50
Kaf
ق
Kaf Suresi (ق), Kur’an-ı Kerim’in 50. suresidir — Mekki, 45 ayetten oluşan bir suredir. Mekkî sureler, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Medine’ye hicretinden önce inmiştir ve genellikle iman, Allah’ın birliği ve ahiret üzerinde durur.
Bookmarks (0)
No bookmarks yet. Click the bookmark icon next to any ayah to save it.
Besmele
بِسْمِadıylabis'miٱللَّهِAllah'ınl-lahiٱلرَّحْمَـٰنِRahmanl-raḥmāniٱلرَّحِيمِRahiml-raḥīmi
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
50:1
قٓ ۚKafqafوَٱلْقُرْءَانِKur'an'a andolsunwal-qur'āniٱلْمَجِيدِuyarıcı şereflil-majīdi١
Kaf. Şanlı Kuran'a and olsun.
50:2
بَلْdoğrusubalعَجِبُوٓا۟şaştılarʿajibūأَنgelmesineanجَآءَهُمhas come to themjāahumمُّنذِرٌۭbir uyarıcımundhirunمِّنْهُمْiçlerindenmin'humفَقَالَdedilerfaqālaٱلْكَـٰفِرُونَkafirlerl-kāfirūnaهَـٰذَاbuhādhāشَىْءٌbir şeydirshayonعَجِيبٌtuhafʿajībun٢
Kafirler, Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar da: "Bu şaşılacak bir şey; öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman dirilecek miyiz? Bu, ihtimali olmayan bir dönüştür" dediler.
50:3
أَءِذَاzaman mı?a-idhāمِتْنَاbiz öldüğümüzmit'nāوَكُنَّاve olduğumuzwakunnāتُرَابًۭا ۖtoprakturābanذَٰلِكَbudhālikaرَجْعٌۢbir dönüştürrajʿunبَعِيدٌۭuzakbaʿīdun٣
Kafirler, Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar da: "Bu şaşılacak bir şey; öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman dirilecek miyiz? Bu, ihtimali olmayan bir dönüştür" dediler.
50:4
قَدْandolsunqadعَلِمْنَاbiz bilmişizdirʿalim'nāمَاnemāتَنقُصُeksilttiğinitanquṣuٱلْأَرْضُyerinl-arḍuمِنْهُمْ ۖonlardanmin'humوَعِندَنَاve yanımızda vardırwaʿindanāكِتَـٰبٌbir Kitapkitābunحَفِيظٌۢ(her şeyi) zaptedenḥafīẓun٤
Onlardan kimlerin ölüp toprağa karıştığını biliyoruz. Katımızda her şeyi unutulmaktan koruyan bir kitap vardır.
50:5
بَلْdoğrusubalكَذَّبُوا۟onlar yalanladılarkadhabūبِٱلْحَقِّhak ilebil-ḥaqiلَمَّاkendilerine gelincelammāجَآءَهُمْit came (to) themjāahumفَهُمْşimdi onlarfahumفِىٓiçindedirlerfīأَمْرٍۢbir durumunamrinمَّرِيجٍçalkantılımarījin٥
Hayır; onlar, gerçek kendilerine gelince onu yalanladılar; kararsızlık içindedirler.
50:6
أَفَلَمْbakmadılar mı?afalamيَنظُرُوٓا۟they lookyanẓurūإِلَىgöğeilāٱلسَّمَآءِthe skyl-samāiفَوْقَهُمْüstlerindekifawqahumكَيْفَnasılkayfaبَنَيْنَـٰهَاonu bina ettikbanaynāhāوَزَيَّنَّـٰهَاve onu süsledikwazayyannāhāوَمَاve yokturwamāلَهَاonunlahāمِنhiçbirminفُرُوجٍۢçatlağıfurūjin٦
Onlar, üstlerindeki göğü nasıl yapmışız, süslemişizdir bir bakmazlar mı? Onda hiçbir çatlak da yoktur.
50:7
وَٱلْأَرْضَve arzıwal-arḍaمَدَدْنَـٰهَاyaydık onumadadnāhāوَأَلْقَيْنَاve attıkwa-alqaynāفِيهَاonafīhāرَوَٰسِىَsağlam dağlarrawāsiyaوَأَنۢبَتْنَاve bitirdikwa-anbatnāفِيهَاondafīhāمِنher-tenminكُلِّherkulliزَوْجٍۭkindzawjinبَهِيجٍۢgüzelbahījin٧
Allah'a yönelen her kula öğüt ve bir belge olarak yeryüzünü yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik, orada her güzel türden yetiştirdik.
50:8
تَبْصِرَةًۭbasirettir;tabṣiratanوَذِكْرَىٰve ibrettirwadhik'rāلِكُلِّhepsi içinlikulliعَبْدٍۢkul(ların)ʿabdinمُّنِيبٍۢyönelenmunībin٨
Allah'a yönelen her kula öğüt ve bir belge olarak yeryüzünü yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik, orada her güzel türden yetiştirdik.
50:9
وَنَزَّلْنَاve indirdikwanazzalnāمِنَgöktenminaٱلسَّمَآءِthe skyl-samāiمَآءًۭbir sumāanمُّبَـٰرَكًۭاbereketlimubārakanفَأَنۢبَتْنَاbitirdikfa-anbatnāبِهِۦonunlabihiجَنَّـٰتٍۢbahçelerjannātinوَحَبَّve danelerwaḥabbaٱلْحَصِيدِbiçilecekl-ḥaṣīdi٩
Gökten bereketli bir su indirdik, kullara rızık olmak üzere onunla bahçeler, biçilecek taneli ekinler, küme küme tomurcukları olan boylu hurma ağaçları yetiştirdik. O su ile ölü yeri dirilttik. İşte insanların diriltilmesi de böyledir.
50:10
وَٱلنَّخْلَve hurmalarwal-nakhlaبَاسِقَـٰتٍۢyüksekbāsiqātinلَّهَاolanlahāطَلْعٌۭtomurcuklarıṭalʿunنَّضِيدٌۭbirbirine girmişnaḍīdun١٠
Gökten bereketli bir su indirdik, kullara rızık olmak üzere onunla bahçeler, biçilecek taneli ekinler, küme küme tomurcukları olan boylu hurma ağaçları yetiştirdik. O su ile ölü yeri dirilttik. İşte insanların diriltilmesi de böyledir.
50:11
رِّزْقًۭاrızıktırriz'qanلِّلْعِبَادِ ۖkullar içinlil'ʿibādiوَأَحْيَيْنَاve can verdikwa-aḥyaynāبِهِۦonunla (su ile)bihiبَلْدَةًۭbir ülkeyebaldatanمَّيْتًۭا ۚölümaytanكَذَٰلِكَişte öyledirkadhālikaٱلْخُرُوجُçıkışl-khurūju١١
Gökten bereketli bir su indirdik, kullara rızık olmak üzere onunla bahçeler, biçilecek taneli ekinler, küme küme tomurcukları olan boylu hurma ağaçları yetiştirdik. O su ile ölü yeri dirilttik. İşte insanların diriltilmesi de böyledir.
50:12
كَذَّبَتْyalanlamıştıkadhabatقَبْلَهُمْonlardan önceqablahumقَوْمُkavmiqawmuنُوحٍۢNuhnūḥinوَأَصْحَـٰبُve halkıwa-aṣḥābuٱلرَّسِّResl-rasiوَثَمُودُve Semudwathamūdu١٢
Onlardan önce Nuh milleti, Ressliler, Semud, Ad, Firavun milletleri, Lut'un kardeşleri, Eykeliler, Tubba milleti de yalanlamışlardı; evet bunların hepsi peygamberleri yalanlamışlardı da tehdidim gerçekleşmişti.
50:13
وَعَادٌۭve Adwaʿādunوَفِرْعَوْنُve Fir'avnwafir'ʿawnuوَإِخْوَٰنُve kardeşleriwa-ikh'wānuلُوطٍۢLut'unlūṭin١٣
Onlardan önce Nuh milleti, Ressliler, Semud, Ad, Firavun milletleri, Lut'un kardeşleri, Eykeliler, Tubba milleti de yalanlamışlardı; evet bunların hepsi peygamberleri yalanlamışlardı da tehdidim gerçekleşmişti.
50:14
وَأَصْحَـٰبُve halkıwa-aṣḥābuٱلْأَيْكَةِEykel-aykatiوَقَوْمُve kavmiwaqawmuتُبَّعٍۢ ۚTubba'tubbaʿinكُلٌّۭbunların hepsikullunكَذَّبَyalanlayıpkadhabaٱلرُّسُلَelçileril-rusulaفَحَقَّhak ettilerfaḥaqqaوَعِيدِtehdidimiwaʿīdi١٤
Onlardan önce Nuh milleti, Ressliler, Semud, Ad, Firavun milletleri, Lut'un kardeşleri, Eykeliler, Tubba milleti de yalanlamışlardı; evet bunların hepsi peygamberleri yalanlamışlardı da tehdidim gerçekleşmişti.
50:15
أَفَعَيِينَاaciz mi kaldık?afaʿayīnāبِٱلْخَلْقِyaratıştabil-khalqiٱلْأَوَّلِ ۚilkl-awaliبَلْdoğrusubalهُمْonlarhumفِىiçindedirlerfīلَبْسٍۢkuşkulabsinمِّنْbir yaratmadanminخَلْقٍۢa creationkhalqinجَدِيدٍۢyenijadīdin١٥
Biz ilk yaratışta yorulduk mu? Hayır; onlar yeniden yaratılmaktan şüphe etmektedirler.
50:16
وَلَقَدْve andolsunwalaqadخَلَقْنَاbiz yarattıkkhalaqnāٱلْإِنسَـٰنَinsanıl-insānaوَنَعْلَمُve bilirizwanaʿlamuمَاnemāتُوَسْوِسُfısıldadığınıtuwaswisuبِهِۦonabihiنَفْسُهُۥ ۖnefsininnafsuhuوَنَحْنُçünkü bizwanaḥnuأَقْرَبُdaha yakınızaqrabuإِلَيْهِonailayhiمِنْşah damarındanminحَبْلِ(his) jugular veinḥabliٱلْوَرِيدِ(his) jugular veinl-warīdi١٦
And olsun ki insanı Biz yarattık; nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz; Biz ona şah damarından daha yakınız.
50:17
إِذْo zamanidhيَتَلَقَّىkaydetmektediryatalaqqāٱلْمُتَلَقِّيَانِiki alıcı (melek)l-mutalaqiyāniعَنِonun sağındaʿaniٱلْيَمِينِthe rightl-yamīniوَعَنِvewaʿaniٱلشِّمَالِsolundal-shimāliقَعِيدٌۭoturanqaʿīdun١٧
Sağında ve solunda, onunla beraber oturan iki alıcı melek, yanında hazır birer gözcü olarak söylediği her sözü zaptederler.
50:18
مَّاsöylemezmāيَلْفِظُhe uttersyalfiẓuمِنhiçbirminقَوْلٍsözqawlinإِلَّاolmadanillāلَدَيْهِyanındaladayhiرَقِيبٌgözetleyicilerraqībunعَتِيدٌۭhazır bulunanʿatīdun١٨
Sağında ve solunda, onunla beraber oturan iki alıcı melek, yanında hazır birer gözcü olarak söylediği her sözü zaptederler.
50:19
وَجَآءَتْve geldiwajāatسَكْرَةُsarhoşluğusakratuٱلْمَوْتِölüml-mawtiبِٱلْحَقِّ ۖgerçektenbil-ḥaqiذَٰلِكَişte budhālikaمَاşeydirmāكُنتَsenin olduğunkuntaمِنْهُondanmin'huتَحِيدُkaçmıştaḥīdu١٩
Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelir, ey insan, işte bu senin öteden beri korkup kaçtığın şeydir.
50:20
وَنُفِخَve üflendiwanufikhaفِىSur'afīٱلصُّورِ ۚthe trumpetl-ṣūriذَٰلِكَişte budhālikaيَوْمُgündüryawmuٱلْوَعِيدِkendisine karşı uyarılanl-waʿīdi٢٠
Sura üfürülür. İşte bu geleceği söz verilen gündür.
50:21
وَجَآءَتْve geldiwajāatكُلُّherkulluنَفْسٍۢcannafsinمَّعَهَاyanındamaʿahāسَآئِقٌۭbir sürücüsāiqunوَشَهِيدٌۭve şahidlewashahīdun٢١
Her can, kendisiyle beraber bir sürücü ve şahit bulunduğu halde gelir.
50:22
لَّقَدْandolsunlaqadكُنتَsen idinkuntaفِىiçindefīغَفْلَةٍۢgafletghaflatinمِّنْbundanminهَـٰذَاthishādhāفَكَشَفْنَاbiz açtıkfakashafnāعَنكَsendenʿankaغِطَآءَكَperdenighiṭāakaفَبَصَرُكَartık gözünfabaṣarukaٱلْيَوْمَbugünl-yawmaحَدِيدٌۭkeskindirḥadīdun٢٢
Ona: "And olsun ki, sen, bundan gafildin; işte senden gaflet perdesini kaldırdık, bugün artık görüşün keskindir" denir.
50:23
وَقَالَve dedi kiwaqālaقَرِينُهُۥarkadaşıqarīnuhuهَـٰذَاiştehādhāمَاyanımdakimāلَدَىَّ(is) with meladayyaعَتِيدٌhazırʿatīdun٢٣
Yanındaki melek: "İşte bu yanımdaki hazırdır" der.
50:24
أَلْقِيَاhaydi ikiniz atınalqiyāفِىcehennemefīجَهَنَّمَHelljahannamaكُلَّherkullaكَفَّارٍnankörükaffārinعَنِيدٍۢinatçıʿanīdin٢٤
Allah: "Ey sürücü ve şahit! Her inatçı inkarcıyı, iyiliklere boyuna engel olan, mütecaviz, şüpheye düşüren, Allah'ın yanında başka tanrı benimseyen kişiyi cehenneme atın, onu çetin bir azaba sokun" buyurur.
50:25
مَّنَّاعٍۢengel olanmannāʿinلِّلْخَيْرِhayralil'khayriمُعْتَدٍۢsaldırganmuʿ'tadinمُّرِيبٍşüpheciyimurībin٢٥
Allah: "Ey sürücü ve şahit! Her inatçı inkarcıyı, iyiliklere boyuna engel olan, mütecaviz, şüpheye düşüren, Allah'ın yanında başka tanrı benimseyen kişiyi cehenneme atın, onu çetin bir azaba sokun" buyurur.
50:26
ٱلَّذِىo kialladhīجَعَلَedindijaʿalaمَعَile berabermaʿaٱللَّهِAllahl-lahiإِلَـٰهًاtanrılarilāhanءَاخَرَbaşkaākharaفَأَلْقِيَاهُbundan dolayı onu atınfa-alqiyāhuفِىbir azabafīٱلْعَذَابِthe punishmentl-ʿadhābiٱلشَّدِيدِçetinl-shadīdi٢٦
Allah: "Ey sürücü ve şahit! Her inatçı inkarcıyı, iyiliklere boyuna engel olan, mütecaviz, şüpheye düşüren, Allah'ın yanında başka tanrı benimseyen kişiyi cehenneme atın, onu çetin bir azaba sokun" buyurur.
50:27
۞ قَالَdedi kiqālaقَرِينُهُۥarkadaşıqarīnuhuرَبَّنَاRabbimizrabbanāمَآben onu azdırmadımmāأَطْغَيْتُهُۥI made him transgressaṭghaytuhuوَلَـٰكِنzatenwalākinكَانَidikānaفِىiçindefīضَلَـٰلٍۭbir sapıklıkḍalālinبَعِيدٍۢderinbaʿīdin٢٧
Yanındaki şeytan: "Rabbimiz! Ben onu azdırmadım, fakat kendisi derin bir sapıklıktaydı" der.
50:28
قَالَ(Allah) buyurdu kiqālaلَاçekişmeyinlāتَخْتَصِمُوا۟disputetakhtaṣimūلَدَىَّuzurumdaladayyaوَقَدْve andolsunwaqadقَدَّمْتُönceden yaptımqaddamtuإِلَيْكُمsizeilaykumبِٱلْوَعِيدِuyarıbil-waʿīdi٢٨
Allah: "Benim katımda çekişmeyin; size bunu önceden bildirmiştim. Benim katımda söz değişmez; Ben kullara asla zulmetmem" der.
50:29
مَاdeğiştirilmezmāيُبَدَّلُwill be changedyubaddaluٱلْقَوْلُsözl-qawluلَدَىَّbenim huzurumdaladayyaوَمَآve değil(im)wamāأَنَا۠benanāبِظَلَّـٰمٍۢzulmedicibiẓallāminلِّلْعَبِيدِkullaralil'ʿabīdi٢٩
Allah: "Benim katımda çekişmeyin; size bunu önceden bildirmiştim. Benim katımda söz değişmez; Ben kullara asla zulmetmem" der.
50:30
يَوْمَ(o) günyawmaنَقُولُderiznaqūluلِجَهَنَّمَcehennemelijahannamaهَلِdoldunmu?haliٱمْتَلَأْتِyou filledim'talatiوَتَقُولُve derwataqūluهَلْhiç (yok)mu?halمِن(there) anyminمَّزِيدٍۢdahamazīdin٣٠
O gün cehenneme: "Doldun mu?" deriz, o: "Daha var mı?" der.
50:31
وَأُزْلِفَتِve yaklaştırılmıştırwa-uz'lifatiٱلْجَنَّةُcennetl-janatuلِلْمُتَّقِينَkorunanlaralil'muttaqīnaغَيْرَdeğildirghayraبَعِيدٍuzakbaʿīdin٣١
Cennet, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır, zaten uzakta değildir.
50:32
هَـٰذَاişte budurhādhāمَاsize va'dedilenmāتُوعَدُونَyou were promisedtūʿadūnaلِكُلِّdaimalikulliأَوَّابٍ(Allah'a) yüz tutanawwābinحَفِيظٍۢkoruyanḥafīẓin٣٢
Onlara: "İşte bu cennet, Allah'a yönelen, O'nun buyruklarına riayet eden; görmediği Rahman'dan korkan, Allah'a yönelmiş bir kalble gelen sizlere, hepinize söz verilen yerdir. Oraya esenlikle girin; işte sonsuzluk günü budur" denir.
50:33
مَّنْkimse(lere)manخَشِىَsaygı gösterenkhashiyaٱلرَّحْمَـٰنَRahman'al-raḥmānaبِٱلْغَيْبِgörmedenbil-ghaybiوَجَآءَve getirenwajāaبِقَلْبٍۢbir yürekbiqalbinمُّنِيبٍ(Hakka) dönükmunībin٣٣
Onlara: "İşte bu cennet, Allah'a yönelen, O'nun buyruklarına riayet eden; görmediği Rahman'dan korkan, Allah'a yönelmiş bir kalble gelen sizlere, hepinize söz verilen yerdir. Oraya esenlikle girin; işte sonsuzluk günü budur" denir.
50:34
ٱدْخُلُوهَاona girinud'khulūhāبِسَلَـٰمٍۢ ۖselam (esenlik) ilebisalāminذَٰلِكَbudhālikaيَوْمُgünüdüryawmuٱلْخُلُودِsüreklilikl-khulūdi٣٤
Onlara: "İşte bu cennet, Allah'a yönelen, O'nun buyruklarına riayet eden; görmediği Rahman'dan korkan, Allah'a yönelmiş bir kalble gelen sizlere, hepinize söz verilen yerdir. Oraya esenlikle girin; işte sonsuzluk günü budur" denir.
50:35
لَهُمonlara vardırlahumمَّاherşeymāيَشَآءُونَistedikleriyashāūnaفِيهَاoradafīhāوَلَدَيْنَاve katımızda vardırwaladaynāمَزِيدٌۭdaha fazlasımazīdun٣٥
Orada dilediklerini bulurlar. Katımızda fazlası da vardır.
50:36
وَكَمْve nicesiniwakamأَهْلَكْنَاhelak etmiştikahlaknāقَبْلَهُمbunlardan önceqablahumمِّنkuşaklardanminقَرْنٍa generationqarninهُمْonlarhumأَشَدُّdaha kuvvetli idiashadduمِنْهُمbunlardanmin'humبَطْشًۭاtutuşubaṭshanفَنَقَّبُوا۟gezip dolaşmışlardıfanaqqabūفِىülkelerdefīٱلْبِلَـٰدِthe landsl-bilādiهَلْ(var) mı?halمِنhiçminمَّحِيصٍkaçacak yermaḥīṣin٣٦
Bu inkarcılardan önce, kendilerinden daha kuvvetli olan, diyar diyar dolaşan nice nesilleri yok etmişizdir. Kurtuluşu var mı?
50:37
إِنَّmuhakkak kiinnaفِىvardırfīذَٰلِكَbundadhālikaلَذِكْرَىٰbir öğütladhik'rāلِمَنkimse içinlimanكَانَolankānaلَهُۥonunlahuقَلْبٌkalbiqalbunأَوْyahutawأَلْقَىverenalqāٱلسَّمْعَkulakl-samʿaوَهُوَve owahuwaشَهِيدٌۭşahid olarakshahīdun٣٧
Doğrusu bunda, kalbi olana veya hazır bulunup kulak verene ders vardır.
50:38
وَلَقَدْve andolsunwalaqadخَلَقْنَاbiz yarattıkkhalaqnāٱلسَّمَـٰوَٰتِgökleril-samāwātiوَٱلْأَرْضَve yeriwal-arḍaوَمَاve bulunanlarıwamāبَيْنَهُمَاikisi arasındabaynahumāفِىaltıfīسِتَّةِsixsittatiأَيَّامٍۢgündeayyāminوَمَاvewamāمَسَّنَاbize dokunmadımassanāمِنhiçbirminلُّغُوبٍۢyorgunluklughūbin٣٨
And olsun ki, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yarattık ve Biz bir yorgunluk da duymadık.
50:39
فَٱصْبِرْo halde sabretfa-iṣ'birعَلَىٰüzerineʿalāمَاonların dediklerimāيَقُولُونَthey sayyaqūlūnaوَسَبِّحْve tesbih etwasabbiḥبِحَمْدِövgü ilebiḥamdiرَبِّكَRabbinirabbikaقَبْلَönceqablaطُلُوعِdoğmadanṭulūʿiٱلشَّمْسِgüneşl-shamsiوَقَبْلَve öncewaqablaٱلْغُرُوبِbatmadanl-ghurūbi٣٩
Söylediklerine sabret; Rabbini, güneşin doğmasından önce ve batışından önce överek tesbih et.
50:40
وَمِنَve bir kısmındawaminaٱلَّيْلِgeceninal-layliفَسَبِّحْهُO'nu tesbih etfasabbiḥ'huوَأَدْبَـٰرَve arkalarındawa-adbāraٱلسُّجُودِsecdel-sujūdi٤٠
Geceleyin ve secdelerin ardından O'nu tesbih et.
50:41
وَٱسْتَمِعْve dinlewa-is'tamiʿيَوْمَ(o) günyawmaيُنَادِçağırıryunādiٱلْمُنَادِo ünleyicil-munādiمِنbir yerdenminمَّكَانٍۢa placemakāninقَرِيبٍۢyakınqarībin٤١
Bir çağırıcının yakın bir yerden çağıracağı güne kulak ver.
50:42
يَوْمَ(o) günyawmaيَسْمَعُونَduyarlaryasmaʿūnaٱلصَّيْحَةَçağrıyıl-ṣayḥataبِٱلْحَقِّ ۚgerçek olarakbil-ḥaqiذَٰلِكَişte budhālikaيَوْمُgünüdüryawmuٱلْخُرُوجِçıkışl-khurūji٤٢
O gün çığlığı gerçekten duyarlar; işte o, kabirden çıkış günüdür.
50:43
إِنَّاelbette bizinnāنَحْنُbiznaḥnuنُحْىِۦyaşatırıznuḥ'yīوَنُمِيتُve öldürürüzwanumītuوَإِلَيْنَاve bizedirwa-ilaynāٱلْمَصِيرُdönüşl-maṣīru٤٣
Doğrusu Biz diriltiriz, Biz öldürürüz, dönüş Bize'dir.
50:44
يَوْمَ(o) günyawmaتَشَقَّقُyarılırtashaqqaquٱلْأَرْضُyerl-arḍuعَنْهُمْonlar(ın üstün)denʿanhumسِرَاعًۭا ۚsür'atle koşarlarsirāʿanذَٰلِكَişte budhālikaحَشْرٌtoplamadırḥashrunعَلَيْنَاbize göreʿalaynāيَسِيرٌۭkolaydıryasīrun٤٤
O gün, yer yarılır, onlar çabucak ayrılır; bu, Bize göre kolay bir toplamadır.
50:45
نَّحْنُbiznaḥnuأَعْلَمُbiliyoruzaʿlamuبِمَاşeyleribimāيَقُولُونَ ۖonların dedikleriyaqūlūnaوَمَآve değilsinwamāأَنتَsenantaعَلَيْهِمonların üstündeʿalayhimبِجَبَّارٍۢ ۖbir zorlayıcıbijabbārinفَذَكِّرْöğüt verfadhakkirبِٱلْقُرْءَانِKur'an ilebil-qur'āniمَنkimseleremanيَخَافُkorkanyakhāfuوَعِيدِtehdidimdenwaʿīdi٤٥
Onların dediklerini Biz biliriz. Sen onların üzerinde bir zorba değilsin; söz verdiğim günden korkanlara Kuran'la öğüt ver.
—
—
—
—
Loading…