14
İbrahim
ابراهيم
İbrahim Suresi (ابراهيم), Kur’an-ı Kerim’in 14. suresidir — Mekki, 52 ayetten oluşan bir suredir. Mekkî sureler, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Medine’ye hicretinden önce inmiştir ve genellikle iman, Allah’ın birliği ve ahiret üzerinde durur.
Bookmarks (0)
No bookmarks yet. Click the bookmark icon next to any ayah to save it.
Besmele
بِسْمِadıylabis'miٱللَّهِAllah'ınl-lahiٱلرَّحْمَـٰنِRahmanl-raḥmāniٱلرَّحِيمِRahiml-raḥīmi
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
14:1
الٓر ۚElif Lam Raalif-lam-raكِتَـٰبٌ(Bu) Kitaptır'kitābunأَنزَلْنَـٰهُindirdiğimizanzalnāhuإِلَيْكَsanailaykaلِتُخْرِجَçıkarman içinlitukh'rijaٱلنَّاسَinsanlarıl-nāsaمِنَkaranlıklardanminaٱلظُّلُمَـٰتِthe darkness[es]l-ẓulumātiإِلَىaydınlığailāٱلنُّورِthe lightl-nūriبِإِذْنِizniylebi-idh'niرَبِّهِمْRablerininrabbihimإِلَىٰyolunailāصِرَٰطِthe PathṣirāṭiٱلْعَزِيزِAzizl-ʿazīziٱلْحَمِيدِve övgüye layık olanınl-ḥamīdi١
Elif, Lam, Ra; Bu, Allah'ın izniyle, insanları karanlıklardan aydınlığa, güçlü ve övülmeğe layık, göklerde ve yerde olanların sahibi Allah'ın yoluna çıkarman için, sana indirdiğimiz Kitaptır. Uğrayacakları çetin azabdan dolayı vay kafirlerin haline!
14:2
ٱللَّهِAllahal-lahiٱلَّذِىkialladhīلَهُۥO'nundurlahuمَاne varsamāفِىgöklerdefīٱلسَّمَـٰوَٰتِthe heavensl-samāwātiوَمَاve ne varsawamāفِىyerdefīٱلْأَرْضِ ۗthe earthl-arḍiوَوَيْلٌۭvay halinewawaylunلِّلْكَـٰفِرِينَşu kafirlerinlil'kāfirīnaمِنْdolayıminعَذَابٍۢazabdanʿadhābinشَدِيدٍçetinshadīdin٢
Elif, Lam, Ra; Bu, Allah'ın izniyle, insanları karanlıklardan aydınlığa, güçlü ve övülmeğe layık, göklerde ve yerde olanların sahibi Allah'ın yoluna çıkarman için, sana indirdiğimiz Kitaptır. Uğrayacakları çetin azabdan dolayı vay kafirlerin haline!
14:3
ٱلَّذِينَki onlaralladhīnaيَسْتَحِبُّونَtercih ederleryastaḥibbūnaٱلْحَيَوٰةَhayatınıl-ḥayataٱلدُّنْيَاdünyal-dun'yāعَلَىkarşılıkʿalāٱلْـَٔاخِرَةِahiretel-ākhiratiوَيَصُدُّونَve engel olurlarwayaṣuddūnaعَنyolundanʿanسَبِيلِ(the) PathsabīliٱللَّهِAllah'ınl-lahiوَيَبْغُونَهَاve onu isterlerwayabghūnahāعِوَجًا ۚeğrilmesiniʿiwajanأُو۟لَـٰٓئِكَişte onlarulāikaفِىiçindedirlerfīضَلَـٰلٍۭbir sapıklıkḍalālinبَعِيدٍۢderinbaʿīdin٣
Onlar dünya hayatını ahirete tercih ederler, Allah'ın yolundan alıkoyup onun eğriliğini isterler. İşte onlar uzak bir sapıklık içindedirler.
14:4
وَمَآvewamāأَرْسَلْنَاbiz göndermedikarsalnāمِنherminرَّسُولٍelçiyirasūlinإِلَّاbaşkaillāبِلِسَانِdilindenbilisāniقَوْمِهِۦkendi kavmininqawmihiلِيُبَيِّنَaçıklasın diyeliyubayyinaلَهُمْ ۖolaralahumفَيُضِلُّşaşırtırfayuḍilluٱللَّهُAllahl-lahuمَنkimseyimanيَشَآءُdilediğinyashāuوَيَهْدِىve yola iletirwayahdīمَنkimseyimanيَشَآءُ ۚdilediğiyashāuوَهُوَve Owahuwaٱلْعَزِيزُazizdirl-ʿazīzuٱلْحَكِيمُhüküm ve hikmet sahibidirl-ḥakīmu٤
Kendilerine apaçık anlatabilsin diye, her peygamberi kendi milletinin diliyle gönderdik. Allah dilediğini saptırır ve dilediğini de doğru yola eriştirir; güçlü olan, Hakim olan O'dur.
14:5
وَلَقَدْve andolsunwalaqadأَرْسَلْنَاgöndermiştikarsalnāمُوسَىٰMusa'yımūsāبِـَٔايَـٰتِنَآayetlerimizle birliktebiāyātināأَنْiçinanأَخْرِجْçıkarmasıakhrijقَوْمَكَkavminiqawmakaمِنَkaranlıklardanminaٱلظُّلُمَـٰتِthe darkness[es]l-ẓulumātiإِلَىaydınlığailāٱلنُّورِthe lightl-nūriوَذَكِّرْهُمve onlara hatırlatması içinwadhakkir'humبِأَيَّىٰمِgünlerinibi-ayyāmiٱللَّهِ ۚAllah'ınl-lahiإِنَّşüphesizinnaفِىbundafīذَٰلِكَthatdhālikaلَـَٔايَـٰتٍۢayetler vardırlaāyātinلِّكُلِّherkes içinlikulliصَبَّارٍۢsabredenṣabbārinشَكُورٍۢşükredenshakūrin٥
And olsun ki Musa'yı ayetlerimizle, "Milletini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve Allah'ın günlerini onlara hatırlat" diye göndermiştik. Bunlarda, çokça sabreden ve şükreden herkes için dersler vardır.
14:6
وَإِذْve haniwa-idhقَالَdemişti kiqālaمُوسَىٰMusamūsāلِقَوْمِهِkavmineliqawmihiٱذْكُرُوا۟hatırlayınudh'kurūنِعْمَةَni'metininiʿ'mataٱللَّهِAllah'ınl-lahiعَلَيْكُمْüzerinizdekiʿalaykumإِذْzamanidhأَنجَىٰكُمsizi kurtardıanjākumمِّنْsoyundanminءَالِ(the) peopleāliفِرْعَوْنَFir'avnfir'ʿawnaيَسُومُونَكُمْonlar sizi sürüyorlardıyasūmūnakumسُوٓءَen kötüsünesūaٱلْعَذَابِişkenceninl-ʿadhābiوَيُذَبِّحُونَve kesiyorlardıwayudhabbiḥūnaأَبْنَآءَكُمْoğullarınızıabnāakumوَيَسْتَحْيُونَve sağ bırakıyorlardıwayastaḥyūnaنِسَآءَكُمْ ۚkadınlarınızınisāakumوَفِىve vardıwafīذَٰلِكُمbunda sizedhālikumبَلَآءٌۭbir imtihanbalāonمِّنRabbinizdenminرَّبِّكُمْyour Lordrabbikumعَظِيمٌۭbüyükʿaẓīmun٦
Musa, milletine dedi ki: "Allah'ın size olan nimetlerini anın; size işkence eden, kadınlarınızı sağ bırakıp oğullarınızı boğazlayan Firavun ailesinden sizi kurtardı; bütün bunlarda Rabbinizden size büyük bir imtihan vardır."
14:7
وَإِذْve haniwa-idhتَأَذَّنَsize bildirmiştita-adhanaرَبُّكُمْRabbinizrabbukumلَئِنeğerla-inشَكَرْتُمْşükredersenizshakartumلَأَزِيدَنَّكُمْ ۖelbette size daha fazla veririmla-azīdannakumوَلَئِنve eğerwala-inكَفَرْتُمْnankörlük edersenizkafartumإِنَّşüphesizinnaعَذَابِىazabımʿadhābīلَشَدِيدٌۭpek çetindirlashadīdun٧
Rabbiniz: "Şükrederseniz and olsun ki, size karşılığını artıracağım; nankörlük ederseniz bilin ki azabım pek çetindir" diye bildirmişti.
14:8
وَقَالَve dedi kiwaqālaمُوسَىٰٓMusamūsāإِنeğerinتَكْفُرُوٓا۟nankörlük etseniztakfurūأَنتُمْsizantumوَمَنve kimselerwamanفِىyeryüzündekifīٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiجَمِيعًۭاhepinizjamīʿanفَإِنَّşüphesizfa-innaٱللَّهَAllahl-lahaلَغَنِىٌّzengindirlaghaniyyunحَمِيدٌövülmüştürḥamīdun٨
Musa: "Siz ve yeryüzünde olanlar, hepiniz nankörlük etseniz, Allah yine de müstağni ve övülmeğe layık olandır" demişti.
14:9
أَلَمْsize gelmedi mi?alamيَأْتِكُمْcome to youyatikumنَبَؤُا۟haberinaba-uٱلَّذِينَkimselerinalladhīnaمِنsizden öncekilerinminقَبْلِكُمْ(were) before youqablikumقَوْمِkavimlerininqawmiنُوحٍۢNuhnūḥinوَعَادٍۢve Adwaʿādinوَثَمُودَ ۛve Semudwathamūdaوَٱلَّذِينَve kimselerinwa-alladhīnaمِنۢonlardan sonra gelenminبَعْدِهِمْ ۛ(were) after thembaʿdihimلَاonları kimse bilmezlāيَعْلَمُهُمْknows themyaʿlamuhumإِلَّاbaşkaillāٱللَّهُ ۚAllah'tanl-lahuجَآءَتْهُمْonlara getirdijāathumرُسُلُهُمelçilerirusuluhumبِٱلْبَيِّنَـٰتِkanıtlarbil-bayinātiفَرَدُّوٓا۟fakat koydularfaraddūأَيْدِيَهُمْonlar elleriniaydiyahumفِىٓağızlarınafīأَفْوَٰهِهِمْtheir mouthsafwāhihimوَقَالُوٓا۟ve dediler kiwaqālūإِنَّاmuhakkak bizinnāكَفَرْنَاtanımayızkafarnāبِمَآşeyibimāأُرْسِلْتُمsizinle gönderilenur'sil'tumبِهِۦonunlabihiوَإِنَّاve bizwa-innāلَفِىiçindeyizlafīشَكٍّۢbir kuşkushakkinمِّمَّاşeye karşımimmāتَدْعُونَنَآbizi çağırdığınıztadʿūnanāإِلَيْهِonailayhiمُرِيبٍۢderinmurībin٩
Sizden önce gecen Nuh, Ad, Semud milletlerinin ve onlardan sonra gelenlerin haberleri ki onları Allah'tan başkası bilmez size ulaşmadı mı? Onlara peygamberleri belgelerle geldiler, fakat ellerini ağızlarına götürüp: "Biz sizinle gönderilene inanmıyoruz. Bizi çağırdığınız şeyden de şüphe ve endişe içindeyiz" dediler.
14:10
۞ قَالَتْdediler kiqālatرُسُلُهُمْelçilerirusuluhumأَفِىhakkında (edilir) mi?afīٱللَّهِAllahl-lahiشَكٌّۭşüpheshakkunفَاطِرِyaratanfāṭiriٱلسَّمَـٰوَٰتِgökleril-samāwātiوَٱلْأَرْضِ ۖve yeriwal-arḍiيَدْعُوكُمْ(O) sizi davet ediyoryadʿūkumلِيَغْفِرَbağışlamak içinliyaghfiraلَكُمsizinlakumمِّنbir kısmınıminذُنُوبِكُمْgünahlarınızdandhunūbikumوَيُؤَخِّرَكُمْve sizi ertelemek içinwayu-akhirakumإِلَىٰٓkadarilāأَجَلٍۢbir süreyeajalinمُّسَمًّۭى ۚbelirtilmişmusammanقَالُوٓا۟onlar dedilerqālūإِنْsiz deinأَنتُمْyouantumإِلَّاbaşka değilsinizillāبَشَرٌۭbir insandanbasharunمِّثْلُنَاbizim gibimith'lunāتُرِيدُونَistiyorsunuzturīdūnaأَنbizi çevirmekanتَصُدُّونَاhinder ustaṣuddūnāعَمَّاolduğundanʿammāكَانَused tokānaيَعْبُدُtapıyoryaʿbuduءَابَآؤُنَاatalarımızınābāunāفَأْتُونَاo halde bize getirinfatūnāبِسُلْطَـٰنٍۢbir delilbisul'ṭāninمُّبِينٍۢaçıkmubīnin١٠
Onların peygamberleri: "Gökleri ve yeri yaratan, günahlarınızı bağışlamaya çağıran ve bir süreye kadar sizi erteleyen Allah'tan mı şüphe ediyorsunuz?" dediler. Onlar da: "Siz de sadece bizim gibi birer insansınız; bizi babalarımızın taptıklarından alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık bir delil getirmelisiniz" dediler.
14:11
قَالَتْdediler kiqālatلَهُمْonlaralahumرُسُلُهُمْelçilerirusuluhumإِنdeğilizinنَّحْنُbiz (de)naḥnuإِلَّاbaşka bir şeyillāبَشَرٌۭinsandanbasharunمِّثْلُكُمْsizin gibimith'lukumوَلَـٰكِنَّfakatwalākinnaٱللَّهَAllahl-lahaيَمُنُّlutfederyamunnuعَلَىٰkimseyeʿalāمَنwhommanيَشَآءُdilediğiyashāuمِنْkullarındanminعِبَادِهِۦ ۖHis slavesʿibādihiوَمَاyokturwamāكَانَimkanımızkānaلَنَآbizimlanāأَنsize getiremeyeanنَّأْتِيَكُمwe bring younatiyakumبِسُلْطَـٰنٍbir delilbisul'ṭāninإِلَّاolmadanillāبِإِذْنِiznibi-idh'niٱللَّهِ ۚAllah'ınl-lahiوَعَلَىvewaʿalāٱللَّهِAllah'al-lahiفَلْيَتَوَكَّلِdayansınlarfalyatawakkaliٱلْمُؤْمِنُونَinananlarl-mu'minūna١١
Peygamberleri onlara şöyle dedi: "Biz ancak sizin gibi birer insanız ama, Allah, kullarından dilediğine iyilikte bulunur. Allah'ın izni olmadıkça biz size delil getiremeyiz. İnananlar sadece Allah'a güvensin."
14:12
وَمَاneden?wamāلَنَآbizlanāأَلَّاdayanmayalımallāنَتَوَكَّلَwe put our trustnatawakkalaعَلَىAllah'aʿalāٱللَّهِAllahl-lahiوَقَدْelbettewaqadهَدَىٰنَاbize göstermişkenhadānāسُبُلَنَا ۚyollarımızısubulanāوَلَنَصْبِرَنَّve katlanırızwalanaṣbirannaعَلَىٰbize yaptığınız eziyetlereʿalāمَآwhatmāءَاذَيْتُمُونَا ۚharm you may cause usādhaytumūnāوَعَلَىvewaʿalāٱللَّهِAllah'al-lahiفَلْيَتَوَكَّلِdayansınlarfalyatawakkaliٱلْمُتَوَكِّلُونَtevekkül edenlerl-mutawakilūna١٢
"Bize yollarımızı gösteren Allah'a niçin güvenmeyelim? Bize ettiğiniz eziyete elbette katlanacağız. Güvenenler ancak Allah'a güvensinler."
14:13
وَقَالَdediler kiwaqālaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(ler)kafarūلِرُسُلِهِمْelçilerinelirusulihimلَنُخْرِجَنَّكُمya sizi mutlaka çıkarırızlanukh'rijannakumمِّنْyurdumuzdanminأَرْضِنَآour landarḍināأَوْya daawلَتَعُودُنَّdönersinizlataʿūdunnaفِىbizim dinimizefīمِلَّتِنَا ۖour religionmillatināفَأَوْحَىٰٓşöyle vahyettifa-awḥāإِلَيْهِمْonlarailayhimرَبُّهُمْRablerirabbuhumلَنُهْلِكَنَّmutlaka helak edeceğizlanuh'likannaٱلظَّـٰلِمِينَzalimleril-ẓālimīna١٣
İnkar edenler, peygamberlerine: "Ya bizim dinimize dönersiniz ya da sizi memleketimizden çıkarırız" dediler. Rableri peygamberlere: "Biz, haksızlık edenleri yok edeceğiz, onlardan sonra yeryüzüne sizi yerleştireceğiz. Bu, makamımdan ve tehdidimden korkanlar içindir." diye vahyetti.
14:14
وَلَنُسْكِنَنَّكُمُve sizi yerleştireceğizwalanus'kinannakumuٱلْأَرْضَo yerel-arḍaمِنۢonların ardındanminبَعْدِهِمْ ۚafter thembaʿdihimذَٰلِكَbudhālikaلِمَنْiçindirlimanخَافَkorkankhāfaمَقَامِىmakamımdanmaqāmīوَخَافَve korkan içindirwakhāfaوَعِيدِtehdidimdenwaʿīdi١٤
İnkar edenler, peygamberlerine: "Ya bizim dinimize dönersiniz ya da sizi memleketimizden çıkarırız" dediler. Rableri peygamberlere: "Biz, haksızlık edenleri yok edeceğiz, onlardan sonra yeryüzüne sizi yerleştireceğiz. Bu, makamımdan ve tehdidimden korkanlar içindir." diye vahyetti.
14:15
وَٱسْتَفْتَحُوا۟fetih istedilerwa-is'taftaḥūوَخَابَve perişan olduwakhābaكُلُّherkulluجَبَّارٍzorbajabbārinعَنِيدٍۢinatçıʿanīdin١٥
Peygamberler yardım istediler ve her inatçı zorba hüsrana uğradı.
14:16
مِّنardından daminوَرَآئِهِۦAheadwarāihiجَهَنَّمُcehennemjahannamuوَيُسْقَىٰkendisine içirilirwayus'qāمِنbir suyminمَّآءٍۢwatermāinصَدِيدٍۢirin (gibi)ṣadīdin١٦
Ardında cehennem vardır; orada kendisine irinli su içirilecektir.
14:17
يَتَجَرَّعُهُۥonu yutmağa çalışıryatajarraʿuhuوَلَاfakatwalāيَكَادُgeçiremezyakāduيُسِيغُهُۥboğazındanyusīghuhuوَيَأْتِيهِve ona geldiği haldewayatīhiٱلْمَوْتُölüml-mawtuمِنherminكُلِّeverykulliمَكَانٍۢyandanmakāninوَمَاve yinewamāهُوَohuwaبِمَيِّتٍۢ ۖölemezbimayyitinوَمِنbunun ardındanwaminوَرَآئِهِۦAnd ahead of himwarāihiعَذَابٌbir azabʿadhābunغَلِيظٌۭkabaghalīẓun١٧
Onu yudum yudum alacak fakat yutamıyacaktır. Ölüm ona her taraftan geldiği halde, ölemiyecek, arkasından da çetin bir azap gelecektir.
14:18
مَّثَلُdurumumathaluٱلَّذِينَkimselerinalladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(lerin)kafarūبِرَبِّهِمْ ۖRablerinibirabbihimأَعْمَـٰلُهُمْişleri;aʿmāluhumكَرَمَادٍküle benzerkaramādinٱشْتَدَّتْsavurduğuish'taddatبِهِonubihiٱلرِّيحُrüzgarınl-rīḥuفِىbir gündefīيَوْمٍa dayyawminعَاصِفٍۢ ۖfırtınalıʿāṣifinلَّاele geçiremezlerlāيَقْدِرُونَcontrol (they have)yaqdirūnaمِمَّاşeylerdenmimmāكَسَبُوا۟kazandıklarıkasabūعَلَىٰhiçbir şeyiʿalāشَىْءٍۢ ۚanythingshayinذَٰلِكَiştedhālikaهُوَohuwaٱلضَّلَـٰلُsapıklıktırl-ḍalāluٱلْبَعِيدُderinl-baʿīdu١٨
Rablerini inkar edenlerin işleri, fırtınalı bir günde, rüzgarın şiddetle savurduğu küle benzer; yaptıklarından hiçbir şey elde edemezler. İşte bu uzak sapıklıktır.
14:19
أَلَمْgörmedin mi?alamتَرَyou seetaraأَنَّşüphesizannaٱللَّهَAllahl-lahaخَلَقَyarattıkhalaqaٱلسَّمَـٰوَٰتِgökleril-samāwātiوَٱلْأَرْضَve yeriwal-arḍaبِٱلْحَقِّ ۚhak ilebil-ḥaqiإِنeğerinيَشَأْdilerseyashaيُذْهِبْكُمْsizi götürüryudh'hib'kumوَيَأْتِve getirirwayatiبِخَلْقٍۢbir halkbikhalqinجَدِيدٍۢyepyenijadīdin١٩
Gökleri ve yeri gerçekten Allah'ın yarattığını bilmiyor musun? Dilerse sizi yok edip yeni bir topluluk var eder.
14:20
وَمَاve değildirwamāذَٰلِكَbudhālikaعَلَىkarşıʿalāٱللَّهِAllah'al-lahiبِعَزِيزٍۢgüçbiʿazīzin٢٠
Bu, Allah için güç değildir.
14:21
وَبَرَزُوا۟ve göründülerwabarazūلِلَّهِAllah'ın huzurundalillahiجَمِيعًۭاhepsijamīʿanفَقَالَdediler kifaqālaٱلضُّعَفَـٰٓؤُا۟zayıflarl-ḍuʿafāuلِلَّذِينَkimselerelilladhīnaٱسْتَكْبَرُوٓا۟büyüklük taslayan(lara)is'takbarūإِنَّاşüphesiz bizinnāكُنَّاidikkunnāلَكُمْsizelakumتَبَعًۭاtabitabaʿanفَهَلْmisiniz?fahalأَنتُمsizantumمُّغْنُونَsavabilirmugh'nūnaعَنَّاbizdenʿannāمِنْazabındanminعَذَابِ(the) punishmentʿadhābiٱللَّهِAllah'ınl-lahiمِن(en ufak)minشَىْءٍۢ ۚbir şeyshayinقَالُوا۟dediler kiqālūلَوْeğerlawهَدَىٰنَاbize yol gösterseydihadānāٱللَّهُAllahl-lahuلَهَدَيْنَـٰكُمْ ۖbiz de size yol gösterirdiklahadaynākumسَوَآءٌartık birdirsawāonعَلَيْنَآbizeʿalaynāأَجَزِعْنَآsızlansak daajaziʿ'nāأَمْya daamصَبَرْنَاsabretsek deṣabarnāمَاyokturmāلَنَاbizelanāمِنhiçminمَّحِيصٍۢkaçıp sığınacak bir yermaḥīṣin٢١
İnsanların hepsi Allah'ın huzuruna çıkarlar; güçsüzler, büyüklük taslayanlara: "Doğrusu biz size uymuştuk, Allah'ın azabından bizi koruyabilecek misiniz?" derler. Cevap olarak: "Allah bizi doğru yola eriştirseydi biz de sizi eriştirirdik. Artık sızlansak da sabretsek de birdir, çünkü kaçacak yerimiz yoktur" derler.
14:22
وَقَالَşöyle dediwaqālaٱلشَّيْطَـٰنُşeytanl-shayṭānuلَمَّاne zaman kilammāقُضِىَbitirildiquḍiyaٱلْأَمْرُişl-amruإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaوَعَدَكُمْsize va'dettiwaʿadakumوَعْدَva'diwaʿdaٱلْحَقِّgerçekl-ḥaqiوَوَعَدتُّكُمْve ben de size va'dettimwawaʿadttukumفَأَخْلَفْتُكُمْ ۖama ben sözümden caydımfa-akhlaftukumوَمَاve yokturwamāكَانَbenimkānaلِىَI hadliyaعَلَيْكُمsize karşıʿalaykumمِّنhiçminسُلْطَـٰنٍbir güc(üm)sul'ṭāninإِلَّآbaşkaillāأَنsizi davet etmektenanدَعَوْتُكُمْI invited youdaʿawtukumفَٱسْتَجَبْتُمْsiz de da'vetime koştunuzfa-is'tajabtumلِى ۖbenimlīفَلَاo haldefalāتَلُومُونِىbeni kınamayıntalūmūnīوَلُومُوٓا۟fakat kınayınwalūmūأَنفُسَكُم ۖkendi kendinizianfusakumمَّآnemāأَنَا۠benanāبِمُصْرِخِكُمْsizi kurtarabilirimbimuṣ'rikhikumوَمَآne dewamāأَنتُمsizantumبِمُصْرِخِىَّ ۖbeni kurtarabilirsinizbimuṣ'rikhiyyaإِنِّىşüphesiz beninnīكَفَرْتُreddetmiştimkafartuبِمَآbeni ortak koşmanızıbimāأَشْرَكْتُمُونِyour association of me (with Allah)ashraktumūniمِنöncedenminقَبْلُ ۗbeforeqabluإِنَّdoğrusuinnaٱلظَّـٰلِمِينَzalimlerl-ẓālimīnaلَهُمْ(onlar) için vardırlahumعَذَابٌbir azabʿadhābunأَلِيمٌۭacıklıalīmun٢٢
İş olup bitince, şeytan: "Doğrusu Allah size gerçeği söz vermişti. Ben de size söz verdim ama, sonra caydım; esasen sizi zorlayacak bir nüfuzum yoktu; sadece çağırdım, siz de geldiniz. O halde, beni değil kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Beni Allah'a ortak koşmanızı daha önce kabul etmemiştim; doğrusu zalimlere can yakan bir azap vardır" der.
14:23
وَأُدْخِلَve sokuldularwa-ud'khilaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَامَنُوا۟inanan(lar)āmanūوَعَمِلُوا۟ve yapanlarwaʿamilūٱلصَّـٰلِحَـٰتِiyi işyerl-ṣāliḥātiجَنَّـٰتٍۢcennetlerejannātinتَجْرِىakantajrīمِنaltlarındanminتَحْتِهَاunderneath ittaḥtihāٱلْأَنْهَـٰرُırmaklarl-anhāruخَـٰلِدِينَsürekli kalacaklarıkhālidīnaفِيهَاoradafīhāبِإِذْنِizniylebi-idh'niرَبِّهِمْ ۖRablerininrabbihimتَحِيَّتُهُمْonların dirlik temennileritaḥiyyatuhumفِيهَاoradafīhāسَلَـٰمٌselamdırsalāmun٢٣
İnanan ve yararlı işleri yapanlar, içlerinden ırmaklar akan cennetlere konulurlar, Rablerinin izniyle orada temelli kalırlar. Oradaki dirlik temennileri: "Selam!"dır.
14:24
أَلَمْgörmedin mialamتَرَyou seetaraكَيْفَnasılkayfaضَرَبَbir benzetme yaptıḍarabaٱللَّهُAllahl-lahuمَثَلًۭاbenzerimathalanكَلِمَةًۭsözünkalimatanطَيِّبَةًۭgüzelṭayyibatanكَشَجَرَةٍۢbir ağaç gibidirkashajaratinطَيِّبَةٍgüzelṭayyibatinأَصْلُهَاköküaṣluhāثَابِتٌۭsabitthābitunوَفَرْعُهَاve dallarıwafarʿuhāفِىolanfīٱلسَّمَآءِgöktel-samāi٢٤
Allah'ın, hoş bir sözü; kökü sağlam, dalları göğe doğru olan, Rabbinin izniyle her zaman meyve veren hoş bir ağaca benzeterek nasıl misal verdiğini görmüyor musun? İnsanlar ibret alsın diye Allah onlara misal gösteriyor.
14:25
تُؤْتِىٓverirtu'tīأُكُلَهَاmeyvesiniukulahāكُلَّherkullaحِينٍۭzamanḥīninبِإِذْنِizniylebi-idh'niرَبِّهَا ۗRabbininrabbihāوَيَضْرِبُbenzetmeler yaparwayaḍribuٱللَّهُAllahl-lahuٱلْأَمْثَالَmisallerlel-amthālaلِلنَّاسِinsanlaralilnnāsiلَعَلَّهُمْumulur kilaʿallahumيَتَذَكَّرُونَöğüt alırlar (diye)yatadhakkarūna٢٥
Allah'ın, hoş bir sözü; kökü sağlam, dalları göğe doğru olan, Rabbinin izniyle her zaman meyve veren hoş bir ağaca benzeterek nasıl misal verdiğini görmüyor musun? İnsanlar ibret alsın diye Allah onlara misal gösteriyor.
14:26
وَمَثَلُve durumu dawamathaluكَلِمَةٍsözünkalimatinخَبِيثَةٍۢkötükhabīthatinكَشَجَرَةٍbir ağaca benzerkashajaratinخَبِيثَةٍkötükhabīthatinٱجْتُثَّتْgövdesi koparılmışuj'tuthatمِنüstündenminفَوْقِthe surfacefawqiٱلْأَرْضِyerinl-arḍiمَاolmayanmāلَهَاonunlahāمِنhiçminقَرَارٍۢkararı (kökü)qarārin٢٦
Çirkin bir söz de, yerden koparılmış, kökü olmayan kötü bir ağaca benzer.
14:27
يُثَبِّتُtesbit ederyuthabbituٱللَّهُAllahl-lahuٱلَّذِينَkimselerialladhīnaءَامَنُوا۟inanan(ları)āmanūبِٱلْقَوْلِsöz ilebil-qawliٱلثَّابِتِsağlaml-thābitiفِىhayatındafīٱلْحَيَوٰةِthe lifel-ḥayatiٱلدُّنْيَاdünyal-dun'yāوَفِىvewafīٱلْـَٔاخِرَةِ ۖahirettel-ākhiratiوَيُضِلُّve şaşırtırwayuḍilluٱللَّهُAllahl-lahuٱلظَّـٰلِمِينَ ۚzalimleril-ẓālimīnaوَيَفْعَلُve yaparwayafʿaluٱللَّهُAllahl-lahuمَاnemāيَشَآءُdiliyorsayashāu٢٧
Allah inananları, dünya hayatında ve ahirette sağlam bir söz üzerinde tutar; zalimleri de saptırır. Allah dilediğini yapar.
14:28
۞ أَلَمْgörmedin mi?alamتَرَyou seentaraإِلَىkimseleriilāٱلَّذِينَthose whoalladhīnaبَدَّلُوا۟çeviren(leri)baddalūنِعْمَتَni'metininiʿ'mataٱللَّهِAllah'ınl-lahiكُفْرًۭاnankörlüğekuf'ranوَأَحَلُّوا۟ve konduranlarıwa-aḥallūقَوْمَهُمْkavimleriniqawmahumدَارَyurdunadāraٱلْبَوَارِhelakl-bawāri٢٨
Allah'ın verdiği nimeti nankörlükle karşılayanları ve milletlerini helak olacakları yere, yaslanacakları cehenneme götürenleri görmüyor musun?
14:29
جَهَنَّمَcehennemdirjahannamaيَصْلَوْنَهَا ۖyaslanacaklarıyaṣlawnahāوَبِئْسَve ne kötüwabi'saٱلْقَرَارُbir duraktır ol-qarāru٢٩
Allah'ın verdiği nimeti nankörlükle karşılayanları ve milletlerini helak olacakları yere, yaslanacakları cehenneme götürenleri görmüyor musun?
14:30
وَجَعَلُوا۟ve koştularwajaʿalūلِلَّهِAllah'alillahiأَندَادًۭاeşlerandādanلِّيُضِلُّوا۟saptırmak içinliyuḍillūعَنO'nun yolundanʿanسَبِيلِهِۦ ۗHis Pathsabīlihiقُلْde kiqulتَمَتَّعُوا۟eğlenintamattaʿūفَإِنَّşüphesizfa-innaمَصِيرَكُمْgideceğiniz yermaṣīrakumإِلَىateştirilāٱلنَّارِthe Firel-nāri٣٠
Allah'ın yolundan sapıtmak için O'na eşler koşmuşlardı. De ki: "Yaşayın bakalım, hiç şüphesiz varacağınız yer ateş olacaktır."
14:31
قُلsöylequlلِّعِبَادِىَkullarımaliʿibādiyaٱلَّذِينَinananalladhīnaءَامَنُوا۟believeāmanūيُقِيمُوا۟kılsınlaryuqīmūٱلصَّلَوٰةَnamazıl-ṣalataوَيُنفِقُوا۟ve infak etsinlerwayunfiqūمِمَّاverdiğimiz rızıktanmimmāرَزَقْنَـٰهُمْWe have provided themrazaqnāhumسِرًّۭاgizlisirranوَعَلَانِيَةًۭve açıkwaʿalāniyatanمِّنönceminقَبْلِbeforeqabliأَنgelmedenanيَأْتِىَcomesyatiyaيَوْمٌۭbir günyawmunلَّاki yokturlāبَيْعٌۭbir alışverişbayʿunفِيهِondafīhiوَلَاne yokturwalāخِلَـٰلٌbir dostlukkhilālun٣١
İnanan kullarıma söyle, namazı kılsınlar; alışveriş ve dostluğun olmayacağı günün gelmesinden önce, kendilerine verdiğimiz rızıktan açık ve gizli sarfetsinler.
14:32
ٱللَّهُAllahal-lahuٱلَّذِىO'dur kialladhīخَلَقَyarattıkhalaqaٱلسَّمَـٰوَٰتِgökleril-samāwātiوَٱلْأَرْضَve yeriwal-arḍaوَأَنزَلَve indirdiwa-anzalaمِنَgöktenminaٱلسَّمَآءِthe skyl-samāiمَآءًۭsumāanفَأَخْرَجَve çıkardıfa-akhrajaبِهِۦonunlabihiمِنَ(çeşitli)minaٱلثَّمَرَٰتِmeyvalarl-thamarātiرِزْقًۭاrızık olarakriz'qanلَّكُمْ ۖsizelakumوَسَخَّرَve emrinize verdiwasakharaلَكُمُsizinlakumuٱلْفُلْكَgemileril-ful'kaلِتَجْرِىَakıp gitmesi içinlitajriyaفِىdenizdefīٱلْبَحْرِthe seal-baḥriبِأَمْرِهِۦ ۖbuyruğuylabi-amrihiوَسَخَّرَve emrinize verdiwasakharaلَكُمُsizinlakumuٱلْأَنْهَـٰرَırmaklarıl-anhāra٣٢
Gökleri ve yeri yaratan, yukardan indirdiği su ile rızık olarak ürünler yetiştiren, emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri, nehirleri, belli yörüngelerinde yürüyen ay ve güneşi, geceyle gündüzü sizin buyruğunuza veren Allah'tır.
14:33
وَسَخَّرَve emrinize verdiwasakharaلَكُمُsizinlakumuٱلشَّمْسَgüneşil-shamsaوَٱلْقَمَرَve ay'ıwal-qamaraدَآئِبَيْنِ ۖdüzenli seyredendāibayniوَسَخَّرَve emrinize verdiwasakharaلَكُمُsizinlakumuٱلَّيْلَgeceyial-laylaوَٱلنَّهَارَve gündüzüwal-nahāra٣٣
Gökleri ve yeri yaratan, yukardan indirdiği su ile rızık olarak ürünler yetiştiren, emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri, nehirleri, belli yörüngelerinde yürüyen ay ve güneşi, geceyle gündüzü sizin buyruğunuza veren Allah'tır.
14:34
وَءَاتَىٰكُمve size verdiwaātākumمِّنherşeydenminكُلِّallkulliمَاne varsamāسَأَلْتُمُوهُ ۚkendisinden istediğinizsa-altumūhuوَإِنve eğerwa-inتَعُدُّوا۟saymak isteseniztaʿuddūنِعْمَتَni'metininiʿ'mataٱللَّهِAllah'ınl-lahiلَاsayamazsınızlāتُحْصُوهَآ ۗyou will (be able to) count themtuḥ'ṣūhāإِنَّdoğrusuinnaٱلْإِنسَـٰنَinsanl-insānaلَظَلُومٌۭçok haksızlık edendirlaẓalūmunكَفَّارٌۭçok nankördürkaffārun٣٤
Kendisinden isteyebileceğiniz her şeyi size vermiştir. Allah'ın nimetini sayacak olsanız bitiremezsiniz. Doğrusu insan pek zalim ve çok nankördür.
14:35
وَإِذْbir zamanwa-idhقَالَşöyle demiştiqālaإِبْرَٰهِيمُİbrahimib'rāhīmuرَبِّRabbimrabbiٱجْعَلْkılij'ʿalهَـٰذَاbuhādhāٱلْبَلَدَşehril-baladaءَامِنًۭاgüvenliāminanوَٱجْنُبْنِىbeni uzak tutwa-uj'nub'nīوَبَنِىَّve oğullarımıwabaniyyaأَنtapmaktananنَّعْبُدَwe worshipnaʿbudaٱلْأَصْنَامَputlaral-aṣnāma٣٥
İbrahim şöyle demişti: "Rabbim! Bu şehri güvenli kıl; beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut."
14:36
رَبِّRabbimrabbiإِنَّهُنَّşüphesiz onlarinnahunnaأَضْلَلْنَşaşırttılaraḍlalnaكَثِيرًۭاbirçoğunukathīranمِّنَinsanlardanminaٱلنَّاسِ ۖthe mankindl-nāsiفَمَنartık kimfamanتَبِعَنِىbana uyarsatabiʿanīفَإِنَّهُۥşüphsiz ofa-innahuمِنِّى ۖbendendirminnīوَمَنْve kimwamanعَصَانِىbana karşı gelirseʿaṣānīفَإِنَّكَşüphesiz senfa-innakaغَفُورٌۭbağışlayansınghafūrunرَّحِيمٌۭesirgeyensinraḥīmun٣٦
"Rabbim! O putlar çok insanları saptırdı; bana uyan bendendir, bana karşı gelen kimseyi Sana bırakırım; Sen bağışlarsın, merhamet edersin."
14:37
رَّبَّنَآRabbimizrabbanāإِنِّىٓbeninnīأَسْكَنتُyerleştirdimaskantuمِن(bazısını)minذُرِّيَّتِىçocuklarımdandhurriyyatīبِوَادٍbir vadiyebiwādinغَيْرِolmayanghayriذِىsahibidhīزَرْعٍekinzarʿinعِندَyanındaʿindaبَيْتِكَsenin evininbaytikaٱلْمُحَرَّمِmukaddesl-muḥaramiرَبَّنَاRabbimizrabbanāلِيُقِيمُوا۟kılsınlar diyeliyuqīmūٱلصَّلَوٰةَnamazıl-ṣalataفَٱجْعَلْartık kılfa-ij'ʿalأَفْـِٔدَةًۭgönülleriniafidatanمِّنَbirtakımminaٱلنَّاسِinsanlarınl-nāsiتَهْوِىٓmeylettirtahwīإِلَيْهِمْonlarailayhimوَٱرْزُقْهُمve onları rızıklandırwa-ur'zuq'humمِّنَ(çeşitli)minaٱلثَّمَرَٰتِmeyvalarlal-thamarātiلَعَلَّهُمْumulur kilaʿallahumيَشْكُرُونَşükrederleryashkurūna٣٧
"Rabbimiz! Ben çocuklarımdan kimini, namaz kılabilmeleri için Senin kutsal evinin yanında, ziraata elverişsiz bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! İnsanların gönüllerini onlara meylettir, şükretmeleri için onları ürünlerle rızıklandır."
14:38
رَبَّنَآRabbimizrabbanāإِنَّكَşüphesiz seninnakaتَعْلَمُbilirsintaʿlamuمَاşeyimāنُخْفِىbizim gizlediğimiznukh'fīوَمَاve şeyiwamāنُعْلِنُ ۗaçığa vurduğumuznuʿ'linuوَمَاvewamāيَخْفَىٰgizli kalmazyakhfāعَلَىAllah'aʿalāٱللَّهِAllahl-lahiمِنhiçbirminشَىْءٍۢşeyshayinفِىyerdefīٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiوَلَاve ne dewalāفِىgöktefīٱلسَّمَآءِthe heavenl-samāi٣٨
"Rabbimiz! Doğrusu Sen gizlediğimizi de, açığa vurduğumuzu da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah'tan gizli kalmaz."
14:39
ٱلْحَمْدُhamdolsunal-ḥamduلِلَّهِAllah'alillahiٱلَّذِىlutfedenalladhīوَهَبَhas grantedwahabaلِىbanalīعَلَىihtiyarlık çağımdaʿalāٱلْكِبَرِthe old agel-kibariإِسْمَـٰعِيلَİsma'il'iis'māʿīlaوَإِسْحَـٰقَ ۚve İshak'ıwa-is'ḥāqaإِنَّşüphesizinnaرَبِّىRabbimrabbīلَسَمِيعُişitendirlasamīʿuٱلدُّعَآءِdu'ayıl-duʿāi٣٩
"Kocamışken, bana İsmail ve İshak'ı veren Allah'a hamdolsun. Doğrusu Rabbim duaları işitendir."
14:40
رَبِّRabbimrabbiٱجْعَلْنِىbeni kılij'ʿalnīمُقِيمَkılanlardanmuqīmaٱلصَّلَوٰةِnamazıl-ṣalatiوَمِنvewaminذُرِّيَّتِى ۚzürriyetimidhurriyyatīرَبَّنَاRabbimizrabbanāوَتَقَبَّلْkabul buyurwataqabbalدُعَآءِdu'amıduʿāi٤٠
"Rabbim! Beni ve çocuklarımı namaz kılanlardan eyle. Rabbimiz! Duamı kabul buyur."
14:41
رَبَّنَاRabbimizrabbanāٱغْفِرْbağışlaigh'firلِىbenilīوَلِوَٰلِدَىَّanamı-babamıwaliwālidayyaوَلِلْمُؤْمِنِينَve mü'minleriwalil'mu'minīnaيَوْمَgünyawmaيَقُومُgörüleceğiyaqūmuٱلْحِسَابُhesabınl-ḥisābu٤١
"Rabbimiz! Hesap görülecek günde, beni, anamı babamı ve inananları bağışla."
14:42
وَلَاsanmawalāتَحْسَبَنَّthinktaḥsabannaٱللَّهَAllah'ıl-lahaغَـٰفِلًاgafilghāfilanعَمَّاşeylerdenʿammāيَعْمَلُyaptığıyaʿmaluٱلظَّـٰلِمُونَ ۚzalimlerinl-ẓālimūnaإِنَّمَاmuhakkak Oinnamāيُؤَخِّرُهُمْertelemektediryu-akhiruhumلِيَوْمٍۢbir güneliyawminتَشْخَصُ(dehşetten) donup kalacağıtashkhaṣuفِيهِondafīhiٱلْأَبْصَـٰرُgözlerinl-abṣāru٤٢
Sakın Allah'ı, zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma; gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne kadar onları ertelemektedir.
14:43
مُهْطِعِينَkoşarlarmuh'ṭiʿīnaمُقْنِعِىdikerekmuq'niʿīرُءُوسِهِمْbaşlarınıruūsihimلَاdönmezlāيَرْتَدُّreturningyartadduإِلَيْهِمْkendilerineilayhimطَرْفُهُمْ ۖbakışlarıṭarfuhumوَأَفْـِٔدَتُهُمْve yüreklerinin içi dewa-afidatuhumهَوَآءٌۭbomboşturhawāon٤٣
O gün başları kalkmış, gözleri kendilerine dönemeyecek şekilde sabit kalmış, gönülleri bomboş halde koşup duracaklardır.
14:44
وَأَنذِرِve uyarwa-andhiriٱلنَّاسَinsanlarıl-nāsaيَوْمَgüne (karşı)yawmaيَأْتِيهِمُkendilerine geleceğiyatīhimuٱلْعَذَابُazabınl-ʿadhābuفَيَقُولُve diyeceklerifayaqūluٱلَّذِينَzalimlerinalladhīnaظَلَمُوا۟did wrongẓalamūرَبَّنَآRabbimizrabbanāأَخِّرْنَآbizi erteleakhir'nāإِلَىٰٓbir süreye kadarilāأَجَلٍۢa termajalinقَرِيبٍۢyakınqarībinنُّجِبْgelelimnujibدَعْوَتَكَsenin çağrınadaʿwatakaوَنَتَّبِعِve uyalımwanattabiʿiٱلرُّسُلَ ۗelçilerel-rusulaأَوَلَمْetmemiş miydiniz?awalamتَكُونُوٓا۟youtakūnūأَقْسَمْتُمyemininiziaqsamtumمِّنöncedenminقَبْلُbeforeqabluمَاolmadığınamāلَكُمsizin içinlakumمِّنhiçbirminزَوَالٍۢzevalzawālin٤٤
İnsanları, kendilerine azabın geleceği gün ile uyar. Haksızlık edenler: "Rabbimiz! Bizi yakın bir süreye kadar ertele de çağrına gelelim, peygamberlere uyalım" derler. Siz daha önce, sonunuzun gelmeyeceğine yemin etmemiş miydiniz! Üstelik kendilerine yazık edenlerin yerlerinde oturdunuz. Onlara, yaptıklarımız da sizlere açıklanmıştı. Size misaller de vermiştik.
14:45
وَسَكَنتُمْve oturmuştunuzwasakantumفِىyerlerindefīمَسَـٰكِنِthe dwellingsmasākiniٱلَّذِينَkimselerinalladhīnaظَلَمُوٓا۟zulmeden(lerin)ẓalamūأَنفُسَهُمْkendilerineanfusahumوَتَبَيَّنَve belli olmuştuwatabayyanaلَكُمْsizelakumكَيْفَnasılkayfaفَعَلْنَاyaptığımızfaʿalnāبِهِمْonlarabihimوَضَرَبْنَاve anlatmıştıkwaḍarabnāلَكُمُsizelakumuٱلْأَمْثَالَmisallerlel-amthāla٤٥
İnsanları, kendilerine azabın geleceği gün ile uyar. Haksızlık edenler: "Rabbimiz! Bizi yakın bir süreye kadar ertele de çağrına gelelim, peygamberlere uyalım" derler. Siz daha önce, sonunuzun gelmeyeceğine yemin etmemiş miydiniz! Üstelik kendilerine yazık edenlerin yerlerinde oturdunuz. Onlara, yaptıklarımız da sizlere açıklanmıştı. Size misaller de vermiştik.
14:46
وَقَدْve kuşkusuzwaqadمَكَرُوا۟onlar kurdularmakarūمَكْرَهُمْtuzaklarınımakrahumوَعِندَoysa yanındadırwaʿindaٱللَّهِAllah'ınl-lahiمَكْرُهُمْonların tuzaklarımakruhumوَإِنeğerwa-inكَانَolsa bilekānaمَكْرُهُمْtuzaklarımakruhumلِتَزُولَyerinden kaldıracaklitazūlaمِنْهُdağlarımin'huٱلْجِبَالُthe mountainsl-jibālu٤٦
Şüphesiz onlar düzenlerini kurdular; oysa dağları yerinden oynatacak olsa bile, bu düzenleri hep Allah'ın elindeydi.
14:47
فَلَاsakınfalāتَحْسَبَنَّsanmataḥsabannaٱللَّهَAllah'ıl-lahaمُخْلِفَcayarmukh'lifaوَعْدِهِۦverdiği sözdenwaʿdihiرُسُلَهُۥٓ ۗelçilerinerusulahuإِنَّçünküinnaٱللَّهَAllahl-lahaعَزِيزٌۭdaima üstündürʿazīzunذُوsahibidirdhūٱنتِقَامٍۢintikamintiqāmin٤٧
Yerin başka bir yerle, göklerin de başka göklerle değiştirildiği, her şeye üstün gelen tek Allah'ın huzuruna çıktıkları günde, sakın Allah'ın peygamberlerine verdiği sözden cayacağını sanma; doğrusu Allah güçlüdür, öç alandır.
14:48
يَوْمَo günyawmaتُبَدَّلُdeğiştirilirtubaddaluٱلْأَرْضُyerl-arḍuغَيْرَbaşkaghayraٱلْأَرْضِyerel-arḍiوَٱلسَّمَـٰوَٰتُ ۖve gökler dewal-samāwātuوَبَرَزُوا۟ve gelirlerwabarazūلِلَّهِAllah'ın huzurunalillahiٱلْوَٰحِدِtek (olan)l-wāḥidiٱلْقَهَّارِkahredici (olan)l-qahāri٤٨
Yerin başka bir yerle, göklerin de başka göklerle değiştirildiği, her şeye üstün gelen tek Allah'ın huzuruna çıktıkları günde, sakın Allah'ın peygamberlerine verdiği sözden cayacağını sanma; doğrusu Allah güçlüdür, öç alandır.
14:49
وَتَرَىve görürsünwatarāٱلْمُجْرِمِينَsuçlularıl-muj'rimīnaيَوْمَئِذٍۢo günyawma-idhinمُّقَرَّنِينَbirbirine yaklaştırılmışmuqarranīnaفِىiçindefīٱلْأَصْفَادِzincirlerl-aṣfādi٤٩
O gün, suçluları zincirlere vurulmuş olarak görürsün.
14:50
سَرَابِيلُهُمgömleklerisarābīluhumمِّنkatrandandırminقَطِرَانٍۢtarqaṭirāninوَتَغْشَىٰve kaplamaktadırwataghshāوُجُوهَهُمُyüzleriniwujūhahumuٱلنَّارُateşl-nāru٥٠
Gömlekleri katrandan olacak, yüzlerini ateş bürüyecektir.
14:51
لِيَجْزِىَkarşılığını verecektirliyajziyaٱللَّهُAllahl-lahuكُلَّherkullaنَفْسٍۢnefsinnafsinمَّاne varsamāكَسَبَتْ ۚkazandığıkasabatإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaسَرِيعُçabuk görendirsarīʿuٱلْحِسَابِhesabıl-ḥisābi٥١
Bu, Allah herkese yaptığının karşılığını vereceği için böyledir. Doğrusu Allah hesabı çabuk görür.
14:52
هَـٰذَاbuhādhāبَلَـٰغٌۭbir tebliğdirbalāghunلِّلنَّاسِinsanlaralilnnāsiوَلِيُنذَرُوا۟uyarılsınlar diyewaliyundharūبِهِۦbununlabihiوَلِيَعْلَمُوٓا۟ve bilsinler diyewaliyaʿlamūأَنَّمَاyalnızcaannamāهُوَOhuwaإِلَـٰهٌۭtanrıdırilāhunوَٰحِدٌۭbirtekwāḥidunوَلِيَذَّكَّرَve öğüt alsınlar diyewaliyadhakkaraأُو۟لُوا۟sahipleriulūٱلْأَلْبَـٰبِsağduyul-albābi٥٢
Bu Kuran, onunla uyarılsınlar ve tek bir Tanrı bulunduğunu bilsinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye insanlara tebliğ edilmiştir.
—
—
—
—
Loading…