak onu" dedi.
20:20
فَأَلْقَىٰهَاonu attıfa-alqāhāفَإِذَا(bir de ne görsün)fa-idhāهِىَohiyaحَيَّةٌۭkocaman bir yılanḥayyatunتَسْعَىٰkoşantasʿā٢٠
Bırakınca, değnek hemen, koşan bir yılan oluverdi.
20:21
قَالَdediqālaخُذْهَاal onukhudh'hāوَلَاvewalāتَخَفْ ۖkorkmatakhafسَنُعِيدُهَاbiz onu sokacağızsanuʿīduhāسِيرَتَهَاdurumunasīratahāٱلْأُولَىٰilkl-ūlā٢١
Allah: "Onu al, korkma; biz onu yine eski durumuna çevireceğiz. Daha büyük mucizelerimizi sana göstermemiz için elini koltuğunun altına koy da, diğer bir mucize olarak, kusursuz, bembeyaz çıksın" dedi.
20:22
وَٱضْمُمْve sokwa-uḍ'mumيَدَكَeliniyadakaإِلَىٰböğrüneilāجَنَاحِكَyour sidejanāḥikaتَخْرُجْçıksıntakhrujبَيْضَآءَbembeyaz olarakbayḍāaمِنْolmadanminغَيْرِwithout anyghayriسُوٓءٍbir hastalıksūinءَايَةًbir mu'cize olarakāyatanأُخْرَىٰayrıukh'rā٢٢
Allah: "Onu al, korkma; biz onu yine eski durumuna çevireceğiz. Daha büyük mucizelerimizi sana göstermemiz için elini koltuğunun altına koy da, diğer bir mucize olarak, kusursuz, bembeyaz çıksın" dedi.
20:23
لِنُرِيَكَsana göstermek içinlinuriyakaمِنْbazılarınıminءَايَـٰتِنَاmu'cizelerimizdenāyātināٱلْكُبْرَىen büyükl-kub'rā٢٣
Allah: "Onu al, korkma; biz onu yine eski durumuna çevireceğiz. Daha büyük mucizelerimizi sana göstermemiz için elini koltuğunun altına koy da, diğer bir mucize olarak, kusursuz, bembeyaz çıksın" dedi.
20:24
ٱذْهَبْsen gitidh'habإِلَىٰFir'avn'eilāفِرْعَوْنَFiraunfir'ʿawnaإِنَّهُۥçünkü oinnahuطَغَىٰazdıṭaghā٢٤
"Firavun'a git, doğrusu o azmıştır."
20:25
قَالَdedi kiqālaرَبِّRabbimrabbiٱشْرَحْish'raḥلِىbenimصَدْرِىgöğsümüṣadrī٢٥
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
20:26
وَيَسِّرْve kolaylaştırwayassirلِىٓbanaأَمْرِىişimiamrī٢٦
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
20:27
وَٱحْلُلْve çözwa-uḥ'lulعُقْدَةًۭdüğümünüʿuq'datanمِّنdiliminminلِّسَانِىmy tonguelisānī٢٧
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
20:28
يَفْقَهُوا۟anlasınlaryafqahūقَوْلِىsözümüqawlī٢٨
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
20:29
وَٱجْعَلve verwa-ij'ʿalلِّىbanaوَزِيرًۭاbir vezirwazīranمِّنْailemdenminأَهْلِىmy familyahlī٢٩
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
20:30
هَـٰرُونَHarun'uhārūnaأَخِىkardeşimakhī٣٠
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
20:31
ٱشْدُدْkuvvetlendirush'dudبِهِۦٓonunlabihiأَزْرِىarkamıazrī٣١
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
20:32
وَأَشْرِكْهُve onu ortak yapwa-ashrik'huفِىٓişimeأَمْرِىmy taskamrī٣٢
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
20:33
كَىْkikayنُسَبِّحَكَseni tesbih edelimnusabbiḥakaكَثِيرًۭاçokkathīran٣٣
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
20:34
وَنَذْكُرَكَve seni analımwanadhkurakaكَثِيرًاçokkathīran٣٤
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
20:35
إِنَّكَşüphesiz seninnakaكُنتَsensinkuntaبِنَاbizibināبَصِيرًۭاgörenbaṣīran٣٥
Musa: "Rabbim! Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun'u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tesbih edelim ve çokça analım. Şüphesiz Sen bizi görmektesin" dedi.
20:36
قَالَbuyurdu kiqālaقَدْmuhakkakqadأُوتِيتَsana verildiūtītaسُؤْلَكَistediğinsu'lakaيَـٰمُوسَىٰEy Musayāmūsā٣٦
Allah: "Ey Musa! İstediğin sana verildi" dedi, "Zaten sana başka bir defa da iyilikte bulunmuş ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiştik: Musa'yı bir sandığa koy da suya bırak; su onu kıyıya atar, Bana da, ona da düşman olan biri onu alır. Ey Musa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım."
20:37
وَلَقَدْzatenwalaqadمَنَنَّاbiz lutufta bulunmuştukmanannāعَلَيْكَsanaʿalaykaمَرَّةًbir kezmarratanأُخْرَىٰٓdahaukh'rā٣٧
Allah: "Ey Musa! İstediğin sana verildi" dedi, "Zaten sana başka bir defa da iyilikte bulunmuş ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiştik: Musa'yı bir sandığa koy da suya bırak; su onu kıyıya atar, Bana da, ona da düşman olan biri onu alır. Ey Musa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım."
20:38
إِذْhaniidhأَوْحَيْنَآvahyetmiştikawḥaynāإِلَىٰٓanneneilāأُمِّكَyour motherummikaمَاşeyiيُوحَىٰٓvahyedilenyūḥā٣٨
Allah: "Ey Musa! İstediğin sana verildi" dedi, "Zaten sana başka bir defa da iyilikte bulunmuş ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiştik: Musa'yı bir sandığa koy da suya bırak; su onu kıyıya atar, Bana da, ona da düşman olan biri onu alır. Ey Musa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım."
20:39
أَنِkianiٱقْذِفِيهِonu koyiq'dhifīhiفِىsandığaٱلتَّابُوتِthe chestl-tābūtiفَٱقْذِفِيهِve atfa-iq'dhifīhiفِىsuyaٱلْيَمِّthe riverl-yamiفَلْيُلْقِهِonu bıraksınfalyul'qihiٱلْيَمُّsul-yamuبِٱلسَّاحِلِsahilebil-sāḥiliيَأْخُذْهُonu alacaktıryakhudh'huعَدُوٌّۭdüşman olanʿaduwwunلِّىbanaوَعَدُوٌّۭve düşman olanwaʿaduwwunلَّهُۥ ۚonalahuوَأَلْقَيْتُve koydumwa-alqaytuعَلَيْكَsenin üzerineʿalaykaمَحَبَّةًۭbir sevgimaḥabbatanمِّنِّىbendenminnīوَلِتُصْنَعَyetiştirilmen içinwalituṣ'naʿaعَلَىٰönündeʿalāعَيْنِىٓgözümünʿaynī٣٩
Allah: "Ey Musa! İstediğin sana verildi" dedi, "Zaten sana başka bir defa da iyilikte bulunmuş ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiştik: Musa'yı bir sandığa koy da suya bırak; su onu kıyıya atar, Bana da, ona da düşman olan biri onu alır. Ey Musa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım."
20:40
إِذْhaniidhتَمْشِىٓgidiyordutamshīأُخْتُكَkızkardeşinukh'tukaفَتَقُولُve diyordufataqūluهَلْmi?halأَدُلُّكُمْsize göstereyimadullukumعَلَىٰbiriniʿalāمَن(one) whomanيَكْفُلُهُۥ ۖona bakacakyakfuluhuفَرَجَعْنَـٰكَböylece seni geri verdikfarajaʿnākaإِلَىٰٓanneneilāأُمِّكَyour motherummikaكَىْkikayتَقَرَّaydın olsuntaqarraعَيْنُهَاgözüʿaynuhāوَلَاve aslawalāتَحْزَنَ ۚüzülmesintaḥzanaوَقَتَلْتَve sen öldürmüştünwaqataltaنَفْسًۭاbir adamnafsanفَنَجَّيْنَـٰكَseni kurtarmıştıkfanajjaynākaمِنَtasadanminaٱلْغَمِّthe distressl-ghamiوَفَتَنَّـٰكَve seni denemiştikwafatannākaفُتُونًۭا ۚ(iyi bir) deneyişlefutūnanفَلَبِثْتَsonra kaldınfalabith'taسِنِينَyıllarcasinīnaفِىٓarasındaأَهْلِhalkıahliمَدْيَنَMedyenmadyanaثُمَّsonrathummaجِئْتَbize geldinji'taعَلَىٰbelirlediğimiz vakitteʿalāقَدَرٍۢthe decreed (time)qadarinيَـٰمُوسَىٰey Musayāmūsā٤٠
Kızkardeşin Firavun'un sarayına giderek: "Ona bakacak birini size göstereyim mi?" diyordu. Böylece, annen üzülmesin, sevinsin diye, seni ona iade etmiştik. Sen bir cana kıymıştın, seni üzüntüden kurtarmış ve seni birçok musibetlerle denemiştik. Bunun için, Medyen halkı arasında yıllarca kalmıştın. Sonra, ey Musa, peygamberlik görevini yüklenecek bir yaşa gelince dönüp geldin.
20:41
وَٱصْطَنَعْتُكَve seni yetiştirdimwa-iṣ'ṭanaʿtukaلِنَفْسِىkendim içinlinafsī٤١
Seni kendim için ayırdım.
20:42
ٱذْهَبْgötürünidh'habأَنتَsenantaوَأَخُوكَve kardeşinwa-akhūkaبِـَٔايَـٰتِىayetlerimibiāyātīوَلَاve aslawalāتَنِيَاgevşeklik etmeyintaniyāفِىbeni anmaktaذِكْرِىMy remembrancedhik'rī٤٢
Sen ve kardeşin, ayetlerimle gidin; beni anmakta gevşek davranmayın.
20:43
ٱذْهَبَآikiniz gidinidh'habāإِلَىٰFir'avn'ailāفِرْعَوْنَFiraunfir'ʿawnaإِنَّهُۥçünkü oinnahuطَغَىٰazdıṭaghā٤٣
Firavun'a gidin, doğrusu o azmıştır.
20:44
فَقُولَاve söyleyinfaqūlāلَهُۥonalahuقَوْلًۭاbir sözqawlanلَّيِّنًۭاyumuşaklayyinanلَّعَلَّهُۥbelkilaʿallahuيَتَذَكَّرُöğüt alıryatadhakkaruأَوْveyaawيَخْشَىٰkorkaryakhshā٤٤
Ona yumuşak söz söyleyin, belki öğüt dinler veya korkar.
20:45
قَالَاdediler kiqālāرَبَّنَآRabbimizrabbanāإِنَّنَاşüphesiz bizinnanāنَخَافُkorkuyoruznakhāfuأَنdiyeanيَفْرُطَtaşkınlık ederyafruṭaعَلَيْنَآbizeʿalaynāأَوْyahutawأَنdiyeanيَطْغَىٰiyice azaryaṭghā٤٥
Musa ve kardeşi: "Rabbimiz! Onun bize kötülük etmesinden veya azgınlığının artmasından korkarız" dediler.
20:46
قَالَdediqālaلَاkorkmayınتَخَافَآ ۖfeartakhāfāإِنَّنِىbeninnanīمَعَكُمَآsizinle beraberimmaʿakumāأَسْمَعُişitirasmaʿuوَأَرَىٰve görürümwa-arā٤٦
Allah: Korkmayın, dedi; Ben sizinle beraberim; görür ve işitirim. Ona gidin şöyle söyleyin: "Doğrusu biz senin Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, onlara azabetme; Rabbinden sana bir mucize getirdik; selam, doğru yolda gidene olsun! Doğrusu bize, yalanlayıp sırt çevirene azap edileceği vahyolundu."
20:47
فَأْتِيَاهُhaydi varın onafatiyāhuفَقُولَآdeyin kifaqūlāإِنَّاşüphesiz bizinnāرَسُولَاelçileriyizrasūlāرَبِّكَsenin Rabbininrabbikaفَأَرْسِلْgönderfa-arsilمَعَنَاbizimlemaʿanāبَنِىٓoğullarınıbanīإِسْرَٰٓءِيلَİsrailis'rāīlaوَلَاvewalāتُعَذِّبْهُمْ ۖonlara azab etmetuʿadhib'humقَدْkuşkusuzqadجِئْنَـٰكَbiz sana getirdikji'nākaبِـَٔايَةٍۢbir ayetbiāyatinمِّنRabbindenminرَّبِّكَ ۖyour Lordrabbikaوَٱلسَّلَـٰمُve Esenlikwal-salāmuعَلَىٰüzerinedirʿalāمَنِkimselermaniٱتَّبَعَuyanittabaʿaٱلْهُدَىٰٓhidayetel-hudā٤٧
Allah: Korkmayın, dedi; Ben sizinle beraberim; görür ve işitirim. Ona gidin şöyle söyleyin: "Doğrusu biz senin Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, onlara azabetme; Rabbinden sana bir mucize getirdik; selam, doğru yolda gidene olsun! Doğrusu bize, yalanlayıp sırt çevirene azap edileceği vahyolundu."
20:48
إِنَّاgerçekten bizinnāقَدْdoğrusuqadأُوحِىَvahyolunduūḥiyaإِلَيْنَآbizeilaynāأَنَّmuhakkakannaٱلْعَذَابَazabınl-ʿadhābaعَلَىٰüzerine (olacağı)ʿalāمَنkimseninmanكَذَّبَyalanlayankadhabaوَتَوَلَّىٰve yüz çevireninwatawallā٤٨
Allah: Korkmayın, dedi; Ben sizinle beraberim; görür ve işitirim. Ona gidin şöyle söyleyin: "Doğrusu biz senin Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, onlara azabetme; Rabbinden sana bir mucize getirdik; selam, doğru yolda gidene olsun! Doğrusu bize, yalanlayıp sırt çevirene azap edileceği vahyolundu."
20:49
قَالَdedi kiqālaفَمَنkimdir?famanرَّبُّكُمَاRabbinizrabbukumāيَـٰمُوسَىٰey Musayāmūsā٤٩
Firavun: "Musa! Rabbiniz kimdir?" dedi.
20:50
قَالَdediqālaرَبُّنَاRabbimizrabbunāٱلَّذِىٓo kialladhīأَعْطَىٰverendiraʿṭāكُلَّherkullaشَىْءٍşeyeshayinخَلْقَهُۥyaratılışınıkhalqahuثُمَّsonrathummaهَدَىٰonu doğru yola iletendirhadā٥٠
Musa: "Rabbimiz, her şeye ayrı bir özellik veren, sonra doğru yola eriştirendir" dedi.
20:51
قَالَ(Fir'avn) dediqālaفَمَاne olacak?famāبَالُhalibāluٱلْقُرُونِnesillerinl-qurūniٱلْأُولَىٰilkl-ūlā٥١
Firavun: "Öyleyse önceki nesillerin durumu ne oluyor?" dedi.
20:52
قَالَdedi kiqālaعِلْمُهَاonların bilgisiʿil'muhāعِندَyanındaʿindaرَبِّىRabbiminrabbīفِىbirكِتَـٰبٍۢ ۖKitaptadırkitābinلَّاaslaيَضِلُّşaşmazyaḍilluرَبِّىRabbimrabbīوَلَاvewalāيَنسَىunutmazyansā٥٢
Musa: "Onların bilgisi Rabbimin katında yazılıdır. Rabbim şaşırmaz ve unutmaz." dedi.
20:53
ٱلَّذِىo kialladhīجَعَلَyaptıjaʿalaلَكُمُsizelakumuٱلْأَرْضَyeril-arḍaمَهْدًۭاbeşikmahdanوَسَلَكَve açtıwasalakaلَكُمْsizin içinlakumفِيهَاondafīhāسُبُلًۭاyollarsubulanوَأَنزَلَve indirdiwa-anzalaمِنَgöktenminaٱلسَّمَآءِthe skyl-samāiمَآءًۭbir sumāanفَأَخْرَجْنَاve çıkardıkfa-akhrajnāبِهِۦٓonunlabihiأَزْوَٰجًۭاçiftlerazwājanمِّنbitkidenminنَّبَاتٍۢplantsnabātinشَتَّىٰher çeşitshattā٥٣
Sizin için yeryüzünü döşeyen, yollar açan, gökten su indiren O'dur. Biz o su ile türlü türlü, çift çift bitkiler yetiştirdik.
20:54
كُلُوا۟yeyinkulūوَٱرْعَوْا۟ve otlatınwa-ir'ʿawأَنْعَـٰمَكُمْ ۗhayvanlarınızıanʿāmakumإِنَّşüphesizinnaفِىvardırذَٰلِكَbundadhālikaلَـَٔايَـٰتٍۢibretlerlaāyātinلِّأُو۟لِىsahipleri içinli-ulīٱلنُّهَىٰakıll-nuhā٥٤
İster yiyin, ister hayvanlarınızı otlatın, onlarda akıl sahipleri için şüphesiz dersler vardır.
20:55
۞ مِنْهَاondan (topraktan)min'hāخَلَقْنَـٰكُمْsizi yarattıkkhalaqnākumوَفِيهَاyine orayawafīhāنُعِيدُكُمْdöndürürüznuʿīdukumوَمِنْهَاve ondanwamin'hāنُخْرِجُكُمْsizi çıkarırıznukh'rijukumتَارَةًbir kez dahatāratanأُخْرَىٰsonraukh'rā٥٥
Sizi yerden yarattık, oraya döndüreceğiz, sizi tekrar oradan çıkaracağız.
20:56
وَلَقَدْve andolsunwalaqadأَرَيْنَـٰهُbiz ona gösterdikaraynāhuءَايَـٰتِنَاayetlerimizināyātināكُلَّهَاhepsinikullahāفَكَذَّبَyine de yalanladıfakadhabaوَأَبَىٰve dayattıwa-abā٥٦
And olsun ki Firavun'a bütün delillerimizi gösterdik de yalan sayıp kabulden çekindi ve: "Ey Musa! Sihirbazlığınla bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin? Şimdi biz de seninkinin benzeri bir sihri sana göstereceğiz. Bizimle senin aranda bir vakit tayinet ki sen de biz de düz bir yerde bulunalım da caymayalım" dedi.
20:57
قَالَdedi kiqālaأَجِئْتَنَاmi geldin?aji'tanāلِتُخْرِجَنَاbizi çıkarmak içinlitukh'rijanāمِنْyurdumuzdanminأَرْضِنَاour landarḍināبِسِحْرِكَbüyünlebisiḥ'rikaيَـٰمُوسَىٰey Musayāmūsā٥٧
And olsun ki Firavun'a bütün delillerimizi gösterdik de yalan sayıp kabulden çekindi ve: "Ey Musa! Sihirbazlığınla bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin? Şimdi biz de seninkinin benzeri bir sihri sana göstereceğiz. Bizimle senin aranda bir vakit tayinet ki sen de biz de düz bir yerde bulunalım da caymayalım" dedi.
20:58
فَلَنَأْتِيَنَّكَbiz de mutlaka sana getireceğizfalanatiyannakaبِسِحْرٍۢbir büyübisiḥ'rinمِّثْلِهِۦonun benzerimith'lihiفَٱجْعَلْtayin etfa-ij'ʿalبَيْنَنَاbizimlebaynanāوَبَيْنَكَsizin aranızdawabaynakaمَوْعِدًۭاbuluşma zamanımawʿidanلَّاaslaنُخْلِفُهُۥcaymayacağımıznukh'lifuhuنَحْنُbizimnaḥnuوَلَآne dewalāأَنتَseninantaمَكَانًۭاbir yer olsunmakānanسُوًۭىuygunsuwan٥٨
And olsun ki Firavun'a bütün delillerimizi gösterdik de yalan sayıp kabulden çekindi ve: "Ey Musa! Sihirbazlığınla bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin? Şimdi biz de seninkinin benzeri bir sihri sana göstereceğiz. Bizimle senin aranda bir vakit tayinet ki sen de biz de düz bir yerde bulunalım da caymayalım" dedi.
20:59
قَالَ(Musa) dedi kiqālaمَوْعِدُكُمْbuluşma zamanınızmawʿidukumيَوْمُgünüyawmuٱلزِّينَةِsüs (bayram)l-zīnatiوَأَنvewa-anيُحْشَرَtoplanacağıyuḥ'sharaٱلنَّاسُinsanalarınl-nāsuضُحًۭىkuşluk vaktiḍuḥan٥٩
Musa: "Buluşma zamanımız sizin bayram gününüzde, insanların toplandığı kuşluk vaktidir" dedi.
20:60
فَتَوَلَّىٰdönüp gittifatawallāفِرْعَوْنُFir'avnfir'ʿawnuفَجَمَعَve topladıfajamaʿaكَيْدَهُۥhilesinikaydahuثُمَّsonrathummaأَتَىٰgeldiatā٦٠
Firavun döndü, tuzaklarını toplayıp o gün geldi.
20:61
قَالَdediqālaلَهُمonlaralahumمُّوسَىٰMusamūsāوَيْلَكُمْyazık sizewaylakumلَاuydurmayınتَفْتَرُوا۟inventtaftarūعَلَىkarşıʿalāٱللَّهِAllah'al-lahiكَذِبًۭاyalankadhibanفَيُسْحِتَكُمsonra kökünüzü keserfayus'ḥitakumبِعَذَابٍۢ ۖbir azab ilebiʿadhābinوَقَدْve doğrusuwaqadخَابَperişan olmuşturkhābaمَنِkimsemaniٱفْتَرَىٰiftira edenif'tarā٦١
Musa onlara: "Size yazıklar olsun! Allah'a karşı yalan uydurmayın, yoksa sizi azabla yok eder. Allah'a iftira eden hüsrana uğrar" dedi.
20:62
فَتَنَـٰزَعُوٓا۟sonra tartıştılarfatanāzaʿūأَمْرَهُمişleriniamrahumبَيْنَهُمْkendi aralarındabaynahumوَأَسَرُّوا۟ve gizlicewa-asarrūٱلنَّجْوَىٰkonuştularl-najwā٦٢
Sihirbazlar işi aralarında tartıştılar ve konuşmalarını gizli tuttular.
20:63
قَالُوٓا۟dediler kiqālūإِنْgerçekteninهَـٰذَٰنِbunlarhādhāniلَسَـٰحِرَٰنِiki büyücüdürlasāḥirāniيُرِيدَانِistiyorlaryurīdāniأَنkianيُخْرِجَاكُمsizi çıkarsınlaryukh'rijākumمِّنْyurdunuzdanminأَرْضِكُمyour landarḍikumبِسِحْرِهِمَاbüyüleriylebisiḥ'rihimāوَيَذْهَبَاve gidersinlerwayadhhabāبِطَرِيقَتِكُمُsizin yolunuzubiṭarīqatikumuٱلْمُثْلَىٰörnekl-muth'lā٦٣
Musa ile Harun'u göstererek: "Bu iki sihirbaz, sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak, sizin en üstün dininizi ortadan kaldırmak istiyorlar; onun için tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra sırayla gelin. Bugün üstün gelen başarıya erecektir" dediler.
20:64
فَأَجْمِعُوا۟siz toplayınfa-ajmiʿūكَيْدَكُمْhilenizikaydakumثُمَّsonrathummaٱئْتُوا۟gelini'tūصَفًّۭا ۚsıra halindeṣaffanوَقَدْve muhakkakwaqadأَفْلَحَbaşarmıştıraflaḥaٱلْيَوْمَbugünl-yawmaمَنِkimsemaniٱسْتَعْلَىٰüstün gelenis'taʿlā٦٤
Musa ile Harun'u göstererek: "Bu iki sihirbaz, sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak, sizin en üstün dininizi ortadan kaldırmak istiyorlar; onun için tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra sırayla gelin. Bugün üstün gelen başarıya erecektir" dediler.
20:65
قَالُوا۟dediler kiqālūيَـٰمُوسَىٰٓEy Musayāmūsāإِمَّآyaimmāأَن(ki)anتُلْقِىَsen attul'qiyaوَإِمَّآyahutwa-immāأَن(ki)anنَّكُونَbiz olalımnakūnaأَوَّلَönceawwalaمَنْkimsemanأَلْقَىٰatanalqā٦٥
"Ey Musa! Marifetini ya sen ortaya koy, ya da önce biz koyalım" dediler.
20:66
قَالَ(Musa) dedi kiqālaبَلْhayırbalأَلْقُوا۟ ۖsiz atınalqūفَإِذَا(bir de ne görsün)fa-idhāحِبَالُهُمْonların ipleriḥibāluhumوَعِصِيُّهُمْve sopalarıwaʿiṣiyyuhumيُخَيَّلُgibi görünüyoryukhayyaluإِلَيْهِonailayhiمِنötürüminسِحْرِهِمْbüyülerindensiḥ'rihimأَنَّهَاgerçektenannahāتَسْعَىٰkoşuyortasʿā٦٦
Musa: "Siz koyun" dedi. Hemen, değnekleri ve ipleri, sihirleri yüzünden, Musa'ya sanki yürüyorlarmış gibi geldi.
20:67
فَأَوْجَسَbu yüzden duydufa-awjasaفِىiçindeنَفْسِهِۦhimselfnafsihiخِيفَةًۭbir korkukhīfatanمُّوسَىٰMusamūsā٦٧
Bu yüzden Musa içinde bir korku hissetti.
20:68
قُلْنَاdedikqul'nāلَاkorkmaتَخَفْfeartakhafإِنَّكَşüphesiz sensininnakaأَنتَsenantaٱلْأَعْلَىٰüstün gelecekl-aʿlā٦٨
"Korkma, sen muhakkak daha üstünsün" dedik.
20:69
وَأَلْقِve atwa-alqiمَاolanıفِىsağ elindeيَمِينِكَyour right handyamīnikaتَلْقَفْyutsuntalqafمَاşeyleriصَنَعُوٓا۟ ۖonların yaptıklarıṣanaʿūإِنَّمَاçünküinnamāصَنَعُوا۟onların yaptıklarıṣanaʿūكَيْدُhilesidirkayduسَـٰحِرٍۢ ۖbir büyücününsāḥirinوَلَاve aslawalāيُفْلِحُiflah olmazyuf'liḥuٱلسَّاحِرُbüyücül-sāḥiruحَيْثُnereyeḥaythuأَتَىٰvarsaatā٦٩
"Sağ elindekini at da onların yaptıklarını yutsun, yaptıkları sadece sihirbaz düzenidir. Sihirbaz nereden gelirse gelsin başarı kazanamaz."
20:70
فَأُلْقِىَsonra kapandılarfa-ul'qiyaٱلسَّحَرَةُbüyücülerl-saḥaratuسُجَّدًۭاsecdeyesujjadanقَالُوٓا۟dedilerqālūءَامَنَّاinandıkāmannāبِرَبِّRabbinebirabbiهَـٰرُونَHarun'unhārūnaوَمُوسَىٰve Musa'nınwamūsā٧٠
Sonunda sihirbazlar: "Biz Musa ve Harun'un Rabbine inandık" deyip secdeye kapandılar.
20:71
قَالَ(Fir'avn) dedi kiqālaءَامَنتُمْinandınız mı?āmantumلَهُۥonalahuقَبْلَönceqablaأَنْkianءَاذَنَben izin vermedenādhanaلَكُمْ ۖsizelakumإِنَّهُۥşüphesiz Oinnahuلَكَبِيرُكُمُbüyüğünüzdürlakabīrukumuٱلَّذِىkimsediralladhīعَلَّمَكُمُsize öğretenʿallamakumuٱلسِّحْرَ ۖbüyüyül-siḥ'raفَلَأُقَطِّعَنَّöyleyse ben keseceğimfala-uqaṭṭiʿannaأَيْدِيَكُمْsizin elleriniziaydiyakumوَأَرْجُلَكُمve ayaklarınızıwa-arjulakumمِّنْçaprazminخِلَـٰفٍۢopposite sideskhilāfinوَلَأُصَلِّبَنَّكُمْve sizi asacağımwala-uṣallibannakumفِىdallarınaجُذُوعِ(the) trunksjudhūʿiٱلنَّخْلِhurmal-nakhliوَلَتَعْلَمُنَّve bileceksinizwalataʿlamunnaأَيُّنَآhangimizinayyunāأَشَدُّdaha çetinmişashadduعَذَابًۭاazabıʿadhābanوَأَبْقَىٰve sürekli imişwa-abqā٧١
Firavun "Ben size izin vermeden mi O'na inandınız? Doğrusu size sihri öğreten, büyüğünüz odur. And olsun ki, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sizi hurma kütüklerine asacağım. Hangimizin azabının daha çetin ve daha devamlı olduğunu bileceksiniz" dedi.
20:72
قَالُوا۟dediler kiqālūلَنaslalanنُّؤْثِرَكَseni tercih edemeyiznu'thirakaعَلَىٰbize geleneʿalāمَاwhatجَآءَنَاhas come to usjāanāمِنَaçık delillereminaٱلْبَيِّنَـٰتِthe clear proofsl-bayinātiوَٱلَّذِىve kimseyewa-alladhīفَطَرَنَا ۖbizi yaratanfaṭaranāفَٱقْضِo halde yapfa-iq'ḍiمَآşeyiأَنتَsenantaقَاضٍ ۖyapacağınqāḍinإِنَّمَاancakinnamāتَقْضِى(istediğini) yapabilirsintaqḍīهَـٰذِهِbuhādhihiٱلْحَيَوٰةَhayatındal-ḥayataٱلدُّنْيَآdünyal-dun'yā٧٢
İman eden sihirbazlar: "Seni, gelen apaçık mucizelere ve bizi yaratana üstün tutmayacağız. Ne hüküm vereceksen ver. Sen, ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin. Doğrusu biz, yanılmalarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri bağışlaması için Rabbimize iman ettik. Allah'ın vereceği mükafat daha iyi ve daha devamlıdır" dediler.
20:73
إِنَّآkuşkusuz bizinnāءَامَنَّاinandıkāmannāبِرَبِّنَاRabbimizebirabbināلِيَغْفِرَbağışlaması içinliyaghfiraلَنَاbizimlanāخَطَـٰيَـٰنَاgünahlarımızıkhaṭāyānāوَمَآve şeyleriwamāأَكْرَهْتَنَاbizi yapmaya zorladığınakrahtanāعَلَيْهِüzerineʿalayhiمِنَbüyüyüminaٱلسِّحْرِ ۗthe magicl-siḥ'riوَٱللَّهُAllahwal-lahuخَيْرٌۭdaha hayırlıdırkhayrunوَأَبْقَىٰٓve daha süreklidirwa-abqā٧٣
İman eden sihirbazlar: "Seni, gelen apaçık mucizelere ve bizi yaratana üstün tutmayacağız. Ne hüküm vereceksen ver. Sen, ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin. Doğrusu biz, yanılmalarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri bağışlaması için Rabbimize iman ettik. Allah'ın vereceği mükafat daha iyi ve daha devamlıdır" dediler.
20:74
إِنَّهُۥşüphesizinnahuمَنkimmanيَأْتِgelirseyatiرَبَّهُۥRabbinerabbahuمُجْرِمًۭاsuçlu olarakmuj'rimanفَإِنَّşüphesizfa-innaلَهُۥonun için vardırlahuجَهَنَّمَcehennemjahannamaلَاölemezيَمُوتُhe will dieyamūtuفِيهَاoradafīhāوَلَاvewalāيَحْيَىٰyaşayamazyaḥyā٧٤
Rabbine suçlu olarak gelen bilsin ki, cehennem onun içindir. Orada ne ölür, ne yaşar.
20:75
وَمَنve kimwamanيَأْتِهِۦO'na gelirseyatihiمُؤْمِنًۭاbir mü'minmu'minanقَدْmuhakkakqadعَمِلَyapmış olarakʿamilaٱلصَّـٰلِحَـٰتِiyi işlerl-ṣāliḥātiفَأُو۟لَـٰٓئِكَiştefa-ulāikaلَهُمُonlar için vardırlahumuٱلدَّرَجَـٰتُderecelerl-darajātuٱلْعُلَىٰyüksekl-ʿulā٧٥
Rabbine inanmış ve yararlı iş yaparak gelenlere, işte onlara, en üstün dereceler, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları Adn cennetleri vardır. Bu, arınanların mükafatıdır.
20:76
جَنَّـٰتُcennetlerijannātuعَدْنٍۢAdnʿadninتَجْرِىakantajrīمِنaltlarındanminتَحْتِهَاunderneath themtaḥtihāٱلْأَنْهَـٰرُırmaklarl-anhāruخَـٰلِدِينَsürekli olarak kalırlarkhālidīnaفِيهَا ۚoradafīhāوَذَٰلِكَve işte budurwadhālikaجَزَآءُmükafatıjazāuمَنkimselerinmanتَزَكَّىٰarınantazakkā٧٦
Rabbine inanmış ve yararlı iş yaparak gelenlere, işte onlara, en üstün dereceler, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları Adn cennetleri vardır. Bu, arınanların mükafatıdır.
20:77
وَلَقَدْve andolsunwalaqadأَوْحَيْنَآbiz vahyetmiştikawḥaynāإِلَىٰMusa'yailāمُوسَىٰٓMusamūsāأَنْdiyeanأَسْرِgeceleyin yürütasriبِعِبَادِىkullarımıbiʿibādīفَٱضْرِبْve vurfa-iḍ'ribلَهُمْonlar içinlahumطَرِيقًۭاbir yolṭarīqanفِىdenizdeٱلْبَحْرِthe seal-baḥriيَبَسًۭاkuruyabasanلَّاkorkmaتَخَـٰفُfearingtakhāfuدَرَكًۭاyetişme(sin)dendarakanوَلَاvewalāتَخْشَىٰendişe etmetakhshā٧٧
And olsun ki Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yürüt, denizde onlara kuru bir yol aç, batmaktan ve düşmanların yetişmesinden korkma, endişe etme" diye vahyettik.
20:78
فَأَتْبَعَهُمْonların ardına düştüfa-atbaʿahumفِرْعَوْنُFir'avnfir'ʿawnuبِجُنُودِهِۦaskerleriylebijunūdihiفَغَشِيَهُمörttü (boğdu)faghashiyahumمِّنَdenizdenminaٱلْيَمِّthe seal-yamiمَاşeyغَشِيَهُمْonları örtenghashiyahum٧٨
Firavun, ordusuyla onları takip etti, deniz de onları içine alıverdi, hem de ne alış!
20:79
وَأَضَلَّve saptırdıwa-aḍallaفِرْعَوْنُFir'avnfir'ʿawnuقَوْمَهُۥtoplumunuqawmahuوَمَاvewamāهَدَىٰdoğru yola iletmedihadā٧٩
Firavun, milletini saptırdı, onlara doğru yolu göstermedi.
20:80
يَـٰبَنِىٓEy oğullarıyābanīإِسْرَٰٓءِيلَİsrailis'rāīlaقَدْandolsunqadأَنجَيْنَـٰكُمbiz sizi kurtardıkanjaynākumمِّنْdüşmanınızdanminعَدُوِّكُمْyour enemyʿaduwwikumوَوَٰعَدْنَـٰكُمْve size va'dettikwawāʿadnākumجَانِبَyanındajānibaٱلطُّورِTur'unl-ṭūriٱلْأَيْمَنَsağl-aymanaوَنَزَّلْنَاve indirdikwanazzalnāعَلَيْكُمُüzerinizeʿalaykumuٱلْمَنَّkudret helvasıl-manaوَٱلسَّلْوَىٰve bıldırcınwal-salwā٨٠
Ey İsrailoğulları! Sizleri düşmanınızdan kurtardık, Tur'un sağ yanını size vadettik ve üzerinize kudret helvasıyla bıldırcın indirdik.
20:81
كُلُوا۟yeyinkulūمِنtemizlerindenminطَيِّبَـٰتِ(the) good thingsṭayyibātiمَاşeylerinرَزَقْنَـٰكُمْsizi rızıklandırdığımızrazaqnākumوَلَاamawalāتَطْغَوْا۟taşkınlık etmeyintaṭghawفِيهِbu husustafīhiفَيَحِلَّsonra inerfayaḥillaعَلَيْكُمْüzerinizeʿalaykumغَضَبِى ۖgazabımghaḍabīوَمَنve kiminwamanيَحْلِلْinerseyaḥlilعَلَيْهِüstüneʿalayhiغَضَبِىgazabımghaḍabīفَقَدْandolsun ofaqadهَوَىٰdüşmüş(mahvolmuş)turhawā٨١
Size verdiğimiz rızıkların temizlerinden yiyin, bunda aşırı gitmeyin ki gazabımı haketmeyesiniz. Gazabımı hakeden kimse muhakkak mahvolur.
20:82
وَإِنِّىve benwa-innīلَغَفَّارٌۭçok bağışlayıcıyımdırlaghaffārunلِّمَنkimseye karşılimanتَابَtevbe edentābaوَءَامَنَve inananwaāmanaوَعَمِلَve iş yapanwaʿamilaصَـٰلِحًۭاyararlıṣāliḥanثُمَّsonra dathummaٱهْتَدَىٰyola gelenih'tadā٨٢
Doğrusu Ben, tevbe edeni, inanıp yararlı iş işleyerek doğru yola gireni bağışlarım.
20:83
۞ وَمَآnedir?wamāأَعْجَلَكَseni aceleyle sevk edenaʿjalakaعَنkavminden (ayrılmaya)ʿanقَوْمِكَyour peopleqawmikaيَـٰمُوسَىٰey Musayāmūsā٨٣
"Musa! Seni milletinden daha çabuk gelmeye sevkeden nedir?" dedik.
20:84
قَالَdedi kiqālaهُمْonlarhumأُو۟لَآءِişteulāiعَلَىٰٓüzerindelerʿalāأَثَرِىbenim izimatharīوَعَجِلْتُve ben acele ettimwaʿajil'tuإِلَيْكَsanailaykaرَبِّRabbimrabbiلِتَرْضَىٰrazı olman içinlitarḍā٨٤
Musa: "Onlar ardımdadır, Rabbim! Hoşnut olman için Sana acele geldim" dedi.
20:85
قَالَdediqālaفَإِنَّاama bizfa-innāقَدْmuhakkakqadفَتَنَّاsınadıkfatannāقَوْمَكَkavminiqawmakaمِنۢsenden sonraminبَعْدِكَafter youbaʿdikaوَأَضَلَّهُمُve onları saptırdıwa-aḍallahumuٱلسَّامِرِىُّSamiril-sāmiriyu٨٥
Allah: "Doğrusu Biz, senden sonra milletini sınadık; Samiri onları saptırdı" dedi.
20:86
فَرَجَعَbunun üzerine döndüfarajaʿaمُوسَىٰٓMusamūsāإِلَىٰkavmineilāقَوْمِهِۦhis peopleqawmihiغَضْبَـٰنَçok kızgın bir haldeghaḍbānaأَسِفًۭا ۚüzüntülüasifanقَالَdediqālaيَـٰقَوْمِey Kavmimyāqawmiأَلَمْsize va'detmemiş miydi?alamيَعِدْكُمْpromise youyaʿid'kumرَبُّكُمْRabbinizrabbukumوَعْدًاbir va'adlewaʿdanحَسَنًا ۚgüzelḥasananأَفَطَالَuzun mu geldi?afaṭālaعَلَيْكُمُsizeʿalaykumuٱلْعَهْدُsürel-ʿahduأَمْyoksaamأَرَدتُّمْmi istediniz?aradttumأَنdiyeanيَحِلَّinsinyaḥillaعَلَيْكُمْüstünüzeʿalaykumغَضَبٌۭbir gazabınghaḍabunمِّنRabbinizdenminرَّبِّكُمْyour Lordrabbikumفَأَخْلَفْتُمbu yüzden caydınızfa-akhlaftumمَّوْعِدِىbana verdiğiniz sözdenmawʿidī٨٦
Musa, milletine kızgın ve üzgün olarak döndü. "Ey milletim! Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmadı mı? Uzun bir zaman mı geçti, yoksa Rabbinizin gazabına mı uğramak istediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız?" dedi.
20:87
قَالُوا۟dediler kiqālūمَآçıkmadıkأَخْلَفْنَاwe brokeakhlafnāمَوْعِدَكَsenin sözündenmawʿidakaبِمَلْكِنَاkendi malımızlabimalkināوَلَـٰكِنَّاfakatwalākinnāحُمِّلْنَآbize yükletilmiştiḥummil'nāأَوْزَارًۭاyükler (günahlar)awzāranمِّنsüs(eşyas)ındanminزِينَةِornamentszīnatiٱلْقَوْمِo milletinl-qawmiفَقَذَفْنَـٰهَاonları attıkfaqadhafnāhāفَكَذَٰلِكَaynı şekildefakadhālikaأَلْقَىattıalqāٱلسَّامِرِىُّSamiri del-sāmiriyu٨٧
Onlar: "Sana verdiğimiz sözden kendi başımıza caymadık. O milletin ziynet eşyasından bize yükler dolusu taşıtıldı. Biz onları ateşe attık, aynı şekilde Samiri de attı" dediler.
20:88
فَأَخْرَجَsonra ortaya çıkardıfa-akhrajaلَهُمْonlaralahumعِجْلًۭاbir buzağıʿij'lanجَسَدًۭاheykelijasadanلَّهُۥonunlahuخُوَارٌۭböğürmesi olankhuwārunفَقَالُوا۟dediler kifaqālūهَـٰذَآbuhādhāإِلَـٰهُكُمْsizin tanrınızilāhukumوَإِلَـٰهُve tanrısıdırwa-ilāhuمُوسَىٰMusa'nınmūsāفَنَسِىَfakat o unuttufanasiya٨٨
Bunun üzerine Samiri onlara böğüren bir buzağı heykeli ortaya koydu. O ve adamları: "Bu sizin de Musa'nın da tanrısıdır, ama o unuttu" dediler.
20:89
أَفَلَاonlar görmüyorlar mı?afalāيَرَوْنَthey seeyarawnaأَلَّاaslaallāيَرْجِعُdönemezyarjiʿuإِلَيْهِمْkendilerineilayhimقَوْلًۭاbir sözleqawlanوَلَاve değildirwalāيَمْلِكُmalikyamlikuلَهُمْonlaralahumضَرًّۭاbir zarar vermeyeḍarranوَلَاvewalāنَفْعًۭاyararnafʿan٨٩
Görmüyorlar mıydı ki, o heykel onlara ne söz söyleyebilir, ne zarar ve ne de fayda verebilirdi?
20:90
وَلَقَدْandolsunwalaqadقَالَdemiştiqālaلَهُمْkendilerinelahumهَـٰرُونُHarunhārūnuمِنöncedenminقَبْلُbeforeqabluيَـٰقَوْمِey kavmimyāqawmiإِنَّمَاşüphesizinnamāفُتِنتُمsiz sınandınızfutintumبِهِۦ ۖbununlabihiوَإِنَّve şüphesizwa-innaرَبَّكُمُRabbinizrabbakumuٱلرَّحْمَـٰنُçok esirgeyendirl-raḥmānuفَٱتَّبِعُونِىbana tâbi olunfa-ittabiʿūnīوَأَطِيعُوٓا۟ve ita'at edinwa-aṭīʿūأَمْرِىbuyruğumaamrī٩٠
And olsun ki, Harun da onlara önceden: "Ey milletim! Siz bu buzağı ile sınanıyorsunuz. Sizin gerçek Rabbiniz Rahman'dır. Bana uyun, emrime itaat edin" demişti.
20:91
قَالُوا۟dedilerqālūلَنaslalanنَّبْرَحَvazgeçmeyeceğiznabraḥaعَلَيْهِbunaʿalayhiعَـٰكِفِينَtapmaktanʿākifīnaحَتَّىٰkadarḥattāيَرْجِعَdönünceyeyarjiʿaإِلَيْنَاbizeilaynāمُوسَىٰMusamūsā٩١
"Musa bize dönene kadar buna sarılmaktan vazgeçmeyeceğiz" demişlerdi.
20:92
قَالَdediqālaيَـٰهَـٰرُونُEy Harunyāhārūnuمَاnedir?مَنَعَكَsana engel olanmanaʿakaإِذْzamanidhرَأَيْتَهُمْgördüğünde onlarınra-aytahumضَلُّوٓا۟saptıklarınıḍallū٩٢
Musa gelince: "Harun! Onların sapıttığını görünce seni benim yolumdan gitmekten alıkoyan nedir? Benim emrime karşı mı geldin?" dedi.
20:93
أَلَّاneden bana uymadın?allāتَتَّبِعَنِ ۖyou follow metattabiʿaniأَفَعَصَيْتَkarşı mı geldin?afaʿaṣaytaأَمْرِىbuyruğumaamrī٩٣
Musa gelince: "Harun! Onların sapıttığını görünce seni benim yolumdan gitmekten alıkoyan nedir? Benim emrime karşı mı geldin?" dedi.
20:94
قَالَdediqālaيَبْنَؤُمَّ(ey) anamın oğluyabna-ummaلَاtutmaتَأْخُذْseize (me)takhudhبِلِحْيَتِىsakalımıbiliḥ'yatīوَلَاvewalāبِرَأْسِىٓ ۖbaşımıbirasīإِنِّىmuhakkak ki beninnīخَشِيتُkorktumkhashītuأَنdiyeanتَقُولَdiyeceksintaqūlaفَرَّقْتَayrılık çıkardınfarraqtaبَيْنَarasındabaynaبَنِىٓoğullarıbanīإِسْرَٰٓءِيلَİsrailis'rāīlaوَلَمْvewalamتَرْقُبْtutmadıntarqubقَوْلِىsözümüqawlī٩٤
Harun: "Ey Annemoğlu! Saçımdan sakalımdan tutma; doğrusu İsrailoğulları arasına ayrılık koydun, sözüme bakmadın demenden korktum" dedi.
20:95
قَالَdedi kiqālaفَمَاnedir?famāخَطْبُكَsenin amacınkhaṭbukaيَـٰسَـٰمِرِىُّEy Samiriyāsāmiriyyu٩٥
Musa: "Ey Samiri! Ya senin yaptığın nedir?" dedi.
20:96
قَالَdedi kiqālaبَصُرْتُben gördümbaṣur'tuبِمَاşeyleribimāلَمْonların görmediklerilamيَبْصُرُوا۟they perceiveyabṣurūبِهِۦondabihiفَقَبَضْتُsonra aldımfaqabaḍtuقَبْضَةًۭbir avuçqabḍatanمِّنْeserindenminأَثَرِ(the) trackathariٱلرَّسُولِElçininl-rasūliفَنَبَذْتُهَاve onu attımfanabadhtuhāوَكَذَٰلِكَve böyle (yapmayı)wakadhālikaسَوَّلَتْhoş gösterdisawwalatلِىbanaنَفْسِىnefsimnafsī٩٦
Samiri: "Onların görmedikleri bir şey gördüm ve o sana gelen elçinin bastığı yerden bir avuç avuçladım. Bunu ziynet eşyasının eritildiği potaya attım. Nefsim böyle yaptırdı" dedi.
20:97
قَالَ(Musa) dediqālaفَٱذْهَبْgit (defol)fa-idh'habفَإِنَّartıkfa-innaلَكَsenlakaفِىhayat boyuncaٱلْحَيَوٰةِthe lifel-ḥayatiأَنdiyeceksinanتَقُولَyou will saytaqūlaلَاbana dokunmayın!مِسَاسَ ۖtouchmisāsaوَإِنَّve şüphesizwa-innaلَكَsanalakaمَوْعِدًۭاva'dedilenden (cezadan)mawʿidanلَّنaslalanتُخْلَفَهُۥ ۖkurtulamayacaksıntukh'lafahuوَٱنظُرْşimdi bakwa-unẓurإِلَىٰٓtanrınailāإِلَـٰهِكَyour godilāhikaٱلَّذِىdurup ısrarlaalladhīظَلْتَyou have remainedẓaltaعَلَيْهِonaʿalayhiعَاكِفًۭا ۖtaptığınʿākifanلَّنُحَرِّقَنَّهُۥbiz onu yakacağızlanuḥarriqannahuثُمَّsonrathummaلَنَنسِفَنَّهُۥonu savuracağızlanansifannahuفِىdenizeٱلْيَمِّthe seal-yamiنَسْفًاufalayıpnasfan٩٧
Musa: "Defol! Doğrusu artık hayatta, "Bana dokunmayın!" demenden başka yapacağın yoktur. Senin için asla kaçamayacağın bir ceza daha vardır. Durup üzerinde titrediğin tanrına bak, onu yakacağız, sonra denize dökeceğiz" dedi.
20:98
إِنَّمَآancakinnamāإِلَـٰهُكُمُtanrınızilāhukumuٱللَّهُAllah'tırl-lahuٱلَّذِىolmayanalladhīلَآ(there is) noإِلَـٰهَtanrıilāhaإِلَّاbaşkaillāهُوَ ۚO'ndanhuwaوَسِعَkuşatmıştırwasiʿaكُلَّherkullaشَىْءٍşeyishayinعِلْمًۭاO'nun bilgisiʿil'man٩٨
Sizin Tanrınız, ancak, O'ndan başka tanrı olmayan Allah'tır. İlmi her şeyi içine almıştır.
20:99
كَذَٰلِكَböylecekadhālikaنَقُصُّanlatıyoruznaquṣṣuعَلَيْكَsanaʿalaykaمِنْhaberlerindenminأَنۢبَآءِ(the) newsanbāiمَاgeçmişlerinقَدْhas precededqadسَبَقَ ۚhas precededsabaqaوَقَدْgerçektenwaqadءَاتَيْنَـٰكَsana verdikātaynākaمِنkatımızdanminلَّدُنَّاUsladunnāذِكْرًۭاbir Zikirdhik'ran٩٩
Geçmiş olayları sana böyle anlatırız. Katımızdan sana da bir Kitap verdik; kim ondan yüz çevirirse bilsin ki kıyamet günü bir günah yükü yüklenecektir.
20:100
مَّنْkimmanأَعْرَضَyüz çevirirseaʿraḍaعَنْهُondanʿanhuفَإِنَّهُۥşüphesiz ofa-innahuيَحْمِلُyüklenecektiryaḥmiluيَوْمَgünüyawmaٱلْقِيَـٰمَةِkıyametl-qiyāmatiوِزْرًا(ağır) bir günahwiz'ran١٠٠
Geçmiş olayları sana böyle anlatırız. Katımızdan sana da bir Kitap verdik; kim ondan yüz çevirirse bilsin ki kıyamet günü bir günah yükü yüklenecektir.
20:101
خَـٰلِدِينَsürekli olarak kalacaklardırkhālidīnaفِيهِ ۖoradafīhiوَسَآءَve ne kötüwasāaلَهُمْonlar içinlahumيَوْمَgünündeyawmaٱلْقِيَـٰمَةِkıyametl-qiyāmatiحِمْلًۭاbir yüktürḥim'lan١٠١
Devamlı bu günahın azabında kalacaklar. Kıyamet günü onlar için ne kötüdür bu yük!
20:102
يَوْمَo günyawmaيُنفَخُüfleniryunfakhuفِىSur'aٱلصُّورِ ۚthe Trumpetl-ṣūriوَنَحْشُرُve toplarızwanaḥshuruٱلْمُجْرِمِينَsuçlularıl-muj'rimīnaيَوْمَئِذٍۢo günyawma-idhinزُرْقًۭاkör bir durumdazur'qan١٠٢
Sura üflendiği gün, işte o gün, suçluları gözleri korkudan göğermiş olarak toplarız.
20:103
يَتَخَـٰفَتُونَgizli gizli derleryatakhāfatūnaبَيْنَهُمْkendi aralarındabaynahumإِنkalmadınızinلَّبِثْتُمْyou remainedlabith'tumإِلَّاbaşkaillāعَشْرًۭاon gün(den)ʿashran١٠٣
"Siz dünyada sadece on gün eğleştiniz" diye, aralarında saklı saklı konuşurlar.
20:104
نَّحْنُbiznaḥnuأَعْلَمُdaha iyi bilirizaʿlamuبِمَاşeyleribimāيَقُولُونَonların dedikleriyaqūlūnaإِذْo zamanidhيَقُولُder kiyaqūluأَمْثَلُهُمْonların seçkinleriamthaluhumطَرِيقَةًyol (hayat tarzı) bakımındanṭarīqatanإِنsiz kalmadınızinلَّبِثْتُمْyou remainedlabith'tumإِلَّاbaşkacaillāيَوْمًۭاbir gün(den)yawman١٠٤
Aralarında konuştuklarını Biz daha iyi biliriz. En akıllıları: "Sadece bir gün eğleştiniz" der.
20:105
وَيَسْـَٔلُونَكَve sana soruyorlarwayasalūnakaعَنِdağlardanʿaniٱلْجِبَالِthe mountainsl-jibāliفَقُلْde kifaqulيَنسِفُهَاonları savuracakyansifuhāرَبِّىRabbimrabbīنَسْفًۭاufalayıpnasfan١٠٥
Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin. O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin."
20:106
فَيَذَرُهَاbırakacaktırfayadharuhāقَاعًۭاyerleriniqāʿanصَفْصَفًۭاboş dümdüz'ṣafṣafan١٠٦
Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin. O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin."
20:107
لَّاgörmeyeceksinتَرَىٰyou will seetarāفِيهَاoradafīhāعِوَجًۭاbir eğrilikʿiwajanوَلَآne dewalāأَمْتًۭاbir tümsekamtan١٠٧
Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin. O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin."
20:108
يَوْمَئِذٍۢo günyawma-idhinيَتَّبِعُونَuyarlaryattabiʿūnaٱلدَّاعِىَçağrıcıyal-dāʿiyaلَاhiç pürüzü olmayanعِوَجَdeviationʿiwajaلَهُۥ ۖonunlahuوَخَشَعَتِve kısılırwakhashaʿatiٱلْأَصْوَاتُseslerl-aṣwātuلِلرَّحْمَـٰنِRahman'ın huzurundalilrraḥmāniفَلَاişitemezsinfalāتَسْمَعُyou will heartasmaʿuإِلَّاbaşka bir şeyillāهَمْسًۭاfısıltıdanhamsan١٠٨
Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin. O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahman'ın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin."
20:109
يَوْمَئِذٍۢo günyawma-idhinلَّاyokturتَنفَعُfaydasıtanfaʿuٱلشَّفَـٰعَةُşefa'atininl-shafāʿatuإِلَّاbaşkasınınillāمَنْkimsedenmanأَذِنَizin verdiğiadhinaلَهُkendisinelahuٱلرَّحْمَـٰنُRahman'ınl-raḥmānuوَرَضِىَve hoşlandığıwaraḍiyaلَهُۥonunlahuقَوْلًۭاsözündenqawlan١٠٩
O gün Rahman'ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez.
20:110
يَعْلَمُO biliryaʿlamuمَاolanıبَيْنَarasında (önlerinde)baynaأَيْدِيهِمْellerinin (önlerinde)aydīhimوَمَاve olanıwamāخَلْفَهُمْarkalarındakhalfahumوَلَاvewalāيُحِيطُونَonlar ise kavrayamazlaryuḥīṭūnaبِهِۦO'nubihiعِلْمًۭاbilgiceʿil'man١١٠
Allah onların geçmişlerini de, geleceklerini de bilir. Onların hiçbirinin ilmi ise O'nu kuşatamaz.
20:111
۞ وَعَنَتِboyun eğmiştirwaʿanatiٱلْوُجُوهُbütün yüzlerl-wujūhuلِلْحَىِّo diri olanalil'ḥayyiٱلْقَيُّومِ ۖve herşeye hakim olanal-qayūmiوَقَدْve muhakkakwaqadخَابَperişan olmuşturkhābaمَنْkimsemanحَمَلَyüklenenḥamalaظُلْمًۭاzulümẓul'man١١١
İnsanlar, diri ve her an yaratıklarını gözetip duran Allah'a boyun eğmiştir. Yükü zulüm olan kimse ise hüsrana uğramıştır.
20:112
وَمَنve kimwamanيَعْمَلْyaparsayaʿmalمِنَiyi olan işlerdenminaٱلصَّـٰلِحَـٰتِthe righteous deedsl-ṣāliḥātiوَهُوَve owahuwaمُؤْمِنٌۭinanırsamu'minunفَلَاartıkfalāيَخَافُkorkmazyakhāfuظُلْمًۭاzulümdenẓul'manوَلَاne dewalāهَضْمًۭاhakkının çiğnenmesindenhaḍman١١٢
İnanmış olarak, yararlı işler işleyen kimse, haksızlıktan ve hakkının yeneceğinden korkmaz.
20:113
وَكَذَٰلِكَve böylewakadhālikaأَنزَلْنَـٰهُsana onu indirdikanzalnāhuقُرْءَانًاbir Kur'an olarakqur'ānanعَرَبِيًّۭاArapçaʿarabiyyanوَصَرَّفْنَاve türlü biçimlere açıkladıkwaṣarrafnāفِيهِondafīhiمِنَtehditleriminaٱلْوَعِيدِthe warningsl-waʿīdiلَعَلَّهُمْumulur kilaʿallahumيَتَّقُونَkorunurlaryattaqūnaأَوْyahutawيُحْدِثُ(Kur'an) yaptırıryuḥ'dithuلَهُمْonlaralahumذِكْرًۭاbir hatırlamadhik'ran١١٣
İşte Kuran'ı, Arapça okunmak üzere indirdik, onda tehditleri türlü türlü açıkladık ki belki sakınırlar yahut onlara ibret verir.
20:114
فَتَعَـٰلَىyücedirfataʿālāٱللَّهُAllahl-lahuٱلْمَلِكُhükümdar olanl-malikuٱلْحَقُّ ۗgerçekl-ḥaquوَلَاaslawalāتَعْجَلْacele etmetaʿjalبِٱلْقُرْءَانِKur'an'ı (okumaya)bil-qur'āniمِنönceminقَبْلِbeforeqabliأَنdiyeanيُقْضَىٰٓtamamlansınyuq'ḍāإِلَيْكَsanailaykaوَحْيُهُۥ ۖvahyedilmesiwaḥyuhuوَقُلve de kiwaqulرَّبِّRabbimrabbiزِدْنِىartır banazid'nīعِلْمًۭاilmimiʿil'man١١٤
Gerçek hükümdar olan Allah Yüce'dir. Kuran sana vahyedilirken, vahy bitmezden önce, unutmamak için, tekrarda acele edip durma, "Rabbim! ilmimi artır" de.
20:115
وَلَقَدْve andolsunwalaqadعَهِدْنَآbiz emretmiştikʿahid'nāإِلَىٰٓAdem'eilāءَادَمَAdamādamaمِنöncedenminقَبْلُbeforeqabluفَنَسِىَfakat unuttufanasiyaوَلَمْvewalamنَجِدْbiz bulmadıknajidلَهُۥondalahuعَزْمًۭاbir azimʿazman١١٥
And olsun ki daha önce "Adem'e secde edin" demiştik; İblis'ten başka hepsi secde etmiş, o çekinmişti.
20:116
وَإِذْve haniwa-idhقُلْنَاdemiştikqul'nāلِلْمَلَـٰٓئِكَةِmeleklerelil'malāikatiٱسْجُدُوا۟secede edinus'judūلِـَٔادَمَAdem'eliādamaفَسَجَدُوٓا۟secde ettilerfasajadūإِلَّآyalnızillāإِبْلِيسَİblisib'līsaأَبَىٰdirettiabā١١٦
"Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik.
20:117
فَقُلْنَاdedik kifaqul'nāيَـٰٓـَٔادَمُey Ademyāādamuإِنَّşüphesizinnaهَـٰذَاbuhādhāعَدُوٌّۭdüşmandırʿaduwwunلَّكَsenalakaوَلِزَوْجِكَve eşinewalizawjikaفَلَاsakınfalāيُخْرِجَنَّكُمَاsizi çıkarmasınyukh'rijannakumāمِنَcennettenminaٱلْجَنَّةِParadisel-janatiفَتَشْقَىٰٓsonra yorulursunfatashqā١١٧
"Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik.
20:118
إِنَّşüphesizinnaلَكَsenin içinlakaأَلَّاyokturallāتَجُوعَacıkmaktajūʿaفِيهَاburadafīhāوَلَاve yokturwalāتَعْرَىٰçıplak kalmaktaʿrā١١٨
"Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik.
20:119
وَأَنَّكَve şüphesiz senwa-annakaلَاsusamayacaksınتَظْمَؤُا۟will suffer from thirsttaẓma-uفِيهَاburadafīhāوَلَاvewalāتَضْحَىٰsıcaktan etkilenmeyeceksintaḍḥā١١٩
"Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa bedbaht olursun. Doğrusu cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik.
20:120
فَوَسْوَسَnihayet fısıldadıfawaswasaإِلَيْهِonailayhiٱلشَّيْطَـٰنُşeytanl-shayṭānuقَالَdedi kiqālaيَـٰٓـَٔادَمُey Ademyāādamuهَلْmi?halأَدُلُّكَsana göstereyimadullukaعَلَىٰağacınıʿalāشَجَرَةِ(the) treeshajaratiٱلْخُلْدِebedilikl-khul'diوَمُلْكٍۢve bir hükümranlığıwamul'kinلَّاyok olmayacakيَبْلَىٰ(that will) deteriorateyablā١٢٠
Ama şeytan ona vesvese verip: "Ey Adem! Sana sonsuzluk ağacını ve çökmesi olmayan bir saltanatı göstereyim mi?" dedi.
20:121
فَأَكَلَاyedilerfa-akalāمِنْهَاo(ağaç)tanmin'hāفَبَدَتْböylece göründüfabadatلَهُمَاkendilerinelahumāسَوْءَٰتُهُمَاkötü yerlerisawātuhumāوَطَفِقَاve başladılarwaṭafiqāيَخْصِفَانِörtmeğeyakhṣifāniعَلَيْهِمَاüstleriniʿalayhimāمِنyaprağındanminوَرَقِ(the) leaveswaraqiٱلْجَنَّةِ ۚcennetl-janatiوَعَصَىٰٓve karşı geldiwaʿaṣāءَادَمُAdemādamuرَبَّهُۥRabbinerabbahuفَغَوَىٰve şaşırdıfaghawā١٢١
Bunun üzerine ikisi de o ağacın meyvesinden yedi, ayıp yerleri görünüverdi. Cennet yapraklarıyla örtünmeye koyuldular. Adem, Rabbine baş kaldırdı ve yolunu şaşırdı.
20:122
ثُمَّsonrathummaٱجْتَبَـٰهُonu seçtiij'tabāhuرَبُّهُۥRabbirabbuhuفَتَابَtevbesini kabul ettifatābaعَلَيْهِonunʿalayhiوَهَدَىٰve doğru yola ilettiwahadā١٢٢
Rabbi yine de onu seçip tevbesini kabul etti, ona doğru yolu gösterdi.
20:123
قَالَdedi kiqālaٱهْبِطَاininih'biṭāمِنْهَاoradanmin'hāجَمِيعًۢا ۖhepinizjamīʿanبَعْضُكُمْbir kısmınızbaʿḍukumلِبَعْضٍdiğerinizelibaʿḍinعَدُوٌّۭ ۖdüşmansınızʿaduwwunفَإِمَّاartıkfa-immāيَأْتِيَنَّكُمsize geldiği zamanyatiyannakumمِّنِّىbendenminnīهُدًۭىbir hidayethudanفَمَنِsonra kimfamaniٱتَّبَعَuyarsaittabaʿaهُدَاىَbenim hidayetimehudāyaفَلَاyoktur (ona)falāيَضِلُّsapkınlıkyaḍilluوَلَاve yokturwalāيَشْقَىٰbir sıkıntıyashqā١٢٣
Onlara şöyle dedi: "Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Elbet size Benden bir yol gösteren gelir; Benim yoluma uyan ne sapar ve ne de bedbaht olur."
20:124
وَمَنْama kimwamanأَعْرَضَyüz çevirirseaʿraḍaعَنbeni anmaktanʿanذِكْرِىMy remembrancedhik'rīفَإِنَّşüphesiz kifa-innaلَهُۥonun için vardırlahuمَعِيشَةًۭbir geçimmaʿīshatanضَنكًۭاdarḍankanوَنَحْشُرُهُۥve onu haşrederizwanaḥshuruhuيَوْمَgünüyawmaٱلْقِيَـٰمَةِkıyametl-qiyāmatiأَعْمَىٰkör olarakaʿmā١٢٤
Benim Kitap'ımdan yüz çeviren bilsin ki onun dar bir geçimi olur ve kıyamet günü de onu kör olarak haşrederiz.
20:125
قَالَder kiqālaرَبِّRabbimrabbiلِمَniçin?limaحَشَرْتَنِىٓbeni haşrettinḥashartanīأَعْمَىٰkör olarakaʿmāوَقَدْandolsunwaqadكُنتُben idimkuntuبَصِيرًۭاgörüyorbaṣīran١٢٥
O zaman: "Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin, oysa ben gören bir kimseydim" der.
20:126
قَالَ(Allah) buyurur kiqālaكَذَٰلِكَnasıl kikadhālikaأَتَتْكَsana geldiğindeatatkaءَايَـٰتُنَاayetlerimizāyātunāفَنَسِيتَهَا ۖsen onları unuttuysanfanasītahāوَكَذَٰلِكَöylecewakadhālikaٱلْيَوْمَbugünl-yawmaتُنسَىٰsen unutulursuntunsā١٢٦
Allah: "Böyledir, ayetlerimiz sana gelmişti de sen onları unutmuştun, bugün de öylece unutulursun" der.
20:127
وَكَذَٰلِكَişte böylewakadhālikaنَجْزِىcezalandırırıznajzīمَنْkimselerimanأَسْرَفَisraf edenasrafaوَلَمْvewalamيُؤْمِنۢinanmayanlarıyu'minبِـَٔايَـٰتِayetlerinebiāyātiرَبِّهِۦ ۚRabbininrabbihiوَلَعَذَابُve elbette azabıwalaʿadhābuٱلْـَٔاخِرَةِahiretinl-ākhiratiأَشَدُّdaha çetindirashadduوَأَبْقَىٰٓve daha süreklidirwa-abqā١٢٧
İşte haddi aşanları, Rabbinin ayetlerine inanmayanları böylece cezalandıracağız. Hem, ahiretin azabı bu dünya azabından daha şiddetli ve daha devamlıdır.
20:128
أَفَلَمْyola getirmedi mi?afalamيَهْدِit guidedyahdiلَهُمْonları;lahumكَمْnicelerinikamأَهْلَكْنَاyok edişimizahlaknāقَبْلَهُمkendilerinden önceqablahumمِّنَnesillerdenminaٱلْقُرُونِthe generationsl-qurūniيَمْشُونَdolaştıklarıyamshūnaفِىmeskenlerindeمَسَـٰكِنِهِمْ ۗtheir dwellingsmasākinihimإِنَّelbetteinnaفِىbunda vardırذَٰلِكَthatdhālikaلَـَٔايَـٰتٍۢibretlerlaāyātinلِّأُو۟لِىsahipleri içinli-ulīٱلنُّهَىٰakıll-nuhā١٢٨
Onları yerlerinde gezdikleri, kendilerinden önce yok etmiş olduğumuz bunca nesiller doğru yola sevketmedi mi? Doğrusu bunlarda akıl sahipleri için ibretler vardır.
20:129
وَلَوْلَاeğer olmasaydıwalawlāكَلِمَةٌۭsöylenmiş bir sözkalimatunسَبَقَتْdaha öncesabaqatمِنtarafındanminرَّبِّكَRabbinrabbikaلَكَانَşüphesiz olurdulakānaلِزَامًۭا(azap) gereklilizāmanوَأَجَلٌۭve bir sürewa-ajalunمُّسَمًّۭىbelirtilmişmusamman١٢٩
Eğer Rabbinin verilmiş bir sözü ve tayin ettiği bir süre olmasaydı, hemen azaba uğrarlardı.
20:130
فَٱصْبِرْo halde sabretfa-iṣ'birعَلَىٰşeylereʿalāمَاwhatيَقُولُونَonların dedikleriyaqūlūnaوَسَبِّحْve tesbih etwasabbiḥبِحَمْدِöverekbiḥamdiرَبِّكَRabbinirabbikaقَبْلَönceqablaطُلُوعِdoğmasındanṭulūʿiٱلشَّمْسِgüneşinl-shamsiوَقَبْلَve öncewaqablaغُرُوبِهَا ۖbatmasındanghurūbihāوَمِنْbir kısmındawaminءَانَآئِsa'atlerindenānāiٱلَّيْلِgeceal-layliفَسَبِّحْtesbih etfasabbiḥوَأَطْرَافَve taraflarındawa-aṭrāfaٱلنَّهَارِgündüzünl-nahāriلَعَلَّكَumulur kilaʿallakaتَرْضَىٰhoşnut olursuntarḍā١٣٠
Onların dediklerine sabret; güneşin doğmasından ve batmasından önce Rabbini hamd ile tesbih et; gece saatlerinde ve gündüzleri de tesbih et ki Rabbinin rızasına eresin.
20:131
وَلَاve aslawalāتَمُدَّنَّdikmetamuddannaعَيْنَيْكَgözleriniʿaynaykaإِلَىٰdoğruilāمَاşeylereمَتَّعْنَاfaydalandırdığımızmattaʿnāبِهِۦٓonunlabihiأَزْوَٰجًۭاbazı zümreleriazwājanمِّنْهُمْonlardanmin'humزَهْرَةَsüsünezahrataٱلْحَيَوٰةِhayatınınl-ḥayatiٱلدُّنْيَاdünyal-dun'yāلِنَفْتِنَهُمْkendilerini denemek içinlinaftinahumفِيهِ ۚo konudafīhiوَرِزْقُve rızkıwariz'quرَبِّكَRabbininrabbikaخَيْرٌۭdaha hayırlıdırkhayrunوَأَبْقَىٰve daha süreklidirwa-abqā١٣١
Kendilerini sınamak için, dünya hayatının süsü olarak bol bol geçimlik verdiğimiz kimselere sakın göz dikme, Rabbinin rızkı daha iyi ve daha devamlıdır.
20:132
وَأْمُرْve emretwamurأَهْلَكَaileneahlakaبِٱلصَّلَوٰةِnamazıbil-ṣalatiوَٱصْطَبِرْve dayanwa-iṣ'ṭabirعَلَيْهَا ۖona (namaz kılmaya)ʿalayhāلَاbiz senden istemiyoruzنَسْـَٔلُكَWe ask younasalukaرِزْقًۭا ۖrızıkriz'qanنَّحْنُbiznaḥnuنَرْزُقُكَ ۗseni besliyoruznarzuqukaوَٱلْعَـٰقِبَةُve akıbetwal-ʿāqibatuلِلتَّقْوَىٰtakva(sahipleri)nindirlilttaqwā١٣٢
Ehline namaz kılmalarını emret, kendin de onda devamlı ol. Biz senden rızık istemiyoruz, sana rızık veren Biziz. Sonuç Allah'a karşı gelmekten sakınanındır.
20:133
وَقَالُوا۟ve dediler kiwaqālūلَوْلَاdeğil mi?lawlāيَأْتِينَاbize getirmeliyatīnāبِـَٔايَةٍۢbir ayet (mu'cize)biāyatinمِّنRabbindenminرَّبِّهِۦٓ ۚhis Lordrabbihiأَوَلَمْonlara gelmedi mi?awalamتَأْتِهِمcome to themtatihimبَيِّنَةُkanıtbayyinatuمَاbulunanفِى(was) inٱلصُّحُفِKitap'lardal-ṣuḥufiٱلْأُولَىٰöncekil-ūlā١٣٣
"Rabbinden bize bir mucize getirseydi ya" derler. Onlara, önceki Kitablarda bulunan belgeler gelmedi mi?
20:134
وَلَوْşayetwalawأَنَّآşüphesiz bizannāأَهْلَكْنَـٰهُمonları helak etseydikahlaknāhumبِعَذَابٍۢbir azab ilebiʿadhābinمِّنondan önceminقَبْلِهِۦbefore himqablihiلَقَالُوا۟elbette derlerdilaqālūرَبَّنَاRabbimizrabbanāلَوْلَآkeşkelawlāأَرْسَلْتَgönderseydinarsaltaإِلَيْنَاbizeilaynāرَسُولًۭاbir elçirasūlanفَنَتَّبِعَuysaydıkfanattabiʿaءَايَـٰتِكَsenin ayetlerineāyātikaمِنönceminقَبْلِbeforeqabliأَنrezil olmadananنَّذِلَّwe were humiliatednadhillaوَنَخْزَىٰve alçak (olmadan)wanakhzā١٣٤
Eğer onları ondan önce bir azaba uğratarak yok etseydik: "Rabbimiz! Bize bir peygamber gönderseydin de, alçak ve rezil olmazdan önce ayetlerine uysaydık, olmaz mıydı?" diyeceklerdi.
20:135
قُلْde kiqulكُلٌّۭherkeskullunمُّتَرَبِّصٌۭgözetlemektedirmutarabbiṣunفَتَرَبَّصُوا۟ ۖgözetleyinfatarabbaṣūفَسَتَعْلَمُونَbileceksinizfasataʿlamūnaمَنْkimdirmanأَصْحَـٰبُsahipleriaṣḥābuٱلصِّرَٰطِyolunl-ṣirāṭiٱلسَّوِىِّdüzgünl-sawiyiوَمَنِve kimdirwamaniٱهْتَدَىٰdoğru yolda olanih'tadā١٣٥
De ki: "Herkes gözlemektedir, siz de gözleyin. Şüphesiz düz yolun sahiplerinin kimler olduğunu ve kimlerin doğru yolda bulunduğunu bileceksiniz."