19
Meryem
مريم
Besmele
بِسْمِ
adıyla
bis'mi
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
19:1
كٓهيعٓصٓ
Kaf ha ya 'ayn sad
kaf-ha-ya-ain-sad
Kaf ha ya 'ayn sad ١ (1)
(1)
Kaf ha ya 'ayn sad ١ (1)
(1)
Kaf, Ha, Ya, Ayn, Sad.
19:2
ذِكْرُ
bu anmasıdır'
dhik'ru
bu anmasıdır' رَحْمَتِ rahmetini raḥmati
rahmetini رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin عَبْدَهُۥ kulu ʿabdahu
kulu زَكَرِيَّآ Zekeriyya'ya zakariyyā
Zekeriyya'ya ٢ (2)
(2)
bu anmasıdır' رَحْمَتِ rahmetini raḥmati
rahmetini رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin عَبْدَهُۥ kulu ʿabdahu
kulu زَكَرِيَّآ Zekeriyya'ya zakariyyā
Zekeriyya'ya ٢ (2)
(2)
Bu, Rabbinin kulu Zekeriya'ya olan rahmetini anmadır.
19:3
إِذْ
hani
idh
hani نَادَىٰ yalvarmıştı nādā
yalvarmıştı رَبَّهُۥ Rabbine rabbahu
Rabbine نِدَآءً bir seslenişle nidāan
bir seslenişle خَفِيًّۭا gizli khafiyyan
gizli ٣ (3)
(3)
hani نَادَىٰ yalvarmıştı nādā
yalvarmıştı رَبَّهُۥ Rabbine rabbahu
Rabbine نِدَآءً bir seslenişle nidāan
bir seslenişle خَفِيًّۭا gizli khafiyyan
gizli ٣ (3)
(3)
O Rabbine içinden yalvarmıştı.
19:4
قَالَ
dedi
qāla
dedi رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim إِنِّى şüphesiz ben innī
şüphesiz ben وَهَنَ gevşedi wahana
gevşedi ٱلْعَظْمُ kemik(lerim) l-ʿaẓmu
kemik(lerim) مِنِّى benim minnī
benim وَٱشْتَعَلَ ve tutuştu wa-ish'taʿala
ve tutuştu ٱلرَّأْسُ başım l-rasu
başım شَيْبًۭا ihtiyarlık aleviyle shayban
ihtiyarlık aleviyle وَلَمْ ve walam
ve أَكُنۢ olmadım akun
olmadım بِدُعَآئِكَ sana du'a ile biduʿāika
sana du'a ile رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim شَقِيًّۭا bahtsız shaqiyyan
bahtsız ٤ (4)
(4)
dedi رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim إِنِّى şüphesiz ben innī
şüphesiz ben وَهَنَ gevşedi wahana
gevşedi ٱلْعَظْمُ kemik(lerim) l-ʿaẓmu
kemik(lerim) مِنِّى benim minnī
benim وَٱشْتَعَلَ ve tutuştu wa-ish'taʿala
ve tutuştu ٱلرَّأْسُ başım l-rasu
başım شَيْبًۭا ihtiyarlık aleviyle shayban
ihtiyarlık aleviyle وَلَمْ ve walam
ve أَكُنۢ olmadım akun
olmadım بِدُعَآئِكَ sana du'a ile biduʿāika
sana du'a ile رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim شَقِيًّۭا bahtsız shaqiyyan
bahtsız ٤ (4)
(4)
Şöyle demişti: "Rabbim! Gerçekten kemiklerim zayıfladı, saçlarım ağardı. Rabbim! Sana yalvarmakla şimdiye kadar bedbaht olup bir şeyden mahrum kalmadım."
19:5
وَإِنِّى
doğrusu ben
wa-innī
doğrusu ben خِفْتُ korktum khif'tu
korktum ٱلْمَوَٰلِىَ yerime geçecek yakınlarımdan l-mawāliya
yerime geçecek yakınlarımdan مِن arkamdan min
arkamdan وَرَآءِى after me warāī
after me وَكَانَتِ ve wakānati
ve ٱمْرَأَتِى karım da im'ra-atī
karım da عَاقِرًۭا kısırdır ʿāqiran
kısırdır فَهَبْ (Ne olur) lutfet fahab
(Ne olur) lutfet لِى bana lī
bana مِن katından min
katından لَّدُنكَ Yourself ladunka
Yourself وَلِيًّۭا bir veli(aht) waliyyan
bir veli(aht) ٥ (5)
(5)
doğrusu ben خِفْتُ korktum khif'tu
korktum ٱلْمَوَٰلِىَ yerime geçecek yakınlarımdan l-mawāliya
yerime geçecek yakınlarımdan مِن arkamdan min
arkamdan وَرَآءِى after me warāī
after me وَكَانَتِ ve wakānati
ve ٱمْرَأَتِى karım da im'ra-atī
karım da عَاقِرًۭا kısırdır ʿāqiran
kısırdır فَهَبْ (Ne olur) lutfet fahab
(Ne olur) lutfet لِى bana lī
bana مِن katından min
katından لَّدُنكَ Yourself ladunka
Yourself وَلِيًّۭا bir veli(aht) waliyyan
bir veli(aht) ٥ (5)
(5)
Doğrusu, benden sonra yerime geçecek yakınlarımın iyi hareket etmeyeceklerinden korkuyorum. Karım da kısırdır. Katından bana bir oğul bağışla ki, bana ve Yakub oğullarına mirasçı olsun. Rabbim! Onun, rızanı kazanmasını da sağla."
19:6
يَرِثُنِى
bana mirasçı olsun
yarithunī
bana mirasçı olsun وَيَرِثُ ve mirasçı olsun wayarithu
ve mirasçı olsun مِنْ oğullarına min
oğullarına ءَالِ (the) family āli
(the) family يَعْقُوبَ ۖ Ya'kub yaʿqūba
Ya'kub وَٱجْعَلْهُ ve onu yap wa-ij'ʿalhu
ve onu yap رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim رَضِيًّۭا razı olduklarından raḍiyyan
razı olduklarından ٦ (6)
(6)
bana mirasçı olsun وَيَرِثُ ve mirasçı olsun wayarithu
ve mirasçı olsun مِنْ oğullarına min
oğullarına ءَالِ (the) family āli
(the) family يَعْقُوبَ ۖ Ya'kub yaʿqūba
Ya'kub وَٱجْعَلْهُ ve onu yap wa-ij'ʿalhu
ve onu yap رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim رَضِيًّۭا razı olduklarından raḍiyyan
razı olduklarından ٦ (6)
(6)
Doğrusu, benden sonra yerime geçecek yakınlarımın iyi hareket etmeyeceklerinden korkuyorum. Karım da kısırdır. Katından bana bir oğul bağışla ki, bana ve Yakub oğullarına mirasçı olsun. Rabbim! Onun, rızanı kazanmasını da sağla."
19:7
يَـٰزَكَرِيَّآ
Ey Zekeriyya
yāzakariyyā
Ey Zekeriyya إِنَّا şüphesiz biz innā
şüphesiz biz نُبَشِّرُكَ sana müjdeleriz nubashiruka
sana müjdeleriz بِغُلَـٰمٍ bir oğul bighulāmin
bir oğul ٱسْمُهُۥ onun adı us'muhu
onun adı يَحْيَىٰ Yahya'dır yaḥyā
Yahya'dır لَمْ yapmadık lam
yapmadık نَجْعَل We (have) assigned najʿal
We (have) assigned لَّهُۥ ona lahu
ona مِن daha önce min
daha önce قَبْلُ before qablu
before سَمِيًّۭا adaş samiyyan
adaş ٧ (7)
(7)
Ey Zekeriyya إِنَّا şüphesiz biz innā
şüphesiz biz نُبَشِّرُكَ sana müjdeleriz nubashiruka
sana müjdeleriz بِغُلَـٰمٍ bir oğul bighulāmin
bir oğul ٱسْمُهُۥ onun adı us'muhu
onun adı يَحْيَىٰ Yahya'dır yaḥyā
Yahya'dır لَمْ yapmadık lam
yapmadık نَجْعَل We (have) assigned najʿal
We (have) assigned لَّهُۥ ona lahu
ona مِن daha önce min
daha önce قَبْلُ before qablu
before سَمِيًّۭا adaş samiyyan
adaş ٧ (7)
(7)
Allah: "Ey Zekeriya! Sana, Yahya isminde bir oğlanı müjdeliyoruz. Bu adı daha önce kimseye vermemiştik" buyurdu.
19:8
قَالَ
dedi ki
qāla
dedi ki رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim أَنَّىٰ nasıl olur? annā
nasıl olur? يَكُونُ benim yakūnu
benim لِى I have lī
I have غُلَـٰمٌۭ oğlum ghulāmun
oğlum وَكَانَتِ ve wakānati
ve ٱمْرَأَتِى karım da im'ra-atī
karım da عَاقِرًۭا kısırdır ʿāqiran
kısırdır وَقَدْ ve gerçekten waqad
ve gerçekten بَلَغْتُ ben ulaştım balaghtu
ben ulaştım مِنَ ihtiyarlığın mina
ihtiyarlığın ٱلْكِبَرِ the old age l-kibari
the old age عِتِيًّۭا son sınırına ʿitiyyan
son sınırına ٨ (8)
(8)
dedi ki رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim أَنَّىٰ nasıl olur? annā
nasıl olur? يَكُونُ benim yakūnu
benim لِى I have lī
I have غُلَـٰمٌۭ oğlum ghulāmun
oğlum وَكَانَتِ ve wakānati
ve ٱمْرَأَتِى karım da im'ra-atī
karım da عَاقِرًۭا kısırdır ʿāqiran
kısırdır وَقَدْ ve gerçekten waqad
ve gerçekten بَلَغْتُ ben ulaştım balaghtu
ben ulaştım مِنَ ihtiyarlığın mina
ihtiyarlığın ٱلْكِبَرِ the old age l-kibari
the old age عِتِيًّۭا son sınırına ʿitiyyan
son sınırına ٨ (8)
(8)
Zekeriya: "Rabbim! Karım kısır, ben de son derece kocamışken nasıl oğlum olabilir?" dedi.
19:9
قَالَ
dedi ki
qāla
dedi ki كَذَٰلِكَ öyledir kadhālika
öyledir قَالَ dedi; qāla
dedi; رَبُّكَ senin Rabbin rabbuka
senin Rabbin هُوَ O huwa
O عَلَىَّ bana ʿalayya
bana هَيِّنٌۭ kolaydır hayyinun
kolaydır وَقَدْ ve gerçekten waqad
ve gerçekten خَلَقْتُكَ seni de yaratmıştım khalaqtuka
seni de yaratmıştım مِن daha önce min
daha önce قَبْلُ before qablu
before وَلَمْ ve değilken walam
ve değilken تَكُ sen taku
sen شَيْـًۭٔا hiçbir şey shayan
hiçbir şey ٩ (9)
(9)
dedi ki كَذَٰلِكَ öyledir kadhālika
öyledir قَالَ dedi; qāla
dedi; رَبُّكَ senin Rabbin rabbuka
senin Rabbin هُوَ O huwa
O عَلَىَّ bana ʿalayya
bana هَيِّنٌۭ kolaydır hayyinun
kolaydır وَقَدْ ve gerçekten waqad
ve gerçekten خَلَقْتُكَ seni de yaratmıştım khalaqtuka
seni de yaratmıştım مِن daha önce min
daha önce قَبْلُ before qablu
before وَلَمْ ve değilken walam
ve değilken تَكُ sen taku
sen شَيْـًۭٔا hiçbir şey shayan
hiçbir şey ٩ (9)
(9)
Allah: "Rabbin böyle buyurdu; Çünkü bu bana kolaydır, nitekim sen yokken daha önce seni yaratmıştım" dedi.
19:10
قَالَ
dedi
qāla
dedi رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim ٱجْعَل (öyle ise) ver ij'ʿal
(öyle ise) ver لِّىٓ bana lī
bana ءَايَةًۭ ۚ bir işaret āyatan
bir işaret قَالَ dedi qāla
dedi ءَايَتُكَ senin işaretin āyatuka
senin işaretin أَلَّا konuşamamandır allā
konuşamamandır تُكَلِّمَ you will speak tukallima
you will speak ٱلنَّاسَ insanlarla l-nāsa
insanlarla ثَلَـٰثَ üç thalātha
üç لَيَالٍۢ gece layālin
gece سَوِيًّۭا sapasağlam olduğun halde sawiyyan
sapasağlam olduğun halde ١٠ (10)
(10)
dedi رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim ٱجْعَل (öyle ise) ver ij'ʿal
(öyle ise) ver لِّىٓ bana lī
bana ءَايَةًۭ ۚ bir işaret āyatan
bir işaret قَالَ dedi qāla
dedi ءَايَتُكَ senin işaretin āyatuka
senin işaretin أَلَّا konuşamamandır allā
konuşamamandır تُكَلِّمَ you will speak tukallima
you will speak ٱلنَّاسَ insanlarla l-nāsa
insanlarla ثَلَـٰثَ üç thalātha
üç لَيَالٍۢ gece layālin
gece سَوِيًّۭا sapasağlam olduğun halde sawiyyan
sapasağlam olduğun halde ١٠ (10)
(10)
Zekeriya "Rabbim! Öyleyse bana bir alamet ver" dedi. Allah: "Senin alametin, sağlam ve sıhhatli olduğun halde üç gün üç gece insanlarla konuşamamandır" buyurdu.
19:11
فَخَرَجَ
çıkıp
fakharaja
çıkıp عَلَىٰ karşısına ʿalā
karşısına قَوْمِهِۦ kavminin qawmihi
kavminin مِنَ ma'bedden mina
ma'bedden ٱلْمِحْرَابِ the prayer chamber l-miḥ'rābi
the prayer chamber فَأَوْحَىٰٓ işaret etti fa-awḥā
işaret etti إِلَيْهِمْ onlara ilayhim
onlara أَن diye an
diye سَبِّحُوا۟ tesbih edin sabbiḥū
tesbih edin بُكْرَةًۭ sabah buk'ratan
sabah وَعَشِيًّۭا ve akşam waʿashiyyan
ve akşam ١١ (11)
(11)
çıkıp عَلَىٰ karşısına ʿalā
karşısına قَوْمِهِۦ kavminin qawmihi
kavminin مِنَ ma'bedden mina
ma'bedden ٱلْمِحْرَابِ the prayer chamber l-miḥ'rābi
the prayer chamber فَأَوْحَىٰٓ işaret etti fa-awḥā
işaret etti إِلَيْهِمْ onlara ilayhim
onlara أَن diye an
diye سَبِّحُوا۟ tesbih edin sabbiḥū
tesbih edin بُكْرَةًۭ sabah buk'ratan
sabah وَعَشِيًّۭا ve akşam waʿashiyyan
ve akşam ١١ (11)
(11)
Zekeriya bunun üzerine mabedden çıkıp milletine: "Sabah akşam Allah'ı tesbih edin" diye işarette bulundu.
19:12
يَـٰيَحْيَىٰ
Ey Yahya
yāyaḥyā
Ey Yahya خُذِ tut khudhi
tut ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı بِقُوَّةٍۢ ۖ kuvvetle biquwwatin
kuvvetle وَءَاتَيْنَـٰهُ ve ona verdik waātaynāhu
ve ona verdik ٱلْحُكْمَ hikmet l-ḥuk'ma
hikmet صَبِيًّۭا çocuk iken ṣabiyyan
çocuk iken ١٢ (12)
(12)
Ey Yahya خُذِ tut khudhi
tut ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı بِقُوَّةٍۢ ۖ kuvvetle biquwwatin
kuvvetle وَءَاتَيْنَـٰهُ ve ona verdik waātaynāhu
ve ona verdik ٱلْحُكْمَ hikmet l-ḥuk'ma
hikmet صَبِيًّۭا çocuk iken ṣabiyyan
çocuk iken ١٢ (12)
(12)
"Ey Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl" deyip daha çocukken ona hikmet, katımızdan kalp yumuşaklığı ve safiyet verdik. O, Allah'tan sakınan ve anasına babasına karşı iyi davranan bir kimse idi, baş kaldıran bir zorba değildi.
19:13
وَحَنَانًۭا
ve bir rahmet
waḥanānan
ve bir rahmet مِّن katımızdan min
katımızdan لَّدُنَّا Us ladunnā
Us وَزَكَوٰةًۭ ۖ ve temizlik wazakatan
ve temizlik وَكَانَ ve oldu wakāna
ve oldu تَقِيًّۭا sakınan (bir kimse) taqiyyan
sakınan (bir kimse) ١٣ (13)
(13)
ve bir rahmet مِّن katımızdan min
katımızdan لَّدُنَّا Us ladunnā
Us وَزَكَوٰةًۭ ۖ ve temizlik wazakatan
ve temizlik وَكَانَ ve oldu wakāna
ve oldu تَقِيًّۭا sakınan (bir kimse) taqiyyan
sakınan (bir kimse) ١٣ (13)
(13)
"Ey Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl" deyip daha çocukken ona hikmet, katımızdan kalp yumuşaklığı ve safiyet verdik. O, Allah'tan sakınan ve anasına babasına karşı iyi davranan bir kimse idi, baş kaldıran bir zorba değildi.
19:14
وَبَرًّۢا
ve iyilik ediciydi
wabarran
ve iyilik ediciydi بِوَٰلِدَيْهِ ana babasına biwālidayhi
ana babasına وَلَمْ ve walam
ve يَكُن değildi yakun
değildi جَبَّارًا baş kaldıran jabbāran
baş kaldıran عَصِيًّۭا bir zorba ʿaṣiyyan
bir zorba ١٤ (14)
(14)
ve iyilik ediciydi بِوَٰلِدَيْهِ ana babasına biwālidayhi
ana babasına وَلَمْ ve walam
ve يَكُن değildi yakun
değildi جَبَّارًا baş kaldıran jabbāran
baş kaldıran عَصِيًّۭا bir zorba ʿaṣiyyan
bir zorba ١٤ (14)
(14)
"Ey Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl" deyip daha çocukken ona hikmet, katımızdan kalp yumuşaklığı ve safiyet verdik. O, Allah'tan sakınan ve anasına babasına karşı iyi davranan bir kimse idi, baş kaldıran bir zorba değildi.
19:15
وَسَلَـٰمٌ
selam olsun!
wasalāmun
selam olsun! عَلَيْهِ ona ʿalayhi
ona يَوْمَ gün yawma
gün وُلِدَ doğduğu wulida
doğduğu وَيَوْمَ ve gün wayawma
ve gün يَمُوتُ öleceği yamūtu
öleceği وَيَوْمَ ve gün wayawma
ve gün يُبْعَثُ kaldırılacağı yub'ʿathu
kaldırılacağı حَيًّۭا diri olarak ḥayyan
diri olarak ١٥ (15)
(15)
selam olsun! عَلَيْهِ ona ʿalayhi
ona يَوْمَ gün yawma
gün وُلِدَ doğduğu wulida
doğduğu وَيَوْمَ ve gün wayawma
ve gün يَمُوتُ öleceği yamūtu
öleceği وَيَوْمَ ve gün wayawma
ve gün يُبْعَثُ kaldırılacağı yub'ʿathu
kaldırılacağı حَيًّۭا diri olarak ḥayyan
diri olarak ١٥ (15)
(15)
Doğduğu günde, öleceği günde ve dirileceği günde ona selam olsun.
19:16
وَٱذْكُرْ
an (hatırla)
wa-udh'kur
an (hatırla) فِى Kitapta fī
Kitapta ٱلْكِتَـٰبِ the Book l-kitābi
the Book مَرْيَمَ Meryem'i maryama
Meryem'i إِذِ bir zaman idhi
bir zaman ٱنتَبَذَتْ o ayrılıp çekilmişti intabadhat
o ayrılıp çekilmişti مِنْ ailesinden min
ailesinden أَهْلِهَا her family ahlihā
her family مَكَانًۭا bir yere makānan
bir yere شَرْقِيًّۭا doğu yönünde sharqiyyan
doğu yönünde ١٦ (16)
(16)
an (hatırla) فِى Kitapta fī
Kitapta ٱلْكِتَـٰبِ the Book l-kitābi
the Book مَرْيَمَ Meryem'i maryama
Meryem'i إِذِ bir zaman idhi
bir zaman ٱنتَبَذَتْ o ayrılıp çekilmişti intabadhat
o ayrılıp çekilmişti مِنْ ailesinden min
ailesinden أَهْلِهَا her family ahlihā
her family مَكَانًۭا bir yere makānan
bir yere شَرْقِيًّۭا doğu yönünde sharqiyyan
doğu yönünde ١٦ (16)
(16)
Kitabda Meryem'i de an. O, ailesinden ayrılarak, doğu yönünde bir yere çekilmişti.
19:17
فَٱتَّخَذَتْ
çekmişti
fa-ittakhadhat
çekmişti مِن onlarla arasına min
onlarla arasına دُونِهِمْ from them dūnihim
from them حِجَابًۭا bir perde ḥijāban
bir perde فَأَرْسَلْنَآ biz de gönderdik fa-arsalnā
biz de gönderdik إِلَيْهَا ona ilayhā
ona رُوحَنَا ruhumuzu (Cebrail'i) rūḥanā
ruhumuzu (Cebrail'i) فَتَمَثَّلَ göründü fatamathala
göründü لَهَا ona lahā
ona بَشَرًۭا bir insan şeklinde basharan
bir insan şeklinde سَوِيًّۭا düzgün sawiyyan
düzgün ١٧ (17)
(17)
çekmişti مِن onlarla arasına min
onlarla arasına دُونِهِمْ from them dūnihim
from them حِجَابًۭا bir perde ḥijāban
bir perde فَأَرْسَلْنَآ biz de gönderdik fa-arsalnā
biz de gönderdik إِلَيْهَا ona ilayhā
ona رُوحَنَا ruhumuzu (Cebrail'i) rūḥanā
ruhumuzu (Cebrail'i) فَتَمَثَّلَ göründü fatamathala
göründü لَهَا ona lahā
ona بَشَرًۭا bir insan şeklinde basharan
bir insan şeklinde سَوِيًّۭا düzgün sawiyyan
düzgün ١٧ (17)
(17)
Sonra, insanlardan gizlenmek için bir perde germişti. Cebrail'i göndermiştik de ona tam bir insan olarak görünmüştü.
19:18
قَالَتْ
(Meryem) dedi ki
qālat
(Meryem) dedi ki إِنِّىٓ şüphesiz ben innī
şüphesiz ben أَعُوذُ sığınırım aʿūdhu
sığınırım بِٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman'a bil-raḥmāni
Rahman'a مِنكَ senden minka
senden إِن eğer in
eğer كُنتَ isen kunta
isen تَقِيًّۭا korkuyor taqiyyan
korkuyor ١٨ (18)
(18)
(Meryem) dedi ki إِنِّىٓ şüphesiz ben innī
şüphesiz ben أَعُوذُ sığınırım aʿūdhu
sığınırım بِٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman'a bil-raḥmāni
Rahman'a مِنكَ senden minka
senden إِن eğer in
eğer كُنتَ isen kunta
isen تَقِيًّۭا korkuyor taqiyyan
korkuyor ١٨ (18)
(18)
Meryem: "Eğer Allah'tan sakınan bir kimse isen, senden Rahman'a sığınırım" dedi.
19:19
قَالَ
dedi ki
qāla
dedi ki إِنَّمَآ sadece innamā
sadece أَنَا۠ ben anā
ben رَسُولُ elçisiyim rasūlu
elçisiyim رَبِّكِ Rabbinin rabbiki
Rabbinin لِأَهَبَ hediye edeyim diye li-ahaba
hediye edeyim diye لَكِ sana laki
sana غُلَـٰمًۭا bir erkek çocuğu ghulāman
bir erkek çocuğu زَكِيًّۭا tertemiz zakiyyan
tertemiz ١٩ (19)
(19)
dedi ki إِنَّمَآ sadece innamā
sadece أَنَا۠ ben anā
ben رَسُولُ elçisiyim rasūlu
elçisiyim رَبِّكِ Rabbinin rabbiki
Rabbinin لِأَهَبَ hediye edeyim diye li-ahaba
hediye edeyim diye لَكِ sana laki
sana غُلَـٰمًۭا bir erkek çocuğu ghulāman
bir erkek çocuğu زَكِيًّۭا tertemiz zakiyyan
tertemiz ١٩ (19)
(19)
Cebrail: "Ben temiz bir oğlan bağışlamak için Rabbinin sana gönderdiği elçiden başkası değilim" dedi.
19:20
قَالَتْ
dedi
qālat
dedi أَنَّىٰ nasıl annā
nasıl يَكُونُ olur yakūnu
olur لِى benim lī
benim غُلَـٰمٌۭ oğlum ghulāmun
oğlum وَلَمْ bana dokunmadı walam
bana dokunmadı يَمْسَسْنِى has touched me yamsasnī
has touched me بَشَرٌۭ bir insan basharun
bir insan وَلَمْ ve walam
ve أَكُ ben değilim aku
ben değilim بَغِيًّۭا iffetsiz baghiyyan
iffetsiz ٢٠ (20)
(20)
dedi أَنَّىٰ nasıl annā
nasıl يَكُونُ olur yakūnu
olur لِى benim lī
benim غُلَـٰمٌۭ oğlum ghulāmun
oğlum وَلَمْ bana dokunmadı walam
bana dokunmadı يَمْسَسْنِى has touched me yamsasnī
has touched me بَشَرٌۭ bir insan basharun
bir insan وَلَمْ ve walam
ve أَكُ ben değilim aku
ben değilim بَغِيًّۭا iffetsiz baghiyyan
iffetsiz ٢٠ (20)
(20)
Meryem: "Bana bir insan temas etmemişken, ben kötü kadın da olmadığım halde nasıl oğlum olabilir?" dedi.
19:21
قَالَ
dedi
qāla
dedi كَذَٰلِكِ öyledir kadhāliki
öyledir قَالَ dedi qāla
dedi رَبُّكِ Rabbin rabbuki
Rabbin هُوَ O huwa
O عَلَىَّ bana ʿalayya
bana هَيِّنٌۭ ۖ kolaydır hayyinun
kolaydır وَلِنَجْعَلَهُۥٓ onu kılmak için walinajʿalahu
onu kılmak için ءَايَةًۭ bir mu'cize āyatan
bir mu'cize لِّلنَّاسِ insanlara lilnnāsi
insanlara وَرَحْمَةًۭ ve bir rahmet waraḥmatan
ve bir rahmet مِّنَّا ۚ bizden minnā
bizden وَكَانَ ve olup wakāna
ve olup أَمْرًۭا iş amran
iş مَّقْضِيًّۭا karara bağlanarak maqḍiyyan
karara bağlanarak ٢١ (21)
(21)
dedi كَذَٰلِكِ öyledir kadhāliki
öyledir قَالَ dedi qāla
dedi رَبُّكِ Rabbin rabbuki
Rabbin هُوَ O huwa
O عَلَىَّ bana ʿalayya
bana هَيِّنٌۭ ۖ kolaydır hayyinun
kolaydır وَلِنَجْعَلَهُۥٓ onu kılmak için walinajʿalahu
onu kılmak için ءَايَةًۭ bir mu'cize āyatan
bir mu'cize لِّلنَّاسِ insanlara lilnnāsi
insanlara وَرَحْمَةًۭ ve bir rahmet waraḥmatan
ve bir rahmet مِّنَّا ۚ bizden minnā
bizden وَكَانَ ve olup wakāna
ve olup أَمْرًۭا iş amran
iş مَّقْضِيًّۭا karara bağlanarak maqḍiyyan
karara bağlanarak ٢١ (21)
(21)
Cebrail: "Bu böyledir, çünkü Rabbin, 'Bu bana kolaydır, onu insanlar için bir mucize ve katımızdan da bir rahmet kılacağız; hem bu önceden kararlaştırılmış bir iştir' diyor" dedi.
19:22
۞ فَحَمَلَتْهُ
ona gebe kaldı
faḥamalathu
ona gebe kaldı فَٱنتَبَذَتْ ve çekildi fa-intabadhat
ve çekildi بِهِۦ onunla bihi
onunla مَكَانًۭا bir yere makānan
bir yere قَصِيًّۭا uzak qaṣiyyan
uzak ٢٢ (22)
(22)
ona gebe kaldı فَٱنتَبَذَتْ ve çekildi fa-intabadhat
ve çekildi بِهِۦ onunla bihi
onunla مَكَانًۭا bir yere makānan
bir yere قَصِيًّۭا uzak qaṣiyyan
uzak ٢٢ (22)
(22)
Meryem oğlana gebe kaldı, o haliyle uzak bir yere çekildi.
19:23
فَأَجَآءَهَا
ve onu getirdi
fa-ajāahā
ve onu getirdi ٱلْمَخَاضُ doğum sancısı l-makhāḍu
doğum sancısı إِلَىٰ dalı(nın altı)na ilā
dalı(nın altı)na جِذْعِ (the) trunk jidh'ʿi
(the) trunk ٱلنَّخْلَةِ bir hurma l-nakhlati
bir hurma قَالَتْ dedi qālat
dedi يَـٰلَيْتَنِى ey keşke yālaytanī
ey keşke مِتُّ ölseydim mittu
ölseydim قَبْلَ önce qabla
önce هَـٰذَا bundan hādhā
bundan وَكُنتُ ve idim wakuntu
ve idim نَسْيًۭا unutulsa nasyan
unutulsa مَّنسِيًّۭا unutulanlar gibi mansiyyan
unutulanlar gibi ٢٣ (23)
(23)
ve onu getirdi ٱلْمَخَاضُ doğum sancısı l-makhāḍu
doğum sancısı إِلَىٰ dalı(nın altı)na ilā
dalı(nın altı)na جِذْعِ (the) trunk jidh'ʿi
(the) trunk ٱلنَّخْلَةِ bir hurma l-nakhlati
bir hurma قَالَتْ dedi qālat
dedi يَـٰلَيْتَنِى ey keşke yālaytanī
ey keşke مِتُّ ölseydim mittu
ölseydim قَبْلَ önce qabla
önce هَـٰذَا bundan hādhā
bundan وَكُنتُ ve idim wakuntu
ve idim نَسْيًۭا unutulsa nasyan
unutulsa مَّنسِيًّۭا unutulanlar gibi mansiyyan
unutulanlar gibi ٢٣ (23)
(23)
Doğum sancısı onu bir hurma ağacının dibine gitmeğe mecbur etti. "Keşke ben bundan önce ölmüş olsaydım da unutulup gitseydim" dedi.
19:24
فَنَادَىٰهَا
ona şöyle seslendi
fanādāhā
ona şöyle seslendi مِن altından min
altından تَحْتِهَآ beneath her taḥtihā
beneath her أَلَّا üzülme allā
üzülme تَحْزَنِى grieve taḥzanī
grieve قَدْ gerçekten qad
gerçekten جَعَلَ var etti jaʿala
var etti رَبُّكِ Rabbin rabbuki
Rabbin تَحْتَكِ alt tarafında taḥtaki
alt tarafında سَرِيًّۭا bir su arkı sariyyan
bir su arkı ٢٤ (24)
(24)
ona şöyle seslendi مِن altından min
altından تَحْتِهَآ beneath her taḥtihā
beneath her أَلَّا üzülme allā
üzülme تَحْزَنِى grieve taḥzanī
grieve قَدْ gerçekten qad
gerçekten جَعَلَ var etti jaʿala
var etti رَبُّكِ Rabbin rabbuki
Rabbin تَحْتَكِ alt tarafında taḥtaki
alt tarafında سَرِيًّۭا bir su arkı sariyyan
bir su arkı ٢٤ (24)
(24)
Onun altından bir ses kendisine şöyle seslendi: "Sakın üzülme, Rabbin içinde bulunanı şerefli kılmıştır. Hurma ağacını kendine doğru silkele, üstüne taze hurma dökülsün.
19:25
وَهُزِّىٓ
silkele
wahuzzī
silkele إِلَيْكِ sana doğru ilayki
sana doğru بِجِذْعِ dalını bijidh'ʿi
dalını ٱلنَّخْلَةِ hurma l-nakhlati
hurma تُسَـٰقِطْ dökülsün tusāqiṭ
dökülsün عَلَيْكِ üzerine ʿalayki
üzerine رُطَبًۭا olgun hurma ruṭaban
olgun hurma جَنِيًّۭا taze janiyyan
taze ٢٥ (25)
(25)
silkele إِلَيْكِ sana doğru ilayki
sana doğru بِجِذْعِ dalını bijidh'ʿi
dalını ٱلنَّخْلَةِ hurma l-nakhlati
hurma تُسَـٰقِطْ dökülsün tusāqiṭ
dökülsün عَلَيْكِ üzerine ʿalayki
üzerine رُطَبًۭا olgun hurma ruṭaban
olgun hurma جَنِيًّۭا taze janiyyan
taze ٢٥ (25)
(25)
Onun altından bir ses kendisine şöyle seslendi: "Sakın üzülme, Rabbin içinde bulunanı şerefli kılmıştır. Hurma ağacını kendine doğru silkele, üstüne taze hurma dökülsün.
19:26
فَكُلِى
ye
fakulī
ye وَٱشْرَبِى ve iç wa-ish'rabī
ve iç وَقَرِّى ve aydın olsun waqarrī
ve aydın olsun عَيْنًۭا ۖ gözün ʿaynan
gözün فَإِمَّا eğer fa-immā
eğer تَرَيِنَّ görürsen tarayinna
görürsen مِنَ insanlardan mina
insanlardan ٱلْبَشَرِ human being l-bashari
human being أَحَدًۭا birini aḥadan
birini فَقُولِىٓ de ki faqūlī
de ki إِنِّى şüphesiz ben innī
şüphesiz ben نَذَرْتُ adadım nadhartu
adadım لِلرَّحْمَـٰنِ Rahman için lilrraḥmāni
Rahman için صَوْمًۭا oruç ṣawman
oruç فَلَنْ asla falan
asla أُكَلِّمَ konuşmayacağım ukallima
konuşmayacağım ٱلْيَوْمَ bugün l-yawma
bugün إِنسِيًّۭا hiçbir insanla insiyyan
hiçbir insanla ٢٦ (26)
(26)
ye وَٱشْرَبِى ve iç wa-ish'rabī
ve iç وَقَرِّى ve aydın olsun waqarrī
ve aydın olsun عَيْنًۭا ۖ gözün ʿaynan
gözün فَإِمَّا eğer fa-immā
eğer تَرَيِنَّ görürsen tarayinna
görürsen مِنَ insanlardan mina
insanlardan ٱلْبَشَرِ human being l-bashari
human being أَحَدًۭا birini aḥadan
birini فَقُولِىٓ de ki faqūlī
de ki إِنِّى şüphesiz ben innī
şüphesiz ben نَذَرْتُ adadım nadhartu
adadım لِلرَّحْمَـٰنِ Rahman için lilrraḥmāni
Rahman için صَوْمًۭا oruç ṣawman
oruç فَلَنْ asla falan
asla أُكَلِّمَ konuşmayacağım ukallima
konuşmayacağım ٱلْيَوْمَ bugün l-yawma
bugün إِنسِيًّۭا hiçbir insanla insiyyan
hiçbir insanla ٢٦ (26)
(26)
Ye iç, gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görecek olursan 'Ben Rahman için oruç adadım, bugün hiçbir insanla konuşmayacağım' de."
19:27
فَأَتَتْ
getirdi
fa-atat
getirdi بِهِۦ onu bihi
onu قَوْمَهَا kavmine qawmahā
kavmine تَحْمِلُهُۥ ۖ taşıyarak taḥmiluhu
taşıyarak قَالُوا۟ dediler qālū
dediler يَـٰمَرْيَمُ Ey Meryem yāmaryamu
Ey Meryem لَقَدْ gerçekten laqad
gerçekten جِئْتِ sen yaptın ji'ti
sen yaptın شَيْـًۭٔا bir iş shayan
bir iş فَرِيًّۭا tuhaf korkunç' fariyyan
tuhaf korkunç' ٢٧ (27)
(27)
getirdi بِهِۦ onu bihi
onu قَوْمَهَا kavmine qawmahā
kavmine تَحْمِلُهُۥ ۖ taşıyarak taḥmiluhu
taşıyarak قَالُوا۟ dediler qālū
dediler يَـٰمَرْيَمُ Ey Meryem yāmaryamu
Ey Meryem لَقَدْ gerçekten laqad
gerçekten جِئْتِ sen yaptın ji'ti
sen yaptın شَيْـًۭٔا bir iş shayan
bir iş فَرِيًّۭا tuhaf korkunç' fariyyan
tuhaf korkunç' ٢٧ (27)
(27)
Çocuğu alıp kavmine getirdi, onlar: "Meryem! Utanılacak bir şey yaptın. Ey Harun'un kızkardeşi! Baban kötü bir kimse değildi, annen de iffetsiz değildi" dediler.
19:28
يَـٰٓأُخْتَ
ey kızkardeşi
yāukh'ta
ey kızkardeşi هَـٰرُونَ Harun'un hārūna
Harun'un مَا değildi mā
değildi كَانَ was kāna
was أَبُوكِ baban abūki
baban ٱمْرَأَ bir adam im'ra-a
bir adam سَوْءٍۢ kötü sawin
kötü وَمَا ve wamā
ve كَانَتْ değildi kānat
değildi أُمُّكِ annen de ummuki
annen de بَغِيًّۭا iffetsiz baghiyyan
iffetsiz ٢٨ (28)
(28)
ey kızkardeşi هَـٰرُونَ Harun'un hārūna
Harun'un مَا değildi mā
değildi كَانَ was kāna
was أَبُوكِ baban abūki
baban ٱمْرَأَ bir adam im'ra-a
bir adam سَوْءٍۢ kötü sawin
kötü وَمَا ve wamā
ve كَانَتْ değildi kānat
değildi أُمُّكِ annen de ummuki
annen de بَغِيًّۭا iffetsiz baghiyyan
iffetsiz ٢٨ (28)
(28)
Çocuğu alıp kavmine getirdi, onlar: "Meryem! Utanılacak bir şey yaptın. Ey Harun'un kızkardeşi! Baban kötü bir kimse değildi, annen de iffetsiz değildi" dediler.
19:29
فَأَشَارَتْ
(çocuğu) gösterdi
fa-ashārat
(çocuğu) gösterdi إِلَيْهِ ۖ onlara ilayhi
onlara قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl نُكَلِّمُ konuşuruz nukallimu
konuşuruz مَن kimseyle man
kimseyle كَانَ olan kāna
olan فِى beşikte fī
beşikte ٱلْمَهْدِ the cradle l-mahdi
the cradle صَبِيًّۭا çocukla ṣabiyyan
çocukla ٢٩ (29)
(29)
(çocuğu) gösterdi إِلَيْهِ ۖ onlara ilayhi
onlara قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl نُكَلِّمُ konuşuruz nukallimu
konuşuruz مَن kimseyle man
kimseyle كَانَ olan kāna
olan فِى beşikte fī
beşikte ٱلْمَهْدِ the cradle l-mahdi
the cradle صَبِيًّۭا çocukla ṣabiyyan
çocukla ٢٩ (29)
(29)
Meryem çocuğu gösterdi. "Biz beşikteki çocukla nasıl konuşabiliriz?" dediler.
19:30
قَالَ
(Çocuk) dedi
qāla
(Çocuk) dedi إِنِّى şüphesiz ben innī
şüphesiz ben عَبْدُ kuluyum ʿabdu
kuluyum ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ءَاتَىٰنِىَ bana verdi ātāniya
bana verdi ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı وَجَعَلَنِى ve beni yaptı wajaʿalanī
ve beni yaptı نَبِيًّۭا peygamber nabiyyan
peygamber ٣٠ (30)
(30)
(Çocuk) dedi إِنِّى şüphesiz ben innī
şüphesiz ben عَبْدُ kuluyum ʿabdu
kuluyum ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ءَاتَىٰنِىَ bana verdi ātāniya
bana verdi ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı وَجَعَلَنِى ve beni yaptı wajaʿalanī
ve beni yaptı نَبِيًّۭا peygamber nabiyyan
peygamber ٣٠ (30)
(30)
Çocuk: "Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı, nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun" dedi.
19:31
وَجَعَلَنِى
ve beni kıldı
wajaʿalanī
ve beni kıldı مُبَارَكًا bereketli mubārakan
bereketli أَيْنَ nerede ayna
nerede مَا olursam mā
olursam كُنتُ I am kuntu
I am وَأَوْصَـٰنِى ve bana emretti wa-awṣānī
ve bana emretti بِٱلصَّلَوٰةِ namaz kılmayı bil-ṣalati
namaz kılmayı وَٱلزَّكَوٰةِ ve zekat vermeyi wal-zakati
ve zekat vermeyi مَا olduğum sürece mā
olduğum sürece دُمْتُ as long as I am dum'tu
as long as I am حَيًّۭا sağ ḥayyan
sağ ٣١ (31)
(31)
ve beni kıldı مُبَارَكًا bereketli mubārakan
bereketli أَيْنَ nerede ayna
nerede مَا olursam mā
olursam كُنتُ I am kuntu
I am وَأَوْصَـٰنِى ve bana emretti wa-awṣānī
ve bana emretti بِٱلصَّلَوٰةِ namaz kılmayı bil-ṣalati
namaz kılmayı وَٱلزَّكَوٰةِ ve zekat vermeyi wal-zakati
ve zekat vermeyi مَا olduğum sürece mā
olduğum sürece دُمْتُ as long as I am dum'tu
as long as I am حَيًّۭا sağ ḥayyan
sağ ٣١ (31)
(31)
Çocuk: "Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı, nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun" dedi.
19:32
وَبَرًّۢا
ve iyilik eder (kıldı)
wabarran
ve iyilik eder (kıldı) بِوَٰلِدَتِى anneme biwālidatī
anneme وَلَمْ ve beni yapmadı walam
ve beni yapmadı يَجْعَلْنِى He (has) made me yajʿalnī
He (has) made me جَبَّارًۭا bir zorba jabbāran
bir zorba شَقِيًّۭا baş kaldıran shaqiyyan
baş kaldıran ٣٢ (32)
(32)
ve iyilik eder (kıldı) بِوَٰلِدَتِى anneme biwālidatī
anneme وَلَمْ ve beni yapmadı walam
ve beni yapmadı يَجْعَلْنِى He (has) made me yajʿalnī
He (has) made me جَبَّارًۭا bir zorba jabbāran
bir zorba شَقِيًّۭا baş kaldıran shaqiyyan
baş kaldıran ٣٢ (32)
(32)
Çocuk: "Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı, nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun" dedi.
19:33
وَٱلسَّلَـٰمُ
ve esenlik verilmiştir
wal-salāmu
ve esenlik verilmiştir عَلَىَّ bana ʿalayya
bana يَوْمَ gün yawma
gün وُلِدتُّ doğduğum wulidttu
doğduğum وَيَوْمَ ve gün wayawma
ve gün أَمُوتُ öleceğim amūtu
öleceğim وَيَوْمَ ve gün wayawma
ve gün أُبْعَثُ kaldırılacağım ub'ʿathu
kaldırılacağım حَيًّۭا diri olarak ḥayyan
diri olarak ٣٣ (33)
(33)
ve esenlik verilmiştir عَلَىَّ bana ʿalayya
bana يَوْمَ gün yawma
gün وُلِدتُّ doğduğum wulidttu
doğduğum وَيَوْمَ ve gün wayawma
ve gün أَمُوتُ öleceğim amūtu
öleceğim وَيَوْمَ ve gün wayawma
ve gün أُبْعَثُ kaldırılacağım ub'ʿathu
kaldırılacağım حَيًّۭا diri olarak ḥayyan
diri olarak ٣٣ (33)
(33)
Çocuk: "Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı, nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekat vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, dirileceğim günde bana selam olsun" dedi.
19:34
ذَٰلِكَ
işte
dhālika
işte عِيسَى Îsa ʿīsā
Îsa ٱبْنُ oğlu ub'nu
oğlu مَرْيَمَ ۚ Meryem maryama
Meryem قَوْلَ söz qawla
söz ٱلْحَقِّ gerçek l-ḥaqi
gerçek ٱلَّذِى hakkında alladhī
hakkında فِيهِ about it fīhi
about it يَمْتَرُونَ şüphe edip ayrılığa düştükleri yamtarūna
şüphe edip ayrılığa düştükleri ٣٤ (34)
(34)
işte عِيسَى Îsa ʿīsā
Îsa ٱبْنُ oğlu ub'nu
oğlu مَرْيَمَ ۚ Meryem maryama
Meryem قَوْلَ söz qawla
söz ٱلْحَقِّ gerçek l-ḥaqi
gerçek ٱلَّذِى hakkında alladhī
hakkında فِيهِ about it fīhi
about it يَمْتَرُونَ şüphe edip ayrılığa düştükleri yamtarūna
şüphe edip ayrılığa düştükleri ٣٤ (34)
(34)
İşte hakkında şüpheye düştükleri Meryem oğlu İsa gerçek söze göre budur.
19:35
مَا
yakışmaz
mā
yakışmaz كَانَ (it) is kāna
(it) is لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a أَن edinmek an
edinmek يَتَّخِذَ He should take yattakhidha
He should take مِن hiçbir min
hiçbir وَلَدٍۢ ۖ çocuk waladin
çocuk سُبْحَـٰنَهُۥٓ ۚ O'nun şanı yücedir sub'ḥānahu
O'nun şanı yücedir إِذَا zaman idhā
zaman قَضَىٰٓ hükmettiği qaḍā
hükmettiği أَمْرًۭا bir işi amran
bir işi فَإِنَّمَا sadece fa-innamā
sadece يَقُولُ der yaqūlu
der لَهُۥ ona lahu
ona كُن ol! kun
ol! فَيَكُونُ (o da) olur fayakūnu
(o da) olur ٣٥ (35)
(35)
yakışmaz كَانَ (it) is kāna
(it) is لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a أَن edinmek an
edinmek يَتَّخِذَ He should take yattakhidha
He should take مِن hiçbir min
hiçbir وَلَدٍۢ ۖ çocuk waladin
çocuk سُبْحَـٰنَهُۥٓ ۚ O'nun şanı yücedir sub'ḥānahu
O'nun şanı yücedir إِذَا zaman idhā
zaman قَضَىٰٓ hükmettiği qaḍā
hükmettiği أَمْرًۭا bir işi amran
bir işi فَإِنَّمَا sadece fa-innamā
sadece يَقُولُ der yaqūlu
der لَهُۥ ona lahu
ona كُن ol! kun
ol! فَيَكُونُ (o da) olur fayakūnu
(o da) olur ٣٥ (35)
(35)
Allah çocuk edinmez, O münezzehtir. Bir işin olmasına hükmederse ona ancak "Ol" der, o da olur.
19:36
وَإِنَّ
ve şüphesiz
wa-inna
ve şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah رَبِّى benim Rabbimdir rabbī
benim Rabbimdir وَرَبُّكُمْ ve sizin Rabbinizdir warabbukum
ve sizin Rabbinizdir فَٱعْبُدُوهُ ۚ O'na kulluk edin fa-uʿ'budūhu
O'na kulluk edin هَـٰذَا işte budur hādhā
işte budur صِرَٰطٌۭ yol ṣirāṭun
yol مُّسْتَقِيمٌۭ dosdoğru mus'taqīmun
dosdoğru ٣٦ (36)
(36)
ve şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah رَبِّى benim Rabbimdir rabbī
benim Rabbimdir وَرَبُّكُمْ ve sizin Rabbinizdir warabbukum
ve sizin Rabbinizdir فَٱعْبُدُوهُ ۚ O'na kulluk edin fa-uʿ'budūhu
O'na kulluk edin هَـٰذَا işte budur hādhā
işte budur صِرَٰطٌۭ yol ṣirāṭun
yol مُّسْتَقِيمٌۭ dosdoğru mus'taqīmun
dosdoğru ٣٦ (36)
(36)
"Doğrusu Allah benim de sizin de Rabbinizdir. O'na kulluk edin, bu doğru yoldur."
19:37
فَٱخْتَلَفَ
ayrılığa düştüler
fa-ikh'talafa
ayrılığa düştüler ٱلْأَحْزَابُ hizipler l-aḥzābu
hizipler مِنۢ kendi aralarından min
kendi aralarından بَيْنِهِمْ ۖ from among them baynihim
from among them فَوَيْلٌۭ artık vay haline fawaylun
artık vay haline لِّلَّذِينَ kimselerin lilladhīna
kimselerin كَفَرُوا۟ inkar eden kafarū
inkar eden مِن ötürü min
ötürü مَّشْهَدِ görmekten mashhadi
görmekten يَوْمٍ bir günü yawmin
bir günü عَظِيمٍ büyük ʿaẓīmin
büyük ٣٧ (37)
(37)
ayrılığa düştüler ٱلْأَحْزَابُ hizipler l-aḥzābu
hizipler مِنۢ kendi aralarından min
kendi aralarından بَيْنِهِمْ ۖ from among them baynihim
from among them فَوَيْلٌۭ artık vay haline fawaylun
artık vay haline لِّلَّذِينَ kimselerin lilladhīna
kimselerin كَفَرُوا۟ inkar eden kafarū
inkar eden مِن ötürü min
ötürü مَّشْهَدِ görmekten mashhadi
görmekten يَوْمٍ bir günü yawmin
bir günü عَظِيمٍ büyük ʿaẓīmin
büyük ٣٧ (37)
(37)
Fırkalar, kendi aralarında anlaşmazlığa düştüler. Vay o büyük günü görecek kafirlerin haline!
19:38
أَسْمِعْ
ne güzel işitirler
asmiʿ
ne güzel işitirler بِهِمْ onlar bihim
onlar وَأَبْصِرْ ne güzel görürler wa-abṣir
ne güzel görürler يَوْمَ gün yawma
gün يَأْتُونَنَا ۖ bize geldikleri yatūnanā
bize geldikleri لَـٰكِنِ ama lākini
ama ٱلظَّـٰلِمُونَ zalimler l-ẓālimūna
zalimler ٱلْيَوْمَ bugün l-yawma
bugün فِى içindedirler fī
içindedirler ضَلَـٰلٍۢ sapıklık ḍalālin
sapıklık مُّبِينٍۢ apaçık mubīnin
apaçık ٣٨ (38)
(38)
ne güzel işitirler بِهِمْ onlar bihim
onlar وَأَبْصِرْ ne güzel görürler wa-abṣir
ne güzel görürler يَوْمَ gün yawma
gün يَأْتُونَنَا ۖ bize geldikleri yatūnanā
bize geldikleri لَـٰكِنِ ama lākini
ama ٱلظَّـٰلِمُونَ zalimler l-ẓālimūna
zalimler ٱلْيَوْمَ bugün l-yawma
bugün فِى içindedirler fī
içindedirler ضَلَـٰلٍۢ sapıklık ḍalālin
sapıklık مُّبِينٍۢ apaçık mubīnin
apaçık ٣٨ (38)
(38)
Bize geldikleri gün neler görüp neler işitecekler! Ama zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler.
19:39
وَأَنذِرْهُمْ
onları uyar
wa-andhir'hum
onları uyar يَوْمَ gününe (karşı) yawma
gününe (karşı) ٱلْحَسْرَةِ hasret l-ḥasrati
hasret إِذْ o zaman idh
o zaman قُضِىَ hükmedilir quḍiya
hükmedilir ٱلْأَمْرُ işe l-amru
işe وَهُمْ onlar wahum
onlar فِى içinde iken fī
içinde iken غَفْلَةٍۢ gaflet ghaflatin
gaflet وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar لَا iman etmezlerken lā
iman etmezlerken يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe ٣٩ (39)
(39)
onları uyar يَوْمَ gününe (karşı) yawma
gününe (karşı) ٱلْحَسْرَةِ hasret l-ḥasrati
hasret إِذْ o zaman idh
o zaman قُضِىَ hükmedilir quḍiya
hükmedilir ٱلْأَمْرُ işe l-amru
işe وَهُمْ onlar wahum
onlar فِى içinde iken fī
içinde iken غَفْلَةٍۢ gaflet ghaflatin
gaflet وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar لَا iman etmezlerken lā
iman etmezlerken يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe ٣٩ (39)
(39)
Hala gaflet içinde bulunanları ve hala inanmayanları işin bitmiş olacağı o hasret günü ile uyar.
19:40
إِنَّا
ancak biz
innā
ancak biz نَحْنُ biz naḥnu
biz نَرِثُ varis oluruz narithu
varis oluruz ٱلْأَرْضَ dünyaya l-arḍa
dünyaya وَمَنْ ve bulunanlara waman
ve bulunanlara عَلَيْهَا onun üzerinde ʿalayhā
onun üzerinde وَإِلَيْنَا ve bize wa-ilaynā
ve bize يُرْجَعُونَ döndürülürler yur'jaʿūna
döndürülürler ٤٠ (40)
(40)
ancak biz نَحْنُ biz naḥnu
biz نَرِثُ varis oluruz narithu
varis oluruz ٱلْأَرْضَ dünyaya l-arḍa
dünyaya وَمَنْ ve bulunanlara waman
ve bulunanlara عَلَيْهَا onun üzerinde ʿalayhā
onun üzerinde وَإِلَيْنَا ve bize wa-ilaynā
ve bize يُرْجَعُونَ döndürülürler yur'jaʿūna
döndürülürler ٤٠ (40)
(40)
Şüphesiz Biz bütün yeryüzüne ve üzerinde bulunanlara varis olacağız. Onlar Bize döneceklerdir.
19:41
وَٱذْكُرْ
an (hatırla)
wa-udh'kur
an (hatırla) فِى Kitapta fī
Kitapta ٱلْكِتَـٰبِ the Book l-kitābi
the Book إِبْرَٰهِيمَ ۚ İbrahim'i ib'rāhīma
İbrahim'i إِنَّهُۥ gerçekten o innahu
gerçekten o كَانَ idi kāna
idi صِدِّيقًۭا çok doğru ṣiddīqan
çok doğru نَّبِيًّا bir peygamber nabiyyan
bir peygamber ٤١ (41)
(41)
an (hatırla) فِى Kitapta fī
Kitapta ٱلْكِتَـٰبِ the Book l-kitābi
the Book إِبْرَٰهِيمَ ۚ İbrahim'i ib'rāhīma
İbrahim'i إِنَّهُۥ gerçekten o innahu
gerçekten o كَانَ idi kāna
idi صِدِّيقًۭا çok doğru ṣiddīqan
çok doğru نَّبِيًّا bir peygamber nabiyyan
bir peygamber ٤١ (41)
(41)
Kitap'da İbrahim'e dair anlattıklarımızı da an, o şüphesiz dosdoğru bir peygamberdi.
19:42
إِذْ
hani
idh
hani قَالَ demişti ki qāla
demişti ki لِأَبِيهِ babasına li-abīhi
babasına يَـٰٓأَبَتِ ey babacığım yāabati
ey babacığım لِمَ niçin? lima
niçin? تَعْبُدُ tapıyorsun taʿbudu
tapıyorsun مَا şeylere mā
şeylere لَا işitmeyen lā
işitmeyen يَسْمَعُ hears yasmaʿu
hears وَلَا ve walā
ve يُبْصِرُ görmeyen yub'ṣiru
görmeyen وَلَا ve walā
ve يُغْنِى yararı olmayan yugh'nī
yararı olmayan عَنكَ sana ʿanka
sana شَيْـًۭٔا hiçbir shayan
hiçbir ٤٢ (42)
(42)
hani قَالَ demişti ki qāla
demişti ki لِأَبِيهِ babasına li-abīhi
babasına يَـٰٓأَبَتِ ey babacığım yāabati
ey babacığım لِمَ niçin? lima
niçin? تَعْبُدُ tapıyorsun taʿbudu
tapıyorsun مَا şeylere mā
şeylere لَا işitmeyen lā
işitmeyen يَسْمَعُ hears yasmaʿu
hears وَلَا ve walā
ve يُبْصِرُ görmeyen yub'ṣiru
görmeyen وَلَا ve walā
ve يُغْنِى yararı olmayan yugh'nī
yararı olmayan عَنكَ sana ʿanka
sana شَيْـًۭٔا hiçbir shayan
hiçbir ٤٢ (42)
(42)
Babasına şöyle demişti: "Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana bir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?"
19:43
يَـٰٓأَبَتِ
ey babacığım
yāabati
ey babacığım إِنِّى bana innī
bana قَدْ elbette qad
elbette جَآءَنِى bana geldi jāanī
bana geldi مِنَ bir bilgi mina
bir bilgi ٱلْعِلْمِ the knowledge l-ʿil'mi
the knowledge مَا sana gelmeyen mā
sana gelmeyen لَمْ not lam
not يَأْتِكَ came to you yatika
came to you فَٱتَّبِعْنِىٓ bana uy fa-ittabiʿ'nī
bana uy أَهْدِكَ seni ileteyim ahdika
seni ileteyim صِرَٰطًۭا bir yola ṣirāṭan
bir yola سَوِيًّۭا düzgün sawiyyan
düzgün ٤٣ (43)
(43)
ey babacığım إِنِّى bana innī
bana قَدْ elbette qad
elbette جَآءَنِى bana geldi jāanī
bana geldi مِنَ bir bilgi mina
bir bilgi ٱلْعِلْمِ the knowledge l-ʿil'mi
the knowledge مَا sana gelmeyen mā
sana gelmeyen لَمْ not lam
not يَأْتِكَ came to you yatika
came to you فَٱتَّبِعْنِىٓ bana uy fa-ittabiʿ'nī
bana uy أَهْدِكَ seni ileteyim ahdika
seni ileteyim صِرَٰطًۭا bir yola ṣirāṭan
bir yola سَوِيًّۭا düzgün sawiyyan
düzgün ٤٣ (43)
(43)
"Babacığım! Doğrusu sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Bana uy, seni doğru yola eriştireyim."
19:44
يَـٰٓأَبَتِ
ey babacığım
yāabati
ey babacığım لَا tapma lā
tapma تَعْبُدِ worship taʿbudi
worship ٱلشَّيْطَـٰنَ ۖ şeytana l-shayṭāna
şeytana إِنَّ çünkü inna
çünkü ٱلشَّيْطَـٰنَ şeytan l-shayṭāna
şeytan كَانَ Rahman'a kāna
Rahman'a لِلرَّحْمَـٰنِ to the Most Gracious lilrraḥmāni
to the Most Gracious عَصِيًّۭا isyan etmiştir ʿaṣiyyan
isyan etmiştir ٤٤ (44)
(44)
ey babacığım لَا tapma lā
tapma تَعْبُدِ worship taʿbudi
worship ٱلشَّيْطَـٰنَ ۖ şeytana l-shayṭāna
şeytana إِنَّ çünkü inna
çünkü ٱلشَّيْطَـٰنَ şeytan l-shayṭāna
şeytan كَانَ Rahman'a kāna
Rahman'a لِلرَّحْمَـٰنِ to the Most Gracious lilrraḥmāni
to the Most Gracious عَصِيًّۭا isyan etmiştir ʿaṣiyyan
isyan etmiştir ٤٤ (44)
(44)
"Babacığım! Şeytana tapma, çünkü şeytan Rahman'a baş kaldırmıştır"
19:45
يَـٰٓأَبَتِ
ey babacığım
yāabati
ey babacığım إِنِّىٓ elbette ben innī
elbette ben أَخَافُ korkuyorum akhāfu
korkuyorum أَن diye an
diye يَمَسَّكَ sana dokunacak yamassaka
sana dokunacak عَذَابٌۭ bir azab ʿadhābun
bir azab مِّنَ Rahmandan mina
Rahmandan ٱلرَّحْمَـٰنِ the Most Gracious l-raḥmāni
the Most Gracious فَتَكُونَ o zaman olursun fatakūna
o zaman olursun لِلشَّيْطَـٰنِ şeytanın lilshayṭāni
şeytanın وَلِيًّۭا dostu waliyyan
dostu ٤٥ (45)
(45)
ey babacığım إِنِّىٓ elbette ben innī
elbette ben أَخَافُ korkuyorum akhāfu
korkuyorum أَن diye an
diye يَمَسَّكَ sana dokunacak yamassaka
sana dokunacak عَذَابٌۭ bir azab ʿadhābun
bir azab مِّنَ Rahmandan mina
Rahmandan ٱلرَّحْمَـٰنِ the Most Gracious l-raḥmāni
the Most Gracious فَتَكُونَ o zaman olursun fatakūna
o zaman olursun لِلشَّيْطَـٰنِ şeytanın lilshayṭāni
şeytanın وَلِيًّۭا dostu waliyyan
dostu ٤٥ (45)
(45)
"Babacığım! Doğrusu sana Rahman katından bir azabın gelmesinden korkuyorum ki böylece şeytanın dostu olarak kalırsın."
19:46
قَالَ
dedi ki
qāla
dedi ki أَرَاغِبٌ yüz mü çeviriyorsun? arāghibun
yüz mü çeviriyorsun? أَنتَ sen anta
sen عَنْ benim tanrılarımdan ʿan
benim tanrılarımdan ءَالِهَتِى my gods ālihatī
my gods يَـٰٓإِبْرَٰهِيمُ ۖ Ey İbrahim yāib'rāhīmu
Ey İbrahim لَئِن eğer la-in
eğer لَّمْ vazgeçmezsen lam
vazgeçmezsen تَنتَهِ you desist tantahi
you desist لَأَرْجُمَنَّكَ ۖ andolsun seni taşlarım la-arjumannaka
andolsun seni taşlarım وَٱهْجُرْنِى benden ayrıl git' wa-uh'jur'nī
benden ayrıl git' مَلِيًّۭا uzun süre maliyyan
uzun süre ٤٦ (46)
(46)
dedi ki أَرَاغِبٌ yüz mü çeviriyorsun? arāghibun
yüz mü çeviriyorsun? أَنتَ sen anta
sen عَنْ benim tanrılarımdan ʿan
benim tanrılarımdan ءَالِهَتِى my gods ālihatī
my gods يَـٰٓإِبْرَٰهِيمُ ۖ Ey İbrahim yāib'rāhīmu
Ey İbrahim لَئِن eğer la-in
eğer لَّمْ vazgeçmezsen lam
vazgeçmezsen تَنتَهِ you desist tantahi
you desist لَأَرْجُمَنَّكَ ۖ andolsun seni taşlarım la-arjumannaka
andolsun seni taşlarım وَٱهْجُرْنِى benden ayrıl git' wa-uh'jur'nī
benden ayrıl git' مَلِيًّۭا uzun süre maliyyan
uzun süre ٤٦ (46)
(46)
Babası: "Ey İbrahim! Sen benim tanrılarımdan yüz çevirmek mi istiyorsun? Bundan vazgeçmezsen mutlaka seni taşlarım; uzun bir süre benden uzaklaş git." dedi.
19:47
قَالَ
dedi
qāla
dedi سَلَـٰمٌ selam salāmun
selam عَلَيْكَ ۖ sana ʿalayka
sana سَأَسْتَغْفِرُ mağfiret dileyeceğim sa-astaghfiru
mağfiret dileyeceğim لَكَ senin için laka
senin için رَبِّىٓ ۖ Rabbimden rabbī
Rabbimden إِنَّهُۥ çünkü O innahu
çünkü O كَانَ bana kāna
bana بِى to me bī
to me حَفِيًّۭا çok lutufkardır ḥafiyyan
çok lutufkardır ٤٧ (47)
(47)
dedi سَلَـٰمٌ selam salāmun
selam عَلَيْكَ ۖ sana ʿalayka
sana سَأَسْتَغْفِرُ mağfiret dileyeceğim sa-astaghfiru
mağfiret dileyeceğim لَكَ senin için laka
senin için رَبِّىٓ ۖ Rabbimden rabbī
Rabbimden إِنَّهُۥ çünkü O innahu
çünkü O كَانَ bana kāna
bana بِى to me bī
to me حَفِيًّۭا çok lutufkardır ḥafiyyan
çok lutufkardır ٤٧ (47)
(47)
İbrahim şöyle cevap verdi: "Sana selam olsun. Senin için Rabbim'den mağfiret dileyeceğim, çünkü O, bana karşı çok lütufkardır."
19:48
وَأَعْتَزِلُكُمْ
sizden ayrılıyorum
wa-aʿtazilukum
sizden ayrılıyorum وَمَا ve wamā
ve تَدْعُونَ yalvardıklarınızdan tadʿūna
yalvardıklarınızdan مِن başka min
başka دُونِ besides dūni
besides ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan وَأَدْعُوا۟ ve yalnız yalvarıyorum wa-adʿū
ve yalnız yalvarıyorum رَبِّى Rabbime rabbī
Rabbime عَسَىٰٓ umarım ki ʿasā
umarım ki أَلَّآ olmam allā
olmam أَكُونَ I will be akūna
I will be بِدُعَآءِ yalvarmakla biduʿāi
yalvarmakla رَبِّى Rabbime rabbī
Rabbime شَقِيًّۭا bahtsız shaqiyyan
bahtsız ٤٨ (48)
(48)
sizden ayrılıyorum وَمَا ve wamā
ve تَدْعُونَ yalvardıklarınızdan tadʿūna
yalvardıklarınızdan مِن başka min
başka دُونِ besides dūni
besides ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan وَأَدْعُوا۟ ve yalnız yalvarıyorum wa-adʿū
ve yalnız yalvarıyorum رَبِّى Rabbime rabbī
Rabbime عَسَىٰٓ umarım ki ʿasā
umarım ki أَلَّآ olmam allā
olmam أَكُونَ I will be akūna
I will be بِدُعَآءِ yalvarmakla biduʿāi
yalvarmakla رَبِّى Rabbime rabbī
Rabbime شَقِيًّۭا bahtsız shaqiyyan
bahtsız ٤٨ (48)
(48)
"Sizi Allah'tan başka taptıklarınızla bırakıp çekilir, Rabbime yalvarırım. Rabbime yalvarışımda mahrum kalmayacağımı umarım."
19:49
فَلَمَّا
ne zaman ki
falammā
ne zaman ki ٱعْتَزَلَهُمْ onlardan ayrıldı iʿ'tazalahum
onlardan ayrıldı وَمَا ve wamā
ve يَعْبُدُونَ onların taptıklarından yaʿbudūna
onların taptıklarından مِن başka min
başka دُونِ besides Allah dūni
besides Allah ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan وَهَبْنَا biz armağan ettik wahabnā
biz armağan ettik لَهُۥٓ ona lahu
ona إِسْحَـٰقَ İshak'ı is'ḥāqa
İshak'ı وَيَعْقُوبَ ۖ ve Ya'kub'u wayaʿqūba
ve Ya'kub'u وَكُلًّۭا ve hepsini wakullan
ve hepsini جَعَلْنَا yaptık jaʿalnā
yaptık نَبِيًّۭا peygamber nabiyyan
peygamber ٤٩ (49)
(49)
ne zaman ki ٱعْتَزَلَهُمْ onlardan ayrıldı iʿ'tazalahum
onlardan ayrıldı وَمَا ve wamā
ve يَعْبُدُونَ onların taptıklarından yaʿbudūna
onların taptıklarından مِن başka min
başka دُونِ besides Allah dūni
besides Allah ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan وَهَبْنَا biz armağan ettik wahabnā
biz armağan ettik لَهُۥٓ ona lahu
ona إِسْحَـٰقَ İshak'ı is'ḥāqa
İshak'ı وَيَعْقُوبَ ۖ ve Ya'kub'u wayaʿqūba
ve Ya'kub'u وَكُلًّۭا ve hepsini wakullan
ve hepsini جَعَلْنَا yaptık jaʿalnā
yaptık نَبِيًّۭا peygamber nabiyyan
peygamber ٤٩ (49)
(49)
İbrahim onları Allah'tan başka taptıklarıyla başbaşa bırakıp çekilince ona İshak ve Yakub'u bahşettik ve her birini peygamber yaptık.
19:50
وَوَهَبْنَا
ve lutfettik
wawahabnā
ve lutfettik لَهُم onlara lahum
onlara مِّن rahmetimizden min
rahmetimizden رَّحْمَتِنَا Our Mercy raḥmatinā
Our Mercy وَجَعَلْنَا ve verdik wajaʿalnā
ve verdik لَهُمْ onlar için lahum
onlar için لِسَانَ dili lisāna
dili صِدْقٍ bir doğruluk ṣid'qin
bir doğruluk عَلِيًّۭا yüce ʿaliyyan
yüce ٥٠ (50)
(50)
ve lutfettik لَهُم onlara lahum
onlara مِّن rahmetimizden min
rahmetimizden رَّحْمَتِنَا Our Mercy raḥmatinā
Our Mercy وَجَعَلْنَا ve verdik wajaʿalnā
ve verdik لَهُمْ onlar için lahum
onlar için لِسَانَ dili lisāna
dili صِدْقٍ bir doğruluk ṣid'qin
bir doğruluk عَلِيًّۭا yüce ʿaliyyan
yüce ٥٠ (50)
(50)
Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk. Onların her dilde üstün şekilde anılmalarını sağladık.
19:51
وَٱذْكُرْ
an
wa-udh'kur
an فِى Kitapta fī
Kitapta ٱلْكِتَـٰبِ the Book l-kitābi
the Book مُوسَىٰٓ ۚ Musa'yı da mūsā
Musa'yı da إِنَّهُۥ çünkü o innahu
çünkü o كَانَ idi kāna
idi مُخْلَصًۭا içi temiz mukh'laṣan
içi temiz وَكَانَ ve idi wakāna
ve idi رَسُولًۭا bir peygamber rasūlan
bir peygamber نَّبِيًّۭا nebi nabiyyan
nebi ٥١ (51)
(51)
an فِى Kitapta fī
Kitapta ٱلْكِتَـٰبِ the Book l-kitābi
the Book مُوسَىٰٓ ۚ Musa'yı da mūsā
Musa'yı da إِنَّهُۥ çünkü o innahu
çünkü o كَانَ idi kāna
idi مُخْلَصًۭا içi temiz mukh'laṣan
içi temiz وَكَانَ ve idi wakāna
ve idi رَسُولًۭا bir peygamber rasūlan
bir peygamber نَّبِيًّۭا nebi nabiyyan
nebi ٥١ (51)
(51)
Kitap'da Musa'ya dair anlattıklarımızı da an. O seçkin kılınmış bir insan, tarafımızdan gönderilmiş bir peygamberdi.
19:52
وَنَـٰدَيْنَـٰهُ
ve ona seslendik
wanādaynāhu
ve ona seslendik مِن tarafından min
tarafından جَانِبِ (the) side jānibi
(the) side ٱلطُّورِ Tur'un l-ṭūri
Tur'un ٱلْأَيْمَنِ sağ l-aymani
sağ وَقَرَّبْنَـٰهُ ve onu yaklaştırdık waqarrabnāhu
ve onu yaklaştırdık نَجِيًّۭا özel konuşmak için najiyyan
özel konuşmak için ٥٢ (52)
(52)
ve ona seslendik مِن tarafından min
tarafından جَانِبِ (the) side jānibi
(the) side ٱلطُّورِ Tur'un l-ṭūri
Tur'un ٱلْأَيْمَنِ sağ l-aymani
sağ وَقَرَّبْنَـٰهُ ve onu yaklaştırdık waqarrabnāhu
ve onu yaklaştırdık نَجِيًّۭا özel konuşmak için najiyyan
özel konuşmak için ٥٢ (52)
(52)
Ona Tur'un sağ yanından seslenmiş ve konuşmak için onu yaklaştırmıştık.
19:53
وَوَهَبْنَا
ve armağan ettik
wawahabnā
ve armağan ettik لَهُۥ ona lahu
ona مِن dolayı min
dolayı رَّحْمَتِنَآ acıdığımızdan raḥmatinā
acıdığımızdan أَخَاهُ kardeşi akhāhu
kardeşi هَـٰرُونَ Harun'u hārūna
Harun'u نَبِيًّۭا peygamber olarak nabiyyan
peygamber olarak ٥٣ (53)
(53)
ve armağan ettik لَهُۥ ona lahu
ona مِن dolayı min
dolayı رَّحْمَتِنَآ acıdığımızdan raḥmatinā
acıdığımızdan أَخَاهُ kardeşi akhāhu
kardeşi هَـٰرُونَ Harun'u hārūna
Harun'u نَبِيًّۭا peygamber olarak nabiyyan
peygamber olarak ٥٣ (53)
(53)
Rahmetimizden, kardeşi Harun'u bir peygamber olarak ona bağışladık.
19:54
وَٱذْكُرْ
an
wa-udh'kur
an فِى Kitapta fī
Kitapta ٱلْكِتَـٰبِ the Book l-kitābi
the Book إِسْمَـٰعِيلَ ۚ İsma'il'i de is'māʿīla
İsma'il'i de إِنَّهُۥ çünkü o innahu
çünkü o كَانَ idi kāna
idi صَادِقَ sadık ṣādiqa
sadık ٱلْوَعْدِ sözünde l-waʿdi
sözünde وَكَانَ ve idi wakāna
ve idi رَسُولًۭا bir peygamber rasūlan
bir peygamber نَّبِيًّۭا nebi nabiyyan
nebi ٥٤ (54)
(54)
an فِى Kitapta fī
Kitapta ٱلْكِتَـٰبِ the Book l-kitābi
the Book إِسْمَـٰعِيلَ ۚ İsma'il'i de is'māʿīla
İsma'il'i de إِنَّهُۥ çünkü o innahu
çünkü o كَانَ idi kāna
idi صَادِقَ sadık ṣādiqa
sadık ٱلْوَعْدِ sözünde l-waʿdi
sözünde وَكَانَ ve idi wakāna
ve idi رَسُولًۭا bir peygamber rasūlan
bir peygamber نَّبِيًّۭا nebi nabiyyan
nebi ٥٤ (54)
(54)
Kitap'da İsmail'e dair anlattıklarımızı da an. Çünkü o sözünde doğru bir kimse idi, tarafımızdan gönderilmiş bir peygamberdi.
19:55
وَكَانَ
ve
wakāna
ve يَأْمُرُ emrederdi yamuru
emrederdi أَهْلَهُۥ halkına ahlahu
halkına بِٱلصَّلَوٰةِ namaz kılmayı bil-ṣalati
namaz kılmayı وَٱلزَّكَوٰةِ zekat vermeyi wal-zakati
zekat vermeyi وَكَانَ ve idi wakāna
ve idi عِندَ yanında ʿinda
yanında رَبِّهِۦ Rabbi rabbihi
Rabbi مَرْضِيًّۭا beğenilmişlerden marḍiyyan
beğenilmişlerden ٥٥ (55)
(55)
ve يَأْمُرُ emrederdi yamuru
emrederdi أَهْلَهُۥ halkına ahlahu
halkına بِٱلصَّلَوٰةِ namaz kılmayı bil-ṣalati
namaz kılmayı وَٱلزَّكَوٰةِ zekat vermeyi wal-zakati
zekat vermeyi وَكَانَ ve idi wakāna
ve idi عِندَ yanında ʿinda
yanında رَبِّهِۦ Rabbi rabbihi
Rabbi مَرْضِيًّۭا beğenilmişlerden marḍiyyan
beğenilmişlerden ٥٥ (55)
(55)
Çevresinde bulunanlara namaz kılmalarını, zekat vermelerini emrederdi. Rabbinin katında hoşnutluğa ermişti.
19:56
وَٱذْكُرْ
ve an
wa-udh'kur
ve an فِى Kitapta fī
Kitapta ٱلْكِتَـٰبِ the Book l-kitābi
the Book إِدْرِيسَ ۚ İdris'i de id'rīsa
İdris'i de إِنَّهُۥ çünkü o innahu
çünkü o كَانَ idi kāna
idi صِدِّيقًۭا çok doğru ṣiddīqan
çok doğru نَّبِيًّۭا bir peygamber nabiyyan
bir peygamber ٥٦ (56)
(56)
ve an فِى Kitapta fī
Kitapta ٱلْكِتَـٰبِ the Book l-kitābi
the Book إِدْرِيسَ ۚ İdris'i de id'rīsa
İdris'i de إِنَّهُۥ çünkü o innahu
çünkü o كَانَ idi kāna
idi صِدِّيقًۭا çok doğru ṣiddīqan
çok doğru نَّبِيًّۭا bir peygamber nabiyyan
bir peygamber ٥٦ (56)
(56)
Kitap'da İdris'i de zikret, çünkü o dosdoğru bir peygamberdi.
19:57
وَرَفَعْنَـٰهُ
onu yükseltmiştik
warafaʿnāhu
onu yükseltmiştik مَكَانًا bir yere makānan
bir yere عَلِيًّا yüce ʿaliyyan
yüce ٥٧ (57)
(57)
onu yükseltmiştik مَكَانًا bir yere makānan
bir yere عَلِيًّا yüce ʿaliyyan
yüce ٥٧ (57)
(57)
Biz onu yüce bir yere yükselttik.
19:58
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte bunlar
ulāika
işte bunlar ٱلَّذِينَ kimselerdir alladhīna
kimselerdir أَنْعَمَ ni'met verdiği anʿama
ni'met verdiği ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın عَلَيْهِم kendilerine ʿalayhim
kendilerine مِّنَ peygamberlerden mina
peygamberlerden ٱلنَّبِيِّـۧنَ the Prophets l-nabiyīna
the Prophets مِن neslinden min
neslinden ذُرِّيَّةِ (the) offspring dhurriyyati
(the) offspring ءَادَمَ Adem ādama
Adem وَمِمَّنْ ve kimselerdendir wamimman
ve kimselerdendir حَمَلْنَا taşıdıklarımız ḥamalnā
taşıdıklarımız مَعَ ile beraber maʿa
ile beraber نُوحٍۢ Nuh nūḥin
Nuh وَمِن ve wamin
ve ذُرِّيَّةِ neslindendir dhurriyyati
neslindendir إِبْرَٰهِيمَ İbrahim ib'rāhīma
İbrahim وَإِسْرَٰٓءِيلَ ve İsrail (Ya'kub) wa-is'rāīla
ve İsrail (Ya'kub) وَمِمَّنْ ve kimselerdendir wamimman
ve kimselerdendir هَدَيْنَا yol gösterdiğimiz hadaynā
yol gösterdiğimiz وَٱجْتَبَيْنَآ ۚ ve seçtiğimiz wa-ij'tabaynā
ve seçtiğimiz إِذَا zaman idhā
zaman تُتْلَىٰ okunduğu tut'lā
okunduğu عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara ءَايَـٰتُ ayetleri āyātu
ayetleri ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman'ın l-raḥmāni
Rahman'ın خَرُّوا۟ kapanırlardı kharrū
kapanırlardı سُجَّدًۭا secdeye sujjadan
secdeye وَبُكِيًّۭا ۩ ağlayarak wabukiyyan
ağlayarak ٥٨ (58)
(58)
işte bunlar ٱلَّذِينَ kimselerdir alladhīna
kimselerdir أَنْعَمَ ni'met verdiği anʿama
ni'met verdiği ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın عَلَيْهِم kendilerine ʿalayhim
kendilerine مِّنَ peygamberlerden mina
peygamberlerden ٱلنَّبِيِّـۧنَ the Prophets l-nabiyīna
the Prophets مِن neslinden min
neslinden ذُرِّيَّةِ (the) offspring dhurriyyati
(the) offspring ءَادَمَ Adem ādama
Adem وَمِمَّنْ ve kimselerdendir wamimman
ve kimselerdendir حَمَلْنَا taşıdıklarımız ḥamalnā
taşıdıklarımız مَعَ ile beraber maʿa
ile beraber نُوحٍۢ Nuh nūḥin
Nuh وَمِن ve wamin
ve ذُرِّيَّةِ neslindendir dhurriyyati
neslindendir إِبْرَٰهِيمَ İbrahim ib'rāhīma
İbrahim وَإِسْرَٰٓءِيلَ ve İsrail (Ya'kub) wa-is'rāīla
ve İsrail (Ya'kub) وَمِمَّنْ ve kimselerdendir wamimman
ve kimselerdendir هَدَيْنَا yol gösterdiğimiz hadaynā
yol gösterdiğimiz وَٱجْتَبَيْنَآ ۚ ve seçtiğimiz wa-ij'tabaynā
ve seçtiğimiz إِذَا zaman idhā
zaman تُتْلَىٰ okunduğu tut'lā
okunduğu عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara ءَايَـٰتُ ayetleri āyātu
ayetleri ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman'ın l-raḥmāni
Rahman'ın خَرُّوا۟ kapanırlardı kharrū
kapanırlardı سُجَّدًۭا secdeye sujjadan
secdeye وَبُكِيًّۭا ۩ ağlayarak wabukiyyan
ağlayarak ٥٨ (58)
(58)
İşte bunlar Allah'ın kendilerine nimetler sunduğu peygamberler; Adem'in soyundan, Nuh ile beraber taşıdıklarımızdan; İbrahim ve İsmail'in neslinden ve doğru yola erdirdiğimizden, seçip beğendiklerimizdendirler. Rahman'ın ayetleri onlara okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.
19:59
۞ فَخَلَفَ
yerlerine geldi
fakhalafa
yerlerine geldi مِنۢ onlardan sonra min
onlardan sonra بَعْدِهِمْ after them baʿdihim
after them خَلْفٌ öyle bir nesil khalfun
öyle bir nesil أَضَاعُوا۟ onlar zayi ettiler aḍāʿū
onlar zayi ettiler ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı وَٱتَّبَعُوا۟ ve uydular wa-ittabaʿū
ve uydular ٱلشَّهَوَٰتِ ۖ şehvetlerine l-shahawāti
şehvetlerine فَسَوْفَ yakında fasawfa
yakında يَلْقَوْنَ onlar bulacaklardır yalqawna
onlar bulacaklardır غَيًّا kötülük ghayyan
kötülük ٥٩ (59)
(59)
yerlerine geldi مِنۢ onlardan sonra min
onlardan sonra بَعْدِهِمْ after them baʿdihim
after them خَلْفٌ öyle bir nesil khalfun
öyle bir nesil أَضَاعُوا۟ onlar zayi ettiler aḍāʿū
onlar zayi ettiler ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı وَٱتَّبَعُوا۟ ve uydular wa-ittabaʿū
ve uydular ٱلشَّهَوَٰتِ ۖ şehvetlerine l-shahawāti
şehvetlerine فَسَوْفَ yakında fasawfa
yakında يَلْقَوْنَ onlar bulacaklardır yalqawna
onlar bulacaklardır غَيًّا kötülük ghayyan
kötülük ٥٩ (59)
(59)
Onların ardından, namazı bırakan, şehvetlerine uyan bir nesil geldi. İşte bunlar azgınlıklarının karşılığını göreceklerdir.
19:60
إِلَّا
ancak
illā
ancak مَن kimseler man
kimseler تَابَ tevbe eden tāba
tevbe eden وَءَامَنَ ve inananlar waāmana
ve inananlar وَعَمِلَ ve yapanlar waʿamila
ve yapanlar صَـٰلِحًۭا iyi işler ṣāliḥan
iyi işler فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar fa-ulāika
işte onlar يَدْخُلُونَ girecekler yadkhulūna
girecekler ٱلْجَنَّةَ cennete l-janata
cennete وَلَا ve walā
ve يُظْلَمُونَ haksızlığa uğratılmayacaklardır yuẓ'lamūna
haksızlığa uğratılmayacaklardır شَيْـًۭٔا hiç shayan
hiç ٦٠ (60)
(60)
ancak مَن kimseler man
kimseler تَابَ tevbe eden tāba
tevbe eden وَءَامَنَ ve inananlar waāmana
ve inananlar وَعَمِلَ ve yapanlar waʿamila
ve yapanlar صَـٰلِحًۭا iyi işler ṣāliḥan
iyi işler فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar fa-ulāika
işte onlar يَدْخُلُونَ girecekler yadkhulūna
girecekler ٱلْجَنَّةَ cennete l-janata
cennete وَلَا ve walā
ve يُظْلَمُونَ haksızlığa uğratılmayacaklardır yuẓ'lamūna
haksızlığa uğratılmayacaklardır شَيْـًۭٔا hiç shayan
hiç ٦٠ (60)
(60)
Ancak tevbe eden, inanıp yararlı iş yapanlar bunun dışındadır. Bunlar hiçbir haksızlığa uğratılmadan, Rahman'ın kullarına gaybde vadettiği cennete, Adn cennetlerine gireceklerdir. Şüphesiz, O'nun sözü yerini bulacaktır.
19:61
جَنَّـٰتِ
cennetleri(ne gireceklerdir)
jannāti
cennetleri(ne gireceklerdir) عَدْنٍ Adn ʿadnin
Adn ٱلَّتِى va'dettiği allatī
va'dettiği وَعَدَ promised waʿada
promised ٱلرَّحْمَـٰنُ Rahman'ın l-raḥmānu
Rahman'ın عِبَادَهُۥ kullarına ʿibādahu
kullarına بِٱلْغَيْبِ ۚ gıyaben bil-ghaybi
gıyaben إِنَّهُۥ şüphesiz O'nun innahu
şüphesiz O'nun كَانَ va'di kāna
va'di وَعْدُهُۥ His promise waʿduhu
His promise مَأْتِيًّۭا yerine gelecektir matiyyan
yerine gelecektir ٦١ (61)
(61)
cennetleri(ne gireceklerdir) عَدْنٍ Adn ʿadnin
Adn ٱلَّتِى va'dettiği allatī
va'dettiği وَعَدَ promised waʿada
promised ٱلرَّحْمَـٰنُ Rahman'ın l-raḥmānu
Rahman'ın عِبَادَهُۥ kullarına ʿibādahu
kullarına بِٱلْغَيْبِ ۚ gıyaben bil-ghaybi
gıyaben إِنَّهُۥ şüphesiz O'nun innahu
şüphesiz O'nun كَانَ va'di kāna
va'di وَعْدُهُۥ His promise waʿduhu
His promise مَأْتِيًّۭا yerine gelecektir matiyyan
yerine gelecektir ٦١ (61)
(61)
Ancak tevbe eden, inanıp yararlı iş yapanlar bunun dışındadır. Bunlar hiçbir haksızlığa uğratılmadan, Rahman'ın kullarına gaybde vadettiği cennete, Adn cennetlerine gireceklerdir. Şüphesiz, O'nun sözü yerini bulacaktır.
19:62
لَّا
işitmezler
lā
işitmezler يَسْمَعُونَ they will hear yasmaʿūna
they will hear فِيهَا orada fīhā
orada لَغْوًا boş söz laghwan
boş söz إِلَّا yalnızca illā
yalnızca سَلَـٰمًۭا ۖ selam salāman
selam وَلَهُمْ ve hazırdır walahum
ve hazırdır رِزْقُهُمْ rızıkları da riz'quhum
rızıkları da فِيهَا orada fīhā
orada بُكْرَةًۭ sabah buk'ratan
sabah وَعَشِيًّۭا ve akşam waʿashiyyan
ve akşam ٦٢ (62)
(62)
işitmezler يَسْمَعُونَ they will hear yasmaʿūna
they will hear فِيهَا orada fīhā
orada لَغْوًا boş söz laghwan
boş söz إِلَّا yalnızca illā
yalnızca سَلَـٰمًۭا ۖ selam salāman
selam وَلَهُمْ ve hazırdır walahum
ve hazırdır رِزْقُهُمْ rızıkları da riz'quhum
rızıkları da فِيهَا orada fīhā
orada بُكْرَةًۭ sabah buk'ratan
sabah وَعَشِيًّۭا ve akşam waʿashiyyan
ve akşam ٦٢ (62)
(62)
Orada boş sözler değil sadece esenlik veren sözler işitirler. Orada rızıklarını sabah akşam hazır bulurlar.
19:63
تِلْكَ
işte budur
til'ka
işte budur ٱلْجَنَّةُ cennet l-janatu
cennet ٱلَّتِى vereceğimiz allatī
vereceğimiz نُورِثُ We give (as) inheritance nūrithu
We give (as) inheritance مِنْ kullarımızdan min
kullarımızdan عِبَادِنَا Our slaves ʿibādinā
Our slaves مَن korunanlara man
korunanlara كَانَ is kāna
is تَقِيًّۭا righteous taqiyyan
righteous ٦٣ (63)
(63)
işte budur ٱلْجَنَّةُ cennet l-janatu
cennet ٱلَّتِى vereceğimiz allatī
vereceğimiz نُورِثُ We give (as) inheritance nūrithu
We give (as) inheritance مِنْ kullarımızdan min
kullarımızdan عِبَادِنَا Our slaves ʿibādinā
Our slaves مَن korunanlara man
korunanlara كَانَ is kāna
is تَقِيًّۭا righteous taqiyyan
righteous ٦٣ (63)
(63)
Kullarımızdan Allah'a karşı gelmekten sakınanları mirasçı kılacağımız Cennet işte budur.
19:64
وَمَا
ve
wamā
ve نَتَنَزَّلُ biz inmeyiz natanazzalu
biz inmeyiz إِلَّا dışında illā
dışında بِأَمْرِ emri bi-amri
emri رَبِّكَ ۖ Rabbinin rabbika
Rabbinin لَهُۥ O'na aittir lahu
O'na aittir مَا olan herşey mā
olan herşey بَيْنَ önümüzde bayna
önümüzde أَيْدِينَا (is) before us aydīnā
(is) before us وَمَا ve olan wamā
ve olan خَلْفَنَا arkamızda khalfanā
arkamızda وَمَا ve olan wamā
ve olan بَيْنَ arasında bayna
arasında ذَٰلِكَ ۚ bunlar dhālika
bunlar وَمَا asla değildir wamā
asla değildir كَانَ Rabbin kāna
Rabbin رَبُّكَ your Lord rabbuka
your Lord نَسِيًّۭا unutkan nasiyyan
unutkan ٦٤ (64)
(64)
ve نَتَنَزَّلُ biz inmeyiz natanazzalu
biz inmeyiz إِلَّا dışında illā
dışında بِأَمْرِ emri bi-amri
emri رَبِّكَ ۖ Rabbinin rabbika
Rabbinin لَهُۥ O'na aittir lahu
O'na aittir مَا olan herşey mā
olan herşey بَيْنَ önümüzde bayna
önümüzde أَيْدِينَا (is) before us aydīnā
(is) before us وَمَا ve olan wamā
ve olan خَلْفَنَا arkamızda khalfanā
arkamızda وَمَا ve olan wamā
ve olan بَيْنَ arasında bayna
arasında ذَٰلِكَ ۚ bunlar dhālika
bunlar وَمَا asla değildir wamā
asla değildir كَانَ Rabbin kāna
Rabbin رَبُّكَ your Lord rabbuka
your Lord نَسِيًّۭا unutkan nasiyyan
unutkan ٦٤ (64)
(64)
Cebrail: "Biz ancak Rabbinin buyruğu ile ineriz, geçmişimizi geleceğimizi ve ikisinin arasındakileri bilmek O'na mahsustur. Rabbin unutkan değildir."
19:65
رَّبُّ
Rabbidir
rabbu
Rabbidir ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin وَٱلْأَرْضِ yerin wal-arḍi
yerin وَمَا ve şeylerin wamā
ve şeylerin بَيْنَهُمَا bunlar arasında bulunan baynahumā
bunlar arasında bulunan فَٱعْبُدْهُ O'na kulluk et fa-uʿ'bud'hu
O'na kulluk et وَٱصْطَبِرْ ve sabret wa-iṣ'ṭabir
ve sabret لِعِبَـٰدَتِهِۦ ۚ O'na kullukta liʿibādatihi
O'na kullukta هَلْ biliyormusun? hal
biliyormusun? تَعْلَمُ you know taʿlamu
you know لَهُۥ O'nun lahu
O'nun سَمِيًّۭا adaşını samiyyan
adaşını ٦٥ (65)
(65)
Rabbidir ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin وَٱلْأَرْضِ yerin wal-arḍi
yerin وَمَا ve şeylerin wamā
ve şeylerin بَيْنَهُمَا bunlar arasında bulunan baynahumā
bunlar arasında bulunan فَٱعْبُدْهُ O'na kulluk et fa-uʿ'bud'hu
O'na kulluk et وَٱصْطَبِرْ ve sabret wa-iṣ'ṭabir
ve sabret لِعِبَـٰدَتِهِۦ ۚ O'na kullukta liʿibādatihi
O'na kullukta هَلْ biliyormusun? hal
biliyormusun? تَعْلَمُ you know taʿlamu
you know لَهُۥ O'nun lahu
O'nun سَمِيًّۭا adaşını samiyyan
adaşını ٦٥ (65)
(65)
O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir. Öyleyse Ona ibadette sabırlı ol. Hiç O'na benzeyen bir şey bilir misin?
19:66
وَيَقُولُ
ve diyor ki
wayaqūlu
ve diyor ki ٱلْإِنسَـٰنُ insan l-insānu
insan أَءِذَا zaman mı? a-idhā
zaman mı? مَا öldüğüm mā
öldüğüm مِتُّ I am dead mittu
I am dead لَسَوْفَ muhakkak lasawfa
muhakkak أُخْرَجُ çıkarılacağım ukh'raju
çıkarılacağım حَيًّا diri olarak ḥayyan
diri olarak ٦٦ (66)
(66)
ve diyor ki ٱلْإِنسَـٰنُ insan l-insānu
insan أَءِذَا zaman mı? a-idhā
zaman mı? مَا öldüğüm mā
öldüğüm مِتُّ I am dead mittu
I am dead لَسَوْفَ muhakkak lasawfa
muhakkak أُخْرَجُ çıkarılacağım ukh'raju
çıkarılacağım حَيًّا diri olarak ḥayyan
diri olarak ٦٦ (66)
(66)
İnsan: "Ben öldüğümde mi diriltileceğim?" der.
19:67
أَوَلَا
düşünmüyor mu?
awalā
düşünmüyor mu? يَذْكُرُ remember yadhkuru
remember ٱلْإِنسَـٰنُ insan l-insānu
insan أَنَّا bizim annā
bizim خَلَقْنَـٰهُ onu yarattığımızı khalaqnāhu
onu yarattığımızı مِن önceden min
önceden قَبْلُ before qablu
before وَلَمْ ve walam
ve يَكُ değilken yaku
değilken شَيْـًۭٔا hiçbir şey shayan
hiçbir şey ٦٧ (67)
(67)
düşünmüyor mu? يَذْكُرُ remember yadhkuru
remember ٱلْإِنسَـٰنُ insan l-insānu
insan أَنَّا bizim annā
bizim خَلَقْنَـٰهُ onu yarattığımızı khalaqnāhu
onu yarattığımızı مِن önceden min
önceden قَبْلُ before qablu
before وَلَمْ ve walam
ve يَكُ değilken yaku
değilken شَيْـًۭٔا hiçbir şey shayan
hiçbir şey ٦٧ (67)
(67)
Bu insan kendisi önceden bir şey değilken onu yaratmış olduğumuzu hatırlamaz mi?
19:68
فَوَرَبِّكَ
Rabbine andolsun ki
fawarabbika
Rabbine andolsun ki لَنَحْشُرَنَّهُمْ onları mutlaka toplayacağız lanaḥshurannahum
onları mutlaka toplayacağız وَٱلشَّيَـٰطِينَ ve şeytanları wal-shayāṭīna
ve şeytanları ثُمَّ sonra thumma
sonra لَنُحْضِرَنَّهُمْ onları bulunduracağız lanuḥ'ḍirannahum
onları bulunduracağız حَوْلَ çevresinde ḥawla
çevresinde جَهَنَّمَ cehennemin jahannama
cehennemin جِثِيًّۭا diz çökmüş vaziyette jithiyyan
diz çökmüş vaziyette ٦٨ (68)
(68)
Rabbine andolsun ki لَنَحْشُرَنَّهُمْ onları mutlaka toplayacağız lanaḥshurannahum
onları mutlaka toplayacağız وَٱلشَّيَـٰطِينَ ve şeytanları wal-shayāṭīna
ve şeytanları ثُمَّ sonra thumma
sonra لَنُحْضِرَنَّهُمْ onları bulunduracağız lanuḥ'ḍirannahum
onları bulunduracağız حَوْلَ çevresinde ḥawla
çevresinde جَهَنَّمَ cehennemin jahannama
cehennemin جِثِيًّۭا diz çökmüş vaziyette jithiyyan
diz çökmüş vaziyette ٦٨ (68)
(68)
Rabbine and olsun ki Biz onları mutlaka uydukları şeytanlarla beraber haşredeceğiz. Sonra cehennemin yanında diz çöktürerek hazır bulunduracağız.
19:69
ثُمَّ
sonra
thumma
sonra لَنَنزِعَنَّ ayıracağız lananziʿanna
ayıracağız مِن her min
her كُلِّ every kulli
every شِيعَةٍ milletten shīʿatin
milletten أَيُّهُمْ hangisinin ayyuhum
hangisinin أَشَدُّ en çok ashaddu
en çok عَلَى karşı ʿalā
karşı ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman'a l-raḥmāni
Rahman'a عِتِيًّۭا isyan edeni ʿitiyyan
isyan edeni ٦٩ (69)
(69)
sonra لَنَنزِعَنَّ ayıracağız lananziʿanna
ayıracağız مِن her min
her كُلِّ every kulli
every شِيعَةٍ milletten shīʿatin
milletten أَيُّهُمْ hangisinin ayyuhum
hangisinin أَشَدُّ en çok ashaddu
en çok عَلَى karşı ʿalā
karşı ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman'a l-raḥmāni
Rahman'a عِتِيًّۭا isyan edeni ʿitiyyan
isyan edeni ٦٩ (69)
(69)
Sonra her toplumdan Rahman'a en çok kimin baş kaldırdığını ortaya koyacağız.
19:70
ثُمَّ
sonra
thumma
sonra لَنَحْنُ elbette biz lanaḥnu
elbette biz أَعْلَمُ daha iyi biliriz aʿlamu
daha iyi biliriz بِٱلَّذِينَ kimlerin bi-alladhīna
kimlerin هُمْ onlar hum
onlar أَوْلَىٰ uygun olduğunu awlā
uygun olduğunu بِهَا oraya bihā
oraya صِلِيًّۭا girmeğe ṣiliyyan
girmeğe ٧٠ (70)
(70)
sonra لَنَحْنُ elbette biz lanaḥnu
elbette biz أَعْلَمُ daha iyi biliriz aʿlamu
daha iyi biliriz بِٱلَّذِينَ kimlerin bi-alladhīna
kimlerin هُمْ onlar hum
onlar أَوْلَىٰ uygun olduğunu awlā
uygun olduğunu بِهَا oraya bihā
oraya صِلِيًّۭا girmeğe ṣiliyyan
girmeğe ٧٠ (70)
(70)
Cehenneme girmeye en layık olanları Biz biliriz.
19:71
وَإِن
ve yoktur
wa-in
ve yoktur مِّنكُمْ içinizden minkum
içinizden إِلَّا hiç kimse illā
hiç kimse وَارِدُهَا ۚ oraya gitmeyecek wāriduhā
oraya gitmeyecek كَانَ (bu) kāna
(bu) عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin حَتْمًۭا bir borçtur ḥatman
bir borçtur مَّقْضِيًّۭا kesin maqḍiyyan
kesin ٧١ (71)
(71)
ve yoktur مِّنكُمْ içinizden minkum
içinizden إِلَّا hiç kimse illā
hiç kimse وَارِدُهَا ۚ oraya gitmeyecek wāriduhā
oraya gitmeyecek كَانَ (bu) kāna
(bu) عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin حَتْمًۭا bir borçtur ḥatman
bir borçtur مَّقْضِيًّۭا kesin maqḍiyyan
kesin ٧١ (71)
(71)
Sizden cehenneme uğramayacak yoktur. Bu, Rabbinin yapmayı üzerine aldığı kesinleşmiş bir hükümdür.
19:72
ثُمَّ
sonra
thumma
sonra نُنَجِّى kurtarırız nunajjī
kurtarırız ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri ٱتَّقَوا۟ muttakileri (sakınanları) ittaqaw
muttakileri (sakınanları) وَّنَذَرُ ve bırakırız wanadharu
ve bırakırız ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimleri l-ẓālimīna
zalimleri فِيهَا orada fīhā
orada جِثِيًّۭا diz üstü çökmüş olarak jithiyyan
diz üstü çökmüş olarak ٧٢ (72)
(72)
sonra نُنَجِّى kurtarırız nunajjī
kurtarırız ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri ٱتَّقَوا۟ muttakileri (sakınanları) ittaqaw
muttakileri (sakınanları) وَّنَذَرُ ve bırakırız wanadharu
ve bırakırız ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimleri l-ẓālimīna
zalimleri فِيهَا orada fīhā
orada جِثِيًّۭا diz üstü çökmüş olarak jithiyyan
diz üstü çökmüş olarak ٧٢ (72)
(72)
Sonra Biz Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanları kurtarır, zalimleri de orada diz üstü çökmüş olarak bırakırız.
19:73
وَإِذَا
ve zaman
wa-idhā
ve zaman تُتْلَىٰ okunduğu tut'lā
okunduğu عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara ءَايَـٰتُنَا ayetlerimiz āyātunā
ayetlerimiz بَيِّنَـٰتٍۢ açık açık bayyinātin
açık açık قَالَ derler qāla
derler ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَفَرُوا۟ inkar edenler kafarū
inkar edenler لِلَّذِينَ kimseler için lilladhīna
kimseler için ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) أَىُّ hangisinin ayyu
hangisinin ٱلْفَرِيقَيْنِ iki topluluktan l-farīqayni
iki topluluktan خَيْرٌۭ daha hayırlıdır khayrun
daha hayırlıdır مَّقَامًۭا makamı maqāman
makamı وَأَحْسَنُ ve daha güzeldir? wa-aḥsanu
ve daha güzeldir? نَدِيًّۭا meclisi (mevkii) nadiyyan
meclisi (mevkii) ٧٣ (73)
(73)
ve zaman تُتْلَىٰ okunduğu tut'lā
okunduğu عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara ءَايَـٰتُنَا ayetlerimiz āyātunā
ayetlerimiz بَيِّنَـٰتٍۢ açık açık bayyinātin
açık açık قَالَ derler qāla
derler ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَفَرُوا۟ inkar edenler kafarū
inkar edenler لِلَّذِينَ kimseler için lilladhīna
kimseler için ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) أَىُّ hangisinin ayyu
hangisinin ٱلْفَرِيقَيْنِ iki topluluktan l-farīqayni
iki topluluktan خَيْرٌۭ daha hayırlıdır khayrun
daha hayırlıdır مَّقَامًۭا makamı maqāman
makamı وَأَحْسَنُ ve daha güzeldir? wa-aḥsanu
ve daha güzeldir? نَدِيًّۭا meclisi (mevkii) nadiyyan
meclisi (mevkii) ٧٣ (73)
(73)
Ayetlerimiz kendilerine apaçık okunduğu zaman inkar edenler inananlara: "Bu iki takımın hangisinin makamı daha iyi ve yeri daha güzeldir?" derler.
19:74
وَكَمْ
ve nice
wakam
ve nice أَهْلَكْنَا helak ettik ahlaknā
helak ettik قَبْلَهُم onlardan önce qablahum
onlardan önce مِّن nesiller min
nesiller قَرْنٍ a generation qarnin
a generation هُمْ onlar hum
onlar أَحْسَنُ daha güzeldi aḥsanu
daha güzeldi أَثَـٰثًۭا eşyaca athāthan
eşyaca وَرِءْيًۭا ve gösterişce wari'yan
ve gösterişce ٧٤ (74)
(74)
ve nice أَهْلَكْنَا helak ettik ahlaknā
helak ettik قَبْلَهُم onlardan önce qablahum
onlardan önce مِّن nesiller min
nesiller قَرْنٍ a generation qarnin
a generation هُمْ onlar hum
onlar أَحْسَنُ daha güzeldi aḥsanu
daha güzeldi أَثَـٰثًۭا eşyaca athāthan
eşyaca وَرِءْيًۭا ve gösterişce wari'yan
ve gösterişce ٧٤ (74)
(74)
Onlardan önce nice nesilleri yok ettik ki, onlar varlıkça ve gösterişçe bunlardan daha üstündüler.
19:75
قُلْ
de ki
qul
de ki مَن kim man
kim كَانَ ise kāna
ise فِى içinde fī
içinde ٱلضَّلَـٰلَةِ sapıklık l-ḍalālati
sapıklık فَلْيَمْدُدْ süre versin falyamdud
süre versin لَهُ ona lahu
ona ٱلرَّحْمَـٰنُ Rahman l-raḥmānu
Rahman مَدًّا ۚ bi süre maddan
bi süre حَتَّىٰٓ nihayet; ḥattā
nihayet; إِذَا zaman idhā
zaman رَأَوْا۟ gördükleri ra-aw
gördükleri مَا şeyleri mā
şeyleri يُوعَدُونَ va'dedildikleri yūʿadūna
va'dedildikleri إِمَّا ya immā
ya ٱلْعَذَابَ azabı l-ʿadhāba
azabı وَإِمَّا veya wa-immā
veya ٱلسَّاعَةَ (duruşma) sa'ati(ni) l-sāʿata
(duruşma) sa'ati(ni) فَسَيَعْلَمُونَ bileceklerdir fasayaʿlamūna
bileceklerdir مَنْ kimin man
kimin هُوَ o huwa
o شَرٌّۭ daha kötüdür sharrun
daha kötüdür مَّكَانًۭا mekanı makānan
mekanı وَأَضْعَفُ ve daha zayıftır wa-aḍʿafu
ve daha zayıftır جُندًۭا adamları jundan
adamları ٧٥ (75)
(75)
de ki مَن kim man
kim كَانَ ise kāna
ise فِى içinde fī
içinde ٱلضَّلَـٰلَةِ sapıklık l-ḍalālati
sapıklık فَلْيَمْدُدْ süre versin falyamdud
süre versin لَهُ ona lahu
ona ٱلرَّحْمَـٰنُ Rahman l-raḥmānu
Rahman مَدًّا ۚ bi süre maddan
bi süre حَتَّىٰٓ nihayet; ḥattā
nihayet; إِذَا zaman idhā
zaman رَأَوْا۟ gördükleri ra-aw
gördükleri مَا şeyleri mā
şeyleri يُوعَدُونَ va'dedildikleri yūʿadūna
va'dedildikleri إِمَّا ya immā
ya ٱلْعَذَابَ azabı l-ʿadhāba
azabı وَإِمَّا veya wa-immā
veya ٱلسَّاعَةَ (duruşma) sa'ati(ni) l-sāʿata
(duruşma) sa'ati(ni) فَسَيَعْلَمُونَ bileceklerdir fasayaʿlamūna
bileceklerdir مَنْ kimin man
kimin هُوَ o huwa
o شَرٌّۭ daha kötüdür sharrun
daha kötüdür مَّكَانًۭا mekanı makānan
mekanı وَأَضْعَفُ ve daha zayıftır wa-aḍʿafu
ve daha zayıftır جُندًۭا adamları jundan
adamları ٧٥ (75)
(75)
De ki: "Sapıklıkta olanı Rahman ne kadar ertelese bile, sonunda tehdit edildikleri azabı ya da kıyamet gününü gördükleri zaman onlar kimin yerinin daha kötü ve taraftarlarının daha güçsüz olduğunu bilecektir."
19:76
وَيَزِيدُ
ve artırır
wayazīdu
ve artırır ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin ٱهْتَدَوْا۟ yola gelen(lerin) ih'tadaw
yola gelen(lerin) هُدًۭى ۗ hidayetini hudan
hidayetini وَٱلْبَـٰقِيَـٰتُ ve kalıcı olan wal-bāqiyātu
ve kalıcı olan ٱلصَّـٰلِحَـٰتُ yararlı işler l-ṣāliḥātu
yararlı işler خَيْرٌ daha hayırlıdır khayrun
daha hayırlıdır عِندَ yanında ʿinda
yanında رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin ثَوَابًۭا mükafat bakımından thawāban
mükafat bakımından وَخَيْرٌۭ ve daha iyidir wakhayrun
ve daha iyidir مَّرَدًّا varılacak yer bakımından maraddan
varılacak yer bakımından ٧٦ (76)
(76)
ve artırır ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin ٱهْتَدَوْا۟ yola gelen(lerin) ih'tadaw
yola gelen(lerin) هُدًۭى ۗ hidayetini hudan
hidayetini وَٱلْبَـٰقِيَـٰتُ ve kalıcı olan wal-bāqiyātu
ve kalıcı olan ٱلصَّـٰلِحَـٰتُ yararlı işler l-ṣāliḥātu
yararlı işler خَيْرٌ daha hayırlıdır khayrun
daha hayırlıdır عِندَ yanında ʿinda
yanında رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin ثَوَابًۭا mükafat bakımından thawāban
mükafat bakımından وَخَيْرٌۭ ve daha iyidir wakhayrun
ve daha iyidir مَّرَدًّا varılacak yer bakımından maraddan
varılacak yer bakımından ٧٦ (76)
(76)
Allah doğru yolda olanların doğruluğunu artırır. Baki kalacak yararlı işler Rabbinin katında sevap olarak da daha iyidir, sonuç olarak da daha iyidir.
19:77
أَفَرَءَيْتَ
gördün mü?
afara-ayta
gördün mü? ٱلَّذِى kimseleri alladhī
kimseleri كَفَرَ inkar eden(leri) kafara
inkar eden(leri) بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi وَقَالَ ve diyeni waqāla
ve diyeni لَأُوتَيَنَّ bana verilecek laūtayanna
bana verilecek مَالًۭا mal mālan
mal وَوَلَدًا ve evlad wawaladan
ve evlad ٧٧ (77)
(77)
gördün mü? ٱلَّذِى kimseleri alladhī
kimseleri كَفَرَ inkar eden(leri) kafara
inkar eden(leri) بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi وَقَالَ ve diyeni waqāla
ve diyeni لَأُوتَيَنَّ bana verilecek laūtayanna
bana verilecek مَالًۭا mal mālan
mal وَوَلَدًا ve evlad wawaladan
ve evlad ٧٧ (77)
(77)
Ayetlerimizi inkar eden ve "bana elbette mal ve çocuk verilecektir" diyeni gördün mu?
19:78
أَطَّلَعَ
bildi mi?
aṭṭalaʿa
bildi mi? ٱلْغَيْبَ gaybı l-ghayba
gaybı أَمِ yoksa ami
yoksa ٱتَّخَذَ aldı mı? ittakhadha
aldı mı? عِندَ huzurunda ʿinda
huzurunda ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman'ın l-raḥmāni
Rahman'ın عَهْدًۭا bir söz ʿahdan
bir söz ٧٨ (78)
(78)
bildi mi? ٱلْغَيْبَ gaybı l-ghayba
gaybı أَمِ yoksa ami
yoksa ٱتَّخَذَ aldı mı? ittakhadha
aldı mı? عِندَ huzurunda ʿinda
huzurunda ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman'ın l-raḥmāni
Rahman'ın عَهْدًۭا bir söz ʿahdan
bir söz ٧٨ (78)
(78)
O görülmeyeni mi biliyor, yoksa Rahman katından bir söz mü almıştır?
19:79
كَلَّا ۚ
hayır
kallā
hayır سَنَكْتُبُ biz yazacağız sanaktubu
biz yazacağız مَا şeyi mā
şeyi يَقُولُ onun dediği yaqūlu
onun dediği وَنَمُدُّ ve uzatacağız wanamuddu
ve uzatacağız لَهُۥ onun için lahu
onun için مِنَ azabı mina
azabı ٱلْعَذَابِ the punishment l-ʿadhābi
the punishment مَدًّۭا uzattıkça maddan
uzattıkça ٧٩ (79)
(79)
hayır سَنَكْتُبُ biz yazacağız sanaktubu
biz yazacağız مَا şeyi mā
şeyi يَقُولُ onun dediği yaqūlu
onun dediği وَنَمُدُّ ve uzatacağız wanamuddu
ve uzatacağız لَهُۥ onun için lahu
onun için مِنَ azabı mina
azabı ٱلْعَذَابِ the punishment l-ʿadhābi
the punishment مَدًّۭا uzattıkça maddan
uzattıkça ٧٩ (79)
(79)
Hayır, söylediğini yazacağız ve onun azabını uzattıkça uzatacağız.
19:80
وَنَرِثُهُۥ
ve varis olacağız
wanarithuhu
ve varis olacağız مَا şeye mā
şeye يَقُولُ dediği yaqūlu
dediği وَيَأْتِينَا ve o bize gelecek wayatīnā
ve o bize gelecek فَرْدًۭا tek başına fardan
tek başına ٨٠ (80)
(80)
ve varis olacağız مَا şeye mā
şeye يَقُولُ dediği yaqūlu
dediği وَيَأْتِينَا ve o bize gelecek wayatīnā
ve o bize gelecek فَرْدًۭا tek başına fardan
tek başına ٨٠ (80)
(80)
Bahsettikleri şeyler Bize kalacaktır, kendisi Bize tek olarak gelecektir.
19:81
وَٱتَّخَذُوا۟
ve edindiler
wa-ittakhadhū
ve edindiler مِن başka min
başka دُونِ besides Allah dūni
besides Allah ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan ءَالِهَةًۭ tanrılar ālihatan
tanrılar لِّيَكُونُوا۟ olsun diye liyakūnū
olsun diye لَهُمْ kendilerine lahum
kendilerine عِزًّۭا itibar ʿizzan
itibar ٨١ (81)
(81)
ve edindiler مِن başka min
başka دُونِ besides Allah dūni
besides Allah ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan ءَالِهَةًۭ tanrılar ālihatan
tanrılar لِّيَكُونُوا۟ olsun diye liyakūnū
olsun diye لَهُمْ kendilerine lahum
kendilerine عِزًّۭا itibar ʿizzan
itibar ٨١ (81)
(81)
Onlar kendilerine kuvvet ve şeref kazandırsın diye, Allah'ı bırakarak tanrılar edindiler.
19:82
كَلَّا ۚ
hayır
kallā
hayır سَيَكْفُرُونَ inkar edecekler sayakfurūna
inkar edecekler بِعِبَادَتِهِمْ bunların tapmalarını biʿibādatihim
bunların tapmalarını وَيَكُونُونَ ve olacaklardır wayakūnūna
ve olacaklardır عَلَيْهِمْ bunlara ʿalayhim
bunlara ضِدًّا zıd ḍiddan
zıd ٨٢ (82)
(82)
hayır سَيَكْفُرُونَ inkar edecekler sayakfurūna
inkar edecekler بِعِبَادَتِهِمْ bunların tapmalarını biʿibādatihim
bunların tapmalarını وَيَكُونُونَ ve olacaklardır wayakūnūna
ve olacaklardır عَلَيْهِمْ bunlara ʿalayhim
bunlara ضِدًّا zıd ḍiddan
zıd ٨٢ (82)
(82)
Hayır, tanrıları kendilerinin ibadetlerini inkar edecekler ve onlara düşman olacaklardır.
19:83
أَلَمْ
görmedin mi?
alam
görmedin mi? تَرَ you see tara
you see أَنَّآ biz annā
biz أَرْسَلْنَا gönderdik arsalnā
gönderdik ٱلشَّيَـٰطِينَ şeytanları l-shayāṭīna
şeytanları عَلَى üzerine ʿalā
üzerine ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirler l-kāfirīna
kafirler تَؤُزُّهُمْ onları kışkırtıyorlar ta-uzzuhum
onları kışkırtıyorlar أَزًّۭا kışkırttıkça azzan
kışkırttıkça ٨٣ (83)
(83)
görmedin mi? تَرَ you see tara
you see أَنَّآ biz annā
biz أَرْسَلْنَا gönderdik arsalnā
gönderdik ٱلشَّيَـٰطِينَ şeytanları l-shayāṭīna
şeytanları عَلَى üzerine ʿalā
üzerine ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirler l-kāfirīna
kafirler تَؤُزُّهُمْ onları kışkırtıyorlar ta-uzzuhum
onları kışkırtıyorlar أَزًّۭا kışkırttıkça azzan
kışkırttıkça ٨٣ (83)
(83)
Kafirlerin üzerine onları kışkırtan şeytanlar gönderdiğimizi bilmiyor musun?
19:84
فَلَا
asla
falā
asla تَعْجَلْ acele etme taʿjal
acele etme عَلَيْهِمْ ۖ onlar hakkında ʿalayhim
onlar hakkında إِنَّمَا elbette innamā
elbette نَعُدُّ biz sayıyoruz naʿuddu
biz sayıyoruz لَهُمْ onlar için lahum
onlar için عَدًّۭا saydıkça ʿaddan
saydıkça ٨٤ (84)
(84)
asla تَعْجَلْ acele etme taʿjal
acele etme عَلَيْهِمْ ۖ onlar hakkında ʿalayhim
onlar hakkında إِنَّمَا elbette innamā
elbette نَعُدُّ biz sayıyoruz naʿuddu
biz sayıyoruz لَهُمْ onlar için lahum
onlar için عَدًّۭا saydıkça ʿaddan
saydıkça ٨٤ (84)
(84)
Öyleyse onların acele yok olmalarını isteme. Biz onların günlerini saydıkça sayıyoruz.
19:85
يَوْمَ
o gün
yawma
o gün نَحْشُرُ toplayacağız naḥshuru
toplayacağız ٱلْمُتَّقِينَ muttakileri (sakınanları) l-mutaqīna
muttakileri (sakınanları) إِلَى huzurunda ilā
huzurunda ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahmanın l-raḥmāni
Rahmanın وَفْدًۭا konuk olarak wafdan
konuk olarak ٨٥ (85)
(85)
o gün نَحْشُرُ toplayacağız naḥshuru
toplayacağız ٱلْمُتَّقِينَ muttakileri (sakınanları) l-mutaqīna
muttakileri (sakınanları) إِلَى huzurunda ilā
huzurunda ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahmanın l-raḥmāni
Rahmanın وَفْدًۭا konuk olarak wafdan
konuk olarak ٨٥ (85)
(85)
sakınanları o gün Rahman'ın huzurunda O'na gelmiş konuklar olarak toplarız, suçluları suya götürür gibi cehenneme süreriz.
19:86
وَنَسُوقُ
ve süreceğiz
wanasūqu
ve süreceğiz ٱلْمُجْرِمِينَ suçluları da l-muj'rimīna
suçluları da إِلَىٰ cehenneme ilā
cehenneme جَهَنَّمَ Hell jahannama
Hell وِرْدًۭا yaya ve susuz olarak wir'dan
yaya ve susuz olarak ٨٦ (86)
(86)
ve süreceğiz ٱلْمُجْرِمِينَ suçluları da l-muj'rimīna
suçluları da إِلَىٰ cehenneme ilā
cehenneme جَهَنَّمَ Hell jahannama
Hell وِرْدًۭا yaya ve susuz olarak wir'dan
yaya ve susuz olarak ٨٦ (86)
(86)
sakınanları o gün Rahman'ın huzurunda O'na gelmiş konuklar olarak toplarız, suçluları suya götürür gibi cehenneme süreriz.
19:87
لَّا
asla
lā
asla يَمْلِكُونَ güçleri yetmeyecektir yamlikūna
güçleri yetmeyecektir ٱلشَّفَـٰعَةَ şefa'ate l-shafāʿata
şefa'ate إِلَّا dışındakilerin illā
dışındakilerin مَنِ kimselerin mani
kimselerin ٱتَّخَذَ alan ittakhadha
alan عِندَ huzurunda ʿinda
huzurunda ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman'ın l-raḥmāni
Rahman'ın عَهْدًۭا söz ʿahdan
söz ٨٧ (87)
(87)
asla يَمْلِكُونَ güçleri yetmeyecektir yamlikūna
güçleri yetmeyecektir ٱلشَّفَـٰعَةَ şefa'ate l-shafāʿata
şefa'ate إِلَّا dışındakilerin illā
dışındakilerin مَنِ kimselerin mani
kimselerin ٱتَّخَذَ alan ittakhadha
alan عِندَ huzurunda ʿinda
huzurunda ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman'ın l-raḥmāni
Rahman'ın عَهْدًۭا söz ʿahdan
söz ٨٧ (87)
(87)
Rahman'ın katında bir ahd almış olandan başkası asla şefaatte bulunamıyacaktır.
19:88
وَقَالُوا۟
ve dediler
waqālū
ve dediler ٱتَّخَذَ edindi ittakhadha
edindi ٱلرَّحْمَـٰنُ Rahman l-raḥmānu
Rahman وَلَدًۭا çocuk waladan
çocuk ٨٨ (88)
(88)
ve dediler ٱتَّخَذَ edindi ittakhadha
edindi ٱلرَّحْمَـٰنُ Rahman l-raḥmānu
Rahman وَلَدًۭا çocuk waladan
çocuk ٨٨ (88)
(88)
Bazı kimseler: "Rahman çocuk edindi" dediler
19:89
لَّقَدْ
andolsun ki
laqad
andolsun ki جِئْتُمْ siz bulundunuz ji'tum
siz bulundunuz شَيْـًٔا bir şeyde (cür'ette) shayan
bir şeyde (cür'ette) إِدًّۭا pek kötü iddan
pek kötü ٨٩ (89)
(89)
andolsun ki جِئْتُمْ siz bulundunuz ji'tum
siz bulundunuz شَيْـًٔا bir şeyde (cür'ette) shayan
bir şeyde (cür'ette) إِدًّۭا pek kötü iddan
pek kötü ٨٩ (89)
(89)
And olsun ki, ortaya pek kötü bir şey attınız.
19:90
تَكَادُ
neredeyse
takādu
neredeyse ٱلسَّمَـٰوَٰتُ gökler l-samāwātu
gökler يَتَفَطَّرْنَ çatlayacak yatafaṭṭarna
çatlayacak مِنْهُ ondan dolayı min'hu
ondan dolayı وَتَنشَقُّ ve yarılacak watanshaqqu
ve yarılacak ٱلْأَرْضُ yer l-arḍu
yer وَتَخِرُّ ve dağılacak watakhirru
ve dağılacak ٱلْجِبَالُ dağlar l-jibālu
dağlar هَدًّا yıkılıp haddan
yıkılıp ٩٠ (90)
(90)
neredeyse ٱلسَّمَـٰوَٰتُ gökler l-samāwātu
gökler يَتَفَطَّرْنَ çatlayacak yatafaṭṭarna
çatlayacak مِنْهُ ondan dolayı min'hu
ondan dolayı وَتَنشَقُّ ve yarılacak watanshaqqu
ve yarılacak ٱلْأَرْضُ yer l-arḍu
yer وَتَخِرُّ ve dağılacak watakhirru
ve dağılacak ٱلْجِبَالُ dağlar l-jibālu
dağlar هَدًّا yıkılıp haddan
yıkılıp ٩٠ (90)
(90)
Rahman'a çocuk isnat etmelerinden ötürü neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar göçecekti.
19:91
أَن
iddia etmelerinden
an
iddia etmelerinden دَعَوْا۟ they invoke daʿaw
they invoke لِلرَّحْمَـٰنِ Rahman için lilrraḥmāni
Rahman için وَلَدًۭا çocuk waladan
çocuk ٩١ (91)
(91)
iddia etmelerinden دَعَوْا۟ they invoke daʿaw
they invoke لِلرَّحْمَـٰنِ Rahman için lilrraḥmāni
Rahman için وَلَدًۭا çocuk waladan
çocuk ٩١ (91)
(91)
Rahman'a çocuk isnat etmelerinden ötürü neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar göçecekti.
19:92
وَمَا
ve
wamā
ve يَنۢبَغِى yakışmaz yanbaghī
yakışmaz لِلرَّحْمَـٰنِ Rahman'a lilrraḥmāni
Rahman'a أَن edinmek an
edinmek يَتَّخِذَ He should take yattakhidha
He should take وَلَدًا çocuk waladan
çocuk ٩٢ (92)
(92)
ve يَنۢبَغِى yakışmaz yanbaghī
yakışmaz لِلرَّحْمَـٰنِ Rahman'a lilrraḥmāni
Rahman'a أَن edinmek an
edinmek يَتَّخِذَ He should take yattakhidha
He should take وَلَدًا çocuk waladan
çocuk ٩٢ (92)
(92)
Oysa Rahman'a çocuk edinmek yaraşmaz, çünkü göklerde ve yerde olan her şey Rahman'a baş eğmiş kul olarak gelecektir.
19:93
إِن
hepsi
in
hepsi كُلُّ all kullu
all مَن kimselerin man
kimselerin فِى bulunan fī
bulunan ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerde l-samāwāti
göklerde وَٱلْأَرْضِ ve yerde wal-arḍi
ve yerde إِلَّآ ancak illā
ancak ءَاتِى gelecektir ātī
gelecektir ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman'a l-raḥmāni
Rahman'a عَبْدًۭا kul olarak ʿabdan
kul olarak ٩٣ (93)
(93)
hepsi كُلُّ all kullu
all مَن kimselerin man
kimselerin فِى bulunan fī
bulunan ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerde l-samāwāti
göklerde وَٱلْأَرْضِ ve yerde wal-arḍi
ve yerde إِلَّآ ancak illā
ancak ءَاتِى gelecektir ātī
gelecektir ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman'a l-raḥmāni
Rahman'a عَبْدًۭا kul olarak ʿabdan
kul olarak ٩٣ (93)
(93)
Oysa Rahman'a çocuk edinmek yaraşmaz, çünkü göklerde ve yerde olan her şey Rahman'a baş eğmiş kul olarak gelecektir.
19:94
لَّقَدْ
muhakkak
laqad
muhakkak أَحْصَىٰهُمْ onları kuşatmış aḥṣāhum
onları kuşatmış وَعَدَّهُمْ ve onları saymıştır waʿaddahum
ve onları saymıştır عَدًّۭا bir bir ʿaddan
bir bir ٩٤ (94)
(94)
muhakkak أَحْصَىٰهُمْ onları kuşatmış aḥṣāhum
onları kuşatmış وَعَدَّهُمْ ve onları saymıştır waʿaddahum
ve onları saymıştır عَدًّۭا bir bir ʿaddan
bir bir ٩٤ (94)
(94)
And olsun ki onların adedini bilmiş ve teker teker saymıştır.
19:95
وَكُلُّهُمْ
ve onların hepsi
wakulluhum
ve onların hepsi ءَاتِيهِ O'na gelecektir ātīhi
O'na gelecektir يَوْمَ günü yawma
günü ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet فَرْدًا tek başına fardan
tek başına ٩٥ (95)
(95)
ve onların hepsi ءَاتِيهِ O'na gelecektir ātīhi
O'na gelecektir يَوْمَ günü yawma
günü ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet فَرْدًا tek başına fardan
tek başına ٩٥ (95)
(95)
Kıyamet günü hepsi O'na tek olarak gelecektir.
19:96
إِنَّ
şüphesiz
inna
şüphesiz ٱلَّذِينَ kimseler (için) alladhīna
kimseler (için) ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) وَعَمِلُوا۟ ve yapanlar (için) waʿamilū
ve yapanlar (için) ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ faydalı işler l-ṣāliḥāti
faydalı işler سَيَجْعَلُ yaratacaktır sayajʿalu
yaratacaktır لَهُمُ onlar için lahumu
onlar için ٱلرَّحْمَـٰنُ Rahman l-raḥmānu
Rahman وُدًّۭا bir sevgi wuddan
bir sevgi ٩٦ (96)
(96)
şüphesiz ٱلَّذِينَ kimseler (için) alladhīna
kimseler (için) ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) وَعَمِلُوا۟ ve yapanlar (için) waʿamilū
ve yapanlar (için) ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ faydalı işler l-ṣāliḥāti
faydalı işler سَيَجْعَلُ yaratacaktır sayajʿalu
yaratacaktır لَهُمُ onlar için lahumu
onlar için ٱلرَّحْمَـٰنُ Rahman l-raḥmānu
Rahman وُدًّۭا bir sevgi wuddan
bir sevgi ٩٦ (96)
(96)
İnanıp yararlı iş işleyenleri Rahman sevgili kılacaktır.
19:97
فَإِنَّمَا
şüphesiz biz
fa-innamā
şüphesiz biz يَسَّرْنَـٰهُ O'nu kolaylaştırdık yassarnāhu
O'nu kolaylaştırdık بِلِسَانِكَ senin diline bilisānika
senin diline لِتُبَشِّرَ müjdelemen için litubashira
müjdelemen için بِهِ onunla bihi
onunla ٱلْمُتَّقِينَ muttakileri (sakınanları) l-mutaqīna
muttakileri (sakınanları) وَتُنذِرَ ve uyarman için watundhira
ve uyarman için بِهِۦ onunla bihi
onunla قَوْمًۭا bir kavmi qawman
bir kavmi لُّدًّۭا inatçı luddan
inatçı ٩٧ (97)
(97)
şüphesiz biz يَسَّرْنَـٰهُ O'nu kolaylaştırdık yassarnāhu
O'nu kolaylaştırdık بِلِسَانِكَ senin diline bilisānika
senin diline لِتُبَشِّرَ müjdelemen için litubashira
müjdelemen için بِهِ onunla bihi
onunla ٱلْمُتَّقِينَ muttakileri (sakınanları) l-mutaqīna
muttakileri (sakınanları) وَتُنذِرَ ve uyarman için watundhira
ve uyarman için بِهِۦ onunla bihi
onunla قَوْمًۭا bir kavmi qawman
bir kavmi لُّدًّۭا inatçı luddan
inatçı ٩٧ (97)
(97)
Biz Kuran'ı Allah'a karşı gelmekten sakınanları müjdelemen ve inatçı milleti uyarman için senin dilinde indirerek kolaylaştırdık.
19:98
وَكَمْ
ve nicesini
wakam
ve nicesini أَهْلَكْنَا helak ettik ahlaknā
helak ettik قَبْلَهُم onlardan önce qablahum
onlardan önce مِّن nesillerden min
nesillerden قَرْنٍ a generation qarnin
a generation هَلْ hissediyormusun? hal
hissediyormusun? تُحِسُّ you perceive tuḥissu
you perceive مِنْهُم onlardan min'hum
onlardan مِّنْ hiç min
hiç أَحَدٍ birini aḥadin
birini أَوْ yahut aw
yahut تَسْمَعُ işitiyor (musun?) tasmaʿu
işitiyor (musun?) لَهُمْ onların lahum
onların رِكْزًۢا cılız bir sesini rik'zan
cılız bir sesini ٩٨ (98)
(98)
ve nicesini أَهْلَكْنَا helak ettik ahlaknā
helak ettik قَبْلَهُم onlardan önce qablahum
onlardan önce مِّن nesillerden min
nesillerden قَرْنٍ a generation qarnin
a generation هَلْ hissediyormusun? hal
hissediyormusun? تُحِسُّ you perceive tuḥissu
you perceive مِنْهُم onlardan min'hum
onlardan مِّنْ hiç min
hiç أَحَدٍ birini aḥadin
birini أَوْ yahut aw
yahut تَسْمَعُ işitiyor (musun?) tasmaʿu
işitiyor (musun?) لَهُمْ onların lahum
onların رِكْزًۢا cılız bir sesini rik'zan
cılız bir sesini ٩٨ (98)
(98)
Onlardan önce nice nesilleri yok ettik, şimdi onlardan hiçbirini duyuyor veya bir ses işitiyor musun?