46
Ahkaf
الأحقاف
Besmele
بِسْمِ
adıyla
bis'mi
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
46:1
حمٓ
Hâ Mîm
hha-meem
Hâ Mîm ١ (1)
(1)
Hâ Mîm ١ (1)
(1)
Ha, Mim.
46:2
تَنزِيلُ
indirilişi
tanzīlu
indirilişi ٱلْكِتَـٰبِ Kitabın l-kitābi
Kitabın مِنَ (tarafın)dandır mina
(tarafın)dandır ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah ٱلْعَزِيزِ aziz l-ʿazīzi
aziz ٱلْحَكِيمِ hakim l-ḥakīmi
hakim ٢ (2)
(2)
indirilişi ٱلْكِتَـٰبِ Kitabın l-kitābi
Kitabın مِنَ (tarafın)dandır mina
(tarafın)dandır ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah ٱلْعَزِيزِ aziz l-ʿazīzi
aziz ٱلْحَكِيمِ hakim l-ḥakīmi
hakim ٢ (2)
(2)
Bu Kitap'ın indirilmesi güçlü olan, Hakim olan Allah katındandır.
46:3
مَا
biz yaratmadık
mā
biz yaratmadık خَلَقْنَا We created khalaqnā
We created ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri وَمَا ve bulunanları wamā
ve bulunanları بَيْنَهُمَآ ikisi arasında baynahumā
ikisi arasında إِلَّا ancak (yarattık) illā
ancak (yarattık) بِٱلْحَقِّ gerçek ile bil-ḥaqi
gerçek ile وَأَجَلٍۢ ve bir süreye göre wa-ajalin
ve bir süreye göre مُّسَمًّۭى ۚ belli musamman
belli وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler) عَمَّآ şeyden ʿammā
şeyden أُنذِرُوا۟ uyarıldıkları undhirū
uyarıldıkları مُعْرِضُونَ yüz çevirmektedirler muʿ'riḍūna
yüz çevirmektedirler ٣ (3)
(3)
biz yaratmadık خَلَقْنَا We created khalaqnā
We created ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri وَمَا ve bulunanları wamā
ve bulunanları بَيْنَهُمَآ ikisi arasında baynahumā
ikisi arasında إِلَّا ancak (yarattık) illā
ancak (yarattık) بِٱلْحَقِّ gerçek ile bil-ḥaqi
gerçek ile وَأَجَلٍۢ ve bir süreye göre wa-ajalin
ve bir süreye göre مُّسَمًّۭى ۚ belli musamman
belli وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler) عَمَّآ şeyden ʿammā
şeyden أُنذِرُوا۟ uyarıldıkları undhirū
uyarıldıkları مُعْرِضُونَ yüz çevirmektedirler muʿ'riḍūna
yüz çevirmektedirler ٣ (3)
(3)
Biz, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları, ancak gerçek üzere ve belirli bir süre için yarattık; inkar edenler, uyarıldıkları şeylerden yüz çevirmektedirler.
46:4
قُلْ
de ki
qul
de ki أَرَءَيْتُم gördünüz mü? ara-aytum
gördünüz mü? مَّا şeyleri mā
şeyleri تَدْعُونَ yalvardıklarınız tadʿūna
yalvardıklarınız مِن başka min
başka دُونِ besides dūni
besides ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan أَرُونِى bana gösterin arūnī
bana gösterin مَاذَا neyi? mādhā
neyi? خَلَقُوا۟ yarattılar onlar khalaqū
yarattılar onlar مِنَ yerden mina
yerden ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth أَمْ yoksa am
yoksa لَهُمْ onların var (mı?) lahum
onların var (mı?) شِرْكٌۭ bir ortaklığı shir'kun
bir ortaklığı فِى göklerde fī
göklerde ٱلسَّمَـٰوَٰتِ ۖ the heavens l-samāwāti
the heavens ٱئْتُونِى bana getirin i'tūnī
bana getirin بِكِتَـٰبٍۢ bir Kitap bikitābin
bir Kitap مِّن önce min
önce قَبْلِ before qabli
before هَـٰذَآ bundan hādhā
bundan أَوْ yahut aw
yahut أَثَـٰرَةٍۢ bir kalıntı athāratin
bir kalıntı مِّنْ bilgiden min
bilgiden عِلْمٍ knowledge ʿil'min
knowledge إِن eğer in
eğer كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz صَـٰدِقِينَ doğrular(dan) ṣādiqīna
doğrular(dan) ٤ (4)
(4)
de ki أَرَءَيْتُم gördünüz mü? ara-aytum
gördünüz mü? مَّا şeyleri mā
şeyleri تَدْعُونَ yalvardıklarınız tadʿūna
yalvardıklarınız مِن başka min
başka دُونِ besides dūni
besides ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan أَرُونِى bana gösterin arūnī
bana gösterin مَاذَا neyi? mādhā
neyi? خَلَقُوا۟ yarattılar onlar khalaqū
yarattılar onlar مِنَ yerden mina
yerden ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth أَمْ yoksa am
yoksa لَهُمْ onların var (mı?) lahum
onların var (mı?) شِرْكٌۭ bir ortaklığı shir'kun
bir ortaklığı فِى göklerde fī
göklerde ٱلسَّمَـٰوَٰتِ ۖ the heavens l-samāwāti
the heavens ٱئْتُونِى bana getirin i'tūnī
bana getirin بِكِتَـٰبٍۢ bir Kitap bikitābin
bir Kitap مِّن önce min
önce قَبْلِ before qabli
before هَـٰذَآ bundan hādhā
bundan أَوْ yahut aw
yahut أَثَـٰرَةٍۢ bir kalıntı athāratin
bir kalıntı مِّنْ bilgiden min
bilgiden عِلْمٍ knowledge ʿil'min
knowledge إِن eğer in
eğer كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz صَـٰدِقِينَ doğrular(dan) ṣādiqīna
doğrular(dan) ٤ (4)
(4)
De ki: "Allah'ı bırakıp taptığınız şeyleri görüyor musunuz? Yeryüzünde ne yaratmışlar bana göstersenize! Yoksa Allah'la ortaklıkları göklerde midir? Eğer doğru sözlü iseniz, size indirilmiş bir kitap veya intikal etmiş bir bilgi kalıntısı varsa bana getirin."
46:5
وَمَنْ
kim olabilir?
waman
kim olabilir? أَضَلُّ daha sapık aḍallu
daha sapık مِمَّن kimseden mimman
kimseden يَدْعُوا۟ yalvaran yadʿū
yalvaran مِن bırakıp da min
bırakıp da دُونِ besides dūni
besides ٱللَّهِ Allah'ı l-lahi
Allah'ı مَن kimselere man
kimselere لَّا cevap veremeyecek lā
cevap veremeyecek يَسْتَجِيبُ will not respond yastajību
will not respond لَهُۥٓ kendisine lahu
kendisine إِلَىٰ kadar ilā
kadar يَوْمِ gününe yawmi
gününe ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet وَهُمْ oysa onlar wahum
oysa onlar عَن bunların yalvardıklarından ʿan
bunların yalvardıklarından دُعَآئِهِمْ their calls duʿāihim
their calls غَـٰفِلُونَ habersizdirler ghāfilūna
habersizdirler ٥ (5)
(5)
kim olabilir? أَضَلُّ daha sapık aḍallu
daha sapık مِمَّن kimseden mimman
kimseden يَدْعُوا۟ yalvaran yadʿū
yalvaran مِن bırakıp da min
bırakıp da دُونِ besides dūni
besides ٱللَّهِ Allah'ı l-lahi
Allah'ı مَن kimselere man
kimselere لَّا cevap veremeyecek lā
cevap veremeyecek يَسْتَجِيبُ will not respond yastajību
will not respond لَهُۥٓ kendisine lahu
kendisine إِلَىٰ kadar ilā
kadar يَوْمِ gününe yawmi
gününe ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet وَهُمْ oysa onlar wahum
oysa onlar عَن bunların yalvardıklarından ʿan
bunların yalvardıklarından دُعَآئِهِمْ their calls duʿāihim
their calls غَـٰفِلُونَ habersizdirler ghāfilūna
habersizdirler ٥ (5)
(5)
Allah'ı bırakıp da, kıyamet gününe kadar cevap veremeyecek şeylere yalvarandan daha sapık kimdir? Çünkü, yalvardıkları şeyler yalvarışlarından habersizdirler.
46:6
وَإِذَا
ve zaman
wa-idhā
ve zaman حُشِرَ toplandıkları ḥushira
toplandıkları ٱلنَّاسُ insanlar l-nāsu
insanlar كَانُوا۟ olurlar kānū
olurlar لَهُمْ onlara lahum
onlara أَعْدَآءًۭ düşman aʿdāan
düşman وَكَانُوا۟ ve wakānū
ve بِعِبَادَتِهِمْ onların kendilerine tapmalarını biʿibādatihim
onların kendilerine tapmalarını كَـٰفِرِينَ tanımazlar kāfirīna
tanımazlar ٦ (6)
(6)
ve zaman حُشِرَ toplandıkları ḥushira
toplandıkları ٱلنَّاسُ insanlar l-nāsu
insanlar كَانُوا۟ olurlar kānū
olurlar لَهُمْ onlara lahum
onlara أَعْدَآءًۭ düşman aʿdāan
düşman وَكَانُوا۟ ve wakānū
ve بِعِبَادَتِهِمْ onların kendilerine tapmalarını biʿibādatihim
onların kendilerine tapmalarını كَـٰفِرِينَ tanımazlar kāfirīna
tanımazlar ٦ (6)
(6)
Ama, insanlar kıyamet günü toplatılınca, putları onlara düşman olurlar ve tapınmalarını inkar ederler.
46:7
وَإِذَا
ve zaman
wa-idhā
ve zaman تُتْلَىٰ okunduğu tut'lā
okunduğu عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara ءَايَـٰتُنَا ayetlerimiz āyātunā
ayetlerimiz بَيِّنَـٰتٍۢ açık açık bayyinātin
açık açık قَالَ dediler qāla
dediler ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler) لِلْحَقِّ hakk için lil'ḥaqqi
hakk için لَمَّا kendilerine gelen lammā
kendilerine gelen جَآءَهُمْ it comes to them jāahum
it comes to them هَـٰذَا bu hādhā
bu سِحْرٌۭ bir büyüdür siḥ'run
bir büyüdür مُّبِينٌ apaçık mubīnun
apaçık ٧ (7)
(7)
ve zaman تُتْلَىٰ okunduğu tut'lā
okunduğu عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara ءَايَـٰتُنَا ayetlerimiz āyātunā
ayetlerimiz بَيِّنَـٰتٍۢ açık açık bayyinātin
açık açık قَالَ dediler qāla
dediler ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler) لِلْحَقِّ hakk için lil'ḥaqqi
hakk için لَمَّا kendilerine gelen lammā
kendilerine gelen جَآءَهُمْ it comes to them jāahum
it comes to them هَـٰذَا bu hādhā
bu سِحْرٌۭ bir büyüdür siḥ'run
bir büyüdür مُّبِينٌ apaçık mubīnun
apaçık ٧ (7)
(7)
Ayetlerimiz onlara açıkça okunduğu zaman inkar edenler, kendilerine gelen gerçek için: "Bu, apaçık bir büyüdür" derler.
46:8
أَمْ
yoksa
am
yoksa يَقُولُونَ (-mu) diyorlar? yaqūlūna
(-mu) diyorlar? ٱفْتَرَىٰهُ ۖ He has invented it if'tarāhu
He has invented it قُلْ de ki qul
de ki إِنِ eğer ini
eğer ٱفْتَرَيْتُهُۥ ben onu uydurmuşsam if'taraytuhu
ben onu uydurmuşsam فَلَا olmaz falā
olmaz تَمْلِكُونَ sizin hiçbir yararınız tamlikūna
sizin hiçbir yararınız لِى bana lī
bana مِنَ Allah-;-tan mina
Allah-;-tan ٱللَّهِ Allah-; l-lahi
Allah-; شَيْـًٔا ۖ bir şeye (gelecek cezaya) shayan
bir şeye (gelecek cezaya) هُوَ O huwa
O أَعْلَمُ daha iyi bilir aʿlamu
daha iyi bilir بِمَا şeyleri bimā
şeyleri تُفِيضُونَ taşkınlık yaptığınız tufīḍūna
taşkınlık yaptığınız فِيهِ ۖ onda fīhi
onda كَفَىٰ yeter kafā
yeter بِهِۦ O'nun bihi
O'nun شَهِيدًۢا şahid olması shahīdan
şahid olması بَيْنِى benimle baynī
benimle وَبَيْنَكُمْ ۖ sizin aranızda wabaynakum
sizin aranızda وَهُوَ ve O wahuwa
ve O ٱلْغَفُورُ bağışlayandır l-ghafūru
bağışlayandır ٱلرَّحِيمُ esirgeyendir l-raḥīmu
esirgeyendir ٨ (8)
(8)
yoksa يَقُولُونَ (-mu) diyorlar? yaqūlūna
(-mu) diyorlar? ٱفْتَرَىٰهُ ۖ He has invented it if'tarāhu
He has invented it قُلْ de ki qul
de ki إِنِ eğer ini
eğer ٱفْتَرَيْتُهُۥ ben onu uydurmuşsam if'taraytuhu
ben onu uydurmuşsam فَلَا olmaz falā
olmaz تَمْلِكُونَ sizin hiçbir yararınız tamlikūna
sizin hiçbir yararınız لِى bana lī
bana مِنَ Allah-;-tan mina
Allah-;-tan ٱللَّهِ Allah-; l-lahi
Allah-; شَيْـًٔا ۖ bir şeye (gelecek cezaya) shayan
bir şeye (gelecek cezaya) هُوَ O huwa
O أَعْلَمُ daha iyi bilir aʿlamu
daha iyi bilir بِمَا şeyleri bimā
şeyleri تُفِيضُونَ taşkınlık yaptığınız tufīḍūna
taşkınlık yaptığınız فِيهِ ۖ onda fīhi
onda كَفَىٰ yeter kafā
yeter بِهِۦ O'nun bihi
O'nun شَهِيدًۢا şahid olması shahīdan
şahid olması بَيْنِى benimle baynī
benimle وَبَيْنَكُمْ ۖ sizin aranızda wabaynakum
sizin aranızda وَهُوَ ve O wahuwa
ve O ٱلْغَفُورُ bağışlayandır l-ghafūru
bağışlayandır ٱلرَّحِيمُ esirgeyendir l-raḥīmu
esirgeyendir ٨ (8)
(8)
Veya, "onu uydurdu" derler. De ki: "Eğer onu uydurdumsa, beni Allah'a karşı hiçbir şekilde savunamazsınız; O, Kuran için yaptığınız taşkınlıkları daha iyi bilir. Benimle sizin aranızda şahit olarak O yeter. O, bağışlayandır, merhamet edendir."
46:9
قُلْ
de ki
qul
de ki مَا değilim mā
değilim كُنتُ I am kuntu
I am بِدْعًۭا türedi biri bid'ʿan
türedi biri مِّنَ (arasında) mina
(arasında) ٱلرُّسُلِ elçiler l-rusuli
elçiler وَمَآ ve wamā
ve أَدْرِى bilmem adrī
bilmem مَا ne mā
ne يُفْعَلُ yapılacağını yuf'ʿalu
yapılacağını بِى bana bī
bana وَلَا ne de walā
ne de بِكُمْ ۖ size bikum
size إِنْ (hayır) in
(hayır) أَتَّبِعُ ben uymuyorum attabiʿu
ben uymuyorum إِلَّا başkasına illā
başkasına مَا şey(den) mā
şey(den) يُوحَىٰٓ vahyedilen yūḥā
vahyedilen إِلَىَّ bana ilayya
bana وَمَآ ve değilim wamā
ve değilim أَنَا۠ ben anā
ben إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey نَذِيرٌۭ bir uyarıcıdan nadhīrun
bir uyarıcıdan مُّبِينٌۭ apaçık mubīnun
apaçık ٩ (9)
(9)
de ki مَا değilim mā
değilim كُنتُ I am kuntu
I am بِدْعًۭا türedi biri bid'ʿan
türedi biri مِّنَ (arasında) mina
(arasında) ٱلرُّسُلِ elçiler l-rusuli
elçiler وَمَآ ve wamā
ve أَدْرِى bilmem adrī
bilmem مَا ne mā
ne يُفْعَلُ yapılacağını yuf'ʿalu
yapılacağını بِى bana bī
bana وَلَا ne de walā
ne de بِكُمْ ۖ size bikum
size إِنْ (hayır) in
(hayır) أَتَّبِعُ ben uymuyorum attabiʿu
ben uymuyorum إِلَّا başkasına illā
başkasına مَا şey(den) mā
şey(den) يُوحَىٰٓ vahyedilen yūḥā
vahyedilen إِلَىَّ bana ilayya
bana وَمَآ ve değilim wamā
ve değilim أَنَا۠ ben anā
ben إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey نَذِيرٌۭ bir uyarıcıdan nadhīrun
bir uyarıcıdan مُّبِينٌۭ apaçık mubīnun
apaçık ٩ (9)
(9)
De ki: "Ben peygamberlerin ilki değilim; benim ve sizin başınıza gelecekleri bilmem; ben ancak bana vahyolunana uymaktayım; ben sadece apaçık bir uyarıcıyım."
46:10
قُلْ
de ki
qul
de ki أَرَءَيْتُمْ hiç düşündünüz mü? ara-aytum
hiç düşündünüz mü? إِن eğer in
eğer كَانَ ise kāna
ise مِنْ katından min
katından عِندِ from Allah ʿindi
from Allah ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah وَكَفَرْتُم ve siz inkar ettiyseniz wakafartum
ve siz inkar ettiyseniz بِهِۦ onu bihi
onu وَشَهِدَ ve görüp washahida
ve görüp شَاهِدٌۭ bir şahid shāhidun
bir şahid مِّنۢ oğullarından min
oğullarından بَنِىٓ (the) Children of Israel banī
(the) Children of Israel إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail عَلَىٰ bunun benzerini ʿalā
bunun benzerini مِثْلِهِۦ (the) like thereof mith'lihi
(the) like thereof فَـَٔامَنَ ve inandığı halde faāmana
ve inandığı halde وَٱسْتَكْبَرْتُمْ ۖ siz tenezzül etmemişseniz wa-is'takbartum
siz tenezzül etmemişseniz إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah لَا doğru yola iletmez lā
doğru yola iletmez يَهْدِى guide yahdī
guide ٱلْقَوْمَ bir toplumu l-qawma
bir toplumu ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimlerden l-ẓālimīna
zalimlerden ١٠ (10)
(10)
de ki أَرَءَيْتُمْ hiç düşündünüz mü? ara-aytum
hiç düşündünüz mü? إِن eğer in
eğer كَانَ ise kāna
ise مِنْ katından min
katından عِندِ from Allah ʿindi
from Allah ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah وَكَفَرْتُم ve siz inkar ettiyseniz wakafartum
ve siz inkar ettiyseniz بِهِۦ onu bihi
onu وَشَهِدَ ve görüp washahida
ve görüp شَاهِدٌۭ bir şahid shāhidun
bir şahid مِّنۢ oğullarından min
oğullarından بَنِىٓ (the) Children of Israel banī
(the) Children of Israel إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail عَلَىٰ bunun benzerini ʿalā
bunun benzerini مِثْلِهِۦ (the) like thereof mith'lihi
(the) like thereof فَـَٔامَنَ ve inandığı halde faāmana
ve inandığı halde وَٱسْتَكْبَرْتُمْ ۖ siz tenezzül etmemişseniz wa-is'takbartum
siz tenezzül etmemişseniz إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah لَا doğru yola iletmez lā
doğru yola iletmez يَهْدِى guide yahdī
guide ٱلْقَوْمَ bir toplumu l-qawma
bir toplumu ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimlerden l-ẓālimīna
zalimlerden ١٠ (10)
(10)
De ki: "Eğer bu Kitap Allah katından ise ve siz de onu inkar etmişseniz; İsrailoğullarından bir şahit de bunun böyle olduğuna şehadet edip de inanmışken, siz yine de büyüklük taslarsınız, bana söyleyin kendinize yazık etmiş olmaz mısınız?" Doğrusu Allah zalim milleti doğru yola eriştirmez.
46:11
وَقَالَ
ve dedi(ler)
waqāla
ve dedi(ler) ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler) لِلَّذِينَ kimseler için lilladhīna
kimseler için ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) لَوْ şayet law
şayet كَانَ olsaydı kāna
olsaydı خَيْرًۭا iyi bir şey khayran
iyi bir şey مَّا bizi geçemezlerdi mā
bizi geçemezlerdi سَبَقُونَآ they (would) have preceded us sabaqūnā
they (would) have preceded us إِلَيْهِ ۚ ona (inanmada) ilayhi
ona (inanmada) وَإِذْ zaman ise wa-idh
zaman ise لَمْ hidayete ermedikleri lam
hidayete ermedikleri يَهْتَدُوا۟ they (are) guided yahtadū
they (are) guided بِهِۦ onunla bihi
onunla فَسَيَقُولُونَ diyeceklerdir ki fasayaqūlūna
diyeceklerdir ki هَـٰذَآ bu hādhā
bu إِفْكٌۭ bir yalandır if'kun
bir yalandır قَدِيمٌۭ eski qadīmun
eski ١١ (11)
(11)
ve dedi(ler) ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler) لِلَّذِينَ kimseler için lilladhīna
kimseler için ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) لَوْ şayet law
şayet كَانَ olsaydı kāna
olsaydı خَيْرًۭا iyi bir şey khayran
iyi bir şey مَّا bizi geçemezlerdi mā
bizi geçemezlerdi سَبَقُونَآ they (would) have preceded us sabaqūnā
they (would) have preceded us إِلَيْهِ ۚ ona (inanmada) ilayhi
ona (inanmada) وَإِذْ zaman ise wa-idh
zaman ise لَمْ hidayete ermedikleri lam
hidayete ermedikleri يَهْتَدُوا۟ they (are) guided yahtadū
they (are) guided بِهِۦ onunla bihi
onunla فَسَيَقُولُونَ diyeceklerdir ki fasayaqūlūna
diyeceklerdir ki هَـٰذَآ bu hādhā
bu إِفْكٌۭ bir yalandır if'kun
bir yalandır قَدِيمٌۭ eski qadīmun
eski ١١ (11)
(11)
İnkar edenler, inananlar için: "Eğer İslamiyet'te bir hayır olsaydı, bu hususta bizden öne geçemezlerdi" derler. Bununla doğru yola girmedikleri için de, "Bu, eski bir uydurmadır" derler.
46:12
وَمِن
ve
wamin
ve قَبْلِهِۦ ondan önce qablihi
ondan önce كِتَـٰبُ Kitabı kitābu
Kitabı مُوسَىٰٓ Musa'nın mūsā
Musa'nın إِمَامًۭا önder imāman
önder وَرَحْمَةًۭ ۚ ve rahmet waraḥmatan
ve rahmet وَهَـٰذَا ve bu wahādhā
ve bu كِتَـٰبٌۭ Kitaptır kitābun
Kitaptır مُّصَدِّقٌۭ doğrulayan muṣaddiqun
doğrulayan لِّسَانًا diliyle lisānan
diliyle عَرَبِيًّۭا Arap ʿarabiyyan
Arap لِّيُنذِرَ uyarmak için liyundhira
uyarmak için ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri ظَلَمُوا۟ kendilerine yazık eden(leri) ẓalamū
kendilerine yazık eden(leri) وَبُشْرَىٰ ve müjde (olan) wabush'rā
ve müjde (olan) لِلْمُحْسِنِينَ güzel davrananlar (için) lil'muḥ'sinīna
güzel davrananlar (için) ١٢ (12)
(12)
ve قَبْلِهِۦ ondan önce qablihi
ondan önce كِتَـٰبُ Kitabı kitābu
Kitabı مُوسَىٰٓ Musa'nın mūsā
Musa'nın إِمَامًۭا önder imāman
önder وَرَحْمَةًۭ ۚ ve rahmet waraḥmatan
ve rahmet وَهَـٰذَا ve bu wahādhā
ve bu كِتَـٰبٌۭ Kitaptır kitābun
Kitaptır مُّصَدِّقٌۭ doğrulayan muṣaddiqun
doğrulayan لِّسَانًا diliyle lisānan
diliyle عَرَبِيًّۭا Arap ʿarabiyyan
Arap لِّيُنذِرَ uyarmak için liyundhira
uyarmak için ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri ظَلَمُوا۟ kendilerine yazık eden(leri) ẓalamū
kendilerine yazık eden(leri) وَبُشْرَىٰ ve müjde (olan) wabush'rā
ve müjde (olan) لِلْمُحْسِنِينَ güzel davrananlar (için) lil'muḥ'sinīna
güzel davrananlar (için) ١٢ (12)
(12)
Kuran'dan önce, Musa'nın kitabı (Tevrat), bir rahmet ve rehberdi. Bu Kuran da, zulmedenleri uyarmak ve iyi davrananlara müjde olmak üzere Arap diliyle indirilmiş, kendinden öncekileri doğrulayan bir Kitap'dır.
46:13
إِنَّ
şüphesiz
inna
şüphesiz ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler قَالُوا۟ diyen(ler) qālū
diyen(ler) رَبُّنَا Rabbimiz rabbunā
Rabbimiz ٱللَّهُ Allah'tır l-lahu
Allah'tır ثُمَّ sonra thumma
sonra ٱسْتَقَـٰمُوا۟ doğru olanlar is'taqāmū
doğru olanlar فَلَا yoktur falā
yoktur خَوْفٌ korku khawfun
korku عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara وَلَا ve değildir walā
ve değildir هُمْ onlar hum
onlar يَحْزَنُونَ üzülecek yaḥzanūna
üzülecek ١٣ (13)
(13)
şüphesiz ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler قَالُوا۟ diyen(ler) qālū
diyen(ler) رَبُّنَا Rabbimiz rabbunā
Rabbimiz ٱللَّهُ Allah'tır l-lahu
Allah'tır ثُمَّ sonra thumma
sonra ٱسْتَقَـٰمُوا۟ doğru olanlar is'taqāmū
doğru olanlar فَلَا yoktur falā
yoktur خَوْفٌ korku khawfun
korku عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara وَلَا ve değildir walā
ve değildir هُمْ onlar hum
onlar يَحْزَنُونَ üzülecek yaḥzanūna
üzülecek ١٣ (13)
(13)
Doğrusu, "Rabbimiz Allah'tır" deyip, sonra da dosdoğru gidenlere korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.
46:14
أُو۟لَـٰٓئِكَ
onlar
ulāika
onlar أَصْحَـٰبُ halkıdır aṣḥābu
halkıdır ٱلْجَنَّةِ cennet l-janati
cennet خَـٰلِدِينَ ebedi kalacaklardır khālidīna
ebedi kalacaklardır فِيهَا orada fīhā
orada جَزَآءًۢ ceza olarak jazāan
ceza olarak بِمَا karşılık bimā
karşılık كَانُوا۟ olduklarına kānū
olduklarına يَعْمَلُونَ yapıyorlar yaʿmalūna
yapıyorlar ١٤ (14)
(14)
onlar أَصْحَـٰبُ halkıdır aṣḥābu
halkıdır ٱلْجَنَّةِ cennet l-janati
cennet خَـٰلِدِينَ ebedi kalacaklardır khālidīna
ebedi kalacaklardır فِيهَا orada fīhā
orada جَزَآءًۢ ceza olarak jazāan
ceza olarak بِمَا karşılık bimā
karşılık كَانُوا۟ olduklarına kānū
olduklarına يَعْمَلُونَ yapıyorlar yaʿmalūna
yapıyorlar ١٤ (14)
(14)
İşte onlar, cennetliklerdir; işlediklerine karşılık olarak, içinde temelli kalacaklardır.
46:15
وَوَصَّيْنَا
ve biz tavsiye ettik
wawaṣṣaynā
ve biz tavsiye ettik ٱلْإِنسَـٰنَ insana l-insāna
insana بِوَٰلِدَيْهِ ana babasına biwālidayhi
ana babasına إِحْسَـٰنًا ۖ iyilik etmesini iḥ'sānan
iyilik etmesini حَمَلَتْهُ onu taşıdı ḥamalathu
onu taşıdı أُمُّهُۥ anası ummuhu
anası كُرْهًۭا zahmetle kur'han
zahmetle وَوَضَعَتْهُ ve doğurdu onu wawaḍaʿathu
ve doğurdu onu كُرْهًۭا ۖ zahmetle kur'han
zahmetle وَحَمْلُهُۥ taşınması ise waḥamluhu
taşınması ise وَفِصَـٰلُهُۥ ve sütten kesilmesi wafiṣāluhu
ve sütten kesilmesi ثَلَـٰثُونَ otuz thalāthūna
otuz شَهْرًا ۚ aydır shahran
aydır حَتَّىٰٓ nihayet ḥattā
nihayet إِذَا zaman idhā
zaman بَلَغَ erdiği balagha
erdiği أَشُدَّهُۥ güçlü çağına ashuddahu
güçlü çağına وَبَلَغَ ve varınca wabalagha
ve varınca أَرْبَعِينَ kırk arbaʿīna
kırk سَنَةًۭ yaşına sanatan
yaşına قَالَ dedi qāla
dedi رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim أَوْزِعْنِىٓ beni sevk eyle awziʿ'nī
beni sevk eyle أَنْ şükretmeğe an
şükretmeğe أَشْكُرَ I may be grateful ashkura
I may be grateful نِعْمَتَكَ ni'metine niʿ'mataka
ni'metine ٱلَّتِىٓ verdiğin allatī
verdiğin أَنْعَمْتَ You have bestowed anʿamta
You have bestowed عَلَىَّ bana ʿalayya
bana وَعَلَىٰ ve waʿalā
ve وَٰلِدَىَّ anama babama wālidayya
anama babama وَأَنْ ve wa-an
ve أَعْمَلَ yapmağa aʿmala
yapmağa صَـٰلِحًۭا yararlı işler ṣāliḥan
yararlı işler تَرْضَىٰهُ razı olacağın tarḍāhu
razı olacağın وَأَصْلِحْ ve salahı devam ettir wa-aṣliḥ
ve salahı devam ettir لِى benim için lī
benim için فِى içinde fī
içinde ذُرِّيَّتِىٓ ۖ zürriyetim dhurriyyatī
zürriyetim إِنِّى şüphesiz ben innī
şüphesiz ben تُبْتُ yüz tuttum tub'tu
yüz tuttum إِلَيْكَ sana ilayka
sana وَإِنِّى ve elbette ben wa-innī
ve elbette ben مِنَ teslim olanlardanım mina
teslim olanlardanım ٱلْمُسْلِمِينَ those who submit l-mus'limīna
those who submit ١٥ (15)
(15)
ve biz tavsiye ettik ٱلْإِنسَـٰنَ insana l-insāna
insana بِوَٰلِدَيْهِ ana babasına biwālidayhi
ana babasına إِحْسَـٰنًا ۖ iyilik etmesini iḥ'sānan
iyilik etmesini حَمَلَتْهُ onu taşıdı ḥamalathu
onu taşıdı أُمُّهُۥ anası ummuhu
anası كُرْهًۭا zahmetle kur'han
zahmetle وَوَضَعَتْهُ ve doğurdu onu wawaḍaʿathu
ve doğurdu onu كُرْهًۭا ۖ zahmetle kur'han
zahmetle وَحَمْلُهُۥ taşınması ise waḥamluhu
taşınması ise وَفِصَـٰلُهُۥ ve sütten kesilmesi wafiṣāluhu
ve sütten kesilmesi ثَلَـٰثُونَ otuz thalāthūna
otuz شَهْرًا ۚ aydır shahran
aydır حَتَّىٰٓ nihayet ḥattā
nihayet إِذَا zaman idhā
zaman بَلَغَ erdiği balagha
erdiği أَشُدَّهُۥ güçlü çağına ashuddahu
güçlü çağına وَبَلَغَ ve varınca wabalagha
ve varınca أَرْبَعِينَ kırk arbaʿīna
kırk سَنَةًۭ yaşına sanatan
yaşına قَالَ dedi qāla
dedi رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim أَوْزِعْنِىٓ beni sevk eyle awziʿ'nī
beni sevk eyle أَنْ şükretmeğe an
şükretmeğe أَشْكُرَ I may be grateful ashkura
I may be grateful نِعْمَتَكَ ni'metine niʿ'mataka
ni'metine ٱلَّتِىٓ verdiğin allatī
verdiğin أَنْعَمْتَ You have bestowed anʿamta
You have bestowed عَلَىَّ bana ʿalayya
bana وَعَلَىٰ ve waʿalā
ve وَٰلِدَىَّ anama babama wālidayya
anama babama وَأَنْ ve wa-an
ve أَعْمَلَ yapmağa aʿmala
yapmağa صَـٰلِحًۭا yararlı işler ṣāliḥan
yararlı işler تَرْضَىٰهُ razı olacağın tarḍāhu
razı olacağın وَأَصْلِحْ ve salahı devam ettir wa-aṣliḥ
ve salahı devam ettir لِى benim için lī
benim için فِى içinde fī
içinde ذُرِّيَّتِىٓ ۖ zürriyetim dhurriyyatī
zürriyetim إِنِّى şüphesiz ben innī
şüphesiz ben تُبْتُ yüz tuttum tub'tu
yüz tuttum إِلَيْكَ sana ilayka
sana وَإِنِّى ve elbette ben wa-innī
ve elbette ben مِنَ teslim olanlardanım mina
teslim olanlardanım ٱلْمُسْلِمِينَ those who submit l-mus'limīna
those who submit ١٥ (15)
(15)
Biz insana, anne ve babasına karşı iyi davranmasını tavsiye etmişizdir; zira annesi, onu, karnında, zorluğa uğrayarak taşımış; onu güçlükle doğurmuştur. Taşınması ve sütten kesilmesi otuz ay sürer. Sonunda erginlik çağına erince ve kırk yaşına varınca: "Rabbim! Bana ve anne babama verdiğin nimete şükretmemi ve benim hoşnut olacağın yararlı bir işi yapmamı sağla; bana verdiğin gibi soyuma da salah ver; doğrusu Sana yöneldim, ben, kendini Sana verenlerdenim" demesi gerekir.
46:16
أُو۟لَـٰٓئِكَ
onlar
ulāika
onlar ٱلَّذِينَ öyle kişilerdir ki alladhīna
öyle kişilerdir ki نَتَقَبَّلُ kabul ederiz nataqabbalu
kabul ederiz عَنْهُمْ onlardan ʿanhum
onlardan أَحْسَنَ en iyisini aḥsana
en iyisini مَا yaptıklarının mā
yaptıklarının عَمِلُوا۟ they did ʿamilū
they did وَنَتَجَاوَزُ ve geçeriz wanatajāwazu
ve geçeriz عَن onların kötülüklerinden ʿan
onların kötülüklerinden سَيِّـَٔاتِهِمْ their evil deeds sayyiātihim
their evil deeds فِىٓ arasındadırlar fī
arasındadırlar أَصْحَـٰبِ halkı aṣḥābi
halkı ٱلْجَنَّةِ ۖ cennet l-janati
cennet وَعْدَ sözdür waʿda
sözdür ٱلصِّدْقِ doğru l-ṣid'qi
doğru ٱلَّذِى olunan alladhī
olunan كَانُوا۟ they were kānū
they were يُوعَدُونَ kendilerine va'd yūʿadūna
kendilerine va'd ١٦ (16)
(16)
onlar ٱلَّذِينَ öyle kişilerdir ki alladhīna
öyle kişilerdir ki نَتَقَبَّلُ kabul ederiz nataqabbalu
kabul ederiz عَنْهُمْ onlardan ʿanhum
onlardan أَحْسَنَ en iyisini aḥsana
en iyisini مَا yaptıklarının mā
yaptıklarının عَمِلُوا۟ they did ʿamilū
they did وَنَتَجَاوَزُ ve geçeriz wanatajāwazu
ve geçeriz عَن onların kötülüklerinden ʿan
onların kötülüklerinden سَيِّـَٔاتِهِمْ their evil deeds sayyiātihim
their evil deeds فِىٓ arasındadırlar fī
arasındadırlar أَصْحَـٰبِ halkı aṣḥābi
halkı ٱلْجَنَّةِ ۖ cennet l-janati
cennet وَعْدَ sözdür waʿda
sözdür ٱلصِّدْقِ doğru l-ṣid'qi
doğru ٱلَّذِى olunan alladhī
olunan كَانُوا۟ they were kānū
they were يُوعَدُونَ kendilerine va'd yūʿadūna
kendilerine va'd ١٦ (16)
(16)
İşte, işlediklerini en güzel şekilde kabul ettiğimiz ve kötülüklerini geçtiğimiz bu kimseler, cennetlikler içindedirler. Bu, verilen doğru bir sözdür.
46:17
وَٱلَّذِى
ve o kimse
wa-alladhī
ve o kimse قَالَ dedi qāla
dedi لِوَٰلِدَيْهِ anasına babasına liwālidayhi
anasına babasına أُفٍّۢ öf uffin
öf لَّكُمَآ size lakumā
size أَتَعِدَانِنِىٓ siz bana va'd mı ediyorsunuz? ataʿidāninī
siz bana va'd mı ediyorsunuz? أَنْ benim çıkarılacağımı an
benim çıkarılacağımı أُخْرَجَ I will be brought forth ukh'raja
I will be brought forth وَقَدْ gelip geçmiş iken waqad
gelip geçmiş iken خَلَتِ gelip geçmiş iken khalati
gelip geçmiş iken ٱلْقُرُونُ nice nesiller l-qurūnu
nice nesiller مِن benden önce min
benden önce قَبْلِى before me qablī
before me وَهُمَا onlar ise wahumā
onlar ise يَسْتَغِيثَانِ sığınarak yastaghīthāni
sığınarak ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a وَيْلَكَ yazık sana (dediler) waylaka
yazık sana (dediler) ءَامِنْ iman et! āmin
iman et! إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz وَعْدَ sözü waʿda
sözü ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın حَقٌّۭ gerçektir ḥaqqun
gerçektir فَيَقُولُ derken o der ki fayaqūlu
derken o der ki مَا değildir mā
değildir هَـٰذَآ bu hādhā
bu إِلَّآ başka bir şey illā
başka bir şey أَسَـٰطِيرُ masallarından asāṭīru
masallarından ٱلْأَوَّلِينَ eskilerin l-awalīna
eskilerin ١٧ (17)
(17)
ve o kimse قَالَ dedi qāla
dedi لِوَٰلِدَيْهِ anasına babasına liwālidayhi
anasına babasına أُفٍّۢ öf uffin
öf لَّكُمَآ size lakumā
size أَتَعِدَانِنِىٓ siz bana va'd mı ediyorsunuz? ataʿidāninī
siz bana va'd mı ediyorsunuz? أَنْ benim çıkarılacağımı an
benim çıkarılacağımı أُخْرَجَ I will be brought forth ukh'raja
I will be brought forth وَقَدْ gelip geçmiş iken waqad
gelip geçmiş iken خَلَتِ gelip geçmiş iken khalati
gelip geçmiş iken ٱلْقُرُونُ nice nesiller l-qurūnu
nice nesiller مِن benden önce min
benden önce قَبْلِى before me qablī
before me وَهُمَا onlar ise wahumā
onlar ise يَسْتَغِيثَانِ sığınarak yastaghīthāni
sığınarak ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a وَيْلَكَ yazık sana (dediler) waylaka
yazık sana (dediler) ءَامِنْ iman et! āmin
iman et! إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz وَعْدَ sözü waʿda
sözü ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın حَقٌّۭ gerçektir ḥaqqun
gerçektir فَيَقُولُ derken o der ki fayaqūlu
derken o der ki مَا değildir mā
değildir هَـٰذَآ bu hādhā
bu إِلَّآ başka bir şey illā
başka bir şey أَسَـٰطِيرُ masallarından asāṭīru
masallarından ٱلْأَوَّلِينَ eskilerin l-awalīna
eskilerin ١٧ (17)
(17)
Annesine babasına: "Of ikinizden; benden önce nice nesiller gelip geçmişken beni tekrar diriltilmemle mi tehdit ediyorsunuz?" diyen kimseye, anne babası Allah'a sığınarak: "Sana yazıklar olsun! İnan; doğrusu Allah'ın sözü gerçektir" dedikleri halde: "Bu, Kuran öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" diye cevap verenler işte onlar kendilerinden önce cinlerden ve insanlardan gelip geçmiş ümmetler içinde, Allah'ın azap vadinin aleyhlerinde gerçekleştiği kimselerdir. Doğrusu onlar hüsranda olanlardır.
46:18
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
ulāika
işte onlar ٱلَّذِينَ kimselerdir alladhīna
kimselerdir حَقَّ hak olan ḥaqqa
hak olan عَلَيْهِمُ kendilerine ʿalayhimu
kendilerine ٱلْقَوْلُ (azab) söz(ü) l-qawlu
(azab) söz(ü) فِىٓ arasında fī
arasında أُمَمٍۢ toplulukları umamin
toplulukları قَدْ gelip geçen qad
gelip geçen خَلَتْ gelip geçen khalat
gelip geçen مِن kendilerinden önce min
kendilerinden önce قَبْلِهِم before them qablihim
before them مِّنَ cin(ler)den mina
cin(ler)den ٱلْجِنِّ (the) jinn l-jini
(the) jinn وَٱلْإِنسِ ۖ ve insan(lardan) wal-insi
ve insan(lardan) إِنَّهُمْ gerçekten onlar innahum
gerçekten onlar كَانُوا۟ ziyana uğrayanlardır kānū
ziyana uğrayanlardır خَـٰسِرِينَ (the) losers khāsirīna
(the) losers ١٨ (18)
(18)
işte onlar ٱلَّذِينَ kimselerdir alladhīna
kimselerdir حَقَّ hak olan ḥaqqa
hak olan عَلَيْهِمُ kendilerine ʿalayhimu
kendilerine ٱلْقَوْلُ (azab) söz(ü) l-qawlu
(azab) söz(ü) فِىٓ arasında fī
arasında أُمَمٍۢ toplulukları umamin
toplulukları قَدْ gelip geçen qad
gelip geçen خَلَتْ gelip geçen khalat
gelip geçen مِن kendilerinden önce min
kendilerinden önce قَبْلِهِم before them qablihim
before them مِّنَ cin(ler)den mina
cin(ler)den ٱلْجِنِّ (the) jinn l-jini
(the) jinn وَٱلْإِنسِ ۖ ve insan(lardan) wal-insi
ve insan(lardan) إِنَّهُمْ gerçekten onlar innahum
gerçekten onlar كَانُوا۟ ziyana uğrayanlardır kānū
ziyana uğrayanlardır خَـٰسِرِينَ (the) losers khāsirīna
(the) losers ١٨ (18)
(18)
Annesine babasına: "Of ikinizden; benden önce nice nesiller gelip geçmişken beni tekrar diriltilmemle mi tehdit ediyorsunuz?" diyen kimseye, anne babası Allah'a sığınarak: "Sana yazıklar olsun! İnan; doğrusu Allah'ın sözü gerçektir" dedikleri halde: "Bu, Kuran öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" diye cevap verenler işte onlar kendilerinden önce cinlerden ve insanlardan gelip geçmiş ümmetler içinde, Allah'ın azap vadinin aleyhlerinde gerçekleştiği kimselerdir. Doğrusu onlar hüsranda olanlardır.
46:19
وَلِكُلٍّۢ
her birinin vardır
walikullin
her birinin vardır دَرَجَـٰتٌۭ dereceleri darajātun
dereceleri مِّمَّا işlerden mimmā
işlerden عَمِلُوا۟ ۖ yaptıkları ʿamilū
yaptıkları وَلِيُوَفِّيَهُمْ ve onlara tam verir waliyuwaffiyahum
ve onlara tam verir أَعْمَـٰلَهُمْ yaptıklarının karşılığını aʿmālahum
yaptıklarının karşılığını وَهُمْ ve onlara wahum
ve onlara لَا asla lā
asla يُظْلَمُونَ haksızlık edilmez yuẓ'lamūna
haksızlık edilmez ١٩ (19)
(19)
her birinin vardır دَرَجَـٰتٌۭ dereceleri darajātun
dereceleri مِّمَّا işlerden mimmā
işlerden عَمِلُوا۟ ۖ yaptıkları ʿamilū
yaptıkları وَلِيُوَفِّيَهُمْ ve onlara tam verir waliyuwaffiyahum
ve onlara tam verir أَعْمَـٰلَهُمْ yaptıklarının karşılığını aʿmālahum
yaptıklarının karşılığını وَهُمْ ve onlara wahum
ve onlara لَا asla lā
asla يُظْلَمُونَ haksızlık edilmez yuẓ'lamūna
haksızlık edilmez ١٩ (19)
(19)
İşlediklerinden ötürü herkesin bir derecesi vardır. Herkese işlediklerinin karşılığı ödenir. Kendilerine haksızlık yapılmaz.
46:20
وَيَوْمَ
ve gün
wayawma
ve gün يُعْرَضُ sunulacakları yuʿ'raḍu
sunulacakları ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler) عَلَى ateşe ʿalā
ateşe ٱلنَّارِ the Fire l-nāri
the Fire أَذْهَبْتُمْ zayi ettiniz adhhabtum
zayi ettiniz طَيِّبَـٰتِكُمْ bütün güzelliklerinizi ṭayyibātikum
bütün güzelliklerinizi فِى hayatınızda fī
hayatınızda حَيَاتِكُمُ your life ḥayātikumu
your life ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya وَٱسْتَمْتَعْتُم ve sefa sürdünüz wa-is'tamtaʿtum
ve sefa sürdünüz بِهَا bunlarla bihā
bunlarla فَٱلْيَوْمَ bugün fal-yawma
bugün تُجْزَوْنَ cezalandırılacaksınız tuj'zawna
cezalandırılacaksınız عَذَابَ bir azab ile ʿadhāba
bir azab ile ٱلْهُونِ alçaltıcı l-hūni
alçaltıcı بِمَا ötürü bimā
ötürü كُنتُمْ büyüklük taslamanızdan kuntum
büyüklük taslamanızdan تَسْتَكْبِرُونَ arrogant tastakbirūna
arrogant فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth بِغَيْرِ haksız yere bighayri
haksız yere ٱلْحَقِّ haksız yere l-ḥaqi
haksız yere وَبِمَا ötürü wabimā
ötürü كُنتُمْ ve yoldan çıkmanızdan kuntum
ve yoldan çıkmanızdan تَفْسُقُونَ defiantly disobedient tafsuqūna
defiantly disobedient ٢٠ (20)
(20)
ve gün يُعْرَضُ sunulacakları yuʿ'raḍu
sunulacakları ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler) عَلَى ateşe ʿalā
ateşe ٱلنَّارِ the Fire l-nāri
the Fire أَذْهَبْتُمْ zayi ettiniz adhhabtum
zayi ettiniz طَيِّبَـٰتِكُمْ bütün güzelliklerinizi ṭayyibātikum
bütün güzelliklerinizi فِى hayatınızda fī
hayatınızda حَيَاتِكُمُ your life ḥayātikumu
your life ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya وَٱسْتَمْتَعْتُم ve sefa sürdünüz wa-is'tamtaʿtum
ve sefa sürdünüz بِهَا bunlarla bihā
bunlarla فَٱلْيَوْمَ bugün fal-yawma
bugün تُجْزَوْنَ cezalandırılacaksınız tuj'zawna
cezalandırılacaksınız عَذَابَ bir azab ile ʿadhāba
bir azab ile ٱلْهُونِ alçaltıcı l-hūni
alçaltıcı بِمَا ötürü bimā
ötürü كُنتُمْ büyüklük taslamanızdan kuntum
büyüklük taslamanızdan تَسْتَكْبِرُونَ arrogant tastakbirūna
arrogant فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth بِغَيْرِ haksız yere bighayri
haksız yere ٱلْحَقِّ haksız yere l-ḥaqi
haksız yere وَبِمَا ötürü wabimā
ötürü كُنتُمْ ve yoldan çıkmanızdan kuntum
ve yoldan çıkmanızdan تَفْسُقُونَ defiantly disobedient tafsuqūna
defiantly disobedient ٢٠ (20)
(20)
İnkar edenler, ateşe sunuldukları gün, onlara: "Dünyadaki hayatınızda sizin için güzel olan her şeyi harcadınız, onların zevkini sürdünüz; ama bugün, yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanızın ve yoldan çıkmanızın karşılığında alçaltıcı bir azap göreceksiniz"
46:21
۞ وَٱذْكُرْ
ve an
wa-udh'kur
ve an أَخَا kardeşini (Hud'u) akhā
kardeşini (Hud'u) عَادٍ Ad'ın ʿādin
Ad'ın إِذْ hani idh
hani أَنذَرَ uyarmıştı andhara
uyarmıştı قَوْمَهُۥ kavmini qawmahu
kavmini بِٱلْأَحْقَافِ Ahkaf'taki bil-aḥqāfi
Ahkaf'taki وَقَدْ gelip geçti waqad
gelip geçti خَلَتِ gelip geçti khalati
gelip geçti ٱلنُّذُرُ nice uyarıcılar l-nudhuru
nice uyarıcılar مِنۢ onun önünden min
onun önünden بَيْنِ before him bayni
before him يَدَيْهِ ve yadayhi
ve وَمِنْ and after him wamin
and after him خَلْفِهِۦٓ ardından khalfihi
ardından أَلَّا kulluk etmeyin allā
kulluk etmeyin تَعْبُدُوٓا۟ you worship taʿbudū
you worship إِلَّا başkasına illā
başkasına ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan إِنِّىٓ elbette ben innī
elbette ben أَخَافُ korkuyorum akhāfu
korkuyorum عَلَيْكُمْ sizin ʿalaykum
sizin عَذَابَ azabına uğramanızdan ʿadhāba
azabına uğramanızdan يَوْمٍ bir günün yawmin
bir günün عَظِيمٍۢ büyük ʿaẓīmin
büyük ٢١ (21)
(21)
ve an أَخَا kardeşini (Hud'u) akhā
kardeşini (Hud'u) عَادٍ Ad'ın ʿādin
Ad'ın إِذْ hani idh
hani أَنذَرَ uyarmıştı andhara
uyarmıştı قَوْمَهُۥ kavmini qawmahu
kavmini بِٱلْأَحْقَافِ Ahkaf'taki bil-aḥqāfi
Ahkaf'taki وَقَدْ gelip geçti waqad
gelip geçti خَلَتِ gelip geçti khalati
gelip geçti ٱلنُّذُرُ nice uyarıcılar l-nudhuru
nice uyarıcılar مِنۢ onun önünden min
onun önünden بَيْنِ before him bayni
before him يَدَيْهِ ve yadayhi
ve وَمِنْ and after him wamin
and after him خَلْفِهِۦٓ ardından khalfihi
ardından أَلَّا kulluk etmeyin allā
kulluk etmeyin تَعْبُدُوٓا۟ you worship taʿbudū
you worship إِلَّا başkasına illā
başkasına ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan إِنِّىٓ elbette ben innī
elbette ben أَخَافُ korkuyorum akhāfu
korkuyorum عَلَيْكُمْ sizin ʿalaykum
sizin عَذَابَ azabına uğramanızdan ʿadhāba
azabına uğramanızdan يَوْمٍ bir günün yawmin
bir günün عَظِيمٍۢ büyük ʿaẓīmin
büyük ٢١ (21)
(21)
Ad milletinin kardeşi Hud'u an; ondan önce ve sonra, "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin" diyen nice uyarıcılar gelip geçmişken, Ahkaf bölgesindeki milletini uyarmış "Doğrusu sizin için, büyük günün azabından korkuyorum" demişti.
46:22
قَالُوٓا۟
dediler ki
qālū
dediler ki أَجِئْتَنَا sen geldin mi? aji'tanā
sen geldin mi? لِتَأْفِكَنَا bizi çevirmek için litafikanā
bizi çevirmek için عَنْ tanrılarımızdan ʿan
tanrılarımızdan ءَالِهَتِنَا our gods ālihatinā
our gods فَأْتِنَا o halde bize getir fatinā
o halde bize getir بِمَا şeyi bimā
şeyi تَعِدُنَآ bizi tehdidettiğin taʿidunā
bizi tehdidettiğin إِن eğer in
eğer كُنتَ isen kunta
isen مِنَ doğrulardan mina
doğrulardan ٱلصَّـٰدِقِينَ the truthful l-ṣādiqīna
the truthful ٢٢ (22)
(22)
dediler ki أَجِئْتَنَا sen geldin mi? aji'tanā
sen geldin mi? لِتَأْفِكَنَا bizi çevirmek için litafikanā
bizi çevirmek için عَنْ tanrılarımızdan ʿan
tanrılarımızdan ءَالِهَتِنَا our gods ālihatinā
our gods فَأْتِنَا o halde bize getir fatinā
o halde bize getir بِمَا şeyi bimā
şeyi تَعِدُنَآ bizi tehdidettiğin taʿidunā
bizi tehdidettiğin إِن eğer in
eğer كُنتَ isen kunta
isen مِنَ doğrulardan mina
doğrulardan ٱلصَّـٰدِقِينَ the truthful l-ṣādiqīna
the truthful ٢٢ (22)
(22)
"Bize, bizi tanrılarımızdan alıkoymak için mi geldin? Doğru sözlülerden isen, bizi tehdit ettiğin şeyi başımıza getir" dediler.
46:23
قَالَ
dedi
qāla
dedi إِنَّمَا sadece innamā
sadece ٱلْعِلْمُ bilgi l-ʿil'mu
bilgi عِندَ katındadır ʿinda
katındadır ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah وَأُبَلِّغُكُم ve ben size tebliğ ediyorum wa-uballighukum
ve ben size tebliğ ediyorum مَّآ şeyi (mesajı) mā
şeyi (mesajı) أُرْسِلْتُ gönderildiğim ur'sil'tu
gönderildiğim بِهِۦ onunla bihi
onunla وَلَـٰكِنِّىٓ fakat ben walākinnī
fakat ben أَرَىٰكُمْ sizi görüyorum arākum
sizi görüyorum قَوْمًۭا bir kavim qawman
bir kavim تَجْهَلُونَ cahillik eden tajhalūna
cahillik eden ٢٣ (23)
(23)
dedi إِنَّمَا sadece innamā
sadece ٱلْعِلْمُ bilgi l-ʿil'mu
bilgi عِندَ katındadır ʿinda
katındadır ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah وَأُبَلِّغُكُم ve ben size tebliğ ediyorum wa-uballighukum
ve ben size tebliğ ediyorum مَّآ şeyi (mesajı) mā
şeyi (mesajı) أُرْسِلْتُ gönderildiğim ur'sil'tu
gönderildiğim بِهِۦ onunla bihi
onunla وَلَـٰكِنِّىٓ fakat ben walākinnī
fakat ben أَرَىٰكُمْ sizi görüyorum arākum
sizi görüyorum قَوْمًۭا bir kavim qawman
bir kavim تَجْهَلُونَ cahillik eden tajhalūna
cahillik eden ٢٣ (23)
(23)
"Doğrusu bunun ne zaman geleceğini Allah bilir; ben size benimle gönderileni tebliğ ediyorum; fakat sizin cahil bir millet olduğunuzu görüyorum." dedi.
46:24
فَلَمَّا
nihayet
falammā
nihayet رَأَوْهُ onu görünce ra-awhu
onu görünce عَارِضًۭا geniş bir bulut halinde ʿāriḍan
geniş bir bulut halinde مُّسْتَقْبِلَ yönelerek geldiğini mus'taqbila
yönelerek geldiğini أَوْدِيَتِهِمْ vadilerine awdiyatihim
vadilerine قَالُوا۟ dediler qālū
dediler هَـٰذَا bu hādhā
bu عَارِضٌۭ bir buluttur ʿāriḍun
bir buluttur مُّمْطِرُنَا ۚ bize yağmur yağdıracak mum'ṭirunā
bize yağmur yağdıracak بَلْ hayır bal
hayır هُوَ o huwa
o مَا şey mā
şey ٱسْتَعْجَلْتُم sizin acele gelmesini istediğinizdir is'taʿjaltum
sizin acele gelmesini istediğinizdir بِهِۦ ۖ onun bihi
onun رِيحٌۭ bir rüzgardır rīḥun
bir rüzgardır فِيهَا içinde bulunan fīhā
içinde bulunan عَذَابٌ azab ʿadhābun
azab أَلِيمٌۭ acıklı alīmun
acıklı ٢٤ (24)
(24)
nihayet رَأَوْهُ onu görünce ra-awhu
onu görünce عَارِضًۭا geniş bir bulut halinde ʿāriḍan
geniş bir bulut halinde مُّسْتَقْبِلَ yönelerek geldiğini mus'taqbila
yönelerek geldiğini أَوْدِيَتِهِمْ vadilerine awdiyatihim
vadilerine قَالُوا۟ dediler qālū
dediler هَـٰذَا bu hādhā
bu عَارِضٌۭ bir buluttur ʿāriḍun
bir buluttur مُّمْطِرُنَا ۚ bize yağmur yağdıracak mum'ṭirunā
bize yağmur yağdıracak بَلْ hayır bal
hayır هُوَ o huwa
o مَا şey mā
şey ٱسْتَعْجَلْتُم sizin acele gelmesini istediğinizdir is'taʿjaltum
sizin acele gelmesini istediğinizdir بِهِۦ ۖ onun bihi
onun رِيحٌۭ bir rüzgardır rīḥun
bir rüzgardır فِيهَا içinde bulunan fīhā
içinde bulunan عَذَابٌ azab ʿadhābun
azab أَلِيمٌۭ acıklı alīmun
acıklı ٢٤ (24)
(24)
O azabın, yayılarak vadilerine doğru yöneldiğini gördüklerinde: "Bu yaygın bulut bize yağmur yağdıracaktır" dediler. Hud: "Hayır, o, acele beklediğiniz şeydir; can yakıcı azap veren bir rüzgardır; Rabbinin buyruğu ile her şeyi yok eder" dedi. Bunun üzerine evlerinin harabelerinden başka bir şey görünmez oldu. Biz, suçlu milleti işte böyle cezalandırırız.
46:25
تُدَمِّرُ
yıkar mahveder
tudammiru
yıkar mahveder كُلَّ her kulla
her شَىْءٍۭ şeyi shayin
şeyi بِأَمْرِ emriyle bi-amri
emriyle رَبِّهَا Rabbinin rabbihā
Rabbinin فَأَصْبَحُوا۟ onlar o hale geldiler ki fa-aṣbaḥū
onlar o hale geldiler ki لَا görülmez oldu lā
görülmez oldu يُرَىٰٓ is seen yurā
is seen إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey مَسَـٰكِنُهُمْ ۚ konutlarından masākinuhum
konutlarından كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle نَجْزِى biz cezalandırırız najzī
biz cezalandırırız ٱلْقَوْمَ toplumu l-qawma
toplumu ٱلْمُجْرِمِينَ suç işleyen l-muj'rimīna
suç işleyen ٢٥ (25)
(25)
yıkar mahveder كُلَّ her kulla
her شَىْءٍۭ şeyi shayin
şeyi بِأَمْرِ emriyle bi-amri
emriyle رَبِّهَا Rabbinin rabbihā
Rabbinin فَأَصْبَحُوا۟ onlar o hale geldiler ki fa-aṣbaḥū
onlar o hale geldiler ki لَا görülmez oldu lā
görülmez oldu يُرَىٰٓ is seen yurā
is seen إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey مَسَـٰكِنُهُمْ ۚ konutlarından masākinuhum
konutlarından كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle نَجْزِى biz cezalandırırız najzī
biz cezalandırırız ٱلْقَوْمَ toplumu l-qawma
toplumu ٱلْمُجْرِمِينَ suç işleyen l-muj'rimīna
suç işleyen ٢٥ (25)
(25)
O azabın, yayılarak vadilerine doğru yöneldiğini gördüklerinde: "Bu yaygın bulut bize yağmur yağdıracaktır" dediler. Hud: "Hayır, o, acele beklediğiniz şeydir; can yakıcı azap veren bir rüzgardır; Rabbinin buyruğu ile her şeyi yok eder" dedi. Bunun üzerine evlerinin harabelerinden başka bir şey görünmez oldu. Biz, suçlu milleti işte böyle cezalandırırız.
46:26
وَلَقَدْ
ve andolsun
walaqad
ve andolsun مَكَّنَّـٰهُمْ onlara imkan vermiştik makkannāhum
onlara imkan vermiştik فِيمَآ şeyi fīmā
şeyi إِن size vermediğimiz in
size vermediğimiz مَّكَّنَّـٰكُمْ We have established you makkannākum
We have established you فِيهِ onu fīhi
onu وَجَعَلْنَا ve yaratmıştık wajaʿalnā
ve yaratmıştık لَهُمْ onlara lahum
onlara سَمْعًۭا kulaklar samʿan
kulaklar وَأَبْصَـٰرًۭا ve gözler wa-abṣāran
ve gözler وَأَفْـِٔدَةًۭ ve gönüller wa-afidatan
ve gönüller فَمَآ fakat famā
fakat أَغْنَىٰ sağlamadı aghnā
sağlamadı عَنْهُمْ kendilerine ʿanhum
kendilerine سَمْعُهُمْ kulakları samʿuhum
kulakları وَلَآ ne de walā
ne de أَبْصَـٰرُهُمْ gözleri abṣāruhum
gözleri وَلَآ ne de walā
ne de أَفْـِٔدَتُهُم gönülleri afidatuhum
gönülleri مِّن bir min
bir شَىْءٍ şey (yarar) shayin
şey (yarar) إِذْ zira idh
zira كَانُوا۟ bile bile inkar ediyorlardı kānū
bile bile inkar ediyorlardı يَجْحَدُونَ rejecting yajḥadūna
rejecting بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini biāyāti
ayetlerini ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın وَحَاقَ ve kuşatıverdi waḥāqa
ve kuşatıverdi بِهِم kendilerini bihim
kendilerini مَّا şey mā
şey كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları بِهِۦ onunla bihi
onunla يَسْتَهْزِءُونَ alay edip duruyor(lar) yastahziūna
alay edip duruyor(lar) ٢٦ (26)
(26)
ve andolsun مَكَّنَّـٰهُمْ onlara imkan vermiştik makkannāhum
onlara imkan vermiştik فِيمَآ şeyi fīmā
şeyi إِن size vermediğimiz in
size vermediğimiz مَّكَّنَّـٰكُمْ We have established you makkannākum
We have established you فِيهِ onu fīhi
onu وَجَعَلْنَا ve yaratmıştık wajaʿalnā
ve yaratmıştık لَهُمْ onlara lahum
onlara سَمْعًۭا kulaklar samʿan
kulaklar وَأَبْصَـٰرًۭا ve gözler wa-abṣāran
ve gözler وَأَفْـِٔدَةًۭ ve gönüller wa-afidatan
ve gönüller فَمَآ fakat famā
fakat أَغْنَىٰ sağlamadı aghnā
sağlamadı عَنْهُمْ kendilerine ʿanhum
kendilerine سَمْعُهُمْ kulakları samʿuhum
kulakları وَلَآ ne de walā
ne de أَبْصَـٰرُهُمْ gözleri abṣāruhum
gözleri وَلَآ ne de walā
ne de أَفْـِٔدَتُهُم gönülleri afidatuhum
gönülleri مِّن bir min
bir شَىْءٍ şey (yarar) shayin
şey (yarar) إِذْ zira idh
zira كَانُوا۟ bile bile inkar ediyorlardı kānū
bile bile inkar ediyorlardı يَجْحَدُونَ rejecting yajḥadūna
rejecting بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini biāyāti
ayetlerini ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın وَحَاقَ ve kuşatıverdi waḥāqa
ve kuşatıverdi بِهِم kendilerini bihim
kendilerini مَّا şey mā
şey كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları بِهِۦ onunla bihi
onunla يَسْتَهْزِءُونَ alay edip duruyor(lar) yastahziūna
alay edip duruyor(lar) ٢٦ (26)
(26)
And olsun ki onlara, size vermediğimiz servet ve imkanı vermiştik. Onlara kulaklar, gözler ve kalbler vermiştik; ama kulakları, gözleri ve kalbleri onlara bir fayda sağlamadı, zira, Allah'ın ayetlerini bile bile inkar ediyorlardı, alaya aldıkları şeyler onları kuşatıp yokediverdi.
46:27
وَلَقَدْ
ave ndolsun
walaqad
ave ndolsun أَهْلَكْنَا biz yok ettik ahlaknā
biz yok ettik مَا çevrenizdeki mā
çevrenizdeki حَوْلَكُم surrounds you ḥawlakum
surrounds you مِّنَ kentleri mina
kentleri ٱلْقُرَىٰ the towns l-qurā
the towns وَصَرَّفْنَا ve tekrar tekrar açıkladık waṣarrafnā
ve tekrar tekrar açıkladık ٱلْـَٔايَـٰتِ ayetleri l-āyāti
ayetleri لَعَلَّهُمْ belki de laʿallahum
belki de يَرْجِعُونَ (küfürlerinden) dönerler yarjiʿūna
(küfürlerinden) dönerler ٢٧ (27)
(27)
ave ndolsun أَهْلَكْنَا biz yok ettik ahlaknā
biz yok ettik مَا çevrenizdeki mā
çevrenizdeki حَوْلَكُم surrounds you ḥawlakum
surrounds you مِّنَ kentleri mina
kentleri ٱلْقُرَىٰ the towns l-qurā
the towns وَصَرَّفْنَا ve tekrar tekrar açıkladık waṣarrafnā
ve tekrar tekrar açıkladık ٱلْـَٔايَـٰتِ ayetleri l-āyāti
ayetleri لَعَلَّهُمْ belki de laʿallahum
belki de يَرْجِعُونَ (küfürlerinden) dönerler yarjiʿūna
(küfürlerinden) dönerler ٢٧ (27)
(27)
And olsun ki, çevrenizde bulunan birçok kentleri yok etmişizdir. Belki doğru yola dönerler diye ayetleri türlü türlü anlatmışızdır.
46:28
فَلَوْلَا
olmaz mıydı?
falawlā
olmaz mıydı? نَصَرَهُمُ kendilerine yardım etselerdi naṣarahumu
kendilerine yardım etselerdi ٱلَّذِينَ şeyler alladhīna
şeyler ٱتَّخَذُوا۟ edindikleri ittakhadhū
edindikleri مِن başka-tan min
başka-tan دُونِ başka dūni
başka ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah قُرْبَانًا yakınlık sağlamak için qur'bānan
yakınlık sağlamak için ءَالِهَةًۢ ۖ tanrı ālihatan
tanrı بَلْ hayır bal
hayır ضَلُّوا۟ kaybolup gittiler ḍallū
kaybolup gittiler عَنْهُمْ ۚ onlardan ʿanhum
onlardan وَذَٰلِكَ işte budur wadhālika
işte budur إِفْكُهُمْ onların yalanları if'kuhum
onların yalanları وَمَا ve şeyler wamā
ve şeyler كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları يَفْتَرُونَ uydurmuş yaftarūna
uydurmuş ٢٨ (28)
(28)
olmaz mıydı? نَصَرَهُمُ kendilerine yardım etselerdi naṣarahumu
kendilerine yardım etselerdi ٱلَّذِينَ şeyler alladhīna
şeyler ٱتَّخَذُوا۟ edindikleri ittakhadhū
edindikleri مِن başka-tan min
başka-tan دُونِ başka dūni
başka ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah قُرْبَانًا yakınlık sağlamak için qur'bānan
yakınlık sağlamak için ءَالِهَةًۢ ۖ tanrı ālihatan
tanrı بَلْ hayır bal
hayır ضَلُّوا۟ kaybolup gittiler ḍallū
kaybolup gittiler عَنْهُمْ ۚ onlardan ʿanhum
onlardan وَذَٰلِكَ işte budur wadhālika
işte budur إِفْكُهُمْ onların yalanları if'kuhum
onların yalanları وَمَا ve şeyler wamā
ve şeyler كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları يَفْتَرُونَ uydurmuş yaftarūna
uydurmuş ٢٨ (28)
(28)
O zamanlar, Allah'ı bırakıp da O'na yakınlık peyda etmek için edindikleri tanrılar kendilerine yardım etmeli değil miydi? Ama tanrıları onlardan uzaklaştılar. Bu, onların yalanı ve uydurup durdukları şeydir.
46:29
وَإِذْ
bir zaman
wa-idh
bir zaman صَرَفْنَآ yöneltmiştik ṣarafnā
yöneltmiştik إِلَيْكَ sana ilayka
sana نَفَرًۭا bir topluluğu nafaran
bir topluluğu مِّنَ cinlerden mina
cinlerden ٱلْجِنِّ the jinn l-jini
the jinn يَسْتَمِعُونَ dinlemek üzere yastamiʿūna
dinlemek üzere ٱلْقُرْءَانَ Kur'an l-qur'āna
Kur'an فَلَمَّا zaman falammā
zaman حَضَرُوهُ ona geldikleri ḥaḍarūhu
ona geldikleri قَالُوٓا۟ dediler qālū
dediler أَنصِتُوا۟ ۖ susun (dinleyin) anṣitū
susun (dinleyin) فَلَمَّا zaman da falammā
zaman da قُضِىَ bitirildiği quḍiya
bitirildiği وَلَّوْا۟ döndüler wallaw
döndüler إِلَىٰ kavimlerine ilā
kavimlerine قَوْمِهِم their people qawmihim
their people مُّنذِرِينَ uyarıcılar olarak mundhirīna
uyarıcılar olarak ٢٩ (29)
(29)
bir zaman صَرَفْنَآ yöneltmiştik ṣarafnā
yöneltmiştik إِلَيْكَ sana ilayka
sana نَفَرًۭا bir topluluğu nafaran
bir topluluğu مِّنَ cinlerden mina
cinlerden ٱلْجِنِّ the jinn l-jini
the jinn يَسْتَمِعُونَ dinlemek üzere yastamiʿūna
dinlemek üzere ٱلْقُرْءَانَ Kur'an l-qur'āna
Kur'an فَلَمَّا zaman falammā
zaman حَضَرُوهُ ona geldikleri ḥaḍarūhu
ona geldikleri قَالُوٓا۟ dediler qālū
dediler أَنصِتُوا۟ ۖ susun (dinleyin) anṣitū
susun (dinleyin) فَلَمَّا zaman da falammā
zaman da قُضِىَ bitirildiği quḍiya
bitirildiği وَلَّوْا۟ döndüler wallaw
döndüler إِلَىٰ kavimlerine ilā
kavimlerine قَوْمِهِم their people qawmihim
their people مُّنذِرِينَ uyarıcılar olarak mundhirīna
uyarıcılar olarak ٢٩ (29)
(29)
Kuran'ı dinleyecek cinlerden bir takımını sana yöneltmiştik. Onlar Kuran'ı dinlemeğe hazır olunca birbirlerine: "Susun" dediler. Kuran'ın okunması bitince, her biri birer uyarıcı olarak milletlerine döndüler.
46:30
قَالُوا۟
dediler
qālū
dediler يَـٰقَوْمَنَآ ey kavmimiz yāqawmanā
ey kavmimiz إِنَّا elbette biz innā
elbette biz سَمِعْنَا dinledik samiʿ'nā
dinledik كِتَـٰبًا bir Kitap kitāban
bir Kitap أُنزِلَ indirilen unzila
indirilen مِنۢ sonra min
sonra بَعْدِ after baʿdi
after مُوسَىٰ Musa'dan mūsā
Musa'dan مُصَدِّقًۭا doğrulayan muṣaddiqan
doğrulayan لِّمَا kendinden öncekini limā
kendinden öncekini بَيْنَ (was) before it bayna
(was) before it يَدَيْهِ kendinden öncekini yadayhi
kendinden öncekini يَهْدِىٓ götüren yahdī
götüren إِلَى gerçeğe ilā
gerçeğe ٱلْحَقِّ the truth l-ḥaqi
the truth وَإِلَىٰ ve wa-ilā
ve طَرِيقٍۢ yola ṭarīqin
yola مُّسْتَقِيمٍۢ doğru mus'taqīmin
doğru ٣٠ (30)
(30)
dediler يَـٰقَوْمَنَآ ey kavmimiz yāqawmanā
ey kavmimiz إِنَّا elbette biz innā
elbette biz سَمِعْنَا dinledik samiʿ'nā
dinledik كِتَـٰبًا bir Kitap kitāban
bir Kitap أُنزِلَ indirilen unzila
indirilen مِنۢ sonra min
sonra بَعْدِ after baʿdi
after مُوسَىٰ Musa'dan mūsā
Musa'dan مُصَدِّقًۭا doğrulayan muṣaddiqan
doğrulayan لِّمَا kendinden öncekini limā
kendinden öncekini بَيْنَ (was) before it bayna
(was) before it يَدَيْهِ kendinden öncekini yadayhi
kendinden öncekini يَهْدِىٓ götüren yahdī
götüren إِلَى gerçeğe ilā
gerçeğe ٱلْحَقِّ the truth l-ḥaqi
the truth وَإِلَىٰ ve wa-ilā
ve طَرِيقٍۢ yola ṭarīqin
yola مُّسْتَقِيمٍۢ doğru mus'taqīmin
doğru ٣٠ (30)
(30)
Şöyle dediler: "Ey milletimiz! Doğrusu biz, Musa'dan sonra indirilen, kendinden öncekileri doğrulayan, gerçeği ve doğru yolu gösteren bir kitap dinledik."
46:31
يَـٰقَوْمَنَآ
ey kavmimiz
yāqawmanā
ey kavmimiz أَجِيبُوا۟ uyun ajībū
uyun دَاعِىَ da'vetçisine dāʿiya
da'vetçisine ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın وَءَامِنُوا۟ ve inanın waāminū
ve inanın بِهِۦ O'na bihi
O'na يَغْفِرْ bağışlasın yaghfir
bağışlasın لَكُم sizi lakum
sizi مِّن günahlarınızdan bir kısmını min
günahlarınızdan bir kısmını ذُنُوبِكُمْ your sins dhunūbikum
your sins وَيُجِرْكُم ve sizi korusun wayujir'kum
ve sizi korusun مِّنْ azabdan min
azabdan عَذَابٍ a punishment ʿadhābin
a punishment أَلِيمٍۢ acıklı alīmin
acıklı ٣١ (31)
(31)
ey kavmimiz أَجِيبُوا۟ uyun ajībū
uyun دَاعِىَ da'vetçisine dāʿiya
da'vetçisine ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın وَءَامِنُوا۟ ve inanın waāminū
ve inanın بِهِۦ O'na bihi
O'na يَغْفِرْ bağışlasın yaghfir
bağışlasın لَكُم sizi lakum
sizi مِّن günahlarınızdan bir kısmını min
günahlarınızdan bir kısmını ذُنُوبِكُمْ your sins dhunūbikum
your sins وَيُجِرْكُم ve sizi korusun wayujir'kum
ve sizi korusun مِّنْ azabdan min
azabdan عَذَابٍ a punishment ʿadhābin
a punishment أَلِيمٍۢ acıklı alīmin
acıklı ٣١ (31)
(31)
"Ey milletimiz! Allah'a çağırana (Muhammed'e) uyun ve O'na inanın da Allah da sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi can yakıcı azabdan korusun."
46:32
وَمَن
ve kim
waman
ve kim لَّا uymazsa lā
uymazsa يُجِبْ respond yujib
respond دَاعِىَ da'vetçisine dāʿiya
da'vetçisine ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın فَلَيْسَ değildir falaysa
değildir بِمُعْجِزٍۢ aciz bırakacak bimuʿ'jizin
aciz bırakacak فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth وَلَيْسَ ve olmaz walaysa
ve olmaz لَهُۥ kendisinin lahu
kendisinin مِن O'ndan başka min
O'ndan başka دُونِهِۦٓ besides Him dūnihi
besides Him أَوْلِيَآءُ ۚ velileri awliyāu
velileri أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar ulāika
onlar فِى içindedirler fī
içindedirler ضَلَـٰلٍۢ bir sapıklık ḍalālin
bir sapıklık مُّبِينٍ apaçık mubīnin
apaçık ٣٢ (32)
(32)
ve kim لَّا uymazsa lā
uymazsa يُجِبْ respond yujib
respond دَاعِىَ da'vetçisine dāʿiya
da'vetçisine ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın فَلَيْسَ değildir falaysa
değildir بِمُعْجِزٍۢ aciz bırakacak bimuʿ'jizin
aciz bırakacak فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth وَلَيْسَ ve olmaz walaysa
ve olmaz لَهُۥ kendisinin lahu
kendisinin مِن O'ndan başka min
O'ndan başka دُونِهِۦٓ besides Him dūnihi
besides Him أَوْلِيَآءُ ۚ velileri awliyāu
velileri أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar ulāika
onlar فِى içindedirler fī
içindedirler ضَلَـٰلٍۢ bir sapıklık ḍalālin
bir sapıklık مُّبِينٍ apaçık mubīnin
apaçık ٣٢ (32)
(32)
Allah'a çağırana uymayan kimse bilsin ki, Allah'ı yeryüzünde aciz bırakamaz; onların O'ndan başka dostları da bulunmaz; işte onlar apaçık sapıklıktadırlar.
46:33
أَوَلَمْ
görmediler mi?
awalam
görmediler mi? يَرَوْا۟ they see yaraw
they see أَنَّ gerçekten anna
gerçekten ٱللَّهَ Allah'ın l-laha
Allah'ın ٱلَّذِى yaratan alladhī
yaratan خَلَقَ created khalaqa
created ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri وَلَمْ ve walam
ve يَعْىَ yorulmayan yaʿya
yorulmayan بِخَلْقِهِنَّ bunları yaratmakla bikhalqihinna
bunları yaratmakla بِقَـٰدِرٍ kadir olduğunu biqādirin
kadir olduğunu عَلَىٰٓ diriltmeğe ʿalā
diriltmeğe أَن to give life an
to give life يُحْـِۧىَ to give life yuḥ'yiya
to give life ٱلْمَوْتَىٰ ۚ ölüleri l-mawtā
ölüleri بَلَىٰٓ evet balā
evet إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine كُلِّ her kulli
her شَىْءٍۢ şey shayin
şey قَدِيرٌۭ kadirdir qadīrun
kadirdir ٣٣ (33)
(33)
görmediler mi? يَرَوْا۟ they see yaraw
they see أَنَّ gerçekten anna
gerçekten ٱللَّهَ Allah'ın l-laha
Allah'ın ٱلَّذِى yaratan alladhī
yaratan خَلَقَ created khalaqa
created ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri وَلَمْ ve walam
ve يَعْىَ yorulmayan yaʿya
yorulmayan بِخَلْقِهِنَّ bunları yaratmakla bikhalqihinna
bunları yaratmakla بِقَـٰدِرٍ kadir olduğunu biqādirin
kadir olduğunu عَلَىٰٓ diriltmeğe ʿalā
diriltmeğe أَن to give life an
to give life يُحْـِۧىَ to give life yuḥ'yiya
to give life ٱلْمَوْتَىٰ ۚ ölüleri l-mawtā
ölüleri بَلَىٰٓ evet balā
evet إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine كُلِّ her kulli
her شَىْءٍۢ şey shayin
şey قَدِيرٌۭ kadirdir qadīrun
kadirdir ٣٣ (33)
(33)
Gökleri, yeri yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan Allah'ın, ölüleri diriltmeye de kadir olduğunu görmezler mi? Evet; O her şeye Kadir'dir.
46:34
وَيَوْمَ
ve gün
wayawma
ve gün يُعْرَضُ sunulacakları yuʿ'raḍu
sunulacakları ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler) عَلَى karşı ʿalā
karşı ٱلنَّارِ ateşe l-nāri
ateşe أَلَيْسَ değil miymiş? alaysa
değil miymiş? هَـٰذَا bu hādhā
bu بِٱلْحَقِّ ۖ gerçek bil-ḥaqi
gerçek قَالُوا۟ derler qālū
derler بَلَىٰ evet balā
evet وَرَبِّنَا ۚ Rabbimiz hakkı için warabbinā
Rabbimiz hakkı için قَالَ der qāla
der فَذُوقُوا۟ öyleyse tadın fadhūqū
öyleyse tadın ٱلْعَذَابَ azabı l-ʿadhāba
azabı بِمَا dolayı bimā
dolayı كُنتُمْ olmanızdan kuntum
olmanızdan تَكْفُرُونَ inkar ediyor(lar) takfurūna
inkar ediyor(lar) ٣٤ (34)
(34)
ve gün يُعْرَضُ sunulacakları yuʿ'raḍu
sunulacakları ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler) عَلَى karşı ʿalā
karşı ٱلنَّارِ ateşe l-nāri
ateşe أَلَيْسَ değil miymiş? alaysa
değil miymiş? هَـٰذَا bu hādhā
bu بِٱلْحَقِّ ۖ gerçek bil-ḥaqi
gerçek قَالُوا۟ derler qālū
derler بَلَىٰ evet balā
evet وَرَبِّنَا ۚ Rabbimiz hakkı için warabbinā
Rabbimiz hakkı için قَالَ der qāla
der فَذُوقُوا۟ öyleyse tadın fadhūqū
öyleyse tadın ٱلْعَذَابَ azabı l-ʿadhāba
azabı بِمَا dolayı bimā
dolayı كُنتُمْ olmanızdan kuntum
olmanızdan تَكْفُرُونَ inkar ediyor(lar) takfurūna
inkar ediyor(lar) ٣٤ (34)
(34)
İnkar edenler, ateşe sunuldukları gün onlara: "Bu, gerçek değil miydi?" denir, onlar: "Rabbimize and olsun ki evet gerçekti" derler. Allah: "İnkar etmenizden ötürü azabı tadın" der.
46:35
فَٱصْبِرْ
o halde sabret
fa-iṣ'bir
o halde sabret كَمَا gibi kamā
gibi صَبَرَ sabrettikleri ṣabara
sabrettikleri أُو۟لُوا۟ sahibi ulū
sahibi ٱلْعَزْمِ azim (ve irade) l-ʿazmi
azim (ve irade) مِنَ elçilerin mina
elçilerin ٱلرُّسُلِ the Messengers l-rusuli
the Messengers وَلَا ve asla walā
ve asla تَسْتَعْجِل acele etme tastaʿjil
acele etme لَّهُمْ ۚ onlar için lahum
onlar için كَأَنَّهُمْ onlar gibi olurlar ka-annahum
onlar gibi olurlar يَوْمَ gün yawma
gün يَرَوْنَ gördükleri yarawna
gördükleri مَا şeyi (azabı) mā
şeyi (azabı) يُوعَدُونَ tehdit edildikleri yūʿadūna
tehdit edildikleri لَمْ (sanki) yaşamamışlar lam
(sanki) yaşamamışlar يَلْبَثُوٓا۟ remained yalbathū
remained إِلَّا dışında illā
dışında سَاعَةًۭ bir sa'at sāʿatan
bir sa'at مِّن gündüzden min
gündüzden نَّهَارٍۭ ۚ a day nahārin
a day بَلَـٰغٌۭ ۚ (bu) bir duyurudur balāghun
(bu) bir duyurudur فَهَلْ helak mı edilecektir? fahal
helak mı edilecektir? يُهْلَكُ (any) be destroyed yuh'laku
(any) be destroyed إِلَّا başkası illā
başkası ٱلْقَوْمُ topluluktan l-qawmu
topluluktan ٱلْفَـٰسِقُونَ yoldan çıkmış l-fāsiqūna
yoldan çıkmış ٣٥ (35)
(35)
o halde sabret كَمَا gibi kamā
gibi صَبَرَ sabrettikleri ṣabara
sabrettikleri أُو۟لُوا۟ sahibi ulū
sahibi ٱلْعَزْمِ azim (ve irade) l-ʿazmi
azim (ve irade) مِنَ elçilerin mina
elçilerin ٱلرُّسُلِ the Messengers l-rusuli
the Messengers وَلَا ve asla walā
ve asla تَسْتَعْجِل acele etme tastaʿjil
acele etme لَّهُمْ ۚ onlar için lahum
onlar için كَأَنَّهُمْ onlar gibi olurlar ka-annahum
onlar gibi olurlar يَوْمَ gün yawma
gün يَرَوْنَ gördükleri yarawna
gördükleri مَا şeyi (azabı) mā
şeyi (azabı) يُوعَدُونَ tehdit edildikleri yūʿadūna
tehdit edildikleri لَمْ (sanki) yaşamamışlar lam
(sanki) yaşamamışlar يَلْبَثُوٓا۟ remained yalbathū
remained إِلَّا dışında illā
dışında سَاعَةًۭ bir sa'at sāʿatan
bir sa'at مِّن gündüzden min
gündüzden نَّهَارٍۭ ۚ a day nahārin
a day بَلَـٰغٌۭ ۚ (bu) bir duyurudur balāghun
(bu) bir duyurudur فَهَلْ helak mı edilecektir? fahal
helak mı edilecektir? يُهْلَكُ (any) be destroyed yuh'laku
(any) be destroyed إِلَّا başkası illā
başkası ٱلْقَوْمُ topluluktan l-qawmu
topluluktan ٱلْفَـٰسِقُونَ yoldan çıkmış l-fāsiqūna
yoldan çıkmış ٣٥ (35)
(35)
Peygamberlerden azim sahibi olanların sabrettiği gibi sen de sabret; inkarcılar için acele etme; onlar, kendilerine söz verileni gördükleri gün dünyada sadece gündüzün bir müddeti eğlendiklerini sanırlar. Bu bir bildiridir; yoldan çıkmış olanlardan başkası mı yok edilir?