73

Müzzemmil

Mekki 20 Ayet Cüz 29
المزمل
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
73:1
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلْمُزَّمِّلُ örtüsüne bürünen l-muzamilu
örtüsüne bürünen
١ (1)
(1)
Ey örtünüp bürünen! Gecenin yarısında, istersen biraz sonra, istersen biraz önce bir müddet için kalk ve ağır ağır Kuran oku.
73:2
قُمِ kalk qumi
kalk
ٱلَّيْلَ geceleyin al-layla
geceleyin
إِلَّا yalnız illā
yalnız
قَلِيلًۭا birazında qalīlan
birazında
٢ (2)
(2)
Ey örtünüp bürünen! Gecenin yarısında, istersen biraz sonra, istersen biraz önce bir müddet için kalk ve ağır ağır Kuran oku.
73:3
نِّصْفَهُۥٓ onun yarısında niṣ'fahu
onun yarısında
أَوِ yahut awi
yahut
ٱنقُصْ eksilt unquṣ
eksilt
مِنْهُ bundan min'hu
bundan
قَلِيلًا biraz qalīlan
biraz
٣ (3)
(3)
Ey örtünüp bürünen! Gecenin yarısında, istersen biraz sonra, istersen biraz önce bir müddet için kalk ve ağır ağır Kuran oku.
73:4
أَوْ veya aw
veya
زِدْ artır zid
artır
عَلَيْهِ bunu ʿalayhi
bunu
وَرَتِّلِ ve oku warattili
ve oku
ٱلْقُرْءَانَ Kur'an l-qur'āna
Kur'an
تَرْتِيلًا ağır ağır tartīlan
ağır ağır
٤ (4)
(4)
Ey örtünüp bürünen! Gecenin yarısında, istersen biraz sonra, istersen biraz önce bir müddet için kalk ve ağır ağır Kuran oku.
73:5
إِنَّا doğrusu biz innā
doğrusu biz
سَنُلْقِى bırakacağız sanul'qī
bırakacağız
عَلَيْكَ senin üzerine ʿalayka
senin üzerine
قَوْلًۭا bir söz qawlan
bir söz
ثَقِيلًا ağır thaqīlan
ağır
٥ (5)
(5)
Doğrusu Biz, sana, taşıması ağır bir söz vahyedeceğiz.
73:6
إِنَّ gerçekten inna
gerçekten
نَاشِئَةَ kalkmak nāshi-ata
kalkmak
ٱلَّيْلِ gece al-layli
gece
هِىَ o hiya
o
أَشَدُّ daha ashaddu
daha
وَطْـًۭٔا tesirlidir waṭan
tesirlidir
وَأَقْوَمُ ve daha sağlamdır wa-aqwamu
ve daha sağlamdır
قِيلًا söz(ler) qīlan
söz(ler)
٦ (6)
(6)
şüphesiz, gece kalkışı daha tesirli ve o zaman okumak daha elverişlidir.
73:7
إِنَّ çünkü inna
çünkü
لَكَ senin vardır laka
senin vardır
فِى gündüzde
gündüzde
ٱلنَّهَارِ the day l-nahāri
the day
سَبْحًۭا uğraşacağın şeyler sabḥan
uğraşacağın şeyler
طَوِيلًۭا uzun süre ṭawīlan
uzun süre
٧ (7)
(7)
Çünkü gündüz, seni uzun uzun alıkoyacak işler vardır.
73:8
وَٱذْكُرِ ve an wa-udh'kuri
ve an
ٱسْمَ adını is'ma
adını
رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin
وَتَبَتَّلْ ve yönel watabattal
ve yönel
إِلَيْهِ O'na ilayhi
O'na
تَبْتِيلًۭا bütün gönlünle tabtīlan
bütün gönlünle
٨ (8)
(8)
Rabbinin adını an; herşeyi bırakıp yalnız O'na yönel,
73:9
رَّبُّ Rabbidir rabbu
Rabbidir
ٱلْمَشْرِقِ doğunun l-mashriqi
doğunun
وَٱلْمَغْرِبِ ve batının wal-maghribi
ve batının
لَآ yoktur
yoktur
إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı
إِلَّا başka illā
başka
هُوَ O'ndan huwa
O'ndan
فَٱتَّخِذْهُ yalnız O'nu edin fa-ittakhidh'hu
yalnız O'nu edin
وَكِيلًۭا vekil wakīlan
vekil
٩ (9)
(9)
O, doğunun ve batının Rabbidir; O'ndan başka tanrı yoktur. Öyleyse O'nu vekil tut.
73:10
وَٱصْبِرْ sabret wa-iṣ'bir
sabret
عَلَىٰ şeylere ʿalā
şeylere
مَا what
what
يَقُولُونَ onların dedikleri yaqūlūna
onların dedikleri
وَٱهْجُرْهُمْ ve onlardan ayrıl wa-uh'jur'hum
ve onlardan ayrıl
هَجْرًۭا bir ayrılışla hajran
bir ayrılışla
جَمِيلًۭا güzel jamīlan
güzel
١٠ (10)
(10)
Onların söylediklerine sabret, yanlarından güzellikle ayrıl.
73:11
وَذَرْنِى beni yalnız bırak wadharnī
beni yalnız bırak
وَٱلْمُكَذِّبِينَ ve yalanlayıcıları wal-mukadhibīna
ve yalanlayıcıları
أُو۟لِى sahibi ulī
sahibi
ٱلنَّعْمَةِ ni'met l-naʿmati
ni'met
وَمَهِّلْهُمْ ve onlara mühlet ver wamahhil'hum
ve onlara mühlet ver
قَلِيلًا biraz qalīlan
biraz
١١ (11)
(11)
Varlık sahibi olup da seni yalanlayanları Bana bırak; onlara az bir mehil ver.
73:12
إِنَّ doğrusu inna
doğrusu
لَدَيْنَآ bizim yanımızda vardır ladaynā
bizim yanımızda vardır
أَنكَالًۭا bukağılar ankālan
bukağılar
وَجَحِيمًۭا ve cehennem wajaḥīman
ve cehennem
١٢ (12)
(12)
Şüphesiz katımızda onlar için ağır boyunduruklar, cehennem, boğazı tıkayan bir yiyecek ve can yakan azap vardır.
73:13
وَطَعَامًۭا ve bir yiyecek waṭaʿāman
ve bir yiyecek
ذَا boğazı tırmalayan dhā
boğazı tırmalayan
غُصَّةٍۢ chokes ghuṣṣatin
chokes
وَعَذَابًا ve bir azab waʿadhāban
ve bir azab
أَلِيمًۭا acı veren alīman
acı veren
١٣ (13)
(13)
Şüphesiz katımızda onlar için ağır boyunduruklar, cehennem, boğazı tıkayan bir yiyecek ve can yakan azap vardır.
73:14
يَوْمَ o gün yawma
o gün
تَرْجُفُ sarsılır tarjufu
sarsılır
ٱلْأَرْضُ yer l-arḍu
yer
وَٱلْجِبَالُ ve dağlar wal-jibālu
ve dağlar
وَكَانَتِ ve olur wakānati
ve olur
ٱلْجِبَالُ dağlar l-jibālu
dağlar
كَثِيبًۭا kum yığınları kathīban
kum yığınları
مَّهِيلًا dağılan mahīlan
dağılan
١٤ (14)
(14)
Kıyametin koptuğu gün, yeryüzü ve dağlar sarsılır; dağlar, yumuşak kum yığını haline gelir.
73:15
إِنَّآ doğrusu biz innā
doğrusu biz
أَرْسَلْنَآ gönderdik arsalnā
gönderdik
إِلَيْكُمْ size ilaykum
size
رَسُولًۭا bir elçi rasūlan
bir elçi
شَـٰهِدًا tanıklık edecek shāhidan
tanıklık edecek
عَلَيْكُمْ aleyhinize ʿalaykum
aleyhinize
كَمَآ gibi kamā
gibi
أَرْسَلْنَآ gönderdiğimiz arsalnā
gönderdiğimiz
إِلَىٰ Fir'avn'a ilā
Fir'avn'a
فِرْعَوْنَ Firaun fir'ʿawna
Firaun
رَسُولًۭا bir elçi rasūlan
bir elçi
١٥ (15)
(15)
Firavun'a bir peygamber gönderdiğimiz gibi, size de, hakkınızda şahidlik edecek bir peygamber gönderdik.
73:16
فَعَصَىٰ karşı geldi faʿaṣā
karşı geldi
فِرْعَوْنُ Fir'avn fir'ʿawnu
Fir'avn
ٱلرَّسُولَ elçiye l-rasūla
elçiye
فَأَخَذْنَـٰهُ biz de onu yakaladık fa-akhadhnāhu
biz de onu yakaladık
أَخْذًۭا bir yakalayışla akhdhan
bir yakalayışla
وَبِيلًۭا ağır wabīlan
ağır
١٦ (16)
(16)
Ama Firavun o peygambere karşı gelmişti de onu çok ağır bir şekilde tutup cezalandırmıştık.
73:17
فَكَيْفَ peki nasıl? fakayfa
peki nasıl?
تَتَّقُونَ kendinizi kurtaracaksınız tattaqūna
kendinizi kurtaracaksınız
إِن eğer in
eğer
كَفَرْتُمْ inkar ederseniz kafartum
inkar ederseniz
يَوْمًۭا o günden yawman
o günden
يَجْعَلُ yapan yajʿalu
yapan
ٱلْوِلْدَٰنَ çocukları l-wil'dāna
çocukları
شِيبًا ihtiyar shīban
ihtiyar
١٧ (17)
(17)
Eğer inkar ederseniz, gençleri ihtiyarlatan günden nasıl korunursunuz?
73:18
ٱلسَّمَآءُ gök al-samāu
gök
مُنفَطِرٌۢ yarılır munfaṭirun
yarılır
بِهِۦ ۚ onun sebebiyle bihi
onun sebebiyle
كَانَ olmuştur kāna
olmuştur
وَعْدُهُۥ O'nun va'di waʿduhu
O'nun va'di
مَفْعُولًا mutlaka yapılmıştır mafʿūlan
mutlaka yapılmıştır
١٨ (18)
(18)
O günün şiddetiyle gök bile parçalanır. O'nun sözü yerine gelir.
73:19
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
هَـٰذِهِۦ bu hādhihi
bu
تَذْكِرَةٌۭ ۖ bir öğüttür tadhkiratun
bir öğüttür
فَمَن kimse faman
kimse
شَآءَ dileyen shāa
dileyen
ٱتَّخَذَ tutar ittakhadha
tutar
إِلَىٰ varan ilā
varan
رَبِّهِۦ Rabbine rabbihi
Rabbine
سَبِيلًا bir yol sabīlan
bir yol
١٩ (19)
(19)
Doğrusu bu anlatılanlar birer öğüttür. Dileyen kimse, Rabbine doğru giden bir yol tutar.
73:20
۞ إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin
يَعْلَمُ biliyor yaʿlamu
biliyor
أَنَّكَ senin annaka
senin
تَقُومُ kalktığını taqūmu
kalktığını
أَدْنَىٰ daha azında adnā
daha azında
مِن üçte ikisinden min
üçte ikisinden
ثُلُثَىِ two-thirds thuluthayi
two-thirds
ٱلَّيْلِ gecenin al-layli
gecenin
وَنِصْفَهُۥ ve yarısında waniṣ'fahu
ve yarısında
وَثُلُثَهُۥ ve onun üçte birinde wathuluthahu
ve onun üçte birinde
وَطَآئِفَةٌۭ bir topluluğun da waṭāifatun
bir topluluğun da
مِّنَ bulunanlardan mina
bulunanlardan
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
مَعَكَ ۚ seninle beraber maʿaka
seninle beraber
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
يُقَدِّرُ takdir eder yuqaddiru
takdir eder
ٱلَّيْلَ geceyi al-layla
geceyi
وَٱلنَّهَارَ ۚ ve gündüzü wal-nahāra
ve gündüzü
عَلِمَ bildi ʿalima
bildi
أَن asla an
asla
لَّن not lan
not
تُحْصُوهُ sizin onu sayamayacağınızı tuḥ'ṣūhu
sizin onu sayamayacağınızı
فَتَابَ bu yüzden affetti fatāba
bu yüzden affetti
عَلَيْكُمْ ۖ sizi ʿalaykum
sizi
فَٱقْرَءُوا۟ artık okuyun fa-iq'raū
artık okuyun
مَا şeyi
şeyi
تَيَسَّرَ kolayınıza gelen tayassara
kolayınıza gelen
مِنَ Kur'andan mina
Kur'andan
ٱلْقُرْءَانِ ۚ the Quran l-qur'āni
the Quran
عَلِمَ bilmiştir ʿalima
bilmiştir
أَن bulunacağını an
bulunacağını
سَيَكُونُ there will be sayakūnu
there will be
مِنكُم içinizden minkum
içinizden
مَّرْضَىٰ ۙ hastalar marḍā
hastalar
وَءَاخَرُونَ ve başka kimseler waākharūna
ve başka kimseler
يَضْرِبُونَ gezip yaḍribūna
gezip
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the land l-arḍi
the land
يَبْتَغُونَ arayan yabtaghūna
arayan
مِن lutfundan min
lutfundan
فَضْلِ (the) Bounty faḍli
(the) Bounty
ٱللَّهِ ۙ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَءَاخَرُونَ ve başka insanlar waākharūna
ve başka insanlar
يُقَـٰتِلُونَ savaşan yuqātilūna
savaşan
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ ۖ Allah l-lahi
Allah
فَٱقْرَءُوا۟ onun için okuyun fa-iq'raū
onun için okuyun
مَا şeyi
şeyi
تَيَسَّرَ kolayınıza gelen tayassara
kolayınıza gelen
مِنْهُ ۚ O'ndan min'hu
O'ndan
وَأَقِيمُوا۟ ve kılın wa-aqīmū
ve kılın
ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı
وَءَاتُوا۟ ve verin waātū
ve verin
ٱلزَّكَوٰةَ zekatı l-zakata
zekatı
وَأَقْرِضُوا۟ ve borç verin wa-aqriḍū
ve borç verin
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
قَرْضًا bir borçla qarḍan
bir borçla
حَسَنًۭا ۚ güzel ḥasanan
güzel
وَمَا ve wamā
ve
تُقَدِّمُوا۟ verdiklerinizi tuqaddimū
verdiklerinizi
لِأَنفُسِكُم kendiniz için li-anfusikum
kendiniz için
مِّنْ hayırdan min
hayırdan
خَيْرٍۢ good khayrin
good
تَجِدُوهُ bulacaksınız tajidūhu
bulacaksınız
عِندَ katında ʿinda
katında
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
هُوَ o huwa
o
خَيْرًۭا daha hayırlıdır khayran
daha hayırlıdır
وَأَعْظَمَ ve daha büyüktür wa-aʿẓama
ve daha büyüktür
أَجْرًۭا ۚ mükafatça ajran
mükafatça
وَٱسْتَغْفِرُوا۟ ve mağfiret dileyin wa-is'taghfirū
ve mağfiret dileyin
ٱللَّهَ ۖ Allah'tan l-laha
Allah'tan
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
غَفُورٌۭ çok bağışlayandır ghafūrun
çok bağışlayandır
رَّحِيمٌۢ çok esirgeyendir raḥīmun
çok esirgeyendir
٢٠ (20)
(20)
Şüphesiz Rabbin, senin ve beraberinde bulunanlardan bir topluluğun gecenin üçte ikisinden biraz az, yarısı ve üçte biri kadar vakit içinde kalktığını bilir. Gece ve gündüzü Allah ölçer; sizin bu vakitleri takdir edemeyeceğinizi bildiğinden tevbenizi kabul etmiştir. Artık, Kuran'dan kolayınıza geleni okuyun; Allah, içinizden, hasta olanları, Allah'ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde dolaşacak olan kimseleri ve Allah yolunda savaşacak olanları şüphesiz bilir. Kuran'dan kolayınıza geleni okuyun; namazı kılın; zekatı verin; Allah'a güzel ödünç takdiminde bulunun; kendiniz için yaptığınız iyiliği daha iyi ve daha büyük ecir olarak Allah katında bulursunuz. Allah'tan bağışlanma dileyin; Allah elbette bağışlar ve merhamet eder.