47

Muhammed

Medeni 38 Ayet Cüz 26
محمد
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
47:1
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
كَفَرُوا۟ inkar eden(lerin) kafarū
inkar eden(lerin)
وَصَدُّوا۟ ve engel olanların waṣaddū
ve engel olanların
عَن (Allah) yoludan ʿan
(Allah) yoludan
سَبِيلِ (the) way of Allah sabīli
(the) way of Allah
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
أَضَلَّ boşa çıkarmıştır aḍalla
boşa çıkarmıştır
أَعْمَـٰلَهُمْ işlerini aʿmālahum
işlerini
١ (1)
(1)
Allah, inkar edenlerin ve kendi yolundan alıkoyanların işlerini boşa çıkarır.
47:2
وَٱلَّذِينَ ve kimselerin wa-alladhīna
ve kimselerin
ءَامَنُوا۟ inanan(ların) āmanū
inanan(ların)
وَعَمِلُوا۟ ve yapanların waʿamilū
ve yapanların
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler
وَءَامَنُوا۟ ve inananların waāmanū
ve inananların
بِمَا indirilene bimā
indirilene
نُزِّلَ is revealed nuzzila
is revealed
عَلَىٰ Muhammed'e ʿalā
Muhammed'e
مُحَمَّدٍۢ Muhammad muḥammadin
Muhammad
وَهُوَ ki o wahuwa
ki o
ٱلْحَقُّ gerçektir l-ḥaqu
gerçektir
مِن tarafından min
tarafından
رَّبِّهِمْ ۙ Rableri rabbihim
Rableri
كَفَّرَ örtmüştür kaffara
örtmüştür
عَنْهُمْ onlardan ʿanhum
onlardan
سَيِّـَٔاتِهِمْ günahlarını sayyiātihim
günahlarını
وَأَصْلَحَ ve düzeltmiştir wa-aṣlaḥa
ve düzeltmiştir
بَالَهُمْ hallerini bālahum
hallerini
٢ (2)
(2)
İnanıp yararlı iş işleyenlerin ve Muhammed'e, Rablerinden bir gerçek olarak indirilene inananların kötülüklerini Allah örter ve durumlarını düzeltir.
47:3
ذَٰلِكَ bu böyledir dhālika
bu böyledir
بِأَنَّ çünkü bi-anna
çünkü
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
ٱتَّبَعُوا۟ uymuşlardır ittabaʿū
uymuşlardır
ٱلْبَـٰطِلَ batıla l-bāṭila
batıla
وَأَنَّ ve şüphesiz wa-anna
ve şüphesiz
ٱلَّذِينَ ki alladhīna
ki
ءَامَنُوا۟ inananlar ise āmanū
inananlar ise
ٱتَّبَعُوا۟ uymuşlardır ittabaʿū
uymuşlardır
ٱلْحَقَّ hakka l-ḥaqa
hakka
مِن gelen min
gelen
رَّبِّهِمْ ۚ Rablerinden rabbihim
Rablerinden
كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle
يَضْرِبُ anlatır yaḍribu
anlatır
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لِلنَّاسِ insanlara lilnnāsi
insanlara
أَمْثَـٰلَهُمْ onların durumlarını amthālahum
onların durumlarını
٣ (3)
(3)
Bu, inkar edenlerin batıla uymaları ve inananların Rablerinden gelen gerçeğe uymalarından ötürü böyledir. Allah böylece insanlara kendilerinin misallerini anlatır.
47:4
فَإِذَا zaman fa-idhā
zaman
لَقِيتُمُ karşılaştığınız laqītumu
karşılaştığınız
ٱلَّذِينَ kimselerle alladhīna
kimselerle
كَفَرُوا۟ inkar eden(lerle) kafarū
inkar eden(lerle)
فَضَرْبَ vurun faḍarba
vurun
ٱلرِّقَابِ boyunlarını l-riqābi
boyunlarını
حَتَّىٰٓ nihayet ḥattā
nihayet
إِذَآ zaman idhā
zaman
أَثْخَنتُمُوهُمْ onları iyice vurup sindirdiğiniz athkhantumūhum
onları iyice vurup sindirdiğiniz
فَشُدُّوا۟ sıkıca bağlayın fashuddū
sıkıca bağlayın
ٱلْوَثَاقَ bağı l-wathāqa
bağı
فَإِمَّا ister fa-immā
ister
مَنًّۢا iyilikle (bırakırsınız) mannan
iyilikle (bırakırsınız)
بَعْدُ ondan sonra baʿdu
ondan sonra
وَإِمَّا veya wa-immā
veya
فِدَآءً fidye alırsınız fidāan
fidye alırsınız
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
تَضَعَ bırakıncaya taḍaʿa
bırakıncaya
ٱلْحَرْبُ harb l-ḥarbu
harb
أَوْزَارَهَا ۚ ağırlıklarını awzārahā
ağırlıklarını
ذَٰلِكَ işte dhālika
işte
وَلَوْ şayet walaw
şayet
يَشَآءُ dileseydi yashāu
dileseydi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لَٱنتَصَرَ öc alırdı la-intaṣara
öc alırdı
مِنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan
وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat
لِّيَبْلُوَا۟ denemek için liyabluwā
denemek için
بَعْضَكُم bir kısmınızı baʿḍakum
bir kısmınızı
بِبَعْضٍۢ ۗ diğeriyle bibaʿḍin
diğeriyle
وَٱلَّذِينَ kimselerin wa-alladhīna
kimselerin
قُتِلُوا۟ öldürülen(lerin) qutilū
öldürülen(lerin)
فِى (Allah) yolunda
(Allah) yolunda
سَبِيلِ (the) way of Allah sabīli
(the) way of Allah
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
فَلَن asla falan
asla
يُضِلَّ zayi etmeyecektir yuḍilla
zayi etmeyecektir
أَعْمَـٰلَهُمْ yaptıkları işleri aʿmālahum
yaptıkları işleri
٤ (4)
(4)
Savaşta inkar edenlerle karşılaştığınızda boyunlarını vurun; sonunda onlara üstün geldiğinizde onları esir alın; savaş sona erince onları ya karşılıksız, ya da fidye ile salıverin; Allah dilemiş olsaydı, onlardan başka türlü öç alabilirdi, bunun böyle olması, kiminizi kiminizle denemek içindir. Allah, kendi yolunda öldürülenlerin işlerini boşa çıkarmaz.
47:5
سَيَهْدِيهِمْ onları doğru yola iletecektir sayahdīhim
onları doğru yola iletecektir
وَيُصْلِحُ ve düzeltecektir wayuṣ'liḥu
ve düzeltecektir
بَالَهُمْ durumlarını bālahum
durumlarını
٥ (5)
(5)
Onları doğru yola eriştirir, durumlarını düzeltir.
47:6
وَيُدْخِلُهُمُ onları sokacaktır wayud'khiluhumu
onları sokacaktır
ٱلْجَنَّةَ cennete l-janata
cennete
عَرَّفَهَا tanımladığı ʿarrafahā
tanımladığı
لَهُمْ kendilerine lahum
kendilerine
٦ (6)
(6)
Onları, kendilerine anlattığı cennete koyar.
47:7
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
إِن eğer in
eğer
تَنصُرُوا۟ siz yardım ederseniz tanṣurū
siz yardım ederseniz
ٱللَّهَ Allah(ın dinin)e l-laha
Allah(ın dinin)e
يَنصُرْكُمْ (O da) size yardım eder yanṣur'kum
(O da) size yardım eder
وَيُثَبِّتْ ve sağlam tutar wayuthabbit
ve sağlam tutar
أَقْدَامَكُمْ ayaklarınızı aqdāmakum
ayaklarınızı
٧ (7)
(7)
Ey inananlar! Siz Allah'ın dinine yardım ederseniz, O da size yardım eder, ayaklarınızı savaşta sabit kılar.
47:8
وَٱلَّذِينَ kimselere ise wa-alladhīna
kimselere ise
كَفَرُوا۟ inkar eden(lere) kafarū
inkar eden(lere)
فَتَعْسًۭا yıkım fataʿsan
yıkım
لَّهُمْ onlara olsun lahum
onlara olsun
وَأَضَلَّ ve boşa çıkarmıştır wa-aḍalla
ve boşa çıkarmıştır
أَعْمَـٰلَهُمْ onların işlerini aʿmālahum
onların işlerini
٨ (8)
(8)
İnkar edenlere ise, yıkım ve yokluk olsun! Allah onların işlerini boşa çıkarır.
47:9
ذَٰلِكَ böyledir dhālika
böyledir
بِأَنَّهُمْ çünkü onlar bi-annahum
çünkü onlar
كَرِهُوا۟ hoşlanmamışlardır karihū
hoşlanmamışlardır
مَآ indirdiğinden
indirdiğinden
أَنزَلَ Allah has revealed anzala
Allah has revealed
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
فَأَحْبَطَ (Allah da) heder etmiştir fa-aḥbaṭa
(Allah da) heder etmiştir
أَعْمَـٰلَهُمْ onların amellerini aʿmālahum
onların amellerini
٩ (9)
(9)
Bu, Allah'ın indirdiğini beğenmediklerinden ötürüdür. İşlerini Allah bunun için boşa çıkarmıştır.
47:10
۞ أَفَلَمْ gezip dolaşmadılar mı? afalam
gezip dolaşmadılar mı?
يَسِيرُوا۟ they travel yasīrū
they travel
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
فَيَنظُرُوا۟ görsünler fayanẓurū
görsünler
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
كَانَ olduğunu kāna
olduğunu
عَـٰقِبَةُ sonunun ʿāqibatu
sonunun
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
مِن kendilerinden önceki min
kendilerinden önceki
قَبْلِهِمْ ۚ before them qablihim
before them
دَمَّرَ yıkıp başlarına geçirmiştir dammara
yıkıp başlarına geçirmiştir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَلَيْهِمْ ۖ onları ʿalayhim
onları
وَلِلْكَـٰفِرِينَ kafirlere de vardır walil'kāfirīna
kafirlere de vardır
أَمْثَـٰلُهَا onun benzeri sonuçlar amthāluhā
onun benzeri sonuçlar
١٠ (10)
(10)
Yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğuna bakmazlar mı? Allah onları yere geçirmiştir; inkarcılara da onların başına gelenin benzerleri vardır.
47:11
ذَٰلِكَ bu böyledir dhālika
bu böyledir
بِأَنَّ çünkü bi-anna
çünkü
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
مَوْلَى koruyucusudur mawlā
koruyucusudur
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
ءَامَنُوا۟ inanan(ların) āmanū
inanan(ların)
وَأَنَّ ve şüphesiz wa-anna
ve şüphesiz
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirlerin ise l-kāfirīna
kafirlerin ise
لَا yoktur
yoktur
مَوْلَىٰ koruyucuları mawlā
koruyucuları
لَهُمْ onların lahum
onların
١١ (11)
(11)
Çünkü Allah inananların sahibidir. Kafirlerin ise sahibi yoktur.
47:12
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يُدْخِلُ sokar yud'khilu
sokar
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
ءَامَنُوا۟ inanan(ları) āmanū
inanan(ları)
وَعَمِلُوا۟ ve yapanları waʿamilū
ve yapanları
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler
جَنَّـٰتٍۢ cennetlere jannātin
cennetlere
تَجْرِى akan; tajrī
akan;
مِن altlarından min
altlarından
تَحْتِهَا underneath it taḥtihā
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ ۖ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar
وَٱلَّذِينَ kimseler ise wa-alladhīna
kimseler ise
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
يَتَمَتَّعُونَ (dünyada) biraz yaşarlar yatamattaʿūna
(dünyada) biraz yaşarlar
وَيَأْكُلُونَ ve yerler wayakulūna
ve yerler
كَمَا gibi kamā
gibi
تَأْكُلُ yediği takulu
yediği
ٱلْأَنْعَـٰمُ hayvanların l-anʿāmu
hayvanların
وَٱلنَّارُ ve ateştir wal-nāru
ve ateştir
مَثْوًۭى yerleri mathwan
yerleri
لَّهُمْ onların lahum
onların
١٢ (12)
(12)
Doğrusu Allah, inanıp yararlı işler işleyenleri içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Durakları ateş olduğu halde kafirler, zevklenirler ve hayvanlar gibi yerler.
47:13
وَكَأَيِّن nicesini waka-ayyin
nicesini
مِّن kent(ler)den min
kent(ler)den
قَرْيَةٍ a town qaryatin
a town
هِىَ (öyle ki) hiya
(öyle ki)
أَشَدُّ daha şiddetliydi ashaddu
daha şiddetliydi
قُوَّةًۭ kuvvet bakımından quwwatan
kuvvet bakımından
مِّن senin kentinden min
senin kentinden
قَرْيَتِكَ your town qaryatika
your town
ٱلَّتِىٓ seni çıkardıkları allatī
seni çıkardıkları
أَخْرَجَتْكَ has driven you out akhrajatka
has driven you out
أَهْلَكْنَـٰهُمْ biz yok ettik ahlaknāhum
biz yok ettik
فَلَا ve olmadı falā
ve olmadı
نَاصِرَ yardım eden nāṣira
yardım eden
لَهُمْ onlara lahum
onlara
١٣ (13)
(13)
Seni sürüp çıkaran şehirden daha kuvvetli olan nice şehirler yok ettik. Yardım edenleri bulunmadı.
47:14
أَفَمَن kimse olur mu? afaman
kimse olur mu?
كَانَ olan kāna
olan
عَلَىٰ üzerinde ʿalā
üzerinde
بَيِّنَةٍۢ bir delil bayyinatin
bir delil
مِّن Rabbinden min
Rabbinden
رَّبِّهِۦ his Lord rabbihi
his Lord
كَمَن kimseler gibi kaman
kimseler gibi
زُيِّنَ süslendirilen zuyyina
süslendirilen
لَهُۥ kendilerine lahu
kendilerine
سُوٓءُ kötü sūu
kötü
عَمَلِهِۦ işi ʿamalihi
işi
وَٱتَّبَعُوٓا۟ ve uyan wa-ittabaʿū
ve uyan
أَهْوَآءَهُم keyiflerine ahwāahum
keyiflerine
١٤ (14)
(14)
Rabbinin katından bir belgesi olan kimse, kötü işi kendisine güzel gösterilen kimseye benzer mi? Bunlar heveslerine uymuşlardır.
47:15
مَّثَلُ durumu (şudur) mathalu
durumu (şudur)
ٱلْجَنَّةِ cennetin l-janati
cennetin
ٱلَّتِى söz verilen allatī
söz verilen
وُعِدَ is promised wuʿida
is promised
ٱلْمُتَّقُونَ ۖ muttakilere l-mutaqūna
muttakilere
فِيهَآ içinde vardır fīhā
içinde vardır
أَنْهَـٰرٌۭ ırmakları anhārun
ırmakları
مِّن sudan min
sudan
مَّآءٍ water māin
water
غَيْرِ olmayan ghayri
olmayan
ءَاسِنٍۢ bozulma āsinin
bozulma
وَأَنْهَـٰرٌۭ ve ırmakları wa-anhārun
ve ırmakları
مِّن sütten min
sütten
لَّبَنٍۢ milk labanin
milk
لَّمْ değişmeyen lam
değişmeyen
يَتَغَيَّرْ changes yataghayyar
changes
طَعْمُهُۥ tadı ṭaʿmuhu
tadı
وَأَنْهَـٰرٌۭ ve ırmakları wa-anhārun
ve ırmakları
مِّنْ şaraptan min
şaraptan
خَمْرٍۢ wine khamrin
wine
لَّذَّةٍۢ lezzet veren ladhatin
lezzet veren
لِّلشَّـٰرِبِينَ içenlere lilshāribīna
içenlere
وَأَنْهَـٰرٌۭ ve ırmakları wa-anhārun
ve ırmakları
مِّنْ baldan min
baldan
عَسَلٍۢ honey ʿasalin
honey
مُّصَفًّۭى ۖ süzme muṣaffan
süzme
وَلَهُمْ ve onlar için vardır walahum
ve onlar için vardır
فِيهَا orada fīhā
orada
مِن her çeşitten min
her çeşitten
كُلِّ all kulli
all
ٱلثَّمَرَٰتِ meyvalar l-thamarāti
meyvalar
وَمَغْفِرَةٌۭ ve bağışlama (vardır) wamaghfiratun
ve bağışlama (vardır)
مِّن Rablerinden min
Rablerinden
رَّبِّهِمْ ۖ their Lord rabbihim
their Lord
كَمَنْ kimseler gibi olur mu? kaman
kimseler gibi olur mu?
هُوَ o huwa
o
خَـٰلِدٌۭ ebedi kalan khālidun
ebedi kalan
فِى ateşte
ateşte
ٱلنَّارِ the Fire l-nāri
the Fire
وَسُقُوا۟ ve içirildiği wasuqū
ve içirildiği
مَآءً suyun māan
suyun
حَمِيمًۭا sıcak ḥamīman
sıcak
فَقَطَّعَ parça parça kesen faqaṭṭaʿa
parça parça kesen
أَمْعَآءَهُمْ barsaklarını amʿāahum
barsaklarını
١٥ (15)
(15)
Allah'a karşı gelmekten sakınanlara söz verilen cennet şöyledir: Orada temiz su ırmakları, tadı bozulmayan süt ırmakları, içenlere zevk veren şarap ırmakları, süzme bal ırmakları vardır. Onlara orada her türlü ürün ve Rablerinden mağfiret vardır. Bunların durumu, ateşte temelli kalan ve bağırsaklarını parça parça edecek kaynar su içirilen kimselerin durumu gibi olur mu?
47:16
وَمِنْهُم ve onlardan wamin'hum
ve onlardan
مَّن kimisi man
kimisi
يَسْتَمِعُ seni dinler yastamiʿu
seni dinler
إِلَيْكَ gelip ilayka
gelip
حَتَّىٰٓ nihayet ḥattā
nihayet
إِذَا zaman idhā
zaman
خَرَجُوا۟ çıktıkları kharajū
çıktıkları
مِنْ senin yanından min
senin yanından
عِندِكَ you ʿindika
you
قَالُوا۟ derler qālū
derler
لِلَّذِينَ olanlara lilladhīna
olanlara
أُوتُوا۟ verilmiş ūtū
verilmiş
ٱلْعِلْمَ bilgi l-ʿil'ma
bilgi
مَاذَا ne? mādhā
ne?
قَالَ söyledi qāla
söyledi
ءَانِفًا ۚ az önce ānifan
az önce
أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar ulāika
onlar
ٱلَّذِينَ kimselerdir alladhīna
kimselerdir
طَبَعَ mühürlediği ṭabaʿa
mühürlediği
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
عَلَىٰ üzerini ʿalā
üzerini
قُلُوبِهِمْ kalbleri qulūbihim
kalbleri
وَٱتَّبَعُوٓا۟ ve ardına düşmüş wa-ittabaʿū
ve ardına düşmüş
أَهْوَآءَهُمْ keyiflerinin ahwāahum
keyiflerinin
١٦ (16)
(16)
Onların içinde seni dinleyenler vardır; sonra senin yanından çıkınca, bilgili kimselere "Az önce ne demişti?" diye sorarlar. İşte bunlar, Allah'ın kalblerini mühürlemiş olduğu, kendi heveslerine uyan kimselerdir.
47:17
وَٱلَّذِينَ kimselere gelince wa-alladhīna
kimselere gelince
ٱهْتَدَوْا۟ hidayet bulan(lara) ih'tadaw
hidayet bulan(lara)
زَادَهُمْ onların artırmıştır zādahum
onların artırmıştır
هُدًۭى hidayetlerini hudan
hidayetlerini
وَءَاتَىٰهُمْ ve onlara vermiştir waātāhum
ve onlara vermiştir
تَقْوَىٰهُمْ korunmalarını taqwāhum
korunmalarını
١٧ (17)
(17)
Doğru yolu bulanların ise Allah doğruluklarını artırır, onların karşı gelmekten sakınmalarını sağlar.
47:18
فَهَلْ bekliyorlarmı? fahal
bekliyorlarmı?
يَنظُرُونَ they wait yanẓurūna
they wait
إِلَّا yalnızca illā
yalnızca
ٱلسَّاعَةَ sa'atin l-sāʿata
sa'atin
أَن kendilerine gelmesini an
kendilerine gelmesini
تَأْتِيَهُم it should come to them tatiyahum
it should come to them
بَغْتَةًۭ ۖ ansızın baghtatan
ansızın
فَقَدْ işte faqad
işte
جَآءَ geldi jāa
geldi
أَشْرَاطُهَا ۚ onun belirtileri ashrāṭuhā
onun belirtileri
فَأَنَّىٰ neden mümkün olsun? fa-annā
neden mümkün olsun?
لَهُمْ onlara lahum
onlara
إِذَا sonra idhā
sonra
جَآءَتْهُمْ kendilerine geldikten jāathum
kendilerine geldikten
ذِكْرَىٰهُمْ öğüt almaları dhik'rāhum
öğüt almaları
١٨ (18)
(18)
Onlar kıyamet gününün kendilerine ansızın gelmesini mi bekliyorlar. Şüphesiz onun alametleri belirmiştir. Kendilerine gelip çatınca ibret almaları neye yarar?
47:19
فَٱعْلَمْ bil ki fa-iʿ'lam
bil ki
أَنَّهُۥ ki o annahu
ki o
لَآ yoktur
yoktur
إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı
إِلَّا başka illā
başka
ٱللَّهُ Allah'tan l-lahu
Allah'tan
وَٱسْتَغْفِرْ ve mağfiret dile wa-is'taghfir
ve mağfiret dile
لِذَنۢبِكَ kendi günahın için lidhanbika
kendi günahın için
وَلِلْمُؤْمِنِينَ ve inanan erkekler için walil'mu'minīna
ve inanan erkekler için
وَٱلْمُؤْمِنَـٰتِ ۗ ve inanan kadınlar için wal-mu'mināti
ve inanan kadınlar için
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir
مُتَقَلَّبَكُمْ dönüp dolaşacağınız yeri mutaqallabakum
dönüp dolaşacağınız yeri
وَمَثْوَىٰكُمْ ve varıp duracağınız yeri wamathwākum
ve varıp duracağınız yeri
١٩ (19)
(19)
Bil ki, Allah'tan başka tanrı yoktur; kendinin, inanmış erkek ve kadınların günahlarının bağışlanmasını dile. Allah, gezip dolaştığınız ve duracağınız yerleri bilir.
47:20
وَيَقُولُ ve derler wayaqūlu
ve derler
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
لَوْلَا değil miydi? lawlā
değil miydi?
نُزِّلَتْ indirilmeli nuzzilat
indirilmeli
سُورَةٌۭ ۖ bir sure sūratun
bir sure
فَإِذَآ zaman fa-idhā
zaman
أُنزِلَتْ indirildiği unzilat
indirildiği
سُورَةٌۭ bir sure sūratun
bir sure
مُّحْكَمَةٌۭ hükmü açık muḥ'kamatun
hükmü açık
وَذُكِرَ ve söz edilince wadhukira
ve söz edilince
فِيهَا onda fīhā
onda
ٱلْقِتَالُ ۙ savaştan l-qitālu
savaştan
رَأَيْتَ görürsün ra-ayta
görürsün
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
فِى bulunan
bulunan
قُلُوبِهِم kalblerinde qulūbihim
kalblerinde
مَّرَضٌۭ hastalık maraḍun
hastalık
يَنظُرُونَ baktıklarını yanẓurūna
baktıklarını
إِلَيْكَ sana ilayka
sana
نَظَرَ bakışı gibi naẓara
bakışı gibi
ٱلْمَغْشِىِّ baygınlık çökmüş l-maghshiyi
baygınlık çökmüş
عَلَيْهِ üzerine ʿalayhi
üzerine
مِنَ ölümden mina
ölümden
ٱلْمَوْتِ ۖ the death l-mawti
the death
فَأَوْلَىٰ daha yakın fa-awlā
daha yakın
لَهُمْ onlara lahum
onlara
٢٠ (20)
(20)
İnananlar: "Keşke bir süre indirilse de cihada çıksak" derlerdi. Fakat hükmü açık bir süre inip, orada savaş zikredilince, kalblerinde hastalık olanların, ölüm korkusuyla bayılmış kimselerin bakışları gibi, sana baktıklarını gördün. Oysa onlara itaat etmek ve uygun olanı söylemek yaraşırdı. İş ciddileşince Allah'a verdikleri yeminde doğruluk gösterselerdi, onların iyiliğine olurdu.
47:21
طَاعَةٌۭ ita'at etmektir ṭāʿatun
ita'at etmektir
وَقَوْلٌۭ ve söylemektir waqawlun
ve söylemektir
مَّعْرُوفٌۭ ۚ güzel maʿrūfun
güzel
فَإِذَا zaman fa-idhā
zaman
عَزَمَ azmedildiği ʿazama
azmedildiği
ٱلْأَمْرُ işe l-amru
işe
فَلَوْ şayet falaw
şayet
صَدَقُوا۟ sadık kalsalardı ṣadaqū
sadık kalsalardı
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
لَكَانَ elbette olurdu lakāna
elbette olurdu
خَيْرًۭا daha iyi khayran
daha iyi
لَّهُمْ kendileri için lahum
kendileri için
٢١ (21)
(21)
İnananlar: "Keşke bir süre indirilse de cihada çıksak" derlerdi. Fakat hükmü açık bir süre inip, orada savaş zikredilince, kalblerinde hastalık olanların, ölüm korkusuyla bayılmış kimselerin bakışları gibi, sana baktıklarını gördün. Oysa onlara itaat etmek ve uygun olanı söylemek yaraşırdı. İş ciddileşince Allah'a verdikleri yeminde doğruluk gösterselerdi, onların iyiliğine olurdu.
47:22
فَهَلْ öyle mi? fahal
öyle mi?
عَسَيْتُمْ belki de ʿasaytum
belki de
إِن eğer in
eğer
تَوَلَّيْتُمْ işbaşına gelecek olursanız tawallaytum
işbaşına gelecek olursanız
أَن bozgunculuk yapacaksınız an
bozgunculuk yapacaksınız
تُفْسِدُوا۟ you cause corruption tuf'sidū
you cause corruption
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
وَتُقَطِّعُوٓا۟ ve koparacaksınız watuqaṭṭiʿū
ve koparacaksınız
أَرْحَامَكُمْ rahimleri (akrabalık bağlarını) arḥāmakum
rahimleri (akrabalık bağlarını)
٢٢ (22)
(22)
Geri dönerseniz yeryüzünde bozgunculuk yapmanız ve akrabalık bağlarını kesmeniz beklenmez mi sizden?
47:23
أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar ulāika
onlar
ٱلَّذِينَ kimselerdir alladhīna
kimselerdir
لَعَنَهُمُ la'netlediği laʿanahumu
la'netlediği
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
فَأَصَمَّهُمْ sağır yaptığı fa-aṣammahum
sağır yaptığı
وَأَعْمَىٰٓ ve kör ettiği wa-aʿmā
ve kör ettiği
أَبْصَـٰرَهُمْ gözlerini abṣārahum
gözlerini
٢٣ (23)
(23)
İşte, Allah'ın lanetlediği, sağır kıldığı ve gözlerini kör ettiği bunlardır.
47:24
أَفَلَا düşünmüyorlar mı? afalā
düşünmüyorlar mı?
يَتَدَبَّرُونَ they ponder yatadabbarūna
they ponder
ٱلْقُرْءَانَ Kur'an'ı l-qur'āna
Kur'an'ı
أَمْ yoksa am
yoksa
عَلَىٰ üzerinde ʿalā
üzerinde
قُلُوبٍ kalbler(inin) qulūbin
kalbler(inin)
أَقْفَالُهَآ kilitleri (-mi var?) aqfāluhā
kilitleri (-mi var?)
٢٤ (24)
(24)
Bunlar Kuran'ı düşünmezler mi? Yoksa kalbleri kilitli midir?
47:25
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere
ٱرْتَدُّوا۟ dönen(lere) ir'taddū
dönen(lere)
عَلَىٰٓ üzerine ʿalā
üzerine
أَدْبَـٰرِهِم arkaları adbārihim
arkaları
مِّنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
مَا belli olduktan
belli olduktan
تَبَيَّنَ (has) become clear tabayyana
(has) become clear
لَهُمُ kendilerine lahumu
kendilerine
ٱلْهُدَى ۙ doğru yol l-hudā
doğru yol
ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan l-shayṭānu
şeytan
سَوَّلَ sürüklemiştir sawwala
sürüklemiştir
لَهُمْ onları lahum
onları
وَأَمْلَىٰ ve uzun emellere düşürmüştür wa-amlā
ve uzun emellere düşürmüştür
لَهُمْ onları lahum
onları
٢٥ (25)
(25)
Kendileri için doğru yol belli olduktan sonra ardlarına dönenleri, bu işi yapmaya şeytan sürüklemiş, onlara ümit vermiştir.
47:26
ذَٰلِكَ bu böyledir dhālika
bu böyledir
بِأَنَّهُمْ çünkü onlar bi-annahum
çünkü onlar
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
لِلَّذِينَ kimselere lilladhīna
kimselere
كَرِهُوا۟ hoşlanmayan(lara) karihū
hoşlanmayan(lara)
مَا indirdiğinden
indirdiğinden
نَزَّلَ Allah has revealed nazzala
Allah has revealed
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
سَنُطِيعُكُمْ size ita'at edeceğiz sanuṭīʿukum
size ita'at edeceğiz
فِى bazısında
bazısında
بَعْضِ part baʿḍi
part
ٱلْأَمْرِ ۖ işin l-amri
işin
وَٱللَّهُ oysa Allah wal-lahu
oysa Allah
يَعْلَمُ biliyor yaʿlamu
biliyor
إِسْرَارَهُمْ onların gizlediklerini is'rārahum
onların gizlediklerini
٢٦ (26)
(26)
Bu, Allah'ın indirdiğini beğenmeyen kimselerin: "Biz bazı işlerde size itaat edeceğiz" demelerindendir. Allah onların gizlediklerini bilir.
47:27
فَكَيْفَ nice olur? fakayfa
nice olur?
إِذَا canlarını alırken idhā
canlarını alırken
تَوَفَّتْهُمُ take them in death tawaffathumu
take them in death
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ melekler l-malāikatu
melekler
يَضْرِبُونَ vurarak yaḍribūna
vurarak
وُجُوهَهُمْ yüzlerine wujūhahum
yüzlerine
وَأَدْبَـٰرَهُمْ ve arkalarına wa-adbārahum
ve arkalarına
٢٧ (27)
(27)
Melekler, onların yüzlerine ve sırtlarına vurarak canlarını alırken durumları nice olur?
47:28
ذَٰلِكَ bu böyledir dhālika
bu böyledir
بِأَنَّهُمُ çünkü onlar bi-annahumu
çünkü onlar
ٱتَّبَعُوا۟ ardınca gittiler ittabaʿū
ardınca gittiler
مَآ şeylerin
şeylerin
أَسْخَطَ kızdıran askhaṭa
kızdıran
ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı
وَكَرِهُوا۟ ve hoşlanmadılar wakarihū
ve hoşlanmadılar
رِضْوَٰنَهُۥ O'nu razı edecek şeylerden riḍ'wānahu
O'nu razı edecek şeylerden
فَأَحْبَطَ ve boşa çıkardı fa-aḥbaṭa
ve boşa çıkardı
أَعْمَـٰلَهُمْ onların amellerini aʿmālahum
onların amellerini
٢٨ (28)
(28)
Bu, Allah'ı gazablandıran şeye uymaları ve O'nun rızasından hoşnut olmamalarından ötürüdür. Allah da onların işlerini boşa çıkarmıştır.
47:29
أَمْ yoksa am
yoksa
حَسِبَ sandılar (mı?) ḥasiba
sandılar (mı?)
ٱلَّذِينَ bulunanlar alladhīna
bulunanlar
فِى in
in
قُلُوبِهِم kalblerinde qulūbihim
kalblerinde
مَّرَضٌ hastalık maraḍun
hastalık
أَن asla an
asla
لَّن never lan
never
يُخْرِجَ ortaya çıkarmayacağını yukh'rija
ortaya çıkarmayacağını
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
أَضْغَـٰنَهُمْ kinlerini aḍghānahum
kinlerini
٢٩ (29)
(29)
Yoksa, kalblerinde hastalık olanlar, Allah'ın onların kinlerini dışarı vurmayacağını mı sandılar?
47:30
وَلَوْ şayet walaw
şayet
نَشَآءُ biz dileseydik nashāu
biz dileseydik
لَأَرَيْنَـٰكَهُمْ onları sana gösterirdik la-araynākahum
onları sana gösterirdik
فَلَعَرَفْتَهُم sen onları tanırdın falaʿaraftahum
sen onları tanırdın
بِسِيمَـٰهُمْ ۚ simalarından bisīmāhum
simalarından
وَلَتَعْرِفَنَّهُمْ ve onları tanırdın walataʿrifannahum
ve onları tanırdın
فِى üslubundan
üslubundan
لَحْنِ (the) tone laḥni
(the) tone
ٱلْقَوْلِ ۚ sözlerinin l-qawli
sözlerinin
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir
أَعْمَـٰلَكُمْ yaptığınız işleri aʿmālakum
yaptığınız işleri
٣٠ (30)
(30)
Eğer dileseydik, Biz onları sana gösterirdik; sen de onları yüzlerinden tanırdın. And olsun ki sen, onları konuşmalarından da tanırsın; Allah işlediklerinizi bilir.
47:31
وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ andolsun biz sizi deneyeceğiz walanabluwannakum
andolsun biz sizi deneyeceğiz
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
نَعْلَمَ bilinceye naʿlama
bilinceye
ٱلْمُجَـٰهِدِينَ cihadedenleri l-mujāhidīna
cihadedenleri
مِنكُمْ içinizden minkum
içinizden
وَٱلصَّـٰبِرِينَ ve sabredenleri wal-ṣābirīna
ve sabredenleri
وَنَبْلُوَا۟ ve sınayacağız wanabluwā
ve sınayacağız
أَخْبَارَكُمْ söylediğiniz sözleri akhbārakum
söylediğiniz sözleri
٣١ (31)
(31)
And olsun ki sizi, içinizden cihada çıkanları ve sabredenleri meydana çıkarana ve haberlerinizi açıklayana kadar deneyeceğiz.
47:32
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
وَصَدُّوا۟ ve engel olanlar waṣaddū
ve engel olanlar
عَن yolundan ʿan
yolundan
سَبِيلِ (the) way of Allah sabīli
(the) way of Allah
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَشَآقُّوا۟ ve incitenler washāqqū
ve incitenler
ٱلرَّسُولَ Elçiyi l-rasūla
Elçiyi
مِنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
مَا belli olduktan
belli olduktan
تَبَيَّنَ (has been) made clear tabayyana
(has been) made clear
لَهُمُ kendilerine lahumu
kendilerine
ٱلْهُدَىٰ doğru yol l-hudā
doğru yol
لَن asla lan
asla
يَضُرُّوا۟ zarar veremezler yaḍurrū
zarar veremezler
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
شَيْـًۭٔا hiçbir shayan
hiçbir
وَسَيُحْبِطُ ve boşa çıkaracaktır wasayuḥ'biṭu
ve boşa çıkaracaktır
أَعْمَـٰلَهُمْ onların işlerini aʿmālahum
onların işlerini
٣٢ (32)
(32)
Şüphesiz, inkar edenler, Allah yolundan alıkoyanlar ve kendilerine doğru yol belli olduktan sonra Peygambere karşı gelenler Allah'a hiçbir zarar veremezler. O, onların işlerini boşa çıkaracaktır.
47:33
۞ يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
أَطِيعُوا۟ ita'at edin aṭīʿū
ita'at edin
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
وَأَطِيعُوا۟ ve ita'at edin wa-aṭīʿū
ve ita'at edin
ٱلرَّسُولَ Elçi'ye l-rasūla
Elçi'ye
وَلَا ve walā
ve
تُبْطِلُوٓا۟ boşa çıkarmayın tub'ṭilū
boşa çıkarmayın
أَعْمَـٰلَكُمْ işlerinizi aʿmālakum
işlerinizi
٣٣ (33)
(33)
Ey inananlar! Allah'a itaat edin, Peygambere itaat edin; işlerinizi boşa çıkarmayın.
47:34
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
وَصَدُّوا۟ ve engel olanlar waṣaddū
ve engel olanlar
عَن yolundan ʿan
yolundan
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
ثُمَّ sonra thumma
sonra
مَاتُوا۟ ölenler mātū
ölenler
وَهُمْ onlar wahum
onlar
كُفَّارٌۭ kafir olarak kuffārun
kafir olarak
فَلَن asla falan
asla
يَغْفِرَ affetmeyecektir yaghfira
affetmeyecektir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لَهُمْ onları lahum
onları
٣٤ (34)
(34)
İnkar edip Allah yolundan alıkoyanları, sonra da inkarcı olarak ölenleri Allah şüphesiz ki bağışlamayacaktır.
47:35
فَلَا asla falā
asla
تَهِنُوا۟ gevşemeyin tahinū
gevşemeyin
وَتَدْعُوٓا۟ ve davet etmeyin watadʿū
ve davet etmeyin
إِلَى barışa ilā
barışa
ٱلسَّلْمِ peace l-salmi
peace
وَأَنتُمُ siz iken wa-antumu
siz iken
ٱلْأَعْلَوْنَ galip durumda l-aʿlawna
galip durumda
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
مَعَكُمْ sizinle beraberdir maʿakum
sizinle beraberdir
وَلَن ve asla walan
ve asla
يَتِرَكُمْ zayi etmeyecektir yatirakum
zayi etmeyecektir
أَعْمَـٰلَكُمْ sizin amellerinizi aʿmālakum
sizin amellerinizi
٣٥ (35)
(35)
Ey inananlar! Sizler daha üstün olduğunuz halde düşman karşısında gevşemeyin ki barış istemek zorunda kalmayasınız; Allah sizinle beraberdir; sizin işlerinizi eksiltmeyecektir.
47:36
إِنَّمَا şüphesiz innamā
şüphesiz
ٱلْحَيَوٰةُ hayatı l-ḥayatu
hayatı
ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya
لَعِبٌۭ bir oyundur laʿibun
bir oyundur
وَلَهْوٌۭ ۚ ve eğlencedir walahwun
ve eğlencedir
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
تُؤْمِنُوا۟ inanırsanız tu'minū
inanırsanız
وَتَتَّقُوا۟ ve korunursanız watattaqū
ve korunursanız
يُؤْتِكُمْ size verir yu'tikum
size verir
أُجُورَكُمْ mükafatlarınızı ujūrakum
mükafatlarınızı
وَلَا ve walā
ve
يَسْـَٔلْكُمْ sizden istemez yasalkum
sizden istemez
أَمْوَٰلَكُمْ mallarınızı amwālakum
mallarınızı
٣٦ (36)
(36)
Doğrusu dünya hayatı oyun ve oyalanmadır. Eğer inanır ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız, O, size ecirlerinizi verir; O, sizin mallarınızı tamamen sarfetmenizi istemez.
47:37
إِن eğer in
eğer
يَسْـَٔلْكُمُوهَا onları isteseydi yasalkumūhā
onları isteseydi
فَيُحْفِكُمْ ve sizi sıkıştırsaydı fayuḥ'fikum
ve sizi sıkıştırsaydı
تَبْخَلُوا۟ cimrilik ederdiniz tabkhalū
cimrilik ederdiniz
وَيُخْرِجْ ve ortaya çıkarırdı wayukh'rij
ve ortaya çıkarırdı
أَضْغَـٰنَكُمْ kinlerinizi aḍghānakum
kinlerinizi
٣٧ (37)
(37)
Eğer sizden onları isteyip de sizi zorlarsa, cimrilik edecektiniz, O da kinlerinizi ortaya çıkaracaktı.
47:38
هَـٰٓأَنتُمْ işte sizler hāantum
işte sizler
هَـٰٓؤُلَآءِ onlarsınız ki hāulāi
onlarsınız ki
تُدْعَوْنَ çağrılıyorsunuz tud'ʿawna
çağrılıyorsunuz
لِتُنفِقُوا۟ infak etmeye litunfiqū
infak etmeye
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
فَمِنكُم ama içinizden faminkum
ama içinizden
مَّن kimisi man
kimisi
يَبْخَلُ ۖ cimrilik ediyor yabkhalu
cimrilik ediyor
وَمَن ve kimse waman
ve kimse
يَبْخَلْ cimrilik eden yabkhal
cimrilik eden
فَإِنَّمَا şüphesiz fa-innamā
şüphesiz
يَبْخَلُ cimrilik etmiş olur yabkhalu
cimrilik etmiş olur
عَن karşı ʿan
karşı
نَّفْسِهِۦ ۚ kendi nefsine nafsihi
kendi nefsine
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
ٱلْغَنِىُّ zengindir l-ghaniyu
zengindir
وَأَنتُمُ ve sizler wa-antumu
ve sizler
ٱلْفُقَرَآءُ ۚ fakirsiniz l-fuqarāu
fakirsiniz
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
تَتَوَلَّوْا۟ yüz çevirecek olursanız tatawallaw
yüz çevirecek olursanız
يَسْتَبْدِلْ yerinize getirir yastabdil
yerinize getirir
قَوْمًا bir toplum qawman
bir toplum
غَيْرَكُمْ sizden başka ghayrakum
sizden başka
ثُمَّ sonra thumma
sonra
لَا onlar olmazlar
onlar olmazlar
يَكُونُوٓا۟ they will be yakūnū
they will be
أَمْثَـٰلَكُم sizin gibi amthālakum
sizin gibi
٣٨ (38)
(38)
İşte sizler, Allah yolunda sarfetmeye çağırılan kimselersiniz. Kiminiz cimrilik yapıyor ama, cimrilik yapan bilsin ki, ancak kendine karşı cimrilik etmiş olur. Allah zengindir, siz ise fakirsiniz. Eğer O'ndan yüz çevirirseniz sizi ortadan kaldırır, sizin gibi olmayacak bir milleti yerinize getirir.