17

İsra

Mekki 111 Ayet Cüz 15
الإسراء

İsra Suresi (الإسراء), Kur’an-ı Kerim’in 17. suresidir — Mekki, 111 ayetten oluşan bir suredir. Mekkî sureler, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Medine’ye hicretinden önce inmiştir ve genellikle iman, Allah’ın birliği ve ahiret üzerinde durur.

Besmele
بِسْمِadıylabis'miٱللَّهِAllah'ınl-lahiٱلرَّحْمَـٰنِRahmanl-raḥmāniٱلرَّحِيمِRahiml-raḥīmi
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
17:1
سُبْحَـٰنَeksiklikten uzaktırsub'ḥānaٱلَّذِىٓO (Allah) kialladhīأَسْرَىٰyürüttüasrāبِعَبْدِهِۦkulunubiʿabdihiلَيْلًۭاgecenin bir vaktindelaylanمِّنَMescid-iminaٱلْمَسْجِدِAl-Masjid Al-Haraaml-masjidiٱلْحَرَامِHaram'danl-ḥarāmiإِلَىMescid-iilāٱلْمَسْجِدِAl-Masjid Al-Aqsal-masjidiٱلْأَقْصَاAksa'yal-aqṣāٱلَّذِىöyle kialladhīبَـٰرَكْنَاbereketli kıldığımızbāraknāحَوْلَهُۥçevresiniḥawlahuلِنُرِيَهُۥkendisine göstermemiz içinlinuriyahuمِنْbir bölümünüminءَايَـٰتِنَآ ۚayetlerimizdenāyātināإِنَّهُۥgerçekteninnahuهُوَOhuwaٱلسَّمِيعُişitendirl-samīʿuٱلْبَصِيرُgörendirl-baṣīru١
Kulunu (Muhammed'i) bir gece Mescidi Haram'dan (Mekke'den), kendisine bir kısım ayetlerimizi göstermek için, çevresini mübarek kıldığımız Mescidi Aksa'ya (Kudüs'e) götüren Allah'ın şanı yücedir. Doğrusu O, işitir ve görür.
17:2
وَءَاتَيْنَاve biz verdikwaātaynāمُوسَىMusa'yamūsāٱلْكِتَـٰبَKitabıl-kitābaوَجَعَلْنَـٰهُve onu yaptıkwajaʿalnāhuهُدًۭىbir kılavuzhudanلِّبَنِىٓoğullarınalibanīإِسْرَٰٓءِيلَİsrailis'rāīlaأَلَّاdiyeallāتَتَّخِذُوا۟edinmeyintattakhidhūمِنbenden başkaminدُونِىother than Medūnīوَكِيلًۭاbir vekilwakīlan٢
Musa'ya kitap verdik. Ey Nuh'la beraber taşıyarak kurtardığımız kimselerin soyundan olanlar! Beni bırakıp başkasını vekil edinmeyesiniz diye onu İsrailoğullarına doğruluk rehberi kıldık. Doğrusu Nuh, çok şükreden bir kuldu.
17:3
ذُرِّيَّةَçocuklarıdhurriyyataمَنْkimselerinmanحَمَلْنَاtaşıdığımızḥamalnāمَعَile berabermaʿaنُوحٍ ۚNuhnūḥinإِنَّهُۥdoğrusu oinnahuكَانَidikānaعَبْدًۭاbir kulʿabdanشَكُورًۭاçok şükredenshakūran٣
Musa'ya kitap verdik. Ey Nuh'la beraber taşıyarak kurtardığımız kimselerin soyundan olanlar! Beni bırakıp başkasını vekil edinmeyesiniz diye onu İsrailoğullarına doğruluk rehberi kıldık. Doğrusu Nuh, çok şükreden bir kuldu.
17:4
وَقَضَيْنَآve şu hükmü verdikwaqaḍaynāإِلَىٰoğullarınailāبَنِىٓ(the) Childrenbanīإِسْرَٰٓءِيلَİsrailis'rāīlaفِىKitaptaٱلْكِتَـٰبِthe Bookl-kitābiلَتُفْسِدُنَّbozgunculuk yapacaksınızlatuf'sidunnaفِىo ülkedeٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiمَرَّتَيْنِiki kezmarratayniوَلَتَعْلُنَّve çok böbürleneceksinizwalataʿlunnaعُلُوًّۭاbüyüklenme ileʿuluwwanكَبِيرًۭاkibirlikabīran٤
İsrailoğullarına Kitap'da: "Doğrusu yeryüzünde iki defa bozgunculuk yapacak ve kibirlendikçe kibirleneceksiniz" diye bildirdik.
17:5
فَإِذَاne zaman kifa-idhāجَآءَgelincejāaوَعْدُzamanıwaʿduأُولَىٰهُمَاbirincisininūlāhumāبَعَثْنَاgönderdikbaʿathnāعَلَيْكُمْüzerinizeʿalaykumعِبَادًۭاkullarımızıʿibādanلَّنَآbizimlanāأُو۟لِىçok güçlüulīبَأْسٍۢçok güçlübasinشَدِيدٍۢçok güçlüshadīdinفَجَاسُوا۟(sizi) araştırdılarfajāsūخِلَـٰلَaralarına giripkhilālaٱلدِّيَارِ ۚevlerinl-diyāriوَكَانَidiwakānaوَعْدًۭاbir va'dwaʿdanمَّفْعُولًۭاyapılması gerekenmafʿūlan٥
"Bu ikiden birincisinin vakti gelince, üzerinize pek güçlü olan kullarımızı salacağız. Onlar memleketlerinizde her köşeyi kontrollerine alacaklar. Bu, yerine gelecek bir vaaddir."
17:6
ثُمَّsonrathummaرَدَدْنَاverdikradadnāلَكُمُsizelakumuٱلْكَرَّةَtekrarl-karataعَلَيْهِمْonları yenme imkanıʿalayhimوَأَمْدَدْنَـٰكُمve sizi destekledikwa-amdadnākumبِأَمْوَٰلٍۢmallarlabi-amwālinوَبَنِينَve oğullarlawabanīnaوَجَعَلْنَـٰكُمْve yaptık siziwajaʿalnākumأَكْثَرَdaha çokaktharaنَفِيرًاsavaşçılarınızınafīran٦
"Bunun ardından sizi onlara galip getireceğiz; mallar ve oğullarla size yardım edecek ve sizin sayınızı artıracağız."
17:7
إِنْeğerinأَحْسَنتُمْiyilik edersenizaḥsantumأَحْسَنتُمْiyilik etmiş olursunuzaḥsantumلِأَنفُسِكُمْ ۖkendinizeli-anfusikumوَإِنْve eğerwa-inأَسَأْتُمْkötülük edersenizasatumفَلَهَا ۚo da aleyhinizedirfalahāفَإِذَاne zaman kifa-idhāجَآءَgelincejāaوَعْدُzamanıwaʿduٱلْـَٔاخِرَةِsonuncusununl-ākhiratiلِيَسُـۥٓـُٔوا۟kötü duruma soksunlar diyeliyasūūوُجُوهَكُمْyüzleriniziwujūhakumوَلِيَدْخُلُوا۟ve girsinler diyewaliyadkhulūٱلْمَسْجِدَMescid'e (Kudüs'e)l-masjidaكَمَاgibikamāدَخَلُوهُgirdikleridakhalūhuأَوَّلَilkawwalaمَرَّةٍۢkezmarratinوَلِيُتَبِّرُوا۟ve mahvetsinler diyewaliyutabbirūمَاşeyleriعَلَوْا۟ele geçirdikleriʿalawتَتْبِيرًاhelak ederektatbīran٧
İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz. Kötülük ederseniz o da kendinizedir. İki vaadden ikincisinin vakti gelince, yüzünüzü üzüntüye sokmaları, kötülük yapmaları, önceden Mescid'e girdikleri gibi girmeleri, ele geçirdikleri yerleri harap etmeleri için onları tekrar göndereceğiz.
17:8
عَسَىٰbelkiʿasāرَبُّكُمْRabbinizrabbukumأَنsize acıranيَرْحَمَكُمْ ۚ(may) have mercy upon youyarḥamakumوَإِنْve eğerwa-inعُدتُّمْsiz dönersenizʿudttumعُدْنَا ۘbiz de dönerizʿud'nāوَجَعَلْنَاve yapmışızdırwajaʿalnāجَهَنَّمَcehennemijahannamaلِلْكَـٰفِرِينَkafirler içinlil'kāfirīnaحَصِيرًاkuşatıcıḥaṣīran٨
Umulur ki Rabbiniz size acır; ama siz dönerseniz Biz de döneriz. Cehennemi, inkarcılara bir zindan kılmışızdır.
17:9
إِنَّgerçekteninnaهَـٰذَاbuhādhāٱلْقُرْءَانَKur'anl-qur'ānaيَهْدِىyola iletiryahdīلِلَّتِىkilillatīهِىَohiyaأَقْوَمُen doğru olanaaqwamuوَيُبَشِّرُve müjdelerwayubashiruٱلْمُؤْمِنِينَmü'minlerel-mu'minīnaٱلَّذِينَyapanalladhīnaيَعْمَلُونَdoyaʿmalūnaٱلصَّـٰلِحَـٰتِiyi işlerl-ṣāliḥātiأَنَّşüphesizannaلَهُمْkendileri için vardırlahumأَجْرًۭاbir ecirajranكَبِيرًۭاbüyükkabīran٩
Doğrusu bu Kuran en doğru yola götürür ve yararlı iş yapan müminlere büyük ecir olduğunu, ahirete inanmayanlara can yakıcı bir azap hazırladığımızı müjdeler.
17:10
وَأَنَّve şüphesizwa-annaٱلَّذِينَkimselerealladhīnaلَاinanmayan(lara)يُؤْمِنُونَbelieveyu'minūnaبِٱلْـَٔاخِرَةِAhiretebil-ākhiratiأَعْتَدْنَاhazırlamışızdıraʿtadnāلَهُمْonlaralahumعَذَابًاbir azabʿadhābanأَلِيمًۭاacıklıalīman١٠
Doğrusu bu Kuran en doğru yola götürür ve yararlı iş yapan müminlere büyük ecir olduğunu, ahirete inanmayanlara can yakıcı bir azap hazırladığımızı müjdeler.
17:11
وَيَدْعُve du'a etmektedirwayadʿuٱلْإِنسَـٰنُinsanl-insānuبِٱلشَّرِّşerrebil-shariدُعَآءَهُۥdu'a eder (gibi)duʿāahuبِٱلْخَيْرِ ۖhayrabil-khayriوَكَانَvewakānaٱلْإِنسَـٰنُinsanl-insānuعَجُولًۭاpek acelecidirʿajūlan١١
İnsan iyiliğin gelmesine dua ettiği gibi, kötülüğün gelmesine de dua eder. Esasen insanoğlu acelecidir.
17:12
وَجَعَلْنَاve biz yaptıkwajaʿalnāٱلَّيْلَgeceyial-laylaوَٱلنَّهَارَve gündüzüwal-nahāraءَايَتَيْنِ ۖiki ayetāyatayniفَمَحَوْنَآ(sonra) sildikfamaḥawnāءَايَةَayetiniāyataٱلَّيْلِgeceninal-layliوَجَعَلْنَآve yaptıkwajaʿalnāءَايَةَayetiniāyataٱلنَّهَارِgündüzl-nahāriمُبْصِرَةًۭaydınlatıcımub'ṣiratanلِّتَبْتَغُوا۟aramanız içinlitabtaghūفَضْلًۭاlutfunufaḍlanمِّنRabbinizinminرَّبِّكُمْyour Lordrabbikumوَلِتَعْلَمُوا۟ve bilmeniz içinwalitaʿlamūعَدَدَsayısınıʿadadaٱلسِّنِينَyıllarınl-sinīnaوَٱلْحِسَابَ ۚve hesabıwal-ḥisābaوَكُلَّherwakullaشَىْءٍۢşeyishayinفَصَّلْنَـٰهُanlattıkfaṣṣalnāhuتَفْصِيلًۭاaçık açıktafṣīlan١٢
Gece ve gündüzü varlığımıza birer delil kıldık. Bir delil olan geceyi kaldırıp yine bir delil olan gündüzü Rabbinizin bol nimetini aramanız, yılların sayısını ve hesabını bilmeniz için aydınlık kıldık. Her şeyi uzun uzadıya açıkladık.
17:13
وَكُلَّherwakullaإِنسَـٰنٍinsanıninsāninأَلْزَمْنَـٰهُbağladıkalzamnāhuطَـٰٓئِرَهُۥkuşunu (kaderini)ṭāirahuفِىboynunaعُنُقِهِۦ ۖhis neckʿunuqihiوَنُخْرِجُve çıkarırızwanukh'rijuلَهُۥonun içinlahuيَوْمَgünüyawmaٱلْقِيَـٰمَةِkıyametl-qiyāmatiكِتَـٰبًۭاbir Kitapkitābanيَلْقَىٰهُbulacağıyalqāhuمَنشُورًاaçılmış olarakmanshūran١٣
Her insanın boynuna işlediklerini dolarız ve kıyamet günü açılmış bulacağı Kitap'ı önüne çıkarırız.
17:14
ٱقْرَأْokuiq'raكِتَـٰبَكَKitabınıkitābakaكَفَىٰyeterkafāبِنَفْسِكَkendi nefsinbinafsikaٱلْيَوْمَbugünl-yawmaعَلَيْكَsanaʿalaykaحَسِيبًۭاhesapçı olarakḥasīban١٤
"Kitabını oku, bugün, hesap görücü olarak sen kendine yetersin."
17:15
مَّنِkimmaniٱهْتَدَىٰhihayeti seçerseih'tadāفَإِنَّمَاşüphesizfa-innamāيَهْتَدِىseçmiş oluryahtadīلِنَفْسِهِۦ ۖkendisi içinlinafsihiوَمَنve kimwamanضَلَّsaparsaḍallaفَإِنَّمَاşüphesizfa-innamāيَضِلُّsaparyaḍilluعَلَيْهَا ۚkendi aleyhineʿalayhāوَلَاvewalāتَزِرُtaşımaztaziruوَازِرَةٌۭhiçbir günahkarwāziratunوِزْرَgünah yükünüwiz'raأُخْرَىٰ ۗbaşkasınınukh'rāوَمَاvewamāكُنَّاdeğilizkunnāمُعَذِّبِينَbiz azab edecekmuʿadhibīnaحَتَّىٰsüreceḥattāنَبْعَثَgöndermedikçenabʿathaرَسُولًۭاelçirasūlan١٥
Kim doğru yola gelirse ancak kendi lehine yola gelmiş ve kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapmıştır. Kimse kimsenin günahını çekmez. Biz peygamber göndermedikçe kimseye azabetmeyiz.
17:16
وَإِذَآve zamanwa-idhāأَرَدْنَآbiz istediğimizaradnāأَنhelak etmekanنُّهْلِكَWe destroynuh'likaقَرْيَةًbir kentiqaryatanأَمَرْنَاemrederizamarnāمُتْرَفِيهَاonun varlıklılarınamut'rafīhāفَفَسَقُوا۟kötü işler yaparlarfafasaqūفِيهَاoradafīhāفَحَقَّböylece gerekli olurfaḥaqqaعَلَيْهَاonlaraʿalayhāٱلْقَوْلُ(azab) karar(ı)l-qawluفَدَمَّرْنَـٰهَاbiz de orayı yıkarızfadammarnāhāتَدْمِيرًۭاdarmadağıntadmīran١٦
Bir şehri yok etmek istediğimiz zaman, şımarık varlıklarına yola gelmelerini emrederiz, ama onlar yoldan çıkarlar. Artık o şehir yok olmayı hakeder. Biz de onu yerle bir ederiz.
17:17
وَكَمْve nicewakamأَهْلَكْنَاhelak ettikahlaknāمِنَkuşaklarıminaٱلْقُرُونِthe generationsl-qurūniمِنۢsonraminبَعْدِafterbaʿdiنُوحٍۢ ۗNuh'dannūḥinوَكَفَىٰve yeterwakafāبِرَبِّكَRabbinbirabbikaبِذُنُوبِgünahlarınıbidhunūbiعِبَادِهِۦkullarınınʿibādihiخَبِيرًۢاhaber alıcıkhabīranبَصِيرًۭاgörücü olarakbaṣīran١٧
Nuh'dan sonra nice nesilleri yok etmişizdir. Kullarının günahlarından haberdar ve onları gören olarak Rabbin yeter.
17:18
مَّنkimmanكَانَisekānaيُرِيدُistiyor (dünyayı)yurīduٱلْعَاجِلَةَacele olanıl-ʿājilataعَجَّلْنَاçabucak veririzʿajjalnāلَهُۥonalahuفِيهَاoradafīhāمَاkadarنَشَآءُdilediğimiznashāuلِمَنkimseyelimanنُّرِيدُistediğimiznurīduثُمَّsonrathummaجَعَلْنَا(yerini) yaparızjaʿalnāلَهُۥonalahuجَهَنَّمَcehennemjahannamaيَصْلَىٰهَاoraya gireryaṣlāhāمَذْمُومًۭاkınanmış olarakmadhmūmanمَّدْحُورًۭاve kovulmuş olarakmadḥūran١٨
Dünyayı isteyene istediğimiz kimseye dilediğimiz kadar hemen veririz. Sonra ona cehennemi hazırlarız; yerilmiş ve kovulmuş olarak oraya girer.
17:19
وَمَنْve kim dewamanأَرَادَistersearādaٱلْـَٔاخِرَةَahiretil-ākhirataوَسَعَىٰve çalışırsawasaʿāلَهَاonalahāسَعْيَهَاyaraşır biçimdesaʿyahāوَهُوَve owahuwaمُؤْمِنٌۭinanarakmu'minunفَأُو۟لَـٰٓئِكَöylelerininfa-ulāikaكَانَçalışmalarınınkānaسَعْيُهُمtheir effortsaʿyuhumمَّشْكُورًۭاkarşılığı verilirmashkūran١٩
Ahireti isteyip, inanmış olarak onun için gerekli çalışmada bulunan kimselerin, işte onların çalışmaları şükre değer.
17:20
كُلًّۭاhepsinekullanنُّمِدُّuzatırıznumidduهَـٰٓؤُلَآءِonlara dahāulāiوَهَـٰٓؤُلَآءِve onlara dawahāulāiمِنْmükafatındanminعَطَآءِ(the) giftʿaṭāiرَبِّكَ ۚRabbininrabbikaوَمَاvewamāكَانَdeğildirkānaعَطَآءُhediyesiʿaṭāuرَبِّكَRabbininrabbikaمَحْظُورًاkısıtlanmışmaḥẓūran٢٠
Onların ve bunların her birine Rabbinin nimetinden ulaştırırız. Esasen Rabbinin nimeti kimseye yasak kılınmış değildir.
17:21
ٱنظُرْbakunẓurكَيْفَnasılkayfaفَضَّلْنَاüstün yaptıkfaḍḍalnāبَعْضَهُمْonların kiminibaʿḍahumعَلَىٰüzerineʿalāبَعْضٍۢ ۚkimibaʿḍinوَلَلْـَٔاخِرَةُelbette ahiretwalalākhiratuأَكْبَرُdaha büyüktürakbaruدَرَجَـٰتٍۢdereceler bakımındandarajātinوَأَكْبَرُve daha büyüktürwa-akbaruتَفْضِيلًۭاüstünlük bakımındantafḍīlan٢١
Onları birbirlerinden nasıl üstün kıldığımıza bir bak! Doğrusu ahirette daha büyük dereceler ve daha büyük üstünlükler vardır.
17:22
لَّاaslaتَجْعَلْedinmetajʿalمَعَile berabermaʿaٱللَّهِAllahl-lahiإِلَـٰهًاbir tanrıilāhanءَاخَرَbaşkaākharaفَتَقْعُدَsonra oturup kalırsınfataqʿudaمَذْمُومًۭاkınanmış olarakmadhmūmanمَّخْذُولًۭاve yalnız başına bırakılmış olarakmakhdhūlan٢٢
Allah'la beraber başka bir tanrı edinme, yoksa yerilmiş ve tek başına kalmış olursun.
17:23
۞ وَقَضَىٰve emrettiwaqaḍāرَبُّكَRabbinrabbukaأَلَّاtapmamanızıallāتَعْبُدُوٓا۟worshiptaʿbudūإِلَّآbaşkasınaillāإِيَّاهُkendisindeniyyāhuوَبِٱلْوَٰلِدَيْنِve anaya babayawabil-wālidayniإِحْسَـٰنًا ۚiyilik etmeniziiḥ'sānanإِمَّاulaşırsaimmāيَبْلُغَنَّreachyablughannaعِندَكَsenin yanındaʿindakaٱلْكِبَرَihtiyarlık çağınal-kibaraأَحَدُهُمَآikisinden birisiaḥaduhumāأَوْyahutawكِلَاهُمَاher ikisikilāhumāفَلَاsakınfalāتَقُلdemetaqulلَّهُمَآonlaralahumāأُفٍّۢÖf!uffinوَلَاvewalāتَنْهَرْهُمَاonları azarlamatanharhumāوَقُلsöylewaqulلَّهُمَاonlaralahumāقَوْلًۭاbir sözqawlanكَرِيمًۭاgüzelkarīman٢٣
Rabbin, yalnız Kendisine tapmanızı ve ana babaya iyilik etmeyi buyurmuştur. Eğer ikisinden biri veya her ikisi, senin yanında iken ihtiyarlayacak olursa, onlara karşı "Öf" bile demeyesin, onları azarlamayasın. İkisine de hep tatlı söz söyleyesin.
17:24
وَٱخْفِضْve indirwa-ikh'fiḍلَهُمَاonlaralahumāجَنَاحَkanadınıjanāḥaٱلذُّلِّküçülmel-dhuliمِنَdolayıminaٱلرَّحْمَةِacımadanl-raḥmatiوَقُلve dekiwaqulرَّبِّRabbimrabbiٱرْحَمْهُمَاsen de bunlara acıir'ḥamhumāكَمَاbeni nasıl yetiştirdilersekamāرَبَّيَانِىthey brought me uprabbayānīصَغِيرًۭاküçükkenṣaghīran٢٤
Onlara acıyarak alçak gönüllülük kanatlarını ger ve: "Rabbim! Küçükken beni yetiştirdikleri gibi sen de onlara merhamet et!" de.
17:25
رَّبُّكُمْRabbinizrabbukumأَعْلَمُdaha iyi biliraʿlamuبِمَاşeyleribimāفِىiçlerinizdekiنُفُوسِكُمْ ۚyourselvesnufūsikumإِنeğerinتَكُونُوا۟siz olursanıztakūnūصَـٰلِحِينَiyi kişilerṣāliḥīnaفَإِنَّهُۥşüphesiz Ofa-innahuكَانَtevbe edenlerikānaلِلْأَوَّٰبِينَto those who often turn (to Him)lil'awwābīnaغَفُورًۭاbağışlayandırghafūran٢٥
İçinizde olanı en iyi Rabbiniz bilir. İyi kimselerseniz bilin ki O şüphesiz, Kendine baş vuranları bağışlar.
17:26
وَءَاتِve verwaātiذَاakrabayadhāٱلْقُرْبَىٰthe relativesl-qur'bāحَقَّهُۥhakkınıḥaqqahuوَٱلْمِسْكِينَve yoksulawal-mis'kīnaوَٱبْنَve yolcuyawa-ib'naٱلسَّبِيلِand the wayfarerl-sabīliوَلَا(fakat)walāتُبَذِّرْsaçıp savurmatubadhirتَبْذِيرًاsavuraraktabdhīran٢٦
Yakınına, düşküne, yolcuya hakkını ver; elindekileri saçıp savurma.
17:27
إِنَّçünküinnaٱلْمُبَذِّرِينَsavurganlarl-mubadhirīnaكَانُوٓا۟olmuşlardırkānūإِخْوَٰنَkardeşleriikh'wānaٱلشَّيَـٰطِينِ ۖşeytanlarınl-shayāṭīniوَكَانَve isewakānaٱلشَّيْطَـٰنُşeytanl-shayṭānuلِرَبِّهِۦRabbine karşılirabbihiكَفُورًۭاçok nankördürkafūran٢٧
Saçıp savuranlar, şüphesiz şeytanlarla kardeş olmuş olurlar; şeytan ise Rabbine karşı pek nankördür.
17:28
وَإِمَّاve eğerwa-immāتُعْرِضَنَّyüz çevirecek olursantuʿ'riḍannaعَنْهُمُonlardanʿanhumuٱبْتِغَآءَbekleyerekib'tighāaرَحْمَةٍۢbir rahmetiraḥmatinمِّنRabbindenminرَّبِّكَyour Lordrabbikaتَرْجُوهَاumduğuntarjūhāفَقُلbari söylefaqulلَّهُمْonlaralahumقَوْلًۭاbir sözqawlanمَّيْسُورًۭاyumuşakmaysūran٢٨
Rabbin'den umduğun rahmeti elde etmek için, hak sahiblerinden yüz çevirmek zorunda kalırsan, onlara hiç değilse tatlı bir söz söyle.
17:29
وَلَاve aslawalāتَجْعَلْyapmatajʿalيَدَكَel(ler)iniyadakaمَغْلُولَةًbağlanmışmaghlūlatanإِلَىٰboynunailāعُنُقِكَyour neckʿunuqikaوَلَاvewalāتَبْسُطْهَاaçmatabsuṭ'hāكُلَّtamamenkullaٱلْبَسْطِaçarakl-basṭiفَتَقْعُدَsonra kalırsınfataqʿudaمَلُومًۭاkınanmışmalūmanمَّحْسُورًاhasret içindemaḥsūran٢٩
Elini boynuna bağlayıp cimri kesilme, büsbütün de açıp tutumsuz olma, yoksa pişman olur, açıkta kalırsın.
17:30
إِنَّşüphesizinnaرَبَّكَRabbinrabbakaيَبْسُطُaçar (bol bol verir)yabsuṭuٱلرِّزْقَrızkıl-riz'qaلِمَنkimseyelimanيَشَآءُdilediğiyashāuوَيَقْدِرُ ۚve kısarwayaqdiruإِنَّهُۥçünkü Oinnahuكَانَkullarınıkānaبِعِبَادِهِۦof His slavesbiʿibādihiخَبِيرًۢاbilirkhabīranبَصِيرًۭاgörürbaṣīran٣٠
Doğrusu senin Rabbin dilediği kimsenin rızkını genişletir ve bir ölçüye göre verir. O kullarını gören ve haberdar olandır.
17:31
وَلَاöldürmeyinwalāتَقْتُلُوٓا۟killtaqtulūأَوْلَـٰدَكُمْçocuklarınızıawlādakumخَشْيَةَkorkusuylakhashyataإِمْلَـٰقٍۢ ۖfakirlikim'lāqinنَّحْنُbiznaḥnuنَرْزُقُهُمْsizi de besliyoruznarzuquhumوَإِيَّاكُمْ ۚonları dawa-iyyākumإِنَّşüphesizinnaقَتْلَهُمْonları öldürmekqatlahumكَانَgünahtırkānaخِطْـًۭٔاa sinkhiṭ'anكَبِيرًۭاbüyükkabīran٣١
Çocuklarınızı yoksulluk korkusuyla öldürmeyin. Biz onlara da size de rızık veririz. Onları öldürmek, şüphesiz büyük bir günahtır.
17:32
وَلَاve aslawalāتَقْرَبُوا۟yaklaşmayıntaqrabūٱلزِّنَىٰٓ ۖzinayal-zināإِنَّهُۥçünkü oinnahuكَانَaçık bir kötülüktürkānaفَـٰحِشَةًۭan immoralityfāḥishatanوَسَآءَve çok kötüwasāaسَبِيلًۭاbir yoldur;sabīlan٣٢
Sakın zinaya yaklaşmayın; doğrusu bu çirkindir, kötü bir yoldur.
17:33
وَلَاve aslawalāتَقْتُلُوا۟öldürmeyintaqtulūٱلنَّفْسَcanıl-nafsaٱلَّتِىharam kıldığıallatīحَرَّمَAllah has forbiddenḥarramaٱللَّهُAllah'ınl-lahuإِلَّاhaksız yereillāبِٱلْحَقِّ ۗby rightbil-ḥaqiوَمَنve kimwamanقُتِلَöldürülürsequtilaمَظْلُومًۭاhaksızlıklamaẓlūmanفَقَدْmuhakkakfaqadجَعَلْنَاvermişizdirjaʿalnāلِوَلِيِّهِۦonun velisineliwaliyyihiسُلْطَـٰنًۭاbir yetkisul'ṭānanفَلَاfakatfalāيُسْرِفaşırı gitmesinyus'rifفِّىöldürmedeٱلْقَتْلِ ۖthe killingl-qatliإِنَّهُۥçünküinnahuكَانَkendisine yardım edilmiştirkānaمَنصُورًۭاhelpedmanṣūran٣٣
Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın. Haksız yere öldürülenin velisine bir yetki tanımışızdır. Artık o da öldürmekte aşırı gitmesin. Zira kendisi ne de olsa yardım görmüştür.
17:34
وَلَاve aslawalāتَقْرَبُوا۟yaklaşmayıntaqrabūمَالَmalınamālaٱلْيَتِيمِyetiminl-yatīmiإِلَّاdışındaillāبِٱلَّتِىobi-allatīهِىَ[it] ishiyaأَحْسَنُen güzel tarzaḥsanuحَتَّىٰkadarḥattāيَبْلُغَerginlik çağınayablughaأَشُدَّهُۥ ۚerişinceyeashuddahuوَأَوْفُوا۟ve yerine getirinwa-awfūبِٱلْعَهْدِ ۖahdibil-ʿahdiإِنَّçünküinnaٱلْعَهْدَahd'denl-ʿahdaكَانَsorulacaktırkānaمَسْـُٔولًۭاquestionedmasūlan٣٤
Yetimin malına ergin çağa ulaşana kadar en güzel şeklin dışında yaklaşmayın. Ahdi de yerine getirin, doğrusu verilen ahidde sorumluluk vardır.
17:35
وَأَوْفُوا۟tam yapınwa-awfūٱلْكَيْلَölçüyül-kaylaإِذَاzamanidhāكِلْتُمْölçtüğünüzkil'tumوَزِنُوا۟tartınwazinūبِٱلْقِسْطَاسِterazi ilebil-qis'ṭāsiٱلْمُسْتَقِيمِ ۚdoğrul-mus'taqīmiذَٰلِكَbudhālikaخَيْرٌۭdaha iyidirkhayrunوَأَحْسَنُve daha güzeldirwa-aḥsanuتَأْوِيلًۭاsonuç bakımındantawīlan٣٥
Bir şeyi ölçtüğünüz zaman, ölçüyü tam tutun, doğru teraziyle tartın. Böyle yapmak, sonuç itibariyle daha güzel ve daha iyidir.
17:36
وَلَاvewalāتَقْفُardına düşmetaqfuمَاşeyinلَيْسَolmayanlaysaلَكَseninlakaبِهِۦhakkındabihiعِلْمٌ ۚbilginʿil'munإِنَّçünküinnaٱلسَّمْعَkulakl-samʿaوَٱلْبَصَرَve gözwal-baṣaraوَٱلْفُؤَادَve gönülwal-fuādaكُلُّhepsikulluأُو۟لَـٰٓئِكَbunlarınulāikaكَانَo(yaptığı)ndankānaعَنْهُ[about it]ʿanhuمَسْـُٔولًۭاsorumludurmasūlan٣٦
Bilmediğin şeyin ardına düşme; doğrusu kulak, göz ve kalp, bunların hepsi o şeyden sorumlu olur.
17:37
وَلَاvewalāتَمْشِyürümetamshiفِىyeryüzündeٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiمَرَحًا ۖkabara kabaramaraḥanإِنَّكَçünkü seninnakaلَنyırtamazsınlanتَخْرِقَteartakhriqaٱلْأَرْضَyeril-arḍaوَلَنvewalanتَبْلُغَerişemezsintablughaٱلْجِبَالَdağlaral-jibālaطُولًۭاboycaṭūlan٣٧
Yeryüzünde böbürlenerek yürüme, çünkü sen ne yeri delebilir ve ne de boyca dağlara ulaşabilirsin.
17:38
كُلُّhepsikulluذَٰلِكَbunlarındhālikaكَانَolandırkānaسَيِّئُهُۥkötüsayyi-uhuعِندَkatındaʿindaرَبِّكَRabbininrabbikaمَكْرُوهًۭاhoş görülmeyen şeylerdirmakrūhan٣٨
Rabbinin katında bunların hepsi beğenilmeyen kötü şeylerdir.
17:39
ذَٰلِكَşunlardhālikaمِمَّآşeyndendirmimmāأَوْحَىٰٓvahyettiğiawḥāإِلَيْكَsanailaykaرَبُّكَRabbininrabbukaمِنَHikmettenminaٱلْحِكْمَةِ ۗthe wisdoml-ḥik'matiوَلَاedinmewalāتَجْعَلْmaketajʿalمَعَile berebermaʿaٱللَّهِAllahl-lahiإِلَـٰهًاtanrıilāhanءَاخَرَbaşkaākharaفَتُلْقَىٰsonra atılırsınfatul'qāفِىcehennemeجَهَنَّمَHelljahannamaمَلُومًۭاkınanmış olarakmalūmanمَّدْحُورًاuzaklaştırılmış olarakmadḥūran٣٩
Bunlar Rabbinin sana bildirdiği hikmetlerdir. Sakın Allah'la beraber başka tanrı edinme. Yoksa yerilmiş ve kovulmuş olarak cehenneme atılırsın.
17:40
أَفَأَصْفَىٰكُمْsize seçti (öyle) mi?'afa-aṣfākumرَبُّكُمRabbinizrabbukumبِٱلْبَنِينَoğullarıbil-banīnaوَٱتَّخَذَve edindi (kendisine)wa-ittakhadhaمِنَmeleklerdenminaٱلْمَلَـٰٓئِكَةِthe Angelsl-malāikatiإِنَـٰثًا ۚkadınlarināthanإِنَّكُمْgerçekten sizinnakumلَتَقُولُونَsöylüyorsunuzlataqūlūnaقَوْلًاbir sözqawlanعَظِيمًۭاbüyük (çok tehlikeli)ʿaẓīman٤٠
Rabbiniz oğulları size ayırdı, seçti de kendisi için kız olarak melekleri mi edindi? Doğrusu siz büyük söz söylüyorsunuz.
17:41
وَلَقَدْandolsunwalaqadصَرَّفْنَاbiz türlü biçimlerde anlattıkṣarrafnāفِىbuهَـٰذَاthishādhāٱلْقُرْءَانِKur'an'dal-qur'āniلِيَذَّكَّرُوا۟düşünüp anlasınlar diyeliyadhakkarūوَمَاfakat (bu)wamāيَزِيدُهُمْartırmıyoryazīduhumإِلَّاbaşkasınıillāنُفُورًۭاnefretlerindennufūran٤١
Biz, and olsun ki öğüt almaları için bu Kuran'da bunları türlü türlü açıkladık. Fakat bu açıklamalar ancak onların nefretini artırmıştır.
17:42
قُلde kiqulلَّوْeğerlawكَانَolsaydıkānaمَعَهُۥٓO'nunla berabermaʿahuءَالِهَةٌۭtanrılarālihatunكَمَاgibikamāيَقُولُونَdedikleriyaqūlūnaإِذًۭاo zamanidhanلَّٱبْتَغَوْا۟onlar da ararlardıla-ib'taghawإِلَىٰsahibineilāذِى(the) OwnerdhīٱلْعَرْشِArşınl-ʿarshiسَبِيلًۭاbir yolsabīlan٤٢
De ki: "Eğer dedikleri gibi Allah'la beraber tanrılar bulunsaydı, o takdirde hepsi arşın sahibiyle savaşmaya bir yol ararlardı."
17:43
سُبْحَـٰنَهُۥ(haşa) münezzehtir Osub'ḥānahuوَتَعَـٰلَىٰve uludurwataʿālāعَمَّاonların dediklerindenʿammāيَقُولُونَthey sayyaqūlūnaعُلُوًّۭاyücedirʿuluwwanكَبِيرًۭاçokkabīran٤٣
O, onların söylediklerinden Münezzeh'tir, Yüce'dir, Ulu'dur.
17:44
تُسَبِّحُtesbih ederlertusabbiḥuلَهُO'nulahuٱلسَّمَـٰوَٰتُgökl-samāwātuٱلسَّبْعُyedil-sabʿuوَٱلْأَرْضُve yeryüzüwal-arḍuوَمَنve kimselerwamanفِيهِنَّ ۚbunların içindekifīhinnaوَإِنve yokturwa-inمِّنhiçbirminشَىْءٍşeyshayinإِلَّاtesbih etmeyenillāيُسَبِّحُglorifiesyusabbiḥuبِحَمْدِهِۦhamd ilebiḥamdihiوَلَـٰكِنamawalākinلَّاsiz anlamazsınızتَفْقَهُونَyou understandtafqahūnaتَسْبِيحَهُمْ ۗonların tesbihlerinitasbīḥahumإِنَّهُۥşüphesiz OinnahuكَانَhalimdirkānaحَلِيمًاEver-Forbearingḥalīmanغَفُورًۭاçok bağışlayandırghafūran٤٤
Yedi gök, yer ve bunlarda bulunanlar O'nu tesbih eder; O'nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur; fakat siz onların tesbihlerini anlamazsınız. Doğrusu O Halim olandır, Bağışlayan'dır.
17:45
وَإِذَاve zamanwa-idhāقَرَأْتَokuduğunqarataٱلْقُرْءَانَKur'anl-qur'ānaجَعَلْنَاçekerizjaʿalnāبَيْنَكَseninle (aranıza)baynakaوَبَيْنَarasınawabaynaٱلَّذِينَkimselerinalladhīnaلَاinanmayan(ların)يُؤْمِنُونَbelieveyu'minūnaبِٱلْـَٔاخِرَةِahiretebil-ākhiratiحِجَابًۭاbir perdeḥijābanمَّسْتُورًۭاgizlimastūran٤٥
Kuran okuduğun zaman senin ile ahirete inanmayan kimseler arasına görünmeyen bir perde çekeriz.
17:46
وَجَعَلْنَاve kılarız (koyarız)wajaʿalnāعَلَىٰüzerineʿalāقُلُوبِهِمْkableriqulūbihimأَكِنَّةًkabuklarakinnatanأَنonu anlamalarına engel olacakanيَفْقَهُوهُthey understand ityafqahūhuوَفِىٓvewafīءَاذَانِهِمْkulaklarınaādhānihimوَقْرًۭا ۚbir ağırlıkwaqranوَإِذَاve zamanwa-idhāذَكَرْتَandığındhakartaرَبَّكَRabbinirabbakaفِىKur'an'daٱلْقُرْءَانِthe Quranl-qur'āniوَحْدَهُۥbirliğiniwaḥdahuوَلَّوْا۟dönüpwallawعَلَىٰٓarkalarınaʿalāأَدْبَـٰرِهِمْtheir backsadbārihimنُفُورًۭاkaçarlarnufūran٤٦
Kuran'ı anlarlar diye kalblerine örtüler ve kulaklarına da ağırlık koyduk. Kuran'da Rabbini bir tek olarak andığın zaman, onlar ürkerek ardlarına dönerler.
17:47
نَّحْنُbiznaḥnuأَعْلَمُgayet iyi biliyoruzaʿlamuبِمَاne sebeplebimāيَسْتَمِعُونَdinledikleriniyastamiʿūnaبِهِۦٓonlarınbihiإِذْdinlerkenidhيَسْتَمِعُونَthey listenyastamiʿūnaإِلَيْكَseniilaykaوَإِذْve zamanwa-idhهُمْonlarhumنَجْوَىٰٓfısıldaşırkennajwāإِذْzamanidhيَقُولُdedikleriyaqūluٱلظَّـٰلِمُونَzalimlerinl-ẓālimūnaإِنsiz uymuyorsunuzinتَتَّبِعُونَyou followtattabiʿūnaإِلَّاbaşkasınaillāرَجُلًۭاbir adamdanrajulanمَّسْحُورًاbüyülenmişmasḥūran٤٧
Seni dinledikleri zaman neye kulak verdiklerini ve gizli toplantılarında zalimlerin: "Siz sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediklerini Biz çok iyi biliriz.
17:48
ٱنظُرْbakunẓurكَيْفَnasılkayfaضَرَبُوا۟misaller verdilerḍarabūلَكَsanalakaٱلْأَمْثَالَbezetmelerlel-amthālaفَضَلُّوا۟şaştılarfaḍallūفَلَاartık bir dahafalāيَسْتَطِيعُونَbulamazlaryastaṭīʿūnaسَبِيلًۭاyolusabīlan٤٨
Sana nasıl misaller verdiklerine bir bak! Bu yüzden sapmışlardır, artık bir yol da bulamamaktadırlar.
17:49
وَقَالُوٓا۟ve dediler kiwaqālūأَءِذَاmi?a-idhāكُنَّاbiz ikenkunnāعِظَـٰمًۭاkemiklerʿiẓāmanوَرُفَـٰتًاve ufalanmış toprakwarufātanأَءِنَّاbiz miyiz?a-innāلَمَبْعُوثُونَdiriltileceklamabʿūthūnaخَلْقًۭاyaratılışlakhalqanجَدِيدًۭاyeni birjadīdan٤٩
"Biz kemik ve ufalanmış toprak olduğumuz zaman, yeniden mutlaka dirilecek miyiz? derler.
17:50
۞ قُلْde kiqulكُونُوا۟(ister) olunkūnūحِجَارَةًtaşḥijāratanأَوْveyaawحَدِيدًاdemirḥadīdan٥٠
De ki: "İster taş veya demir ya da kalbinizde büyüttüğünüz başka bir yaratık olun, yine de dirileceksiniz." "Bizi tekrar kim diriltir?" derler; de ki: "Sizi ilk defa yaratan." Sana başlarını sallayarak: "Ne zamandır bu?" derler. "Yakında olması mümkündür" de.
17:51
أَوْveyaawخَلْقًۭاyaratıkkhalqanمِّمَّاherhangi birmimmāيَكْبُرُbüyüyenyakburuفِىgönlünüzdeصُدُورِكُمْ ۚyour breastsṣudūrikumفَسَيَقُولُونَdiyecekler kifasayaqūlūnaمَنkimmanيُعِيدُنَا ۖbizi tekrar döndürebiliryuʿīdunāقُلِde kiquliٱلَّذِىsizi yaratanalladhīفَطَرَكُمْcreated youfaṭarakumأَوَّلَilkawwalaمَرَّةٍۢ ۚdefamarratinفَسَيُنْغِضُونَalaylı alaylı sallayacaklarfasayun'ghiḍūnaإِلَيْكَsanailaykaرُءُوسَهُمْbaşlarınıruūsahumوَيَقُولُونَve diyeceklerwayaqūlūnaمَتَىٰNe zaman?matāهُوَ ۖohuwaقُلْde kiqulعَسَىٰٓbelki deʿasāأَنolabiliranيَكُونَ(it) will beyakūnaقَرِيبًۭاpek yakınqarīban٥١
De ki: "İster taş veya demir ya da kalbinizde büyüttüğünüz başka bir yaratık olun, yine de dirileceksiniz." "Bizi tekrar kim diriltir?" derler; de ki: "Sizi ilk defa yaratan." Sana başlarını sallayarak: "Ne zamandır bu?" derler. "Yakında olması mümkündür" de.
17:52
يَوْمَgünyawmaيَدْعُوكُمْsizi çağıracağıyadʿūkumفَتَسْتَجِيبُونَçağrısına uyarsınızfatastajībūnaبِحَمْدِهِۦO'na hamdederekbiḥamdihiوَتَظُنُّونَve sanırsınızwataẓunnūnaإِن(dünyada) kalmadınızinلَّبِثْتُمْyou had remainedlabith'tumإِلَّاdışındaillāقَلِيلًۭاpek az (bir süre)qalīlan٥٢
Sizi çağırdığı gün, O'na hamdederek davetine uyarsınız ve kabirlerinizde pek az bir müddet kaldığınızı sanırsınız.
17:53
وَقُلve söylewaqulلِّعِبَادِىkullarımaliʿibādīيَقُولُوا۟söylesinleryaqūlūٱلَّتِىoallatīهِىَwhichhiyaأَحْسَنُ ۚen güzel (sözü)aḥsanuإِنَّçünküinnaٱلشَّيْطَـٰنَşeytanl-shayṭānaيَنزَغُgireryanzaghuبَيْنَهُمْ ۚaralarınabaynahumإِنَّdoğrusuinnaٱلشَّيْطَـٰنَşeytanl-shayṭānaكَانَinsanınkānaلِلْإِنسَـٰنِto the manlil'insāniعَدُوًّۭاdüşmanıdırʿaduwwanمُّبِينًۭاapaçıkmubīnan٥٣
İnanan kullarıma söyle, en güzel şekilde konuşsunlar. Doğrusu şeytan aralarını bozmak ister. Şeytan şüphesiz insanın apaçık düşmanıdır.
17:54
رَّبُّكُمْRabbinizrabbukumأَعْلَمُdaha iyi biliraʿlamuبِكُمْ ۖsizibikumإِنeğerinيَشَأْdilerseyashaيَرْحَمْكُمْsize acıryarḥamkumأَوْveyaawإِنeğerinيَشَأْdilerseyashaيُعَذِّبْكُمْ ۚsize azabederyuʿadhib'kumوَمَآbiz seni göndermedikwamāأَرْسَلْنَـٰكَWe have sent youarsalnākaعَلَيْهِمْonların üzerineʿalayhimوَكِيلًۭاbir vekilwakīlan٥٤
Rabbiniz sizi daha iyi bilir. Dilerse size merhamet eder veya dilerse size azabeder. Biz seni onlara vekil olarak göndermedik.
17:55
وَرَبُّكَve Rabbinwarabbukaأَعْلَمُdaha iyi biliraʿlamuبِمَنolanlarıbimanفِىgöklerdeٱلسَّمَـٰوَٰتِthe heavensl-samāwātiوَٱلْأَرْضِ ۗve yerdewal-arḍiوَلَقَدْve andolsun kiwalaqadفَضَّلْنَاbiz üstün kıldıkfaḍḍalnāبَعْضَkiminibaʿḍaٱلنَّبِيِّـۧنَpeygamberlerinl-nabiyīnaعَلَىٰüzerineʿalāبَعْضٍۢ ۖkimibaʿḍinوَءَاتَيْنَاve verdikwaātaynāدَاوُۥدَDavud'a dadāwūdaزَبُورًۭاZebur'uzabūran٥٥
Göklerde ve yerde olan kimseleri Rabbin daha iyi bilir. And olsun ki peygamberleri birbirinden üstün kılmış ve Davud'a Zebur vermişizdir.
17:56
قُلِde kiquliٱدْعُوا۟yalvarınid'ʿūٱلَّذِينَ(tanrı olduğunu) sandığınız şeylerealladhīnaزَعَمْتُمyou claimedzaʿamtumمِّنO'ndan başkaminدُونِهِۦbesides Himdūnihiفَلَا(fakat)falāيَمْلِكُونَgüçleri yetmezyamlikūnaكَشْفَgidermeyekashfaٱلضُّرِّsıkıntıyıl-ḍuriعَنكُمْsizdenʿankumوَلَاvewalāتَحْوِيلًاdeğiştirmeyetaḥwīlan٥٦
De ki: "Allah'tan başka tanrı olduğunu sandıklarınızı çağırın; sizin bir sıkıntınızı gidermeye ve onu değiştirmeye güçleri yetmez."
17:57
أُو۟لَـٰٓئِكَonlarınulāikaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaيَدْعُونَyalvardıklarıyadʿūnaيَبْتَغُونَararlaryabtaghūnaإِلَىٰRablerineilāرَبِّهِمُtheir Lordrabbihimuٱلْوَسِيلَةَbir vesilel-wasīlataأَيُّهُمْhangisiayyuhumأَقْرَبُen yakın (diye)aqrabuوَيَرْجُونَve umarlarwayarjūnaرَحْمَتَهُۥO'nun merhametiniraḥmatahuوَيَخَافُونَve korkarlarwayakhāfūnaعَذَابَهُۥٓ ۚazabındanʿadhābahuإِنَّçünküinnaعَذَابَazabıʿadhābaرَبِّكَRabbininrabbikaكَانَcidden korkunçturkānaمَحْذُورًۭا(ever) fearedmaḥdhūran٥٧
Taptıkları putlar Rablerine daha yakın olmak için vesile ararlar. O'nun rahmetini umar, azabından korkarlar. Zira Rabbinin azabı korkmağa değer.
17:58
وَإِنyoktur kiwa-inمِّنhiçbirminقَرْيَةٍkentqaryatinإِلَّاancakillāنَحْنُbiznaḥnuمُهْلِكُوهَاonu yok ederizmuh'likūhāقَبْلَönceqablaيَوْمِgünündenyawmiٱلْقِيَـٰمَةِkıyametl-qiyāmatiأَوْyahutawمُعَذِّبُوهَاona azab ederizmuʿadhibūhāعَذَابًۭاazap ileʿadhābanشَدِيدًۭا ۚşiddetli birshadīdanكَانَBukānaذَٰلِكَThat isdhālikaفِىKitaptaٱلْكِتَـٰبِthe Bookl-kitābiمَسْطُورًۭاyazılmıştırmasṭūran٥٨
Kıyamet gününden önce ortadan kaldırmayacağımız veya çetin azaba uğratmayacağımız bir şehir yoktur. Bu, Kitap'da yazılıdır.
17:59
وَمَاve yokturwamāمَنَعَنَآbizi alıkoyanmanaʿanāأَنgöndermektenanنُّرْسِلَWe sendnur'silaبِٱلْـَٔايَـٰتِayetler (mu'cizeler)bil-āyātiإِلَّآdışındaillāأَنyalanlamalarıanكَذَّبَdeniedkadhabaبِهَا(onları)bihāٱلْأَوَّلُونَ ۚevvelkilerinl-awalūnaوَءَاتَيْنَاve verdikwaātaynāثَمُودَSemud'athamūdaٱلنَّاقَةَdişi deveyil-nāqataمُبْصِرَةًۭaçık bir mu'cize olarakmub'ṣiratanفَظَلَمُوا۟o zulmetmelerine sebeb oldufaẓalamūبِهَا ۚonlarabihāوَمَاvewamāنُرْسِلُbiz göndermeyiznur'siluبِٱلْـَٔايَـٰتِmu'cizeleribil-āyātiإِلَّاdışındaillāتَخْوِيفًۭاkorkutmaktakhwīfan٥٩
Bizi mucize göndermekten alıkoyan, ancak, öncekilerin onları yalanlamış olmalarıdır. Semud milletine gözle görülebilen bir mucize, bir dişi deve vermiştik de ona zulmetmişlerdi. Oysa Biz mucizeleri yalnız korkutmak için göndeririz.
17:60
وَإِذْbir zamanwa-idhقُلْنَاdemiştikqul'nāلَكَsanalakaإِنَّşüphesizinnaرَبَّكَRabbinrabbakaأَحَاطَkuşatmıştıraḥāṭaبِٱلنَّاسِ ۚinsanlarıbil-nāsiوَمَاbiz yapmadıkwamāجَعَلْنَاWe madejaʿalnāٱلرُّءْيَاrü'yayıl-ru'yāٱلَّتِىٓsana gösterdiğimizallatīأَرَيْنَـٰكَWe showed youaraynākaإِلَّاbaşka bir şeyillāفِتْنَةًۭsınama (aracı)fit'natanلِّلنَّاسِinsanlar içinlilnnāsiوَٱلشَّجَرَةَve ağacıwal-shajarataٱلْمَلْعُونَةَla'netlenmişl-malʿūnataفِىKur'an'daٱلْقُرْءَانِ ۚthe Quranl-qur'āniوَنُخَوِّفُهُمْbiz onları korkutuyoruzwanukhawwifuhumفَمَاfakatfamāيَزِيدُهُمْartırmıyoryazīduhumإِلَّاbaşkasınıillāطُغْيَـٰنًۭاazgınlıklarındanṭugh'yānanكَبِيرًۭاdaha da fazlakabīran٦٠
Sana: "Rabbin şüphesiz insanları kuşatmıştır" demiştik; sana gösterdiğimiz rüya ile ve Kuran'da lanetlenmiş ağaçla, sadece insanları denedik. Biz onları korkutuyoruz, fakat bu onlara büyük taşkınlık vermekten başka birşeye yaramıyor.
17:61
وَإِذْbir zamanwa-idhقُلْنَاdemiştikqul'nāلِلْمَلَـٰٓئِكَةِmeleklerelil'malāikatiٱسْجُدُوا۟secde edinus'judūلِـَٔادَمَAdem'eliādamaفَسَجَدُوٓا۟secde ettilerfasajadūإِلَّآdışındaillāإِبْلِيسَİblisib'līsaقَالَdediqālaءَأَسْجُدُben mi secde edeceğim?a-asjuduلِمَنْkimseyelimanخَلَقْتَyarattığınkhalaqtaطِينًۭاçamur olarakṭīnan٦١
Meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik, İblis'ten başka hepsi secde etmiş, o ise: "çamurdan yarattığına mı secde edeceğim?" demişti.
17:62
قَالَdediqālaأَرَءَيْتَكَgördün mü?ara-aytakaهَـٰذَاşuhādhāٱلَّذِىüstün yaptığınıalladhīكَرَّمْتَYou have honoredkarramtaعَلَىَّbendenʿalayyaلَئِنْandolsun eğerla-inأَخَّرْتَنِbeni ertelersenakhartaniإِلَىٰkadarilāيَوْمِgününeyawmiٱلْقِيَـٰمَةِkıyametl-qiyāmatiلَأَحْتَنِكَنَّhakimiyetime alacağımla-aḥtanikannaذُرِّيَّتَهُۥٓonun zürriyetinidhurriyyatahuإِلَّاhariçillāقَلِيلًۭاpek azıqalīlan٦٢
"Benden üstün kıldığını görüyor musun? Kıyamet gününe kadar beni ertelersen, and olsun ki, azı bir yana, onun soyunu kendi buyruğum altına alacağım" demişti.
17:63
قَالَ(Allah) dedi kiqālaٱذْهَبْgitidh'habفَمَنkimfamanتَبِعَكَsana uyarsatabiʿakaمِنْهُمْonlardanmin'humفَإِنَّşüphesizfa-innaجَهَنَّمَcehennemdirjahannamaجَزَآؤُكُمْcezanızjazāukumجَزَآءًۭbir cezajazāanمَّوْفُورًۭاmükemmelmawfūran٦٣
Allah: "Haydi git! Onlardan sana kim uyarsa bil ki, cehennem hepinizin cezası olur, hem de tam bir ceza" dedi.
17:64
وَٱسْتَفْزِزْyerinden oynatwa-is'tafzizمَنِkimseyimaniٱسْتَطَعْتَgücünün yettiğiis'taṭaʿtaمِنْهُمonlardanmin'humبِصَوْتِكَsesinlebiṣawtikaوَأَجْلِبْve yaygarayı baswa-ajlibعَلَيْهِمonların üzerineʿalayhimبِخَيْلِكَatlılarınlabikhaylikaوَرَجِلِكَve yayalarınlawarajilikaوَشَارِكْهُمْve onlara ortak olwashārik'humفِىmallardaٱلْأَمْوَٰلِthe wealthl-amwāliوَٱلْأَوْلَـٰدِve evladlardawal-awlādiوَعِدْهُمْ ۚve onlara va'dler yapwaʿid'humوَمَاonlara va'detmezwamāيَعِدُهُمُpromises themyaʿiduhumuٱلشَّيْطَـٰنُşeytanl-shayṭānuإِلَّاbaşka bir şeyillāغُرُورًاaldatıştanghurūran٦٤
"Sesinle, gücünün yettiğini yerinden oynat, onlara karşı yaya ve atlılarınla haykırarak yürü, mallarına ve çocuklarına ortak ol, onlara vaadlerde bulun ama şeytan sadece onları aldatmak için vaadeder.
17:65
إِنَّşüphesizinnaعِبَادِىbenim kullarımaʿibādīلَيْسَyokturlaysaلَكَseninlakaعَلَيْهِمْonların üzerindeʿalayhimسُلْطَـٰنٌۭ ۚbir gücünsul'ṭānunوَكَفَىٰve yeterwakafāبِرَبِّكَRabbinbirabbikaوَكِيلًۭاvekil olarakwakīlan٦٥
Doğrusu Benim mümin kullarım üzerinde senin bir hakimiyetin olamaz. Rabbin vekil olarak yeter."
17:66
رَّبُّكُمُRabbinizrabbukumuٱلَّذِىO'dur kialladhīيُزْجِىyürütüryuz'jīلَكُمُsizelakumuٱلْفُلْكَgemileril-ful'kaفِىdenizdeٱلْبَحْرِthe seal-baḥriلِتَبْتَغُوا۟(payınızı) aramanız içinlitabtaghūمِنlutfundanminفَضْلِهِۦٓ ۚHis Bountyfaḍlihiإِنَّهُۥdoğrsu Oinnahuكَانَsizekānaبِكُمْto youbikumرَحِيمًۭاçok acırraḥīman٦٦
Rabbiniz, bol nimetinden elde edesiniz diye, denizde gemileri sizin için yüzdürür. O, size merhamet eder.
17:67
وَإِذَاzamanwa-idhāمَسَّكُمُsize dokunduğumassakumuٱلضُّرُّbir sıkıntıl-ḍuruفِىdenizdeٱلْبَحْرِthe seal-baḥriضَلَّkaybolurḍallaمَنbütün yalvardıklarınızmanتَدْعُونَyou calltadʿūnaإِلَّآbaşkaillāإِيَّاهُ ۖO'ndaniyyāhuفَلَمَّاfakat (O)falammāنَجَّىٰكُمْsizi kurtarıp çıkarıncanajjākumإِلَىkarayailāٱلْبَرِّthe landl-bariأَعْرَضْتُمْ ۚyine yüz çevirirsinizaʿraḍtumوَكَانَgerçektenwakānaٱلْإِنسَـٰنُinsanl-insānuكَفُورًاnankördürkafūran٦٧
Denizde bir sıkıntıya düştüğünüz zaman, Allah'tan başka yalvardıklarınız kaybolup gider, fakat O sizi karaya çıkararak kurtarınca yüz çevirirsiniz. Zaten insan pek nankördür.
17:68
أَفَأَمِنتُمْemin misiniz?afa-amintumأَنbatırmayacağındananيَخْسِفَHe will cause to swallowyakhsifaبِكُمْsizibikumجَانِبَters çeviripjānibaٱلْبَرِّkarayıl-bariأَوْyahutawيُرْسِلَgöndermeyeceğindenyur'silaعَلَيْكُمْüzerinizeʿalaykumحَاصِبًۭاtaşlar savuran bir kasırgaḥāṣibanثُمَّsonrathummaلَاbulamazsınızتَجِدُوا۟you will findtajidūلَكُمْkendinizelakumوَكِيلًاbir koruyucuwakīlan٦٨
Onun karada da, sizi yere batırmasından veya başınıza taş yağdırmasından güvende misiniz? Sonra kendinize bir koruyucu da bulamazsınız.
17:69
أَمْyoksaamأَمِنتُمْemin misiniz?amintumأَنsizi gönderipanيُعِيدَكُمْHe will send you backyuʿīdakumفِيهِorayafīhiتَارَةًbir kez dahatāratanأُخْرَىٰbir kez dahaukh'rāفَيُرْسِلَsalarakfayur'silaعَلَيْكُمْüstünüzeʿalaykumقَاصِفًۭاbir fırtınaqāṣifanمِّنَkırıp geçirenminaٱلرِّيحِthe windl-rīḥiفَيُغْرِقَكُمve sizi boğmayacağındanfayugh'riqakumبِمَاdolayıbimāكَفَرْتُمْ ۙinkar ettiğinizdenkafartumثُمَّO zamanthummaلَاbulamazsınızتَجِدُوا۟you will findtajidūلَكُمْkendinizelakumعَلَيْنَاbize karşıʿalaynāبِهِۦonubihiتَبِيعًۭاizleyip koruyacak birinitabīʿan٦٩
Yoksa sizi tekrar denize döndürüp, üzerinize ortalığı yıkan bir fırtına gönderip, inkarlarınızdan ötürü sizi suda boğmasından güvende misiniz? O zaman bize soru soracak bir yardımcı da bulamazsınız.
17:70
۞ وَلَقَدْve andolsunwalaqadكَرَّمْنَاbiz çok ikram ettikkarramnāبَنِىٓoğullarınabanīءَادَمَAdemādamaوَحَمَلْنَـٰهُمْve onları taşıdıkwaḥamalnāhumفِىkaradaٱلْبَرِّthe landl-bariوَٱلْبَحْرِve denizdewal-baḥriوَرَزَقْنَـٰهُمve onları besledikwarazaqnāhumمِّنَgüzel rızıklarlaminaٱلطَّيِّبَـٰتِthe good thingsl-ṭayibātiوَفَضَّلْنَـٰهُمْve onları üstün kıldıkwafaḍḍalnāhumعَلَىٰüzerineʿalāكَثِيرٍۢbir çoğukathīrinمِّمَّنْyarattıklarımızınmimmanخَلَقْنَاWe have createdkhalaqnāتَفْضِيلًۭاtam bir üstünlükletafḍīlan٧٠
And olsun ki, biz insanoğullarını şerefli kıldık, onların karada ve denizde gezmesini sağladık, temiz şeylerle onları rızıklandırdık, yaratıklarımızın pek çoğundan üstün kıldık.
17:71
يَوْمَgünyawmaنَدْعُوا۟çağırdığımıznadʿūكُلَّherkullaأُنَاسٍۭmilletiunāsinبِإِمَـٰمِهِمْ ۖimamıylabi-imāmihimفَمَنْkimlerinfamanأُوتِىَverilirseūtiyaكِتَـٰبَهُۥKitabıkitābahuبِيَمِينِهِۦsağındanbiyamīnihiفَأُو۟لَـٰٓئِكَişte onlarfa-ulāikaيَقْرَءُونَokurlaryaqraūnaكِتَـٰبَهُمْKitaplarınıkitābahumوَلَاvewalāيُظْلَمُونَhaksızlığa uğratılmazlaryuẓ'lamūnaفَتِيلًۭاen ufakfatīlan٧١
Bir gün bütün insanları önderleriyle beraber çağırırız. O gün kitabı sağından verilenler, işte onlar kitablarını okurlar. Onlara kıl kadar haksizlik edilmez.
17:72
وَمَنve kimsewamanكَانَolankānaفِىşu (dünyada)هَـٰذِهِۦٓthis (world)hādhihiأَعْمَىٰköraʿmāفَهُوَofahuwaفِىahirette deٱلْـَٔاخِرَةِthe Hereafterl-ākhiratiأَعْمَىٰkördüraʿmāوَأَضَلُّve daha da sapıktırwa-aḍalluسَبِيلًۭاyolusabīlan٧٢
Bu dünyada kalbi kör olan, ahirette de kör ve daha şaşkındır.
17:73
وَإِنve eğerwa-inكَادُوا۟az daha onlarkādūلَيَفْتِنُونَكَseni kandıracaklardılayaftinūnakaعَنِvahyettiğimizdenʿaniٱلَّذِىٓthat whichalladhīأَوْحَيْنَآWe revealedawḥaynāإِلَيْكَsanailaykaلِتَفْتَرِىَiftira atman içinlitaftariyaعَلَيْنَاüstümüzeʿalaynāغَيْرَهُۥ ۖondan başkasınıghayrahuوَإِذًۭاişte o zamanwa-idhanلَّٱتَّخَذُوكَseni edinirlerdila-ittakhadhūkaخَلِيلًۭاdostkhalīlan٧٣
Seni, sana vahyettiğimizden ayırıp başka bir şeyi Bize karşı uydurman için uğraşırlar. O zaman seni dost edinirler.
17:74
وَلَوْلَآeğer olmasaydıkwalawlāأَنbiz seni sağlamlaştırmışanثَبَّتْنَـٰكَWe (had) strengthened youthabbatnākaلَقَدْgerçektenlaqadكِدتَّneredeysekidttaتَرْكَنُyanaşacaktıntarkanuإِلَيْهِمْonlarailayhimشَيْـًۭٔاbir parçashayanقَلِيلًاa littleqalīlan٧٤
Sana sebat vermemiş olsaydık, and olsun ki, az da olsa onlara meyledecektin.
17:75
إِذًۭاo takdirdeidhanلَّأَذَقْنَـٰكَsana taddırırdıkla-adhaqnākaضِعْفَkat katḍiʿ'faٱلْحَيَوٰةِhayatıl-ḥayatiوَضِعْفَve kat katwaḍiʿ'faٱلْمَمَاتِölümül-mamātiثُمَّsonrathummaلَاbulamazdınتَجِدُyou (would) have foundtajiduلَكَkendinelakaعَلَيْنَاbize karşıʿalaynāنَصِيرًۭاbir yardımcınaṣīran٧٥
O takdirde sana, hayatın da ölümün de, kat kat azabını tattırırdık. Sonra bize karşı bir yardımcı da bulamazdın.
17:76
وَإِنvewa-inكَادُوا۟neredeysekādūلَيَسْتَفِزُّونَكَseni tedirgin edeceklerdilayastafizzūnakaمِنَyurdundanminaٱلْأَرْضِthe landl-arḍiلِيُخْرِجُوكَçıkarmak içinliyukh'rijūkaمِنْهَا ۖoradanmin'hāوَإِذًۭاo takdirdewa-idhanلَّاkalamazlarيَلْبَثُونَthey (would) have stayedyalbathūnaخِلَـٰفَكَsenin ardındankhilāfakaإِلَّاancakillāقَلِيلًۭاpek azqalīlan٧٦
Memleketinden çıkarmak için seni nerdeyse zorlayacaklardı. O takdirde senin ardından onlar da pek az kalabilirlerdi.
17:77
سُنَّةَyasası (budur)sunnataمَنkimseninmanقَدْgönderdiğimizqadأَرْسَلْنَاWe sentarsalnāقَبْلَكَsenden önceqablakaمِنelçilerimizdenminرُّسُلِنَا ۖOur Messengersrusulināوَلَاve aslawalāتَجِدُbulamazsıntajiduلِسُنَّتِنَاbizim yasamızdalisunnatināتَحْوِيلًاbir değişikliktaḥwīlan٧٧
Bu, senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimize de uyguladığımız yasadır. Sen bizim yasamızda değişiklik bulamazsın.
17:78
أَقِمِkılaqimiٱلصَّلَوٰةَnamazl-ṣalataلِدُلُوكِsarkmasındanlidulūkiٱلشَّمْسِgüneşinl-shamsiإِلَىٰkadarilāغَسَقِkararmasınaghasaqiٱلَّيْلِgeceninal-layliوَقُرْءَانَve Kur'an'ını da (unutma)waqur'ānaٱلْفَجْرِ ۖsabahınl-fajriإِنَّçünküinnaقُرْءَانَKur'anqur'ānaٱلْفَجْرِsabahl-fajriكَانَgörülecek şeydirkānaمَشْهُودًۭاever witnessedmashhūdan٧٨
Güneşin batıya yönelmesinden gecenin kararmasına kadar namaz kıl; sabah vakti de namaz kıl, zira sabah namazına melekler şahit olur.
17:79
وَمِنَbir kısmındawaminaٱلَّيْلِgeceninal-layliفَتَهَجَّدْuyan (teheccüd kıl)fatahajjadبِهِۦözgü olarakbihiنَافِلَةًۭ(as) additionalnāfilatanلَّكَsanalakaعَسَىٰٓumulur kiʿasāأَنseni ulaştırıranيَبْعَثَكَwill raise youyabʿathakaرَبُّكَRabbinrabbukaمَقَامًۭاbir makamamaqāmanمَّحْمُودًۭاgüzelmaḥmūdan٧٩
Geceleyin uyanıp, yalnız sana mahsus olarak fazladan namaz kıl. Belki de Rabbin seni övülecek makama yükseltir.
17:80
وَقُلve de kiwaqulرَّبِّRabbimrabbiأَدْخِلْنِىbeni girdiradkhil'nīمُدْخَلَgirdirişiylemud'khalaصِدْقٍۢdoğrulukṣid'qinوَأَخْرِجْنِىve beni çıkarwa-akhrij'nīمُخْرَجَçıkarışiylemukh'rajaصِدْقٍۢdoğrulukṣid'qinوَٱجْعَلve verwa-ij'ʿalلِّىbanaمِنkatındanminلَّدُنكَnear Youladunkaسُلْطَـٰنًۭاbir güçsul'ṭānanنَّصِيرًۭاyardımcınaṣīran٨٠
De ki: "Rabbim! Beni dahil edeceğin yere hoşnutluk ve esenlikle dahil et; çıkaracağın yerden de hoşnutluk ve esenlikle çıkar. Katından beni destekleyecek bir kuvvet ver."
17:81
وَقُلْve de kiwaqulجَآءَgeldijāaٱلْحَقُّHakl-ḥaquوَزَهَقَve gitti;wazahaqaٱلْبَـٰطِلُ ۚbatıll-bāṭiluإِنَّzateninnaٱلْبَـٰطِلَbatıll-bāṭilaكَانَyok olmağa mahkumdurkānaزَهُوقًۭا(bound) to perishzahūqan٨١
De ki: "Hak geldi, batıl ortadan kalkmaya mahkumdur."
17:82
وَنُنَزِّلُve biz indiriyoruzwanunazziluمِنَKur'andanminaٱلْقُرْءَانِthe Quranl-qur'āniمَاşeylerهُوَohuwaشِفَآءٌۭşifa (olan)shifāonوَرَحْمَةٌۭve rahmetwaraḥmatunلِّلْمُؤْمِنِينَ ۙmü'minlerelil'mu'minīnaوَلَاama (bu)walāيَزِيدُartırmazyazīduٱلظَّـٰلِمِينَzalimlerinl-ẓālimīnaإِلَّاbaşka bir şeyillāخَسَارًۭاziyanındankhasāran٨٢
Kuran'dan inananlara rahmet ve şifa olan şeyler indiriyoruz. O, zalimlerin ise sadece kaybını artırır.
17:83
وَإِذَآne zamanwa-idhāأَنْعَمْنَاni'met versekanʿamnāعَلَىinsanaʿalāٱلْإِنسَـٰنِmanl-insāniأَعْرَضَyüz çeviripaʿraḍaوَنَـَٔاdönerwanaāبِجَانِبِهِۦ ۖyanınıbijānibihiوَإِذَاve ne zaman kiwa-idhāمَسَّهُona dokunsamassahuٱلشَّرُّbir zararl-sharuكَانَumutsuzluğa düşerkānaيَـُٔوسًۭا(in) despairyaūsan٨٣
İnsana nimet verdiğimiz zaman yüz çevirerek yan çizer; başına bir kötülük gelince de yese düşer.
17:84
قُلْde kiqulكُلٌّۭherkeskullunيَعْمَلُhareket ederyaʿmaluعَلَىٰüzerineʿalāشَاكِلَتِهِۦkendi karakterishākilatihiفَرَبُّكُمْRabbinizfarabbukumأَعْلَمُdaha iyi biliraʿlamuبِمَنْkiminbimanهُوَohuwaأَهْدَىٰen doğruahdāسَبِيلًۭاyoldadırsabīlan٨٤
De ki: "Herkes yaradılışına göre davranır. Rabbiniz kimin en doğru yolda olduğunu bilir."
17:85
وَيَسْـَٔلُونَكَve sana sorarlarwayasalūnakaعَنِruhtanʿaniٱلرُّوحِ ۖthe soull-rūḥiقُلِde kiquliٱلرُّوحُRuhl-rūḥuمِنْemrindendirminأَمْرِ(the) affairamriرَبِّىRabbiminrabbīوَمَآvewamāأُوتِيتُمsize verilmemiştirūtītumمِّنَilimdenminaٱلْعِلْمِthe knowledgel-ʿil'miإِلَّاdışındaillāقَلِيلًۭاpek az bir şeyqalīlan٨٥
Sana ruhun ne olduğunu soruyorlar, de ki: "Ruh, Rabbimin emrinden ibarettir. Bu hususta size pek az bilgi verilmiştir."
17:86
وَلَئِنandolsun eğerwala-inشِئْنَاbiz dilesekshi'nāلَنَذْهَبَنَّtamamen gideririzlanadhhabannaبِٱلَّذِىٓvahyettiğimizibi-alladhīأَوْحَيْنَآWe have revealedawḥaynāإِلَيْكَsanailaykaثُمَّsonrathummaلَاbulamazsınتَجِدُyou would findtajiduلَكَsanalakaبِهِۦbu konudabihiعَلَيْنَاbize karşıʿalaynāوَكِيلًاbir yardımcıwakīlan٨٦
Dileseydik and olsun ki, sana vahyettiğimizi alıp götürürdük. Sonra bize karşı duracak bir vekil de bulamazdın.
17:87
إِلَّاancak hariçillāرَحْمَةًۭrahmetiraḥmatanمِّنRabbininminرَّبِّكَ ۚyour LordrabbikaإِنَّçünküinnaفَضْلَهُۥO'nun lutfufaḍlahuكَانَsana olankānaعَلَيْكَupon youʿalaykaكَبِيرًۭاcidden büyüktürkabīran٨٧
Bunu yapmayışı ancak Rabbinin sana merhamet etmesindendir. Çünkü O'nun sana olan nimeti büyüktür.
17:88
قُلde kiqulلَّئِنِandolsun eğerla-iniٱجْتَمَعَتِtoplansalarij'tamaʿatiٱلْإِنسُinsan(lar)l-insuوَٱلْجِنُّve cin(ler)wal-jinuعَلَىٰٓüzereʿalāأَنgetirmekanيَأْتُوا۟bringyatūبِمِثْلِbir benzerinibimith'liهَـٰذَاbuhādhāٱلْقُرْءَانِKur'an'ınl-qur'āniلَاgetiremezlerيَأْتُونَthey (could) bringyatūnaبِمِثْلِهِۦonun benzerinibimith'lihiوَلَوْve eğerwalawكَانَolsalarkānaبَعْضُهُمْbiribaʿḍuhumلِبَعْضٍۢdiğerinelibaʿḍinظَهِيرًۭاarka (destek)ẓahīran٨٨
De ki: "İnsanlar ve cinler, birbirine yardımcı olarak bu Kuran'ın bir benzerini ortaya koymak için bir araya gelseler, and olsun ki, yine de benzerini ortaya koyamazlar."
17:89
وَلَقَدْve andolsunwalaqadصَرَّفْنَاbiz türlü biçimlerde anlattıkṣarrafnāلِلنَّاسِinsanlaralilnnāsiفِىbuهَـٰذَاthishādhāٱلْقُرْءَانِKur'an'dal-qur'āniمِنherminكُلِّçeşitkulliمَثَلٍۢmisalimathalinفَأَبَىٰٓama direttilerfa-abāأَكْثَرُçoğuaktharuٱلنَّاسِinsanlardanl-nāsiإِلَّاancakillāكُفُورًۭاinkardakufūran٨٩
And olsun ki, biz Kuran'da insanlara türlü türlü misal gösterip açıkladık. Öyleyken insanların çoğu nankör olmakta direndiler.
17:90
وَقَالُوا۟dediler kiwaqālūلَنinanmayızlanنُّؤْمِنَwe will believenu'minaلَكَsanalakaحَتَّىٰkadarḥattāتَفْجُرَfışkırtıncayatafjuraلَنَاbizelanāمِنَyeryüzündenminaٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiيَنۢبُوعًاbir gözeyanbūʿan٩٠
Şöyle söylediler: "Bize, yerden kaynaklar fışkırtmadıkça sana inanmayacağız",
17:91
أَوْyahutawتَكُونَolmalıtakūnaلَكَseninlakaجَنَّةٌۭbir bahçenjannatunمِّنhurmalardanminنَّخِيلٍۢdate-palmsnakhīlinوَعِنَبٍۢve üzümlerdenwaʿinabinفَتُفَجِّرَfışkırtmalısınfatufajjiraٱلْأَنْهَـٰرَırmaklarl-anhāraخِلَـٰلَهَاaralarındankhilālahāتَفْجِيرًاgürül gürültafjīran٩١
"Veya hurmalıkların, bağların olup, aralarında ırmaklar akıtmalısın."
17:92
أَوْyahutawتُسْقِطَdüşürmelisintus'qiṭaٱلسَّمَآءَgöktenl-samāaكَمَاgibikamāزَعَمْتَzannettiğinzaʿamtaعَلَيْنَاüzerimizeʿalaynāكِسَفًاparçalarkisafanأَوْyahutawتَأْتِىَgetirmelisintatiyaبِٱللَّهِAllah'ıbil-lahiوَٱلْمَلَـٰٓئِكَةِve melekleriwal-malāikatiقَبِيلًاkarşımızaqabīlan٩٢
"Yahut da iddia ettiğin gibi, göğü tepemize parça parça düşürmeli, ya da Allah'ı ve melekleri karşımıza getirmelisin."
17:93
أَوْyahutawيَكُونَolmalıyakūnaلَكَseninlakaبَيْتٌۭbir evinbaytunمِّنaltındanminزُخْرُفٍornamentzukh'rufinأَوْya daawتَرْقَىٰçıkmalısıntarqāفِىgöğeٱلسَّمَآءِthe skyl-samāiوَلَنama aslawalanنُّؤْمِنَinanmayıznu'minaلِرُقِيِّكَsenin (göğe) çıkmanaliruqiyyikaحَتَّىٰindirmedikçeḥattāتُنَزِّلَyou bring downtunazzilaعَلَيْنَاüzerimizeʿalaynāكِتَـٰبًۭاbir Kitapkitābanنَّقْرَؤُهُۥ ۗokuyacağımıznaqra-uhuقُلْde kiqulسُبْحَانَşanı yücedirsub'ḥānaرَبِّىRabbiminrabbīهَلْmiyim?halكُنتُbenkuntuإِلَّاbaşka bir şeyillāبَشَرًۭاbir insan(dan)basharanرَّسُولًۭاelçi ol(arak gönderil)enrasūlan٩٣
"Veya altın bir evin olmalı, yahut göğe yükselmelisin ama oradan okuyacağımız bir kitap indirmezsen yine o yükselmene inanmayacağız." De ki: "Fesubhanallah! Ben peygamber olan bir insandan başka bir şey miyim? "
17:94
وَمَاvewamāمَنَعَalıkoyan şeymanaʿaٱلنَّاسَinsanlarıl-nāsaأَنiman etmektenanيُؤْمِنُوٓا۟they believeyu'minūإِذْzamanidhجَآءَهُمُkendilerine geldiğijāahumuٱلْهُدَىٰٓhidayetl-hudāإِلَّآancakillāأَنdemeleridiranقَالُوٓا۟they saidqālūأَبَعَثَmı gönderdi?abaʿathaٱللَّهُAllahl-lahuبَشَرًۭاbir insanıbasharanرَّسُولًۭاelçi olarakrasūlan٩٤
İnsanlara doğruluk rehberi geldiği zaman, inanmalarına engel olan, sadece: "Allah peygamber olarak bir insan mı gönderdi?" demiş olmalarıdır.
17:95
قُلde kiqulلَّوْeğerlawكَانَolsaydıkānaفِىyer yüzündeٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiمَلَـٰٓئِكَةٌۭmeleklermalāikatunيَمْشُونَyürüyenyamshūnaمُطْمَئِنِّينَuslu uslumuṭ'ma-innīnaلَنَزَّلْنَاelbette gönderirdiklanazzalnāعَلَيْهِمonlaraʿalayhimمِّنَgöktenminaٱلسَّمَآءِthe heavenl-samāiمَلَكًۭاbir meleğimalakanرَّسُولًۭاelçirasūlan٩٥
De ki: "Yeryüzünde yerleşip dolaşanlar melek olsalardı, biz de onlara gökten peygamber olarak bir melek gönderirdik."
17:96
قُلْde kiqulكَفَىٰyeterkafāبِٱللَّهِAllahbil-lahiشَهِيدًۢاşahid olarakshahīdanبَيْنِىbenimlebaynīوَبَيْنَكُمْ ۚsizin aranızdawabaynakumإِنَّهُۥşüphesiz Oinnahuكَانَkullarınıkānaبِعِبَادِهِۦof His slavesbiʿibādihiخَبِيرًۢاhaber alırkhabīranبَصِيرًۭاgörürbaṣīran٩٦
De ki: "Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Doğrusu O, kullarını görür, haberdardır."
17:97
وَمَنve kimewamanيَهْدِhidayet ederseyahdiٱللَّهُAllahl-lahuفَهُوَişte odurfahuwaٱلْمُهْتَدِ ۖdoğru yolu bulanl-muh'tadiوَمَنkimi dewamanيُضْلِلْsapıklıkta bırakırsayuḍ'lilفَلَنartıkfalanتَجِدَbulamazsıntajidaلَهُمْonlar içinlahumأَوْلِيَآءَvelilerawliyāaمِنO'ndan başkaminدُونِهِۦ ۖbesides Himdūnihiوَنَحْشُرُهُمْve onları sürerizwanaḥshuruhumيَوْمَgünüyawmaٱلْقِيَـٰمَةِkıyametl-qiyāmatiعَلَىٰüyerineʿalāوُجُوهِهِمْyüzleriwujūhihimعُمْيًۭاkörʿum'yanوَبُكْمًۭاve dilsizwabuk'manوَصُمًّۭا ۖve sağırwaṣummanمَّأْوَىٰهُمْvaracakları yermawāhumجَهَنَّمُ ۖcehennemdirjahannamuكُلَّمَاher seferindekullamāخَبَتْ(ateş) dindiğikhabatزِدْنَـٰهُمْonlara artırırızzid'nāhumسَعِيرًۭاçılgın alevisaʿīran٩٧
Allah'ın doğru yola eriştirdiği kimse hak yoldadır. Kimleri de saptırırsa, artık onlar için Allah'dan başka dostlar bulamazsın. Biz onları kıyamet günü yüzükoyun, körler, dilsizler ve sağırlar olarak haşrederiz. Varacakları yer cehennemdir. Onun ateşi ne zaman sönmeye yüz tutsa hemen alevini artırırız.
17:98
ذَٰلِكَişte budurdhālikaجَزَآؤُهُمcezalarıjazāuhumبِأَنَّهُمْçünkü onlarbi-annahumكَفَرُوا۟inkar ettilerkafarūبِـَٔايَـٰتِنَاayetlerimizibiāyātināوَقَالُوٓا۟ve dedilerwaqālūأَءِذَاsonra mı?a-idhāكُنَّاbiz olduktankunnāعِظَـٰمًۭاkemiklerʿiẓāmanوَرُفَـٰتًاve ufalanmış toprakwarufātanأَءِنَّاbiz mi?a-innāلَمَبْعُوثُونَdiriltileceğizlamabʿūthūnaخَلْقًۭاbir yaratılışlakhalqanجَدِيدًاyenijadīdan٩٨
Bu, ayetlerimizi inkar etmelerinin ve: "Kemik ve ufalanmış toprak olduğumuzda mı yeniden dirileceğiz?" demelerinin cezasıdır.
17:99
۞ أَوَلَمْgörmediler mi ki?awalamيَرَوْا۟they seeyarawأَنَّşüphesizannaٱللَّهَAllahl-lahaٱلَّذِىyaratanalladhīخَلَقَcreatedkhalaqaٱلسَّمَـٰوَٰتِgökleril-samāwātiوَٱلْأَرْضَve yeriwal-arḍaقَادِرٌkadirdirqādirunعَلَىٰٓyaratmağa daʿalāأَنtoanيَخْلُقَcreateyakhluqaمِثْلَهُمْkendilerinin benzerinimith'lahumوَجَعَلَve koymuşturwajaʿalaلَهُمْkendileri içinlahumأَجَلًۭاbir süreajalanلَّاyokturرَيْبَşüpheraybaفِيهِondafīhiفَأَبَىama yapmazlarfa-abāٱلظَّـٰلِمُونَzalimlerl-ẓālimūnaإِلَّاbaşka bir şeyillāكُفُورًۭاinkardankufūran٩٩
Gökleri ve yeri yaratan Allah'ın, onların benzerlerini de tekrar yaratmaya Kadir olduğunu görmezler mi? Onlar için şüphe götürmeyen bir süre tayin etmiştir. Öyleyken, zalimler, inkarcılıkta hala direnirler.
17:100
قُلde kiqulلَّوْeğerlawأَنتُمْsizantumتَمْلِكُونَsahip olsaydınıztamlikūnaخَزَآئِنَhazinelerinekhazāinaرَحْمَةِrahmetraḥmatiرَبِّىٓRabbiminrabbīإِذًۭاo zamanidhanلَّأَمْسَكْتُمْtutardınızla-amsaktumخَشْيَةَkorkarakkhashyataٱلْإِنفَاقِ ۚharcamaktanl-infāqiوَكَانَgerçektenwakānaٱلْإِنسَـٰنُinsanl-insānuقَتُورًۭاçok cimridirqatūran١٠٠
De ki: "Rabbimin rahmet hazinelerine siz sahip olsaydınız, tükenir korkusuyla yine de cimrilik ederdiniz. Zaten insanlar pek cimridir."
17:101
وَلَقَدْandolsunwalaqadءَاتَيْنَاbiz vermiştikātaynāمُوسَىٰMusa'yamūsāتِسْعَdokuztis'ʿaءَايَـٰتٍۭmu'cizeāyātinبَيِّنَـٰتٍۢ ۖaçık açıkbayyinātinفَسْـَٔلْsorfasalبَنِىٓoğullarınabanīإِسْرَٰٓءِيلَİsrailis'rāīlaإِذْzamanidhجَآءَهُمْ(Musa) onlara geldiğijāahumفَقَالَdemiştifaqālaلَهُۥonalahuفِرْعَوْنُFir'avnfir'ʿawnuإِنِّىşüphesiz beninnīلَأَظُنُّكَsanıyorum ki senla-aẓunnukaيَـٰمُوسَىٰEy Musayāmūsāمَسْحُورًۭاbüyülenmişsinmasḥūran١٠١
And olsun ki, Musa'ya dokuz tane apaçık mucize verdik. İsrailoğullarına sor, Musa onlara geldiğinde, Firavun kendisine: "Ey Musa! Ben seni büyülenmiş sanıyorum" demişti.
17:102
قَالَ(Musa) dedi kiqālaلَقَدْandolsunlaqadعَلِمْتَsen biliyorsun kiʿalim'taمَآindirmezأَنزَلَhas sent downanzalaهَـٰٓؤُلَآءِbunlarıhāulāiإِلَّاbaşkasıillāرَبُّRabbindenrabbuٱلسَّمَـٰوَٰتِgöklerinl-samāwātiوَٱلْأَرْضِve yerinwal-arḍiبَصَآئِرَkanıtlar olarakbaṣāiraوَإِنِّىşüphesiz ben dewa-innīلَأَظُنُّكَseni görüyorumla-aẓunnukaيَـٰفِرْعَوْنُEy Fir'avnyāfir'ʿawnuمَثْبُورًۭاmahvolmuşmathbūran١٠٢
Musa da: "And olsun ki, bunları göklerin ve yerin Rabbinin açık belgeler olarak indirdiğini biliyorsun. Ey Firavun! Doğrusu senin mahvolacağını sanıyorum" demişti.
17:103
فَأَرَادَ(Fir'avn) istedifa-arādaأَنonları sürüp çıkarmakanيَسْتَفِزَّهُمdrive them outyastafizzahumمِّنَo ülkedenminaٱلْأَرْضِthe landl-arḍiفَأَغْرَقْنَـٰهُbiz de onu boğdukfa-aghraqnāhuوَمَنkimselerlewamanمَّعَهُۥyanındakimaʿahuجَمِيعًۭاtoptanjamīʿan١٠٣
Firavun bunun üzerine onları memleketten sürmek istedi. Biz de onu ve beraberindekilerin hepsini suda boğduk.
17:104
وَقُلْنَاve dedikwaqul'nāمِنۢonun ardındanminبَعْدِهِۦafter himbaʿdihiلِبَنِىٓoğullarınalibanīإِسْرَٰٓءِيلَİsrailis'rāīlaٱسْكُنُوا۟oturunus'kunūٱلْأَرْضَo ülkedel-arḍaفَإِذَاgelincefa-idhāجَآءَcomesjāaوَعْدُzamanıwaʿduٱلْـَٔاخِرَةِahiretl-ākhiratiجِئْنَاgetireceğizji'nāبِكُمْhepinizibikumلَفِيفًۭاbir arayalafīfan١٠٤
Sonra İsrailoğullarına: "Bu memlekette siz oturun, kıyamet koptuğunda hepinizi bir araya getiririz." dedik.
17:105
وَبِٱلْحَقِّve hak olarakwabil-ḥaqiأَنزَلْنَـٰهُbiz o(Kur'a)nı indirdikanzalnāhuوَبِٱلْحَقِّve hak ilewabil-ḥaqiنَزَلَ ۗinmiştirnazalaوَمَآseni göndermedikwamāأَرْسَلْنَـٰكَWe sent youarsalnākaإِلَّاdışındaillāمُبَشِّرًۭاmüjdeleyici olmakmubashiranوَنَذِيرًۭاve uyarıcı olmakwanadhīran١٠٥
Kuran'ı ancak hak olarak indirdik ve o da indiği gibi hak olarak kaldı. Seni de yalnız müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.
17:106
وَقُرْءَانًۭاve Kur'an'ıwaqur'ānanفَرَقْنَـٰهُparçalara ayırdıkfaraqnāhuلِتَقْرَأَهُۥokuman içinlitaqra-ahuعَلَىinsanlaraʿalāٱلنَّاسِthe peoplel-nāsiعَلَىٰağır ağırʿalāمُكْثٍۢintervalsmuk'thinوَنَزَّلْنَـٰهُve onu indirdikwanazzalnāhuتَنزِيلًۭاbirbiri ardıncatanzīlan١٠٦
Kuran'ı, insanlara ağır ağır okuman için, bölüm bölüm indirdik ve onu gerektikçe indirdik.
17:107
قُلْde kiqulءَامِنُوا۟siz inanınāminūبِهِۦٓonabihiأَوْveyaawلَاinanmayınتُؤْمِنُوٓا۟ ۚbelievetu'minūإِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَkimselerealladhīnaأُوتُوا۟verilen(ler)ūtūٱلْعِلْمَbilgil-ʿil'maمِنdaha önceminقَبْلِهِۦٓbefore itqablihiإِذَاzamanidhāيُتْلَىٰokunduğuyut'lāعَلَيْهِمْkendilerineʿalayhimيَخِرُّونَonlar derhal kapanırlaryakhirrūnaلِلْأَذْقَانِçeneleri üstünelil'adhqāniسُجَّدًۭاsecdeyesujjadan١٠٧
De ki: "Kuran'a ister inanın, isten inanmayın, O'ndan önceki bilginlere o okunduğu zaman, yüzleri üzerine secdeye varırlar" ve "Rabbimiz münezzehtir. Rabbimiz'in sözü şüphesiz yerine gelecektir" derler.
17:108
وَيَقُولُونَve derlerwayaqūlūnaسُبْحَـٰنَşanı yücedirsub'ḥānaرَبِّنَآRabbimizinrabbināإِنgerçekteninكَانَva'di (sözü)kānaوَعْدُ(the) promisewaʿduرَبِّنَاRabbimizinrabbināلَمَفْعُولًۭاmutlaka yerine getirilirlamafʿūlan١٠٨
De ki: "Kuran'a ister inanın, isten inanmayın, O'ndan önceki bilginlere o okunduğu zaman, yüzleri üzerine secdeye varırlar" ve "Rabbimiz münezzehtir. Rabbimiz'in sözü şüphesiz yerine gelecektir" derler.
17:109
وَيَخِرُّونَve kapanırlarwayakhirrūnaلِلْأَذْقَانِçeneleri üstünelil'adhqāniيَبْكُونَağlayarakyabkūnaوَيَزِيدُهُمْve onların (Kur'an) artırırwayazīduhumخُشُوعًۭا ۩derin saygısınıkhushūʿan١٠٩
Ağlayarak yüz üstü yere kapanırlar; bu, onların gönüllerindeki saygıyı artırır.
17:110
قُلِde kiquliٱدْعُوا۟dua edin (çağırın)id'ʿūٱللَّهَAllah diyel-lahaأَوِveyaawiٱدْعُوا۟dua edin (çağırın)id'ʿūٱلرَّحْمَـٰنَ ۖRahman diyel-raḥmānaأَيًّۭاhangisiyleayyanمَّاçağırsanızتَدْعُوا۟you invoketadʿūفَلَهُO'nundurfalahuٱلْأَسْمَآءُisimlerl-asmāuٱلْحُسْنَىٰ ۚen güzell-ḥus'nāوَلَاpek bağırmawalāتَجْهَرْbe loudtajharبِصَلَاتِكَnamazındabiṣalātikaوَلَاpek de gizlemewalāتُخَافِتْbe silenttukhāfitبِهَاonu (sesini)bihāوَٱبْتَغِtutwa-ib'taghiبَيْنَarasındabaynaذَٰلِكَbunundhālikaسَبِيلًۭاbir yolsabīlan١١٠
De ki: "İster Allah deyin, ister Rahman deyin, hangisini derseniz deyin, en güzel isimler O'nundur." Namaz kılarken sesini yükseltme, gizli de okuma, ikisi ortasında bir yol tut.
17:111
وَقُلِve de kiwaquliٱلْحَمْدُhamdolsunl-ḥamduلِلَّهِAllah'alillahiٱلَّذِىedinmeyenalladhīلَمْhas not takenlamيَتَّخِذْhas not takenyattakhidhوَلَدًۭاçocukwaladanوَلَمْvewalamيَكُنolmayanyakunلَّهُۥonunlahuشَرِيكٌۭortağısharīkunفِىmülkteٱلْمُلْكِthe dominionl-mul'kiوَلَمْvewalamيَكُن(ihtiyacı) olmayanyakunلَّهُۥonunlahuوَلِىٌّۭyardımcıyawaliyyunمِّنَacze düşüp deminaٱلذُّلِّ ۖweaknessl-dhuliوَكَبِّرْهُve O'nu yüceltwakabbir'huتَكْبِيرًۢاtam bir yüceltme iletakbīran١١١
De ki: "Hamd, çocuk edinmemiş olan, hükümranlığında ortağı bulunmayan, düşkün olmayıp yardımcıya da ihtiyaç göstermeyen Allah'a mahsustur." O'nu gereği gibi büyükle.