15

Hicr

Mekki 99 Ayet Cüz 14
الحجر
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
15:1
الٓر ۚ Elif Lam Ra alif-lam-ra
Elif Lam Ra
تِلْكَ şunlar til'ka
şunlar
ءَايَـٰتُ ayetleridir āyātu
ayetleridir
ٱلْكِتَـٰبِ Kitabın l-kitābi
Kitabın
وَقُرْءَانٍۢ ve Kur'an'ın waqur'ānin
ve Kur'an'ın
مُّبِينٍۢ apaçık mubīnin
apaçık
١ (1)
(1)
Elif, Lam, Ra. Bunlar Kitap'ın ve apaçık olan Kuran'ın ayetleridir.
15:2
رُّبَمَا bir zaman gelir ki rubamā
bir zaman gelir ki
يَوَدُّ arzu ederler yawaddu
arzu ederler
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
لَوْ keşke law
keşke
كَانُوا۟ olsaydılar (diye) kānū
olsaydılar (diye)
مُسْلِمِينَ müslüman mus'limīna
müslüman
٢ (2)
(2)
İnkar edenler, keşke müslüman olsaydık temennisinde bulunacaklardır.
15:3
ذَرْهُمْ bırak onları dharhum
bırak onları
يَأْكُلُوا۟ yesinler yakulū
yesinler
وَيَتَمَتَّعُوا۟ ve eğlensinler wayatamattaʿū
ve eğlensinler
وَيُلْهِهِمُ ve onları oyalasın wayul'hihimu
ve onları oyalasın
ٱلْأَمَلُ ۖ arzu l-amalu
arzu
فَسَوْفَ yakında fasawfa
yakında
يَعْلَمُونَ bileceklerdir yaʿlamūna
bileceklerdir
٣ (3)
(3)
Bırak onları yesinler, zevk alsınlar; ümit onları avundursun; ilerde öğrenecekler.
15:4
وَمَآ biz yok etmedik wamā
biz yok etmedik
أَهْلَكْنَا We destroyed ahlaknā
We destroyed
مِن hiçbir min
hiçbir
قَرْيَةٍ kenti qaryatin
kenti
إِلَّا dışında illā
dışında
وَلَهَا olanların walahā
olanların
كِتَابٌۭ bir yazısı kitābun
bir yazısı
مَّعْلُومٌۭ bilinen maʿlūmun
bilinen
٤ (4)
(4)
Yok ettiğimiz herhangi bir kasabanın elbette belli bir yazısı vardır.
15:5
مَّا ne
ne
تَسْبِقُ geçebilir tasbiqu
geçebilir
مِنْ hiçbir min
hiçbir
أُمَّةٍ millet ummatin
millet
أَجَلَهَا süresini ajalahā
süresini
وَمَا ne de wamā
ne de
يَسْتَـْٔخِرُونَ geri kalır yastakhirūna
geri kalır
٥ (5)
(5)
Hiçbir ümmet kendi süresini öne alamaz, geciktiremez de.
15:6
وَقَالُوا۟ dediler ki waqālū
dediler ki
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِى kimse alladhī
kimse
نُزِّلَ indirilmiş olan nuzzila
indirilmiş olan
عَلَيْهِ kendisine ʿalayhi
kendisine
ٱلذِّكْرُ Zikir (Kitap) l-dhik'ru
Zikir (Kitap)
إِنَّكَ sen mutlaka innaka
sen mutlaka
لَمَجْنُونٌۭ delisin lamajnūnun
delisin
٦ (6)
(6)
Onlar: "Ey kendisine Kitap indirilen kimse! Sen mutlaka delisin. Doğrulardan isen melekleri bize getirsene" dediler.
15:7
لَّوْ neden law
neden
مَا bize getirmiyorsun
bize getirmiyorsun
تَأْتِينَا you bring to us tatīnā
you bring to us
بِٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ melekleri bil-malāikati
melekleri
إِن eğer in
eğer
كُنتَ isen kunta
isen
مِنَ salihlerden mina
salihlerden
ٱلصَّـٰدِقِينَ the truthful l-ṣādiqīna
the truthful
٧ (7)
(7)
Onlar: "Ey kendisine Kitap indirilen kimse! Sen mutlaka delisin. Doğrulardan isen melekleri bize getirsene" dediler.
15:8
مَا biz indirmeyiz
biz indirmeyiz
نُنَزِّلُ We send down nunazzilu
We send down
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ melekleri l-malāikata
melekleri
إِلَّا olmaksızın illā
olmaksızın
بِٱلْحَقِّ hak ile bil-ḥaqi
hak ile
وَمَا ve olmaz wamā
ve olmaz
كَانُوٓا۟ onların kānū
onların
إِذًۭا o zaman da idhan
o zaman da
مُّنظَرِينَ mühletleri munẓarīna
mühletleri
٨ (8)
(8)
Biz melekleri ancak gerekince indiririz. O takdirde de ceza görecekler asla geri bırakılmazlar.
15:9
إِنَّا şüphesiz innā
şüphesiz
نَحْنُ biz naḥnu
biz
نَزَّلْنَا indirdik nazzalnā
indirdik
ٱلذِّكْرَ O Zikri (Kitap)ı l-dhik'ra
O Zikri (Kitap)ı
وَإِنَّا ve elbette biziz wa-innā
ve elbette biziz
لَهُۥ O'nun lahu
O'nun
لَحَـٰفِظُونَ koruyucuları laḥāfiẓūna
koruyucuları
٩ (9)
(9)
Doğrusu Kitap'ı Biz indirdik, onun koruyucusu elbette Biziz.
15:10
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
أَرْسَلْنَا elçiler gönderdik arsalnā
elçiler gönderdik
مِن senden önceki min
senden önceki
قَبْلِكَ before you qablika
before you
فِى içine
içine
شِيَعِ milletlerin shiyaʿi
milletlerin
ٱلْأَوَّلِينَ geçmiş l-awalīna
geçmiş
١٠ (10)
(10)
And olsun ki, senden önce çeşitli ümmetlere peygamber göndermiştik.
15:11
وَمَا onlara gelmezdi wamā
onlara gelmezdi
يَأْتِيهِم came to them yatīhim
came to them
مِّن hiçbir min
hiçbir
رَّسُولٍ elçi rasūlin
elçi
إِلَّا olmadıkları illā
olmadıkları
كَانُوا۟ they did kānū
they did
بِهِۦ onunla bihi
onunla
يَسْتَهْزِءُونَ alay ediyor yastahziūna
alay ediyor
١١ (11)
(11)
Onlara gelen her peygamberi alaya alıyorlardı.
15:12
كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle
نَسْلُكُهُۥ onu sokarız naslukuhu
onu sokarız
فِى içine
içine
قُلُوبِ kalbleri qulūbi
kalbleri
ٱلْمُجْرِمِينَ suçluların l-muj'rimīna
suçluların
١٢ (12)
(12)
Aynı şekilde biz de Kitap'ı suçluların kalblerine sokarız, ama ona yine de inanmazlar. Oysa kendilerinden öncekilerin uğradıkları meydandadır.
15:13
لَا inanmazlar
inanmazlar
يُؤْمِنُونَ they believe yu'minūna
they believe
بِهِۦ ۖ ona bihi
ona
وَقَدْ elbette waqad
elbette
خَلَتْ geçtiği halde khalat
geçtiği halde
سُنَّةُ sünneti sunnatu
sünneti
ٱلْأَوَّلِينَ öncekilerin l-awalīna
öncekilerin
١٣ (13)
(13)
Aynı şekilde biz de Kitap'ı suçluların kalblerine sokarız, ama ona yine de inanmazlar. Oysa kendilerinden öncekilerin uğradıkları meydandadır.
15:14
وَلَوْ şayet walaw
şayet
فَتَحْنَا açsak da fataḥnā
açsak da
عَلَيْهِم onlara ʿalayhim
onlara
بَابًۭا bir kapı bāban
bir kapı
مِّنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ the heaven l-samāi
the heaven
فَظَلُّوا۟ olsalardı faẓallū
olsalardı
فِيهِ oraya fīhi
oraya
يَعْرُجُونَ çıkacak yaʿrujūna
çıkacak
١٤ (14)
(14)
Onlara gökten bir kapı açsak da, oradan çıkmağa koyulsalar: "Gözlerimiz döndü, biz herhalde büyülendik" derler.
15:15
لَقَالُوٓا۟ derlerdi laqālū
derlerdi
إِنَّمَا herhalde innamā
herhalde
سُكِّرَتْ döndürüldü sukkirat
döndürüldü
أَبْصَـٰرُنَا gözlerimiz abṣārunā
gözlerimiz
بَلْ doğrusu bal
doğrusu
نَحْنُ biz naḥnu
biz
قَوْمٌۭ bir topluluğuz qawmun
bir topluluğuz
مَّسْحُورُونَ büyülenmiş masḥūrūna
büyülenmiş
١٥ (15)
(15)
Onlara gökten bir kapı açsak da, oradan çıkmağa koyulsalar: "Gözlerimiz döndü, biz herhalde büyülendik" derler.
15:16
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
جَعَلْنَا biz yaptık jaʿalnā
biz yaptık
فِى gökte
gökte
ٱلسَّمَآءِ the heavens l-samāi
the heavens
بُرُوجًۭا burçlar burūjan
burçlar
وَزَيَّنَّـٰهَا ve onu süsledik wazayyannāhā
ve onu süsledik
لِلنَّـٰظِرِينَ bakanlar için lilnnāẓirīna
bakanlar için
١٦ (16)
(16)
And olsun ki, gökte burçlar meydana getirdik, onları bakanlar için donattık.
15:17
وَحَفِظْنَـٰهَا ve onu koruduk waḥafiẓ'nāhā
ve onu koruduk
مِن her min
her
كُلِّ every kulli
every
شَيْطَـٰنٍۢ şeytandan shayṭānin
şeytandan
رَّجِيمٍ recim (taşlanmış) rajīmin
recim (taşlanmış)
١٧ (17)
(17)
Onları, kovulmuş her şeytandan koruduk.
15:18
إِلَّا ancak hariçtir illā
ancak hariçtir
مَنِ kimse mani
kimse
ٱسْتَرَقَ hırsızlığı eden is'taraqa
hırsızlığı eden
ٱلسَّمْعَ kulak l-samʿa
kulak
فَأَتْبَعَهُۥ onu kovalar fa-atbaʿahu
onu kovalar
شِهَابٌۭ bir alev shihābun
bir alev
مُّبِينٌۭ parlak mubīnun
parlak
١٨ (18)
(18)
Fakat kulak hırsızlığı yapan olursa, parlak bir ateş onu kovalar.
15:19
وَٱلْأَرْضَ ve arzı wal-arḍa
ve arzı
مَدَدْنَـٰهَا yaydık madadnāhā
yaydık
وَأَلْقَيْنَا ve attık wa-alqaynā
ve attık
فِيهَا oraya fīhā
oraya
رَوَٰسِىَ sağlam dağlar rawāsiya
sağlam dağlar
وَأَنۢبَتْنَا ve bitirdik wa-anbatnā
ve bitirdik
فِيهَا orada fīhā
orada
مِن her min
her
كُلِّ every kulli
every
شَىْءٍۢ şey(den) shayin
şey(den)
مَّوْزُونٍۢ ölçülü mütenasib mawzūnin
ölçülü mütenasib
١٩ (19)
(19)
Yeri yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik, orada her şeyi bir ölçüye göre bitirdik.
15:20
وَجَعَلْنَا ve var ettik wajaʿalnā
ve var ettik
لَكُمْ sizin için lakum
sizin için
فِيهَا orada fīhā
orada
مَعَـٰيِشَ geçimlikler maʿāyisha
geçimlikler
وَمَن ve canlılar için waman
ve canlılar için
لَّسْتُمْ olmadığınız lastum
olmadığınız
لَهُۥ onları lahu
onları
بِرَٰزِقِينَ rızıklandırıcı birāziqīna
rızıklandırıcı
٢٠ (20)
(20)
Orada sizin ve rızık veremeyeceğiniz kimseler için geçimlikler meydana getirdik.
15:21
وَإِن ve yoktur wa-in
ve yoktur
مِّن hiçbir min
hiçbir
شَىْءٍ şey shayin
şey
إِلَّا sadece illā
sadece
عِندَنَا bizim yanımızdadır ʿindanā
bizim yanımızdadır
خَزَآئِنُهُۥ hazineleri khazāinuhu
hazineleri
وَمَا ve wamā
ve
نُنَزِّلُهُۥٓ biz indirmeyiz nunazziluhu
biz indirmeyiz
إِلَّا dışında illā
dışında
بِقَدَرٍۢ bir miktar biqadarin
bir miktar
مَّعْلُومٍۢ bilinen maʿlūmin
bilinen
٢١ (21)
(21)
Hazinesi Bizim katımızda olmayan hiçbir şey yoktur. Biz onu ancak belli bir ölçüye göre indiririz.
15:22
وَأَرْسَلْنَا ve gönderdik wa-arsalnā
ve gönderdik
ٱلرِّيَـٰحَ rüzgarları l-riyāḥa
rüzgarları
لَوَٰقِحَ aşılayıcı olarak lawāqiḥa
aşılayıcı olarak
فَأَنزَلْنَا indirdik fa-anzalnā
indirdik
مِنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky
مَآءًۭ su māan
su
فَأَسْقَيْنَـٰكُمُوهُ böylece sizi suladık fa-asqaynākumūhu
böylece sizi suladık
وَمَآ ve değilsiniz wamā
ve değilsiniz
أَنتُمْ siz antum
siz
لَهُۥ onu lahu
onu
بِخَـٰزِنِينَ depolayan bikhāzinīna
depolayan
٢٢ (22)
(22)
Rüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik; yukarıdan su indirdik de sizi onunla suladık. Yoksa siz onu toplayamazdınız.
15:23
وَإِنَّا biziz wa-innā
biziz
لَنَحْنُ elbette biz lanaḥnu
elbette biz
نُحْىِۦ yaşatırız; nuḥ'yī
yaşatırız;
وَنُمِيتُ ve öldürürüz wanumītu
ve öldürürüz
وَنَحْنُ ve biziz wanaḥnu
ve biziz
ٱلْوَٰرِثُونَ gerçek varis olan l-wārithūna
gerçek varis olan
٢٣ (23)
(23)
Doğrusu dirilten ve öldüren Biziz; hepsinin gerisinde de Biz kalırız.
15:24
وَلَقَدْ andolsun walaqad
andolsun
عَلِمْنَا biliriz ʿalim'nā
biliriz
ٱلْمُسْتَقْدِمِينَ önce geçenleri l-mus'taqdimīna
önce geçenleri
مِنكُمْ sizden minkum
sizden
وَلَقَدْ ve elbette walaqad
ve elbette
عَلِمْنَا biliriz ʿalim'nā
biliriz
ٱلْمُسْتَـْٔخِرِينَ geri kalanları da l-mus'takhirīna
geri kalanları da
٢٤ (24)
(24)
And olsun ki, sizden önce geçenleri biliriz; and olsun ki, geri kalanları da biliriz.
15:25
وَإِنَّ ve gerçekten wa-inna
ve gerçekten
رَبَّكَ Rabbindir rabbaka
Rabbindir
هُوَ O huwa
O
يَحْشُرُهُمْ ۚ onları toplayacak olan yaḥshuruhum
onları toplayacak olan
إِنَّهُۥ muhakak O innahu
muhakak O
حَكِيمٌ Hakîmdir ḥakīmun
Hakîmdir
عَلِيمٌۭ Bilendir ʿalīmun
Bilendir
٢٥ (25)
(25)
Doğrusu Rabbin onları diriltip bir araya getirecektir. Şüphesiz O Hakim'dir, Herşeyi Bilen'dir.
15:26
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
خَلَقْنَا biz yarattık khalaqnā
biz yarattık
ٱلْإِنسَـٰنَ insanı l-insāna
insanı
مِن pişmemiş çamurdan min
pişmemiş çamurdan
صَلْصَـٰلٍۢ sounding clay ṣalṣālin
sounding clay
مِّنْ cıvık balçıktan min
cıvık balçıktan
حَمَإٍۢ black mud ḥama-in
black mud
مَّسْنُونٍۢ değişmiş masnūnin
değişmiş
٢٦ (26)
(26)
And olsun ki, insanı kuru balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarattık.
15:27
وَٱلْجَآنَّ ve Cinleri wal-jāna
ve Cinleri
خَلَقْنَـٰهُ yarattık khalaqnāhu
yarattık
مِن daha önce min
daha önce
قَبْلُ before qablu
before
مِن ateşten min
ateşten
نَّارِ fire nāri
fire
ٱلسَّمُومِ nüfuz eden l-samūmi
nüfuz eden
٢٧ (27)
(27)
Cinleri de, daha önce, dumansız ateşten yarattık.
15:28
وَإِذْ ve bir zaman wa-idh
ve bir zaman
قَالَ demişti ki qāla
demişti ki
رَبُّكَ Rabbin rabbuka
Rabbin
لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ meleklere lil'malāikati
meleklere
إِنِّى muhakkak ben innī
muhakkak ben
خَـٰلِقٌۢ yaratacağım khāliqun
yaratacağım
بَشَرًۭا bir insan basharan
bir insan
مِّن kupkuru çamurdan min
kupkuru çamurdan
صَلْصَـٰلٍۢ clay ṣalṣālin
clay
مِّنْ balçıktan min
balçıktan
حَمَإٍۢ black mud ḥama-in
black mud
مَّسْنُونٍۢ değişken masnūnin
değişken
٢٨ (28)
(28)
'Rabbin meleklere: "Ben, balçıktan, işlenebilen kara topraktan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan üflediğimde ona secdeye kapanın" demişti.
15:29
فَإِذَا zaman fa-idhā
zaman
سَوَّيْتُهُۥ onu düzenlediğim sawwaytuhu
onu düzenlediğim
وَنَفَخْتُ ve üflediğimde wanafakhtu
ve üflediğimde
فِيهِ ona fīhi
ona
مِن ruhumdan min
ruhumdan
رُّوحِى My spirit rūḥī
My spirit
فَقَعُوا۟ hemen kapanın faqaʿū
hemen kapanın
لَهُۥ ona lahu
ona
سَـٰجِدِينَ secdeye sājidīna
secdeye
٢٩ (29)
(29)
'Rabbin meleklere: "Ben, balçıktan, işlenebilen kara topraktan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan üflediğimde ona secdeye kapanın" demişti.
15:30
فَسَجَدَ secde ettiler fasajada
secde ettiler
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ melekler l-malāikatu
melekler
كُلُّهُمْ hepsi kulluhum
hepsi
أَجْمَعُونَ topluca ajmaʿūna
topluca
٣٠ (30)
(30)
Bunun üzerine, İblis'in dışında bütün melekler hemen secde ettiler. O, secde edenlerle beraber olmaktan çekindi.
15:31
إِلَّآ yalnız illā
yalnız
إِبْلِيسَ İblis ib'līsa
İblis
أَبَىٰٓ kabul etmedi abā
kabul etmedi
أَن olmayı an
olmayı
يَكُونَ be yakūna
be
مَعَ beraber maʿa
beraber
ٱلسَّـٰجِدِينَ secde edenlerle l-sājidīna
secde edenlerle
٣١ (31)
(31)
Bunun üzerine, İblis'in dışında bütün melekler hemen secde ettiler. O, secde edenlerle beraber olmaktan çekindi.
15:32
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
يَـٰٓإِبْلِيسُ Ey İblis yāib'līsu
Ey İblis
مَا ne (oldu)
ne (oldu)
لَكَ sana laka
sana
أَلَّا sen olmadın allā
sen olmadın
تَكُونَ you are takūna
you are
مَعَ beraber maʿa
beraber
ٱلسَّـٰجِدِينَ secde edenlerle l-sājidīna
secde edenlerle
٣٢ (32)
(32)
Allah: "Ey İblis! Secde edenlerle beraber olmaktan seni alıkoyan nedir?" dedi.
15:33
قَالَ dedi qāla
dedi
لَمْ ben edemem lam
ben edemem
أَكُن I am not akun
I am not
لِّأَسْجُدَ secde li-asjuda
secde
لِبَشَرٍ insana libasharin
insana
خَلَقْتَهُۥ yarattığın khalaqtahu
yarattığın
مِن bir çamurdan min
bir çamurdan
صَلْصَـٰلٍۢ clay ṣalṣālin
clay
مِّنْ bir balçıktan min
bir balçıktan
حَمَإٍۢ black mud ḥama-in
black mud
مَّسْنُونٍۢ değişken masnūnin
değişken
٣٣ (33)
(33)
O: "Balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarattığın insana secde edemem" dedi.
15:34
قَالَ dedi qāla
dedi
فَٱخْرُجْ öyleyse çık fa-ukh'ruj
öyleyse çık
مِنْهَا oradan min'hā
oradan
فَإِنَّكَ çünkü sen fa-innaka
çünkü sen
رَجِيمٌۭ kovuldun rajīmun
kovuldun
٣٤ (34)
(34)
"Öyleyse defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Doğrusu hesap gününe kadar lanet sanadır" dedi.
15:35
وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz
عَلَيْكَ üzerine ʿalayka
üzerine
ٱللَّعْنَةَ la'net edilecektir l-laʿnata
la'net edilecektir
إِلَىٰ kadar ilā
kadar
يَوْمِ gününe yawmi
gününe
ٱلدِّينِ ceza l-dīni
ceza
٣٥ (35)
(35)
"Öyleyse defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Doğrusu hesap gününe kadar lanet sanadır" dedi.
15:36
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim
فَأَنظِرْنِىٓ (bari) beni ertele fa-anẓir'nī
(bari) beni ertele
إِلَىٰ kadar ilā
kadar
يَوْمِ güne yawmi
güne
يُبْعَثُونَ tekrar dirilecekleri yub'ʿathūna
tekrar dirilecekleri
٣٦ (36)
(36)
"Rabbim! Beni hiç olmazsa, tekrar dirilecekleri güne kadar ertele" dedi.
15:37
قَالَ dedi qāla
dedi
فَإِنَّكَ haydi sen fa-innaka
haydi sen
مِنَ ertelenmişlerdensin mina
ertelenmişlerdensin
ٱلْمُنظَرِينَ the ones given respite l-munẓarīna
the ones given respite
٣٧ (37)
(37)
Allah: "Sen, bilinen gün gelene kadar bırakılanlardansın" dedi.
15:38
إِلَىٰ kadar ilā
kadar
يَوْمِ gününe yawmi
gününe
ٱلْوَقْتِ vaktin l-waqti
vaktin
ٱلْمَعْلُومِ bilinen l-maʿlūmi
bilinen
٣٨ (38)
(38)
Allah: "Sen, bilinen gün gelene kadar bırakılanlardansın" dedi.
15:39
قَالَ dedi qāla
dedi
رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim
بِمَآ ötürü bimā
ötürü
أَغْوَيْتَنِى beni azdırmandan aghwaytanī
beni azdırmandan
لَأُزَيِّنَنَّ andolsun (günahları) süsleyeceğim la-uzayyinanna
andolsun (günahları) süsleyeceğim
لَهُمْ onlara lahum
onlara
فِى yer yüzünde
yer yüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
وَلَأُغْوِيَنَّهُمْ ve onları azdıracağım wala-ugh'wiyannahum
ve onları azdıracağım
أَجْمَعِينَ hepsini ajmaʿīna
hepsini
٣٩ (39)
(39)
"Rabbim! Beni saptırdığın için, and olsun ki yeryüzünde fenalıkları onlara güzel göstereceğim; halis kıldığın kulların bir yana, onların hepsini saptıracağım" dedi.
15:40
إِلَّا ancak hariç illā
ancak hariç
عِبَادَكَ kulların ʿibādaka
kulların
مِنْهُمُ içlerinden min'humu
içlerinden
ٱلْمُخْلَصِينَ ihlâslı l-mukh'laṣīna
ihlâslı
٤٠ (40)
(40)
"Rabbim! Beni saptırdığın için, and olsun ki yeryüzünde fenalıkları onlara güzel göstereceğim; halis kıldığın kulların bir yana, onların hepsini saptıracağım" dedi.
15:41
قَالَ buyurdu ki qāla
buyurdu ki
هَـٰذَا işte budur hādhā
işte budur
صِرَٰطٌ yol ṣirāṭun
yol
عَلَىَّ bana varan ʿalayya
bana varan
مُسْتَقِيمٌ dosdoğru mus'taqīmun
dosdoğru
٤١ (41)
(41)
'Allah şöyle dedi: "Benim gerekli kıldığım dosdoğru yol budur; kullarımın üzerinde senin bir nüfuzun olamaz. Ancak sana uyan sapıklar bunun dışındadır."
15:42
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
عِبَادِى benim kullarım ʿibādī
benim kullarım
لَيْسَ yoktur laysa
yoktur
لَكَ senin laka
senin
عَلَيْهِمْ üzerinde ʿalayhim
üzerinde
سُلْطَـٰنٌ bir gücün sul'ṭānun
bir gücün
إِلَّا dışında illā
dışında
مَنِ kimseler mani
kimseler
ٱتَّبَعَكَ sana uyan ittabaʿaka
sana uyan
مِنَ azgınlardan mina
azgınlardan
ٱلْغَاوِينَ the ones who go astray l-ghāwīna
the ones who go astray
٤٢ (42)
(42)
'Allah şöyle dedi: "Benim gerekli kıldığım dosdoğru yol budur; kullarımın üzerinde senin bir nüfuzun olamaz. Ancak sana uyan sapıklar bunun dışındadır."
15:43
وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz
جَهَنَّمَ Cehennem jahannama
Cehennem
لَمَوْعِدُهُمْ onların buluşma yeridir lamawʿiduhum
onların buluşma yeridir
أَجْمَعِينَ hepsinin ajmaʿīna
hepsinin
٤٣ (43)
(43)
"Ve Cehennem onların hepsinin toplanacağı yerdir."
15:44
لَهَا onun vardır lahā
onun vardır
سَبْعَةُ yedi sabʿatu
yedi
أَبْوَٰبٍۢ kapısı abwābin
kapısı
لِّكُلِّ her likulli
her
بَابٍۢ kapıya bābin
kapıya
مِّنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan
جُزْءٌۭ bir bölüm juz'on
bir bölüm
مَّقْسُومٌ ayrılmıştır maqsūmun
ayrılmıştır
٤٤ (44)
(44)
O cehennemin yedi kapısı olup, her kapıdan onların girecekleri ayrılmış bir kısım vardır.
15:45
إِنَّ muhakkak inna
muhakkak
ٱلْمُتَّقِينَ muttakiler l-mutaqīna
muttakiler
فِى cennetlerde
cennetlerde
جَنَّـٰتٍۢ Gardens jannātin
Gardens
وَعُيُونٍ pınar başlarındadırlar waʿuyūnin
pınar başlarındadırlar
٤٥ (45)
(45)
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar ise, cennetlerde, pınar başlarındadırlar.
15:46
ٱدْخُلُوهَا oraya girin ud'khulūhā
oraya girin
بِسَلَـٰمٍ esenlikle bisalāmin
esenlikle
ءَامِنِينَ güven içinde āminīna
güven içinde
٤٦ (46)
(46)
"Oraya güven içinde, esenlikle girin" denilir.
15:47
وَنَزَعْنَا çıkarıp atmışızdır wanazaʿnā
çıkarıp atmışızdır
مَا olan
olan
فِى göğüslerindeki
göğüslerindeki
صُدُورِهِم their breasts ṣudūrihim
their breasts
مِّنْ kini min
kini
غِلٍّ rancor ghillin
rancor
إِخْوَٰنًا kardeşler olarak ikh'wānan
kardeşler olarak
عَلَىٰ üzerinde ʿalā
üzerinde
سُرُرٍۢ divanlar sururin
divanlar
مُّتَقَـٰبِلِينَ karşı karşıya otururlar mutaqābilīna
karşı karşıya otururlar
٤٧ (47)
(47)
Biz onların gönüllerinde olan kini çıkardık, artık onlar sedirler üzerinde karşılıklı oturan kardeşlerdir.
15:48
لَا onlara dokunmaz
onlara dokunmaz
يَمَسُّهُمْ will touch them yamassuhum
will touch them
فِيهَا orada fīhā
orada
نَصَبٌۭ hiçbir yorgunluk naṣabun
hiçbir yorgunluk
وَمَا ve değillerdir wamā
ve değillerdir
هُم onlar hum
onlar
مِّنْهَا oradan min'hā
oradan
بِمُخْرَجِينَ çıkarılacak bimukh'rajīna
çıkarılacak
٤٨ (48)
(48)
Onlar orada bir yorgunluk hissetmezler. Oradan çıkarılacak da değillerdir.
15:49
۞ نَبِّئْ haber ver nabbi
haber ver
عِبَادِىٓ kullarıma ʿibādī
kullarıma
أَنِّىٓ şüphesiz annī
şüphesiz
أَنَا ben anā
ben
ٱلْغَفُورُ bağışlayanım l-ghafūru
bağışlayanım
ٱلرَّحِيمُ esirgeyenim l-raḥīmu
esirgeyenim
٤٩ (49)
(49)
Kullarıma Benim bağışlayan, merhamet eden olduğumu, azabımın can yakıcı bir azap olduğunu haber ver.
15:50
وَأَنَّ fakat wa-anna
fakat
عَذَابِى benim azabım ʿadhābī
benim azabım
هُوَ o huwa
o
ٱلْعَذَابُ bir azabdır l-ʿadhābu
bir azabdır
ٱلْأَلِيمُ çok acı l-alīmu
çok acı
٥٠ (50)
(50)
Kullarıma Benim bağışlayan, merhamet eden olduğumu, azabımın can yakıcı bir azap olduğunu haber ver.
15:51
وَنَبِّئْهُمْ onlara haber ver wanabbi'hum
onlara haber ver
عَن konuklarından ʿan
konuklarından
ضَيْفِ (the) guests ḍayfi
(the) guests
إِبْرَٰهِيمَ İbrahim'in ib'rāhīma
İbrahim'in
٥١ (51)
(51)
Onlara İbrahim'in konuklarını da anlat:
15:52
إِذْ ne zaman ki idh
ne zaman ki
دَخَلُوا۟ girmdiler dakhalū
girmdiler
عَلَيْهِ onun yanına ʿalayhi
onun yanına
فَقَالُوا۟ ve dediler faqālū
ve dediler
سَلَـٰمًۭا Selam salāman
Selam
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
إِنَّا elbette biz innā
elbette biz
مِنكُمْ sizden minkum
sizden
وَجِلُونَ korkuyoruz wajilūna
korkuyoruz
٥٢ (52)
(52)
İbrahim'in yanına girdiklerinde selam vermişlerdi. O: "Doğrusu biz sizden korkuyoruz" demişti de: "Korkma, biz sana, bilgin bir oğlun olacağını müjdelemeye geldik" demişlerdi.
15:53
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
لَا korkma
korkma
تَوْجَلْ be afraid tawjal
be afraid
إِنَّا biz innā
biz
نُبَشِّرُكَ sana müjdeleriz nubashiruka
sana müjdeleriz
بِغُلَـٰمٍ bir çocuk bighulāmin
bir çocuk
عَلِيمٍۢ bilgin ʿalīmin
bilgin
٥٣ (53)
(53)
İbrahim'in yanına girdiklerinde selam vermişlerdi. O: "Doğrusu biz sizden korkuyoruz" demişti de: "Korkma, biz sana, bilgin bir oğlun olacağını müjdelemeye geldik" demişlerdi.
15:54
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
أَبَشَّرْتُمُونِى beni mi müjdelediniz? abashartumūnī
beni mi müjdelediniz?
عَلَىٰٓ (rağmen) ʿalā
(rağmen)
أَن bana dokunasına an
bana dokunasına
مَّسَّنِىَ has overtaken me massaniya
has overtaken me
ٱلْكِبَرُ ihtiyarlık l-kibaru
ihtiyarlık
فَبِمَ ne tuhaf fabima
ne tuhaf
تُبَشِّرُونَ müjdeliyorsunuz tubashirūna
müjdeliyorsunuz
٥٤ (54)
(54)
"Ben kocamışken bana müjde mi veriyorsunuz? Neye dayanarak müjdeliyorsunuz?" deyince:
15:55
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
بَشَّرْنَـٰكَ sana müjdeledik basharnāka
sana müjdeledik
بِٱلْحَقِّ gerçeği bil-ḥaqi
gerçeği
فَلَا asla falā
asla
تَكُن olma takun
olma
مِّنَ umut kesenlerden mina
umut kesenlerden
ٱلْقَـٰنِطِينَ the despairing l-qāniṭīna
the despairing
٥٥ (55)
(55)
"Seni gerçekten müjdeliyoruz, umutsuzlardan olma" demişlerdi.
15:56
قَالَ dedi qāla
dedi
وَمَن kim waman
kim
يَقْنَطُ umut keser yaqnaṭu
umut keser
مِن rahmetinden min
rahmetinden
رَّحْمَةِ (the) Mercy raḥmati
(the) Mercy
رَبِّهِۦٓ Rabbinin rabbihi
Rabbinin
إِلَّا başka illā
başka
ٱلضَّآلُّونَ sapıklardan l-ḍālūna
sapıklardan
٥٦ (56)
(56)
"Zaten sapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umudunu keser!" diyerek sormuştu: "Ey elçiler! İşiniz nedir?"
15:57
قَالَ dedi qāla
dedi
فَمَا nedir? famā
nedir?
خَطْبُكُمْ işiniz khaṭbukum
işiniz
أَيُّهَا Ey ayyuhā
Ey
ٱلْمُرْسَلُونَ elçiler l-mur'salūna
elçiler
٥٧ (57)
(57)
"Zaten sapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umudunu keser!" diyerek sormuştu: "Ey elçiler! İşiniz nedir?"
15:58
قَالُوٓا۟ dediler qālū
dediler
إِنَّآ şüphesiz biz innā
şüphesiz biz
أُرْسِلْنَآ gönderildik ur'sil'nā
gönderildik
إِلَىٰ bir kavme ilā
bir kavme
قَوْمٍۢ a people qawmin
a people
مُّجْرِمِينَ suç işleyen muj'rimīna
suç işleyen
٥٨ (58)
(58)
Şöyle cevap vermişlerdi: "Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk."
15:59
إِلَّآ yalnız hariç illā
yalnız hariç
ءَالَ ailesi āla
ailesi
لُوطٍ Lut lūṭin
Lut
إِنَّا elbette biz innā
elbette biz
لَمُنَجُّوهُمْ onları kurtaracağız lamunajjūhum
onları kurtaracağız
أَجْمَعِينَ hepsini ajmaʿīna
hepsini
٥٩ (59)
(59)
Şöyle cevap vermişlerdi: "Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk."
15:60
إِلَّا ancak hariç illā
ancak hariç
ٱمْرَأَتَهُۥ karısı im'ra-atahu
karısı
قَدَّرْنَآ ۙ olmasını uygun gördük qaddarnā
olmasını uygun gördük
إِنَّهَا onun innahā
onun
لَمِنَ geri kalanlardan lamina
geri kalanlardan
ٱلْغَـٰبِرِينَ those who remain behind l-ghābirīna
those who remain behind
٦٠ (60)
(60)
Şöyle cevap vermişlerdi: "Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk."
15:61
فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki
جَآءَ geldiklerinde jāa
geldiklerinde
ءَالَ ailesine āla
ailesine
لُوطٍ Lut lūṭin
Lut
ٱلْمُرْسَلُونَ Elçiler l-mur'salūna
Elçiler
٦١ (61)
(61)
Elçiler Lut'un ailesine gelince, Lut: "Doğrusu siz tanınmayan kimselersiniz" dedi.
15:62
قَالَ dedi qāla
dedi
إِنَّكُمْ şüphesiz siz innakum
şüphesiz siz
قَوْمٌۭ kimselersiniz qawmun
kimselersiniz
مُّنكَرُونَ hiç tanınmamış munkarūna
hiç tanınmamış
٦٢ (62)
(62)
Elçiler Lut'un ailesine gelince, Lut: "Doğrusu siz tanınmayan kimselersiniz" dedi.
15:63
قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki
بَلْ doğrusu bal
doğrusu
جِئْنَـٰكَ biz sana getirdik ji'nāka
biz sana getirdik
بِمَا olduklarını bimā
olduklarını
كَانُوا۟ they were kānū
they were
فِيهِ hakkında fīhi
hakkında
يَمْتَرُونَ şüphe etmekte yamtarūna
şüphe etmekte
٦٣ (63)
(63)
"Biz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiçbiriniz arkaya bakmasın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyün" dediler.
15:64
وَأَتَيْنَـٰكَ ve sana getirdik wa-ataynāka
ve sana getirdik
بِٱلْحَقِّ gerçeği bil-ḥaqi
gerçeği
وَإِنَّا ve biz elbette wa-innā
ve biz elbette
لَصَـٰدِقُونَ doğru söyleyenleriz laṣādiqūna
doğru söyleyenleriz
٦٤ (64)
(64)
"Biz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiçbiriniz arkaya bakmasın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyün" dediler.
15:65
فَأَسْرِ hemen yürüt fa-asri
hemen yürüt
بِأَهْلِكَ aileni bi-ahlika
aileni
بِقِطْعٍۢ bir parçasında biqiṭ'ʿin
bir parçasında
مِّنَ gecenin mina
gecenin
ٱلَّيْلِ the night al-layli
the night
وَٱتَّبِعْ ve git wa-ittabiʿ
ve git
أَدْبَـٰرَهُمْ arkalarından adbārahum
arkalarından
وَلَا ardına dönüp bakmasın walā
ardına dönüp bakmasın
يَلْتَفِتْ let look back yaltafit
let look back
مِنكُمْ içinizden minkum
içinizden
أَحَدٌۭ hiç kimse aḥadun
hiç kimse
وَٱمْضُوا۟ ve gidin wa-im'ḍū
ve gidin
حَيْثُ yere ḥaythu
yere
تُؤْمَرُونَ emredildiğiniz tu'marūna
emredildiğiniz
٦٥ (65)
(65)
"Biz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiçbiriniz arkaya bakmasın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyün" dediler.
15:66
وَقَضَيْنَآ ve bildirdik waqaḍaynā
ve bildirdik
إِلَيْهِ ona ilayhi
ona
ذَٰلِكَ şu dhālika
şu
ٱلْأَمْرَ buyruğu l-amra
buyruğu
أَنَّ mutlaka anna
mutlaka
دَابِرَ arkaları dābira
arkaları
هَـٰٓؤُلَآءِ şunların hāulāi
şunların
مَقْطُوعٌۭ kesilecektir maqṭūʿun
kesilecektir
مُّصْبِحِينَ sabaha girerlerken muṣ'biḥīna
sabaha girerlerken
٦٦ (66)
(66)
Böylece Lut'a bunların sonlarının kesilmiş olarak sabahlıyacaklarını bildirdik.
15:67
وَجَآءَ ve geldiler wajāa
ve geldiler
أَهْلُ halkı ahlu
halkı
ٱلْمَدِينَةِ şehrin l-madīnati
şehrin
يَسْتَبْشِرُونَ sevinerek yastabshirūna
sevinerek
٦٧ (67)
(67)
Şehir halkı, sevinerek geldiler.
15:68
قَالَ dedi qāla
dedi
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
هَـٰٓؤُلَآءِ bunlar hāulāi
bunlar
ضَيْفِى benim konuğumdur ḍayfī
benim konuğumdur
فَلَا beni mahcubetmeyin falā
beni mahcubetmeyin
تَفْضَحُونِ shame me tafḍaḥūni
shame me
٦٨ (68)
(68)
Lut: "Bunlar benim konuklarımdır, onlara karşı beni rüsvay etmeyin, Allah'tan korkun, beni utandırmayın" dedi.
15:69
وَٱتَّقُوا۟ ve korkun wa-ittaqū
ve korkun
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
وَلَا ve walā
ve
تُخْزُونِ beni rezil etmeyin tukh'zūni
beni rezil etmeyin
٦٩ (69)
(69)
Lut: "Bunlar benim konuklarımdır, onlara karşı beni rüsvay etmeyin, Allah'tan korkun, beni utandırmayın" dedi.
15:70
قَالُوٓا۟ dediler qālū
dediler
أَوَلَمْ seni menetmemiş miydik? awalam
seni menetmemiş miydik?
نَنْهَكَ we forbid you nanhaka
we forbid you
عَنِ alemlerden ʿani
alemlerden
ٱلْعَـٰلَمِينَ the world l-ʿālamīna
the world
٧٠ (70)
(70)
"Biz sana kimseyi misafir kabul etmeyi yasak etmemiş miydik?" dediler.
15:71
قَالَ dedi qāla
dedi
هَـٰٓؤُلَآءِ işte hāulāi
işte
بَنَاتِىٓ kızlarım banātī
kızlarım
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ siz kuntum
siz
فَـٰعِلِينَ yapacaksanız fāʿilīna
yapacaksanız
٧١ (71)
(71)
Lut: "Alacaksanız, işte benim kızlarım" dedi.
15:72
لَعَمْرُكَ ömrüne andolsun ki laʿamruka
ömrüne andolsun ki
إِنَّهُمْ onlar innahum
onlar
لَفِى içinde lafī
içinde
سَكْرَتِهِمْ sarhoşlukları sakratihim
sarhoşlukları
يَعْمَهُونَ bocalıyorlardı yaʿmahūna
bocalıyorlardı
٧٢ (72)
(72)
Senin hayatına and olsun ki, onlar sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı.
15:73
فَأَخَذَتْهُمُ onları yakaladı fa-akhadhathumu
onları yakaladı
ٱلصَّيْحَةُ korkunç bir ses l-ṣayḥatu
korkunç bir ses
مُشْرِقِينَ güneşin doğarken mush'riqīna
güneşin doğarken
٧٣ (73)
(73)
Tanyeri ağarırken, çığlık onları yakalayıverdi.
15:74
فَجَعَلْنَا ve getirdik fajaʿalnā
ve getirdik
عَـٰلِيَهَا üstünü ʿāliyahā
üstünü
سَافِلَهَا altına sāfilahā
altına
وَأَمْطَرْنَا ve yağdırdık wa-amṭarnā
ve yağdırdık
عَلَيْهِمْ üzerlerine ʿalayhim
üzerlerine
حِجَارَةًۭ taşlar ḥijāratan
taşlar
مِّن çamurdan pişmiş min
çamurdan pişmiş
سِجِّيلٍ baked clay sijjīlin
baked clay
٧٤ (74)
(74)
Memleketlerini alt üst ettik, üzerlerine sert taş yağdırdık.
15:75
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
فِى bunda
bunda
ذَٰلِكَ that dhālika
that
لَـَٔايَـٰتٍۢ ibretler vardır laāyātin
ibretler vardır
لِّلْمُتَوَسِّمِينَ işaretten anlayanlara lil'mutawassimīna
işaretten anlayanlara
٧٥ (75)
(75)
Bunda, görebilen insanlar için ibretler vardır.
15:76
وَإِنَّهَا ve şüphesiz o wa-innahā
ve şüphesiz o
لَبِسَبِيلٍۢ bir yol üzerinde labisabīlin
bir yol üzerinde
مُّقِيمٍ durmaktadır muqīmin
durmaktadır
٧٦ (76)
(76)
O şehrin kalıntıları işlek yollar üzerinde hala durmaktadır.
15:77
إِنَّ elbette inna
elbette
فِى bunda
bunda
ذَٰلِكَ that dhālika
that
لَـَٔايَةًۭ bir ibret vardır laāyatan
bir ibret vardır
لِّلْمُؤْمِنِينَ inananlar için lil'mu'minīna
inananlar için
٧٧ (77)
(77)
Bunda inananlar için ibret vardır.
15:78
وَإِن ve gerçekten wa-in
ve gerçekten
كَانَ idiler kāna
idiler
أَصْحَـٰبُ halkı aṣḥābu
halkı
ٱلْأَيْكَةِ Eyke l-aykati
Eyke
لَظَـٰلِمِينَ zalim kimseler laẓālimīna
zalim kimseler
٧٨ (78)
(78)
Eykeliler de, şüphesiz zalim kimselerdi.
15:79
فَٱنتَقَمْنَا öcümüzü aldık fa-intaqamnā
öcümüzü aldık
مِنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan
وَإِنَّهُمَا her ikisi de wa-innahumā
her ikisi de
لَبِإِمَامٍۢ (gözler) ön(ün)dedir labi-imāmin
(gözler) ön(ün)dedir
مُّبِينٍۢ apaçık mubīnin
apaçık
٧٩ (79)
(79)
Bunun için onlardan da öç aldık. Hala her iki memleket de işlek bir yol üzerindedirler.
15:80
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
كَذَّبَ yalanladılar kadhaba
yalanladılar
أَصْحَـٰبُ halkı aṣḥābu
halkı
ٱلْحِجْرِ Hicr l-ḥij'ri
Hicr
ٱلْمُرْسَلِينَ peygamberleri l-mur'salīna
peygamberleri
٨٠ (80)
(80)
And olsun ki, Hicr halkı peygamberi yalanlamışlardı.
15:81
وَءَاتَيْنَـٰهُمْ ve onlara verdik waātaynāhum
ve onlara verdik
ءَايَـٰتِنَا ayetlerimizi āyātinā
ayetlerimizi
فَكَانُوا۟ fakat idiler fakānū
fakat idiler
عَنْهَا onlardan ʿanhā
onlardan
مُعْرِضِينَ yüz çeviriyorlar muʿ'riḍīna
yüz çeviriyorlar
٨١ (81)
(81)
Onlara ayetlerimizi verdiğimiz halde, yüz çevirmişlerdi.
15:82
وَكَانُوا۟ ve wakānū
ve
يَنْحِتُونَ yontuyorlardı yanḥitūna
yontuyorlardı
مِنَ dağlardan mina
dağlardan
ٱلْجِبَالِ the mountains l-jibāli
the mountains
بُيُوتًا evler buyūtan
evler
ءَامِنِينَ güvenli āminīna
güvenli
٨٢ (82)
(82)
Dağlarda, güven içinde olarak evler yontuyorlardı.
15:83
فَأَخَذَتْهُمُ fakat onları da yakaladı fa-akhadhathumu
fakat onları da yakaladı
ٱلصَّيْحَةُ (o) korkunç ses l-ṣayḥatu
(o) korkunç ses
مُصْبِحِينَ sabaha girerlerken muṣ'biḥīna
sabaha girerlerken
٨٣ (83)
(83)
Sabaha karşı çığlık onları yakalayıverdi.
15:84
فَمَآ hiçbir şeyi savamadı famā
hiçbir şeyi savamadı
أَغْنَىٰ availed aghnā
availed
عَنْهُم kendilerinden ʿanhum
kendilerinden
مَّا şeyler
şeyler
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
يَكْسِبُونَ kazanıyor(lar) yaksibūna
kazanıyor(lar)
٨٤ (84)
(84)
Yaptıkları kendilerine bir fayda sağlamadı.
15:85
وَمَا ve wamā
ve
خَلَقْنَا biz yaratmadık khalaqnā
biz yaratmadık
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri
وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri
وَمَا ve ne de wamā
ve ne de
بَيْنَهُمَآ bunlar arasındakileri baynahumā
bunlar arasındakileri
إِلَّا ancak (yarattık) illā
ancak (yarattık)
بِٱلْحَقِّ ۗ hak ile bil-ḥaqi
hak ile
وَإِنَّ ve mutlaka wa-inna
ve mutlaka
ٱلسَّاعَةَ o sa'at l-sāʿata
o sa'at
لَـَٔاتِيَةٌۭ ۖ gelecektir laātiyatun
gelecektir
فَٱصْفَحِ şimdi sen hareket et fa-iṣ'faḥi
şimdi sen hareket et
ٱلصَّفْحَ bir hoşgörü ile l-ṣafḥa
bir hoşgörü ile
ٱلْجَمِيلَ güzel l-jamīla
güzel
٨٥ (85)
(85)
Biz, gökleri, yeri ve her ikisi arasında bulunanları gereğince yarattık. Kıyamet günü şüphesiz gelecektir. O halde yumuşak ve iyi davran.
15:86
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin
هُوَ O huwa
O
ٱلْخَلَّـٰقُ yaratandır l-khalāqu
yaratandır
ٱلْعَلِيمُ bilendir l-ʿalīmu
bilendir
٨٦ (86)
(86)
Doğrusu yaratan ve bilen ancak Rabbindir.
15:87
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
ءَاتَيْنَـٰكَ sana verdik ātaynāka
sana verdik
سَبْعًۭا yedi sabʿan
yedi
مِّنَ ikililerden mina
ikililerden
ٱلْمَثَانِى the oft-repeated l-mathānī
the oft-repeated
وَٱلْقُرْءَانَ ve Kur'an'ı wal-qur'āna
ve Kur'an'ı
ٱلْعَظِيمَ büyük l-ʿaẓīma
büyük
٨٧ (87)
(87)
And olsun ki, sana daima tekrarlanan yedi ayetli Fatiha'yı ve Kuran-ı Azim'i verdik.
15:88
لَا dikme
dikme
تَمُدَّنَّ extend tamuddanna
extend
عَيْنَيْكَ gözlerini ʿaynayka
gözlerini
إِلَىٰ verdiğimiz dünyalığa ilā
verdiğimiz dünyalığa
مَا what
what
مَتَّعْنَا We have bestowed mattaʿnā
We have bestowed
بِهِۦٓ onunla bihi
onunla
أَزْوَٰجًۭا bazı çiftlere azwājan
bazı çiftlere
مِّنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan
وَلَا ve walā
ve
تَحْزَنْ üzülme taḥzan
üzülme
عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara
وَٱخْفِضْ ve indir wa-ikh'fiḍ
ve indir
جَنَاحَكَ kanadını janāḥaka
kanadını
لِلْمُؤْمِنِينَ mü'minlere lil'mu'minīna
mü'minlere
٨٨ (88)
(88)
Kafirler içinde bazı kimselere verdiğimiz kat kat servete gözünü dikme, onlara üzülme; inananları kanatların altına al.
15:89
وَقُلْ ve de ki waqul
ve de ki
إِنِّىٓ ben ancak innī
ben ancak
أَنَا ben anā
ben
ٱلنَّذِيرُ bir uyarıcıyım l-nadhīru
bir uyarıcıyım
ٱلْمُبِينُ apaçık l-mubīnu
apaçık
٨٩ (89)
(89)
De ki: "Doğrusu ben apaçık bir uyarıcıyım."
15:90
كَمَآ gibi kamā
gibi
أَنزَلْنَا indirdiğimiz anzalnā
indirdiğimiz
عَلَى kısımlara ayıranlara ʿalā
kısımlara ayıranlara
ٱلْمُقْتَسِمِينَ those who divided l-muq'tasimīna
those who divided
٩٠ (90)
(90)
Kuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız.
15:91
ٱلَّذِينَ onlar ki alladhīna
onlar ki
جَعَلُوا۟ ettiler jaʿalū
ettiler
ٱلْقُرْءَانَ Kur'an'ı l-qur'āna
Kur'an'ı
عِضِينَ bölük bölük ʿiḍīna
bölük bölük
٩١ (91)
(91)
Kuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız.
15:92
فَوَرَبِّكَ Rabbin hakkı için fawarabbika
Rabbin hakkı için
لَنَسْـَٔلَنَّهُمْ biz mutlaka soracağız lanasalannahum
biz mutlaka soracağız
أَجْمَعِينَ hepsine ajmaʿīna
hepsine
٩٢ (92)
(92)
Kuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız.
15:93
عَمَّا şeylerden ʿammā
şeylerden
كَانُوا۟ they used (to) kānū
they used (to)
يَعْمَلُونَ yaptıkları yaʿmalūna
yaptıkları
٩٣ (93)
(93)
Kuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız.
15:94
فَٱصْدَعْ açıkça söyle fa-iṣ'daʿ
açıkça söyle
بِمَا şeyi bimā
şeyi
تُؤْمَرُ emrolunduğun tu'maru
emrolunduğun
وَأَعْرِضْ ve aldırma wa-aʿriḍ
ve aldırma
عَنِ ortak koşanlara ʿani
ortak koşanlara
ٱلْمُشْرِكِينَ the polytheists l-mush'rikīna
the polytheists
٩٤ (94)
(94)
Artık buyrulanı açıkça ortaya koy, puta tapanlara aldırış etme.
15:95
إِنَّا şüphesiz biz innā
şüphesiz biz
كَفَيْنَـٰكَ sana yeteriz kafaynāka
sana yeteriz
ٱلْمُسْتَهْزِءِينَ alay edenler(e karşı) l-mus'tahziīna
alay edenler(e karşı)
٩٥ (95)
(95)
Allah'la beraber başka bir tanrının bulunduğunu kabul eden alaycılara karşı şüphesiz Biz sana kafiyiz. Yakında ne olduğunu öğreneceklerdir.
15:96
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
يَجْعَلُونَ edinen(ler) yajʿalūna
edinen(ler)
مَعَ ile beraber maʿa
ile beraber
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
إِلَـٰهًا tanrı ilāhan
tanrı
ءَاخَرَ ۚ başka ākhara
başka
فَسَوْفَ yakında fasawfa
yakında
يَعْلَمُونَ bileceklerdir yaʿlamūna
bileceklerdir
٩٦ (96)
(96)
Allah'la beraber başka bir tanrının bulunduğunu kabul eden alaycılara karşı şüphesiz Biz sana kafiyiz. Yakında ne olduğunu öğreneceklerdir.
15:97
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
نَعْلَمُ biliyoruz (ki) naʿlamu
biliyoruz (ki)
أَنَّكَ senin annaka
senin
يَضِيقُ daralıyor yaḍīqu
daralıyor
صَدْرُكَ göğsün ṣadruka
göğsün
بِمَا şeylere bimā
şeylere
يَقُولُونَ onların söylediklerine yaqūlūna
onların söylediklerine
٩٧ (97)
(97)
And olsun ki, söyledikleri şeylerden senin gönlünün daraldığını biliyoruz.
15:98
فَسَبِّحْ (o halde) tesbih et fasabbiḥ
(o halde) tesbih et
بِحَمْدِ hamd ile biḥamdi
hamd ile
رَبِّكَ Rabbini rabbika
Rabbini
وَكُن ve ol wakun
ve ol
مِّنَ secde edenlerden mina
secde edenlerden
ٱلسَّـٰجِدِينَ those who prostrate l-sājidīna
those who prostrate
٩٨ (98)
(98)
Rabbini hamd ile an, secde edenlerden ol ve ölünceye kadar Rabbine kulluk et.
15:99
وَٱعْبُدْ ve kulluk et wa-uʿ'bud
ve kulluk et
رَبَّكَ Rabbine rabbaka
Rabbine
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
يَأْتِيَكَ sana gelinceye yatiyaka
sana gelinceye
ٱلْيَقِينُ yakîn l-yaqīnu
yakîn
٩٩ (99)
(99)
Rabbini hamd ile an, secde edenlerden ol ve ölünceye kadar Rabbine kulluk et.