48
Fetih
الفتح
Fetih Suresi (الفتح), Kur’an-ı Kerim’in 48. suresidir — Medeni, 29 ayetten oluşan bir suredir. Medenî sureler hicretten sonra inmiştir ve genellikle ibadet, hukuk ve Müslüman toplum hayatını konu alır.
Bookmarks (0)
No bookmarks yet. Click the bookmark icon next to any ayah to save it.
Besmele
بِسْمِadıylabis'miٱللَّهِAllah'ınl-lahiٱلرَّحْمَـٰنِRahmanl-raḥmāniٱلرَّحِيمِRahiml-raḥīmi
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
48:1
إِنَّاelbette bizinnāفَتَحْنَاaçtık (fetih verdik)fataḥnāلَكَsanalakaفَتْحًۭاbir fetihfatḥanمُّبِينًۭاapaçıkmubīnan١
Doğrusu Biz sana apaçık bir zafer sağlamışızdır.
48:2
لِّيَغْفِرَki bağışlasın (diye)liyaghfiraلَكَseninlakaٱللَّهُAllahl-lahuمَاne varsamāتَقَدَّمَgeçmiştaqaddamaمِنgünahlarındanminذَنۢبِكَyour sinsdhanbikaوَمَاve ne varsawamāتَأَخَّرَgelecek (günahlarından)ta-akharaوَيُتِمَّve tamamlasın (diye)wayutimmaنِعْمَتَهُۥni'metininiʿ'matahuعَلَيْكَsana olanʿalaykaوَيَهْدِيَكَve seni iletsin (diye)wayahdiyakaصِرَٰطًۭاbir yolaṣirāṭanمُّسْتَقِيمًۭاdoğrumus'taqīman٢
Allah böylece, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlar, sana olan nimetini tamamlar, seni doğru yola eriştirir.
48:3
وَيَنصُرَكَve sana yardım etsin (diye)wayanṣurakaٱللَّهُAllahl-lahuنَصْرًاbir yardımla (zaferle)naṣranعَزِيزًاşanlıʿazīzan٣
Böylece sana, kimsenin güç yetiremeyeceği bir şekilde yardım eder.
48:4
هُوَOhuwaٱلَّذِىٓkialladhīأَنزَلَindirendiranzalaٱلسَّكِينَةَhuzurl-sakīnataفِىkalblerinefīقُلُوبِ(the) heartsqulūbiٱلْمُؤْمِنِينَmü'minlerinl-mu'minīnaلِيَزْدَادُوٓا۟artırmak içinliyazdādūإِيمَـٰنًۭاimanlarınıīmānanمَّعَberabermaʿaإِيمَـٰنِهِمْ ۗimanlarıylaīmānihimوَلِلَّهِAllah'ındırwalillahiجُنُودُaskerlerijunūduٱلسَّمَـٰوَٰتِgöklerinl-samāwātiوَٱلْأَرْضِ ۚve yerinwal-arḍiوَكَانَvewakānaٱللَّهُAllahl-lahuعَلِيمًاbilendirʿalīmanحَكِيمًۭاhüküm ve hikmet sahibidirḥakīman٤
İnananların, imanlarını kat kat artırmaları için, kalblerine güven indiren O'dur. Göklerdeki ve yerdeki ordular Allah'ındır. Allah bilendir, Hakim olandır.
48:5
لِّيُدْخِلَsoksun diyeliyud'khilaٱلْمُؤْمِنِينَinanan erkekleril-mu'minīnaوَٱلْمُؤْمِنَـٰتِve inanan kadınlarıwal-mu'minātiجَنَّـٰتٍۢcennetlerejannātinتَجْرِىakantajrīمِنaltlarındanminتَحْتِهَاunderneath themtaḥtihāٱلْأَنْهَـٰرُırmaklarl-anhāruخَـٰلِدِينَebedi kalacaklarıkhālidīnaفِيهَاiçindefīhāوَيُكَفِّرَve örtsün diyewayukaffiraعَنْهُمْonlarınʿanhumسَيِّـَٔاتِهِمْ ۚkötülüklerinisayyiātihimوَكَانَve (gerçekten)wakānaذَٰلِكَbudhālikaعِندَkatındaʿindaٱللَّهِAllahl-lahiفَوْزًاbir başarıdırfawzanعَظِيمًۭاbüyükʿaẓīman٥
İnanan erkek ve kadınları, içinde temelli kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar, onların kötülüklerini örter. Allah katında büyük kurtuluş işte budur.
48:6
وَيُعَذِّبَve azabetsin diyewayuʿadhibaٱلْمُنَـٰفِقِينَmünafık erkeklerel-munāfiqīnaوَٱلْمُنَـٰفِقَـٰتِve münafık kadınlarawal-munāfiqātiوَٱلْمُشْرِكِينَve ortak koşan erkeklerewal-mush'rikīnaوَٱلْمُشْرِكَـٰتِve ortak koşan kadınlarawal-mush'rikātiٱلظَّآنِّينَzanda bulunanl-ẓānīnaبِٱللَّهِAllah hakkındabil-lahiظَنَّzan ileẓannaٱلسَّوْءِ ۚkötül-sawiعَلَيْهِمْbaşlarına gelsin!ʿalayhimدَآئِرَةُçemberi (olaylar)dāiratuٱلسَّوْءِ ۖkötülükl-sawiوَغَضِبَgazab etmiştirwaghaḍibaٱللَّهُAllahl-lahuعَلَيْهِمْonlaraʿalayhimوَلَعَنَهُمْve onları la'netlemiştirwalaʿanahumوَأَعَدَّve hazırlamıştırwa-aʿaddaلَهُمْonlaralahumجَهَنَّمَ ۖcehennemijahannamaوَسَآءَتْve orası ne kötüwasāatمَصِيرًۭاbir varılacak yerdirmaṣīran٦
İnananlara yardım etmez diye Allah'a kötü sanıda bulunan ikiyüzlü erkek ve kadınlara, puta tapan erek ve kadınlara Allah azabetsin; kötü sanıları kendi baslarına gelsin! Allah onlara gazabetmiş, onları lanetlemiş ve cehennemi kendilerine hazırlamıştır. Ne kötü dönüş yeridir!
48:7
وَلِلَّهِAllah'ındırwalillahiجُنُودُaskerlerijunūduٱلسَّمَـٰوَٰتِgöklerinl-samāwātiوَٱلْأَرْضِ ۚve yerinwal-arḍiوَكَانَvewakānaٱللَّهُAllahl-lahuعَزِيزًاazizdirʿazīzanحَكِيمًاhakimdirḥakīman٧
Göklerdeki ve yerdeki ordular Allah'ındır. Allah güçlü olandır. Hakim olandır.
48:8
إِنَّآelbette bizinnāأَرْسَلْنَـٰكَseni gönderdikarsalnākaشَـٰهِدًۭاşahidshāhidanوَمُبَشِّرًۭاve müjdeleyiciwamubashiranوَنَذِيرًۭاve uyarıcıwanadhīran٨
Doğrusu seni şahit, müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Ey insanlar, siz de Allah'a ve Peygamberine inanasınız, ona yardım edesiniz, O'na saygı gösteresiniz ve O'nu sabah akşam tesbih edesiniz.
48:9
لِّتُؤْمِنُوا۟ki inanasınızlitu'minūبِٱللَّهِAllah'abil-lahiوَرَسُولِهِۦve ResulünewarasūlihiوَتُعَزِّرُوهُO'nu destekleyesinizwatuʿazzirūhuوَتُوَقِّرُوهُOna saygı gösteresinizwatuwaqqirūhuوَتُسَبِّحُوهُve O'nu tesbih edesinizwatusabbiḥūhuبُكْرَةًۭsabahbuk'ratanوَأَصِيلًاve akşamwa-aṣīlan٩
Doğrusu seni şahit, müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Ey insanlar, siz de Allah'a ve Peygamberine inanasınız, ona yardım edesiniz, O'na saygı gösteresiniz ve O'nu sabah akşam tesbih edesiniz.
48:10
إِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaيُبَايِعُونَكَsana bi'at eden(ler)yubāyiʿūnakaإِنَّمَاgerçekteinnamāيُبَايِعُونَbi'at etmektedirleryubāyiʿūnaٱللَّهَAllah'al-lahaيَدُeliyaduٱللَّهِAllah'ınl-lahiفَوْقَüzerindedirfawqaأَيْدِيهِمْ ۚonların ellerininaydīhimفَمَنo halde kimfamanنَّكَثَahdini bozarsanakathaفَإِنَّمَاşüphesizfa-innamāيَنكُثُbozmuş oluryankuthuعَلَىٰaleyhineʿalāنَفْسِهِۦ ۖkendinafsihiوَمَنْve kimwamanأَوْفَىٰtutarsaawfāبِمَاverdiği sözübimāعَـٰهَدَhe has covenantedʿāhadaعَلَيْهُO'naʿalayhuٱللَّهَAllahl-lahaفَسَيُؤْتِيهِona verecektirfasayu'tīhiأَجْرًاbir mükafatajranعَظِيمًۭاbüyükʿaẓīman١٠
Şüphesiz sana baş eğerek ellerini verenler (biat edenler), Allah'a baş eğip el vermiş sayılırlar. Allah'ın eli onların ellerinin üstündedir. Verdiği bu sözden dönen, ancak kendi aleyhine dönmüş olur. Allah'a verdiği sözü yerine getirene, Allah büyük ecir verecektir.
48:11
سَيَقُولُdiyecekler kisayaqūluلَكَsanalakaٱلْمُخَلَّفُونَgeri bırakılanlarl-mukhalafūnaمِنَAraplardanminaٱلْأَعْرَابِthe Bedouinsl-aʿrābiشَغَلَتْنَآbizi alıkoydushaghalatnāأَمْوَٰلُنَاmallarımızamwālunāوَأَهْلُونَاve çocuklarımızwa-ahlūnāفَٱسْتَغْفِرْmağfiret dilefa-is'taghfirلَنَا ۚbizim içinlanāيَقُولُونَonlar söylüyorlaryaqūlūnaبِأَلْسِنَتِهِمdilleriylebi-alsinatihimمَّاbir şeyimāلَيْسَolmayanlaysaفِىkalblerindefīقُلُوبِهِمْ ۚtheir heartsqulūbihimقُلْde kiqulفَمَنkim?famanيَمْلِكُengel olabiliryamlikuلَكُمsizin içinlakumمِّنَkarşıminaٱللَّهِAllah'al-lahiشَيْـًٔاherhangi bir şeyleshayanإِنْeğerinأَرَادَistesearādaبِكُمْsizebikumضَرًّاbir zarar vermekḍarranأَوْyahutawأَرَادَistesearādaبِكُمْsizebikumنَفْعًۢا ۚbir yarar vermeknafʿanبَلْhayırbalكَانَAllahkānaٱللَّهُAllahl-lahuبِمَاolduklarınızıbimāتَعْمَلُونَyapıyor(lar)taʿmalūnaخَبِيرًۢاhaber almaktadırkhabīran١١
Bedevilerin savaştan geri kalmış olanları, sana: "Bizi mallarımız ve ailelerimiz alıkoydu. Allah'tan bizim bağışlanmamızı dile" diyecekler. Dilleriyle, gönüllerinde bulunmayanı söylerler; de ki: "Allah size bir zarar gelmesini dilerse, yahut bir fayda elde etmenizi dilerse, O'na karşı kimin gücü bir şeye yeter? Kaldı ki, Allah yaptıklarınızdan haberdardır."
48:12
بَلْherhaldebalظَنَنتُمْsiz sandınızẓanantumأَنkianلَّنdönmeyeceklerlanيَنقَلِبَreturnyanqalibaٱلرَّسُولُelçil-rasūluوَٱلْمُؤْمِنُونَve mü'minlerwal-mu'minūnaإِلَىٰٓailelerineilāأَهْلِيهِمْtheir familiesahlīhimأَبَدًۭاbir daha aslaabadanوَزُيِّنَve süslendirildiwazuyyinaذَٰلِكَbudhālikaفِىgönüllerinizdefīقُلُوبِكُمْyour heartsqulūbikumوَظَنَنتُمْve zanda bulundunuzwaẓanantumظَنَّbir zan ileẓannaٱلسَّوْءِkötül-sawiوَكُنتُمْve oldunuzwakuntumقَوْمًۢاbir toplulukqawmanبُورًۭاhelaki hak etmişbūran١٢
Aslında siz, Peygamberin ve inananların, ailelerine bir daha dönmeyeceklerini sanmıştınız. Bu, gönüllerinize güzel görünmüştü de kötü sanıda bulunmuştunuz. Hayırsız bir topluluk oldunuz.
48:13
وَمَنve kimwamanلَّمْinanmazsalamيُؤْمِنۢ(has) not believedyu'minبِٱللَّهِAllah'abil-lahiوَرَسُولِهِۦve Elçisinewarasūlihiفَإِنَّآbilsin ki bizfa-innāأَعْتَدْنَاhazırlamışızdıraʿtadnāلِلْكَـٰفِرِينَkafirler içinlil'kāfirīnaسَعِيرًۭاalevli bir ateşsaʿīran١٣
Allah'a ve Peygamberine kim inanmamışsa bilsin ki, şüphesiz Biz, inkarcılar için çılgın alevli cehennemi hazırlamışızdır.
48:14
وَلِلَّهِve Allah'ındırwalillahiمُلْكُmülkümul'kuٱلسَّمَـٰوَٰتِgöklerinl-samāwātiوَٱلْأَرْضِ ۚve yerinwal-arḍiيَغْفِرُbağışlaryaghfiruلِمَنkimseyilimanيَشَآءُdilediğiyashāuوَيُعَذِّبُve azab ederwayuʿadhibuمَنkimseyimanيَشَآءُ ۚdilediğiyashāuوَكَانَvewakānaٱللَّهُAllahl-lahuغَفُورًۭاbağışlayandırghafūranرَّحِيمًۭاesirgeyendirraḥīman١٤
Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine azabeder. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
48:15
سَيَقُولُdiyeceklersayaqūluٱلْمُخَلَّفُونَgeri bırakılanlarl-mukhalafūnaإِذَاzamanidhāٱنطَلَقْتُمْgittiğinizinṭalaqtumإِلَىٰganimetlereilāمَغَانِمَ(the) spoils of warmaghānimaلِتَأْخُذُوهَاonları almak içinlitakhudhūhāذَرُونَاbizi bırakındharūnāنَتَّبِعْكُمْ ۖsizinle beraber gelelimnattabiʿ'kumيُرِيدُونَonlar istiyorlaryurīdūnaأَنdeğiştirmekanيُبَدِّلُوا۟changeyubaddilūكَلَـٰمَsözünükalāmaٱللَّهِ ۚAllah'ınl-lahiقُلde kiqulلَّنaslalanتَتَّبِعُونَاsiz bizimle gelemezsiniztattabiʿūnāكَذَٰلِكُمْböylekadhālikumقَالَbuyurduqālaٱللَّهُAllahl-lahuمِنöncedenminقَبْلُ ۖbeforeqabluفَسَيَقُولُونَonlar diyeceklerfasayaqūlūnaبَلْhayırbalتَحْسُدُونَنَا ۚbizi çekemiyorsunuztaḥsudūnanāبَلْhayırbalكَانُوا۟onlarkānūلَاanlamazlarlāيَفْقَهُونَunderstandingyafqahūnaإِلَّاdışındaillāقَلِيلًۭاpek azıqalīlan١٥
Savaştan geri kalmış olanlar, siz ganimetleri almaya giderken: "Bırakın, biz de sizinle gelelim" diyeceklerdir. Onlar Allah'ın sözünü değiştirmek isterler. De ki: "Bize uymayacaksınız; Allah sizin için önceden böyle buyurmuştur." Size: "Hayır, bizi çekemiyorsunuz" diyecekler. Aksine, kendileri ancak pek az söz anlayan kimselerdir.
48:16
قُلde kiqulلِّلْمُخَلَّفِينَgeride kalanlaralil'mukhallafīnaمِنَdanminaٱلْأَعْرَابِthe Bedouinsl-aʿrābiسَتُدْعَوْنَsiz yakında da'vet edileceksinizsatud'ʿawnaإِلَىٰkarşıilāقَوْمٍbir kavmeqawminأُو۟لِىsahibiulīبَأْسٍۢgüçbasinشَدِيدٍۢçok kuvvetlishadīdinتُقَـٰتِلُونَهُمْonlarla savaşırsınıztuqātilūnahumأَوْyahutawيُسْلِمُونَ ۖ(onlar) müslüman olurlaryus'limūnaفَإِنeğerfa-inتُطِيعُوا۟ita'at ederseniztuṭīʿūيُؤْتِكُمُsize veriryu'tikumuٱللَّهُAllahl-lahuأَجْرًاbir mükafatajranحَسَنًۭا ۖgüzelḥasananوَإِنve eğerwa-inتَتَوَلَّوْا۟dönerseniztatawallawكَمَاgibikamāتَوَلَّيْتُمdöndüğünüztawallaytumمِّنöncedenminقَبْلُbeforeqabluيُعَذِّبْكُمْsize azabederyuʿadhib'kumعَذَابًاbir azaplaʿadhābanأَلِيمًۭاacıklıalīman١٦
Bedevilerden geri kalmış olanlara de ki: "güçlü kuvvetli bir millete karşı, onlar müslüman olana kadar savaşmaya çağrılacaksanız; eğer itaat ederseniz Allah size güzel ecir verir, ama daha önce döndüğünüz gibi yine dönecek olursanız sizi can yakan bir azaba uğratır."
48:17
لَّيْسَyokturlaysaعَلَىköreʿalāٱلْأَعْمَىٰthe blindl-aʿmāحَرَجٌۭgüçlükḥarajunوَلَاve yokturwalāعَلَىtopalaʿalāٱلْأَعْرَجِthe lamel-aʿrajiحَرَجٌۭgüçlükḥarajunوَلَاve yokturwalāعَلَىhastayaʿalāٱلْمَرِيضِthe sickl-marīḍiحَرَجٌۭ ۗgüçlükḥarajunوَمَنve kimwamanيُطِعِita'at ederseyuṭiʿiٱللَّهَAllah'al-lahaوَرَسُولَهُۥve Elçisine;warasūlahuيُدْخِلْهُonu sokaryud'khil'huجَنَّـٰتٍۢcennetlerejannātinتَجْرِىakantajrīمِنaltındanminتَحْتِهَاunderneath themtaḥtihāٱلْأَنْهَـٰرُ ۖırmaklarl-anhāruوَمَنve kimwamanيَتَوَلَّyüz çevirirseyatawallaيُعَذِّبْهُonu azablandırıryuʿadhib'huعَذَابًاbir azabaʿadhābanأَلِيمًۭاacıklıalīman١٧
Ama, gözleri görmeyen kimse savaşa gelmezse ona bir sorumluluk yoktur; topala ve hastaya da sorumluluk yoktur. Kim Allah'a ve peygamberine itaat ederse, Allah onu, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Kim yüz çevirirse, onu can yakıcı azaba uğratır.
48:18
۞ لَّقَدْandolsunlaqadرَضِىَrazı olmuşturraḍiyaٱللَّهُAllahl-lahuعَنِmü'minlerdenʿaniٱلْمُؤْمِنِينَthe believersl-mu'minīnaإِذْzamanidhيُبَايِعُونَكَsana bi'at ettikleriyubāyiʿūnakaتَحْتَaltındataḥtaٱلشَّجَرَةِağacınl-shajaratiفَعَلِمَbildifaʿalimaمَاolanımāفِىonların kalplerindefīقُلُوبِهِمْtheir heartsqulūbihimفَأَنزَلَve indirdifa-anzalaٱلسَّكِينَةَhuzur ve güvenl-sakīnataعَلَيْهِمْonların üzerineʿalayhimوَأَثَـٰبَهُمْve onlara verdiwa-athābahumفَتْحًۭاbir fetihfatḥanقَرِيبًۭاyakınqarīban١٨
Allah inananlardan, ağaç altında sana baş eğerek el verirlerken, and olsun ki hoşnut olmuştur. Gönüllerinde olanı da bilmiş, onlara güvenlik vermiş, onlara yakın bir zafer ve ele geçirecekleri bol ganimetler bahşetmiştir. Allah, güçlü olandır, Hakim olandır.
48:19
وَمَغَانِمَve ganimetler (bahşeyledi)wamaghānimaكَثِيرَةًۭbirçokkathīratanيَأْخُذُونَهَا ۗalacaklarıyakhudhūnahāوَكَانَvewakānaٱللَّهُAllahl-lahuعَزِيزًاüstündürʿazīzanحَكِيمًۭاhüküm ve hikmet sahibidirḥakīman١٩
Allah inananlardan, ağaç altında sana baş eğerek el verirlerken, and olsun ki hoşnut olmuştur. Gönüllerinde olanı da bilmiş, onlara güvenlik vermiş, onlara yakın bir zafer ve ele geçirecekleri bol ganimetler bahşetmiştir. Allah, güçlü olandır, Hakim olandır.
48:20
وَعَدَكُمُsize va'dettiwaʿadakumuٱللَّهُAllahl-lahuمَغَانِمَganimetlermaghānimaكَثِيرَةًۭbirçokkathīratanتَأْخُذُونَهَاelde edeceğiniztakhudhūnahāفَعَجَّلَşimdilik verdifaʿajjalaلَكُمْsizelakumهَـٰذِهِۦbunu (Hudeybiye Barışı)hādhihiوَكَفَّve çektiwakaffaأَيْدِىَelleriniaydiyaٱلنَّاسِinsanlarınl-nāsiعَنكُمْsizdenʿankumوَلِتَكُونَolsun diyewalitakūnaءَايَةًۭbir ibretāyatanلِّلْمُؤْمِنِينَinananlaralil'mu'minīnaوَيَهْدِيَكُمْve sizi iletsin diyewayahdiyakumصِرَٰطًۭاyolaṣirāṭanمُّسْتَقِيمًۭاdosdoğrumus'taqīman٢٠
Allah size, ele geçireceğiniz bol bol ganimetler vadetmiştir. İnananlar için bir belge olması, sizi doğru yola eriştirmesi için bunları size hemen vermiş ve insanların size uzanan ellerini önlemiştir.
48:21
وَأُخْرَىٰve başka (şeyler)wa-ukh'rāلَمْhenüz ele geçiremedinizlamتَقْدِرُوا۟you had powertaqdirūعَلَيْهَاonlarıʿalayhāقَدْfakatqadأَحَاطَkuşatmıştıraḥāṭaٱللَّهُAllahl-lahuبِهَا ۚonlarıbihāوَكَانَvewakānaٱللَّهُAllahl-lahuعَلَىٰüzerineʿalāكُلِّherkulliشَىْءٍۢşeyshayinقَدِيرًۭاkadirdirqadīran٢١
Bundan başka, sizin gücünüzün yetmediği fakat Allah'ın sizin için sakladığı ganimetler de vardır. Allah her şeye Kadir olandır.
48:22
وَلَوْve eğerwalawقَـٰتَلَكُمُsizinle savaşsalardıqātalakumuٱلَّذِينَkimseleralladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(ler)kafarūلَوَلَّوُا۟dön(üp kaç)arlardılawallawūٱلْأَدْبَـٰرَarkalarınal-adbāraثُمَّsonrathummaلَاbulamazlardılāيَجِدُونَthey would findyajidūnaوَلِيًّۭاbir koruyucuwaliyyanوَلَاne dewalāنَصِيرًۭاbir yardımcınaṣīran٢٢
İnkar edenler sizinle savaşsalardı yüzgeri döneceklerdi. Sonra bir dost ve yardımcı da bulamayacaklardı.
48:23
سُنَّةَsünnetidir (yasasadır)sunnataٱللَّهِAllah'ınl-lahiٱلَّتِىöyle kiallatīقَدْsüregelirqadخَلَتْpassed awaykhalatمِنötedenberiminقَبْلُ ۖbeforeqabluوَلَنve aslawalanتَجِدَbulamazsıntajidaلِسُنَّةِyasasındalisunnatiٱللَّهِAllah'ınl-lahiتَبْدِيلًۭاbir değişmetabdīlan٢٣
Allah'ın önceden gelip geçmişlere uyguladığı yasası budur. Allah'ın yasasında değişme bulamazsın.
48:24
وَهُوَve O'durwahuwaٱلَّذِىçekenalladhīكَفَّwithheldkaffaأَيْدِيَهُمْonların elleriniaydiyahumعَنكُمْsizdenʿankumوَأَيْدِيَكُمْve sizin elleriniziwa-aydiyakumعَنْهُمonlardanʿanhumبِبَطْنِgöbeğindebibaṭniمَكَّةَMekke'ninmakkataمِنۢsonraminبَعْدِafterbaʿdiأَنْsizi galip getirdiktenanأَظْفَرَكُمْHe gave you victoryaẓfarakumعَلَيْهِمْ ۚonlaraʿalayhimوَكَانَvewakānaٱللَّهُAllahl-lahuبِمَاyaptıklarınızıbimāتَعْمَلُونَyou dotaʿmalūnaبَصِيرًاgörmektedirbaṣīran٢٤
Sizi onlara üstün kıldıktan sonra, Mekke bölgesinde, onların ellerini sizden, sizin ellerinizi onlardan geri tutan, savaşı önleyen O'dur. Allah yaptıklarınızı görendir.
48:25
هُمُonlarhumuٱلَّذِينَkimselerdiralladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(lerdir)kafarūوَصَدُّوكُمْve size engel olanlardırwaṣaddūkumعَنِMescid-i-danʿaniٱلْمَسْجِدِMescid-il-masjidiٱلْحَرَامِAl-Masjid Al-Haraaml-ḥarāmiوَٱلْهَدْىَve kurbanlardanwal-hadyaمَعْكُوفًاbekletilenmaʿkūfanأَنvarmasınaanيَبْلُغَreachingyablughaمَحِلَّهُۥ ۚyerlerinemaḥillahuوَلَوْلَاeğer olmasaydıwalawlāرِجَالٌۭerkeklerrijālunمُّؤْمِنُونَinanmışmu'minūnaوَنِسَآءٌۭve kadınlarwanisāonمُّؤْمِنَـٰتٌۭinanmışmu'minātunلَّمْbilmeyereklamتَعْلَمُوهُمْyou knew themtaʿlamūhumأَنtepelediğinizanتَطَـُٔوهُمْyou may trample themtaṭaūhumفَتُصِيبَكُمisabet edecek (olmasaydı)fatuṣībakumمِّنْهُمonlardanmin'humمَّعَرَّةٌۢbir eziyetmaʿarratunبِغَيْرِolmadanbighayriعِلْمٍۢ ۖbilginizʿil'minلِّيُدْخِلَki soksunliyud'khilaٱللَّهُAllahl-lahuفِىrahmetinefīرَحْمَتِهِۦHis Mercyraḥmatihiمَنkimseyimanيَشَآءُ ۚdilediğiyashāuلَوْşayetlawتَزَيَّلُوا۟ayrılmış olsalardıtazayyalūلَعَذَّبْنَاelbette azab ederdiklaʿadhabnāٱلَّذِينَkimselerialladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(leri)kafarūمِنْهُمْonlardanmin'humعَذَابًاbir azablaʿadhābanأَلِيمًاacıklıalīman٢٥
Onlar inkar edenlerdir, sizi Mescidi Haram'ı ziyaretten ve bağlı kurbanları yerlerine gitmekten alıkoyanlardır. Eğer, oradaki henüz tanımadığınız inanmış erkeklerle inanmış kadınları bilmeyerek ezmek suretiyle üzüntüye kapılmanız ihtimali olmasaydı Allah savaşı önlemezdi. Allah, dilediklerine rahmet etmek için böyle yapmıştır. Eğer inananlarla inkarcılar birbirinden ayrılmış olsalardı, inkar edenleri can yakıcı bir azaba uğratırdık.
48:26
إِذْo zamanidhجَعَلَkoymuşlardıjaʿalaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(ler)kafarūفِىkalblerinefīقُلُوبِهِمُtheir heartsqulūbihimuٱلْحَمِيَّةَöfke ve gayretil-ḥamiyataحَمِيَّةَöfke ve gayretiniḥamiyyataٱلْجَـٰهِلِيَّةِcahiliyye (çağının)l-jāhiliyatiفَأَنزَلَve indirdifa-anzalaٱللَّهُAllahl-lahuسَكِينَتَهُۥhuzur ve güveninisakīnatahuعَلَىٰüzerineʿalāرَسُولِهِۦElçisirasūlihiوَعَلَىve üzerinewaʿalāٱلْمُؤْمِنِينَmü'minlerel-mu'minīnaوَأَلْزَمَهُمْve onları bağladıwa-alzamahumكَلِمَةَkelimesinekalimataٱلتَّقْوَىٰtakval-taqwāوَكَانُوٓا۟zaten onlar idilerwakānūأَحَقَّdaha layıkaḥaqqaبِهَاbunabihāوَأَهْلَهَا ۚve ehilwa-ahlahāوَكَانَvewakānaٱللَّهُAllahl-lahuبِكُلِّherbikulliشَىْءٍşeyishayinعَلِيمًۭاbilendirʿalīman٢٦
İnkar edenler, gönüllerindeki cahiliyye çağının asabiyet ateşini ateşlendirdiklerinde, Allah, Peygamberine ve inananlara huzur indirdi; onların takva sözünü tutmalarını sağladı. Onlar, bu söze layık ve ehil kimselerdi. Allah her şeyi bilmektedir.
48:27
لَّقَدْandolsunlaqadصَدَقَdoğruladıṣadaqaٱللَّهُAllahl-lahuرَسُولَهُElçisininrasūlahuٱلرُّءْيَاrüyasınıl-ru'yāبِٱلْحَقِّ ۖhak ilebil-ḥaqiلَتَدْخُلُنَّgireceksinizlatadkhulunnaٱلْمَسْجِدَMescid-il-masjidaٱلْحَرَامَHaram'al-ḥarāmaإِنeğerinشَآءَdilerseshāaٱللَّهُAllahl-lahuءَامِنِينَgüven içindeāminīnaمُحَلِّقِينَtraş ederekmuḥalliqīnaرُءُوسَكُمْbaşlarınızıruūsakumوَمُقَصِّرِينَve(ya) kısaltarakwamuqaṣṣirīnaلَاkorkmadanlāتَخَافُونَ ۖfearingtakhāfūnaفَعَلِمَböylece bildifaʿalimaمَاşeyimāلَمْsizin bilmediğinizlamتَعْلَمُوا۟you knewtaʿlamūفَجَعَلَve verdifajaʿalaمِنbaşkaminدُونِbesidesdūniذَٰلِكَbundandhālikaفَتْحًۭاbir fetihfatḥanقَرِيبًاyakınqarīban٢٧
And olsun ki Allah, Peygamberinin rüyasının gerçek olduğunu tasdik eder. Ey inananlar! Siz, Allah dilerse, güven içinde, başlarınızı tıraş etmiş veya saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan Mescidi Haram'a gireceksiniz. Allah, sizin bilmediğinizi bilir. Size, bundan başka, yakın zamanda bir zafer verecektir.
48:28
هُوَOhuwaٱلَّذِىٓgönderendiralladhīأَرْسَلَ(has) sentarsalaرَسُولَهُۥElçisinirasūlahuبِٱلْهُدَىٰhidayet ilebil-hudāوَدِينِve din ilewadīniٱلْحَقِّhakl-ḥaqiلِيُظْهِرَهُۥonu üstün kılmak içinliyuẓ'hirahuعَلَىdinlereʿalāٱلدِّينِthe religionsl-dīniكُلِّهِۦ ۚbütünkullihiوَكَفَىٰve yeterwakafāبِٱللَّهِAllahbil-lahiشَهِيدًۭاşahid olarakshahīdan٢٨
Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Peygamberini, doğruluk rehberi Kuran ve hak din ile gönderen O'dur. Şahit olarak Allah yeter.
48:29
مُّحَمَّدٌۭMuhammedmuḥammadunرَّسُولُelçisidirrasūluٱللَّهِ ۚAllah'ınl-lahiوَٱلَّذِينَve bulunanlarwa-alladhīnaمَعَهُۥٓonun yanındamaʿahuأَشِدَّآءُkatıashiddāuعَلَىkarşıʿalāٱلْكُفَّارِkafirlerel-kufāriرُحَمَآءُmerhametlidirlerruḥamāuبَيْنَهُمْ ۖbirbirlerine karşıbaynahumتَرَىٰهُمْonları görürsüntarāhumرُكَّعًۭاrüku' ederekrukkaʿanسُجَّدًۭاsecde edereksujjadanيَبْتَغُونَaradıklarınıyabtaghūnaفَضْلًۭاbir lutuffaḍlanمِّنَAllahdanminaٱللَّهِfrom Allahl-lahiوَرِضْوَٰنًۭا ۖve rızasınıwariḍ'wānanسِيمَاهُمْnişanları vardırsīmāhumفِىyüzlerindefīوُجُوهِهِمtheir faceswujūhihimمِّنْizindenminأَثَرِ(the) traceathariٱلسُّجُودِ ۚsecdel-sujūdiذَٰلِكَşöyledirdhālikaمَثَلُهُمْonların vasıflarımathaluhumفِىTevrat'takifīٱلتَّوْرَىٰةِ ۚthe Taurahl-tawrātiوَمَثَلُهُمْve vasıflarıwamathaluhumفِىİncildekifīٱلْإِنجِيلِthe Injeell-injīliكَزَرْعٍbir ekin gibidirkazarʿinأَخْرَجَçıkaranakhrajaشَطْـَٔهُۥfilizinishaṭahuفَـَٔازَرَهُۥonu güçlendirenfaāzarahuفَٱسْتَغْلَظَsonra kalınlaşanfa-is'taghlaẓaفَٱسْتَوَىٰderken dikilenfa-is'tawāعَلَىٰüstüneʿalāسُوقِهِۦgövdesininsūqihiيُعْجِبُhoşuna gideryuʿ'jibuٱلزُّرَّاعَekincilerinl-zurāʿaلِيَغِيظَöfkelendirsin diyeliyaghīẓaبِهِمُonlara karşıbihimuٱلْكُفَّارَ ۗkafirleril-kufāraوَعَدَva'detmiştirwaʿadaٱللَّهُAllahl-lahuٱلَّذِينَinananlaraalladhīnaءَامَنُوا۟believeāmanūوَعَمِلُوا۟ve yapanlarawaʿamilūٱلصَّـٰلِحَـٰتِiyi işlerl-ṣāliḥātiمِنْهُمonlardanmin'humمَّغْفِرَةًۭmağfiretmaghfiratanوَأَجْرًاve mükafatwa-ajranعَظِيمًۢاbüyükʿaẓīman٢٩
Muhammed Allah'ın elçisidir. Onun beraberinde bulunanlar, inkarcılara karşı sert, birbirlerine merhametlidirler. Onları rükua varırken, secde ederken, Allah'tan lütuf ve hoşnudluk dilerken görürsün. Onlar, yüzlerindeki secde izi ile tanınırlar. İşte bu, onların Tevrat'ta anlatılan vasıflarıdır. İncil'de de şöyle vasıflandırılmışlardı: Filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ekincilerin hoşuna giden ekin gibidirler. Allah böylece bunları çoğaltıp kuvvetlendirmekle inkarcıları öfkelendirir. Allah, inanıp yararlı işler işleyenlere, bağışlama ve büyük ecir vadetmiştir.
—
—
—
—
Loading…