16
Nahl
النحل
Nahl Suresi (النحل), Kur’an-ı Kerim’in 16. suresidir — Mekki, 128 ayetten oluşan bir suredir. Mekkî sureler, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Medine’ye hicretinden önce inmiştir ve genellikle iman, Allah’ın birliği ve ahiret üzerinde durur.
Bookmarks (0)
No bookmarks yet. Click the bookmark icon next to any ayah to save it.
Besmele
بِسْمِadıylabis'miٱللَّهِAllah'ınl-lahiٱلرَّحْمَـٰنِRahmanl-raḥmāniٱلرَّحِيمِRahiml-raḥīmi
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
16:1
أَتَىٰٓgeldiatāأَمْرُemriamruٱللَّهِAllah'ınl-lahiفَلَاartıkfalāتَسْتَعْجِلُوهُ ۚonu acele istemeyintastaʿjilūhuسُبْحَـٰنَهُۥ(Allah) uzaktırsub'ḥānahuوَتَعَـٰلَىٰve yücedirwataʿālāعَمَّاortak koştuklarındanʿammāيُشْرِكُونَthey associateyush'rikūna١
Allah'ın buyruğu gelecektir; acele gelmesini istemeyin, Allah, ortak koştukları şeylerden münezzehtir, yücedir.
16:2
يُنَزِّلُindiriryunazziluٱلْمَلَـٰٓئِكَةَMelekleril-malāikataبِٱلرُّوحِruh ilebil-rūḥiمِنْemrinden (olan)minأَمْرِهِۦHis CommandamrihiعَلَىٰüzerineʿalāمَنkimselermanيَشَآءُdilediğiyashāuمِنْkullarındanminعِبَادِهِۦٓHis slavesʿibādihiأَنْdiyeanأَنذِرُوٓا۟uyarsınandhirūأَنَّهُۥmuhakkakannahuلَآyokturlāإِلَـٰهَtanrıilāhaإِلَّآbaşkaillāأَنَا۠bendenanāفَٱتَّقُونِbenden korkunfa-ittaqūni٢
Allah kullarından dilediğine buyruğunu bildirmek için meleklerini vahiyle indirerek şöyle der: "İnsanları uyarın ki, Benden başka tanrı yoktur. Benden sakının."
16:3
خَلَقَyarattıkhalaqaٱلسَّمَـٰوَٰتِgökleril-samāwātiوَٱلْأَرْضَve yeriwal-arḍaبِٱلْحَقِّ ۚhak ilebil-ḥaqiتَعَـٰلَىٰyücedirtaʿālāعَمَّاortak koştuklarındanʿammāيُشْرِكُونَthey associateyush'rikūna٣
Gökleri ve yeri gereğince yaratmıştır. Onların eş koştukları şeylerden yücedir.
16:4
خَلَقَyarattıkhalaqaٱلْإِنسَـٰنَinsanıl-insānaمِنnutfedenminنُّطْفَةٍۢa minute quantity of semennuṭ'fatinفَإِذَاbirdenfa-idhāهُوَo (insan)huwaخَصِيمٌۭbir hasım (olup çıktı)khaṣīmunمُّبِينٌۭapaçıkmubīnun٤
İnsanı nutfeden yaratmıştır. Öyleyken o nasıl da açıkça karşı koymaktadır!
16:5
وَٱلْأَنْعَـٰمَve hayvanları dawal-anʿāmaخَلَقَهَا ۗyarattıkhalaqahāلَكُمْsizin için vardırlakumفِيهَاonlardafīhāدِفْءٌۭısınmadif'onوَمَنَـٰفِعُve menfaatlerwamanāfiʿuوَمِنْهَاve onlardanwamin'hāتَأْكُلُونَyersiniztakulūna٥
Hayvanları da yaratmıştır. Onlarda sizi ısıtacak şeyler ve birçok faydalar vardır. Onların etlerini de yersiniz.
16:6
وَلَكُمْve sizin için vardırwalakumفِيهَاonlardafīhāجَمَالٌbir güzellikjamālunحِينَzamanḥīnaتُرِيحُونَakşamleyin getirdiğinizturīḥūnaوَحِينَve zamanwaḥīnaتَسْرَحُونَsabahleyin götürdüğünüztasraḥūna٦
Onları getirirken de, gönderirken de zevk alırsınız.
16:7
وَتَحْمِلُve taşırlarwataḥmiluأَثْقَالَكُمْağırlıklarınızıathqālakumإِلَىٰ(uzak)ilāبَلَدٍۢşehirlerebaladinلَّمْolmadığınızlamتَكُونُوا۟you couldtakūnūبَـٰلِغِيهِvarıyorbālighīhiإِلَّاdışındaillāبِشِقِّzahmetler çekmekbishiqqiٱلْأَنفُسِ ۚcanlar(ınız)l-anfusiإِنَّdoğrusuinnaرَبَّكُمْRabbinizrabbakumلَرَءُوفٌۭçok şefkatlidirlaraūfunرَّحِيمٌۭçok acıyandırraḥīmun٧
Kendi kendinize zor varacağınız memleketlere, yüklerinizi taşırlar. Doğrusu Rabbiniz şefkatlidir, merhametlidir.
16:8
وَٱلْخَيْلَve atlarıwal-khaylaوَٱلْبِغَالَve katırlarıwal-bighālaوَٱلْحَمِيرَve merkepleriwal-ḥamīraلِتَرْكَبُوهَاbinmeniz içinlitarkabūhāوَزِينَةًۭ ۚve süs içinwazīnatanوَيَخْلُقُyaratmaktadırwayakhluquمَاşeylerimāلَاsizin bilmediklerinizilāتَعْلَمُونَyou knowtaʿlamūna٨
Sizin için atları, katırları ve merkebleri binek ve süs hayvanı olarak yaratmıştır. Bilmediğiniz daha nice şeyleri de yaratır.
16:9
وَعَلَىve aittirwaʿalāٱللَّهِAllah'al-lahiقَصْدُdoğruqaṣduٱلسَّبِيلِyoll-sabīliوَمِنْهَاfakat onun vardırwamin'hāجَآئِرٌۭ ۚeğrisi dejāirunوَلَوْşayetwalawشَآءَdileseydishāaلَهَدَىٰكُمْdoğru yola iletirdilahadākumأَجْمَعِينَhepiniziajmaʿīna٩
Yolun eğri olanı da vardır. Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi.
16:10
هُوَO'durhuwaٱلَّذِىٓindirenalladhīأَنزَلَsends downanzalaمِنَgöktenminaٱلسَّمَآءِthe skyl-samāiمَآءًۭ ۖbir sumāanلَّكُمsizin içinlakumمِّنْهُondandırmin'huشَرَابٌۭiçeceğ(iniz)sharābunوَمِنْهُve ondandırwamin'huشَجَرٌۭ(bitkiler)shajarunفِيهِondafīhiتُسِيمُونَhayvanları otlattığınıztusīmūna١٠
Yukarıdan size su indiren O'dur. Ondan içersiniz; hayvanları otlattığınız bitkiler de onunla biter.
16:11
يُنۢبِتُbitirmektediryunbituلَكُمsizelakumبِهِonunlabihiٱلزَّرْعَekinlerl-zarʿaوَٱلزَّيْتُونَve zeytinwal-zaytūnaوَٱلنَّخِيلَve hurmawal-nakhīlaوَٱلْأَعْنَـٰبَve üzümlerwal-aʿnābaوَمِنvewaminكُلِّher çeşittenkulliٱلثَّمَرَٰتِ ۗmeyvalarl-thamarātiإِنَّşüphesizinnaفِىbundafīذَٰلِكَthatdhālikaلَـَٔايَةًۭibret vardırlaāyatanلِّقَوْمٍۢbir toplum içinliqawminيَتَفَكَّرُونَdüşünenyatafakkarūna١١
Allah onunla size ekinler, zeytin ve hurma ağaçları, üzümler ve her türlü ürünü yetiştirir. Düşünen kimseler için bunda ders vardır.
16:12
وَسَخَّرَhizmetinize verdiwasakharaلَكُمُsizinlakumuٱلَّيْلَgeceyial-laylaوَٱلنَّهَارَve gündüzüwal-nahāraوَٱلشَّمْسَve güneşiwal-shamsaوَٱلْقَمَرَ ۖve ay'ıwal-qamaraوَٱلنُّجُومُve yıldızlar dawal-nujūmuمُسَخَّرَٰتٌۢboyun eğdirilmiştirmusakharātunبِأَمْرِهِۦٓ ۗO'nun emriylebi-amrihiإِنَّşüphesizinnaفِىbundafīذَٰلِكَthatdhālikaلَـَٔايَـٰتٍۢibretler vardırlaāyātinلِّقَوْمٍۢbir toplum içinliqawminيَعْقِلُونَaklını kullananyaʿqilūna١٢
Geceyi gündüzü, güneşi ayı sizin istifadenize vermiştir. Yıldızlar da O'nun buyruğuna boyun eğmiştir. Bunlarda, akleden kimseler için dersler vardır.
16:13
وَمَاve vardırwamāذَرَأَyarattıklarındadhara-aلَكُمْsizin içinlakumفِىyeryüzündefīٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiمُخْتَلِفًاçeşitlimukh'talifanأَلْوَٰنُهُۥٓ ۗrenklerdekialwānuhuإِنَّşüphesizinnaفِىbundafīذَٰلِكَthatdhālikaلَـَٔايَةًۭibret vardırlaāyatanلِّقَوْمٍۢbir toplum içinliqawminيَذَّكَّرُونَöğüt alanyadhakkarūna١٣
Yeryüzünde rengarenk şeyleri de sizin için yaratmıştır. Bunda, öğüt alan kimseler için ibret vardır.
16:14
وَهُوَO'durwahuwaٱلَّذِىhizmetinize verenalladhīسَخَّرَsubjectedsakharaٱلْبَحْرَdenizil-baḥraلِتَأْكُلُوا۟yemeniz içinlitakulūمِنْهُondanmin'huلَحْمًۭاetlaḥmanطَرِيًّۭاtaptazeṭariyyanوَتَسْتَخْرِجُوا۟ve çıkarmanız içinwatastakhrijūمِنْهُondanmin'huحِلْيَةًۭsüslerḥil'yatanتَلْبَسُونَهَاkuşanacağınıztalbasūnahāوَتَرَىve görüyorsun kiwatarāٱلْفُلْكَgemilerl-ful'kaمَوَاخِرَdenizi yara yara gitmektedirmawākhiraفِيهِonun içindefīhiوَلِتَبْتَغُوا۟aramanız içinwalitabtaghūمِنO'nun lutfunuminفَضْلِهِۦHis Bountyfaḍlihiوَلَعَلَّكُمْve olur kiwalaʿallakumتَشْكُرُونَşükredersiniztashkurūna١٤
Taze et yemeniz, takındığınız süsleri edinmeniz ve Allah'ın bol nimetinden faydalanmanız için denize -ki gemilerin onu yara yara gittiğini görürsün- boyun eğdiren de O'dur. Artık belki şükredersiniz.
16:15
وَأَلْقَىٰve attıwa-alqāفِىyeryüzünefīٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiرَوَٰسِىَdağlarrawāsiyaأَنdiyeanتَمِيدَsarsmasıntamīdaبِكُمْsizibikumوَأَنْهَـٰرًۭاve ırmaklarwa-anhāranوَسُبُلًۭاve yollarwasubulanلَّعَلَّكُمْumulur kilaʿallakumتَهْتَدُونَdoğru yolu bulursunuztahtadūna١٥
Yeryüzünde, sarsılmayasınız diye, sabit dağlar, nehirler ve belki yolunuzu bulursunuz diye yollar ve işaretler meydana getirmiştir. Onlar yıldızla da yollarını bulurlar.
16:16
وَعَلَـٰمَـٰتٍۢ ۚve (nice) işaretlerwaʿalāmātinوَبِٱلنَّجْمِve yıldız(lar)lawabil-najmiهُمْonlarhumيَهْتَدُونَyol bulurlaryahtadūna١٦
Yeryüzünde, sarsılmayasınız diye, sabit dağlar, nehirler ve belki yolunuzu bulursunuz diye yollar ve işaretler meydana getirmiştir. Onlar yıldızla da yollarını bulurlar.
16:17
أَفَمَنmidir?afamanيَخْلُقُyaratanyakhluquكَمَنkimse gibikamanلَّاyaratmayanlāيَخْلُقُ ۗcreateyakhluquأَفَلَاdüşünmüyor musunuz?afalāتَذَكَّرُونَremembertadhakkarūna١٧
Hiç yaratan yaratamayana benzer mi? İbret almaz mısınız?
16:18
وَإِنve eğerwa-inتَعُدُّوا۟saysanıztaʿuddūنِعْمَةَni'metininiʿ'mataٱللَّهِAllah'ınl-lahiلَاsayamazsınızlāتُحْصُوهَآ ۗyou could enumerate themtuḥ'ṣūhāإِنَّdoğrusuinnaٱللَّهَAllahl-lahaلَغَفُورٌۭçok bağışlayandırlaghafūrunرَّحِيمٌۭçok esirgeyendir;raḥīmun١٨
Allah'ın verdiği nimetleri sayacak olsanız bitiremezsiniz; doğrusu Allah bağışlar, merhamet eder.
16:19
وَٱللَّهُve Allahwal-lahuيَعْلَمُher şeyi biliryaʿlamuمَاgizlediğinizmāتُسِرُّونَyou concealtusirrūnaوَمَاvewamāتُعْلِنُونَaçığa vurduğunuztuʿ'linūna١٩
Allah, gizlediklerinizi de, açığa vurduklarınızı da bilir.
16:20
وَٱلَّذِينَkimselerwa-alladhīnaيَدْعُونَtaptıklarıyadʿūnaمِنbaşkaminدُونِbesidesdūniٱللَّهِAllah'tanl-lahiلَاyaratamazlarlāيَخْلُقُونَthey createyakhluqūnaشَيْـًۭٔاhiçbir şeyshayanوَهُمْzaten onlarwahumيُخْلَقُونَyaratılmaktadırlaryukh'laqūna٢٠
Allah'ı bırakıp taptıkları şeyler, hiçbir şey yaratmazlar; esasen kendileri yaratıktır.
16:21
أَمْوَٰتٌonlar ölüdürleramwātunغَيْرُdeğildirlerghayruأَحْيَآءٍۢ ۖdiriaḥyāinوَمَا(fakat)wamāيَشْعُرُونَbilmezleryashʿurūnaأَيَّانَne zamanayyānaيُبْعَثُونَdirilecekleriniyub'ʿathūna٢١
Onlar cansız, ölüdürler. Ne zaman dirileceklerini de bilemezler.
16:22
إِلَـٰهُكُمْsizin tanrınızilāhukumإِلَـٰهٌۭtanrıdırilāhunوَٰحِدٌۭ ۚbir tekwāḥidunفَٱلَّذِينَamafa-alladhīnaلَاinanmayanlarınlāيُؤْمِنُونَbelieveyu'minūnaبِٱلْـَٔاخِرَةِahiretebil-ākhiratiقُلُوبُهُمkalbleriqulūbuhumمُّنكِرَةٌۭinkarcıdırmunkiratunوَهُمve onlarwahumمُّسْتَكْبِرُونَbüyüklük taslarlarmus'takbirūna٢٢
Tanrınız tek bir Tanrıdır. Ahirete inanmayanların kalbleri bunu inkar eder; onlar büyüklük taslarlar.
16:23
لَاgizli kalmazlāجَرَمَNo doubtjaramaأَنَّgerçektenannaٱللَّهَAllah'al-lahaيَعْلَمُbiliryaʿlamuمَاşeylerimāيُسِرُّونَonların gizledikleriyusirrūnaوَمَاve şeyleriwamāيُعْلِنُونَ ۚaçığa vurduklarıyuʿ'linūnaإِنَّهُۥşüphesiz Oinnahuلَاsevmezlāيُحِبُّloveyuḥibbuٱلْمُسْتَكْبِرِينَbüyüklük taslayanlarıl-mus'takbirīna٢٣
Onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da Allah'ın bildiğinde şüphe yoktur. O, büyüklük taslayanları sevmez.
16:24
وَإِذَاve ne zaman kiwa-idhāقِيلَdendiqīlaلَهُمonlaralahumمَّاذَآnemādhāأَنزَلَindirdianzalaرَبُّكُمْ ۙRabbinizrabbukumقَالُوٓا۟derlerqālūأَسَـٰطِيرُmasallarıasāṭīruٱلْأَوَّلِينَevvelkilerinl-awalīna٢٤
Onlara: "Rabbiniz ne indirdi?" diye sorulsa: "öncekilerin masalları" derler.
16:25
لِيَحْمِلُوٓا۟yüklenmeleri içinliyaḥmilūأَوْزَارَهُمْkendi günahlarınıawzārahumكَامِلَةًۭtam olarakkāmilatanيَوْمَgünüyawmaٱلْقِيَـٰمَةِ ۙkıyametl-qiyāmatiوَمِنْve bir kısmınıwaminأَوْزَارِgünahlarınınawzāriٱلَّذِينَsaptırdıkları kimselerinalladhīnaيُضِلُّونَهُمthey misled [them]yuḍillūnahumبِغَيْرِbilgisizcebighayriعِلْمٍ ۗknowledgeʿil'minأَلَاbakalāسَآءَne kötüsāaمَاşeymāيَزِرُونَyükleniyorlaryazirūna٢٥
Böylece kıyamet günü kendi günahlarını tam olarak, bilmeden saptırdıkları kimselerin günahlarını kısmen yüklenirler. Dikkat edin, yüklendikleri yük ne kötüdür!
16:26
قَدْkuşkusuzqadمَكَرَtuzak kurmuşlardımakaraٱلَّذِينَkimseleralladhīnaمِنonlardan öncekiminقَبْلِهِمْ(were) before themqablihimفَأَتَىyıktı (söktü)fa-atāٱللَّهُAllahl-lahuبُنْيَـٰنَهُمbinalarınıbun'yānahumمِّنَtemellerindenminaٱلْقَوَاعِدِthe foundationsl-qawāʿidiفَخَرَّçökmüştüfakharraعَلَيْهِمُbaşlarınaʿalayhimuٱلسَّقْفُtavanl-saqfuمِنüstlerindekiminفَوْقِهِمْabove themfawqihimوَأَتَىٰهُمُve onlara gelmiştiwa-atāhumuٱلْعَذَابُazabl-ʿadhābuمِنْyerdenminحَيْثُwhereḥaythuلَاummadıklarılāيَشْعُرُونَthey (did) not perceiveyashʿurūna٢٦
Onlardan öncekiler düzen kurmuşlardı. Bunun üzerine Allah, binalarının temelini çökertti de tavanları başlarına yıkıldı. Azap, onlara farketmedikleri yerden geldi.
16:27
ثُمَّsonrathummaيَوْمَgünüyawmaٱلْقِيَـٰمَةِkıyametl-qiyāmatiيُخْزِيهِمْonları rezil ederyukh'zīhimوَيَقُولُve derkiwayaqūluأَيْنَhani nerede?aynaشُرَكَآءِىَortaklarımshurakāiyaٱلَّذِينَettiğinizalladhīnaكُنتُمْyou used (to)kuntumتُشَـٰٓقُّونَdüşmanlıktushāqqūnaفِيهِمْ ۚhaklarındafīhimقَالَderlerqālaٱلَّذِينَolanlaralladhīnaأُوتُوا۟verilmişūtūٱلْعِلْمَiliml-ʿil'maإِنَّşüphesizinnaٱلْخِزْىَrezillikl-khiz'yaٱلْيَوْمَbugünl-yawmaوَٱلسُّوٓءَve kötülükwal-sūaعَلَىüzerinedirʿalāٱلْكَـٰفِرِينَkafirlerl-kāfirīna٢٧
Sonra kıyamet günü onları rezil eder ve: "Haklarında tartıştığınız Benim ortaklarım nerede?" der. İlim sahibleri şöyle derler: "Doğrusu bugün inkarcılara rezillik ve iğrençlik vardır."
16:28
ٱلَّذِينَkimseleralladhīnaتَتَوَفَّىٰهُمُcanlarını aldığıtatawaffāhumuٱلْمَلَـٰٓئِكَةُmeleklerinl-malāikatuظَالِمِىٓzulmederlerkenẓālimīأَنفُسِهِمْ ۖnefislerineanfusihimفَأَلْقَوُا۟diyerekfa-alqawūٱلسَّلَمَteslim olurlarl-salamaمَاbizmāكُنَّاwe werekunnāنَعْمَلُyapmıyorduknaʿmaluمِنhiçbirminسُوٓءٍۭ ۚkötülüksūinبَلَىٰٓhayırbalāإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaعَلِيمٌۢbiliyorʿalīmunبِمَاşeyleribimāكُنتُمْsizinkuntumتَعْمَلُونَyaptıklarınıztaʿmalūna٢٨
Melekler kendilerine yazık etmiş kimselerin canlarını alırken: "Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk" diyerek teslim olurlar. Hayır; öyle değil; doğrusu Allah onların yaptıklarını bilmektedir.
16:29
فَٱدْخُلُوٓا۟onun için girinfa-ud'khulūأَبْوَٰبَkapılarınaabwābaجَهَنَّمَcehenneminjahannamaخَـٰلِدِينَsürekli kalmak üzerekhālidīnaفِيهَا ۖiçindefīhāفَلَبِئْسَne kötüdürfalabi'saمَثْوَىyerimathwāٱلْمُتَكَبِّرِينَkibirlenenlerinl-mutakabirīna٢٩
Temelli kalacağınız cehennemin kapılarından girin. Büyüklenenlerin durağı ne kötüdür!
16:30
۞ وَقِيلَve dendi kiwaqīlaلِلَّذِينَkimselerelilladhīnaٱتَّقَوْا۟korunan(lara)ittaqawمَاذَآne?mādhāأَنزَلَindirdianzalaرَبُّكُمْ ۚRabbinizrabbukumقَالُوا۟dedilerqālūخَيْرًۭا ۗhayrkhayranلِّلَّذِينَkimseler için vardırlilladhīnaأَحْسَنُوا۟güzel iş yapan(lara)aḥsanūفِىbufīهَـٰذِهِthishādhihiٱلدُّنْيَاdünyadal-dun'yāحَسَنَةٌۭ ۚgüzellikḥasanatunوَلَدَارُve yurdu isewaladāruٱلْـَٔاخِرَةِahiretl-ākhiratiخَيْرٌۭ ۚdaha hayırlıdırkhayrunوَلَنِعْمَve ne güzeldirwalaniʿ'maدَارُyurdudāruٱلْمُتَّقِينَkorunanlarınl-mutaqīna٣٠
Sakınan kimselere: "Rabbiniz ne indirdi?" denince, "İyilik" derler. Bu dünyada iyi davrananlara iyilik vardır. Ahiret yurdu ise daha iyidir. Sakınanların yurdu ne güzeldir!
16:31
جَنَّـٰتُcennetlerinejannātuعَدْنٍۢadnʿadninيَدْخُلُونَهَاgirerleryadkhulūnahāتَجْرِىakantajrīمِنaltlarındanminتَحْتِهَاunderneath themtaḥtihāٱلْأَنْهَـٰرُ ۖırmaklarl-anhāruلَهُمْonlar için vardırlahumفِيهَاoradafīhāمَاher şeymāيَشَآءُونَ ۚdiledikleriyashāūnaكَذَٰلِكَişte böylekadhālikaيَجْزِىmükafatlandırıryajzīٱللَّهُAllahl-lahuٱلْمُتَّقِينَkorunanlarıl-mutaqīna٣١
İçlerinden ırmaklar akan Adn cennetlerine girerler. Orada, diledikleri kendilerine verilir. Allah sakınanları böylece mükafatlandırır.
16:32
ٱلَّذِينَkimselerealladhīnaتَتَوَفَّىٰهُمُcanlarını aldıklarıtatawaffāhumuٱلْمَلَـٰٓئِكَةُmeleklerl-malāikatuطَيِّبِينَ ۙiyi insanlar olarakṭayyibīnaيَقُولُونَderleryaqūlūnaسَلَـٰمٌselamsalāmunعَلَيْكُمُsizeʿalaykumuٱدْخُلُوا۟girinud'khulūٱلْجَنَّةَcennetel-janataبِمَاkarşılıkbimāكُنتُمْolduklarınızakuntumتَعْمَلُونَyapıyor(lar)taʿmalūna٣٢
Melekler onların canını temizlenmiş olarak alırken: "Selam size; yaptıklarınıza karşılık haydi cennete girin" derler.
16:33
هَلْmi?halيَنظُرُونَbekliyorlaryanẓurūnaإِلَّآilleillāأَنkendilerine gelmesinianتَأْتِيَهُمُ(should) come to themtatiyahumuٱلْمَلَـٰٓئِكَةُmeleklerinl-malāikatuأَوْyahutawيَأْتِىَgelmesiniyatiyaأَمْرُemrininamruرَبِّكَ ۚRabbininrabbikaكَذَٰلِكَöylekadhālikaفَعَلَyapmıştıfaʿalaٱلَّذِينَkimseler (de)alladhīnaمِنonlardan öncekiminقَبْلِهِمْ ۚ(were) before themqablihimوَمَاonlara zulmetmediwamāظَلَمَهُمُwronged themẓalamahumuٱللَّهُAllahl-lahuوَلَـٰكِنfakatwalākinكَانُوٓا۟onlarkānūأَنفُسَهُمْkendi kendilerineanfusahumيَظْلِمُونَzulmediyorlardıyaẓlimūna٣٣
Onlar kendilerine yalnız meleklerin veya senin Rabbinin buyruğunun gelmesini mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Allah onlara zulmetmemişti, ama onlar kendilerine yazık ediyorlardı.
16:34
فَأَصَابَهُمْnihayet onlara ulaştıfa-aṣābahumسَيِّـَٔاتُkötülüklerisayyiātuمَاyaptıklarınınmāعَمِلُوا۟they didʿamilūوَحَاقَve kuşattıwaḥāqaبِهِمonlarıbihimمَّاşeymāكَانُوا۟onunlakānūبِهِۦ[of it]bihiيَسْتَهْزِءُونَalay ettikleriyastahziūna٣٤
Bu yüzden, işledikleri kötülüklere uğradılar ve alay ettikleri şey onları kuşattı.
16:35
وَقَالَve dedilerwaqālaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaأَشْرَكُوا۟ortak koşan(lar)ashrakūلَوْeğerlawشَآءَdileseydishāaٱللَّهُAllahl-lahuمَاtapmazdıkmāعَبَدْنَاwe (would) have worshippedʿabadnāمِنO'ndan başkaminدُونِهِۦother than Himdūnihiمِنhiçbirminشَىْءٍۢşeyeshayinنَّحْنُ(ne) biznaḥnuوَلَآne dewalāءَابَآؤُنَاatalarımızābāunāوَلَاve haram kılmazdıkwalāحَرَّمْنَاwe (would) have forbiddenḥarramnāمِنO'nsuzminدُونِهِۦother than Himdūnihiمِنhiçbirminشَىْءٍۢ ۚşeyishayinكَذَٰلِكَböylekadhālikaفَعَلَyapmıştıfaʿalaٱلَّذِينَkimseler dealladhīnaمِنonlardan önceki(ler)minقَبْلِهِمْ ۚ(were) before themqablihimفَهَلْdeğil midir?fahalعَلَىdüşenʿalāٱلرُّسُلِelçilerel-rusuliإِلَّاyalnızillāٱلْبَلَـٰغُtebliğ etmekl-balāghuٱلْمُبِينُaçıkçal-mubīnu٣٥
Allah'a eş koşanlar: "Allah dileseydi O'ndan başka hiçbir şeye ne biz ve ne de babalarımız tapardı. O'nun buyruğu olmaksızın hiçbir şeyi haram kılmazdık" dediler. Kendilerinden öncekiler de böyle yapmıştı. Peygamberlere apaçık tebliğden başka ne vazife düşer?
16:36
وَلَقَدْve andolsunwalaqadبَعَثْنَاbiz gönderdikbaʿathnāفِىiçindefīكُلِّherkulliأُمَّةٍۢmilletummatinرَّسُولًاbir elçirasūlanأَنِdiyeaniٱعْبُدُوا۟kulluk edinuʿ'budūٱللَّهَAllah'al-lahaوَٱجْتَنِبُوا۟ve kaçınınwa-ij'tanibūٱلطَّـٰغُوتَ ۖtagutdanl-ṭāghūtaفَمِنْهُمonlardanfamin'humمَّنْkiminemanهَدَىhidayet ettihadāٱللَّهُAllahl-lahuوَمِنْهُمve onlardanwamin'humمَّنْkimine demanحَقَّتْhak olduḥaqqatعَلَيْهِüzerlerineʿalayhiٱلضَّلَـٰلَةُ ۚsapıklıkl-ḍalālatuفَسِيرُوا۟işte gezinfasīrūفِىyeryüzündefīٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiفَٱنظُرُوا۟ve bakınfa-unẓurūكَيْفَnasılkayfaكَانَolmuşkānaعَـٰقِبَةُsonuʿāqibatuٱلْمُكَذِّبِينَyalanlayanlarınl-mukadhibīna٣٦
And olsun ki, her ümmete: "Allah'a kulluk edin, azdırıcılardan kaçının" diyen peygamber göndermişizdir. Allah içlerinden kimini doğru yola eriştirdi, kimi de sapıklığı haketti. Yeryüzünde gezin; peygamberleri yalanlayanların sonlarının nasıl olduğunugörün.
16:37
إِنşayetinتَحْرِصْne kadar istesen detaḥriṣعَلَىٰonların yola gelmeleriniʿalāهُدَىٰهُمْtheir guidancehudāhumفَإِنَّkuşkusuzfa-innaٱللَّهَAllahl-lahaلَاyola getirmezlāيَهْدِىguideyahdīمَنkimseyimanيُضِلُّ ۖşaşırttığıyuḍilluوَمَاve olmazwamāلَهُمonlarınlahumمِّنhiçbirminنَّـٰصِرِينَyardımcılarınāṣirīna٣٧
Onların doğru yolda olmalarına ne kadar özensen, yine de Allah, saptırdığını doğru yola iletmez. Onların yardımcıları da olmaz.
16:38
وَأَقْسَمُوا۟ve yemin ettilerwa-aqsamūبِٱللَّهِAllah'abil-lahiجَهْدَbütün şiddetiylejahdaأَيْمَـٰنِهِمْ ۙyeminlerininaymānihimلَاdiriltmez (diye)lāيَبْعَثُAllah will not resurrectyabʿathuٱللَّهُAllahl-lahuمَنkimseyimanيَمُوتُ ۚölenyamūtuبَلَىٰhayırbalāوَعْدًاverdiği sözdürwaʿdanعَلَيْهِO'nun onlaraʿalayhiحَقًّۭاgerçek olarakḥaqqanوَلَـٰكِنَّamawalākinnaأَكْثَرَçoğuaktharaٱلنَّاسِinsanlarınl-nāsiلَاbilmezlerlāيَعْلَمُونَknowyaʿlamūna٣٨
Ölen kimseyi Allah'ın diriltmeyeceği üzerine bütün güçleriyle Allah'a yemin ederler. Hayır; öyle değil, ayrılığa düştükleri şeyi onlara açıklamayı, inkar edenlerin kendilerinin yalancı olduklarını bileceklerini, Allah gerçekten vadetmiştir, fakat insanların çoğu bilmezler.
16:39
لِيُبَيِّنَaçıklasın (diye)liyubayyinaلَهُمُonlaralahumuٱلَّذِىihtilaf ettiklerinialladhīيَخْتَلِفُونَthey differyakhtalifūnaفِيهِhakkındafīhiوَلِيَعْلَمَve bilsinler (diye)waliyaʿlamaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaكَفَرُوٓا۟inkar eden(ler)kafarūأَنَّهُمْonlarınannahumكَانُوا۟olduklarınıkānūكَـٰذِبِينَyalancılarkādhibīna٣٩
Ölen kimseyi Allah'ın diriltmeyeceği üzerine bütün güçleriyle Allah'a yemin ederler. Hayır; öyle değil, ayrılığa düştükleri şeyi onlara açıklamayı, inkar edenlerin kendilerinin yalancı olduklarını bileceklerini, Allah gerçekten vadetmiştir, fakat insanların çoğu bilmezler.
16:40
إِنَّمَاşüphesizinnamāقَوْلُنَاsöyleyeceğimiz sözqawlunāلِشَىْءٍbir şeyilishayinإِذَآzamanidhāأَرَدْنَـٰهُistediğimizaradnāhuأَنsadeceanنَّقُولَdememizdirnaqūlaلَهُۥonalahuكُنolkunفَيَكُونُderhal oluverirfayakūnu٤٠
Bir şeyin olmasını istediğimiz zaman sözümüz sadece ona "Ol" dememizdir ve hemen olur.
16:41
وَٱلَّذِينَgöç edenleriwa-alladhīnaهَاجَرُوا۟emigratedhājarūفِىuğrundafīٱللَّهِAllahl-lahiمِنۢsonraminبَعْدِafterbaʿdiمَاkendilerine zulmedildiktenmāظُلِمُوا۟they were wrongedẓulimūلَنُبَوِّئَنَّهُمْyerleştireceğizlanubawwi-annahumفِىdünyadafīٱلدُّنْيَاthe worldl-dun'yāحَسَنَةًۭ ۖgüzelceḥasanatanوَلَأَجْرُve mükafatı isewala-ajruٱلْـَٔاخِرَةِahiretl-ākhiratiأَكْبَرُ ۚdaha büyüktürakbaruلَوْkeşkelawكَانُوا۟onlarkānūيَعْلَمُونَbilselerdiyaʿlamūna٤١
Haksızlığa uğratıldıktan sonra, Allah yolunda hicret eden kimseleri, and olsun ki, dünyada güzel bir yerde yerleştiririz. Ahiret ecri ise daha büyüktür, keşki bilseler!
16:42
ٱلَّذِينَonlar kialladhīnaصَبَرُوا۟sabrettilerṣabarūوَعَلَىٰve sadecewaʿalāرَبِّهِمْRablerinerabbihimيَتَوَكَّلُونَdayanmaktadırlaryatawakkalūna٤٢
Onlar sabreden ve yalnız Rablerine güvenen kimselerdir.
16:43
وَمَآvewamāأَرْسَلْنَاbiz göndermedikarsalnāمِنsenden önceminقَبْلِكَbefore youqablikaإِلَّاbaşkasınıillāرِجَالًۭاerkeklerdenrijālanنُّوحِىٓvahyettiğimiznūḥīإِلَيْهِمْ ۚkendilerineilayhimفَسْـَٔلُوٓا۟sorunfasalūأَهْلَehlineahlaٱلذِّكْرِzikirl-dhik'riإِنeğerinكُنتُمْsizkuntumلَاbilmiyorsanızlāتَعْلَمُونَknowtaʿlamūna٤٣
Doğrusu senden önce de kendilerine kitablar ve belgelerle vahyettiğimiz bir takım adamlar gönderdik. Bilmiyorsanız kitablılara sorun. Sana da, insanlara gönderileni açıklayasın diye Kuran'ı indirdik. Belki düşünürler.
16:44
بِٱلْبَيِّنَـٰتِaçık kanıtlarıbil-bayinātiوَٱلزُّبُرِ ۗve Kitaplarıwal-zuburiوَأَنزَلْنَآve indirdikwa-anzalnāإِلَيْكَsanailaykaٱلذِّكْرَZikr'il-dhik'raلِتُبَيِّنَaçıklayasın diyelitubayyinaلِلنَّاسِinsanlaralilnnāsiمَاşeyimāنُزِّلَindirilennuzzilaإِلَيْهِمْkendilerineilayhimوَلَعَلَّهُمْta kiwalaʿallahumيَتَفَكَّرُونَdüşünüp öğüt alsınlaryatafakkarūna٤٤
Doğrusu senden önce de kendilerine kitablar ve belgelerle vahyettiğimiz bir takım adamlar gönderdik. Bilmiyorsanız kitablılara sorun. Sana da, insanlara gönderileni açıklayasın diye Kuran'ı indirdik. Belki düşünürler.
16:45
أَفَأَمِنَemin midirler?afa-aminaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaمَكَرُوا۟yapmayı kuran(lar)makarūٱلسَّيِّـَٔاتِkötülüklerl-sayiātiأَنgeçirmeyeceğindenanيَخْسِفَAllah will caveyakhsifaٱللَّهُAllah'ınl-lahuبِهِمُkendilerinibihimuٱلْأَرْضَyer(in dibin)el-arḍaأَوْyahutawيَأْتِيَهُمُkendilerine gelmeyeceğindenyatiyahumuٱلْعَذَابُazabınl-ʿadhābuمِنْhiçbirminحَيْثُyerdenḥaythuلَاhiçlāيَشْعُرُونَummadıklarıyashʿurūna٤٥
Kötü işler düzenleyenler Allah'ın kendilerini yere batırmasından yahut farketmedikleri bir yerden onlara azabın gelmesinden güvende midirler?
16:46
أَوْyahutawيَأْخُذَهُمْkendilerini yakalamayacağından?yakhudhahumفِىdönüp dolaşırlarkenfīتَقَلُّبِهِمْtheir going to and frotaqallubihimفَمَاdeğillerdirfamāهُمonlarhumبِمُعْجِزِينَengel olacak dabimuʿ'jizīna٤٦
Veya hareket halindelerken -ki Allah'ı aciz bırakamazlar- ya da yok olmak endişesindeyken onlara azabın gelmesinden güvende midirler? Doğrusu Rabbin şefkatlidir, merhametlidir.
16:47
أَوْyahutawيَأْخُذَهُمْkendilerini yakalamayacağından?yakhudhahumعَلَىٰüzerindeʿalāتَخَوُّفٍۢbir korkutakhawwufinفَإِنَّdoğrusufa-innaرَبَّكُمْRabbinizrabbakumلَرَءُوفٌۭçok şefkatlidirlaraūfunرَّحِيمٌçok acıyandırraḥīmun٤٧
Veya hareket halindelerken -ki Allah'ı aciz bırakamazlar- ya da yok olmak endişesindeyken onlara azabın gelmesinden güvende midirler? Doğrusu Rabbin şefkatlidir, merhametlidir.
16:48
أَوَلَمْgörmediler mi?awalamيَرَوْا۟they seenyarawإِلَىٰşeyleriilāمَاwhatmāخَلَقَyarattığıkhalaqaٱللَّهُAllah'ınl-lahuمِنher şeydenminشَىْءٍۢa thingshayinيَتَفَيَّؤُا۟döndüğünüyatafayya-uظِلَـٰلُهُۥgölgelerininẓilāluhuعَنِsağdanʿaniٱلْيَمِينِthe rightl-yamīniوَٱلشَّمَآئِلِve soldanwal-shamāiliسُجَّدًۭاsecde edereksujjadanلِّلَّهِAllah'alillahiوَهُمْve onlarwahumدَٰخِرُونَsürünerekdākhirūna٤٨
Allah'ın yarattığı şeylerin, gölgeleri sağa sola vurarak, Allah'a boyun eğerek secde etmekte olduklarını görmüyorlar mı?
16:49
وَلِلَّهِve Allah'awalillahiيَسْجُدُsecde ederleryasjuduمَاne varsamāفِىgöklerdefīٱلسَّمَـٰوَٰتِthe heavensl-samāwātiوَمَاve ne varsawamāفِىyerdefīٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiمِنcanlılardanminدَآبَّةٍۢmoving creaturesdābbatinوَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُve meleklerdenwal-malāikatuوَهُمْve onlarwahumلَاaslalāيَسْتَكْبِرُونَbüyük taslamazlaryastakbirūna٤٩
Göklerde ve yerde bulunan her canlı ve melekler, büyüklük taslamaksızın Allah'a secde ederler.
16:50
يَخَافُونَkorkarlaryakhāfūnaرَبَّهُمRablerindenrabbahumمِّنüstlerindekiminفَوْقِهِمْabove themfawqihimوَيَفْعَلُونَve yaparlarwayafʿalūnaمَاşeyimāيُؤْمَرُونَ ۩emredildikleriyu'marūna٥٠
Üstün olan Rablerinden korkarlar ve emrolundukları şeyleri yaparlar.
16:51
۞ وَقَالَve dediwaqālaٱللَّهُAllahl-lahuلَاedinmeyinlāتَتَّخِذُوٓا۟taketattakhidhūإِلَـٰهَيْنِ(iki) tanrıilāhayniٱثْنَيْنِ ۖikiith'nayniإِنَّمَاşüphesizinnamāهُوَOhuwaإِلَـٰهٌۭTanrıdırilāhunوَٰحِدٌۭ ۖtekwāḥidunفَإِيَّـٰىَyalnız bendenfa-iyyāyaفَٱرْهَبُونِkorkunfa-ir'habūni٥١
Allah, "İki tanrı edinmeyin, O ancak bir tek Tanrı'dır. Yalnız Ben'den korkun" dedi.
16:52
وَلَهُۥve hepsi O'nundurwalahuمَاne varsamāفِىgöklerdefīٱلسَّمَـٰوَٰتِthe heavensl-samāwātiوَٱلْأَرْضِve yerdewal-arḍiوَلَهُve O'nundurwalahuٱلدِّينُdin (kulluk)l-dīnuوَاصِبًا ۚdaimawāṣibanأَفَغَيْرَbaşkasından mı?afaghayraٱللَّهِAllah'tanl-lahiتَتَّقُونَkorkuyorsunuztattaqūna٥٢
Göklerde ve yerde olan O'nundur. Kulluk da daima O'nadır. Allah'tan başkasından mı sakınıyorsunuz?
16:53
وَمَا(ulaşan)wamāبِكُمsizebikumمِّنher ni'metminنِّعْمَةٍۢfavorniʿ'matinفَمِنَAllahtandırfaminaٱللَّهِ ۖAllahl-lahiثُمَّsonrathummaإِذَاzamanidhāمَسَّكُمُsize dokunduğumassakumuٱلضُّرُّbir sıkıntıl-ḍuruفَإِلَيْهِyalnız O'nafa-ilayhiتَجْـَٔرُونَyalvarırsınıztajarūna٥٣
Size gelen her nimet Allah'tandır. Sonra, bir sıkıntıya uğradığınızda yalnız O'na sığınırsınız.
16:54
ثُمَّsonrathummaإِذَاzamanidhāكَشَفَkaldırdığıkashafaٱلضُّرَّo sıkıntıyıl-ḍuraعَنكُمْsizdenʿankumإِذَاhemenidhāفَرِيقٌۭbir grupfarīqunمِّنكُمiçinizdenminkumبِرَبِّهِمْRablerinebirabbihimيُشْرِكُونَortak koşarlaryush'rikūna٥٤
Sıkıntılarınızı giderince de, içinizden bazıları kendilerine verdiğimize nankörlük ederek Rablerine eş koşarlar. Geçinin bakalım, yakında öğreneceksiniz.
16:55
لِيَكْفُرُوا۟nankörlük etmek içinliyakfurūبِمَآkarşıbimāءَاتَيْنَـٰهُمْ ۚkendilerine verdiğimizeātaynāhumفَتَمَتَّعُوا۟ ۖöyleyse eğleninfatamattaʿūفَسَوْفَyakındafasawfaتَعْلَمُونَbileceksiniztaʿlamūna٥٥
Sıkıntılarınızı giderince de, içinizden bazıları kendilerine verdiğimize nankörlük ederek Rablerine eş koşarlar. Geçinin bakalım, yakında öğreneceksiniz.
16:56
وَيَجْعَلُونَve ayırıyorlarwayajʿalūnaلِمَاşeylerelimāلَاbilmediklerilāيَعْلَمُونَthey know yaʿlamūnaنَصِيبًۭاbir paynaṣībanمِّمَّاverdiğimiz rızıktanmimmāرَزَقْنَـٰهُمْ ۗWe have provided themrazaqnāhumتَٱللَّهِAllah'a andolsun kital-lahiلَتُسْـَٔلُنَّsiz mutlaka sorulacaksınızlatus'alunnaعَمَّاşeylerdenʿammāكُنتُمْolduğunuzkuntumتَفْتَرُونَuyduruyorlartaftarūna٥٦
Kendilerine verdiğimiz rızıktan, onların ne olduğunu bilmeyen putlara pay ayırırlar. Allah'a and olsun ki, uydurup durduğunuz şeylerden elbette sorguya çekileceksiniz.
16:57
وَيَجْعَلُونَve isnad ediyorlarwayajʿalūnaلِلَّهِAllah'alillahiٱلْبَنَـٰتِkızlarıl-banātiسُبْحَـٰنَهُۥ ۙşanı yüce olansub'ḥānahuوَلَهُمve kendilerine dewalahumمَّاhoşlandıklarınımāيَشْتَهُونَthey desireyashtahūna٥٧
Beğendikleri erkek çocukları kendilerine; kızları da Allah'a malediyorlar. O bundan münezzehtir.
16:58
وَإِذَاzamanwa-idhāبُشِّرَmüjdelendiğibushiraأَحَدُهُمonlardan birineaḥaduhumبِٱلْأُنثَىٰkız çocuğubil-unthāظَلَّkesilirẓallaوَجْهُهُۥyüzüwajhuhuمُسْوَدًّۭاkapkaramus'waddanوَهُوَve owahuwaكَظِيمٌۭiçi öfkeyle dolarkaẓīmun٥٨
Aralarından birine bir kızı olduğu müjdelendiği zaman içi gamla dolarak yüzü simsiyah kesilir.
16:59
يَتَوَٰرَىٰgizleniryatawārāمِنَkavmindenminaٱلْقَوْمِthe peoplel-qawmiمِنdolayıminسُوٓءِkötülüğündensūiمَاverilen müjdeninmāبُشِّرَhe has been given good newsbushiraبِهِۦٓ ۚonabihiأَيُمْسِكُهُۥonu tutsun mu?ayum'sikuhuعَلَىٰhakaretleʿalāهُونٍhumiliationhūninأَمْyoksaamيَدُسُّهُۥonu gömsün mü?yadussuhuفِىtoprağafīٱلتُّرَابِ ۗthe dustl-turābiأَلَاbakalāسَآءَne kötüsāaمَاhüküm veriyorlarmāيَحْكُمُونَthey decideyaḥkumūna٥٩
Kendisine verilen kötü müjde yüzünden, halktan gizlenmeye çalışır; onu utana utana tutsun mu, yoksa toprağa mı gömsün? Ne kötü hükmediyorlar!
16:60
لِلَّذِينَiçindirlilladhīnaلَاinanmayanlarlāيُؤْمِنُونَbelieveyu'minūnaبِٱلْـَٔاخِرَةِahiretebil-ākhiratiمَثَلُsıfatlarmathaluٱلسَّوْءِ ۖen kötül-sawiوَلِلَّهِ(oysa) Allah'ındırwalillahiٱلْمَثَلُsıfatlarl-mathaluٱلْأَعْلَىٰ ۚen yücel-aʿlāوَهُوَve Owahuwaٱلْعَزِيزُazizdirl-ʿazīzuٱلْحَكِيمُhikmet sahibidirl-ḥakīmu٦٠
Ahirete inanmayanlar kötülük misalidirler. En üstün misali ise Allah verir. O Güçlü'dür, Hakim'dir.
16:61
وَلَوْve eğerwalawيُؤَاخِذُcezalandırsaydıyuākhidhuٱللَّهُAllahl-lahuٱلنَّاسَinsanlarıl-nāsaبِظُلْمِهِمyaptıkları (her) haksızlıklabiẓul'mihimمَّاbırakmazdımāتَرَكَHe (would) have lefttarakaعَلَيْهَاüzerinde (yeryüzünde)ʿalayhāمِنhiçbirminدَآبَّةٍۢcanlıdābbatinوَلَـٰكِنfakatwalākinيُؤَخِّرُهُمْonları erteleryu-akhiruhumإِلَىٰٓbir süreye kadarilāأَجَلٍۢa termajalinمُّسَمًّۭى ۖtakdir edilenmusammanفَإِذَاzamanfa-idhāجَآءَgeldiğijāaأَجَلُهُمْsüreleriajaluhumلَاaslalāيَسْتَـْٔخِرُونَgeri kalmazlaryastakhirūnaسَاعَةًۭ ۖbir sa'at (dahi)sāʿatanوَلَاne dewalāيَسْتَقْدِمُونَileri geçerleryastaqdimūna٦١
Allah insanları haksızlıklarından ötürü yakalayacak olsaydı, yeryüzünde canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Süreleri dolunca onu ne bir saat geciktirebilirler ne de öne alabilirler.
16:62
وَيَجْعَلُونَve isnad ediyorlarwayajʿalūnaلِلَّهِAllah'alillahiمَاşeyimāيَكْرَهُونَhoşlanmadıklarıyakrahūnaوَتَصِفُve uyduruyorlarwataṣifuأَلْسِنَتُهُمُonların dillerialsinatuhumuٱلْكَذِبَyalanl-kadhibaأَنَّhakkındaannaلَهُمُkendilerinin olacağılahumuٱلْحُسْنَىٰ ۖen güzel sonucunl-ḥus'nāلَاhiç yok kilāجَرَمَşüphejaramaأَنَّmutlakaannaلَهُمُonlara vardırlahumuٱلنَّارَateşl-nāraوَأَنَّهُمve onlarwa-annahumمُّفْرَطُونَona sürüleceklerdirmuf'raṭūna٦٢
Beğenmediklerini Allah'a malederler. Dilleri, güzel şeylerin kendilerine ait olduğunu yalan yere söyler durur. Cehennemin onların olduğunda ve önceden oraya gideceklerinde şüphe yoktur.
16:63
تَٱللَّهِAllah'a andolsun kital-lahiلَقَدْmuhakkaklaqadأَرْسَلْنَآelçi gönderdikarsalnāإِلَىٰٓmilletlereilāأُمَمٍۢnationsumaminمِّنsenden öncekiminقَبْلِكَbefore youqablikaفَزَيَّنَsüsledifazayyanaلَهُمُonlaralahumuٱلشَّيْطَـٰنُşeytanl-shayṭānuأَعْمَـٰلَهُمْyaptıklarınıaʿmālahumفَهُوَOfahuwaوَلِيُّهُمُonların dostudurwaliyyuhumuٱلْيَوْمَbugünl-yawmaوَلَهُمْve onlar için vardırwalahumعَذَابٌbir azabʿadhābunأَلِيمٌۭacıklıalīmun٦٣
Allah'a and olsun ki, senden önceki ümmetlere peygamberler gönderdik. Şeytan yaptıklarını onlara hep güzel gösterdi. Bugün de dostları odur. Onlara can yakıcı azap vardır.
16:64
وَمَآvewamāأَنزَلْنَاindirmedikanzalnāعَلَيْكَsanaʿalaykaٱلْكِتَـٰبَKitabıl-kitābaإِلَّاdışındaillāلِتُبَيِّنَaçıklamanlitubayyinaلَهُمُonlaralahumuٱلَّذِىşeyialladhīٱخْتَلَفُوا۟ayrılığa düştükleriikh'talafūفِيهِ ۙhakkındafīhiوَهُدًۭىve yol göstericiwahudanوَرَحْمَةًۭve rahmetwaraḥmatanلِّقَوْمٍۢbir kavim içinliqawminيُؤْمِنُونَinananyu'minūna٦٤
Sana Kitap'ı, ayrılığa düştükleri şeyleri onlara açıklaman için, inanan kimselere de doğru yol rehberi ve rahmet olarak indirdik.
16:65
وَٱللَّهُve Allahwal-lahuأَنزَلَindirdianzalaمِنَgöktenminaٱلسَّمَآءِthe skyl-samāiمَآءًۭbir sumāanفَأَحْيَاve dirilttifa-aḥyāبِهِonunlabihiٱلْأَرْضَyeril-arḍaبَعْدَsonrabaʿdaمَوْتِهَآ ۚölümündenmawtihāإِنَّşüphesizinnaفِىvardırfīذَٰلِكَbundadhālikaلَـَٔايَةًۭelbette ibret(ler)laāyatanلِّقَوْمٍۢbir millet içinliqawminيَسْمَعُونَişitenyasmaʿūna٦٥
Allah gökten su indirir ve ölümünden sonra yeryüzünü diriltir. Kulak veren kimseler için bunda ibret vardır.
16:66
وَإِنَّve şüphesizwa-innaلَكُمْsizin içinlakumفِىvardırfīٱلْأَنْعَـٰمِhayvanlardal-anʿāmiلَعِبْرَةًۭ ۖibret(ler)laʿib'ratanنُّسْقِيكُمsize içiriyoruznus'qīkumمِّمَّاolandanmimmāفِىonların karınlarındafīبُطُونِهِۦtheir belliesbuṭūnihiمِنۢarasıdanminبَيْنِbetweenbayniفَرْثٍۢfışkıfarthinوَدَمٍۢile kanwadaminلَّبَنًاsütlabananخَالِصًۭاhaliskhāliṣanسَآئِغًۭاlezzetlisāighanلِّلشَّـٰرِبِينَiçenler içinlilshāribīna٦٦
Hayvanlarda da size ibretler vardır. Bağırsaklarındakiler ile kan arasından, içenlere halis ve içimi kolay süt içiririz.
16:67
وَمِنvewaminثَمَرَٰتِmeyvalarındanthamarātiٱلنَّخِيلِhurma ağaçlarınınl-nakhīliوَٱلْأَعْنَـٰبِve üzümlerdenwal-aʿnābiتَتَّخِذُونَelde edersiniztattakhidhūnaمِنْهُonlardanmin'huسَكَرًۭاsarhoşluksakaranوَرِزْقًاve bir rızıkwariz'qanحَسَنًا ۗgüzelḥasananإِنَّşüphesizinnaفِىvardırfīذَٰلِكَbundadhālikaلَـَٔايَةًۭelbette ibret(ler)laāyatanلِّقَوْمٍۢbir toplum içinliqawminيَعْقِلُونَaklını kullananyaʿqilūna٦٧
Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden şerbet, şıra (içecek) ve güzel rızık elde edersiniz. Düşünen millet için bunda ibret vardır.
16:68
وَأَوْحَىٰşöyle vahyettiwa-awḥāرَبُّكَRabbinrabbukaإِلَىbal arısınailāٱلنَّحْلِthe beel-naḥliأَنِedinaniٱتَّخِذِىTakeittakhidhīمِنَdağlardanminaٱلْجِبَالِthe mountainsl-jibāliبُيُوتًۭاevlerbuyūtanوَمِنَvewaminaٱلشَّجَرِağaçlardanl-shajariوَمِمَّاvewamimmāيَعْرِشُونَkurdukları çardaklardanyaʿrishūna٦٨
Rabbin bal arısına: "Dağlarda, ağaçlarda ve hazırlanmış kovanlarda yuva edin; sonra her çeşit üründen ye; sonra da Rabbinin işlemen için gösterdiği yollardan yürü" diye öğretti. Karınlarından insanlara şifa olan çeşitli renklerde bal çıkar. Düşünen bir millet için bunda ibret vardır.
16:69
ثُمَّsonrathummaكُلِىye;kulīمِنher çeşitminكُلِّallkulliٱلثَّمَرَٰتِmeyvalardanl-thamarātiفَٱسْلُكِىve yürüfa-us'lukīسُبُلَyollarındasubulaرَبِّكِRabbininrabbikiذُلُلًۭا ۚboyun eğerekdhululanيَخْرُجُçıkaryakhrujuمِنۢonun karınlarındanminبُطُونِهَاtheir belliesbuṭūnihāشَرَابٌۭbir içeceksharābunمُّخْتَلِفٌçeşit çeşitmukh'talifunأَلْوَٰنُهُۥrenklerialwānuhuفِيهِonda vardırfīhiشِفَآءٌۭşifashifāonلِّلنَّاسِ ۗinsanlaralilnnāsiإِنَّşüphesizinnaفِىvardırfīذَٰلِكَbundadhālikaلَـَٔايَةًۭelbette bir ibretlaāyatanلِّقَوْمٍۢbir millet içinliqawminيَتَفَكَّرُونَdüşünenyatafakkarūna٦٩
Rabbin bal arısına: "Dağlarda, ağaçlarda ve hazırlanmış kovanlarda yuva edin; sonra her çeşit üründen ye; sonra da Rabbinin işlemen için gösterdiği yollardan yürü" diye öğretti. Karınlarından insanlara şifa olan çeşitli renklerde bal çıkar. Düşünen bir millet için bunda ibret vardır.
16:70
وَٱللَّهُve Allahwal-lahuخَلَقَكُمْsizi yarattıkhalaqakumثُمَّsonrathummaيَتَوَفَّىٰكُمْ ۚöldürüryatawaffākumوَمِنكُمve içinizdenwaminkumمَّنkimimanيُرَدُّitiliryuradduإِلَىٰٓen rezilineilāأَرْذَلِthe worstardhaliٱلْعُمُرِömrünl-ʿumuriلِكَىْdiyelikayلَاhiçbir şeyi bilmez olsunlāيَعْلَمَhe will knowyaʿlamaبَعْدَsonrabaʿdaعِلْمٍۢbilgidenʿil'minشَيْـًٔا ۚbirazshayanإِنَّdoğrusuinnaٱللَّهَAllahl-lahaعَلِيمٌۭbilendirʿalīmunقَدِيرٌۭkadirdirqadīrun٧٠
Allah sizi yaratmıştır, sonra öldürecektir, içinizden bir kısmı da ömrünün en fena zamanına ulaştırılır ki, bilirken bilmez olurlar. Doğrusu Allah bilendir, her şeye Kadir'dir.
16:71
وَٱللَّهُAllahwal-lahuفَضَّلَüstün kıldıfaḍḍalaبَعْضَكُمْkiminizibaʿḍakumعَلَىٰüzerineʿalāبَعْضٍۢkiminizbaʿḍinفِىrızıktafīٱلرِّزْقِ ۚ[the] provisionl-riz'qiفَمَاdeğildirfamāٱلَّذِينَüstün kılınanlaralladhīnaفُضِّلُوا۟were favoredfuḍḍilūبِرَآدِّىverip debirāddīرِزْقِهِمْkendi rızıklarınıriz'qihimعَلَىٰaltında bulunanlaraʿalāمَاwhommāمَلَكَتْpossessmalakatأَيْمَـٰنُهُمْellerininaymānuhumفَهُمْonlarfahumفِيهِondafīhiسَوَآءٌ ۚeşit olacak şekildesawāonأَفَبِنِعْمَةِni'metini mi?afabiniʿ'matiٱللَّهِAllah'ınl-lahiيَجْحَدُونَinkar ediyorlaryajḥadūna٧١
Allah rızıkda kiminizi diğerlerine üstün tutmuştur. Üstün kılınanlar, emirleri altında bulunanların rızıklarını vermezler. Oysa rızıkta hepsi eşittir. Allah'ın nimetini bile bile inkar mı ediyorlar?
16:72
وَٱللَّهُAllahwal-lahuجَعَلَyarattıjaʿalaلَكُمsizelakumمِّنْkendi nefislerinizdenminأَنفُسِكُمْyourselvesanfusikumأَزْوَٰجًۭاeşlerazwājanوَجَعَلَve yarattıwajaʿalaلَكُمsizelakumمِّنْeşlerinizdenminأَزْوَٰجِكُمyour spousesazwājikumبَنِينَoğullarbanīnaوَحَفَدَةًۭve torunlarwaḥafadatanوَرَزَقَكُمve sizi beslediwarazaqakumمِّنَgüzel rızıklarlaminaٱلطَّيِّبَـٰتِ ۚthe good thingsl-ṭayibātiأَفَبِٱلْبَـٰطِلِhâlâ batıla mı?afabil-bāṭiliيُؤْمِنُونَinanıyorlaryu'minūnaوَبِنِعْمَتِve ni'metinewabiniʿ'matiٱللَّهِAllah'ınl-lahiهُمْonlarhumيَكْفُرُونَnankörlük ediyorlaryakfurūna٧٢
Allah size kendinizden eşler var eder. Eşlerinizden de oğullar ve torunlar var eder. Size temiz şeylerden rızık verir. Öyleyken batıla inanıyorlar ve Allah'ın nimetini inkar mı ediyorlar?
16:73
وَيَعْبُدُونَve tapıyorlarwayaʿbudūnaمِنbaşkaminدُونِother thandūniٱللَّهِAllah'tanl-lahiمَاaslamāلَاnotlāيَمْلِكُveremeyecekyamlikuلَهُمْkendilerinelahumرِزْقًۭاrızıkriz'qanمِّنَgöklerdenminaٱلسَّمَـٰوَٰتِthe heavensl-samāwātiوَٱلْأَرْضِve yerdenwal-arḍiشَيْـًۭٔاhiçbirshayanوَلَاvewalāيَسْتَطِيعُونَbunu asla yapamayacak olanyastaṭīʿūna٧٣
Allah'ı bırakıp, göklerden ve yerden kendilerine verecek rızıkları olmayan ve vermeye güç yetiremeyen şeylere mi tapıyorlar?
16:74
فَلَاbenzetmeler yapmayınfalāتَضْرِبُوا۟put forthtaḍribūلِلَّهِAllah'alillahiٱلْأَمْثَالَ ۚmesellerl-amthālaإِنَّçünküinnaٱللَّهَAllahl-lahaيَعْلَمُbiliryaʿlamuوَأَنتُمْsiz isewa-antumلَاbilmezsinizlāتَعْلَمُونَknowtaʿlamūna٧٤
Allah'a benzerler koşmaya kalkmayın. Şüphesiz Allah bilir, siz bilmezsiniz.
16:75
۞ ضَرَبَmisal verirḍarabaٱللَّهُAllahl-lahuمَثَلًاmisaliylemathalanعَبْدًۭاbir köleʿabdanمَّمْلُوكًۭاbaşkasının malı olanmamlūkanلَّاgücü yetmeyenlāيَقْدِرُhe has poweryaqdiruعَلَىٰhiçbir şeyeʿalāشَىْءٍۢanythingshayinوَمَنve kimseyiwamanرَّزَقْنَـٰهُrızıklandırdığımızrazaqnāhuمِنَّاkatımızdanminnāرِزْقًاrızık ileriz'qanحَسَنًۭاgüzelḥasananفَهُوَki ofahuwaيُنفِقُinfak ederyunfiquمِنْهُondanmin'huسِرًّۭاgizlisirranوَجَهْرًا ۖve açıkwajahranهَلْolurlar mı?halيَسْتَوُۥنَ ۚbunlar eşityastawūnaٱلْحَمْدُHamdl-ḥamduلِلَّهِ ۚAllah'adırlillahiبَلْfakatbalأَكْثَرُهُمْçoklarıaktharuhumلَاbilmezlerlāيَعْلَمُونَknowyaʿlamūna٧٥
Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile, kendisine verdiğimiz güzel nimetlerden gizlice ve açıkça sarfeden kimseyi misal gösterir: Hiç bunlar eşit olur mu? Övülmeğe layık olan Allah'tır, fakat çoğu bilmezler.
16:76
وَضَرَبَve misal verirwaḍarabaٱللَّهُAllahl-lahuمَثَلًۭاmisaliylemathalanرَّجُلَيْنِ(şu) iki adamırajulayniأَحَدُهُمَآbirisiaḥaduhumāأَبْكَمُdilsizdirabkamuلَاgücü yetmezlāيَقْدِرُhe has poweryaqdiruعَلَىٰhiçbir şeyeʿalāشَىْءٍۢanythingshayinوَهُوَve owahuwaكَلٌّbir yüktürkallunعَلَىٰüzerineʿalāمَوْلَىٰهُefendisininmawlāhuأَيْنَمَاnereyeaynamāيُوَجِّههُّonu gönderseyuwajjihhuلَاgetirmezlāيَأْتِhe comesyatiبِخَيْرٍ ۖbir hayırbikhayrinهَلْgibi olur mu?halيَسْتَوِىequalyastawīهُوَohuwaوَمَنve kimsewamanيَأْمُرُemredenyamuruبِٱلْعَدْلِ ۙadaletibil-ʿadliوَهُوَve o (kimse)wahuwaعَلَىٰüzere (giden)ʿalāصِرَٰطٍۢyolṣirāṭinمُّسْتَقِيمٍۢdoğrumus'taqīmin٧٦
Allah iki adamı misal veriyor: Biri hiçbir şeye gücü yetmeyen bir dilsiz ki efendisine yüktür, nereye gönderse bir hayır çıkmaz; bu, doğru yolda olan, adaletle emreden kimse ile bir olabilir mi?
16:77
وَلِلَّهِAllah'a aittirwalillahiغَيْبُgaybıghaybuٱلسَّمَـٰوَٰتِgöklerinl-samāwātiوَٱلْأَرْضِ ۚve yerinwal-arḍiوَمَآve değildirwamāأَمْرُişiamruٱلسَّاعَةِsa'atin (kıyametin)l-sāʿatiإِلَّا(başka değil) ancakillāكَلَمْحِaçıp yumma gibidirkalamḥiٱلْبَصَرِbir gözl-baṣariأَوْyahutawهُوَohuwaأَقْرَبُ ۚdaha yakın(kısa)dıraqrabuإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaعَلَىٰüzerineʿalāكُلِّherkulliشَىْءٍۢşeyshayinقَدِيرٌۭgücü yetendirqadīrun٧٧
Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir, kıyamet saatinin kopuşu bir göz kırpması kadar veya daha çabuk bir zaman içinde olur. Şüphesiz Allah her şeye Kadir'dir.
16:78
وَٱللَّهُve Allahwal-lahuأَخْرَجَكُمsizi çıkardıakhrajakumمِّنۢkarınlarındanminبُطُونِthe wombsbuṭūniأُمَّهَـٰتِكُمْannelerinizinummahātikumلَاbilmezkenlāتَعْلَمُونَknowingtaʿlamūnaشَيْـًۭٔاhiçbir şeyshayanوَجَعَلَve verdiwajaʿalaلَكُمُsizelakumuٱلسَّمْعَişitmel-samʿaوَٱلْأَبْصَـٰرَve gözlerwal-abṣāraوَٱلْأَفْـِٔدَةَ ۙve gönüllerwal-afidataلَعَلَّكُمْumulur kilaʿallakumتَشْكُرُونَşükredersiniztashkurūna٧٨
Allah sizi annelerinizin karnından bir şey bilmez halde çıkarmıştır. Belki şükredersiniz diye size kulak, göz ve kalp vermiştir.
16:79
أَلَمْbakmadılar mı?alamيَرَوْا۟they seeyarawإِلَىkuşlarailāٱلطَّيْرِthe birdsl-ṭayriمُسَخَّرَٰتٍۢO'nun emrine boyun eğdirilmişmusakharātinفِىboşluğundafīجَوِّthe midstjawwiٱلسَّمَآءِgöğünl-samāiمَاyokturmāيُمْسِكُهُنَّonları tutanyum'sikuhunnaإِلَّاbaşkaillāٱللَّهُ ۗAllah'tanl-lahuإِنَّşüphesizinnaفِىvardırfīذَٰلِكَbundadhālikaلَـَٔايَـٰتٍۢayetlerlaāyātinلِّقَوْمٍۢbir kavim içinliqawminيُؤْمِنُونَinananyu'minūna٧٩
Göğün boşluğunda Allah'ın buyruğuna boyun eğerek uçan kuşlara bakmıyorlar mı? Onları Allah'tan başka tutan kimse yoktur. İnanan millet için bunda dersler vardır.
16:80
وَٱللَّهُve Allahwal-lahuجَعَلَyaptıjaʿalaلَكُمsizin içinlakumمِّنۢevleriniziminبُيُوتِكُمْyour homesbuyūtikumسَكَنًۭاoturma yerisakananوَجَعَلَve yaptıwajaʿalaلَكُمsizin içinlakumمِّنderilerindenminجُلُودِthe hidesjulūdiٱلْأَنْعَـٰمِhayvanl-anʿāmiبُيُوتًۭاevlerbuyūtanتَسْتَخِفُّونَهَاkolayca kullanacağınız hafiftastakhiffūnahāيَوْمَgününüzdeyawmaظَعْنِكُمْgöçẓaʿnikumوَيَوْمَve gününüzdewayawmaإِقَامَتِكُمْ ۙikametiqāmatikumوَمِنْvewaminأَصْوَافِهَاyünlerindenaṣwāfihāوَأَوْبَارِهَاve yapağılarındanwa-awbārihāوَأَشْعَارِهَآve kıllarındanwa-ashʿārihāأَثَـٰثًۭاgiyilecek döşenecek eşya'athāthanوَمَتَـٰعًاve geçimlikwamatāʿanإِلَىٰbir süreye kadarilāحِينٍۢa timeḥīnin٨٠
Allah size evlerinizi dinlenme yeri kıldı. Hayvanların derilerinden, yolculukta ve ikamet zamanlarınızda kolayca taşıyacağınız evler; yün, tüy ve kıllarından bir süre kullanacağınız giyimlikler ve geçimlikler var etmiştir.
16:81
وَٱللَّهُAllahwal-lahuجَعَلَyaptıjaʿalaلَكُمsizin içinlakumمِّمَّاyarattıklarındanmimmāخَلَقَHe createdkhalaqaظِلَـٰلًۭاgölgelerẓilālanوَجَعَلَve var ettiwajaʿalaلَكُمsizin içinlakumمِّنَdağlardaminaٱلْجِبَالِthe mountainsl-jibāliأَكْنَـٰنًۭاoturulacak barınaklaraknānanوَجَعَلَve var eylediwajaʿalaلَكُمْsizin içinlakumسَرَٰبِيلَelbiselersarābīlaتَقِيكُمُsizi koruyantaqīkumuٱلْحَرَّsıcaktanl-ḥaraوَسَرَٰبِيلَve elbiselerwasarābīlaتَقِيكُمsizi koruyantaqīkumبَأْسَكُمْ ۚsavaşınızdabasakumكَذَٰلِكَböylekadhālikaيُتِمُّtamamlıyoryutimmuنِعْمَتَهُۥni'metininiʿ'matahuعَلَيْكُمْsizeʿalaykumلَعَلَّكُمْumulur ki sizlaʿallakumتُسْلِمُونَteslim (müslüman) olursunuztus'limūna٨١
Allah yarattıklarından size gölgeler yapmış; dağlarda sığınacağınız barınaklar var etmiş, sizi sıcaktan koruyacak elbiseler, harpte sizi koruyacak zırhlar vermiştir. Size olan nimetini müslüman olasınız diye işte bu şekilde tamamlamaktadır.
16:82
فَإِنeğer yinefa-inتَوَلَّوْا۟yüz çevirirlersetawallawفَإِنَّمَاartıkfa-innamāعَلَيْكَsenin üzerine düşenʿalaykaٱلْبَلَـٰغُduyurmaktırl-balāghuٱلْمُبِينُaçık bir şekildel-mubīnu٨٢
Eğer yüz çevirirlerse, sana düşenin sadece açıkça tebliğ olduğunu bil.
16:83
يَعْرِفُونَbilirleryaʿrifūnaنِعْمَتَni'metininiʿ'mataٱللَّهِAllah'ınl-lahiثُمَّsonra dathummaيُنكِرُونَهَاbunu inkar ederleryunkirūnahāوَأَكْثَرُهُمُve çokları dawa-aktharuhumuٱلْكَـٰفِرُونَinkar ederlerl-kāfirūna٨٣
Allah'ın nimetini hem bilirler hem de inkar ederler. Zaten çoğu kafir kimselerdir.
16:84
وَيَوْمَve günwayawmaنَبْعَثُgetirdiğimiznabʿathuمِنherminكُلِّeverykulliأُمَّةٍۢümmettenummatinشَهِيدًۭاbir şahidshahīdanثُمَّartıkthummaلَاizin verilmezlāيُؤْذَنُwill be permittedyu'dhanuلِلَّذِينَkimselerelilladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(lere)kafarūوَلَاve ne dewalāهُمْonlarınhumيُسْتَعْتَبُونَözür dilemeleri isteniryus'taʿtabūna٨٤
Kıyamet günü her ümmetten bir şahit getiririz; inkar edenlere itiraz için izin de verilmez, onların özürleri de dinlenmez.
16:85
وَإِذَاve zamanwa-idhāرَءَاgördükleriraāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaظَلَمُوا۟zulmedenlerẓalamūٱلْعَذَابَazabıl-ʿadhābaفَلَاartıkfalāيُخَفَّفُhafifletilmezyukhaffafuعَنْهُمْonlardanʿanhumوَلَاve aslawalāهُمْonlarahumيُنظَرُونَfırsat verilmezyunẓarūna٨٥
Zulmedenler, azap görürlerken azabları hafifletilmez de geciktirilmez de.
16:86
وَإِذَاve zamanwa-idhāرَءَاgördükleriraāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaأَشْرَكُوا۟ortak koşanlarashrakūشُرَكَآءَهُمْortak koştuklarınıshurakāahumقَالُوا۟derler kiqālūرَبَّنَاRabbimizrabbanāهَـٰٓؤُلَآءِişte (bunlar)hāulāiشُرَكَآؤُنَاortaklarımızshurakāunāٱلَّذِينَolduğumuzalladhīnaكُنَّاwe used tokunnāنَدْعُوا۟tapıyornadʿūمِنsenden başkaminدُونِكَ ۖbesides Youdūnikaفَأَلْقَوْا۟söz atarlarfa-alqawإِلَيْهِمُonlarailayhimuٱلْقَوْلَşu sözlel-qawlaإِنَّكُمْsizinnakumلَكَـٰذِبُونَtamamen yalancılarsınızlakādhibūna٨٦
Allah'a ortak koşanlar, koştukları ortakları gördüklerinde: "Rabbimiz! Seni bırakıp yalvardığımız ortaklarımız bunlardır" derler. Koştukları ortaklar: "Doğrusu siz yalancısınız" diye söz atarlar.
16:87
وَأَلْقَوْا۟ve olurlarwa-alqawإِلَىAllah'ailāٱللَّهِAllahl-lahiيَوْمَئِذٍo günyawma-idhinٱلسَّلَمَ ۖtesliml-salamaوَضَلَّve sapıp giderwaḍallaعَنْهُمkendilerindenʿanhumمَّاşeylermāكَانُوا۟olduklarıkānūيَفْتَرُونَuyduruyor(lar)yaftarūna٨٧
Puta tapanlar o gün Allah'ın hükmüne teslim olurlar; uydurdukları şeyler onlardan uzaklaşırlar.
16:88
ٱلَّذِينَkimseleralladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(ler)kafarūوَصَدُّوا۟ve engel olanlarwaṣaddūعَنyolundanʿanسَبِيلِ(the) waysabīliٱللَّهِAllah'ınl-lahiزِدْنَـٰهُمْartırırız onlarazid'nāhumعَذَابًۭاazabıʿadhābanفَوْقَüstünefawqaٱلْعَذَابِazaplarınınl-ʿadhābiبِمَاdolayıbimāكَانُوا۟yaptıklarıkānūيُفْسِدُونَbozgunculuklarındanyuf'sidūna٨٨
İnkar eden, Allah'ın yolundan alıkoyanlara, bozgunculuklarına karşılık azap üstüne azap veririz.
16:89
وَيَوْمَve günwayawmaنَبْعَثُgetireceğimiznabʿathuفِىiçindefīكُلِّherkulliأُمَّةٍۢümmetummatinشَهِيدًاbir şahidshahīdanعَلَيْهِمüzerlerineʿalayhimمِّنْkendi aralarındanminأَنفُسِهِمْ ۖthemselvesanfusihimوَجِئْنَاgetireceğizwaji'nāبِكَseni debikaشَهِيدًاşahidshahīdanعَلَىٰüzerineʿalāهَـٰٓؤُلَآءِ ۚbunlarınhāulāiوَنَزَّلْنَاve indirdikwanazzalnāعَلَيْكَsanaʿalaykaٱلْكِتَـٰبَbu Kitabıl-kitābaتِبْيَـٰنًۭاaçıklayantib'yānanلِّكُلِّherlikulliشَىْءٍۢşeyishayinوَهُدًۭىve yol gösterici olarakwahudanوَرَحْمَةًۭve rahmet olarakwaraḥmatanوَبُشْرَىٰve müjde olarakwabush'rāلِلْمُسْلِمِينَmüslümanlaralil'mus'limīna٨٩
O gün her ümmetten bir kişiyi onlara şahit tutarız. Seni de ümmetine şahit getiririz. Sana her şeyi açıklayan ve Müslümanlara doğruyu gösteren bir rehber, rahmet ve müjde olarak Kuran'ı indirdik.
16:90
۞ إِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaيَأْمُرُemrederyamuruبِٱلْعَدْلِadaletibil-ʿadliوَٱلْإِحْسَـٰنِve ihsanıwal-iḥ'sāniوَإِيتَآئِve vermeyiwaītāiذِىakrabayadhīٱلْقُرْبَىٰ(to) relativesl-qur'bāوَيَنْهَىٰve menederwayanhāعَنِedepsizliktenʿaniٱلْفَحْشَآءِthe immoralityl-faḥshāiوَٱلْمُنكَرِve fenalıktanwal-munkariوَٱلْبَغْىِ ۚve azgınlıktanwal-baghyiيَعِظُكُمْsize böyle öğüt veriryaʿiẓukumلَعَلَّكُمْumulur kilaʿallakumتَذَكَّرُونَöğüt alırsınız (diye)tadhakkarūna٩٠
Allah şüphesiz adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara bakmayı emreder; hayasızlığı, fenalığı ve haddi aşmayı yasak eder. Tutasınız diye size öğüt verir.
16:91
وَأَوْفُوا۟tam yerine getirinwa-awfūبِعَهْدِahdinibiʿahdiٱللَّهِAllah'ınl-lahiإِذَاzamanidhāعَـٰهَدتُّمْandlaşma yaptığınızʿāhadttumوَلَاve aslawalāتَنقُضُوا۟bozmayıntanquḍūٱلْأَيْمَـٰنَyeminleril-aymānaبَعْدَsonrabaʿdaتَوْكِيدِهَاpekiştirdiktentawkīdihāوَقَدْçünküwaqadجَعَلْتُمُyaptınızjaʿaltumuٱللَّهَAllah'ıl-lahaعَلَيْكُمْüzerinizeʿalaykumكَفِيلًا ۚkefil (şahid)kafīlanإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaيَعْلَمُbiliryaʿlamuمَاşeylerimāتَفْعَلُونَyaptıklarınıztafʿalūna٩١
Ahitleştiğiniz zaman Allah'ın ahdini yerine getirin. Allah'ı kendinize kefil kılarak sağlama bağladığınız yeminleri bozmayın. Allah yaptıklarınızı şüphesiz bilir.
16:92
وَلَاve aslawalāتَكُونُوا۟olmayıntakūnūكَٱلَّتِىgibika-allatīنَقَضَتْçözen kadınnaqaḍatغَزْلَهَاipliğinighazlahāمِنۢsonraminبَعْدِafterbaʿdiقُوَّةٍkuvvetliquwwatinأَنكَـٰثًۭاbüktüktenankāthanتَتَّخِذُونَbir vasıta yaparaktattakhidhūnaأَيْمَـٰنَكُمْyeminleriniziaymānakumدَخَلًۢاbozucudakhalanبَيْنَكُمْaranızdabaynakumأَنolduğu içinanتَكُونَistakūnaأُمَّةٌbir toplulukummatunهِىَdaha çokhiyaأَرْبَىٰmore numerousarbāمِنْdiğer bir topluluktanminأُمَّةٍ ۚ(another) communityummatinإِنَّمَاçünküinnamāيَبْلُوكُمُsizi deneryablūkumuٱللَّهُAllahl-lahuبِهِۦ ۚbununlabihiوَلَيُبَيِّنَنَّve açıklayacaktırwalayubayyinannaلَكُمْsizelakumيَوْمَgünüyawmaٱلْقِيَـٰمَةِkıyametl-qiyāmatiمَاşeylerimāكُنتُمْolduğunuzkuntumفِيهِhakkındafīhiتَخْتَلِفُونَayrılığa düştüğünüztakhtalifūna٩٢
Bir ümmetin diğerinden daha çok olmasından ötürü, aranızdaki yeminleri bozarak, ipliğini iyice eğirip katladıktan sonra bozan kadın gibi olmayın. Allah onunla sizi dener. And olsun ki, ayrılığa düştüğünüz şeyleri size kıyamet günü açıklar.
16:93
وَلَوْşayetwalawشَآءَdileseydishāaٱللَّهُAllahl-lahuلَجَعَلَكُمْhepinizi yapardılajaʿalakumأُمَّةًۭümmetummatanوَٰحِدَةًۭbir tekwāḥidatanوَلَـٰكِنfakatwalākinيُضِلُّşaşırtıryuḍilluمَنkimseyimanيَشَآءُdilediğiyashāuوَيَهْدِىve doğru yola iletirwayahdīمَنkimseyimanيَشَآءُ ۚdilediğiyashāuوَلَتُسْـَٔلُنَّve siz mutlaka sorulacaksınızwalatus'alunnaعَمَّاşeylerdenʿammāكُنتُمْolduğunuzkuntumتَعْمَلُونَyapıyor(lar)taʿmalūna٩٣
Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı. Ama O, istediğini saptırır, istediğini doğru yola eriştirir. İşlediklerinizden, and olsun ki, sorumlu tutulacaksınız.
16:94
وَلَاyapmayınwalāتَتَّخِذُوٓا۟taketattakhidhūأَيْمَـٰنَكُمْyeminleriniziaymānakumدَخَلًۢاbozan bir şeydakhalanبَيْنَكُمْaranızıbaynakumفَتَزِلَّkayarfatazillaقَدَمٌۢayakqadamunبَعْدَsonrabaʿdaثُبُوتِهَاsağlam bastıktanthubūtihāوَتَذُوقُوا۟ve tadarsınızwatadhūqūٱلسُّوٓءَkötülüğül-sūaبِمَاdolayıbimāصَدَدتُّمْengel olduğunuzdanṣadadttumعَنyoludanʿanسَبِيلِ(the) waysabīliٱللَّهِ ۖAllah'ınl-lahiوَلَكُمْve sizin için vardırwalakumعَذَابٌbir azabʿadhābunعَظِيمٌۭbüyükʿaẓīmun٩٤
Birbirinizi aldatmak için yemin etmeyin ki, bu yüzden sağlamca yere basmakta olan ayak sürçebilir; Allah yolundan alıkoymanıza karşılık kötü bir azap tadarsınız ve (ahirette de) büyük bir azaba uğrarsınız.
16:95
وَلَاve aslawalāتَشْتَرُوا۟satmayıntashtarūبِعَهْدِverdiğiniz sözübiʿahdiٱللَّهِAllah'al-lahiثَمَنًۭاbir parayathamananقَلِيلًا ۚazqalīlanإِنَّمَاşüphesizinnamāعِندَyanında olanʿindaٱللَّهِAllah'ınl-lahiهُوَohuwaخَيْرٌۭdaha hayırlıdırkhayrunلَّكُمْsizin içinlakumإِنeğerinكُنتُمْbilirsenizkuntumتَعْلَمُونَknowtaʿlamūna٩٥
Allah'ın ahdini hiçbir değere değişmeyin. Eğer bilirseniz, Allah katında olan sizin için daha iyidir.
16:96
مَاbulunanmāعِندَكُمْsizin yanınızdaʿindakumيَنفَدُ ۖtükeniryanfaduوَمَاbulunan isewamāعِندَyanındaʿindaٱللَّهِAllah'ınl-lahiبَاقٍۢ ۗkalıcıdırbāqinوَلَنَجْزِيَنَّelbette vereceğizwalanajziyannaٱلَّذِينَkimselerinalladhīnaصَبَرُوٓا۟sabreden(lerin)ṣabarūأَجْرَهُمkarşılığınıajrahumبِأَحْسَنِen güzeliylebi-aḥsaniمَاolduklarınınmāكَانُوا۟they used (to)kānūيَعْمَلُونَyapıyor(lar)yaʿmalūna٩٦
Sizde olanlar tükenir ama, Allah katında olanlar sonsuzdur, tükenmez. Sabredenlere ecirlerini, yaptıklarından daha güzeli ile ödeyeceğiz.
16:97
مَنْher kimmanعَمِلَbir iş yaparsaʿamilaصَـٰلِحًۭاiyiṣāliḥanمِّنerkektenminذَكَرٍmaledhakarinأَوْveyaawأُنثَىٰkadındanunthāوَهُوَowahuwaمُؤْمِنٌۭinanmış olarakmu'minunفَلَنُحْيِيَنَّهُۥonu yaşatırızfalanuḥ'yiyannahuحَيَوٰةًۭbir hayatlaḥayatanطَيِّبَةًۭ ۖhoşṭayyibatanوَلَنَجْزِيَنَّهُمْve elbette veririzwalanajziyannahumأَجْرَهُمonların ücretiniajrahumبِأَحْسَنِen güzeliylebi-aḥsaniمَاolduklarınınmāكَانُوا۟they used (to)kānūيَعْمَلُونَyapıyor(lar)yaʿmalūna٩٧
Kadın, erkek, inanmış olarak kim iyi iş işlerse, ona hoş bir hayat yaşatacağız. Ecirlerini yaptıklarından daha güzeli ile ödeyeceğiz.
16:98
فَإِذَاzamanfa-idhāقَرَأْتَokuduğunqarataٱلْقُرْءَانَKur'anl-qur'ānaفَٱسْتَعِذْsığınfa-is'taʿidhبِٱللَّهِAllah'abil-lahiمِنَşeytandanminaٱلشَّيْطَـٰنِthe Shaitaanl-shayṭāniٱلرَّجِيمِkovulmuşl-rajīmi٩٨
Kuran okuyacağın zaman, kovulmuş şeytandan Allah'a sığın.
16:99
إِنَّهُۥçünküinnahuلَيْسَyokturlaysaلَهُۥo(şeyta)nınlahuسُلْطَـٰنٌbir gücüsul'ṭānunعَلَىüzerindeʿalāٱلَّذِينَinananlaralladhīnaءَامَنُوا۟believeāmanūوَعَلَىٰve üzerindewaʿalāرَبِّهِمْRablerinerabbihimيَتَوَكَّلُونَdayananlaryatawakkalūna٩٩
Doğrusu şeytanın, inananlar ve yalnız Rablerine güvenenler üzerinde bir nüfuzu yoktur.
16:100
إِنَّمَاsadeceinnamāسُلْطَـٰنُهُۥonun gücüsul'ṭānuhuعَلَىüzerindeʿalāٱلَّذِينَkimselerealladhīnaيَتَوَلَّوْنَهُۥonu dost tutan(lar)yatawallawnahuوَٱلَّذِينَve kimselerewa-alladhīnaهُمonlarhumبِهِۦonubihiمُشْرِكُونَortak koşan(lar)mush'rikūna١٠٠
O'nun nüfuzu sadece, O'nu dost edinenler ve Allah'a ortak koşanlar üzerindedir.
16:101
وَإِذَاve zamanwa-idhāبَدَّلْنَآdeğiştirdiğimizbaddalnāءَايَةًۭbir ayetiāyatanمَّكَانَyerinemakānaءَايَةٍۢ ۙbir ayetāyatinوَٱللَّهُve Allahwal-lahuأَعْلَمُbilirkenaʿlamuبِمَاnebimāيُنَزِّلُindirdiğiniyunazziluقَالُوٓا۟derlerqālūإِنَّمَآşüphesizinnamāأَنتَsenantaمُفْتَرٍۭ ۚiftira ediyorsunmuf'tarinبَلْhayırbalأَكْثَرُهُمْonların çoklarıaktharuhumلَاbilmiyorlarlāيَعْلَمُونَknowyaʿlamūna١٠١
Bir ayetin yerini başka bir ayetle değiştirdiğimizde, ki Allah ne indirdiğini gayet iyi bilir onlar, "Sen sadece uyduruyorsun" derler. Hayır, öyle değildir, ama onların çoğu bunu bilmezler.
16:102
قُلْde kiqulنَزَّلَهُۥonu indirdinazzalahuرُوحُthe Holy Spiritrūḥuٱلْقُدُسِ-nden-Kudüsl-qudusiمِنRabbindenminرَّبِّكَyour Lordrabbikaبِٱلْحَقِّgerçek olarakbil-ḥaqiلِيُثَبِّتَsağlamlaştırmak içinliyuthabbitaٱلَّذِينَkimselerialladhīnaءَامَنُوا۟inanan(ları)āmanūوَهُدًۭىve yol göstericiwahudanوَبُشْرَىٰve müjde olarakwabush'rāلِلْمُسْلِمِينَmüslümanlaralil'mus'limīna١٠٢
De ki: "Kuran'ı; Ruhul Kudüs (Cebrail) Rabbinin katından, inananların inançlarını pekiştirmek, Müslümanlara doğruluk rehberi ve müjde olmak üzere gerçekle indirmiştir."
16:103
وَلَقَدْve elbettewalaqadنَعْلَمُbiliyoruznaʿlamuأَنَّهُمْonlarınannahumيَقُولُونَdedikleriniyaqūlūnaإِنَّمَاmuhakkakinnamāيُعَلِّمُهُۥona öğretiyoryuʿallimuhuبَشَرٌۭ ۗbir insanbasharunلِّسَانُdililisānuٱلَّذِىşahsınalladhīيُلْحِدُونَnisbet ettikleriyul'ḥidūnaإِلَيْهِonailayhiأَعْجَمِىٌّۭa'cemi (yabancıdır)aʿjamiyyunوَهَـٰذَاbu isewahādhāلِسَانٌbir dildirlisānunعَرَبِىٌّۭArapçaʿarabiyyunمُّبِينٌapaçıkmubīnun١٠٣
And olsun ki: "Ona elbette bir insan öğretiyor" dediklerini biliyoruz. Kast ettikleri kimsenin dili yabancıdır, Kuran ise fasih Arapça'dır.
16:104
إِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَkimselerialladhīnaلَاinanmayan(ları)lāيُؤْمِنُونَbelieveyu'minūnaبِـَٔايَـٰتِayetlerinebiāyātiٱللَّهِAllah'ınl-lahiلَاdoğru yola iletmezlāيَهْدِيهِمُAllah will guide themyahdīhimuٱللَّهُAllahl-lahuوَلَهُمْonlar için vardırwalahumعَذَابٌbir azabʿadhābunأَلِيمٌacıklıalīmun١٠٤
Allah'ın ayetlerine inanmayanları Allah doğru yola eriştirmez. Onlara can yakıcı azap vardır.
16:105
إِنَّمَاşüphesiz ancakinnamāيَفْتَرِىuydururyaftarīٱلْكَذِبَyalanıl-kadhibaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaلَاinanmayan(lar)lāيُؤْمِنُونَbelieveyu'minūnaبِـَٔايَـٰتِayetlerinebiāyātiٱللَّهِ ۖAllah'ınl-lahiوَأُو۟لَـٰٓئِكَiştewa-ulāikaهُمُonlardırhumuٱلْكَـٰذِبُونَyalancılarl-kādhibūna١٠٥
Yalan uyduranlar ancak Allah'ın ayetlerine inanmayanlardır. Yalancılar işte onlardır.
16:106
مَنinkar edenmanكَفَرَdisbelieveskafaraبِٱللَّهِAllah'ıbil-lahiمِنۢsonraminبَعْدِafterbaʿdiإِيمَـٰنِهِۦٓinandıktanīmānihiإِلَّاhariçillāمَنْkimselermanأُكْرِهَ(inkara) zorlananuk'rihaوَقَلْبُهُۥve kalbiwaqalbuhuمُطْمَئِنٌّۢmutmain olduğu haldemuṭ'ma-innunبِٱلْإِيمَـٰنِimanlabil-īmāniوَلَـٰكِنfakatwalākinمَّنkimseleremanشَرَحَaçansharaḥaبِٱلْكُفْرِküfrebil-kuf'riصَدْرًۭاgöğsünüṣadranفَعَلَيْهِمْüzerlerine inerfaʿalayhimغَضَبٌۭbir gazabghaḍabunمِّنَAllahtanminaٱللَّهِAllahl-lahiوَلَهُمْve onlar için vardırwalahumعَذَابٌbir azabʿadhābunعَظِيمٌۭbüyükʿaẓīmun١٠٦
Gönlü imanla dolu olduğu halde, zor altında olan kimse müstesna, inandıktan sonra Allah'ı inkar edip, gönlünü kafirliğe açanlara Allah katından bir gazap vardır; büyük azap da onlar içindir.
16:107
ذَٰلِكَbu böyledirdhālikaبِأَنَّهُمُşüphesiz onlarınbi-annahumuٱسْتَحَبُّوا۟tercih etmelerindendiris'taḥabbūٱلْحَيَوٰةَhayatınıl-ḥayataٱلدُّنْيَاdünyal-dun'yāعَلَىahireteʿalāٱلْـَٔاخِرَةِthe Hereafterl-ākhiratiوَأَنَّve şüphesizwa-annaٱللَّهَAllah'ınl-lahaلَاdoğru yola iletmeyeceğindendirlāيَهْدِىguideyahdīٱلْقَوْمَkavmil-qawmaٱلْكَـٰفِرِينَinkar edenl-kāfirīna١٠٧
Bu, dünya hayatını ahirete tercih etmelerinden ve Allah'ın da, inkarcı milleti doğru yola eriştirmemesinden ötürü böyledir.
16:108
أُو۟لَـٰٓئِكَonlarulāikaٱلَّذِينَkimselerdiralladhīnaطَبَعَmühürlediğiṭabaʿaٱللَّهُAllah'ınl-lahuعَلَىٰüzeriniʿalāقُلُوبِهِمْkalbleriqulūbihimوَسَمْعِهِمْve kulaklarınıwasamʿihimوَأَبْصَـٰرِهِمْ ۖve gözleriniwa-abṣārihimوَأُو۟لَـٰٓئِكَve iştewa-ulāikaهُمُonlardırhumuٱلْغَـٰفِلُونَgafillerl-ghāfilūna١٠٨
İşte Allah'ın kalblerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimseler bunlardır. Gafiller de işte bunlardır.
16:109
لَاhiç yoklāجَرَمَşüphejaramaأَنَّهُمْelbette onlarannahumفِىahirettefīٱلْـَٔاخِرَةِthe Hereafterl-ākhiratiهُمُonlarhumuٱلْخَـٰسِرُونَziyana uğrayacaklardırl-khāsirūna١٠٩
Ahirette zarara uğrayacakların bunlar olduğunda şüphe yoktur.
16:110
ثُمَّsonrathummaإِنَّşüphesizinnaرَبَّكَRabbinrabbakaلِلَّذِينَ(yanındadır)lilladhīnaهَاجَرُوا۟hicret edenlerinhājarūمِنۢsonraminبَعْدِafterbaʿdiمَاişkenceye uğratıldıktanmāفُتِنُوا۟they had been put to trialsfutinūثُمَّsonrathummaجَـٰهَدُوا۟cihad edenlerinjāhadūوَصَبَرُوٓا۟ve sabredenlerinwaṣabarūإِنَّelbetteinnaرَبَّكَRabbinrabbakaمِنۢbun(lar)dan sonraminبَعْدِهَاafter itbaʿdihāلَغَفُورٌۭelbette bağışlayandır;laghafūrunرَّحِيمٌۭesirgeyendirraḥīmun١١٠
Rabbin, türlü eziyete uğratıldıktan sonra hicret eden, sonra Allah uğrunda savaşan ve sabreden kimselerden yanadır. Rabbin şüphesiz bundan sonra da bağışlar ve merhamet eder.
16:111
۞ يَوْمَo günyawmaتَأْتِىgelirtatīكُلُّherkulluنَفْسٍۢnefisnafsinتُجَـٰدِلُuğraşırtujādiluعَنkendi canı içinʿanنَّفْسِهَاitselfnafsihāوَتُوَفَّىٰve tam karşılığı verilirwatuwaffāكُلُّherkesekulluنَفْسٍۢnefsenafsinمَّاyaptığınınmāعَمِلَتْit didʿamilatوَهُمْonlarawahumلَاaslalāيُظْلَمُونَhaksızlık edilmezyuẓ'lamūna١١١
O gün, herkesin kendi derdine düşüp çabalayacağı ve herkesin işlediğinin haksızlığa uğratılmadan kendisine ödeneceği bir gündür.
16:112
وَضَرَبَve misal verirwaḍarabaٱللَّهُAllahl-lahuمَثَلًۭاmisaliylemathalanقَرْيَةًۭbir kentiqaryatanكَانَتْidikānatءَامِنَةًۭgüvenāminatanمُّطْمَئِنَّةًۭhuzur içindemuṭ'ma-innatanيَأْتِيهَاkendisine geliyorduyatīhāرِزْقُهَاrızkıriz'quhāرَغَدًۭاbol bolraghadanمِّنherminكُلِّeverykulliمَكَانٍۢyerdenmakāninفَكَفَرَتْfakat nankörlük ettifakafaratبِأَنْعُمِni'metlerinebi-anʿumiٱللَّهِAllah'ınl-lahiفَأَذَٰقَهَا(bunun üzerine) ona taddırdıfa-adhāqahāٱللَّهُAllahl-lahuلِبَاسَelbisesilibāsaٱلْجُوعِaçlıkl-jūʿiوَٱلْخَوْفِve korkuwal-khawfiبِمَاötürübimāكَانُوا۟olduklarıkānūيَصْنَعُونَyapıyor(lar)yaṣnaʿūna١١٢
Allah size güven ve huzur içinde olan bir kasabayı misal verir: Her taraftan oraya bolca rızık geliyordu. Ama Allah'ın nimetlerine nankörlük ettiler; bu yüzden Allah onlara yaptıklarına karşılık açlık ve korku belasını tattırdı.
16:113
وَلَقَدْve andolsunwalaqadجَآءَهُمْonlara geldijāahumرَسُولٌۭbir elçirasūlunمِّنْهُمْkendilerindenmin'humفَكَذَّبُوهُonu yalanladılarfakadhabūhuفَأَخَذَهُمُonları yakalayıverdifa-akhadhahumuٱلْعَذَابُazabl-ʿadhābuوَهُمْve onlarwahumظَـٰلِمُونَzulümlerine devam ederkenẓālimūna١١٣
And olsun ki, aralarından kendilerine bir peygamber gelmişti, onu yalancı saydılar. Haksızlık ederlerken azaba uğradılar.
16:114
فَكُلُوا۟yeyinfakulūمِمَّاsize verdiği rızıktanmimmāرَزَقَكُمُAllah has provided you razaqakumuٱللَّهُAllah'ınl-lahuحَلَـٰلًۭاhelalḥalālanطَيِّبًۭاve hoş (olarak)ṭayyibanوَٱشْكُرُوا۟ve şükredinwa-ush'kurūنِعْمَتَni'metineniʿ'mataٱللَّهِAllah'ınl-lahiإِنeğerinكُنتُمْediyorsanızkuntumإِيَّاهُO'naiyyāhuتَعْبُدُونَkulluktaʿbudūna١١٤
Yalnız Allah'a kulluk ediyorsanız, Allah'ın size helal ve temiz olarak verdiği rızıklardan yiyin, O'nun nimetine şükredin.
16:115
إِنَّمَاşüphesizinnamāحَرَّمَharam kıldıḥarramaعَلَيْكُمُsizeʿalaykumuٱلْمَيْتَةَölüyül-maytataوَٱلدَّمَve kanıwal-damaوَلَحْمَve etiniwalaḥmaٱلْخِنزِيرِdomuzl-khinzīriوَمَآve şeyiwamāأُهِلَّkesilenuhillaلِغَيْرِbaşkasınınlighayriٱللَّهِAllah'tanl-lahiبِهِۦ ۖadınabihiفَمَنِkimfamaniٱضْطُرَّmecbur kalırsauḍ'ṭurraغَيْرَsaldırmadanghayraبَاغٍۢdisobedientbāghinوَلَاvewalāعَادٍۢsınırı da aşmadanʿādinفَإِنَّşüphesizfa-innaٱللَّهَAllahl-lahaغَفُورٌۭbağışlayandırghafūrunرَّحِيمٌۭesirgeyendirraḥīmun١١٥
Allah size ancak leşi, kanı, domuz etini ve Allah'tan başkasının adına kesilenleri haram etmiştir. Darda kalan, aşırı gitmemek ve başkasının hakkına el uzatmamak şartiyle bunun dışındadır. Allah şüphesiz bağışlar, merhamet eder.
16:116
وَلَاvewalāتَقُولُوا۟demeyintaqūlūلِمَاötürülimāتَصِفُnitelendirmesindentaṣifuأَلْسِنَتُكُمُdillerinizinalsinatukumuٱلْكَذِبَyalanl-kadhibaهَـٰذَاşuhādhāحَلَـٰلٌۭhelaldirḥalālunوَهَـٰذَاşu isewahādhāحَرَامٌۭharamdırḥarāmunلِّتَفْتَرُوا۟sonra uydurmuş olursunuzlitaftarūعَلَىkarşıʿalāٱللَّهِAllah'al-lahiٱلْكَذِبَ ۚyalanl-kadhibaإِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaيَفْتَرُونَuyduran(lar)yaftarūnaعَلَىkarşıʿalāٱللَّهِAllah'al-lahiٱلْكَذِبَyalanl-kadhibaلَاiflah olmazlarlāيُفْلِحُونَthey will not succeedyuf'liḥūna١١٦
Diliniz yalana alışmış olduğu için, "şu haram, bu helaldir" demeyin, zira Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Allah'a karşı yalan uyduranlar ise, saadete şüphesiz erişemezler.
16:117
مَتَـٰعٌۭbir mefaattirmatāʿunقَلِيلٌۭazıcıkqalīlunوَلَهُمْve onlara vardırwalahumعَذَابٌbir azabʿadhābunأَلِيمٌۭacıklıalīmun١١٧
Az bir geçim ama ardından can yakıcı bir azap onlaradır.
16:118
وَعَلَىvewaʿalāٱلَّذِينَolanlara daalladhīnaهَادُوا۟Yahudihādūحَرَّمْنَاharam kılmıştıkḥarramnāمَاanlattıklarımızımāقَصَصْنَاWe relatedqaṣaṣnāعَلَيْكَsanaʿalaykaمِنbundan önceminقَبْلُ ۖbeforeqabluوَمَاdeğildikwamāظَلَمْنَـٰهُمْonlara zulmediyorẓalamnāhumوَلَـٰكِنfakatwalākinكَانُوٓا۟ediyorlardıkānūأَنفُسَهُمْonlar kendilerineanfusahumيَظْلِمُونَzulmyaẓlimūna١١٨
Sana anlattıklarımızı, daha önce, yahudi olanlara da haram kılmıştık; biz onlara zulmetmedik, onlar kendilerine zulmediyorlardı.
16:119
ثُمَّsonrathummaإِنَّşüphesizinnaرَبَّكَRabbinrabbakaلِلَّذِينَkimseler içinlilladhīnaعَمِلُوا۟işleyen(ler)ʿamilūٱلسُّوٓءَkötülükl-sūaبِجَهَـٰلَةٍۢcehaletlebijahālatinثُمَّsonrathummaتَابُوا۟tevbe edenler (için)tābūمِنۢardındanminبَعْدِafterbaʿdiذَٰلِكَbunundhālikaوَأَصْلَحُوٓا۟ve uslananlar (için)wa-aṣlaḥūإِنَّelbetteinnaرَبَّكَRabbinrabbakaمِنۢbunlardan sonraminبَعْدِهَاafter thatbaʿdihāلَغَفُورٌۭbağışlayandırlaghafūrunرَّحِيمٌesirgeyendirraḥīmun١١٩
Sonra doğrusu Rabbin, bilmeyerek kötülük işleyip ardından tevbe eden ve ıslah olanlardan yanadır. Rabbin bundan sonra da bağışlar ve merhamet eder.
16:120
إِنَّşüphesizinnaإِبْرَٰهِيمَİbrahimib'rāhīmaكَانَidikānaأُمَّةًۭbir ümmetummatanقَانِتًۭاO'na ita'at edenqānitanلِّلَّهِAllah'ılillahiحَنِيفًۭاbirleyenḥanīfanوَلَمْvewalamيَكُdeğildiyakuمِنَortak koşanlardanminaٱلْمُشْرِكِينَthe polytheistsl-mush'rikīna١٢٠
İbrahim, şüphesiz Allah'a boyun eğen ve O'na yönelen bir önderdi; puta tapanlardan değildi.
16:121
شَاكِرًۭاşükredici idishākiranلِّأَنْعُمِهِ ۚO'nun ni'metlerineli-anʿumihiٱجْتَبَىٰهُonu seçmişij'tabāhuوَهَدَىٰهُve iletmiştiwahadāhuإِلَىٰyolailāصِرَٰطٍۢthe wayṣirāṭinمُّسْتَقِيمٍۢdoğrumus'taqīmin١٢١
Rabbinin nimetlerine şükrederdi; Rabbi de onu seçti ve doğru yola eriştirdi.
16:122
وَءَاتَيْنَـٰهُve ona vermiştikwaātaynāhuفِىdünyadafīٱلدُّنْيَاthe worldl-dun'yāحَسَنَةًۭ ۖiyilikḥasanatanوَإِنَّهُۥşüphesiz Owa-innahuفِىahirette defīٱلْـَٔاخِرَةِthe Hereafterl-ākhiratiلَمِنَiyilerdendirlaminaٱلصَّـٰلِحِينَthe righteousl-ṣāliḥīna١٢٢
Dünyada ona güzellik verdik, ahirette de o mutlaka barışsever iyiler arasında yer alacaktır.
16:123
ثُمَّsonrathummaأَوْحَيْنَآvahyettikawḥaynāإِلَيْكَsanailaykaأَنِuyaniٱتَّبِعْYou followittabiʿمِلَّةَyolunamillataإِبْرَٰهِيمَİbrahim'inib'rāhīmaحَنِيفًۭا ۖhanif olanḥanīfanوَمَاvewamāكَانَdeğildikānaمِنَortak koşanlardanminaٱلْمُشْرِكِينَthe polytheistsl-mush'rikīna١٢٣
Şimdi sana, "Doğruya yönelen, puta tapanlardan olmayan İbrahim'in dinine uy" diye vahyettik.
16:124
إِنَّمَاşüphesizinnamāجُعِلَ(farz) kılındıjuʿilaٱلسَّبْتُcumartesi günül-sabtuعَلَىüzerindeʿalāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaٱخْتَلَفُوا۟ayrılığa düşen(ler)ikh'talafūفِيهِ ۚonunfīhiوَإِنَّve şüphesizwa-innaرَبَّكَRabbinrabbakaلَيَحْكُمُelbette hükmünü verecektirlayaḥkumuبَيْنَهُمْaralarındabaynahumيَوْمَgünüyawmaٱلْقِيَـٰمَةِkıyametl-qiyāmatiفِيمَاşey hakkındafīmāكَانُوا۟ondakānūفِيهِ[in it]fīhiيَخْتَلِفُونَayrılığa düştükleriyakhtalifūna١٢٤
Cumartesi ibadeti, ancak o gün üzerinde çekişenlere farz kılındı. Rabbin, ayrılığa düştükleri şeylerde, kıyamet günü aralarında hükmedecektir.
16:125
ٱدْعُçağırud'ʿuإِلَىٰyolunailāسَبِيلِ(the) waysabīliرَبِّكَRabbininrabbikaبِٱلْحِكْمَةِhikmetlebil-ḥik'matiوَٱلْمَوْعِظَةِve öğütlewal-mawʿiẓatiٱلْحَسَنَةِ ۖgüzell-ḥasanatiوَجَـٰدِلْهُمve onlarla mücadele etwajādil'humبِٱلَّتِى(biçimde)bi-allatīهِىَohiyaأَحْسَنُ ۚen güzelaḥsanuإِنَّkuşkusuzinnaرَبَّكَRabbinrabbakaهُوَişte O'durhuwaأَعْلَمُen iyi bilenaʿlamuبِمَنkimseleribimanضَلَّsapan(ları)ḍallaعَنyolundanʿanسَبِيلِهِۦ ۖHis waysabīlihiوَهُوَve Owahuwaأَعْلَمُ(en iyi) bilendiraʿlamuبِٱلْمُهْتَدِينَhidayete erenleribil-muh'tadīna١٢٥
Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır; onlarla en güzel şekilde tartış; doğrusu Rabbin, kendi yolundan sapanları daha iyi bilir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilir.
16:126
وَإِنْve eğerwa-inعَاقَبْتُمْceza vereceksenizʿāqabtumفَعَاقِبُوا۟ceza verinfaʿāqibūبِمِثْلِaynısınıbimith'liمَاsize verilen cezanınmāعُوقِبْتُمyou were afflictedʿūqib'tumبِهِۦ ۖonunlabihiوَلَئِنamawala-inصَبَرْتُمْsabdedersenizṣabartumلَهُوَandolsun ki olahuwaخَيْرٌۭdaha iyidirkhayrunلِّلصَّـٰبِرِينَsabredenler içinlilṣṣābirīna١٢٦
Eğer ceza vermek isterseniz size yapılanın aynıyla mukabele edin. Sabrederseniz and olsun ki bu, sabredenler için daha iyidir.
16:127
وَٱصْبِرْve sabretwa-iṣ'birوَمَاdeğildirwamāصَبْرُكَsenin sabrınṣabrukaإِلَّاbaşkaillāبِٱللَّهِ ۚAllah(ın yardımından)bil-lahiوَلَاvewalāتَحْزَنْüzülmetaḥzanعَلَيْهِمْonlaraʿalayhimوَلَاvewalāتَكُdüşmetakuفِىsıkıntıyafīضَيْقٍۢdistressḍayqinمِّمَّاkurdukları tuzaklardanmimmāيَمْكُرُونَthey plotyamkurūna١٢٧
Sabret, senin sabrın ancak Allah'ın yardımıyladır; onlara üzülme, kurdukları düzenlerden de endişe etme.
16:128
إِنَّçünküinnaٱللَّهَAllahl-lahaمَعَberaberdirmaʿaٱلَّذِينَkimselerlealladhīnaٱتَّقَوا۟korunan(larla)ittaqawوَّٱلَّذِينَve kimselerlewa-alladhīnaهُمonlarhumمُّحْسِنُونَiyilik eden(lerle)muḥ'sinūna١٢٨
Allah şüphesiz sakınanlarla ve iyilik yapanlarla beraberdir.
—
—
—
—
Loading…