13

Ra'd

Medeni 43 Ayet Cüz 13
الرعد

Ra'd Suresi (الرعد), Kur’an-ı Kerim’in 13. suresidir — Medeni, 43 ayetten oluşan bir suredir. Medenî sureler hicretten sonra inmiştir ve genellikle ibadet, hukuk ve Müslüman toplum hayatını konu alır.

Besmele
بِسْمِadıylabis'miٱللَّهِAllah'ınl-lahiٱلرَّحْمَـٰنِRahmanl-raḥmāniٱلرَّحِيمِRahiml-raḥīmi
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
13:1
الٓمٓر ۚElif Lam Mim Raalif-lam-meem-raتِلْكَşunlartil'kaءَايَـٰتُayetleridirāyātuٱلْكِتَـٰبِ ۗKitabınl-kitābiوَٱلَّذِىٓindirilenwa-alladhīأُنزِلَhas been revealedunzilaإِلَيْكَsanailaykaمِنRabbindenminرَّبِّكَyour Lordrabbikaٱلْحَقُّhaktırl-ḥaquوَلَـٰكِنَّve fakatwalākinnaأَكْثَرَçoğuaktharaٱلنَّاسِinsanlarınl-nāsiلَاinanmazlarيُؤْمِنُونَbelieveyu'minūna١
Elif, Lam, Mim, Ra. Bunlar Kitap'ın ayetleridir. Sana Rabbinden indirilen Kitap haktır; fakat insanların çoğu inanmazlar.
13:2
ٱللَّهُAllahal-lahuٱلَّذِىodur kialladhīرَفَعَyükselttirafaʿaٱلسَّمَـٰوَٰتِgökleril-samāwātiبِغَيْرِolmadanbighayriعَمَدٍۢbir direkʿamadinتَرَوْنَهَا ۖgörebileceğiniztarawnahāثُمَّsonrathummaٱسْتَوَىٰistiva ettiis'tawāعَلَىüzerineʿalāٱلْعَرْشِ ۖArşl-ʿarshiوَسَخَّرَve boyun eğdirdiwasakharaٱلشَّمْسَgüneşil-shamsaوَٱلْقَمَرَ ۖve ay'ıwal-qamaraكُلٌّۭher birikullunيَجْرِىakıp gitmektediryajrīلِأَجَلٍۢbir süre içinli-ajalinمُّسَمًّۭى ۚbelirlimusammanيُدَبِّرُdüzenliyoryudabbiruٱلْأَمْرَişi(ni)l-amraيُفَصِّلُaçıklıyoryufaṣṣiluٱلْـَٔايَـٰتِayerleril-āyātiلَعَلَّكُمböylecelaʿallakumبِلِقَآءِkarşılaşacağınızabiliqāiرَبِّكُمْRabbinizlerabbikumتُوقِنُونَkesin olarak inanırsınıztūqinūna٢
Gökleri, gördüğünüz gibi, direksiz yükselten, sonra arşa hükmeden, her biri belli bir süreye kadar hareket edecek olan Güneş ve Ay'ı buyruğu altına alan, işleri yürüten, ayetleri uzun uzun açıklayan Allah'tır; ola ki Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanırsınız.
13:3
وَهُوَve O'durwahuwaٱلَّذِىkialladhīمَدَّuzattımaddaٱلْأَرْضَarzıl-arḍaوَجَعَلَve var ettiwajaʿalaفِيهَاoradafīhāرَوَٰسِىَsabit dağlarrawāsiyaوَأَنْهَـٰرًۭا ۖve ırmaklarwa-anhāranوَمِنvewaminكُلِّherkulliٱلثَّمَرَٰتِmeyvadanl-thamarātiجَعَلَyarattıjaʿalaفِيهَاoradafīhāزَوْجَيْنِçift (erkek-dişi)zawjayniٱثْنَيْنِ ۖikiith'nayniيُغْشِىörteryugh'shīٱلَّيْلَgeceyial-laylaٱلنَّهَارَ ۚgündüz(ün üzerine)l-nahāraإِنَّşüphesizinnaفِىbundaذَٰلِكَthatdhālikaلَـَٔايَـٰتٍۢayetler vardırlaāyātinلِّقَوْمٍۢbir toplum içinliqawminيَتَفَكَّرُونَdüşünenyatafakkarūna٣
Yeri düzleyen, orada dağlar, nehirler var eden, her türlü üründen çift çift yetiştiren, gündüzü geceyle bürüyen de O'dur. Doğrusu bunlarda, düşünen kimseler için ibretler vardır.
13:4
وَفِىve (vardır)wafīٱلْأَرْضِarzdal-arḍiقِطَعٌۭkıt'alarqiṭaʿunمُّتَجَـٰوِرَٰتٌۭbirbirine komşumutajāwirātunوَجَنَّـٰتٌۭve bağlar(ı vardır)wajannātunمِّنْüzümminأَعْنَـٰبٍۢgrapevinesaʿnābinوَزَرْعٌۭve ekinlerwazarʿunوَنَخِيلٌۭve hurmalıklarwanakhīlunصِنْوَانٌۭçatallıṣin'wānunوَغَيْرُve olmadanwaghayruصِنْوَانٍۢçatalıṣin'wāninيُسْقَىٰ(bunların hepsi) sulanıryus'qāبِمَآءٍۢsu ilebimāinوَٰحِدٍۢbirwāḥidinوَنُفَضِّلُama üstün yaparızwanufaḍḍiluبَعْضَهَاbirbirinibaʿḍahāعَلَىٰüzerineʿalāبَعْضٍۢdiğerininbaʿḍinفِىürünlerindeٱلْأُكُلِ ۚthe fruitl-ukuliإِنَّşüphesizinnaفِىbundaذَٰلِكَthatdhālikaلَـَٔايَـٰتٍۢayetler vardırlaāyātinلِّقَوْمٍۢbir toplum içinliqawminيَعْقِلُونَaklını kullananyaʿqilūna٤
Yeryüzünde, hepsi de aynı su ile sulanan, birbirine komşu toprak parçaları, tek ve çok köklü üzüm bağları, ekinler, hurma ağaçları vardır. Fakat onları şekil ve lezzetçe birbirinden farklı kılmışızdır. Düşünen kimseler için bunda ibretler vardır.
13:5
۞ وَإِنeğerwa-inتَعْجَبْşaşacaksantaʿjabفَعَجَبٌۭşaşmak lazımfaʿajabunقَوْلُهُمْonların şu sözlerineqawluhumأَءِذَاzaman mı?a-idhāكُنَّاbiz olduğumuzkunnāتُرَٰبًاtoprakturābanأَءِنَّاgerçekten biz mi?a-innāلَفِىiçinde (olacağız)lafīخَلْقٍۢbir yaratılışkhalqinجَدِيدٍ ۗyenidenjadīdinأُو۟لَـٰٓئِكَişte onlarulāikaٱلَّذِينَkimselerdiralladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(lerdir)kafarūبِرَبِّهِمْ ۖRablerinibirabbihimوَأُو۟لَـٰٓئِكَve onlar (bulunanlardır)wa-ulāikaٱلْأَغْلَـٰلُhalkalarl-aghlāluفِىٓboyunlarındaأَعْنَاقِهِمْ ۖtheir necksaʿnāqihimوَأُو۟لَـٰٓئِكَve onlarwa-ulāikaأَصْحَـٰبُhalkıdıraṣḥābuٱلنَّارِ ۖateşl-nāriهُمْonlarhumفِيهَاoradafīhāخَـٰلِدُونَsürekli kalacaklardırkhālidūna٥
Şaşacaksan, onların: "Biz toprak olunca mı yeniden yaratılacağız?" demelerine şaşmak gerekir. İşte onlar Rablerini inkar edenlerdir. İşte onlar boyunlarına demir halkalar vurulanlardır. İşte onlar cehennemliklerdir, orada temelli kalacaklardır.
13:6
وَيَسْتَعْجِلُونَكَve senden acele istiyorlarwayastaʿjilūnakaبِٱلسَّيِّئَةِkötülüğübil-sayi-atiقَبْلَönceqablaٱلْحَسَنَةِiyiliktenl-ḥasanatiوَقَدْve oysawaqadخَلَتْgelip geçtikhalatمِنonlardan önceminقَبْلِهِمُbefore themqablihimuٱلْمَثُلَـٰتُ ۗbenzerleril-mathulātuوَإِنَّve şüphesizwa-innaرَبَّكَRabbinrabbakaلَذُوsahibidirladhūمَغْفِرَةٍۢmağfiretmaghfiratinلِّلنَّاسِinsanlar içinlilnnāsiعَلَىٰkarşıʿalāظُلْمِهِمْ ۖzulümlerineẓul'mihimوَإِنَّve şüphesizwa-innaرَبَّكَRabbininrabbakaلَشَدِيدُpek çetindirlashadīduٱلْعِقَابِazabıl-ʿiqābi٦
Puta tapanlar senden, iyilikten önce kötülük isterler, oysa onlardan önce nice ibret alınacak cezalar verilmiştir. Doğrusu Rabbinin, insanların zulümlerine rağmen onlara mağfireti vardır. Rabbinin cezalandırması çetindir.
13:7
وَيَقُولُve diyorlar kiwayaqūluٱلَّذِينَkimseleralladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(ler)kafarūلَوْلَآdeğil miydi?lawlāأُنزِلَindirmeliunzilaعَلَيْهِonaʿalayhiءَايَةٌۭbir ayetāyatunمِّنRabbindenminرَّبِّهِۦٓ ۗhis Lordrabbihiإِنَّمَآşüphesizinnamāأَنتَsenantaمُنذِرٌۭ ۖbir uyarıcısınmundhirunوَلِكُلِّve hepsi için vardırwalikulliقَوْمٍtoplumunqawminهَادٍbir yol göstericisihādin٧
İnkar edenler: "Rabbinden ona bir mucize indirilmeli değil miydi?" derler. Sen ancak bir uyarıcısın. Her milletin bir yol göstereni vardır.
13:8
ٱللَّهُAllahal-lahuيَعْلَمُbiliryaʿlamuمَاneyiتَحْمِلُyüklendiğinitaḥmiluكُلُّherkulluأُنثَىٰdişininunthāوَمَاve neyiwamāتَغِيضُeksilttiğinitaghīḍuٱلْأَرْحَامُrahimlerinl-arḥāmuوَمَاve neyiwamāتَزْدَادُ ۖartırdığınıtazdāduوَكُلُّve herwakulluشَىْءٍşeyshayinعِندَهُۥonun yanındaʿindahuبِمِقْدَارٍbir ölçü iledirbimiq'dārin٨
Allah her dişinin rahminde taşıdığını, rahimlerin düşürdüğünü ve alıkoyduğunu bilir. O'nun katında her şey bir ölçüye göredir.
13:9
عَـٰلِمُ(O) bilendirʿālimuٱلْغَيْبِgizliyil-ghaybiوَٱلشَّهَـٰدَةِve aşikareyiwal-shahādatiٱلْكَبِيرُbüyüktürl-kabīruٱلْمُتَعَالِyücedirl-mutaʿāli٩
Görüleni de görülmeyeni de bilen, yücelerin yücesi büyük Allah'a göre, aranızdan sözü gizleyen ile, açığa vuran ve geceye bürünerek gizlenip gündüzün ortaya çıkan arasında fark yoktur.
13:10
سَوَآءٌۭbirdirsawāonمِّنكُمaranızdanminkumمَّنْkimsemanأَسَرَّgizleyenasarraٱلْقَوْلَsözül-qawlaوَمَنve kimsewamanجَهَرَaçık (söyleyen)jaharaبِهِۦonubihiوَمَنْve kimsewamanهُوَohuwaمُسْتَخْفٍۭgizlenendirmus'takhfinبِٱلَّيْلِgeceleyinbi-al-layliوَسَارِبٌۢve görünendirwasāribunبِٱلنَّهَارِgündüzünbil-nahāri١٠
Görüleni de görülmeyeni de bilen, yücelerin yücesi büyük Allah'a göre, aranızdan sözü gizleyen ile, açığa vuran ve geceye bürünerek gizlenip gündüzün ortaya çıkan arasında fark yoktur.
13:11
لَهُۥO(insa)nın vardırlahuمُعَقِّبَـٰتٌۭizleyenlermuʿaqqibātunمِّنۢönündenminبَيْنِ(before)bayniيَدَيْهِ(him)yadayhiوَمِنْvewaminخَلْفِهِۦarkasındankhalfihiيَحْفَظُونَهُۥonu korurlaryaḥfaẓūnahuمِنْemrindenminأَمْرِ(the) commandamriٱللَّهِ ۗAllah'ınl-lahiإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaلَا(durumlarını) değiştirmezيُغَيِّرُchangeyughayyiruمَاbir miletبِقَوْمٍof a peoplebiqawminحَتَّىٰsüreceḥattāيُغَيِّرُوا۟değiştirmediğiyughayyirūمَاkendi (durumlarını)بِأَنفُسِهِمْ ۗ(is) in themselvesbi-anfusihimوَإِذَآzamanwa-idhāأَرَادَistediğiarādaٱللَّهُAllahl-lahuبِقَوْمٍۢbir kavmebiqawminسُوٓءًۭاkötülüksūanفَلَاartık yokturfalāمَرَدَّgeri çevirecekmaraddaلَهُۥ ۚonulahuوَمَاzaten yokturwamāلَهُمonlarınlahumمِّنO'ndan başkaminدُونِهِۦbesides Himdūnihiمِنkoruyucularıminوَالٍprotectorwālin١١
Ardında ve önünde insanoğlunu takip edenler vardır; Allah'ın emriyle onu gözetirler. Bir millet kendini bozmadıkça Allah onların durumunu değiştirmez. Allah bir milletin fenalığını dileyince artık onun önüne geçilmez. Onlar için Allah'tan başka hamide bulunmaz.
13:12
هُوَO'durhuwaٱلَّذِىsize gösterenalladhīيُرِيكُمُshows youyurīkumuٱلْبَرْقَşimşeğil-barqaخَوْفًۭاkorkukhawfanوَطَمَعًۭاve umud içindewaṭamaʿanوَيُنشِئُve yapanwayunshi-uٱلسَّحَابَbulutlarıl-saḥābaٱلثِّقَالَağır (yüklü)l-thiqāla١٢
Korku ve ümide düşürmek için size şimşeği gösteren, yağmurla yüklü bulutları meydana getiren O'dur.
13:13
وَيُسَبِّحُve tesbih ederlerwayusabbiḥuٱلرَّعْدُgök gürültüsül-raʿduبِحَمْدِهِۦonun övgüsüylebiḥamdihiوَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُve meleklerwal-malāikatuمِنْkorkusundanminخِيفَتِهِۦfear of Himkhīfatihiوَيُرْسِلُve gönderirwayur'siluٱلصَّوَٰعِقَyıldırımlarl-ṣawāʿiqaفَيُصِيبُçarparfayuṣībuبِهَاonlarlabihāمَنkimseyimanيَشَآءُdilediğiyashāuوَهُمْve onlarwahumيُجَـٰدِلُونَtartışmaktadırlaryujādilūnaفِىhakkındaٱللَّهِAllahl-lahiوَهُوَve O'nunwahuwaشَدِيدُpek çetindirshadīduٱلْمِحَالِtuzağı (cezası)l-miḥāli١٣
O'nu, gök gürlemesi hamd ile, melekler de korkularından tesbih ederler. Onlar pek kuvvetli olan Allah hakkında çekişirken, O, yıldırımları gönderir de onlarla dilediğini çarpar.
13:14
لَهُۥancak O'nadırlahuدَعْوَةُdu'adaʿwatuٱلْحَقِّ ۖgerçekl-ḥaqiوَٱلَّذِينَkimseler isewa-alladhīnaيَدْعُونَdu'a ettikleriyadʿūnaمِنO'ndan başkaminدُونِهِۦbesides Himdūnihiلَاisteklerini karşılayamazlarيَسْتَجِيبُونَthey respondyastajībūnaلَهُمkendilerininlahumبِشَىْءٍhiçbirbishayinإِلَّاancakillāكَبَـٰسِطِuzatan kimse gibidirkabāsiṭiكَفَّيْهِavuçlarınıkaffayhiإِلَىsuyailāٱلْمَآءِwaterl-māiلِيَبْلُغَgelsin diyeliyablughaفَاهُağzınafāhuوَمَاoysawamāهُوَohuwaبِبَـٰلِغِهِۦ ۚon(un ağzın)a gelmezbibālighihiوَمَاve (işte)wamāدُعَآءُdu'asıduʿāuٱلْكَـٰفِرِينَkafirlerinl-kāfirīnaإِلَّاancakillāفِىboşa giderضَلَـٰلٍۢerrorḍalālin١٤
Gerçek dua ve ibadet ancak O'nadır. O'ndan başka çağırdıkları putlar kendilerine hiçbir cevap vermezler. Durumları, suyun ağzına gelmesi için avuçlarını ona açmış bekleyen adamın durumu gibidir. Hiçbir zaman suya kavuşamaz. İşte kafirlerin yalvarışıda böyle, boşunadır.
13:15
وَلِلَّهِve Allah'awalillahiيَسْجُدُsecde ederleryasjuduمَنolanların hepsimanفِىgöklerdeٱلسَّمَـٰوَٰتِthe heavensl-samāwātiوَٱلْأَرْضِve yerdewal-arḍiطَوْعًۭاgönüllüṭawʿanوَكَرْهًۭا(veya) zorakiwakarhanوَظِلَـٰلُهُمve gölgeleri dewaẓilāluhumبِٱلْغُدُوِّsabahbil-ghuduwiوَٱلْـَٔاصَالِ ۩akşamwal-āṣāli١٥
Yerde ve göklerdeki kimseler de, gölgeleri de, sabah akşam, ister istemez Allah'a secde ederler.
13:16
قُلْde kiqulمَنkimdir?manرَّبُّRabbirabbuٱلسَّمَـٰوَٰتِgöklerinl-samāwātiوَٱلْأَرْضِve yerinwal-arḍiقُلِde kiquliٱللَّهُ ۚAllah!l-lahuقُلْO halde de'qulأَفَٱتَّخَذْتُمmi edindiniz?afa-ittakhadhtumمِّنO'ndan başkaminدُونِهِۦٓbesides Himdūnihiأَوْلِيَآءَvelilerawliyāaلَاgücü olmayanيَمْلِكُونَthey have poweryamlikūnaلِأَنفُسِهِمْkendilerineli-anfusihimنَفْعًۭاbir faydanafʿanوَلَاve veremeyenwalāضَرًّۭا ۚbir zararḍarranقُلْde kiqulهَلْbir olur mu?halيَسْتَوِىequalyastawīٱلْأَعْمَىٰkörl-aʿmāوَٱلْبَصِيرُve görenwal-baṣīruأَمْyahutamهَلْbir olur mu?halتَسْتَوِىequaltastawīٱلظُّلُمَـٰتُkaranlıklarl-ẓulumātuوَٱلنُّورُ ۗve aydınlıkwal-nūruأَمْyoksaamجَعَلُوا۟buldular dajaʿalūلِلَّهِAllah'alillahiشُرَكَآءَortaklarshurakāaخَلَقُوا۟yaratankhalaqūكَخَلْقِهِۦO'nun yarattığı gibikakhalqihiفَتَشَـٰبَهَbenzer (mi) göründüfatashābahaٱلْخَلْقُbu yaratmal-khalquعَلَيْهِمْ ۚonlaraʿalayhimقُلِde kiquliٱللَّهُAllah'tırl-lahuخَـٰلِقُyaratıcısıkhāliquكُلِّherkulliشَىْءٍۢşeyinshayinوَهُوَve Owahuwaٱلْوَٰحِدُtektirl-wāḥiduٱلْقَهَّـٰرُkahredendirl-qahāru١٦
De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?", "Allah'tır" de. "Onu bırakıp, kendilerine bir fayda ve zararı olmayan dostlar mı edindiniz?" de. "Kör ile gören bir olur mu? Veya karanlıkla aydınlık bir midir?" de. Yoksa Allah'a, Allah gibi yaratması olan ortaklar buldular da, yaratmaları birbirine mi benzettiler? De ki: "Her şeyi yaratan Allah'tır. O, her şeye üstün gelen tek Tanrı'dır."
13:17
أَنزَلَindirdianzalaمِنَgöktenminaٱلسَّمَآءِthe skyl-samāiمَآءًۭbir sumāanفَسَالَتْçağlayıp aktıfasālatأَوْدِيَةٌۢderelerawdiyatunبِقَدَرِهَاkendi ölçüsüncebiqadarihāفَٱحْتَمَلَve taşıdıfa-iḥ'tamalaٱلسَّيْلُsell-sayluزَبَدًۭاköpüğüzabadanرَّابِيًۭا ۚüste çıkanrābiyanوَمِمَّاve vardırwamimmāيُوقِدُونَyak(ıp erit)tikleri madenlerden deyūqidūnaعَلَيْهِonlarınʿalayhiفِىateşteٱلنَّارِthe firel-nāriٱبْتِغَآءَyapmak içinib'tighāaحِلْيَةٍsüsḥil'yatinأَوْyahutawمَتَـٰعٍۢeşyamatāʿinزَبَدٌۭbir köpükzabadunمِّثْلُهُۥ ۚbunun gibimith'luhuكَذَٰلِكَböylekadhālikaيَضْرِبُbenzetme ile anlatıryaḍribuٱللَّهُAllahl-lahuٱلْحَقَّhakkıl-ḥaqaوَٱلْبَـٰطِلَ ۚve batılıwal-bāṭilaفَأَمَّاne zaman kifa-ammāٱلزَّبَدُköpükl-zabaduفَيَذْهَبُgiderfayadhhabuجُفَآءًۭ ۖyok olupjufāanوَأَمَّاvewa-ammāمَاşey iseيَنفَعُyararlı olanyanfaʿuٱلنَّاسَinsanlaral-nāsaفَيَمْكُثُkalırfayamkuthuفِىyeryüzündeٱلْأَرْضِ ۚthe earthl-arḍiكَذَٰلِكَişte böylekadhālikaيَضْرِبُörnek veriryaḍribuٱللَّهُAllahl-lahuٱلْأَمْثَالَmisallerl-amthāla١٧
Allah gökten su indirir, dereler onunla dolar taşar. Sel, üste çıkan köpüğü alır götürür. Süslenmek veya faydalanmak için ateşte erittiklerinizin üzerinde de buna benzer bir köpük vardır. Allah, hak ve batıl için şöyle misal verir: Köpük uçup gider, insanlara fayda veren ise yerde kalır. Allah bunun gibi daha nice misaller verir.
13:18
لِلَّذِينَiçin vardırlilladhīnaٱسْتَجَابُوا۟buyruğuna uyanlaris'tajābūلِرَبِّهِمُRablerininlirabbihimuٱلْحُسْنَىٰ ۚen güzel (karşılık)l-ḥus'nāوَٱلَّذِينَve kimseler isewa-alladhīnaلَمْuymayan(lar)lamيَسْتَجِيبُوا۟respondyastajībūلَهُۥonalahuلَوْşayetlawأَنَّkendilerinin olsaannaلَهُمthey hadlahumمَّاbulunalarınفِىyeryüzündeٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiجَمِيعًۭاhepsijamīʿanوَمِثْلَهُۥve bir misli dahawamith'lahuمَعَهُۥyanındamaʿahuلَٱفْتَدَوْا۟fidye verirlerdila-if'tadawبِهِۦٓ ۚonubihiأُو۟لَـٰٓئِكَişteulāikaلَهُمْonlarınlahumسُوٓءُçok kötüdürsūuٱلْحِسَابِhesabıl-ḥisābiوَمَأْوَىٰهُمْve varacakları yerwamawāhumجَهَنَّمُ ۖcehennemdirjahannamuوَبِئْسَve ne kötüwabi'saٱلْمِهَادُbir yataktırl-mihādu١٨
Rablerinin çağrısına gelenlere en güzel karşılık vardır. O'nun çağrısına uymayanlar ise, yeryüzünde olan her şey ve daha bir katı onların olsa, kurtulmak için fidye verirlerdi. İşte hesapları kötü olanlar bunlardır. Varacakları yer cehennemdir; ne kötü konaktır!
13:19
۞ أَفَمَنolur mu?afamanيَعْلَمُbilenyaʿlamuأَنَّمَآindirileninannamāأُنزِلَhas been revealedunzilaإِلَيْكَsanailaykaمِنRabbindenminرَّبِّكَyour Lordrabbikaٱلْحَقُّhak olduğunul-ḥaquكَمَنْkimse gibikamanهُوَo (kendisi)huwaأَعْمَىٰٓ ۚkör (olan)aʿmāإِنَّمَاancakinnamāيَتَذَكَّرُöğüt alıryatadhakkaruأُو۟لُوا۟sahipleriulūٱلْأَلْبَـٰبِsağduyul-albābi١٩
Sana Rabbinden indirilenin gerçek olduğunu bilen kimse, onu bilmeyen köre benzer mi? Ancak akıl sahipleri ibret alırlar.
13:20
ٱلَّذِينَonlar kialladhīnaيُوفُونَyerine getirirleryūfūnaبِعَهْدِahdinibiʿahdiٱللَّهِAllah'ınl-lahiوَلَاvewalāيَنقُضُونَbozmazlaryanquḍūnaٱلْمِيثَـٰقَandlaşmayıl-mīthāqa٢٠
Onlar, Allah'ın ahdini yerine getirirler, anlaşmayı bozmazlar.
13:21
وَٱلَّذِينَve onlarwa-alladhīnaيَصِلُونَbitiştirirleryaṣilūnaمَآşeyiأَمَرَistediğiamaraٱللَّهُAllah'ınl-lahuبِهِۦٓkendisiylebihiأَنbitiştirilmesinianيُوصَلَbe joinedyūṣalaوَيَخْشَوْنَve saygılı olurwayakhshawnaرَبَّهُمْRablerine karşırabbahumوَيَخَافُونَve korkarlarwayakhāfūnaسُوٓءَen kötüsūaٱلْحِسَابِhesaptanl-ḥisābi٢١
Onlar, Allah'ın birleştirilmesini emrettiği şeyi birleştirirler, Rablerinden korkarlar; kötü hesaptan ürkerler.
13:22
وَٱلَّذِينَve onlarwa-alladhīnaصَبَرُوا۟sabrederlerṣabarūٱبْتِغَآءَarzu ederekib'tighāaوَجْهِyüzünü (rızasını)wajhiرَبِّهِمْRablerininrabbihimوَأَقَامُوا۟ve kılarlarwa-aqāmūٱلصَّلَوٰةَnamazıl-ṣalataوَأَنفَقُوا۟ve harcarlarwa-anfaqūمِمَّاşeydenmimmāرَزَقْنَـٰهُمْrızıklandırdığımızrazaqnāhumسِرًّۭاgizlicesirranوَعَلَانِيَةًۭve alenenwaʿalāniyatanوَيَدْرَءُونَve savarlarwayadraūnaبِٱلْحَسَنَةِiyiliklebil-ḥasanatiٱلسَّيِّئَةَkötülüğül-sayi-ataأُو۟لَـٰٓئِكَişteulāikaلَهُمْonlarındırlahumعُقْبَىsonuʿuq'bāٱلدَّارِşu yurdunl-dāri٢٢
Onlar, Rablerinin rızasını dileyerek sabrederler, namazı kılarlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan, gizlice ve açıkça sarfederler; iyilik yaparak kötülüğü ortadan kaldırırlar; işte onlara bu dünyanın iyi sonucu, girecekleri Adn cennetleri vardır; babalarının, eşlerinin, çocuklarının iyi olanları da oraya girerler. Melekler her kapıdan yanlarına girip: "Sabretmenize karşılık size selam olsun; burası dünyanın ne güzel bir sonucudur!" derler.
13:23
جَنَّـٰتُcennetlerinejannātuعَدْنٍۢAdnʿadninيَدْخُلُونَهَاgirerleryadkhulūnahāوَمَنve kimselerwamanصَلَحَiyi olanṣalaḥaمِنْbabalarındanminءَابَآئِهِمْtheir fathersābāihimوَأَزْوَٰجِهِمْve eşlerinden;wa-azwājihimوَذُرِّيَّـٰتِهِمْ ۖve çocuklarındanwadhurriyyātihimوَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُve melekler dewal-malāikatuيَدْخُلُونَgirerleryadkhulūnaعَلَيْهِمyanlarınaʿalayhimمِّنherminكُلِّeverykulliبَابٍۢkapıdanbābin٢٣
Onlar, Rablerinin rızasını dileyerek sabrederler, namazı kılarlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan, gizlice ve açıkça sarfederler; iyilik yaparak kötülüğü ortadan kaldırırlar; işte onlara bu dünyanın iyi sonucu, girecekleri Adn cennetleri vardır; babalarının, eşlerinin, çocuklarının iyi olanları da oraya girerler. Melekler her kapıdan yanlarına girip: "Sabretmenize karşılık size selam olsun; burası dünyanın ne güzel bir sonucudur!" derler.
13:24
سَلَـٰمٌselamsalāmunعَلَيْكُمsizeʿalaykumبِمَاkarşılıkbimāصَبَرْتُمْ ۚsabretmenizeṣabartumفَنِعْمَne güzelfaniʿ'maعُقْبَىsonuʿuq'bāٱلدَّارِyurdunl-dāri٢٤
Onlar, Rablerinin rızasını dileyerek sabrederler, namazı kılarlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan, gizlice ve açıkça sarfederler; iyilik yaparak kötülüğü ortadan kaldırırlar; işte onlara bu dünyanın iyi sonucu, girecekleri Adn cennetleri vardır; babalarının, eşlerinin, çocuklarının iyi olanları da oraya girerler. Melekler her kapıdan yanlarına girip: "Sabretmenize karşılık size selam olsun; burası dünyanın ne güzel bir sonucudur!" derler.
13:25
وَٱلَّذِينَkimselerwa-alladhīnaيَنقُضُونَbozan(lar)yanquḍūnaعَهْدَverdikleri sözüʿahdaٱللَّهِAllah'al-lahiمِنۢsonraminبَعْدِafterbaʿdiمِيثَـٰقِهِۦiyice pekiştirdiktenmīthāqihiوَيَقْطَعُونَve kesenlerwayaqṭaʿūnaمَآşeyiأَمَرَistediğiamaraٱللَّهُAllah'ınl-lahuبِهِۦٓonunlabihiأَنbitiştirilmesinianيُوصَلَbe joinedyūṣalaوَيُفْسِدُونَve bozgunculuk yapanlarwayuf'sidūnaفِىyeryüzündeٱلْأَرْضِ ۙthe earthl-arḍiأُو۟لَـٰٓئِكَişteulāikaلَهُمُonlaradırlahumuٱللَّعْنَةُla'netl-laʿnatuوَلَهُمْve onlaradırwalahumسُوٓءُkötü (sonucu)sūuٱلدَّارِyurdunl-dāri٢٥
Sağlam söz verdikten sonra Allah'ın ahdini bozanlar ve Allah'ın birleştirilmesini emrettiğini ayıranlar ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlar, işte lanet onlara ve kötü yurt, cehennem, onlaradır.
13:26
ٱللَّهُAllahal-lahuيَبْسُطُbollaştırıryabsuṭuٱلرِّزْقَrızkıl-riz'qaلِمَنkimse içinlimanيَشَآءُdilediğiyashāuوَيَقْدِرُ ۚve kısarwayaqdiruوَفَرِحُوا۟ve sevindilerwafariḥūبِٱلْحَيَوٰةِhayatıylebil-ḥayatiٱلدُّنْيَاdünyal-dun'yāوَمَاoysawamāٱلْحَيَوٰةُhayatıl-ḥayatuٱلدُّنْيَاdünyal-dun'yāفِىahiretin yanındaٱلْـَٔاخِرَةِthe Hereafterl-ākhiratiإِلَّاancakillāمَتَـٰعٌۭbir geçimdirmatāʿun٢٦
Allah dilediği kimsenin rızkını genişletir ve bir ölçüye göre verir. Dünya hayatıyla övünenler bilsinler ki dünyadaki hayat ahiret yanında sadece bir geçimlikten ibarettir.
13:27
وَيَقُولُve diyorlarwayaqūluٱلَّذِينَkimseleralladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(ler)kafarūلَوْلَآdeğil miydi?lawlāأُنزِلَindirilmeliunzilaعَلَيْهِonaʿalayhiءَايَةٌۭbir ayetāyatunمِّنRabbindenminرَّبِّهِۦ ۗhis Lordrabbihiقُلْde kiqulإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaيُضِلُّsaptırıryuḍilluمَنkimseyimanيَشَآءُdilediğiyashāuوَيَهْدِىٓve iletirwayahdīإِلَيْهِkendisineilayhiمَنْkimseyimanأَنَابَyönelenanāba٢٧
İnkar edenler: "Rabbinden ona bir mucize indirilmeli değil miydi?" derler. De ki: "Doğrusu Allah dileyeni saptırır ve Kendisine yöneleni doğru yola eriştirir."
13:28
ٱلَّذِينَonlaralladhīnaءَامَنُوا۟inananlardırāmanūوَتَطْمَئِنُّve tatmin olanlardırwataṭma-innuقُلُوبُهُمgönülleriqulūbuhumبِذِكْرِanmaklabidhik'riٱللَّهِ ۗAllah'ıl-lahiأَلَاiyi bilin ki ancakalāبِذِكْرِanmaklabidhik'riٱللَّهِAllah'ıl-lahiتَطْمَئِنُّhuzur bulurtaṭma-innuٱلْقُلُوبُgönüllerl-qulūbu٢٨
Onlar inanmışlar, kalbleri Allah'ı anmakla huzura kavuşmuştur. Dikkat edin, kalbler ancak Allah'ı anmakla huzura kavuşur.
13:29
ٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَامَنُوا۟inanan(lar)āmanūوَعَمِلُوا۟ve yapanlarwaʿamilūٱلصَّـٰلِحَـٰتِgüzel işlerl-ṣāliḥātiطُوبَىٰmutlulukṭūbāلَهُمْonlar içindirlahumوَحُسْنُve güzelwaḥus'nuمَـَٔابٍۢgelecekmaābin٢٩
İnanan ve yararlı iş işleyen kimseler için hoş bir hayat ve dönülecek güzel bir yer vardır.
13:30
كَذَٰلِكَböylecekadhālikaأَرْسَلْنَـٰكَseni gönderdikarsalnākaفِىٓiçineأُمَّةٍۢbir milletummatinقَدْelbetteqadخَلَتْgeçmiş bulunankhalatمِنkendilerinden önceminقَبْلِهَآbefore itqablihāأُمَمٌۭ(nice) milletlerumamunلِّتَتْلُوَا۟okuyasın diyelitatluwāعَلَيْهِمُonlaraʿalayhimuٱلَّذِىٓşeylerialladhīأَوْحَيْنَآvahyettiğimizawḥaynāإِلَيْكَsanailaykaوَهُمْoysa onlarwahumيَكْفُرُونَnankörlük ederleryakfurūnaبِٱلرَّحْمَـٰنِ ۚRahman'abil-raḥmāniقُلْde kiqulهُوَOhuwaرَبِّىbenim RabbimdirrabbīلَآyokturإِلَـٰهَtanrıilāhaإِلَّاbaşkaillāهُوَO'ndanhuwaعَلَيْهِO'naʿalayhiتَوَكَّلْتُdayandımtawakkaltuوَإِلَيْهِve yalnız O'nadırwa-ilayhiمَتَابِtevbem/dönüşümmatābi٣٠
Sana vahyettiğimizi okuman için, seni de onlardan önce nice ümmetlerin gelip geçtiği bir ümmete gönderdik; o ümmet merhametli olan Allah'ı inkar eder; de ki: "O benim Rabbim'dir, O'ndan başka Tanrı yoktur, yalnız O'na güvenirim, dönüşüm de O'nadır."
13:31
وَلَوْeğer olsaydıwalawأَنَّbir Kur'anannaقُرْءَانًۭاany Quranqur'ānanسُيِّرَتْyürütüldüğüsuyyiratبِهِkendisiylebihiٱلْجِبَالُdağlarınl-jibāluأَوْyahutawقُطِّعَتْparçalandığıquṭṭiʿatبِهِkendisiylebihiٱلْأَرْضُarzınl-arḍuأَوْyahutawكُلِّمَkonuşturulduğukullimaبِهِkendisiylebihiٱلْمَوْتَىٰ ۗölülerinl-mawtāبَلhayırbalلِّلَّهِAllah'a aittirlillahiٱلْأَمْرُişlerl-amruجَمِيعًا ۗbütünjamīʿanأَفَلَمْhala anlamadılar mı?afalamيَا۟يْـَٔسِknowyāy'asiٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَامَنُوٓا۟inanan(lar)āmanūأَنşayetanلَّوْiflawيَشَآءُdileseydiyashāuٱللَّهُAllahl-lahuلَهَدَىhidayet verirdilahadāٱلنَّاسَinsanlaral-nāsaجَمِيعًۭا ۗbütünjamīʿanوَلَاvewalāيَزَالُgeri durmazyazāluٱلَّذِينَkimselerealladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(lere)kafarūتُصِيبُهُمisabet etmesituṣībuhumبِمَاyüzündenbimāصَنَعُوا۟yaptıkları işlerṣanaʿūقَارِعَةٌbir belaqāriʿatunأَوْyahutawتَحُلُّkonartaḥulluقَرِيبًۭاyakınınaqarībanمِّنyurtlarınınminدَارِهِمْtheir homesdārihimحَتَّىٰkadarḥattāيَأْتِىَgelinceyeyatiyaوَعْدُva'diwaʿduٱللَّهِ ۚAllah'ınl-lahiإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaلَاcaymazيُخْلِفُfailyukh'lifuٱلْمِيعَادَsözündenl-mīʿāda٣١
Eğer Kuran ile dağlar yürütülmüş veya yeryüzü parçalanmış yahut ölüler konuşturulmuş olsaydı, kafirler yine de inanmazlardı. Oysa bütün işler Allah'a aittir. İnananların, "Allah dilese bütün insanları doğru yola eriştirebilir" gerçeğini akılları kesmedi mi? Allah'ın sözü yerine gelinceye kadar, yaptıkları işler sebebiyle inkar edenlere bir belanın dokunması veya evlerinin yakınına inmesi devam eder durur. Allah, verdiği sözden şüphesiz caymaz.
13:32
وَلَقَدِve andolsunwalaqadiٱسْتُهْزِئَalay edildius'tuh'zi-aبِرُسُلٍۢpeygamberlerlebirusulinمِّنsenden öncekiminقَبْلِكَbefore youqablikaفَأَمْلَيْتُfakat bir süre verdimfa-amlaytuلِلَّذِينَkimselerelilladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(lere)kafarūثُمَّsonrathummaأَخَذْتُهُمْ ۖonları yakaladımakhadhtuhumفَكَيْفَnasılfakayfaكَانَimişkānaعِقَابِcezamʿiqābi٣٢
And olsun ki, senden önce de nice peygamberler alaya alınmıştı. İnkar edenleri önce erteledim, sonra cezalarını verdim. Cezalandırmam nasıldı?
13:33
أَفَمَنْkimse gibi midir?afamanهُوَohuwaقَآئِمٌduranqāimunعَلَىٰüzerindeʿalāكُلِّherkulliنَفْسٍۭnefsinnafsinبِمَاyaptığı işinbimāكَسَبَتْ ۗit has earnedkasabatوَجَعَلُوا۟onlar koştularwajaʿalūلِلَّهِAllah'alillahiشُرَكَآءَortaklarshurakāaقُلْde kiqulسَمُّوهُمْ ۚonları isimlendirinsammūhumأَمْyoksaamتُنَبِّـُٔونَهُۥsiz haber mi veriyorsunuz?tunabbiūnahuبِمَاbir şeyibimāلَا(Allah'ın) bilmediğiيَعْلَمُHe knowsyaʿlamuفِىyeryüzündeٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiأَمyoksaamبِظَـٰهِرٍۢboşbiẓāhirinمِّنَsöz mü (söylüyorsunuz)?minaٱلْقَوْلِ ۗthe wordsl-qawliبَلْhayırbalزُيِّنَsüslü gösterildizuyyinaلِلَّذِينَkimselerelilladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(lere)kafarūمَكْرُهُمْtuzaklarımakruhumوَصُدُّوا۟ve çıkarıldılarwaṣuddūعَنِyoldanʿaniٱلسَّبِيلِ ۗthe Pathl-sabīliوَمَنve kimiwamanيُضْلِلِşaşırtırsayuḍ'liliٱللَّهُAllahl-lahuفَمَاartık olmaz!famāلَهُۥonalahuمِنْhiçbirminهَادٍۢyol gösterenhādin٣٣
Herkesin yaptığını gözeten Allah, bunu yapamayan putlarla bir olur mu? Onlar Allah'a ortak koştular. De ki: "Onlara bir ad bulun bakalım; yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi Allah'a haber veriyorsunuz? Yoksa kuru sözlere mi aldanıyorsunuz? Fakat inkar edenlere, kurdukları düzenler güzel gösterildi ve doğru yoldan alıkonuldular. Zaten Allah'ın saptırdığına yol gösteren bulunmaz.
13:34
لَّهُمْonlar için vardırlahumعَذَابٌۭazabʿadhābunفِىhayatındaٱلْحَيَوٰةِthe lifel-ḥayatiٱلدُّنْيَا ۖdünyal-dun'yāوَلَعَذَابُve azabı isewalaʿadhābuٱلْـَٔاخِرَةِahiretl-ākhiratiأَشَقُّ ۖdaha zordurashaqquوَمَاve yokturwamāلَهُمonlar içinlahumمِّنَAllahdanminaٱللَّهِAllahl-lahiمِنhiçbirminوَاقٍۢkoruyacak (kimse)wāqin٣٤
Onlara, dünya hayatında azap vardır, ahiret azabı ise daha çetindir. Allah'a karşı onları bir koruyan da yoktur.
13:35
۞ مَّثَلُdurumumathaluٱلْجَنَّةِcennetinl-janatiٱلَّتِىşöyledirallatīوُعِدَva'dedilenwuʿidaٱلْمُتَّقُونَ ۖkorunanlaral-mutaqūnaتَجْرِىakartajrīمِنaltındanminتَحْتِهَاunderneath ittaḥtihāٱلْأَنْهَـٰرُ ۖırmaklarl-anhāruأُكُلُهَاmeyvesiukuluhāدَآئِمٌۭsüreklidirdāimunوَظِلُّهَا ۚve gölgesi dewaẓilluhāتِلْكَişte budurtil'kaعُقْبَىsonuʿuq'bāٱلَّذِينَkimselerinalladhīnaٱتَّقَوا۟ ۖkorunan(ların)ittaqawوَّعُقْبَىve sonu isewaʿuq'bāٱلْكَـٰفِرِينَinkar edenlerinl-kāfirīnaٱلنَّارُateştirl-nāru٣٥
Allah'a karşı gelmekten sakınanlara vadedilen cennetin altından ırmaklar akar; oranın yiyecekleri ve gölgeleri devamlıdır. Bu, sakınanların elde edeceği sonuçtur, inkarcıların varacağı sonuç ise ateştir.
13:36
وَٱلَّذِينَve kimselerwa-alladhīnaءَاتَيْنَـٰهُمُverdiğimizātaynāhumuٱلْكِتَـٰبَKitapl-kitābaيَفْرَحُونَsevinirleryafraḥūnaبِمَآindirilenebimāأُنزِلَhas been revealedunzilaإِلَيْكَ ۖsanailaykaوَمِنَfakat (vardır)waminaٱلْأَحْزَابِkabilelerdenl-aḥzābiمَنkimselermanيُنكِرُinkar eden(ler)yunkiruبَعْضَهُۥ ۚonun bir kısmınıbaʿḍahuقُلْde kiqulإِنَّمَآyalnızinnamāأُمِرْتُbana emredildiumir'tuأَنْkulluk etmemanأَعْبُدَI worshipaʿbudaٱللَّهَAllah'al-lahaوَلَآvewalāأُشْرِكَortak koşmamamush'rikaبِهِۦٓ ۚO'nabihiإِلَيْهِO'nailayhiأَدْعُوا۟da'vet ederimadʿūوَإِلَيْهِve O'nadırwa-ilayhiمَـَٔابِdönüşümmaābi٣٦
Kendilerine kitap verdiklerimiz, sana indirilenden memnun olurlar. Karşı guruplar içinde ise, onun bir kısmını inkar edenler vardır. De ki: "Ben ancak Allah'a kulluk etmekle ve O'na asla ortak koşmamakla emrolundum. Hepinizi ancak O'na çağırıyorum vedönüşüm O'nadır."
13:37
وَكَذَٰلِكَve iştewakadhālikaأَنزَلْنَـٰهُbiz onu indirdikanzalnāhuحُكْمًاbir hüküm olarakḥuk'manعَرَبِيًّۭا ۚarapçaʿarabiyyanوَلَئِنِve eğerwala-iniٱتَّبَعْتَuyarsanittabaʿtaأَهْوَآءَهُمonların keyiflerineahwāahumبَعْدَ مَاsonrabaʿdamāجَآءَكَsana gelenjāakaمِنَilimdenminaٱلْعِلْمِthe knowledgel-ʿil'miمَاartık yokturلَكَsenin içinlakaمِنَAllah'tanminaٱللَّهِAllahl-lahiمِنhiçbirminوَلِىٍّۢdostwaliyyinوَلَاne dewalāوَاقٍۢbir koruyucuwāqin٣٧
Böylece Biz Kuran'ı Arapça bir hüküm ve hikmet olarak indirdik. Sana ilim geldikten sonra onların heveslerine uyarsan, and olsun ki, Allah katında sana bir dost ve seni koruyan çıkmaz.
13:38
وَلَقَدْve andolsunwalaqadأَرْسَلْنَاbiz gönderdikarsalnāرُسُلًۭاelçilerrusulanمِّنsenden önceminقَبْلِكَbefore youqablikaوَجَعَلْنَاve verdikwajaʿalnāلَهُمْonlaralahumأَزْوَٰجًۭاeşlerazwājanوَذُرِّيَّةًۭ ۚve çocuklarwadhurriyyatanوَمَاdeğildirwamāكَانَmümkünkānaلِرَسُولٍhiçbir elçininlirasūlinأَنgetirmesianيَأْتِىَhe comesyatiyaبِـَٔايَةٍbir ayetbiāyatinإِلَّاolmadanillāبِإِذْنِiznibi-idh'niٱللَّهِ ۗAllah'ınl-lahiلِكُلِّherlikulliأَجَلٍۢsüreninajalinكِتَابٌۭbir yazısı (vardır)kitābun٣٨
And olsun ki, senden önce nice peygamberler gönderdik; onlara eşler ve çocuklar verdik. Allah'ın izni olmadan hiçbir peygamber bir ayet getiremez. Her şeyin vakti ve süresi yazılıdır.
13:39
يَمْحُوا۟sileryamḥūٱللَّهُAllahl-lahuمَاdilediğiniيَشَآءُHe willsyashāuوَيُثْبِتُ ۖve (dilediğini) bırakırwayuth'bituوَعِندَهُۥٓO'nun yanındadırwaʿindahuأُمُّanaummuٱلْكِتَـٰبِKitapl-kitābi٣٩
Allah dilediğini siler, dilediğini bırakır; Ana Kitap O'nun katındadır.
13:40
وَإِنyawa-inمَّاsana gösteririzنُرِيَنَّكَWe show younuriyannakaبَعْضَbir kısmınıbaʿḍaٱلَّذِىonları uyardığımızınalladhīنَعِدُهُمْWe have promised themnaʿiduhumأَوْya daawنَتَوَفَّيَنَّكَsenin canını alırıznatawaffayannakaفَإِنَّمَاşüphesizfa-innamāعَلَيْكَsana düşenʿalaykaٱلْبَلَـٰغُsadece duyurmaktırl-balāghuوَعَلَيْنَاve bize düşerwaʿalaynāٱلْحِسَابُhesap görmekl-ḥisābu٤٠
Onlara vadettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek de senin canını alsak da, vazifen sadece tebliğ etmektir. Hesap görmek Bize düşer.
13:41
أَوَلَمْgörmediler mi?awalamيَرَوْا۟they seeyarawأَنَّاbizimannāنَأْتِىgeldiğimizinatīٱلْأَرْضَyeryüzünel-arḍaنَنقُصُهَاonu eksilttiğimizinanquṣuhāمِنْuçlarındanminأَطْرَافِهَا ۚits bordersaṭrāfihāوَٱللَّهُAllah'tırwal-lahuيَحْكُمُhüküm verenyaḥkumuلَاyokturمُعَقِّبَiptal edecekmuʿaqqibaلِحُكْمِهِۦ ۚO'nun hükmünüliḥuk'mihiوَهُوَve O'nunwahuwaسَرِيعُçabuktursarīʿuٱلْحِسَابِhesabıl-ḥisābi٤١
Görmüyorlar mı ki, Biz yeryüzünü etrafından gitgide eksiltmekteyiz. Hüküm Allah'ındır, O'nun hükmünü takip edip bozacak yoktur. O, hesabı çabuk görür.
13:42
وَقَدْve kuşkusuzwaqadمَكَرَtuzak kurmuştumakaraٱلَّذِينَkimseleralladhīnaمِنonlardan önceki(ler)minقَبْلِهِمْbefore themqablihimفَلِلَّهِfakat Allah'ındırfalillahiٱلْمَكْرُtuzaklarl-makruجَمِيعًۭا ۖbütünjamīʿanيَعْلَمُbiliryaʿlamuمَاneتَكْسِبُkazandığınıtaksibuكُلُّherkulluنَفْسٍۢ ۗnefsinnafsinوَسَيَعْلَمُve bileceklerdirwasayaʿlamuٱلْكُفَّـٰرُkafirlerl-kufāruلِمَنْkimin olacağınılimanعُقْبَىsonununʿuq'bāٱلدَّارِbu yurdunl-dāri٤٢
Onlardan öncekiler de tuzak kurdular, oysa bütün tuzaklar(ın cezası) Allah'ındır, Herkesin yaptığını bilir. İnkarcılar da, neticenin kimin olduğunu göreceklerdir.
13:43
وَيَقُولُve diyorlar kiwayaqūluٱلَّذِينَkimseleralladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(ler)kafarūلَسْتَsen değilsinlastaمُرْسَلًۭا ۚgönderilmiş bir elçimur'salanقُلْde kiqulكَفَىٰyeterkafāبِٱللَّهِAllah'ınbil-lahiشَهِيدًۢاşahid olmasıshahīdanبَيْنِىbenimlebaynīوَبَيْنَكُمْsizin aranızdawabaynakumوَمَنْve bulunanlarınwamanعِندَهُۥyanındaʿindahuعِلْمُbilgisiʿil'muٱلْكِتَـٰبِKitapl-kitābi٤٣
İnkar edenler: "Sen peygamber değilsin" derler; de ki: "Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve Kitap'ı bilenler yeter."