46

Ahkaf

Mekki 35 Ayet Cüz 26
الأحقاف

Ahkaf Suresi (الأحقاف), Kur’an-ı Kerim’in 46. suresidir — Mekki, 35 ayetten oluşan bir suredir. Mekkî sureler, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Medine’ye hicretinden önce inmiştir ve genellikle iman, Allah’ın birliği ve ahiret üzerinde durur.

Besmele
بِسْمِadıylabis'miٱللَّهِAllah'ınl-lahiٱلرَّحْمَـٰنِRahmanl-raḥmāniٱلرَّحِيمِRahiml-raḥīmi
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
46:1
حمٓHâ Mîmhha-meem١
Ha, Mim.
46:2
تَنزِيلُindirilişitanzīluٱلْكِتَـٰبِKitabınl-kitābiمِنَ(tarafın)dandırminaٱللَّهِAllahl-lahiٱلْعَزِيزِazizl-ʿazīziٱلْحَكِيمِhakiml-ḥakīmi٢
Bu Kitap'ın indirilmesi güçlü olan, Hakim olan Allah katındandır.
46:3
مَاbiz yaratmadıkخَلَقْنَاWe createdkhalaqnāٱلسَّمَـٰوَٰتِgökleril-samāwātiوَٱلْأَرْضَve yeriwal-arḍaوَمَاve bulunanlarıwamāبَيْنَهُمَآikisi arasındabaynahumāإِلَّاancak (yarattık)illāبِٱلْحَقِّgerçek ilebil-ḥaqiوَأَجَلٍۢve bir süreye görewa-ajalinمُّسَمًّۭى ۚbellimusammanوَٱلَّذِينَve kimselerwa-alladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(ler)kafarūعَمَّآşeydenʿammāأُنذِرُوا۟uyarıldıklarıundhirūمُعْرِضُونَyüz çevirmektedirlermuʿ'riḍūna٣
Biz, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları, ancak gerçek üzere ve belirli bir süre için yarattık; inkar edenler, uyarıldıkları şeylerden yüz çevirmektedirler.
46:4
قُلْde kiqulأَرَءَيْتُمgördünüz mü?ara-aytumمَّاşeyleriتَدْعُونَyalvardıklarınıztadʿūnaمِنbaşkaminدُونِbesidesdūniٱللَّهِAllah'tanl-lahiأَرُونِىbana gösterinarūnīمَاذَاneyi?mādhāخَلَقُوا۟yarattılar onlarkhalaqūمِنَyerdenminaٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiأَمْyoksaamلَهُمْonların var (mı?)lahumشِرْكٌۭbir ortaklığıshir'kunفِىgöklerdeٱلسَّمَـٰوَٰتِ ۖthe heavensl-samāwātiٱئْتُونِىbana getirini'tūnīبِكِتَـٰبٍۢbir Kitapbikitābinمِّنönceminقَبْلِbeforeqabliهَـٰذَآbundanhādhāأَوْyahutawأَثَـٰرَةٍۢbir kalıntıathāratinمِّنْbilgidenminعِلْمٍknowledgeʿil'minإِنeğerinكُنتُمْisenizkuntumصَـٰدِقِينَdoğrular(dan)ṣādiqīna٤
De ki: "Allah'ı bırakıp taptığınız şeyleri görüyor musunuz? Yeryüzünde ne yaratmışlar bana göstersenize! Yoksa Allah'la ortaklıkları göklerde midir? Eğer doğru sözlü iseniz, size indirilmiş bir kitap veya intikal etmiş bir bilgi kalıntısı varsa bana getirin."
46:5
وَمَنْkim olabilir?wamanأَضَلُّdaha sapıkaḍalluمِمَّنkimsedenmimmanيَدْعُوا۟yalvaranyadʿūمِنbırakıp daminدُونِbesidesdūniٱللَّهِAllah'ıl-lahiمَنkimseleremanلَّاcevap veremeyecekيَسْتَجِيبُwill not respondyastajībuلَهُۥٓkendisinelahuإِلَىٰkadarilāيَوْمِgününeyawmiٱلْقِيَـٰمَةِkıyametl-qiyāmatiوَهُمْoysa onlarwahumعَنbunların yalvardıklarındanʿanدُعَآئِهِمْtheir callsduʿāihimغَـٰفِلُونَhabersizdirlerghāfilūna٥
Allah'ı bırakıp da, kıyamet gününe kadar cevap veremeyecek şeylere yalvarandan daha sapık kimdir? Çünkü, yalvardıkları şeyler yalvarışlarından habersizdirler.
46:6
وَإِذَاve zamanwa-idhāحُشِرَtoplandıklarıḥushiraٱلنَّاسُinsanlarl-nāsuكَانُوا۟olurlarkānūلَهُمْonlaralahumأَعْدَآءًۭdüşmanaʿdāanوَكَانُوا۟vewakānūبِعِبَادَتِهِمْonların kendilerine tapmalarınıbiʿibādatihimكَـٰفِرِينَtanımazlarkāfirīna٦
Ama, insanlar kıyamet günü toplatılınca, putları onlara düşman olurlar ve tapınmalarını inkar ederler.
46:7
وَإِذَاve zamanwa-idhāتُتْلَىٰokunduğutut'lāعَلَيْهِمْonlaraʿalayhimءَايَـٰتُنَاayetlerimizāyātunāبَيِّنَـٰتٍۢaçık açıkbayyinātinقَالَdedilerqālaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(ler)kafarūلِلْحَقِّhakk içinlil'ḥaqqiلَمَّاkendilerine gelenlammāجَآءَهُمْit comes to themjāahumهَـٰذَاbuhādhāسِحْرٌۭbir büyüdürsiḥ'runمُّبِينٌapaçıkmubīnun٧
Ayetlerimiz onlara açıkça okunduğu zaman inkar edenler, kendilerine gelen gerçek için: "Bu, apaçık bir büyüdür" derler.
46:8
أَمْyoksaamيَقُولُونَ(-mu) diyorlar?yaqūlūnaٱفْتَرَىٰهُ ۖHe has invented itif'tarāhuقُلْde kiqulإِنِeğeriniٱفْتَرَيْتُهُۥben onu uydurmuşsamif'taraytuhuفَلَاolmazfalāتَمْلِكُونَsizin hiçbir yararınıztamlikūnaلِىbanaمِنَAllah-;-tanminaٱللَّهِAllah-;l-lahiشَيْـًٔا ۖbir şeye (gelecek cezaya)shayanهُوَOhuwaأَعْلَمُdaha iyi biliraʿlamuبِمَاşeyleribimāتُفِيضُونَtaşkınlık yaptığınıztufīḍūnaفِيهِ ۖondafīhiكَفَىٰyeterkafāبِهِۦO'nunbihiشَهِيدًۢاşahid olmasıshahīdanبَيْنِىbenimlebaynīوَبَيْنَكُمْ ۖsizin aranızdawabaynakumوَهُوَve Owahuwaٱلْغَفُورُbağışlayandırl-ghafūruٱلرَّحِيمُesirgeyendirl-raḥīmu٨
Veya, "onu uydurdu" derler. De ki: "Eğer onu uydurdumsa, beni Allah'a karşı hiçbir şekilde savunamazsınız; O, Kuran için yaptığınız taşkınlıkları daha iyi bilir. Benimle sizin aranızda şahit olarak O yeter. O, bağışlayandır, merhamet edendir."
46:9
قُلْde kiqulمَاdeğilimكُنتُI amkuntuبِدْعًۭاtüredi biribid'ʿanمِّنَ(arasında)minaٱلرُّسُلِelçilerl-rusuliوَمَآvewamāأَدْرِىbilmemadrīمَاneيُفْعَلُyapılacağınıyuf'ʿaluبِىbanaوَلَاne dewalāبِكُمْ ۖsizebikumإِنْ(hayır)inأَتَّبِعُben uymuyorumattabiʿuإِلَّاbaşkasınaillāمَاşey(den)يُوحَىٰٓvahyedilenyūḥāإِلَىَّbanailayyaوَمَآve değilimwamāأَنَا۠benanāإِلَّاbaşka bir şeyillāنَذِيرٌۭbir uyarıcıdannadhīrunمُّبِينٌۭapaçıkmubīnun٩
De ki: "Ben peygamberlerin ilki değilim; benim ve sizin başınıza gelecekleri bilmem; ben ancak bana vahyolunana uymaktayım; ben sadece apaçık bir uyarıcıyım."
46:10
قُلْde kiqulأَرَءَيْتُمْhiç düşündünüz mü?ara-aytumإِنeğerinكَانَisekānaمِنْkatındanminعِندِfrom AllahʿindiٱللَّهِAllahl-lahiوَكَفَرْتُمve siz inkar ettiysenizwakafartumبِهِۦonubihiوَشَهِدَve görüpwashahidaشَاهِدٌۭbir şahidshāhidunمِّنۢoğullarındanminبَنِىٓ(the) Children of Israelbanīإِسْرَٰٓءِيلَİsrailis'rāīlaعَلَىٰbunun benzeriniʿalāمِثْلِهِۦ(the) like thereofmith'lihiفَـَٔامَنَve inandığı haldefaāmanaوَٱسْتَكْبَرْتُمْ ۖsiz tenezzül etmemişsenizwa-is'takbartumإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaلَاdoğru yola iletmezيَهْدِىguideyahdīٱلْقَوْمَbir toplumul-qawmaٱلظَّـٰلِمِينَzalimlerdenl-ẓālimīna١٠
De ki: "Eğer bu Kitap Allah katından ise ve siz de onu inkar etmişseniz; İsrailoğullarından bir şahit de bunun böyle olduğuna şehadet edip de inanmışken, siz yine de büyüklük taslarsınız, bana söyleyin kendinize yazık etmiş olmaz mısınız?" Doğrusu Allah zalim milleti doğru yola eriştirmez.
46:11
وَقَالَve dedi(ler)waqālaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(ler)kafarūلِلَّذِينَkimseler içinlilladhīnaءَامَنُوا۟inanan(lar)āmanūلَوْşayetlawكَانَolsaydıkānaخَيْرًۭاiyi bir şeykhayranمَّاbizi geçemezlerdiسَبَقُونَآthey (would) have preceded ussabaqūnāإِلَيْهِ ۚona (inanmada)ilayhiوَإِذْzaman isewa-idhلَمْhidayete ermediklerilamيَهْتَدُوا۟they (are) guidedyahtadūبِهِۦonunlabihiفَسَيَقُولُونَdiyeceklerdir kifasayaqūlūnaهَـٰذَآbuhādhāإِفْكٌۭbir yalandırif'kunقَدِيمٌۭeskiqadīmun١١
İnkar edenler, inananlar için: "Eğer İslamiyet'te bir hayır olsaydı, bu hususta bizden öne geçemezlerdi" derler. Bununla doğru yola girmedikleri için de, "Bu, eski bir uydurmadır" derler.
46:12
وَمِنvewaminقَبْلِهِۦondan önceqablihiكِتَـٰبُKitabıkitābuمُوسَىٰٓMusa'nınmūsāإِمَامًۭاönderimāmanوَرَحْمَةًۭ ۚve rahmetwaraḥmatanوَهَـٰذَاve buwahādhāكِتَـٰبٌۭKitaptırkitābunمُّصَدِّقٌۭdoğrulayanmuṣaddiqunلِّسَانًاdiliylelisānanعَرَبِيًّۭاArapʿarabiyyanلِّيُنذِرَuyarmak içinliyundhiraٱلَّذِينَkimselerialladhīnaظَلَمُوا۟kendilerine yazık eden(leri)ẓalamūوَبُشْرَىٰve müjde (olan)wabush'rāلِلْمُحْسِنِينَgüzel davrananlar (için)lil'muḥ'sinīna١٢
Kuran'dan önce, Musa'nın kitabı (Tevrat), bir rahmet ve rehberdi. Bu Kuran da, zulmedenleri uyarmak ve iyi davrananlara müjde olmak üzere Arap diliyle indirilmiş, kendinden öncekileri doğrulayan bir Kitap'dır.
46:13
إِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaقَالُوا۟diyen(ler)qālūرَبُّنَاRabbimizrabbunāٱللَّهُAllah'tırl-lahuثُمَّsonrathummaٱسْتَقَـٰمُوا۟doğru olanlaris'taqāmūفَلَاyokturfalāخَوْفٌkorkukhawfunعَلَيْهِمْonlaraʿalayhimوَلَاve değildirwalāهُمْonlarhumيَحْزَنُونَüzülecekyaḥzanūna١٣
Doğrusu, "Rabbimiz Allah'tır" deyip, sonra da dosdoğru gidenlere korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.
46:14
أُو۟لَـٰٓئِكَonlarulāikaأَصْحَـٰبُhalkıdıraṣḥābuٱلْجَنَّةِcennetl-janatiخَـٰلِدِينَebedi kalacaklardırkhālidīnaفِيهَاoradafīhāجَزَآءًۢceza olarakjazāanبِمَاkarşılıkbimāكَانُوا۟olduklarınakānūيَعْمَلُونَyapıyorlaryaʿmalūna١٤
İşte onlar, cennetliklerdir; işlediklerine karşılık olarak, içinde temelli kalacaklardır.
46:15
وَوَصَّيْنَاve biz tavsiye ettikwawaṣṣaynāٱلْإِنسَـٰنَinsanal-insānaبِوَٰلِدَيْهِana babasınabiwālidayhiإِحْسَـٰنًا ۖiyilik etmesiniiḥ'sānanحَمَلَتْهُonu taşıdıḥamalathuأُمُّهُۥanasıummuhuكُرْهًۭاzahmetlekur'hanوَوَضَعَتْهُve doğurdu onuwawaḍaʿathuكُرْهًۭا ۖzahmetlekur'hanوَحَمْلُهُۥtaşınması isewaḥamluhuوَفِصَـٰلُهُۥve sütten kesilmesiwafiṣāluhuثَلَـٰثُونَotuzthalāthūnaشَهْرًا ۚaydırshahranحَتَّىٰٓnihayetḥattāإِذَاzamanidhāبَلَغَerdiğibalaghaأَشُدَّهُۥgüçlü çağınaashuddahuوَبَلَغَve varıncawabalaghaأَرْبَعِينَkırkarbaʿīnaسَنَةًۭyaşınasanatanقَالَdediqālaرَبِّRabbimrabbiأَوْزِعْنِىٓbeni sevk eyleawziʿ'nīأَنْşükretmeğeanأَشْكُرَI may be gratefulashkuraنِعْمَتَكَni'metineniʿ'matakaٱلَّتِىٓverdiğinallatīأَنْعَمْتَYou have bestowedanʿamtaعَلَىَّbanaʿalayyaوَعَلَىٰvewaʿalāوَٰلِدَىَّanama babamawālidayyaوَأَنْvewa-anأَعْمَلَyapmağaaʿmalaصَـٰلِحًۭاyararlı işlerṣāliḥanتَرْضَىٰهُrazı olacağıntarḍāhuوَأَصْلِحْve salahı devam ettirwa-aṣliḥلِىbenim içinفِىiçindeذُرِّيَّتِىٓ ۖzürriyetimdhurriyyatīإِنِّىşüphesiz beninnīتُبْتُyüz tuttumtub'tuإِلَيْكَsanailaykaوَإِنِّىve elbette benwa-innīمِنَteslim olanlardanımminaٱلْمُسْلِمِينَthose who submitl-mus'limīna١٥
Biz insana, anne ve babasına karşı iyi davranmasını tavsiye etmişizdir; zira annesi, onu, karnında, zorluğa uğrayarak taşımış; onu güçlükle doğurmuştur. Taşınması ve sütten kesilmesi otuz ay sürer. Sonunda erginlik çağına erince ve kırk yaşına varınca: "Rabbim! Bana ve anne babama verdiğin nimete şükretmemi ve benim hoşnut olacağın yararlı bir işi yapmamı sağla; bana verdiğin gibi soyuma da salah ver; doğrusu Sana yöneldim, ben, kendini Sana verenlerdenim" demesi gerekir.
46:16
أُو۟لَـٰٓئِكَonlarulāikaٱلَّذِينَöyle kişilerdir kialladhīnaنَتَقَبَّلُkabul ederiznataqabbaluعَنْهُمْonlardanʿanhumأَحْسَنَen iyisiniaḥsanaمَاyaptıklarınınعَمِلُوا۟they didʿamilūوَنَتَجَاوَزُve geçerizwanatajāwazuعَنonların kötülüklerindenʿanسَيِّـَٔاتِهِمْtheir evil deedssayyiātihimفِىٓarasındadırlarأَصْحَـٰبِhalkıaṣḥābiٱلْجَنَّةِ ۖcennetl-janatiوَعْدَsözdürwaʿdaٱلصِّدْقِdoğrul-ṣid'qiٱلَّذِىolunanalladhīكَانُوا۟they werekānūيُوعَدُونَkendilerine va'dyūʿadūna١٦
İşte, işlediklerini en güzel şekilde kabul ettiğimiz ve kötülüklerini geçtiğimiz bu kimseler, cennetlikler içindedirler. Bu, verilen doğru bir sözdür.
46:17
وَٱلَّذِىve o kimsewa-alladhīقَالَdediqālaلِوَٰلِدَيْهِanasına babasınaliwālidayhiأُفٍّۢöfuffinلَّكُمَآsizelakumāأَتَعِدَانِنِىٓsiz bana va'd mı ediyorsunuz?ataʿidāninīأَنْbenim çıkarılacağımıanأُخْرَجَI will be brought forthukh'rajaوَقَدْgelip geçmiş ikenwaqadخَلَتِgelip geçmiş ikenkhalatiٱلْقُرُونُnice nesillerl-qurūnuمِنbenden önceminقَبْلِىbefore meqablīوَهُمَاonlar isewahumāيَسْتَغِيثَانِsığınarakyastaghīthāniٱللَّهَAllah'al-lahaوَيْلَكَyazık sana (dediler)waylakaءَامِنْiman et!āminإِنَّşüphesizinnaوَعْدَsözüwaʿdaٱللَّهِAllah'ınl-lahiحَقٌّۭgerçektirḥaqqunفَيَقُولُderken o der kifayaqūluمَاdeğildirهَـٰذَآbuhādhāإِلَّآbaşka bir şeyillāأَسَـٰطِيرُmasallarındanasāṭīruٱلْأَوَّلِينَeskilerinl-awalīna١٧
Annesine babasına: "Of ikinizden; benden önce nice nesiller gelip geçmişken beni tekrar diriltilmemle mi tehdit ediyorsunuz?" diyen kimseye, anne babası Allah'a sığınarak: "Sana yazıklar olsun! İnan; doğrusu Allah'ın sözü gerçektir" dedikleri halde: "Bu, Kuran öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" diye cevap verenler işte onlar kendilerinden önce cinlerden ve insanlardan gelip geçmiş ümmetler içinde, Allah'ın azap vadinin aleyhlerinde gerçekleştiği kimselerdir. Doğrusu onlar hüsranda olanlardır.
46:18
أُو۟لَـٰٓئِكَişte onlarulāikaٱلَّذِينَkimselerdiralladhīnaحَقَّhak olanḥaqqaعَلَيْهِمُkendilerineʿalayhimuٱلْقَوْلُ(azab) söz(ü)l-qawluفِىٓarasındaأُمَمٍۢtopluluklarıumaminقَدْgelip geçenqadخَلَتْgelip geçenkhalatمِنkendilerinden önceminقَبْلِهِمbefore themqablihimمِّنَcin(ler)denminaٱلْجِنِّ(the) jinnl-jiniوَٱلْإِنسِ ۖve insan(lardan)wal-insiإِنَّهُمْgerçekten onlarinnahumكَانُوا۟ziyana uğrayanlardırkānūخَـٰسِرِينَ(the) loserskhāsirīna١٨
Annesine babasına: "Of ikinizden; benden önce nice nesiller gelip geçmişken beni tekrar diriltilmemle mi tehdit ediyorsunuz?" diyen kimseye, anne babası Allah'a sığınarak: "Sana yazıklar olsun! İnan; doğrusu Allah'ın sözü gerçektir" dedikleri halde: "Bu, Kuran öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" diye cevap verenler işte onlar kendilerinden önce cinlerden ve insanlardan gelip geçmiş ümmetler içinde, Allah'ın azap vadinin aleyhlerinde gerçekleştiği kimselerdir. Doğrusu onlar hüsranda olanlardır.
46:19
وَلِكُلٍّۢher birinin vardırwalikullinدَرَجَـٰتٌۭdereceleridarajātunمِّمَّاişlerdenmimmāعَمِلُوا۟ ۖyaptıklarıʿamilūوَلِيُوَفِّيَهُمْve onlara tam verirwaliyuwaffiyahumأَعْمَـٰلَهُمْyaptıklarının karşılığınıaʿmālahumوَهُمْve onlarawahumلَاaslaيُظْلَمُونَhaksızlık edilmezyuẓ'lamūna١٩
İşlediklerinden ötürü herkesin bir derecesi vardır. Herkese işlediklerinin karşılığı ödenir. Kendilerine haksızlık yapılmaz.
46:20
وَيَوْمَve günwayawmaيُعْرَضُsunulacaklarıyuʿ'raḍuٱلَّذِينَkimseleralladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(ler)kafarūعَلَىateşeʿalāٱلنَّارِthe Firel-nāriأَذْهَبْتُمْzayi ettinizadhhabtumطَيِّبَـٰتِكُمْbütün güzellikleriniziṭayyibātikumفِىhayatınızdaحَيَاتِكُمُyour lifeḥayātikumuٱلدُّنْيَاdünyal-dun'yāوَٱسْتَمْتَعْتُمve sefa sürdünüzwa-is'tamtaʿtumبِهَاbunlarlabihāفَٱلْيَوْمَbugünfal-yawmaتُجْزَوْنَcezalandırılacaksınıztuj'zawnaعَذَابَbir azab ileʿadhābaٱلْهُونِalçaltıcıl-hūniبِمَاötürübimāكُنتُمْbüyüklük taslamanızdankuntumتَسْتَكْبِرُونَarroganttastakbirūnaفِىyeryüzündeٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiبِغَيْرِhaksız yerebighayriٱلْحَقِّhaksız yerel-ḥaqiوَبِمَاötürüwabimāكُنتُمْve yoldan çıkmanızdankuntumتَفْسُقُونَdefiantly disobedienttafsuqūna٢٠
İnkar edenler, ateşe sunuldukları gün, onlara: "Dünyadaki hayatınızda sizin için güzel olan her şeyi harcadınız, onların zevkini sürdünüz; ama bugün, yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanızın ve yoldan çıkmanızın karşılığında alçaltıcı bir azap göreceksiniz"
46:21
۞ وَٱذْكُرْve anwa-udh'kurأَخَاkardeşini (Hud'u)akhāعَادٍAd'ınʿādinإِذْhaniidhأَنذَرَuyarmıştıandharaقَوْمَهُۥkavminiqawmahuبِٱلْأَحْقَافِAhkaf'takibil-aḥqāfiوَقَدْgelip geçtiwaqadخَلَتِgelip geçtikhalatiٱلنُّذُرُnice uyarıcılarl-nudhuruمِنۢonun önündenminبَيْنِbefore himbayniيَدَيْهِveyadayhiوَمِنْand after himwaminخَلْفِهِۦٓardındankhalfihiأَلَّاkulluk etmeyinallāتَعْبُدُوٓا۟you worshiptaʿbudūإِلَّاbaşkasınaillāٱللَّهَAllah'tanl-lahaإِنِّىٓelbette beninnīأَخَافُkorkuyorumakhāfuعَلَيْكُمْsizinʿalaykumعَذَابَazabına uğramanızdanʿadhābaيَوْمٍbir gününyawminعَظِيمٍۢbüyükʿaẓīmin٢١
Ad milletinin kardeşi Hud'u an; ondan önce ve sonra, "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin" diyen nice uyarıcılar gelip geçmişken, Ahkaf bölgesindeki milletini uyarmış "Doğrusu sizin için, büyük günün azabından korkuyorum" demişti.
46:22
قَالُوٓا۟dediler kiqālūأَجِئْتَنَاsen geldin mi?aji'tanāلِتَأْفِكَنَاbizi çevirmek içinlitafikanāعَنْtanrılarımızdanʿanءَالِهَتِنَاour godsālihatināفَأْتِنَاo halde bize getirfatināبِمَاşeyibimāتَعِدُنَآbizi tehdidettiğintaʿidunāإِنeğerinكُنتَisenkuntaمِنَdoğrulardanminaٱلصَّـٰدِقِينَthe truthfull-ṣādiqīna٢٢
"Bize, bizi tanrılarımızdan alıkoymak için mi geldin? Doğru sözlülerden isen, bizi tehdit ettiğin şeyi başımıza getir" dediler.
46:23
قَالَdediqālaإِنَّمَاsadeceinnamāٱلْعِلْمُbilgil-ʿil'muعِندَkatındadırʿindaٱللَّهِAllahl-lahiوَأُبَلِّغُكُمve ben size tebliğ ediyorumwa-uballighukumمَّآşeyi (mesajı)أُرْسِلْتُgönderildiğimur'sil'tuبِهِۦonunlabihiوَلَـٰكِنِّىٓfakat benwalākinnīأَرَىٰكُمْsizi görüyorumarākumقَوْمًۭاbir kavimqawmanتَجْهَلُونَcahillik edentajhalūna٢٣
"Doğrusu bunun ne zaman geleceğini Allah bilir; ben size benimle gönderileni tebliğ ediyorum; fakat sizin cahil bir millet olduğunuzu görüyorum." dedi.
46:24
فَلَمَّاnihayetfalammāرَأَوْهُonu görüncera-awhuعَارِضًۭاgeniş bir bulut halindeʿāriḍanمُّسْتَقْبِلَyönelerek geldiğinimus'taqbilaأَوْدِيَتِهِمْvadilerineawdiyatihimقَالُوا۟dedilerqālūهَـٰذَاbuhādhāعَارِضٌۭbir bulutturʿāriḍunمُّمْطِرُنَا ۚbize yağmur yağdıracakmum'ṭirunāبَلْhayırbalهُوَohuwaمَاşeyٱسْتَعْجَلْتُمsizin acele gelmesini istediğinizdiris'taʿjaltumبِهِۦ ۖonunbihiرِيحٌۭbir rüzgardırrīḥunفِيهَاiçinde bulunanfīhāعَذَابٌazabʿadhābunأَلِيمٌۭacıklıalīmun٢٤
O azabın, yayılarak vadilerine doğru yöneldiğini gördüklerinde: "Bu yaygın bulut bize yağmur yağdıracaktır" dediler. Hud: "Hayır, o, acele beklediğiniz şeydir; can yakıcı azap veren bir rüzgardır; Rabbinin buyruğu ile her şeyi yok eder" dedi. Bunun üzerine evlerinin harabelerinden başka bir şey görünmez oldu. Biz, suçlu milleti işte böyle cezalandırırız.
46:25
تُدَمِّرُyıkar mahvedertudammiruكُلَّherkullaشَىْءٍۭşeyishayinبِأَمْرِemriylebi-amriرَبِّهَاRabbininrabbihāفَأَصْبَحُوا۟onlar o hale geldiler kifa-aṣbaḥūلَاgörülmez olduيُرَىٰٓis seenyurāإِلَّاbaşka bir şeyillāمَسَـٰكِنُهُمْ ۚkonutlarındanmasākinuhumكَذَٰلِكَişte böylekadhālikaنَجْزِىbiz cezalandırırıznajzīٱلْقَوْمَtoplumul-qawmaٱلْمُجْرِمِينَsuç işleyenl-muj'rimīna٢٥
O azabın, yayılarak vadilerine doğru yöneldiğini gördüklerinde: "Bu yaygın bulut bize yağmur yağdıracaktır" dediler. Hud: "Hayır, o, acele beklediğiniz şeydir; can yakıcı azap veren bir rüzgardır; Rabbinin buyruğu ile her şeyi yok eder" dedi. Bunun üzerine evlerinin harabelerinden başka bir şey görünmez oldu. Biz, suçlu milleti işte böyle cezalandırırız.
46:26
وَلَقَدْve andolsunwalaqadمَكَّنَّـٰهُمْonlara imkan vermiştikmakkannāhumفِيمَآşeyifīmāإِنsize vermediğimizinمَّكَّنَّـٰكُمْWe have established youmakkannākumفِيهِonufīhiوَجَعَلْنَاve yaratmıştıkwajaʿalnāلَهُمْonlaralahumسَمْعًۭاkulaklarsamʿanوَأَبْصَـٰرًۭاve gözlerwa-abṣāranوَأَفْـِٔدَةًۭve gönüllerwa-afidatanفَمَآfakatfamāأَغْنَىٰsağlamadıaghnāعَنْهُمْkendilerineʿanhumسَمْعُهُمْkulaklarısamʿuhumوَلَآne dewalāأَبْصَـٰرُهُمْgözleriabṣāruhumوَلَآne dewalāأَفْـِٔدَتُهُمgönülleriafidatuhumمِّنbirminشَىْءٍşey (yarar)shayinإِذْziraidhكَانُوا۟bile bile inkar ediyorlardıkānūيَجْحَدُونَrejectingyajḥadūnaبِـَٔايَـٰتِayetlerinibiāyātiٱللَّهِAllah'ınl-lahiوَحَاقَve kuşatıverdiwaḥāqaبِهِمkendilerinibihimمَّاşeyكَانُوا۟olduklarıkānūبِهِۦonunlabihiيَسْتَهْزِءُونَalay edip duruyor(lar)yastahziūna٢٦
And olsun ki onlara, size vermediğimiz servet ve imkanı vermiştik. Onlara kulaklar, gözler ve kalbler vermiştik; ama kulakları, gözleri ve kalbleri onlara bir fayda sağlamadı, zira, Allah'ın ayetlerini bile bile inkar ediyorlardı, alaya aldıkları şeyler onları kuşatıp yokediverdi.
46:27
وَلَقَدْave ndolsunwalaqadأَهْلَكْنَاbiz yok ettikahlaknāمَاçevrenizdekiحَوْلَكُمsurrounds youḥawlakumمِّنَkentleriminaٱلْقُرَىٰthe townsl-qurāوَصَرَّفْنَاve tekrar tekrar açıkladıkwaṣarrafnāٱلْـَٔايَـٰتِayetleril-āyātiلَعَلَّهُمْbelki delaʿallahumيَرْجِعُونَ(küfürlerinden) dönerleryarjiʿūna٢٧
And olsun ki, çevrenizde bulunan birçok kentleri yok etmişizdir. Belki doğru yola dönerler diye ayetleri türlü türlü anlatmışızdır.
46:28
فَلَوْلَاolmaz mıydı?falawlāنَصَرَهُمُkendilerine yardım etselerdinaṣarahumuٱلَّذِينَşeyleralladhīnaٱتَّخَذُوا۟edindikleriittakhadhūمِنbaşka-tanminدُونِbaşkadūniٱللَّهِAllahl-lahiقُرْبَانًاyakınlık sağlamak içinqur'bānanءَالِهَةًۢ ۖtanrıālihatanبَلْhayırbalضَلُّوا۟kaybolup gittilerḍallūعَنْهُمْ ۚonlardanʿanhumوَذَٰلِكَişte budurwadhālikaإِفْكُهُمْonların yalanlarıif'kuhumوَمَاve şeylerwamāكَانُوا۟olduklarıkānūيَفْتَرُونَuydurmuşyaftarūna٢٨
O zamanlar, Allah'ı bırakıp da O'na yakınlık peyda etmek için edindikleri tanrılar kendilerine yardım etmeli değil miydi? Ama tanrıları onlardan uzaklaştılar. Bu, onların yalanı ve uydurup durdukları şeydir.
46:29
وَإِذْbir zamanwa-idhصَرَفْنَآyöneltmiştikṣarafnāإِلَيْكَsanailaykaنَفَرًۭاbir topluluğunafaranمِّنَcinlerdenminaٱلْجِنِّthe jinnl-jiniيَسْتَمِعُونَdinlemek üzereyastamiʿūnaٱلْقُرْءَانَKur'anl-qur'ānaفَلَمَّاzamanfalammāحَضَرُوهُona geldikleriḥaḍarūhuقَالُوٓا۟dedilerqālūأَنصِتُوا۟ ۖsusun (dinleyin)anṣitūفَلَمَّاzaman dafalammāقُضِىَbitirildiğiquḍiyaوَلَّوْا۟döndülerwallawإِلَىٰkavimlerineilāقَوْمِهِمtheir peopleqawmihimمُّنذِرِينَuyarıcılar olarakmundhirīna٢٩
Kuran'ı dinleyecek cinlerden bir takımını sana yöneltmiştik. Onlar Kuran'ı dinlemeğe hazır olunca birbirlerine: "Susun" dediler. Kuran'ın okunması bitince, her biri birer uyarıcı olarak milletlerine döndüler.
46:30
قَالُوا۟dedilerqālūيَـٰقَوْمَنَآey kavmimizyāqawmanāإِنَّاelbette bizinnāسَمِعْنَاdinlediksamiʿ'nāكِتَـٰبًاbir KitapkitābanأُنزِلَindirilenunzilaمِنۢsonraminبَعْدِafterbaʿdiمُوسَىٰMusa'danmūsāمُصَدِّقًۭاdoğrulayanmuṣaddiqanلِّمَاkendinden öncekinilimāبَيْنَ(was) before itbaynaيَدَيْهِkendinden öncekiniyadayhiيَهْدِىٓgötürenyahdīإِلَىgerçeğeilāٱلْحَقِّthe truthl-ḥaqiوَإِلَىٰvewa-ilāطَرِيقٍۢyolaṭarīqinمُّسْتَقِيمٍۢdoğrumus'taqīmin٣٠
Şöyle dediler: "Ey milletimiz! Doğrusu biz, Musa'dan sonra indirilen, kendinden öncekileri doğrulayan, gerçeği ve doğru yolu gösteren bir kitap dinledik."
46:31
يَـٰقَوْمَنَآey kavmimizyāqawmanāأَجِيبُوا۟uyunajībūدَاعِىَda'vetçisinedāʿiyaٱللَّهِAllah'ınl-lahiوَءَامِنُوا۟ve inanınwaāminūبِهِۦO'nabihiيَغْفِرْbağışlasınyaghfirلَكُمsizilakumمِّنgünahlarınızdan bir kısmınıminذُنُوبِكُمْyour sinsdhunūbikumوَيُجِرْكُمve sizi korusunwayujir'kumمِّنْazabdanminعَذَابٍa punishmentʿadhābinأَلِيمٍۢacıklıalīmin٣١
"Ey milletimiz! Allah'a çağırana (Muhammed'e) uyun ve O'na inanın da Allah da sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi can yakıcı azabdan korusun."
46:32
وَمَنve kimwamanلَّاuymazsaيُجِبْrespondyujibدَاعِىَda'vetçisinedāʿiyaٱللَّهِAllah'ınl-lahiفَلَيْسَdeğildirfalaysaبِمُعْجِزٍۢaciz bırakacakbimuʿ'jizinفِىyeryüzündeٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiوَلَيْسَve olmazwalaysaلَهُۥkendisininlahuمِنO'ndan başkaminدُونِهِۦٓbesides Himdūnihiأَوْلِيَآءُ ۚvelileriawliyāuأُو۟لَـٰٓئِكَonlarulāikaفِىiçindedirlerضَلَـٰلٍۢbir sapıklıkḍalālinمُّبِينٍapaçıkmubīnin٣٢
Allah'a çağırana uymayan kimse bilsin ki, Allah'ı yeryüzünde aciz bırakamaz; onların O'ndan başka dostları da bulunmaz; işte onlar apaçık sapıklıktadırlar.
46:33
أَوَلَمْgörmediler mi?awalamيَرَوْا۟they seeyarawأَنَّgerçektenannaٱللَّهَAllah'ınl-lahaٱلَّذِىyaratanalladhīخَلَقَcreatedkhalaqaٱلسَّمَـٰوَٰتِgökleril-samāwātiوَٱلْأَرْضَve yeriwal-arḍaوَلَمْvewalamيَعْىَyorulmayanyaʿyaبِخَلْقِهِنَّbunları yaratmaklabikhalqihinnaبِقَـٰدِرٍkadir olduğunubiqādirinعَلَىٰٓdiriltmeğeʿalāأَنto give lifeanيُحْـِۧىَto give lifeyuḥ'yiyaٱلْمَوْتَىٰ ۚölüleril-mawtāبَلَىٰٓevetbalāإِنَّهُۥşüphesiz Oinnahuعَلَىٰüzerineʿalāكُلِّherkulliشَىْءٍۢşeyshayinقَدِيرٌۭkadirdirqadīrun٣٣
Gökleri, yeri yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan Allah'ın, ölüleri diriltmeye de kadir olduğunu görmezler mi? Evet; O her şeye Kadir'dir.
46:34
وَيَوْمَve günwayawmaيُعْرَضُsunulacaklarıyuʿ'raḍuٱلَّذِينَkimseleralladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(ler)kafarūعَلَىkarşıʿalāٱلنَّارِateşel-nāriأَلَيْسَdeğil miymiş?alaysaهَـٰذَاbuhādhāبِٱلْحَقِّ ۖgerçekbil-ḥaqiقَالُوا۟derlerqālūبَلَىٰevetbalāوَرَبِّنَا ۚRabbimiz hakkı içinwarabbināقَالَderqālaفَذُوقُوا۟öyleyse tadınfadhūqūٱلْعَذَابَazabıl-ʿadhābaبِمَاdolayıbimāكُنتُمْolmanızdankuntumتَكْفُرُونَinkar ediyor(lar)takfurūna٣٤
İnkar edenler, ateşe sunuldukları gün onlara: "Bu, gerçek değil miydi?" denir, onlar: "Rabbimize and olsun ki evet gerçekti" derler. Allah: "İnkar etmenizden ötürü azabı tadın" der.
46:35
فَٱصْبِرْo halde sabretfa-iṣ'birكَمَاgibikamāصَبَرَsabrettikleriṣabaraأُو۟لُوا۟sahibiulūٱلْعَزْمِazim (ve irade)l-ʿazmiمِنَelçilerinminaٱلرُّسُلِthe Messengersl-rusuliوَلَاve aslawalāتَسْتَعْجِلacele etmetastaʿjilلَّهُمْ ۚonlar içinlahumكَأَنَّهُمْonlar gibi olurlarka-annahumيَوْمَgünyawmaيَرَوْنَgördükleriyarawnaمَاşeyi (azabı)يُوعَدُونَtehdit edildikleriyūʿadūnaلَمْ(sanki) yaşamamışlarlamيَلْبَثُوٓا۟remainedyalbathūإِلَّاdışındaillāسَاعَةًۭbir sa'atsāʿatanمِّنgündüzdenminنَّهَارٍۭ ۚa daynahārinبَلَـٰغٌۭ ۚ(bu) bir duyurudurbalāghunفَهَلْhelak mı edilecektir?fahalيُهْلَكُ(any) be destroyedyuh'lakuإِلَّاbaşkasıillāٱلْقَوْمُtopluluktanl-qawmuٱلْفَـٰسِقُونَyoldan çıkmışl-fāsiqūna٣٥
Peygamberlerden azim sahibi olanların sabrettiği gibi sen de sabret; inkarcılar için acele etme; onlar, kendilerine söz verileni gördükleri gün dünyada sadece gündüzün bir müddeti eğlendiklerini sanırlar. Bu bir bildiridir; yoldan çıkmış olanlardan başkası mı yok edilir?