12
Yusuf
يوسف
Besmele
بِسْمِ
adıyla
bis'mi
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
12:1
الٓر ۚ
Elif Lâm Râ
alif-lam-ra
Elif Lâm Râ تِلْكَ bunlar til'ka
bunlar ءَايَـٰتُ ayetleridir āyātu
ayetleridir ٱلْكِتَـٰبِ Kitabın l-kitābi
Kitabın ٱلْمُبِينِ apaçık l-mubīni
apaçık ١ (1)
(1)
Elif Lâm Râ تِلْكَ bunlar til'ka
bunlar ءَايَـٰتُ ayetleridir āyātu
ayetleridir ٱلْكِتَـٰبِ Kitabın l-kitābi
Kitabın ٱلْمُبِينِ apaçık l-mubīni
apaçık ١ (1)
(1)
Elif, Lam, Ra. Bunlar, gerçeği açıklayan Kitap'ın ayetleridir.
12:2
إِنَّآ
elbette biz
innā
elbette biz أَنزَلْنَـٰهُ onu indirdik anzalnāhu
onu indirdik قُرْءَٰنًا bir Kur'an olarak qur'ānan
bir Kur'an olarak عَرَبِيًّۭا arapça ʿarabiyyan
arapça لَّعَلَّكُمْ diye laʿallakum
diye تَعْقِلُونَ anlayasınız taʿqilūna
anlayasınız ٢ (2)
(2)
elbette biz أَنزَلْنَـٰهُ onu indirdik anzalnāhu
onu indirdik قُرْءَٰنًا bir Kur'an olarak qur'ānan
bir Kur'an olarak عَرَبِيًّۭا arapça ʿarabiyyan
arapça لَّعَلَّكُمْ diye laʿallakum
diye تَعْقِلُونَ anlayasınız taʿqilūna
anlayasınız ٢ (2)
(2)
Biz onu, anlayasınız diye, Arapça bir Kuran olarak indirdik.
12:3
نَحْنُ
biz
naḥnu
biz نَقُصُّ anlatıyoruz naquṣṣu
anlatıyoruz عَلَيْكَ sana ʿalayka
sana أَحْسَنَ en güzelini aḥsana
en güzelini ٱلْقَصَصِ kıssaların l-qaṣaṣi
kıssaların بِمَآ vahyetmekle bimā
vahyetmekle أَوْحَيْنَآ We have revealed awḥaynā
We have revealed إِلَيْكَ sana ilayka
sana هَـٰذَا bu hādhā
bu ٱلْقُرْءَانَ Kur'an'ı l-qur'āna
Kur'an'ı وَإِن ve oysa wa-in
ve oysa كُنتَ sen idin kunta
sen idin مِن ondan önce min
ondan önce قَبْلِهِۦ before it qablihi
before it لَمِنَ kimselerden lamina
kimselerden ٱلْغَـٰفِلِينَ bilmeyen l-ghāfilīna
bilmeyen ٣ (3)
(3)
biz نَقُصُّ anlatıyoruz naquṣṣu
anlatıyoruz عَلَيْكَ sana ʿalayka
sana أَحْسَنَ en güzelini aḥsana
en güzelini ٱلْقَصَصِ kıssaların l-qaṣaṣi
kıssaların بِمَآ vahyetmekle bimā
vahyetmekle أَوْحَيْنَآ We have revealed awḥaynā
We have revealed إِلَيْكَ sana ilayka
sana هَـٰذَا bu hādhā
bu ٱلْقُرْءَانَ Kur'an'ı l-qur'āna
Kur'an'ı وَإِن ve oysa wa-in
ve oysa كُنتَ sen idin kunta
sen idin مِن ondan önce min
ondan önce قَبْلِهِۦ before it qablihi
before it لَمِنَ kimselerden lamina
kimselerden ٱلْغَـٰفِلِينَ bilmeyen l-ghāfilīna
bilmeyen ٣ (3)
(3)
Biz bu Kuran'ı vahyederek, sana en güzel kıssaları anlatıyoruz.. Oysa daha önce sen bunlardan habersizdin.
12:4
إِذْ
hani
idh
hani قَالَ demişti qāla
demişti يُوسُفُ Yusuf yūsufu
Yusuf لِأَبِيهِ babasına li-abīhi
babasına يَـٰٓأَبَتِ ey babacığım yāabati
ey babacığım إِنِّى ben innī
ben رَأَيْتُ (rü'yada) gördüm ra-aytu
(rü'yada) gördüm أَحَدَ (on) bir aḥada
(on) bir عَشَرَ on (bir) ʿashara
on (bir) كَوْكَبًۭا yıldız kawkaban
yıldız وَٱلشَّمْسَ ve güneşi wal-shamsa
ve güneşi وَٱلْقَمَرَ ve ayı wal-qamara
ve ayı رَأَيْتُهُمْ gördüm ki onlar ra-aytuhum
gördüm ki onlar لِى bana lī
bana سَـٰجِدِينَ secde ediyorlardı sājidīna
secde ediyorlardı ٤ (4)
(4)
hani قَالَ demişti qāla
demişti يُوسُفُ Yusuf yūsufu
Yusuf لِأَبِيهِ babasına li-abīhi
babasına يَـٰٓأَبَتِ ey babacığım yāabati
ey babacığım إِنِّى ben innī
ben رَأَيْتُ (rü'yada) gördüm ra-aytu
(rü'yada) gördüm أَحَدَ (on) bir aḥada
(on) bir عَشَرَ on (bir) ʿashara
on (bir) كَوْكَبًۭا yıldız kawkaban
yıldız وَٱلشَّمْسَ ve güneşi wal-shamsa
ve güneşi وَٱلْقَمَرَ ve ayı wal-qamara
ve ayı رَأَيْتُهُمْ gördüm ki onlar ra-aytuhum
gördüm ki onlar لِى bana lī
bana سَـٰجِدِينَ secde ediyorlardı sājidīna
secde ediyorlardı ٤ (4)
(4)
Yusuf babasına: "Babacığım! "Rüyamda onbir yıldız, güneş ve ayın bana secde ettiklerini gördüm" demişti.
12:5
قَالَ
dedi
qāla
dedi يَـٰبُنَىَّ ey yavrum yābunayya
ey yavrum لَا anlatma lā
anlatma تَقْصُصْ relate taqṣuṣ
relate رُءْيَاكَ rü'yanı ru'yāka
rü'yanı عَلَىٰٓ kardeşlerine ʿalā
kardeşlerine إِخْوَتِكَ your brothers ikh'watika
your brothers فَيَكِيدُوا۟ sonra kurarlar fayakīdū
sonra kurarlar لَكَ sana laka
sana كَيْدًا ۖ bir tuzak kaydan
bir tuzak إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱلشَّيْطَـٰنَ şeytan l-shayṭāna
şeytan لِلْإِنسَـٰنِ insan için lil'insāni
insan için عَدُوٌّۭ bir düşmandır ʿaduwwun
bir düşmandır مُّبِينٌۭ apaçık mubīnun
apaçık ٥ (5)
(5)
dedi يَـٰبُنَىَّ ey yavrum yābunayya
ey yavrum لَا anlatma lā
anlatma تَقْصُصْ relate taqṣuṣ
relate رُءْيَاكَ rü'yanı ru'yāka
rü'yanı عَلَىٰٓ kardeşlerine ʿalā
kardeşlerine إِخْوَتِكَ your brothers ikh'watika
your brothers فَيَكِيدُوا۟ sonra kurarlar fayakīdū
sonra kurarlar لَكَ sana laka
sana كَيْدًا ۖ bir tuzak kaydan
bir tuzak إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱلشَّيْطَـٰنَ şeytan l-shayṭāna
şeytan لِلْإِنسَـٰنِ insan için lil'insāni
insan için عَدُوٌّۭ bir düşmandır ʿaduwwun
bir düşmandır مُّبِينٌۭ apaçık mubīnun
apaçık ٥ (5)
(5)
Babası şunları söyledi: "Oğulcuğum! Rüyanı kardeşlerine anlatma, yoksa sana tuzak kurarlar; zira şeytan insanın apaçık düşmanıdır".
12:6
وَكَذَٰلِكَ
ve böyece
wakadhālika
ve böyece يَجْتَبِيكَ seni seçecek yajtabīka
seni seçecek رَبُّكَ Rabbin rabbuka
Rabbin وَيُعَلِّمُكَ ve sana öğretecektir wayuʿallimuka
ve sana öğretecektir مِن yorumunu min
yorumunu تَأْوِيلِ (the) interpretation tawīli
(the) interpretation ٱلْأَحَادِيثِ düşlerin l-aḥādīthi
düşlerin وَيُتِمُّ ve tamamlayacaktır wayutimmu
ve tamamlayacaktır نِعْمَتَهُۥ ni'metini niʿ'matahu
ni'metini عَلَيْكَ sana ʿalayka
sana وَعَلَىٰٓ ve üzerine waʿalā
ve üzerine ءَالِ soyu āli
soyu يَعْقُوبَ Ya'kub yaʿqūba
Ya'kub كَمَآ gibi kamā
gibi أَتَمَّهَا tamamladığı atammahā
tamamladığı عَلَىٰٓ üzerine ʿalā
üzerine أَبَوَيْكَ ataları abawayka
ataları مِن daha önce min
daha önce قَبْلُ before qablu
before إِبْرَٰهِيمَ İbrahim ib'rāhīma
İbrahim وَإِسْحَـٰقَ ۚ ve İshak wa-is'ḥāqa
ve İshak إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmet sahibidir ٦ (6)
(6)
ve böyece يَجْتَبِيكَ seni seçecek yajtabīka
seni seçecek رَبُّكَ Rabbin rabbuka
Rabbin وَيُعَلِّمُكَ ve sana öğretecektir wayuʿallimuka
ve sana öğretecektir مِن yorumunu min
yorumunu تَأْوِيلِ (the) interpretation tawīli
(the) interpretation ٱلْأَحَادِيثِ düşlerin l-aḥādīthi
düşlerin وَيُتِمُّ ve tamamlayacaktır wayutimmu
ve tamamlayacaktır نِعْمَتَهُۥ ni'metini niʿ'matahu
ni'metini عَلَيْكَ sana ʿalayka
sana وَعَلَىٰٓ ve üzerine waʿalā
ve üzerine ءَالِ soyu āli
soyu يَعْقُوبَ Ya'kub yaʿqūba
Ya'kub كَمَآ gibi kamā
gibi أَتَمَّهَا tamamladığı atammahā
tamamladığı عَلَىٰٓ üzerine ʿalā
üzerine أَبَوَيْكَ ataları abawayka
ataları مِن daha önce min
daha önce قَبْلُ before qablu
before إِبْرَٰهِيمَ İbrahim ib'rāhīma
İbrahim وَإِسْحَـٰقَ ۚ ve İshak wa-is'ḥāqa
ve İshak إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmet sahibidir ٦ (6)
(6)
"Rabbin seni böylece rüyandaki gibi seçecek, sana rüyaları yorumlamayı öğretecek; daha önce, ataların İbrahim ve İshak'a nimetlerini tamamladığı gibi, sana ve Yakub soyuna da tamamlayacaktır. Doğrusu Rabbin bilir, hakimdir."
12:7
۞ لَّقَدْ
andolsun
laqad
andolsun كَانَ vardır kāna
vardır فِى Yusuf fī
Yusuf يُوسُفَ Yusuf yūsufa
Yusuf وَإِخْوَتِهِۦٓ ve kardeşlerinde wa-ikh'watihi
ve kardeşlerinde ءَايَـٰتٌۭ ibretler āyātun
ibretler لِّلسَّآئِلِينَ soranlar için lilssāilīna
soranlar için ٧ (7)
(7)
andolsun كَانَ vardır kāna
vardır فِى Yusuf fī
Yusuf يُوسُفَ Yusuf yūsufa
Yusuf وَإِخْوَتِهِۦٓ ve kardeşlerinde wa-ikh'watihi
ve kardeşlerinde ءَايَـٰتٌۭ ibretler āyātun
ibretler لِّلسَّآئِلِينَ soranlar için lilssāilīna
soranlar için ٧ (7)
(7)
And olsun ki, Yusuf ve kardeşlerinin olayında, soranlara nice ibretler vardır.
12:8
إِذْ
hani
idh
hani قَالُوا۟ demişlerdi ki qālū
demişlerdi ki لَيُوسُفُ Yusuf layūsufu
Yusuf وَأَخُوهُ ve kardeşi wa-akhūhu
ve kardeşi أَحَبُّ daha sevgilidir aḥabbu
daha sevgilidir إِلَىٰٓ babamıza ilā
babamıza أَبِينَا our father abīnā
our father مِنَّا bizden minnā
bizden وَنَحْنُ oysa biz wanaḥnu
oysa biz عُصْبَةٌ bir cemaatiz ʿuṣ'batun
bir cemaatiz إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz أَبَانَا babamız abānā
babamız لَفِى içindedir lafī
içindedir ضَلَـٰلٍۢ bir yanlışlık ḍalālin
bir yanlışlık مُّبِينٍ açık mubīnin
açık ٨ (8)
(8)
hani قَالُوا۟ demişlerdi ki qālū
demişlerdi ki لَيُوسُفُ Yusuf layūsufu
Yusuf وَأَخُوهُ ve kardeşi wa-akhūhu
ve kardeşi أَحَبُّ daha sevgilidir aḥabbu
daha sevgilidir إِلَىٰٓ babamıza ilā
babamıza أَبِينَا our father abīnā
our father مِنَّا bizden minnā
bizden وَنَحْنُ oysa biz wanaḥnu
oysa biz عُصْبَةٌ bir cemaatiz ʿuṣ'batun
bir cemaatiz إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz أَبَانَا babamız abānā
babamız لَفِى içindedir lafī
içindedir ضَلَـٰلٍۢ bir yanlışlık ḍalālin
bir yanlışlık مُّبِينٍ açık mubīnin
açık ٨ (8)
(8)
Kardeşleri demişlerdi ki: "Yusuf ve özkardeşi babamıza bizden daha sevgilidir. Oysa biz bir cemaatiz. Babamız açık bir yanlışlık içindedir."
12:9
ٱقْتُلُوا۟
öldürün
uq'tulū
öldürün يُوسُفَ Yusuf'u yūsufa
Yusuf'u أَوِ ya da awi
ya da ٱطْرَحُوهُ onu bırakın iṭ'raḥūhu
onu bırakın أَرْضًۭا bir yere arḍan
bir yere يَخْلُ yönelsin yakhlu
yönelsin لَكُمْ yalnız size lakum
yalnız size وَجْهُ yüzü wajhu
yüzü أَبِيكُمْ babanızın abīkum
babanızın وَتَكُونُوا۟ olursunuz watakūnū
olursunuz مِنۢ ondan sonra min
ondan sonra بَعْدِهِۦ after that baʿdihi
after that قَوْمًۭا bir topluluk qawman
bir topluluk صَـٰلِحِينَ iyi ṣāliḥīna
iyi ٩ (9)
(9)
öldürün يُوسُفَ Yusuf'u yūsufa
Yusuf'u أَوِ ya da awi
ya da ٱطْرَحُوهُ onu bırakın iṭ'raḥūhu
onu bırakın أَرْضًۭا bir yere arḍan
bir yere يَخْلُ yönelsin yakhlu
yönelsin لَكُمْ yalnız size lakum
yalnız size وَجْهُ yüzü wajhu
yüzü أَبِيكُمْ babanızın abīkum
babanızın وَتَكُونُوا۟ olursunuz watakūnū
olursunuz مِنۢ ondan sonra min
ondan sonra بَعْدِهِۦ after that baʿdihi
after that قَوْمًۭا bir topluluk qawman
bir topluluk صَـٰلِحِينَ iyi ṣāliḥīna
iyi ٩ (9)
(9)
"Yusuf'u öldürün veya onu ıssız bir yere bırakıverin ki babanız size kalsın; ondan sonra da iyi kimseler olursunuz"
12:10
قَالَ
dedi
qāla
dedi قَآئِلٌۭ bir sözcü qāilun
bir sözcü مِّنْهُمْ içlerinden min'hum
içlerinden لَا öldürmeyin lā
öldürmeyin تَقْتُلُوا۟ kill taqtulū
kill يُوسُفَ Yusuf'u yūsufa
Yusuf'u وَأَلْقُوهُ onu atın wa-alqūhu
onu atın فِى dibine fī
dibine غَيَـٰبَتِ the bottom ghayābati
the bottom ٱلْجُبِّ kuyunun l-jubi
kuyunun يَلْتَقِطْهُ onu (görüp) alsın yaltaqiṭ'hu
onu (görüp) alsın بَعْضُ biri baʿḍu
biri ٱلسَّيَّارَةِ kervanlardan l-sayārati
kervanlardan إِن eğer in
eğer كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz فَـٰعِلِينَ yapacak fāʿilīna
yapacak ١٠ (10)
(10)
dedi قَآئِلٌۭ bir sözcü qāilun
bir sözcü مِّنْهُمْ içlerinden min'hum
içlerinden لَا öldürmeyin lā
öldürmeyin تَقْتُلُوا۟ kill taqtulū
kill يُوسُفَ Yusuf'u yūsufa
Yusuf'u وَأَلْقُوهُ onu atın wa-alqūhu
onu atın فِى dibine fī
dibine غَيَـٰبَتِ the bottom ghayābati
the bottom ٱلْجُبِّ kuyunun l-jubi
kuyunun يَلْتَقِطْهُ onu (görüp) alsın yaltaqiṭ'hu
onu (görüp) alsın بَعْضُ biri baʿḍu
biri ٱلسَّيَّارَةِ kervanlardan l-sayārati
kervanlardan إِن eğer in
eğer كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz فَـٰعِلِينَ yapacak fāʿilīna
yapacak ١٠ (10)
(10)
İçlerinden biri: "Yusuf'u öldürmeyin, onu bir kuyunun derinliklerine bırakın. Böyle yaparsanız yolculardan onu bulup alan olur" dedi.
12:11
قَالُوا۟
dediler ki
qālū
dediler ki يَـٰٓأَبَانَا ey babamız yāabānā
ey babamız مَا neden mā
neden لَكَ sen laka
sen لَا bize güvenmiyorsun lā
bize güvenmiyorsun تَأْمَ۫نَّا trust us tamannā
trust us عَلَىٰ hakkında ʿalā
hakkında يُوسُفَ Yusuf yūsufa
Yusuf وَإِنَّا oysa biz wa-innā
oysa biz لَهُۥ ona lahu
ona لَنَـٰصِحُونَ öğüt verenleriz lanāṣiḥūna
öğüt verenleriz ١١ (11)
(11)
dediler ki يَـٰٓأَبَانَا ey babamız yāabānā
ey babamız مَا neden mā
neden لَكَ sen laka
sen لَا bize güvenmiyorsun lā
bize güvenmiyorsun تَأْمَ۫نَّا trust us tamannā
trust us عَلَىٰ hakkında ʿalā
hakkında يُوسُفَ Yusuf yūsufa
Yusuf وَإِنَّا oysa biz wa-innā
oysa biz لَهُۥ ona lahu
ona لَنَـٰصِحُونَ öğüt verenleriz lanāṣiḥūna
öğüt verenleriz ١١ (11)
(11)
Bunun üzerine "Ey babamız! Yusuf'un iyiliğini istediğimiz halde, onu niçin bize emniyet etmiyorsun? Yarın onu bizimle beraber gönder de gezsin oynasın, biz onu herhalde koruruz" dediler.
12:12
أَرْسِلْهُ
onu gönder
arsil'hu
onu gönder مَعَنَا bizimle beraber maʿanā
bizimle beraber غَدًۭا yarın ghadan
yarın يَرْتَعْ gezsin yartaʿ
gezsin وَيَلْعَبْ ve oynasın; wayalʿab
ve oynasın; وَإِنَّا ve biz elbette wa-innā
ve biz elbette لَهُۥ onu lahu
onu لَحَـٰفِظُونَ koruruz laḥāfiẓūna
koruruz ١٢ (12)
(12)
onu gönder مَعَنَا bizimle beraber maʿanā
bizimle beraber غَدًۭا yarın ghadan
yarın يَرْتَعْ gezsin yartaʿ
gezsin وَيَلْعَبْ ve oynasın; wayalʿab
ve oynasın; وَإِنَّا ve biz elbette wa-innā
ve biz elbette لَهُۥ onu lahu
onu لَحَـٰفِظُونَ koruruz laḥāfiẓūna
koruruz ١٢ (12)
(12)
Bunun üzerine "Ey babamız! Yusuf'un iyiliğini istediğimiz halde, onu niçin bize emniyet etmiyorsun? Yarın onu bizimle beraber gönder de gezsin oynasın, biz onu herhalde koruruz" dediler.
12:13
قَالَ
dedi ki
qāla
dedi ki إِنِّى şüphesiz innī
şüphesiz لَيَحْزُنُنِىٓ beni üzer layaḥzununī
beni üzer أَن götürmeniz an
götürmeniz تَذْهَبُوا۟ you should take him tadhhabū
you should take him بِهِۦ onu bihi
onu وَأَخَافُ ve korkarım wa-akhāfu
ve korkarım أَن diye an
diye يَأْكُلَهُ onu yer yakulahu
onu yer ٱلذِّئْبُ bir kurt l-dhi'bu
bir kurt وَأَنتُمْ sizin wa-antum
sizin عَنْهُ ondan ʿanhu
ondan غَـٰفِلُونَ haberiniz yokken ghāfilūna
haberiniz yokken ١٣ (13)
(13)
dedi ki إِنِّى şüphesiz innī
şüphesiz لَيَحْزُنُنِىٓ beni üzer layaḥzununī
beni üzer أَن götürmeniz an
götürmeniz تَذْهَبُوا۟ you should take him tadhhabū
you should take him بِهِۦ onu bihi
onu وَأَخَافُ ve korkarım wa-akhāfu
ve korkarım أَن diye an
diye يَأْكُلَهُ onu yer yakulahu
onu yer ٱلذِّئْبُ bir kurt l-dhi'bu
bir kurt وَأَنتُمْ sizin wa-antum
sizin عَنْهُ ondan ʿanhu
ondan غَـٰفِلُونَ haberiniz yokken ghāfilūna
haberiniz yokken ١٣ (13)
(13)
Babaları, "Onu götürmeniz beni üzüyor; siz farkına varmadan onu kurdun yemesinden korkarım" dedi.
12:14
قَالُوا۟
dediler ki
qālū
dediler ki لَئِنْ andolsun la-in
andolsun أَكَلَهُ onu yerse akalahu
onu yerse ٱلذِّئْبُ kurt l-dhi'bu
kurt وَنَحْنُ biz (olduğumuz halde) wanaḥnu
biz (olduğumuz halde) عُصْبَةٌ bir topluluk ʿuṣ'batun
bir topluluk إِنَّآ elbette biz innā
elbette biz إِذًۭا o zaman idhan
o zaman لَّخَـٰسِرُونَ tamamen kaybedenlerdeniz lakhāsirūna
tamamen kaybedenlerdeniz ١٤ (14)
(14)
dediler ki لَئِنْ andolsun la-in
andolsun أَكَلَهُ onu yerse akalahu
onu yerse ٱلذِّئْبُ kurt l-dhi'bu
kurt وَنَحْنُ biz (olduğumuz halde) wanaḥnu
biz (olduğumuz halde) عُصْبَةٌ bir topluluk ʿuṣ'batun
bir topluluk إِنَّآ elbette biz innā
elbette biz إِذًۭا o zaman idhan
o zaman لَّخَـٰسِرُونَ tamamen kaybedenlerdeniz lakhāsirūna
tamamen kaybedenlerdeniz ١٤ (14)
(14)
"And olsun ki, biz kuvvetli bir toplulukken kurt onu yerse, biz aciz sayılırız" dediler.
12:15
فَلَمَّا
nihayet
falammā
nihayet ذَهَبُوا۟ götürdüler dhahabū
götürdüler بِهِۦ onu bihi
onu وَأَجْمَعُوٓا۟ ve karar verdiler wa-ajmaʿū
ve karar verdiler أَن atmaya an
atmaya يَجْعَلُوهُ they put him yajʿalūhu
they put him فِى dibine fī
dibine غَيَـٰبَتِ (the) bottom ghayābati
(the) bottom ٱلْجُبِّ ۚ kuyunun l-jubi
kuyunun وَأَوْحَيْنَآ ve biz vahyettik wa-awḥaynā
ve biz vahyettik إِلَيْهِ O'na ilayhi
O'na لَتُنَبِّئَنَّهُم andolsun haber vereceksin latunabbi-annahum
andolsun haber vereceksin بِأَمْرِهِمْ onların işlerini bi-amrihim
onların işlerini هَـٰذَا bu hādhā
bu وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar لَا hiç değillerken lā
hiç değillerken يَشْعُرُونَ farkında yashʿurūna
farkında ١٥ (15)
(15)
nihayet ذَهَبُوا۟ götürdüler dhahabū
götürdüler بِهِۦ onu bihi
onu وَأَجْمَعُوٓا۟ ve karar verdiler wa-ajmaʿū
ve karar verdiler أَن atmaya an
atmaya يَجْعَلُوهُ they put him yajʿalūhu
they put him فِى dibine fī
dibine غَيَـٰبَتِ (the) bottom ghayābati
(the) bottom ٱلْجُبِّ ۚ kuyunun l-jubi
kuyunun وَأَوْحَيْنَآ ve biz vahyettik wa-awḥaynā
ve biz vahyettik إِلَيْهِ O'na ilayhi
O'na لَتُنَبِّئَنَّهُم andolsun haber vereceksin latunabbi-annahum
andolsun haber vereceksin بِأَمْرِهِمْ onların işlerini bi-amrihim
onların işlerini هَـٰذَا bu hādhā
bu وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar لَا hiç değillerken lā
hiç değillerken يَشْعُرُونَ farkında yashʿurūna
farkında ١٥ (15)
(15)
Yusuf'u oturup bir kuyunun derinliklerine bırakmayı kararlaştırdılar. Biz ona, kardeşlerinin bu işlerini kendileri farkına varmadan haber vereceksin, diye vahyettik.
12:16
وَجَآءُوٓ
ve geldiler
wajāū
ve geldiler أَبَاهُمْ babalarına abāhum
babalarına عِشَآءًۭ akşamleyin ʿishāan
akşamleyin يَبْكُونَ ağlayarak yabkūna
ağlayarak ١٦ (16)
(16)
ve geldiler أَبَاهُمْ babalarına abāhum
babalarına عِشَآءًۭ akşamleyin ʿishāan
akşamleyin يَبْكُونَ ağlayarak yabkūna
ağlayarak ١٦ (16)
(16)
Akşam üstü ağlayarak babalarına geldiklerinde: "Ey babamız! İnan olsun biz yarış yapıyorduk; Yusuf'u eşyamızın yanına bırakmıştık; bir kurt onu yedi. Her ne kadar doğru söylüyorsak da sen bize inanmazsın" dediler.
12:17
قَالُوا۟
dediler
qālū
dediler يَـٰٓأَبَانَآ Ey babamız yāabānā
Ey babamız إِنَّا biz innā
biz ذَهَبْنَا gittik dhahabnā
gittik نَسْتَبِقُ yarışıyorduk nastabiqu
yarışıyorduk وَتَرَكْنَا ve bırakmıştık wataraknā
ve bırakmıştık يُوسُفَ Yusuf'u yūsufa
Yusuf'u عِندَ yanında ʿinda
yanında مَتَـٰعِنَا yiyeceğimizin matāʿinā
yiyeceğimizin فَأَكَلَهُ onu yemiş fa-akalahu
onu yemiş ٱلذِّئْبُ ۖ kurt l-dhi'bu
kurt وَمَآ fakat değilsin wamā
fakat değilsin أَنتَ sen anta
sen بِمُؤْمِنٍۢ inanacak bimu'minin
inanacak لَّنَا bize lanā
bize وَلَوْ şayet walaw
şayet كُنَّا (söylesek de) kunnā
(söylesek de) صَـٰدِقِينَ dosdoğru ṣādiqīna
dosdoğru ١٧ (17)
(17)
dediler يَـٰٓأَبَانَآ Ey babamız yāabānā
Ey babamız إِنَّا biz innā
biz ذَهَبْنَا gittik dhahabnā
gittik نَسْتَبِقُ yarışıyorduk nastabiqu
yarışıyorduk وَتَرَكْنَا ve bırakmıştık wataraknā
ve bırakmıştık يُوسُفَ Yusuf'u yūsufa
Yusuf'u عِندَ yanında ʿinda
yanında مَتَـٰعِنَا yiyeceğimizin matāʿinā
yiyeceğimizin فَأَكَلَهُ onu yemiş fa-akalahu
onu yemiş ٱلذِّئْبُ ۖ kurt l-dhi'bu
kurt وَمَآ fakat değilsin wamā
fakat değilsin أَنتَ sen anta
sen بِمُؤْمِنٍۢ inanacak bimu'minin
inanacak لَّنَا bize lanā
bize وَلَوْ şayet walaw
şayet كُنَّا (söylesek de) kunnā
(söylesek de) صَـٰدِقِينَ dosdoğru ṣādiqīna
dosdoğru ١٧ (17)
(17)
Akşam üstü ağlayarak babalarına geldiklerinde: "Ey babamız! İnan olsun biz yarış yapıyorduk; Yusuf'u eşyamızın yanına bırakmıştık; bir kurt onu yedi. Her ne kadar doğru söylüyorsak da sen bize inanmazsın" dediler.
12:18
وَجَآءُو
ve getirdiler
wajāū
ve getirdiler عَلَىٰ üzeri ʿalā
üzeri قَمِيصِهِۦ gömleğinin qamīṣihi
gömleğinin بِدَمٍۢ kanlı bidamin
kanlı كَذِبٍۢ ۚ yalandan kadhibin
yalandan قَالَ dedi ki qāla
dedi ki بَلْ herhalde bal
herhalde سَوَّلَتْ aldattıp sürüklemiş sawwalat
aldattıp sürüklemiş لَكُمْ sizi lakum
sizi أَنفُسُكُمْ nefisleriniz anfusukum
nefisleriniz أَمْرًۭا ۖ bir işe amran
bir işe فَصَبْرٌۭ artık (tek çarem) sabretmektir faṣabrun
artık (tek çarem) sabretmektir جَمِيلٌۭ ۖ güzelce jamīlun
güzelce وَٱللَّهُ ancak Allan'tan wal-lahu
ancak Allan'tan ٱلْمُسْتَعَانُ yardım istenir l-mus'taʿānu
yardım istenir عَلَىٰ kaşı ʿalā
kaşı مَا dediğinize mā
dediğinize تَصِفُونَ you describe taṣifūna
you describe ١٨ (18)
(18)
ve getirdiler عَلَىٰ üzeri ʿalā
üzeri قَمِيصِهِۦ gömleğinin qamīṣihi
gömleğinin بِدَمٍۢ kanlı bidamin
kanlı كَذِبٍۢ ۚ yalandan kadhibin
yalandan قَالَ dedi ki qāla
dedi ki بَلْ herhalde bal
herhalde سَوَّلَتْ aldattıp sürüklemiş sawwalat
aldattıp sürüklemiş لَكُمْ sizi lakum
sizi أَنفُسُكُمْ nefisleriniz anfusukum
nefisleriniz أَمْرًۭا ۖ bir işe amran
bir işe فَصَبْرٌۭ artık (tek çarem) sabretmektir faṣabrun
artık (tek çarem) sabretmektir جَمِيلٌۭ ۖ güzelce jamīlun
güzelce وَٱللَّهُ ancak Allan'tan wal-lahu
ancak Allan'tan ٱلْمُسْتَعَانُ yardım istenir l-mus'taʿānu
yardım istenir عَلَىٰ kaşı ʿalā
kaşı مَا dediğinize mā
dediğinize تَصِفُونَ you describe taṣifūna
you describe ١٨ (18)
(18)
Üzerine başka bir kan bulaşmış olarak Yusuf'un gömleğini de getirmişlerdi. Babaları: "Sizi nefsiniz bir iş yapmaya sürükledi; artık bana güzelce sabır gerekir. Anlattıklarınıza ancak Allah'tan yardım istenir" dedi.
12:19
وَجَآءَتْ
ve geldi
wajāat
ve geldi سَيَّارَةٌۭ bir kervan sayyāratun
bir kervan فَأَرْسَلُوا۟ gönderdiler fa-arsalū
gönderdiler وَارِدَهُمْ sucularını wāridahum
sucularını فَأَدْلَىٰ sarkıttı fa-adlā
sarkıttı دَلْوَهُۥ ۖ kovasını dalwahu
kovasını قَالَ dedi ki qāla
dedi ki يَـٰبُشْرَىٰ Ey! müjde! yābush'rā
Ey! müjde! هَـٰذَا bu hādhā
bu غُلَـٰمٌۭ ۚ bir oğlan! ghulāmun
bir oğlan! وَأَسَرُّوهُ ve onu sakladılar wa-asarrūhu
ve onu sakladılar بِضَـٰعَةًۭ ۚ ticaret için biḍāʿatan
ticaret için وَٱللَّهُ halbuki Allah wal-lahu
halbuki Allah عَلِيمٌۢ biliyordu ʿalīmun
biliyordu بِمَا şeyleri bimā
şeyleri يَعْمَلُونَ onların yaptıkları yaʿmalūna
onların yaptıkları ١٩ (19)
(19)
ve geldi سَيَّارَةٌۭ bir kervan sayyāratun
bir kervan فَأَرْسَلُوا۟ gönderdiler fa-arsalū
gönderdiler وَارِدَهُمْ sucularını wāridahum
sucularını فَأَدْلَىٰ sarkıttı fa-adlā
sarkıttı دَلْوَهُۥ ۖ kovasını dalwahu
kovasını قَالَ dedi ki qāla
dedi ki يَـٰبُشْرَىٰ Ey! müjde! yābush'rā
Ey! müjde! هَـٰذَا bu hādhā
bu غُلَـٰمٌۭ ۚ bir oğlan! ghulāmun
bir oğlan! وَأَسَرُّوهُ ve onu sakladılar wa-asarrūhu
ve onu sakladılar بِضَـٰعَةًۭ ۚ ticaret için biḍāʿatan
ticaret için وَٱللَّهُ halbuki Allah wal-lahu
halbuki Allah عَلِيمٌۢ biliyordu ʿalīmun
biliyordu بِمَا şeyleri bimā
şeyleri يَعْمَلُونَ onların yaptıkları yaʿmalūna
onların yaptıkları ١٩ (19)
(19)
Bir kervan geldi, sucularını gönderdiler; sucu kovasını kuyuya saldı, "Müjde! İşte bir oğlan" dedi. Yusuf'u alıp onu ticari bir mal olarak sakladılar. Oysa Allah yaptıklarını bilir.
12:20
وَشَرَوْهُ
ve onu sattılar
washarawhu
ve onu sattılar بِثَمَنٍۭ bir pahaya bithamanin
bir pahaya بَخْسٍۢ düşük bakhsin
düşük دَرَٰهِمَ paraya darāhima
paraya مَعْدُودَةٍۢ birkaç maʿdūdatin
birkaç وَكَانُوا۟ ve idiler wakānū
ve idiler فِيهِ ona karşı fīhi
ona karşı مِنَ isteksiz mina
isteksiz ٱلزَّٰهِدِينَ those keen to give up l-zāhidīna
those keen to give up ٢٠ (20)
(20)
ve onu sattılar بِثَمَنٍۭ bir pahaya bithamanin
bir pahaya بَخْسٍۢ düşük bakhsin
düşük دَرَٰهِمَ paraya darāhima
paraya مَعْدُودَةٍۢ birkaç maʿdūdatin
birkaç وَكَانُوا۟ ve idiler wakānū
ve idiler فِيهِ ona karşı fīhi
ona karşı مِنَ isteksiz mina
isteksiz ٱلزَّٰهِدِينَ those keen to give up l-zāhidīna
those keen to give up ٢٠ (20)
(20)
Onu yanlarında alıkoymak istemedikleri için ucuz bir fiyata, birkaç dirheme sattılar.
12:21
وَقَالَ
ve dedi ki
waqāla
ve dedi ki ٱلَّذِى kimse alladhī
kimse ٱشْتَرَىٰهُ onu satın alan ish'tarāhu
onu satın alan مِن Mısır'lı min
Mısır'lı مِّصْرَ Egypt miṣ'ra
Egypt لِٱمْرَأَتِهِۦٓ karısına li-im'ra-atihi
karısına أَكْرِمِى ona kıymet ver akrimī
ona kıymet ver مَثْوَىٰهُ iyi bak mathwāhu
iyi bak عَسَىٰٓ belki ʿasā
belki أَن bize yararı dokunur an
bize yararı dokunur يَنفَعَنَآ (he) will benefit us yanfaʿanā
(he) will benefit us أَوْ ya da aw
ya da نَتَّخِذَهُۥ onu ediniriz nattakhidhahu
onu ediniriz وَلَدًۭا ۚ evlad waladan
evlad وَكَذَٰلِكَ ve böylece wakadhālika
ve böylece مَكَّنَّا bir imkan verdik makkannā
bir imkan verdik لِيُوسُفَ Yusuf'a liyūsufa
Yusuf'a فِى o yerde fī
o yerde ٱلْأَرْضِ the land l-arḍi
the land وَلِنُعَلِّمَهُۥ ve ona öğrettik walinuʿallimahu
ve ona öğrettik مِن yorumunu min
yorumunu تَأْوِيلِ (the) interpretation of tawīli
(the) interpretation of ٱلْأَحَادِيثِ ۚ düşlerin l-aḥādīthi
düşlerin وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah غَالِبٌ galip olandır ghālibun
galip olandır عَلَىٰٓ işinde ʿalā
işinde أَمْرِهِۦ His affairs amrihi
His affairs وَلَـٰكِنَّ ama walākinna
ama أَكْثَرَ çoğu akthara
çoğu ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların لَا bilmezler lā
bilmezler يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know ٢١ (21)
(21)
ve dedi ki ٱلَّذِى kimse alladhī
kimse ٱشْتَرَىٰهُ onu satın alan ish'tarāhu
onu satın alan مِن Mısır'lı min
Mısır'lı مِّصْرَ Egypt miṣ'ra
Egypt لِٱمْرَأَتِهِۦٓ karısına li-im'ra-atihi
karısına أَكْرِمِى ona kıymet ver akrimī
ona kıymet ver مَثْوَىٰهُ iyi bak mathwāhu
iyi bak عَسَىٰٓ belki ʿasā
belki أَن bize yararı dokunur an
bize yararı dokunur يَنفَعَنَآ (he) will benefit us yanfaʿanā
(he) will benefit us أَوْ ya da aw
ya da نَتَّخِذَهُۥ onu ediniriz nattakhidhahu
onu ediniriz وَلَدًۭا ۚ evlad waladan
evlad وَكَذَٰلِكَ ve böylece wakadhālika
ve böylece مَكَّنَّا bir imkan verdik makkannā
bir imkan verdik لِيُوسُفَ Yusuf'a liyūsufa
Yusuf'a فِى o yerde fī
o yerde ٱلْأَرْضِ the land l-arḍi
the land وَلِنُعَلِّمَهُۥ ve ona öğrettik walinuʿallimahu
ve ona öğrettik مِن yorumunu min
yorumunu تَأْوِيلِ (the) interpretation of tawīli
(the) interpretation of ٱلْأَحَادِيثِ ۚ düşlerin l-aḥādīthi
düşlerin وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah غَالِبٌ galip olandır ghālibun
galip olandır عَلَىٰٓ işinde ʿalā
işinde أَمْرِهِۦ His affairs amrihi
His affairs وَلَـٰكِنَّ ama walākinna
ama أَكْثَرَ çoğu akthara
çoğu ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların لَا bilmezler lā
bilmezler يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know ٢١ (21)
(21)
Mısır'da onu satın alan kimse karısına: "Ona güzel bak, belki bize faydası olur yahut ta onu evlat ediniriz" dedi. Biz işte böylece Yusuf'u o yere yerleştirdik; ona, rüyaların nasıl yorumlanacağını öğrettik. Allah, işinde hakimdir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler.
12:22
وَلَمَّا
ne zaman ki
walammā
ne zaman ki بَلَغَ erişince balagha
erişince أَشُدَّهُۥٓ kuvvetli çağına ashuddahu
kuvvetli çağına ءَاتَيْنَـٰهُ ona verdik ātaynāhu
ona verdik حُكْمًۭا hüküm ḥuk'man
hüküm وَعِلْمًۭا ۚ ve ilim waʿil'man
ve ilim وَكَذَٰلِكَ işte böyle wakadhālika
işte böyle نَجْزِى mükafatlandırırız najzī
mükafatlandırırız ٱلْمُحْسِنِينَ güzel hareket edenleri l-muḥ'sinīna
güzel hareket edenleri ٢٢ (22)
(22)
ne zaman ki بَلَغَ erişince balagha
erişince أَشُدَّهُۥٓ kuvvetli çağına ashuddahu
kuvvetli çağına ءَاتَيْنَـٰهُ ona verdik ātaynāhu
ona verdik حُكْمًۭا hüküm ḥuk'man
hüküm وَعِلْمًۭا ۚ ve ilim waʿil'man
ve ilim وَكَذَٰلِكَ işte böyle wakadhālika
işte böyle نَجْزِى mükafatlandırırız najzī
mükafatlandırırız ٱلْمُحْسِنِينَ güzel hareket edenleri l-muḥ'sinīna
güzel hareket edenleri ٢٢ (22)
(22)
Erginlik çağına erince ona hikmet ve bilgi verdik. İyi davrananları böyle mükafatlandırırız.
12:23
وَرَٰوَدَتْهُ
ve murad almak istedi
warāwadathu
ve murad almak istedi ٱلَّتِى kadın allatī
kadın هُوَ o (Yusuf) huwa
o (Yusuf) فِى onun evinde iken fī
onun evinde iken بَيْتِهَا her house baytihā
her house عَن onun nefsinden ʿan
onun nefsinden نَّفْسِهِۦ his self nafsihi
his self وَغَلَّقَتِ ve kilitledi waghallaqati
ve kilitledi ٱلْأَبْوَٰبَ kapıları l-abwāba
kapıları وَقَالَتْ ve dedi waqālat
ve dedi هَيْتَ haydi gelsene hayta
haydi gelsene لَكَ ۚ sen laka
sen قَالَ dedi qāla
dedi مَعَاذَ sığınırım maʿādha
sığınırım ٱللَّهِ ۖ Allah'a l-lahi
Allah'a إِنَّهُۥ şüphesiz innahu
şüphesiz رَبِّىٓ efendim rabbī
efendim أَحْسَنَ en güzel şekilde aḥsana
en güzel şekilde مَثْوَاىَ ۖ bana baktı mathwāya
bana baktı إِنَّهُۥ şüphesiz innahu
şüphesiz لَا iflah olmaz lā
iflah olmaz يُفْلِحُ will succeed yuf'liḥu
will succeed ٱلظَّـٰلِمُونَ zalimler l-ẓālimūna
zalimler ٢٣ (23)
(23)
ve murad almak istedi ٱلَّتِى kadın allatī
kadın هُوَ o (Yusuf) huwa
o (Yusuf) فِى onun evinde iken fī
onun evinde iken بَيْتِهَا her house baytihā
her house عَن onun nefsinden ʿan
onun nefsinden نَّفْسِهِۦ his self nafsihi
his self وَغَلَّقَتِ ve kilitledi waghallaqati
ve kilitledi ٱلْأَبْوَٰبَ kapıları l-abwāba
kapıları وَقَالَتْ ve dedi waqālat
ve dedi هَيْتَ haydi gelsene hayta
haydi gelsene لَكَ ۚ sen laka
sen قَالَ dedi qāla
dedi مَعَاذَ sığınırım maʿādha
sığınırım ٱللَّهِ ۖ Allah'a l-lahi
Allah'a إِنَّهُۥ şüphesiz innahu
şüphesiz رَبِّىٓ efendim rabbī
efendim أَحْسَنَ en güzel şekilde aḥsana
en güzel şekilde مَثْوَاىَ ۖ bana baktı mathwāya
bana baktı إِنَّهُۥ şüphesiz innahu
şüphesiz لَا iflah olmaz lā
iflah olmaz يُفْلِحُ will succeed yuf'liḥu
will succeed ٱلظَّـٰلِمُونَ zalimler l-ẓālimūna
zalimler ٢٣ (23)
(23)
Evinde bulunduğu kadın onu kendine çağırdı, kapıları sıkı sıkı kapadı ve "gelsene" dedi. Yusuf: "Günah işlemekten Allah'a sığınırım, doğrusu senin kocan benim efendimdir; bana iyi baktı. Haksızlık yapanlar şüphesiz başarıya ulaşamazlar." dedi.
12:24
وَلَقَدْ
andolsun
walaqad
andolsun هَمَّتْ kadın arzu etmişti hammat
kadın arzu etmişti بِهِۦ ۖ onu bihi
onu وَهَمَّ o da arzu etmişti wahamma
o da arzu etmişti بِهَا onu bihā
onu لَوْلَآ eğer lawlā
eğer أَن görmeseydi an
görmeseydi رَّءَا he saw raā
he saw بُرْهَـٰنَ doğruyu gösteren delilini bur'hāna
doğruyu gösteren delilini رَبِّهِۦ ۚ Rabbinin rabbihi
Rabbinin كَذَٰلِكَ böylece kadhālika
böylece لِنَصْرِفَ çevirmek istedik linaṣrifa
çevirmek istedik عَنْهُ ondan ʿanhu
ondan ٱلسُّوٓءَ kötülüğü l-sūa
kötülüğü وَٱلْفَحْشَآءَ ۚ ve fuhşu wal-faḥshāa
ve fuhşu إِنَّهُۥ çünkü o innahu
çünkü o مِنْ kullarımızdandır min
kullarımızdandır عِبَادِنَا Our slaves ʿibādinā
Our slaves ٱلْمُخْلَصِينَ ihlasa erdirilmiş l-mukh'laṣīna
ihlasa erdirilmiş ٢٤ (24)
(24)
andolsun هَمَّتْ kadın arzu etmişti hammat
kadın arzu etmişti بِهِۦ ۖ onu bihi
onu وَهَمَّ o da arzu etmişti wahamma
o da arzu etmişti بِهَا onu bihā
onu لَوْلَآ eğer lawlā
eğer أَن görmeseydi an
görmeseydi رَّءَا he saw raā
he saw بُرْهَـٰنَ doğruyu gösteren delilini bur'hāna
doğruyu gösteren delilini رَبِّهِۦ ۚ Rabbinin rabbihi
Rabbinin كَذَٰلِكَ böylece kadhālika
böylece لِنَصْرِفَ çevirmek istedik linaṣrifa
çevirmek istedik عَنْهُ ondan ʿanhu
ondan ٱلسُّوٓءَ kötülüğü l-sūa
kötülüğü وَٱلْفَحْشَآءَ ۚ ve fuhşu wal-faḥshāa
ve fuhşu إِنَّهُۥ çünkü o innahu
çünkü o مِنْ kullarımızdandır min
kullarımızdandır عِبَادِنَا Our slaves ʿibādinā
Our slaves ٱلْمُخْلَصِينَ ihlasa erdirilmiş l-mukh'laṣīna
ihlasa erdirilmiş ٢٤ (24)
(24)
And olsun ki kadın Yusuf'a karşı istekli idi; Rabbin'den bir işaret görmeseydi Yusuf da onu isteyecekti. İşte ondan kötülüğü ve fenalığı böylece engelledik. Doğrusu o bizim çok samimi kullarımızdandır.
12:25
وَٱسْتَبَقَا
ve koşuştular
wa-is'tabaqā
ve koşuştular ٱلْبَابَ kapıya doğru l-bāba
kapıya doğru وَقَدَّتْ ve kadın yırttı waqaddat
ve kadın yırttı قَمِيصَهُۥ gömleğini qamīṣahu
gömleğini مِن arkasından min
arkasından دُبُرٍۢ the back duburin
the back وَأَلْفَيَا ve rastladılar wa-alfayā
ve rastladılar سَيِّدَهَا kadının kocasına sayyidahā
kadının kocasına لَدَا yanında ladā
yanında ٱلْبَابِ ۚ kapının l-bābi
kapının قَالَتْ (kadın) dedi ki qālat
(kadın) dedi ki مَا nedir? mā
nedir? جَزَآءُ cezası jazāu
cezası مَنْ kimsenin man
kimsenin أَرَادَ isteyen arāda
isteyen بِأَهْلِكَ senin ailene bi-ahlika
senin ailene سُوٓءًا kötülük sūan
kötülük إِلَّآ başka illā
başka أَن hapsolunmaktan an
hapsolunmaktan يُسْجَنَ he be imprisoned yus'jana
he be imprisoned أَوْ veya aw
veya عَذَابٌ bir azaptan ʿadhābun
bir azaptan أَلِيمٌۭ acıklı alīmun
acıklı ٢٥ (25)
(25)
ve koşuştular ٱلْبَابَ kapıya doğru l-bāba
kapıya doğru وَقَدَّتْ ve kadın yırttı waqaddat
ve kadın yırttı قَمِيصَهُۥ gömleğini qamīṣahu
gömleğini مِن arkasından min
arkasından دُبُرٍۢ the back duburin
the back وَأَلْفَيَا ve rastladılar wa-alfayā
ve rastladılar سَيِّدَهَا kadının kocasına sayyidahā
kadının kocasına لَدَا yanında ladā
yanında ٱلْبَابِ ۚ kapının l-bābi
kapının قَالَتْ (kadın) dedi ki qālat
(kadın) dedi ki مَا nedir? mā
nedir? جَزَآءُ cezası jazāu
cezası مَنْ kimsenin man
kimsenin أَرَادَ isteyen arāda
isteyen بِأَهْلِكَ senin ailene bi-ahlika
senin ailene سُوٓءًا kötülük sūan
kötülük إِلَّآ başka illā
başka أَن hapsolunmaktan an
hapsolunmaktan يُسْجَنَ he be imprisoned yus'jana
he be imprisoned أَوْ veya aw
veya عَذَابٌ bir azaptan ʿadhābun
bir azaptan أَلِيمٌۭ acıklı alīmun
acıklı ٢٥ (25)
(25)
İkisi de kapıya koştu, kadın arkadan Yusuf'un gömleğini yırttı; kapının önünde kocasına rastladılar. Kadın kocasına "Ailene fenalık etmek isteyen bir kimsenin cezası ya hapis ya da can yakıcı bir azab olmalıdır" dedi.
12:26
قَالَ
(Yusuf) dedi ki
qāla
(Yusuf) dedi ki هِىَ O hiya
O رَٰوَدَتْنِى murad almak istedi rāwadatnī
murad almak istedi عَن benden ʿan
benden نَّفْسِى ۚ myself nafsī
myself وَشَهِدَ ve şahidlik etti washahida
ve şahidlik etti شَاهِدٌۭ bir şahid shāhidun
bir şahid مِّنْ kadının ailesinden min
kadının ailesinden أَهْلِهَآ her family ahlihā
her family إِن eğer in
eğer كَانَ ise kāna
ise قَمِيصُهُۥ gömleği qamīṣuhu
gömleği قُدَّ yırtılmış qudda
yırtılmış مِن önden min
önden قُبُلٍۢ the front qubulin
the front فَصَدَقَتْ kadın doğrudur faṣadaqat
kadın doğrudur وَهُوَ o ise wahuwa
o ise مِنَ yalancılardandır mina
yalancılardandır ٱلْكَـٰذِبِينَ the liars l-kādhibīna
the liars ٢٦ (26)
(26)
(Yusuf) dedi ki هِىَ O hiya
O رَٰوَدَتْنِى murad almak istedi rāwadatnī
murad almak istedi عَن benden ʿan
benden نَّفْسِى ۚ myself nafsī
myself وَشَهِدَ ve şahidlik etti washahida
ve şahidlik etti شَاهِدٌۭ bir şahid shāhidun
bir şahid مِّنْ kadının ailesinden min
kadının ailesinden أَهْلِهَآ her family ahlihā
her family إِن eğer in
eğer كَانَ ise kāna
ise قَمِيصُهُۥ gömleği qamīṣuhu
gömleği قُدَّ yırtılmış qudda
yırtılmış مِن önden min
önden قُبُلٍۢ the front qubulin
the front فَصَدَقَتْ kadın doğrudur faṣadaqat
kadın doğrudur وَهُوَ o ise wahuwa
o ise مِنَ yalancılardandır mina
yalancılardandır ٱلْكَـٰذِبِينَ the liars l-kādhibīna
the liars ٢٦ (26)
(26)
Yusuf: "Beni kendine o çağırdı" dedi. Kadın tarafından bir şahit, "Eğer gömleği önden yırtılmışsa kadın doğru söylemiş, erkek yalancılardandır; şayet gömleği arkadan yırtılmışsa kadın yalan söylemiştir, erkek doğrulardandır" diye şahidlik etti.
12:27
وَإِن
ve şayet
wa-in
ve şayet كَانَ ise kāna
ise قَمِيصُهُۥ onun gömleği qamīṣuhu
onun gömleği قُدَّ yırtılmış qudda
yırtılmış مِن arkadan min
arkadan دُبُرٍۢ (the) back duburin
(the) back فَكَذَبَتْ kadın yalancıdır fakadhabat
kadın yalancıdır وَهُوَ o ise wahuwa
o ise مِنَ doğrulardandır mina
doğrulardandır ٱلصَّـٰدِقِينَ the truthful l-ṣādiqīna
the truthful ٢٧ (27)
(27)
ve şayet كَانَ ise kāna
ise قَمِيصُهُۥ onun gömleği qamīṣuhu
onun gömleği قُدَّ yırtılmış qudda
yırtılmış مِن arkadan min
arkadan دُبُرٍۢ (the) back duburin
(the) back فَكَذَبَتْ kadın yalancıdır fakadhabat
kadın yalancıdır وَهُوَ o ise wahuwa
o ise مِنَ doğrulardandır mina
doğrulardandır ٱلصَّـٰدِقِينَ the truthful l-ṣādiqīna
the truthful ٢٧ (27)
(27)
Yusuf: "Beni kendine o çağırdı" dedi. Kadın tarafından bir şahit, "Eğer gömleği önden yırtılmışsa kadın doğru söylemiş, erkek yalancılardandır; şayet gömleği arkadan yırtılmışsa kadın yalan söylemiştir, erkek doğrulardandır" diye şahidlik etti.
12:28
فَلَمَّا
ne zaman ki
falammā
ne zaman ki رَءَا gördüler raā
gördüler قَمِيصَهُۥ gömleğinin qamīṣahu
gömleğinin قُدَّ yırtıldığını qudda
yırtıldığını مِن arkadan min
arkadan دُبُرٍۢ (the) back duburin
(the) back قَالَ (kadına) dedi ki qāla
(kadına) dedi ki إِنَّهُۥ şüphesiz bu innahu
şüphesiz bu مِن sizin hilenizdir min
sizin hilenizdir كَيْدِكُنَّ ۖ your plot kaydikunna
your plot إِنَّ gerçekten inna
gerçekten كَيْدَكُنَّ sizin hileniz kaydakunna
sizin hileniz عَظِيمٌۭ büyüktür ʿaẓīmun
büyüktür ٢٨ (28)
(28)
ne zaman ki رَءَا gördüler raā
gördüler قَمِيصَهُۥ gömleğinin qamīṣahu
gömleğinin قُدَّ yırtıldığını qudda
yırtıldığını مِن arkadan min
arkadan دُبُرٍۢ (the) back duburin
(the) back قَالَ (kadına) dedi ki qāla
(kadına) dedi ki إِنَّهُۥ şüphesiz bu innahu
şüphesiz bu مِن sizin hilenizdir min
sizin hilenizdir كَيْدِكُنَّ ۖ your plot kaydikunna
your plot إِنَّ gerçekten inna
gerçekten كَيْدَكُنَّ sizin hileniz kaydakunna
sizin hileniz عَظِيمٌۭ büyüktür ʿaẓīmun
büyüktür ٢٨ (28)
(28)
Kocası gömleğin arkadan yırtılmış olduğunu görünce, karısına hitaben "Doğrusu bu sizin hilenizdir, siz kadınların fendi büyüktür" dedi. Yusuf'a dönerek: "Yusuf! Sen bundan kimseye bahsetme"; kadına dönerek: "Sen de günahının bağışlanmasını dile, çünkü suçlulardansın" dedi.
12:29
يُوسُفُ
Yusuf
yūsufu
Yusuf أَعْرِضْ sen vazgeç aʿriḍ
sen vazgeç عَنْ bundan ʿan
bundan هَـٰذَا ۚ this hādhā
this وَٱسْتَغْفِرِى (kadın) sen de bağışlanmasını dile wa-is'taghfirī
(kadın) sen de bağışlanmasını dile لِذَنۢبِكِ ۖ günahının lidhanbiki
günahının إِنَّكِ çünkü sen innaki
çünkü sen كُنتِ oldun kunti
oldun مِنَ günahkarlardan mina
günahkarlardan ٱلْخَاطِـِٔينَ the sinful l-khāṭiīna
the sinful ٢٩ (29)
(29)
Yusuf أَعْرِضْ sen vazgeç aʿriḍ
sen vazgeç عَنْ bundan ʿan
bundan هَـٰذَا ۚ this hādhā
this وَٱسْتَغْفِرِى (kadın) sen de bağışlanmasını dile wa-is'taghfirī
(kadın) sen de bağışlanmasını dile لِذَنۢبِكِ ۖ günahının lidhanbiki
günahının إِنَّكِ çünkü sen innaki
çünkü sen كُنتِ oldun kunti
oldun مِنَ günahkarlardan mina
günahkarlardan ٱلْخَاطِـِٔينَ the sinful l-khāṭiīna
the sinful ٢٩ (29)
(29)
Kocası gömleğin arkadan yırtılmış olduğunu görünce, karısına hitaben "Doğrusu bu sizin hilenizdir, siz kadınların fendi büyüktür" dedi. Yusuf'a dönerek: "Yusuf! Sen bundan kimseye bahsetme"; kadına dönerek: "Sen de günahının bağışlanmasını dile, çünkü suçlulardansın" dedi.
12:30
۞ وَقَالَ
ve dediler ki
waqāla
ve dediler ki نِسْوَةٌۭ birtakım kadınlar nis'watun
birtakım kadınlar فِى şehirde fī
şehirde ٱلْمَدِينَةِ the city l-madīnati
the city ٱمْرَأَتُ karısı im'ra-atu
karısı ٱلْعَزِيزِ Vezir'in l-ʿazīzi
Vezir'in تُرَٰوِدُ murad almak istemiş turāwidu
murad almak istemiş فَتَىٰهَا uşağının fatāhā
uşağının عَن nefsinden ʿan
nefsinden نَّفْسِهِۦ ۖ himself nafsihi
himself قَدْ muhakak qad
muhakak شَغَفَهَا onun bağrını yakmış shaghafahā
onun bağrını yakmış حُبًّا ۖ sevda ḥubban
sevda إِنَّا elbette biz innā
elbette biz لَنَرَىٰهَا onu görüyoruz lanarāhā
onu görüyoruz فِى içinde fī
içinde ضَلَـٰلٍۢ bir sapıklık ḍalālin
bir sapıklık مُّبِينٍۢ açık mubīnin
açık ٣٠ (30)
(30)
ve dediler ki نِسْوَةٌۭ birtakım kadınlar nis'watun
birtakım kadınlar فِى şehirde fī
şehirde ٱلْمَدِينَةِ the city l-madīnati
the city ٱمْرَأَتُ karısı im'ra-atu
karısı ٱلْعَزِيزِ Vezir'in l-ʿazīzi
Vezir'in تُرَٰوِدُ murad almak istemiş turāwidu
murad almak istemiş فَتَىٰهَا uşağının fatāhā
uşağının عَن nefsinden ʿan
nefsinden نَّفْسِهِۦ ۖ himself nafsihi
himself قَدْ muhakak qad
muhakak شَغَفَهَا onun bağrını yakmış shaghafahā
onun bağrını yakmış حُبًّا ۖ sevda ḥubban
sevda إِنَّا elbette biz innā
elbette biz لَنَرَىٰهَا onu görüyoruz lanarāhā
onu görüyoruz فِى içinde fī
içinde ضَلَـٰلٍۢ bir sapıklık ḍalālin
bir sapıklık مُّبِينٍۢ açık mubīnin
açık ٣٠ (30)
(30)
Şehirde bir takım kadınlar: "Vezirin karısı kölesinin olmak istiyormuş; sevgisi bağrını yakmış; doğrusu onun besbelli sapıtmış olduğunu görüyoruz." dediler.
12:31
فَلَمَّا
ne zaman ki
falammā
ne zaman ki سَمِعَتْ (kadın) işitti samiʿat
(kadın) işitti بِمَكْرِهِنَّ onların hilelerini bimakrihinna
onların hilelerini أَرْسَلَتْ (haber) gönderdi arsalat
(haber) gönderdi إِلَيْهِنَّ onlara ilayhinna
onlara وَأَعْتَدَتْ ve hazırladı wa-aʿtadat
ve hazırladı لَهُنَّ onlar için lahunna
onlar için مُتَّكَـًۭٔا dayanacak yastıklar muttaka-an
dayanacak yastıklar وَءَاتَتْ ve verdi waātat
ve verdi كُلَّ her kulla
her وَٰحِدَةٍۢ birine wāḥidatin
birine مِّنْهُنَّ onlardan min'hunna
onlardan سِكِّينًۭا birer bıçak sikkīnan
birer bıçak وَقَالَتِ ve dedi waqālati
ve dedi ٱخْرُجْ çık! ukh'ruj
çık! عَلَيْهِنَّ ۖ karşılarına ʿalayhinna
karşılarına فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki رَأَيْنَهُۥٓ O'nu görünce ra-aynahu
O'nu görünce أَكْبَرْنَهُۥ onu (gözlerinde) büyüttüler akbarnahu
onu (gözlerinde) büyüttüler وَقَطَّعْنَ ve kestiler waqaṭṭaʿna
ve kestiler أَيْدِيَهُنَّ ellerini aydiyahunna
ellerini وَقُلْنَ ve dediler waqul'na
ve dediler حَـٰشَ haşa ḥāsha
haşa لِلَّهِ Allah için lillahi
Allah için مَا değildir mā
değildir هَـٰذَا bu hādhā
bu بَشَرًا insan basharan
insan إِنْ bu in
bu هَـٰذَآ (is) this hādhā
(is) this إِلَّا ancak illā
ancak مَلَكٌۭ bir melektir malakun
bir melektir كَرِيمٌۭ güzel karīmun
güzel ٣١ (31)
(31)
ne zaman ki سَمِعَتْ (kadın) işitti samiʿat
(kadın) işitti بِمَكْرِهِنَّ onların hilelerini bimakrihinna
onların hilelerini أَرْسَلَتْ (haber) gönderdi arsalat
(haber) gönderdi إِلَيْهِنَّ onlara ilayhinna
onlara وَأَعْتَدَتْ ve hazırladı wa-aʿtadat
ve hazırladı لَهُنَّ onlar için lahunna
onlar için مُتَّكَـًۭٔا dayanacak yastıklar muttaka-an
dayanacak yastıklar وَءَاتَتْ ve verdi waātat
ve verdi كُلَّ her kulla
her وَٰحِدَةٍۢ birine wāḥidatin
birine مِّنْهُنَّ onlardan min'hunna
onlardan سِكِّينًۭا birer bıçak sikkīnan
birer bıçak وَقَالَتِ ve dedi waqālati
ve dedi ٱخْرُجْ çık! ukh'ruj
çık! عَلَيْهِنَّ ۖ karşılarına ʿalayhinna
karşılarına فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki رَأَيْنَهُۥٓ O'nu görünce ra-aynahu
O'nu görünce أَكْبَرْنَهُۥ onu (gözlerinde) büyüttüler akbarnahu
onu (gözlerinde) büyüttüler وَقَطَّعْنَ ve kestiler waqaṭṭaʿna
ve kestiler أَيْدِيَهُنَّ ellerini aydiyahunna
ellerini وَقُلْنَ ve dediler waqul'na
ve dediler حَـٰشَ haşa ḥāsha
haşa لِلَّهِ Allah için lillahi
Allah için مَا değildir mā
değildir هَـٰذَا bu hādhā
bu بَشَرًا insan basharan
insan إِنْ bu in
bu هَـٰذَآ (is) this hādhā
(is) this إِلَّا ancak illā
ancak مَلَكٌۭ bir melektir malakun
bir melektir كَرِيمٌۭ güzel karīmun
güzel ٣١ (31)
(31)
Kadınların kendisini yermesini işitince onları davet etti; koltuklar hazırladı; geldiklerinde her birine birer bıçak verdi. Yusuf'a: "Yanlarına çık" dedi. Kadınlar Yusuf'u görünce şaşıp ellerini kestiler ve "Allah'ı tenzih ederiz ama, bu insan değil ancak çok güzel bir melektir" dediler.
12:32
قَالَتْ
dedi ki
qālat
dedi ki فَذَٰلِكُنَّ işte siz fadhālikunna
işte siz ٱلَّذِى ki alladhī
ki لُمْتُنَّنِى beni kınamıştınız lum'tunnanī
beni kınamıştınız فِيهِ ۖ bunun için fīhi
bunun için وَلَقَدْ andolsun walaqad
andolsun رَٰوَدتُّهُۥ ben murad almak istedim rāwadttuhu
ben murad almak istedim عَن kendisinden ʿan
kendisinden نَّفْسِهِۦ [himself] nafsihi
[himself] فَٱسْتَعْصَمَ ۖ o reddetti fa-is'taʿṣama
o reddetti وَلَئِن ama wala-in
ama لَّمْ yapmazsa lam
yapmazsa يَفْعَلْ he does yafʿal
he does مَآ şeyi mā
şeyi ءَامُرُهُۥ emrettiğim āmuruhu
emrettiğim لَيُسْجَنَنَّ elbette zindana atılacaktır layus'jananna
elbette zindana atılacaktır وَلَيَكُونًۭا ve olacaktır walayakūnan
ve olacaktır مِّنَ alçalanlardan mina
alçalanlardan ٱلصَّـٰغِرِينَ those who are disgraced l-ṣāghirīna
those who are disgraced ٣٢ (32)
(32)
dedi ki فَذَٰلِكُنَّ işte siz fadhālikunna
işte siz ٱلَّذِى ki alladhī
ki لُمْتُنَّنِى beni kınamıştınız lum'tunnanī
beni kınamıştınız فِيهِ ۖ bunun için fīhi
bunun için وَلَقَدْ andolsun walaqad
andolsun رَٰوَدتُّهُۥ ben murad almak istedim rāwadttuhu
ben murad almak istedim عَن kendisinden ʿan
kendisinden نَّفْسِهِۦ [himself] nafsihi
[himself] فَٱسْتَعْصَمَ ۖ o reddetti fa-is'taʿṣama
o reddetti وَلَئِن ama wala-in
ama لَّمْ yapmazsa lam
yapmazsa يَفْعَلْ he does yafʿal
he does مَآ şeyi mā
şeyi ءَامُرُهُۥ emrettiğim āmuruhu
emrettiğim لَيُسْجَنَنَّ elbette zindana atılacaktır layus'jananna
elbette zindana atılacaktır وَلَيَكُونًۭا ve olacaktır walayakūnan
ve olacaktır مِّنَ alçalanlardan mina
alçalanlardan ٱلصَّـٰغِرِينَ those who are disgraced l-ṣāghirīna
those who are disgraced ٣٢ (32)
(32)
Vezirin karısı: "İşte sözünü edip beni yerdiğiniz budur. And olsun ki onun olmak istedim, fakat o iffetinden dolayı çekindi. Emrimi yine yapmazsa, and olsun ki hapse tıkılacak ve kahre uğrayanlardan olacak."
12:33
قَالَ
(Yusuf) dedi ki
qāla
(Yusuf) dedi ki رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim ٱلسِّجْنُ zindan l-sij'nu
zindan أَحَبُّ daha iyidir aḥabbu
daha iyidir إِلَىَّ bana göre ilayya
bana göre مِمَّا şeyden mimmā
şeyden يَدْعُونَنِىٓ beni çağırdığı yadʿūnanī
beni çağırdığı إِلَيْهِ ۖ bunların ilayhi
bunların وَإِلَّا ve eğer wa-illā
ve eğer تَصْرِفْ savmazsan taṣrif
savmazsan عَنِّى benden ʿannī
benden كَيْدَهُنَّ onların hilelerini kaydahunna
onların hilelerini أَصْبُ kayarım aṣbu
kayarım إِلَيْهِنَّ onlara ilayhinna
onlara وَأَكُن ve olurum wa-akun
ve olurum مِّنَ cahillerden mina
cahillerden ٱلْجَـٰهِلِينَ the ignorant l-jāhilīna
the ignorant ٣٣ (33)
(33)
(Yusuf) dedi ki رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim ٱلسِّجْنُ zindan l-sij'nu
zindan أَحَبُّ daha iyidir aḥabbu
daha iyidir إِلَىَّ bana göre ilayya
bana göre مِمَّا şeyden mimmā
şeyden يَدْعُونَنِىٓ beni çağırdığı yadʿūnanī
beni çağırdığı إِلَيْهِ ۖ bunların ilayhi
bunların وَإِلَّا ve eğer wa-illā
ve eğer تَصْرِفْ savmazsan taṣrif
savmazsan عَنِّى benden ʿannī
benden كَيْدَهُنَّ onların hilelerini kaydahunna
onların hilelerini أَصْبُ kayarım aṣbu
kayarım إِلَيْهِنَّ onlara ilayhinna
onlara وَأَكُن ve olurum wa-akun
ve olurum مِّنَ cahillerden mina
cahillerden ٱلْجَـٰهِلِينَ the ignorant l-jāhilīna
the ignorant ٣٣ (33)
(33)
Yusuf: "Rabbim! Hapis benim için, bunların istediklerini yapmaktan daha iyidir. Eğer tuzaklarını benden uzaklaştırmazsan onlara meyleder ve bilmeyenlerden olurum." dedi.
12:34
فَٱسْتَجَابَ
du'asını kabul etti
fa-is'tajāba
du'asını kabul etti لَهُۥ onun lahu
onun رَبُّهُۥ Rabbi rabbuhu
Rabbi فَصَرَفَ savdı faṣarafa
savdı عَنْهُ ondan ʿanhu
ondan كَيْدَهُنَّ ۚ onların hilelerini kaydahunna
onların hilelerini إِنَّهُۥ şüphesiz innahu
şüphesiz هُوَ O huwa
O ٱلسَّمِيعُ işitendir l-samīʿu
işitendir ٱلْعَلِيمُ bilendir l-ʿalīmu
bilendir ٣٤ (34)
(34)
du'asını kabul etti لَهُۥ onun lahu
onun رَبُّهُۥ Rabbi rabbuhu
Rabbi فَصَرَفَ savdı faṣarafa
savdı عَنْهُ ondan ʿanhu
ondan كَيْدَهُنَّ ۚ onların hilelerini kaydahunna
onların hilelerini إِنَّهُۥ şüphesiz innahu
şüphesiz هُوَ O huwa
O ٱلسَّمِيعُ işitendir l-samīʿu
işitendir ٱلْعَلِيمُ bilendir l-ʿalīmu
bilendir ٣٤ (34)
(34)
Rabbi onun duasını kabul etti ve kadınların tuzağına engel oldu. Zira O, işitir ve bilir.
12:35
ثُمَّ
sonra
thumma
sonra بَدَا uygun geldi badā
uygun geldi لَهُم onlara lahum
onlara مِّنۢ sonra (bile) min
sonra (bile) بَعْدِ after baʿdi
after مَا gördükten mā
gördükten رَأَوُا۟ they had seen ra-awū
they had seen ٱلْـَٔايَـٰتِ delilleri l-āyāti
delilleri لَيَسْجُنُنَّهُۥ onu zindana atmaları layasjununnahu
onu zindana atmaları حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar حِينٍۢ bir süreye ḥīnin
bir süreye ٣٥ (35)
(35)
sonra بَدَا uygun geldi badā
uygun geldi لَهُم onlara lahum
onlara مِّنۢ sonra (bile) min
sonra (bile) بَعْدِ after baʿdi
after مَا gördükten mā
gördükten رَأَوُا۟ they had seen ra-awū
they had seen ٱلْـَٔايَـٰتِ delilleri l-āyāti
delilleri لَيَسْجُنُنَّهُۥ onu zindana atmaları layasjununnahu
onu zindana atmaları حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar حِينٍۢ bir süreye ḥīnin
bir süreye ٣٥ (35)
(35)
Sonra, kadının ailesi delilleri Yusuf'un lehinde gördüğü halde, onu bir süre için hapsetmeyi uygun buldu.
12:36
وَدَخَلَ
ve girdi
wadakhala
ve girdi مَعَهُ onunla beraber maʿahu
onunla beraber ٱلسِّجْنَ zindana l-sij'na
zindana فَتَيَانِ ۖ iki genç daha fatayāni
iki genç daha قَالَ dedi ki qāla
dedi ki أَحَدُهُمَآ onlardan biri aḥaduhumā
onlardan biri إِنِّىٓ şüphesiz ben innī
şüphesiz ben أَرَىٰنِىٓ (düşümde) görüyorum arānī
(düşümde) görüyorum أَعْصِرُ sıktığımı aʿṣiru
sıktığımı خَمْرًۭا ۖ şarap khamran
şarap وَقَالَ ve dedi waqāla
ve dedi ٱلْـَٔاخَرُ öteki de l-ākharu
öteki de إِنِّىٓ ben de innī
ben de أَرَىٰنِىٓ görüyorum ki arānī
görüyorum ki أَحْمِلُ taşıyorum aḥmilu
taşıyorum فَوْقَ üstünde fawqa
üstünde رَأْسِى başımın rasī
başımın خُبْزًۭا ekmek khub'zan
ekmek تَأْكُلُ yiyor takulu
yiyor ٱلطَّيْرُ kuşlar l-ṭayru
kuşlar مِنْهُ ۖ ondan min'hu
ondan نَبِّئْنَا bize haber ver nabbi'nā
bize haber ver بِتَأْوِيلِهِۦٓ ۖ bunun yorumunu bitawīlihi
bunun yorumunu إِنَّا zira biz innā
zira biz نَرَىٰكَ seni görüyoruz narāka
seni görüyoruz مِنَ güzel davrananlardan mina
güzel davrananlardan ٱلْمُحْسِنِينَ the good-doers l-muḥ'sinīna
the good-doers ٣٦ (36)
(36)
ve girdi مَعَهُ onunla beraber maʿahu
onunla beraber ٱلسِّجْنَ zindana l-sij'na
zindana فَتَيَانِ ۖ iki genç daha fatayāni
iki genç daha قَالَ dedi ki qāla
dedi ki أَحَدُهُمَآ onlardan biri aḥaduhumā
onlardan biri إِنِّىٓ şüphesiz ben innī
şüphesiz ben أَرَىٰنِىٓ (düşümde) görüyorum arānī
(düşümde) görüyorum أَعْصِرُ sıktığımı aʿṣiru
sıktığımı خَمْرًۭا ۖ şarap khamran
şarap وَقَالَ ve dedi waqāla
ve dedi ٱلْـَٔاخَرُ öteki de l-ākharu
öteki de إِنِّىٓ ben de innī
ben de أَرَىٰنِىٓ görüyorum ki arānī
görüyorum ki أَحْمِلُ taşıyorum aḥmilu
taşıyorum فَوْقَ üstünde fawqa
üstünde رَأْسِى başımın rasī
başımın خُبْزًۭا ekmek khub'zan
ekmek تَأْكُلُ yiyor takulu
yiyor ٱلطَّيْرُ kuşlar l-ṭayru
kuşlar مِنْهُ ۖ ondan min'hu
ondan نَبِّئْنَا bize haber ver nabbi'nā
bize haber ver بِتَأْوِيلِهِۦٓ ۖ bunun yorumunu bitawīlihi
bunun yorumunu إِنَّا zira biz innā
zira biz نَرَىٰكَ seni görüyoruz narāka
seni görüyoruz مِنَ güzel davrananlardan mina
güzel davrananlardan ٱلْمُحْسِنِينَ the good-doers l-muḥ'sinīna
the good-doers ٣٦ (36)
(36)
Hapse, onunla beraber, iki genç daha girdi. Biri, "Rüyamda şaraplık üzüm sıktığımı gördüm" dedi; diğeri "Başımın üzerinde, kuşların yediği bir ekmek taşıdığımı gördüm" dedi. "Bize bunu yorumla; senin iyi bir kimse olduğunu görüyoruz"
12:37
قَالَ
(Yusuf) şöyle dedi
qāla
(Yusuf) şöyle dedi لَا size gelmez lā
size gelmez يَأْتِيكُمَا (will) come to both of you yatīkumā
(will) come to both of you طَعَامٌۭ bir yemek ṭaʿāmun
bir yemek تُرْزَقَانِهِۦٓ rızık olarak verilen tur'zaqānihi
rızık olarak verilen إِلَّا mutlaka illā
mutlaka نَبَّأْتُكُمَا size haber vermiş olurum nabbatukumā
size haber vermiş olurum بِتَأْوِيلِهِۦ bunun yorumunu bitawīlihi
bunun yorumunu قَبْلَ önceden qabla
önceden أَن size gelmeden an
size gelmeden يَأْتِيَكُمَا ۚ [it] comes to both of you yatiyakumā
[it] comes to both of you ذَٰلِكُمَا bu dhālikumā
bu مِمَّا şeylerdendir mimmā
şeylerdendir عَلَّمَنِى bana öğrettiği ʿallamanī
bana öğrettiği رَبِّىٓ ۚ Rabbimin rabbī
Rabbimin إِنِّى şüphesiz ben innī
şüphesiz ben تَرَكْتُ terk ettim taraktu
terk ettim مِلَّةَ dinini millata
dinini قَوْمٍۢ bir kavmin qawmin
bir kavmin لَّا inanmıyorlar lā
inanmıyorlar يُؤْمِنُونَ they believe yu'minūna
they believe بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a وَهُم ve onlar wahum
ve onlar بِٱلْـَٔاخِرَةِ ahireti bil-ākhirati
ahireti هُمْ onlar hum
onlar كَـٰفِرُونَ inkar ediyorlar kāfirūna
inkar ediyorlar ٣٧ (37)
(37)
(Yusuf) şöyle dedi لَا size gelmez lā
size gelmez يَأْتِيكُمَا (will) come to both of you yatīkumā
(will) come to both of you طَعَامٌۭ bir yemek ṭaʿāmun
bir yemek تُرْزَقَانِهِۦٓ rızık olarak verilen tur'zaqānihi
rızık olarak verilen إِلَّا mutlaka illā
mutlaka نَبَّأْتُكُمَا size haber vermiş olurum nabbatukumā
size haber vermiş olurum بِتَأْوِيلِهِۦ bunun yorumunu bitawīlihi
bunun yorumunu قَبْلَ önceden qabla
önceden أَن size gelmeden an
size gelmeden يَأْتِيَكُمَا ۚ [it] comes to both of you yatiyakumā
[it] comes to both of you ذَٰلِكُمَا bu dhālikumā
bu مِمَّا şeylerdendir mimmā
şeylerdendir عَلَّمَنِى bana öğrettiği ʿallamanī
bana öğrettiği رَبِّىٓ ۚ Rabbimin rabbī
Rabbimin إِنِّى şüphesiz ben innī
şüphesiz ben تَرَكْتُ terk ettim taraktu
terk ettim مِلَّةَ dinini millata
dinini قَوْمٍۢ bir kavmin qawmin
bir kavmin لَّا inanmıyorlar lā
inanmıyorlar يُؤْمِنُونَ they believe yu'minūna
they believe بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a وَهُم ve onlar wahum
ve onlar بِٱلْـَٔاخِرَةِ ahireti bil-ākhirati
ahireti هُمْ onlar hum
onlar كَـٰفِرُونَ inkar ediyorlar kāfirūna
inkar ediyorlar ٣٧ (37)
(37)
Yusuf: "Rabbimin bana öğrettiği bilgi ile, daha yiyeceğiniz yemek gelmeden size onu yorumlarım. Doğrusu ben, Allah'a inanmayan ve ahireti inkar eden, bir milletin dinini bırakmışımdır.
12:38
وَٱتَّبَعْتُ
ve uydum
wa-ittabaʿtu
ve uydum مِلَّةَ dinine millata
dinine ءَابَآءِىٓ atalarım ābāī
atalarım إِبْرَٰهِيمَ İbrahim'in ib'rāhīma
İbrahim'in وَإِسْحَـٰقَ ve İshak'ın wa-is'ḥāqa
ve İshak'ın وَيَعْقُوبَ ۚ ve Ya'kub'un wayaʿqūba
ve Ya'kub'un مَا (hakkımız) yoktur mā
(hakkımız) yoktur كَانَ bizim kāna
bizim لَنَآ for us lanā
for us أَن ortak koşmağa an
ortak koşmağa نُّشْرِكَ we associate nush'rika
we associate بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a مِن herhangi bir min
herhangi bir شَىْءٍۢ ۚ şeyi shayin
şeyi ذَٰلِكَ bu dhālika
bu مِن bir lutfudur min
bir lutfudur فَضْلِ (the) Grace faḍli
(the) Grace ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın عَلَيْنَا üzerimize ʿalaynā
üzerimize وَعَلَى ve üzerine waʿalā
ve üzerine ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların وَلَـٰكِنَّ ama walākinna
ama أَكْثَرَ çoğu akthara
çoğu ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların لَا şükretmezler lā
şükretmezler يَشْكُرُونَ grateful yashkurūna
grateful ٣٨ (38)
(38)
ve uydum مِلَّةَ dinine millata
dinine ءَابَآءِىٓ atalarım ābāī
atalarım إِبْرَٰهِيمَ İbrahim'in ib'rāhīma
İbrahim'in وَإِسْحَـٰقَ ve İshak'ın wa-is'ḥāqa
ve İshak'ın وَيَعْقُوبَ ۚ ve Ya'kub'un wayaʿqūba
ve Ya'kub'un مَا (hakkımız) yoktur mā
(hakkımız) yoktur كَانَ bizim kāna
bizim لَنَآ for us lanā
for us أَن ortak koşmağa an
ortak koşmağa نُّشْرِكَ we associate nush'rika
we associate بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a مِن herhangi bir min
herhangi bir شَىْءٍۢ ۚ şeyi shayin
şeyi ذَٰلِكَ bu dhālika
bu مِن bir lutfudur min
bir lutfudur فَضْلِ (the) Grace faḍli
(the) Grace ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın عَلَيْنَا üzerimize ʿalaynā
üzerimize وَعَلَى ve üzerine waʿalā
ve üzerine ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların وَلَـٰكِنَّ ama walākinna
ama أَكْثَرَ çoğu akthara
çoğu ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların لَا şükretmezler lā
şükretmezler يَشْكُرُونَ grateful yashkurūna
grateful ٣٨ (38)
(38)
Atalarım İbrahim, İshak ve Yakub'un dinine uydum. Allah'a herhangi bir ortak koşmak bize yaraşmaz; bu, Allah'ın bize ve insanlara olan lütfudur; fakat insanların çoğu şükretmez" dedi.
12:39
يَـٰصَـٰحِبَىِ
Ey benim arkadaşlarım
yāṣāḥibayi
Ey benim arkadaşlarım ٱلسِّجْنِ zindan l-sij'ni
zindan ءَأَرْبَابٌۭ tanrılar mı? a-arbābun
tanrılar mı? مُّتَفَرِّقُونَ çeşitli mutafarriqūna
çeşitli خَيْرٌ daha hayırlıdır khayrun
daha hayırlıdır أَمِ yoksa ami
yoksa ٱللَّهُ Allah (mı?) l-lahu
Allah (mı?) ٱلْوَٰحِدُ tek l-wāḥidu
tek ٱلْقَهَّارُ kahhar olan l-qahāru
kahhar olan ٣٩ (39)
(39)
Ey benim arkadaşlarım ٱلسِّجْنِ zindan l-sij'ni
zindan ءَأَرْبَابٌۭ tanrılar mı? a-arbābun
tanrılar mı? مُّتَفَرِّقُونَ çeşitli mutafarriqūna
çeşitli خَيْرٌ daha hayırlıdır khayrun
daha hayırlıdır أَمِ yoksa ami
yoksa ٱللَّهُ Allah (mı?) l-lahu
Allah (mı?) ٱلْوَٰحِدُ tek l-wāḥidu
tek ٱلْقَهَّارُ kahhar olan l-qahāru
kahhar olan ٣٩ (39)
(39)
"Ey mahpus arkadaşlarım! Ayrı ayrı bir sürü uydurma rabler mi daha iyidir, yoksa her şeyden üstün tek Allah mı?"
12:40
مَا
siz tapmıyorsunuz
mā
siz tapmıyorsunuz تَعْبُدُونَ you worship taʿbudūna
you worship مِن o'nu bırakıp min
o'nu bırakıp دُونِهِۦٓ besides Him dūnihi
besides Him إِلَّآ başkasına illā
başkasına أَسْمَآءًۭ (boş) isimlerden asmāan
(boş) isimlerden سَمَّيْتُمُوهَآ isimlendirdiği sammaytumūhā
isimlendirdiği أَنتُمْ sizin antum
sizin وَءَابَآؤُكُم ve atalarınızın waābāukum
ve atalarınızın مَّآ indirmemiştir mā
indirmemiştir أَنزَلَ (has) sent down anzala
(has) sent down ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah بِهَا onlar hakkında bihā
onlar hakkında مِن hiçbir min
hiçbir سُلْطَـٰنٍ ۚ delil sul'ṭānin
delil إِنِ yoktur ini
yoktur ٱلْحُكْمُ (hiçbir) Hüküm l-ḥuk'mu
(hiçbir) Hüküm إِلَّا dışında illā
dışında لِلَّهِ ۚ Allah'ın lillahi
Allah'ın أَمَرَ O emretmiştir amara
O emretmiştir أَلَّا tapmamanızı allā
tapmamanızı تَعْبُدُوٓا۟ you worship taʿbudū
you worship إِلَّآ başkasına illā
başkasına إِيَّاهُ ۚ kendisinden iyyāhu
kendisinden ذَٰلِكَ işte budur dhālika
işte budur ٱلدِّينُ din l-dīnu
din ٱلْقَيِّمُ doğru l-qayimu
doğru وَلَـٰكِنَّ ama walākinna
ama أَكْثَرَ çoğu akthara
çoğu ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların لَا bilmezler lā
bilmezler يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know ٤٠ (40)
(40)
siz tapmıyorsunuz تَعْبُدُونَ you worship taʿbudūna
you worship مِن o'nu bırakıp min
o'nu bırakıp دُونِهِۦٓ besides Him dūnihi
besides Him إِلَّآ başkasına illā
başkasına أَسْمَآءًۭ (boş) isimlerden asmāan
(boş) isimlerden سَمَّيْتُمُوهَآ isimlendirdiği sammaytumūhā
isimlendirdiği أَنتُمْ sizin antum
sizin وَءَابَآؤُكُم ve atalarınızın waābāukum
ve atalarınızın مَّآ indirmemiştir mā
indirmemiştir أَنزَلَ (has) sent down anzala
(has) sent down ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah بِهَا onlar hakkında bihā
onlar hakkında مِن hiçbir min
hiçbir سُلْطَـٰنٍ ۚ delil sul'ṭānin
delil إِنِ yoktur ini
yoktur ٱلْحُكْمُ (hiçbir) Hüküm l-ḥuk'mu
(hiçbir) Hüküm إِلَّا dışında illā
dışında لِلَّهِ ۚ Allah'ın lillahi
Allah'ın أَمَرَ O emretmiştir amara
O emretmiştir أَلَّا tapmamanızı allā
tapmamanızı تَعْبُدُوٓا۟ you worship taʿbudū
you worship إِلَّآ başkasına illā
başkasına إِيَّاهُ ۚ kendisinden iyyāhu
kendisinden ذَٰلِكَ işte budur dhālika
işte budur ٱلدِّينُ din l-dīnu
din ٱلْقَيِّمُ doğru l-qayimu
doğru وَلَـٰكِنَّ ama walākinna
ama أَكْثَرَ çoğu akthara
çoğu ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların لَا bilmezler lā
bilmezler يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know ٤٠ (40)
(40)
"Allah'ı bırakıp taptığınız, sizin ve babalarınızın adlandırdığı putlardan başka bir şey değildir. Allah onların doğru olduğuna dair bir delil indirmemiştir. Hüküm vermek ancak Allah'a aittir; kendisinden başkasına değil, O'na tapmanızı emretmiştir. Bu, dosdoğru dindir, fakat insanların çoğu bilmezler".
12:41
يَـٰصَـٰحِبَىِ
Ey arkadaşlarım
yāṣāḥibayi
Ey arkadaşlarım ٱلسِّجْنِ zindan l-sij'ni
zindan أَمَّآ ikinizden biriniz ammā
ikinizden biriniz أَحَدُكُمَا one of you aḥadukumā
one of you فَيَسْقِى yine sunacak fayasqī
yine sunacak رَبَّهُۥ efendisine rabbahu
efendisine خَمْرًۭا ۖ şarap khamran
şarap وَأَمَّا diğeri ise wa-ammā
diğeri ise ٱلْـَٔاخَرُ the other l-ākharu
the other فَيُصْلَبُ asılacak fayuṣ'labu
asılacak فَتَأْكُلُ yiyecek fatakulu
yiyecek ٱلطَّيْرُ kuşlar l-ṭayru
kuşlar مِن onun başından min
onun başından رَّأْسِهِۦ ۚ his head rasihi
his head قُضِىَ kesinleşmiştir quḍiya
kesinleşmiştir ٱلْأَمْرُ iş l-amru
iş ٱلَّذِى hakkında alladhī
hakkında فِيهِ about which fīhi
about which تَسْتَفْتِيَانِ sorduğunuz tastaftiyāni
sorduğunuz ٤١ (41)
(41)
Ey arkadaşlarım ٱلسِّجْنِ zindan l-sij'ni
zindan أَمَّآ ikinizden biriniz ammā
ikinizden biriniz أَحَدُكُمَا one of you aḥadukumā
one of you فَيَسْقِى yine sunacak fayasqī
yine sunacak رَبَّهُۥ efendisine rabbahu
efendisine خَمْرًۭا ۖ şarap khamran
şarap وَأَمَّا diğeri ise wa-ammā
diğeri ise ٱلْـَٔاخَرُ the other l-ākharu
the other فَيُصْلَبُ asılacak fayuṣ'labu
asılacak فَتَأْكُلُ yiyecek fatakulu
yiyecek ٱلطَّيْرُ kuşlar l-ṭayru
kuşlar مِن onun başından min
onun başından رَّأْسِهِۦ ۚ his head rasihi
his head قُضِىَ kesinleşmiştir quḍiya
kesinleşmiştir ٱلْأَمْرُ iş l-amru
iş ٱلَّذِى hakkında alladhī
hakkında فِيهِ about which fīhi
about which تَسْتَفْتِيَانِ sorduğunuz tastaftiyāni
sorduğunuz ٤١ (41)
(41)
"Ey mahpus arkadaşlarım! Biriniz efendinize şarap sunacak, diğeri asılacak ve kuşlar başından yiyecektir. Sorduğunuz iş işte böylece kesinleşmiştir."
12:42
وَقَالَ
ve dedi ki
waqāla
ve dedi ki لِلَّذِى kişiye lilladhī
kişiye ظَنَّ sandığı ẓanna
sandığı أَنَّهُۥ onun annahu
onun نَاجٍۢ kurtulacağını nājin
kurtulacağını مِّنْهُمَا o iki kişiden min'humā
o iki kişiden ٱذْكُرْنِى beni an udh'kur'nī
beni an عِندَ yanında ʿinda
yanında رَبِّكَ efendin(kralın)ın rabbika
efendin(kralın)ın فَأَنسَىٰهُ fakat ona unutturdu fa-ansāhu
fakat ona unutturdu ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan l-shayṭānu
şeytan ذِكْرَ söylemeyi dhik'ra
söylemeyi رَبِّهِۦ efendisine rabbihi
efendisine فَلَبِثَ (böylece) kaldı falabitha
(böylece) kaldı فِى zindanda fī
zindanda ٱلسِّجْنِ the prison l-sij'ni
the prison بِضْعَ birkaç biḍ'ʿa
birkaç سِنِينَ yıl sinīna
yıl ٤٢ (42)
(42)
ve dedi ki لِلَّذِى kişiye lilladhī
kişiye ظَنَّ sandığı ẓanna
sandığı أَنَّهُۥ onun annahu
onun نَاجٍۢ kurtulacağını nājin
kurtulacağını مِّنْهُمَا o iki kişiden min'humā
o iki kişiden ٱذْكُرْنِى beni an udh'kur'nī
beni an عِندَ yanında ʿinda
yanında رَبِّكَ efendin(kralın)ın rabbika
efendin(kralın)ın فَأَنسَىٰهُ fakat ona unutturdu fa-ansāhu
fakat ona unutturdu ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan l-shayṭānu
şeytan ذِكْرَ söylemeyi dhik'ra
söylemeyi رَبِّهِۦ efendisine rabbihi
efendisine فَلَبِثَ (böylece) kaldı falabitha
(böylece) kaldı فِى zindanda fī
zindanda ٱلسِّجْنِ the prison l-sij'ni
the prison بِضْعَ birkaç biḍ'ʿa
birkaç سِنِينَ yıl sinīna
yıl ٤٢ (42)
(42)
İkisinden, kurtulacağını sandığı kimseye Yusuf: "Efendinin yanında beni an" dedi. Ama şeytan efendisine onu hatırlatmayı unutturdu ve Yusuf bu yüzden daha birkaç yıl hapiste kaldı.
12:43
وَقَالَ
ve dedi ki
waqāla
ve dedi ki ٱلْمَلِكُ Kral l-maliku
Kral إِنِّىٓ şüphesiz ben innī
şüphesiz ben أَرَىٰ (düşümde) görüyorum arā
(düşümde) görüyorum سَبْعَ yedi sabʿa
yedi بَقَرَٰتٍۢ inek baqarātin
inek سِمَانٍۢ semiz simānin
semiz يَأْكُلُهُنَّ bunları yiyor yakuluhunna
bunları yiyor سَبْعٌ yedi sabʿun
yedi عِجَافٌۭ zayıf inek ʿijāfun
zayıf inek وَسَبْعَ ve yedi wasabʿa
ve yedi سُنۢبُلَـٰتٍ başak sunbulātin
başak خُضْرٍۢ yeşil khuḍ'rin
yeşil وَأُخَرَ ve diğerleri de wa-ukhara
ve diğerleri de يَابِسَـٰتٍۢ ۖ kuru yābisātin
kuru يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey ٱلْمَلَأُ efendiler l-mala-u
efendiler أَفْتُونِى bana anlatın aftūnī
bana anlatın فِى bu rü'yamı fī
bu rü'yamı رُءْيَـٰىَ my vision ru'yāya
my vision إِن eğer in
eğer كُنتُمْ siz kuntum
siz لِلرُّءْيَا rü'ya lilrru'yā
rü'ya تَعْبُرُونَ ta'bir ediyorsanız taʿburūna
ta'bir ediyorsanız ٤٣ (43)
(43)
ve dedi ki ٱلْمَلِكُ Kral l-maliku
Kral إِنِّىٓ şüphesiz ben innī
şüphesiz ben أَرَىٰ (düşümde) görüyorum arā
(düşümde) görüyorum سَبْعَ yedi sabʿa
yedi بَقَرَٰتٍۢ inek baqarātin
inek سِمَانٍۢ semiz simānin
semiz يَأْكُلُهُنَّ bunları yiyor yakuluhunna
bunları yiyor سَبْعٌ yedi sabʿun
yedi عِجَافٌۭ zayıf inek ʿijāfun
zayıf inek وَسَبْعَ ve yedi wasabʿa
ve yedi سُنۢبُلَـٰتٍ başak sunbulātin
başak خُضْرٍۢ yeşil khuḍ'rin
yeşil وَأُخَرَ ve diğerleri de wa-ukhara
ve diğerleri de يَابِسَـٰتٍۢ ۖ kuru yābisātin
kuru يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey ٱلْمَلَأُ efendiler l-mala-u
efendiler أَفْتُونِى bana anlatın aftūnī
bana anlatın فِى bu rü'yamı fī
bu rü'yamı رُءْيَـٰىَ my vision ru'yāya
my vision إِن eğer in
eğer كُنتُمْ siz kuntum
siz لِلرُّءْيَا rü'ya lilrru'yā
rü'ya تَعْبُرُونَ ta'bir ediyorsanız taʿburūna
ta'bir ediyorsanız ٤٣ (43)
(43)
Hükümdar: "Ben, yedi semiz ineği yedi zayıf ineğin yediğini; yedi yeşil başak ve bir o kadar da kurumuş başak görüyorum. Ey ileri gelenler! Eğer rüya yormasını biliyorsanız rüyamı söyleyiniz." dedi.
12:44
قَالُوٓا۟
dediler ki
qālū
dediler ki أَضْغَـٰثُ karmakarışık aḍghāthu
karmakarışık أَحْلَـٰمٍۢ ۖ düşler aḥlāmin
düşler وَمَا değiliz wamā
değiliz نَحْنُ biz naḥnu
biz بِتَأْوِيلِ yorumunu bitawīli
yorumunu ٱلْأَحْلَـٰمِ düşlerin l-aḥlāmi
düşlerin بِعَـٰلِمِينَ bilen(kişi)ler biʿālimīna
bilen(kişi)ler ٤٤ (44)
(44)
dediler ki أَضْغَـٰثُ karmakarışık aḍghāthu
karmakarışık أَحْلَـٰمٍۢ ۖ düşler aḥlāmin
düşler وَمَا değiliz wamā
değiliz نَحْنُ biz naḥnu
biz بِتَأْوِيلِ yorumunu bitawīli
yorumunu ٱلْأَحْلَـٰمِ düşlerin l-aḥlāmi
düşlerin بِعَـٰلِمِينَ bilen(kişi)ler biʿālimīna
bilen(kişi)ler ٤٤ (44)
(44)
Etrafındakiler: "Bir takım karışık rüyalar; biz böyle rüyaların yorumunu bilmeyiz" dediler.
12:45
وَقَالَ
dedi ki
waqāla
dedi ki ٱلَّذِى kurtulanı alladhī
kurtulanı نَجَا was saved najā
was saved مِنْهُمَا iki kişiden min'humā
iki kişiden وَٱدَّكَرَ hatırladı wa-iddakara
hatırladı بَعْدَ sonra baʿda
sonra أُمَّةٍ uzun bir süre ummatin
uzun bir süre أَنَا۠ ben anā
ben أُنَبِّئُكُم size haber veririm unabbi-ukum
size haber veririm بِتَأْوِيلِهِۦ onun yorumunu bitawīlihi
onun yorumunu فَأَرْسِلُونِ hemen beni gönderin fa-arsilūni
hemen beni gönderin ٤٥ (45)
(45)
dedi ki ٱلَّذِى kurtulanı alladhī
kurtulanı نَجَا was saved najā
was saved مِنْهُمَا iki kişiden min'humā
iki kişiden وَٱدَّكَرَ hatırladı wa-iddakara
hatırladı بَعْدَ sonra baʿda
sonra أُمَّةٍ uzun bir süre ummatin
uzun bir süre أَنَا۠ ben anā
ben أُنَبِّئُكُم size haber veririm unabbi-ukum
size haber veririm بِتَأْوِيلِهِۦ onun yorumunu bitawīlihi
onun yorumunu فَأَرْسِلُونِ hemen beni gönderin fa-arsilūni
hemen beni gönderin ٤٥ (45)
(45)
Hapisteki iki kişiden kurtulmuş olanı, nice zaman sonra Yusuf'u hatırladı ve: "Ben size bunu yorumlayacağım, hele beni gönderin" dedi.
12:46
يُوسُفُ
Yusuf
yūsufu
Yusuf أَيُّهَا ey ayyuhā
ey ٱلصِّدِّيقُ çok doğru söyleyen l-ṣidīqu
çok doğru söyleyen أَفْتِنَا bize bilgi ver aftinā
bize bilgi ver فِى hakkında fī
hakkında سَبْعِ yedi sabʿi
yedi بَقَرَٰتٍۢ ineği baqarātin
ineği سِمَانٍۢ semiz simānin
semiz يَأْكُلُهُنَّ yiyorlar yakuluhunna
yiyorlar سَبْعٌ yedi sabʿun
yedi عِجَافٌۭ zayıf (inek) ʿijāfun
zayıf (inek) وَسَبْعِ ve yedi wasabʿi
ve yedi سُنۢبُلَـٰتٍ başak sunbulātin
başak خُضْرٍۢ yeşil khuḍ'rin
yeşil وَأُخَرَ diğeri de wa-ukhara
diğeri de يَابِسَـٰتٍۢ kuru yābisātin
kuru لَّعَلِّىٓ umarım ki laʿallī
umarım ki أَرْجِعُ dönerim arjiʿu
dönerim إِلَى insanlara ilā
insanlara ٱلنَّاسِ the people l-nāsi
the people لَعَلَّهُمْ onlar da laʿallahum
onlar da يَعْلَمُونَ bilirler yaʿlamūna
bilirler ٤٦ (46)
(46)
Yusuf أَيُّهَا ey ayyuhā
ey ٱلصِّدِّيقُ çok doğru söyleyen l-ṣidīqu
çok doğru söyleyen أَفْتِنَا bize bilgi ver aftinā
bize bilgi ver فِى hakkında fī
hakkında سَبْعِ yedi sabʿi
yedi بَقَرَٰتٍۢ ineği baqarātin
ineği سِمَانٍۢ semiz simānin
semiz يَأْكُلُهُنَّ yiyorlar yakuluhunna
yiyorlar سَبْعٌ yedi sabʿun
yedi عِجَافٌۭ zayıf (inek) ʿijāfun
zayıf (inek) وَسَبْعِ ve yedi wasabʿi
ve yedi سُنۢبُلَـٰتٍ başak sunbulātin
başak خُضْرٍۢ yeşil khuḍ'rin
yeşil وَأُخَرَ diğeri de wa-ukhara
diğeri de يَابِسَـٰتٍۢ kuru yābisātin
kuru لَّعَلِّىٓ umarım ki laʿallī
umarım ki أَرْجِعُ dönerim arjiʿu
dönerim إِلَى insanlara ilā
insanlara ٱلنَّاسِ the people l-nāsi
the people لَعَلَّهُمْ onlar da laʿallahum
onlar da يَعْلَمُونَ bilirler yaʿlamūna
bilirler ٤٦ (46)
(46)
Hapishaneye varıp: "Ey doğru sözlü Yusuf! Rüyada görülen yedi semiz ineği yedi zayıf ineğin yemesi; yedi yeşil başak ve bir o kadar kuru başak nedir? Bize yorumla, ben de insanlara ulaştırayım da bilsinler" dedi.
12:47
قَالَ
(Yusuf) dedi ki
qāla
(Yusuf) dedi ki تَزْرَعُونَ siz (ürünü) ekin tazraʿūna
siz (ürünü) ekin سَبْعَ yedi sabʿa
yedi سِنِينَ yıl sinīna
yıl دَأَبًۭا âdetiniz üzere da-aban
âdetiniz üzere فَمَا ne ki famā
ne ki حَصَدتُّمْ biçtiniz ḥaṣadttum
biçtiniz فَذَرُوهُ bırakın onu fadharūhu
bırakın onu فِى başağında fī
başağında سُنۢبُلِهِۦٓ its ears sunbulihi
its ears إِلَّا hariç illā
hariç قَلِيلًۭا az bir mikdar qalīlan
az bir mikdar مِّمَّا yiyeceğiniz mimmā
yiyeceğiniz تَأْكُلُونَ you (will) eat takulūna
you (will) eat ٤٧ (47)
(47)
(Yusuf) dedi ki تَزْرَعُونَ siz (ürünü) ekin tazraʿūna
siz (ürünü) ekin سَبْعَ yedi sabʿa
yedi سِنِينَ yıl sinīna
yıl دَأَبًۭا âdetiniz üzere da-aban
âdetiniz üzere فَمَا ne ki famā
ne ki حَصَدتُّمْ biçtiniz ḥaṣadttum
biçtiniz فَذَرُوهُ bırakın onu fadharūhu
bırakın onu فِى başağında fī
başağında سُنۢبُلِهِۦٓ its ears sunbulihi
its ears إِلَّا hariç illā
hariç قَلِيلًۭا az bir mikdar qalīlan
az bir mikdar مِّمَّا yiyeceğiniz mimmā
yiyeceğiniz تَأْكُلُونَ you (will) eat takulūna
you (will) eat ٤٧ (47)
(47)
Yusuf: "Devamlı yedi sene ekin ekip, biçtiğiniz ekinin yediğinizden artanını başağında bırakın."
12:48
ثُمَّ
sonra
thumma
sonra يَأْتِى gelir yatī
gelir مِنۢ ardından min
ardından بَعْدِ after baʿdi
after ذَٰلِكَ onun dhālika
onun سَبْعٌۭ yedi sabʿun
yedi شِدَادٌۭ zorlu (yıl) shidādun
zorlu (yıl) يَأْكُلْنَ yeyip bitirir yakul'na
yeyip bitirir مَا önceden (biriktirdiklerinizi) mā
önceden (biriktirdiklerinizi) قَدَّمْتُمْ you advanced qaddamtum
you advanced لَهُنَّ onlardan lahunna
onlardan إِلَّا dışında illā
dışında قَلِيلًۭا az miktar qalīlan
az miktar مِّمَّا sakladığınız mimmā
sakladığınız تُحْصِنُونَ you (will) store tuḥ'ṣinūna
you (will) store ٤٨ (48)
(48)
sonra يَأْتِى gelir yatī
gelir مِنۢ ardından min
ardından بَعْدِ after baʿdi
after ذَٰلِكَ onun dhālika
onun سَبْعٌۭ yedi sabʿun
yedi شِدَادٌۭ zorlu (yıl) shidādun
zorlu (yıl) يَأْكُلْنَ yeyip bitirir yakul'na
yeyip bitirir مَا önceden (biriktirdiklerinizi) mā
önceden (biriktirdiklerinizi) قَدَّمْتُمْ you advanced qaddamtum
you advanced لَهُنَّ onlardan lahunna
onlardan إِلَّا dışında illā
dışında قَلِيلًۭا az miktar qalīlan
az miktar مِّمَّا sakladığınız mimmā
sakladığınız تُحْصِنُونَ you (will) store tuḥ'ṣinūna
you (will) store ٤٨ (48)
(48)
"Sonra bunun ardından yedi kurak yıl gelir, bütün biriktirdiğinizi yer, yalnız az bir miktar saklarsınız."
12:49
ثُمَّ
sonra
thumma
sonra يَأْتِى gelir yatī
gelir مِنۢ ardından min
ardından بَعْدِ after baʿdi
after ذَٰلِكَ bunun dhālika
bunun عَامٌۭ bir yıl ʿāmun
bir yıl فِيهِ o (yılda) fīhi
o (yılda) يُغَاثُ bol yağmur verilir yughāthu
bol yağmur verilir ٱلنَّاسُ insanlara l-nāsu
insanlara وَفِيهِ ve o (yıl) wafīhi
ve o (yıl) يَعْصِرُونَ (insanlar meyve) sıkarlar yaʿṣirūna
(insanlar meyve) sıkarlar ٤٩ (49)
(49)
sonra يَأْتِى gelir yatī
gelir مِنۢ ardından min
ardından بَعْدِ after baʿdi
after ذَٰلِكَ bunun dhālika
bunun عَامٌۭ bir yıl ʿāmun
bir yıl فِيهِ o (yılda) fīhi
o (yılda) يُغَاثُ bol yağmur verilir yughāthu
bol yağmur verilir ٱلنَّاسُ insanlara l-nāsu
insanlara وَفِيهِ ve o (yıl) wafīhi
ve o (yıl) يَعْصِرُونَ (insanlar meyve) sıkarlar yaʿṣirūna
(insanlar meyve) sıkarlar ٤٩ (49)
(49)
"Sonra, halkın yağmur göreceği bir yıl gelir, o zaman sıkıp sağarlar" dedi.
12:50
وَقَالَ
dedi ki
waqāla
dedi ki ٱلْمَلِكُ Kral l-maliku
Kral ٱئْتُونِى bana getirin i'tūnī
bana getirin بِهِۦ ۖ onu bihi
onu فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki جَآءَهُ gelince (Yusuf'a) jāahu
gelince (Yusuf'a) ٱلرَّسُولُ elçi l-rasūlu
elçi قَالَ dedi qāla
dedi ٱرْجِعْ dön ir'jiʿ
dön إِلَىٰ efendine ilā
efendine رَبِّكَ your lord rabbika
your lord فَسْـَٔلْهُ ve ona sor fasalhu
ve ona sor مَا neydi? mā
neydi? بَالُ maksadı bālu
maksadı ٱلنِّسْوَةِ kadınların l-nis'wati
kadınların ٱلَّـٰتِى kesen allātī
kesen قَطَّعْنَ cut qaṭṭaʿna
cut أَيْدِيَهُنَّ ۚ ellerini aydiyahunna
ellerini إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz رَبِّى Rabbim rabbī
Rabbim بِكَيْدِهِنَّ onların tuzaklarını bikaydihinna
onların tuzaklarını عَلِيمٌۭ biliyor ʿalīmun
biliyor ٥٠ (50)
(50)
dedi ki ٱلْمَلِكُ Kral l-maliku
Kral ٱئْتُونِى bana getirin i'tūnī
bana getirin بِهِۦ ۖ onu bihi
onu فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki جَآءَهُ gelince (Yusuf'a) jāahu
gelince (Yusuf'a) ٱلرَّسُولُ elçi l-rasūlu
elçi قَالَ dedi qāla
dedi ٱرْجِعْ dön ir'jiʿ
dön إِلَىٰ efendine ilā
efendine رَبِّكَ your lord rabbika
your lord فَسْـَٔلْهُ ve ona sor fasalhu
ve ona sor مَا neydi? mā
neydi? بَالُ maksadı bālu
maksadı ٱلنِّسْوَةِ kadınların l-nis'wati
kadınların ٱلَّـٰتِى kesen allātī
kesen قَطَّعْنَ cut qaṭṭaʿna
cut أَيْدِيَهُنَّ ۚ ellerini aydiyahunna
ellerini إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz رَبِّى Rabbim rabbī
Rabbim بِكَيْدِهِنَّ onların tuzaklarını bikaydihinna
onların tuzaklarını عَلِيمٌۭ biliyor ʿalīmun
biliyor ٥٠ (50)
(50)
Hükümdar: "Onu bana getirin" dedi. Yusuf'a elçi gelince, "Efendine dön, kadınlar niçin ellerini kesmişlerdi bir sor; doğrusu Rabbim onların hilesini bilir" dedi.
12:51
قَالَ
dedi
qāla
dedi مَا neydi? mā
neydi? خَطْبُكُنَّ durumunuz khaṭbukunna
durumunuz إِذْ zaman idh
zaman رَٰوَدتُّنَّ murad almak istediğiniz rāwadttunna
murad almak istediğiniz يُوسُفَ Yusuf'un yūsufa
Yusuf'un عَن nefsinden ʿan
nefsinden نَّفْسِهِۦ ۚ himself nafsihi
himself قُلْنَ dediler ki qul'na
dediler ki حَـٰشَ haşa ḥāsha
haşa لِلَّهِ Allah için lillahi
Allah için مَا biz bilmiyoruz mā
biz bilmiyoruz عَلِمْنَا we know ʿalim'nā
we know عَلَيْهِ onun ʿalayhi
onun مِن hiçbir min
hiçbir سُوٓءٍۢ ۚ kötülüğünü sūin
kötülüğünü قَالَتِ dedi qālati
dedi ٱمْرَأَتُ karısı da im'ra-atu
karısı da ٱلْعَزِيزِ Aziz'in l-ʿazīzi
Aziz'in ٱلْـَٔـٰنَ işte şimdi l-āna
işte şimdi حَصْحَصَ yerini buldu ḥaṣḥaṣa
yerini buldu ٱلْحَقُّ hak l-ḥaqu
hak أَنَا۠ ben anā
ben رَٰوَدتُّهُۥ murad almak istemiştim rāwadttuhu
murad almak istemiştim عَن onun nefsinden ʿan
onun nefsinden نَّفْسِهِۦ himself nafsihi
himself وَإِنَّهُۥ şüphesiz o wa-innahu
şüphesiz o لَمِنَ doğrulardandır lamina
doğrulardandır ٱلصَّـٰدِقِينَ the truthful l-ṣādiqīna
the truthful ٥١ (51)
(51)
dedi مَا neydi? mā
neydi? خَطْبُكُنَّ durumunuz khaṭbukunna
durumunuz إِذْ zaman idh
zaman رَٰوَدتُّنَّ murad almak istediğiniz rāwadttunna
murad almak istediğiniz يُوسُفَ Yusuf'un yūsufa
Yusuf'un عَن nefsinden ʿan
nefsinden نَّفْسِهِۦ ۚ himself nafsihi
himself قُلْنَ dediler ki qul'na
dediler ki حَـٰشَ haşa ḥāsha
haşa لِلَّهِ Allah için lillahi
Allah için مَا biz bilmiyoruz mā
biz bilmiyoruz عَلِمْنَا we know ʿalim'nā
we know عَلَيْهِ onun ʿalayhi
onun مِن hiçbir min
hiçbir سُوٓءٍۢ ۚ kötülüğünü sūin
kötülüğünü قَالَتِ dedi qālati
dedi ٱمْرَأَتُ karısı da im'ra-atu
karısı da ٱلْعَزِيزِ Aziz'in l-ʿazīzi
Aziz'in ٱلْـَٔـٰنَ işte şimdi l-āna
işte şimdi حَصْحَصَ yerini buldu ḥaṣḥaṣa
yerini buldu ٱلْحَقُّ hak l-ḥaqu
hak أَنَا۠ ben anā
ben رَٰوَدتُّهُۥ murad almak istemiştim rāwadttuhu
murad almak istemiştim عَن onun nefsinden ʿan
onun nefsinden نَّفْسِهِۦ himself nafsihi
himself وَإِنَّهُۥ şüphesiz o wa-innahu
şüphesiz o لَمِنَ doğrulardandır lamina
doğrulardandır ٱلصَّـٰدِقِينَ the truthful l-ṣādiqīna
the truthful ٥١ (51)
(51)
Hükümdar kadınlara: "Yusuf'un olmak istediğiniz zaman durumunuz neydi?" dedi. Kadınlar, "Haşa! Onun bir fenalığını görmedik" dediler. Vezirin karısı: "Şimdi gerçek ortaya çıktı; onun olmak isteyen bendim; doğrusu Yusuf doğrulardandır" dedi.
12:52
ذَٰلِكَ
bu (sözlerim)
dhālika
bu (sözlerim) لِيَعْلَمَ bilmesi içindir liyaʿlama
bilmesi içindir أَنِّى benim annī
benim لَمْ kendisine hainlik etmediğimi lam
kendisine hainlik etmediğimi أَخُنْهُ [I] betray him akhun'hu
[I] betray him بِٱلْغَيْبِ arkadan bil-ghaybi
arkadan وَأَنَّ ve muhakkak wa-anna
ve muhakkak ٱللَّهَ Allah'ın l-laha
Allah'ın لَا başarıya ulaştırmayacağını lā
başarıya ulaştırmayacağını يَهْدِى guide yahdī
guide كَيْدَ tuzağını kayda
tuzağını ٱلْخَآئِنِينَ hainlerin l-khāinīna
hainlerin ٥٢ (52)
(52)
bu (sözlerim) لِيَعْلَمَ bilmesi içindir liyaʿlama
bilmesi içindir أَنِّى benim annī
benim لَمْ kendisine hainlik etmediğimi lam
kendisine hainlik etmediğimi أَخُنْهُ [I] betray him akhun'hu
[I] betray him بِٱلْغَيْبِ arkadan bil-ghaybi
arkadan وَأَنَّ ve muhakkak wa-anna
ve muhakkak ٱللَّهَ Allah'ın l-laha
Allah'ın لَا başarıya ulaştırmayacağını lā
başarıya ulaştırmayacağını يَهْدِى guide yahdī
guide كَيْدَ tuzağını kayda
tuzağını ٱلْخَآئِنِينَ hainlerin l-khāinīna
hainlerin ٥٢ (52)
(52)
Yusuf, "Maksadım, vezire, gıyabında ihanet etmediğimi, hainlerin tuzaklarını Allah'ın başarıya erdirmediğini bilmesini sağlamaktı" dedi.
12:53
۞ وَمَآ
ben temize çıkarmam
wamā
ben temize çıkarmam أُبَرِّئُ I absolve ubarri-u
I absolve نَفْسِىٓ ۚ nefsimi nafsī
nefsimi إِنَّ çünkü inna
çünkü ٱلنَّفْسَ nefis l-nafsa
nefis لَأَمَّارَةٌۢ daima emredicidir la-ammāratun
daima emredicidir بِٱلسُّوٓءِ kötülüğü bil-sūi
kötülüğü إِلَّا hariç illā
hariç مَا esirgediği mā
esirgediği رَحِمَ bestows Mercy raḥima
bestows Mercy رَبِّىٓ ۚ Rabbimin rabbī
Rabbimin إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz رَبِّى Rabbim rabbī
Rabbim غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır رَّحِيمٌۭ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir ٥٣ (53)
(53)
ben temize çıkarmam أُبَرِّئُ I absolve ubarri-u
I absolve نَفْسِىٓ ۚ nefsimi nafsī
nefsimi إِنَّ çünkü inna
çünkü ٱلنَّفْسَ nefis l-nafsa
nefis لَأَمَّارَةٌۢ daima emredicidir la-ammāratun
daima emredicidir بِٱلسُّوٓءِ kötülüğü bil-sūi
kötülüğü إِلَّا hariç illā
hariç مَا esirgediği mā
esirgediği رَحِمَ bestows Mercy raḥima
bestows Mercy رَبِّىٓ ۚ Rabbimin rabbī
Rabbimin إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz رَبِّى Rabbim rabbī
Rabbim غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır رَّحِيمٌۭ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir ٥٣ (53)
(53)
"Ben nefsimi temize çıkarmam; çünkü nefs, Rabbimin merhameti olmadıkça, kötülüğü emreder. Doğrusu Rabbim bağışlayandır, merhamet edendir."
12:54
وَقَالَ
dedi
waqāla
dedi ٱلْمَلِكُ Kral l-maliku
Kral ٱئْتُونِى bana getirin i'tūnī
bana getirin بِهِۦٓ onu bihi
onu أَسْتَخْلِصْهُ onu özel (dost) yapayım astakhliṣ'hu
onu özel (dost) yapayım لِنَفْسِى ۖ kendime linafsī
kendime فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki كَلَّمَهُۥ onunla konuşunca kallamahu
onunla konuşunca قَالَ dedi ki qāla
dedi ki إِنَّكَ şüphesiz sen innaka
şüphesiz sen ٱلْيَوْمَ bugün l-yawma
bugün لَدَيْنَا yanımızda ladaynā
yanımızda مَكِينٌ mevki sahibisin makīnun
mevki sahibisin أَمِينٌۭ güvenilir(bir kimse)sin amīnun
güvenilir(bir kimse)sin ٥٤ (54)
(54)
dedi ٱلْمَلِكُ Kral l-maliku
Kral ٱئْتُونِى bana getirin i'tūnī
bana getirin بِهِۦٓ onu bihi
onu أَسْتَخْلِصْهُ onu özel (dost) yapayım astakhliṣ'hu
onu özel (dost) yapayım لِنَفْسِى ۖ kendime linafsī
kendime فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki كَلَّمَهُۥ onunla konuşunca kallamahu
onunla konuşunca قَالَ dedi ki qāla
dedi ki إِنَّكَ şüphesiz sen innaka
şüphesiz sen ٱلْيَوْمَ bugün l-yawma
bugün لَدَيْنَا yanımızda ladaynā
yanımızda مَكِينٌ mevki sahibisin makīnun
mevki sahibisin أَمِينٌۭ güvenilir(bir kimse)sin amīnun
güvenilir(bir kimse)sin ٥٤ (54)
(54)
Hükümdar: "Onu bana getirin, yanıma alayım" dedi. Onunla konuşunca: "Bugün senin yanımızda önemli bir yerin ve güvenilir bir durumun vardır." dedi.
12:55
قَالَ
dedi
qāla
dedi ٱجْعَلْنِى beni tayin et ij'ʿalnī
beni tayin et عَلَىٰ üstüne ʿalā
üstüne خَزَآئِنِ hazineleri khazāini
hazineleri ٱلْأَرْضِ ۖ ülkenin l-arḍi
ülkenin إِنِّى çünkü ben innī
çünkü ben حَفِيظٌ iyi korur ḥafīẓun
iyi korur عَلِيمٌۭ iyi bilirim ʿalīmun
iyi bilirim ٥٥ (55)
(55)
dedi ٱجْعَلْنِى beni tayin et ij'ʿalnī
beni tayin et عَلَىٰ üstüne ʿalā
üstüne خَزَآئِنِ hazineleri khazāini
hazineleri ٱلْأَرْضِ ۖ ülkenin l-arḍi
ülkenin إِنِّى çünkü ben innī
çünkü ben حَفِيظٌ iyi korur ḥafīẓun
iyi korur عَلِيمٌۭ iyi bilirim ʿalīmun
iyi bilirim ٥٥ (55)
(55)
Yusuf: "Beni memleketin hazinelerine memur et, çünkü ben korumasını ve yönetmesini bilirim" dedi.
12:56
وَكَذَٰلِكَ
böylece
wakadhālika
böylece مَكَّنَّا biz iktidar verdik makkannā
biz iktidar verdik لِيُوسُفَ Yusuf'a liyūsufa
Yusuf'a فِى o ülke'de fī
o ülke'de ٱلْأَرْضِ the land l-arḍi
the land يَتَبَوَّأُ konaklardı yatabawwa-u
konaklardı مِنْهَا orada min'hā
orada حَيْثُ yerde ḥaythu
yerde يَشَآءُ ۚ dilediği yashāu
dilediği نُصِيبُ biz ulaştırırız nuṣību
biz ulaştırırız بِرَحْمَتِنَا rahmetimizi biraḥmatinā
rahmetimizi مَن kimseye man
kimseye نَّشَآءُ ۖ dilediğimiz nashāu
dilediğimiz وَلَا zayi etmeyiz walā
zayi etmeyiz نُضِيعُ We let go waste nuḍīʿu
We let go waste أَجْرَ ecrini ajra
ecrini ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananların l-muḥ'sinīna
güzel davrananların ٥٦ (56)
(56)
böylece مَكَّنَّا biz iktidar verdik makkannā
biz iktidar verdik لِيُوسُفَ Yusuf'a liyūsufa
Yusuf'a فِى o ülke'de fī
o ülke'de ٱلْأَرْضِ the land l-arḍi
the land يَتَبَوَّأُ konaklardı yatabawwa-u
konaklardı مِنْهَا orada min'hā
orada حَيْثُ yerde ḥaythu
yerde يَشَآءُ ۚ dilediği yashāu
dilediği نُصِيبُ biz ulaştırırız nuṣību
biz ulaştırırız بِرَحْمَتِنَا rahmetimizi biraḥmatinā
rahmetimizi مَن kimseye man
kimseye نَّشَآءُ ۖ dilediğimiz nashāu
dilediğimiz وَلَا zayi etmeyiz walā
zayi etmeyiz نُضِيعُ We let go waste nuḍīʿu
We let go waste أَجْرَ ecrini ajra
ecrini ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananların l-muḥ'sinīna
güzel davrananların ٥٦ (56)
(56)
Yusuf'u böylece o memlekete yerleştirdik; istediği yerlerde oturabilirdi. Rahmetimizi tıpkı bu misalde olduğu gibi istediğimize veririz; iyi davrananların ecrini zayi etmeyiz.
12:57
وَلَأَجْرُ
elbette ödülü
wala-ajru
elbette ödülü ٱلْـَٔاخِرَةِ ahiret l-ākhirati
ahiret خَيْرٌۭ daha hayırlıdır khayrun
daha hayırlıdır لِّلَّذِينَ kimseler için lilladhīna
kimseler için ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) وَكَانُوا۟ ve (için) wakānū
ve (için) يَتَّقُونَ korunanlar yattaqūna
korunanlar ٥٧ (57)
(57)
elbette ödülü ٱلْـَٔاخِرَةِ ahiret l-ākhirati
ahiret خَيْرٌۭ daha hayırlıdır khayrun
daha hayırlıdır لِّلَّذِينَ kimseler için lilladhīna
kimseler için ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) وَكَانُوا۟ ve (için) wakānū
ve (için) يَتَّقُونَ korunanlar yattaqūna
korunanlar ٥٧ (57)
(57)
Ama ahiret ecri, inananlar ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için daha iyidir.
12:58
وَجَآءَ
ve geldiler
wajāa
ve geldiler إِخْوَةُ kardeşleri ikh'watu
kardeşleri يُوسُفَ Yusuf'un yūsufa
Yusuf'un فَدَخَلُوا۟ girdiler fadakhalū
girdiler عَلَيْهِ onun yanına ʿalayhi
onun yanına فَعَرَفَهُمْ o onları tanıdı faʿarafahum
o onları tanıdı وَهُمْ fakat onlar wahum
fakat onlar لَهُۥ onu lahu
onu مُنكِرُونَ tanımıyorlardı munkirūna
tanımıyorlardı ٥٨ (58)
(58)
ve geldiler إِخْوَةُ kardeşleri ikh'watu
kardeşleri يُوسُفَ Yusuf'un yūsufa
Yusuf'un فَدَخَلُوا۟ girdiler fadakhalū
girdiler عَلَيْهِ onun yanına ʿalayhi
onun yanına فَعَرَفَهُمْ o onları tanıdı faʿarafahum
o onları tanıdı وَهُمْ fakat onlar wahum
fakat onlar لَهُۥ onu lahu
onu مُنكِرُونَ tanımıyorlardı munkirūna
tanımıyorlardı ٥٨ (58)
(58)
Yusuf'un kardeşleri gelip yanına girdiler. Kendisini tanımadıkları halde o onları tanıdı.
12:59
وَلَمَّا
ve ne zaman ki
walammā
ve ne zaman ki جَهَّزَهُم yükletti jahhazahum
yükletti بِجَهَازِهِمْ onların yüklerini bijahāzihim
onların yüklerini قَالَ dedi ki qāla
dedi ki ٱئْتُونِى bana getirin i'tūnī
bana getirin بِأَخٍۢ kardeşinizi bi-akhin
kardeşinizi لَّكُم sizin lakum
sizin مِّنْ babanızdan (olan) min
babanızdan (olan) أَبِيكُمْ ۚ your father abīkum
your father أَلَا görmüyor musunuz? alā
görmüyor musunuz? تَرَوْنَ you see tarawna
you see أَنِّىٓ ben annī
ben أُوفِى tam yapıyorum ūfī
tam yapıyorum ٱلْكَيْلَ ölçüyü l-kayla
ölçüyü وَأَنَا۠ ve ben wa-anā
ve ben خَيْرُ en iyisiyim khayru
en iyisiyim ٱلْمُنزِلِينَ konukseverlerin l-munzilīna
konukseverlerin ٥٩ (59)
(59)
ve ne zaman ki جَهَّزَهُم yükletti jahhazahum
yükletti بِجَهَازِهِمْ onların yüklerini bijahāzihim
onların yüklerini قَالَ dedi ki qāla
dedi ki ٱئْتُونِى bana getirin i'tūnī
bana getirin بِأَخٍۢ kardeşinizi bi-akhin
kardeşinizi لَّكُم sizin lakum
sizin مِّنْ babanızdan (olan) min
babanızdan (olan) أَبِيكُمْ ۚ your father abīkum
your father أَلَا görmüyor musunuz? alā
görmüyor musunuz? تَرَوْنَ you see tarawna
you see أَنِّىٓ ben annī
ben أُوفِى tam yapıyorum ūfī
tam yapıyorum ٱلْكَيْلَ ölçüyü l-kayla
ölçüyü وَأَنَا۠ ve ben wa-anā
ve ben خَيْرُ en iyisiyim khayru
en iyisiyim ٱلْمُنزِلِينَ konukseverlerin l-munzilīna
konukseverlerin ٥٩ (59)
(59)
Onların yüklerini hazırlatınca şöyle dedi: "Baba bir kardeşinizi bana getirin. Sizlere ölçüyü bol tuttuğumu ve benim misafir konuklayanların en iyisi olduğumu görmüyor musunuz?"
12:60
فَإِن
eğer
fa-in
eğer لَّمْ bana getirmezseniz lam
bana getirmezseniz تَأْتُونِى you bring him to me tatūnī
you bring him to me بِهِۦ onu bihi
onu فَلَا artık yoktur falā
artık yoktur كَيْلَ ölçecek bir şey kayla
ölçecek bir şey لَكُمْ size lakum
size عِندِى benim yanımda ʿindī
benim yanımda وَلَا (bir daha) bana yaklaşmayın walā
(bir daha) bana yaklaşmayın تَقْرَبُونِ you will come near me taqrabūni
you will come near me ٦٠ (60)
(60)
eğer لَّمْ bana getirmezseniz lam
bana getirmezseniz تَأْتُونِى you bring him to me tatūnī
you bring him to me بِهِۦ onu bihi
onu فَلَا artık yoktur falā
artık yoktur كَيْلَ ölçecek bir şey kayla
ölçecek bir şey لَكُمْ size lakum
size عِندِى benim yanımda ʿindī
benim yanımda وَلَا (bir daha) bana yaklaşmayın walā
(bir daha) bana yaklaşmayın تَقْرَبُونِ you will come near me taqrabūni
you will come near me ٦٠ (60)
(60)
"Eğer onu bana getirmezseniz bundan böyle benden bir ölçek bile alamazsınız ve bana artık yaklaşmayın da."
12:61
قَالُوا۟
dediler ki
qālū
dediler ki سَنُرَٰوِدُ istemeğe çalışacağız sanurāwidu
istemeğe çalışacağız عَنْهُ onu ʿanhu
onu أَبَاهُ babasından abāhu
babasından وَإِنَّا ve biz muhakkak wa-innā
ve biz muhakkak لَفَـٰعِلُونَ mutlaka yapacağız lafāʿilūna
mutlaka yapacağız ٦١ (61)
(61)
dediler ki سَنُرَٰوِدُ istemeğe çalışacağız sanurāwidu
istemeğe çalışacağız عَنْهُ onu ʿanhu
onu أَبَاهُ babasından abāhu
babasından وَإِنَّا ve biz muhakkak wa-innā
ve biz muhakkak لَفَـٰعِلُونَ mutlaka yapacağız lafāʿilūna
mutlaka yapacağız ٦١ (61)
(61)
Kardeşleri: "Babasını ikna etmeye çalışacağız ve her halde bunu yaparız" dediler.
12:62
وَقَالَ
ve dedi ki
waqāla
ve dedi ki لِفِتْيَـٰنِهِ uşaklarına lifit'yānihi
uşaklarına ٱجْعَلُوا۟ koyun! ij'ʿalū
koyun! بِضَـٰعَتَهُمْ onların sermayelerini biḍāʿatahum
onların sermayelerini فِى içine fī
içine رِحَالِهِمْ yüklerinin riḥālihim
yüklerinin لَعَلَّهُمْ belki onlar laʿallahum
belki onlar يَعْرِفُونَهَآ bunun farkına varırlar yaʿrifūnahā
bunun farkına varırlar إِذَا zaman idhā
zaman ٱنقَلَبُوٓا۟ döndükleri inqalabū
döndükleri إِلَىٰٓ ailelerine ilā
ailelerine أَهْلِهِمْ their people ahlihim
their people لَعَلَّهُمْ belki de laʿallahum
belki de يَرْجِعُونَ geri dönerler yarjiʿūna
geri dönerler ٦٢ (62)
(62)
ve dedi ki لِفِتْيَـٰنِهِ uşaklarına lifit'yānihi
uşaklarına ٱجْعَلُوا۟ koyun! ij'ʿalū
koyun! بِضَـٰعَتَهُمْ onların sermayelerini biḍāʿatahum
onların sermayelerini فِى içine fī
içine رِحَالِهِمْ yüklerinin riḥālihim
yüklerinin لَعَلَّهُمْ belki onlar laʿallahum
belki onlar يَعْرِفُونَهَآ bunun farkına varırlar yaʿrifūnahā
bunun farkına varırlar إِذَا zaman idhā
zaman ٱنقَلَبُوٓا۟ döndükleri inqalabū
döndükleri إِلَىٰٓ ailelerine ilā
ailelerine أَهْلِهِمْ their people ahlihim
their people لَعَلَّهُمْ belki de laʿallahum
belki de يَرْجِعُونَ geri dönerler yarjiʿūna
geri dönerler ٦٢ (62)
(62)
Yusuf adamlarına: "Karşılık olarak getirdiklerini de yüklerine koyun. Belki ailelerine varınca, onu anlarlar da bir daha dönerler" dedi.
12:63
فَلَمَّا
zaman
falammā
zaman رَجَعُوٓا۟ döndükleri rajaʿū
döndükleri إِلَىٰٓ babalarına ilā
babalarına أَبِيهِمْ their father abīhim
their father قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki يَـٰٓأَبَانَا Ey babamız yāabānā
Ey babamız مُنِعَ men'edildi muniʿa
men'edildi مِنَّا bizden minnā
bizden ٱلْكَيْلُ ölçü l-kaylu
ölçü فَأَرْسِلْ (oyüzden) gönder fa-arsil
(oyüzden) gönder مَعَنَآ bizimle beraber maʿanā
bizimle beraber أَخَانَا kardeşimizi akhānā
kardeşimizi نَكْتَلْ ölç(üp al)alım naktal
ölç(üp al)alım وَإِنَّا şüphesiz biz wa-innā
şüphesiz biz لَهُۥ onu lahu
onu لَحَـٰفِظُونَ mutlaka koruruz laḥāfiẓūna
mutlaka koruruz ٦٣ (63)
(63)
zaman رَجَعُوٓا۟ döndükleri rajaʿū
döndükleri إِلَىٰٓ babalarına ilā
babalarına أَبِيهِمْ their father abīhim
their father قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki يَـٰٓأَبَانَا Ey babamız yāabānā
Ey babamız مُنِعَ men'edildi muniʿa
men'edildi مِنَّا bizden minnā
bizden ٱلْكَيْلُ ölçü l-kaylu
ölçü فَأَرْسِلْ (oyüzden) gönder fa-arsil
(oyüzden) gönder مَعَنَآ bizimle beraber maʿanā
bizimle beraber أَخَانَا kardeşimizi akhānā
kardeşimizi نَكْتَلْ ölç(üp al)alım naktal
ölç(üp al)alım وَإِنَّا şüphesiz biz wa-innā
şüphesiz biz لَهُۥ onu lahu
onu لَحَـٰفِظُونَ mutlaka koruruz laḥāfiẓūna
mutlaka koruruz ٦٣ (63)
(63)
Babalarına döndüklerinde, "Ey babamız! Bize yiyecek yasak edildi, kardeşimizi bizimle beraber gönder de yiyecek alalım. Onu elbette koruruz" dediler.
12:64
قَالَ
dedi ki
qāla
dedi ki هَلْ mi? hal
mi? ءَامَنُكُمْ size güveneyim āmanukum
size güveneyim عَلَيْهِ onun hakkında ʿalayhi
onun hakkında إِلَّا ancak illā
ancak كَمَآ gibi kamā
gibi أَمِنتُكُمْ size güvendiğim amintukum
size güvendiğim عَلَىٰٓ (için) ʿalā
(için) أَخِيهِ kardeşi akhīhi
kardeşi مِن daha önce min
daha önce قَبْلُ ۖ before qablu
before فَٱللَّهُ Allah'tır fal-lahu
Allah'tır خَيْرٌ en iyi khayrun
en iyi حَـٰفِظًۭا ۖ koruyan ḥāfiẓan
koruyan وَهُوَ ve O wahuwa
ve O أَرْحَمُ en merhametlisidir arḥamu
en merhametlisidir ٱلرَّٰحِمِينَ merhametlilerin l-rāḥimīna
merhametlilerin ٦٤ (64)
(64)
dedi ki هَلْ mi? hal
mi? ءَامَنُكُمْ size güveneyim āmanukum
size güveneyim عَلَيْهِ onun hakkında ʿalayhi
onun hakkında إِلَّا ancak illā
ancak كَمَآ gibi kamā
gibi أَمِنتُكُمْ size güvendiğim amintukum
size güvendiğim عَلَىٰٓ (için) ʿalā
(için) أَخِيهِ kardeşi akhīhi
kardeşi مِن daha önce min
daha önce قَبْلُ ۖ before qablu
before فَٱللَّهُ Allah'tır fal-lahu
Allah'tır خَيْرٌ en iyi khayrun
en iyi حَـٰفِظًۭا ۖ koruyan ḥāfiẓan
koruyan وَهُوَ ve O wahuwa
ve O أَرْحَمُ en merhametlisidir arḥamu
en merhametlisidir ٱلرَّٰحِمِينَ merhametlilerin l-rāḥimīna
merhametlilerin ٦٤ (64)
(64)
"Daha önce kardeşini size emanet ettiğim gibi, şimdi onu emanet eder miyim? Ama Allah en iyi koruyandır, O merhametlilerin merhametlisidir" dedi.
12:65
وَلَمَّا
ne zaman ki
walammā
ne zaman ki فَتَحُوا۟ açtılar fataḥū
açtılar مَتَـٰعَهُمْ (zahire) yüklerini matāʿahum
(zahire) yüklerini وَجَدُوا۟ buldular wajadū
buldular بِضَـٰعَتَهُمْ sermayelerini biḍāʿatahum
sermayelerini رُدَّتْ geri verilmiş ruddat
geri verilmiş إِلَيْهِمْ ۖ kendilerine ilayhim
kendilerine قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki يَـٰٓأَبَانَا Ey babamız yāabānā
Ey babamız مَا daha ne? mā
daha ne? نَبْغِى ۖ istiyoruz nabghī
istiyoruz هَـٰذِهِۦ işte hādhihi
işte بِضَـٰعَتُنَا sermayemiz biḍāʿatunā
sermayemiz رُدَّتْ geri verilmiş ruddat
geri verilmiş إِلَيْنَا ۖ bize ilaynā
bize وَنَمِيرُ yine yiyecek getiririz wanamīru
yine yiyecek getiririz أَهْلَنَا ailemize ahlanā
ailemize وَنَحْفَظُ ve koruruz wanaḥfaẓu
ve koruruz أَخَانَا kardeşimizi akhānā
kardeşimizi وَنَزْدَادُ ve fazla alırız wanazdādu
ve fazla alırız كَيْلَ yükü kayla
yükü بَعِيرٍۢ ۖ bir deve baʿīrin
bir deve ذَٰلِكَ bu dhālika
bu كَيْلٌۭ bir ölçüdür kaylun
bir ölçüdür يَسِيرٌۭ az yasīrun
az ٦٥ (65)
(65)
ne zaman ki فَتَحُوا۟ açtılar fataḥū
açtılar مَتَـٰعَهُمْ (zahire) yüklerini matāʿahum
(zahire) yüklerini وَجَدُوا۟ buldular wajadū
buldular بِضَـٰعَتَهُمْ sermayelerini biḍāʿatahum
sermayelerini رُدَّتْ geri verilmiş ruddat
geri verilmiş إِلَيْهِمْ ۖ kendilerine ilayhim
kendilerine قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki يَـٰٓأَبَانَا Ey babamız yāabānā
Ey babamız مَا daha ne? mā
daha ne? نَبْغِى ۖ istiyoruz nabghī
istiyoruz هَـٰذِهِۦ işte hādhihi
işte بِضَـٰعَتُنَا sermayemiz biḍāʿatunā
sermayemiz رُدَّتْ geri verilmiş ruddat
geri verilmiş إِلَيْنَا ۖ bize ilaynā
bize وَنَمِيرُ yine yiyecek getiririz wanamīru
yine yiyecek getiririz أَهْلَنَا ailemize ahlanā
ailemize وَنَحْفَظُ ve koruruz wanaḥfaẓu
ve koruruz أَخَانَا kardeşimizi akhānā
kardeşimizi وَنَزْدَادُ ve fazla alırız wanazdādu
ve fazla alırız كَيْلَ yükü kayla
yükü بَعِيرٍۢ ۖ bir deve baʿīrin
bir deve ذَٰلِكَ bu dhālika
bu كَيْلٌۭ bir ölçüdür kaylun
bir ölçüdür يَسِيرٌۭ az yasīrun
az ٦٥ (65)
(65)
Yüklerini açınca karşılık olarak götürdükleri mallarının kendilerine iade edilmiş olduğunu gördüler. "Ey babamız! Daha ne isteriz; işte mallarımız da bize iade edilmiş; ailemize onunla yine yiyecek getirir, kardeşimizi de korur ve bir deve yükü de artırmış oluruz; esasen bu az bir şeydir" dediler.
12:66
قَالَ
dedi ki
qāla
dedi ki لَنْ onu asla göndermem lan
onu asla göndermem أُرْسِلَهُۥ will I send him ur'silahu
will I send him مَعَكُمْ sizinle maʿakum
sizinle حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar تُؤْتُونِ siz bana verinceye tu'tūni
siz bana verinceye مَوْثِقًۭا sağlam bir söz mawthiqan
sağlam bir söz مِّنَ Allah adına mina
Allah adına ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah لَتَأْتُنَّنِى bana getireceğinize latatunnanī
bana getireceğinize بِهِۦٓ onu bihi
onu إِلَّآ dışında illā
dışında أَن kuşatılıp engellenmeniz an
kuşatılıp engellenmeniz يُحَاطَ you are surrounded yuḥāṭa
you are surrounded بِكُمْ ۖ sizin bikum
sizin فَلَمَّآ ne zaman ki falammā
ne zaman ki ءَاتَوْهُ verdiler ātawhu
verdiler مَوْثِقَهُمْ sözlerini mawthiqahum
sözlerini قَالَ dedi qāla
dedi ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine مَا şey mā
şey نَقُولُ söylediğimiz naqūlu
söylediğimiz وَكِيلٌۭ vekildir wakīlun
vekildir ٦٦ (66)
(66)
dedi ki لَنْ onu asla göndermem lan
onu asla göndermem أُرْسِلَهُۥ will I send him ur'silahu
will I send him مَعَكُمْ sizinle maʿakum
sizinle حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar تُؤْتُونِ siz bana verinceye tu'tūni
siz bana verinceye مَوْثِقًۭا sağlam bir söz mawthiqan
sağlam bir söz مِّنَ Allah adına mina
Allah adına ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah لَتَأْتُنَّنِى bana getireceğinize latatunnanī
bana getireceğinize بِهِۦٓ onu bihi
onu إِلَّآ dışında illā
dışında أَن kuşatılıp engellenmeniz an
kuşatılıp engellenmeniz يُحَاطَ you are surrounded yuḥāṭa
you are surrounded بِكُمْ ۖ sizin bikum
sizin فَلَمَّآ ne zaman ki falammā
ne zaman ki ءَاتَوْهُ verdiler ātawhu
verdiler مَوْثِقَهُمْ sözlerini mawthiqahum
sözlerini قَالَ dedi qāla
dedi ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine مَا şey mā
şey نَقُولُ söylediğimiz naqūlu
söylediğimiz وَكِيلٌۭ vekildir wakīlun
vekildir ٦٦ (66)
(66)
Babaları: "Hepiniz helak olmadıkça onu bana geri getireceğinize dair Allah'a karşı sağlam bir söz vermezseniz, sizinle göndermeyeceğim" dedi. Söz verdiklerinde: "Sözümüze Allah vekildir" dedi.
12:67
وَقَالَ
ve dedi ki
waqāla
ve dedi ki يَـٰبَنِىَّ ey oğullarım yābaniyya
ey oğullarım لَا girmeyin lā
girmeyin تَدْخُلُوا۟ enter tadkhulū
enter مِنۢ kapıdan min
kapıdan بَابٍۢ one gate bābin
one gate وَٰحِدٍۢ bir wāḥidin
bir وَٱدْخُلُوا۟ (fakat) girin wa-ud'khulū
(fakat) girin مِنْ kapılardan min
kapılardan أَبْوَٰبٍۢ gates abwābin
gates مُّتَفَرِّقَةٍۢ ۖ ayrı ayrı mutafarriqatin
ayrı ayrı وَمَآ ve wamā
ve أُغْنِى savamam ugh'nī
savamam عَنكُم sizden ʿankum
sizden مِّنَ Allah'tan gelecek mina
Allah'tan gelecek ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah مِن hiçbir min
hiçbir شَىْءٍ ۖ şeyi shayin
şeyi إِنِ yoktur ini
yoktur ٱلْحُكْمُ (hiçbir) Hüküm l-ḥuk'mu
(hiçbir) Hüküm إِلَّا dışında illā
dışında لِلَّهِ ۖ Allah'ın lillahi
Allah'ın عَلَيْهِ O'na ʿalayhi
O'na تَوَكَّلْتُ ۖ tevekkül ettim tawakkaltu
tevekkül ettim وَعَلَيْهِ ve O'na waʿalayhi
ve O'na فَلْيَتَوَكَّلِ tevekkül etsinler falyatawakkali
tevekkül etsinler ٱلْمُتَوَكِّلُونَ tevekkül edenler l-mutawakilūna
tevekkül edenler ٦٧ (67)
(67)
ve dedi ki يَـٰبَنِىَّ ey oğullarım yābaniyya
ey oğullarım لَا girmeyin lā
girmeyin تَدْخُلُوا۟ enter tadkhulū
enter مِنۢ kapıdan min
kapıdan بَابٍۢ one gate bābin
one gate وَٰحِدٍۢ bir wāḥidin
bir وَٱدْخُلُوا۟ (fakat) girin wa-ud'khulū
(fakat) girin مِنْ kapılardan min
kapılardan أَبْوَٰبٍۢ gates abwābin
gates مُّتَفَرِّقَةٍۢ ۖ ayrı ayrı mutafarriqatin
ayrı ayrı وَمَآ ve wamā
ve أُغْنِى savamam ugh'nī
savamam عَنكُم sizden ʿankum
sizden مِّنَ Allah'tan gelecek mina
Allah'tan gelecek ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah مِن hiçbir min
hiçbir شَىْءٍ ۖ şeyi shayin
şeyi إِنِ yoktur ini
yoktur ٱلْحُكْمُ (hiçbir) Hüküm l-ḥuk'mu
(hiçbir) Hüküm إِلَّا dışında illā
dışında لِلَّهِ ۖ Allah'ın lillahi
Allah'ın عَلَيْهِ O'na ʿalayhi
O'na تَوَكَّلْتُ ۖ tevekkül ettim tawakkaltu
tevekkül ettim وَعَلَيْهِ ve O'na waʿalayhi
ve O'na فَلْيَتَوَكَّلِ tevekkül etsinler falyatawakkali
tevekkül etsinler ٱلْمُتَوَكِّلُونَ tevekkül edenler l-mutawakilūna
tevekkül edenler ٦٧ (67)
(67)
Babaları: "Oğullarım! Tek bir kapıdan değil, ayrı ayrı kapılardan girin. Ama Allah katında size bir faydam olmaz, hüküm ancak Allah'ındır, O'na güvendim, güvenenler de O'na güvensinler" dedi.
12:68
وَلَمَّا
ne zaman ki
walammā
ne zaman ki دَخَلُوا۟ girdiler dakhalū
girdiler مِنْ yerden min
yerden حَيْثُ where ḥaythu
where أَمَرَهُمْ emrettiği amarahum
emrettiği أَبُوهُم babalarının abūhum
babalarının مَّا idi mā
idi كَانَ it kāna
it يُغْنِى savamaz yugh'nī
savamaz عَنْهُم onlardan ʿanhum
onlardan مِّنَ Allah-tan (gelecek) mina
Allah-tan (gelecek) ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah مِن hiçbir min
hiçbir شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi إِلَّا ama sadece illā
ama sadece حَاجَةًۭ bir dileği ḥājatan
bir dileği فِى içindeki fī
içindeki نَفْسِ nefsi nafsi
nefsi يَعْقُوبَ Ya'kub'un yaʿqūba
Ya'kub'un قَضَىٰهَا ۚ açığa çıkardı qaḍāhā
açığa çıkardı وَإِنَّهُۥ şüphesiz O wa-innahu
şüphesiz O لَذُو sahibi idi ladhū
sahibi idi عِلْمٍۢ bilgi ʿil'min
bilgi لِّمَا ötürü limā
ötürü عَلَّمْنَـٰهُ ona öğrettiğimizden ʿallamnāhu
ona öğrettiğimizden وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat أَكْثَرَ çoğu akthara
çoğu ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların لَا bilmezler lā
bilmezler يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know ٦٨ (68)
(68)
ne zaman ki دَخَلُوا۟ girdiler dakhalū
girdiler مِنْ yerden min
yerden حَيْثُ where ḥaythu
where أَمَرَهُمْ emrettiği amarahum
emrettiği أَبُوهُم babalarının abūhum
babalarının مَّا idi mā
idi كَانَ it kāna
it يُغْنِى savamaz yugh'nī
savamaz عَنْهُم onlardan ʿanhum
onlardan مِّنَ Allah-tan (gelecek) mina
Allah-tan (gelecek) ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah مِن hiçbir min
hiçbir شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi إِلَّا ama sadece illā
ama sadece حَاجَةًۭ bir dileği ḥājatan
bir dileği فِى içindeki fī
içindeki نَفْسِ nefsi nafsi
nefsi يَعْقُوبَ Ya'kub'un yaʿqūba
Ya'kub'un قَضَىٰهَا ۚ açığa çıkardı qaḍāhā
açığa çıkardı وَإِنَّهُۥ şüphesiz O wa-innahu
şüphesiz O لَذُو sahibi idi ladhū
sahibi idi عِلْمٍۢ bilgi ʿil'min
bilgi لِّمَا ötürü limā
ötürü عَلَّمْنَـٰهُ ona öğrettiğimizden ʿallamnāhu
ona öğrettiğimizden وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat أَكْثَرَ çoğu akthara
çoğu ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların لَا bilmezler lā
bilmezler يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know ٦٨ (68)
(68)
Babalarının emrettiği gibi girdiler. Esasen bu, Allah katında onlara bir fayda sağlamazdı, ancak Yakub içindeki arzuyu ortaya koymuş oldu. O, şüphesiz kendisine öğrettiğimizi bilir fakat insanların çoğu bilmezler.
12:69
وَلَمَّا
ne zaman ki
walammā
ne zaman ki دَخَلُوا۟ girince dakhalū
girince عَلَىٰ huzuruna ʿalā
huzuruna يُوسُفَ Yusuf'un yūsufa
Yusuf'un ءَاوَىٰٓ aldı āwā
aldı إِلَيْهِ yanına ilayhi
yanına أَخَاهُ ۖ kardeşini akhāhu
kardeşini قَالَ dedi qāla
dedi إِنِّىٓ gerçekten ben innī
gerçekten ben أَنَا۠ ben anā
ben أَخُوكَ senin kardeşinim akhūka
senin kardeşinim فَلَا üzülme falā
üzülme تَبْتَئِسْ grieve tabta-is
grieve بِمَا sebebiyle bimā
sebebiyle كَانُوا۟ onların yaptıkları kānū
onların yaptıkları يَعْمَلُونَ do yaʿmalūna
do ٦٩ (69)
(69)
ne zaman ki دَخَلُوا۟ girince dakhalū
girince عَلَىٰ huzuruna ʿalā
huzuruna يُوسُفَ Yusuf'un yūsufa
Yusuf'un ءَاوَىٰٓ aldı āwā
aldı إِلَيْهِ yanına ilayhi
yanına أَخَاهُ ۖ kardeşini akhāhu
kardeşini قَالَ dedi qāla
dedi إِنِّىٓ gerçekten ben innī
gerçekten ben أَنَا۠ ben anā
ben أَخُوكَ senin kardeşinim akhūka
senin kardeşinim فَلَا üzülme falā
üzülme تَبْتَئِسْ grieve tabta-is
grieve بِمَا sebebiyle bimā
sebebiyle كَانُوا۟ onların yaptıkları kānū
onların yaptıkları يَعْمَلُونَ do yaʿmalūna
do ٦٩ (69)
(69)
Yusuf'un yanına girdiklerinde, kardeşini bağrına bastı ve: "Ben senin kardeşinim, onların yaptıklarına artık üzülme" dedi.
12:70
فَلَمَّا
ne zaman ki
falammā
ne zaman ki جَهَّزَهُم hazırlatırken jahhazahum
hazırlatırken بِجَهَازِهِمْ onların yüklerini bijahāzihim
onların yüklerini جَعَلَ koydu jaʿala
koydu ٱلسِّقَايَةَ su tasını l-siqāyata
su tasını فِى içine fī
içine رَحْلِ yükünün raḥli
yükünün أَخِيهِ kardeşinin akhīhi
kardeşinin ثُمَّ sonra thumma
sonra أَذَّنَ seslendi adhana
seslendi مُؤَذِّنٌ bir tellal mu-adhinun
bir tellal أَيَّتُهَا Ey ayyatuhā
Ey ٱلْعِيرُ kervan l-ʿīru
kervan إِنَّكُمْ şüphesiz siz innakum
şüphesiz siz لَسَـٰرِقُونَ hırsızsınız lasāriqūna
hırsızsınız ٧٠ (70)
(70)
ne zaman ki جَهَّزَهُم hazırlatırken jahhazahum
hazırlatırken بِجَهَازِهِمْ onların yüklerini bijahāzihim
onların yüklerini جَعَلَ koydu jaʿala
koydu ٱلسِّقَايَةَ su tasını l-siqāyata
su tasını فِى içine fī
içine رَحْلِ yükünün raḥli
yükünün أَخِيهِ kardeşinin akhīhi
kardeşinin ثُمَّ sonra thumma
sonra أَذَّنَ seslendi adhana
seslendi مُؤَذِّنٌ bir tellal mu-adhinun
bir tellal أَيَّتُهَا Ey ayyatuhā
Ey ٱلْعِيرُ kervan l-ʿīru
kervan إِنَّكُمْ şüphesiz siz innakum
şüphesiz siz لَسَـٰرِقُونَ hırsızsınız lasāriqūna
hırsızsınız ٧٠ (70)
(70)
Yusuf onların yüklerini yükletirken, bir su kabını kardeşinin yüküne koydurdu. Sonra bir münadi şöyle bağırdı: "Ey kervancılar, siz hırsızsınız!"
12:71
قَالُوا۟
dediler ki
qālū
dediler ki وَأَقْبَلُوا۟ dönerek wa-aqbalū
dönerek عَلَيْهِم bunlara ʿalayhim
bunlara مَّاذَا ne? mādhā
ne? تَفْقِدُونَ kaybettiniz tafqidūna
kaybettiniz ٧١ (71)
(71)
dediler ki وَأَقْبَلُوا۟ dönerek wa-aqbalū
dönerek عَلَيْهِم bunlara ʿalayhim
bunlara مَّاذَا ne? mādhā
ne? تَفْقِدُونَ kaybettiniz tafqidūna
kaybettiniz ٧١ (71)
(71)
Geri dönerek, "Ne kaybettiniz?" dediler.
12:72
قَالُوا۟
dediler ki
qālū
dediler ki نَفْقِدُ kaybettik nafqidu
kaybettik صُوَاعَ su tasını ṣuwāʿa
su tasını ٱلْمَلِكِ Kralın l-maliki
Kralın وَلِمَن kimseye waliman
kimseye جَآءَ ve getiren jāa
ve getiren بِهِۦ onu bihi
onu حِمْلُ yükü (mükafat) var ḥim'lu
yükü (mükafat) var بَعِيرٍۢ bir deve baʿīrin
bir deve وَأَنَا۠ ve ben wa-anā
ve ben بِهِۦ buna bihi
buna زَعِيمٌۭ kefilim zaʿīmun
kefilim ٧٢ (72)
(72)
dediler ki نَفْقِدُ kaybettik nafqidu
kaybettik صُوَاعَ su tasını ṣuwāʿa
su tasını ٱلْمَلِكِ Kralın l-maliki
Kralın وَلِمَن kimseye waliman
kimseye جَآءَ ve getiren jāa
ve getiren بِهِۦ onu bihi
onu حِمْلُ yükü (mükafat) var ḥim'lu
yükü (mükafat) var بَعِيرٍۢ bir deve baʿīrin
bir deve وَأَنَا۠ ve ben wa-anā
ve ben بِهِۦ buna bihi
buna زَعِيمٌۭ kefilim zaʿīmun
kefilim ٧٢ (72)
(72)
"Hükümdarın su kabını kaybettik, onu getirene bir deve yükü mükafat verilecek, buna ben kefil oluyorum" dediler.
12:73
قَالُوا۟
dediler
qālū
dediler تَٱللَّهِ Allah'a and olsun tal-lahi
Allah'a and olsun لَقَدْ elbette laqad
elbette عَلِمْتُم siz de bilmişsinizdir ki ʿalim'tum
siz de bilmişsinizdir ki مَّا biz gelmedik mā
biz gelmedik جِئْنَا we came ji'nā
we came لِنُفْسِدَ bozgunculuk yapmak için linuf'sida
bozgunculuk yapmak için فِى bu yere fī
bu yere ٱلْأَرْضِ the land l-arḍi
the land وَمَا ve wamā
ve كُنَّا değiliz kunnā
değiliz سَـٰرِقِينَ hırsız sāriqīna
hırsız ٧٣ (73)
(73)
dediler تَٱللَّهِ Allah'a and olsun tal-lahi
Allah'a and olsun لَقَدْ elbette laqad
elbette عَلِمْتُم siz de bilmişsinizdir ki ʿalim'tum
siz de bilmişsinizdir ki مَّا biz gelmedik mā
biz gelmedik جِئْنَا we came ji'nā
we came لِنُفْسِدَ bozgunculuk yapmak için linuf'sida
bozgunculuk yapmak için فِى bu yere fī
bu yere ٱلْأَرْضِ the land l-arḍi
the land وَمَا ve wamā
ve كُنَّا değiliz kunnā
değiliz سَـٰرِقِينَ hırsız sāriqīna
hırsız ٧٣ (73)
(73)
"Allah'a yemin ederiz ki memleketi ifsat etmeğe gelmediğimizi ve hırsız da olmadığımızı biliyorsunuz" dediler.
12:74
قَالُوا۟
dediler
qālū
dediler فَمَا nedir? famā
nedir? جَزَٰٓؤُهُۥٓ cezası jazāuhu
cezası إِن eğer in
eğer كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz كَـٰذِبِينَ yalancı kādhibīna
yalancı ٧٤ (74)
(74)
dediler فَمَا nedir? famā
nedir? جَزَٰٓؤُهُۥٓ cezası jazāuhu
cezası إِن eğer in
eğer كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz كَـٰذِبِينَ yalancı kādhibīna
yalancı ٧٤ (74)
(74)
"Yalancı iseniz, hırsızlığın cezası nedir?" dediler.
12:75
قَالُوا۟
dediler
qālū
dediler جَزَٰٓؤُهُۥ cezası jazāuhu
cezası مَن kimin man
kimin وُجِدَ bulunursa wujida
bulunursa فِى yükünde fī
yükünde رَحْلِهِۦ his bag raḥlihi
his bag فَهُوَ işte o fahuwa
işte o جَزَٰٓؤُهُۥ ۚ onun karşılığıdır jazāuhu
onun karşılığıdır كَذَٰلِكَ böylece kadhālika
böylece نَجْزِى biz cezalandırırız najzī
biz cezalandırırız ٱلظَّـٰلِمِينَ haksızları l-ẓālimīna
haksızları ٧٥ (75)
(75)
dediler جَزَٰٓؤُهُۥ cezası jazāuhu
cezası مَن kimin man
kimin وُجِدَ bulunursa wujida
bulunursa فِى yükünde fī
yükünde رَحْلِهِۦ his bag raḥlihi
his bag فَهُوَ işte o fahuwa
işte o جَزَٰٓؤُهُۥ ۚ onun karşılığıdır jazāuhu
onun karşılığıdır كَذَٰلِكَ böylece kadhālika
böylece نَجْزِى biz cezalandırırız najzī
biz cezalandırırız ٱلظَّـٰلِمِينَ haksızları l-ẓālimīna
haksızları ٧٥ (75)
(75)
"Cezası, kimin yükünde bulunursa, ceza olarak ona el konulur; biz zalimleri böyle cezalandırırız" dediler.
12:76
فَبَدَأَ
(aramağa) başladı
fabada-a
(aramağa) başladı بِأَوْعِيَتِهِمْ onların yüklerini bi-awʿiyatihim
onların yüklerini قَبْلَ önce qabla
önce وِعَآءِ yükünden wiʿāi
yükünden أَخِيهِ kardeşinin akhīhi
kardeşinin ثُمَّ sonra thumma
sonra ٱسْتَخْرَجَهَا (tası) çıkardı is'takhrajahā
(tası) çıkardı مِن yükünden min
yükünden وِعَآءِ (the) bag wiʿāi
(the) bag أَخِيهِ ۚ kardeşinin akhīhi
kardeşinin كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle كِدْنَا bir çare öğrettik kid'nā
bir çare öğrettik لِيُوسُفَ ۖ Yusuf'a liyūsufa
Yusuf'a مَا idi mā
idi كَانَ He could not kāna
He could not لِيَأْخُذَ yoksa alamaz liyakhudha
yoksa alamaz أَخَاهُ kardeşini akhāhu
kardeşini فِى göre fī
göre دِينِ dini(kanunu)na dīni
dini(kanunu)na ٱلْمَلِكِ kralın l-maliki
kralın إِلَّآ dışında illā
dışında أَن eğer an
eğer يَشَآءَ dilemesi yashāa
dilemesi ٱللَّهُ ۚ Allah'ın l-lahu
Allah'ın نَرْفَعُ biz yükseltiriz narfaʿu
biz yükseltiriz دَرَجَـٰتٍۢ derecelerle darajātin
derecelerle مَّن kimseyi man
kimseyi نَّشَآءُ ۗ dilediğimiz nashāu
dilediğimiz وَفَوْقَ ve üstünde (vardır) wafawqa
ve üstünde (vardır) كُلِّ her kulli
her ذِى sahibinin dhī
sahibinin عِلْمٍ bilgi ʿil'min
bilgi عَلِيمٌۭ daha bir bilen ʿalīmun
daha bir bilen ٧٦ (76)
(76)
(aramağa) başladı بِأَوْعِيَتِهِمْ onların yüklerini bi-awʿiyatihim
onların yüklerini قَبْلَ önce qabla
önce وِعَآءِ yükünden wiʿāi
yükünden أَخِيهِ kardeşinin akhīhi
kardeşinin ثُمَّ sonra thumma
sonra ٱسْتَخْرَجَهَا (tası) çıkardı is'takhrajahā
(tası) çıkardı مِن yükünden min
yükünden وِعَآءِ (the) bag wiʿāi
(the) bag أَخِيهِ ۚ kardeşinin akhīhi
kardeşinin كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle كِدْنَا bir çare öğrettik kid'nā
bir çare öğrettik لِيُوسُفَ ۖ Yusuf'a liyūsufa
Yusuf'a مَا idi mā
idi كَانَ He could not kāna
He could not لِيَأْخُذَ yoksa alamaz liyakhudha
yoksa alamaz أَخَاهُ kardeşini akhāhu
kardeşini فِى göre fī
göre دِينِ dini(kanunu)na dīni
dini(kanunu)na ٱلْمَلِكِ kralın l-maliki
kralın إِلَّآ dışında illā
dışında أَن eğer an
eğer يَشَآءَ dilemesi yashāa
dilemesi ٱللَّهُ ۚ Allah'ın l-lahu
Allah'ın نَرْفَعُ biz yükseltiriz narfaʿu
biz yükseltiriz دَرَجَـٰتٍۢ derecelerle darajātin
derecelerle مَّن kimseyi man
kimseyi نَّشَآءُ ۗ dilediğimiz nashāu
dilediğimiz وَفَوْقَ ve üstünde (vardır) wafawqa
ve üstünde (vardır) كُلِّ her kulli
her ذِى sahibinin dhī
sahibinin عِلْمٍ bilgi ʿil'min
bilgi عَلِيمٌۭ daha bir bilen ʿalīmun
daha bir bilen ٧٦ (76)
(76)
Yusuf kardeşinin yükünden önce onlarınkini aramaya başladı; sonra kardeşinin yükünden su kabını çıkardı. İşte biz Yusuf'a böyle bir plan kullanmasını vahyettik. Çünkü hükümdarın kanunlarına göre kardeşini alıkoyamazdı, meğer ki Allah dileye. Dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Her ilim sahibinden üstün bir bilen bulunur.
12:77
۞ قَالُوٓا۟
dediler ki
qālū
dediler ki إِن eğer in
eğer يَسْرِقْ çaldıysa yasriq
çaldıysa فَقَدْ elbette faqad
elbette سَرَقَ çalmıştı saraqa
çalmıştı أَخٌۭ kardeşi de akhun
kardeşi de لَّهُۥ onun lahu
onun مِن bundan önce min
bundan önce قَبْلُ ۚ before qablu
before فَأَسَرَّهَا bunu sakladı fa-asarrahā
bunu sakladı يُوسُفُ Yusuf yūsufu
Yusuf فِى içinde fī
içinde نَفْسِهِۦ himself nafsihi
himself وَلَمْ açmadı walam
açmadı يُبْدِهَا reveal it yub'dihā
reveal it لَهُمْ ۚ onlara lahum
onlara قَالَ dedi qāla
dedi أَنتُمْ siz antum
siz شَرٌّۭ fena sharrun
fena مَّكَانًۭا ۖ durumdasınız makānan
durumdasınız وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah أَعْلَمُ çok iyi biliyor aʿlamu
çok iyi biliyor بِمَا (içyüzünü) bimā
(içyüzünü) تَصِفُونَ anlattığınızın taṣifūna
anlattığınızın ٧٧ (77)
(77)
dediler ki إِن eğer in
eğer يَسْرِقْ çaldıysa yasriq
çaldıysa فَقَدْ elbette faqad
elbette سَرَقَ çalmıştı saraqa
çalmıştı أَخٌۭ kardeşi de akhun
kardeşi de لَّهُۥ onun lahu
onun مِن bundan önce min
bundan önce قَبْلُ ۚ before qablu
before فَأَسَرَّهَا bunu sakladı fa-asarrahā
bunu sakladı يُوسُفُ Yusuf yūsufu
Yusuf فِى içinde fī
içinde نَفْسِهِۦ himself nafsihi
himself وَلَمْ açmadı walam
açmadı يُبْدِهَا reveal it yub'dihā
reveal it لَهُمْ ۚ onlara lahum
onlara قَالَ dedi qāla
dedi أَنتُمْ siz antum
siz شَرٌّۭ fena sharrun
fena مَّكَانًۭا ۖ durumdasınız makānan
durumdasınız وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah أَعْلَمُ çok iyi biliyor aʿlamu
çok iyi biliyor بِمَا (içyüzünü) bimā
(içyüzünü) تَصِفُونَ anlattığınızın taṣifūna
anlattığınızın ٧٧ (77)
(77)
"Çalmışsa, daha önce kardeşi de çalmıştı" dediler. Yusuf bunu içinde sakladı, onlara açmadı. İçinden, "Durumunuz pek kötüdür; anlattığınızı Allah daha iyi bilir" dedi.
12:78
قَالُوا۟
dediler ki
qālū
dediler ki يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey ٱلْعَزِيزُ vezir l-ʿazīzu
vezir إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz لَهُۥٓ onun vardır lahu
onun vardır أَبًۭا babası aban
babası شَيْخًۭا bir ihtiyar shaykhan
bir ihtiyar كَبِيرًۭا büyük kabīran
büyük فَخُذْ o yüzden al fakhudh
o yüzden al أَحَدَنَا (bizden) birimizi aḥadanā
(bizden) birimizi مَكَانَهُۥٓ ۖ onun yerine makānahu
onun yerine إِنَّا doğrusu biz innā
doğrusu biz نَرَىٰكَ seni görüyoruz narāka
seni görüyoruz مِنَ iyilik edenlerden mina
iyilik edenlerden ٱلْمُحْسِنِينَ the good-doers l-muḥ'sinīna
the good-doers ٧٨ (78)
(78)
dediler ki يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey ٱلْعَزِيزُ vezir l-ʿazīzu
vezir إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz لَهُۥٓ onun vardır lahu
onun vardır أَبًۭا babası aban
babası شَيْخًۭا bir ihtiyar shaykhan
bir ihtiyar كَبِيرًۭا büyük kabīran
büyük فَخُذْ o yüzden al fakhudh
o yüzden al أَحَدَنَا (bizden) birimizi aḥadanā
(bizden) birimizi مَكَانَهُۥٓ ۖ onun yerine makānahu
onun yerine إِنَّا doğrusu biz innā
doğrusu biz نَرَىٰكَ seni görüyoruz narāka
seni görüyoruz مِنَ iyilik edenlerden mina
iyilik edenlerden ٱلْمُحْسِنِينَ the good-doers l-muḥ'sinīna
the good-doers ٧٨ (78)
(78)
Kardeşleri: "Ey Vezir! Onun yaşlanmış, kocamış bir babası vardır. Bizden birini onun yerine al. Doğrusu biz senin iyi davrananlardan olduğunu görüyoruz" dediler.
12:79
قَالَ
dedi
qāla
dedi مَعَاذَ sığınırız maʿādha
sığınırız ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a أَن almaktan an
almaktan نَّأْخُذَ we take nakhudha
we take إِلَّا başkasını illā
başkasını مَن kimseden man
kimseden وَجَدْنَا bulduğumuz wajadnā
bulduğumuz مَتَـٰعَنَا eşyamızı matāʿanā
eşyamızı عِندَهُۥٓ yanında ʿindahu
yanında إِنَّآ yoksa biz innā
yoksa biz إِذًۭا o zaman idhan
o zaman لَّظَـٰلِمُونَ zulmedenler (oluruz) laẓālimūna
zulmedenler (oluruz) ٧٩ (79)
(79)
dedi مَعَاذَ sığınırız maʿādha
sığınırız ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a أَن almaktan an
almaktan نَّأْخُذَ we take nakhudha
we take إِلَّا başkasını illā
başkasını مَن kimseden man
kimseden وَجَدْنَا bulduğumuz wajadnā
bulduğumuz مَتَـٰعَنَا eşyamızı matāʿanā
eşyamızı عِندَهُۥٓ yanında ʿindahu
yanında إِنَّآ yoksa biz innā
yoksa biz إِذًۭا o zaman idhan
o zaman لَّظَـٰلِمُونَ zulmedenler (oluruz) laẓālimūna
zulmedenler (oluruz) ٧٩ (79)
(79)
"Maazallah! Biz, malımızı kimde bulmuşsak ancak onu alıkoruz, yoksa haksızlık etmiş oluruz" dedi.
12:80
فَلَمَّا
ne zaman ki
falammā
ne zaman ki ٱسْتَيْـَٔسُوا۟ umudu kesince is'tayasū
umudu kesince مِنْهُ ondan min'hu
ondan خَلَصُوا۟ (bir kenara) çekildiler khalaṣū
(bir kenara) çekildiler نَجِيًّۭا ۖ fısıldaşarak najiyyan
fısıldaşarak قَالَ dedi ki qāla
dedi ki كَبِيرُهُمْ büyükleri kabīruhum
büyükleri أَلَمْ bilmiyor musunuz? alam
bilmiyor musunuz? تَعْلَمُوٓا۟ you know taʿlamū
you know أَنَّ ki anna
ki أَبَاكُمْ babanız abākum
babanız قَدْ muhakkak qad
muhakkak أَخَذَ aldı akhadha
aldı عَلَيْكُم sizden ʿalaykum
sizden مَّوْثِقًۭا kesin söz mawthiqan
kesin söz مِّنَ (adına) mina
(adına) ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah وَمِن ve wamin
ve قَبْلُ daha önce qablu
daha önce مَا işlediğiniz mā
işlediğiniz فَرَّطتُمْ kusurunuz farraṭtum
kusurunuz فِى hakkında fī
hakkında يُوسُفَ ۖ Yusuf yūsufa
Yusuf فَلَنْ asla falan
asla أَبْرَحَ ayrılmayacağım abraḥa
ayrılmayacağım ٱلْأَرْضَ bu yerden l-arḍa
bu yerden حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar يَأْذَنَ izin verinceye yadhana
izin verinceye لِىٓ bana lī
bana أَبِىٓ babam abī
babam أَوْ yahut aw
yahut يَحْكُمَ hükmedinceye yaḥkuma
hükmedinceye ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah لِى ۖ benim için lī
benim için وَهُوَ ve O wahuwa
ve O خَيْرُ en iyisidir khayru
en iyisidir ٱلْحَـٰكِمِينَ hükmedenlerin l-ḥākimīna
hükmedenlerin ٨٠ (80)
(80)
ne zaman ki ٱسْتَيْـَٔسُوا۟ umudu kesince is'tayasū
umudu kesince مِنْهُ ondan min'hu
ondan خَلَصُوا۟ (bir kenara) çekildiler khalaṣū
(bir kenara) çekildiler نَجِيًّۭا ۖ fısıldaşarak najiyyan
fısıldaşarak قَالَ dedi ki qāla
dedi ki كَبِيرُهُمْ büyükleri kabīruhum
büyükleri أَلَمْ bilmiyor musunuz? alam
bilmiyor musunuz? تَعْلَمُوٓا۟ you know taʿlamū
you know أَنَّ ki anna
ki أَبَاكُمْ babanız abākum
babanız قَدْ muhakkak qad
muhakkak أَخَذَ aldı akhadha
aldı عَلَيْكُم sizden ʿalaykum
sizden مَّوْثِقًۭا kesin söz mawthiqan
kesin söz مِّنَ (adına) mina
(adına) ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah وَمِن ve wamin
ve قَبْلُ daha önce qablu
daha önce مَا işlediğiniz mā
işlediğiniz فَرَّطتُمْ kusurunuz farraṭtum
kusurunuz فِى hakkında fī
hakkında يُوسُفَ ۖ Yusuf yūsufa
Yusuf فَلَنْ asla falan
asla أَبْرَحَ ayrılmayacağım abraḥa
ayrılmayacağım ٱلْأَرْضَ bu yerden l-arḍa
bu yerden حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar يَأْذَنَ izin verinceye yadhana
izin verinceye لِىٓ bana lī
bana أَبِىٓ babam abī
babam أَوْ yahut aw
yahut يَحْكُمَ hükmedinceye yaḥkuma
hükmedinceye ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah لِى ۖ benim için lī
benim için وَهُوَ ve O wahuwa
ve O خَيْرُ en iyisidir khayru
en iyisidir ٱلْحَـٰكِمِينَ hükmedenlerin l-ḥākimīna
hükmedenlerin ٨٠ (80)
(80)
Ümidsizliğe düşünce, konuşmak üzere bir kenara çekildiler. Büyükleri şöyle dedi: "Babanızın Allah'a karşı sizden bir söz aldığını, daha önce Yusuf meselesinde de ileri gittiğinizi bilmiyor musunuz? Artık babam bana izin verene veya Allah hakkımda hüküm verene kadar ki O, hükmedenlerin en iyisidir bu yerden ayrılmayacağım. Siz dönün, babanıza gidin ve deyin ki: Ey Babamız! Senin oğlun hırsızlık yaptı, bu bildiğimizden başka bir şey görmedik; görülmeyeni de bilmeyiz; bulunduğumuz kasabanın halkına ve beraberinde olduğumuz kervana da sorabilirsin; biz şüphesiz doğru söylüyoruz."
12:81
ٱرْجِعُوٓا۟
dönün
ir'jiʿū
dönün إِلَىٰٓ babanıza ilā
babanıza أَبِيكُمْ your father abīkum
your father فَقُولُوا۟ deyin ki faqūlū
deyin ki يَـٰٓأَبَانَآ Ey babamız yāabānā
Ey babamız إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱبْنَكَ oğlun ib'naka
oğlun سَرَقَ hırsızlık etti saraqa
hırsızlık etti وَمَا değiliz wamā
değiliz شَهِدْنَآ biz şahid shahid'nā
biz şahid إِلَّا dışındakine illā
dışındakine بِمَا şeyin bimā
şeyin عَلِمْنَا bildiğimiz ʿalim'nā
bildiğimiz وَمَا ve wamā
ve كُنَّا biz değiliz kunnā
biz değiliz لِلْغَيْبِ gaybın lil'ghaybi
gaybın حَـٰفِظِينَ muhafızları ḥāfiẓīna
muhafızları ٨١ (81)
(81)
dönün إِلَىٰٓ babanıza ilā
babanıza أَبِيكُمْ your father abīkum
your father فَقُولُوا۟ deyin ki faqūlū
deyin ki يَـٰٓأَبَانَآ Ey babamız yāabānā
Ey babamız إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱبْنَكَ oğlun ib'naka
oğlun سَرَقَ hırsızlık etti saraqa
hırsızlık etti وَمَا değiliz wamā
değiliz شَهِدْنَآ biz şahid shahid'nā
biz şahid إِلَّا dışındakine illā
dışındakine بِمَا şeyin bimā
şeyin عَلِمْنَا bildiğimiz ʿalim'nā
bildiğimiz وَمَا ve wamā
ve كُنَّا biz değiliz kunnā
biz değiliz لِلْغَيْبِ gaybın lil'ghaybi
gaybın حَـٰفِظِينَ muhafızları ḥāfiẓīna
muhafızları ٨١ (81)
(81)
Yakup: "Sizi nefsiniz bir iş yapmaya sürükledi, artık bana güzelce sabır gerekir; belki Allah hepsini birden bana getirecektir, çünkü O bilendir, hakimdir" dedi.
12:82
وَسْـَٔلِ
(istersen) sor
wasali
(istersen) sor ٱلْقَرْيَةَ kente l-qaryata
kente ٱلَّتِى bulunduğumuz allatī
bulunduğumuz كُنَّا we were kunnā
we were فِيهَا İçinde fīhā
İçinde وَٱلْعِيرَ ve kervana wal-ʿīra
ve kervana ٱلَّتِىٓ geldiğimiz allatī
geldiğimiz أَقْبَلْنَا we returned aqbalnā
we returned فِيهَا ۖ İçinde fīhā
İçinde وَإِنَّا ve biz wa-innā
ve biz لَصَـٰدِقُونَ doğru söylüyoruz laṣādiqūna
doğru söylüyoruz ٨٢ (82)
(82)
(istersen) sor ٱلْقَرْيَةَ kente l-qaryata
kente ٱلَّتِى bulunduğumuz allatī
bulunduğumuz كُنَّا we were kunnā
we were فِيهَا İçinde fīhā
İçinde وَٱلْعِيرَ ve kervana wal-ʿīra
ve kervana ٱلَّتِىٓ geldiğimiz allatī
geldiğimiz أَقْبَلْنَا we returned aqbalnā
we returned فِيهَا ۖ İçinde fīhā
İçinde وَإِنَّا ve biz wa-innā
ve biz لَصَـٰدِقُونَ doğru söylüyoruz laṣādiqūna
doğru söylüyoruz ٨٢ (82)
(82)
Onlara sırt çevirdi, "Vah, Yusuf'a yazık oldu!" dedi ve üzüntüden gözlerine ak düştü. Artık acısını içinde saklıyordu.
12:83
قَالَ
dedi
qāla
dedi بَلْ herhalde bal
herhalde سَوَّلَتْ süsledi sawwalat
süsledi لَكُمْ size lakum
size أَنفُسُكُمْ nefisleriniz anfusukum
nefisleriniz أَمْرًۭا ۖ bir işi amran
bir işi فَصَبْرٌۭ artık sabretmek gerek faṣabrun
artık sabretmek gerek جَمِيلٌ ۖ güzelce jamīlun
güzelce عَسَى belki de ʿasā
belki de ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah أَن bana getirir an
bana getirir يَأْتِيَنِى will bring them to me yatiyanī
will bring them to me بِهِمْ onların bihim
onların جَمِيعًا ۚ hepsini jamīʿan
hepsini إِنَّهُۥ çünkü o innahu
çünkü o هُوَ O huwa
O ٱلْعَلِيمُ bilendir l-ʿalīmu
bilendir ٱلْحَكِيمُ herşeyi hikmetle yapandır l-ḥakīmu
herşeyi hikmetle yapandır ٨٣ (83)
(83)
dedi بَلْ herhalde bal
herhalde سَوَّلَتْ süsledi sawwalat
süsledi لَكُمْ size lakum
size أَنفُسُكُمْ nefisleriniz anfusukum
nefisleriniz أَمْرًۭا ۖ bir işi amran
bir işi فَصَبْرٌۭ artık sabretmek gerek faṣabrun
artık sabretmek gerek جَمِيلٌ ۖ güzelce jamīlun
güzelce عَسَى belki de ʿasā
belki de ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah أَن bana getirir an
bana getirir يَأْتِيَنِى will bring them to me yatiyanī
will bring them to me بِهِمْ onların bihim
onların جَمِيعًا ۚ hepsini jamīʿan
hepsini إِنَّهُۥ çünkü o innahu
çünkü o هُوَ O huwa
O ٱلْعَلِيمُ bilendir l-ʿalīmu
bilendir ٱلْحَكِيمُ herşeyi hikmetle yapandır l-ḥakīmu
herşeyi hikmetle yapandır ٨٣ (83)
(83)
Onlara sırt çevirdi, "Vah, Yusuf'a yazık oldu!" dedi ve üzüntüden gözlerine ak düştü. Artık acısını içinde saklıyordu.
12:84
وَتَوَلَّىٰ
ve yüzünü çevirdi
watawallā
ve yüzünü çevirdi عَنْهُمْ onlardan ʿanhum
onlardan وَقَالَ ve dedi waqāla
ve dedi يَـٰٓأَسَفَىٰ Ey kederim yāasafā
Ey kederim عَلَىٰ üzerindeki ʿalā
üzerindeki يُوسُفَ Yusuf yūsufa
Yusuf وَٱبْيَضَّتْ ve ağardı wa-ib'yaḍḍat
ve ağardı عَيْنَاهُ gözleri ʿaynāhu
gözleri مِنَ kederden mina
kederden ٱلْحُزْنِ the grief l-ḥuz'ni
the grief فَهُوَ O fahuwa
O كَظِيمٌۭ yutkunuyordu kaẓīmun
yutkunuyordu ٨٤ (84)
(84)
ve yüzünü çevirdi عَنْهُمْ onlardan ʿanhum
onlardan وَقَالَ ve dedi waqāla
ve dedi يَـٰٓأَسَفَىٰ Ey kederim yāasafā
Ey kederim عَلَىٰ üzerindeki ʿalā
üzerindeki يُوسُفَ Yusuf yūsufa
Yusuf وَٱبْيَضَّتْ ve ağardı wa-ib'yaḍḍat
ve ağardı عَيْنَاهُ gözleri ʿaynāhu
gözleri مِنَ kederden mina
kederden ٱلْحُزْنِ the grief l-ḥuz'ni
the grief فَهُوَ O fahuwa
O كَظِيمٌۭ yutkunuyordu kaẓīmun
yutkunuyordu ٨٤ (84)
(84)
Onlara sırt çevirdi, "Vah, Yusuf'a yazık oldu!" dedi ve üzüntüden gözlerine ak düştü. Artık acısını içinde saklıyordu.
12:85
قَالُوا۟
dediler ki
qālū
dediler ki تَٱللَّهِ Vallahi tal-lahi
Vallahi تَفْتَؤُا۟ sen hâlâ tafta-u
sen hâlâ تَذْكُرُ anıyorsun tadhkuru
anıyorsun يُوسُفَ Yusuf'u yūsufa
Yusuf'u حَتَّىٰ sonunda ḥattā
sonunda تَكُونَ olacaksın takūna
olacaksın حَرَضًا hasta ḥaraḍan
hasta أَوْ yahut aw
yahut تَكُونَ olacaksın takūna
olacaksın مِنَ helak olanlardan mina
helak olanlardan ٱلْهَـٰلِكِينَ those who perish l-hālikīna
those who perish ٨٥ (85)
(85)
dediler ki تَٱللَّهِ Vallahi tal-lahi
Vallahi تَفْتَؤُا۟ sen hâlâ tafta-u
sen hâlâ تَذْكُرُ anıyorsun tadhkuru
anıyorsun يُوسُفَ Yusuf'u yūsufa
Yusuf'u حَتَّىٰ sonunda ḥattā
sonunda تَكُونَ olacaksın takūna
olacaksın حَرَضًا hasta ḥaraḍan
hasta أَوْ yahut aw
yahut تَكُونَ olacaksın takūna
olacaksın مِنَ helak olanlardan mina
helak olanlardan ٱلْهَـٰلِكِينَ those who perish l-hālikīna
those who perish ٨٥ (85)
(85)
"Allah'a yemin ederiz ki, Yusuf'u anıp durman seni bitkin düşürecek veya helak olacaksın" dediler.
12:86
قَالَ
dedi
qāla
dedi إِنَّمَآ şüphesiz ben innamā
şüphesiz ben أَشْكُوا۟ arz ederim ashkū
arz ederim بَثِّى üzüntümü bathī
üzüntümü وَحُزْنِىٓ ve tasamı waḥuz'nī
ve tasamı إِلَى yalnız ilā
yalnız ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a وَأَعْلَمُ ve bilirim wa-aʿlamu
ve bilirim مِنَ tarafından mina
tarafından ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah مَا şeyleri mā
şeyleri لَا sizin bilmediğiniz lā
sizin bilmediğiniz تَعْلَمُونَ you know taʿlamūna
you know ٨٦ (86)
(86)
dedi إِنَّمَآ şüphesiz ben innamā
şüphesiz ben أَشْكُوا۟ arz ederim ashkū
arz ederim بَثِّى üzüntümü bathī
üzüntümü وَحُزْنِىٓ ve tasamı waḥuz'nī
ve tasamı إِلَى yalnız ilā
yalnız ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a وَأَعْلَمُ ve bilirim wa-aʿlamu
ve bilirim مِنَ tarafından mina
tarafından ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah مَا şeyleri mā
şeyleri لَا sizin bilmediğiniz lā
sizin bilmediğiniz تَعْلَمُونَ you know taʿlamūna
you know ٨٦ (86)
(86)
Yakup: "Ben üzüntü ve tasamı yalnız Allah'a açarım. Allah katından, sizin bilmediklerinizi bilirim" dedi.
12:87
يَـٰبَنِىَّ
ey oğullarım
yābaniyya
ey oğullarım ٱذْهَبُوا۟ gidin idh'habū
gidin فَتَحَسَّسُوا۟ araştırın fataḥassasū
araştırın مِن Yusuf'u min
Yusuf'u يُوسُفَ Yusuf yūsufa
Yusuf وَأَخِيهِ ve kardeşini wa-akhīhi
ve kardeşini وَلَا umut kesmeyin walā
umut kesmeyin تَا۟يْـَٔسُوا۟ despair tāy'asū
despair مِن rahmetinden min
rahmetinden رَّوْحِ (the) Mercy of Allah rawḥi
(the) Mercy of Allah ٱللَّهِ ۖ Allah'ın l-lahi
Allah'ın إِنَّهُۥ zira innahu
zira لَا umut kesmez lā
umut kesmez يَا۟يْـَٔسُ despairs yāy'asu
despairs مِن rahmetinden min
rahmetinden رَّوْحِ (the) Mercy of Allah rawḥi
(the) Mercy of Allah ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın إِلَّا başkası illā
başkası ٱلْقَوْمُ kavimden l-qawmu
kavimden ٱلْكَـٰفِرُونَ kafir l-kāfirūna
kafir ٨٧ (87)
(87)
ey oğullarım ٱذْهَبُوا۟ gidin idh'habū
gidin فَتَحَسَّسُوا۟ araştırın fataḥassasū
araştırın مِن Yusuf'u min
Yusuf'u يُوسُفَ Yusuf yūsufa
Yusuf وَأَخِيهِ ve kardeşini wa-akhīhi
ve kardeşini وَلَا umut kesmeyin walā
umut kesmeyin تَا۟يْـَٔسُوا۟ despair tāy'asū
despair مِن rahmetinden min
rahmetinden رَّوْحِ (the) Mercy of Allah rawḥi
(the) Mercy of Allah ٱللَّهِ ۖ Allah'ın l-lahi
Allah'ın إِنَّهُۥ zira innahu
zira لَا umut kesmez lā
umut kesmez يَا۟يْـَٔسُ despairs yāy'asu
despairs مِن rahmetinden min
rahmetinden رَّوْحِ (the) Mercy of Allah rawḥi
(the) Mercy of Allah ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın إِلَّا başkası illā
başkası ٱلْقَوْمُ kavimden l-qawmu
kavimden ٱلْكَـٰفِرُونَ kafir l-kāfirūna
kafir ٨٧ (87)
(87)
"Ey Oğullarım! Gidin, Yusuf'u ve kardeşini arayın. Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin; doğrusu kafirlerden başkası Allah'ın rahmetinden ümidini kesmez."
12:88
فَلَمَّا
böylece
falammā
böylece دَخَلُوا۟ girdiklerinde dakhalū
girdiklerinde عَلَيْهِ onun huzuruna ʿalayhi
onun huzuruna قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey ٱلْعَزِيزُ vezir l-ʿazīzu
vezir مَسَّنَا bize dokundu massanā
bize dokundu وَأَهْلَنَا ve çocuklarımıza wa-ahlanā
ve çocuklarımıza ٱلضُّرُّ darlık l-ḍuru
darlık وَجِئْنَا ve geldik waji'nā
ve geldik بِبِضَـٰعَةٍۢ bir sermaye ile bibiḍāʿatin
bir sermaye ile مُّزْجَىٰةٍۢ değersiz muz'jātin
değersiz فَأَوْفِ tam ver fa-awfi
tam ver لَنَا bize lanā
bize ٱلْكَيْلَ ölçyü l-kayla
ölçyü وَتَصَدَّقْ ve tasadduk eyle wataṣaddaq
ve tasadduk eyle عَلَيْنَآ ۖ bize ʿalaynā
bize إِنَّ çünkü inna
çünkü ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah يَجْزِى mükafatlandırır yajzī
mükafatlandırır ٱلْمُتَصَدِّقِينَ tasadduk edenleri l-mutaṣadiqīna
tasadduk edenleri ٨٨ (88)
(88)
böylece دَخَلُوا۟ girdiklerinde dakhalū
girdiklerinde عَلَيْهِ onun huzuruna ʿalayhi
onun huzuruna قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey ٱلْعَزِيزُ vezir l-ʿazīzu
vezir مَسَّنَا bize dokundu massanā
bize dokundu وَأَهْلَنَا ve çocuklarımıza wa-ahlanā
ve çocuklarımıza ٱلضُّرُّ darlık l-ḍuru
darlık وَجِئْنَا ve geldik waji'nā
ve geldik بِبِضَـٰعَةٍۢ bir sermaye ile bibiḍāʿatin
bir sermaye ile مُّزْجَىٰةٍۢ değersiz muz'jātin
değersiz فَأَوْفِ tam ver fa-awfi
tam ver لَنَا bize lanā
bize ٱلْكَيْلَ ölçyü l-kayla
ölçyü وَتَصَدَّقْ ve tasadduk eyle wataṣaddaq
ve tasadduk eyle عَلَيْنَآ ۖ bize ʿalaynā
bize إِنَّ çünkü inna
çünkü ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah يَجْزِى mükafatlandırır yajzī
mükafatlandırır ٱلْمُتَصَدِّقِينَ tasadduk edenleri l-mutaṣadiqīna
tasadduk edenleri ٨٨ (88)
(88)
Kardeşleri vezirin yanına vardıklarında: "Ey Vezir! Biz ve çoluk çocuğumuz darlığa uğradık; pek değersiz bir malla geldik; ölçeği bize tam yap ve sadaka ver; Allah sadaka verenleri şüphesiz mükafatlandırır" dediler.
12:89
قَالَ
dedi ki
qāla
dedi ki هَلْ mi? hal
mi? عَلِمْتُم bildiniz ʿalim'tum
bildiniz مَّا neler mā
neler فَعَلْتُم yaptığınızı faʿaltum
yaptığınızı بِيُوسُفَ Yusuf'a biyūsufa
Yusuf'a وَأَخِيهِ ve kardeşine wa-akhīhi
ve kardeşine إِذْ iken idh
iken أَنتُمْ sizler antum
sizler جَـٰهِلُونَ cahiller jāhilūna
cahiller ٨٩ (89)
(89)
dedi ki هَلْ mi? hal
mi? عَلِمْتُم bildiniz ʿalim'tum
bildiniz مَّا neler mā
neler فَعَلْتُم yaptığınızı faʿaltum
yaptığınızı بِيُوسُفَ Yusuf'a biyūsufa
Yusuf'a وَأَخِيهِ ve kardeşine wa-akhīhi
ve kardeşine إِذْ iken idh
iken أَنتُمْ sizler antum
sizler جَـٰهِلُونَ cahiller jāhilūna
cahiller ٨٩ (89)
(89)
"Siz, Yusuf ve kardeşine bilmeden neler yaptığınızın farkında mısınız?" dedi.
12:90
قَالُوٓا۟
dediler
qālū
dediler أَءِنَّكَ yoksa sen misin? a-innaka
yoksa sen misin? لَأَنتَ sen la-anta
sen يُوسُفُ ۖ Yusuf yūsufu
Yusuf قَالَ dedi qāla
dedi أَنَا۠ ben anā
ben يُوسُفُ Yusuf'um yūsufu
Yusuf'um وَهَـٰذَآ ve bu da wahādhā
ve bu da أَخِى ۖ kardeşimdir akhī
kardeşimdir قَدْ muhakkak qad
muhakkak مَنَّ lutfetti manna
lutfetti ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَلَيْنَآ ۖ bize ʿalaynā
bize إِنَّهُۥ doğrusu o innahu
doğrusu o مَن kim man
kim يَتَّقِ korkarsa yattaqi
korkarsa وَيَصْبِرْ ve sabrederse wayaṣbir
ve sabrederse فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah لَا zayi etmez lā
zayi etmez يُضِيعُ let go waste yuḍīʿu
let go waste أَجْرَ ecrini ajra
ecrini ٱلْمُحْسِنِينَ iyilik edenlerin l-muḥ'sinīna
iyilik edenlerin ٩٠ (90)
(90)
dediler أَءِنَّكَ yoksa sen misin? a-innaka
yoksa sen misin? لَأَنتَ sen la-anta
sen يُوسُفُ ۖ Yusuf yūsufu
Yusuf قَالَ dedi qāla
dedi أَنَا۠ ben anā
ben يُوسُفُ Yusuf'um yūsufu
Yusuf'um وَهَـٰذَآ ve bu da wahādhā
ve bu da أَخِى ۖ kardeşimdir akhī
kardeşimdir قَدْ muhakkak qad
muhakkak مَنَّ lutfetti manna
lutfetti ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَلَيْنَآ ۖ bize ʿalaynā
bize إِنَّهُۥ doğrusu o innahu
doğrusu o مَن kim man
kim يَتَّقِ korkarsa yattaqi
korkarsa وَيَصْبِرْ ve sabrederse wayaṣbir
ve sabrederse فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah لَا zayi etmez lā
zayi etmez يُضِيعُ let go waste yuḍīʿu
let go waste أَجْرَ ecrini ajra
ecrini ٱلْمُحْسِنِينَ iyilik edenlerin l-muḥ'sinīna
iyilik edenlerin ٩٠ (90)
(90)
"Yoksa sen Yusuf musun?" dediler. "Ben Yusuf'um, bu da kardeşim. Allah bize iyilikte bulundu; doğrusu kim kötülükten sakınır ve sabrederse bilsin ki Allah iyi davrananların ecrini katiyen zayi etmez" dedi..
12:91
قَالُوا۟
dediler
qālū
dediler تَٱللَّهِ vallahi tal-lahi
vallahi لَقَدْ doğrusu laqad
doğrusu ءَاثَرَكَ seni üstün kıldı ātharaka
seni üstün kıldı ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَلَيْنَا bize ʿalaynā
bize وَإِن ve doğrusu wa-in
ve doğrusu كُنَّا biz kunnā
biz لَخَـٰطِـِٔينَ suç işlemiştik lakhāṭiīna
suç işlemiştik ٩١ (91)
(91)
dediler تَٱللَّهِ vallahi tal-lahi
vallahi لَقَدْ doğrusu laqad
doğrusu ءَاثَرَكَ seni üstün kıldı ātharaka
seni üstün kıldı ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَلَيْنَا bize ʿalaynā
bize وَإِن ve doğrusu wa-in
ve doğrusu كُنَّا biz kunnā
biz لَخَـٰطِـِٔينَ suç işlemiştik lakhāṭiīna
suç işlemiştik ٩١ (91)
(91)
"Allah'a yemin ederiz ki, Allah seni bizden üstün tutmuştur; doğrusu biz suç işlemiştik" dediler.
12:92
قَالَ
dedi
qāla
dedi لَا yoktur lā
yoktur تَثْرِيبَ kınama tathrība
kınama عَلَيْكُمُ size ʿalaykumu
size ٱلْيَوْمَ ۖ bugün l-yawma
bugün يَغْفِرُ bağışlar yaghfiru
bağışlar ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah لَكُمْ ۖ sizi lakum
sizi وَهُوَ ve O wahuwa
ve O أَرْحَمُ en merhametlisidir arḥamu
en merhametlisidir ٱلرَّٰحِمِينَ merhametlilerin l-rāḥimīna
merhametlilerin ٩٢ (92)
(92)
dedi لَا yoktur lā
yoktur تَثْرِيبَ kınama tathrība
kınama عَلَيْكُمُ size ʿalaykumu
size ٱلْيَوْمَ ۖ bugün l-yawma
bugün يَغْفِرُ bağışlar yaghfiru
bağışlar ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah لَكُمْ ۖ sizi lakum
sizi وَهُوَ ve O wahuwa
ve O أَرْحَمُ en merhametlisidir arḥamu
en merhametlisidir ٱلرَّٰحِمِينَ merhametlilerin l-rāḥimīna
merhametlilerin ٩٢ (92)
(92)
Yusuf: "Bugün azarlanacak değilsiniz, Allah sizi bağışlar. O, merhametlilerin merhametlisidir. Bu gömleğimi götürün, babamın yüzüne sürün, görmeğe başlar; bütün çoluk çocuğunuzla bana gelin" dedi.
12:93
ٱذْهَبُوا۟
götürün
idh'habū
götürün بِقَمِيصِى benim gömleğimi biqamīṣī
benim gömleğimi هَـٰذَا şu hādhā
şu فَأَلْقُوهُ koyun fa-alqūhu
koyun عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine وَجْهِ yüzü wajhi
yüzü أَبِى babamın abī
babamın يَأْتِ başlasın yati
başlasın بَصِيرًۭا görmeye baṣīran
görmeye وَأْتُونِى ve bana gelin watūnī
ve bana gelin بِأَهْلِكُمْ ailenizle birlikte bi-ahlikum
ailenizle birlikte أَجْمَعِينَ bütün ajmaʿīna
bütün ٩٣ (93)
(93)
götürün بِقَمِيصِى benim gömleğimi biqamīṣī
benim gömleğimi هَـٰذَا şu hādhā
şu فَأَلْقُوهُ koyun fa-alqūhu
koyun عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine وَجْهِ yüzü wajhi
yüzü أَبِى babamın abī
babamın يَأْتِ başlasın yati
başlasın بَصِيرًۭا görmeye baṣīran
görmeye وَأْتُونِى ve bana gelin watūnī
ve bana gelin بِأَهْلِكُمْ ailenizle birlikte bi-ahlikum
ailenizle birlikte أَجْمَعِينَ bütün ajmaʿīna
bütün ٩٣ (93)
(93)
Yusuf: "Bugün azarlanacak değilsiniz, Allah sizi bağışlar. O, merhametlilerin merhametlisidir. Bu gömleğimi götürün, babamın yüzüne sürün, görmeğe başlar; bütün çoluk çocuğunuzla bana gelin" dedi.
12:94
وَلَمَّا
ne zaman ki
walammā
ne zaman ki فَصَلَتِ ayrılınca faṣalati
ayrılınca ٱلْعِيرُ kervan l-ʿīru
kervan قَالَ dedi ki qāla
dedi ki أَبُوهُمْ babaları abūhum
babaları إِنِّى ben innī
ben لَأَجِدُ alıyorum la-ajidu
alıyorum رِيحَ kokusunu rīḥa
kokusunu يُوسُفَ ۖ Yusuf'un yūsufa
Yusuf'un لَوْلَآ eğer lawlā
eğer أَن bana bunak demezseniz an
bana bunak demezseniz تُفَنِّدُونِ you think me weakened in mind tufannidūni
you think me weakened in mind ٩٤ (94)
(94)
ne zaman ki فَصَلَتِ ayrılınca faṣalati
ayrılınca ٱلْعِيرُ kervan l-ʿīru
kervan قَالَ dedi ki qāla
dedi ki أَبُوهُمْ babaları abūhum
babaları إِنِّى ben innī
ben لَأَجِدُ alıyorum la-ajidu
alıyorum رِيحَ kokusunu rīḥa
kokusunu يُوسُفَ ۖ Yusuf'un yūsufa
Yusuf'un لَوْلَآ eğer lawlā
eğer أَن bana bunak demezseniz an
bana bunak demezseniz تُفَنِّدُونِ you think me weakened in mind tufannidūni
you think me weakened in mind ٩٤ (94)
(94)
Kervan, memleketlerine dönmek üzere ayrıldığında, babaları: "Doğrusu ben Yusuf'un kokusunu duyuyorum; ne olur bana bunak demeyin" dedi.
12:95
قَالُوا۟
dediler
qālū
dediler تَٱللَّهِ vallahi tal-lahi
vallahi إِنَّكَ elbette sen innaka
elbette sen لَفِى içindesin lafī
içindesin ضَلَـٰلِكَ şaşkınlığının ḍalālika
şaşkınlığının ٱلْقَدِيمِ eski l-qadīmi
eski ٩٥ (95)
(95)
dediler تَٱللَّهِ vallahi tal-lahi
vallahi إِنَّكَ elbette sen innaka
elbette sen لَفِى içindesin lafī
içindesin ضَلَـٰلِكَ şaşkınlığının ḍalālika
şaşkınlığının ٱلْقَدِيمِ eski l-qadīmi
eski ٩٥ (95)
(95)
Çevresindekiler: "Allah'a yemin ederiz ki sen, hala eski şaşkınlığındasın" dediler.
12:96
فَلَمَّآ
zaman
falammā
zaman أَن geldiği an
geldiği جَآءَ arrived jāa
arrived ٱلْبَشِيرُ müjdeci l-bashīru
müjdeci أَلْقَىٰهُ koyunca alqāhu
koyunca عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine وَجْهِهِۦ yüzü wajhihi
yüzü فَٱرْتَدَّ derhal fa-ir'tadda
derhal بَصِيرًۭا ۖ görür oldu baṣīran
görür oldu قَالَ dedi ki qāla
dedi ki أَلَمْ demedim mi? alam
demedim mi? أَقُل I say aqul
I say لَّكُمْ size lakum
size إِنِّىٓ elbett ben innī
elbett ben أَعْلَمُ bilirim aʿlamu
bilirim مِنَ Allahtan mina
Allahtan ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah مَا şeyleri mā
şeyleri لَا sizin bilmediğiniz lā
sizin bilmediğiniz تَعْلَمُونَ you know taʿlamūna
you know ٩٦ (96)
(96)
zaman أَن geldiği an
geldiği جَآءَ arrived jāa
arrived ٱلْبَشِيرُ müjdeci l-bashīru
müjdeci أَلْقَىٰهُ koyunca alqāhu
koyunca عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine وَجْهِهِۦ yüzü wajhihi
yüzü فَٱرْتَدَّ derhal fa-ir'tadda
derhal بَصِيرًۭا ۖ görür oldu baṣīran
görür oldu قَالَ dedi ki qāla
dedi ki أَلَمْ demedim mi? alam
demedim mi? أَقُل I say aqul
I say لَّكُمْ size lakum
size إِنِّىٓ elbett ben innī
elbett ben أَعْلَمُ bilirim aʿlamu
bilirim مِنَ Allahtan mina
Allahtan ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah مَا şeyleri mā
şeyleri لَا sizin bilmediğiniz lā
sizin bilmediğiniz تَعْلَمُونَ you know taʿlamūna
you know ٩٦ (96)
(96)
Müjdeci gelip, gömleği Yakub'un yüzüne bırakınca, hemen gözleri açıldı. Bunun üzerine Yakub "Ben size, Allah katından sizin bilmediğinizi biliyorum dememiş miydim?" dedi.
12:97
قَالُوا۟
dediler
qālū
dediler يَـٰٓأَبَانَا Ey babamız yāabānā
Ey babamız ٱسْتَغْفِرْ bağışlanmasını dile is'taghfir
bağışlanmasını dile لَنَا bizim lanā
bizim ذُنُوبَنَآ günahlarımızın dhunūbanā
günahlarımızın إِنَّا gerçekten biz innā
gerçekten biz كُنَّا günah işledik kunnā
günah işledik خَـٰطِـِٔينَ sinners khāṭiīna
sinners ٩٧ (97)
(97)
dediler يَـٰٓأَبَانَا Ey babamız yāabānā
Ey babamız ٱسْتَغْفِرْ bağışlanmasını dile is'taghfir
bağışlanmasını dile لَنَا bizim lanā
bizim ذُنُوبَنَآ günahlarımızın dhunūbanā
günahlarımızın إِنَّا gerçekten biz innā
gerçekten biz كُنَّا günah işledik kunnā
günah işledik خَـٰطِـِٔينَ sinners khāṭiīna
sinners ٩٧ (97)
(97)
Oğulları: "Ey Babamız! Suçlarımızın bağışlanmasını dile, bizler hiç şüphesiz suçluyuz" dediler.
12:98
قَالَ
dedi
qāla
dedi سَوْفَ (şimdi) sawfa
(şimdi) أَسْتَغْفِرُ mağfiret dileyeceğim astaghfiru
mağfiret dileyeceğim لَكُمْ sizin için lakum
sizin için رَبِّىٓ ۖ Rabbimden rabbī
Rabbimden إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O هُوَ O huwa
O ٱلْغَفُورُ bağışlayandır l-ghafūru
bağışlayandır ٱلرَّحِيمُ esirgeyendir l-raḥīmu
esirgeyendir ٩٨ (98)
(98)
dedi سَوْفَ (şimdi) sawfa
(şimdi) أَسْتَغْفِرُ mağfiret dileyeceğim astaghfiru
mağfiret dileyeceğim لَكُمْ sizin için lakum
sizin için رَبِّىٓ ۖ Rabbimden rabbī
Rabbimden إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O هُوَ O huwa
O ٱلْغَفُورُ bağışlayandır l-ghafūru
bağışlayandır ٱلرَّحِيمُ esirgeyendir l-raḥīmu
esirgeyendir ٩٨ (98)
(98)
Yakub: "Rabbim'den bağışlanmanızı dileyeceğim; O şüphesiz bağışlar ve merhamet eder" dedi.
12:99
فَلَمَّا
nihayet;
falammā
nihayet; دَخَلُوا۟ vardıklarında dakhalū
vardıklarında عَلَىٰ yanına ʿalā
yanına يُوسُفَ Yusuf'un yūsufa
Yusuf'un ءَاوَىٰٓ çekip kucakladı āwā
çekip kucakladı إِلَيْهِ kendine ilayhi
kendine أَبَوَيْهِ ana-babasını abawayhi
ana-babasını وَقَالَ ve dedi waqāla
ve dedi ٱدْخُلُوا۟ girin ud'khulū
girin مِصْرَ Mısır'a miṣ'ra
Mısır'a إِن dileğiyle in
dileğiyle شَآءَ Allah wills shāa
Allah wills ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın ءَامِنِينَ güven içinde āminīna
güven içinde ٩٩ (99)
(99)
nihayet; دَخَلُوا۟ vardıklarında dakhalū
vardıklarında عَلَىٰ yanına ʿalā
yanına يُوسُفَ Yusuf'un yūsufa
Yusuf'un ءَاوَىٰٓ çekip kucakladı āwā
çekip kucakladı إِلَيْهِ kendine ilayhi
kendine أَبَوَيْهِ ana-babasını abawayhi
ana-babasını وَقَالَ ve dedi waqāla
ve dedi ٱدْخُلُوا۟ girin ud'khulū
girin مِصْرَ Mısır'a miṣ'ra
Mısır'a إِن dileğiyle in
dileğiyle شَآءَ Allah wills shāa
Allah wills ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın ءَامِنِينَ güven içinde āminīna
güven içinde ٩٩ (99)
(99)
Yusuf'un yanına geldiklerinde, o, anasını babasını bağrına bastı, "Allah'ın dileğince, güven içinde Mısır'da yerleşin" dedi.
12:100
وَرَفَعَ
ve çıkardı
warafaʿa
ve çıkardı أَبَوَيْهِ ana-babasını abawayhi
ana-babasını عَلَى üstüne ʿalā
üstüne ٱلْعَرْشِ tahtın l-ʿarshi
tahtın وَخَرُّوا۟ ve hepsi kapandılar wakharrū
ve hepsi kapandılar لَهُۥ onun için lahu
onun için سُجَّدًۭا ۖ secdeye sujjadan
secdeye وَقَالَ ve dedi waqāla
ve dedi يَـٰٓأَبَتِ ey babacığım yāabati
ey babacığım هَـٰذَا işte bu hādhā
işte bu تَأْوِيلُ yorumudur tawīlu
yorumudur رُءْيَـٰىَ rü'yanın ru'yāya
rü'yanın مِن önceki min
önceki قَبْلُ (of) before qablu
(of) before قَدْ muhakkak qad
muhakkak جَعَلَهَا onu yaptı jaʿalahā
onu yaptı رَبِّى Rabbim rabbī
Rabbim حَقًّۭا ۖ gerçek ḥaqqan
gerçek وَقَدْ ve gerçekten waqad
ve gerçekten أَحْسَنَ iyilik etti aḥsana
iyilik etti بِىٓ bana bī
bana إِذْ zira idh
zira أَخْرَجَنِى beni çıkardı akhrajanī
beni çıkardı مِنَ zindandan mina
zindandan ٱلسِّجْنِ the prison l-sij'ni
the prison وَجَآءَ ve getirdi wajāa
ve getirdi بِكُم sizi de bikum
sizi de مِّنَ çölden mina
çölden ٱلْبَدْوِ the bedouin life l-badwi
the bedouin life مِنۢ sonra min
sonra بَعْدِ after baʿdi
after أَن fitne soktuktan an
fitne soktuktan نَّزَغَ had caused discord nazagha
had caused discord ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan l-shayṭānu
şeytan بَيْنِى aramıza baynī
aramıza وَبَيْنَ ve arasına wabayna
ve arasına إِخْوَتِىٓ ۚ kardeşlerim ikh'watī
kardeşlerim إِنَّ gerçekten inna
gerçekten رَبِّى Rabbim rabbī
Rabbim لَطِيفٌۭ çok ince düzenler laṭīfun
çok ince düzenler لِّمَا şeyi limā
şeyi يَشَآءُ ۚ dilediği yashāu
dilediği إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O هُوَ O huwa
O ٱلْعَلِيمُ bilendir l-ʿalīmu
bilendir ٱلْحَكِيمُ her şeyi yerli yerince yapandır l-ḥakīmu
her şeyi yerli yerince yapandır ١٠٠ (100)
(100)
ve çıkardı أَبَوَيْهِ ana-babasını abawayhi
ana-babasını عَلَى üstüne ʿalā
üstüne ٱلْعَرْشِ tahtın l-ʿarshi
tahtın وَخَرُّوا۟ ve hepsi kapandılar wakharrū
ve hepsi kapandılar لَهُۥ onun için lahu
onun için سُجَّدًۭا ۖ secdeye sujjadan
secdeye وَقَالَ ve dedi waqāla
ve dedi يَـٰٓأَبَتِ ey babacığım yāabati
ey babacığım هَـٰذَا işte bu hādhā
işte bu تَأْوِيلُ yorumudur tawīlu
yorumudur رُءْيَـٰىَ rü'yanın ru'yāya
rü'yanın مِن önceki min
önceki قَبْلُ (of) before qablu
(of) before قَدْ muhakkak qad
muhakkak جَعَلَهَا onu yaptı jaʿalahā
onu yaptı رَبِّى Rabbim rabbī
Rabbim حَقًّۭا ۖ gerçek ḥaqqan
gerçek وَقَدْ ve gerçekten waqad
ve gerçekten أَحْسَنَ iyilik etti aḥsana
iyilik etti بِىٓ bana bī
bana إِذْ zira idh
zira أَخْرَجَنِى beni çıkardı akhrajanī
beni çıkardı مِنَ zindandan mina
zindandan ٱلسِّجْنِ the prison l-sij'ni
the prison وَجَآءَ ve getirdi wajāa
ve getirdi بِكُم sizi de bikum
sizi de مِّنَ çölden mina
çölden ٱلْبَدْوِ the bedouin life l-badwi
the bedouin life مِنۢ sonra min
sonra بَعْدِ after baʿdi
after أَن fitne soktuktan an
fitne soktuktan نَّزَغَ had caused discord nazagha
had caused discord ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan l-shayṭānu
şeytan بَيْنِى aramıza baynī
aramıza وَبَيْنَ ve arasına wabayna
ve arasına إِخْوَتِىٓ ۚ kardeşlerim ikh'watī
kardeşlerim إِنَّ gerçekten inna
gerçekten رَبِّى Rabbim rabbī
Rabbim لَطِيفٌۭ çok ince düzenler laṭīfun
çok ince düzenler لِّمَا şeyi limā
şeyi يَشَآءُ ۚ dilediği yashāu
dilediği إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O هُوَ O huwa
O ٱلْعَلِيمُ bilendir l-ʿalīmu
bilendir ٱلْحَكِيمُ her şeyi yerli yerince yapandır l-ḥakīmu
her şeyi yerli yerince yapandır ١٠٠ (100)
(100)
Ana babasını tahtın üzerine oturttu, hepsi onun önünde (Allah'a secde edip) eğildiler. O zaman Yusuf: "Babacığım! İşte bu, vaktiyle gördüğüm rüyanın çıkışıdır; Rabbim onu gerçekleştirdi. Şeytan, benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra, beni hapisten çıkaran, sizi çölden getiren Rabbim bana pek çok iyilikte bulundu. Doğrusu Rabbim dilediğine lütufkardır, O şüphesiz bilendir, Hakim'dir" dedi.
12:101
۞ رَبِّ
Rabbim
rabbi
Rabbim قَدْ gerçekten qad
gerçekten ءَاتَيْتَنِى bana verdin ātaytanī
bana verdin مِنَ mülk mina
mülk ٱلْمُلْكِ the sovereignty l-mul'ki
the sovereignty وَعَلَّمْتَنِى ve bana öğrettin waʿallamtanī
ve bana öğrettin مِن yorumunu min
yorumunu تَأْوِيلِ the interpretation tawīli
the interpretation ٱلْأَحَادِيثِ ۚ düşlerin l-aḥādīthi
düşlerin فَاطِرَ yaratıcısı fāṭira
yaratıcısı ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin أَنتَ sensin anta
sensin وَلِىِّۦ benim velim waliyyī
benim velim فِى dünyada fī
dünyada ٱلدُّنْيَا the world l-dun'yā
the world وَٱلْـَٔاخِرَةِ ۖ ve ahirette wal-ākhirati
ve ahirette تَوَفَّنِى beni öldür tawaffanī
beni öldür مُسْلِمًۭا müslüman olarak mus'liman
müslüman olarak وَأَلْحِقْنِى ve beni kat wa-alḥiq'nī
ve beni kat بِٱلصَّـٰلِحِينَ iyilere bil-ṣāliḥīna
iyilere ١٠١ (101)
(101)
Rabbim قَدْ gerçekten qad
gerçekten ءَاتَيْتَنِى bana verdin ātaytanī
bana verdin مِنَ mülk mina
mülk ٱلْمُلْكِ the sovereignty l-mul'ki
the sovereignty وَعَلَّمْتَنِى ve bana öğrettin waʿallamtanī
ve bana öğrettin مِن yorumunu min
yorumunu تَأْوِيلِ the interpretation tawīli
the interpretation ٱلْأَحَادِيثِ ۚ düşlerin l-aḥādīthi
düşlerin فَاطِرَ yaratıcısı fāṭira
yaratıcısı ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin أَنتَ sensin anta
sensin وَلِىِّۦ benim velim waliyyī
benim velim فِى dünyada fī
dünyada ٱلدُّنْيَا the world l-dun'yā
the world وَٱلْـَٔاخِرَةِ ۖ ve ahirette wal-ākhirati
ve ahirette تَوَفَّنِى beni öldür tawaffanī
beni öldür مُسْلِمًۭا müslüman olarak mus'liman
müslüman olarak وَأَلْحِقْنِى ve beni kat wa-alḥiq'nī
ve beni kat بِٱلصَّـٰلِحِينَ iyilere bil-ṣāliḥīna
iyilere ١٠١ (101)
(101)
"Rabbim! Bana hükümranlık verdin, rüyaların yorumunu öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaradanı! Dünya ve ahirette işlerimi yoluna koyan sensin; benim canımı müslüman olarak al ve beni iyilere kat."
12:102
ذَٰلِكَ
bu
dhālika
bu مِنْ haberlerindendir min
haberlerindendir أَنۢبَآءِ the news anbāi
the news ٱلْغَيْبِ gayb l-ghaybi
gayb نُوحِيهِ vahyettiğimiz nūḥīhi
vahyettiğimiz إِلَيْكَ ۖ sana ilayka
sana وَمَا değildin wamā
değildin كُنتَ sen kunta
sen لَدَيْهِمْ onların yanında ladayhim
onların yanında إِذْ zaman idh
zaman أَجْمَعُوٓا۟ toplandıkları ajmaʿū
toplandıkları أَمْرَهُمْ yapacakları işleri için amrahum
yapacakları işleri için وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar يَمْكُرُونَ tuzak kurarlarken yamkurūna
tuzak kurarlarken ١٠٢ (102)
(102)
bu مِنْ haberlerindendir min
haberlerindendir أَنۢبَآءِ the news anbāi
the news ٱلْغَيْبِ gayb l-ghaybi
gayb نُوحِيهِ vahyettiğimiz nūḥīhi
vahyettiğimiz إِلَيْكَ ۖ sana ilayka
sana وَمَا değildin wamā
değildin كُنتَ sen kunta
sen لَدَيْهِمْ onların yanında ladayhim
onların yanında إِذْ zaman idh
zaman أَجْمَعُوٓا۟ toplandıkları ajmaʿū
toplandıkları أَمْرَهُمْ yapacakları işleri için amrahum
yapacakları işleri için وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar يَمْكُرُونَ tuzak kurarlarken yamkurūna
tuzak kurarlarken ١٠٢ (102)
(102)
Sana böylece vahyettiklerimiz, gaybe ait haberlerdir. Onlar elbirliği edip düzen kurdukları zaman yanlarında değildin; sen ne kadar yürekten istersen iste, insanların çoğu inanmazlar.
12:103
وَمَآ
ve değildir
wamā
ve değildir أَكْثَرُ çoğu aktharu
çoğu ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların وَلَوْ ama walaw
ama حَرَصْتَ ne kadar istesen de ḥaraṣta
ne kadar istesen de بِمُؤْمِنِينَ inanacak bimu'minīna
inanacak ١٠٣ (103)
(103)
ve değildir أَكْثَرُ çoğu aktharu
çoğu ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların وَلَوْ ama walaw
ama حَرَصْتَ ne kadar istesen de ḥaraṣta
ne kadar istesen de بِمُؤْمِنِينَ inanacak bimu'minīna
inanacak ١٠٣ (103)
(103)
Sana böylece vahyettiklerimiz, gaybe ait haberlerdir. Onlar elbirliği edip düzen kurdukları zaman yanlarında değildin; sen ne kadar yürekten istersen iste, insanların çoğu inanmazlar.
12:104
وَمَا
sen istemiyorsun
wamā
sen istemiyorsun تَسْـَٔلُهُمْ you ask them tasaluhum
you ask them عَلَيْهِ buna karşılık ʿalayhi
buna karşılık مِنْ bir min
bir أَجْرٍ ۚ ücret ajrin
ücret إِنْ O in
O هُوَ (is) it huwa
(is) it إِلَّا sadece illā
sadece ذِكْرٌۭ bir öğüttür dhik'run
bir öğüttür لِّلْعَـٰلَمِينَ bütün alemler için lil'ʿālamīna
bütün alemler için ١٠٤ (104)
(104)
sen istemiyorsun تَسْـَٔلُهُمْ you ask them tasaluhum
you ask them عَلَيْهِ buna karşılık ʿalayhi
buna karşılık مِنْ bir min
bir أَجْرٍ ۚ ücret ajrin
ücret إِنْ O in
O هُوَ (is) it huwa
(is) it إِلَّا sadece illā
sadece ذِكْرٌۭ bir öğüttür dhik'run
bir öğüttür لِّلْعَـٰلَمِينَ bütün alemler için lil'ʿālamīna
bütün alemler için ١٠٤ (104)
(104)
Oysa sen buna karşılık onlardan bir ücret de istemiyorsun. Kuran, alemler için sadece bir öğüttür.
12:105
وَكَأَيِّن
nice var ki
waka-ayyin
nice var ki مِّنْ ayet(ler) min
ayet(ler) ءَايَةٍۢ a Sign āyatin
a Sign فِى göklerde fī
göklerde ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens وَٱلْأَرْضِ ve yerde wal-arḍi
ve yerde يَمُرُّونَ uğrarlar da yamurrūna
uğrarlar da عَلَيْهَا yanlarına ʿalayhā
yanlarına وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar عَنْهَا ondan ʿanhā
ondan مُعْرِضُونَ yüzlerini çevirirler muʿ'riḍūna
yüzlerini çevirirler ١٠٥ (105)
(105)
nice var ki مِّنْ ayet(ler) min
ayet(ler) ءَايَةٍۢ a Sign āyatin
a Sign فِى göklerde fī
göklerde ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens وَٱلْأَرْضِ ve yerde wal-arḍi
ve yerde يَمُرُّونَ uğrarlar da yamurrūna
uğrarlar da عَلَيْهَا yanlarına ʿalayhā
yanlarına وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar عَنْهَا ondan ʿanhā
ondan مُعْرِضُونَ yüzlerini çevirirler muʿ'riḍūna
yüzlerini çevirirler ١٠٥ (105)
(105)
Göklerde ve yerde nice belgeler vardır ki, yanlarından yüzlerini çevirerek geçerler.
12:106
وَمَا
ve
wamā
ve يُؤْمِنُ inanmazlar yu'minu
inanmazlar أَكْثَرُهُم onların çoğu aktharuhum
onların çoğu بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a إِلَّا dışında illā
dışında وَهُم onlar wahum
onlar مُّشْرِكُونَ ortak koşmaları mush'rikūna
ortak koşmaları ١٠٦ (106)
(106)
ve يُؤْمِنُ inanmazlar yu'minu
inanmazlar أَكْثَرُهُم onların çoğu aktharuhum
onların çoğu بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a إِلَّا dışında illā
dışında وَهُم onlar wahum
onlar مُّشْرِكُونَ ortak koşmaları mush'rikūna
ortak koşmaları ١٠٦ (106)
(106)
Onların çoğu, ortak koşmadan Allah'a inanmazlar.
12:107
أَفَأَمِنُوٓا۟
onlar emin midirler?
afa-aminū
onlar emin midirler? أَن kendilerine gelmeyeceğinden an
kendilerine gelmeyeceğinden تَأْتِيَهُمْ comes to them tatiyahum
comes to them غَـٰشِيَةٌۭ sargın bir belanın ghāshiyatun
sargın bir belanın مِّنْ azabından min
azabından عَذَابِ punishment ʿadhābi
punishment ٱللَّهِ Alah'ın l-lahi
Alah'ın أَوْ veya aw
veya تَأْتِيَهُمُ kendilerine gelmeyeceğinden tatiyahumu
kendilerine gelmeyeceğinden ٱلسَّاعَةُ O sa'atin l-sāʿatu
O sa'atin بَغْتَةًۭ ansızın baghtatan
ansızın وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar لَا hiç lā
hiç يَشْعُرُونَ farkında değillerken yashʿurūna
farkında değillerken ١٠٧ (107)
(107)
onlar emin midirler? أَن kendilerine gelmeyeceğinden an
kendilerine gelmeyeceğinden تَأْتِيَهُمْ comes to them tatiyahum
comes to them غَـٰشِيَةٌۭ sargın bir belanın ghāshiyatun
sargın bir belanın مِّنْ azabından min
azabından عَذَابِ punishment ʿadhābi
punishment ٱللَّهِ Alah'ın l-lahi
Alah'ın أَوْ veya aw
veya تَأْتِيَهُمُ kendilerine gelmeyeceğinden tatiyahumu
kendilerine gelmeyeceğinden ٱلسَّاعَةُ O sa'atin l-sāʿatu
O sa'atin بَغْتَةًۭ ansızın baghtatan
ansızın وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar لَا hiç lā
hiç يَشْعُرُونَ farkında değillerken yashʿurūna
farkında değillerken ١٠٧ (107)
(107)
Allah tarafından, onları kuşatacak bir azaba uğramalarından veya farkına varmadan, kıyamet saatinin ansızın gelmesinden güvende midirler?
12:108
قُلْ
de ki
qul
de ki هَـٰذِهِۦ işte budur hādhihi
işte budur سَبِيلِىٓ benim yolum sabīlī
benim yolum أَدْعُوٓا۟ da'vet ederim adʿū
da'vet ederim إِلَى Allah'a ilā
Allah'a ٱللَّهِ ۚ Allah l-lahi
Allah عَلَىٰ basiretle ʿalā
basiretle بَصِيرَةٍ insight baṣīratin
insight أَنَا۠ ben anā
ben وَمَنِ ve kimseler wamani
ve kimseler ٱتَّبَعَنِى ۖ bana uyan(lar) ittabaʿanī
bana uyan(lar) وَسُبْحَـٰنَ ve şanı yücedir wasub'ḥāna
ve şanı yücedir ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın وَمَآ ve değilim wamā
ve değilim أَنَا۠ ben anā
ben مِنَ ortak koşanlardan mina
ortak koşanlardan ٱلْمُشْرِكِينَ the polytheists l-mush'rikīna
the polytheists ١٠٨ (108)
(108)
de ki هَـٰذِهِۦ işte budur hādhihi
işte budur سَبِيلِىٓ benim yolum sabīlī
benim yolum أَدْعُوٓا۟ da'vet ederim adʿū
da'vet ederim إِلَى Allah'a ilā
Allah'a ٱللَّهِ ۚ Allah l-lahi
Allah عَلَىٰ basiretle ʿalā
basiretle بَصِيرَةٍ insight baṣīratin
insight أَنَا۠ ben anā
ben وَمَنِ ve kimseler wamani
ve kimseler ٱتَّبَعَنِى ۖ bana uyan(lar) ittabaʿanī
bana uyan(lar) وَسُبْحَـٰنَ ve şanı yücedir wasub'ḥāna
ve şanı yücedir ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın وَمَآ ve değilim wamā
ve değilim أَنَا۠ ben anā
ben مِنَ ortak koşanlardan mina
ortak koşanlardan ٱلْمُشْرِكِينَ the polytheists l-mush'rikīna
the polytheists ١٠٨ (108)
(108)
De ki: "Benim yolum budur; ben ve bana uyanlar bilerek insanları Allah'a çağırırız. Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih ederim. Ben asla Allah'a eş koşanlardan değilim."
12:109
وَمَآ
göndermedik
wamā
göndermedik أَرْسَلْنَا We sent arsalnā
We sent مِن senden önce min
senden önce قَبْلِكَ before you qablika
before you إِلَّا başka illā
başka رِجَالًۭا erkeklerden rijālan
erkeklerden نُّوحِىٓ vahyettiğimiz nūḥī
vahyettiğimiz إِلَيْهِم kendilerine ilayhim
kendilerine مِّنْ halkından min
halkından أَهْلِ (the) people ahli
(the) people ٱلْقُرَىٰٓ ۗ kentler l-qurā
kentler أَفَلَمْ hiç gezmediler mi? afalam
hiç gezmediler mi? يَسِيرُوا۟ they traveled yasīrū
they traveled فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth فَيَنظُرُوا۟ görsünler fayanẓurū
görsünler كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl كَانَ olduğunu kāna
olduğunu عَـٰقِبَةُ sonunun ʿāqibatu
sonunun ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin مِن kendilerinden önceki min
kendilerinden önceki قَبْلِهِمْ ۗ (were) before them qablihim
(were) before them وَلَدَارُ ve yurdu waladāru
ve yurdu ٱلْـَٔاخِرَةِ ahiret l-ākhirati
ahiret خَيْرٌۭ daha iyidir khayrun
daha iyidir لِّلَّذِينَ korunanlar için lilladhīna
korunanlar için ٱتَّقَوْا۟ ۗ fear Allah ittaqaw
fear Allah أَفَلَا aklınızı kullanmıyor musunuz? afalā
aklınızı kullanmıyor musunuz? تَعْقِلُونَ you use reason taʿqilūna
you use reason ١٠٩ (109)
(109)
göndermedik أَرْسَلْنَا We sent arsalnā
We sent مِن senden önce min
senden önce قَبْلِكَ before you qablika
before you إِلَّا başka illā
başka رِجَالًۭا erkeklerden rijālan
erkeklerden نُّوحِىٓ vahyettiğimiz nūḥī
vahyettiğimiz إِلَيْهِم kendilerine ilayhim
kendilerine مِّنْ halkından min
halkından أَهْلِ (the) people ahli
(the) people ٱلْقُرَىٰٓ ۗ kentler l-qurā
kentler أَفَلَمْ hiç gezmediler mi? afalam
hiç gezmediler mi? يَسِيرُوا۟ they traveled yasīrū
they traveled فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth فَيَنظُرُوا۟ görsünler fayanẓurū
görsünler كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl كَانَ olduğunu kāna
olduğunu عَـٰقِبَةُ sonunun ʿāqibatu
sonunun ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin مِن kendilerinden önceki min
kendilerinden önceki قَبْلِهِمْ ۗ (were) before them qablihim
(were) before them وَلَدَارُ ve yurdu waladāru
ve yurdu ٱلْـَٔاخِرَةِ ahiret l-ākhirati
ahiret خَيْرٌۭ daha iyidir khayrun
daha iyidir لِّلَّذِينَ korunanlar için lilladhīna
korunanlar için ٱتَّقَوْا۟ ۗ fear Allah ittaqaw
fear Allah أَفَلَا aklınızı kullanmıyor musunuz? afalā
aklınızı kullanmıyor musunuz? تَعْقِلُونَ you use reason taʿqilūna
you use reason ١٠٩ (109)
(109)
Senden önce kasabalar halkından şüphesiz, kendilerine vahyettiğimiz bir takım insanlar gönderdik. Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki, kendilerinden önce geçenlerin sonlarının ne olduğunu görsünler? Ahiret yurdu Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için hayırlıdır. Akletmez misiniz?
12:110
حَتَّىٰٓ
hatta
ḥattā
hatta إِذَا ne zaman ki idhā
ne zaman ki ٱسْتَيْـَٔسَ umutlarını kestiler is'tayasa
umutlarını kestiler ٱلرُّسُلُ elçiler l-rusulu
elçiler وَظَنُّوٓا۟ ve sandılar waẓannū
ve sandılar أَنَّهُمْ kendilerinin annahum
kendilerinin قَدْ gerçekten qad
gerçekten كُذِبُوا۟ yalanlandıklarını kudhibū
yalanlandıklarını جَآءَهُمْ onlara geldi jāahum
onlara geldi نَصْرُنَا yardımımız naṣrunā
yardımımız فَنُجِّىَ ve kurtarıldı fanujjiya
ve kurtarıldı مَن kimseler man
kimseler نَّشَآءُ ۖ dilediğimiz nashāu
dilediğimiz وَلَا asla walā
asla يُرَدُّ geri çevrilmez yuraddu
geri çevrilmez بَأْسُنَا azabımız basunā
azabımız عَنِ topluluğundan ʿani
topluluğundan ٱلْقَوْمِ the people l-qawmi
the people ٱلْمُجْرِمِينَ suçlular l-muj'rimīna
suçlular ١١٠ (110)
(110)
hatta إِذَا ne zaman ki idhā
ne zaman ki ٱسْتَيْـَٔسَ umutlarını kestiler is'tayasa
umutlarını kestiler ٱلرُّسُلُ elçiler l-rusulu
elçiler وَظَنُّوٓا۟ ve sandılar waẓannū
ve sandılar أَنَّهُمْ kendilerinin annahum
kendilerinin قَدْ gerçekten qad
gerçekten كُذِبُوا۟ yalanlandıklarını kudhibū
yalanlandıklarını جَآءَهُمْ onlara geldi jāahum
onlara geldi نَصْرُنَا yardımımız naṣrunā
yardımımız فَنُجِّىَ ve kurtarıldı fanujjiya
ve kurtarıldı مَن kimseler man
kimseler نَّشَآءُ ۖ dilediğimiz nashāu
dilediğimiz وَلَا asla walā
asla يُرَدُّ geri çevrilmez yuraddu
geri çevrilmez بَأْسُنَا azabımız basunā
azabımız عَنِ topluluğundan ʿani
topluluğundan ٱلْقَوْمِ the people l-qawmi
the people ٱلْمُجْرِمِينَ suçlular l-muj'rimīna
suçlular ١١٠ (110)
(110)
Öyle ki, peygamberler ümitsizliğe düşüp, yalanlandıklarını sandıkları bir sırada onlara yardımımız gelmiştir. Böylece, istediğimizi kurtarırız. Azabımız suçlu milletten geri çevrilemeyecektir.
12:111
لَقَدْ
elbette
laqad
elbette كَانَ vardır kāna
vardır فِى in fī
in قَصَصِهِمْ onların hikayelerinde qaṣaṣihim
onların hikayelerinde عِبْرَةٌۭ ibret ʿib'ratun
ibret لِّأُو۟لِى sahipleri için li-ulī
sahipleri için ٱلْأَلْبَـٰبِ ۗ akıl l-albābi
akıl مَا (bu) değildir mā
(bu) değildir كَانَ (it) is kāna
(it) is حَدِيثًۭا bir söz ḥadīthan
bir söz يُفْتَرَىٰ uydurulacak yuf'tarā
uydurulacak وَلَـٰكِن ancak walākin
ancak تَصْدِيقَ doğrulanmasıdır taṣdīqa
doğrulanmasıdır ٱلَّذِى kimsenin alladhī
kimsenin بَيْنَ kendinden öncekinin bayna
kendinden öncekinin يَدَيْهِ (was) before it yadayhi
(was) before it وَتَفْصِيلَ ve açıklamasıdır watafṣīla
ve açıklamasıdır كُلِّ her kulli
her شَىْءٍۢ şeyin shayin
şeyin وَهُدًۭى ve bir hidayettir wahudan
ve bir hidayettir وَرَحْمَةًۭ ve rahmettir waraḥmatan
ve rahmettir لِّقَوْمٍۢ toplumlar için liqawmin
toplumlar için يُؤْمِنُونَ inanan yu'minūna
inanan ١١١ (111)
(111)
elbette كَانَ vardır kāna
vardır فِى in fī
in قَصَصِهِمْ onların hikayelerinde qaṣaṣihim
onların hikayelerinde عِبْرَةٌۭ ibret ʿib'ratun
ibret لِّأُو۟لِى sahipleri için li-ulī
sahipleri için ٱلْأَلْبَـٰبِ ۗ akıl l-albābi
akıl مَا (bu) değildir mā
(bu) değildir كَانَ (it) is kāna
(it) is حَدِيثًۭا bir söz ḥadīthan
bir söz يُفْتَرَىٰ uydurulacak yuf'tarā
uydurulacak وَلَـٰكِن ancak walākin
ancak تَصْدِيقَ doğrulanmasıdır taṣdīqa
doğrulanmasıdır ٱلَّذِى kimsenin alladhī
kimsenin بَيْنَ kendinden öncekinin bayna
kendinden öncekinin يَدَيْهِ (was) before it yadayhi
(was) before it وَتَفْصِيلَ ve açıklamasıdır watafṣīla
ve açıklamasıdır كُلِّ her kulli
her شَىْءٍۢ şeyin shayin
şeyin وَهُدًۭى ve bir hidayettir wahudan
ve bir hidayettir وَرَحْمَةًۭ ve rahmettir waraḥmatan
ve rahmettir لِّقَوْمٍۢ toplumlar için liqawmin
toplumlar için يُؤْمِنُونَ inanan yu'minūna
inanan ١١١ (111)
(111)
And olsun ki, peygamberlerin kıssalarında, aklı olanlar için ibretler vardır. Kuran uydurulabilen bir söz değildir. Fakat kendinden önceki Kitapları tasdik eden, inanan millete her şeyi açıklayan, doğru yolu gösteren bir rehber ve rahmettir.