49

Hucurat

Medeni 18 Ayet Cüz 26
الحجرات
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
49:1
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
لَا geçmeyin
geçmeyin
تُقَدِّمُوا۟ put (yourselves) forward tuqaddimū
put (yourselves) forward
بَيْنَ önüne bayna
önüne
يَدَىِ önüne yadayi
önüne
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَرَسُولِهِۦ ۖ ve Elçisinin warasūlihi
ve Elçisinin
وَٱتَّقُوا۟ ve korkun wa-ittaqū
ve korkun
ٱللَّهَ ۚ Allah'tan l-laha
Allah'tan
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
سَمِيعٌ işitendir samīʿun
işitendir
عَلِيمٌۭ bilendir ʿalīmun
bilendir
١ (1)
(1)
Ey inananlar! Allah'tan ve Peygamberinden öne geçmeyin; Allah'tan sakının, doğrusu Allah işitir ve bilir.
49:2
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
لَا yükseltmeyin
yükseltmeyin
تَرْفَعُوٓا۟ raise tarfaʿū
raise
أَصْوَٰتَكُمْ seslerinizi aṣwātakum
seslerinizi
فَوْقَ üstüne fawqa
üstüne
صَوْتِ sesinin ṣawti
sesinin
ٱلنَّبِىِّ Peygamberin l-nabiyi
Peygamberin
وَلَا ve walā
ve
تَجْهَرُوا۟ yüksek sesle konuşmayın tajharū
yüksek sesle konuşmayın
لَهُۥ onunla lahu
onunla
بِٱلْقَوْلِ sözü bil-qawli
sözü
كَجَهْرِ yüksek sesle konuştuğunuz gibi kajahri
yüksek sesle konuştuğunuz gibi
بَعْضِكُمْ bir kısmınız baʿḍikum
bir kısmınız
لِبَعْضٍ diğeriyle libaʿḍin
diğeriyle
أَن yoksa boşa gider an
yoksa boşa gider
تَحْبَطَ become worthless taḥbaṭa
become worthless
أَعْمَـٰلُكُمْ amelleriniz aʿmālukum
amelleriniz
وَأَنتُمْ ve siz wa-antum
ve siz
لَا farkında olmazsınız
farkında olmazsınız
تَشْعُرُونَ perceive tashʿurūna
perceive
٢ (2)
(2)
Ey inananlar! Seslerinizi, Peygamberin sesini bastıracak şekilde yükseltmeyin. Farkına varmadan, işlediklerinizin boşa gitmemesi için, Peygambere birbirinize bağırdığınız gibi yüksek sesle bağırmayın.
49:3
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
يَغُضُّونَ kısan(lar) yaghuḍḍūna
kısan(lar)
أَصْوَٰتَهُمْ seslerini aṣwātahum
seslerini
عِندَ huzurunda ʿinda
huzurunda
رَسُولِ elçisinin rasūli
elçisinin
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar
ٱلَّذِينَ imtihan etmiştir alladhīna
imtihan etmiştir
ٱمْتَحَنَ Allah has tested im'taḥana
Allah has tested
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
قُلُوبَهُمْ onların kalblerini qulūbahum
onların kalblerini
لِلتَّقْوَىٰ ۚ takva için lilttaqwā
takva için
لَهُم onlar için vardır lahum
onlar için vardır
مَّغْفِرَةٌۭ mağfiret maghfiratun
mağfiret
وَأَجْرٌ ve bir mükafat wa-ajrun
ve bir mükafat
عَظِيمٌ büyük ʿaẓīmun
büyük
٣ (3)
(3)
Seslerini Peygamberin yanında kısan kimseler, Allah'ın gönüllerini takva ile sınadığı kimselerdir. Onlara mağfiret ve büyük ecir vardır.
49:4
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ sana bağıranların alladhīna
sana bağıranların
يُنَادُونَكَ call you yunādūnaka
call you
مِن arkasından min
arkasından
وَرَآءِ behind warāi
behind
ٱلْحُجُرَٰتِ odaların l-ḥujurāti
odaların
أَكْثَرُهُمْ çoğu aktharuhum
çoğu
لَا akıl etmezler
akıl etmezler
يَعْقِلُونَ understand yaʿqilūna
understand
٤ (4)
(4)
Sana odaların ötesinden seslenenlerin çoğu akletmeyen kimselerdir.
49:5
وَلَوْ ve şayet walaw
ve şayet
أَنَّهُمْ onlar annahum
onlar
صَبَرُوا۟ bekleselerdi ṣabarū
bekleselerdi
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
تَخْرُجَ sen çıkıncaya takhruja
sen çıkıncaya
إِلَيْهِمْ kendilerinin yanına ilayhim
kendilerinin yanına
لَكَانَ elbette olurdu lakāna
elbette olurdu
خَيْرًۭا daha iyi khayran
daha iyi
لَّهُمْ ۚ kendileri için lahum
kendileri için
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir
٥ (5)
(5)
Eğer onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi şüphesiz onlar için daha iyi olurdu. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
49:6
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
إِن size gelirse in
size gelirse
جَآءَكُمْ comes to you jāakum
comes to you
فَاسِقٌۢ bir fasık fāsiqun
bir fasık
بِنَبَإٍۢ bir haberle binaba-in
bir haberle
فَتَبَيَّنُوٓا۟ onu araştırın fatabayyanū
onu araştırın
أَن yoksa kötülük edersiniz an
yoksa kötülük edersiniz
تُصِيبُوا۟ you harm tuṣībū
you harm
قَوْمًۢا bir topluluğa karşı qawman
bir topluluğa karşı
بِجَهَـٰلَةٍۢ bilmeyerek bijahālatin
bilmeyerek
فَتُصْبِحُوا۟ sonra olursunuz fatuṣ'biḥū
sonra olursunuz
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
مَا şey
şey
فَعَلْتُمْ yaptığınız faʿaltum
yaptığınız
نَـٰدِمِينَ pişman nādimīna
pişman
٦ (6)
(6)
Ey inananlar! Eğer yoldan çıkmışın biri size bir haber getirirse, onun iç yüzünü araştırın, yoksa bilmeden bir millete fenalık edersiniz de sonra ettiğinize pişman olursunuz.
49:7
وَٱعْلَمُوٓا۟ ve bilin ki wa-iʿ'lamū
ve bilin ki
أَنَّ elbette anna
elbette
فِيكُمْ içinizdedir fīkum
içinizdedir
رَسُولَ Elçisi rasūla
Elçisi
ٱللَّهِ ۚ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
لَوْ şayet law
şayet
يُطِيعُكُمْ size uysaydı yuṭīʿukum
size uysaydı
فِى birçok
birçok
كَثِيرٍۢ much kathīrin
much
مِّنَ işte mina
işte
ٱلْأَمْرِ the matter l-amri
the matter
لَعَنِتُّمْ sıkıntıya düşerdiniz laʿanittum
sıkıntıya düşerdiniz
وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
حَبَّبَ sevdirdi ḥabbaba
sevdirdi
إِلَيْكُمُ size ilaykumu
size
ٱلْإِيمَـٰنَ imanı l-īmāna
imanı
وَزَيَّنَهُۥ ve onu süsledi wazayyanahu
ve onu süsledi
فِى sizin kalblerinizde
sizin kalblerinizde
قُلُوبِكُمْ your hearts qulūbikum
your hearts
وَكَرَّهَ ve çirkin gösterdi wakarraha
ve çirkin gösterdi
إِلَيْكُمُ size ilaykumu
size
ٱلْكُفْرَ küfrü l-kuf'ra
küfrü
وَٱلْفُسُوقَ ve fıskı wal-fusūqa
ve fıskı
وَٱلْعِصْيَانَ ۚ ve isyanı wal-ʿiṣ'yāna
ve isyanı
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte
هُمُ bunlardır humu
bunlardır
ٱلرَّٰشِدُونَ doğru yolda olanlar l-rāshidūna
doğru yolda olanlar
٧ (7)
(7)
Bilin ki, içinizde Allah'ın Peygamberi bulunmaktadır. Eğer o, bir çok işlerde size uymuş olsaydı şüphesiz kötü duruma düşerdiniz; ama Allah size imanı sevdirmiş, onu gönüllerinize güzel göstermiş; inkarcılığı, yoldan çıkmayı ve baş kaldırmayı size iğrenç göstermiştir. İşte böyle olanlar, Allah katından bir lütuf ve nimet sayesinde doğru yolda bulunanlardır. Allah bilendir, Hakim'dir.
49:8
فَضْلًۭا bir lutuftur faḍlan
bir lutuftur
مِّنَ Allahtan mina
Allahtan
ٱللَّهِ from Allah l-lahi
from Allah
وَنِعْمَةًۭ ۚ ve ni'metdir waniʿ'matan
ve ni'metdir
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir
حَكِيمٌۭ hakimdir ḥakīmun
hakimdir
٨ (8)
(8)
Bilin ki, içinizde Allah'ın Peygamberi bulunmaktadır. Eğer o, bir çok işlerde size uymuş olsaydı şüphesiz kötü duruma düşerdiniz; ama Allah size imanı sevdirmiş, onu gönüllerinize güzel göstermiş; inkarcılığı, yoldan çıkmayı ve baş kaldırmayı size iğrenç göstermiştir. İşte böyle olanlar, Allah katından bir lütuf ve nimet sayesinde doğru yolda bulunanlardır. Allah bilendir, Hakim'dir.
49:9
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
طَآئِفَتَانِ iki grup ṭāifatāni
iki grup
مِنَ inananlardan mina
inananlardan
ٱلْمُؤْمِنِينَ the believers l-mu'minīna
the believers
ٱقْتَتَلُوا۟ vuruşurlarsa iq'tatalū
vuruşurlarsa
فَأَصْلِحُوا۟ düzeltin fa-aṣliḥū
düzeltin
بَيْنَهُمَا ۖ onların arasını baynahumā
onların arasını
فَإِنۢ şayet fa-in
şayet
بَغَتْ saldırırsa baghat
saldırırsa
إِحْدَىٰهُمَا biri iḥ'dāhumā
biri
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلْأُخْرَىٰ öteki l-ukh'rā
öteki
فَقَـٰتِلُوا۟ vuruşun faqātilū
vuruşun
ٱلَّتِى saldıran tarafla allatī
saldıran tarafla
تَبْغِى oppresses tabghī
oppresses
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
تَفِىٓءَ dönünceye tafīa
dönünceye
إِلَىٰٓ buyruğuna ilā
buyruğuna
أَمْرِ (the) command amri
(the) command
ٱللَّهِ ۚ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
فَإِن eğer fa-in
eğer
فَآءَتْ dönerse fāat
dönerse
فَأَصْلِحُوا۟ artık düzeltin fa-aṣliḥū
artık düzeltin
بَيْنَهُمَا onların arasını baynahumā
onların arasını
بِٱلْعَدْلِ adaletle bil-ʿadli
adaletle
وَأَقْسِطُوٓا۟ ۖ ve daima adil olun wa-aqsiṭū
ve daima adil olun
إِنَّ çünkü inna
çünkü
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يُحِبُّ sever yuḥibbu
sever
ٱلْمُقْسِطِينَ adalet yapanları l-muq'siṭīna
adalet yapanları
٩ (9)
(9)
Eğer müminlerden iki topluluk birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltiniz; eğer biri diğeri üzerine saldırırsa, saldıranlarla Allah'ın buyruğuna dönmelerine kadar savaşınız; eğer dönerlerse aralarını adaletle bulunuz, adil davranınız, şüphesiz Allah adil davrananları sever.
49:10
إِنَّمَا muhakkak innamā
muhakkak
ٱلْمُؤْمِنُونَ mü'minler l-mu'minūna
mü'minler
إِخْوَةٌۭ kardeştirler ikh'watun
kardeştirler
فَأَصْلِحُوا۟ o halde düzeltin fa-aṣliḥū
o halde düzeltin
بَيْنَ arasını bayna
arasını
أَخَوَيْكُمْ ۚ kardeşlerinizin akhawaykum
kardeşlerinizin
وَٱتَّقُوا۟ ve korkun wa-ittaqū
ve korkun
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
لَعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki
تُرْحَمُونَ size rahmet edilsin tur'ḥamūna
size rahmet edilsin
١٠ (10)
(10)
Şüphesiz müminler birbiri ile kardeştirler; öyle ise dargın olan kardeşlerinizin arasını düzeltin; Allah'tan sakının ki size acısın.
49:11
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
لَا alay etmesin
alay etmesin
يَسْخَرْ ridicule yaskhar
ridicule
قَوْمٌۭ bir topluluk qawmun
bir topluluk
مِّن (başka bir) min
(başka bir)
قَوْمٍ toplulukla qawmin
toplulukla
عَسَىٰٓ belki ʿasā
belki
أَن olurlar an
olurlar
يَكُونُوا۟ they may be yakūnū
they may be
خَيْرًۭا daha iyi khayran
daha iyi
مِّنْهُمْ kendilerinden min'hum
kendilerinden
وَلَا ve ne de walā
ve ne de
نِسَآءٌۭ kadınlar nisāon
kadınlar
مِّن (başka) min
(başka)
نِّسَآءٍ kadınlarla nisāin
kadınlarla
عَسَىٰٓ belki ʿasā
belki
أَن olurlar an
olurlar
يَكُنَّ they may be yakunna
they may be
خَيْرًۭا daha iyi khayran
daha iyi
مِّنْهُنَّ ۖ onlar kendilerinden min'hunna
onlar kendilerinden
وَلَا ve walā
ve
تَلْمِزُوٓا۟ kusur aramayın talmizū
kusur aramayın
أَنفُسَكُمْ birbirinizde anfusakum
birbirinizde
وَلَا ve walā
ve
تَنَابَزُوا۟ birbirinizi çağırmayın tanābazū
birbirinizi çağırmayın
بِٱلْأَلْقَـٰبِ ۖ kötü lakaplarla bil-alqābi
kötü lakaplarla
بِئْسَ ne kötü bir şeydir bi'sa
ne kötü bir şeydir
ٱلِٱسْمُ adı l-s'mu
adı
ٱلْفُسُوقُ fısk l-fusūqu
fısk
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
ٱلْإِيمَـٰنِ ۚ inandıktan l-īmāni
inandıktan
وَمَن ve kim waman
ve kim
لَّمْ tevbe etmezse lam
tevbe etmezse
يَتُبْ repent yatub
repent
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte fa-ulāika
işte
هُمُ onlar humu
onlar
ٱلظَّـٰلِمُونَ zalimdirler l-ẓālimūna
zalimdirler
١١ (11)
(11)
Ey inananlar! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın, belki de onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da başka kadınları alaya almasınlar, belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın; birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın; inandıktan sonra yoldan çıkmış olmak ne kötü bir addır. Tevbe etmeyenler, işte onlar zalimlerdir.
49:12
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
ٱجْتَنِبُوا۟ sakının ij'tanibū
sakının
كَثِيرًۭا çok kathīran
çok
مِّنَ zandan mina
zandan
ٱلظَّنِّ the assumption l-ẓani
the assumption
إِنَّ zira inna
zira
بَعْضَ bir kısmı baʿḍa
bir kısmı
ٱلظَّنِّ zannın l-ẓani
zannın
إِثْمٌۭ ۖ günahtır ith'mun
günahtır
وَلَا ve walā
ve
تَجَسَّسُوا۟ merak etmeyin tajassasū
merak etmeyin
وَلَا ve walā
ve
يَغْتَب arkasından çekiştirmesin yaghtab
arkasından çekiştirmesin
بَّعْضُكُم biriniz baʿḍukum
biriniz
بَعْضًا ۚ diğerinizi baʿḍan
diğerinizi
أَيُحِبُّ sever mi? ayuḥibbu
sever mi?
أَحَدُكُمْ biriniz aḥadukum
biriniz
أَن yemeği an
yemeği
يَأْكُلَ eat yakula
eat
لَحْمَ etini laḥma
etini
أَخِيهِ kardeşinin akhīhi
kardeşinin
مَيْتًۭا ölmüş maytan
ölmüş
فَكَرِهْتُمُوهُ ۚ işte bundan iğrendiniz fakarih'tumūhu
işte bundan iğrendiniz
وَٱتَّقُوا۟ o halde korkun wa-ittaqū
o halde korkun
ٱللَّهَ ۚ Allah'tan l-laha
Allah'tan
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
تَوَّابٌۭ tevbeyi çok kabul edendir tawwābun
tevbeyi çok kabul edendir
رَّحِيمٌۭ çok esirgeyendir raḥīmun
çok esirgeyendir
١٢ (12)
(12)
Ey inananlar! Zannın çoğundan sakının, zira zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin suçunu araştırmayın; kimse kimseyi çekiştirmesin; hangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır? Ondan tiksinirsiniz; Allah'tan sakının, şüphesiz Allah tevbeleri daima kabul edendir, acıyandır.
49:13
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلنَّاسُ insanlar l-nāsu
insanlar
إِنَّا elbette biz innā
elbette biz
خَلَقْنَـٰكُم sizi yarattık khalaqnākum
sizi yarattık
مِّن bir erkekten min
bir erkekten
ذَكَرٍۢ a male dhakarin
a male
وَأُنثَىٰ ve bir kadın(dan) wa-unthā
ve bir kadın(dan)
وَجَعَلْنَـٰكُمْ ve ayırdık sizi wajaʿalnākum
ve ayırdık sizi
شُعُوبًۭا milletlere shuʿūban
milletlere
وَقَبَآئِلَ ve kabilelere waqabāila
ve kabilelere
لِتَعَارَفُوٓا۟ ۚ birbirinizi tanımanız için litaʿārafū
birbirinizi tanımanız için
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
أَكْرَمَكُمْ en üstün olanınız akramakum
en üstün olanınız
عِندَ yanında ʿinda
yanında
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
أَتْقَىٰكُمْ ۚ en çok korunanınızdır atqākum
en çok korunanınızdır
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir
خَبِيرٌۭ haber alandır khabīrun
haber alandır
١٣ (13)
(13)
Ey insanlar! Doğrusu Biz sizleri bir erkekle bir dişiden yarattık. Sizi milletler ve kabileler haline koyduk ki birbirinizi kolayca tanıyasınız. Şüphesiz, Allah katında en değerliniz, O'na karşı gelmekten en çok sakınanızdır. Allah bilendir, haberdardır.
49:14
۞ قَالَتِ dediler qālati
dediler
ٱلْأَعْرَابُ araplar l-aʿrābu
araplar
ءَامَنَّا ۖ inandık āmannā
inandık
قُل de ki qul
de ki
لَّمْ inanmadınız lam
inanmadınız
تُؤْمِنُوا۟ you believe tu'minū
you believe
وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat
قُولُوٓا۟ deyin qūlū
deyin
أَسْلَمْنَا islam olduk aslamnā
islam olduk
وَلَمَّا henüz walammā
henüz
يَدْخُلِ girmedi yadkhuli
girmedi
ٱلْإِيمَـٰنُ iman l-īmānu
iman
فِى kalblerinize
kalblerinize
قُلُوبِكُمْ ۖ your hearts qulūbikum
your hearts
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
تُطِيعُوا۟ ita'at ederseniz tuṭīʿū
ita'at ederseniz
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ ve Elçisine warasūlahu
ve Elçisine
لَا size eksiltmez
size eksiltmez
يَلِتْكُم He will deprive you yalit'kum
He will deprive you
مِّنْ amellerinizden min
amellerinizden
أَعْمَـٰلِكُمْ your deeds aʿmālikum
your deeds
شَيْـًٔا ۚ hiçbir şeyi shayan
hiçbir şeyi
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
غَفُورٌۭ çok bağışlayandır ghafūrun
çok bağışlayandır
رَّحِيمٌ çok esirgeyendir raḥīmun
çok esirgeyendir
١٤ (14)
(14)
Bedeviler: "İnandık" dediler, de ki: "İnanmadınız ama İslam olduk deyin; inanç henüz gönüllerinize yerleşmedi; eğer Allah'a ve Peygamberine itaat ederseniz, işlediklerinizden bir şey eksilmez; doğrusu Allah, bağışlar, merhamet eder."
49:15
إِنَّمَا şüphesiz innamā
şüphesiz
ٱلْمُؤْمِنُونَ Mü'minler l-mu'minūna
Mü'minler
ٱلَّذِينَ kimselerdir alladhīna
kimselerdir
ءَامَنُوا۟ iman eden(lerdir) āmanū
iman eden(lerdir)
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَرَسُولِهِۦ ve Elçisine warasūlihi
ve Elçisine
ثُمَّ sonra thumma
sonra
لَمْ şüphe etmeyenlerdir lam
şüphe etmeyenlerdir
يَرْتَابُوا۟ doubt yartābū
doubt
وَجَـٰهَدُوا۟ ve cihad edenlerdir wajāhadū
ve cihad edenlerdir
بِأَمْوَٰلِهِمْ mallarıyle bi-amwālihim
mallarıyle
وَأَنفُسِهِمْ ve canlarıyle wa-anfusihim
ve canlarıyle
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ ۚ Allah l-lahi
Allah
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte
هُمُ onlardır humu
onlardır
ٱلصَّـٰدِقُونَ doğru olanlar l-ṣādiqūna
doğru olanlar
١٥ (15)
(15)
"İnananlar, ancak Allah'a ve peygamberine inanmış, sonra şüpheye düşmemiş; Allah uğrunda mallarıyla, canlarıyla cihat etmiş olanlardır. İşte onlar doğru olanlardır."
49:16
قُلْ de ki qul
de ki
أَتُعَلِّمُونَ siz mi öğreteceksiniz? atuʿallimūna
siz mi öğreteceksiniz?
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
بِدِينِكُمْ dininizi bidīnikum
dininizi
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir
مَا olanları
olanları
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَمَا ve olanları wamā
ve olanları
فِى yerde
yerde
ٱلْأَرْضِ ۚ the earth l-arḍi
the earth
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
بِكُلِّ her bikulli
her
شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi
عَلِيمٌۭ bilendir ʿalīmun
bilendir
١٦ (16)
(16)
De ki: "Dininizi Allah'a mı öğretiyorsunuz? Oysa Allah göklerde olanları da yerde olanları da bilir, Allah her şeyi bilendir."
49:17
يَمُنُّونَ başına kakıyorlar yamunnūna
başına kakıyorlar
عَلَيْكَ senin ʿalayka
senin
أَنْ İslam olmalarını an
İslam olmalarını
أَسْلَمُوا۟ ۖ they have accepted Islam aslamū
they have accepted Islam
قُل de ki qul
de ki
لَّا başıma kakmayın
başıma kakmayın
تَمُنُّوا۟ consider a favor tamunnū
consider a favor
عَلَىَّ benim ʿalayya
benim
إِسْلَـٰمَكُم ۖ müslüman olmanızı is'lāmakum
müslüman olmanızı
بَلِ tersine bali
tersine
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
يَمُنُّ minnet eder yamunnu
minnet eder
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
أَنْ size hidayeti nedeniyle an
size hidayeti nedeniyle
هَدَىٰكُمْ He has guided you hadākum
He has guided you
لِلْإِيمَـٰنِ imana lil'īmāni
imana
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz
صَـٰدِقِينَ doğrulardan ṣādiqīna
doğrulardan
١٧ (17)
(17)
Müslüman oldular diye seni minnet altında bırakmak isterler; de ki: "Müslüman olmanızla beni minnet altında tutmayın, hayır; eğer doğru kimselerseniz, sizi imana eriştirmekle Allah sizi minnet altında bırakır."
49:18
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir
غَيْبَ gizlisini ghayba
gizlisini
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yerin wal-arḍi
ve yerin
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
بَصِيرٌۢ görmektedir baṣīrun
görmektedir
بِمَا yaptıklarınızı bimā
yaptıklarınızı
تَعْمَلُونَ you do taʿmalūna
you do
١٨ (18)
(18)
Doğrusu Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. Allah, yaptıklarınızı görendir.