16

Nahl

Mekki 128 Ayet Cüz 14
النحل
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
16:1
أَتَىٰٓ geldi atā
geldi
أَمْرُ emri amru
emri
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
فَلَا artık falā
artık
تَسْتَعْجِلُوهُ ۚ onu acele istemeyin tastaʿjilūhu
onu acele istemeyin
سُبْحَـٰنَهُۥ (Allah) uzaktır sub'ḥānahu
(Allah) uzaktır
وَتَعَـٰلَىٰ ve yücedir wataʿālā
ve yücedir
عَمَّا ortak koştuklarından ʿammā
ortak koştuklarından
يُشْرِكُونَ they associate yush'rikūna
they associate
١ (1)
(1)
Allah'ın buyruğu gelecektir; acele gelmesini istemeyin, Allah, ortak koştukları şeylerden münezzehtir, yücedir.
16:2
يُنَزِّلُ indirir yunazzilu
indirir
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ Melekleri l-malāikata
Melekleri
بِٱلرُّوحِ ruh ile bil-rūḥi
ruh ile
مِنْ emrinden (olan) min
emrinden (olan)
أَمْرِهِۦ His Command amrihi
His Command
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
مَن kimseler man
kimseler
يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği
مِنْ kullarından min
kullarından
عِبَادِهِۦٓ His slaves ʿibādihi
His slaves
أَنْ diye an
diye
أَنذِرُوٓا۟ uyarsın andhirū
uyarsın
أَنَّهُۥ muhakkak annahu
muhakkak
لَآ yoktur
yoktur
إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı
إِلَّآ başka illā
başka
أَنَا۠ benden anā
benden
فَٱتَّقُونِ benden korkun fa-ittaqūni
benden korkun
٢ (2)
(2)
Allah kullarından dilediğine buyruğunu bildirmek için meleklerini vahiyle indirerek şöyle der: "İnsanları uyarın ki, Benden başka tanrı yoktur. Benden sakının."
16:3
خَلَقَ yarattı khalaqa
yarattı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri
وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri
بِٱلْحَقِّ ۚ hak ile bil-ḥaqi
hak ile
تَعَـٰلَىٰ yücedir taʿālā
yücedir
عَمَّا ortak koştuklarından ʿammā
ortak koştuklarından
يُشْرِكُونَ they associate yush'rikūna
they associate
٣ (3)
(3)
Gökleri ve yeri gereğince yaratmıştır. Onların eş koştukları şeylerden yücedir.
16:4
خَلَقَ yarattı khalaqa
yarattı
ٱلْإِنسَـٰنَ insanı l-insāna
insanı
مِن nutfeden min
nutfeden
نُّطْفَةٍۢ a minute quantity of semen nuṭ'fatin
a minute quantity of semen
فَإِذَا birden fa-idhā
birden
هُوَ o (insan) huwa
o (insan)
خَصِيمٌۭ bir hasım (olup çıktı) khaṣīmun
bir hasım (olup çıktı)
مُّبِينٌۭ apaçık mubīnun
apaçık
٤ (4)
(4)
İnsanı nutfeden yaratmıştır. Öyleyken o nasıl da açıkça karşı koymaktadır!
16:5
وَٱلْأَنْعَـٰمَ ve hayvanları da wal-anʿāma
ve hayvanları da
خَلَقَهَا ۗ yarattı khalaqahā
yarattı
لَكُمْ sizin için vardır lakum
sizin için vardır
فِيهَا onlarda fīhā
onlarda
دِفْءٌۭ ısınma dif'on
ısınma
وَمَنَـٰفِعُ ve menfaatler wamanāfiʿu
ve menfaatler
وَمِنْهَا ve onlardan wamin'hā
ve onlardan
تَأْكُلُونَ yersiniz takulūna
yersiniz
٥ (5)
(5)
Hayvanları da yaratmıştır. Onlarda sizi ısıtacak şeyler ve birçok faydalar vardır. Onların etlerini de yersiniz.
16:6
وَلَكُمْ ve sizin için vardır walakum
ve sizin için vardır
فِيهَا onlarda fīhā
onlarda
جَمَالٌ bir güzellik jamālun
bir güzellik
حِينَ zaman ḥīna
zaman
تُرِيحُونَ akşamleyin getirdiğiniz turīḥūna
akşamleyin getirdiğiniz
وَحِينَ ve zaman waḥīna
ve zaman
تَسْرَحُونَ sabahleyin götürdüğünüz tasraḥūna
sabahleyin götürdüğünüz
٦ (6)
(6)
Onları getirirken de, gönderirken de zevk alırsınız.
16:7
وَتَحْمِلُ ve taşırlar wataḥmilu
ve taşırlar
أَثْقَالَكُمْ ağırlıklarınızı athqālakum
ağırlıklarınızı
إِلَىٰ (uzak) ilā
(uzak)
بَلَدٍۢ şehirlere baladin
şehirlere
لَّمْ olmadığınız lam
olmadığınız
تَكُونُوا۟ you could takūnū
you could
بَـٰلِغِيهِ varıyor bālighīhi
varıyor
إِلَّا dışında illā
dışında
بِشِقِّ zahmetler çekmek bishiqqi
zahmetler çekmek
ٱلْأَنفُسِ ۚ canlar(ınız) l-anfusi
canlar(ınız)
إِنَّ doğrusu inna
doğrusu
رَبَّكُمْ Rabbiniz rabbakum
Rabbiniz
لَرَءُوفٌۭ çok şefkatlidir laraūfun
çok şefkatlidir
رَّحِيمٌۭ çok acıyandır raḥīmun
çok acıyandır
٧ (7)
(7)
Kendi kendinize zor varacağınız memleketlere, yüklerinizi taşırlar. Doğrusu Rabbiniz şefkatlidir, merhametlidir.
16:8
وَٱلْخَيْلَ ve atları wal-khayla
ve atları
وَٱلْبِغَالَ ve katırları wal-bighāla
ve katırları
وَٱلْحَمِيرَ ve merkepleri wal-ḥamīra
ve merkepleri
لِتَرْكَبُوهَا binmeniz için litarkabūhā
binmeniz için
وَزِينَةًۭ ۚ ve süs için wazīnatan
ve süs için
وَيَخْلُقُ yaratmaktadır wayakhluqu
yaratmaktadır
مَا şeyleri
şeyleri
لَا sizin bilmediklerinizi
sizin bilmediklerinizi
تَعْلَمُونَ you know taʿlamūna
you know
٨ (8)
(8)
Sizin için atları, katırları ve merkebleri binek ve süs hayvanı olarak yaratmıştır. Bilmediğiniz daha nice şeyleri de yaratır.
16:9
وَعَلَى ve aittir waʿalā
ve aittir
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
قَصْدُ doğru qaṣdu
doğru
ٱلسَّبِيلِ yol l-sabīli
yol
وَمِنْهَا fakat onun vardır wamin'hā
fakat onun vardır
جَآئِرٌۭ ۚ eğrisi de jāirun
eğrisi de
وَلَوْ şayet walaw
şayet
شَآءَ dileseydi shāa
dileseydi
لَهَدَىٰكُمْ doğru yola iletirdi lahadākum
doğru yola iletirdi
أَجْمَعِينَ hepinizi ajmaʿīna
hepinizi
٩ (9)
(9)
Yolun eğri olanı da vardır. Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi.
16:10
هُوَ O'dur huwa
O'dur
ٱلَّذِىٓ indiren alladhī
indiren
أَنزَلَ sends down anzala
sends down
مِنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky
مَآءًۭ ۖ bir su māan
bir su
لَّكُم sizin için lakum
sizin için
مِّنْهُ ondandır min'hu
ondandır
شَرَابٌۭ içeceğ(iniz) sharābun
içeceğ(iniz)
وَمِنْهُ ve ondandır wamin'hu
ve ondandır
شَجَرٌۭ (bitkiler) shajarun
(bitkiler)
فِيهِ onda fīhi
onda
تُسِيمُونَ hayvanları otlattığınız tusīmūna
hayvanları otlattığınız
١٠ (10)
(10)
Yukarıdan size su indiren O'dur. Ondan içersiniz; hayvanları otlattığınız bitkiler de onunla biter.
16:11
يُنۢبِتُ bitirmektedir yunbitu
bitirmektedir
لَكُم size lakum
size
بِهِ onunla bihi
onunla
ٱلزَّرْعَ ekinler l-zarʿa
ekinler
وَٱلزَّيْتُونَ ve zeytin wal-zaytūna
ve zeytin
وَٱلنَّخِيلَ ve hurma wal-nakhīla
ve hurma
وَٱلْأَعْنَـٰبَ ve üzümler wal-aʿnāba
ve üzümler
وَمِن ve wamin
ve
كُلِّ her çeşitten kulli
her çeşitten
ٱلثَّمَرَٰتِ ۗ meyvalar l-thamarāti
meyvalar
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
فِى bunda
bunda
ذَٰلِكَ that dhālika
that
لَـَٔايَةًۭ ibret vardır laāyatan
ibret vardır
لِّقَوْمٍۢ bir toplum için liqawmin
bir toplum için
يَتَفَكَّرُونَ düşünen yatafakkarūna
düşünen
١١ (11)
(11)
Allah onunla size ekinler, zeytin ve hurma ağaçları, üzümler ve her türlü ürünü yetiştirir. Düşünen kimseler için bunda ders vardır.
16:12
وَسَخَّرَ hizmetinize verdi wasakhara
hizmetinize verdi
لَكُمُ sizin lakumu
sizin
ٱلَّيْلَ geceyi al-layla
geceyi
وَٱلنَّهَارَ ve gündüzü wal-nahāra
ve gündüzü
وَٱلشَّمْسَ ve güneşi wal-shamsa
ve güneşi
وَٱلْقَمَرَ ۖ ve ay'ı wal-qamara
ve ay'ı
وَٱلنُّجُومُ ve yıldızlar da wal-nujūmu
ve yıldızlar da
مُسَخَّرَٰتٌۢ boyun eğdirilmiştir musakharātun
boyun eğdirilmiştir
بِأَمْرِهِۦٓ ۗ O'nun emriyle bi-amrihi
O'nun emriyle
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
فِى bunda
bunda
ذَٰلِكَ that dhālika
that
لَـَٔايَـٰتٍۢ ibretler vardır laāyātin
ibretler vardır
لِّقَوْمٍۢ bir toplum için liqawmin
bir toplum için
يَعْقِلُونَ aklını kullanan yaʿqilūna
aklını kullanan
١٢ (12)
(12)
Geceyi gündüzü, güneşi ayı sizin istifadenize vermiştir. Yıldızlar da O'nun buyruğuna boyun eğmiştir. Bunlarda, akleden kimseler için dersler vardır.
16:13
وَمَا ve vardır wamā
ve vardır
ذَرَأَ yarattıklarında dhara-a
yarattıklarında
لَكُمْ sizin için lakum
sizin için
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
مُخْتَلِفًا çeşitli mukh'talifan
çeşitli
أَلْوَٰنُهُۥٓ ۗ renklerdeki alwānuhu
renklerdeki
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
فِى bunda
bunda
ذَٰلِكَ that dhālika
that
لَـَٔايَةًۭ ibret vardır laāyatan
ibret vardır
لِّقَوْمٍۢ bir toplum için liqawmin
bir toplum için
يَذَّكَّرُونَ öğüt alan yadhakkarūna
öğüt alan
١٣ (13)
(13)
Yeryüzünde rengarenk şeyleri de sizin için yaratmıştır. Bunda, öğüt alan kimseler için ibret vardır.
16:14
وَهُوَ O'dur wahuwa
O'dur
ٱلَّذِى hizmetinize veren alladhī
hizmetinize veren
سَخَّرَ subjected sakhara
subjected
ٱلْبَحْرَ denizi l-baḥra
denizi
لِتَأْكُلُوا۟ yemeniz için litakulū
yemeniz için
مِنْهُ ondan min'hu
ondan
لَحْمًۭا et laḥman
et
طَرِيًّۭا taptaze ṭariyyan
taptaze
وَتَسْتَخْرِجُوا۟ ve çıkarmanız için watastakhrijū
ve çıkarmanız için
مِنْهُ ondan min'hu
ondan
حِلْيَةًۭ süsler ḥil'yatan
süsler
تَلْبَسُونَهَا kuşanacağınız talbasūnahā
kuşanacağınız
وَتَرَى ve görüyorsun ki watarā
ve görüyorsun ki
ٱلْفُلْكَ gemiler l-ful'ka
gemiler
مَوَاخِرَ denizi yara yara gitmektedir mawākhira
denizi yara yara gitmektedir
فِيهِ onun içinde fīhi
onun içinde
وَلِتَبْتَغُوا۟ aramanız için walitabtaghū
aramanız için
مِن O'nun lutfunu min
O'nun lutfunu
فَضْلِهِۦ His Bounty faḍlihi
His Bounty
وَلَعَلَّكُمْ ve olur ki walaʿallakum
ve olur ki
تَشْكُرُونَ şükredersiniz tashkurūna
şükredersiniz
١٤ (14)
(14)
Taze et yemeniz, takındığınız süsleri edinmeniz ve Allah'ın bol nimetinden faydalanmanız için denize -ki gemilerin onu yara yara gittiğini görürsün- boyun eğdiren de O'dur. Artık belki şükredersiniz.
16:15
وَأَلْقَىٰ ve attı wa-alqā
ve attı
فِى yeryüzüne
yeryüzüne
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
رَوَٰسِىَ dağlar rawāsiya
dağlar
أَن diye an
diye
تَمِيدَ sarsmasın tamīda
sarsmasın
بِكُمْ sizi bikum
sizi
وَأَنْهَـٰرًۭا ve ırmaklar wa-anhāran
ve ırmaklar
وَسُبُلًۭا ve yollar wasubulan
ve yollar
لَّعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki
تَهْتَدُونَ doğru yolu bulursunuz tahtadūna
doğru yolu bulursunuz
١٥ (15)
(15)
Yeryüzünde, sarsılmayasınız diye, sabit dağlar, nehirler ve belki yolunuzu bulursunuz diye yollar ve işaretler meydana getirmiştir. Onlar yıldızla da yollarını bulurlar.
16:16
وَعَلَـٰمَـٰتٍۢ ۚ ve (nice) işaretler waʿalāmātin
ve (nice) işaretler
وَبِٱلنَّجْمِ ve yıldız(lar)la wabil-najmi
ve yıldız(lar)la
هُمْ onlar hum
onlar
يَهْتَدُونَ yol bulurlar yahtadūna
yol bulurlar
١٦ (16)
(16)
Yeryüzünde, sarsılmayasınız diye, sabit dağlar, nehirler ve belki yolunuzu bulursunuz diye yollar ve işaretler meydana getirmiştir. Onlar yıldızla da yollarını bulurlar.
16:17
أَفَمَن midir? afaman
midir?
يَخْلُقُ yaratan yakhluqu
yaratan
كَمَن kimse gibi kaman
kimse gibi
لَّا yaratmayan
yaratmayan
يَخْلُقُ ۗ create yakhluqu
create
أَفَلَا düşünmüyor musunuz? afalā
düşünmüyor musunuz?
تَذَكَّرُونَ remember tadhakkarūna
remember
١٧ (17)
(17)
Hiç yaratan yaratamayana benzer mi? İbret almaz mısınız?
16:18
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
تَعُدُّوا۟ saysanız taʿuddū
saysanız
نِعْمَةَ ni'metini niʿ'mata
ni'metini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
لَا sayamazsınız
sayamazsınız
تُحْصُوهَآ ۗ you could enumerate them tuḥ'ṣūhā
you could enumerate them
إِنَّ doğrusu inna
doğrusu
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَغَفُورٌۭ çok bağışlayandır laghafūrun
çok bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ çok esirgeyendir; raḥīmun
çok esirgeyendir;
١٨ (18)
(18)
Allah'ın verdiği nimetleri sayacak olsanız bitiremezsiniz; doğrusu Allah bağışlar, merhamet eder.
16:19
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
يَعْلَمُ her şeyi bilir yaʿlamu
her şeyi bilir
مَا gizlediğiniz
gizlediğiniz
تُسِرُّونَ you conceal tusirrūna
you conceal
وَمَا ve wamā
ve
تُعْلِنُونَ açığa vurduğunuz tuʿ'linūna
açığa vurduğunuz
١٩ (19)
(19)
Allah, gizlediklerinizi de, açığa vurduklarınızı da bilir.
16:20
وَٱلَّذِينَ kimseler wa-alladhīna
kimseler
يَدْعُونَ taptıkları yadʿūna
taptıkları
مِن başka min
başka
دُونِ besides dūni
besides
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
لَا yaratamazlar
yaratamazlar
يَخْلُقُونَ they create yakhluqūna
they create
شَيْـًۭٔا hiçbir şey shayan
hiçbir şey
وَهُمْ zaten onlar wahum
zaten onlar
يُخْلَقُونَ yaratılmaktadırlar yukh'laqūna
yaratılmaktadırlar
٢٠ (20)
(20)
Allah'ı bırakıp taptıkları şeyler, hiçbir şey yaratmazlar; esasen kendileri yaratıktır.
16:21
أَمْوَٰتٌ onlar ölüdürler amwātun
onlar ölüdürler
غَيْرُ değildirler ghayru
değildirler
أَحْيَآءٍۢ ۖ diri aḥyāin
diri
وَمَا (fakat) wamā
(fakat)
يَشْعُرُونَ bilmezler yashʿurūna
bilmezler
أَيَّانَ ne zaman ayyāna
ne zaman
يُبْعَثُونَ dirileceklerini yub'ʿathūna
dirileceklerini
٢١ (21)
(21)
Onlar cansız, ölüdürler. Ne zaman dirileceklerini de bilemezler.
16:22
إِلَـٰهُكُمْ sizin tanrınız ilāhukum
sizin tanrınız
إِلَـٰهٌۭ tanrıdır ilāhun
tanrıdır
وَٰحِدٌۭ ۚ bir tek wāḥidun
bir tek
فَٱلَّذِينَ ama fa-alladhīna
ama
لَا inanmayanların
inanmayanların
يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe
بِٱلْـَٔاخِرَةِ ahirete bil-ākhirati
ahirete
قُلُوبُهُم kalbleri qulūbuhum
kalbleri
مُّنكِرَةٌۭ inkarcıdır munkiratun
inkarcıdır
وَهُم ve onlar wahum
ve onlar
مُّسْتَكْبِرُونَ büyüklük taslarlar mus'takbirūna
büyüklük taslarlar
٢٢ (22)
(22)
Tanrınız tek bir Tanrıdır. Ahirete inanmayanların kalbleri bunu inkar eder; onlar büyüklük taslarlar.
16:23
لَا gizli kalmaz
gizli kalmaz
جَرَمَ No doubt jarama
No doubt
أَنَّ gerçekten anna
gerçekten
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir
مَا şeyleri
şeyleri
يُسِرُّونَ onların gizledikleri yusirrūna
onların gizledikleri
وَمَا ve şeyleri wamā
ve şeyleri
يُعْلِنُونَ ۚ açığa vurdukları yuʿ'linūna
açığa vurdukları
إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O
لَا sevmez
sevmez
يُحِبُّ love yuḥibbu
love
ٱلْمُسْتَكْبِرِينَ büyüklük taslayanları l-mus'takbirīna
büyüklük taslayanları
٢٣ (23)
(23)
Onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da Allah'ın bildiğinde şüphe yoktur. O, büyüklük taslayanları sevmez.
16:24
وَإِذَا ve ne zaman ki wa-idhā
ve ne zaman ki
قِيلَ dendi qīla
dendi
لَهُم onlara lahum
onlara
مَّاذَآ ne mādhā
ne
أَنزَلَ indirdi anzala
indirdi
رَبُّكُمْ ۙ Rabbiniz rabbukum
Rabbiniz
قَالُوٓا۟ derler qālū
derler
أَسَـٰطِيرُ masalları asāṭīru
masalları
ٱلْأَوَّلِينَ evvelkilerin l-awalīna
evvelkilerin
٢٤ (24)
(24)
Onlara: "Rabbiniz ne indirdi?" diye sorulsa: "öncekilerin masalları" derler.
16:25
لِيَحْمِلُوٓا۟ yüklenmeleri için liyaḥmilū
yüklenmeleri için
أَوْزَارَهُمْ kendi günahlarını awzārahum
kendi günahlarını
كَامِلَةًۭ tam olarak kāmilatan
tam olarak
يَوْمَ günü yawma
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۙ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
وَمِنْ ve bir kısmını wamin
ve bir kısmını
أَوْزَارِ günahlarının awzāri
günahlarının
ٱلَّذِينَ saptırdıkları kimselerin alladhīna
saptırdıkları kimselerin
يُضِلُّونَهُم they misled [them] yuḍillūnahum
they misled [them]
بِغَيْرِ bilgisizce bighayri
bilgisizce
عِلْمٍ ۗ knowledge ʿil'min
knowledge
أَلَا bak alā
bak
سَآءَ ne kötü sāa
ne kötü
مَا şey
şey
يَزِرُونَ yükleniyorlar yazirūna
yükleniyorlar
٢٥ (25)
(25)
Böylece kıyamet günü kendi günahlarını tam olarak, bilmeden saptırdıkları kimselerin günahlarını kısmen yüklenirler. Dikkat edin, yüklendikleri yük ne kötüdür!
16:26
قَدْ kuşkusuz qad
kuşkusuz
مَكَرَ tuzak kurmuşlardı makara
tuzak kurmuşlardı
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
مِن onlardan önceki min
onlardan önceki
قَبْلِهِمْ (were) before them qablihim
(were) before them
فَأَتَى yıktı (söktü) fa-atā
yıktı (söktü)
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بُنْيَـٰنَهُم binalarını bun'yānahum
binalarını
مِّنَ temellerinden mina
temellerinden
ٱلْقَوَاعِدِ the foundations l-qawāʿidi
the foundations
فَخَرَّ çökmüştü fakharra
çökmüştü
عَلَيْهِمُ başlarına ʿalayhimu
başlarına
ٱلسَّقْفُ tavan l-saqfu
tavan
مِن üstlerindeki min
üstlerindeki
فَوْقِهِمْ above them fawqihim
above them
وَأَتَىٰهُمُ ve onlara gelmişti wa-atāhumu
ve onlara gelmişti
ٱلْعَذَابُ azab l-ʿadhābu
azab
مِنْ yerden min
yerden
حَيْثُ where ḥaythu
where
لَا ummadıkları
ummadıkları
يَشْعُرُونَ they (did) not perceive yashʿurūna
they (did) not perceive
٢٦ (26)
(26)
Onlardan öncekiler düzen kurmuşlardı. Bunun üzerine Allah, binalarının temelini çökertti de tavanları başlarına yıkıldı. Azap, onlara farketmedikleri yerden geldi.
16:27
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يَوْمَ günü yawma
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
يُخْزِيهِمْ onları rezil eder yukh'zīhim
onları rezil eder
وَيَقُولُ ve derki wayaqūlu
ve derki
أَيْنَ hani nerede? ayna
hani nerede?
شُرَكَآءِىَ ortaklarım shurakāiya
ortaklarım
ٱلَّذِينَ ettiğiniz alladhīna
ettiğiniz
كُنتُمْ you used (to) kuntum
you used (to)
تُشَـٰٓقُّونَ düşmanlık tushāqqūna
düşmanlık
فِيهِمْ ۚ haklarında fīhim
haklarında
قَالَ derler qāla
derler
ٱلَّذِينَ olanlar alladhīna
olanlar
أُوتُوا۟ verilmiş ūtū
verilmiş
ٱلْعِلْمَ ilim l-ʿil'ma
ilim
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلْخِزْىَ rezillik l-khiz'ya
rezillik
ٱلْيَوْمَ bugün l-yawma
bugün
وَٱلسُّوٓءَ ve kötülük wal-sūa
ve kötülük
عَلَى üzerinedir ʿalā
üzerinedir
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirler l-kāfirīna
kafirler
٢٧ (27)
(27)
Sonra kıyamet günü onları rezil eder ve: "Haklarında tartıştığınız Benim ortaklarım nerede?" der. İlim sahibleri şöyle derler: "Doğrusu bugün inkarcılara rezillik ve iğrençlik vardır."
16:28
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
تَتَوَفَّىٰهُمُ canlarını aldığı tatawaffāhumu
canlarını aldığı
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ meleklerin l-malāikatu
meleklerin
ظَالِمِىٓ zulmederlerken ẓālimī
zulmederlerken
أَنفُسِهِمْ ۖ nefislerine anfusihim
nefislerine
فَأَلْقَوُا۟ diyerek fa-alqawū
diyerek
ٱلسَّلَمَ teslim olurlar l-salama
teslim olurlar
مَا biz
biz
كُنَّا we were kunnā
we were
نَعْمَلُ yapmıyorduk naʿmalu
yapmıyorduk
مِن hiçbir min
hiçbir
سُوٓءٍۭ ۚ kötülük sūin
kötülük
بَلَىٰٓ hayır balā
hayır
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
عَلِيمٌۢ biliyor ʿalīmun
biliyor
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
كُنتُمْ sizin kuntum
sizin
تَعْمَلُونَ yaptıklarınız taʿmalūna
yaptıklarınız
٢٨ (28)
(28)
Melekler kendilerine yazık etmiş kimselerin canlarını alırken: "Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk" diyerek teslim olurlar. Hayır; öyle değil; doğrusu Allah onların yaptıklarını bilmektedir.
16:29
فَٱدْخُلُوٓا۟ onun için girin fa-ud'khulū
onun için girin
أَبْوَٰبَ kapılarına abwāba
kapılarına
جَهَنَّمَ cehennemin jahannama
cehennemin
خَـٰلِدِينَ sürekli kalmak üzere khālidīna
sürekli kalmak üzere
فِيهَا ۖ içinde fīhā
içinde
فَلَبِئْسَ ne kötüdür falabi'sa
ne kötüdür
مَثْوَى yeri mathwā
yeri
ٱلْمُتَكَبِّرِينَ kibirlenenlerin l-mutakabirīna
kibirlenenlerin
٢٩ (29)
(29)
Temelli kalacağınız cehennemin kapılarından girin. Büyüklenenlerin durağı ne kötüdür!
16:30
۞ وَقِيلَ ve dendi ki waqīla
ve dendi ki
لِلَّذِينَ kimselere lilladhīna
kimselere
ٱتَّقَوْا۟ korunan(lara) ittaqaw
korunan(lara)
مَاذَآ ne? mādhā
ne?
أَنزَلَ indirdi anzala
indirdi
رَبُّكُمْ ۚ Rabbiniz rabbukum
Rabbiniz
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
خَيْرًۭا ۗ hayr khayran
hayr
لِّلَّذِينَ kimseler için vardır lilladhīna
kimseler için vardır
أَحْسَنُوا۟ güzel iş yapan(lara) aḥsanū
güzel iş yapan(lara)
فِى bu
bu
هَـٰذِهِ this hādhihi
this
ٱلدُّنْيَا dünyada l-dun'yā
dünyada
حَسَنَةٌۭ ۚ güzellik ḥasanatun
güzellik
وَلَدَارُ ve yurdu ise waladāru
ve yurdu ise
ٱلْـَٔاخِرَةِ ahiret l-ākhirati
ahiret
خَيْرٌۭ ۚ daha hayırlıdır khayrun
daha hayırlıdır
وَلَنِعْمَ ve ne güzeldir walaniʿ'ma
ve ne güzeldir
دَارُ yurdu dāru
yurdu
ٱلْمُتَّقِينَ korunanların l-mutaqīna
korunanların
٣٠ (30)
(30)
Sakınan kimselere: "Rabbiniz ne indirdi?" denince, "İyilik" derler. Bu dünyada iyi davrananlara iyilik vardır. Ahiret yurdu ise daha iyidir. Sakınanların yurdu ne güzeldir!
16:31
جَنَّـٰتُ cennetlerine jannātu
cennetlerine
عَدْنٍۢ adn ʿadnin
adn
يَدْخُلُونَهَا girerler yadkhulūnahā
girerler
تَجْرِى akan tajrī
akan
مِن altlarından min
altlarından
تَحْتِهَا underneath them taḥtihā
underneath them
ٱلْأَنْهَـٰرُ ۖ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar
لَهُمْ onlar için vardır lahum
onlar için vardır
فِيهَا orada fīhā
orada
مَا her şey
her şey
يَشَآءُونَ ۚ diledikleri yashāūna
diledikleri
كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle
يَجْزِى mükafatlandırır yajzī
mükafatlandırır
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلْمُتَّقِينَ korunanları l-mutaqīna
korunanları
٣١ (31)
(31)
İçlerinden ırmaklar akan Adn cennetlerine girerler. Orada, diledikleri kendilerine verilir. Allah sakınanları böylece mükafatlandırır.
16:32
ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere
تَتَوَفَّىٰهُمُ canlarını aldıkları tatawaffāhumu
canlarını aldıkları
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ melekler l-malāikatu
melekler
طَيِّبِينَ ۙ iyi insanlar olarak ṭayyibīna
iyi insanlar olarak
يَقُولُونَ derler yaqūlūna
derler
سَلَـٰمٌ selam salāmun
selam
عَلَيْكُمُ size ʿalaykumu
size
ٱدْخُلُوا۟ girin ud'khulū
girin
ٱلْجَنَّةَ cennete l-janata
cennete
بِمَا karşılık bimā
karşılık
كُنتُمْ olduklarınıza kuntum
olduklarınıza
تَعْمَلُونَ yapıyor(lar) taʿmalūna
yapıyor(lar)
٣٢ (32)
(32)
Melekler onların canını temizlenmiş olarak alırken: "Selam size; yaptıklarınıza karşılık haydi cennete girin" derler.
16:33
هَلْ mi? hal
mi?
يَنظُرُونَ bekliyorlar yanẓurūna
bekliyorlar
إِلَّآ ille illā
ille
أَن kendilerine gelmesini an
kendilerine gelmesini
تَأْتِيَهُمُ (should) come to them tatiyahumu
(should) come to them
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ meleklerin l-malāikatu
meleklerin
أَوْ yahut aw
yahut
يَأْتِىَ gelmesini yatiya
gelmesini
أَمْرُ emrinin amru
emrinin
رَبِّكَ ۚ Rabbinin rabbika
Rabbinin
كَذَٰلِكَ öyle kadhālika
öyle
فَعَلَ yapmıştı faʿala
yapmıştı
ٱلَّذِينَ kimseler (de) alladhīna
kimseler (de)
مِن onlardan önceki min
onlardan önceki
قَبْلِهِمْ ۚ (were) before them qablihim
(were) before them
وَمَا onlara zulmetmedi wamā
onlara zulmetmedi
ظَلَمَهُمُ wronged them ẓalamahumu
wronged them
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat
كَانُوٓا۟ onlar kānū
onlar
أَنفُسَهُمْ kendi kendilerine anfusahum
kendi kendilerine
يَظْلِمُونَ zulmediyorlardı yaẓlimūna
zulmediyorlardı
٣٣ (33)
(33)
Onlar kendilerine yalnız meleklerin veya senin Rabbinin buyruğunun gelmesini mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Allah onlara zulmetmemişti, ama onlar kendilerine yazık ediyorlardı.
16:34
فَأَصَابَهُمْ nihayet onlara ulaştı fa-aṣābahum
nihayet onlara ulaştı
سَيِّـَٔاتُ kötülükleri sayyiātu
kötülükleri
مَا yaptıklarının
yaptıklarının
عَمِلُوا۟ they did ʿamilū
they did
وَحَاقَ ve kuşattı waḥāqa
ve kuşattı
بِهِم onları bihim
onları
مَّا şey
şey
كَانُوا۟ onunla kānū
onunla
بِهِۦ [of it] bihi
[of it]
يَسْتَهْزِءُونَ alay ettikleri yastahziūna
alay ettikleri
٣٤ (34)
(34)
Bu yüzden, işledikleri kötülüklere uğradılar ve alay ettikleri şey onları kuşattı.
16:35
وَقَالَ ve dediler waqāla
ve dediler
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
أَشْرَكُوا۟ ortak koşan(lar) ashrakū
ortak koşan(lar)
لَوْ eğer law
eğer
شَآءَ dileseydi shāa
dileseydi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مَا tapmazdık
tapmazdık
عَبَدْنَا we (would) have worshipped ʿabadnā
we (would) have worshipped
مِن O'ndan başka min
O'ndan başka
دُونِهِۦ other than Him dūnihi
other than Him
مِن hiçbir min
hiçbir
شَىْءٍۢ şeye shayin
şeye
نَّحْنُ (ne) biz naḥnu
(ne) biz
وَلَآ ne de walā
ne de
ءَابَآؤُنَا atalarımız ābāunā
atalarımız
وَلَا ve haram kılmazdık walā
ve haram kılmazdık
حَرَّمْنَا we (would) have forbidden ḥarramnā
we (would) have forbidden
مِن O'nsuz min
O'nsuz
دُونِهِۦ other than Him dūnihi
other than Him
مِن hiçbir min
hiçbir
شَىْءٍۢ ۚ şeyi shayin
şeyi
كَذَٰلِكَ böyle kadhālika
böyle
فَعَلَ yapmıştı faʿala
yapmıştı
ٱلَّذِينَ kimseler de alladhīna
kimseler de
مِن onlardan önceki(ler) min
onlardan önceki(ler)
قَبْلِهِمْ ۚ (were) before them qablihim
(were) before them
فَهَلْ değil midir? fahal
değil midir?
عَلَى düşen ʿalā
düşen
ٱلرُّسُلِ elçilere l-rusuli
elçilere
إِلَّا yalnız illā
yalnız
ٱلْبَلَـٰغُ tebliğ etmek l-balāghu
tebliğ etmek
ٱلْمُبِينُ açıkça l-mubīnu
açıkça
٣٥ (35)
(35)
Allah'a eş koşanlar: "Allah dileseydi O'ndan başka hiçbir şeye ne biz ve ne de babalarımız tapardı. O'nun buyruğu olmaksızın hiçbir şeyi haram kılmazdık" dediler. Kendilerinden öncekiler de böyle yapmıştı. Peygamberlere apaçık tebliğden başka ne vazife düşer?
16:36
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
بَعَثْنَا biz gönderdik baʿathnā
biz gönderdik
فِى içinde
içinde
كُلِّ her kulli
her
أُمَّةٍۢ millet ummatin
millet
رَّسُولًا bir elçi rasūlan
bir elçi
أَنِ diye ani
diye
ٱعْبُدُوا۟ kulluk edin uʿ'budū
kulluk edin
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
وَٱجْتَنِبُوا۟ ve kaçının wa-ij'tanibū
ve kaçının
ٱلطَّـٰغُوتَ ۖ tagutdan l-ṭāghūta
tagutdan
فَمِنْهُم onlardan famin'hum
onlardan
مَّنْ kimine man
kimine
هَدَى hidayet etti hadā
hidayet etti
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
وَمِنْهُم ve onlardan wamin'hum
ve onlardan
مَّنْ kimine de man
kimine de
حَقَّتْ hak oldu ḥaqqat
hak oldu
عَلَيْهِ üzerlerine ʿalayhi
üzerlerine
ٱلضَّلَـٰلَةُ ۚ sapıklık l-ḍalālatu
sapıklık
فَسِيرُوا۟ işte gezin fasīrū
işte gezin
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
فَٱنظُرُوا۟ ve bakın fa-unẓurū
ve bakın
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
كَانَ olmuş kāna
olmuş
عَـٰقِبَةُ sonu ʿāqibatu
sonu
ٱلْمُكَذِّبِينَ yalanlayanların l-mukadhibīna
yalanlayanların
٣٦ (36)
(36)
And olsun ki, her ümmete: "Allah'a kulluk edin, azdırıcılardan kaçının" diyen peygamber göndermişizdir. Allah içlerinden kimini doğru yola eriştirdi, kimi de sapıklığı haketti. Yeryüzünde gezin; peygamberleri yalanlayanların sonlarının nasıl olduğunugörün.
16:37
إِن şayet in
şayet
تَحْرِصْ ne kadar istesen de taḥriṣ
ne kadar istesen de
عَلَىٰ onların yola gelmelerini ʿalā
onların yola gelmelerini
هُدَىٰهُمْ their guidance hudāhum
their guidance
فَإِنَّ kuşkusuz fa-inna
kuşkusuz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَا yola getirmez
yola getirmez
يَهْدِى guide yahdī
guide
مَن kimseyi man
kimseyi
يُضِلُّ ۖ şaşırttığı yuḍillu
şaşırttığı
وَمَا ve olmaz wamā
ve olmaz
لَهُم onların lahum
onların
مِّن hiçbir min
hiçbir
نَّـٰصِرِينَ yardımcıları nāṣirīna
yardımcıları
٣٧ (37)
(37)
Onların doğru yolda olmalarına ne kadar özensen, yine de Allah, saptırdığını doğru yola iletmez. Onların yardımcıları da olmaz.
16:38
وَأَقْسَمُوا۟ ve yemin ettiler wa-aqsamū
ve yemin ettiler
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
جَهْدَ bütün şiddetiyle jahda
bütün şiddetiyle
أَيْمَـٰنِهِمْ ۙ yeminlerinin aymānihim
yeminlerinin
لَا diriltmez (diye)
diriltmez (diye)
يَبْعَثُ Allah will not resurrect yabʿathu
Allah will not resurrect
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مَن kimseyi man
kimseyi
يَمُوتُ ۚ ölen yamūtu
ölen
بَلَىٰ hayır balā
hayır
وَعْدًا verdiği sözdür waʿdan
verdiği sözdür
عَلَيْهِ O'nun onlara ʿalayhi
O'nun onlara
حَقًّۭا gerçek olarak ḥaqqan
gerçek olarak
وَلَـٰكِنَّ ama walākinna
ama
أَكْثَرَ çoğu akthara
çoğu
ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların
لَا bilmezler
bilmezler
يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know
٣٨ (38)
(38)
Ölen kimseyi Allah'ın diriltmeyeceği üzerine bütün güçleriyle Allah'a yemin ederler. Hayır; öyle değil, ayrılığa düştükleri şeyi onlara açıklamayı, inkar edenlerin kendilerinin yalancı olduklarını bileceklerini, Allah gerçekten vadetmiştir, fakat insanların çoğu bilmezler.
16:39
لِيُبَيِّنَ açıklasın (diye) liyubayyina
açıklasın (diye)
لَهُمُ onlara lahumu
onlara
ٱلَّذِى ihtilaf ettiklerini alladhī
ihtilaf ettiklerini
يَخْتَلِفُونَ they differ yakhtalifūna
they differ
فِيهِ hakkında fīhi
hakkında
وَلِيَعْلَمَ ve bilsinler (diye) waliyaʿlama
ve bilsinler (diye)
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوٓا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
أَنَّهُمْ onların annahum
onların
كَانُوا۟ olduklarını kānū
olduklarını
كَـٰذِبِينَ yalancılar kādhibīna
yalancılar
٣٩ (39)
(39)
Ölen kimseyi Allah'ın diriltmeyeceği üzerine bütün güçleriyle Allah'a yemin ederler. Hayır; öyle değil, ayrılığa düştükleri şeyi onlara açıklamayı, inkar edenlerin kendilerinin yalancı olduklarını bileceklerini, Allah gerçekten vadetmiştir, fakat insanların çoğu bilmezler.
16:40
إِنَّمَا şüphesiz innamā
şüphesiz
قَوْلُنَا söyleyeceğimiz söz qawlunā
söyleyeceğimiz söz
لِشَىْءٍ bir şeyi lishayin
bir şeyi
إِذَآ zaman idhā
zaman
أَرَدْنَـٰهُ istediğimiz aradnāhu
istediğimiz
أَن sadece an
sadece
نَّقُولَ dememizdir naqūla
dememizdir
لَهُۥ ona lahu
ona
كُن ol kun
ol
فَيَكُونُ derhal oluverir fayakūnu
derhal oluverir
٤٠ (40)
(40)
Bir şeyin olmasını istediğimiz zaman sözümüz sadece ona "Ol" dememizdir ve hemen olur.
16:41
وَٱلَّذِينَ göç edenleri wa-alladhīna
göç edenleri
هَاجَرُوا۟ emigrated hājarū
emigrated
فِى uğrunda
uğrunda
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
مِنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
مَا kendilerine zulmedildikten
kendilerine zulmedildikten
ظُلِمُوا۟ they were wronged ẓulimū
they were wronged
لَنُبَوِّئَنَّهُمْ yerleştireceğiz lanubawwi-annahum
yerleştireceğiz
فِى dünyada
dünyada
ٱلدُّنْيَا the world l-dun'yā
the world
حَسَنَةًۭ ۖ güzelce ḥasanatan
güzelce
وَلَأَجْرُ ve mükafatı ise wala-ajru
ve mükafatı ise
ٱلْـَٔاخِرَةِ ahiret l-ākhirati
ahiret
أَكْبَرُ ۚ daha büyüktür akbaru
daha büyüktür
لَوْ keşke law
keşke
كَانُوا۟ onlar kānū
onlar
يَعْلَمُونَ bilselerdi yaʿlamūna
bilselerdi
٤١ (41)
(41)
Haksızlığa uğratıldıktan sonra, Allah yolunda hicret eden kimseleri, and olsun ki, dünyada güzel bir yerde yerleştiririz. Ahiret ecri ise daha büyüktür, keşki bilseler!
16:42
ٱلَّذِينَ onlar ki alladhīna
onlar ki
صَبَرُوا۟ sabrettiler ṣabarū
sabrettiler
وَعَلَىٰ ve sadece waʿalā
ve sadece
رَبِّهِمْ Rablerine rabbihim
Rablerine
يَتَوَكَّلُونَ dayanmaktadırlar yatawakkalūna
dayanmaktadırlar
٤٢ (42)
(42)
Onlar sabreden ve yalnız Rablerine güvenen kimselerdir.
16:43
وَمَآ ve wamā
ve
أَرْسَلْنَا biz göndermedik arsalnā
biz göndermedik
مِن senden önce min
senden önce
قَبْلِكَ before you qablika
before you
إِلَّا başkasını illā
başkasını
رِجَالًۭا erkeklerden rijālan
erkeklerden
نُّوحِىٓ vahyettiğimiz nūḥī
vahyettiğimiz
إِلَيْهِمْ ۚ kendilerine ilayhim
kendilerine
فَسْـَٔلُوٓا۟ sorun fasalū
sorun
أَهْلَ ehline ahla
ehline
ٱلذِّكْرِ zikir l-dhik'ri
zikir
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ siz kuntum
siz
لَا bilmiyorsanız
bilmiyorsanız
تَعْلَمُونَ know taʿlamūna
know
٤٣ (43)
(43)
Doğrusu senden önce de kendilerine kitablar ve belgelerle vahyettiğimiz bir takım adamlar gönderdik. Bilmiyorsanız kitablılara sorun. Sana da, insanlara gönderileni açıklayasın diye Kuran'ı indirdik. Belki düşünürler.
16:44
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ açık kanıtları bil-bayināti
açık kanıtları
وَٱلزُّبُرِ ۗ ve Kitapları wal-zuburi
ve Kitapları
وَأَنزَلْنَآ ve indirdik wa-anzalnā
ve indirdik
إِلَيْكَ sana ilayka
sana
ٱلذِّكْرَ Zikr'i l-dhik'ra
Zikr'i
لِتُبَيِّنَ açıklayasın diye litubayyina
açıklayasın diye
لِلنَّاسِ insanlara lilnnāsi
insanlara
مَا şeyi
şeyi
نُزِّلَ indirilen nuzzila
indirilen
إِلَيْهِمْ kendilerine ilayhim
kendilerine
وَلَعَلَّهُمْ ta ki walaʿallahum
ta ki
يَتَفَكَّرُونَ düşünüp öğüt alsınlar yatafakkarūna
düşünüp öğüt alsınlar
٤٤ (44)
(44)
Doğrusu senden önce de kendilerine kitablar ve belgelerle vahyettiğimiz bir takım adamlar gönderdik. Bilmiyorsanız kitablılara sorun. Sana da, insanlara gönderileni açıklayasın diye Kuran'ı indirdik. Belki düşünürler.
16:45
أَفَأَمِنَ emin midirler? afa-amina
emin midirler?
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
مَكَرُوا۟ yapmayı kuran(lar) makarū
yapmayı kuran(lar)
ٱلسَّيِّـَٔاتِ kötülükler l-sayiāti
kötülükler
أَن geçirmeyeceğinden an
geçirmeyeceğinden
يَخْسِفَ Allah will cave yakhsifa
Allah will cave
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
بِهِمُ kendilerini bihimu
kendilerini
ٱلْأَرْضَ yer(in dibin)e l-arḍa
yer(in dibin)e
أَوْ yahut aw
yahut
يَأْتِيَهُمُ kendilerine gelmeyeceğinden yatiyahumu
kendilerine gelmeyeceğinden
ٱلْعَذَابُ azabın l-ʿadhābu
azabın
مِنْ hiçbir min
hiçbir
حَيْثُ yerden ḥaythu
yerden
لَا hiç
hiç
يَشْعُرُونَ ummadıkları yashʿurūna
ummadıkları
٤٥ (45)
(45)
Kötü işler düzenleyenler Allah'ın kendilerini yere batırmasından yahut farketmedikleri bir yerden onlara azabın gelmesinden güvende midirler?
16:46
أَوْ yahut aw
yahut
يَأْخُذَهُمْ kendilerini yakalamayacağından? yakhudhahum
kendilerini yakalamayacağından?
فِى dönüp dolaşırlarken
dönüp dolaşırlarken
تَقَلُّبِهِمْ their going to and fro taqallubihim
their going to and fro
فَمَا değillerdir famā
değillerdir
هُم onlar hum
onlar
بِمُعْجِزِينَ engel olacak da bimuʿ'jizīna
engel olacak da
٤٦ (46)
(46)
Veya hareket halindelerken -ki Allah'ı aciz bırakamazlar- ya da yok olmak endişesindeyken onlara azabın gelmesinden güvende midirler? Doğrusu Rabbin şefkatlidir, merhametlidir.
16:47
أَوْ yahut aw
yahut
يَأْخُذَهُمْ kendilerini yakalamayacağından? yakhudhahum
kendilerini yakalamayacağından?
عَلَىٰ üzerinde ʿalā
üzerinde
تَخَوُّفٍۢ bir korku takhawwufin
bir korku
فَإِنَّ doğrusu fa-inna
doğrusu
رَبَّكُمْ Rabbiniz rabbakum
Rabbiniz
لَرَءُوفٌۭ çok şefkatlidir laraūfun
çok şefkatlidir
رَّحِيمٌ çok acıyandır raḥīmun
çok acıyandır
٤٧ (47)
(47)
Veya hareket halindelerken -ki Allah'ı aciz bırakamazlar- ya da yok olmak endişesindeyken onlara azabın gelmesinden güvende midirler? Doğrusu Rabbin şefkatlidir, merhametlidir.
16:48
أَوَلَمْ görmediler mi? awalam
görmediler mi?
يَرَوْا۟ they seen yaraw
they seen
إِلَىٰ şeyleri ilā
şeyleri
مَا what
what
خَلَقَ yarattığı khalaqa
yarattığı
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
مِن her şeyden min
her şeyden
شَىْءٍۢ a thing shayin
a thing
يَتَفَيَّؤُا۟ döndüğünü yatafayya-u
döndüğünü
ظِلَـٰلُهُۥ gölgelerinin ẓilāluhu
gölgelerinin
عَنِ sağdan ʿani
sağdan
ٱلْيَمِينِ the right l-yamīni
the right
وَٱلشَّمَآئِلِ ve soldan wal-shamāili
ve soldan
سُجَّدًۭا secde ederek sujjadan
secde ederek
لِّلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
دَٰخِرُونَ sürünerek dākhirūna
sürünerek
٤٨ (48)
(48)
Allah'ın yarattığı şeylerin, gölgeleri sağa sola vurarak, Allah'a boyun eğerek secde etmekte olduklarını görmüyorlar mı?
16:49
وَلِلَّهِ ve Allah'a walillahi
ve Allah'a
يَسْجُدُ secde ederler yasjudu
secde ederler
مَا ne varsa
ne varsa
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَمَا ve ne varsa wamā
ve ne varsa
فِى yerde
yerde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
مِن canlılardan min
canlılardan
دَآبَّةٍۢ moving creatures dābbatin
moving creatures
وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ ve meleklerden wal-malāikatu
ve meleklerden
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
لَا asla
asla
يَسْتَكْبِرُونَ büyük taslamazlar yastakbirūna
büyük taslamazlar
٤٩ (49)
(49)
Göklerde ve yerde bulunan her canlı ve melekler, büyüklük taslamaksızın Allah'a secde ederler.
16:50
يَخَافُونَ korkarlar yakhāfūna
korkarlar
رَبَّهُم Rablerinden rabbahum
Rablerinden
مِّن üstlerindeki min
üstlerindeki
فَوْقِهِمْ above them fawqihim
above them
وَيَفْعَلُونَ ve yaparlar wayafʿalūna
ve yaparlar
مَا şeyi
şeyi
يُؤْمَرُونَ ۩ emredildikleri yu'marūna
emredildikleri
٥٠ (50)
(50)
Üstün olan Rablerinden korkarlar ve emrolundukları şeyleri yaparlar.
16:51
۞ وَقَالَ ve dedi waqāla
ve dedi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لَا edinmeyin
edinmeyin
تَتَّخِذُوٓا۟ take tattakhidhū
take
إِلَـٰهَيْنِ (iki) tanrı ilāhayni
(iki) tanrı
ٱثْنَيْنِ ۖ iki ith'nayni
iki
إِنَّمَا şüphesiz innamā
şüphesiz
هُوَ O huwa
O
إِلَـٰهٌۭ Tanrıdır ilāhun
Tanrıdır
وَٰحِدٌۭ ۖ tek wāḥidun
tek
فَإِيَّـٰىَ yalnız benden fa-iyyāya
yalnız benden
فَٱرْهَبُونِ korkun fa-ir'habūni
korkun
٥١ (51)
(51)
Allah, "İki tanrı edinmeyin, O ancak bir tek Tanrı'dır. Yalnız Ben'den korkun" dedi.
16:52
وَلَهُۥ ve hepsi O'nundur walahu
ve hepsi O'nundur
مَا ne varsa
ne varsa
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ve yerde wal-arḍi
ve yerde
وَلَهُ ve O'nundur walahu
ve O'nundur
ٱلدِّينُ din (kulluk) l-dīnu
din (kulluk)
وَاصِبًا ۚ daima wāṣiban
daima
أَفَغَيْرَ başkasından mı? afaghayra
başkasından mı?
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
تَتَّقُونَ korkuyorsunuz tattaqūna
korkuyorsunuz
٥٢ (52)
(52)
Göklerde ve yerde olan O'nundur. Kulluk da daima O'nadır. Allah'tan başkasından mı sakınıyorsunuz?
16:53
وَمَا (ulaşan) wamā
(ulaşan)
بِكُم size bikum
size
مِّن her ni'met min
her ni'met
نِّعْمَةٍۢ favor niʿ'matin
favor
فَمِنَ Allahtandır famina
Allahtandır
ٱللَّهِ ۖ Allah l-lahi
Allah
ثُمَّ sonra thumma
sonra
إِذَا zaman idhā
zaman
مَسَّكُمُ size dokunduğu massakumu
size dokunduğu
ٱلضُّرُّ bir sıkıntı l-ḍuru
bir sıkıntı
فَإِلَيْهِ yalnız O'na fa-ilayhi
yalnız O'na
تَجْـَٔرُونَ yalvarırsınız tajarūna
yalvarırsınız
٥٣ (53)
(53)
Size gelen her nimet Allah'tandır. Sonra, bir sıkıntıya uğradığınızda yalnız O'na sığınırsınız.
16:54
ثُمَّ sonra thumma
sonra
إِذَا zaman idhā
zaman
كَشَفَ kaldırdığı kashafa
kaldırdığı
ٱلضُّرَّ o sıkıntıyı l-ḍura
o sıkıntıyı
عَنكُمْ sizden ʿankum
sizden
إِذَا hemen idhā
hemen
فَرِيقٌۭ bir grup farīqun
bir grup
مِّنكُم içinizden minkum
içinizden
بِرَبِّهِمْ Rablerine birabbihim
Rablerine
يُشْرِكُونَ ortak koşarlar yush'rikūna
ortak koşarlar
٥٤ (54)
(54)
Sıkıntılarınızı giderince de, içinizden bazıları kendilerine verdiğimize nankörlük ederek Rablerine eş koşarlar. Geçinin bakalım, yakında öğreneceksiniz.
16:55
لِيَكْفُرُوا۟ nankörlük etmek için liyakfurū
nankörlük etmek için
بِمَآ karşı bimā
karşı
ءَاتَيْنَـٰهُمْ ۚ kendilerine verdiğimize ātaynāhum
kendilerine verdiğimize
فَتَمَتَّعُوا۟ ۖ öyleyse eğlenin fatamattaʿū
öyleyse eğlenin
فَسَوْفَ yakında fasawfa
yakında
تَعْلَمُونَ bileceksiniz taʿlamūna
bileceksiniz
٥٥ (55)
(55)
Sıkıntılarınızı giderince de, içinizden bazıları kendilerine verdiğimize nankörlük ederek Rablerine eş koşarlar. Geçinin bakalım, yakında öğreneceksiniz.
16:56
وَيَجْعَلُونَ ve ayırıyorlar wayajʿalūna
ve ayırıyorlar
لِمَا şeylere limā
şeylere
لَا bilmedikleri
bilmedikleri
يَعْلَمُونَ they know yaʿlamūna
they know
نَصِيبًۭا bir pay naṣīban
bir pay
مِّمَّا verdiğimiz rızıktan mimmā
verdiğimiz rızıktan
رَزَقْنَـٰهُمْ ۗ We have provided them razaqnāhum
We have provided them
تَٱللَّهِ Allah'a andolsun ki tal-lahi
Allah'a andolsun ki
لَتُسْـَٔلُنَّ siz mutlaka sorulacaksınız latus'alunna
siz mutlaka sorulacaksınız
عَمَّا şeylerden ʿammā
şeylerden
كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz
تَفْتَرُونَ uyduruyorlar taftarūna
uyduruyorlar
٥٦ (56)
(56)
Kendilerine verdiğimiz rızıktan, onların ne olduğunu bilmeyen putlara pay ayırırlar. Allah'a and olsun ki, uydurup durduğunuz şeylerden elbette sorguya çekileceksiniz.
16:57
وَيَجْعَلُونَ ve isnad ediyorlar wayajʿalūna
ve isnad ediyorlar
لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a
ٱلْبَنَـٰتِ kızları l-banāti
kızları
سُبْحَـٰنَهُۥ ۙ şanı yüce olan sub'ḥānahu
şanı yüce olan
وَلَهُم ve kendilerine de walahum
ve kendilerine de
مَّا hoşlandıklarını
hoşlandıklarını
يَشْتَهُونَ they desire yashtahūna
they desire
٥٧ (57)
(57)
Beğendikleri erkek çocukları kendilerine; kızları da Allah'a malediyorlar. O bundan münezzehtir.
16:58
وَإِذَا zaman wa-idhā
zaman
بُشِّرَ müjdelendiği bushira
müjdelendiği
أَحَدُهُم onlardan birine aḥaduhum
onlardan birine
بِٱلْأُنثَىٰ kız çocuğu bil-unthā
kız çocuğu
ظَلَّ kesilir ẓalla
kesilir
وَجْهُهُۥ yüzü wajhuhu
yüzü
مُسْوَدًّۭا kapkara mus'waddan
kapkara
وَهُوَ ve o wahuwa
ve o
كَظِيمٌۭ içi öfkeyle dolar kaẓīmun
içi öfkeyle dolar
٥٨ (58)
(58)
Aralarından birine bir kızı olduğu müjdelendiği zaman içi gamla dolarak yüzü simsiyah kesilir.
16:59
يَتَوَٰرَىٰ gizlenir yatawārā
gizlenir
مِنَ kavminden mina
kavminden
ٱلْقَوْمِ the people l-qawmi
the people
مِن dolayı min
dolayı
سُوٓءِ kötülüğünden sūi
kötülüğünden
مَا verilen müjdenin
verilen müjdenin
بُشِّرَ he has been given good news bushira
he has been given good news
بِهِۦٓ ۚ ona bihi
ona
أَيُمْسِكُهُۥ onu tutsun mu? ayum'sikuhu
onu tutsun mu?
عَلَىٰ hakaretle ʿalā
hakaretle
هُونٍ humiliation hūnin
humiliation
أَمْ yoksa am
yoksa
يَدُسُّهُۥ onu gömsün mü? yadussuhu
onu gömsün mü?
فِى toprağa
toprağa
ٱلتُّرَابِ ۗ the dust l-turābi
the dust
أَلَا bak alā
bak
سَآءَ ne kötü sāa
ne kötü
مَا hüküm veriyorlar
hüküm veriyorlar
يَحْكُمُونَ they decide yaḥkumūna
they decide
٥٩ (59)
(59)
Kendisine verilen kötü müjde yüzünden, halktan gizlenmeye çalışır; onu utana utana tutsun mu, yoksa toprağa mı gömsün? Ne kötü hükmediyorlar!
16:60
لِلَّذِينَ içindir lilladhīna
içindir
لَا inanmayanlar
inanmayanlar
يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe
بِٱلْـَٔاخِرَةِ ahirete bil-ākhirati
ahirete
مَثَلُ sıfatlar mathalu
sıfatlar
ٱلسَّوْءِ ۖ en kötü l-sawi
en kötü
وَلِلَّهِ (oysa) Allah'ındır walillahi
(oysa) Allah'ındır
ٱلْمَثَلُ sıfatlar l-mathalu
sıfatlar
ٱلْأَعْلَىٰ ۚ en yüce l-aʿlā
en yüce
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
ٱلْعَزِيزُ azizdir l-ʿazīzu
azizdir
ٱلْحَكِيمُ hikmet sahibidir l-ḥakīmu
hikmet sahibidir
٦٠ (60)
(60)
Ahirete inanmayanlar kötülük misalidirler. En üstün misali ise Allah verir. O Güçlü'dür, Hakim'dir.
16:61
وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer
يُؤَاخِذُ cezalandırsaydı yuākhidhu
cezalandırsaydı
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلنَّاسَ insanları l-nāsa
insanları
بِظُلْمِهِم yaptıkları (her) haksızlıkla biẓul'mihim
yaptıkları (her) haksızlıkla
مَّا bırakmazdı
bırakmazdı
تَرَكَ He (would) have left taraka
He (would) have left
عَلَيْهَا üzerinde (yeryüzünde) ʿalayhā
üzerinde (yeryüzünde)
مِن hiçbir min
hiçbir
دَآبَّةٍۢ canlı dābbatin
canlı
وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat
يُؤَخِّرُهُمْ onları erteler yu-akhiruhum
onları erteler
إِلَىٰٓ bir süreye kadar ilā
bir süreye kadar
أَجَلٍۢ a term ajalin
a term
مُّسَمًّۭى ۖ takdir edilen musamman
takdir edilen
فَإِذَا zaman fa-idhā
zaman
جَآءَ geldiği jāa
geldiği
أَجَلُهُمْ süreleri ajaluhum
süreleri
لَا asla
asla
يَسْتَـْٔخِرُونَ geri kalmazlar yastakhirūna
geri kalmazlar
سَاعَةًۭ ۖ bir sa'at (dahi) sāʿatan
bir sa'at (dahi)
وَلَا ne de walā
ne de
يَسْتَقْدِمُونَ ileri geçerler yastaqdimūna
ileri geçerler
٦١ (61)
(61)
Allah insanları haksızlıklarından ötürü yakalayacak olsaydı, yeryüzünde canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Süreleri dolunca onu ne bir saat geciktirebilirler ne de öne alabilirler.
16:62
وَيَجْعَلُونَ ve isnad ediyorlar wayajʿalūna
ve isnad ediyorlar
لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a
مَا şeyi
şeyi
يَكْرَهُونَ hoşlanmadıkları yakrahūna
hoşlanmadıkları
وَتَصِفُ ve uyduruyorlar wataṣifu
ve uyduruyorlar
أَلْسِنَتُهُمُ onların dilleri alsinatuhumu
onların dilleri
ٱلْكَذِبَ yalan l-kadhiba
yalan
أَنَّ hakkında anna
hakkında
لَهُمُ kendilerinin olacağı lahumu
kendilerinin olacağı
ٱلْحُسْنَىٰ ۖ en güzel sonucun l-ḥus'nā
en güzel sonucun
لَا hiç yok ki
hiç yok ki
جَرَمَ şüphe jarama
şüphe
أَنَّ mutlaka anna
mutlaka
لَهُمُ onlara vardır lahumu
onlara vardır
ٱلنَّارَ ateş l-nāra
ateş
وَأَنَّهُم ve onlar wa-annahum
ve onlar
مُّفْرَطُونَ ona sürüleceklerdir muf'raṭūna
ona sürüleceklerdir
٦٢ (62)
(62)
Beğenmediklerini Allah'a malederler. Dilleri, güzel şeylerin kendilerine ait olduğunu yalan yere söyler durur. Cehennemin onların olduğunda ve önceden oraya gideceklerinde şüphe yoktur.
16:63
تَٱللَّهِ Allah'a andolsun ki tal-lahi
Allah'a andolsun ki
لَقَدْ muhakkak laqad
muhakkak
أَرْسَلْنَآ elçi gönderdik arsalnā
elçi gönderdik
إِلَىٰٓ milletlere ilā
milletlere
أُمَمٍۢ nations umamin
nations
مِّن senden önceki min
senden önceki
قَبْلِكَ before you qablika
before you
فَزَيَّنَ süsledi fazayyana
süsledi
لَهُمُ onlara lahumu
onlara
ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan l-shayṭānu
şeytan
أَعْمَـٰلَهُمْ yaptıklarını aʿmālahum
yaptıklarını
فَهُوَ O fahuwa
O
وَلِيُّهُمُ onların dostudur waliyyuhumu
onların dostudur
ٱلْيَوْمَ bugün l-yawma
bugün
وَلَهُمْ ve onlar için vardır walahum
ve onlar için vardır
عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab
أَلِيمٌۭ acıklı alīmun
acıklı
٦٣ (63)
(63)
Allah'a and olsun ki, senden önceki ümmetlere peygamberler gönderdik. Şeytan yaptıklarını onlara hep güzel gösterdi. Bugün de dostları odur. Onlara can yakıcı azap vardır.
16:64
وَمَآ ve wamā
ve
أَنزَلْنَا indirmedik anzalnā
indirmedik
عَلَيْكَ sana ʿalayka
sana
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı
إِلَّا dışında illā
dışında
لِتُبَيِّنَ açıklaman litubayyina
açıklaman
لَهُمُ onlara lahumu
onlara
ٱلَّذِى şeyi alladhī
şeyi
ٱخْتَلَفُوا۟ ayrılığa düştükleri ikh'talafū
ayrılığa düştükleri
فِيهِ ۙ hakkında fīhi
hakkında
وَهُدًۭى ve yol gösterici wahudan
ve yol gösterici
وَرَحْمَةًۭ ve rahmet waraḥmatan
ve rahmet
لِّقَوْمٍۢ bir kavim için liqawmin
bir kavim için
يُؤْمِنُونَ inanan yu'minūna
inanan
٦٤ (64)
(64)
Sana Kitap'ı, ayrılığa düştükleri şeyleri onlara açıklaman için, inanan kimselere de doğru yol rehberi ve rahmet olarak indirdik.
16:65
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
أَنزَلَ indirdi anzala
indirdi
مِنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky
مَآءًۭ bir su māan
bir su
فَأَحْيَا ve diriltti fa-aḥyā
ve diriltti
بِهِ onunla bihi
onunla
ٱلْأَرْضَ yeri l-arḍa
yeri
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
مَوْتِهَآ ۚ ölümünden mawtihā
ölümünden
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
فِى vardır
vardır
ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda
لَـَٔايَةًۭ elbette ibret(ler) laāyatan
elbette ibret(ler)
لِّقَوْمٍۢ bir millet için liqawmin
bir millet için
يَسْمَعُونَ işiten yasmaʿūna
işiten
٦٥ (65)
(65)
Allah gökten su indirir ve ölümünden sonra yeryüzünü diriltir. Kulak veren kimseler için bunda ibret vardır.
16:66
وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz
لَكُمْ sizin için lakum
sizin için
فِى vardır
vardır
ٱلْأَنْعَـٰمِ hayvanlarda l-anʿāmi
hayvanlarda
لَعِبْرَةًۭ ۖ ibret(ler) laʿib'ratan
ibret(ler)
نُّسْقِيكُم size içiriyoruz nus'qīkum
size içiriyoruz
مِّمَّا olandan mimmā
olandan
فِى onların karınlarında
onların karınlarında
بُطُونِهِۦ their bellies buṭūnihi
their bellies
مِنۢ arasıdan min
arasıdan
بَيْنِ between bayni
between
فَرْثٍۢ fışkı farthin
fışkı
وَدَمٍۢ ile kan wadamin
ile kan
لَّبَنًا süt labanan
süt
خَالِصًۭا halis khāliṣan
halis
سَآئِغًۭا lezzetli sāighan
lezzetli
لِّلشَّـٰرِبِينَ içenler için lilshāribīna
içenler için
٦٦ (66)
(66)
Hayvanlarda da size ibretler vardır. Bağırsaklarındakiler ile kan arasından, içenlere halis ve içimi kolay süt içiririz.
16:67
وَمِن ve wamin
ve
ثَمَرَٰتِ meyvalarından thamarāti
meyvalarından
ٱلنَّخِيلِ hurma ağaçlarının l-nakhīli
hurma ağaçlarının
وَٱلْأَعْنَـٰبِ ve üzümlerden wal-aʿnābi
ve üzümlerden
تَتَّخِذُونَ elde edersiniz tattakhidhūna
elde edersiniz
مِنْهُ onlardan min'hu
onlardan
سَكَرًۭا sarhoşluk sakaran
sarhoşluk
وَرِزْقًا ve bir rızık wariz'qan
ve bir rızık
حَسَنًا ۗ güzel ḥasanan
güzel
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
فِى vardır
vardır
ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda
لَـَٔايَةًۭ elbette ibret(ler) laāyatan
elbette ibret(ler)
لِّقَوْمٍۢ bir toplum için liqawmin
bir toplum için
يَعْقِلُونَ aklını kullanan yaʿqilūna
aklını kullanan
٦٧ (67)
(67)
Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden şerbet, şıra (içecek) ve güzel rızık elde edersiniz. Düşünen millet için bunda ibret vardır.
16:68
وَأَوْحَىٰ şöyle vahyetti wa-awḥā
şöyle vahyetti
رَبُّكَ Rabbin rabbuka
Rabbin
إِلَى bal arısına ilā
bal arısına
ٱلنَّحْلِ the bee l-naḥli
the bee
أَنِ edin ani
edin
ٱتَّخِذِى Take ittakhidhī
Take
مِنَ dağlardan mina
dağlardan
ٱلْجِبَالِ the mountains l-jibāli
the mountains
بُيُوتًۭا evler buyūtan
evler
وَمِنَ ve wamina
ve
ٱلشَّجَرِ ağaçlardan l-shajari
ağaçlardan
وَمِمَّا ve wamimmā
ve
يَعْرِشُونَ kurdukları çardaklardan yaʿrishūna
kurdukları çardaklardan
٦٨ (68)
(68)
Rabbin bal arısına: "Dağlarda, ağaçlarda ve hazırlanmış kovanlarda yuva edin; sonra her çeşit üründen ye; sonra da Rabbinin işlemen için gösterdiği yollardan yürü" diye öğretti. Karınlarından insanlara şifa olan çeşitli renklerde bal çıkar. Düşünen bir millet için bunda ibret vardır.
16:69
ثُمَّ sonra thumma
sonra
كُلِى ye; kulī
ye;
مِن her çeşit min
her çeşit
كُلِّ all kulli
all
ٱلثَّمَرَٰتِ meyvalardan l-thamarāti
meyvalardan
فَٱسْلُكِى ve yürü fa-us'lukī
ve yürü
سُبُلَ yollarında subula
yollarında
رَبِّكِ Rabbinin rabbiki
Rabbinin
ذُلُلًۭا ۚ boyun eğerek dhululan
boyun eğerek
يَخْرُجُ çıkar yakhruju
çıkar
مِنۢ onun karınlarından min
onun karınlarından
بُطُونِهَا their bellies buṭūnihā
their bellies
شَرَابٌۭ bir içecek sharābun
bir içecek
مُّخْتَلِفٌ çeşit çeşit mukh'talifun
çeşit çeşit
أَلْوَٰنُهُۥ renkleri alwānuhu
renkleri
فِيهِ onda vardır fīhi
onda vardır
شِفَآءٌۭ şifa shifāon
şifa
لِّلنَّاسِ ۗ insanlara lilnnāsi
insanlara
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
فِى vardır
vardır
ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda
لَـَٔايَةًۭ elbette bir ibret laāyatan
elbette bir ibret
لِّقَوْمٍۢ bir millet için liqawmin
bir millet için
يَتَفَكَّرُونَ düşünen yatafakkarūna
düşünen
٦٩ (69)
(69)
Rabbin bal arısına: "Dağlarda, ağaçlarda ve hazırlanmış kovanlarda yuva edin; sonra her çeşit üründen ye; sonra da Rabbinin işlemen için gösterdiği yollardan yürü" diye öğretti. Karınlarından insanlara şifa olan çeşitli renklerde bal çıkar. Düşünen bir millet için bunda ibret vardır.
16:70
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
خَلَقَكُمْ sizi yarattı khalaqakum
sizi yarattı
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يَتَوَفَّىٰكُمْ ۚ öldürür yatawaffākum
öldürür
وَمِنكُم ve içinizden waminkum
ve içinizden
مَّن kimi man
kimi
يُرَدُّ itilir yuraddu
itilir
إِلَىٰٓ en reziline ilā
en reziline
أَرْذَلِ the worst ardhali
the worst
ٱلْعُمُرِ ömrün l-ʿumuri
ömrün
لِكَىْ diye likay
diye
لَا hiçbir şeyi bilmez olsun
hiçbir şeyi bilmez olsun
يَعْلَمَ he will know yaʿlama
he will know
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
عِلْمٍۢ bilgiden ʿil'min
bilgiden
شَيْـًٔا ۚ biraz shayan
biraz
إِنَّ doğrusu inna
doğrusu
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
عَلِيمٌۭ bilendir ʿalīmun
bilendir
قَدِيرٌۭ kadirdir qadīrun
kadirdir
٧٠ (70)
(70)
Allah sizi yaratmıştır, sonra öldürecektir, içinizden bir kısmı da ömrünün en fena zamanına ulaştırılır ki, bilirken bilmez olurlar. Doğrusu Allah bilendir, her şeye Kadir'dir.
16:71
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
فَضَّلَ üstün kıldı faḍḍala
üstün kıldı
بَعْضَكُمْ kiminizi baʿḍakum
kiminizi
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
بَعْضٍۢ kiminiz baʿḍin
kiminiz
فِى rızıkta
rızıkta
ٱلرِّزْقِ ۚ [the] provision l-riz'qi
[the] provision
فَمَا değildir famā
değildir
ٱلَّذِينَ üstün kılınanlar alladhīna
üstün kılınanlar
فُضِّلُوا۟ were favored fuḍḍilū
were favored
بِرَآدِّى verip de birāddī
verip de
رِزْقِهِمْ kendi rızıklarını riz'qihim
kendi rızıklarını
عَلَىٰ altında bulunanlara ʿalā
altında bulunanlara
مَا whom
whom
مَلَكَتْ possess malakat
possess
أَيْمَـٰنُهُمْ ellerinin aymānuhum
ellerinin
فَهُمْ onlar fahum
onlar
فِيهِ onda fīhi
onda
سَوَآءٌ ۚ eşit olacak şekilde sawāon
eşit olacak şekilde
أَفَبِنِعْمَةِ ni'metini mi? afabiniʿ'mati
ni'metini mi?
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
يَجْحَدُونَ inkar ediyorlar yajḥadūna
inkar ediyorlar
٧١ (71)
(71)
Allah rızıkda kiminizi diğerlerine üstün tutmuştur. Üstün kılınanlar, emirleri altında bulunanların rızıklarını vermezler. Oysa rızıkta hepsi eşittir. Allah'ın nimetini bile bile inkar mı ediyorlar?
16:72
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
جَعَلَ yarattı jaʿala
yarattı
لَكُم size lakum
size
مِّنْ kendi nefislerinizden min
kendi nefislerinizden
أَنفُسِكُمْ yourselves anfusikum
yourselves
أَزْوَٰجًۭا eşler azwājan
eşler
وَجَعَلَ ve yarattı wajaʿala
ve yarattı
لَكُم size lakum
size
مِّنْ eşlerinizden min
eşlerinizden
أَزْوَٰجِكُم your spouses azwājikum
your spouses
بَنِينَ oğullar banīna
oğullar
وَحَفَدَةًۭ ve torunlar waḥafadatan
ve torunlar
وَرَزَقَكُم ve sizi besledi warazaqakum
ve sizi besledi
مِّنَ güzel rızıklarla mina
güzel rızıklarla
ٱلطَّيِّبَـٰتِ ۚ the good things l-ṭayibāti
the good things
أَفَبِٱلْبَـٰطِلِ hâlâ batıla mı? afabil-bāṭili
hâlâ batıla mı?
يُؤْمِنُونَ inanıyorlar yu'minūna
inanıyorlar
وَبِنِعْمَتِ ve ni'metine wabiniʿ'mati
ve ni'metine
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
هُمْ onlar hum
onlar
يَكْفُرُونَ nankörlük ediyorlar yakfurūna
nankörlük ediyorlar
٧٢ (72)
(72)
Allah size kendinizden eşler var eder. Eşlerinizden de oğullar ve torunlar var eder. Size temiz şeylerden rızık verir. Öyleyken batıla inanıyorlar ve Allah'ın nimetini inkar mı ediyorlar?
16:73
وَيَعْبُدُونَ ve tapıyorlar wayaʿbudūna
ve tapıyorlar
مِن başka min
başka
دُونِ other than dūni
other than
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
مَا asla
asla
لَا not
not
يَمْلِكُ veremeyecek yamliku
veremeyecek
لَهُمْ kendilerine lahum
kendilerine
رِزْقًۭا rızık riz'qan
rızık
مِّنَ göklerden mina
göklerden
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ve yerden wal-arḍi
ve yerden
شَيْـًۭٔا hiçbir shayan
hiçbir
وَلَا ve walā
ve
يَسْتَطِيعُونَ bunu asla yapamayacak olan yastaṭīʿūna
bunu asla yapamayacak olan
٧٣ (73)
(73)
Allah'ı bırakıp, göklerden ve yerden kendilerine verecek rızıkları olmayan ve vermeye güç yetiremeyen şeylere mi tapıyorlar?
16:74
فَلَا benzetmeler yapmayın falā
benzetmeler yapmayın
تَضْرِبُوا۟ put forth taḍribū
put forth
لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a
ٱلْأَمْثَالَ ۚ meseller l-amthāla
meseller
إِنَّ çünkü inna
çünkü
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir
وَأَنتُمْ siz ise wa-antum
siz ise
لَا bilmezsiniz
bilmezsiniz
تَعْلَمُونَ know taʿlamūna
know
٧٤ (74)
(74)
Allah'a benzerler koşmaya kalkmayın. Şüphesiz Allah bilir, siz bilmezsiniz.
16:75
۞ ضَرَبَ misal verir ḍaraba
misal verir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مَثَلًا misaliyle mathalan
misaliyle
عَبْدًۭا bir köle ʿabdan
bir köle
مَّمْلُوكًۭا başkasının malı olan mamlūkan
başkasının malı olan
لَّا gücü yetmeyen
gücü yetmeyen
يَقْدِرُ he has power yaqdiru
he has power
عَلَىٰ hiçbir şeye ʿalā
hiçbir şeye
شَىْءٍۢ anything shayin
anything
وَمَن ve kimseyi waman
ve kimseyi
رَّزَقْنَـٰهُ rızıklandırdığımız razaqnāhu
rızıklandırdığımız
مِنَّا katımızdan minnā
katımızdan
رِزْقًا rızık ile riz'qan
rızık ile
حَسَنًۭا güzel ḥasanan
güzel
فَهُوَ ki o fahuwa
ki o
يُنفِقُ infak eder yunfiqu
infak eder
مِنْهُ ondan min'hu
ondan
سِرًّۭا gizli sirran
gizli
وَجَهْرًا ۖ ve açık wajahran
ve açık
هَلْ olurlar mı? hal
olurlar mı?
يَسْتَوُۥنَ ۚ bunlar eşit yastawūna
bunlar eşit
ٱلْحَمْدُ Hamd l-ḥamdu
Hamd
لِلَّهِ ۚ Allah'adır lillahi
Allah'adır
بَلْ fakat bal
fakat
أَكْثَرُهُمْ çokları aktharuhum
çokları
لَا bilmezler
bilmezler
يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know
٧٥ (75)
(75)
Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile, kendisine verdiğimiz güzel nimetlerden gizlice ve açıkça sarfeden kimseyi misal gösterir: Hiç bunlar eşit olur mu? Övülmeğe layık olan Allah'tır, fakat çoğu bilmezler.
16:76
وَضَرَبَ ve misal verir waḍaraba
ve misal verir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مَثَلًۭا misaliyle mathalan
misaliyle
رَّجُلَيْنِ (şu) iki adamı rajulayni
(şu) iki adamı
أَحَدُهُمَآ birisi aḥaduhumā
birisi
أَبْكَمُ dilsizdir abkamu
dilsizdir
لَا gücü yetmez
gücü yetmez
يَقْدِرُ he has power yaqdiru
he has power
عَلَىٰ hiçbir şeye ʿalā
hiçbir şeye
شَىْءٍۢ anything shayin
anything
وَهُوَ ve o wahuwa
ve o
كَلٌّ bir yüktür kallun
bir yüktür
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
مَوْلَىٰهُ efendisinin mawlāhu
efendisinin
أَيْنَمَا nereye aynamā
nereye
يُوَجِّههُّ onu gönderse yuwajjihhu
onu gönderse
لَا getirmez
getirmez
يَأْتِ he comes yati
he comes
بِخَيْرٍ ۖ bir hayır bikhayrin
bir hayır
هَلْ gibi olur mu? hal
gibi olur mu?
يَسْتَوِى equal yastawī
equal
هُوَ o huwa
o
وَمَن ve kimse waman
ve kimse
يَأْمُرُ emreden yamuru
emreden
بِٱلْعَدْلِ ۙ adaleti bil-ʿadli
adaleti
وَهُوَ ve o (kimse) wahuwa
ve o (kimse)
عَلَىٰ üzere (giden) ʿalā
üzere (giden)
صِرَٰطٍۢ yol ṣirāṭin
yol
مُّسْتَقِيمٍۢ doğru mus'taqīmin
doğru
٧٦ (76)
(76)
Allah iki adamı misal veriyor: Biri hiçbir şeye gücü yetmeyen bir dilsiz ki efendisine yüktür, nereye gönderse bir hayır çıkmaz; bu, doğru yolda olan, adaletle emreden kimse ile bir olabilir mi?
16:77
وَلِلَّهِ Allah'a aittir walillahi
Allah'a aittir
غَيْبُ gaybı ghaybu
gaybı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yerin wal-arḍi
ve yerin
وَمَآ ve değildir wamā
ve değildir
أَمْرُ işi amru
işi
ٱلسَّاعَةِ sa'atin (kıyametin) l-sāʿati
sa'atin (kıyametin)
إِلَّا (başka değil) ancak illā
(başka değil) ancak
كَلَمْحِ açıp yumma gibidir kalamḥi
açıp yumma gibidir
ٱلْبَصَرِ bir göz l-baṣari
bir göz
أَوْ yahut aw
yahut
هُوَ o huwa
o
أَقْرَبُ ۚ daha yakın(kısa)dır aqrabu
daha yakın(kısa)dır
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
كُلِّ her kulli
her
شَىْءٍۢ şey shayin
şey
قَدِيرٌۭ gücü yetendir qadīrun
gücü yetendir
٧٧ (77)
(77)
Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir, kıyamet saatinin kopuşu bir göz kırpması kadar veya daha çabuk bir zaman içinde olur. Şüphesiz Allah her şeye Kadir'dir.
16:78
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
أَخْرَجَكُم sizi çıkardı akhrajakum
sizi çıkardı
مِّنۢ karınlarından min
karınlarından
بُطُونِ the wombs buṭūni
the wombs
أُمَّهَـٰتِكُمْ annelerinizin ummahātikum
annelerinizin
لَا bilmezken
bilmezken
تَعْلَمُونَ knowing taʿlamūna
knowing
شَيْـًۭٔا hiçbir şey shayan
hiçbir şey
وَجَعَلَ ve verdi wajaʿala
ve verdi
لَكُمُ size lakumu
size
ٱلسَّمْعَ işitme l-samʿa
işitme
وَٱلْأَبْصَـٰرَ ve gözler wal-abṣāra
ve gözler
وَٱلْأَفْـِٔدَةَ ۙ ve gönüller wal-afidata
ve gönüller
لَعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki
تَشْكُرُونَ şükredersiniz tashkurūna
şükredersiniz
٧٨ (78)
(78)
Allah sizi annelerinizin karnından bir şey bilmez halde çıkarmıştır. Belki şükredersiniz diye size kulak, göz ve kalp vermiştir.
16:79
أَلَمْ bakmadılar mı? alam
bakmadılar mı?
يَرَوْا۟ they see yaraw
they see
إِلَى kuşlara ilā
kuşlara
ٱلطَّيْرِ the birds l-ṭayri
the birds
مُسَخَّرَٰتٍۢ O'nun emrine boyun eğdirilmiş musakharātin
O'nun emrine boyun eğdirilmiş
فِى boşluğunda
boşluğunda
جَوِّ the midst jawwi
the midst
ٱلسَّمَآءِ göğün l-samāi
göğün
مَا yoktur
yoktur
يُمْسِكُهُنَّ onları tutan yum'sikuhunna
onları tutan
إِلَّا başka illā
başka
ٱللَّهُ ۗ Allah'tan l-lahu
Allah'tan
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
فِى vardır
vardır
ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda
لَـَٔايَـٰتٍۢ ayetler laāyātin
ayetler
لِّقَوْمٍۢ bir kavim için liqawmin
bir kavim için
يُؤْمِنُونَ inanan yu'minūna
inanan
٧٩ (79)
(79)
Göğün boşluğunda Allah'ın buyruğuna boyun eğerek uçan kuşlara bakmıyorlar mı? Onları Allah'tan başka tutan kimse yoktur. İnanan millet için bunda dersler vardır.
16:80
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
جَعَلَ yaptı jaʿala
yaptı
لَكُم sizin için lakum
sizin için
مِّنۢ evlerinizi min
evlerinizi
بُيُوتِكُمْ your homes buyūtikum
your homes
سَكَنًۭا oturma yeri sakanan
oturma yeri
وَجَعَلَ ve yaptı wajaʿala
ve yaptı
لَكُم sizin için lakum
sizin için
مِّن derilerinden min
derilerinden
جُلُودِ the hides julūdi
the hides
ٱلْأَنْعَـٰمِ hayvan l-anʿāmi
hayvan
بُيُوتًۭا evler buyūtan
evler
تَسْتَخِفُّونَهَا kolayca kullanacağınız hafif tastakhiffūnahā
kolayca kullanacağınız hafif
يَوْمَ gününüzde yawma
gününüzde
ظَعْنِكُمْ göç ẓaʿnikum
göç
وَيَوْمَ ve gününüzde wayawma
ve gününüzde
إِقَامَتِكُمْ ۙ ikamet iqāmatikum
ikamet
وَمِنْ ve wamin
ve
أَصْوَافِهَا yünlerinden aṣwāfihā
yünlerinden
وَأَوْبَارِهَا ve yapağılarından wa-awbārihā
ve yapağılarından
وَأَشْعَارِهَآ ve kıllarından wa-ashʿārihā
ve kıllarından
أَثَـٰثًۭا giyilecek döşenecek eşya' athāthan
giyilecek döşenecek eşya'
وَمَتَـٰعًا ve geçimlik wamatāʿan
ve geçimlik
إِلَىٰ bir süreye kadar ilā
bir süreye kadar
حِينٍۢ a time ḥīnin
a time
٨٠ (80)
(80)
Allah size evlerinizi dinlenme yeri kıldı. Hayvanların derilerinden, yolculukta ve ikamet zamanlarınızda kolayca taşıyacağınız evler; yün, tüy ve kıllarından bir süre kullanacağınız giyimlikler ve geçimlikler var etmiştir.
16:81
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
جَعَلَ yaptı jaʿala
yaptı
لَكُم sizin için lakum
sizin için
مِّمَّا yarattıklarından mimmā
yarattıklarından
خَلَقَ He created khalaqa
He created
ظِلَـٰلًۭا gölgeler ẓilālan
gölgeler
وَجَعَلَ ve var etti wajaʿala
ve var etti
لَكُم sizin için lakum
sizin için
مِّنَ dağlarda mina
dağlarda
ٱلْجِبَالِ the mountains l-jibāli
the mountains
أَكْنَـٰنًۭا oturulacak barınaklar aknānan
oturulacak barınaklar
وَجَعَلَ ve var eyledi wajaʿala
ve var eyledi
لَكُمْ sizin için lakum
sizin için
سَرَٰبِيلَ elbiseler sarābīla
elbiseler
تَقِيكُمُ sizi koruyan taqīkumu
sizi koruyan
ٱلْحَرَّ sıcaktan l-ḥara
sıcaktan
وَسَرَٰبِيلَ ve elbiseler wasarābīla
ve elbiseler
تَقِيكُم sizi koruyan taqīkum
sizi koruyan
بَأْسَكُمْ ۚ savaşınızda basakum
savaşınızda
كَذَٰلِكَ böyle kadhālika
böyle
يُتِمُّ tamamlıyor yutimmu
tamamlıyor
نِعْمَتَهُۥ ni'metini niʿ'matahu
ni'metini
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
لَعَلَّكُمْ umulur ki siz laʿallakum
umulur ki siz
تُسْلِمُونَ teslim (müslüman) olursunuz tus'limūna
teslim (müslüman) olursunuz
٨١ (81)
(81)
Allah yarattıklarından size gölgeler yapmış; dağlarda sığınacağınız barınaklar var etmiş, sizi sıcaktan koruyacak elbiseler, harpte sizi koruyacak zırhlar vermiştir. Size olan nimetini müslüman olasınız diye işte bu şekilde tamamlamaktadır.
16:82
فَإِن eğer yine fa-in
eğer yine
تَوَلَّوْا۟ yüz çevirirlerse tawallaw
yüz çevirirlerse
فَإِنَّمَا artık fa-innamā
artık
عَلَيْكَ senin üzerine düşen ʿalayka
senin üzerine düşen
ٱلْبَلَـٰغُ duyurmaktır l-balāghu
duyurmaktır
ٱلْمُبِينُ açık bir şekilde l-mubīnu
açık bir şekilde
٨٢ (82)
(82)
Eğer yüz çevirirlerse, sana düşenin sadece açıkça tebliğ olduğunu bil.
16:83
يَعْرِفُونَ bilirler yaʿrifūna
bilirler
نِعْمَتَ ni'metini niʿ'mata
ni'metini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ثُمَّ sonra da thumma
sonra da
يُنكِرُونَهَا bunu inkar ederler yunkirūnahā
bunu inkar ederler
وَأَكْثَرُهُمُ ve çokları da wa-aktharuhumu
ve çokları da
ٱلْكَـٰفِرُونَ inkar ederler l-kāfirūna
inkar ederler
٨٣ (83)
(83)
Allah'ın nimetini hem bilirler hem de inkar ederler. Zaten çoğu kafir kimselerdir.
16:84
وَيَوْمَ ve gün wayawma
ve gün
نَبْعَثُ getirdiğimiz nabʿathu
getirdiğimiz
مِن her min
her
كُلِّ every kulli
every
أُمَّةٍۢ ümmetten ummatin
ümmetten
شَهِيدًۭا bir şahid shahīdan
bir şahid
ثُمَّ artık thumma
artık
لَا izin verilmez
izin verilmez
يُؤْذَنُ will be permitted yu'dhanu
will be permitted
لِلَّذِينَ kimselere lilladhīna
kimselere
كَفَرُوا۟ inkar eden(lere) kafarū
inkar eden(lere)
وَلَا ve ne de walā
ve ne de
هُمْ onların hum
onların
يُسْتَعْتَبُونَ özür dilemeleri istenir yus'taʿtabūna
özür dilemeleri istenir
٨٤ (84)
(84)
Kıyamet günü her ümmetten bir şahit getiririz; inkar edenlere itiraz için izin de verilmez, onların özürleri de dinlenmez.
16:85
وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman
رَءَا gördükleri raā
gördükleri
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ظَلَمُوا۟ zulmedenler ẓalamū
zulmedenler
ٱلْعَذَابَ azabı l-ʿadhāba
azabı
فَلَا artık falā
artık
يُخَفَّفُ hafifletilmez yukhaffafu
hafifletilmez
عَنْهُمْ onlardan ʿanhum
onlardan
وَلَا ve asla walā
ve asla
هُمْ onlara hum
onlara
يُنظَرُونَ fırsat verilmez yunẓarūna
fırsat verilmez
٨٥ (85)
(85)
Zulmedenler, azap görürlerken azabları hafifletilmez de geciktirilmez de.
16:86
وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman
رَءَا gördükleri raā
gördükleri
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
أَشْرَكُوا۟ ortak koşanlar ashrakū
ortak koşanlar
شُرَكَآءَهُمْ ortak koştuklarını shurakāahum
ortak koştuklarını
قَالُوا۟ derler ki qālū
derler ki
رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
هَـٰٓؤُلَآءِ işte (bunlar) hāulāi
işte (bunlar)
شُرَكَآؤُنَا ortaklarımız shurakāunā
ortaklarımız
ٱلَّذِينَ olduğumuz alladhīna
olduğumuz
كُنَّا we used to kunnā
we used to
نَدْعُوا۟ tapıyor nadʿū
tapıyor
مِن senden başka min
senden başka
دُونِكَ ۖ besides You dūnika
besides You
فَأَلْقَوْا۟ söz atarlar fa-alqaw
söz atarlar
إِلَيْهِمُ onlara ilayhimu
onlara
ٱلْقَوْلَ şu sözle l-qawla
şu sözle
إِنَّكُمْ siz innakum
siz
لَكَـٰذِبُونَ tamamen yalancılarsınız lakādhibūna
tamamen yalancılarsınız
٨٦ (86)
(86)
Allah'a ortak koşanlar, koştukları ortakları gördüklerinde: "Rabbimiz! Seni bırakıp yalvardığımız ortaklarımız bunlardır" derler. Koştukları ortaklar: "Doğrusu siz yalancısınız" diye söz atarlar.
16:87
وَأَلْقَوْا۟ ve olurlar wa-alqaw
ve olurlar
إِلَى Allah'a ilā
Allah'a
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
يَوْمَئِذٍ o gün yawma-idhin
o gün
ٱلسَّلَمَ ۖ teslim l-salama
teslim
وَضَلَّ ve sapıp gider waḍalla
ve sapıp gider
عَنْهُم kendilerinden ʿanhum
kendilerinden
مَّا şeyler
şeyler
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
يَفْتَرُونَ uyduruyor(lar) yaftarūna
uyduruyor(lar)
٨٧ (87)
(87)
Puta tapanlar o gün Allah'ın hükmüne teslim olurlar; uydurdukları şeyler onlardan uzaklaşırlar.
16:88
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
وَصَدُّوا۟ ve engel olanlar waṣaddū
ve engel olanlar
عَن yolundan ʿan
yolundan
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
زِدْنَـٰهُمْ artırırız onlara zid'nāhum
artırırız onlara
عَذَابًۭا azabı ʿadhāban
azabı
فَوْقَ üstüne fawqa
üstüne
ٱلْعَذَابِ azaplarının l-ʿadhābi
azaplarının
بِمَا dolayı bimā
dolayı
كَانُوا۟ yaptıkları kānū
yaptıkları
يُفْسِدُونَ bozgunculuklarından yuf'sidūna
bozgunculuklarından
٨٨ (88)
(88)
İnkar eden, Allah'ın yolundan alıkoyanlara, bozgunculuklarına karşılık azap üstüne azap veririz.
16:89
وَيَوْمَ ve gün wayawma
ve gün
نَبْعَثُ getireceğimiz nabʿathu
getireceğimiz
فِى içinde
içinde
كُلِّ her kulli
her
أُمَّةٍۢ ümmet ummatin
ümmet
شَهِيدًا bir şahid shahīdan
bir şahid
عَلَيْهِم üzerlerine ʿalayhim
üzerlerine
مِّنْ kendi aralarından min
kendi aralarından
أَنفُسِهِمْ ۖ themselves anfusihim
themselves
وَجِئْنَا getireceğiz waji'nā
getireceğiz
بِكَ seni de bika
seni de
شَهِيدًا şahid shahīdan
şahid
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
هَـٰٓؤُلَآءِ ۚ bunların hāulāi
bunların
وَنَزَّلْنَا ve indirdik wanazzalnā
ve indirdik
عَلَيْكَ sana ʿalayka
sana
ٱلْكِتَـٰبَ bu Kitabı l-kitāba
bu Kitabı
تِبْيَـٰنًۭا açıklayan tib'yānan
açıklayan
لِّكُلِّ her likulli
her
شَىْءٍۢ şeyi shayin
şeyi
وَهُدًۭى ve yol gösterici olarak wahudan
ve yol gösterici olarak
وَرَحْمَةًۭ ve rahmet olarak waraḥmatan
ve rahmet olarak
وَبُشْرَىٰ ve müjde olarak wabush'rā
ve müjde olarak
لِلْمُسْلِمِينَ müslümanlara lil'mus'limīna
müslümanlara
٨٩ (89)
(89)
O gün her ümmetten bir kişiyi onlara şahit tutarız. Seni de ümmetine şahit getiririz. Sana her şeyi açıklayan ve Müslümanlara doğruyu gösteren bir rehber, rahmet ve müjde olarak Kuran'ı indirdik.
16:90
۞ إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يَأْمُرُ emreder yamuru
emreder
بِٱلْعَدْلِ adaleti bil-ʿadli
adaleti
وَٱلْإِحْسَـٰنِ ve ihsanı wal-iḥ'sāni
ve ihsanı
وَإِيتَآئِ ve vermeyi waītāi
ve vermeyi
ذِى akrabaya dhī
akrabaya
ٱلْقُرْبَىٰ (to) relatives l-qur'bā
(to) relatives
وَيَنْهَىٰ ve meneder wayanhā
ve meneder
عَنِ edepsizlikten ʿani
edepsizlikten
ٱلْفَحْشَآءِ the immorality l-faḥshāi
the immorality
وَٱلْمُنكَرِ ve fenalıktan wal-munkari
ve fenalıktan
وَٱلْبَغْىِ ۚ ve azgınlıktan wal-baghyi
ve azgınlıktan
يَعِظُكُمْ size böyle öğüt verir yaʿiẓukum
size böyle öğüt verir
لَعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki
تَذَكَّرُونَ öğüt alırsınız (diye) tadhakkarūna
öğüt alırsınız (diye)
٩٠ (90)
(90)
Allah şüphesiz adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara bakmayı emreder; hayasızlığı, fenalığı ve haddi aşmayı yasak eder. Tutasınız diye size öğüt verir.
16:91
وَأَوْفُوا۟ tam yerine getirin wa-awfū
tam yerine getirin
بِعَهْدِ ahdini biʿahdi
ahdini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
إِذَا zaman idhā
zaman
عَـٰهَدتُّمْ andlaşma yaptığınız ʿāhadttum
andlaşma yaptığınız
وَلَا ve asla walā
ve asla
تَنقُضُوا۟ bozmayın tanquḍū
bozmayın
ٱلْأَيْمَـٰنَ yeminleri l-aymāna
yeminleri
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
تَوْكِيدِهَا pekiştirdikten tawkīdihā
pekiştirdikten
وَقَدْ çünkü waqad
çünkü
جَعَلْتُمُ yaptınız jaʿaltumu
yaptınız
ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı
عَلَيْكُمْ üzerinize ʿalaykum
üzerinize
كَفِيلًا ۚ kefil (şahid) kafīlan
kefil (şahid)
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir
مَا şeyleri
şeyleri
تَفْعَلُونَ yaptıklarınız tafʿalūna
yaptıklarınız
٩١ (91)
(91)
Ahitleştiğiniz zaman Allah'ın ahdini yerine getirin. Allah'ı kendinize kefil kılarak sağlama bağladığınız yeminleri bozmayın. Allah yaptıklarınızı şüphesiz bilir.
16:92
وَلَا ve asla walā
ve asla
تَكُونُوا۟ olmayın takūnū
olmayın
كَٱلَّتِى gibi ka-allatī
gibi
نَقَضَتْ çözen kadın naqaḍat
çözen kadın
غَزْلَهَا ipliğini ghazlahā
ipliğini
مِنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
قُوَّةٍ kuvvetli quwwatin
kuvvetli
أَنكَـٰثًۭا büktükten ankāthan
büktükten
تَتَّخِذُونَ bir vasıta yaparak tattakhidhūna
bir vasıta yaparak
أَيْمَـٰنَكُمْ yeminlerinizi aymānakum
yeminlerinizi
دَخَلًۢا bozucu dakhalan
bozucu
بَيْنَكُمْ aranızda baynakum
aranızda
أَن olduğu için an
olduğu için
تَكُونَ is takūna
is
أُمَّةٌ bir topluluk ummatun
bir topluluk
هِىَ daha çok hiya
daha çok
أَرْبَىٰ more numerous arbā
more numerous
مِنْ diğer bir topluluktan min
diğer bir topluluktan
أُمَّةٍ ۚ (another) community ummatin
(another) community
إِنَّمَا çünkü innamā
çünkü
يَبْلُوكُمُ sizi dener yablūkumu
sizi dener
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِهِۦ ۚ bununla bihi
bununla
وَلَيُبَيِّنَنَّ ve açıklayacaktır walayubayyinanna
ve açıklayacaktır
لَكُمْ size lakum
size
يَوْمَ günü yawma
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
مَا şeyleri
şeyleri
كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz
فِيهِ hakkında fīhi
hakkında
تَخْتَلِفُونَ ayrılığa düştüğünüz takhtalifūna
ayrılığa düştüğünüz
٩٢ (92)
(92)
Bir ümmetin diğerinden daha çok olmasından ötürü, aranızdaki yeminleri bozarak, ipliğini iyice eğirip katladıktan sonra bozan kadın gibi olmayın. Allah onunla sizi dener. And olsun ki, ayrılığa düştüğünüz şeyleri size kıyamet günü açıklar.
16:93
وَلَوْ şayet walaw
şayet
شَآءَ dileseydi shāa
dileseydi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لَجَعَلَكُمْ hepinizi yapardı lajaʿalakum
hepinizi yapardı
أُمَّةًۭ ümmet ummatan
ümmet
وَٰحِدَةًۭ bir tek wāḥidatan
bir tek
وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat
يُضِلُّ şaşırtır yuḍillu
şaşırtır
مَن kimseyi man
kimseyi
يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği
وَيَهْدِى ve doğru yola iletir wayahdī
ve doğru yola iletir
مَن kimseyi man
kimseyi
يَشَآءُ ۚ dilediği yashāu
dilediği
وَلَتُسْـَٔلُنَّ ve siz mutlaka sorulacaksınız walatus'alunna
ve siz mutlaka sorulacaksınız
عَمَّا şeylerden ʿammā
şeylerden
كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz
تَعْمَلُونَ yapıyor(lar) taʿmalūna
yapıyor(lar)
٩٣ (93)
(93)
Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı. Ama O, istediğini saptırır, istediğini doğru yola eriştirir. İşlediklerinizden, and olsun ki, sorumlu tutulacaksınız.
16:94
وَلَا yapmayın walā
yapmayın
تَتَّخِذُوٓا۟ take tattakhidhū
take
أَيْمَـٰنَكُمْ yeminlerinizi aymānakum
yeminlerinizi
دَخَلًۢا bozan bir şey dakhalan
bozan bir şey
بَيْنَكُمْ aranızı baynakum
aranızı
فَتَزِلَّ kayar fatazilla
kayar
قَدَمٌۢ ayak qadamun
ayak
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
ثُبُوتِهَا sağlam bastıktan thubūtihā
sağlam bastıktan
وَتَذُوقُوا۟ ve tadarsınız watadhūqū
ve tadarsınız
ٱلسُّوٓءَ kötülüğü l-sūa
kötülüğü
بِمَا dolayı bimā
dolayı
صَدَدتُّمْ engel olduğunuzdan ṣadadttum
engel olduğunuzdan
عَن yoludan ʿan
yoludan
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ ۖ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَلَكُمْ ve sizin için vardır walakum
ve sizin için vardır
عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab
عَظِيمٌۭ büyük ʿaẓīmun
büyük
٩٤ (94)
(94)
Birbirinizi aldatmak için yemin etmeyin ki, bu yüzden sağlamca yere basmakta olan ayak sürçebilir; Allah yolundan alıkoymanıza karşılık kötü bir azap tadarsınız ve (ahirette de) büyük bir azaba uğrarsınız.
16:95
وَلَا ve asla walā
ve asla
تَشْتَرُوا۟ satmayın tashtarū
satmayın
بِعَهْدِ verdiğiniz sözü biʿahdi
verdiğiniz sözü
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
ثَمَنًۭا bir paraya thamanan
bir paraya
قَلِيلًا ۚ az qalīlan
az
إِنَّمَا şüphesiz innamā
şüphesiz
عِندَ yanında olan ʿinda
yanında olan
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
هُوَ o huwa
o
خَيْرٌۭ daha hayırlıdır khayrun
daha hayırlıdır
لَّكُمْ sizin için lakum
sizin için
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ bilirseniz kuntum
bilirseniz
تَعْلَمُونَ know taʿlamūna
know
٩٥ (95)
(95)
Allah'ın ahdini hiçbir değere değişmeyin. Eğer bilirseniz, Allah katında olan sizin için daha iyidir.
16:96
مَا bulunan
bulunan
عِندَكُمْ sizin yanınızda ʿindakum
sizin yanınızda
يَنفَدُ ۖ tükenir yanfadu
tükenir
وَمَا bulunan ise wamā
bulunan ise
عِندَ yanında ʿinda
yanında
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
بَاقٍۢ ۗ kalıcıdır bāqin
kalıcıdır
وَلَنَجْزِيَنَّ elbette vereceğiz walanajziyanna
elbette vereceğiz
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
صَبَرُوٓا۟ sabreden(lerin) ṣabarū
sabreden(lerin)
أَجْرَهُم karşılığını ajrahum
karşılığını
بِأَحْسَنِ en güzeliyle bi-aḥsani
en güzeliyle
مَا olduklarının
olduklarının
كَانُوا۟ they used (to) kānū
they used (to)
يَعْمَلُونَ yapıyor(lar) yaʿmalūna
yapıyor(lar)
٩٦ (96)
(96)
Sizde olanlar tükenir ama, Allah katında olanlar sonsuzdur, tükenmez. Sabredenlere ecirlerini, yaptıklarından daha güzeli ile ödeyeceğiz.
16:97
مَنْ her kim man
her kim
عَمِلَ bir iş yaparsa ʿamila
bir iş yaparsa
صَـٰلِحًۭا iyi ṣāliḥan
iyi
مِّن erkekten min
erkekten
ذَكَرٍ male dhakarin
male
أَوْ veya aw
veya
أُنثَىٰ kadından unthā
kadından
وَهُوَ o wahuwa
o
مُؤْمِنٌۭ inanmış olarak mu'minun
inanmış olarak
فَلَنُحْيِيَنَّهُۥ onu yaşatırız falanuḥ'yiyannahu
onu yaşatırız
حَيَوٰةًۭ bir hayatla ḥayatan
bir hayatla
طَيِّبَةًۭ ۖ hoş ṭayyibatan
hoş
وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ ve elbette veririz walanajziyannahum
ve elbette veririz
أَجْرَهُم onların ücretini ajrahum
onların ücretini
بِأَحْسَنِ en güzeliyle bi-aḥsani
en güzeliyle
مَا olduklarının
olduklarının
كَانُوا۟ they used (to) kānū
they used (to)
يَعْمَلُونَ yapıyor(lar) yaʿmalūna
yapıyor(lar)
٩٧ (97)
(97)
Kadın, erkek, inanmış olarak kim iyi iş işlerse, ona hoş bir hayat yaşatacağız. Ecirlerini yaptıklarından daha güzeli ile ödeyeceğiz.
16:98
فَإِذَا zaman fa-idhā
zaman
قَرَأْتَ okuduğun qarata
okuduğun
ٱلْقُرْءَانَ Kur'an l-qur'āna
Kur'an
فَٱسْتَعِذْ sığın fa-is'taʿidh
sığın
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
مِنَ şeytandan mina
şeytandan
ٱلشَّيْطَـٰنِ the Shaitaan l-shayṭāni
the Shaitaan
ٱلرَّجِيمِ kovulmuş l-rajīmi
kovulmuş
٩٨ (98)
(98)
Kuran okuyacağın zaman, kovulmuş şeytandan Allah'a sığın.
16:99
إِنَّهُۥ çünkü innahu
çünkü
لَيْسَ yoktur laysa
yoktur
لَهُۥ o(şeyta)nın lahu
o(şeyta)nın
سُلْطَـٰنٌ bir gücü sul'ṭānun
bir gücü
عَلَى üzerinde ʿalā
üzerinde
ٱلَّذِينَ inananlar alladhīna
inananlar
ءَامَنُوا۟ believe āmanū
believe
وَعَلَىٰ ve üzerinde waʿalā
ve üzerinde
رَبِّهِمْ Rablerine rabbihim
Rablerine
يَتَوَكَّلُونَ dayananlar yatawakkalūna
dayananlar
٩٩ (99)
(99)
Doğrusu şeytanın, inananlar ve yalnız Rablerine güvenenler üzerinde bir nüfuzu yoktur.
16:100
إِنَّمَا sadece innamā
sadece
سُلْطَـٰنُهُۥ onun gücü sul'ṭānuhu
onun gücü
عَلَى üzerinde ʿalā
üzerinde
ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere
يَتَوَلَّوْنَهُۥ onu dost tutan(lar) yatawallawnahu
onu dost tutan(lar)
وَٱلَّذِينَ ve kimselere wa-alladhīna
ve kimselere
هُم onlar hum
onlar
بِهِۦ onu bihi
onu
مُشْرِكُونَ ortak koşan(lar) mush'rikūna
ortak koşan(lar)
١٠٠ (100)
(100)
O'nun nüfuzu sadece, O'nu dost edinenler ve Allah'a ortak koşanlar üzerindedir.
16:101
وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman
بَدَّلْنَآ değiştirdiğimiz baddalnā
değiştirdiğimiz
ءَايَةًۭ bir ayeti āyatan
bir ayeti
مَّكَانَ yerine makāna
yerine
ءَايَةٍۢ ۙ bir ayet āyatin
bir ayet
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
أَعْلَمُ bilirken aʿlamu
bilirken
بِمَا ne bimā
ne
يُنَزِّلُ indirdiğini yunazzilu
indirdiğini
قَالُوٓا۟ derler qālū
derler
إِنَّمَآ şüphesiz innamā
şüphesiz
أَنتَ sen anta
sen
مُفْتَرٍۭ ۚ iftira ediyorsun muf'tarin
iftira ediyorsun
بَلْ hayır bal
hayır
أَكْثَرُهُمْ onların çokları aktharuhum
onların çokları
لَا bilmiyorlar
bilmiyorlar
يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know
١٠١ (101)
(101)
Bir ayetin yerini başka bir ayetle değiştirdiğimizde, ki Allah ne indirdiğini gayet iyi bilir onlar, "Sen sadece uyduruyorsun" derler. Hayır, öyle değildir, ama onların çoğu bunu bilmezler.
16:102
قُلْ de ki qul
de ki
نَزَّلَهُۥ onu indirdi nazzalahu
onu indirdi
رُوحُ the Holy Spirit rūḥu
the Holy Spirit
ٱلْقُدُسِ -nden-Kudüs l-qudusi
-nden-Kudüs
مِن Rabbinden min
Rabbinden
رَّبِّكَ your Lord rabbika
your Lord
بِٱلْحَقِّ gerçek olarak bil-ḥaqi
gerçek olarak
لِيُثَبِّتَ sağlamlaştırmak için liyuthabbita
sağlamlaştırmak için
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
ءَامَنُوا۟ inanan(ları) āmanū
inanan(ları)
وَهُدًۭى ve yol gösterici wahudan
ve yol gösterici
وَبُشْرَىٰ ve müjde olarak wabush'rā
ve müjde olarak
لِلْمُسْلِمِينَ müslümanlara lil'mus'limīna
müslümanlara
١٠٢ (102)
(102)
De ki: "Kuran'ı; Ruhul Kudüs (Cebrail) Rabbinin katından, inananların inançlarını pekiştirmek, Müslümanlara doğruluk rehberi ve müjde olmak üzere gerçekle indirmiştir."
16:103
وَلَقَدْ ve elbette walaqad
ve elbette
نَعْلَمُ biliyoruz naʿlamu
biliyoruz
أَنَّهُمْ onların annahum
onların
يَقُولُونَ dediklerini yaqūlūna
dediklerini
إِنَّمَا muhakkak innamā
muhakkak
يُعَلِّمُهُۥ ona öğretiyor yuʿallimuhu
ona öğretiyor
بَشَرٌۭ ۗ bir insan basharun
bir insan
لِّسَانُ dili lisānu
dili
ٱلَّذِى şahsın alladhī
şahsın
يُلْحِدُونَ nisbet ettikleri yul'ḥidūna
nisbet ettikleri
إِلَيْهِ ona ilayhi
ona
أَعْجَمِىٌّۭ a'cemi (yabancıdır) aʿjamiyyun
a'cemi (yabancıdır)
وَهَـٰذَا bu ise wahādhā
bu ise
لِسَانٌ bir dildir lisānun
bir dildir
عَرَبِىٌّۭ Arapça ʿarabiyyun
Arapça
مُّبِينٌ apaçık mubīnun
apaçık
١٠٣ (103)
(103)
And olsun ki: "Ona elbette bir insan öğretiyor" dediklerini biliyoruz. Kast ettikleri kimsenin dili yabancıdır, Kuran ise fasih Arapça'dır.
16:104
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
لَا inanmayan(ları)
inanmayan(ları)
يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe
بِـَٔايَـٰتِ ayetlerine biāyāti
ayetlerine
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
لَا doğru yola iletmez
doğru yola iletmez
يَهْدِيهِمُ Allah will guide them yahdīhimu
Allah will guide them
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
وَلَهُمْ onlar için vardır walahum
onlar için vardır
عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab
أَلِيمٌ acıklı alīmun
acıklı
١٠٤ (104)
(104)
Allah'ın ayetlerine inanmayanları Allah doğru yola eriştirmez. Onlara can yakıcı azap vardır.
16:105
إِنَّمَا şüphesiz ancak innamā
şüphesiz ancak
يَفْتَرِى uydurur yaftarī
uydurur
ٱلْكَذِبَ yalanı l-kadhiba
yalanı
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
لَا inanmayan(lar)
inanmayan(lar)
يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe
بِـَٔايَـٰتِ ayetlerine biāyāti
ayetlerine
ٱللَّهِ ۖ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte wa-ulāika
işte
هُمُ onlardır humu
onlardır
ٱلْكَـٰذِبُونَ yalancılar l-kādhibūna
yalancılar
١٠٥ (105)
(105)
Yalan uyduranlar ancak Allah'ın ayetlerine inanmayanlardır. Yalancılar işte onlardır.
16:106
مَن inkar eden man
inkar eden
كَفَرَ disbelieves kafara
disbelieves
بِٱللَّهِ Allah'ı bil-lahi
Allah'ı
مِنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
إِيمَـٰنِهِۦٓ inandıktan īmānihi
inandıktan
إِلَّا hariç illā
hariç
مَنْ kimseler man
kimseler
أُكْرِهَ (inkara) zorlanan uk'riha
(inkara) zorlanan
وَقَلْبُهُۥ ve kalbi waqalbuhu
ve kalbi
مُطْمَئِنٌّۢ mutmain olduğu halde muṭ'ma-innun
mutmain olduğu halde
بِٱلْإِيمَـٰنِ imanla bil-īmāni
imanla
وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat
مَّن kimselere man
kimselere
شَرَحَ açan sharaḥa
açan
بِٱلْكُفْرِ küfre bil-kuf'ri
küfre
صَدْرًۭا göğsünü ṣadran
göğsünü
فَعَلَيْهِمْ üzerlerine iner faʿalayhim
üzerlerine iner
غَضَبٌۭ bir gazab ghaḍabun
bir gazab
مِّنَ Allahtan mina
Allahtan
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَلَهُمْ ve onlar için vardır walahum
ve onlar için vardır
عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab
عَظِيمٌۭ büyük ʿaẓīmun
büyük
١٠٦ (106)
(106)
Gönlü imanla dolu olduğu halde, zor altında olan kimse müstesna, inandıktan sonra Allah'ı inkar edip, gönlünü kafirliğe açanlara Allah katından bir gazap vardır; büyük azap da onlar içindir.
16:107
ذَٰلِكَ bu böyledir dhālika
bu böyledir
بِأَنَّهُمُ şüphesiz onların bi-annahumu
şüphesiz onların
ٱسْتَحَبُّوا۟ tercih etmelerindendir is'taḥabbū
tercih etmelerindendir
ٱلْحَيَوٰةَ hayatını l-ḥayata
hayatını
ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya
عَلَى ahirete ʿalā
ahirete
ٱلْـَٔاخِرَةِ the Hereafter l-ākhirati
the Hereafter
وَأَنَّ ve şüphesiz wa-anna
ve şüphesiz
ٱللَّهَ Allah'ın l-laha
Allah'ın
لَا doğru yola iletmeyeceğindendir
doğru yola iletmeyeceğindendir
يَهْدِى guide yahdī
guide
ٱلْقَوْمَ kavmi l-qawma
kavmi
ٱلْكَـٰفِرِينَ inkar eden l-kāfirīna
inkar eden
١٠٧ (107)
(107)
Bu, dünya hayatını ahirete tercih etmelerinden ve Allah'ın da, inkarcı milleti doğru yola eriştirmemesinden ötürü böyledir.
16:108
أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar ulāika
onlar
ٱلَّذِينَ kimselerdir alladhīna
kimselerdir
طَبَعَ mühürlediği ṭabaʿa
mühürlediği
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
عَلَىٰ üzerini ʿalā
üzerini
قُلُوبِهِمْ kalbleri qulūbihim
kalbleri
وَسَمْعِهِمْ ve kulaklarını wasamʿihim
ve kulaklarını
وَأَبْصَـٰرِهِمْ ۖ ve gözlerini wa-abṣārihim
ve gözlerini
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve işte wa-ulāika
ve işte
هُمُ onlardır humu
onlardır
ٱلْغَـٰفِلُونَ gafiller l-ghāfilūna
gafiller
١٠٨ (108)
(108)
İşte Allah'ın kalblerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimseler bunlardır. Gafiller de işte bunlardır.
16:109
لَا hiç yok
hiç yok
جَرَمَ şüphe jarama
şüphe
أَنَّهُمْ elbette onlar annahum
elbette onlar
فِى ahirette
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ the Hereafter l-ākhirati
the Hereafter
هُمُ onlar humu
onlar
ٱلْخَـٰسِرُونَ ziyana uğrayacaklardır l-khāsirūna
ziyana uğrayacaklardır
١٠٩ (109)
(109)
Ahirette zarara uğrayacakların bunlar olduğunda şüphe yoktur.
16:110
ثُمَّ sonra thumma
sonra
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin
لِلَّذِينَ (yanındadır) lilladhīna
(yanındadır)
هَاجَرُوا۟ hicret edenlerin hājarū
hicret edenlerin
مِنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
مَا işkenceye uğratıldıktan
işkenceye uğratıldıktan
فُتِنُوا۟ they had been put to trials futinū
they had been put to trials
ثُمَّ sonra thumma
sonra
جَـٰهَدُوا۟ cihad edenlerin jāhadū
cihad edenlerin
وَصَبَرُوٓا۟ ve sabredenlerin waṣabarū
ve sabredenlerin
إِنَّ elbette inna
elbette
رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin
مِنۢ bun(lar)dan sonra min
bun(lar)dan sonra
بَعْدِهَا after it baʿdihā
after it
لَغَفُورٌۭ elbette bağışlayandır; laghafūrun
elbette bağışlayandır;
رَّحِيمٌۭ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir
١١٠ (110)
(110)
Rabbin, türlü eziyete uğratıldıktan sonra hicret eden, sonra Allah uğrunda savaşan ve sabreden kimselerden yanadır. Rabbin şüphesiz bundan sonra da bağışlar ve merhamet eder.
16:111
۞ يَوْمَ o gün yawma
o gün
تَأْتِى gelir tatī
gelir
كُلُّ her kullu
her
نَفْسٍۢ nefis nafsin
nefis
تُجَـٰدِلُ uğraşır tujādilu
uğraşır
عَن kendi canı için ʿan
kendi canı için
نَّفْسِهَا itself nafsihā
itself
وَتُوَفَّىٰ ve tam karşılığı verilir watuwaffā
ve tam karşılığı verilir
كُلُّ herkese kullu
herkese
نَفْسٍۢ nefse nafsin
nefse
مَّا yaptığının
yaptığının
عَمِلَتْ it did ʿamilat
it did
وَهُمْ onlara wahum
onlara
لَا asla
asla
يُظْلَمُونَ haksızlık edilmez yuẓ'lamūna
haksızlık edilmez
١١١ (111)
(111)
O gün, herkesin kendi derdine düşüp çabalayacağı ve herkesin işlediğinin haksızlığa uğratılmadan kendisine ödeneceği bir gündür.
16:112
وَضَرَبَ ve misal verir waḍaraba
ve misal verir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مَثَلًۭا misaliyle mathalan
misaliyle
قَرْيَةًۭ bir kenti qaryatan
bir kenti
كَانَتْ idi kānat
idi
ءَامِنَةًۭ güven āminatan
güven
مُّطْمَئِنَّةًۭ huzur içinde muṭ'ma-innatan
huzur içinde
يَأْتِيهَا kendisine geliyordu yatīhā
kendisine geliyordu
رِزْقُهَا rızkı riz'quhā
rızkı
رَغَدًۭا bol bol raghadan
bol bol
مِّن her min
her
كُلِّ every kulli
every
مَكَانٍۢ yerden makānin
yerden
فَكَفَرَتْ fakat nankörlük etti fakafarat
fakat nankörlük etti
بِأَنْعُمِ ni'metlerine bi-anʿumi
ni'metlerine
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
فَأَذَٰقَهَا (bunun üzerine) ona taddırdı fa-adhāqahā
(bunun üzerine) ona taddırdı
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لِبَاسَ elbisesi libāsa
elbisesi
ٱلْجُوعِ açlık l-jūʿi
açlık
وَٱلْخَوْفِ ve korku wal-khawfi
ve korku
بِمَا ötürü bimā
ötürü
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
يَصْنَعُونَ yapıyor(lar) yaṣnaʿūna
yapıyor(lar)
١١٢ (112)
(112)
Allah size güven ve huzur içinde olan bir kasabayı misal verir: Her taraftan oraya bolca rızık geliyordu. Ama Allah'ın nimetlerine nankörlük ettiler; bu yüzden Allah onlara yaptıklarına karşılık açlık ve korku belasını tattırdı.
16:113
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
جَآءَهُمْ onlara geldi jāahum
onlara geldi
رَسُولٌۭ bir elçi rasūlun
bir elçi
مِّنْهُمْ kendilerinden min'hum
kendilerinden
فَكَذَّبُوهُ onu yalanladılar fakadhabūhu
onu yalanladılar
فَأَخَذَهُمُ onları yakalayıverdi fa-akhadhahumu
onları yakalayıverdi
ٱلْعَذَابُ azab l-ʿadhābu
azab
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
ظَـٰلِمُونَ zulümlerine devam ederken ẓālimūna
zulümlerine devam ederken
١١٣ (113)
(113)
And olsun ki, aralarından kendilerine bir peygamber gelmişti, onu yalancı saydılar. Haksızlık ederlerken azaba uğradılar.
16:114
فَكُلُوا۟ yeyin fakulū
yeyin
مِمَّا size verdiği rızıktan mimmā
size verdiği rızıktan
رَزَقَكُمُ Allah has provided you razaqakumu
Allah has provided you
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
حَلَـٰلًۭا helal ḥalālan
helal
طَيِّبًۭا ve hoş (olarak) ṭayyiban
ve hoş (olarak)
وَٱشْكُرُوا۟ ve şükredin wa-ush'kurū
ve şükredin
نِعْمَتَ ni'metine niʿ'mata
ni'metine
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ ediyorsanız kuntum
ediyorsanız
إِيَّاهُ O'na iyyāhu
O'na
تَعْبُدُونَ kulluk taʿbudūna
kulluk
١١٤ (114)
(114)
Yalnız Allah'a kulluk ediyorsanız, Allah'ın size helal ve temiz olarak verdiği rızıklardan yiyin, O'nun nimetine şükredin.
16:115
إِنَّمَا şüphesiz innamā
şüphesiz
حَرَّمَ haram kıldı ḥarrama
haram kıldı
عَلَيْكُمُ size ʿalaykumu
size
ٱلْمَيْتَةَ ölüyü l-maytata
ölüyü
وَٱلدَّمَ ve kanı wal-dama
ve kanı
وَلَحْمَ ve etini walaḥma
ve etini
ٱلْخِنزِيرِ domuz l-khinzīri
domuz
وَمَآ ve şeyi wamā
ve şeyi
أُهِلَّ kesilen uhilla
kesilen
لِغَيْرِ başkasının lighayri
başkasının
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
بِهِۦ ۖ adına bihi
adına
فَمَنِ kim famani
kim
ٱضْطُرَّ mecbur kalırsa uḍ'ṭurra
mecbur kalırsa
غَيْرَ saldırmadan ghayra
saldırmadan
بَاغٍۢ disobedient bāghin
disobedient
وَلَا ve walā
ve
عَادٍۢ sınırı da aşmadan ʿādin
sınırı da aşmadan
فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir
١١٥ (115)
(115)
Allah size ancak leşi, kanı, domuz etini ve Allah'tan başkasının adına kesilenleri haram etmiştir. Darda kalan, aşırı gitmemek ve başkasının hakkına el uzatmamak şartiyle bunun dışındadır. Allah şüphesiz bağışlar, merhamet eder.
16:116
وَلَا ve walā
ve
تَقُولُوا۟ demeyin taqūlū
demeyin
لِمَا ötürü limā
ötürü
تَصِفُ nitelendirmesinden taṣifu
nitelendirmesinden
أَلْسِنَتُكُمُ dillerinizin alsinatukumu
dillerinizin
ٱلْكَذِبَ yalan l-kadhiba
yalan
هَـٰذَا şu hādhā
şu
حَلَـٰلٌۭ helaldir ḥalālun
helaldir
وَهَـٰذَا şu ise wahādhā
şu ise
حَرَامٌۭ haramdır ḥarāmun
haramdır
لِّتَفْتَرُوا۟ sonra uydurmuş olursunuz litaftarū
sonra uydurmuş olursunuz
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
ٱلْكَذِبَ ۚ yalan l-kadhiba
yalan
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
يَفْتَرُونَ uyduran(lar) yaftarūna
uyduran(lar)
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
ٱلْكَذِبَ yalan l-kadhiba
yalan
لَا iflah olmazlar
iflah olmazlar
يُفْلِحُونَ they will not succeed yuf'liḥūna
they will not succeed
١١٦ (116)
(116)
Diliniz yalana alışmış olduğu için, "şu haram, bu helaldir" demeyin, zira Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Allah'a karşı yalan uyduranlar ise, saadete şüphesiz erişemezler.
16:117
مَتَـٰعٌۭ bir mefaattir matāʿun
bir mefaattir
قَلِيلٌۭ azıcık qalīlun
azıcık
وَلَهُمْ ve onlara vardır walahum
ve onlara vardır
عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab
أَلِيمٌۭ acıklı alīmun
acıklı
١١٧ (117)
(117)
Az bir geçim ama ardından can yakıcı bir azap onlaradır.
16:118
وَعَلَى ve waʿalā
ve
ٱلَّذِينَ olanlara da alladhīna
olanlara da
هَادُوا۟ Yahudi hādū
Yahudi
حَرَّمْنَا haram kılmıştık ḥarramnā
haram kılmıştık
مَا anlattıklarımızı
anlattıklarımızı
قَصَصْنَا We related qaṣaṣnā
We related
عَلَيْكَ sana ʿalayka
sana
مِن bundan önce min
bundan önce
قَبْلُ ۖ before qablu
before
وَمَا değildik wamā
değildik
ظَلَمْنَـٰهُمْ onlara zulmediyor ẓalamnāhum
onlara zulmediyor
وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat
كَانُوٓا۟ ediyorlardı kānū
ediyorlardı
أَنفُسَهُمْ onlar kendilerine anfusahum
onlar kendilerine
يَظْلِمُونَ zulm yaẓlimūna
zulm
١١٨ (118)
(118)
Sana anlattıklarımızı, daha önce, yahudi olanlara da haram kılmıştık; biz onlara zulmetmedik, onlar kendilerine zulmediyorlardı.
16:119
ثُمَّ sonra thumma
sonra
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin
لِلَّذِينَ kimseler için lilladhīna
kimseler için
عَمِلُوا۟ işleyen(ler) ʿamilū
işleyen(ler)
ٱلسُّوٓءَ kötülük l-sūa
kötülük
بِجَهَـٰلَةٍۢ cehaletle bijahālatin
cehaletle
ثُمَّ sonra thumma
sonra
تَابُوا۟ tevbe edenler (için) tābū
tevbe edenler (için)
مِنۢ ardından min
ardından
بَعْدِ after baʿdi
after
ذَٰلِكَ bunun dhālika
bunun
وَأَصْلَحُوٓا۟ ve uslananlar (için) wa-aṣlaḥū
ve uslananlar (için)
إِنَّ elbette inna
elbette
رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin
مِنۢ bunlardan sonra min
bunlardan sonra
بَعْدِهَا after that baʿdihā
after that
لَغَفُورٌۭ bağışlayandır laghafūrun
bağışlayandır
رَّحِيمٌ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir
١١٩ (119)
(119)
Sonra doğrusu Rabbin, bilmeyerek kötülük işleyip ardından tevbe eden ve ıslah olanlardan yanadır. Rabbin bundan sonra da bağışlar ve merhamet eder.
16:120
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
إِبْرَٰهِيمَ İbrahim ib'rāhīma
İbrahim
كَانَ idi kāna
idi
أُمَّةًۭ bir ümmet ummatan
bir ümmet
قَانِتًۭا O'na ita'at eden qānitan
O'na ita'at eden
لِّلَّهِ Allah'ı lillahi
Allah'ı
حَنِيفًۭا birleyen ḥanīfan
birleyen
وَلَمْ ve walam
ve
يَكُ değildi yaku
değildi
مِنَ ortak koşanlardan mina
ortak koşanlardan
ٱلْمُشْرِكِينَ the polytheists l-mush'rikīna
the polytheists
١٢٠ (120)
(120)
İbrahim, şüphesiz Allah'a boyun eğen ve O'na yönelen bir önderdi; puta tapanlardan değildi.
16:121
شَاكِرًۭا şükredici idi shākiran
şükredici idi
لِّأَنْعُمِهِ ۚ O'nun ni'metlerine li-anʿumihi
O'nun ni'metlerine
ٱجْتَبَىٰهُ onu seçmiş ij'tabāhu
onu seçmiş
وَهَدَىٰهُ ve iletmişti wahadāhu
ve iletmişti
إِلَىٰ yola ilā
yola
صِرَٰطٍۢ the way ṣirāṭin
the way
مُّسْتَقِيمٍۢ doğru mus'taqīmin
doğru
١٢١ (121)
(121)
Rabbinin nimetlerine şükrederdi; Rabbi de onu seçti ve doğru yola eriştirdi.
16:122
وَءَاتَيْنَـٰهُ ve ona vermiştik waātaynāhu
ve ona vermiştik
فِى dünyada
dünyada
ٱلدُّنْيَا the world l-dun'yā
the world
حَسَنَةًۭ ۖ iyilik ḥasanatan
iyilik
وَإِنَّهُۥ şüphesiz O wa-innahu
şüphesiz O
فِى ahirette de
ahirette de
ٱلْـَٔاخِرَةِ the Hereafter l-ākhirati
the Hereafter
لَمِنَ iyilerdendir lamina
iyilerdendir
ٱلصَّـٰلِحِينَ the righteous l-ṣāliḥīna
the righteous
١٢٢ (122)
(122)
Dünyada ona güzellik verdik, ahirette de o mutlaka barışsever iyiler arasında yer alacaktır.
16:123
ثُمَّ sonra thumma
sonra
أَوْحَيْنَآ vahyettik awḥaynā
vahyettik
إِلَيْكَ sana ilayka
sana
أَنِ uy ani
uy
ٱتَّبِعْ You follow ittabiʿ
You follow
مِلَّةَ yoluna millata
yoluna
إِبْرَٰهِيمَ İbrahim'in ib'rāhīma
İbrahim'in
حَنِيفًۭا ۖ hanif olan ḥanīfan
hanif olan
وَمَا ve wamā
ve
كَانَ değildi kāna
değildi
مِنَ ortak koşanlardan mina
ortak koşanlardan
ٱلْمُشْرِكِينَ the polytheists l-mush'rikīna
the polytheists
١٢٣ (123)
(123)
Şimdi sana, "Doğruya yönelen, puta tapanlardan olmayan İbrahim'in dinine uy" diye vahyettik.
16:124
إِنَّمَا şüphesiz innamā
şüphesiz
جُعِلَ (farz) kılındı juʿila
(farz) kılındı
ٱلسَّبْتُ cumartesi günü l-sabtu
cumartesi günü
عَلَى üzerinde ʿalā
üzerinde
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ٱخْتَلَفُوا۟ ayrılığa düşen(ler) ikh'talafū
ayrılığa düşen(ler)
فِيهِ ۚ onun fīhi
onun
وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz
رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin
لَيَحْكُمُ elbette hükmünü verecektir layaḥkumu
elbette hükmünü verecektir
بَيْنَهُمْ aralarında baynahum
aralarında
يَوْمَ günü yawma
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
فِيمَا şey hakkında fīmā
şey hakkında
كَانُوا۟ onda kānū
onda
فِيهِ [in it] fīhi
[in it]
يَخْتَلِفُونَ ayrılığa düştükleri yakhtalifūna
ayrılığa düştükleri
١٢٤ (124)
(124)
Cumartesi ibadeti, ancak o gün üzerinde çekişenlere farz kılındı. Rabbin, ayrılığa düştükleri şeylerde, kıyamet günü aralarında hükmedecektir.
16:125
ٱدْعُ çağır ud'ʿu
çağır
إِلَىٰ yoluna ilā
yoluna
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin
بِٱلْحِكْمَةِ hikmetle bil-ḥik'mati
hikmetle
وَٱلْمَوْعِظَةِ ve öğütle wal-mawʿiẓati
ve öğütle
ٱلْحَسَنَةِ ۖ güzel l-ḥasanati
güzel
وَجَـٰدِلْهُم ve onlarla mücadele et wajādil'hum
ve onlarla mücadele et
بِٱلَّتِى (biçimde) bi-allatī
(biçimde)
هِىَ o hiya
o
أَحْسَنُ ۚ en güzel aḥsanu
en güzel
إِنَّ kuşkusuz inna
kuşkusuz
رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin
هُوَ işte O'dur huwa
işte O'dur
أَعْلَمُ en iyi bilen aʿlamu
en iyi bilen
بِمَن kimseleri biman
kimseleri
ضَلَّ sapan(ları) ḍalla
sapan(ları)
عَن yolundan ʿan
yolundan
سَبِيلِهِۦ ۖ His way sabīlihi
His way
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
أَعْلَمُ (en iyi) bilendir aʿlamu
(en iyi) bilendir
بِٱلْمُهْتَدِينَ hidayete erenleri bil-muh'tadīna
hidayete erenleri
١٢٥ (125)
(125)
Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır; onlarla en güzel şekilde tartış; doğrusu Rabbin, kendi yolundan sapanları daha iyi bilir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilir.
16:126
وَإِنْ ve eğer wa-in
ve eğer
عَاقَبْتُمْ ceza verecekseniz ʿāqabtum
ceza verecekseniz
فَعَاقِبُوا۟ ceza verin faʿāqibū
ceza verin
بِمِثْلِ aynısını bimith'li
aynısını
مَا size verilen cezanın
size verilen cezanın
عُوقِبْتُم you were afflicted ʿūqib'tum
you were afflicted
بِهِۦ ۖ onunla bihi
onunla
وَلَئِن ama wala-in
ama
صَبَرْتُمْ sabdederseniz ṣabartum
sabdederseniz
لَهُوَ andolsun ki o lahuwa
andolsun ki o
خَيْرٌۭ daha iyidir khayrun
daha iyidir
لِّلصَّـٰبِرِينَ sabredenler için lilṣṣābirīna
sabredenler için
١٢٦ (126)
(126)
Eğer ceza vermek isterseniz size yapılanın aynıyla mukabele edin. Sabrederseniz and olsun ki bu, sabredenler için daha iyidir.
16:127
وَٱصْبِرْ ve sabret wa-iṣ'bir
ve sabret
وَمَا değildir wamā
değildir
صَبْرُكَ senin sabrın ṣabruka
senin sabrın
إِلَّا başka illā
başka
بِٱللَّهِ ۚ Allah(ın yardımından) bil-lahi
Allah(ın yardımından)
وَلَا ve walā
ve
تَحْزَنْ üzülme taḥzan
üzülme
عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara
وَلَا ve walā
ve
تَكُ düşme taku
düşme
فِى sıkıntıya
sıkıntıya
ضَيْقٍۢ distress ḍayqin
distress
مِّمَّا kurdukları tuzaklardan mimmā
kurdukları tuzaklardan
يَمْكُرُونَ they plot yamkurūna
they plot
١٢٧ (127)
(127)
Sabret, senin sabrın ancak Allah'ın yardımıyladır; onlara üzülme, kurdukları düzenlerden de endişe etme.
16:128
إِنَّ çünkü inna
çünkü
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
مَعَ beraberdir maʿa
beraberdir
ٱلَّذِينَ kimselerle alladhīna
kimselerle
ٱتَّقَوا۟ korunan(larla) ittaqaw
korunan(larla)
وَّٱلَّذِينَ ve kimselerle wa-alladhīna
ve kimselerle
هُم onlar hum
onlar
مُّحْسِنُونَ iyilik eden(lerle) muḥ'sinūna
iyilik eden(lerle)
١٢٨ (128)
(128)
Allah şüphesiz sakınanlarla ve iyilik yapanlarla beraberdir.