50
Kaf
ق
Besmele
بِسْمِ
adıyla
bis'mi
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
50:1
قٓ ۚ
Kaf
qaf
Kaf وَٱلْقُرْءَانِ Kur'an'a andolsun wal-qur'āni
Kur'an'a andolsun ٱلْمَجِيدِ uyarıcı şerefli l-majīdi
uyarıcı şerefli ١ (1)
(1)
Kaf وَٱلْقُرْءَانِ Kur'an'a andolsun wal-qur'āni
Kur'an'a andolsun ٱلْمَجِيدِ uyarıcı şerefli l-majīdi
uyarıcı şerefli ١ (1)
(1)
Kaf. Şanlı Kuran'a and olsun.
50:2
بَلْ
doğrusu
bal
doğrusu عَجِبُوٓا۟ şaştılar ʿajibū
şaştılar أَن gelmesine an
gelmesine جَآءَهُم has come to them jāahum
has come to them مُّنذِرٌۭ bir uyarıcı mundhirun
bir uyarıcı مِّنْهُمْ içlerinden min'hum
içlerinden فَقَالَ dediler faqāla
dediler ٱلْكَـٰفِرُونَ kafirler l-kāfirūna
kafirler هَـٰذَا bu hādhā
bu شَىْءٌ bir şeydir shayon
bir şeydir عَجِيبٌ tuhaf ʿajībun
tuhaf ٢ (2)
(2)
doğrusu عَجِبُوٓا۟ şaştılar ʿajibū
şaştılar أَن gelmesine an
gelmesine جَآءَهُم has come to them jāahum
has come to them مُّنذِرٌۭ bir uyarıcı mundhirun
bir uyarıcı مِّنْهُمْ içlerinden min'hum
içlerinden فَقَالَ dediler faqāla
dediler ٱلْكَـٰفِرُونَ kafirler l-kāfirūna
kafirler هَـٰذَا bu hādhā
bu شَىْءٌ bir şeydir shayon
bir şeydir عَجِيبٌ tuhaf ʿajībun
tuhaf ٢ (2)
(2)
Kafirler, Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar da: "Bu şaşılacak bir şey; öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman dirilecek miyiz? Bu, ihtimali olmayan bir dönüştür" dediler.
50:3
أَءِذَا
zaman mı?
a-idhā
zaman mı? مِتْنَا biz öldüğümüz mit'nā
biz öldüğümüz وَكُنَّا ve olduğumuz wakunnā
ve olduğumuz تُرَابًۭا ۖ toprak turāban
toprak ذَٰلِكَ bu dhālika
bu رَجْعٌۢ bir dönüştür rajʿun
bir dönüştür بَعِيدٌۭ uzak baʿīdun
uzak ٣ (3)
(3)
zaman mı? مِتْنَا biz öldüğümüz mit'nā
biz öldüğümüz وَكُنَّا ve olduğumuz wakunnā
ve olduğumuz تُرَابًۭا ۖ toprak turāban
toprak ذَٰلِكَ bu dhālika
bu رَجْعٌۢ bir dönüştür rajʿun
bir dönüştür بَعِيدٌۭ uzak baʿīdun
uzak ٣ (3)
(3)
Kafirler, Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar da: "Bu şaşılacak bir şey; öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman dirilecek miyiz? Bu, ihtimali olmayan bir dönüştür" dediler.
50:4
قَدْ
andolsun
qad
andolsun عَلِمْنَا biz bilmişizdir ʿalim'nā
biz bilmişizdir مَا ne mā
ne تَنقُصُ eksilttiğini tanquṣu
eksilttiğini ٱلْأَرْضُ yerin l-arḍu
yerin مِنْهُمْ ۖ onlardan min'hum
onlardan وَعِندَنَا ve yanımızda vardır waʿindanā
ve yanımızda vardır كِتَـٰبٌ bir Kitap kitābun
bir Kitap حَفِيظٌۢ (her şeyi) zapteden ḥafīẓun
(her şeyi) zapteden ٤ (4)
(4)
andolsun عَلِمْنَا biz bilmişizdir ʿalim'nā
biz bilmişizdir مَا ne mā
ne تَنقُصُ eksilttiğini tanquṣu
eksilttiğini ٱلْأَرْضُ yerin l-arḍu
yerin مِنْهُمْ ۖ onlardan min'hum
onlardan وَعِندَنَا ve yanımızda vardır waʿindanā
ve yanımızda vardır كِتَـٰبٌ bir Kitap kitābun
bir Kitap حَفِيظٌۢ (her şeyi) zapteden ḥafīẓun
(her şeyi) zapteden ٤ (4)
(4)
Onlardan kimlerin ölüp toprağa karıştığını biliyoruz. Katımızda her şeyi unutulmaktan koruyan bir kitap vardır.
50:5
بَلْ
doğrusu
bal
doğrusu كَذَّبُوا۟ onlar yalanladılar kadhabū
onlar yalanladılar بِٱلْحَقِّ hak ile bil-ḥaqi
hak ile لَمَّا kendilerine gelince lammā
kendilerine gelince جَآءَهُمْ it came (to) them jāahum
it came (to) them فَهُمْ şimdi onlar fahum
şimdi onlar فِىٓ içindedirler fī
içindedirler أَمْرٍۢ bir durumun amrin
bir durumun مَّرِيجٍ çalkantılı marījin
çalkantılı ٥ (5)
(5)
doğrusu كَذَّبُوا۟ onlar yalanladılar kadhabū
onlar yalanladılar بِٱلْحَقِّ hak ile bil-ḥaqi
hak ile لَمَّا kendilerine gelince lammā
kendilerine gelince جَآءَهُمْ it came (to) them jāahum
it came (to) them فَهُمْ şimdi onlar fahum
şimdi onlar فِىٓ içindedirler fī
içindedirler أَمْرٍۢ bir durumun amrin
bir durumun مَّرِيجٍ çalkantılı marījin
çalkantılı ٥ (5)
(5)
Hayır; onlar, gerçek kendilerine gelince onu yalanladılar; kararsızlık içindedirler.
50:6
أَفَلَمْ
bakmadılar mı?
afalam
bakmadılar mı? يَنظُرُوٓا۟ they look yanẓurū
they look إِلَى göğe ilā
göğe ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky فَوْقَهُمْ üstlerindeki fawqahum
üstlerindeki كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl بَنَيْنَـٰهَا onu bina ettik banaynāhā
onu bina ettik وَزَيَّنَّـٰهَا ve onu süsledik wazayyannāhā
ve onu süsledik وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur لَهَا onun lahā
onun مِن hiçbir min
hiçbir فُرُوجٍۢ çatlağı furūjin
çatlağı ٦ (6)
(6)
bakmadılar mı? يَنظُرُوٓا۟ they look yanẓurū
they look إِلَى göğe ilā
göğe ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky فَوْقَهُمْ üstlerindeki fawqahum
üstlerindeki كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl بَنَيْنَـٰهَا onu bina ettik banaynāhā
onu bina ettik وَزَيَّنَّـٰهَا ve onu süsledik wazayyannāhā
ve onu süsledik وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur لَهَا onun lahā
onun مِن hiçbir min
hiçbir فُرُوجٍۢ çatlağı furūjin
çatlağı ٦ (6)
(6)
Onlar, üstlerindeki göğü nasıl yapmışız, süslemişizdir bir bakmazlar mı? Onda hiçbir çatlak da yoktur.
50:7
وَٱلْأَرْضَ
ve arzı
wal-arḍa
ve arzı مَدَدْنَـٰهَا yaydık onu madadnāhā
yaydık onu وَأَلْقَيْنَا ve attık wa-alqaynā
ve attık فِيهَا ona fīhā
ona رَوَٰسِىَ sağlam dağlar rawāsiya
sağlam dağlar وَأَنۢبَتْنَا ve bitirdik wa-anbatnā
ve bitirdik فِيهَا onda fīhā
onda مِن her-ten min
her-ten كُلِّ her kulli
her زَوْجٍۭ kind zawjin
kind بَهِيجٍۢ güzel bahījin
güzel ٧ (7)
(7)
ve arzı مَدَدْنَـٰهَا yaydık onu madadnāhā
yaydık onu وَأَلْقَيْنَا ve attık wa-alqaynā
ve attık فِيهَا ona fīhā
ona رَوَٰسِىَ sağlam dağlar rawāsiya
sağlam dağlar وَأَنۢبَتْنَا ve bitirdik wa-anbatnā
ve bitirdik فِيهَا onda fīhā
onda مِن her-ten min
her-ten كُلِّ her kulli
her زَوْجٍۭ kind zawjin
kind بَهِيجٍۢ güzel bahījin
güzel ٧ (7)
(7)
Allah'a yönelen her kula öğüt ve bir belge olarak yeryüzünü yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik, orada her güzel türden yetiştirdik.
50:8
تَبْصِرَةًۭ
basirettir;
tabṣiratan
basirettir; وَذِكْرَىٰ ve ibrettir wadhik'rā
ve ibrettir لِكُلِّ hepsi için likulli
hepsi için عَبْدٍۢ kul(ların) ʿabdin
kul(ların) مُّنِيبٍۢ yönelen munībin
yönelen ٨ (8)
(8)
basirettir; وَذِكْرَىٰ ve ibrettir wadhik'rā
ve ibrettir لِكُلِّ hepsi için likulli
hepsi için عَبْدٍۢ kul(ların) ʿabdin
kul(ların) مُّنِيبٍۢ yönelen munībin
yönelen ٨ (8)
(8)
Allah'a yönelen her kula öğüt ve bir belge olarak yeryüzünü yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik, orada her güzel türden yetiştirdik.
50:9
وَنَزَّلْنَا
ve indirdik
wanazzalnā
ve indirdik مِنَ gökten mina
gökten ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky مَآءًۭ bir su māan
bir su مُّبَـٰرَكًۭا bereketli mubārakan
bereketli فَأَنۢبَتْنَا bitirdik fa-anbatnā
bitirdik بِهِۦ onunla bihi
onunla جَنَّـٰتٍۢ bahçeler jannātin
bahçeler وَحَبَّ ve daneler waḥabba
ve daneler ٱلْحَصِيدِ biçilecek l-ḥaṣīdi
biçilecek ٩ (9)
(9)
ve indirdik مِنَ gökten mina
gökten ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky مَآءًۭ bir su māan
bir su مُّبَـٰرَكًۭا bereketli mubārakan
bereketli فَأَنۢبَتْنَا bitirdik fa-anbatnā
bitirdik بِهِۦ onunla bihi
onunla جَنَّـٰتٍۢ bahçeler jannātin
bahçeler وَحَبَّ ve daneler waḥabba
ve daneler ٱلْحَصِيدِ biçilecek l-ḥaṣīdi
biçilecek ٩ (9)
(9)
Gökten bereketli bir su indirdik, kullara rızık olmak üzere onunla bahçeler, biçilecek taneli ekinler, küme küme tomurcukları olan boylu hurma ağaçları yetiştirdik. O su ile ölü yeri dirilttik. İşte insanların diriltilmesi de böyledir.
50:10
وَٱلنَّخْلَ
ve hurmalar
wal-nakhla
ve hurmalar بَاسِقَـٰتٍۢ yüksek bāsiqātin
yüksek لَّهَا olan lahā
olan طَلْعٌۭ tomurcukları ṭalʿun
tomurcukları نَّضِيدٌۭ birbirine girmiş naḍīdun
birbirine girmiş ١٠ (10)
(10)
ve hurmalar بَاسِقَـٰتٍۢ yüksek bāsiqātin
yüksek لَّهَا olan lahā
olan طَلْعٌۭ tomurcukları ṭalʿun
tomurcukları نَّضِيدٌۭ birbirine girmiş naḍīdun
birbirine girmiş ١٠ (10)
(10)
Gökten bereketli bir su indirdik, kullara rızık olmak üzere onunla bahçeler, biçilecek taneli ekinler, küme küme tomurcukları olan boylu hurma ağaçları yetiştirdik. O su ile ölü yeri dirilttik. İşte insanların diriltilmesi de böyledir.
50:11
رِّزْقًۭا
rızıktır
riz'qan
rızıktır لِّلْعِبَادِ ۖ kullar için lil'ʿibādi
kullar için وَأَحْيَيْنَا ve can verdik wa-aḥyaynā
ve can verdik بِهِۦ onunla (su ile) bihi
onunla (su ile) بَلْدَةًۭ bir ülkeye baldatan
bir ülkeye مَّيْتًۭا ۚ ölü maytan
ölü كَذَٰلِكَ işte öyledir kadhālika
işte öyledir ٱلْخُرُوجُ çıkış l-khurūju
çıkış ١١ (11)
(11)
rızıktır لِّلْعِبَادِ ۖ kullar için lil'ʿibādi
kullar için وَأَحْيَيْنَا ve can verdik wa-aḥyaynā
ve can verdik بِهِۦ onunla (su ile) bihi
onunla (su ile) بَلْدَةًۭ bir ülkeye baldatan
bir ülkeye مَّيْتًۭا ۚ ölü maytan
ölü كَذَٰلِكَ işte öyledir kadhālika
işte öyledir ٱلْخُرُوجُ çıkış l-khurūju
çıkış ١١ (11)
(11)
Gökten bereketli bir su indirdik, kullara rızık olmak üzere onunla bahçeler, biçilecek taneli ekinler, küme küme tomurcukları olan boylu hurma ağaçları yetiştirdik. O su ile ölü yeri dirilttik. İşte insanların diriltilmesi de böyledir.
50:12
كَذَّبَتْ
yalanlamıştı
kadhabat
yalanlamıştı قَبْلَهُمْ onlardan önce qablahum
onlardan önce قَوْمُ kavmi qawmu
kavmi نُوحٍۢ Nuh nūḥin
Nuh وَأَصْحَـٰبُ ve halkı wa-aṣḥābu
ve halkı ٱلرَّسِّ Res l-rasi
Res وَثَمُودُ ve Semud wathamūdu
ve Semud ١٢ (12)
(12)
yalanlamıştı قَبْلَهُمْ onlardan önce qablahum
onlardan önce قَوْمُ kavmi qawmu
kavmi نُوحٍۢ Nuh nūḥin
Nuh وَأَصْحَـٰبُ ve halkı wa-aṣḥābu
ve halkı ٱلرَّسِّ Res l-rasi
Res وَثَمُودُ ve Semud wathamūdu
ve Semud ١٢ (12)
(12)
Onlardan önce Nuh milleti, Ressliler, Semud, Ad, Firavun milletleri, Lut'un kardeşleri, Eykeliler, Tubba milleti de yalanlamışlardı; evet bunların hepsi peygamberleri yalanlamışlardı da tehdidim gerçekleşmişti.
50:13
وَعَادٌۭ
ve Ad
waʿādun
ve Ad وَفِرْعَوْنُ ve Fir'avn wafir'ʿawnu
ve Fir'avn وَإِخْوَٰنُ ve kardeşleri wa-ikh'wānu
ve kardeşleri لُوطٍۢ Lut'un lūṭin
Lut'un ١٣ (13)
(13)
ve Ad وَفِرْعَوْنُ ve Fir'avn wafir'ʿawnu
ve Fir'avn وَإِخْوَٰنُ ve kardeşleri wa-ikh'wānu
ve kardeşleri لُوطٍۢ Lut'un lūṭin
Lut'un ١٣ (13)
(13)
Onlardan önce Nuh milleti, Ressliler, Semud, Ad, Firavun milletleri, Lut'un kardeşleri, Eykeliler, Tubba milleti de yalanlamışlardı; evet bunların hepsi peygamberleri yalanlamışlardı da tehdidim gerçekleşmişti.
50:14
وَأَصْحَـٰبُ
ve halkı
wa-aṣḥābu
ve halkı ٱلْأَيْكَةِ Eyke l-aykati
Eyke وَقَوْمُ ve kavmi waqawmu
ve kavmi تُبَّعٍۢ ۚ Tubba' tubbaʿin
Tubba' كُلٌّۭ bunların hepsi kullun
bunların hepsi كَذَّبَ yalanlayıp kadhaba
yalanlayıp ٱلرُّسُلَ elçileri l-rusula
elçileri فَحَقَّ hak ettiler faḥaqqa
hak ettiler وَعِيدِ tehdidimi waʿīdi
tehdidimi ١٤ (14)
(14)
ve halkı ٱلْأَيْكَةِ Eyke l-aykati
Eyke وَقَوْمُ ve kavmi waqawmu
ve kavmi تُبَّعٍۢ ۚ Tubba' tubbaʿin
Tubba' كُلٌّۭ bunların hepsi kullun
bunların hepsi كَذَّبَ yalanlayıp kadhaba
yalanlayıp ٱلرُّسُلَ elçileri l-rusula
elçileri فَحَقَّ hak ettiler faḥaqqa
hak ettiler وَعِيدِ tehdidimi waʿīdi
tehdidimi ١٤ (14)
(14)
Onlardan önce Nuh milleti, Ressliler, Semud, Ad, Firavun milletleri, Lut'un kardeşleri, Eykeliler, Tubba milleti de yalanlamışlardı; evet bunların hepsi peygamberleri yalanlamışlardı da tehdidim gerçekleşmişti.
50:15
أَفَعَيِينَا
aciz mi kaldık?
afaʿayīnā
aciz mi kaldık? بِٱلْخَلْقِ yaratışta bil-khalqi
yaratışta ٱلْأَوَّلِ ۚ ilk l-awali
ilk بَلْ doğrusu bal
doğrusu هُمْ onlar hum
onlar فِى içindedirler fī
içindedirler لَبْسٍۢ kuşku labsin
kuşku مِّنْ bir yaratmadan min
bir yaratmadan خَلْقٍۢ a creation khalqin
a creation جَدِيدٍۢ yeni jadīdin
yeni ١٥ (15)
(15)
aciz mi kaldık? بِٱلْخَلْقِ yaratışta bil-khalqi
yaratışta ٱلْأَوَّلِ ۚ ilk l-awali
ilk بَلْ doğrusu bal
doğrusu هُمْ onlar hum
onlar فِى içindedirler fī
içindedirler لَبْسٍۢ kuşku labsin
kuşku مِّنْ bir yaratmadan min
bir yaratmadan خَلْقٍۢ a creation khalqin
a creation جَدِيدٍۢ yeni jadīdin
yeni ١٥ (15)
(15)
Biz ilk yaratışta yorulduk mu? Hayır; onlar yeniden yaratılmaktan şüphe etmektedirler.
50:16
وَلَقَدْ
ve andolsun
walaqad
ve andolsun خَلَقْنَا biz yarattık khalaqnā
biz yarattık ٱلْإِنسَـٰنَ insanı l-insāna
insanı وَنَعْلَمُ ve biliriz wanaʿlamu
ve biliriz مَا ne mā
ne تُوَسْوِسُ fısıldadığını tuwaswisu
fısıldadığını بِهِۦ ona bihi
ona نَفْسُهُۥ ۖ nefsinin nafsuhu
nefsinin وَنَحْنُ çünkü biz wanaḥnu
çünkü biz أَقْرَبُ daha yakınız aqrabu
daha yakınız إِلَيْهِ ona ilayhi
ona مِنْ şah damarından min
şah damarından حَبْلِ (his) jugular vein ḥabli
(his) jugular vein ٱلْوَرِيدِ (his) jugular vein l-warīdi
(his) jugular vein ١٦ (16)
(16)
ve andolsun خَلَقْنَا biz yarattık khalaqnā
biz yarattık ٱلْإِنسَـٰنَ insanı l-insāna
insanı وَنَعْلَمُ ve biliriz wanaʿlamu
ve biliriz مَا ne mā
ne تُوَسْوِسُ fısıldadığını tuwaswisu
fısıldadığını بِهِۦ ona bihi
ona نَفْسُهُۥ ۖ nefsinin nafsuhu
nefsinin وَنَحْنُ çünkü biz wanaḥnu
çünkü biz أَقْرَبُ daha yakınız aqrabu
daha yakınız إِلَيْهِ ona ilayhi
ona مِنْ şah damarından min
şah damarından حَبْلِ (his) jugular vein ḥabli
(his) jugular vein ٱلْوَرِيدِ (his) jugular vein l-warīdi
(his) jugular vein ١٦ (16)
(16)
And olsun ki insanı Biz yarattık; nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz; Biz ona şah damarından daha yakınız.
50:17
إِذْ
o zaman
idh
o zaman يَتَلَقَّى kaydetmektedir yatalaqqā
kaydetmektedir ٱلْمُتَلَقِّيَانِ iki alıcı (melek) l-mutalaqiyāni
iki alıcı (melek) عَنِ onun sağında ʿani
onun sağında ٱلْيَمِينِ the right l-yamīni
the right وَعَنِ ve waʿani
ve ٱلشِّمَالِ solunda l-shimāli
solunda قَعِيدٌۭ oturan qaʿīdun
oturan ١٧ (17)
(17)
o zaman يَتَلَقَّى kaydetmektedir yatalaqqā
kaydetmektedir ٱلْمُتَلَقِّيَانِ iki alıcı (melek) l-mutalaqiyāni
iki alıcı (melek) عَنِ onun sağında ʿani
onun sağında ٱلْيَمِينِ the right l-yamīni
the right وَعَنِ ve waʿani
ve ٱلشِّمَالِ solunda l-shimāli
solunda قَعِيدٌۭ oturan qaʿīdun
oturan ١٧ (17)
(17)
Sağında ve solunda, onunla beraber oturan iki alıcı melek, yanında hazır birer gözcü olarak söylediği her sözü zaptederler.
50:18
مَّا
söylemez
mā
söylemez يَلْفِظُ he utters yalfiẓu
he utters مِن hiçbir min
hiçbir قَوْلٍ söz qawlin
söz إِلَّا olmadan illā
olmadan لَدَيْهِ yanında ladayhi
yanında رَقِيبٌ gözetleyiciler raqībun
gözetleyiciler عَتِيدٌۭ hazır bulunan ʿatīdun
hazır bulunan ١٨ (18)
(18)
söylemez يَلْفِظُ he utters yalfiẓu
he utters مِن hiçbir min
hiçbir قَوْلٍ söz qawlin
söz إِلَّا olmadan illā
olmadan لَدَيْهِ yanında ladayhi
yanında رَقِيبٌ gözetleyiciler raqībun
gözetleyiciler عَتِيدٌۭ hazır bulunan ʿatīdun
hazır bulunan ١٨ (18)
(18)
Sağında ve solunda, onunla beraber oturan iki alıcı melek, yanında hazır birer gözcü olarak söylediği her sözü zaptederler.
50:19
وَجَآءَتْ
ve geldi
wajāat
ve geldi سَكْرَةُ sarhoşluğu sakratu
sarhoşluğu ٱلْمَوْتِ ölüm l-mawti
ölüm بِٱلْحَقِّ ۖ gerçekten bil-ḥaqi
gerçekten ذَٰلِكَ işte bu dhālika
işte bu مَا şeydir mā
şeydir كُنتَ senin olduğun kunta
senin olduğun مِنْهُ ondan min'hu
ondan تَحِيدُ kaçmış taḥīdu
kaçmış ١٩ (19)
(19)
ve geldi سَكْرَةُ sarhoşluğu sakratu
sarhoşluğu ٱلْمَوْتِ ölüm l-mawti
ölüm بِٱلْحَقِّ ۖ gerçekten bil-ḥaqi
gerçekten ذَٰلِكَ işte bu dhālika
işte bu مَا şeydir mā
şeydir كُنتَ senin olduğun kunta
senin olduğun مِنْهُ ondan min'hu
ondan تَحِيدُ kaçmış taḥīdu
kaçmış ١٩ (19)
(19)
Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelir, ey insan, işte bu senin öteden beri korkup kaçtığın şeydir.
50:20
وَنُفِخَ
ve üflendi
wanufikha
ve üflendi فِى Sur'a fī
Sur'a ٱلصُّورِ ۚ the trumpet l-ṣūri
the trumpet ذَٰلِكَ işte bu dhālika
işte bu يَوْمُ gündür yawmu
gündür ٱلْوَعِيدِ kendisine karşı uyarılan l-waʿīdi
kendisine karşı uyarılan ٢٠ (20)
(20)
ve üflendi فِى Sur'a fī
Sur'a ٱلصُّورِ ۚ the trumpet l-ṣūri
the trumpet ذَٰلِكَ işte bu dhālika
işte bu يَوْمُ gündür yawmu
gündür ٱلْوَعِيدِ kendisine karşı uyarılan l-waʿīdi
kendisine karşı uyarılan ٢٠ (20)
(20)
Sura üfürülür. İşte bu geleceği söz verilen gündür.
50:21
وَجَآءَتْ
ve geldi
wajāat
ve geldi كُلُّ her kullu
her نَفْسٍۢ can nafsin
can مَّعَهَا yanında maʿahā
yanında سَآئِقٌۭ bir sürücü sāiqun
bir sürücü وَشَهِيدٌۭ ve şahidle washahīdun
ve şahidle ٢١ (21)
(21)
ve geldi كُلُّ her kullu
her نَفْسٍۢ can nafsin
can مَّعَهَا yanında maʿahā
yanında سَآئِقٌۭ bir sürücü sāiqun
bir sürücü وَشَهِيدٌۭ ve şahidle washahīdun
ve şahidle ٢١ (21)
(21)
Her can, kendisiyle beraber bir sürücü ve şahit bulunduğu halde gelir.
50:22
لَّقَدْ
andolsun
laqad
andolsun كُنتَ sen idin kunta
sen idin فِى içinde fī
içinde غَفْلَةٍۢ gaflet ghaflatin
gaflet مِّنْ bundan min
bundan هَـٰذَا this hādhā
this فَكَشَفْنَا biz açtık fakashafnā
biz açtık عَنكَ senden ʿanka
senden غِطَآءَكَ perdeni ghiṭāaka
perdeni فَبَصَرُكَ artık gözün fabaṣaruka
artık gözün ٱلْيَوْمَ bugün l-yawma
bugün حَدِيدٌۭ keskindir ḥadīdun
keskindir ٢٢ (22)
(22)
andolsun كُنتَ sen idin kunta
sen idin فِى içinde fī
içinde غَفْلَةٍۢ gaflet ghaflatin
gaflet مِّنْ bundan min
bundan هَـٰذَا this hādhā
this فَكَشَفْنَا biz açtık fakashafnā
biz açtık عَنكَ senden ʿanka
senden غِطَآءَكَ perdeni ghiṭāaka
perdeni فَبَصَرُكَ artık gözün fabaṣaruka
artık gözün ٱلْيَوْمَ bugün l-yawma
bugün حَدِيدٌۭ keskindir ḥadīdun
keskindir ٢٢ (22)
(22)
Ona: "And olsun ki, sen, bundan gafildin; işte senden gaflet perdesini kaldırdık, bugün artık görüşün keskindir" denir.
50:23
وَقَالَ
ve dedi ki
waqāla
ve dedi ki قَرِينُهُۥ arkadaşı qarīnuhu
arkadaşı هَـٰذَا işte hādhā
işte مَا yanımdaki mā
yanımdaki لَدَىَّ (is) with me ladayya
(is) with me عَتِيدٌ hazır ʿatīdun
hazır ٢٣ (23)
(23)
ve dedi ki قَرِينُهُۥ arkadaşı qarīnuhu
arkadaşı هَـٰذَا işte hādhā
işte مَا yanımdaki mā
yanımdaki لَدَىَّ (is) with me ladayya
(is) with me عَتِيدٌ hazır ʿatīdun
hazır ٢٣ (23)
(23)
Yanındaki melek: "İşte bu yanımdaki hazırdır" der.
50:24
أَلْقِيَا
haydi ikiniz atın
alqiyā
haydi ikiniz atın فِى cehenneme fī
cehenneme جَهَنَّمَ Hell jahannama
Hell كُلَّ her kulla
her كَفَّارٍ nankörü kaffārin
nankörü عَنِيدٍۢ inatçı ʿanīdin
inatçı ٢٤ (24)
(24)
haydi ikiniz atın فِى cehenneme fī
cehenneme جَهَنَّمَ Hell jahannama
Hell كُلَّ her kulla
her كَفَّارٍ nankörü kaffārin
nankörü عَنِيدٍۢ inatçı ʿanīdin
inatçı ٢٤ (24)
(24)
Allah: "Ey sürücü ve şahit! Her inatçı inkarcıyı, iyiliklere boyuna engel olan, mütecaviz, şüpheye düşüren, Allah'ın yanında başka tanrı benimseyen kişiyi cehenneme atın, onu çetin bir azaba sokun" buyurur.
50:25
مَّنَّاعٍۢ
engel olan
mannāʿin
engel olan لِّلْخَيْرِ hayra lil'khayri
hayra مُعْتَدٍۢ saldırgan muʿ'tadin
saldırgan مُّرِيبٍ şüpheciyi murībin
şüpheciyi ٢٥ (25)
(25)
engel olan لِّلْخَيْرِ hayra lil'khayri
hayra مُعْتَدٍۢ saldırgan muʿ'tadin
saldırgan مُّرِيبٍ şüpheciyi murībin
şüpheciyi ٢٥ (25)
(25)
Allah: "Ey sürücü ve şahit! Her inatçı inkarcıyı, iyiliklere boyuna engel olan, mütecaviz, şüpheye düşüren, Allah'ın yanında başka tanrı benimseyen kişiyi cehenneme atın, onu çetin bir azaba sokun" buyurur.
50:26
ٱلَّذِى
o ki
alladhī
o ki جَعَلَ edindi jaʿala
edindi مَعَ ile beraber maʿa
ile beraber ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah إِلَـٰهًا tanrılar ilāhan
tanrılar ءَاخَرَ başka ākhara
başka فَأَلْقِيَاهُ bundan dolayı onu atın fa-alqiyāhu
bundan dolayı onu atın فِى bir azaba fī
bir azaba ٱلْعَذَابِ the punishment l-ʿadhābi
the punishment ٱلشَّدِيدِ çetin l-shadīdi
çetin ٢٦ (26)
(26)
o ki جَعَلَ edindi jaʿala
edindi مَعَ ile beraber maʿa
ile beraber ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah إِلَـٰهًا tanrılar ilāhan
tanrılar ءَاخَرَ başka ākhara
başka فَأَلْقِيَاهُ bundan dolayı onu atın fa-alqiyāhu
bundan dolayı onu atın فِى bir azaba fī
bir azaba ٱلْعَذَابِ the punishment l-ʿadhābi
the punishment ٱلشَّدِيدِ çetin l-shadīdi
çetin ٢٦ (26)
(26)
Allah: "Ey sürücü ve şahit! Her inatçı inkarcıyı, iyiliklere boyuna engel olan, mütecaviz, şüpheye düşüren, Allah'ın yanında başka tanrı benimseyen kişiyi cehenneme atın, onu çetin bir azaba sokun" buyurur.
50:27
۞ قَالَ
dedi ki
qāla
dedi ki قَرِينُهُۥ arkadaşı qarīnuhu
arkadaşı رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz مَآ ben onu azdırmadım mā
ben onu azdırmadım أَطْغَيْتُهُۥ I made him transgress aṭghaytuhu
I made him transgress وَلَـٰكِن zaten walākin
zaten كَانَ idi kāna
idi فِى içinde fī
içinde ضَلَـٰلٍۭ bir sapıklık ḍalālin
bir sapıklık بَعِيدٍۢ derin baʿīdin
derin ٢٧ (27)
(27)
dedi ki قَرِينُهُۥ arkadaşı qarīnuhu
arkadaşı رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz مَآ ben onu azdırmadım mā
ben onu azdırmadım أَطْغَيْتُهُۥ I made him transgress aṭghaytuhu
I made him transgress وَلَـٰكِن zaten walākin
zaten كَانَ idi kāna
idi فِى içinde fī
içinde ضَلَـٰلٍۭ bir sapıklık ḍalālin
bir sapıklık بَعِيدٍۢ derin baʿīdin
derin ٢٧ (27)
(27)
Yanındaki şeytan: "Rabbimiz! Ben onu azdırmadım, fakat kendisi derin bir sapıklıktaydı" der.
50:28
قَالَ
(Allah) buyurdu ki
qāla
(Allah) buyurdu ki لَا çekişmeyin lā
çekişmeyin تَخْتَصِمُوا۟ dispute takhtaṣimū
dispute لَدَىَّ uzurumda ladayya
uzurumda وَقَدْ ve andolsun waqad
ve andolsun قَدَّمْتُ önceden yaptım qaddamtu
önceden yaptım إِلَيْكُم size ilaykum
size بِٱلْوَعِيدِ uyarı bil-waʿīdi
uyarı ٢٨ (28)
(28)
(Allah) buyurdu ki لَا çekişmeyin lā
çekişmeyin تَخْتَصِمُوا۟ dispute takhtaṣimū
dispute لَدَىَّ uzurumda ladayya
uzurumda وَقَدْ ve andolsun waqad
ve andolsun قَدَّمْتُ önceden yaptım qaddamtu
önceden yaptım إِلَيْكُم size ilaykum
size بِٱلْوَعِيدِ uyarı bil-waʿīdi
uyarı ٢٨ (28)
(28)
Allah: "Benim katımda çekişmeyin; size bunu önceden bildirmiştim. Benim katımda söz değişmez; Ben kullara asla zulmetmem" der.
50:29
مَا
değiştirilmez
mā
değiştirilmez يُبَدَّلُ will be changed yubaddalu
will be changed ٱلْقَوْلُ söz l-qawlu
söz لَدَىَّ benim huzurumda ladayya
benim huzurumda وَمَآ ve değil(im) wamā
ve değil(im) أَنَا۠ ben anā
ben بِظَلَّـٰمٍۢ zulmedici biẓallāmin
zulmedici لِّلْعَبِيدِ kullara lil'ʿabīdi
kullara ٢٩ (29)
(29)
değiştirilmez يُبَدَّلُ will be changed yubaddalu
will be changed ٱلْقَوْلُ söz l-qawlu
söz لَدَىَّ benim huzurumda ladayya
benim huzurumda وَمَآ ve değil(im) wamā
ve değil(im) أَنَا۠ ben anā
ben بِظَلَّـٰمٍۢ zulmedici biẓallāmin
zulmedici لِّلْعَبِيدِ kullara lil'ʿabīdi
kullara ٢٩ (29)
(29)
Allah: "Benim katımda çekişmeyin; size bunu önceden bildirmiştim. Benim katımda söz değişmez; Ben kullara asla zulmetmem" der.
50:30
يَوْمَ
(o) gün
yawma
(o) gün نَقُولُ deriz naqūlu
deriz لِجَهَنَّمَ cehenneme lijahannama
cehenneme هَلِ doldunmu? hali
doldunmu? ٱمْتَلَأْتِ you filled im'talati
you filled وَتَقُولُ ve der wataqūlu
ve der هَلْ hiç (yok)mu? hal
hiç (yok)mu? مِن (there) any min
(there) any مَّزِيدٍۢ daha mazīdin
daha ٣٠ (30)
(30)
(o) gün نَقُولُ deriz naqūlu
deriz لِجَهَنَّمَ cehenneme lijahannama
cehenneme هَلِ doldunmu? hali
doldunmu? ٱمْتَلَأْتِ you filled im'talati
you filled وَتَقُولُ ve der wataqūlu
ve der هَلْ hiç (yok)mu? hal
hiç (yok)mu? مِن (there) any min
(there) any مَّزِيدٍۢ daha mazīdin
daha ٣٠ (30)
(30)
O gün cehenneme: "Doldun mu?" deriz, o: "Daha var mı?" der.
50:31
وَأُزْلِفَتِ
ve yaklaştırılmıştır
wa-uz'lifati
ve yaklaştırılmıştır ٱلْجَنَّةُ cennet l-janatu
cennet لِلْمُتَّقِينَ korunanlara lil'muttaqīna
korunanlara غَيْرَ değildir ghayra
değildir بَعِيدٍ uzak baʿīdin
uzak ٣١ (31)
(31)
ve yaklaştırılmıştır ٱلْجَنَّةُ cennet l-janatu
cennet لِلْمُتَّقِينَ korunanlara lil'muttaqīna
korunanlara غَيْرَ değildir ghayra
değildir بَعِيدٍ uzak baʿīdin
uzak ٣١ (31)
(31)
Cennet, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır, zaten uzakta değildir.
50:32
هَـٰذَا
işte budur
hādhā
işte budur مَا size va'dedilen mā
size va'dedilen تُوعَدُونَ you were promised tūʿadūna
you were promised لِكُلِّ daima likulli
daima أَوَّابٍ (Allah'a) yüz tutan awwābin
(Allah'a) yüz tutan حَفِيظٍۢ koruyan ḥafīẓin
koruyan ٣٢ (32)
(32)
işte budur مَا size va'dedilen mā
size va'dedilen تُوعَدُونَ you were promised tūʿadūna
you were promised لِكُلِّ daima likulli
daima أَوَّابٍ (Allah'a) yüz tutan awwābin
(Allah'a) yüz tutan حَفِيظٍۢ koruyan ḥafīẓin
koruyan ٣٢ (32)
(32)
Onlara: "İşte bu cennet, Allah'a yönelen, O'nun buyruklarına riayet eden; görmediği Rahman'dan korkan, Allah'a yönelmiş bir kalble gelen sizlere, hepinize söz verilen yerdir. Oraya esenlikle girin; işte sonsuzluk günü budur" denir.
50:33
مَّنْ
kimse(lere)
man
kimse(lere) خَشِىَ saygı gösteren khashiya
saygı gösteren ٱلرَّحْمَـٰنَ Rahman'a l-raḥmāna
Rahman'a بِٱلْغَيْبِ görmeden bil-ghaybi
görmeden وَجَآءَ ve getiren wajāa
ve getiren بِقَلْبٍۢ bir yürek biqalbin
bir yürek مُّنِيبٍ (Hakka) dönük munībin
(Hakka) dönük ٣٣ (33)
(33)
kimse(lere) خَشِىَ saygı gösteren khashiya
saygı gösteren ٱلرَّحْمَـٰنَ Rahman'a l-raḥmāna
Rahman'a بِٱلْغَيْبِ görmeden bil-ghaybi
görmeden وَجَآءَ ve getiren wajāa
ve getiren بِقَلْبٍۢ bir yürek biqalbin
bir yürek مُّنِيبٍ (Hakka) dönük munībin
(Hakka) dönük ٣٣ (33)
(33)
Onlara: "İşte bu cennet, Allah'a yönelen, O'nun buyruklarına riayet eden; görmediği Rahman'dan korkan, Allah'a yönelmiş bir kalble gelen sizlere, hepinize söz verilen yerdir. Oraya esenlikle girin; işte sonsuzluk günü budur" denir.
50:34
ٱدْخُلُوهَا
ona girin
ud'khulūhā
ona girin بِسَلَـٰمٍۢ ۖ selam (esenlik) ile bisalāmin
selam (esenlik) ile ذَٰلِكَ bu dhālika
bu يَوْمُ günüdür yawmu
günüdür ٱلْخُلُودِ süreklilik l-khulūdi
süreklilik ٣٤ (34)
(34)
ona girin بِسَلَـٰمٍۢ ۖ selam (esenlik) ile bisalāmin
selam (esenlik) ile ذَٰلِكَ bu dhālika
bu يَوْمُ günüdür yawmu
günüdür ٱلْخُلُودِ süreklilik l-khulūdi
süreklilik ٣٤ (34)
(34)
Onlara: "İşte bu cennet, Allah'a yönelen, O'nun buyruklarına riayet eden; görmediği Rahman'dan korkan, Allah'a yönelmiş bir kalble gelen sizlere, hepinize söz verilen yerdir. Oraya esenlikle girin; işte sonsuzluk günü budur" denir.
50:35
لَهُم
onlara vardır
lahum
onlara vardır مَّا herşey mā
herşey يَشَآءُونَ istedikleri yashāūna
istedikleri فِيهَا orada fīhā
orada وَلَدَيْنَا ve katımızda vardır waladaynā
ve katımızda vardır مَزِيدٌۭ daha fazlası mazīdun
daha fazlası ٣٥ (35)
(35)
onlara vardır مَّا herşey mā
herşey يَشَآءُونَ istedikleri yashāūna
istedikleri فِيهَا orada fīhā
orada وَلَدَيْنَا ve katımızda vardır waladaynā
ve katımızda vardır مَزِيدٌۭ daha fazlası mazīdun
daha fazlası ٣٥ (35)
(35)
Orada dilediklerini bulurlar. Katımızda fazlası da vardır.
50:36
وَكَمْ
ve nicesini
wakam
ve nicesini أَهْلَكْنَا helak etmiştik ahlaknā
helak etmiştik قَبْلَهُم bunlardan önce qablahum
bunlardan önce مِّن kuşaklardan min
kuşaklardan قَرْنٍ a generation qarnin
a generation هُمْ onlar hum
onlar أَشَدُّ daha kuvvetli idi ashaddu
daha kuvvetli idi مِنْهُم bunlardan min'hum
bunlardan بَطْشًۭا tutuşu baṭshan
tutuşu فَنَقَّبُوا۟ gezip dolaşmışlardı fanaqqabū
gezip dolaşmışlardı فِى ülkelerde fī
ülkelerde ٱلْبِلَـٰدِ the lands l-bilādi
the lands هَلْ (var) mı? hal
(var) mı? مِن hiç min
hiç مَّحِيصٍ kaçacak yer maḥīṣin
kaçacak yer ٣٦ (36)
(36)
ve nicesini أَهْلَكْنَا helak etmiştik ahlaknā
helak etmiştik قَبْلَهُم bunlardan önce qablahum
bunlardan önce مِّن kuşaklardan min
kuşaklardan قَرْنٍ a generation qarnin
a generation هُمْ onlar hum
onlar أَشَدُّ daha kuvvetli idi ashaddu
daha kuvvetli idi مِنْهُم bunlardan min'hum
bunlardan بَطْشًۭا tutuşu baṭshan
tutuşu فَنَقَّبُوا۟ gezip dolaşmışlardı fanaqqabū
gezip dolaşmışlardı فِى ülkelerde fī
ülkelerde ٱلْبِلَـٰدِ the lands l-bilādi
the lands هَلْ (var) mı? hal
(var) mı? مِن hiç min
hiç مَّحِيصٍ kaçacak yer maḥīṣin
kaçacak yer ٣٦ (36)
(36)
Bu inkarcılardan önce, kendilerinden daha kuvvetli olan, diyar diyar dolaşan nice nesilleri yok etmişizdir. Kurtuluşu var mı?
50:37
إِنَّ
muhakkak ki
inna
muhakkak ki فِى vardır fī
vardır ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda لَذِكْرَىٰ bir öğüt ladhik'rā
bir öğüt لِمَن kimse için liman
kimse için كَانَ olan kāna
olan لَهُۥ onun lahu
onun قَلْبٌ kalbi qalbun
kalbi أَوْ yahut aw
yahut أَلْقَى veren alqā
veren ٱلسَّمْعَ kulak l-samʿa
kulak وَهُوَ ve o wahuwa
ve o شَهِيدٌۭ şahid olarak shahīdun
şahid olarak ٣٧ (37)
(37)
muhakkak ki فِى vardır fī
vardır ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda لَذِكْرَىٰ bir öğüt ladhik'rā
bir öğüt لِمَن kimse için liman
kimse için كَانَ olan kāna
olan لَهُۥ onun lahu
onun قَلْبٌ kalbi qalbun
kalbi أَوْ yahut aw
yahut أَلْقَى veren alqā
veren ٱلسَّمْعَ kulak l-samʿa
kulak وَهُوَ ve o wahuwa
ve o شَهِيدٌۭ şahid olarak shahīdun
şahid olarak ٣٧ (37)
(37)
Doğrusu bunda, kalbi olana veya hazır bulunup kulak verene ders vardır.
50:38
وَلَقَدْ
ve andolsun
walaqad
ve andolsun خَلَقْنَا biz yarattık khalaqnā
biz yarattık ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri وَمَا ve bulunanları wamā
ve bulunanları بَيْنَهُمَا ikisi arasında baynahumā
ikisi arasında فِى altı fī
altı سِتَّةِ six sittati
six أَيَّامٍۢ günde ayyāmin
günde وَمَا ve wamā
ve مَسَّنَا bize dokunmadı massanā
bize dokunmadı مِن hiçbir min
hiçbir لُّغُوبٍۢ yorgunluk lughūbin
yorgunluk ٣٨ (38)
(38)
ve andolsun خَلَقْنَا biz yarattık khalaqnā
biz yarattık ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri وَمَا ve bulunanları wamā
ve bulunanları بَيْنَهُمَا ikisi arasında baynahumā
ikisi arasında فِى altı fī
altı سِتَّةِ six sittati
six أَيَّامٍۢ günde ayyāmin
günde وَمَا ve wamā
ve مَسَّنَا bize dokunmadı massanā
bize dokunmadı مِن hiçbir min
hiçbir لُّغُوبٍۢ yorgunluk lughūbin
yorgunluk ٣٨ (38)
(38)
And olsun ki, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yarattık ve Biz bir yorgunluk da duymadık.
50:39
فَٱصْبِرْ
o halde sabret
fa-iṣ'bir
o halde sabret عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine مَا onların dedikleri mā
onların dedikleri يَقُولُونَ they say yaqūlūna
they say وَسَبِّحْ ve tesbih et wasabbiḥ
ve tesbih et بِحَمْدِ övgü ile biḥamdi
övgü ile رَبِّكَ Rabbini rabbika
Rabbini قَبْلَ önce qabla
önce طُلُوعِ doğmadan ṭulūʿi
doğmadan ٱلشَّمْسِ güneş l-shamsi
güneş وَقَبْلَ ve önce waqabla
ve önce ٱلْغُرُوبِ batmadan l-ghurūbi
batmadan ٣٩ (39)
(39)
o halde sabret عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine مَا onların dedikleri mā
onların dedikleri يَقُولُونَ they say yaqūlūna
they say وَسَبِّحْ ve tesbih et wasabbiḥ
ve tesbih et بِحَمْدِ övgü ile biḥamdi
övgü ile رَبِّكَ Rabbini rabbika
Rabbini قَبْلَ önce qabla
önce طُلُوعِ doğmadan ṭulūʿi
doğmadan ٱلشَّمْسِ güneş l-shamsi
güneş وَقَبْلَ ve önce waqabla
ve önce ٱلْغُرُوبِ batmadan l-ghurūbi
batmadan ٣٩ (39)
(39)
Söylediklerine sabret; Rabbini, güneşin doğmasından önce ve batışından önce överek tesbih et.
50:40
وَمِنَ
ve bir kısmında
wamina
ve bir kısmında ٱلَّيْلِ gecenin al-layli
gecenin فَسَبِّحْهُ O'nu tesbih et fasabbiḥ'hu
O'nu tesbih et وَأَدْبَـٰرَ ve arkalarında wa-adbāra
ve arkalarında ٱلسُّجُودِ secde l-sujūdi
secde ٤٠ (40)
(40)
ve bir kısmında ٱلَّيْلِ gecenin al-layli
gecenin فَسَبِّحْهُ O'nu tesbih et fasabbiḥ'hu
O'nu tesbih et وَأَدْبَـٰرَ ve arkalarında wa-adbāra
ve arkalarında ٱلسُّجُودِ secde l-sujūdi
secde ٤٠ (40)
(40)
Geceleyin ve secdelerin ardından O'nu tesbih et.
50:41
وَٱسْتَمِعْ
ve dinle
wa-is'tamiʿ
ve dinle يَوْمَ (o) gün yawma
(o) gün يُنَادِ çağırır yunādi
çağırır ٱلْمُنَادِ o ünleyici l-munādi
o ünleyici مِن bir yerden min
bir yerden مَّكَانٍۢ a place makānin
a place قَرِيبٍۢ yakın qarībin
yakın ٤١ (41)
(41)
ve dinle يَوْمَ (o) gün yawma
(o) gün يُنَادِ çağırır yunādi
çağırır ٱلْمُنَادِ o ünleyici l-munādi
o ünleyici مِن bir yerden min
bir yerden مَّكَانٍۢ a place makānin
a place قَرِيبٍۢ yakın qarībin
yakın ٤١ (41)
(41)
Bir çağırıcının yakın bir yerden çağıracağı güne kulak ver.
50:42
يَوْمَ
(o) gün
yawma
(o) gün يَسْمَعُونَ duyarlar yasmaʿūna
duyarlar ٱلصَّيْحَةَ çağrıyı l-ṣayḥata
çağrıyı بِٱلْحَقِّ ۚ gerçek olarak bil-ḥaqi
gerçek olarak ذَٰلِكَ işte bu dhālika
işte bu يَوْمُ günüdür yawmu
günüdür ٱلْخُرُوجِ çıkış l-khurūji
çıkış ٤٢ (42)
(42)
(o) gün يَسْمَعُونَ duyarlar yasmaʿūna
duyarlar ٱلصَّيْحَةَ çağrıyı l-ṣayḥata
çağrıyı بِٱلْحَقِّ ۚ gerçek olarak bil-ḥaqi
gerçek olarak ذَٰلِكَ işte bu dhālika
işte bu يَوْمُ günüdür yawmu
günüdür ٱلْخُرُوجِ çıkış l-khurūji
çıkış ٤٢ (42)
(42)
O gün çığlığı gerçekten duyarlar; işte o, kabirden çıkış günüdür.
50:43
إِنَّا
elbette biz
innā
elbette biz نَحْنُ biz naḥnu
biz نُحْىِۦ yaşatırız nuḥ'yī
yaşatırız وَنُمِيتُ ve öldürürüz wanumītu
ve öldürürüz وَإِلَيْنَا ve bizedir wa-ilaynā
ve bizedir ٱلْمَصِيرُ dönüş l-maṣīru
dönüş ٤٣ (43)
(43)
elbette biz نَحْنُ biz naḥnu
biz نُحْىِۦ yaşatırız nuḥ'yī
yaşatırız وَنُمِيتُ ve öldürürüz wanumītu
ve öldürürüz وَإِلَيْنَا ve bizedir wa-ilaynā
ve bizedir ٱلْمَصِيرُ dönüş l-maṣīru
dönüş ٤٣ (43)
(43)
Doğrusu Biz diriltiriz, Biz öldürürüz, dönüş Bize'dir.
50:44
يَوْمَ
(o) gün
yawma
(o) gün تَشَقَّقُ yarılır tashaqqaqu
yarılır ٱلْأَرْضُ yer l-arḍu
yer عَنْهُمْ onlar(ın üstün)den ʿanhum
onlar(ın üstün)den سِرَاعًۭا ۚ sür'atle koşarlar sirāʿan
sür'atle koşarlar ذَٰلِكَ işte bu dhālika
işte bu حَشْرٌ toplamadır ḥashrun
toplamadır عَلَيْنَا bize göre ʿalaynā
bize göre يَسِيرٌۭ kolaydır yasīrun
kolaydır ٤٤ (44)
(44)
(o) gün تَشَقَّقُ yarılır tashaqqaqu
yarılır ٱلْأَرْضُ yer l-arḍu
yer عَنْهُمْ onlar(ın üstün)den ʿanhum
onlar(ın üstün)den سِرَاعًۭا ۚ sür'atle koşarlar sirāʿan
sür'atle koşarlar ذَٰلِكَ işte bu dhālika
işte bu حَشْرٌ toplamadır ḥashrun
toplamadır عَلَيْنَا bize göre ʿalaynā
bize göre يَسِيرٌۭ kolaydır yasīrun
kolaydır ٤٤ (44)
(44)
O gün, yer yarılır, onlar çabucak ayrılır; bu, Bize göre kolay bir toplamadır.
50:45
نَّحْنُ
biz
naḥnu
biz أَعْلَمُ biliyoruz aʿlamu
biliyoruz بِمَا şeyleri bimā
şeyleri يَقُولُونَ ۖ onların dedikleri yaqūlūna
onların dedikleri وَمَآ ve değilsin wamā
ve değilsin أَنتَ sen anta
sen عَلَيْهِم onların üstünde ʿalayhim
onların üstünde بِجَبَّارٍۢ ۖ bir zorlayıcı bijabbārin
bir zorlayıcı فَذَكِّرْ öğüt ver fadhakkir
öğüt ver بِٱلْقُرْءَانِ Kur'an ile bil-qur'āni
Kur'an ile مَن kimselere man
kimselere يَخَافُ korkan yakhāfu
korkan وَعِيدِ tehdidimden waʿīdi
tehdidimden ٤٥ (45)
(45)
biz أَعْلَمُ biliyoruz aʿlamu
biliyoruz بِمَا şeyleri bimā
şeyleri يَقُولُونَ ۖ onların dedikleri yaqūlūna
onların dedikleri وَمَآ ve değilsin wamā
ve değilsin أَنتَ sen anta
sen عَلَيْهِم onların üstünde ʿalayhim
onların üstünde بِجَبَّارٍۢ ۖ bir zorlayıcı bijabbārin
bir zorlayıcı فَذَكِّرْ öğüt ver fadhakkir
öğüt ver بِٱلْقُرْءَانِ Kur'an ile bil-qur'āni
Kur'an ile مَن kimselere man
kimselere يَخَافُ korkan yakhāfu
korkan وَعِيدِ tehdidimden waʿīdi
tehdidimden ٤٥ (45)
(45)
Onların dediklerini Biz biliriz. Sen onların üzerinde bir zorba değilsin; söz verdiğim günden korkanlara Kuran'la öğüt ver.