50

Kaf

Mekki 45 Ayet Cüz 26
ق
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
50:1
قٓ ۚ Kaf qaf
Kaf
وَٱلْقُرْءَانِ Kur'an'a andolsun wal-qur'āni
Kur'an'a andolsun
ٱلْمَجِيدِ uyarıcı şerefli l-majīdi
uyarıcı şerefli
١ (1)
(1)
Kaf. Şanlı Kuran'a and olsun.
50:2
بَلْ doğrusu bal
doğrusu
عَجِبُوٓا۟ şaştılar ʿajibū
şaştılar
أَن gelmesine an
gelmesine
جَآءَهُم has come to them jāahum
has come to them
مُّنذِرٌۭ bir uyarıcı mundhirun
bir uyarıcı
مِّنْهُمْ içlerinden min'hum
içlerinden
فَقَالَ dediler faqāla
dediler
ٱلْكَـٰفِرُونَ kafirler l-kāfirūna
kafirler
هَـٰذَا bu hādhā
bu
شَىْءٌ bir şeydir shayon
bir şeydir
عَجِيبٌ tuhaf ʿajībun
tuhaf
٢ (2)
(2)
Kafirler, Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar da: "Bu şaşılacak bir şey; öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman dirilecek miyiz? Bu, ihtimali olmayan bir dönüştür" dediler.
50:3
أَءِذَا zaman mı? a-idhā
zaman mı?
مِتْنَا biz öldüğümüz mit'nā
biz öldüğümüz
وَكُنَّا ve olduğumuz wakunnā
ve olduğumuz
تُرَابًۭا ۖ toprak turāban
toprak
ذَٰلِكَ bu dhālika
bu
رَجْعٌۢ bir dönüştür rajʿun
bir dönüştür
بَعِيدٌۭ uzak baʿīdun
uzak
٣ (3)
(3)
Kafirler, Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar da: "Bu şaşılacak bir şey; öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman dirilecek miyiz? Bu, ihtimali olmayan bir dönüştür" dediler.
50:4
قَدْ andolsun qad
andolsun
عَلِمْنَا biz bilmişizdir ʿalim'nā
biz bilmişizdir
مَا ne
ne
تَنقُصُ eksilttiğini tanquṣu
eksilttiğini
ٱلْأَرْضُ yerin l-arḍu
yerin
مِنْهُمْ ۖ onlardan min'hum
onlardan
وَعِندَنَا ve yanımızda vardır waʿindanā
ve yanımızda vardır
كِتَـٰبٌ bir Kitap kitābun
bir Kitap
حَفِيظٌۢ (her şeyi) zapteden ḥafīẓun
(her şeyi) zapteden
٤ (4)
(4)
Onlardan kimlerin ölüp toprağa karıştığını biliyoruz. Katımızda her şeyi unutulmaktan koruyan bir kitap vardır.
50:5
بَلْ doğrusu bal
doğrusu
كَذَّبُوا۟ onlar yalanladılar kadhabū
onlar yalanladılar
بِٱلْحَقِّ hak ile bil-ḥaqi
hak ile
لَمَّا kendilerine gelince lammā
kendilerine gelince
جَآءَهُمْ it came (to) them jāahum
it came (to) them
فَهُمْ şimdi onlar fahum
şimdi onlar
فِىٓ içindedirler
içindedirler
أَمْرٍۢ bir durumun amrin
bir durumun
مَّرِيجٍ çalkantılı marījin
çalkantılı
٥ (5)
(5)
Hayır; onlar, gerçek kendilerine gelince onu yalanladılar; kararsızlık içindedirler.
50:6
أَفَلَمْ bakmadılar mı? afalam
bakmadılar mı?
يَنظُرُوٓا۟ they look yanẓurū
they look
إِلَى göğe ilā
göğe
ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky
فَوْقَهُمْ üstlerindeki fawqahum
üstlerindeki
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
بَنَيْنَـٰهَا onu bina ettik banaynāhā
onu bina ettik
وَزَيَّنَّـٰهَا ve onu süsledik wazayyannāhā
ve onu süsledik
وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur
لَهَا onun lahā
onun
مِن hiçbir min
hiçbir
فُرُوجٍۢ çatlağı furūjin
çatlağı
٦ (6)
(6)
Onlar, üstlerindeki göğü nasıl yapmışız, süslemişizdir bir bakmazlar mı? Onda hiçbir çatlak da yoktur.
50:7
وَٱلْأَرْضَ ve arzı wal-arḍa
ve arzı
مَدَدْنَـٰهَا yaydık onu madadnāhā
yaydık onu
وَأَلْقَيْنَا ve attık wa-alqaynā
ve attık
فِيهَا ona fīhā
ona
رَوَٰسِىَ sağlam dağlar rawāsiya
sağlam dağlar
وَأَنۢبَتْنَا ve bitirdik wa-anbatnā
ve bitirdik
فِيهَا onda fīhā
onda
مِن her-ten min
her-ten
كُلِّ her kulli
her
زَوْجٍۭ kind zawjin
kind
بَهِيجٍۢ güzel bahījin
güzel
٧ (7)
(7)
Allah'a yönelen her kula öğüt ve bir belge olarak yeryüzünü yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik, orada her güzel türden yetiştirdik.
50:8
تَبْصِرَةًۭ basirettir; tabṣiratan
basirettir;
وَذِكْرَىٰ ve ibrettir wadhik'rā
ve ibrettir
لِكُلِّ hepsi için likulli
hepsi için
عَبْدٍۢ kul(ların) ʿabdin
kul(ların)
مُّنِيبٍۢ yönelen munībin
yönelen
٨ (8)
(8)
Allah'a yönelen her kula öğüt ve bir belge olarak yeryüzünü yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik, orada her güzel türden yetiştirdik.
50:9
وَنَزَّلْنَا ve indirdik wanazzalnā
ve indirdik
مِنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky
مَآءًۭ bir su māan
bir su
مُّبَـٰرَكًۭا bereketli mubārakan
bereketli
فَأَنۢبَتْنَا bitirdik fa-anbatnā
bitirdik
بِهِۦ onunla bihi
onunla
جَنَّـٰتٍۢ bahçeler jannātin
bahçeler
وَحَبَّ ve daneler waḥabba
ve daneler
ٱلْحَصِيدِ biçilecek l-ḥaṣīdi
biçilecek
٩ (9)
(9)
Gökten bereketli bir su indirdik, kullara rızık olmak üzere onunla bahçeler, biçilecek taneli ekinler, küme küme tomurcukları olan boylu hurma ağaçları yetiştirdik. O su ile ölü yeri dirilttik. İşte insanların diriltilmesi de böyledir.
50:10
وَٱلنَّخْلَ ve hurmalar wal-nakhla
ve hurmalar
بَاسِقَـٰتٍۢ yüksek bāsiqātin
yüksek
لَّهَا olan lahā
olan
طَلْعٌۭ tomurcukları ṭalʿun
tomurcukları
نَّضِيدٌۭ birbirine girmiş naḍīdun
birbirine girmiş
١٠ (10)
(10)
Gökten bereketli bir su indirdik, kullara rızık olmak üzere onunla bahçeler, biçilecek taneli ekinler, küme küme tomurcukları olan boylu hurma ağaçları yetiştirdik. O su ile ölü yeri dirilttik. İşte insanların diriltilmesi de böyledir.
50:11
رِّزْقًۭا rızıktır riz'qan
rızıktır
لِّلْعِبَادِ ۖ kullar için lil'ʿibādi
kullar için
وَأَحْيَيْنَا ve can verdik wa-aḥyaynā
ve can verdik
بِهِۦ onunla (su ile) bihi
onunla (su ile)
بَلْدَةًۭ bir ülkeye baldatan
bir ülkeye
مَّيْتًۭا ۚ ölü maytan
ölü
كَذَٰلِكَ işte öyledir kadhālika
işte öyledir
ٱلْخُرُوجُ çıkış l-khurūju
çıkış
١١ (11)
(11)
Gökten bereketli bir su indirdik, kullara rızık olmak üzere onunla bahçeler, biçilecek taneli ekinler, küme küme tomurcukları olan boylu hurma ağaçları yetiştirdik. O su ile ölü yeri dirilttik. İşte insanların diriltilmesi de böyledir.
50:12
كَذَّبَتْ yalanlamıştı kadhabat
yalanlamıştı
قَبْلَهُمْ onlardan önce qablahum
onlardan önce
قَوْمُ kavmi qawmu
kavmi
نُوحٍۢ Nuh nūḥin
Nuh
وَأَصْحَـٰبُ ve halkı wa-aṣḥābu
ve halkı
ٱلرَّسِّ Res l-rasi
Res
وَثَمُودُ ve Semud wathamūdu
ve Semud
١٢ (12)
(12)
Onlardan önce Nuh milleti, Ressliler, Semud, Ad, Firavun milletleri, Lut'un kardeşleri, Eykeliler, Tubba milleti de yalanlamışlardı; evet bunların hepsi peygamberleri yalanlamışlardı da tehdidim gerçekleşmişti.
50:13
وَعَادٌۭ ve Ad waʿādun
ve Ad
وَفِرْعَوْنُ ve Fir'avn wafir'ʿawnu
ve Fir'avn
وَإِخْوَٰنُ ve kardeşleri wa-ikh'wānu
ve kardeşleri
لُوطٍۢ Lut'un lūṭin
Lut'un
١٣ (13)
(13)
Onlardan önce Nuh milleti, Ressliler, Semud, Ad, Firavun milletleri, Lut'un kardeşleri, Eykeliler, Tubba milleti de yalanlamışlardı; evet bunların hepsi peygamberleri yalanlamışlardı da tehdidim gerçekleşmişti.
50:14
وَأَصْحَـٰبُ ve halkı wa-aṣḥābu
ve halkı
ٱلْأَيْكَةِ Eyke l-aykati
Eyke
وَقَوْمُ ve kavmi waqawmu
ve kavmi
تُبَّعٍۢ ۚ Tubba' tubbaʿin
Tubba'
كُلٌّۭ bunların hepsi kullun
bunların hepsi
كَذَّبَ yalanlayıp kadhaba
yalanlayıp
ٱلرُّسُلَ elçileri l-rusula
elçileri
فَحَقَّ hak ettiler faḥaqqa
hak ettiler
وَعِيدِ tehdidimi waʿīdi
tehdidimi
١٤ (14)
(14)
Onlardan önce Nuh milleti, Ressliler, Semud, Ad, Firavun milletleri, Lut'un kardeşleri, Eykeliler, Tubba milleti de yalanlamışlardı; evet bunların hepsi peygamberleri yalanlamışlardı da tehdidim gerçekleşmişti.
50:15
أَفَعَيِينَا aciz mi kaldık? afaʿayīnā
aciz mi kaldık?
بِٱلْخَلْقِ yaratışta bil-khalqi
yaratışta
ٱلْأَوَّلِ ۚ ilk l-awali
ilk
بَلْ doğrusu bal
doğrusu
هُمْ onlar hum
onlar
فِى içindedirler
içindedirler
لَبْسٍۢ kuşku labsin
kuşku
مِّنْ bir yaratmadan min
bir yaratmadan
خَلْقٍۢ a creation khalqin
a creation
جَدِيدٍۢ yeni jadīdin
yeni
١٥ (15)
(15)
Biz ilk yaratışta yorulduk mu? Hayır; onlar yeniden yaratılmaktan şüphe etmektedirler.
50:16
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
خَلَقْنَا biz yarattık khalaqnā
biz yarattık
ٱلْإِنسَـٰنَ insanı l-insāna
insanı
وَنَعْلَمُ ve biliriz wanaʿlamu
ve biliriz
مَا ne
ne
تُوَسْوِسُ fısıldadığını tuwaswisu
fısıldadığını
بِهِۦ ona bihi
ona
نَفْسُهُۥ ۖ nefsinin nafsuhu
nefsinin
وَنَحْنُ çünkü biz wanaḥnu
çünkü biz
أَقْرَبُ daha yakınız aqrabu
daha yakınız
إِلَيْهِ ona ilayhi
ona
مِنْ şah damarından min
şah damarından
حَبْلِ (his) jugular vein ḥabli
(his) jugular vein
ٱلْوَرِيدِ (his) jugular vein l-warīdi
(his) jugular vein
١٦ (16)
(16)
And olsun ki insanı Biz yarattık; nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz; Biz ona şah damarından daha yakınız.
50:17
إِذْ o zaman idh
o zaman
يَتَلَقَّى kaydetmektedir yatalaqqā
kaydetmektedir
ٱلْمُتَلَقِّيَانِ iki alıcı (melek) l-mutalaqiyāni
iki alıcı (melek)
عَنِ onun sağında ʿani
onun sağında
ٱلْيَمِينِ the right l-yamīni
the right
وَعَنِ ve waʿani
ve
ٱلشِّمَالِ solunda l-shimāli
solunda
قَعِيدٌۭ oturan qaʿīdun
oturan
١٧ (17)
(17)
Sağında ve solunda, onunla beraber oturan iki alıcı melek, yanında hazır birer gözcü olarak söylediği her sözü zaptederler.
50:18
مَّا söylemez
söylemez
يَلْفِظُ he utters yalfiẓu
he utters
مِن hiçbir min
hiçbir
قَوْلٍ söz qawlin
söz
إِلَّا olmadan illā
olmadan
لَدَيْهِ yanında ladayhi
yanında
رَقِيبٌ gözetleyiciler raqībun
gözetleyiciler
عَتِيدٌۭ hazır bulunan ʿatīdun
hazır bulunan
١٨ (18)
(18)
Sağında ve solunda, onunla beraber oturan iki alıcı melek, yanında hazır birer gözcü olarak söylediği her sözü zaptederler.
50:19
وَجَآءَتْ ve geldi wajāat
ve geldi
سَكْرَةُ sarhoşluğu sakratu
sarhoşluğu
ٱلْمَوْتِ ölüm l-mawti
ölüm
بِٱلْحَقِّ ۖ gerçekten bil-ḥaqi
gerçekten
ذَٰلِكَ işte bu dhālika
işte bu
مَا şeydir
şeydir
كُنتَ senin olduğun kunta
senin olduğun
مِنْهُ ondan min'hu
ondan
تَحِيدُ kaçmış taḥīdu
kaçmış
١٩ (19)
(19)
Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelir, ey insan, işte bu senin öteden beri korkup kaçtığın şeydir.
50:20
وَنُفِخَ ve üflendi wanufikha
ve üflendi
فِى Sur'a
Sur'a
ٱلصُّورِ ۚ the trumpet l-ṣūri
the trumpet
ذَٰلِكَ işte bu dhālika
işte bu
يَوْمُ gündür yawmu
gündür
ٱلْوَعِيدِ kendisine karşı uyarılan l-waʿīdi
kendisine karşı uyarılan
٢٠ (20)
(20)
Sura üfürülür. İşte bu geleceği söz verilen gündür.
50:21
وَجَآءَتْ ve geldi wajāat
ve geldi
كُلُّ her kullu
her
نَفْسٍۢ can nafsin
can
مَّعَهَا yanında maʿahā
yanında
سَآئِقٌۭ bir sürücü sāiqun
bir sürücü
وَشَهِيدٌۭ ve şahidle washahīdun
ve şahidle
٢١ (21)
(21)
Her can, kendisiyle beraber bir sürücü ve şahit bulunduğu halde gelir.
50:22
لَّقَدْ andolsun laqad
andolsun
كُنتَ sen idin kunta
sen idin
فِى içinde
içinde
غَفْلَةٍۢ gaflet ghaflatin
gaflet
مِّنْ bundan min
bundan
هَـٰذَا this hādhā
this
فَكَشَفْنَا biz açtık fakashafnā
biz açtık
عَنكَ senden ʿanka
senden
غِطَآءَكَ perdeni ghiṭāaka
perdeni
فَبَصَرُكَ artık gözün fabaṣaruka
artık gözün
ٱلْيَوْمَ bugün l-yawma
bugün
حَدِيدٌۭ keskindir ḥadīdun
keskindir
٢٢ (22)
(22)
Ona: "And olsun ki, sen, bundan gafildin; işte senden gaflet perdesini kaldırdık, bugün artık görüşün keskindir" denir.
50:23
وَقَالَ ve dedi ki waqāla
ve dedi ki
قَرِينُهُۥ arkadaşı qarīnuhu
arkadaşı
هَـٰذَا işte hādhā
işte
مَا yanımdaki
yanımdaki
لَدَىَّ (is) with me ladayya
(is) with me
عَتِيدٌ hazır ʿatīdun
hazır
٢٣ (23)
(23)
Yanındaki melek: "İşte bu yanımdaki hazırdır" der.
50:24
أَلْقِيَا haydi ikiniz atın alqiyā
haydi ikiniz atın
فِى cehenneme
cehenneme
جَهَنَّمَ Hell jahannama
Hell
كُلَّ her kulla
her
كَفَّارٍ nankörü kaffārin
nankörü
عَنِيدٍۢ inatçı ʿanīdin
inatçı
٢٤ (24)
(24)
Allah: "Ey sürücü ve şahit! Her inatçı inkarcıyı, iyiliklere boyuna engel olan, mütecaviz, şüpheye düşüren, Allah'ın yanında başka tanrı benimseyen kişiyi cehenneme atın, onu çetin bir azaba sokun" buyurur.
50:25
مَّنَّاعٍۢ engel olan mannāʿin
engel olan
لِّلْخَيْرِ hayra lil'khayri
hayra
مُعْتَدٍۢ saldırgan muʿ'tadin
saldırgan
مُّرِيبٍ şüpheciyi murībin
şüpheciyi
٢٥ (25)
(25)
Allah: "Ey sürücü ve şahit! Her inatçı inkarcıyı, iyiliklere boyuna engel olan, mütecaviz, şüpheye düşüren, Allah'ın yanında başka tanrı benimseyen kişiyi cehenneme atın, onu çetin bir azaba sokun" buyurur.
50:26
ٱلَّذِى o ki alladhī
o ki
جَعَلَ edindi jaʿala
edindi
مَعَ ile beraber maʿa
ile beraber
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
إِلَـٰهًا tanrılar ilāhan
tanrılar
ءَاخَرَ başka ākhara
başka
فَأَلْقِيَاهُ bundan dolayı onu atın fa-alqiyāhu
bundan dolayı onu atın
فِى bir azaba
bir azaba
ٱلْعَذَابِ the punishment l-ʿadhābi
the punishment
ٱلشَّدِيدِ çetin l-shadīdi
çetin
٢٦ (26)
(26)
Allah: "Ey sürücü ve şahit! Her inatçı inkarcıyı, iyiliklere boyuna engel olan, mütecaviz, şüpheye düşüren, Allah'ın yanında başka tanrı benimseyen kişiyi cehenneme atın, onu çetin bir azaba sokun" buyurur.
50:27
۞ قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
قَرِينُهُۥ arkadaşı qarīnuhu
arkadaşı
رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
مَآ ben onu azdırmadım
ben onu azdırmadım
أَطْغَيْتُهُۥ I made him transgress aṭghaytuhu
I made him transgress
وَلَـٰكِن zaten walākin
zaten
كَانَ idi kāna
idi
فِى içinde
içinde
ضَلَـٰلٍۭ bir sapıklık ḍalālin
bir sapıklık
بَعِيدٍۢ derin baʿīdin
derin
٢٧ (27)
(27)
Yanındaki şeytan: "Rabbimiz! Ben onu azdırmadım, fakat kendisi derin bir sapıklıktaydı" der.
50:28
قَالَ (Allah) buyurdu ki qāla
(Allah) buyurdu ki
لَا çekişmeyin
çekişmeyin
تَخْتَصِمُوا۟ dispute takhtaṣimū
dispute
لَدَىَّ uzurumda ladayya
uzurumda
وَقَدْ ve andolsun waqad
ve andolsun
قَدَّمْتُ önceden yaptım qaddamtu
önceden yaptım
إِلَيْكُم size ilaykum
size
بِٱلْوَعِيدِ uyarı bil-waʿīdi
uyarı
٢٨ (28)
(28)
Allah: "Benim katımda çekişmeyin; size bunu önceden bildirmiştim. Benim katımda söz değişmez; Ben kullara asla zulmetmem" der.
50:29
مَا değiştirilmez
değiştirilmez
يُبَدَّلُ will be changed yubaddalu
will be changed
ٱلْقَوْلُ söz l-qawlu
söz
لَدَىَّ benim huzurumda ladayya
benim huzurumda
وَمَآ ve değil(im) wamā
ve değil(im)
أَنَا۠ ben anā
ben
بِظَلَّـٰمٍۢ zulmedici biẓallāmin
zulmedici
لِّلْعَبِيدِ kullara lil'ʿabīdi
kullara
٢٩ (29)
(29)
Allah: "Benim katımda çekişmeyin; size bunu önceden bildirmiştim. Benim katımda söz değişmez; Ben kullara asla zulmetmem" der.
50:30
يَوْمَ (o) gün yawma
(o) gün
نَقُولُ deriz naqūlu
deriz
لِجَهَنَّمَ cehenneme lijahannama
cehenneme
هَلِ doldunmu? hali
doldunmu?
ٱمْتَلَأْتِ you filled im'talati
you filled
وَتَقُولُ ve der wataqūlu
ve der
هَلْ hiç (yok)mu? hal
hiç (yok)mu?
مِن (there) any min
(there) any
مَّزِيدٍۢ daha mazīdin
daha
٣٠ (30)
(30)
O gün cehenneme: "Doldun mu?" deriz, o: "Daha var mı?" der.
50:31
وَأُزْلِفَتِ ve yaklaştırılmıştır wa-uz'lifati
ve yaklaştırılmıştır
ٱلْجَنَّةُ cennet l-janatu
cennet
لِلْمُتَّقِينَ korunanlara lil'muttaqīna
korunanlara
غَيْرَ değildir ghayra
değildir
بَعِيدٍ uzak baʿīdin
uzak
٣١ (31)
(31)
Cennet, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır, zaten uzakta değildir.
50:32
هَـٰذَا işte budur hādhā
işte budur
مَا size va'dedilen
size va'dedilen
تُوعَدُونَ you were promised tūʿadūna
you were promised
لِكُلِّ daima likulli
daima
أَوَّابٍ (Allah'a) yüz tutan awwābin
(Allah'a) yüz tutan
حَفِيظٍۢ koruyan ḥafīẓin
koruyan
٣٢ (32)
(32)
Onlara: "İşte bu cennet, Allah'a yönelen, O'nun buyruklarına riayet eden; görmediği Rahman'dan korkan, Allah'a yönelmiş bir kalble gelen sizlere, hepinize söz verilen yerdir. Oraya esenlikle girin; işte sonsuzluk günü budur" denir.
50:33
مَّنْ kimse(lere) man
kimse(lere)
خَشِىَ saygı gösteren khashiya
saygı gösteren
ٱلرَّحْمَـٰنَ Rahman'a l-raḥmāna
Rahman'a
بِٱلْغَيْبِ görmeden bil-ghaybi
görmeden
وَجَآءَ ve getiren wajāa
ve getiren
بِقَلْبٍۢ bir yürek biqalbin
bir yürek
مُّنِيبٍ (Hakka) dönük munībin
(Hakka) dönük
٣٣ (33)
(33)
Onlara: "İşte bu cennet, Allah'a yönelen, O'nun buyruklarına riayet eden; görmediği Rahman'dan korkan, Allah'a yönelmiş bir kalble gelen sizlere, hepinize söz verilen yerdir. Oraya esenlikle girin; işte sonsuzluk günü budur" denir.
50:34
ٱدْخُلُوهَا ona girin ud'khulūhā
ona girin
بِسَلَـٰمٍۢ ۖ selam (esenlik) ile bisalāmin
selam (esenlik) ile
ذَٰلِكَ bu dhālika
bu
يَوْمُ günüdür yawmu
günüdür
ٱلْخُلُودِ süreklilik l-khulūdi
süreklilik
٣٤ (34)
(34)
Onlara: "İşte bu cennet, Allah'a yönelen, O'nun buyruklarına riayet eden; görmediği Rahman'dan korkan, Allah'a yönelmiş bir kalble gelen sizlere, hepinize söz verilen yerdir. Oraya esenlikle girin; işte sonsuzluk günü budur" denir.
50:35
لَهُم onlara vardır lahum
onlara vardır
مَّا herşey
herşey
يَشَآءُونَ istedikleri yashāūna
istedikleri
فِيهَا orada fīhā
orada
وَلَدَيْنَا ve katımızda vardır waladaynā
ve katımızda vardır
مَزِيدٌۭ daha fazlası mazīdun
daha fazlası
٣٥ (35)
(35)
Orada dilediklerini bulurlar. Katımızda fazlası da vardır.
50:36
وَكَمْ ve nicesini wakam
ve nicesini
أَهْلَكْنَا helak etmiştik ahlaknā
helak etmiştik
قَبْلَهُم bunlardan önce qablahum
bunlardan önce
مِّن kuşaklardan min
kuşaklardan
قَرْنٍ a generation qarnin
a generation
هُمْ onlar hum
onlar
أَشَدُّ daha kuvvetli idi ashaddu
daha kuvvetli idi
مِنْهُم bunlardan min'hum
bunlardan
بَطْشًۭا tutuşu baṭshan
tutuşu
فَنَقَّبُوا۟ gezip dolaşmışlardı fanaqqabū
gezip dolaşmışlardı
فِى ülkelerde
ülkelerde
ٱلْبِلَـٰدِ the lands l-bilādi
the lands
هَلْ (var) mı? hal
(var) mı?
مِن hiç min
hiç
مَّحِيصٍ kaçacak yer maḥīṣin
kaçacak yer
٣٦ (36)
(36)
Bu inkarcılardan önce, kendilerinden daha kuvvetli olan, diyar diyar dolaşan nice nesilleri yok etmişizdir. Kurtuluşu var mı?
50:37
إِنَّ muhakkak ki inna
muhakkak ki
فِى vardır
vardır
ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda
لَذِكْرَىٰ bir öğüt ladhik'rā
bir öğüt
لِمَن kimse için liman
kimse için
كَانَ olan kāna
olan
لَهُۥ onun lahu
onun
قَلْبٌ kalbi qalbun
kalbi
أَوْ yahut aw
yahut
أَلْقَى veren alqā
veren
ٱلسَّمْعَ kulak l-samʿa
kulak
وَهُوَ ve o wahuwa
ve o
شَهِيدٌۭ şahid olarak shahīdun
şahid olarak
٣٧ (37)
(37)
Doğrusu bunda, kalbi olana veya hazır bulunup kulak verene ders vardır.
50:38
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
خَلَقْنَا biz yarattık khalaqnā
biz yarattık
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri
وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri
وَمَا ve bulunanları wamā
ve bulunanları
بَيْنَهُمَا ikisi arasında baynahumā
ikisi arasında
فِى altı
altı
سِتَّةِ six sittati
six
أَيَّامٍۢ günde ayyāmin
günde
وَمَا ve wamā
ve
مَسَّنَا bize dokunmadı massanā
bize dokunmadı
مِن hiçbir min
hiçbir
لُّغُوبٍۢ yorgunluk lughūbin
yorgunluk
٣٨ (38)
(38)
And olsun ki, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yarattık ve Biz bir yorgunluk da duymadık.
50:39
فَٱصْبِرْ o halde sabret fa-iṣ'bir
o halde sabret
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
مَا onların dedikleri
onların dedikleri
يَقُولُونَ they say yaqūlūna
they say
وَسَبِّحْ ve tesbih et wasabbiḥ
ve tesbih et
بِحَمْدِ övgü ile biḥamdi
övgü ile
رَبِّكَ Rabbini rabbika
Rabbini
قَبْلَ önce qabla
önce
طُلُوعِ doğmadan ṭulūʿi
doğmadan
ٱلشَّمْسِ güneş l-shamsi
güneş
وَقَبْلَ ve önce waqabla
ve önce
ٱلْغُرُوبِ batmadan l-ghurūbi
batmadan
٣٩ (39)
(39)
Söylediklerine sabret; Rabbini, güneşin doğmasından önce ve batışından önce överek tesbih et.
50:40
وَمِنَ ve bir kısmında wamina
ve bir kısmında
ٱلَّيْلِ gecenin al-layli
gecenin
فَسَبِّحْهُ O'nu tesbih et fasabbiḥ'hu
O'nu tesbih et
وَأَدْبَـٰرَ ve arkalarında wa-adbāra
ve arkalarında
ٱلسُّجُودِ secde l-sujūdi
secde
٤٠ (40)
(40)
Geceleyin ve secdelerin ardından O'nu tesbih et.
50:41
وَٱسْتَمِعْ ve dinle wa-is'tamiʿ
ve dinle
يَوْمَ (o) gün yawma
(o) gün
يُنَادِ çağırır yunādi
çağırır
ٱلْمُنَادِ o ünleyici l-munādi
o ünleyici
مِن bir yerden min
bir yerden
مَّكَانٍۢ a place makānin
a place
قَرِيبٍۢ yakın qarībin
yakın
٤١ (41)
(41)
Bir çağırıcının yakın bir yerden çağıracağı güne kulak ver.
50:42
يَوْمَ (o) gün yawma
(o) gün
يَسْمَعُونَ duyarlar yasmaʿūna
duyarlar
ٱلصَّيْحَةَ çağrıyı l-ṣayḥata
çağrıyı
بِٱلْحَقِّ ۚ gerçek olarak bil-ḥaqi
gerçek olarak
ذَٰلِكَ işte bu dhālika
işte bu
يَوْمُ günüdür yawmu
günüdür
ٱلْخُرُوجِ çıkış l-khurūji
çıkış
٤٢ (42)
(42)
O gün çığlığı gerçekten duyarlar; işte o, kabirden çıkış günüdür.
50:43
إِنَّا elbette biz innā
elbette biz
نَحْنُ biz naḥnu
biz
نُحْىِۦ yaşatırız nuḥ'yī
yaşatırız
وَنُمِيتُ ve öldürürüz wanumītu
ve öldürürüz
وَإِلَيْنَا ve bizedir wa-ilaynā
ve bizedir
ٱلْمَصِيرُ dönüş l-maṣīru
dönüş
٤٣ (43)
(43)
Doğrusu Biz diriltiriz, Biz öldürürüz, dönüş Bize'dir.
50:44
يَوْمَ (o) gün yawma
(o) gün
تَشَقَّقُ yarılır tashaqqaqu
yarılır
ٱلْأَرْضُ yer l-arḍu
yer
عَنْهُمْ onlar(ın üstün)den ʿanhum
onlar(ın üstün)den
سِرَاعًۭا ۚ sür'atle koşarlar sirāʿan
sür'atle koşarlar
ذَٰلِكَ işte bu dhālika
işte bu
حَشْرٌ toplamadır ḥashrun
toplamadır
عَلَيْنَا bize göre ʿalaynā
bize göre
يَسِيرٌۭ kolaydır yasīrun
kolaydır
٤٤ (44)
(44)
O gün, yer yarılır, onlar çabucak ayrılır; bu, Bize göre kolay bir toplamadır.
50:45
نَّحْنُ biz naḥnu
biz
أَعْلَمُ biliyoruz aʿlamu
biliyoruz
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
يَقُولُونَ ۖ onların dedikleri yaqūlūna
onların dedikleri
وَمَآ ve değilsin wamā
ve değilsin
أَنتَ sen anta
sen
عَلَيْهِم onların üstünde ʿalayhim
onların üstünde
بِجَبَّارٍۢ ۖ bir zorlayıcı bijabbārin
bir zorlayıcı
فَذَكِّرْ öğüt ver fadhakkir
öğüt ver
بِٱلْقُرْءَانِ Kur'an ile bil-qur'āni
Kur'an ile
مَن kimselere man
kimselere
يَخَافُ korkan yakhāfu
korkan
وَعِيدِ tehdidimden waʿīdi
tehdidimden
٤٥ (45)
(45)
Onların dediklerini Biz biliriz. Sen onların üzerinde bir zorba değilsin; söz verdiğim günden korkanlara Kuran'la öğüt ver.