13

Ra'd

Medeni 43 Ayet Cüz 13
الرعد
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
13:1
الٓمٓر ۚ Elif Lam Mim Ra alif-lam-meem-ra
Elif Lam Mim Ra
تِلْكَ şunlar til'ka
şunlar
ءَايَـٰتُ ayetleridir āyātu
ayetleridir
ٱلْكِتَـٰبِ ۗ Kitabın l-kitābi
Kitabın
وَٱلَّذِىٓ indirilen wa-alladhī
indirilen
أُنزِلَ has been revealed unzila
has been revealed
إِلَيْكَ sana ilayka
sana
مِن Rabbinden min
Rabbinden
رَّبِّكَ your Lord rabbika
your Lord
ٱلْحَقُّ haktır l-ḥaqu
haktır
وَلَـٰكِنَّ ve fakat walākinna
ve fakat
أَكْثَرَ çoğu akthara
çoğu
ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların
لَا inanmazlar
inanmazlar
يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe
١ (1)
(1)
Elif, Lam, Mim, Ra. Bunlar Kitap'ın ayetleridir. Sana Rabbinden indirilen Kitap haktır; fakat insanların çoğu inanmazlar.
13:2
ٱللَّهُ Allah al-lahu
Allah
ٱلَّذِى odur ki alladhī
odur ki
رَفَعَ yükseltti rafaʿa
yükseltti
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri
بِغَيْرِ olmadan bighayri
olmadan
عَمَدٍۢ bir direk ʿamadin
bir direk
تَرَوْنَهَا ۖ görebileceğiniz tarawnahā
görebileceğiniz
ثُمَّ sonra thumma
sonra
ٱسْتَوَىٰ istiva etti is'tawā
istiva etti
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلْعَرْشِ ۖ Arş l-ʿarshi
Arş
وَسَخَّرَ ve boyun eğdirdi wasakhara
ve boyun eğdirdi
ٱلشَّمْسَ güneşi l-shamsa
güneşi
وَٱلْقَمَرَ ۖ ve ay'ı wal-qamara
ve ay'ı
كُلٌّۭ her biri kullun
her biri
يَجْرِى akıp gitmektedir yajrī
akıp gitmektedir
لِأَجَلٍۢ bir süre için li-ajalin
bir süre için
مُّسَمًّۭى ۚ belirli musamman
belirli
يُدَبِّرُ düzenliyor yudabbiru
düzenliyor
ٱلْأَمْرَ işi(ni) l-amra
işi(ni)
يُفَصِّلُ açıklıyor yufaṣṣilu
açıklıyor
ٱلْـَٔايَـٰتِ ayerleri l-āyāti
ayerleri
لَعَلَّكُم böylece laʿallakum
böylece
بِلِقَآءِ karşılaşacağınıza biliqāi
karşılaşacağınıza
رَبِّكُمْ Rabbinizle rabbikum
Rabbinizle
تُوقِنُونَ kesin olarak inanırsınız tūqinūna
kesin olarak inanırsınız
٢ (2)
(2)
Gökleri, gördüğünüz gibi, direksiz yükselten, sonra arşa hükmeden, her biri belli bir süreye kadar hareket edecek olan Güneş ve Ay'ı buyruğu altına alan, işleri yürüten, ayetleri uzun uzun açıklayan Allah'tır; ola ki Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanırsınız.
13:3
وَهُوَ ve O'dur wahuwa
ve O'dur
ٱلَّذِى ki alladhī
ki
مَدَّ uzattı madda
uzattı
ٱلْأَرْضَ arzı l-arḍa
arzı
وَجَعَلَ ve var etti wajaʿala
ve var etti
فِيهَا orada fīhā
orada
رَوَٰسِىَ sabit dağlar rawāsiya
sabit dağlar
وَأَنْهَـٰرًۭا ۖ ve ırmaklar wa-anhāran
ve ırmaklar
وَمِن ve wamin
ve
كُلِّ her kulli
her
ٱلثَّمَرَٰتِ meyvadan l-thamarāti
meyvadan
جَعَلَ yarattı jaʿala
yarattı
فِيهَا orada fīhā
orada
زَوْجَيْنِ çift (erkek-dişi) zawjayni
çift (erkek-dişi)
ٱثْنَيْنِ ۖ iki ith'nayni
iki
يُغْشِى örter yugh'shī
örter
ٱلَّيْلَ geceyi al-layla
geceyi
ٱلنَّهَارَ ۚ gündüz(ün üzerine) l-nahāra
gündüz(ün üzerine)
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
فِى bunda
bunda
ذَٰلِكَ that dhālika
that
لَـَٔايَـٰتٍۢ ayetler vardır laāyātin
ayetler vardır
لِّقَوْمٍۢ bir toplum için liqawmin
bir toplum için
يَتَفَكَّرُونَ düşünen yatafakkarūna
düşünen
٣ (3)
(3)
Yeri düzleyen, orada dağlar, nehirler var eden, her türlü üründen çift çift yetiştiren, gündüzü geceyle bürüyen de O'dur. Doğrusu bunlarda, düşünen kimseler için ibretler vardır.
13:4
وَفِى ve (vardır) wafī
ve (vardır)
ٱلْأَرْضِ arzda l-arḍi
arzda
قِطَعٌۭ kıt'alar qiṭaʿun
kıt'alar
مُّتَجَـٰوِرَٰتٌۭ birbirine komşu mutajāwirātun
birbirine komşu
وَجَنَّـٰتٌۭ ve bağlar(ı vardır) wajannātun
ve bağlar(ı vardır)
مِّنْ üzüm min
üzüm
أَعْنَـٰبٍۢ grapevines aʿnābin
grapevines
وَزَرْعٌۭ ve ekinler wazarʿun
ve ekinler
وَنَخِيلٌۭ ve hurmalıklar wanakhīlun
ve hurmalıklar
صِنْوَانٌۭ çatallı ṣin'wānun
çatallı
وَغَيْرُ ve olmadan waghayru
ve olmadan
صِنْوَانٍۢ çatalı ṣin'wānin
çatalı
يُسْقَىٰ (bunların hepsi) sulanır yus'qā
(bunların hepsi) sulanır
بِمَآءٍۢ su ile bimāin
su ile
وَٰحِدٍۢ bir wāḥidin
bir
وَنُفَضِّلُ ama üstün yaparız wanufaḍḍilu
ama üstün yaparız
بَعْضَهَا birbirini baʿḍahā
birbirini
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
بَعْضٍۢ diğerinin baʿḍin
diğerinin
فِى ürünlerinde
ürünlerinde
ٱلْأُكُلِ ۚ the fruit l-ukuli
the fruit
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
فِى bunda
bunda
ذَٰلِكَ that dhālika
that
لَـَٔايَـٰتٍۢ ayetler vardır laāyātin
ayetler vardır
لِّقَوْمٍۢ bir toplum için liqawmin
bir toplum için
يَعْقِلُونَ aklını kullanan yaʿqilūna
aklını kullanan
٤ (4)
(4)
Yeryüzünde, hepsi de aynı su ile sulanan, birbirine komşu toprak parçaları, tek ve çok köklü üzüm bağları, ekinler, hurma ağaçları vardır. Fakat onları şekil ve lezzetçe birbirinden farklı kılmışızdır. Düşünen kimseler için bunda ibretler vardır.
13:5
۞ وَإِن eğer wa-in
eğer
تَعْجَبْ şaşacaksan taʿjab
şaşacaksan
فَعَجَبٌۭ şaşmak lazım faʿajabun
şaşmak lazım
قَوْلُهُمْ onların şu sözlerine qawluhum
onların şu sözlerine
أَءِذَا zaman mı? a-idhā
zaman mı?
كُنَّا biz olduğumuz kunnā
biz olduğumuz
تُرَٰبًا toprak turāban
toprak
أَءِنَّا gerçekten biz mi? a-innā
gerçekten biz mi?
لَفِى içinde (olacağız) lafī
içinde (olacağız)
خَلْقٍۢ bir yaratılış khalqin
bir yaratılış
جَدِيدٍ ۗ yeniden jadīdin
yeniden
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar
ٱلَّذِينَ kimselerdir alladhīna
kimselerdir
كَفَرُوا۟ inkar eden(lerdir) kafarū
inkar eden(lerdir)
بِرَبِّهِمْ ۖ Rablerini birabbihim
Rablerini
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve onlar (bulunanlardır) wa-ulāika
ve onlar (bulunanlardır)
ٱلْأَغْلَـٰلُ halkalar l-aghlālu
halkalar
فِىٓ boyunlarında
boyunlarında
أَعْنَاقِهِمْ ۖ their necks aʿnāqihim
their necks
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve onlar wa-ulāika
ve onlar
أَصْحَـٰبُ halkıdır aṣḥābu
halkıdır
ٱلنَّارِ ۖ ateş l-nāri
ateş
هُمْ onlar hum
onlar
فِيهَا orada fīhā
orada
خَـٰلِدُونَ sürekli kalacaklardır khālidūna
sürekli kalacaklardır
٥ (5)
(5)
Şaşacaksan, onların: "Biz toprak olunca mı yeniden yaratılacağız?" demelerine şaşmak gerekir. İşte onlar Rablerini inkar edenlerdir. İşte onlar boyunlarına demir halkalar vurulanlardır. İşte onlar cehennemliklerdir, orada temelli kalacaklardır.
13:6
وَيَسْتَعْجِلُونَكَ ve senden acele istiyorlar wayastaʿjilūnaka
ve senden acele istiyorlar
بِٱلسَّيِّئَةِ kötülüğü bil-sayi-ati
kötülüğü
قَبْلَ önce qabla
önce
ٱلْحَسَنَةِ iyilikten l-ḥasanati
iyilikten
وَقَدْ ve oysa waqad
ve oysa
خَلَتْ gelip geçti khalat
gelip geçti
مِن onlardan önce min
onlardan önce
قَبْلِهِمُ before them qablihimu
before them
ٱلْمَثُلَـٰتُ ۗ benzerleri l-mathulātu
benzerleri
وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz
رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin
لَذُو sahibidir ladhū
sahibidir
مَغْفِرَةٍۢ mağfiret maghfiratin
mağfiret
لِّلنَّاسِ insanlar için lilnnāsi
insanlar için
عَلَىٰ karşı ʿalā
karşı
ظُلْمِهِمْ ۖ zulümlerine ẓul'mihim
zulümlerine
وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz
رَبَّكَ Rabbinin rabbaka
Rabbinin
لَشَدِيدُ pek çetindir lashadīdu
pek çetindir
ٱلْعِقَابِ azabı l-ʿiqābi
azabı
٦ (6)
(6)
Puta tapanlar senden, iyilikten önce kötülük isterler, oysa onlardan önce nice ibret alınacak cezalar verilmiştir. Doğrusu Rabbinin, insanların zulümlerine rağmen onlara mağfireti vardır. Rabbinin cezalandırması çetindir.
13:7
وَيَقُولُ ve diyorlar ki wayaqūlu
ve diyorlar ki
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
لَوْلَآ değil miydi? lawlā
değil miydi?
أُنزِلَ indirmeli unzila
indirmeli
عَلَيْهِ ona ʿalayhi
ona
ءَايَةٌۭ bir ayet āyatun
bir ayet
مِّن Rabbinden min
Rabbinden
رَّبِّهِۦٓ ۗ his Lord rabbihi
his Lord
إِنَّمَآ şüphesiz innamā
şüphesiz
أَنتَ sen anta
sen
مُنذِرٌۭ ۖ bir uyarıcısın mundhirun
bir uyarıcısın
وَلِكُلِّ ve hepsi için vardır walikulli
ve hepsi için vardır
قَوْمٍ toplumun qawmin
toplumun
هَادٍ bir yol göstericisi hādin
bir yol göstericisi
٧ (7)
(7)
İnkar edenler: "Rabbinden ona bir mucize indirilmeli değil miydi?" derler. Sen ancak bir uyarıcısın. Her milletin bir yol göstereni vardır.
13:8
ٱللَّهُ Allah al-lahu
Allah
يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir
مَا neyi
neyi
تَحْمِلُ yüklendiğini taḥmilu
yüklendiğini
كُلُّ her kullu
her
أُنثَىٰ dişinin unthā
dişinin
وَمَا ve neyi wamā
ve neyi
تَغِيضُ eksilttiğini taghīḍu
eksilttiğini
ٱلْأَرْحَامُ rahimlerin l-arḥāmu
rahimlerin
وَمَا ve neyi wamā
ve neyi
تَزْدَادُ ۖ artırdığını tazdādu
artırdığını
وَكُلُّ ve her wakullu
ve her
شَىْءٍ şey shayin
şey
عِندَهُۥ onun yanında ʿindahu
onun yanında
بِمِقْدَارٍ bir ölçü iledir bimiq'dārin
bir ölçü iledir
٨ (8)
(8)
Allah her dişinin rahminde taşıdığını, rahimlerin düşürdüğünü ve alıkoyduğunu bilir. O'nun katında her şey bir ölçüye göredir.
13:9
عَـٰلِمُ (O) bilendir ʿālimu
(O) bilendir
ٱلْغَيْبِ gizliyi l-ghaybi
gizliyi
وَٱلشَّهَـٰدَةِ ve aşikareyi wal-shahādati
ve aşikareyi
ٱلْكَبِيرُ büyüktür l-kabīru
büyüktür
ٱلْمُتَعَالِ yücedir l-mutaʿāli
yücedir
٩ (9)
(9)
Görüleni de görülmeyeni de bilen, yücelerin yücesi büyük Allah'a göre, aranızdan sözü gizleyen ile, açığa vuran ve geceye bürünerek gizlenip gündüzün ortaya çıkan arasında fark yoktur.
13:10
سَوَآءٌۭ birdir sawāon
birdir
مِّنكُم aranızdan minkum
aranızdan
مَّنْ kimse man
kimse
أَسَرَّ gizleyen asarra
gizleyen
ٱلْقَوْلَ sözü l-qawla
sözü
وَمَن ve kimse waman
ve kimse
جَهَرَ açık (söyleyen) jahara
açık (söyleyen)
بِهِۦ onu bihi
onu
وَمَنْ ve kimse waman
ve kimse
هُوَ o huwa
o
مُسْتَخْفٍۭ gizlenendir mus'takhfin
gizlenendir
بِٱلَّيْلِ geceleyin bi-al-layli
geceleyin
وَسَارِبٌۢ ve görünendir wasāribun
ve görünendir
بِٱلنَّهَارِ gündüzün bil-nahāri
gündüzün
١٠ (10)
(10)
Görüleni de görülmeyeni de bilen, yücelerin yücesi büyük Allah'a göre, aranızdan sözü gizleyen ile, açığa vuran ve geceye bürünerek gizlenip gündüzün ortaya çıkan arasında fark yoktur.
13:11
لَهُۥ O(insa)nın vardır lahu
O(insa)nın vardır
مُعَقِّبَـٰتٌۭ izleyenler muʿaqqibātun
izleyenler
مِّنۢ önünden min
önünden
بَيْنِ (before) bayni
(before)
يَدَيْهِ (him) yadayhi
(him)
وَمِنْ ve wamin
ve
خَلْفِهِۦ arkasından khalfihi
arkasından
يَحْفَظُونَهُۥ onu korurlar yaḥfaẓūnahu
onu korurlar
مِنْ emrinden min
emrinden
أَمْرِ (the) command amri
(the) command
ٱللَّهِ ۗ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَا (durumlarını) değiştirmez
(durumlarını) değiştirmez
يُغَيِّرُ change yughayyiru
change
مَا bir milet
bir milet
بِقَوْمٍ of a people biqawmin
of a people
حَتَّىٰ sürece ḥattā
sürece
يُغَيِّرُوا۟ değiştirmediği yughayyirū
değiştirmediği
مَا kendi (durumlarını)
kendi (durumlarını)
بِأَنفُسِهِمْ ۗ (is) in themselves bi-anfusihim
(is) in themselves
وَإِذَآ zaman wa-idhā
zaman
أَرَادَ istediği arāda
istediği
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِقَوْمٍۢ bir kavme biqawmin
bir kavme
سُوٓءًۭا kötülük sūan
kötülük
فَلَا artık yoktur falā
artık yoktur
مَرَدَّ geri çevirecek maradda
geri çevirecek
لَهُۥ ۚ onu lahu
onu
وَمَا zaten yoktur wamā
zaten yoktur
لَهُم onların lahum
onların
مِّن O'ndan başka min
O'ndan başka
دُونِهِۦ besides Him dūnihi
besides Him
مِن koruyucuları min
koruyucuları
وَالٍ protector wālin
protector
١١ (11)
(11)
Ardında ve önünde insanoğlunu takip edenler vardır; Allah'ın emriyle onu gözetirler. Bir millet kendini bozmadıkça Allah onların durumunu değiştirmez. Allah bir milletin fenalığını dileyince artık onun önüne geçilmez. Onlar için Allah'tan başka hamide bulunmaz.
13:12
هُوَ O'dur huwa
O'dur
ٱلَّذِى size gösteren alladhī
size gösteren
يُرِيكُمُ shows you yurīkumu
shows you
ٱلْبَرْقَ şimşeği l-barqa
şimşeği
خَوْفًۭا korku khawfan
korku
وَطَمَعًۭا ve umud içinde waṭamaʿan
ve umud içinde
وَيُنشِئُ ve yapan wayunshi-u
ve yapan
ٱلسَّحَابَ bulutları l-saḥāba
bulutları
ٱلثِّقَالَ ağır (yüklü) l-thiqāla
ağır (yüklü)
١٢ (12)
(12)
Korku ve ümide düşürmek için size şimşeği gösteren, yağmurla yüklü bulutları meydana getiren O'dur.
13:13
وَيُسَبِّحُ ve tesbih ederler wayusabbiḥu
ve tesbih ederler
ٱلرَّعْدُ gök gürültüsü l-raʿdu
gök gürültüsü
بِحَمْدِهِۦ onun övgüsüyle biḥamdihi
onun övgüsüyle
وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ ve melekler wal-malāikatu
ve melekler
مِنْ korkusundan min
korkusundan
خِيفَتِهِۦ fear of Him khīfatihi
fear of Him
وَيُرْسِلُ ve gönderir wayur'silu
ve gönderir
ٱلصَّوَٰعِقَ yıldırımlar l-ṣawāʿiqa
yıldırımlar
فَيُصِيبُ çarpar fayuṣību
çarpar
بِهَا onlarla bihā
onlarla
مَن kimseyi man
kimseyi
يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
يُجَـٰدِلُونَ tartışmaktadırlar yujādilūna
tartışmaktadırlar
فِى hakkında
hakkında
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَهُوَ ve O'nun wahuwa
ve O'nun
شَدِيدُ pek çetindir shadīdu
pek çetindir
ٱلْمِحَالِ tuzağı (cezası) l-miḥāli
tuzağı (cezası)
١٣ (13)
(13)
O'nu, gök gürlemesi hamd ile, melekler de korkularından tesbih ederler. Onlar pek kuvvetli olan Allah hakkında çekişirken, O, yıldırımları gönderir de onlarla dilediğini çarpar.
13:14
لَهُۥ ancak O'nadır lahu
ancak O'nadır
دَعْوَةُ du'a daʿwatu
du'a
ٱلْحَقِّ ۖ gerçek l-ḥaqi
gerçek
وَٱلَّذِينَ kimseler ise wa-alladhīna
kimseler ise
يَدْعُونَ du'a ettikleri yadʿūna
du'a ettikleri
مِن O'ndan başka min
O'ndan başka
دُونِهِۦ besides Him dūnihi
besides Him
لَا isteklerini karşılayamazlar
isteklerini karşılayamazlar
يَسْتَجِيبُونَ they respond yastajībūna
they respond
لَهُم kendilerinin lahum
kendilerinin
بِشَىْءٍ hiçbir bishayin
hiçbir
إِلَّا ancak illā
ancak
كَبَـٰسِطِ uzatan kimse gibidir kabāsiṭi
uzatan kimse gibidir
كَفَّيْهِ avuçlarını kaffayhi
avuçlarını
إِلَى suya ilā
suya
ٱلْمَآءِ water l-māi
water
لِيَبْلُغَ gelsin diye liyablugha
gelsin diye
فَاهُ ağzına fāhu
ağzına
وَمَا oysa wamā
oysa
هُوَ o huwa
o
بِبَـٰلِغِهِۦ ۚ on(un ağzın)a gelmez bibālighihi
on(un ağzın)a gelmez
وَمَا ve (işte) wamā
ve (işte)
دُعَآءُ du'ası duʿāu
du'ası
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirlerin l-kāfirīna
kafirlerin
إِلَّا ancak illā
ancak
فِى boşa gider
boşa gider
ضَلَـٰلٍۢ error ḍalālin
error
١٤ (14)
(14)
Gerçek dua ve ibadet ancak O'nadır. O'ndan başka çağırdıkları putlar kendilerine hiçbir cevap vermezler. Durumları, suyun ağzına gelmesi için avuçlarını ona açmış bekleyen adamın durumu gibidir. Hiçbir zaman suya kavuşamaz. İşte kafirlerin yalvarışıda böyle, boşunadır.
13:15
وَلِلَّهِ ve Allah'a walillahi
ve Allah'a
يَسْجُدُ secde ederler yasjudu
secde ederler
مَن olanların hepsi man
olanların hepsi
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ve yerde wal-arḍi
ve yerde
طَوْعًۭا gönüllü ṭawʿan
gönüllü
وَكَرْهًۭا (veya) zoraki wakarhan
(veya) zoraki
وَظِلَـٰلُهُم ve gölgeleri de waẓilāluhum
ve gölgeleri de
بِٱلْغُدُوِّ sabah bil-ghuduwi
sabah
وَٱلْـَٔاصَالِ ۩ akşam wal-āṣāli
akşam
١٥ (15)
(15)
Yerde ve göklerdeki kimseler de, gölgeleri de, sabah akşam, ister istemez Allah'a secde ederler.
13:16
قُلْ de ki qul
de ki
مَن kimdir? man
kimdir?
رَّبُّ Rabbi rabbu
Rabbi
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin
قُلِ de ki quli
de ki
ٱللَّهُ ۚ Allah! l-lahu
Allah!
قُلْ O halde de' qul
O halde de'
أَفَٱتَّخَذْتُم mi edindiniz? afa-ittakhadhtum
mi edindiniz?
مِّن O'ndan başka min
O'ndan başka
دُونِهِۦٓ besides Him dūnihi
besides Him
أَوْلِيَآءَ veliler awliyāa
veliler
لَا gücü olmayan
gücü olmayan
يَمْلِكُونَ they have power yamlikūna
they have power
لِأَنفُسِهِمْ kendilerine li-anfusihim
kendilerine
نَفْعًۭا bir fayda nafʿan
bir fayda
وَلَا ve veremeyen walā
ve veremeyen
ضَرًّۭا ۚ bir zarar ḍarran
bir zarar
قُلْ de ki qul
de ki
هَلْ bir olur mu? hal
bir olur mu?
يَسْتَوِى equal yastawī
equal
ٱلْأَعْمَىٰ kör l-aʿmā
kör
وَٱلْبَصِيرُ ve gören wal-baṣīru
ve gören
أَمْ yahut am
yahut
هَلْ bir olur mu? hal
bir olur mu?
تَسْتَوِى equal tastawī
equal
ٱلظُّلُمَـٰتُ karanlıklar l-ẓulumātu
karanlıklar
وَٱلنُّورُ ۗ ve aydınlık wal-nūru
ve aydınlık
أَمْ yoksa am
yoksa
جَعَلُوا۟ buldular da jaʿalū
buldular da
لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a
شُرَكَآءَ ortaklar shurakāa
ortaklar
خَلَقُوا۟ yaratan khalaqū
yaratan
كَخَلْقِهِۦ O'nun yarattığı gibi kakhalqihi
O'nun yarattığı gibi
فَتَشَـٰبَهَ benzer (mi) göründü fatashābaha
benzer (mi) göründü
ٱلْخَلْقُ bu yaratma l-khalqu
bu yaratma
عَلَيْهِمْ ۚ onlara ʿalayhim
onlara
قُلِ de ki quli
de ki
ٱللَّهُ Allah'tır l-lahu
Allah'tır
خَـٰلِقُ yaratıcısı khāliqu
yaratıcısı
كُلِّ her kulli
her
شَىْءٍۢ şeyin shayin
şeyin
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
ٱلْوَٰحِدُ tektir l-wāḥidu
tektir
ٱلْقَهَّـٰرُ kahredendir l-qahāru
kahredendir
١٦ (16)
(16)
De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?", "Allah'tır" de. "Onu bırakıp, kendilerine bir fayda ve zararı olmayan dostlar mı edindiniz?" de. "Kör ile gören bir olur mu? Veya karanlıkla aydınlık bir midir?" de. Yoksa Allah'a, Allah gibi yaratması olan ortaklar buldular da, yaratmaları birbirine mi benzettiler? De ki: "Her şeyi yaratan Allah'tır. O, her şeye üstün gelen tek Tanrı'dır."
13:17
أَنزَلَ indirdi anzala
indirdi
مِنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky
مَآءًۭ bir su māan
bir su
فَسَالَتْ çağlayıp aktı fasālat
çağlayıp aktı
أَوْدِيَةٌۢ dereler awdiyatun
dereler
بِقَدَرِهَا kendi ölçüsünce biqadarihā
kendi ölçüsünce
فَٱحْتَمَلَ ve taşıdı fa-iḥ'tamala
ve taşıdı
ٱلسَّيْلُ sel l-saylu
sel
زَبَدًۭا köpüğü zabadan
köpüğü
رَّابِيًۭا ۚ üste çıkan rābiyan
üste çıkan
وَمِمَّا ve vardır wamimmā
ve vardır
يُوقِدُونَ yak(ıp erit)tikleri madenlerden de yūqidūna
yak(ıp erit)tikleri madenlerden de
عَلَيْهِ onların ʿalayhi
onların
فِى ateşte
ateşte
ٱلنَّارِ the fire l-nāri
the fire
ٱبْتِغَآءَ yapmak için ib'tighāa
yapmak için
حِلْيَةٍ süs ḥil'yatin
süs
أَوْ yahut aw
yahut
مَتَـٰعٍۢ eşya matāʿin
eşya
زَبَدٌۭ bir köpük zabadun
bir köpük
مِّثْلُهُۥ ۚ bunun gibi mith'luhu
bunun gibi
كَذَٰلِكَ böyle kadhālika
böyle
يَضْرِبُ benzetme ile anlatır yaḍribu
benzetme ile anlatır
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلْحَقَّ hakkı l-ḥaqa
hakkı
وَٱلْبَـٰطِلَ ۚ ve batılı wal-bāṭila
ve batılı
فَأَمَّا ne zaman ki fa-ammā
ne zaman ki
ٱلزَّبَدُ köpük l-zabadu
köpük
فَيَذْهَبُ gider fayadhhabu
gider
جُفَآءًۭ ۖ yok olup jufāan
yok olup
وَأَمَّا ve wa-ammā
ve
مَا şey ise
şey ise
يَنفَعُ yararlı olan yanfaʿu
yararlı olan
ٱلنَّاسَ insanlara l-nāsa
insanlara
فَيَمْكُثُ kalır fayamkuthu
kalır
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ ۚ the earth l-arḍi
the earth
كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle
يَضْرِبُ örnek verir yaḍribu
örnek verir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلْأَمْثَالَ misaller l-amthāla
misaller
١٧ (17)
(17)
Allah gökten su indirir, dereler onunla dolar taşar. Sel, üste çıkan köpüğü alır götürür. Süslenmek veya faydalanmak için ateşte erittiklerinizin üzerinde de buna benzer bir köpük vardır. Allah, hak ve batıl için şöyle misal verir: Köpük uçup gider, insanlara fayda veren ise yerde kalır. Allah bunun gibi daha nice misaller verir.
13:18
لِلَّذِينَ için vardır lilladhīna
için vardır
ٱسْتَجَابُوا۟ buyruğuna uyanlar is'tajābū
buyruğuna uyanlar
لِرَبِّهِمُ Rablerinin lirabbihimu
Rablerinin
ٱلْحُسْنَىٰ ۚ en güzel (karşılık) l-ḥus'nā
en güzel (karşılık)
وَٱلَّذِينَ ve kimseler ise wa-alladhīna
ve kimseler ise
لَمْ uymayan(lar) lam
uymayan(lar)
يَسْتَجِيبُوا۟ respond yastajībū
respond
لَهُۥ ona lahu
ona
لَوْ şayet law
şayet
أَنَّ kendilerinin olsa anna
kendilerinin olsa
لَهُم they had lahum
they had
مَّا bulunaların
bulunaların
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
جَمِيعًۭا hepsi jamīʿan
hepsi
وَمِثْلَهُۥ ve bir misli daha wamith'lahu
ve bir misli daha
مَعَهُۥ yanında maʿahu
yanında
لَٱفْتَدَوْا۟ fidye verirlerdi la-if'tadaw
fidye verirlerdi
بِهِۦٓ ۚ onu bihi
onu
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte
لَهُمْ onların lahum
onların
سُوٓءُ çok kötüdür sūu
çok kötüdür
ٱلْحِسَابِ hesabı l-ḥisābi
hesabı
وَمَأْوَىٰهُمْ ve varacakları yer wamawāhum
ve varacakları yer
جَهَنَّمُ ۖ cehennemdir jahannamu
cehennemdir
وَبِئْسَ ve ne kötü wabi'sa
ve ne kötü
ٱلْمِهَادُ bir yataktır l-mihādu
bir yataktır
١٨ (18)
(18)
Rablerinin çağrısına gelenlere en güzel karşılık vardır. O'nun çağrısına uymayanlar ise, yeryüzünde olan her şey ve daha bir katı onların olsa, kurtulmak için fidye verirlerdi. İşte hesapları kötü olanlar bunlardır. Varacakları yer cehennemdir; ne kötü konaktır!
13:19
۞ أَفَمَن olur mu? afaman
olur mu?
يَعْلَمُ bilen yaʿlamu
bilen
أَنَّمَآ indirilenin annamā
indirilenin
أُنزِلَ has been revealed unzila
has been revealed
إِلَيْكَ sana ilayka
sana
مِن Rabbinden min
Rabbinden
رَّبِّكَ your Lord rabbika
your Lord
ٱلْحَقُّ hak olduğunu l-ḥaqu
hak olduğunu
كَمَنْ kimse gibi kaman
kimse gibi
هُوَ o (kendisi) huwa
o (kendisi)
أَعْمَىٰٓ ۚ kör (olan) aʿmā
kör (olan)
إِنَّمَا ancak innamā
ancak
يَتَذَكَّرُ öğüt alır yatadhakkaru
öğüt alır
أُو۟لُوا۟ sahipleri ulū
sahipleri
ٱلْأَلْبَـٰبِ sağduyu l-albābi
sağduyu
١٩ (19)
(19)
Sana Rabbinden indirilenin gerçek olduğunu bilen kimse, onu bilmeyen köre benzer mi? Ancak akıl sahipleri ibret alırlar.
13:20
ٱلَّذِينَ onlar ki alladhīna
onlar ki
يُوفُونَ yerine getirirler yūfūna
yerine getirirler
بِعَهْدِ ahdini biʿahdi
ahdini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَلَا ve walā
ve
يَنقُضُونَ bozmazlar yanquḍūna
bozmazlar
ٱلْمِيثَـٰقَ andlaşmayı l-mīthāqa
andlaşmayı
٢٠ (20)
(20)
Onlar, Allah'ın ahdini yerine getirirler, anlaşmayı bozmazlar.
13:21
وَٱلَّذِينَ ve onlar wa-alladhīna
ve onlar
يَصِلُونَ bitiştirirler yaṣilūna
bitiştirirler
مَآ şeyi
şeyi
أَمَرَ istediği amara
istediği
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
بِهِۦٓ kendisiyle bihi
kendisiyle
أَن bitiştirilmesini an
bitiştirilmesini
يُوصَلَ be joined yūṣala
be joined
وَيَخْشَوْنَ ve saygılı olur wayakhshawna
ve saygılı olur
رَبَّهُمْ Rablerine karşı rabbahum
Rablerine karşı
وَيَخَافُونَ ve korkarlar wayakhāfūna
ve korkarlar
سُوٓءَ en kötü sūa
en kötü
ٱلْحِسَابِ hesaptan l-ḥisābi
hesaptan
٢١ (21)
(21)
Onlar, Allah'ın birleştirilmesini emrettiği şeyi birleştirirler, Rablerinden korkarlar; kötü hesaptan ürkerler.
13:22
وَٱلَّذِينَ ve onlar wa-alladhīna
ve onlar
صَبَرُوا۟ sabrederler ṣabarū
sabrederler
ٱبْتِغَآءَ arzu ederek ib'tighāa
arzu ederek
وَجْهِ yüzünü (rızasını) wajhi
yüzünü (rızasını)
رَبِّهِمْ Rablerinin rabbihim
Rablerinin
وَأَقَامُوا۟ ve kılarlar wa-aqāmū
ve kılarlar
ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı
وَأَنفَقُوا۟ ve harcarlar wa-anfaqū
ve harcarlar
مِمَّا şeyden mimmā
şeyden
رَزَقْنَـٰهُمْ rızıklandırdığımız razaqnāhum
rızıklandırdığımız
سِرًّۭا gizlice sirran
gizlice
وَعَلَانِيَةًۭ ve alenen waʿalāniyatan
ve alenen
وَيَدْرَءُونَ ve savarlar wayadraūna
ve savarlar
بِٱلْحَسَنَةِ iyilikle bil-ḥasanati
iyilikle
ٱلسَّيِّئَةَ kötülüğü l-sayi-ata
kötülüğü
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte
لَهُمْ onlarındır lahum
onlarındır
عُقْبَى sonu ʿuq'bā
sonu
ٱلدَّارِ şu yurdun l-dāri
şu yurdun
٢٢ (22)
(22)
Onlar, Rablerinin rızasını dileyerek sabrederler, namazı kılarlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan, gizlice ve açıkça sarfederler; iyilik yaparak kötülüğü ortadan kaldırırlar; işte onlara bu dünyanın iyi sonucu, girecekleri Adn cennetleri vardır; babalarının, eşlerinin, çocuklarının iyi olanları da oraya girerler. Melekler her kapıdan yanlarına girip: "Sabretmenize karşılık size selam olsun; burası dünyanın ne güzel bir sonucudur!" derler.
13:23
جَنَّـٰتُ cennetlerine jannātu
cennetlerine
عَدْنٍۢ Adn ʿadnin
Adn
يَدْخُلُونَهَا girerler yadkhulūnahā
girerler
وَمَن ve kimseler waman
ve kimseler
صَلَحَ iyi olan ṣalaḥa
iyi olan
مِنْ babalarından min
babalarından
ءَابَآئِهِمْ their fathers ābāihim
their fathers
وَأَزْوَٰجِهِمْ ve eşlerinden; wa-azwājihim
ve eşlerinden;
وَذُرِّيَّـٰتِهِمْ ۖ ve çocuklarından wadhurriyyātihim
ve çocuklarından
وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ ve melekler de wal-malāikatu
ve melekler de
يَدْخُلُونَ girerler yadkhulūna
girerler
عَلَيْهِم yanlarına ʿalayhim
yanlarına
مِّن her min
her
كُلِّ every kulli
every
بَابٍۢ kapıdan bābin
kapıdan
٢٣ (23)
(23)
Onlar, Rablerinin rızasını dileyerek sabrederler, namazı kılarlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan, gizlice ve açıkça sarfederler; iyilik yaparak kötülüğü ortadan kaldırırlar; işte onlara bu dünyanın iyi sonucu, girecekleri Adn cennetleri vardır; babalarının, eşlerinin, çocuklarının iyi olanları da oraya girerler. Melekler her kapıdan yanlarına girip: "Sabretmenize karşılık size selam olsun; burası dünyanın ne güzel bir sonucudur!" derler.
13:24
سَلَـٰمٌ selam salāmun
selam
عَلَيْكُم size ʿalaykum
size
بِمَا karşılık bimā
karşılık
صَبَرْتُمْ ۚ sabretmenize ṣabartum
sabretmenize
فَنِعْمَ ne güzel faniʿ'ma
ne güzel
عُقْبَى sonu ʿuq'bā
sonu
ٱلدَّارِ yurdun l-dāri
yurdun
٢٤ (24)
(24)
Onlar, Rablerinin rızasını dileyerek sabrederler, namazı kılarlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan, gizlice ve açıkça sarfederler; iyilik yaparak kötülüğü ortadan kaldırırlar; işte onlara bu dünyanın iyi sonucu, girecekleri Adn cennetleri vardır; babalarının, eşlerinin, çocuklarının iyi olanları da oraya girerler. Melekler her kapıdan yanlarına girip: "Sabretmenize karşılık size selam olsun; burası dünyanın ne güzel bir sonucudur!" derler.
13:25
وَٱلَّذِينَ kimseler wa-alladhīna
kimseler
يَنقُضُونَ bozan(lar) yanquḍūna
bozan(lar)
عَهْدَ verdikleri sözü ʿahda
verdikleri sözü
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
مِنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
مِيثَـٰقِهِۦ iyice pekiştirdikten mīthāqihi
iyice pekiştirdikten
وَيَقْطَعُونَ ve kesenler wayaqṭaʿūna
ve kesenler
مَآ şeyi
şeyi
أَمَرَ istediği amara
istediği
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
بِهِۦٓ onunla bihi
onunla
أَن bitiştirilmesini an
bitiştirilmesini
يُوصَلَ be joined yūṣala
be joined
وَيُفْسِدُونَ ve bozgunculuk yapanlar wayuf'sidūna
ve bozgunculuk yapanlar
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ ۙ the earth l-arḍi
the earth
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte
لَهُمُ onlaradır lahumu
onlaradır
ٱللَّعْنَةُ la'net l-laʿnatu
la'net
وَلَهُمْ ve onlaradır walahum
ve onlaradır
سُوٓءُ kötü (sonucu) sūu
kötü (sonucu)
ٱلدَّارِ yurdun l-dāri
yurdun
٢٥ (25)
(25)
Sağlam söz verdikten sonra Allah'ın ahdini bozanlar ve Allah'ın birleştirilmesini emrettiğini ayıranlar ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlar, işte lanet onlara ve kötü yurt, cehennem, onlaradır.
13:26
ٱللَّهُ Allah al-lahu
Allah
يَبْسُطُ bollaştırır yabsuṭu
bollaştırır
ٱلرِّزْقَ rızkı l-riz'qa
rızkı
لِمَن kimse için liman
kimse için
يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği
وَيَقْدِرُ ۚ ve kısar wayaqdiru
ve kısar
وَفَرِحُوا۟ ve sevindiler wafariḥū
ve sevindiler
بِٱلْحَيَوٰةِ hayatıyle bil-ḥayati
hayatıyle
ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya
وَمَا oysa wamā
oysa
ٱلْحَيَوٰةُ hayatı l-ḥayatu
hayatı
ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya
فِى ahiretin yanında
ahiretin yanında
ٱلْـَٔاخِرَةِ the Hereafter l-ākhirati
the Hereafter
إِلَّا ancak illā
ancak
مَتَـٰعٌۭ bir geçimdir matāʿun
bir geçimdir
٢٦ (26)
(26)
Allah dilediği kimsenin rızkını genişletir ve bir ölçüye göre verir. Dünya hayatıyla övünenler bilsinler ki dünyadaki hayat ahiret yanında sadece bir geçimlikten ibarettir.
13:27
وَيَقُولُ ve diyorlar wayaqūlu
ve diyorlar
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
لَوْلَآ değil miydi? lawlā
değil miydi?
أُنزِلَ indirilmeli unzila
indirilmeli
عَلَيْهِ ona ʿalayhi
ona
ءَايَةٌۭ bir ayet āyatun
bir ayet
مِّن Rabbinden min
Rabbinden
رَّبِّهِۦ ۗ his Lord rabbihi
his Lord
قُلْ de ki qul
de ki
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يُضِلُّ saptırır yuḍillu
saptırır
مَن kimseyi man
kimseyi
يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği
وَيَهْدِىٓ ve iletir wayahdī
ve iletir
إِلَيْهِ kendisine ilayhi
kendisine
مَنْ kimseyi man
kimseyi
أَنَابَ yönelen anāba
yönelen
٢٧ (27)
(27)
İnkar edenler: "Rabbinden ona bir mucize indirilmeli değil miydi?" derler. De ki: "Doğrusu Allah dileyeni saptırır ve Kendisine yöneleni doğru yola eriştirir."
13:28
ٱلَّذِينَ onlar alladhīna
onlar
ءَامَنُوا۟ inananlardır āmanū
inananlardır
وَتَطْمَئِنُّ ve tatmin olanlardır wataṭma-innu
ve tatmin olanlardır
قُلُوبُهُم gönülleri qulūbuhum
gönülleri
بِذِكْرِ anmakla bidhik'ri
anmakla
ٱللَّهِ ۗ Allah'ı l-lahi
Allah'ı
أَلَا iyi bilin ki ancak alā
iyi bilin ki ancak
بِذِكْرِ anmakla bidhik'ri
anmakla
ٱللَّهِ Allah'ı l-lahi
Allah'ı
تَطْمَئِنُّ huzur bulur taṭma-innu
huzur bulur
ٱلْقُلُوبُ gönüller l-qulūbu
gönüller
٢٨ (28)
(28)
Onlar inanmışlar, kalbleri Allah'ı anmakla huzura kavuşmuştur. Dikkat edin, kalbler ancak Allah'ı anmakla huzura kavuşur.
13:29
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
وَعَمِلُوا۟ ve yapanlar waʿamilū
ve yapanlar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ güzel işler l-ṣāliḥāti
güzel işler
طُوبَىٰ mutluluk ṭūbā
mutluluk
لَهُمْ onlar içindir lahum
onlar içindir
وَحُسْنُ ve güzel waḥus'nu
ve güzel
مَـَٔابٍۢ gelecek maābin
gelecek
٢٩ (29)
(29)
İnanan ve yararlı iş işleyen kimseler için hoş bir hayat ve dönülecek güzel bir yer vardır.
13:30
كَذَٰلِكَ böylece kadhālika
böylece
أَرْسَلْنَـٰكَ seni gönderdik arsalnāka
seni gönderdik
فِىٓ içine
içine
أُمَّةٍۢ bir millet ummatin
bir millet
قَدْ elbette qad
elbette
خَلَتْ geçmiş bulunan khalat
geçmiş bulunan
مِن kendilerinden önce min
kendilerinden önce
قَبْلِهَآ before it qablihā
before it
أُمَمٌۭ (nice) milletler umamun
(nice) milletler
لِّتَتْلُوَا۟ okuyasın diye litatluwā
okuyasın diye
عَلَيْهِمُ onlara ʿalayhimu
onlara
ٱلَّذِىٓ şeyleri alladhī
şeyleri
أَوْحَيْنَآ vahyettiğimiz awḥaynā
vahyettiğimiz
إِلَيْكَ sana ilayka
sana
وَهُمْ oysa onlar wahum
oysa onlar
يَكْفُرُونَ nankörlük ederler yakfurūna
nankörlük ederler
بِٱلرَّحْمَـٰنِ ۚ Rahman'a bil-raḥmāni
Rahman'a
قُلْ de ki qul
de ki
هُوَ O huwa
O
رَبِّى benim Rabbimdir rabbī
benim Rabbimdir
لَآ yoktur
yoktur
إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı
إِلَّا başka illā
başka
هُوَ O'ndan huwa
O'ndan
عَلَيْهِ O'na ʿalayhi
O'na
تَوَكَّلْتُ dayandım tawakkaltu
dayandım
وَإِلَيْهِ ve yalnız O'nadır wa-ilayhi
ve yalnız O'nadır
مَتَابِ tevbem/dönüşüm matābi
tevbem/dönüşüm
٣٠ (30)
(30)
Sana vahyettiğimizi okuman için, seni de onlardan önce nice ümmetlerin gelip geçtiği bir ümmete gönderdik; o ümmet merhametli olan Allah'ı inkar eder; de ki: "O benim Rabbim'dir, O'ndan başka Tanrı yoktur, yalnız O'na güvenirim, dönüşüm de O'nadır."
13:31
وَلَوْ eğer olsaydı walaw
eğer olsaydı
أَنَّ bir Kur'an anna
bir Kur'an
قُرْءَانًۭا any Quran qur'ānan
any Quran
سُيِّرَتْ yürütüldüğü suyyirat
yürütüldüğü
بِهِ kendisiyle bihi
kendisiyle
ٱلْجِبَالُ dağların l-jibālu
dağların
أَوْ yahut aw
yahut
قُطِّعَتْ parçalandığı quṭṭiʿat
parçalandığı
بِهِ kendisiyle bihi
kendisiyle
ٱلْأَرْضُ arzın l-arḍu
arzın
أَوْ yahut aw
yahut
كُلِّمَ konuşturulduğu kullima
konuşturulduğu
بِهِ kendisiyle bihi
kendisiyle
ٱلْمَوْتَىٰ ۗ ölülerin l-mawtā
ölülerin
بَل hayır bal
hayır
لِّلَّهِ Allah'a aittir lillahi
Allah'a aittir
ٱلْأَمْرُ işler l-amru
işler
جَمِيعًا ۗ bütün jamīʿan
bütün
أَفَلَمْ hala anlamadılar mı? afalam
hala anlamadılar mı?
يَا۟يْـَٔسِ know yāy'asi
know
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
أَن şayet an
şayet
لَّوْ if law
if
يَشَآءُ dileseydi yashāu
dileseydi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لَهَدَى hidayet verirdi lahadā
hidayet verirdi
ٱلنَّاسَ insanlara l-nāsa
insanlara
جَمِيعًۭا ۗ bütün jamīʿan
bütün
وَلَا ve walā
ve
يَزَالُ geri durmaz yazālu
geri durmaz
ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere
كَفَرُوا۟ inkar eden(lere) kafarū
inkar eden(lere)
تُصِيبُهُم isabet etmesi tuṣībuhum
isabet etmesi
بِمَا yüzünden bimā
yüzünden
صَنَعُوا۟ yaptıkları işler ṣanaʿū
yaptıkları işler
قَارِعَةٌ bir bela qāriʿatun
bir bela
أَوْ yahut aw
yahut
تَحُلُّ konar taḥullu
konar
قَرِيبًۭا yakınına qarīban
yakınına
مِّن yurtlarının min
yurtlarının
دَارِهِمْ their homes dārihim
their homes
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
يَأْتِىَ gelinceye yatiya
gelinceye
وَعْدُ va'di waʿdu
va'di
ٱللَّهِ ۚ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَا caymaz
caymaz
يُخْلِفُ fail yukh'lifu
fail
ٱلْمِيعَادَ sözünden l-mīʿāda
sözünden
٣١ (31)
(31)
Eğer Kuran ile dağlar yürütülmüş veya yeryüzü parçalanmış yahut ölüler konuşturulmuş olsaydı, kafirler yine de inanmazlardı. Oysa bütün işler Allah'a aittir. İnananların, "Allah dilese bütün insanları doğru yola eriştirebilir" gerçeğini akılları kesmedi mi? Allah'ın sözü yerine gelinceye kadar, yaptıkları işler sebebiyle inkar edenlere bir belanın dokunması veya evlerinin yakınına inmesi devam eder durur. Allah, verdiği sözden şüphesiz caymaz.
13:32
وَلَقَدِ ve andolsun walaqadi
ve andolsun
ٱسْتُهْزِئَ alay edildi us'tuh'zi-a
alay edildi
بِرُسُلٍۢ peygamberlerle birusulin
peygamberlerle
مِّن senden önceki min
senden önceki
قَبْلِكَ before you qablika
before you
فَأَمْلَيْتُ fakat bir süre verdim fa-amlaytu
fakat bir süre verdim
لِلَّذِينَ kimselere lilladhīna
kimselere
كَفَرُوا۟ inkar eden(lere) kafarū
inkar eden(lere)
ثُمَّ sonra thumma
sonra
أَخَذْتُهُمْ ۖ onları yakaladım akhadhtuhum
onları yakaladım
فَكَيْفَ nasıl fakayfa
nasıl
كَانَ imiş kāna
imiş
عِقَابِ cezam ʿiqābi
cezam
٣٢ (32)
(32)
And olsun ki, senden önce de nice peygamberler alaya alınmıştı. İnkar edenleri önce erteledim, sonra cezalarını verdim. Cezalandırmam nasıldı?
13:33
أَفَمَنْ kimse gibi midir? afaman
kimse gibi midir?
هُوَ o huwa
o
قَآئِمٌ duran qāimun
duran
عَلَىٰ üzerinde ʿalā
üzerinde
كُلِّ her kulli
her
نَفْسٍۭ nefsin nafsin
nefsin
بِمَا yaptığı işin bimā
yaptığı işin
كَسَبَتْ ۗ it has earned kasabat
it has earned
وَجَعَلُوا۟ onlar koştular wajaʿalū
onlar koştular
لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a
شُرَكَآءَ ortaklar shurakāa
ortaklar
قُلْ de ki qul
de ki
سَمُّوهُمْ ۚ onları isimlendirin sammūhum
onları isimlendirin
أَمْ yoksa am
yoksa
تُنَبِّـُٔونَهُۥ siz haber mi veriyorsunuz? tunabbiūnahu
siz haber mi veriyorsunuz?
بِمَا bir şeyi bimā
bir şeyi
لَا (Allah'ın) bilmediği
(Allah'ın) bilmediği
يَعْلَمُ He knows yaʿlamu
He knows
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
أَم yoksa am
yoksa
بِظَـٰهِرٍۢ boş biẓāhirin
boş
مِّنَ söz mü (söylüyorsunuz)? mina
söz mü (söylüyorsunuz)?
ٱلْقَوْلِ ۗ the words l-qawli
the words
بَلْ hayır bal
hayır
زُيِّنَ süslü gösterildi zuyyina
süslü gösterildi
لِلَّذِينَ kimselere lilladhīna
kimselere
كَفَرُوا۟ inkar eden(lere) kafarū
inkar eden(lere)
مَكْرُهُمْ tuzakları makruhum
tuzakları
وَصُدُّوا۟ ve çıkarıldılar waṣuddū
ve çıkarıldılar
عَنِ yoldan ʿani
yoldan
ٱلسَّبِيلِ ۗ the Path l-sabīli
the Path
وَمَن ve kimi waman
ve kimi
يُضْلِلِ şaşırtırsa yuḍ'lili
şaşırtırsa
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
فَمَا artık olmaz! famā
artık olmaz!
لَهُۥ ona lahu
ona
مِنْ hiçbir min
hiçbir
هَادٍۢ yol gösteren hādin
yol gösteren
٣٣ (33)
(33)
Herkesin yaptığını gözeten Allah, bunu yapamayan putlarla bir olur mu? Onlar Allah'a ortak koştular. De ki: "Onlara bir ad bulun bakalım; yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi Allah'a haber veriyorsunuz? Yoksa kuru sözlere mi aldanıyorsunuz? Fakat inkar edenlere, kurdukları düzenler güzel gösterildi ve doğru yoldan alıkonuldular. Zaten Allah'ın saptırdığına yol gösteren bulunmaz.
13:34
لَّهُمْ onlar için vardır lahum
onlar için vardır
عَذَابٌۭ azab ʿadhābun
azab
فِى hayatında
hayatında
ٱلْحَيَوٰةِ the life l-ḥayati
the life
ٱلدُّنْيَا ۖ dünya l-dun'yā
dünya
وَلَعَذَابُ ve azabı ise walaʿadhābu
ve azabı ise
ٱلْـَٔاخِرَةِ ahiret l-ākhirati
ahiret
أَشَقُّ ۖ daha zordur ashaqqu
daha zordur
وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur
لَهُم onlar için lahum
onlar için
مِّنَ Allahdan mina
Allahdan
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
مِن hiçbir min
hiçbir
وَاقٍۢ koruyacak (kimse) wāqin
koruyacak (kimse)
٣٤ (34)
(34)
Onlara, dünya hayatında azap vardır, ahiret azabı ise daha çetindir. Allah'a karşı onları bir koruyan da yoktur.
13:35
۞ مَّثَلُ durumu mathalu
durumu
ٱلْجَنَّةِ cennetin l-janati
cennetin
ٱلَّتِى şöyledir allatī
şöyledir
وُعِدَ va'dedilen wuʿida
va'dedilen
ٱلْمُتَّقُونَ ۖ korunanlara l-mutaqūna
korunanlara
تَجْرِى akar tajrī
akar
مِن altından min
altından
تَحْتِهَا underneath it taḥtihā
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ ۖ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar
أُكُلُهَا meyvesi ukuluhā
meyvesi
دَآئِمٌۭ süreklidir dāimun
süreklidir
وَظِلُّهَا ۚ ve gölgesi de waẓilluhā
ve gölgesi de
تِلْكَ işte budur til'ka
işte budur
عُقْبَى sonu ʿuq'bā
sonu
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
ٱتَّقَوا۟ ۖ korunan(ların) ittaqaw
korunan(ların)
وَّعُقْبَى ve sonu ise waʿuq'bā
ve sonu ise
ٱلْكَـٰفِرِينَ inkar edenlerin l-kāfirīna
inkar edenlerin
ٱلنَّارُ ateştir l-nāru
ateştir
٣٥ (35)
(35)
Allah'a karşı gelmekten sakınanlara vadedilen cennetin altından ırmaklar akar; oranın yiyecekleri ve gölgeleri devamlıdır. Bu, sakınanların elde edeceği sonuçtur, inkarcıların varacağı sonuç ise ateştir.
13:36
وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler
ءَاتَيْنَـٰهُمُ verdiğimiz ātaynāhumu
verdiğimiz
ٱلْكِتَـٰبَ Kitap l-kitāba
Kitap
يَفْرَحُونَ sevinirler yafraḥūna
sevinirler
بِمَآ indirilene bimā
indirilene
أُنزِلَ has been revealed unzila
has been revealed
إِلَيْكَ ۖ sana ilayka
sana
وَمِنَ fakat (vardır) wamina
fakat (vardır)
ٱلْأَحْزَابِ kabilelerden l-aḥzābi
kabilelerden
مَن kimseler man
kimseler
يُنكِرُ inkar eden(ler) yunkiru
inkar eden(ler)
بَعْضَهُۥ ۚ onun bir kısmını baʿḍahu
onun bir kısmını
قُلْ de ki qul
de ki
إِنَّمَآ yalnız innamā
yalnız
أُمِرْتُ bana emredildi umir'tu
bana emredildi
أَنْ kulluk etmem an
kulluk etmem
أَعْبُدَ I worship aʿbuda
I worship
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
وَلَآ ve walā
ve
أُشْرِكَ ortak koşmamam ush'rika
ortak koşmamam
بِهِۦٓ ۚ O'na bihi
O'na
إِلَيْهِ O'na ilayhi
O'na
أَدْعُوا۟ da'vet ederim adʿū
da'vet ederim
وَإِلَيْهِ ve O'nadır wa-ilayhi
ve O'nadır
مَـَٔابِ dönüşüm maābi
dönüşüm
٣٦ (36)
(36)
Kendilerine kitap verdiklerimiz, sana indirilenden memnun olurlar. Karşı guruplar içinde ise, onun bir kısmını inkar edenler vardır. De ki: "Ben ancak Allah'a kulluk etmekle ve O'na asla ortak koşmamakla emrolundum. Hepinizi ancak O'na çağırıyorum vedönüşüm O'nadır."
13:37
وَكَذَٰلِكَ ve işte wakadhālika
ve işte
أَنزَلْنَـٰهُ biz onu indirdik anzalnāhu
biz onu indirdik
حُكْمًا bir hüküm olarak ḥuk'man
bir hüküm olarak
عَرَبِيًّۭا ۚ arapça ʿarabiyyan
arapça
وَلَئِنِ ve eğer wala-ini
ve eğer
ٱتَّبَعْتَ uyarsan ittabaʿta
uyarsan
أَهْوَآءَهُم onların keyiflerine ahwāahum
onların keyiflerine
بَعْدَ مَا sonra baʿdamā
sonra
جَآءَكَ sana gelen jāaka
sana gelen
مِنَ ilimden mina
ilimden
ٱلْعِلْمِ the knowledge l-ʿil'mi
the knowledge
مَا artık yoktur
artık yoktur
لَكَ senin için laka
senin için
مِنَ Allah'tan mina
Allah'tan
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
مِن hiçbir min
hiçbir
وَلِىٍّۢ dost waliyyin
dost
وَلَا ne de walā
ne de
وَاقٍۢ bir koruyucu wāqin
bir koruyucu
٣٧ (37)
(37)
Böylece Biz Kuran'ı Arapça bir hüküm ve hikmet olarak indirdik. Sana ilim geldikten sonra onların heveslerine uyarsan, and olsun ki, Allah katında sana bir dost ve seni koruyan çıkmaz.
13:38
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
أَرْسَلْنَا biz gönderdik arsalnā
biz gönderdik
رُسُلًۭا elçiler rusulan
elçiler
مِّن senden önce min
senden önce
قَبْلِكَ before you qablika
before you
وَجَعَلْنَا ve verdik wajaʿalnā
ve verdik
لَهُمْ onlara lahum
onlara
أَزْوَٰجًۭا eşler azwājan
eşler
وَذُرِّيَّةًۭ ۚ ve çocuklar wadhurriyyatan
ve çocuklar
وَمَا değildir wamā
değildir
كَانَ mümkün kāna
mümkün
لِرَسُولٍ hiçbir elçinin lirasūlin
hiçbir elçinin
أَن getirmesi an
getirmesi
يَأْتِىَ he comes yatiya
he comes
بِـَٔايَةٍ bir ayet biāyatin
bir ayet
إِلَّا olmadan illā
olmadan
بِإِذْنِ izni bi-idh'ni
izni
ٱللَّهِ ۗ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
لِكُلِّ her likulli
her
أَجَلٍۢ sürenin ajalin
sürenin
كِتَابٌۭ bir yazısı (vardır) kitābun
bir yazısı (vardır)
٣٨ (38)
(38)
And olsun ki, senden önce nice peygamberler gönderdik; onlara eşler ve çocuklar verdik. Allah'ın izni olmadan hiçbir peygamber bir ayet getiremez. Her şeyin vakti ve süresi yazılıdır.
13:39
يَمْحُوا۟ siler yamḥū
siler
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مَا dilediğini
dilediğini
يَشَآءُ He wills yashāu
He wills
وَيُثْبِتُ ۖ ve (dilediğini) bırakır wayuth'bitu
ve (dilediğini) bırakır
وَعِندَهُۥٓ O'nun yanındadır waʿindahu
O'nun yanındadır
أُمُّ ana ummu
ana
ٱلْكِتَـٰبِ Kitap l-kitābi
Kitap
٣٩ (39)
(39)
Allah dilediğini siler, dilediğini bırakır; Ana Kitap O'nun katındadır.
13:40
وَإِن ya wa-in
ya
مَّا sana gösteririz
sana gösteririz
نُرِيَنَّكَ We show you nuriyannaka
We show you
بَعْضَ bir kısmını baʿḍa
bir kısmını
ٱلَّذِى onları uyardığımızın alladhī
onları uyardığımızın
نَعِدُهُمْ We have promised them naʿiduhum
We have promised them
أَوْ ya da aw
ya da
نَتَوَفَّيَنَّكَ senin canını alırız natawaffayannaka
senin canını alırız
فَإِنَّمَا şüphesiz fa-innamā
şüphesiz
عَلَيْكَ sana düşen ʿalayka
sana düşen
ٱلْبَلَـٰغُ sadece duyurmaktır l-balāghu
sadece duyurmaktır
وَعَلَيْنَا ve bize düşer waʿalaynā
ve bize düşer
ٱلْحِسَابُ hesap görmek l-ḥisābu
hesap görmek
٤٠ (40)
(40)
Onlara vadettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek de senin canını alsak da, vazifen sadece tebliğ etmektir. Hesap görmek Bize düşer.
13:41
أَوَلَمْ görmediler mi? awalam
görmediler mi?
يَرَوْا۟ they see yaraw
they see
أَنَّا bizim annā
bizim
نَأْتِى geldiğimizi natī
geldiğimizi
ٱلْأَرْضَ yeryüzüne l-arḍa
yeryüzüne
نَنقُصُهَا onu eksilttiğimizi nanquṣuhā
onu eksilttiğimizi
مِنْ uçlarından min
uçlarından
أَطْرَافِهَا ۚ its borders aṭrāfihā
its borders
وَٱللَّهُ Allah'tır wal-lahu
Allah'tır
يَحْكُمُ hüküm veren yaḥkumu
hüküm veren
لَا yoktur
yoktur
مُعَقِّبَ iptal edecek muʿaqqiba
iptal edecek
لِحُكْمِهِۦ ۚ O'nun hükmünü liḥuk'mihi
O'nun hükmünü
وَهُوَ ve O'nun wahuwa
ve O'nun
سَرِيعُ çabuktur sarīʿu
çabuktur
ٱلْحِسَابِ hesabı l-ḥisābi
hesabı
٤١ (41)
(41)
Görmüyorlar mı ki, Biz yeryüzünü etrafından gitgide eksiltmekteyiz. Hüküm Allah'ındır, O'nun hükmünü takip edip bozacak yoktur. O, hesabı çabuk görür.
13:42
وَقَدْ ve kuşkusuz waqad
ve kuşkusuz
مَكَرَ tuzak kurmuştu makara
tuzak kurmuştu
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
مِن onlardan önceki(ler) min
onlardan önceki(ler)
قَبْلِهِمْ before them qablihim
before them
فَلِلَّهِ fakat Allah'ındır falillahi
fakat Allah'ındır
ٱلْمَكْرُ tuzaklar l-makru
tuzaklar
جَمِيعًۭا ۖ bütün jamīʿan
bütün
يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir
مَا ne
ne
تَكْسِبُ kazandığını taksibu
kazandığını
كُلُّ her kullu
her
نَفْسٍۢ ۗ nefsin nafsin
nefsin
وَسَيَعْلَمُ ve bileceklerdir wasayaʿlamu
ve bileceklerdir
ٱلْكُفَّـٰرُ kafirler l-kufāru
kafirler
لِمَنْ kimin olacağını liman
kimin olacağını
عُقْبَى sonunun ʿuq'bā
sonunun
ٱلدَّارِ bu yurdun l-dāri
bu yurdun
٤٢ (42)
(42)
Onlardan öncekiler de tuzak kurdular, oysa bütün tuzaklar(ın cezası) Allah'ındır, Herkesin yaptığını bilir. İnkarcılar da, neticenin kimin olduğunu göreceklerdir.
13:43
وَيَقُولُ ve diyorlar ki wayaqūlu
ve diyorlar ki
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
لَسْتَ sen değilsin lasta
sen değilsin
مُرْسَلًۭا ۚ gönderilmiş bir elçi mur'salan
gönderilmiş bir elçi
قُلْ de ki qul
de ki
كَفَىٰ yeter kafā
yeter
بِٱللَّهِ Allah'ın bil-lahi
Allah'ın
شَهِيدًۢا şahid olması shahīdan
şahid olması
بَيْنِى benimle baynī
benimle
وَبَيْنَكُمْ sizin aranızda wabaynakum
sizin aranızda
وَمَنْ ve bulunanların waman
ve bulunanların
عِندَهُۥ yanında ʿindahu
yanında
عِلْمُ bilgisi ʿil'mu
bilgisi
ٱلْكِتَـٰبِ Kitap l-kitābi
Kitap
٤٣ (43)
(43)
İnkar edenler: "Sen peygamber değilsin" derler; de ki: "Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve Kitap'ı bilenler yeter."