6

En'am

Mekki 165 Ayet Cüz 7
الأنعام
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
6:1
ٱلْحَمْدُ hamdolsun al-ḥamdu
hamdolsun
لِلَّهِ o Allah'a lillahi
o Allah'a
ٱلَّذِى ki alladhī
ki
خَلَقَ yarattı khalaqa
yarattı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri
وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri
وَجَعَلَ ve var etti wajaʿala
ve var etti
ٱلظُّلُمَـٰتِ karanlıkları l-ẓulumāti
karanlıkları
وَٱلنُّورَ ۖ ve aydınlığı wal-nūra
ve aydınlığı
ثُمَّ yine de thumma
yine de
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
بِرَبِّهِمْ Rablerine birabbihim
Rablerine
يَعْدِلُونَ eşler tutuyorlar yaʿdilūna
eşler tutuyorlar
١ (1)
(1)
Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı vareden Allah'a mahsustur. Öyle iken, inkar edenler Rablerine başkalarını eşit tutuyorlar.
6:2
هُوَ O huwa
O
ٱلَّذِى ki alladhī
ki
خَلَقَكُم sizi yaratıp khalaqakum
sizi yaratıp
مِّن çamurdan min
çamurdan
طِينٍۢ clay ṭīnin
clay
ثُمَّ sonra thumma
sonra
قَضَىٰٓ koymuştur qaḍā
koymuştur
أَجَلًۭا ۖ bir süre ajalan
bir süre
وَأَجَلٌۭ ve bir süre wa-ajalun
ve bir süre
مُّسَمًّى belirli musamman
belirli
عِندَهُۥ ۖ kendi katından ʿindahu
kendi katından
ثُمَّ böyle iken thumma
böyle iken
أَنتُمْ siz hala antum
siz hala
تَمْتَرُونَ kuşkulanıyorsunuz tamtarūna
kuşkulanıyorsunuz
٢ (2)
(2)
O, sizi çamurdan yaratan, sonra size bir ecel tayin edendir. Belirli bir ecel O'nun katındadır; sonra bir de şüphe edersiniz.
6:3
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
ٱللَّهُ (tek) Allah'tır l-lahu
(tek) Allah'tır
فِى göklerde de
göklerde de
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَفِى ve wafī
ve
ٱلْأَرْضِ ۖ yerde l-arḍi
yerde
يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir
سِرَّكُمْ sizin gizlinizi sirrakum
sizin gizlinizi
وَجَهْرَكُمْ ve açığınızı wajahrakum
ve açığınızı
وَيَعْلَمُ ve bilir wayaʿlamu
ve bilir
مَا ne
ne
تَكْسِبُونَ kazandığınızı taksibūna
kazandığınızı
٣ (3)
(3)
O, göklerin ve yerin Allah'ı, içinizi dışınızı bilir, kazandıklarınızı da bilir.
6:4
وَمَا onlara gelmez wamā
onlara gelmez
تَأْتِيهِم comes to them tatīhim
comes to them
مِّنْ hiçbir min
hiçbir
ءَايَةٍۢ ayet āyatin
ayet
مِّنْ ayetlerinden min
ayetlerinden
ءَايَـٰتِ (the) Signs āyāti
(the) Signs
رَبِّهِمْ Rablerinin rabbihim
Rablerinin
إِلَّا asla illā
asla
كَانُوا۟ olmasınlar kānū
olmasınlar
عَنْهَا ondan ʿanhā
ondan
مُعْرِضِينَ yüz çeviriyor muʿ'riḍīna
yüz çeviriyor
٤ (4)
(4)
Onlara Rablerinin ayetlerinden bir ayet geldikçe ondan yüz çevirirlerdi.
6:5
فَقَدْ işte elbette faqad
işte elbette
كَذَّبُوا۟ yalanladılar kadhabū
yalanladılar
بِٱلْحَقِّ hakkı bil-ḥaqi
hakkı
لَمَّا ne zaman ki lammā
ne zaman ki
جَآءَهُمْ ۖ kendilerine geldi jāahum
kendilerine geldi
فَسَوْفَ fakat yakında fasawfa
fakat yakında
يَأْتِيهِمْ kendilerine gelecektir yatīhim
kendilerine gelecektir
أَنۢبَـٰٓؤُا۟ haberleri anbāu
haberleri
مَا şeyin
şeyin
كَانُوا۟ onunla kānū
onunla
بِهِۦ [at it] bihi
[at it]
يَسْتَهْزِءُونَ alay ettikleri yastahziūna
alay ettikleri
٥ (5)
(5)
Gerçek kendilerine gelince onu yalanladılar. Alaya aldıkları şeyin haberleri kendilerine gelecektir.
6:6
أَلَمْ görmediler mi alam
görmediler mi
يَرَوْا۟ they see yaraw
they see
كَمْ nicesini kam
nicesini
أَهْلَكْنَا yok ettik ahlaknā
yok ettik
مِن onlardan önce min
onlardan önce
قَبْلِهِم before them qablihim
before them
مِّن nesillerden min
nesillerden
قَرْنٍۢ generations qarnin
generations
مَّكَّنَّـٰهُمْ onlara imkanlar vermiştik makkannāhum
onlara imkanlar vermiştik
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
مَا ne varsa
ne varsa
لَمْ vermediğimiz imkanları lam
vermediğimiz imkanları
نُمَكِّن We (have) established numakkin
We (have) established
لَّكُمْ size lakum
size
وَأَرْسَلْنَا ve boşaltmıştık wa-arsalnā
ve boşaltmıştık
ٱلسَّمَآءَ göğü de l-samāa
göğü de
عَلَيْهِم üzerlerine ʿalayhim
üzerlerine
مِّدْرَارًۭا bol bol mid'rāran
bol bol
وَجَعَلْنَا ve kılmıştık wajaʿalnā
ve kılmıştık
ٱلْأَنْهَـٰرَ ırmakları l-anhāra
ırmakları
تَجْرِى akar tajrī
akar
مِن (ayaklarının) altından min
(ayaklarının) altından
تَحْتِهِمْ underneath them taḥtihim
underneath them
فَأَهْلَكْنَـٰهُم fakat onları helak ettik fa-ahlaknāhum
fakat onları helak ettik
بِذُنُوبِهِمْ günahlarından ötürü bidhunūbihim
günahlarından ötürü
وَأَنشَأْنَا ve yarattık wa-anshanā
ve yarattık
مِنۢ onların ardından min
onların ardından
بَعْدِهِمْ after them baʿdihim
after them
قَرْنًا bir nesil qarnan
bir nesil
ءَاخَرِينَ başka ākharīna
başka
٦ (6)
(6)
Onlardan önce nice nesilleri yok ettiğimizi görmediler mi? Onları, sizi yerleştirmediğimiz bir şekilde yeryüzüne yerleştirmiş, gökten bol yağmur yağdırmış, altlarından ırmaklar akıtmıştık. Fakat onları günahlarından ötürü yok ettik ve ardlarından başka bir nesil yetiştirdik.
6:7
وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer
نَزَّلْنَا indirmiş olsaydık nazzalnā
indirmiş olsaydık
عَلَيْكَ sana ʿalayka
sana
كِتَـٰبًۭا bir Kitap kitāban
bir Kitap
فِى kağıt üzerine yazılı
kağıt üzerine yazılı
قِرْطَاسٍۢ a parchment qir'ṭāsin
a parchment
فَلَمَسُوهُ onu tutsalardı falamasūhu
onu tutsalardı
بِأَيْدِيهِمْ elleriyle bi-aydīhim
elleriyle
لَقَالَ yine derlerdi laqāla
yine derlerdi
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوٓا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
إِنْ bu in
bu
هَـٰذَآ (is) this hādhā
(is) this
إِلَّا ancak illā
ancak
سِحْرٌۭ bir büyüdür siḥ'run
bir büyüdür
مُّبِينٌۭ apaçık mubīnun
apaçık
٧ (7)
(7)
Sana Kitap'ı kağıtta yazılı olarak indirmiş olsak da, elleriyle ona dokunsalar, inkar edenler yine de, "Bu apaçık bir büyüdür" derlerdi.
6:8
وَقَالُوا۟ ve dediler waqālū
ve dediler
لَوْلَآ değil miydi? lawlā
değil miydi?
أُنزِلَ indirilmeli unzila
indirilmeli
عَلَيْهِ O'na ʿalayhi
O'na
مَلَكٌۭ ۖ bir melek malakun
bir melek
وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer
أَنزَلْنَا indirseydik anzalnā
indirseydik
مَلَكًۭا bir melek malakan
bir melek
لَّقُضِىَ bitirilmiş olurdu laquḍiya
bitirilmiş olurdu
ٱلْأَمْرُ l-amru
ثُمَّ artık thumma
artık
لَا hiç göz açtırılmazdı
hiç göz açtırılmazdı
يُنظَرُونَ respite would have been granted to them yunẓarūna
respite would have been granted to them
٨ (8)
(8)
"Ona bir melek indirilmeli değil miydi?" dediler. Bir melek indirmiş olsaydık iş bitmiş olurdu da onlara göz bile açtırılmazdı.
6:9
وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer
جَعَلْنَـٰهُ onu yapsaydık jaʿalnāhu
onu yapsaydık
مَلَكًۭا melek malakan
melek
لَّجَعَلْنَـٰهُ yine yapardık lajaʿalnāhu
yine yapardık
رَجُلًۭا bir adam (şeklinde) rajulan
bir adam (şeklinde)
وَلَلَبَسْنَا ve yine düşürürdük walalabasnā
ve yine düşürürdük
عَلَيْهِم onları ʿalayhim
onları
مَّا düştükleri kuşkuya
düştükleri kuşkuya
يَلْبِسُونَ they are obscuring yalbisūna
they are obscuring
٩ (9)
(9)
Biz onu melek kılsaydık, bir insan şeklinde yapardık da, düştükleri şüpheye onları yine düşürmüş olurduk.
6:10
وَلَقَدِ ve muhakkak walaqadi
ve muhakkak
ٱسْتُهْزِئَ alay edilmişti us'tuh'zi-a
alay edilmişti
بِرُسُلٍۢ peygamberlerle birusulin
peygamberlerle
مِّن senden önce de min
senden önce de
قَبْلِكَ before you qablika
before you
فَحَاقَ fakat kuşatıverdi faḥāqa
fakat kuşatıverdi
بِٱلَّذِينَ kimseleri bi-alladhīna
kimseleri
سَخِرُوا۟ alay edenleri sakhirū
alay edenleri
مِنْهُم onlarla min'hum
onlarla
مَّا şey
şey
كَانُوا۟ onunla kānū
onunla
بِهِۦ [at it] bihi
[at it]
يَسْتَهْزِءُونَ alay ettikleri yastahziūna
alay ettikleri
١٠ (10)
(10)
And olsun ki, senden önce birçok peygamberler alaya alınmıştı, onlarla eğlenenleri, alaya aldıkları şey mahvetti.
6:11
قُلْ de ki qul
de ki
سِيرُوا۟ dolaşın sīrū
dolaşın
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
ثُمَّ sonra thumma
sonra
ٱنظُرُوا۟ görün unẓurū
görün
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
كَانَ olmuş kāna
olmuş
عَـٰقِبَةُ sonu ʿāqibatu
sonu
ٱلْمُكَذِّبِينَ yalanlayanların l-mukadhibīna
yalanlayanların
١١ (11)
(11)
De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın, sonra da, yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bir bakın."
6:12
قُل de ki qul
de ki
لِّمَن kimindir? liman
kimindir?
مَّا olanlar
olanlar
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ۖ ve yerde wal-arḍi
ve yerde
قُل de ki qul
de ki
لِّلَّهِ ۚ Allah'ındır lillahi
Allah'ındır
كَتَبَ O yazmıştır kataba
O yazmıştır
عَلَىٰ üstüne ʿalā
üstüne
نَفْسِهِ kendi nafsihi
kendi
ٱلرَّحْمَةَ ۚ rahmet etmeyi l-raḥmata
rahmet etmeyi
لَيَجْمَعَنَّكُمْ sizi elbette toplayacaktır layajmaʿannakum
sizi elbette toplayacaktır
إِلَىٰ gününde ilā
gününde
يَوْمِ (the) Day yawmi
(the) Day
ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
لَا şüphe olmayan
şüphe olmayan
رَيْبَ doubt rayba
doubt
فِيهِ ۚ varlığında fīhi
varlığında
ٱلَّذِينَ ama kimseler alladhīna
ama kimseler
خَسِرُوٓا۟ ziyana sokan(lar) khasirū
ziyana sokan(lar)
أَنفُسَهُمْ kendilerini anfusahum
kendilerini
فَهُمْ onlar fahum
onlar
لَا inanmazlar
inanmazlar
يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe
١٢ (12)
(12)
De ki: "göklerde ve yerde olanlar kimindir?", "Allah'ındır" de. O, rahmet etmeyi kendi üzerine almıştır; and olsun ki, sizi vukuu şüphe götürmeyen kıyamet gününde toplayacaktır. Kendilerine yazık ettiler; çünkü onlar inanmazlar.
6:13
۞ وَلَهُۥ O'nundur walahu
O'nundur
مَا her şey
her şey
سَكَنَ barınan sakana
barınan
فِى gecede
gecede
ٱلَّيْلِ the night al-layli
the night
وَٱلنَّهَارِ ۚ ve gündüzde wal-nahāri
ve gündüzde
وَهُوَ e O wahuwa
e O
ٱلسَّمِيعُ işitendir l-samīʿu
işitendir
ٱلْعَلِيمُ bilendir l-ʿalīmu
bilendir
١٣ (13)
(13)
Gecede ve gündüzde bulunan O'nundur. O işitendir, Bilen'dir.
6:14
قُلْ de ki qul
de ki
أَغَيْرَ başkasını mı? aghayra
başkasını mı?
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
أَتَّخِذُ edineyim attakhidhu
edineyim
وَلِيًّۭا dost waliyyan
dost
فَاطِرِ yoktan var eden fāṭiri
yoktan var eden
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri
وَٱلْأَرْضِ ve yeri wal-arḍi
ve yeri
وَهُوَ ve kendisi wahuwa
ve kendisi
يُطْعِمُ besleyen yuṭ'ʿimu
besleyen
وَلَا fakat beslenmeyen walā
fakat beslenmeyen
يُطْعَمُ ۗ He is fed yuṭ'ʿamu
He is fed
قُلْ de ki qul
de ki
إِنِّىٓ bana innī
bana
أُمِرْتُ emrerdildi umir'tu
emrerdildi
أَنْ olmam an
olmam
أَكُونَ I be akūna
I be
أَوَّلَ ilki awwala
ilki
مَنْ olanların man
olanların
أَسْلَمَ ۖ İslam aslama
İslam
وَلَا ve sakın walā
ve sakın
تَكُونَنَّ olma takūnanna
olma
مِنَ ortak koşanlardan mina
ortak koşanlardan
ٱلْمُشْرِكِينَ the polytheists l-mush'rikīna
the polytheists
١٤ (14)
(14)
"Gökleri ve yeri yaratan, beslenmeyip besleyen Allah'tan başka bir dost mu edinirim?" de. "Doğrusu ben ilk müslüman olmakla emrolundum" de; asla ortak koşanlardan olma!
6:15
قُلْ de ki qul
de ki
إِنِّىٓ şüphesiz ben innī
şüphesiz ben
أَخَافُ korkarım akhāfu
korkarım
إِنْ eğer in
eğer
عَصَيْتُ isyan edersem ʿaṣaytu
isyan edersem
رَبِّى Rabbime rabbī
Rabbime
عَذَابَ azabından ʿadhāba
azabından
يَوْمٍ bir günün yawmin
bir günün
عَظِيمٍۢ büyük ʿaẓīmin
büyük
١٥ (15)
(15)
"Ben Rabbime karşı gelirsem, büyük günün azabından korkarım" de.
6:16
مَّن kim man
kim
يُصْرَفْ çevrilip savılırsa yuṣ'raf
çevrilip savılırsa
عَنْهُ ondan (azabdan) ʿanhu
ondan (azabdan)
يَوْمَئِذٍۢ o gün yawma-idhin
o gün
فَقَدْ gerçekten faqad
gerçekten
رَحِمَهُۥ ۚ (Allah) ona acımıştır raḥimahu
(Allah) ona acımıştır
وَذَٰلِكَ işte budur wadhālika
işte budur
ٱلْفَوْزُ başarı l-fawzu
başarı
ٱلْمُبِينُ apaçık l-mubīnu
apaçık
١٦ (16)
(16)
O gün kim azabdan alıkonursa, şüphesiz o kimse rahmete erişmiştir. Bu, apaçık bir kurtuluştur.
6:17
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
يَمْسَسْكَ sana dokundursa yamsaska
sana dokundursa
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِضُرٍّۢ bir zarar biḍurrin
bir zarar
فَلَا yoktur falā
yoktur
كَاشِفَ açacak kāshifa
açacak
لَهُۥٓ onu lahu
onu
إِلَّا başka illā
başka
هُوَ ۖ kendisinden huwa
kendisinden
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
يَمْسَسْكَ sana dokundursa yamsaska
sana dokundursa
بِخَيْرٍۢ bir hayır bikhayrin
bir hayır
فَهُوَ kuşkusuz O fahuwa
kuşkusuz O
عَلَىٰ her ʿalā
her
كُلِّ every kulli
every
شَىْءٍۢ şeyi shayin
şeyi
قَدِيرٌۭ yapabilendir qadīrun
yapabilendir
١٧ (17)
(17)
Allah sana bir sıkıntı verirse, O'ndan başkası gideremez. Sana bir iyilik verirse başkası onu engelleyemez. O, her şeye Kadir'dir.
6:18
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
ٱلْقَاهِرُ tam hakimdir l-qāhiru
tam hakimdir
فَوْقَ üstünde fawqa
üstünde
عِبَادِهِۦ ۚ kullarının ʿibādihi
kullarının
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
ٱلْحَكِيمُ herşeyi yerli yerince yapan l-ḥakīmu
herşeyi yerli yerince yapan
ٱلْخَبِيرُ haber alandır l-khabīru
haber alandır
١٨ (18)
(18)
O, kullarının üstünde yegane tasarruf sahibidir. Hakim'dir, haberdardır.
6:19
قُلْ de ki qul
de ki
أَىُّ hangi ayyu
hangi
شَىْءٍ şey shayin
şey
أَكْبَرُ daha büyüktür akbaru
daha büyüktür
شَهَـٰدَةًۭ ۖ şahidlik bakımından shahādatan
şahidlik bakımından
قُلِ de ki quli
de ki
ٱللَّهُ ۖ Allah l-lahu
Allah
شَهِيدٌۢ şahiddir shahīdun
şahiddir
بَيْنِى benimle baynī
benimle
وَبَيْنَكُمْ ۚ sizin aranızda wabaynakum
sizin aranızda
وَأُوحِىَ ve vahyolundu waūḥiya
ve vahyolundu
إِلَىَّ bana ilayya
bana
هَـٰذَا bu hādhā
bu
ٱلْقُرْءَانُ Kur'an l-qur'ānu
Kur'an
لِأُنذِرَكُم sizi uyarayım li-undhirakum
sizi uyarayım
بِهِۦ onunla bihi
onunla
وَمَنۢ ve herkesi waman
ve herkesi
بَلَغَ ۚ ulaştığı balagha
ulaştığı
أَئِنَّكُمْ siz a-innakum
siz
لَتَشْهَدُونَ şahidlik ediyor musunuz? latashhadūna
şahidlik ediyor musunuz?
أَنَّ gerçekten anna
gerçekten
مَعَ ile beraber maʿa
ile beraber
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
ءَالِهَةً tanrılar olduğuna ālihatan
tanrılar olduğuna
أُخْرَىٰ ۚ başka ukh'rā
başka
قُل de ki qul
de ki
لَّآ ben şahidlik etmem
ben şahidlik etmem
أَشْهَدُ ۚ (do) I testify ashhadu
(do) I testify
قُلْ de ki qul
de ki
إِنَّمَا ancak innamā
ancak
هُوَ O huwa
O
إِلَـٰهٌۭ Tanrıdır ilāhun
Tanrıdır
وَٰحِدٌۭ tek bir wāḥidun
tek bir
وَإِنَّنِى şüphesiz ben wa-innanī
şüphesiz ben
بَرِىٓءٌۭ uzağım barīon
uzağım
مِّمَّا şeylerden mimmā
şeylerden
تُشْرِكُونَ sizin ortak koştuğunuz tush'rikūna
sizin ortak koştuğunuz
١٩ (19)
(19)
"Şahit olarak hangi şey daha büyüktür" de. "Allah benimle sizin aranızda şahiddir. Bu Kuran bana, sizi ve ulaştığı kimseleri uyarmam için vahyolundu; Allah'la beraber başka tanrılar bulunduğuna siz mi şahidlik ediyorsunuz?" de. "Ben şehadet etmem" de. "O ancak tek Tanrıdır, doğrusu ben ortak koşmanızdan uzağım" de.
6:20
ٱلَّذِينَ kendilerine alladhīna
kendilerine
ءَاتَيْنَـٰهُمُ verdiklerimiz ātaynāhumu
verdiklerimiz
ٱلْكِتَـٰبَ Kitap l-kitāba
Kitap
يَعْرِفُونَهُۥ onu tanırlar yaʿrifūnahu
onu tanırlar
كَمَا gibi kamā
gibi
يَعْرِفُونَ tanıdıkları yaʿrifūna
tanıdıkları
أَبْنَآءَهُمُ ۘ oğullarını abnāahumu
oğullarını
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
خَسِرُوٓا۟ ziyana sokan(lar) khasirū
ziyana sokan(lar)
أَنفُسَهُمْ kendilerini anfusahum
kendilerini
فَهُمْ onlar fahum
onlar
لَا inanmazlar
inanmazlar
يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe
٢٠ (20)
(20)
Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onu (peygamberi) çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar; fakat kendilerine yazık ettiler, çünkü onlar inanmazlar.
6:21
وَمَنْ ve kim olabilir? waman
ve kim olabilir?
أَظْلَمُ daha zalim aẓlamu
daha zalim
مِمَّنِ edenlerden mimmani
edenlerden
ٱفْتَرَىٰ iftira if'tarā
iftira
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
كَذِبًا yalanı kadhiban
yalanı
أَوْ ya da aw
ya da
كَذَّبَ yalanlayandan kadhaba
yalanlayandan
بِـَٔايَـٰتِهِۦٓ ۗ O'nun ayetlerini biāyātihi
O'nun ayetlerini
إِنَّهُۥ şüphesiz innahu
şüphesiz
لَا kurtuluş yüzü görmezler
kurtuluş yüzü görmezler
يُفْلِحُ will be successful yuf'liḥu
will be successful
ٱلظَّـٰلِمُونَ zalimler l-ẓālimūna
zalimler
٢١ (21)
(21)
Allah'a karşı yalan uyduran veya ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? Zalimler bunun için saadete ulaşamazlar.
6:22
وَيَوْمَ ve gün wayawma
ve gün
نَحْشُرُهُمْ topladığımız naḥshuruhum
topladığımız
جَمِيعًۭا hepsini jamīʿan
hepsini
ثُمَّ sonra thumma
sonra
نَقُولُ dediğimiz naqūlu
dediğimiz
لِلَّذِينَ kimselere lilladhīna
kimselere
أَشْرَكُوٓا۟ ortak koşan(lara) ashrakū
ortak koşan(lara)
أَيْنَ hani nerede? ayna
hani nerede?
شُرَكَآؤُكُمُ ortaklarınız shurakāukumu
ortaklarınız
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz
تَزْعُمُونَ zannetmekte tazʿumūna
zannetmekte
٢٢ (22)
(22)
Bir gün hepsini toplarız, sonra ortak koşanlara, "İddia ettiğiniz ortaklarınız nerede?" deriz.
6:23
ثُمَّ sonra thumma
sonra
لَمْ kalmadığı lam
kalmadığı
تَكُن will be takun
will be
فِتْنَتُهُمْ onların çareleri fit'natuhum
onların çareleri
إِلَّآ başka illā
başka
أَن demelerinden an
demelerinden
قَالُوا۟ they say qālū
they say
وَٱللَّهِ Allah'a andolsun ki wal-lahi
Allah'a andolsun ki
رَبِّنَا Rabbimiz rabbinā
Rabbimiz
مَا biz değildik
biz değildik
كُنَّا we were kunnā
we were
مُشْرِكِينَ ortak koşanlar mush'rikīna
ortak koşanlar
٢٣ (23)
(23)
Sonra, "Rabbimiz Allah'a and olsun ki bizler ortak koşanlar değildik" demekten başka çare bulamazlar.
6:24
ٱنظُرْ bak unẓur
bak
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
كَذَبُوا۟ yalan söylediler kadhabū
yalan söylediler
عَلَىٰٓ karşı ʿalā
karşı
أَنفُسِهِمْ ۚ kendilerine anfusihim
kendilerine
وَضَلَّ ve sapıp gitti waḍalla
ve sapıp gitti
عَنْهُم kendilerinden ʿanhum
kendilerinden
مَّا şeyler
şeyler
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
يَفْتَرُونَ uydurduruyor(lar) yaftarūna
uydurduruyor(lar)
٢٤ (24)
(24)
Kendilerine karşı nasıl yalan söylediklerine bak; uydurdukları şeyler de onlardan uzaklaştı.
6:25
وَمِنْهُم içlerinden vardır wamin'hum
içlerinden vardır
مَّن kimseler man
kimseler
يَسْتَمِعُ dinleyen yastamiʿu
dinleyen
إِلَيْكَ ۖ seni ilayka
seni
وَجَعَلْنَا fakat biz koyduk wajaʿalnā
fakat biz koyduk
عَلَىٰ üstüne ʿalā
üstüne
قُلُوبِهِمْ kalblerinin qulūbihim
kalblerinin
أَكِنَّةً perdeler akinnatan
perdeler
أَن onu anlamalarına engel an
onu anlamalarına engel
يَفْقَهُوهُ they understand it yafqahūhu
they understand it
وَفِىٓ ve içine wafī
ve içine
ءَاذَانِهِمْ kulaklarının ādhānihim
kulaklarının
وَقْرًۭا ۚ ağırlık waqran
ağırlık
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
يَرَوْا۟ görseler de yaraw
görseler de
كُلَّ her kulla
her
ءَايَةٍۢ mu'cizeyi āyatin
mu'cizeyi
لَّا asla
asla
يُؤْمِنُوا۟ inanmazlar yu'minū
inanmazlar
بِهَا ۚ ona bihā
ona
حَتَّىٰٓ hatta ḥattā
hatta
إِذَا zaman idhā
zaman
جَآءُوكَ sana geldikleri jāūka
sana geldikleri
يُجَـٰدِلُونَكَ seninle tartışırlar yujādilūnaka
seninle tartışırlar
يَقُولُ derler yaqūlu
derler
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوٓا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
إِنْ bu in
bu
هَـٰذَآ (is) this hādhā
(is) this
إِلَّآ başka değildir illā
başka değildir
أَسَـٰطِيرُ masallarından asāṭīru
masallarından
ٱلْأَوَّلِينَ eskilerin l-awalīna
eskilerin
٢٥ (25)
(25)
Onlardan seni dinleyenler vardır, Kuran'ı anlarlar diye kalblerine örtüler kulaklarına da ağırlık koyduk. Onlar her türlü mucizeyi görseler bile, yine de ona inanmazlar, nihayet sana geldiklerinde de seninle çekişirler. İnkar edenler, "Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" derler.
6:26
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
يَنْهَوْنَ hem menederler yanhawna
hem menederler
عَنْهُ ondan ʿanhu
ondan
وَيَنْـَٔوْنَ hem de uzak dururlar wayanawna
hem de uzak dururlar
عَنْهُ ۖ ondan ʿanhu
ondan
وَإِن ve böylece wa-in
ve böylece
يُهْلِكُونَ mahvediyorlar yuh'likūna
mahvediyorlar
إِلَّآ yalnız illā
yalnız
أَنفُسَهُمْ kendilerini anfusahum
kendilerini
وَمَا değiller wamā
değiller
يَشْعُرُونَ farkında yashʿurūna
farkında
٢٦ (26)
(26)
Onlar Kuran'dan alıkorlar ve ondan uzaklaşırlar. Böylece yalnız kendilerini mahvederler de farkına varamazlar.
6:27
وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer
تَرَىٰٓ bir görsen tarā
bir görsen
إِذْ iken idh
iken
وُقِفُوا۟ durdurulmuş wuqifū
durdurulmuş
عَلَى başında ʿalā
başında
ٱلنَّارِ ateşin l-nāri
ateşin
فَقَالُوا۟ dediklerini faqālū
dediklerini
يَـٰلَيْتَنَا ah! keşke biz yālaytanā
ah! keşke biz
نُرَدُّ geri döndürülseydik nuraddu
geri döndürülseydik
وَلَا ve walā
ve
نُكَذِّبَ yalanlamasaydık nukadhiba
yalanlamasaydık
بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini biāyāti
ayetlerini
رَبِّنَا Rabbimizin rabbinā
Rabbimizin
وَنَكُونَ ve olsaydık wanakūna
ve olsaydık
مِنَ inananlardan mina
inananlardan
ٱلْمُؤْمِنِينَ the believers l-mu'minīna
the believers
٢٧ (27)
(27)
Onların, ateşin kenarına getirilip durdurulduklarında, "keşke dünyaya tekrar döndürülseydik, Rabbimiz'in ayetlerini yalanlamasaydık ve inananlardan olsaydık" dediklerini bir görsen!
6:28
بَلْ hayır bal
hayır
بَدَا göründü badā
göründü
لَهُم onlara lahum
onlara
مَّا oldukları
oldukları
كَانُوا۟ they used to kānū
they used to
يُخْفُونَ gizlemekte yukh'fūna
gizlemekte
مِن daha önce min
daha önce
قَبْلُ ۖ before qablu
before
وَلَوْ eğer walaw
eğer
رُدُّوا۟ geri gönderilselerdi ruddū
geri gönderilselerdi
لَعَادُوا۟ yine dönerlerdi laʿādū
yine dönerlerdi
لِمَا şeye limā
şeye
نُهُوا۟ men'olundukları nuhū
men'olundukları
عَنْهُ kendinden ʿanhu
kendinden
وَإِنَّهُمْ çünkü onlar wa-innahum
çünkü onlar
لَكَـٰذِبُونَ yalancılardır lakādhibūna
yalancılardır
٢٨ (28)
(28)
Hayır; daha önce gizledikleri onlara göründü. Eğer geri döndürülseler yine kendilerine yasak edilen şeylere dönerler. Doğrusu onlar yalancıdırlar.
6:29
وَقَالُوٓا۟ dediler ki waqālū
dediler ki
إِنْ onlar in
onlar
هِىَ it (is) hiya
it (is)
إِلَّا başka yoktur illā
başka yoktur
حَيَاتُنَا hayatımızdan ḥayātunā
hayatımızdan
ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya
وَمَا ve değiliz wamā
ve değiliz
نَحْنُ biz naḥnu
biz
بِمَبْعُوثِينَ diriltilecek bimabʿūthīna
diriltilecek
٢٩ (29)
(29)
"Hayat ancak bu dünyadakinden ibarettir, biz dirilecek değiliz" dediler.
6:30
وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer
تَرَىٰٓ (onları) bir görsen tarā
(onları) bir görsen
إِذْ iken idh
iken
وُقِفُوا۟ durdurulmuş wuqifū
durdurulmuş
عَلَىٰ huzurunda ʿalā
huzurunda
رَبِّهِمْ ۚ Rablerinin rabbihim
Rablerinin
قَالَ dedi qāla
dedi
أَلَيْسَ değil miymiş? alaysa
değil miymiş?
هَـٰذَا bu hādhā
bu
بِٱلْحَقِّ ۚ gerçek bil-ḥaqi
gerçek
قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki
بَلَىٰ evet gerçektir balā
evet gerçektir
وَرَبِّنَا ۚ Rabbimiz hakkı için warabbinā
Rabbimiz hakkı için
قَالَ dedi qāla
dedi
فَذُوقُوا۟ öyle ise tadın fadhūqū
öyle ise tadın
ٱلْعَذَابَ azabı l-ʿadhāba
azabı
بِمَا dolayı bimā
dolayı
كُنتُمْ ettiğinizden kuntum
ettiğinizden
تَكْفُرُونَ inkar takfurūna
inkar
٣٠ (30)
(30)
Onları, Rablerinin huzuruna çıkarıldıkları zaman bir görsen! Allah: "Bu gerçek değil mi?" der; onlar, "Evet, Rabbimiz hakkı için gerçektir" derler. Allah da "Öyleyse inkar etmenizden ötürü azabı tadın" der.
6:31
قَدْ gerçekten qad
gerçekten
خَسِرَ ziyana uğradı(lar) khasira
ziyana uğradı(lar)
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَذَّبُوا۟ yalanlayan(lar) kadhabū
yalanlayan(lar)
بِلِقَآءِ huzuruna çıkmayı biliqāi
huzuruna çıkmayı
ٱللَّهِ ۖ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
حَتَّىٰٓ nihayet ḥattā
nihayet
إِذَا zaman idhā
zaman
جَآءَتْهُمُ kendilerine geldiği jāathumu
kendilerine geldiği
ٱلسَّاعَةُ o sa'at l-sāʿatu
o sa'at
بَغْتَةًۭ ansızın baghtatan
ansızın
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
يَـٰحَسْرَتَنَا ah! vah bize yāḥasratanā
ah! vah bize
عَلَىٰ dolayı ʿalā
dolayı
مَا kusurlarımızdan
kusurlarımızdan
فَرَّطْنَا we neglected farraṭnā
we neglected
فِيهَا orada fīhā
orada
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
يَحْمِلُونَ yüklenecekler yaḥmilūna
yüklenecekler
أَوْزَارَهُمْ günahlarını awzārahum
günahlarını
عَلَىٰ sırtlarına ʿalā
sırtlarına
ظُهُورِهِمْ ۚ their backs ẓuhūrihim
their backs
أَلَا bakın alā
bakın
سَآءَ ne kötü sāa
ne kötü
مَا şeyler
şeyler
يَزِرُونَ yüklenip taşıyorlar yazirūna
yüklenip taşıyorlar
٣١ (31)
(31)
Allah'a kavuşmayı yalanlayanlar doğrusu kaybedenlerdir ki kıyamet saati onlara ansızın gelince, ağırlıklarını arkalarına yüklenerek, "Dünyada işlediğimiz büyük kusurlardan ötürü yazıklar olsun bize" derler. Dikkat edin, yüklendikleri şeyler ne kötüdür!
6:32
وَمَا ve değildir wamā
ve değildir
ٱلْحَيَوٰةُ hayatı l-ḥayatu
hayatı
ٱلدُّنْيَآ dünya l-dun'yā
dünya
إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey
لَعِبٌۭ bir oyundan laʿibun
bir oyundan
وَلَهْوٌۭ ۖ ve eğlenceden walahwun
ve eğlenceden
وَلَلدَّارُ ve yurdu walalddāru
ve yurdu
ٱلْـَٔاخِرَةُ ahiret l-ākhiratu
ahiret
خَيْرٌۭ daha iyidir khayrun
daha iyidir
لِّلَّذِينَ kimseler için lilladhīna
kimseler için
يَتَّقُونَ ۗ korunan(lar) yattaqūna
korunan(lar)
أَفَلَا düşünmüyor musunuz? afalā
düşünmüyor musunuz?
تَعْقِلُونَ (will) you reason taʿqilūna
(will) you reason
٣٢ (32)
(32)
Dünya hayatı sadece oyun ve oyalanmadır; ahiret yurdu, sakınanlar için daha iyidir. Düşünmüyor musunuz?
6:33
قَدْ muhakkak qad
muhakkak
نَعْلَمُ biliyoruz naʿlamu
biliyoruz
إِنَّهُۥ şüphesiz innahu
şüphesiz
لَيَحْزُنُكَ seni üzüyor layaḥzunuka
seni üzüyor
ٱلَّذِى şeyler alladhī
şeyler
يَقُولُونَ ۖ onların dedikleri yaqūlūna
onların dedikleri
فَإِنَّهُمْ gerçekte onlar fa-innahum
gerçekte onlar
لَا seni yalanlamıyorlar
seni yalanlamıyorlar
يُكَذِّبُونَكَ deny you yukadhibūnaka
deny you
وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat
ٱلظَّـٰلِمِينَ o zalimler l-ẓālimīna
o zalimler
بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini biāyāti
ayetlerini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
يَجْحَدُونَ yalanlıyorlar yajḥadūna
yalanlıyorlar
٣٣ (33)
(33)
Onların söylediklerinin seni üzeceğini elbette biliyoruz; doğrusu onlar seni yalancı saymıyorlar, fakat zalimler Allah'ın ayetlerini bile bile inkar ediyorlar.
6:34
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
كُذِّبَتْ yalanlanmıştı kudhibat
yalanlanmıştı
رُسُلٌۭ elçiler rusulun
elçiler
مِّن senden önce de min
senden önce de
قَبْلِكَ before you qablika
before you
فَصَبَرُوا۟ sabrettiler faṣabarū
sabrettiler
عَلَىٰ karşı ʿalā
karşı
مَا yalanlanmalarına
yalanlanmalarına
كُذِّبُوا۟ they were rejected kudhibū
they were rejected
وَأُوذُوا۟ ve eziyet edilmelerine waūdhū
ve eziyet edilmelerine
حَتَّىٰٓ nihayet ḥattā
nihayet
أَتَىٰهُمْ onlara yetişti atāhum
onlara yetişti
نَصْرُنَا ۚ yardımımız naṣrunā
yardımımız
وَلَا yoktur walā
yoktur
مُبَدِّلَ değiştirebilecek mubaddila
değiştirebilecek
لِكَلِمَـٰتِ kelimelerini likalimāti
kelimelerini
ٱللَّهِ ۚ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَلَقَدْ andolsun walaqad
andolsun
جَآءَكَ sana da gelmiştir jāaka
sana da gelmiştir
مِن haberinden min
haberinden
نَّبَإِى۟ (the) news naba-i
(the) news
ٱلْمُرْسَلِينَ elçilerin l-mur'salīna
elçilerin
٣٤ (34)
(34)
Senden önce nice peygamberler yalanlandı ve kendilerine yardımımız gelene kadar yalanlanmalarına ve sıkıştırılmaya katlandılar. Allah'ın sözlerini değiştirebilecek yoktur; and olsun ki peygamberlerin haberi sana da geldi.
6:35
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
كَانَ ağır geldiyse kāna
ağır geldiyse
كَبُرَ difficult kabura
difficult
عَلَيْكَ sana ʿalayka
sana
إِعْرَاضُهُمْ onların yüz çevirmesi iʿ'rāḍuhum
onların yüz çevirmesi
فَإِنِ haydi fa-ini
haydi
ٱسْتَطَعْتَ yapabilirsen is'taṭaʿta
yapabilirsen
أَن ara ki an
ara ki
تَبْتَغِىَ seek tabtaghiya
seek
نَفَقًۭا bir delik nafaqan
bir delik
فِى içine
içine
ٱلْأَرْضِ yerin l-arḍi
yerin
أَوْ ya da aw
ya da
سُلَّمًۭا bir merdiven sullaman
bir merdiven
فِى göğe
göğe
ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky
فَتَأْتِيَهُم onlara getiresin fatatiyahum
onlara getiresin
بِـَٔايَةٍۢ ۚ bir mu'cize biāyatin
bir mu'cize
وَلَوْ şayet walaw
şayet
شَآءَ dileseydi shāa
dileseydi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لَجَمَعَهُمْ elbette onları toplardı lajamaʿahum
elbette onları toplardı
عَلَى üzerinde ʿalā
üzerinde
ٱلْهُدَىٰ ۚ hidayet l-hudā
hidayet
فَلَا o halde olma falā
o halde olma
تَكُونَنَّ be takūnanna
be
مِنَ cahillerden mina
cahillerden
ٱلْجَـٰهِلِينَ the ignorant l-jāhilīna
the ignorant
٣٥ (35)
(35)
Onların yüz çevirmesi sana ağır gelince, eğer gücün yeri delmeye veya göğe merdiven dayamağa yetmiş olsaydı, onlara bir mucize göstermek isterdin. Allah dileseydi onları doğru yolda toplardı. Sakın bilmeyenlerden olma.
6:36
۞ إِنَّمَا ancak innamā
ancak
يَسْتَجِيبُ icabet eder yastajību
icabet eder
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
يَسْمَعُونَ ۘ işiten(ler) yasmaʿūna
işiten(ler)
وَٱلْمَوْتَىٰ ölülere gelince wal-mawtā
ölülere gelince
يَبْعَثُهُمُ onları diriltir yabʿathuhumu
onları diriltir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ثُمَّ sonra thumma
sonra
إِلَيْهِ O'na ilayhi
O'na
يُرْجَعُونَ döndürülürler yur'jaʿūna
döndürülürler
٣٦ (36)
(36)
Ancak kulak verenler daveti kabul ederler. Ölüleri Allah diriltir, sonra O'na dönerler.
6:37
وَقَالُوا۟ dediler ki waqālū
dediler ki
لَوْلَا değil miydi? lawlā
değil miydi?
نُزِّلَ indirilmeli nuzzila
indirilmeli
عَلَيْهِ ona ʿalayhi
ona
ءَايَةٌۭ bir mu'cize āyatun
bir mu'cize
مِّن Rabbinden min
Rabbinden
رَّبِّهِۦ ۚ his Lord rabbihi
his Lord
قُلْ de ki qul
de ki
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
قَادِرٌ kadirdir qādirun
kadirdir
عَلَىٰٓ üzerine ʿalā
üzerine
أَن indirmeğe an
indirmeğe
يُنَزِّلَ send down yunazzila
send down
ءَايَةًۭ bir mu'cize āyatan
bir mu'cize
وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat
أَكْثَرَهُمْ çokları aktharahum
çokları
لَا bilmezler
bilmezler
يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know
٣٧ (37)
(37)
"Rabbinden ona (Muhammed'e) bir belge indirilseydi ya" dediler. De ki: "Doğrusu Allah bir belge indirmeye Kadir'dir, fakat çoğu bilmezler."
6:38
وَمَا yoktur ki wamā
yoktur ki
مِن hiçbir min
hiçbir
دَآبَّةٍۢ yürüyen hayvan dābbatin
yürüyen hayvan
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
وَلَا ve hiçbir walā
ve hiçbir
طَـٰٓئِرٍۢ kuş ṭāirin
kuş
يَطِيرُ uçan yaṭīru
uçan
بِجَنَاحَيْهِ iki kanadiyle bijanāḥayhi
iki kanadiyle
إِلَّآ olmasınlar illā
olmasınlar
أُمَمٌ birer ümmet umamun
birer ümmet
أَمْثَالُكُم ۚ sizin gibi amthālukum
sizin gibi
مَّا biz eksik bırakmamışızdır
biz eksik bırakmamışızdır
فَرَّطْنَا We have neglected farraṭnā
We have neglected
فِى Kitapta
Kitapta
ٱلْكِتَـٰبِ the Book l-kitābi
the Book
مِن hiçbir min
hiçbir
شَىْءٍۢ ۚ şeyi shayin
şeyi
ثُمَّ sonra thumma
sonra
إِلَىٰ Rableri(nin huzuru)na ilā
Rableri(nin huzuru)na
رَبِّهِمْ their Lord rabbihim
their Lord
يُحْشَرُونَ toplanacaklardır yuḥ'sharūna
toplanacaklardır
٣٨ (38)
(38)
Yerde yürüyen hayvanlar ve kanatlarıyla uçan kuşlar da ancak sizin gibi birer toplulukturlar. Kitap'da Biz hiçbir şeyi eksik bırakmadık; onlar sonra Rablerine toplanacaklardır.
6:39
وَٱلَّذِينَ kimseler wa-alladhīna
kimseler
كَذَّبُوا۟ yalanlayan(lar) kadhabū
yalanlayan(lar)
بِـَٔايَـٰتِنَا bizim ayetlerimizi biāyātinā
bizim ayetlerimizi
صُمٌّۭ sağırdırlar ṣummun
sağırdırlar
وَبُكْمٌۭ ve dilsizdirler wabuk'mun
ve dilsizdirler
فِى içinde
içinde
ٱلظُّلُمَـٰتِ ۗ karanlıklar l-ẓulumāti
karanlıklar
مَن kimseyi man
kimseyi
يَشَإِ dilediği yasha-i
dilediği
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
يُضْلِلْهُ şaşırtır yuḍ'lil'hu
şaşırtır
وَمَن ve kimseyi de waman
ve kimseyi de
يَشَأْ dilediği yasha
dilediği
يَجْعَلْهُ koyar yajʿalhu
koyar
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
صِرَٰطٍۢ yol ṣirāṭin
yol
مُّسْتَقِيمٍۢ doğru mus'taqīmin
doğru
٣٩ (39)
(39)
Ayetlerimizi yalanlayanlar karanlıklarda kalmış sağır ve dilsizlerdir. Allah kimi dilerse onu saptırır ve kimi dilerse onu doğru yola koyar.
6:40
قُلْ de ki qul
de ki
أَرَءَيْتَكُمْ gördünüz mü? ara-aytakum
gördünüz mü?
إِنْ eğer in
eğer
أَتَىٰكُمْ size gelse atākum
size gelse
عَذَابُ azabı ʿadhābu
azabı
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
أَوْ ya da aw
ya da
أَتَتْكُمُ gelse atatkumu
gelse
ٱلسَّاعَةُ o sa'at l-sāʿatu
o sa'at
أَغَيْرَ başkasına mı aghayra
başkasına mı
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
تَدْعُونَ yalvarırsınız tadʿūna
yalvarırsınız
إِن şayet in
şayet
كُنتُمْ iseniz (söyleyin) kuntum
iseniz (söyleyin)
صَـٰدِقِينَ doğru (sözlü) ṣādiqīna
doğru (sözlü)
٤٠ (40)
(40)
De ki, "Üzerinize Allah'ın azabı gelse veya kıyamet saati size gelse, Allah'tan başkasına mı yalvarırsınız? Doğru iseniz bana bildirin".
6:41
بَلْ hayır bal
hayır
إِيَّاهُ yalnız O'na iyyāhu
yalnız O'na
تَدْعُونَ yalvarırsınız tadʿūna
yalvarırsınız
فَيَكْشِفُ O da kaldırır fayakshifu
O da kaldırır
مَا şeyi
şeyi
تَدْعُونَ istediğiniz tadʿūna
istediğiniz
إِلَيْهِ ondan ilayhi
ondan
إِن şayet in
şayet
شَآءَ dilerse shāa
dilerse
وَتَنسَوْنَ ve unutursunuz watansawna
ve unutursunuz
مَا şeyleri
şeyleri
تُشْرِكُونَ ortak koştuğunuz tush'rikūna
ortak koştuğunuz
٤١ (41)
(41)
Hayır; sadece O'na yalvarırsınız; dilerse yalvardığınız şeyi giderir, siz de O'na koştuğunuz ortakları unutursunuz.
6:42
وَلَقَدْ muhakkak walaqad
muhakkak
أَرْسَلْنَآ (elçiler) gönderdik arsalnā
(elçiler) gönderdik
إِلَىٰٓ ümmetlere ilā
ümmetlere
أُمَمٍۢ nations umamin
nations
مِّن senden önce de min
senden önce de
قَبْلِكَ before you qablika
before you
فَأَخَذْنَـٰهُم onları yakalayıp cezalandırmıştık fa-akhadhnāhum
onları yakalayıp cezalandırmıştık
بِٱلْبَأْسَآءِ darlık ile bil-basāi
darlık ile
وَٱلضَّرَّآءِ ve sıkıntı ile wal-ḍarāi
ve sıkıntı ile
لَعَلَّهُمْ belki onlar laʿallahum
belki onlar
يَتَضَرَّعُونَ yalvarırlar diye yataḍarraʿūna
yalvarırlar diye
٤٢ (42)
(42)
Şüphesiz ki, senden önce ümmetlere peygamberler göndermiştik; onları yalvarsınlar diye darlık ve sıkıntıya sokmuştuk.
6:43
فَلَوْلَآ hiç olmazsa falawlā
hiç olmazsa
إِذْ zaman idh
zaman
جَآءَهُم kendilerine geldiği jāahum
kendilerine geldiği
بَأْسُنَا baskınımız basunā
baskınımız
تَضَرَّعُوا۟ yalvarsalardı taḍarraʿū
yalvarsalardı
وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat
قَسَتْ katılaştı qasat
katılaştı
قُلُوبُهُمْ kalbleri qulūbuhum
kalbleri
وَزَيَّنَ ve süslü gösterdi wazayyana
ve süslü gösterdi
لَهُمُ onlara lahumu
onlara
ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan l-shayṭānu
şeytan
مَا şeyleri
şeyleri
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
يَعْمَلُونَ yapmış yaʿmalūna
yapmış
٤٣ (43)
(43)
Hiç değilse, onlara şiddetimiz geldiği zaman yalvarıp yakarmalı değil miydiler? Lakin kalbleri katılaştı, şeytan da yaptıklarını onlara güzel gösterdi.
6:44
فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki
نَسُوا۟ unutunca nasū
unutunca
مَا yapılan uyarıları
yapılan uyarıları
ذُكِّرُوا۟ they were reminded dhukkirū
they were reminded
بِهِۦ kendileri bihi
kendileri
فَتَحْنَا açıverdik fataḥnā
açıverdik
عَلَيْهِمْ üzerlerine ʿalayhim
üzerlerine
أَبْوَٰبَ kapılarını abwāba
kapılarını
كُلِّ her kulli
her
شَىْءٍ şeyin shayin
şeyin
حَتَّىٰٓ nihayet ḥattā
nihayet
إِذَا sırada idhā
sırada
فَرِحُوا۟ sevince daldıkları fariḥū
sevince daldıkları
بِمَآ şey ile bimā
şey ile
أُوتُوٓا۟ kendilerine verilen ūtū
kendilerine verilen
أَخَذْنَـٰهُم onları yakaladık akhadhnāhum
onları yakaladık
بَغْتَةًۭ ansızın baghtatan
ansızın
فَإِذَا böylece fa-idhā
böylece
هُم onlar hum
onlar
مُّبْلِسُونَ bütün umutlarnı yitirdiler mub'lisūna
bütün umutlarnı yitirdiler
٤٤ (44)
(44)
Kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, onlara her şeyin kapısını açtık; kendilerine verilene sevinince ansızın onları yakaladık da umutsuz kalıverdiler.
6:45
فَقُطِعَ böylece kesildi faquṭiʿa
böylece kesildi
دَابِرُ ardı dābiru
ardı
ٱلْقَوْمِ milletin l-qawmi
milletin
ٱلَّذِينَ onlar ki alladhīna
onlar ki
ظَلَمُوا۟ ۚ haksızlık ediyordu ẓalamū
haksızlık ediyordu
وَٱلْحَمْدُ hamdolsun wal-ḥamdu
hamdolsun
لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a
رَبِّ Rabbi rabbi
Rabbi
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin
٤٥ (45)
(45)
Zulmeden milletin kökü böylece kesildi. Hamd, Alemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.
6:46
قُلْ de ki qul
de ki
أَرَءَيْتُمْ söyleyin bana ara-aytum
söyleyin bana
إِنْ eğer in
eğer
أَخَذَ alsa akhadha
alsa
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
سَمْعَكُمْ işitme(duyu)nuzu samʿakum
işitme(duyu)nuzu
وَأَبْصَـٰرَكُمْ ve gözlerinizi wa-abṣārakum
ve gözlerinizi
وَخَتَمَ ve mühür vursa wakhatama
ve mühür vursa
عَلَىٰ üstüne ʿalā
üstüne
قُلُوبِكُم kalblerinizin qulūbikum
kalblerinizin
مَّنْ kimdir? man
kimdir?
إِلَـٰهٌ tanrı ilāhun
tanrı
غَيْرُ başka ghayru
başka
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
يَأْتِيكُم size getirecek yatīkum
size getirecek
بِهِ ۗ bun(lar)ı bihi
bun(lar)ı
ٱنظُرْ bak unẓur
bak
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
نُصَرِّفُ türlü türlü açıklıyoruz nuṣarrifu
türlü türlü açıklıyoruz
ٱلْـَٔايَـٰتِ ayetleri l-āyāti
ayetleri
ثُمَّ sonra yine thumma
sonra yine
هُمْ onlar hum
onlar
يَصْدِفُونَ yüz çeviriyorlar yaṣdifūna
yüz çeviriyorlar
٤٦ (46)
(46)
De ki: "Gördünüz mü? Allah, işitmenizi, gözlerinizi alsa, kalblerinizi kapasa, Allah'tan başka hangi tanrı onu sizlere getirebilir?" Ayetleri nasıl türlü türlü açıkladığımıza bir baksana, sonra da onlar yüz çevirirler.
6:47
قُلْ de ki qul
de ki
أَرَءَيْتَكُمْ söyleyin bana ara-aytakum
söyleyin bana
إِنْ eğer in
eğer
أَتَىٰكُمْ size gelse atākum
size gelse
عَذَابُ azabı ʿadhābu
azabı
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
بَغْتَةً ansızın baghtatan
ansızın
أَوْ ya da aw
ya da
جَهْرَةً açıkça jahratan
açıkça
هَلْ mi? hal
mi?
يُهْلَكُ helak edilir yuh'laku
helak edilir
إِلَّا başkası illā
başkası
ٱلْقَوْمُ toplumdan l-qawmu
toplumdan
ٱلظَّـٰلِمُونَ zalim l-ẓālimūna
zalim
٤٧ (47)
(47)
De ki: "Allah'ın azabı size ansızın veya açıkça gelirse, zalimlerden başkası mı yok olur? Bana bildirin."
6:48
وَمَا biz gönderimeyi wamā
biz gönderimeyi
نُرْسِلُ We send nur'silu
We send
ٱلْمُرْسَلِينَ elçileri l-mur'salīna
elçileri
إِلَّا dışında illā
dışında
مُبَشِّرِينَ müjdeciler olmak mubashirīna
müjdeciler olmak
وَمُنذِرِينَ ۖ ve uyarıcılar olmak wamundhirīna
ve uyarıcılar olmak
فَمَنْ o halde kim faman
o halde kim
ءَامَنَ inanır āmana
inanır
وَأَصْلَحَ ve uslanırsa wa-aṣlaḥa
ve uslanırsa
فَلَا yoktur falā
yoktur
خَوْفٌ korku khawfun
korku
عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara
وَلَا ve değildir walā
ve değildir
هُمْ onlar hum
onlar
يَحْزَنُونَ üzülecek de yaḥzanūna
üzülecek de
٤٨ (48)
(48)
Peygamberleri ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderiyoruz. Kim inanır ve nefsini ıslah ederse onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.
6:49
وَٱلَّذِينَ kimselere wa-alladhīna
kimselere
كَذَّبُوا۟ yalanlayan(lara) kadhabū
yalanlayan(lara)
بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi
يَمَسُّهُمُ dokunacaktır yamassuhumu
dokunacaktır
ٱلْعَذَابُ azab l-ʿadhābu
azab
بِمَا yüzünden bimā
yüzünden
كَانُوا۟ yaptıkları kānū
yaptıkları
يَفْسُقُونَ fenalık yafsuqūna
fenalık
٤٩ (49)
(49)
Ayetlerimizi inkar edenlere yoldan çıkmalarından ötürü azab dokunacaktır.
6:50
قُل de ki qul
de ki
لَّآ ben demiyorum
ben demiyorum
أَقُولُ (do) I say aqūlu
(do) I say
لَكُمْ size lakum
size
عِندِى yanımdadır ʿindī
yanımdadır
خَزَآئِنُ hazineleri khazāinu
hazineleri
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَلَآ ve walā
ve
أَعْلَمُ bilmem aʿlamu
bilmem
ٱلْغَيْبَ gaybı l-ghayba
gaybı
وَلَآ ve walā
ve
أَقُولُ demiyorum aqūlu
demiyorum
لَكُمْ size lakum
size
إِنِّى ben innī
ben
مَلَكٌ ۖ meleğim malakun
meleğim
إِنْ ben uyuyorum in
ben uyuyorum
أَتَّبِعُ (do) I follow attabiʿu
(do) I follow
إِلَّا sadece illā
sadece
مَا şeye
şeye
يُوحَىٰٓ vahyolunan yūḥā
vahyolunan
إِلَىَّ ۚ bana ilayya
bana
قُلْ de ki qul
de ki
هَلْ midir? hal
midir?
يَسْتَوِى eşit yastawī
eşit
ٱلْأَعْمَىٰ kör l-aʿmā
kör
وَٱلْبَصِيرُ ۚ ve gören wal-baṣīru
ve gören
أَفَلَا düşünmüyor musunuz? afalā
düşünmüyor musunuz?
تَتَفَكَّرُونَ you give thought tatafakkarūna
you give thought
٥٠ (50)
(50)
De ki: "Size Allah'ın hazineleri elimdedir, demiyorum; gaybı da bilmiyorum; size, ben meleğim demiyorum, ben ancak bana vahyolunana uyuyorum." De ki: "Görenle görmeyen bir midir? Düşünmüyor musunuz?"
6:51
وَأَنذِرْ ve uyar wa-andhir
ve uyar
بِهِ onunla bihi
onunla
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
يَخَافُونَ korkan(ları) yakhāfūna
korkan(ları)
أَن ki an
ki
يُحْشَرُوٓا۟ toplanacaklardır yuḥ'sharū
toplanacaklardır
إِلَىٰ (huzuru)na ilā
(huzuru)na
رَبِّهِمْ ۙ Rablerine rabbihim
Rablerine
لَيْسَ yoktur laysa
yoktur
لَهُم kendilerinin lahum
kendilerinin
مِّن O'ndan başka min
O'ndan başka
دُونِهِۦ other than Him dūnihi
other than Him
وَلِىٌّۭ ne dostları waliyyun
ne dostları
وَلَا ne de walā
ne de
شَفِيعٌۭ destekçileri shafīʿun
destekçileri
لَّعَلَّهُمْ belki laʿallahum
belki
يَتَّقُونَ korunurlar yattaqūna
korunurlar
٥١ (51)
(51)
Rablerine toplanacaklarından korkanları Kuran ile uyar. O'ndan başka bir dost ve aracıları yoktur. Umulur ki Allah'tan sakınalar.
6:52
وَلَا kovma walā
kovma
تَطْرُدِ send away taṭrudi
send away
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
يَدْعُونَ yalvaranları yadʿūna
yalvaranları
رَبَّهُم Rablerine rabbahum
Rablerine
بِٱلْغَدَوٰةِ sabah bil-ghadati
sabah
وَٱلْعَشِىِّ ve akşam wal-ʿashiyi
ve akşam
يُرِيدُونَ isteyerek yurīdūna
isteyerek
وَجْهَهُۥ ۖ O'nun rızasını wajhahu
O'nun rızasını
مَا yoktur
yoktur
عَلَيْكَ sana ʿalayka
sana
مِنْ onların hesabından min
onların hesabından
حِسَابِهِم their account ḥisābihim
their account
مِّن hiçbir min
hiçbir
شَىْءٍۢ şey (sorumluluk) shayin
şey (sorumluluk)
وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur
مِنْ senin hesabından min
senin hesabından
حِسَابِكَ your account ḥisābika
your account
عَلَيْهِم onlara ʿalayhim
onlara
مِّن hiçbir min
hiçbir
شَىْءٍۢ şey (sorumluk) shayin
şey (sorumluk)
فَتَطْرُدَهُمْ onları kovup da fataṭrudahum
onları kovup da
فَتَكُونَ olasın fatakūna
olasın
مِنَ zalimlerden mina
zalimlerden
ٱلظَّـٰلِمِينَ the wrongdoers l-ẓālimīna
the wrongdoers
٥٢ (52)
(52)
Sabah akşam, Rabblerinin rızasını isteyerek O'na yalvaranları kovma. Onların hesabından sana bir sorumluluk yoktur, senin hesabından da onlara bir sorumluluk yoktur ki onları kovarak zulmedenlerden olasın.
6:53
وَكَذَٰلِكَ böylece wakadhālika
böylece
فَتَنَّا biz denedik fatannā
biz denedik
بَعْضَهُم onların kimini baʿḍahum
onların kimini
بِبَعْضٍۢ kimi ile bibaʿḍin
kimi ile
لِّيَقُولُوٓا۟ demeleri için liyaqūlū
demeleri için
أَهَـٰٓؤُلَآءِ şunlara mı? ahāulāi
şunlara mı?
مَنَّ lutfu layık gördü manna
lutfu layık gördü
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَلَيْهِم kendilerine ʿalayhim
kendilerine
مِّنۢ aramızdan min
aramızdan
بَيْنِنَآ ۗ among us bayninā
among us
أَلَيْسَ değil midir? alaysa
değil midir?
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِأَعْلَمَ daha iyi bilen bi-aʿlama
daha iyi bilen
بِٱلشَّـٰكِرِينَ şükredenleri; bil-shākirīna
şükredenleri;
٥٣ (53)
(53)
Böylece, "Aramızdan Allah bunlara mı iyilikte bulundu?" demeleri için onları birbiriyle denedik. Allah şükredenleri iyi bilen değil midir?
6:54
وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman
جَآءَكَ sana geldikleri jāaka
sana geldikleri
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
يُؤْمِنُونَ inanan(lar) yu'minūna
inanan(lar)
بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimize biāyātinā
ayetlerimize
فَقُلْ de ki faqul
de ki
سَلَـٰمٌ selam olsun salāmun
selam olsun
عَلَيْكُمْ ۖ size ʿalaykum
size
كَتَبَ yazmıştır kataba
yazmıştır
رَبُّكُمْ Rabbiniz rabbukum
Rabbiniz
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
نَفْسِهِ kendi nafsihi
kendi
ٱلرَّحْمَةَ ۖ rahmeti l-raḥmata
rahmeti
أَنَّهُۥ kuşkusuz annahu
kuşkusuz
مَنْ kim man
kim
عَمِلَ yaparsa ʿamila
yaparsa
مِنكُمْ sizden minkum
sizden
سُوٓءًۢا bir kötülük sūan
bir kötülük
بِجَهَـٰلَةٍۢ bilmeyerek bijahālatin
bilmeyerek
ثُمَّ sonra thumma
sonra
تَابَ tevbe eder tāba
tevbe eder
مِنۢ ardından min
ardından
بَعْدِهِۦ after it baʿdihi
after it
وَأَصْلَحَ ve uslanırsa wa-aṣlaḥa
ve uslanırsa
فَأَنَّهُۥ muhakkak ki O fa-annahu
muhakkak ki O
غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir
٥٤ (54)
(54)
Ayetlerimize inananlar sana gelince: "Size selam olsun" de. Rabbiniz, sizden kim bilmeyerek fenalık işler de arkasından tövbe eder ve nefsini düzeltirse, ona rahmet etmeyi kendi üzerine almıştır. O, bağışlar ve merhamet eder.
6:55
وَكَذَٰلِكَ ve böylece wakadhālika
ve böylece
نُفَصِّلُ açıklıyoruz nufaṣṣilu
açıklıyoruz
ٱلْـَٔايَـٰتِ ayetleri l-āyāti
ayetleri
وَلِتَسْتَبِينَ belli olsun diye walitastabīna
belli olsun diye
سَبِيلُ yolu sabīlu
yolu
ٱلْمُجْرِمِينَ suçluların l-muj'rimīna
suçluların
٥٥ (55)
(55)
Suçluların yolu belli olsun diye, böylece ayetleri uzun uzun açıklarız.
6:56
قُلْ de ki qul
de ki
إِنِّى elbette ben innī
elbette ben
نُهِيتُ men'olundum nuhītu
men'olundum
أَنْ tapmaktan an
tapmaktan
أَعْبُدَ I worship aʿbuda
I worship
ٱلَّذِينَ yalvardıklarınıza alladhīna
yalvardıklarınıza
تَدْعُونَ you call tadʿūna
you call
مِن başka min
başka
دُونِ besides dūni
besides
ٱللَّهِ ۚ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
قُل de ki qul
de ki
لَّآ ben uymam
ben uymam
أَتَّبِعُ I follow attabiʿu
I follow
أَهْوَآءَكُمْ ۙ sizin keyiflerinize ahwāakum
sizin keyiflerinize
قَدْ çünkü qad
çünkü
ضَلَلْتُ sapıtmış olurum ḍalaltu
sapıtmış olurum
إِذًۭا o takdirde idhan
o takdirde
وَمَآ ve olmam wamā
ve olmam
أَنَا۠ ben anā
ben
مِنَ yola gelenlerden mina
yola gelenlerden
ٱلْمُهْتَدِينَ the guided-ones l-muh'tadīna
the guided-ones
٥٦ (56)
(56)
De ki: "Allah'tan başka, yalvardıklarınıza kulluk etmekten menolundum." "Sizin heveslerinize uymayacağım, yoksa sapıtmış, doğru yolda gidenlerden olmamış olurum" de.
6:57
قُلْ de ki qul
de ki
إِنِّى elbette ben innī
elbette ben
عَلَىٰ üzerindeyim ʿalā
üzerindeyim
بَيِّنَةٍۢ açık bir delil bayyinatin
açık bir delil
مِّن Rabbimden min
Rabbimden
رَّبِّى my Lord rabbī
my Lord
وَكَذَّبْتُم siz ise yalanladınız wakadhabtum
siz ise yalanladınız
بِهِۦ ۚ onu bihi
onu
مَا değildir
değildir
عِندِى benim yanımda ʿindī
benim yanımda
مَا şey (azab)
şey (azab)
تَسْتَعْجِلُونَ acele istediğiniz tastaʿjilūna
acele istediğiniz
بِهِۦٓ ۚ onu bihi
onu
إِنِ hüküm vermek ini
hüküm vermek
ٱلْحُكْمُ (is) the decision l-ḥuk'mu
(is) the decision
إِلَّا yalnızca illā
yalnızca
لِلَّهِ ۖ Allah'a aittir lillahi
Allah'a aittir
يَقُصُّ (O) anlatır yaquṣṣu
(O) anlatır
ٱلْحَقَّ ۖ gerçeği l-ḥaqa
gerçeği
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
خَيْرُ en iyisidir khayru
en iyisidir
ٱلْفَـٰصِلِينَ ayırdedenlerin l-fāṣilīna
ayırdedenlerin
٥٧ (57)
(57)
De ki: "Ben Rabbim'den bir belgeye dayanmaktayım, halbuki siz onu yalanladınız; acele istediğiniz de elimde değildir. Hüküm ancak Allah'ındır. O, hükmedenlerin en iyisi olarak gerçeği anlatır."
6:58
قُل de ki qul
de ki
لَّوْ eğer law
eğer
أَنَّ elbette anna
elbette
عِندِى benim yanımda olsaydı ʿindī
benim yanımda olsaydı
مَا şey
şey
تَسْتَعْجِلُونَ acele istediğiniz tastaʿjilūna
acele istediğiniz
بِهِۦ onu bihi
onu
لَقُضِىَ bitirilmişti laquḍiya
bitirilmişti
ٱلْأَمْرُ l-amru
بَيْنِى aramızda baynī
aramızda
وَبَيْنَكُمْ ۗ ve sizin aranızda wabaynakum
ve sizin aranızda
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
أَعْلَمُ daha iyi bilir aʿlamu
daha iyi bilir
بِٱلظَّـٰلِمِينَ zalimleri bil-ẓālimīna
zalimleri
٥٨ (58)
(58)
De ki: "Acele istediğiniz şey elimde olsaydı, benimle aranızdaki iş bitmiş olurdu." Allah zulmedenleri en iyi bilendir.
6:59
۞ وَعِندَهُۥ ve O'nun yanındadır waʿindahu
ve O'nun yanındadır
مَفَاتِحُ anahtarları mafātiḥu
anahtarları
ٱلْغَيْبِ gayb'ın l-ghaybi
gayb'ın
لَا onları bilmez
onları bilmez
يَعْلَمُهَآ knows them yaʿlamuhā
knows them
إِلَّا başkası illā
başkası
هُوَ ۚ O'ndan huwa
O'ndan
وَيَعْلَمُ ve (O) bilir wayaʿlamu
ve (O) bilir
مَا ne varsa
ne varsa
فِى karada olan
karada olan
ٱلْبَرِّ the land l-bari
the land
وَٱلْبَحْرِ ۚ ve denizde olan wal-baḥri
ve denizde olan
وَمَا düşmez wamā
düşmez
تَسْقُطُ falls tasquṭu
falls
مِن hiçbir min
hiçbir
وَرَقَةٍ yaprak waraqatin
yaprak
إِلَّا dışında illā
dışında
يَعْلَمُهَا onun bilgisi yaʿlamuhā
onun bilgisi
وَلَا ve (yoktur) walā
ve (yoktur)
حَبَّةٍۢ bir dane ḥabbatin
bir dane
فِى içinde
içinde
ظُلُمَـٰتِ karanlıkları ẓulumāti
karanlıkları
ٱلْأَرْضِ yerin l-arḍi
yerin
وَلَا ve (yoktur) walā
ve (yoktur)
رَطْبٍۢ yaş raṭbin
yaş
وَلَا ve walā
ve
يَابِسٍ kuru yābisin
kuru
إِلَّا ancak illā
ancak
فِى vardır
vardır
كِتَـٰبٍۢ bir Kitapta kitābin
bir Kitapta
مُّبِينٍۢ apaçık mubīnin
apaçık
٥٩ (59)
(59)
Gaybın anahtarları O'nun katındadır, onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı bilir. Düşen yaprağı, yerin karanlıklarında olan taneyi, yaşı kuruyu ki apaçık Kitap'tadır ancak O bilir.
6:60
وَهُوَ ve O'dur wahuwa
ve O'dur
ٱلَّذِى kimseler alladhī
kimseler
يَتَوَفَّىٰكُم sizi öldüren yatawaffākum
sizi öldüren
بِٱلَّيْلِ geceleyin bi-al-layli
geceleyin
وَيَعْلَمُ ve bilir wayaʿlamu
ve bilir
مَا şeyi
şeyi
جَرَحْتُم işlediğiniz jaraḥtum
işlediğiniz
بِٱلنَّهَارِ gündüzün bil-nahāri
gündüzün
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يَبْعَثُكُمْ sizi diriltir yabʿathukum
sizi diriltir
فِيهِ onda fīhi
onda
لِيُقْضَىٰٓ tamamlanıncaya kadar liyuq'ḍā
tamamlanıncaya kadar
أَجَلٌۭ süre ajalun
süre
مُّسَمًّۭى ۖ belirlenmiş musamman
belirlenmiş
ثُمَّ sonra thumma
sonra
إِلَيْهِ O'nadır ilayhi
O'nadır
مَرْجِعُكُمْ dönüşünüz marjiʿukum
dönüşünüz
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يُنَبِّئُكُم size haber verecektir yunabbi-ukum
size haber verecektir
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz
تَعْمَلُونَ yapmış taʿmalūna
yapmış
٦٠ (60)
(60)
Geceleyin sizi ölü gibi uyutan, gündüzün yaptıklarınızı bilen, mukadder olan hayat süreniz doluncaya kadar gündüzleri sizi tekrar kaldıran O'dur. Sonra dönüşünüz O'nadır, işlediklerinizi size bildirecektir.
6:61
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
ٱلْقَاهِرُ tek hakimdir l-qāhiru
tek hakimdir
فَوْقَ üstünde fawqa
üstünde
عِبَادِهِۦ ۖ kulların ʿibādihi
kulların
وَيُرْسِلُ ve gönderir wayur'silu
ve gönderir
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
حَفَظَةً koruyucu(melek)ler ḥafaẓatan
koruyucu(melek)ler
حَتَّىٰٓ nihayet ḥattā
nihayet
إِذَا zaman idhā
zaman
جَآءَ geldiği jāa
geldiği
أَحَدَكُمُ birinize aḥadakumu
birinize
ٱلْمَوْتُ ölüm l-mawtu
ölüm
تَوَفَّتْهُ onun canını alırlar tawaffathu
onun canını alırlar
رُسُلُنَا elçilerimiz rusulunā
elçilerimiz
وَهُمْ onlar wahum
onlar
لَا hiç geri kalmazlar
hiç geri kalmazlar
يُفَرِّطُونَ fail yufarriṭūna
fail
٦١ (61)
(61)
O, kulların üstünde yegane Hakim'dir, size koruyucular gönderir. Artık birinize ölüm gelince elçilerimiz, bir eksiklik yapmaksızın onun canını alırlar, sonra gerçek Mevlalarına döndürürler. Haberiniz olsun, hüküm O'nundur. O, hesap görenlerin en süratlisidir.
6:62
ثُمَّ sonra thumma
sonra
رُدُّوٓا۟ döndürülürler ruddū
döndürülürler
إِلَى Allah'a ilā
Allah'a
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
مَوْلَىٰهُمُ Tanrıları mawlāhumu
Tanrıları
ٱلْحَقِّ ۚ gerçek olan l-ḥaqi
gerçek olan
أَلَا doğrusu alā
doğrusu
لَهُ yalnız O'nundur lahu
yalnız O'nundur
ٱلْحُكْمُ hüküm l-ḥuk'mu
hüküm
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
أَسْرَعُ en çabuğudur asraʿu
en çabuğudur
ٱلْحَـٰسِبِينَ hesap görenlerin l-ḥāsibīna
hesap görenlerin
٦٢ (62)
(62)
O, kulların üstünde yegane Hakim'dir, size koruyucular gönderir. Artık birinize ölüm gelince elçilerimiz, bir eksiklik yapmaksızın onun canını alırlar, sonra gerçek Mevlalarına döndürürler. Haberiniz olsun, hüküm O'nundur. O, hesap görenlerin en süratlisidir.
6:63
قُلْ de ki qul
de ki
مَن kim man
kim
يُنَجِّيكُم sizi kurtarıyor yunajjīkum
sizi kurtarıyor
مِّن karanlıklarından min
karanlıklarından
ظُلُمَـٰتِ darkness[es] ẓulumāti
darkness[es]
ٱلْبَرِّ karanın l-bari
karanın
وَٱلْبَحْرِ ve denizin wal-baḥri
ve denizin
تَدْعُونَهُۥ O'na yakardığınızda tadʿūnahu
O'na yakardığınızda
تَضَرُّعًۭا gizli olarak taḍarruʿan
gizli olarak
وَخُفْيَةًۭ ve açık olarak wakhuf'yatan
ve açık olarak
لَّئِنْ eğer la-in
eğer
أَنجَىٰنَا bizi kurtarırsa anjānā
bizi kurtarırsa
مِنْ bundan min
bundan
هَـٰذِهِۦ this hādhihi
this
لَنَكُونَنَّ elbette olacağız lanakūnanna
elbette olacağız
مِنَ şükredenlerden mina
şükredenlerden
ٱلشَّـٰكِرِينَ the grateful ones l-shākirīna
the grateful ones
٦٣ (63)
(63)
De ki: "Kara ve denizin karanlıklarından sizi kim kurtarır? Bundan bizi kurtarırsan şükredenlerden olacağız diye O'na gizli gizli yalvarır yakarırsınız."
6:64
قُلِ de ki quli
de ki
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
يُنَجِّيكُم sizi kurtarıyor yunajjīkum
sizi kurtarıyor
مِّنْهَا ondan min'hā
ondan
وَمِن ve wamin
ve
كُلِّ bütün kulli
bütün
كَرْبٍۢ sıkıntılardan karbin
sıkıntılardan
ثُمَّ sonra thumma
sonra
أَنتُمْ siz yine antum
siz yine
تُشْرِكُونَ O'na ortak koşuyorsunuz tush'rikūna
O'na ortak koşuyorsunuz
٦٤ (64)
(64)
De ki: "Allah sizi ondan ve her sıkıntıdan kurtarır, sonra da O'na ortak koşarsınız."
6:65
قُلْ de ki qul
de ki
هُوَ O huwa
O
ٱلْقَادِرُ kadirdir l-qādiru
kadirdir
عَلَىٰٓ üzerine ʿalā
üzerine
أَن göndermeğe an
göndermeğe
يَبْعَثَ send yabʿatha
send
عَلَيْكُمْ sizin üzerinize ʿalaykum
sizin üzerinize
عَذَابًۭا bir azab ʿadhāban
bir azab
مِّن üstünüzden min
üstünüzden
فَوْقِكُمْ above you fawqikum
above you
أَوْ yahut aw
yahut
مِن altından min
altından
تَحْتِ beneath taḥti
beneath
أَرْجُلِكُمْ ayaklarınızın arjulikum
ayaklarınızın
أَوْ ya da aw
ya da
يَلْبِسَكُمْ sizi birbirinize düşürüp yalbisakum
sizi birbirinize düşürüp
شِيَعًۭا parti parti shiyaʿan
parti parti
وَيُذِيقَ ve taddırmağa wayudhīqa
ve taddırmağa
بَعْضَكُم kiminize baʿḍakum
kiminize
بَأْسَ hıncını basa
hıncını
بَعْضٍ ۗ kiminizin baʿḍin
kiminizin
ٱنظُرْ bak unẓur
bak
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
نُصَرِّفُ açıklıyoruz nuṣarrifu
açıklıyoruz
ٱلْـَٔايَـٰتِ ayetleri l-āyāti
ayetleri
لَعَلَّهُمْ diye laʿallahum
diye
يَفْقَهُونَ anlasınlar yafqahūna
anlasınlar
٦٥ (65)
(65)
De ki: "Üstünüzden ve altınızdan size azab göndermeğe, sizi fırka fırka yapıp kiminize kiminizin hıncını tattırmağa Kadir olan O'dur." Anlasınlar diye ayetleri nasıl yerli yerince açıkladığımıza bak.
6:66
وَكَذَّبَ ve yalanladı wakadhaba
ve yalanladı
بِهِۦ onu bihi
onu
قَوْمُكَ kavmin qawmuka
kavmin
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
ٱلْحَقُّ ۚ gerçek iken l-ḥaqu
gerçek iken
قُل de ki qul
de ki
لَّسْتُ ben değilim lastu
ben değilim
عَلَيْكُم size ʿalaykum
size
بِوَكِيلٍۢ vekil biwakīlin
vekil
٦٦ (66)
(66)
Gerçekten, senin milletin Kuran'ı yalanladı. "Cezanızı ben verecek değilim" de.
6:67
لِّكُلِّ her likulli
her
نَبَإٍۢ haberin naba-in
haberin
مُّسْتَقَرٌّۭ ۚ gerçekleşeceği bir zaman vardır mus'taqarrun
gerçekleşeceği bir zaman vardır
وَسَوْفَ yakında wasawfa
yakında
تَعْلَمُونَ bilirsiniz taʿlamūna
bilirsiniz
٦٧ (67)
(67)
Her haberin gerçekleşeceği bir zaman vardır ki siz onu yakında bileceksiniz.
6:68
وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman
رَأَيْتَ gördüğün ra-ayta
gördüğün
ٱلَّذِينَ (münasebetsizliğe) dalanları alladhīna
(münasebetsizliğe) dalanları
يَخُوضُونَ engage (in vain talks) yakhūḍūna
engage (in vain talks)
فِىٓ hakkında
hakkında
ءَايَـٰتِنَا ayetlerimiz āyātinā
ayetlerimiz
فَأَعْرِضْ yüz çevir fa-aʿriḍ
yüz çevir
عَنْهُمْ onlardan ʿanhum
onlardan
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
يَخُوضُوا۟ onlar geçinceye yakhūḍū
onlar geçinceye
فِى bir söze
bir söze
حَدِيثٍ a talk ḥadīthin
a talk
غَيْرِهِۦ ۚ başka ghayrihi
başka
وَإِمَّا eğer wa-immā
eğer
يُنسِيَنَّكَ sana (bunu) unutturursa yunsiyannaka
sana (bunu) unutturursa
ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan l-shayṭānu
şeytan
فَلَا oturma falā
oturma
تَقْعُدْ sit taqʿud
sit
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
ٱلذِّكْرَىٰ hatırladıktan l-dhik'rā
hatırladıktan
مَعَ beraber maʿa
beraber
ٱلْقَوْمِ topluluğuyla l-qawmi
topluluğuyla
ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimler l-ẓālimīna
zalimler
٦٨ (68)
(68)
Ayetlerimizi çekişmeye dalanları görünce, başka bir bahse geçmelerine kadar onlardan yüz çevir. Şeytan sana unutturursa hatırladıktan sonra artık zulmedenlerle beraber oturma.
6:69
وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
يَتَّقُونَ korunanlar yattaqūna
korunanlar
مِنْ onların hesabından min
onların hesabından
حِسَابِهِم their account ḥisābihim
their account
مِّن bir min
bir
شَىْءٍۢ şey (sorumluluk) shayin
şey (sorumluluk)
وَلَـٰكِن ama walākin
ama
ذِكْرَىٰ bir hatırlatmak lazımdır dhik'rā
bir hatırlatmak lazımdır
لَعَلَّهُمْ belki laʿallahum
belki
يَتَّقُونَ korunurlar diye yattaqūna
korunurlar diye
٦٩ (69)
(69)
Sakınan kimselere, onların hesaplarından bir sorumluluk yoktur. Fakat bir hatırlatmadır; belki sakınırlar.
6:70
وَذَرِ ve bırak wadhari
ve bırak
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
ٱتَّخَذُوا۟ yerine koyan(ları) ittakhadhū
yerine koyan(ları)
دِينَهُمْ dinlerini dīnahum
dinlerini
لَعِبًۭا oyun laʿiban
oyun
وَلَهْوًۭا ve eğlence walahwan
ve eğlence
وَغَرَّتْهُمُ ve aldattığı kimseleri wagharrathumu
ve aldattığı kimseleri
ٱلْحَيَوٰةُ hayatının l-ḥayatu
hayatının
ٱلدُّنْيَا ۚ dünya l-dun'yā
dünya
وَذَكِّرْ ve öğüt ver wadhakkir
ve öğüt ver
بِهِۦٓ o (Kur'an) ile bihi
o (Kur'an) ile
أَن diye an
diye
تُبْسَلَ helake gider tub'sala
helake gider
نَفْسٌۢ bir kişi nafsun
bir kişi
بِمَا dolayı bimā
dolayı
كَسَبَتْ kazandığından kasabat
kazandığından
لَيْسَ olmaz laysa
olmaz
لَهَا onun lahā
onun
مِن başka min
başka
دُونِ besides dūni
besides
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
وَلِىٌّۭ ne bir dostu waliyyun
ne bir dostu
وَلَا ne de walā
ne de
شَفِيعٌۭ bir yardımcısı shafīʿun
bir yardımcısı
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
تَعْدِلْ verse taʿdil
verse
كُلَّ her türlü kulla
her türlü
عَدْلٍۢ fidyeyi ʿadlin
fidyeyi
لَّا kabul edilmez
kabul edilmez
يُؤْخَذْ will it be taken yu'khadh
will it be taken
مِنْهَآ ۗ ondan min'hā
ondan
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar
ٱلَّذِينَ kimselerdir alladhīna
kimselerdir
أُبْسِلُوا۟ helake uğrayan(lardır) ub'silū
helake uğrayan(lardır)
بِمَا dolayı bimā
dolayı
كَسَبُوا۟ ۖ kazandıklarından kasabū
kazandıklarından
لَهُمْ onlar için vardır lahum
onlar için vardır
شَرَابٌۭ bir içki sharābun
bir içki
مِّنْ kaynar sudan min
kaynar sudan
حَمِيمٍۢ boiling water ḥamīmin
boiling water
وَعَذَابٌ ve bir azab waʿadhābun
ve bir azab
أَلِيمٌۢ acıklı alīmun
acıklı
بِمَا dolayı bimā
dolayı
كَانُوا۟ olduklarından kānū
olduklarından
يَكْفُرُونَ inkar ediyor yakfurūna
inkar ediyor
٧٠ (70)
(70)
Dinlerini oyun ve eğlenceye alanları, dünya hayatının aldattığı kimseleri bırak. Kuran ile öğüt ver ki, bir kimse kazandığıyla helake düşmeye görsün, o takdirde Allah'dan başka ona ne bir yardımcı, ne de bir kurtarıcı bulunur; her türlü fidyeyi de verse kabul olunmaz. Kazandıklarından ötürü yok olanlar işte bunlardır. İnkar etmelerinden dolayı kızgın içecek ve can yakıcı azab onlaradır.
6:71
قُلْ de ki qul
de ki
أَنَدْعُوا۟ mi yalvaralım? anadʿū
mi yalvaralım?
مِن başka min
başka
دُونِ besides dūni
besides
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
مَا şeylere
şeylere
لَا bize yarar vermeyen
bize yarar vermeyen
يَنفَعُنَا benefits us yanfaʿunā
benefits us
وَلَا ve zarar vermeyen walā
ve zarar vermeyen
يَضُرُّنَا harms us yaḍurrunā
harms us
وَنُرَدُّ ve döndürülüp wanuraddu
ve döndürülüp
عَلَىٰٓ üzerinde ʿalā
üzerinde
أَعْقَابِنَا ökçelerimiz aʿqābinā
ökçelerimiz
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
إِذْ bizi doğru yola ilettikten idh
bizi doğru yola ilettikten
هَدَىٰنَا (has) guided us hadānā
(has) guided us
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
كَٱلَّذِى gibi mi? ka-alladhī
gibi mi?
ٱسْتَهْوَتْهُ ayartarak is'tahwathu
ayartarak
ٱلشَّيَـٰطِينُ şeytanların l-shayāṭīnu
şeytanların
فِى çölde bıraktıkları
çölde bıraktıkları
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
حَيْرَانَ şaşkın bir halde ḥayrāna
şaşkın bir halde
لَهُۥٓ kimse lahu
kimse
أَصْحَـٰبٌۭ arkadaşlarının ise aṣḥābun
arkadaşlarının ise
يَدْعُونَهُۥٓ çağırdıkları yadʿūnahu
çağırdıkları
إِلَى doğru yola ilā
doğru yola
ٱلْهُدَى the guidance l-hudā
the guidance
ٱئْتِنَا ۗ Bize gel! diye i'tinā
Bize gel! diye
قُلْ de ki qul
de ki
إِنَّ muhakkak inna
muhakkak
هُدَى yol gösterme hudā
yol gösterme
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
هُوَ ancak huwa
ancak
ٱلْهُدَىٰ ۖ yol göstermesidir l-hudā
yol göstermesidir
وَأُمِرْنَا ve bize emredilmiştir wa-umir'nā
ve bize emredilmiştir
لِنُسْلِمَ teslim olmamız linus'lima
teslim olmamız
لِرَبِّ Rabbine lirabbi
Rabbine
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin
٧١ (71)
(71)
De ki: "Arkadaşları bize gel diye doğru yola çağırırken, şeytanların yeryüzünde şaşırttıkları bir kimse gibi geriye mi dönelim. Allah bizi doğru yola eriştirdikten sonra, bize faydası olmayan, zarar da veremeyen Allah'tan başka şeylere mi yalvaralım?" De ki, "Doğru yol ancak Allah'ın yoludur. Alemlerin Rabbine teslim olarak namaz kılın, Allah'tan sakının diye emrolunduk." Kendisine toplanacağınız O'dur.
6:72
وَأَنْ ve ayrıca wa-an
ve ayrıca
أَقِيمُوا۟ kılın aqīmū
kılın
ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı
وَٱتَّقُوهُ ۚ ve O'ndan korkun wa-ittaqūhu
ve O'ndan korkun
وَهُوَ O'dur wahuwa
O'dur
ٱلَّذِىٓ o kimse ki alladhī
o kimse ki
إِلَيْهِ huzuruna ilayhi
huzuruna
تُحْشَرُونَ varıp toplanacağınız tuḥ'sharūna
varıp toplanacağınız
٧٢ (72)
(72)
De ki: "Arkadaşları bize gel diye doğru yola çağırırken, şeytanların yeryüzünde şaşırttıkları bir kimse gibi geriye mi dönelim. Allah bizi doğru yola eriştirdikten sonra, bize faydası olmayan, zarar da veremeyen Allah'tan başka şeylere mi yalvaralım?" De ki, "Doğru yol ancak Allah'ın yoludur. Alemlerin Rabbine teslim olarak namaz kılın, Allah'tan sakının diye emrolunduk." Kendisine toplanacağınız O'dur.
6:73
وَهُوَ O'dur wahuwa
O'dur
ٱلَّذِى o ki alladhī
o ki
خَلَقَ yarattı khalaqa
yarattı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri
وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri
بِٱلْحَقِّ ۖ hak (ve hikmet) ile bil-ḥaqi
hak (ve hikmet) ile
وَيَوْمَ ve gün wayawma
ve gün
يَقُولُ dediği yaqūlu
dediği
كُن Ol! kun
Ol!
فَيَكُونُ ۚ oluverir fayakūnu
oluverir
قَوْلُهُ sözü qawluhu
sözü
ٱلْحَقُّ ۚ haktır l-ḥaqu
haktır
وَلَهُ O'nundur walahu
O'nundur
ٱلْمُلْكُ mülk l-mul'ku
mülk
يَوْمَ gün yawma
gün
يُنفَخُ üfleneceği yunfakhu
üfleneceği
فِى Sur'a
Sur'a
ٱلصُّورِ ۚ the trumpet l-ṣūri
the trumpet
عَـٰلِمُ bilendir ʿālimu
bilendir
ٱلْغَيْبِ gizliyi l-ghaybi
gizliyi
وَٱلشَّهَـٰدَةِ ۚ ve açığı wal-shahādati
ve açığı
وَهُوَ O wahuwa
O
ٱلْحَكِيمُ hükümdardır l-ḥakīmu
hükümdardır
ٱلْخَبِيرُ herşeyi haber alandır l-khabīru
herşeyi haber alandır
٧٣ (73)
(73)
Gökleri ve yeri gerçekle yaratan O'dur ki "Ol" dediği gün (an) hemen olur; sözü gerçektir. Sura üfleneceği gün hükümranlık O'nundur. Görülmeyeni de görüleni de bilir. O Hakim'dir, haberdardır.
6:74
۞ وَإِذْ hani wa-idh
hani
قَالَ demişti ki qāla
demişti ki
إِبْرَٰهِيمُ İbrahim ib'rāhīmu
İbrahim
لِأَبِيهِ babası li-abīhi
babası
ءَازَرَ Azer'e āzara
Azer'e
أَتَتَّخِذُ mi ediniyorsun? atattakhidhu
mi ediniyorsun?
أَصْنَامًا putları aṣnāman
putları
ءَالِهَةً ۖ tanrılar ālihatan
tanrılar
إِنِّىٓ doğrusu ben innī
doğrusu ben
أَرَىٰكَ seni görüyorum arāka
seni görüyorum
وَقَوْمَكَ ve kavmini waqawmaka
ve kavmini
فِى içinde
içinde
ضَلَـٰلٍۢ bir sapıklık ḍalālin
bir sapıklık
مُّبِينٍۢ açık mubīnin
açık
٧٤ (74)
(74)
İbrahim, babası Azer'e, "Putları tanrı olarak mı benimsiyorsun? Doğrusu ben seni ve milletini açık bir sapıklık içinde görüyorum" demişti.
6:75
وَكَذَٰلِكَ ve böylece wakadhālika
ve böylece
نُرِىٓ biz gösteriyorduk nurī
biz gösteriyorduk
إِبْرَٰهِيمَ İbrahim'e ib'rāhīma
İbrahim'e
مَلَكُوتَ melekutunu malakūta
melekutunu
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin
وَلِيَكُونَ olsun diye waliyakūna
olsun diye
مِنَ inananlardan mina
inananlardan
ٱلْمُوقِنِينَ the ones who are certain l-mūqinīna
the ones who are certain
٧٥ (75)
(75)
Yakinen bilenlerden olması için İbrahim'e göklerin ve yerin hükümranlığını şöylece gösteriyorduk:
6:76
فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki
جَنَّ basınca janna
basınca
عَلَيْهِ üzerine ʿalayhi
üzerine
ٱلَّيْلُ gece al-laylu
gece
رَءَا (İbrahim) gördü raā
(İbrahim) gördü
كَوْكَبًۭا ۖ bir yıldız kawkaban
bir yıldız
قَالَ dedi qāla
dedi
هَـٰذَا budur hādhā
budur
رَبِّى ۖ Rabbim rabbī
Rabbim
فَلَمَّآ ne zaman ki falammā
ne zaman ki
أَفَلَ (yıldız) batınca afala
(yıldız) batınca
قَالَ dedi qāla
dedi
لَآ sevmem
sevmem
أُحِبُّ (do) I like uḥibbu
(do) I like
ٱلْـَٔافِلِينَ batanları l-āfilīna
batanları
٧٦ (76)
(76)
Gece basınca bir yıldız gördü, "işte bu benim Rabbim!" dedi; yıldız batınca, "batanları sevmem" dedi.
6:77
فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki
رَءَا gördüğünde raā
gördüğünde
ٱلْقَمَرَ Ay'ı l-qamara
Ay'ı
بَازِغًۭا doğarken bāzighan
doğarken
قَالَ dedi qāla
dedi
هَـٰذَا budur hādhā
budur
رَبِّى ۖ Rabbim rabbī
Rabbim
فَلَمَّآ ne zaman ki falammā
ne zaman ki
أَفَلَ (o da) batınca afala
(o da) batınca
قَالَ dedi qāla
dedi
لَئِن eğer la-in
eğer
لَّمْ bana doğru yolu göstermeseydi lam
bana doğru yolu göstermeseydi
يَهْدِنِى guide me yahdinī
guide me
رَبِّى Rabbim rabbī
Rabbim
لَأَكُونَنَّ elbette olurdum la-akūnanna
elbette olurdum
مِنَ topluluktan mina
topluluktan
ٱلْقَوْمِ the people l-qawmi
the people
ٱلضَّآلِّينَ sapıtan l-ḍālīna
sapıtan
٧٧ (77)
(77)
Ayı doğarken görünce, "işte bu benim Rabbim!" dedi, batınca, "Rabbim beni doğruya eriştirmeseydi and olsun ki sapıklardan olurdum" dedi.
6:78
فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki
رَءَا görünce raā
görünce
ٱلشَّمْسَ güneşi l-shamsa
güneşi
بَازِغَةًۭ doğarken bāzighatan
doğarken
قَالَ dedi qāla
dedi
هَـٰذَا budur hādhā
budur
رَبِّى Rabbim rabbī
Rabbim
هَـٰذَآ bu hādhā
bu
أَكْبَرُ ۖ daha büyük akbaru
daha büyük
فَلَمَّآ ne zaman ki falammā
ne zaman ki
أَفَلَتْ (O da) batınca afalat
(O da) batınca
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
يَـٰقَوْمِ Ey kavmim yāqawmi
Ey kavmim
إِنِّى elbette ben innī
elbette ben
بَرِىٓءٌۭ uzağım barīon
uzağım
مِّمَّا şeylerden mimmā
şeylerden
تُشْرِكُونَ sizin ortak koştuğunuz tush'rikūna
sizin ortak koştuğunuz
٧٨ (78)
(78)
Güneşi doğarken görünce "işte bu benim Rabbim, bu daha büyük!" dedi; batınca, "Ey milletim! Doğrusu ben ortak koştuklarınızdan uzağım" dedi.
6:79
إِنِّى şüphesiz ben innī
şüphesiz ben
وَجَّهْتُ çevirdim wajjahtu
çevirdim
وَجْهِىَ yüzümü wajhiya
yüzümü
لِلَّذِى yoktan var edene lilladhī
yoktan var edene
فَطَرَ created faṭara
created
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri
وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri
حَنِيفًۭا ۖ tamamen ḥanīfan
tamamen
وَمَآ ve artık değilim wamā
ve artık değilim
أَنَا۠ ben anā
ben
مِنَ ortak koşanlardan mina
ortak koşanlardan
ٱلْمُشْرِكِينَ the polytheists l-mush'rikīna
the polytheists
٧٩ (79)
(79)
"Doğrusu ben yüzümü, gökleri ve yeri yaratana, doğruya yönelerek çevirdim, ben ortak koşanlardan değilim."
6:80
وَحَآجَّهُۥ ve onunla tartışmaya girişti waḥājjahu
ve onunla tartışmaya girişti
قَوْمُهُۥ ۚ kavmi qawmuhu
kavmi
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
أَتُحَـٰٓجُّوٓنِّى benimle tartışıyor musunuz? atuḥājjūnnī
benimle tartışıyor musunuz?
فِى hakkında
hakkında
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَقَدْ muhakkak waqad
muhakkak
هَدَىٰنِ ۚ beni doğru yola iletmiş iken hadāni
beni doğru yola iletmiş iken
وَلَآ ben korkmam walā
ben korkmam
أَخَافُ (do) I fear akhāfu
(do) I fear
مَا şeylerden
şeylerden
تُشْرِكُونَ sizin ortak koştuğunuz tush'rikūna
sizin ortak koştuğunuz
بِهِۦٓ O'na bihi
O'na
إِلَّآ ancak illā
ancak
أَن dilediği olur an
dilediği olur
يَشَآءَ wills yashāa
wills
رَبِّى Rabbimin rabbī
Rabbimin
شَيْـًۭٔا ۗ şeyler shayan
şeyler
وَسِعَ kuşatmıştır wasiʿa
kuşatmıştır
رَبِّى Rabbim rabbī
Rabbim
كُلَّ he kulla
he
شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi
عِلْمًا ۗ bilgice ʿil'man
bilgice
أَفَلَا hala öğüt almıyor musunuz? afalā
hala öğüt almıyor musunuz?
تَتَذَكَّرُونَ you take heed tatadhakkarūna
you take heed
٨٠ (80)
(80)
Milleti onunla tartışmaya girişti. "Beni doğru yola eriştirmişken, Allah hakkında benimle mi tartışıyorsunuz? O'na ortak koştuklarınızdan korkmuyorum, meğer ki Rabbim bir şeyi dilemiş ola. Rabbim ilimce her şeyi kuşatmıştır; hala öğüt kabul etmez misiniz?" dedi.
6:81
وَكَيْفَ ve nasıl wakayfa
ve nasıl
أَخَافُ ben korkarım akhāfu
ben korkarım
مَآ şeylerden
şeylerden
أَشْرَكْتُمْ sizin ortak koştuğunuz ashraktum
sizin ortak koştuğunuz
وَلَا korkmuyorsunuz da walā
korkmuyorsunuz da
تَخَافُونَ you fear takhāfūna
you fear
أَنَّكُمْ siz annakum
siz
أَشْرَكْتُم ortak koşmaktan ashraktum
ortak koşmaktan
بِٱللَّهِ Allah'ın bil-lahi
Allah'ın
مَا şeyleri
şeyleri
لَمْ indirmediği lam
indirmediği
يُنَزِّلْ did He send down yunazzil
did He send down
بِهِۦ hakkında bihi
hakkında
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
سُلْطَـٰنًۭا ۚ hiçbir delil sul'ṭānan
hiçbir delil
فَأَىُّ şimdi hangisi fa-ayyu
şimdi hangisi
ٱلْفَرِيقَيْنِ iki topluluktan l-farīqayni
iki topluluktan
أَحَقُّ daha layıktır aḥaqqu
daha layıktır
بِٱلْأَمْنِ ۖ güvende olmağa bil-amni
güvende olmağa
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz
تَعْلَمُونَ biliyor taʿlamūna
biliyor
٨١ (81)
(81)
"Allah'a koştuğunuz ortaklardan nasıl korkarım? Oysa siz, Allah'ın hakkında size bir delil indirmediği bir şeyi O'na ortak koşmaktan korkmuyorsunuz. İki taraftan hangisine güvenmek daha gereklidir, bir bilseniz."
6:82
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
وَلَمْ ve walam
ve
يَلْبِسُوٓا۟ bulamayanlar yalbisū
bulamayanlar
إِيمَـٰنَهُم imanlarını īmānahum
imanlarını
بِظُلْمٍ bir haksızlıkla biẓul'min
bir haksızlıkla
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte
لَهُمُ onlarındır lahumu
onlarındır
ٱلْأَمْنُ güven l-amnu
güven
وَهُم ve onlardır wahum
ve onlardır
مُّهْتَدُونَ doğru yolu bulanlar da muh'tadūna
doğru yolu bulanlar da
٨٢ (82)
(82)
İşte güven; onlara, inanıp haksızlık karıştırmayanlaradır. Onlar doğru yoldadırlar.
6:83
وَتِلْكَ işte bunlar watil'ka
işte bunlar
حُجَّتُنَآ hüccetlerimizdir ḥujjatunā
hüccetlerimizdir
ءَاتَيْنَـٰهَآ verdiğimiz ātaynāhā
verdiğimiz
إِبْرَٰهِيمَ İbrahim'e ib'rāhīma
İbrahim'e
عَلَىٰ karşı ʿalā
karşı
قَوْمِهِۦ ۚ kavmine qawmihi
kavmine
نَرْفَعُ yükseltiriz narfaʿu
yükseltiriz
دَرَجَـٰتٍۢ derecelerle darajātin
derecelerle
مَّن kimseyi man
kimseyi
نَّشَآءُ ۗ dilediğimiz nashāu
dilediğimiz
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin
حَكِيمٌ hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmet sahibidir
عَلِيمٌۭ bilendir ʿalīmun
bilendir
٨٣ (83)
(83)
Bu, İbrahim'e, milletine karşı verdiğimiz hüccetimizdir. Dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Doğrusu Rabbin Hakim'dir, Bilen'dir.
6:84
وَوَهَبْنَا ve biz hediye ettik wawahabnā
ve biz hediye ettik
لَهُۥٓ ona lahu
ona
إِسْحَـٰقَ İshak'ı is'ḥāqa
İshak'ı
وَيَعْقُوبَ ۚ ve Ya'kub'u da wayaʿqūba
ve Ya'kub'u da
كُلًّا hepsine de kullan
hepsine de
هَدَيْنَا ۚ doğru yolu gösterdik hadaynā
doğru yolu gösterdik
وَنُوحًا Nuh'a wanūḥan
Nuh'a
هَدَيْنَا yol göstermiştik hadaynā
yol göstermiştik
مِن daha önce min
daha önce
قَبْلُ ۖ before qablu
before
وَمِن ve wamin
ve
ذُرِّيَّتِهِۦ onun soyundan dhurriyyatihi
onun soyundan
دَاوُۥدَ Davud'a dāwūda
Davud'a
وَسُلَيْمَـٰنَ ve Süleyman'a wasulaymāna
ve Süleyman'a
وَأَيُّوبَ ve Eyyub'a wa-ayyūba
ve Eyyub'a
وَيُوسُفَ ve Yusuf'a wayūsufa
ve Yusuf'a
وَمُوسَىٰ ve Musa'ya wamūsā
ve Musa'ya
وَهَـٰرُونَ ۚ ve Harun'a wahārūna
ve Harun'a
وَكَذَٰلِكَ ve böylece wakadhālika
ve böylece
نَجْزِى biz ödüllendiririz najzī
biz ödüllendiririz
ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananları l-muḥ'sinīna
güzel davrananları
٨٤ (84)
(84)
Ona İshak'ı, Yakub'u bağışladık, her birini doğru yola eriştirdik. Daha önce Nuh'u ve soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u -ki işlerini iyi yapanlara böylece karşılık veririz-, Zekeriya'yı, Yahya'yı, İsa'yı ve İlyas'ı -ki hepsi iyilerdendir-, İsmail'i, Elyesa'ı, Yunus'u, Lut'u -ki hepsini dünyalara üstün kıldık- doğru yola eriştirdik.
6:85
وَزَكَرِيَّا ve Zekeriyya'ya wazakariyyā
ve Zekeriyya'ya
وَيَحْيَىٰ ve Yahya'ya wayaḥyā
ve Yahya'ya
وَعِيسَىٰ ve Îsa waʿīsā
ve Îsa
وَإِلْيَاسَ ۖ ve İlyas'a wa-il'yāsa
ve İlyas'a
كُلٌّۭ hepsi kullun
hepsi
مِّنَ salihlerden (idi) mina
salihlerden (idi)
ٱلصَّـٰلِحِينَ the righteous l-ṣāliḥīna
the righteous
٨٥ (85)
(85)
Ona İshak'ı, Yakub'u bağışladık, her birini doğru yola eriştirdik. Daha önce Nuh'u ve soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u -ki işlerini iyi yapanlara böylece karşılık veririz-, Zekeriya'yı, Yahya'yı, İsa'yı ve İlyas'ı -ki hepsi iyilerdendir-, İsmail'i, Elyesa'ı, Yunus'u, Lut'u -ki hepsini dünyalara üstün kıldık- doğru yola eriştirdik.
6:86
وَإِسْمَـٰعِيلَ ve İsma'il'e wa-is'māʿīla
ve İsma'il'e
وَٱلْيَسَعَ ve el-Yesa'a wal-yasaʿa
ve el-Yesa'a
وَيُونُسَ ve Yunus'a wayūnusa
ve Yunus'a
وَلُوطًۭا ۚ ve Lut'a da walūṭan
ve Lut'a da
وَكُلًّۭا hepsini wakullan
hepsini
فَضَّلْنَا üstün kıldık faḍḍalnā
üstün kıldık
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemler l-ʿālamīna
alemler
٨٦ (86)
(86)
Ona İshak'ı, Yakub'u bağışladık, her birini doğru yola eriştirdik. Daha önce Nuh'u ve soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u -ki işlerini iyi yapanlara böylece karşılık veririz-, Zekeriya'yı, Yahya'yı, İsa'yı ve İlyas'ı -ki hepsi iyilerdendir-, İsmail'i, Elyesa'ı, Yunus'u, Lut'u -ki hepsini dünyalara üstün kıldık- doğru yola eriştirdik.
6:87
وَمِنْ ve wamin
ve
ءَابَآئِهِمْ babalarından ābāihim
babalarından
وَذُرِّيَّـٰتِهِمْ ve çocuklarından wadhurriyyātihim
ve çocuklarından
وَإِخْوَٰنِهِمْ ۖ ve kardeşlerinden wa-ikh'wānihim
ve kardeşlerinden
وَٱجْتَبَيْنَـٰهُمْ onları seçtik wa-ij'tabaynāhum
onları seçtik
وَهَدَيْنَـٰهُمْ ve onları ilettik wahadaynāhum
ve onları ilettik
إِلَىٰ yola ilā
yola
صِرَٰطٍۢ a path ṣirāṭin
a path
مُّسْتَقِيمٍۢ doğru mus'taqīmin
doğru
٨٧ (87)
(87)
Babalarından, soylarından, kardeşlerinden bir kısmını seçtik ve doğru yola eriştirdik.
6:88
ذَٰلِكَ İşte bu dhālika
İşte bu
هُدَى hidayetidir hudā
hidayetidir
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
يَهْدِى doğru yola iletir yahdī
doğru yola iletir
بِهِۦ bununla bihi
bununla
مَن dilediğini man
dilediğini
يَشَآءُ He wills yashāu
He wills
مِنْ kullarından min
kullarından
عِبَادِهِۦ ۚ His slaves ʿibādihi
His slaves
وَلَوْ eğer walaw
eğer
أَشْرَكُوا۟ ortak koşsalardı ashrakū
ortak koşsalardı
لَحَبِطَ boşa giderdi laḥabiṭa
boşa giderdi
عَنْهُم onlar ʿanhum
onlar
مَّا şeyler
şeyler
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
يَعْمَلُونَ yaptıkları yaʿmalūna
yaptıkları
٨٨ (88)
(88)
Bu, Allah'ın kullarından dilediğini eriştirdiği yoludur. Eğer ortak koşsalarda amelleri boşa çıkardı.
6:89
أُو۟لَـٰٓئِكَ İşte onlar ulāika
İşte onlar
ٱلَّذِينَ kimselerdir alladhīna
kimselerdir
ءَاتَيْنَـٰهُمُ verdiğimiz ātaynāhumu
verdiğimiz
ٱلْكِتَـٰبَ Kitap l-kitāba
Kitap
وَٱلْحُكْمَ ve hüküm wal-ḥuk'ma
ve hüküm
وَٱلنُّبُوَّةَ ۚ ve peygamberlik wal-nubuwata
ve peygamberlik
فَإِن eğer fa-in
eğer
يَكْفُرْ inkar ederse yakfur
inkar ederse
بِهَا bunları bihā
bunları
هَـٰٓؤُلَآءِ şimdi şunlar hāulāi
şimdi şunlar
فَقَدْ mukakkak faqad
mukakkak
وَكَّلْنَا biz vekil bırakmışızdır wakkalnā
biz vekil bırakmışızdır
بِهَا bunlara bihā
bunlara
قَوْمًۭا bir toplumu qawman
bir toplumu
لَّيْسُوا۟ bunları etmeyecek laysū
bunları etmeyecek
بِهَا inkar bihā
inkar
بِكَـٰفِرِينَ disbelievers bikāfirīna
disbelievers
٨٩ (89)
(89)
Kendilerine kitap, hüküm ve peygamberlik verdiklerimiz işte bunlardır. Kafirler onları inkar ederlerse, inkar etmeyecek bir milleti onlara vekil kılarız.
6:90
أُو۟لَـٰٓئِكَ İşte onlar ulāika
İşte onlar
ٱلَّذِينَ kimselerdir alladhīna
kimselerdir
هَدَى hidayet ettikleridir hadā
hidayet ettikleridir
ٱللَّهُ ۖ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
فَبِهُدَىٰهُمُ onların yoluna fabihudāhumu
onların yoluna
ٱقْتَدِهْ ۗ uy iq'tadih
uy
قُل de ki qul
de ki
لَّآ sizden istemiyorum
sizden istemiyorum
أَسْـَٔلُكُمْ I ask you asalukum
I ask you
عَلَيْهِ ona karşılık ʿalayhi
ona karşılık
أَجْرًا ۖ bir ücret ajran
bir ücret
إِنْ değildir in
değildir
هُوَ O huwa
O
إِلَّا ancak illā
ancak
ذِكْرَىٰ bir öğüttür dhik'rā
bir öğüttür
لِلْعَـٰلَمِينَ alemlere lil'ʿālamīna
alemlere
٩٠ (90)
(90)
İşte bunlar Allah'ın doğru yola eriştirdikleridir, onların yoluna uy, "Sizden buna karşılık bir ücret istemem, bu sadece herkes için bir hatırlatmadır" de.
6:91
وَمَا tanıyamadılar wamā
tanıyamadılar
قَدَرُوا۟ they appraised qadarū
they appraised
ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı
حَقَّ hakkıyla ḥaqqa
hakkıyla
قَدْرِهِۦٓ O'nun kadrini qadrihi
O'nun kadrini
إِذْ zira idh
zira
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
مَآ indirmedi
indirmedi
أَنزَلَ revealed anzala
revealed
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
بَشَرٍۢ insan basharin
insan
مِّن bir şey min
bir şey
شَىْءٍۢ ۗ anything shayin
anything
قُلْ de ki qul
de ki
مَنْ kim man
kim
أَنزَلَ indirdi anzala
indirdi
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı
ٱلَّذِى o ki alladhī
o ki
جَآءَ getirdi jāa
getirdi
بِهِۦ onu bihi
onu
مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa
نُورًۭا nur olarak nūran
nur olarak
وَهُدًۭى ve yol gösterici olarak wahudan
ve yol gösterici olarak
لِّلنَّاسِ ۖ insanlara lilnnāsi
insanlara
تَجْعَلُونَهُۥ siz onu haline getirip tajʿalūnahu
siz onu haline getirip
قَرَاطِيسَ parça parça kağıtlar qarāṭīsa
parça parça kağıtlar
تُبْدُونَهَا gösteriyorsunuz tub'dūnahā
gösteriyorsunuz
وَتُخْفُونَ ve gizliyorsunuz watukh'fūna
ve gizliyorsunuz
كَثِيرًۭا ۖ çoğunu da kathīran
çoğunu da
وَعُلِّمْتُم ve size öğretildiği waʿullim'tum
ve size öğretildiği
مَّا şeylerin
şeylerin
لَمْ bilmediği lam
bilmediği
تَعْلَمُوٓا۟ knew taʿlamū
knew
أَنتُمْ ne sizin antum
ne sizin
وَلَآ ne de babalarınızın walā
ne de babalarınızın
ءَابَآؤُكُمْ ۖ your forefathers ābāukum
your forefathers
قُلِ de ki quli
de ki
ٱللَّهُ ۖ Alah l-lahu
Alah
ثُمَّ sonra thumma
sonra
ذَرْهُمْ bırak onları dharhum
bırak onları
فِى daldıkları bataklıkta
daldıkları bataklıkta
خَوْضِهِمْ their discourse khawḍihim
their discourse
يَلْعَبُونَ oynayadursunlar yalʿabūna
oynayadursunlar
٩١ (91)
(91)
"Allah hiçbir insana bir şey indirmemiştir" demekle Allah'ı gereği gibi değerlendiremediler. De ki: "Musa'nın insanlara nur ve yol gösterici olarak getirdiği Kitap'ı kim indirdi? Ki siz onu kağıtlara yazıp bir kısmını gösterip çoğunu gizlersiniz, atalarınızın ve sizin bilmediğiniz size onunla öğretilmiştir." "Allah" de, sonra da onları daldıkları sapıklıkta bırak, oynasınlar.
6:92
وَهَـٰذَا bu da wahādhā
bu da
كِتَـٰبٌ bir Kitaptır kitābun
bir Kitaptır
أَنزَلْنَـٰهُ indirdiğimiz anzalnāhu
indirdiğimiz
مُبَارَكٌۭ mubarek mubārakun
mubarek
مُّصَدِّقُ doğrulayıcı muṣaddiqu
doğrulayıcı
ٱلَّذِى arasındakini alladhī
arasındakini
بَيْنَ (came) before bayna
(came) before
يَدَيْهِ elleri yadayhi
elleri
وَلِتُنذِرَ ve uyarman için walitundhira
ve uyarman için
أُمَّ anası umma
anası
ٱلْقُرَىٰ şehirlerin l-qurā
şehirlerin
وَمَنْ kimseleri waman
kimseleri
حَوْلَهَا ۚ çevresindeki ḥawlahā
çevresindeki
وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler
يُؤْمِنُونَ inananU(lar) yu'minūna
inananU(lar)
بِٱلْـَٔاخِرَةِ ahirete bil-ākhirati
ahirete
يُؤْمِنُونَ inanırlar; yu'minūna
inanırlar;
بِهِۦ ۖ buna bihi
buna
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
عَلَىٰ namazlarına ʿalā
namazlarına
صَلَاتِهِمْ their prayers ṣalātihim
their prayers
يُحَافِظُونَ devam ederler yuḥāfiẓūna
devam ederler
٩٢ (92)
(92)
Bu indirdiğimiz, kendinden öncekileri doğrulayan, Mekkelileri ve etrafındakileri uyaran mübarek Kitap'dır. Ahirete inananlar buna inanırlar, namazlarına da devam ederler.
6:93
وَمَنْ kim olabilir? waman
kim olabilir?
أَظْلَمُ daha zalim aẓlamu
daha zalim
مِمَّنِ kimseden mimmani
kimseden
ٱفْتَرَىٰ uyduran if'tarā
uyduran
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
كَذِبًا yalan kadhiban
yalan
أَوْ ya da aw
ya da
قَالَ diyenden qāla
diyenden
أُوحِىَ vahyolundu ūḥiya
vahyolundu
إِلَىَّ bana ilayya
bana
وَلَمْ vahyedilmemiş iken walam
vahyedilmemiş iken
يُوحَ it was inspired yūḥa
it was inspired
إِلَيْهِ kendisine ilayhi
kendisine
شَىْءٌۭ bir şey shayon
bir şey
وَمَن ve kimseden waman
ve kimseden
قَالَ diyen qāla
diyen
سَأُنزِلُ ben de indireceğim sa-unzilu
ben de indireceğim
مِثْلَ gibi mith'la
gibi
مَآ şey
şey
أَنزَلَ indirdiği anzala
indirdiği
ٱللَّهُ ۗ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
وَلَوْ eğer walaw
eğer
تَرَىٰٓ bir görsen tarā
bir görsen
إِذِ zalimleri idhi
zalimleri
ٱلظَّـٰلِمُونَ the wrongdoers l-ẓālimūna
the wrongdoers
فِى içinde
içinde
غَمَرَٰتِ dalgaları ghamarāti
dalgaları
ٱلْمَوْتِ ölüm l-mawti
ölüm
وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ ve melekler wal-malāikatu
ve melekler
بَاسِطُوٓا۟ uzatmış bāsiṭū
uzatmış
أَيْدِيهِمْ ellerini aydīhim
ellerini
أَخْرِجُوٓا۟ haydi çıkarın akhrijū
haydi çıkarın
أَنفُسَكُمُ ۖ canlarınızı anfusakumu
canlarınızı
ٱلْيَوْمَ bugün l-yawma
bugün
تُجْزَوْنَ cezalandırılacaksınız tuj'zawna
cezalandırılacaksınız
عَذَابَ azabıyla ʿadhāba
azabıyla
ٱلْهُونِ alçaklık l-hūni
alçaklık
بِمَا dolayı bimā
dolayı
كُنتُمْ olmanızdan kuntum
olmanızdan
تَقُولُونَ söylüyor taqūlūna
söylüyor
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
غَيْرَ olmayanı ghayra
olmayanı
ٱلْحَقِّ gerçek l-ḥaqi
gerçek
وَكُنتُمْ ve wakuntum
ve
عَنْ O'nun ayetlerine karşı ʿan
O'nun ayetlerine karşı
ءَايَـٰتِهِۦ His Verses āyātihi
His Verses
تَسْتَكْبِرُونَ büyüklük taslamanızdan tastakbirūna
büyüklük taslamanızdan
٩٣ (93)
(93)
Allah'a karşı yalan uydurandan veya kendisine bir şey vahyedilmemişken "Bana vahyolundu, Allah'ın indirdiği gibi ben de indireceğim" diyenden daha zalim kim olabilir? Bu zalimleri can çekişirlerken melekler ellerini uzatmış, "Canlarınızı verin, bugün Allah'a karşı haksız yere söylediklerinizden, O'nun ayetlerine büyüklük taslamanızdan ötürü alçaltıcı azabla cezalandırılacaksınız" derken bir görsen!
6:94
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
جِئْتُمُونَا yine bize geldiniz ji'tumūnā
yine bize geldiniz
فُرَٰدَىٰ tek olarak furādā
tek olarak
كَمَا gibi kamā
gibi
خَلَقْنَـٰكُمْ sizi yarattığımız khalaqnākum
sizi yarattığımız
أَوَّلَ ilk awwala
ilk
مَرَّةٍۢ kez marratin
kez
وَتَرَكْتُم ve bıraktınız wataraktum
ve bıraktınız
مَّا şeyleri
şeyleri
خَوَّلْنَـٰكُمْ sizi hayaline daldırdığımız khawwalnākum
sizi hayaline daldırdığımız
وَرَآءَ arkasında warāa
arkasında
ظُهُورِكُمْ ۖ sırtlarınız ẓuhūrikum
sırtlarınız
وَمَا ve görmüyoruz wamā
ve görmüyoruz
نَرَىٰ We see narā
We see
مَعَكُمْ yanınızda maʿakum
yanınızda
شُفَعَآءَكُمُ şefaatçilerinizi shufaʿāakumu
şefaatçilerinizi
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
زَعَمْتُمْ sandığınız zaʿamtum
sandığınız
أَنَّهُمْ onların annahum
onların
فِيكُمْ içinizden fīkum
içinizden
شُرَكَـٰٓؤُا۟ ۚ ortak olduklarını shurakāu
ortak olduklarını
لَقَد andolsun laqad
andolsun
تَّقَطَّعَ (bağlar) kesilmiş taqaṭṭaʿa
(bağlar) kesilmiş
بَيْنَكُمْ aranızdaki baynakum
aranızdaki
وَضَلَّ ve kaybolup gitmiştir waḍalla
ve kaybolup gitmiştir
عَنكُم sizden ʿankum
sizden
مَّا şeyler
şeyler
كُنتُمْ sandığınız kuntum
sandığınız
تَزْعُمُونَ claim tazʿumūna
claim
٩٤ (94)
(94)
Onlara: "And olsun ki, sizi ilk defa yarattığımız gibi size verdiklerimizi ardınızda bırakarak bize birer birer geldiniz; içinizde Allah'ın ortakları olduğunu sandığınız şefaatçılarınızı beraber görmüyoruz. And olsun ki aranızdaki bağlar kopmuş, ortak sandıklarınız sizden ayrılmışlardır" denecek.
6:95
۞ إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah'tır l-laha
Allah'tır
فَالِقُ yaran fāliqu
yaran
ٱلْحَبِّ daneyi l-ḥabi
daneyi
وَٱلنَّوَىٰ ۖ ve çekirdeği wal-nawā
ve çekirdeği
يُخْرِجُ çıkarır yukh'riju
çıkarır
ٱلْحَىَّ diriyi l-ḥaya
diriyi
مِنَ ölüden mina
ölüden
ٱلْمَيِّتِ the dead l-mayiti
the dead
وَمُخْرِجُ ve çıkarır wamukh'riju
ve çıkarır
ٱلْمَيِّتِ ölüyü l-mayiti
ölüyü
مِنَ diriden mina
diriden
ٱلْحَىِّ ۚ the living l-ḥayi
the living
ذَٰلِكُمُ işte budur dhālikumu
işte budur
ٱللَّهُ ۖ Allah l-lahu
Allah
فَأَنَّىٰ o halde nasıl fa-annā
o halde nasıl
تُؤْفَكُونَ çevriliyorsunuz tu'fakūna
çevriliyorsunuz
٩٥ (95)
(95)
Taneyi ve çekirdeği yaran şüphesiz Allah'tır; ölüyü çıkarır. İşte Allah budur, nasıl yüz çevirirsiniz?
6:96
فَالِقُ karanlığı yarıp fāliqu
karanlığı yarıp
ٱلْإِصْبَاحِ sabahı ortaya çıkarmış l-iṣ'bāḥi
sabahı ortaya çıkarmış
وَجَعَلَ ve kılmıştır wajaʿala
ve kılmıştır
ٱلَّيْلَ geceyi al-layla
geceyi
سَكَنًۭا dinlenme zamanı sakanan
dinlenme zamanı
وَٱلشَّمْسَ ve güneşi wal-shamsa
ve güneşi
وَٱلْقَمَرَ ve ayı wal-qamara
ve ayı
حُسْبَانًۭا ۚ hesap (ölçüsü) yapmıştır ḥus'bānan
hesap (ölçüsü) yapmıştır
ذَٰلِكَ bu dhālika
bu
تَقْدِيرُ takdiridir taqdīru
takdiridir
ٱلْعَزِيزِ o üstün l-ʿazīzi
o üstün
ٱلْعَلِيمِ bilen(Allah)ın l-ʿalīmi
bilen(Allah)ın
٩٦ (96)
(96)
Tanyerini ağartan, geceyi dinlenme zamanı, güneş ve ayı vakit ölçüsü kılandır. Bu, Güçlü olan'ın, Bilen'in nizamıdır.
6:97
وَهُوَ ve O'dur wahuwa
ve O'dur
ٱلَّذِى kimse alladhī
kimse
جَعَلَ yaratan jaʿala
yaratan
لَكُمُ sizin için lakumu
sizin için
ٱلنُّجُومَ yıldızları l-nujūma
yıldızları
لِتَهْتَدُوا۟ yol bulasınız diye litahtadū
yol bulasınız diye
بِهَا onlarla bihā
onlarla
فِى karanlıklarında
karanlıklarında
ظُلُمَـٰتِ the darkness[es] ẓulumāti
the darkness[es]
ٱلْبَرِّ karanın l-bari
karanın
وَٱلْبَحْرِ ۗ ve denizin wal-baḥri
ve denizin
قَدْ gerçekten qad
gerçekten
فَصَّلْنَا biz genişçe açıkladık faṣṣalnā
biz genişçe açıkladık
ٱلْـَٔايَـٰتِ ayetleri l-āyāti
ayetleri
لِقَوْمٍۢ bir toplum için liqawmin
bir toplum için
يَعْلَمُونَ bilen yaʿlamūna
bilen
٩٧ (97)
(97)
O, yıldızları kara ve denizin karanlıklarında yol bulasınız diye sizin için var edendir. Bilen millet için ayetleri uzun uzadıya açıkladık.
6:98
وَهُوَ ve O'dur wahuwa
ve O'dur
ٱلَّذِىٓ kimse alladhī
kimse
أَنشَأَكُم sizi inşa eden ansha-akum
sizi inşa eden
مِّن nefisten min
nefisten
نَّفْسٍۢ a soul nafsin
a soul
وَٰحِدَةٍۢ bir tek wāḥidatin
bir tek
فَمُسْتَقَرٌّۭ (sizin için) bir karar famus'taqarrun
(sizin için) bir karar
وَمُسْتَوْدَعٌۭ ۗ ve emanet yeri vardır wamus'tawdaʿun
ve emanet yeri vardır
قَدْ gerçekten qad
gerçekten
فَصَّلْنَا biz genişçe açıkladık faṣṣalnā
biz genişçe açıkladık
ٱلْـَٔايَـٰتِ ayetleri l-āyāti
ayetleri
لِقَوْمٍۢ bir toplum için liqawmin
bir toplum için
يَفْقَهُونَ anlayan yafqahūna
anlayan
٩٨ (98)
(98)
O, sizi bir tek nefisten, babaların sulbünde kararlaşmış ve anaların rahminde kararlaşmakta olarak yaratandır. Anlayan millet için ayetleri uzun uzadıya açıkladık.
6:99
وَهُوَ ve O'dur wahuwa
ve O'dur
ٱلَّذِىٓ kimse alladhī
kimse
أَنزَلَ indiren anzala
indiren
مِنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky
مَآءًۭ suyu māan
suyu
فَأَخْرَجْنَا çıkardık fa-akhrajnā
çıkardık
بِهِۦ onunla bihi
onunla
نَبَاتَ bitkiyi nabāta
bitkiyi
كُلِّ her kulli
her
شَىْءٍۢ çeşit shayin
çeşit
فَأَخْرَجْنَا ve çıkardık fa-akhrajnā
ve çıkardık
مِنْهُ o (bitki)den min'hu
o (bitki)den
خَضِرًۭا bir filiz khaḍiran
bir filiz
نُّخْرِجُ çıkarıyoruz nukh'riju
çıkarıyoruz
مِنْهُ ondan da min'hu
ondan da
حَبًّۭا daneler ḥabban
daneler
مُّتَرَاكِبًۭا birbiri üzerine binmiş mutarākiban
birbiri üzerine binmiş
وَمِنَ hurmanın wamina
hurmanın
ٱلنَّخْلِ the date-palm l-nakhli
the date-palm
مِن tomurcuğundan min
tomurcuğundan
طَلْعِهَا its spathe ṭalʿihā
its spathe
قِنْوَانٌۭ sarkan qin'wānun
sarkan
دَانِيَةٌۭ salkımlar dāniyatun
salkımlar
وَجَنَّـٰتٍۢ ve bahçeleri wajannātin
ve bahçeleri
مِّنْ üzüm min
üzüm
أَعْنَابٍۢ grapes aʿnābin
grapes
وَٱلزَّيْتُونَ ve zeytin wal-zaytūna
ve zeytin
وَٱلرُّمَّانَ ve nar wal-rumāna
ve nar
مُشْتَبِهًۭا (kimi) birbirine benzer mush'tabihan
(kimi) birbirine benzer
وَغَيْرَ (kimi) benzemez waghayra
(kimi) benzemez
مُتَشَـٰبِهٍ ۗ resembling mutashābihin
resembling
ٱنظُرُوٓا۟ bakın unẓurū
bakın
إِلَىٰ meyvesine ilā
meyvesine
ثَمَرِهِۦٓ its fruit thamarihi
its fruit
إِذَآ zaman idhā
zaman
أَثْمَرَ meyve verirken athmara
meyve verirken
وَيَنْعِهِۦٓ ۚ ve olgunlaştığı wayanʿihi
ve olgunlaştığı
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
فِى bunda
bunda
ذَٰلِكُمْ that dhālikum
that
لَـَٔايَـٰتٍۢ çok ibret vardır laāyātin
çok ibret vardır
لِّقَوْمٍۢ toplumu için liqawmin
toplumu için
يُؤْمِنُونَ inananlar yu'minūna
inananlar
٩٩ (99)
(99)
O, gökten su indirendir. Her bitkiyi onunla bitirdik, ondan bitirdiğimiz yeşilden, birbirine benzeyen ve benzemeyen yığın yığın taneler, hurmaların tomurcuklarından sarkan salkımlar, üzüm bağları, zeytin ve nar çıkardık. Ürün verdiklerinde ürünlerine, olgunlaşmalarına bir bakın. Bunlarda, inananlar için, şüphesiz, deliller vardır.
6:100
وَجَعَلُوا۟ ve yaptılar wajaʿalū
ve yaptılar
لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a
شُرَكَآءَ ortak shurakāa
ortak
ٱلْجِنَّ cinleri l-jina
cinleri
وَخَلَقَهُمْ ۖ halbuki onları O yaratmıştır wakhalaqahum
halbuki onları O yaratmıştır
وَخَرَقُوا۟ ve icadettiler wakharaqū
ve icadettiler
لَهُۥ O'na lahu
O'na
بَنِينَ oğullar banīna
oğullar
وَبَنَـٰتٍۭ ve kızlar wabanātin
ve kızlar
بِغَيْرِ bilmeden bighayri
bilmeden
عِلْمٍۢ ۚ knowledge ʿil'min
knowledge
سُبْحَـٰنَهُۥ O münezzehtir sub'ḥānahu
O münezzehtir
وَتَعَـٰلَىٰ ve yücedir wataʿālā
ve yücedir
عَمَّا onların nitelemelerinden ʿammā
onların nitelemelerinden
يَصِفُونَ they attribute yaṣifūna
they attribute
١٠٠ (100)
(100)
Cinleri O yaratmışken kafirler Allah'a ortak koştular. Körü körüne O'na oğullar ve kızlar uydurdular. Haşa, O onların vasıflandırmalarından yücedir.
6:101
بَدِيعُ yoktan var edendir badīʿu
yoktan var edendir
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri
وَٱلْأَرْضِ ۖ ve yeri wal-arḍi
ve yeri
أَنَّىٰ nasıl? annā
nasıl?
يَكُونُ olabilir yakūnu
olabilir
لَهُۥ O'nun lahu
O'nun
وَلَدٌۭ çocuğu waladun
çocuğu
وَلَمْ yoktur walam
yoktur
تَكُن (there) is takun
(there) is
لَّهُۥ kendisinin lahu
kendisinin
صَـٰحِبَةٌۭ ۖ bir eşi ṣāḥibatun
bir eşi
وَخَلَقَ ve O yaratmıştır wakhalaqa
ve O yaratmıştır
كُلَّ her kulla
her
شَىْءٍۢ ۖ şeyi shayin
şeyi
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
بِكُلِّ her bikulli
her
شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi
عَلِيمٌۭ bilendir ʿalīmun
bilendir
١٠١ (101)
(101)
O, gökleri ve yeri yoktan yaratandır. Zevcesi olmadan nasıl çocuğu olabilir? Oysa her şeyi O yaratmıştır, her şeyi bilir.
6:102
ذَٰلِكُمُ işte budur dhālikumu
işte budur
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
رَبُّكُمْ ۖ Rabbiniz rabbukum
Rabbiniz
لَآ yoktur
yoktur
إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı
إِلَّا başka illā
başka
هُوَ ۖ O'ndan huwa
O'ndan
خَـٰلِقُ (O) yaratıcısıdır khāliqu
(O) yaratıcısıdır
كُلِّ her kulli
her
شَىْءٍۢ şeyin shayin
şeyin
فَٱعْبُدُوهُ ۚ O'na kulluk edin fa-uʿ'budūhu
O'na kulluk edin
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
كُلِّ her kulli
her
شَىْءٍۢ şey shayin
şey
وَكِيلٌۭ vekildir wakīlun
vekildir
١٠٢ (102)
(102)
İşte Rabbiniz, Allah budur. O'ndan başka tanrı yoktur, her şeyin yaratanıdır. Öyleyse O'na kulluk edin; O her şeye de vekildir.
6:103
لَّا O'nu görmez
O'nu görmez
تُدْرِكُهُ grasp Him tud'rikuhu
grasp Him
ٱلْأَبْصَـٰرُ gözler l-abṣāru
gözler
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
يُدْرِكُ görür yud'riku
görür
ٱلْأَبْصَـٰرَ ۖ gözleri l-abṣāra
gözleri
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
ٱللَّطِيفُ latiftir l-laṭīfu
latiftir
ٱلْخَبِيرُ herşeyi haber alandır l-khabīru
herşeyi haber alandır
١٠٣ (103)
(103)
Gözler O'nu görmez, O bütün gözleri görür. O Latif'tir, haberdardır.
6:104
قَدْ doğrusu qad
doğrusu
جَآءَكُم size geldi jāakum
size geldi
بَصَآئِرُ basiretler baṣāiru
basiretler
مِن Rabbinizden min
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ ۖ your Lord rabbikum
your Lord
فَمَنْ artık kim faman
artık kim
أَبْصَرَ görürse abṣara
görürse
فَلِنَفْسِهِۦ ۖ (yararı) kendisinedir falinafsihi
(yararı) kendisinedir
وَمَنْ ve kim de waman
ve kim de
عَمِىَ kör olursa ʿamiya
kör olursa
فَعَلَيْهَا ۚ (zararı) kendisinedir faʿalayhā
(zararı) kendisinedir
وَمَآ ve değilim wamā
ve değilim
أَنَا۠ ben anā
ben
عَلَيْكُم sizin üzerinize ʿalaykum
sizin üzerinize
بِحَفِيظٍۢ bekçi biḥafīẓin
bekçi
١٠٤ (104)
(104)
Doğrusu size Rabbiniz'den açık belgeler gelmiştir; kim görürse kendi lehine ve kim körlük ederse kendi aleyhinedir. Ben sizin bekçiniz değilim.
6:105
وَكَذَٰلِكَ ve işte böylece wakadhālika
ve işte böylece
نُصَرِّفُ döne döne açıklıyoruz nuṣarrifu
döne döne açıklıyoruz
ٱلْـَٔايَـٰتِ ayetleri l-āyāti
ayetleri
وَلِيَقُولُوا۟ desinler diye waliyaqūlū
desinler diye
دَرَسْتَ sen ders almışsın darasta
sen ders almışsın
وَلِنُبَيِّنَهُۥ ve onu iyice açıklayalım diye walinubayyinahu
ve onu iyice açıklayalım diye
لِقَوْمٍۢ bir toplum için liqawmin
bir toplum için
يَعْلَمُونَ bilen yaʿlamūna
bilen
١٠٥ (105)
(105)
Sana, "Sen okumuşsun" derler; oysa Biz, öğrenecek kimselere ayetleri böylece türlü türlü açıklamaktayız.
6:106
ٱتَّبِعْ tabi ol ittabiʿ
tabi ol
مَآ şeye
şeye
أُوحِىَ vahyolunan ūḥiya
vahyolunan
إِلَيْكَ sana ilayka
sana
مِن Rabbinden min
Rabbinden
رَّبِّكَ ۖ your Lord rabbika
your Lord
لَآ yoktur
yoktur
إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı
إِلَّا başka illā
başka
هُوَ ۖ O'ndan huwa
O'ndan
وَأَعْرِضْ ve yüz çevir wa-aʿriḍ
ve yüz çevir
عَنِ ortak koşanlardan ʿani
ortak koşanlardan
ٱلْمُشْرِكِينَ the polytheists l-mush'rikīna
the polytheists
١٠٦ (106)
(106)
Rabbin'den sana vahyolunana uy, O'ndan başka tanrı yoktur, puta tapanlardan yüz çevir.
6:107
وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer
شَآءَ isteseydi shāa
isteseydi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مَآ ortak koşmazlardı
ortak koşmazlardı
أَشْرَكُوا۟ ۗ associated partners (with Him) ashrakū
associated partners (with Him)
وَمَا biz seni yapmadık wamā
biz seni yapmadık
جَعَلْنَـٰكَ We have made you jaʿalnāka
We have made you
عَلَيْهِمْ onların üzerine ʿalayhim
onların üzerine
حَفِيظًۭا ۖ bekçi ḥafīẓan
bekçi
وَمَآ ve değilsin wamā
ve değilsin
أَنتَ sen anta
sen
عَلَيْهِم onlara ʿalayhim
onlara
بِوَكِيلٍۢ vekil biwakīlin
vekil
١٠٧ (107)
(107)
Allah dileseydi puta tapmazlardı. Seni onlara koruyucu yapmadık, onların vekili de değilsin.
6:108
وَلَا sövmeyin ki walā
sövmeyin ki
تَسُبُّوا۟ insult tasubbū
insult
ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere
يَدْعُونَ yalvardıkların yadʿūna
yalvardıkların
مِن başka min
başka
دُونِ other than dūni
other than
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
فَيَسُبُّوا۟ onlar da sövmesinler fayasubbū
onlar da sövmesinler
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
عَدْوًۢا taşkınlıkla ʿadwan
taşkınlıkla
بِغَيْرِ bilmeyerek bighayri
bilmeyerek
عِلْمٍۢ ۗ knowledge ʿil'min
knowledge
كَذَٰلِكَ böyle kadhālika
böyle
زَيَّنَّا biz süslü gösterdik zayyannā
biz süslü gösterdik
لِكُلِّ her likulli
her
أُمَّةٍ ümmete ummatin
ümmete
عَمَلَهُمْ yaptıkları işi ʿamalahum
yaptıkları işi
ثُمَّ sonunda thumma
sonunda
إِلَىٰ Rablerinedir ilā
Rablerinedir
رَبِّهِم their Lord rabbihim
their Lord
مَّرْجِعُهُمْ dönüşleri marjiʿuhum
dönüşleri
فَيُنَبِّئُهُم O haber verecektir fayunabbi-uhum
O haber verecektir
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
يَعْمَلُونَ yapmış yaʿmalūna
yapmış
١٠٨ (108)
(108)
Allah'tan başka yalvardıklarına sövmeyin ki, onlar da cahillikle ileri giderek Allah'a sövmesinler. Böylece her ümmete işini güzel gösterdik, sonra dönüşleri Rab'lerinedir. O, işlediklerini haber verir.
6:109
وَأَقْسَمُوا۟ ve yemin ettiler wa-aqsamū
ve yemin ettiler
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
جَهْدَ güçlü jahda
güçlü
أَيْمَـٰنِهِمْ yeminleriyle aymānihim
yeminleriyle
لَئِن eğer la-in
eğer
جَآءَتْهُمْ kendilerine gelirse jāathum
kendilerine gelirse
ءَايَةٌۭ bir mu'cize āyatun
bir mu'cize
لَّيُؤْمِنُنَّ mutlaka inanacaklarına layu'minunna
mutlaka inanacaklarına
بِهَا ۚ ona bihā
ona
قُلْ de ki qul
de ki
إِنَّمَا ancak innamā
ancak
ٱلْـَٔايَـٰتُ Mu'cizeler l-āyātu
Mu'cizeler
عِندَ katındadır ʿinda
katındadır
ٱللَّهِ ۖ Allah l-lahi
Allah
وَمَا değil misiniz? wamā
değil misiniz?
يُشْعِرُكُمْ şuurunda yush'ʿirukum
şuurunda
أَنَّهَآ o (mu'cize) annahā
o (mu'cize)
إِذَا ne zaman idhā
ne zaman
جَآءَتْ gelmiş olsa jāat
gelmiş olsa
لَا onlar inanmazlar
onlar inanmazlar
يُؤْمِنُونَ they will believe yu'minūna
they will believe
١٠٩ (109)
(109)
Kendilerine bir mucize gösterilirse, mutlaka ona inanacaklarına dair bütün güçleriyle Allah'a yemin ederler. De ki: "Mucizeler, ancak Allah katındadır"; onların, mucize geldiği zaman da inanmayacaklarını anlamıyor musunuz?
6:110
وَنُقَلِّبُ ve ters çeviririz wanuqallibu
ve ters çeviririz
أَفْـِٔدَتَهُمْ gönüllerini afidatahum
gönüllerini
وَأَبْصَـٰرَهُمْ ve gözlerini wa-abṣārahum
ve gözlerini
كَمَا gibi kamā
gibi
لَمْ inanmadıkları lam
inanmadıkları
يُؤْمِنُوا۟ they believe yu'minū
they believe
بِهِۦٓ ona bihi
ona
أَوَّلَ ilk awwala
ilk
مَرَّةٍۢ defasında marratin
defasında
وَنَذَرُهُمْ ve bırakırız onları wanadharuhum
ve bırakırız onları
فِى içinde
içinde
طُغْيَـٰنِهِمْ azgınlıkları ṭugh'yānihim
azgınlıkları
يَعْمَهُونَ bocalayıp dururlar yaʿmahūna
bocalayıp dururlar
١١٠ (110)
(110)
Onların kalblerini, gözlerini, ona ilk defa inanmadıkları gibi çeviririz; onları taşkınlıkları içinde şaşkın şaşkın bırakırız.
6:111
۞ وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer
أَنَّنَا biz annanā
biz
نَزَّلْنَآ indirseydik nazzalnā
indirseydik
إِلَيْهِمُ onlara ilayhimu
onlara
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ melekleri l-malāikata
melekleri
وَكَلَّمَهُمُ ve kendilerine konuşsaydı wakallamahumu
ve kendilerine konuşsaydı
ٱلْمَوْتَىٰ ölüler l-mawtā
ölüler
وَحَشَرْنَا ve toplayıp getirseydik waḥasharnā
ve toplayıp getirseydik
عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara
كُلَّ her kulla
her
شَىْءٍۢ şeyi shayin
şeyi
قُبُلًۭا karşılarına qubulan
karşılarına
مَّا onlar yine de
onlar yine de
كَانُوا۟ they were kānū
they were
لِيُؤْمِنُوٓا۟ inanmazlardı liyu'minū
inanmazlardı
إِلَّآ dışında illā
dışında
أَن dilemesi an
dilemesi
يَشَآءَ wills yashāa
wills
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
وَلَـٰكِنَّ ve fakat walākinna
ve fakat
أَكْثَرَهُمْ çokları aktharahum
çokları
يَجْهَلُونَ cahillik ederler yajhalūna
cahillik ederler
١١١ (111)
(111)
Eğer biz onlara melekleri indirsek, ölüler onlarla konuşsa ve her şeyi karşılarına toplasaydık, Allah dilemedikçe, yine de inanmazlardı; fakat onların çoğu bunu bilmiyorlar.
6:112
وَكَذَٰلِكَ ve böylece wakadhālika
ve böylece
جَعَلْنَا biz yaptık jaʿalnā
biz yaptık
لِكُلِّ her likulli
her
نَبِىٍّ peygambere nabiyyin
peygambere
عَدُوًّۭا düşman ʿaduwwan
düşman
شَيَـٰطِينَ şeytanlarını shayāṭīna
şeytanlarını
ٱلْإِنسِ insan l-insi
insan
وَٱلْجِنِّ ve cin wal-jini
ve cin
يُوحِى fısıldarlar yūḥī
fısıldarlar
بَعْضُهُمْ bir kısmı baʿḍuhum
bir kısmı
إِلَىٰ diğerlerine ilā
diğerlerine
بَعْضٍۢ others baʿḍin
others
زُخْرُفَ yaldızlı zukh'rufa
yaldızlı
ٱلْقَوْلِ sözler l-qawli
sözler
غُرُورًۭا ۚ aldatmak için ghurūran
aldatmak için
وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer
شَآءَ dileseydi shāa
dileseydi
رَبُّكَ Rabbin rabbuka
Rabbin
مَا onu yapamazlardı
onu yapamazlardı
فَعَلُوهُ ۖ they (would) have done it faʿalūhu
they (would) have done it
فَذَرْهُمْ artık onları baş başa bırak fadharhum
artık onları baş başa bırak
وَمَا şeylerle wamā
şeylerle
يَفْتَرُونَ uydurdukları yaftarūna
uydurdukları
١١٢ (112)
(112)
Aldatmak için birbirlerine cazip sözler fısıldayan cin ve insan şeytanlarını her peygambere düşman yaptık. Bu şeytanlar ahirete inanmayanların kalblerinin o sözlere yönelmesi, ondan hoşnut olması ve kendilerinin işledikleri suçları işlemeleri için böyle yaparlar. Rabbin dileseydi bunu yapamazlardı, sen onları iftiraları ile başbaşa bırak;
6:113
وَلِتَصْغَىٰٓ ve meyletsin walitaṣghā
ve meyletsin
إِلَيْهِ ona ilayhi
ona
أَفْـِٔدَةُ kalbleri afidatu
kalbleri
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
لَا inanmayan(ların)
inanmayan(ların)
يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe
بِٱلْـَٔاخِرَةِ ahirete bil-ākhirati
ahirete
وَلِيَرْضَوْهُ ve ondan hoşlansınlar waliyarḍawhu
ve ondan hoşlansınlar
وَلِيَقْتَرِفُوا۟ ve işlemeğe devam etsinler waliyaqtarifū
ve işlemeğe devam etsinler
مَا onların
onların
هُم they hum
they
مُّقْتَرِفُونَ işledikleri suçları muq'tarifūna
işledikleri suçları
١١٣ (113)
(113)
Aldatmak için birbirlerine cazip sözler fısıldayan cin ve insan şeytanlarını her peygambere düşman yaptık. Bu şeytanlar ahirete inanmayanların kalblerinin o sözlere yönelmesi, ondan hoşnut olması ve kendilerinin işledikleri suçları işlemeleri için böyle yaparlar. Rabbin dileseydi bunu yapamazlardı, sen onları iftiraları ile başbaşa bırak;
6:114
أَفَغَيْرَ başka mı? afaghayra
başka mı?
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
أَبْتَغِى arayayım abtaghī
arayayım
حَكَمًۭا bir hakem ḥakaman
bir hakem
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
ٱلَّذِىٓ indirmiş iken alladhī
indirmiş iken
أَنزَلَ has revealed anzala
has revealed
إِلَيْكُمُ size ilaykumu
size
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı
مُفَصَّلًۭا ۚ açıklanmış olarak mufaṣṣalan
açıklanmış olarak
وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler
ءَاتَيْنَـٰهُمُ kendilerine verdiğimiz ātaynāhumu
kendilerine verdiğimiz
ٱلْكِتَـٰبَ Kitap l-kitāba
Kitap
يَعْلَمُونَ bilirler yaʿlamūna
bilirler
أَنَّهُۥ ki O gerçekten annahu
ki O gerçekten
مُنَزَّلٌۭ indirilmiştir munazzalun
indirilmiştir
مِّن tarafından min
tarafından
رَّبِّكَ Rabbin rabbika
Rabbin
بِٱلْحَقِّ ۖ hak olarak bil-ḥaqi
hak olarak
فَلَا hiç olma falā
hiç olma
تَكُونَنَّ be takūnanna
be
مِنَ kuşkulananlardan mina
kuşkulananlardan
ٱلْمُمْتَرِينَ the ones who doubt l-mum'tarīna
the ones who doubt
١١٤ (114)
(114)
"Allah size Kitap'ı açık açık indirmişken O'ndan başka bir hakem mi isteyeyim?" Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onun gerçekten Rableri katından indirilmiş olduğunu bilirler. Öyleyse, sen şüpheye düşenlerden olma!
6:115
وَتَمَّتْ ve tamamlanmıştır watammat
ve tamamlanmıştır
كَلِمَتُ sözü kalimatu
sözü
رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin
صِدْقًۭا doğruluk ṣid'qan
doğruluk
وَعَدْلًۭا ۚ ve adalet bakımından waʿadlan
ve adalet bakımından
لَّا yoktur
yoktur
مُبَدِّلَ değiştirebilecek mubaddila
değiştirebilecek
لِكَلِمَـٰتِهِۦ ۚ O'nun sözlerini likalimātihi
O'nun sözlerini
وَهُوَ O wahuwa
O
ٱلسَّمِيعُ işitendir l-samīʿu
işitendir
ٱلْعَلِيمُ bilendir l-ʿalīmu
bilendir
١١٥ (115)
(115)
Rabbinin sözü, doğruluk ve adaletle tamamlandı. O'nun sözlerini değiştirebilecek yoktur. O, işitir ve bilir.
6:116
وَإِن eğer wa-in
eğer
تُطِعْ uysan tuṭiʿ
uysan
أَكْثَرَ çoğuna akthara
çoğuna
مَن kimselerin man
kimselerin
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
يُضِلُّوكَ seni saptırırlar yuḍillūka
seni saptırırlar
عَن yolundan ʿan
yolundan
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ ۚ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
إِن onlar uyuyorlar in
onlar uyuyorlar
يَتَّبِعُونَ they follow yattabiʿūna
they follow
إِلَّا sadece illā
sadece
ٱلظَّنَّ zanna l-ẓana
zanna
وَإِنْ ve wa-in
ve
هُمْ onlar hum
onlar
إِلَّا sadece illā
sadece
يَخْرُصُونَ saçmalıyorlar yakhruṣūna
saçmalıyorlar
١١٦ (116)
(116)
Yeryüzündekilerin çoğunluğuna itaat edersen seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar, sadece tahminde bulunurlar.
6:117
إِنَّ elbette inna
elbette
رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin
هُوَ O huwa
O
أَعْلَمُ çok iyi bilir aʿlamu
çok iyi bilir
مَن kimseleri man
kimseleri
يَضِلُّ sapan(lar)ı yaḍillu
sapan(lar)ı
عَن yolundan ʿan
yolundan
سَبِيلِهِۦ ۖ His way sabīlihi
His way
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
أَعْلَمُ çok iyi bilir aʿlamu
çok iyi bilir
بِٱلْمُهْتَدِينَ hidayete erenleri bil-muh'tadīna
hidayete erenleri
١١٧ (117)
(117)
Doğrusu Rabbin, yolundan kimin saptığını daha iyi bilir. Doğru yolda olanları da en iyi O bilir.
6:118
فَكُلُوا۟ o halde yeyiniz fakulū
o halde yeyiniz
مِمَّا (hayvan)lardan mimmā
(hayvan)lardan
ذُكِرَ anılan dhukira
anılan
ٱسْمُ adı us'mu
adı
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
عَلَيْهِ üzerine ʿalayhi
üzerine
إِن eğer in
eğer
كُنتُم siz kuntum
siz
بِـَٔايَـٰتِهِۦ O'nun ayetlerine biāyātihi
O'nun ayetlerine
مُؤْمِنِينَ inanıyorsanız mu'minīna
inanıyorsanız
١١٨ (118)
(118)
Allah'ın ayetlerine inanıyorsanız, üzerine Allah'ın adı anılmış olan şeyden yiyin.
6:119
وَمَا ne oluyor ki? wamā
ne oluyor ki?
لَكُمْ size lakum
size
أَلَّا yemiyorsunuz allā
yemiyorsunuz
تَأْكُلُوا۟ you eat takulū
you eat
مِمَّا olanlardan mimmā
olanlardan
ذُكِرَ anılmış dhukira
anılmış
ٱسْمُ adı us'mu
adı
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
عَلَيْهِ üzerine ʿalayhi
üzerine
وَقَدْ ve muhakkak waqad
ve muhakkak
فَصَّلَ açıklamıştır faṣṣala
açıklamıştır
لَكُم size lakum
size
مَّا şeyleri
şeyleri
حَرَّمَ haram kıldığı ḥarrama
haram kıldığı
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
إِلَّا dışında illā
dışında
مَا şeyleri
şeyleri
ٱضْطُرِرْتُمْ mecbur kaldıklarınız uḍ'ṭurir'tum
mecbur kaldıklarınız
إِلَيْهِ ۗ onlara ilayhi
onlara
وَإِنَّ ve doğrusu wa-inna
ve doğrusu
كَثِيرًۭا birçokları kathīran
birçokları
لَّيُضِلُّونَ şaşırtıyorlar layuḍillūna
şaşırtıyorlar
بِأَهْوَآئِهِم keyiflerine uyarak bi-ahwāihim
keyiflerine uyarak
بِغَيْرِ olmaksızın bighayri
olmaksızın
عِلْمٍ ۗ bir bilgileri ʿil'min
bir bilgileri
إِنَّ muhakkak ki inna
muhakkak ki
رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin
هُوَ O huwa
O
أَعْلَمُ çok iyi bilir aʿlamu
çok iyi bilir
بِٱلْمُعْتَدِينَ sınırı aşanları bil-muʿ'tadīna
sınırı aşanları
١١٩ (119)
(119)
Size ne oluyor ki, Allah size darda kalmanızın dışında, haram olanları genişçe anlatmışken adının üzerine anıldığı şeyden yemiyorsunuz? Doğrusu çoğunluk, heva ve heveslerine uyarak, bilmeden sapıtıyorlar. Aşırı gidenleri en iyi bilen Rabbindir.
6:120
وَذَرُوا۟ ve bırakın wadharū
ve bırakın
ظَـٰهِرَ açığını ẓāhira
açığını
ٱلْإِثْمِ günahın l-ith'mi
günahın
وَبَاطِنَهُۥٓ ۚ ve gizlisini wabāṭinahu
ve gizlisini
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
يَكْسِبُونَ kazananlar yaksibūna
kazananlar
ٱلْإِثْمَ günah l-ith'ma
günah
سَيُجْزَوْنَ cezasını çekeceklerdir sayuj'zawna
cezasını çekeceklerdir
بِمَا olduklarının bimā
olduklarının
كَانُوا۟ they used to kānū
they used to
يَقْتَرِفُونَ yapmış yaqtarifūna
yapmış
١٢٠ (120)
(120)
Günahın açığını da gizlisini de bırakın. Günah kazananlar, kazandıklarına karşılık şüphesiz ceza göreceklerdir.
6:121
وَلَا yemeyiniz walā
yemeyiniz
تَأْكُلُوا۟ eat takulū
eat
مِمَّا şeylerden mimmā
şeylerden
لَمْ anılmayanlardan lam
anılmayanlardan
يُذْكَرِ has been mentioned yudh'kari
has been mentioned
ٱسْمُ adı us'mu
adı
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
عَلَيْهِ üzerine ʿalayhi
üzerine
وَإِنَّهُۥ çünkü o wa-innahu
çünkü o
لَفِسْقٌۭ ۗ yoldan çıkmadır lafis'qun
yoldan çıkmadır
وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz
ٱلشَّيَـٰطِينَ şeytanlar l-shayāṭīna
şeytanlar
لَيُوحُونَ fısıldarlar layūḥūna
fısıldarlar
إِلَىٰٓ dostlarına ilā
dostlarına
أَوْلِيَآئِهِمْ their friends awliyāihim
their friends
لِيُجَـٰدِلُوكُمْ ۖ sizinle mücadele etmelerini liyujādilūkum
sizinle mücadele etmelerini
وَإِنْ ve eğer wa-in
ve eğer
أَطَعْتُمُوهُمْ onlara uyarsanız aṭaʿtumūhum
onlara uyarsanız
إِنَّكُمْ şüphesiz siz de innakum
şüphesiz siz de
لَمُشْرِكُونَ müşriklerden (olursunuz) lamush'rikūna
müşriklerden (olursunuz)
١٢١ (121)
(121)
Üzerine Allah'ın adının anılmadığı kesilmiş hayvanları yemeyin, bunu yapmak Allah'ın yolundan çıkmaktır. Doğrusu şeytanlar sizinle tartışmaları için dostlarına fısıldarlar, eğer onlara itaat ederseniz şüphesiz siz müşrik olursunuz.
6:122
أَوَمَن kimse gibi midir? awaman
kimse gibi midir?
كَانَ iken kāna
iken
مَيْتًۭا ölü maytan
ölü
فَأَحْيَيْنَـٰهُ kendisini dirilttiğimiz fa-aḥyaynāhu
kendisini dirilttiğimiz
وَجَعَلْنَا ve verdiğimiz wajaʿalnā
ve verdiğimiz
لَهُۥ kendisine lahu
kendisine
نُورًۭا bir ışık nūran
bir ışık
يَمْشِى yürüyebileceği yamshī
yürüyebileceği
بِهِۦ onunla bihi
onunla
فِى arasında
arasında
ٱلنَّاسِ insanlar l-nāsi
insanlar
كَمَن kimsenin kaman
kimsenin
مَّثَلُهُۥ benzeri mathaluhu
benzeri
فِى içindeki
içindeki
ٱلظُّلُمَـٰتِ karanlıklar l-ẓulumāti
karanlıklar
لَيْسَ olmayan laysa
olmayan
بِخَارِجٍۢ çıkışı bikhārijin
çıkışı
مِّنْهَا ۚ ondan min'hā
ondan
كَذَٰلِكَ işte öyle kadhālika
işte öyle
زُيِّنَ süslü gösterilmiştir zuyyina
süslü gösterilmiştir
لِلْكَـٰفِرِينَ kafirlere lil'kāfirīna
kafirlere
مَا (işler)
(işler)
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
يَعْمَلُونَ yapıyor yaʿmalūna
yapıyor
١٢٢ (122)
(122)
Ölü iken kalbini diriltip, insanlar arasında yürürken önünü aydınlatacak bir nur verdiğimiz kimsenin durumu, karanlıklarda kalıp çıkamayan kimsenin durumu gibi midir? Kafirlere de, işledikleri güzel gösterilmiştir.
6:123
وَكَذَٰلِكَ ve böylece wakadhālika
ve böylece
جَعَلْنَا yaptık jaʿalnā
yaptık
فِى her
her
كُلِّ every kulli
every
قَرْيَةٍ kentin qaryatin
kentin
أَكَـٰبِرَ büyüklerini akābira
büyüklerini
مُجْرِمِيهَا (oranın) suçluları muj'rimīhā
(oranın) suçluları
لِيَمْكُرُوا۟ tuzak kursunlar diye liyamkurū
tuzak kursunlar diye
فِيهَا ۖ orada fīhā
orada
وَمَا (oysa) wamā
(oysa)
يَمْكُرُونَ onlar tuzak kurmazlar yamkurūna
onlar tuzak kurmazlar
إِلَّا başkasına illā
başkasına
بِأَنفُسِهِمْ kendilerinden bi-anfusihim
kendilerinden
وَمَا ama farkında değillerdir wamā
ama farkında değillerdir
يَشْعُرُونَ they perceive yashʿurūna
they perceive
١٢٣ (123)
(123)
Bunun gibi, her kasabanın bir takım ileri gelenlerini orada hile yapan suçlular kıldık. Oysa yalnız kendilerine hile yaparlar da farkına varmazlar.
6:124
وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman
جَآءَتْهُمْ onlara geldiği jāathum
onlara geldiği
ءَايَةٌۭ bir ayet āyatun
bir ayet
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
لَن kat'iyyen inanmayız lan
kat'iyyen inanmayız
نُّؤْمِنَ we will believe nu'mina
we will believe
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
نُؤْتَىٰ bize verilinceye nu'tā
bize verilinceye
مِثْلَ aynısı mith'la
aynısı
مَآ verilenin
verilenin
أُوتِىَ was given ūtiya
was given
رُسُلُ elçilerine rusulu
elçilerine
ٱللَّهِ ۘ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
أَعْلَمُ daha iyi bilir aʿlamu
daha iyi bilir
حَيْثُ yeri ḥaythu
yeri
يَجْعَلُ koyacağı yajʿalu
koyacağı
رِسَالَتَهُۥ ۗ mesajını risālatahu
mesajını
سَيُصِيبُ erişecektir sayuṣību
erişecektir
ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere
أَجْرَمُوا۟ suç işleyen(lere) ajramū
suç işleyen(lere)
صَغَارٌ bir aşağılık ṣaghārun
bir aşağılık
عِندَ katında ʿinda
katında
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَعَذَابٌۭ ve bir azab waʿadhābun
ve bir azab
شَدِيدٌۢ çetin shadīdun
çetin
بِمَا karşı bimā
karşı
كَانُوا۟ (yaptıkları) kānū
(yaptıkları)
يَمْكُرُونَ hilelerine yamkurūna
hilelerine
١٢٤ (124)
(124)
Onlara bir ayet geldiği zaman, "Allah'ın peygamberlerine verilen bize de verilmedikçe inanmayız" derler. Allah, peygamberliğini vereceği kimseyi daha iyi bilir. Suç işleyenlere Allah katından bir aşağılık ve hilelerinden ötürü de şiddetli bir azab erişecektir.
6:125
فَمَن kimi faman
kimi
يُرِدِ isterse yuridi
isterse
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
أَن doğru yola iletmek an
doğru yola iletmek
يَهْدِيَهُۥ He guides him yahdiyahu
He guides him
يَشْرَحْ açar yashraḥ
açar
صَدْرَهُۥ onun göğsünü ṣadrahu
onun göğsünü
لِلْإِسْلَـٰمِ ۖ İslam'a lil'is'lāmi
İslam'a
وَمَن kimi de waman
kimi de
يُرِدْ isterse yurid
isterse
أَن saptırmak an
saptırmak
يُضِلَّهُۥ He lets him go astray yuḍillahu
He lets him go astray
يَجْعَلْ yapar yajʿal
yapar
صَدْرَهُۥ onun göğsünü ṣadrahu
onun göğsünü
ضَيِّقًا daralmış ḍayyiqan
daralmış
حَرَجًۭا tıkanık ḥarajan
tıkanık
كَأَنَّمَا gibi ka-annamā
gibi
يَصَّعَّدُ yükseliyor yaṣṣaʿʿadu
yükseliyor
فِى göğe
göğe
ٱلسَّمَآءِ ۚ the sky l-samāi
the sky
كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle
يَجْعَلُ çökertir yajʿalu
çökertir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلرِّجْسَ pislik (sıkıntı) l-rij'sa
pislik (sıkıntı)
عَلَى üstüne ʿalā
üstüne
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
لَا inanmayan(ların)
inanmayan(ların)
يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe
١٢٥ (125)
(125)
Allah kimi doğru yola koymak isterse onun kalbini İslamiyet'e açar, kimi de saptırmak isterse, göğe yükseliyormuş gibi, kalbini dar ve sıkıntılı kılar. Allah böylece, inanmayanları küfür bataklığında bırakır.
6:126
وَهَـٰذَا işte budur wahādhā
işte budur
صِرَٰطُ yolu ṣirāṭu
yolu
رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin
مُسْتَقِيمًۭا ۗ doğru mus'taqīman
doğru
قَدْ muhakkak qad
muhakkak
فَصَّلْنَا biz geniş geniş açıkladık. faṣṣalnā
biz geniş geniş açıkladık.
ٱلْـَٔايَـٰتِ ayetleri l-āyāti
ayetleri
لِقَوْمٍۢ kavimler için liqawmin
kavimler için
يَذَّكَّرُونَ öğüt alan yadhakkarūna
öğüt alan
١٢٦ (126)
(126)
Rabbinin, dosdoğru yolu işte budur. İbret alan kimselere ayetleri uzun uzadıya açıkladık.
6:127
۞ لَهُمْ onlarındır lahum
onlarındır
دَارُ yurdu dāru
yurdu
ٱلسَّلَـٰمِ esenlik l-salāmi
esenlik
عِندَ katında ʿinda
katında
رَبِّهِمْ ۖ Rableri rabbihim
Rableri
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
وَلِيُّهُم onların dostudur waliyyuhum
onların dostudur
بِمَا dolayı bimā
dolayı
كَانُوا۟ olduklarından kānū
olduklarından
يَعْمَلُونَ yapıyor(lar) yaʿmalūna
yapıyor(lar)
١٢٧ (127)
(127)
Rablerinin katında selamet yurdu onlarındır. O, işlediklerinden ötürü onların dostudur.
6:128
وَيَوْمَ ve gün wayawma
ve gün
يَحْشُرُهُمْ bir araya toplayacağı yaḥshuruhum
bir araya toplayacağı
جَمِيعًۭا hepsini jamīʿan
hepsini
يَـٰمَعْشَرَ Ey topluluğu yāmaʿshara
Ey topluluğu
ٱلْجِنِّ cinler l-jini
cinler
قَدِ muhakkak qadi
muhakkak
ٱسْتَكْثَرْتُم siz çok uğraştınız is'takthartum
siz çok uğraştınız
مِّنَ insanlarla mina
insanlarla
ٱلْإِنسِ ۖ the mankind l-insi
the mankind
وَقَالَ derler ki waqāla
derler ki
أَوْلِيَآؤُهُم onların dostları awliyāuhum
onların dostları
مِّنَ insanlardan mina
insanlardan
ٱلْإِنسِ the men l-insi
the men
رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
ٱسْتَمْتَعَ yararlandık is'tamtaʿa
yararlandık
بَعْضُنَا kimimiz baʿḍunā
kimimiz
بِبَعْضٍۢ kimimizden bibaʿḍin
kimimizden
وَبَلَغْنَآ ve ulaştık wabalaghnā
ve ulaştık
أَجَلَنَا sonuna ajalanā
sonuna
ٱلَّذِىٓ ki alladhī
ki
أَجَّلْتَ verdiğin sürenin ajjalta
verdiğin sürenin
لَنَا ۚ bize lanā
bize
قَالَ (Allah da) buyurur ki qāla
(Allah da) buyurur ki
ٱلنَّارُ ateştir l-nāru
ateştir
مَثْوَىٰكُمْ durağınız mathwākum
durağınız
خَـٰلِدِينَ ebedi kalacaksınız khālidīna
ebedi kalacaksınız
فِيهَآ orada fīhā
orada
إِلَّا hariç illā
hariç
مَا dilemesi
dilemesi
شَآءَ wills shāa
wills
ٱللَّهُ ۗ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
إِنَّ şüphesiz; inna
şüphesiz;
رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin
حَكِيمٌ hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmet sahibidir
عَلِيمٌۭ bilendir ʿalīmun
bilendir
١٢٨ (128)
(128)
Allah hepsini toplayacağı gün, "Ey cin topluluğu! İnsanların çoğunu yoldan çıkardınız" der, insanlardan onlara uymuş olanlar, "Rabbimiz! Bir kısmımız bir kısmımızdan faydalandık ve bize tayin ettiğin sürenin sonuna ulaştık" derler. "Cehennem, Allah'ın dilemesine bağlı olarak, temelli kalacağınız durağınızdır" der. Doğrusu Rabbin hakimdir, bilendir.
6:129
وَكَذَٰلِكَ işte böyle wakadhālika
işte böyle
نُوَلِّى peşine takarız nuwallī
peşine takarız
بَعْضَ bir kısmını baʿḍa
bir kısmını
ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimlerin l-ẓālimīna
zalimlerin
بَعْضًۢا diğerlerinin baʿḍan
diğerlerinin
بِمَا ötürü bimā
ötürü
كَانُوا۟ olduklarından kānū
olduklarından
يَكْسِبُونَ kazanıyor(lar) yaksibūna
kazanıyor(lar)
١٢٩ (129)
(129)
Zalimlerin bir kısmını, kazandıklarından ötürü diğer bir kısmına böylece musallat ederiz.
6:130
يَـٰمَعْشَرَ Ey topluluğu yāmaʿshara
Ey topluluğu
ٱلْجِنِّ cin l-jini
cin
وَٱلْإِنسِ ve insan wal-insi
ve insan
أَلَمْ gelmedi mi? alam
gelmedi mi?
يَأْتِكُمْ come to you yatikum
come to you
رُسُلٌۭ elçiler rusulun
elçiler
مِّنكُمْ içinizden minkum
içinizden
يَقُصُّونَ anlatan yaquṣṣūna
anlatan
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
ءَايَـٰتِى ayetlerimi āyātī
ayetlerimi
وَيُنذِرُونَكُمْ ve sizi uyaran wayundhirūnakum
ve sizi uyaran
لِقَآءَ karşılaşacağınıza dair liqāa
karşılaşacağınıza dair
يَوْمِكُمْ gününüzle yawmikum
gününüzle
هَـٰذَا ۚ bu hādhā
bu
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
شَهِدْنَا şahidiz shahid'nā
şahidiz
عَلَىٰٓ aleyhine ʿalā
aleyhine
أَنفُسِنَا ۖ nefsimiz anfusinā
nefsimiz
وَغَرَّتْهُمُ onları aldattı wagharrathumu
onları aldattı
ٱلْحَيَوٰةُ hayatı l-ḥayatu
hayatı
ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya
وَشَهِدُوا۟ ve şahidlik ettiler washahidū
ve şahidlik ettiler
عَلَىٰٓ karşı ʿalā
karşı
أَنفُسِهِمْ nefislerine anfusihim
nefislerine
أَنَّهُمْ şüphesiz annahum
şüphesiz
كَانُوا۟ olduklarına kānū
olduklarına
كَـٰفِرِينَ kafir kāfirīna
kafir
١٣٠ (130)
(130)
"Ey cin ve insan topluluğu! Size ayetlerimi anlatan, bugünle karşılaşmanızdan sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?" "Kendi hakkımızda şahidiz" derler. Dünya hayatı onları aldattı da inkarcı olduklarına, kendi aleyhlerinde şahidlik ettiler.
6:131
ذَٰلِكَ bu böyledir dhālika
bu böyledir
أَن çünkü an
çünkü
لَّمْ değildir lam
değildir
يَكُن is yakun
is
رَّبُّكَ Rabbin rabbuka
Rabbin
مُهْلِكَ helak edici muh'lika
helak edici
ٱلْقُرَىٰ ülkeleri l-qurā
ülkeleri
بِظُلْمٍۢ zulüm ile biẓul'min
zulüm ile
وَأَهْلُهَا halkı wa-ahluhā
halkı
غَـٰفِلُونَ habersiz iken ghāfilūna
habersiz iken
١٣١ (131)
(131)
Bu, haberleri yokken kasabalar halkını Allah'ın haksız yere yok etmeyeceğinden dolayıdır.
6:132
وَلِكُلٍّۢ her birinin walikullin
her birinin
دَرَجَـٰتٌۭ dereceleri vardır darajātun
dereceleri vardır
مِّمَّا yaptıkları işlere göre mimmā
yaptıkları işlere göre
عَمِلُوا۟ ۚ they did ʿamilū
they did
وَمَا değildir wamā
değildir
رَبُّكَ Rabbin rabbuka
Rabbin
بِغَـٰفِلٍ habersiz bighāfilin
habersiz
عَمَّا onların yaptıklarından ʿammā
onların yaptıklarından
يَعْمَلُونَ they do yaʿmalūna
they do
١٣٢ (132)
(132)
İşlediklerine karşılık her birinin dereceleri vardır. Rabbin onların işlediklerinden habersiz değildir.
6:133
وَرَبُّكَ ve Rabbin warabbuka
ve Rabbin
ٱلْغَنِىُّ zengindir l-ghaniyu
zengindir
ذُو sahibidir dhū
sahibidir
ٱلرَّحْمَةِ ۚ rahmet l-raḥmati
rahmet
إِن eğer in
eğer
يَشَأْ dilerse yasha
dilerse
يُذْهِبْكُمْ sizi uzaklaştırır yudh'hib'kum
sizi uzaklaştırır
وَيَسْتَخْلِفْ ve yerinize getirir wayastakhlif
ve yerinize getirir
مِنۢ sizden sonra min
sizden sonra
بَعْدِكُم after you baʿdikum
after you
مَّا dilediğini
dilediğini
يَشَآءُ He wills yashāu
He wills
كَمَآ gibi kamā
gibi
أَنشَأَكُم sizi yarattığı ansha-akum
sizi yarattığı
مِّن soyundan min
soyundan
ذُرِّيَّةِ the descendants dhurriyyati
the descendants
قَوْمٍ bir topluluğun qawmin
bir topluluğun
ءَاخَرِينَ başka ākharīna
başka
١٣٣ (133)
(133)
Rabbin müstağni ve rahmet sahibidir. Dilerse, sizi başka bir milletin soyundan getirdiği gibi, sizi yok eder, dilediğini yerinize getirir.
6:134
إِنَّ muhakkak inna
muhakkak
مَا size söylenen uyarı
size söylenen uyarı
تُوعَدُونَ you are promised tūʿadūna
you are promised
لَـَٔاتٍۢ ۖ gelecektir laātin
gelecektir
وَمَآ ve değil(siniz) wamā
ve değil(siniz)
أَنتُم siz antum
siz
بِمُعْجِزِينَ onu engelleyecek bimuʿ'jizīna
onu engelleyecek
١٣٤ (134)
(134)
Size vadedilen, mutlaka yerine gelecektir; siz O'nu aciz kılamazsınız.
6:135
قُلْ de ki qul
de ki
يَـٰقَوْمِ Ey kavmim yāqawmi
Ey kavmim
ٱعْمَلُوا۟ yapacağınızı yapın iʿ'malū
yapacağınızı yapın
عَلَىٰ imkanınıza göre ʿalā
imkanınıza göre
مَكَانَتِكُمْ your position makānatikum
your position
إِنِّى şüphesiz ben de innī
şüphesiz ben de
عَامِلٌۭ ۖ yapıyorum ʿāmilun
yapıyorum
فَسَوْفَ yakında fasawfa
yakında
تَعْلَمُونَ bileceksiniz taʿlamūna
bileceksiniz
مَن kimin man
kimin
تَكُونُ olacağını takūnu
olacağını
لَهُۥ sonunun lahu
sonunun
عَـٰقِبَةُ (in) the end ʿāqibatu
(in) the end
ٱلدَّارِ ۗ bu yurdun l-dāri
bu yurdun
إِنَّهُۥ şüphesiz innahu
şüphesiz
لَا iflah olmazlar
iflah olmazlar
يُفْلِحُ succeed yuf'liḥu
succeed
ٱلظَّـٰلِمُونَ Zalimler l-ẓālimūna
Zalimler
١٣٥ (135)
(135)
De ki, "Ey milletim! Durumunuzun gerektirdiğini yapın, doğrusu ben de yapacağım. Sonucun kimin için hayırlı olacağını bileceksiniz. Zulmedenler şüphesiz kurtulamazlar."
6:136
وَجَعَلُوا۟ ve kıldılar wajaʿalū
ve kıldılar
لِلَّهِ Allah'ın lillahi
Allah'ın
مِمَّا şeylerden mimmā
şeylerden
ذَرَأَ yarattığı dhara-a
yarattığı
مِنَ ekin(ler)den mina
ekin(ler)den
ٱلْحَرْثِ the crops l-ḥarthi
the crops
وَٱلْأَنْعَـٰمِ ve hayvanlar(dan) wal-anʿāmi
ve hayvanlar(dan)
نَصِيبًۭا bir pay naṣīban
bir pay
فَقَالُوا۟ dediler ki faqālū
dediler ki
هَـٰذَا bu hādhā
bu
لِلَّهِ Allah'ındır lillahi
Allah'ındır
بِزَعْمِهِمْ zanlarınca bizaʿmihim
zanlarınca
وَهَـٰذَا bu da wahādhā
bu da
لِشُرَكَآئِنَا ۖ ortaklarımızındır lishurakāinā
ortaklarımızındır
فَمَا (halbuki) famā
(halbuki)
كَانَ olan kāna
olan
لِشُرَكَآئِهِمْ ortaklarına ait lishurakāihim
ortaklarına ait
فَلَا ulaşmaz falā
ulaşmaz
يَصِلُ reach yaṣilu
reach
إِلَى Allah'a ilā
Allah'a
ٱللَّهِ ۖ Allah l-lahi
Allah
وَمَا olan (ise) wamā
olan (ise)
كَانَ is kāna
is
لِلَّهِ Allah'a ait lillahi
Allah'a ait
فَهُوَ o fahuwa
o
يَصِلُ ulaşır yaṣilu
ulaşır
إِلَىٰ ortaklarına ilā
ortaklarına
شُرَكَآئِهِمْ ۗ their partners shurakāihim
their partners
سَآءَ ne kötü sāa
ne kötü
مَا hüküm veriyorlar
hüküm veriyorlar
يَحْكُمُونَ they judge yaḥkumūna
they judge
١٣٦ (136)
(136)
Kendi zanlarına göre, "Bu Allah'ındır, bu da putlarımızındır" diyerek, Allah'ın yarattığı hayvanlar ve ekinlerden pay ayırdılar. Putları için ayırdıkları Allah için verilmez, ama Allah için ayırdıkları putlarına verilirdi; ne kötü hüküm veriyorlardı!
6:137
وَكَذَٰلِكَ ve yine wakadhālika
ve yine
زَيَّنَ süslü gösterdiler zayyana
süslü gösterdiler
لِكَثِيرٍۢ çoğuna likathīrin
çoğuna
مِّنَ müşriklerden mina
müşriklerden
ٱلْمُشْرِكِينَ the polytheists l-mush'rikīna
the polytheists
قَتْلَ öldürmeyi qatla
öldürmeyi
أَوْلَـٰدِهِمْ evladlarını awlādihim
evladlarını
شُرَكَآؤُهُمْ ortakları shurakāuhum
ortakları
لِيُرْدُوهُمْ onları mahvetsinler diye liyur'dūhum
onları mahvetsinler diye
وَلِيَلْبِسُوا۟ ve karıştırsınlar diye waliyalbisū
ve karıştırsınlar diye
عَلَيْهِمْ kendi ʿalayhim
kendi
دِينَهُمْ ۖ dinlerini dīnahum
dinlerini
وَلَوْ eğer walaw
eğer
شَآءَ dileseydi shāa
dileseydi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مَا bunu yapamazlardı
bunu yapamazlardı
فَعَلُوهُ ۖ (would) they have done so faʿalūhu
(would) they have done so
فَذَرْهُمْ öyleyse onları baş başa bırak fadharhum
öyleyse onları baş başa bırak
وَمَا şeylerle wamā
şeylerle
يَفْتَرُونَ uydurdukları yaftarūna
uydurdukları
١٣٧ (137)
(137)
Böylece, putlara hizmet edenler, puta tapanların çoğunu helake sürüklemek, dinlerini karma karışık etmek için çocuklarını öldürmelerini onlara iyi göstermişlerdir. Allah dileseydi bunu yapamazlardı. Sen onları ve iftiralarını bir tarafa bırak.
6:138
وَقَالُوا۟ dediler ki waqālū
dediler ki
هَـٰذِهِۦٓ bunlar hādhihi
bunlar
أَنْعَـٰمٌۭ hayvanlardır anʿāmun
hayvanlardır
وَحَرْثٌ ve ekinlerdir waḥarthun
ve ekinlerdir
حِجْرٌۭ dokunulmaz ḥij'run
dokunulmaz
لَّا yiyemez
yiyemez
يَطْعَمُهَآ can eat them yaṭʿamuhā
can eat them
إِلَّا başkası illā
başkası
مَن kimseden man
kimseden
نَّشَآءُ bizim dilediğimiz nashāu
bizim dilediğimiz
بِزَعْمِهِمْ zanlarınca bizaʿmihim
zanlarınca
وَأَنْعَـٰمٌ ve hayvanlar wa-anʿāmun
ve hayvanlar
حُرِّمَتْ yasaklanmış ḥurrimat
yasaklanmış
ظُهُورُهَا sırtı(na binilmesi) ẓuhūruhā
sırtı(na binilmesi)
وَأَنْعَـٰمٌۭ ve hayvanlar wa-anʿāmun
ve hayvanlar
لَّا anılmayan
anılmayan
يَذْكُرُونَ they mention yadhkurūna
they mention
ٱسْمَ adı is'ma
adı
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
عَلَيْهَا üzerlerine ʿalayhā
üzerlerine
ٱفْتِرَآءً iftira ederek if'tirāan
iftira ederek
عَلَيْهِ ۚ O'na (Allah'a) ʿalayhi
O'na (Allah'a)
سَيَجْزِيهِم onları cezalandıracaktır sayajzīhim
onları cezalandıracaktır
بِمَا nedeniyle bimā
nedeniyle
كَانُوا۟ iftira etmeleri kānū
iftira etmeleri
يَفْتَرُونَ invent yaftarūna
invent
١٣٨ (138)
(138)
"Bu hayvanlar ve ekinleri dilediğimizden başkasının yemesi yasaktır; bir kısım hayvanların sırtlarına yük vurmak da haramdır" iddiasında bulunarak ve bir kısım hayvanları keserken de Allah'ın adını anmamak suretiyle O'na iftira ederler. Allah, yaptıkları iftiralara karşı onları cezalandıracaktır.
6:139
وَقَالُوا۟ ve dediler ki waqālū
ve dediler ki
مَا olanlar
olanlar
فِى karınlarında
karınlarında
بُطُونِ (the) wombs buṭūni
(the) wombs
هَـٰذِهِ bu hādhihi
bu
ٱلْأَنْعَـٰمِ hayvanların l-anʿāmi
hayvanların
خَالِصَةٌۭ yalnız khāliṣatun
yalnız
لِّذُكُورِنَا erkeklerimize aittir lidhukūrinā
erkeklerimize aittir
وَمُحَرَّمٌ ve haramdır wamuḥarramun
ve haramdır
عَلَىٰٓ üzerine ʿalā
üzerine
أَزْوَٰجِنَا ۖ kadınlarımız azwājinā
kadınlarımız
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
يَكُن olursa yakun
olursa
مَّيْتَةًۭ ölü maytatan
ölü
فَهُمْ o zaman hepsi fahum
o zaman hepsi
فِيهِ onda fīhi
onda
شُرَكَآءُ ۚ ortaktır shurakāu
ortaktır
سَيَجْزِيهِمْ cezalarını verecektir sayajzīhim
cezalarını verecektir
وَصْفَهُمْ ۚ bu nitelendirmelerinin waṣfahum
bu nitelendirmelerinin
إِنَّهُۥ çünkü O innahu
çünkü O
حَكِيمٌ hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmet sahibidir
عَلِيمٌۭ bilendir ʿalīmun
bilendir
١٣٩ (139)
(139)
"Bu hayvanların karınlarında olan yavrular yalnız erkeklerimize mahsus olup, eşlerimize yasaktır. Ölü doğacak olursa hepsi ona ortak olurlar" dediler. Allah bu türlü sözlerin cezasını verecektir, çünkü O hakimdir, bilendir.
6:140
قَدْ muhakkak qad
muhakkak
خَسِرَ ziyana uğrarlar khasira
ziyana uğrarlar
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
قَتَلُوٓا۟ öldüren(ler) qatalū
öldüren(ler)
أَوْلَـٰدَهُمْ çocuklarını awlādahum
çocuklarını
سَفَهًۢا beyinsizce safahan
beyinsizce
بِغَيْرِ bilgisizlik yüzünden bighayri
bilgisizlik yüzünden
عِلْمٍۢ knowledge ʿil'min
knowledge
وَحَرَّمُوا۟ ve haram kılanlar waḥarramū
ve haram kılanlar
مَا kendilerine verdiği rızkı
kendilerine verdiği rızkı
رَزَقَهُمُ (bas been) provided (to) them razaqahumu
(bas been) provided (to) them
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
ٱفْتِرَآءً iftira ederek if'tirāan
iftira ederek
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱللَّهِ ۚ Allah'a l-lahi
Allah'a
قَدْ muhakkak qad
muhakkak
ضَلُّوا۟ sapmışlardır ḍallū
sapmışlardır
وَمَا ve değillerdir wamā
ve değillerdir
كَانُوا۟ onlar kānū
onlar
مُهْتَدِينَ yola gelici muh'tadīna
yola gelici
١٤٠ (140)
(140)
Beyinsizlikleri yüzünden, körü körüne çocuklarını öldürenler ve Allah'ın kendilerine verdiği nimetleri Allah'a iftira ederek haram sayanlar mahvolmuşlardır; onlar sapıtmışlardır, zaten doğru yolda da değillerdi.
6:141
۞ وَهُوَ ve O'dur wahuwa
ve O'dur
ٱلَّذِىٓ ki alladhī
ki
أَنشَأَ yaratan ansha-a
yaratan
جَنَّـٰتٍۢ bahçeleri jannātin
bahçeleri
مَّعْرُوشَـٰتٍۢ çardaklı maʿrūshātin
çardaklı
وَغَيْرَ ve waghayra
ve
مَعْرُوشَـٰتٍۢ çardaksız maʿrūshātin
çardaksız
وَٱلنَّخْلَ hurma(ları) wal-nakhla
hurma(ları)
وَٱلزَّرْعَ ve ekin(ler)i wal-zarʿa
ve ekin(ler)i
مُخْتَلِفًا çeşit çeşit mukh'talifan
çeşit çeşit
أُكُلُهُۥ ürünleri ukuluhu
ürünleri
وَٱلزَّيْتُونَ ve zeytinleri wal-zaytūna
ve zeytinleri
وَٱلرُّمَّانَ ve narları wal-rumāna
ve narları
مُتَشَـٰبِهًۭا birbirine benzer mutashābihan
birbirine benzer
وَغَيْرَ ve benzemez waghayra
ve benzemez
مُتَشَـٰبِهٍۢ ۚ similar mutashābihin
similar
كُلُوا۟ yeyin kulū
yeyin
مِن meyvasından min
meyvasından
ثَمَرِهِۦٓ its fruit thamarihi
its fruit
إِذَآ zaman idhā
zaman
أَثْمَرَ meyva verdiği athmara
meyva verdiği
وَءَاتُوا۟ ve verin waātū
ve verin
حَقَّهُۥ hakkını (sadakasını) ḥaqqahu
hakkını (sadakasını)
يَوْمَ günü yawma
günü
حَصَادِهِۦ ۖ hasat ḥaṣādihi
hasat
وَلَا ve asla walā
ve asla
تُسْرِفُوٓا۟ ۚ israf etmeyin tus'rifū
israf etmeyin
إِنَّهُۥ çünkü O innahu
çünkü O
لَا sevmez
sevmez
يُحِبُّ love yuḥibbu
love
ٱلْمُسْرِفِينَ israf edenleri l-mus'rifīna
israf edenleri
١٤١ (141)
(141)
Çardaklı ve çardaksız bağları inşa eden Allah'tır. Tadları çeşitli ekin ve hurmaları, zeytin ve narı birbirine benzer ve benzemez şekilde yaratan O'dur. Ürün verdiği zaman ürününden yiyin, devşirildiği ve biçildiği gün hakkını verin; israf etmeyin, çünkü Allah müsrifleri sevmez.
6:142
وَمِنَ hayvanlardan wamina
hayvanlardan
ٱلْأَنْعَـٰمِ the cattle l-anʿāmi
the cattle
حَمُولَةًۭ (kimi) yük taşır ḥamūlatan
(kimi) yük taşır
وَفَرْشًۭا ۚ (kiminin) tüyünden sergi yapılır wafarshan
(kiminin) tüyünden sergi yapılır
كُلُوا۟ yeyin kulū
yeyin
مِمَّا size verdiği rızıktan mimmā
size verdiği rızıktan
رَزَقَكُمُ (has been) provided (to) you razaqakumu
(has been) provided (to) you
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
وَلَا izlemeyin walā
izlemeyin
تَتَّبِعُوا۟ follow tattabiʿū
follow
خُطُوَٰتِ adımlarını khuṭuwāti
adımlarını
ٱلشَّيْطَـٰنِ ۚ şeytanın l-shayṭāni
şeytanın
إِنَّهُۥ zira o innahu
zira o
لَكُمْ sizin için lakum
sizin için
عَدُوٌّۭ bir düşmandır ʿaduwwun
bir düşmandır
مُّبِينٌۭ apaçık mubīnun
apaçık
١٤٢ (142)
(142)
Hayvanları da yük ve kesim için yaratan Allah'tır. Allah'ın size verdiği rızıktan yiyin, şeytana ayak uydurmayın, o size apaçık bir düşmandır.
6:143
ثَمَـٰنِيَةَ sekiz thamāniyata
sekiz
أَزْوَٰجٍۢ ۖ çift azwājin
çift
مِّنَ koyundan mina
koyundan
ٱلضَّأْنِ the sheep l-ḍani
the sheep
ٱثْنَيْنِ iki ith'nayni
iki
وَمِنَ ve -den wamina
ve -den
ٱلْمَعْزِ the goats l-maʿzi
the goats
ٱثْنَيْنِ ۗ iki ith'nayni
iki
قُلْ de ki qul
de ki
ءَآلذَّكَرَيْنِ iki erkeği mi? āldhakarayni
iki erkeği mi?
حَرَّمَ haram etti ḥarrama
haram etti
أَمِ yoksa ami
yoksa
ٱلْأُنثَيَيْنِ iki dişiyi (mi?) l-unthayayni
iki dişiyi (mi?)
أَمَّا yoksa ammā
yoksa
ٱشْتَمَلَتْ bulunan(yavru)ları mı ish'tamalat
bulunan(yavru)ları mı
عَلَيْهِ rahimlerinde ʿalayhi
rahimlerinde
أَرْحَامُ (the) wombs arḥāmu
(the) wombs
ٱلْأُنثَيَيْنِ ۖ iki dişinin l-unthayayni
iki dişinin
نَبِّـُٔونِى bana haber verin nabbiūnī
bana haber verin
بِعِلْمٍ bilgi ile biʿil'min
bilgi ile
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz
صَـٰدِقِينَ doğru ṣādiqīna
doğru
١٤٣ (143)
(143)
Sekiz çift: Koyundan iki ve keçiden iki; de ki: "İki erkeği mi, yoksa iki dişiyi mi veya o iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı haram kılmıştır? Doğru sözlü iseniz bana bilgiye dayanarak cevap verin."
6:144
وَمِنَ ve wamina
ve
ٱلْإِبِلِ deveden l-ibili
deveden
ٱثْنَيْنِ iki ith'nayni
iki
وَمِنَ ve -dan wamina
ve -dan
ٱلْبَقَرِ the cows l-baqari
the cows
ٱثْنَيْنِ ۗ iki ith'nayni
iki
قُلْ de ki qul
de ki
ءَآلذَّكَرَيْنِ iki erkeği mi? āldhakarayni
iki erkeği mi?
حَرَّمَ haram etti ḥarrama
haram etti
أَمِ yoksa ami
yoksa
ٱلْأُنثَيَيْنِ iki dişiyi (mi?) l-unthayayni
iki dişiyi (mi?)
أَمَّا yoksa ammā
yoksa
ٱشْتَمَلَتْ bulunan(yavru)ları mı ish'tamalat
bulunan(yavru)ları mı
عَلَيْهِ Rahimlerinde ʿalayhi
Rahimlerinde
أَرْحَامُ (the) wombs arḥāmu
(the) wombs
ٱلْأُنثَيَيْنِ ۖ iki dişinin l-unthayayni
iki dişinin
أَمْ yoksa am
yoksa
كُنتُمْ oldunuz kuntum
oldunuz
شُهَدَآءَ şahidler (mi?) shuhadāa
şahidler (mi?)
إِذْ zaman idh
zaman
وَصَّىٰكُمُ size vasiyyet ettiği waṣṣākumu
size vasiyyet ettiği
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
بِهَـٰذَا ۚ böyle bihādhā
böyle
فَمَنْ kim olabilir? faman
kim olabilir?
أَظْلَمُ daha zalim aẓlamu
daha zalim
مِمَّنِ uydurandan mimmani
uydurandan
ٱفْتَرَىٰ invents if'tarā
invents
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
كَذِبًۭا bir yalan kadhiban
bir yalan
لِّيُضِلَّ saptırmak için liyuḍilla
saptırmak için
ٱلنَّاسَ insanları l-nāsa
insanları
بِغَيْرِ olmaksızın bighayri
olmaksızın
عِلْمٍ ۗ bilgisi ʿil'min
bilgisi
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَا doğru yola iletmez
doğru yola iletmez
يَهْدِى guide yahdī
guide
ٱلْقَوْمَ topluluğu l-qawma
topluluğu
ٱلظَّـٰلِمِينَ zalim l-ẓālimīna
zalim
١٤٤ (144)
(144)
Deveden iki, sığırdan iki yaratmıştır; de ki: "İki erkeği mi, yoksa iki dişiyi mi veya o iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı haram kılmıştır? Yoksa Allah size bunları buyururken orada mı idiniz?" İnsanları, bilmediklerinden sapıtmak için Allah'a karşı yalan uyduranlardan daha zalim kimdir? Allah, zalim milleti doğru yola eriştirmez.
6:145
قُل de ki qul
de ki
لَّآ bulamıyorum
bulamıyorum
أَجِدُ (do) I find ajidu
(do) I find
فِى şeyde
şeyde
مَآ what
what
أُوحِىَ vahyolunan ūḥiya
vahyolunan
إِلَىَّ bana ilayya
bana
مُحَرَّمًا bir haramlık muḥarraman
bir haramlık
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
طَاعِمٍۢ yemek ṭāʿimin
yemek
يَطْعَمُهُۥٓ yiyen kimse yaṭʿamuhu
yiyen kimse
إِلَّآ ancak hariçtir illā
ancak hariçtir
أَن olması an
olması
يَكُونَ it be yakūna
it be
مَيْتَةً leş maytatan
leş
أَوْ yahut aw
yahut
دَمًۭا kan daman
kan
مَّسْفُوحًا akıtılmış masfūḥan
akıtılmış
أَوْ yahut aw
yahut
لَحْمَ eti laḥma
eti
خِنزِيرٍۢ domuz khinzīrin
domuz
فَإِنَّهُۥ pistir-ki şüphesiz fa-innahu
pistir-ki şüphesiz
رِجْسٌ pistir rij'sun
pistir
أَوْ ya da aw
ya da
فِسْقًا bir fısk fis'qan
bir fısk
أُهِلَّ boğazlanmış uhilla
boğazlanmış
لِغَيْرِ başkası adına lighayri
başkası adına
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
بِهِۦ ۚ onun bihi
onun
فَمَنِ ama kim famani
ama kim
ٱضْطُرَّ çaresiz kalırsa (yiyebilir) uḍ'ṭurra
çaresiz kalırsa (yiyebilir)
غَيْرَ saldırmaksızın ghayra
saldırmaksızın
بَاغٍۢ desiring bāghin
desiring
وَلَا ve walā
ve
عَادٍۢ sınırı aşmaksızın ʿādin
sınırı aşmaksızın
فَإِنَّ çünkü fa-inna
çünkü
رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin
غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir
١٤٥ (145)
(145)
De ki: "Bana vahyolunanda, leş, akıtılmış kan, domuz eti ki pistir ve günah işlenerek Allah'tan başkası adına kesilen hayvandan başkasını yemenin haram olduğuna dair bir emir bulamıyorum; fakat darda kalan, başkasının payına el uzatmamak ve zaruret miktarını aşmamak üzere bunlardan da yiyebilir." Doğrusu Rabbin bağışlar ve merhamet eder.
6:146
وَعَلَى ve waʿalā
ve
ٱلَّذِينَ şunlara ki alladhīna
şunlara ki
هَادُوا۟ yahudilere hādū
yahudilere
حَرَّمْنَا haram ettik ḥarramnā
haram ettik
كُلَّ bütün kulla
bütün
ذِى olanları dhī
olanları
ظُفُرٍۢ ۖ tırnaklı(ları) ẓufurin
tırnaklı(ları)
وَمِنَ sığırın wamina
sığırın
ٱلْبَقَرِ the cows l-baqari
the cows
وَٱلْغَنَمِ ve koyunun wal-ghanami
ve koyunun
حَرَّمْنَا haram kıldık ḥarramnā
haram kıldık
عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara
شُحُومَهُمَآ yağlarını shuḥūmahumā
yağlarını
إِلَّا hariç illā
hariç
مَا taşıdıkları
taşıdıkları
حَمَلَتْ carried ḥamalat
carried
ظُهُورُهُمَآ sırtlarının ẓuhūruhumā
sırtlarının
أَوِ yahut awi
yahut
ٱلْحَوَايَآ bağırsaklarının l-ḥawāyā
bağırsaklarının
أَوْ ya da aw
ya da
مَا karışanlar
karışanlar
ٱخْتَلَطَ (is) joined ikh'talaṭa
(is) joined
بِعَظْمٍۢ ۚ kemiğe biʿaẓmin
kemiğe
ذَٰلِكَ böylece dhālika
böylece
جَزَيْنَـٰهُم onları cezalandırdık jazaynāhum
onları cezalandırdık
بِبَغْيِهِمْ ۖ aşırılıkları yüzünden bibaghyihim
aşırılıkları yüzünden
وَإِنَّا biz elbette wa-innā
biz elbette
لَصَـٰدِقُونَ doğru söyleyenleriz laṣādiqūna
doğru söyleyenleriz
١٤٦ (146)
(146)
Yahudilere tırnaklı her hayvanı haram kıldık. Onlara sığır ve davarın sırt, bağırsak ve kemik yağları hariç, iç yağlarını da haram kıldık. Aşırı gitmelerinden ötürü onları bu şekilde cezalandırdık. Biz şüphesiz doğru sözlüyüzdür.
6:147
فَإِن eğer fa-in
eğer
كَذَّبُوكَ seni yalanladılarsa kadhabūka
seni yalanladılarsa
فَقُل de ki faqul
de ki
رَّبُّكُمْ Rabbiniz rabbukum
Rabbiniz
ذُو sahibidir dhū
sahibidir
رَحْمَةٍۢ rahmet raḥmatin
rahmet
وَٰسِعَةٍۢ bol wāsiʿatin
bol
وَلَا (fakat) walā
(fakat)
يُرَدُّ geri çevrilmez yuraddu
geri çevrilmez
بَأْسُهُۥ O'nun azabı basuhu
O'nun azabı
عَنِ toplumdan ʿani
toplumdan
ٱلْقَوْمِ the people l-qawmi
the people
ٱلْمُجْرِمِينَ suçlu l-muj'rimīna
suçlu
١٤٧ (147)
(147)
Seni yalanlarlarsa, "Rabbinizin rahmeti geniştir; O'nun azabı suçlu milletten geri çevrilemez" de.
6:148
سَيَقُولُ diyecekler ki sayaqūlu
diyecekler ki
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
أَشْرَكُوا۟ ortak koşan(lar) ashrakū
ortak koşan(lar)
لَوْ şayet law
şayet
شَآءَ isteseydi shāa
isteseydi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مَآ biz ortak koşmazdık
biz ortak koşmazdık
أَشْرَكْنَا we (would) have associated partners (with Allah) ashraknā
we (would) have associated partners (with Allah)
وَلَآ babalarımız da walā
babalarımız da
ءَابَآؤُنَا our forefathers ābāunā
our forefathers
وَلَا haram yapmazdık walā
haram yapmazdık
حَرَّمْنَا we (would) have forbidden ḥarramnā
we (would) have forbidden
مِن hiçbir min
hiçbir
شَىْءٍۢ ۚ şeyi shayin
şeyi
كَذَٰلِكَ öyle (demişlerdi) kadhālika
öyle (demişlerdi)
كَذَّبَ yalanlayanlar kadhaba
yalanlayanlar
ٱلَّذِينَ onlardan önce alladhīna
onlardan önce
مِن (were from) min
(were from)
قَبْلِهِمْ before them qablihim
before them
حَتَّىٰ nihayet ḥattā
nihayet
ذَاقُوا۟ tadmışlardı dhāqū
tadmışlardı
بَأْسَنَا ۗ azabımızı basanā
azabımızı
قُلْ de ki qul
de ki
هَلْ var mı? hal
var mı?
عِندَكُم yanınızda ʿindakum
yanınızda
مِّنْ hiç min
hiç
عِلْمٍۢ bir bilgi ʿil'min
bir bilgi
فَتُخْرِجُوهُ çıka(rıp gösterece)ğiniz fatukh'rijūhu
çıka(rıp gösterece)ğiniz
لَنَآ ۖ bize lanā
bize
إِن siz uyuyorsunuz in
siz uyuyorsunuz
تَتَّبِعُونَ you follow tattabiʿūna
you follow
إِلَّا sadece illā
sadece
ٱلظَّنَّ zanna l-ẓana
zanna
وَإِنْ ve eğer wa-in
ve eğer
أَنتُمْ siz antum
siz
إِلَّا sadece illā
sadece
تَخْرُصُونَ saçmalıyorsunuz takhruṣūna
saçmalıyorsunuz
١٤٨ (148)
(148)
Puta tapanlar, "Allah dileseydi babalarımız ve biz puta tapmaz ve hiçbir şeyi haram kılmazdık" diyecekler; onlardan öncekiler de, Bizim şiddetli azabımızı tadana kadar böyle demişlerdi. Onlara "Bize karşı çıkarabileceğiniz bir bilginiz var mı? Siz ancak zanna uyuyorsunuz ve sadece tahminde bulunuyorsunuz" de.
6:149
قُلْ de ki qul
de ki
فَلِلَّهِ Allah'ındır falillahi
Allah'ındır
ٱلْحُجَّةُ delil l-ḥujatu
delil
ٱلْبَـٰلِغَةُ ۖ üstün olan l-bālighatu
üstün olan
فَلَوْ eğer falaw
eğer
شَآءَ dileseydi shāa
dileseydi
لَهَدَىٰكُمْ elbette doğru yola iletirdi lahadākum
elbette doğru yola iletirdi
أَجْمَعِينَ hepinizi ajmaʿīna
hepinizi
١٤٩ (149)
(149)
"Üstün delil Allah'ın delilidir. O dileseydi hepinizi doğru yola eriştirirdi" de.
6:150
قُلْ de ki qul
de ki
هَلُمَّ haydi getirin halumma
haydi getirin
شُهَدَآءَكُمُ tanrılarınızı shuhadāakumu
tanrılarınızı
ٱلَّذِينَ o ki alladhīna
o ki
يَشْهَدُونَ şahidlik edecek yashhadūna
şahidlik edecek
أَنَّ Allah'ın anna
Allah'ın
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
حَرَّمَ yasakladığına ḥarrama
yasakladığına
هَـٰذَا ۖ bunu hādhā
bunu
فَإِن eğer fa-in
eğer
شَهِدُوا۟ şahidlik ederlerse shahidū
şahidlik ederlerse
فَلَا sen şahidlik etme falā
sen şahidlik etme
تَشْهَدْ testify tashhad
testify
مَعَهُمْ ۚ onlarla beraber maʿahum
onlarla beraber
وَلَا ve walā
ve
تَتَّبِعْ uyma tattabiʿ
uyma
أَهْوَآءَ keyiflerine ahwāa
keyiflerine
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
كَذَّبُوا۟ yalanlayan(ların) kadhabū
yalanlayan(ların)
بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi
وَٱلَّذِينَ ve kimselerin wa-alladhīna
ve kimselerin
لَا ve inanmayanların
ve inanmayanların
يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe
بِٱلْـَٔاخِرَةِ ahirete bil-ākhirati
ahirete
وَهُم ve onlar wahum
ve onlar
بِرَبِّهِمْ Rablerine birabbihim
Rablerine
يَعْدِلُونَ eş tutmaktadırlar yaʿdilūna
eş tutmaktadırlar
١٥٠ (150)
(150)
De ki: "Allah'ın bunu haram kıldığına şahidlik edecek şahidlerinizi getirin". Şahidlik ederlerse, onlarla beraber olup sözlerini kabullenme; ayetlerimizi yalanlayanların ve ahirete inanmayanların heveslerine uyma; onlar Rablerine başkalarını eşit tutuyorlar.
6:151
۞ قُلْ de ki qul
de ki
تَعَالَوْا۟ gelin taʿālaw
gelin
أَتْلُ okuyayım atlu
okuyayım
مَا şeyleri
şeyleri
حَرَّمَ haram kıldığı ḥarrama
haram kıldığı
رَبُّكُمْ Rabbinizin rabbukum
Rabbinizin
عَلَيْكُمْ ۖ size ʿalaykum
size
أَلَّا asla allā
asla
تُشْرِكُوا۟ ortak koşmayın tush'rikū
ortak koşmayın
بِهِۦ O'na bihi
O'na
شَيْـًۭٔا ۖ hiçbir şeyi shayan
hiçbir şeyi
وَبِٱلْوَٰلِدَيْنِ ve ana babaya wabil-wālidayni
ve ana babaya
إِحْسَـٰنًۭا ۖ iyilik edin iḥ'sānan
iyilik edin
وَلَا ve walā
ve
تَقْتُلُوٓا۟ öldürmeyin taqtulū
öldürmeyin
أَوْلَـٰدَكُم çocuklarınızı awlādakum
çocuklarınızı
مِّنْ fakirlik korkusuyla min
fakirlik korkusuyla
إِمْلَـٰقٍۢ ۖ poverty im'lāqin
poverty
نَّحْنُ biz naḥnu
biz
نَرْزُقُكُمْ sizi besliyoruz narzuqukum
sizi besliyoruz
وَإِيَّاهُمْ ۖ onları wa-iyyāhum
onları
وَلَا yaklaşmayın walā
yaklaşmayın
تَقْرَبُوا۟ go near taqrabū
go near
ٱلْفَوَٰحِشَ fuhuşlara l-fawāḥisha
fuhuşlara
مَا ne
ne
ظَهَرَ açığına ẓahara
açığına
مِنْهَا onun min'hā
onun
وَمَا ve nede wamā
ve nede
بَطَنَ ۖ kapalısına baṭana
kapalısına
وَلَا ve kıymayın walā
ve kıymayın
تَقْتُلُوا۟ kill taqtulū
kill
ٱلنَّفْسَ cana l-nafsa
cana
ٱلَّتِى yasakladığı allatī
yasakladığı
حَرَّمَ has (been) forbidden ḥarrama
has (been) forbidden
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
إِلَّا olmadan illā
olmadan
بِٱلْحَقِّ ۚ hak ile bil-ḥaqi
hak ile
ذَٰلِكُمْ işte dhālikum
işte
وَصَّىٰكُم size tavsiye etti waṣṣākum
size tavsiye etti
بِهِۦ bunları bihi
bunları
لَعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki
تَعْقِلُونَ düşünürsünüz taʿqilūna
düşünürsünüz
١٥١ (151)
(151)
De ki: "Gelin size Rabbinizin haram kıldığı şeyleri söyleyeyim: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anaya babaya iyilik yapın, yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, sizin ve onların rızkını veren Biziz, gizli ve açık kötülüklere yaklaşmayın, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın. Allah bunları size düşünesiniz diye buyurmaktadır."
6:152
وَلَا yaklaşmayın walā
yaklaşmayın
تَقْرَبُوا۟ go near taqrabū
go near
مَالَ malına māla
malına
ٱلْيَتِيمِ yetimin l-yatīmi
yetimin
إِلَّا müstesna illā
müstesna
بِٱلَّتِى (olması) bi-allatī
(olması)
هِىَ onun hiya
onun
أَحْسَنُ en güzel biçimde aḥsanu
en güzel biçimde
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
يَبْلُغَ erişinceye yablugha
erişinceye
أَشُدَّهُۥ ۖ erginlik çağına ashuddahu
erginlik çağına
وَأَوْفُوا۟ ve tam yapın wa-awfū
ve tam yapın
ٱلْكَيْلَ ölçü l-kayla
ölçü
وَٱلْمِيزَانَ ve tartıyı wal-mīzāna
ve tartıyı
بِٱلْقِسْطِ ۖ adaletle bil-qis'ṭi
adaletle
لَا biz teklif etmeyiz
biz teklif etmeyiz
نُكَلِّفُ We burden nukallifu
We burden
نَفْسًا kişiye nafsan
kişiye
إِلَّا dışındakini illā
dışındakini
وُسْعَهَا ۖ gücünün yettiğinden wus'ʿahā
gücünün yettiğinden
وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman
قُلْتُمْ söylediğiniz qul'tum
söylediğiniz
فَٱعْدِلُوا۟ adalet yapın fa-iʿ'dilū
adalet yapın
وَلَوْ eğer walaw
eğer
كَانَ olsa da kāna
olsa da
ذَا akrabanız dhā
akrabanız
قُرْبَىٰ ۖ a near relative qur'bā
a near relative
وَبِعَهْدِ ve tutun wabiʿahdi
ve tutun
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
أَوْفُوا۟ ۚ verdiğiniz sözü awfū
verdiğiniz sözü
ذَٰلِكُمْ işte dhālikum
işte
وَصَّىٰكُم size tavsiye etti. waṣṣākum
size tavsiye etti.
بِهِۦ bunları bihi
bunları
لَعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki
تَذَكَّرُونَ öğüt alırsınız tadhakkarūna
öğüt alırsınız
١٥٢ (152)
(152)
Yetim malına, erginlik çağına erişene kadar en iyi şeklin dışında yaklaşmayın; ölçüyü ve tartıyı doğru yapın. Biz kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükleriz. Konuştuğunuzda, akraba bile olsa sözünüzde adil olun. Allah'ın ahdini yerine getirin. Allah size bunları öğüt almanız için buyurmaktadır.
6:153
وَأَنَّ ve işte wa-anna
ve işte
هَـٰذَا budur hādhā
budur
صِرَٰطِى benim yolum ṣirāṭī
benim yolum
مُسْتَقِيمًۭا dosdoğru mus'taqīman
dosdoğru
فَٱتَّبِعُوهُ ۖ ona uyun fa-ittabiʿūhu
ona uyun
وَلَا uymayın walā
uymayın
تَتَّبِعُوا۟ follow tattabiʿū
follow
ٱلسُّبُلَ yollara l-subula
yollara
فَتَفَرَّقَ ayırmasın fatafarraqa
ayırmasın
بِكُمْ sizi bikum
sizi
عَن O'nun yolundan ʿan
O'nun yolundan
سَبِيلِهِۦ ۚ His path sabīlihi
His path
ذَٰلِكُمْ böylece dhālikum
böylece
وَصَّىٰكُم size tavsiye etti waṣṣākum
size tavsiye etti
بِهِۦ kendisiyle bihi
kendisiyle
لَعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki
تَتَّقُونَ korunursunuz tattaqūna
korunursunuz
١٥٣ (153)
(153)
Bu, dosdoğru olan yoluma uyun. Sizi Allah yolundan ayrı düşürecek yollara uymayın. Allah size bunları sakınasınız diye buyurmaktadır.
6:154
ثُمَّ sonra thumma
sonra
ءَاتَيْنَا verdik ātaynā
verdik
مُوسَى Musa'ya mūsā
Musa'ya
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı
تَمَامًا (ni'metimizi) tamamlamak için tamāman
(ni'metimizi) tamamlamak için
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلَّذِىٓ kimselere alladhī
kimselere
أَحْسَنَ iyilik eden(lere) aḥsana
iyilik eden(lere)
وَتَفْصِيلًۭا ve açıklamak (için) watafṣīlan
ve açıklamak (için)
لِّكُلِّ her likulli
her
شَىْءٍۢ şeyi shayin
şeyi
وَهُدًۭى ve yola iletici wahudan
ve yola iletici
وَرَحْمَةًۭ ve rahmet olarak waraḥmatan
ve rahmet olarak
لَّعَلَّهُم umulur ki laʿallahum
umulur ki
بِلِقَآءِ kavuşacaklarına biliqāi
kavuşacaklarına
رَبِّهِمْ Rablerine rabbihim
Rablerine
يُؤْمِنُونَ inanırlar yu'minūna
inanırlar
١٥٤ (154)
(154)
Sonra, iyilik işleyenlere nimeti tamamlamak, her şeyi uzun uzadıya açıklamak, doğruyu göstermek ve rahmet olmak üzere Musa'ya Kitap'ı verdik. Rablerine kavuşacaklarına belki artık inanırlar.
6:155
وَهَـٰذَا işte bu (Kur'an) da wahādhā
işte bu (Kur'an) da
كِتَـٰبٌ Kitaptır kitābun
Kitaptır
أَنزَلْنَـٰهُ indirdiğimiz anzalnāhu
indirdiğimiz
مُبَارَكٌۭ mübarek mubārakun
mübarek
فَٱتَّبِعُوهُ O'na uyun fa-ittabiʿūhu
O'na uyun
وَٱتَّقُوا۟ ve korunun wa-ittaqū
ve korunun
لَعَلَّكُمْ umulur ki siz laʿallakum
umulur ki siz
تُرْحَمُونَ merhamet olunursunuz tur'ḥamūna
merhamet olunursunuz
١٥٥ (155)
(155)
Bu, indirdiğimiz kutsal Kitap'dır, ona uyun. "Bizden önce iki topluluğa kitap indirildi, bizim onların okuduklarından haberimiz yok" demekten veya "Bize kitap indirilseydi onlardan daha doğru yolda olurduk" demekten sakının ki merhamet olunasınız. Şüphesiz o, size Rabbinizden belge, yol gösteren ve rahmet olarak gelmiştir. Allah'ın ayetlerini yalanlayandan ve onlardan yüz çevirenden daha zalim kimdir? Ayetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü, kötü bir azabla cezalandıracağız.
6:156
أَن demeyesiniz an
demeyesiniz
تَقُولُوٓا۟ you say taqūlū
you say
إِنَّمَآ yalnız innamā
yalnız
أُنزِلَ indirildi unzila
indirildi
ٱلْكِتَـٰبُ Kitap l-kitābu
Kitap
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
طَآئِفَتَيْنِ iki topluluk ṭāifatayni
iki topluluk
مِن bizden önceki min
bizden önceki
قَبْلِنَا before us qablinā
before us
وَإِن biz ise idik wa-in
biz ise idik
كُنَّا we were kunnā
we were
عَن onların okumasından ʿan
onların okumasından
دِرَاسَتِهِمْ their study dirāsatihim
their study
لَغَـٰفِلِينَ habersiz laghāfilīna
habersiz
١٥٦ (156)
(156)
Bu, indirdiğimiz kutsal Kitap'dır, ona uyun. "Bizden önce iki topluluğa kitap indirildi, bizim onların okuduklarından haberimiz yok" demekten veya "Bize kitap indirilseydi onlardan daha doğru yolda olurduk" demekten sakının ki merhamet olunasınız. Şüphesiz o, size Rabbinizden belge, yol gösteren ve rahmet olarak gelmiştir. Allah'ın ayetlerini yalanlayandan ve onlardan yüz çevirenden daha zalim kimdir? Ayetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü, kötü bir azabla cezalandıracağız.
6:157
أَوْ yahut aw
yahut
تَقُولُوا۟ demeyesiniz taqūlū
demeyesiniz
لَوْ eğer law
eğer
أَنَّآ şüphesiz ki annā
şüphesiz ki
أُنزِلَ indirilseydi unzila
indirilseydi
عَلَيْنَا bize ʿalaynā
bize
ٱلْكِتَـٰبُ Kitap l-kitābu
Kitap
لَكُنَّآ biz olurduk lakunnā
biz olurduk
أَهْدَىٰ daha doğru yolda ahdā
daha doğru yolda
مِنْهُمْ ۚ onlardan min'hum
onlardan
فَقَدْ işte faqad
işte
جَآءَكُم size de geldi jāakum
size de geldi
بَيِّنَةٌۭ açık delil bayyinatun
açık delil
مِّن Rabbinizden min
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ your Lord rabbikum
your Lord
وَهُدًۭى ve hidayet wahudan
ve hidayet
وَرَحْمَةٌۭ ۚ ve rahmet waraḥmatun
ve rahmet
فَمَنْ kim olabilir? faman
kim olabilir?
أَظْلَمُ daha zalim aẓlamu
daha zalim
مِمَّن kimseden mimman
kimseden
كَذَّبَ yalanlayıp kadhaba
yalanlayıp
بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini biāyāti
ayetlerini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَصَدَفَ ve yüz çeviren waṣadafa
ve yüz çeviren
عَنْهَا ۗ onlardan ʿanhā
onlardan
سَنَجْزِى cezalandıracağız sanajzī
cezalandıracağız
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
يَصْدِفُونَ yüz çevirenleri yaṣdifūna
yüz çevirenleri
عَنْ ayetlerimizden ʿan
ayetlerimizden
ءَايَـٰتِنَا Our Signs āyātinā
Our Signs
سُوٓءَ en kötüsüyle sūa
en kötüsüyle
ٱلْعَذَابِ azabın l-ʿadhābi
azabın
بِمَا ötürü bimā
ötürü
كَانُوا۟ yüz çevirmelerinden kānū
yüz çevirmelerinden
يَصْدِفُونَ turn away yaṣdifūna
turn away
١٥٧ (157)
(157)
Bu, indirdiğimiz kutsal Kitap'dır, ona uyun. "Bizden önce iki topluluğa kitap indirildi, bizim onların okuduklarından haberimiz yok" demekten veya "Bize kitap indirilseydi onlardan daha doğru yolda olurduk" demekten sakının ki merhamet olunasınız. Şüphesiz o, size Rabbinizden belge, yol gösteren ve rahmet olarak gelmiştir. Allah'ın ayetlerini yalanlayandan ve onlardan yüz çevirenden daha zalim kimdir? Ayetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü, kötü bir azabla cezalandıracağız.
6:158
هَلْ mı? hal
mı?
يَنظُرُونَ bekliyorlar yanẓurūna
bekliyorlar
إِلَّآ ille illā
ille
أَن gelmesini an
gelmesini
تَأْتِيَهُمُ comes to them tatiyahumu
comes to them
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ meleklerin l-malāikatu
meleklerin
أَوْ yahut aw
yahut
يَأْتِىَ gelmesini yatiya
gelmesini
رَبُّكَ Rabbinin rabbuka
Rabbinin
أَوْ ya da aw
ya da
يَأْتِىَ gelmesini yatiya
gelmesini
بَعْضُ bazı baʿḍu
bazı
ءَايَـٰتِ ayetlerinin āyāti
ayetlerinin
رَبِّكَ ۗ Rabbinin rabbika
Rabbinin
يَوْمَ gün yawma
gün
يَأْتِى geldiği yatī
geldiği
بَعْضُ bazı baʿḍu
bazı
ءَايَـٰتِ ayetleri āyāti
ayetleri
رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin
لَا fayda sağlamaz
fayda sağlamaz
يَنفَعُ will benefit yanfaʿu
will benefit
نَفْسًا kimseye nafsan
kimseye
إِيمَـٰنُهَا inanması īmānuhā
inanması
لَمْ hiç lam
hiç
تَكُنْ etmemiş takun
etmemiş
ءَامَنَتْ iman āmanat
iman
مِن daha önce min
daha önce
قَبْلُ before qablu
before
أَوْ ya da aw
ya da
كَسَبَتْ kazanmamış olan kasabat
kazanmamış olan
فِىٓ imanında
imanında
إِيمَـٰنِهَا its faith īmānihā
its faith
خَيْرًۭا ۗ bir hayır khayran
bir hayır
قُلِ de ki quli
de ki
ٱنتَظِرُوٓا۟ bekleyin intaẓirū
bekleyin
إِنَّا biz de innā
biz de
مُنتَظِرُونَ beklemekteyiz muntaẓirūna
beklemekteyiz
١٥٨ (158)
(158)
Onlar kendilerine meleklerin gelmesini mi, yoksa Rabbinin gelmesini mi, yahut Rablerinden bir takım mucizelerin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bir takım mucizeleri geldiği gün, bir kimse daha önce inanmamışsa veya imaniyle bir iyilik kazanmamışsa, imanı ona fayda vermez. Onlara: "Bekleyin, doğrusu biz de bekliyoruz" de.
6:159
إِنَّ gerçekten inna
gerçekten
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
فَرَّقُوا۟ parça parça eden farraqū
parça parça eden
دِينَهُمْ dinlerini; dīnahum
dinlerini;
وَكَانُوا۟ ve olanlar (var ya) wakānū
ve olanlar (var ya)
شِيَعًۭا grup grup shiyaʿan
grup grup
لَّسْتَ senin yoktur lasta
senin yoktur
مِنْهُمْ onlarla min'hum
onlarla
فِى hiçbir (ilişkin)
hiçbir (ilişkin)
شَىْءٍ ۚ anything shayin
anything
إِنَّمَآ ancak innamā
ancak
أَمْرُهُمْ onların işi amruhum
onların işi
إِلَى Allah'a (kalmış)tır ilā
Allah'a (kalmış)tır
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يُنَبِّئُهُم onlara haber verecektir yunabbi-uhum
onlara haber verecektir
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
يَفْعَلُونَ yapıyorlar yafʿalūna
yapıyorlar
١٥٩ (159)
(159)
Fırka fırka olup dinlerini parçalayanlarla senin hiçbir ilişiğin olamaz. Onların işi Allah'a kalmıştır, yaptıklarını onlara sonra bildirecektir.
6:160
مَن kim man
kim
جَآءَ gelirse jāa
gelirse
بِٱلْحَسَنَةِ bir iyilikle bil-ḥasanati
bir iyilikle
فَلَهُۥ ona vardır falahu
ona vardır
عَشْرُ on (katı) ʿashru
on (katı)
أَمْثَالِهَا ۖ o(getirdiği)nin amthālihā
o(getirdiği)nin
وَمَن ve kim waman
ve kim
جَآءَ gelirse jāa
gelirse
بِٱلسَّيِّئَةِ bir kötülükle bil-sayi-ati
bir kötülükle
فَلَا cezalandırılmaz falā
cezalandırılmaz
يُجْزَىٰٓ he will be recompensed yuj'zā
he will be recompensed
إِلَّا dışında illā
dışında
مِثْلَهَا onun dengi mith'lahā
onun dengi
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
لَا haksızlığa uğratılmazlar
haksızlığa uğratılmazlar
يُظْلَمُونَ (be) wronged yuẓ'lamūna
(be) wronged
١٦٠ (160)
(160)
Kim ortaya bir iyilik koyarsa ona on katı verilir; ortaya bir kötülük koyan ise ancak misliyle cezalandırılır; onlara haksızlık yapılmaz.
6:161
قُلْ de ki qul
de ki
إِنَّنِى muhakkak beni innanī
muhakkak beni
هَدَىٰنِى beni iletti hadānī
beni iletti
رَبِّىٓ Rabbim rabbī
Rabbim
إِلَىٰ yola ilā
yola
صِرَٰطٍۢ a path ṣirāṭin
a path
مُّسْتَقِيمٍۢ dosdoğru mus'taqīmin
dosdoğru
دِينًۭا dine dīnan
dine
قِيَمًۭا dosdoğru qiyaman
dosdoğru
مِّلَّةَ dinine millata
dinine
إِبْرَٰهِيمَ İbrahim'in ib'rāhīma
İbrahim'in
حَنِيفًۭا ۚ hanif ḥanīfan
hanif
وَمَا O değildi wamā
O değildi
كَانَ he was kāna
he was
مِنَ ortak koşanlardan mina
ortak koşanlardan
ٱلْمُشْرِكِينَ the polytheists l-mush'rikīna
the polytheists
١٦١ (161)
(161)
"Şüphesiz Rabbim beni doğru yola, gerçek dine, doğruya yönelen ve puta tapanlardan olmayan İbrahim'in dinine iletmiştir" de.
6:162
قُلْ de ki qul
de ki
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
صَلَاتِى benim namazım ṣalātī
benim namazım
وَنُسُكِى ve ibadetim wanusukī
ve ibadetim
وَمَحْيَاىَ ve hayatım wamaḥyāya
ve hayatım
وَمَمَاتِى ve ölümüm wamamātī
ve ölümüm
لِلَّهِ Allah içindir lillahi
Allah içindir
رَبِّ Rabbi rabbi
Rabbi
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin
١٦٢ (162)
(162)
De ki: "Namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, alemlerin Rabbi Allah içindir.
6:163
لَا yoktur
yoktur
شَرِيكَ ortağı sharīka
ortağı
لَهُۥ ۖ O'nun lahu
O'nun
وَبِذَٰلِكَ ve böyle wabidhālika
ve böyle
أُمِرْتُ bana emrolundu umir'tu
bana emrolundu
وَأَنَا۠ ve ben wa-anā
ve ben
أَوَّلُ ilkiyim awwalu
ilkiyim
ٱلْمُسْلِمِينَ müslümanların l-mus'limīna
müslümanların
١٦٣ (163)
(163)
O'nun hiçbir ortağı yoktur; böyle emrolundum ve ben Müslümanların ilkiyim."
6:164
قُلْ de ki qul
de ki
أَغَيْرَ başka mı? aghayra
başka mı?
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
أَبْغِى arayayım abghī
arayayım
رَبًّۭا Rab rabban
Rab
وَهُوَ (halbuki) O wahuwa
(halbuki) O
رَبُّ Rabbi iken rabbu
Rabbi iken
كُلِّ her kulli
her
شَىْءٍۢ ۚ şeyin shayin
şeyin
وَلَا kazanmaz walā
kazanmaz
تَكْسِبُ earns taksibu
earns
كُلُّ hiç kullu
hiç
نَفْسٍ kimse nafsin
kimse
إِلَّا başkasını illā
başkasını
عَلَيْهَا ۚ kendisine ait olandan ʿalayhā
kendisine ait olandan
وَلَا ve walā
ve
تَزِرُ taşımaz taziru
taşımaz
وَازِرَةٌۭ taşıyan (hiç kimse) wāziratun
taşıyan (hiç kimse)
وِزْرَ yükünü wiz'ra
yükünü
أُخْرَىٰ ۚ bir başkasının ukh'rā
bir başkasının
ثُمَّ sonra thumma
sonra
إِلَىٰ Rabbinizedir ilā
Rabbinizedir
رَبِّكُم your Lord rabbikum
your Lord
مَّرْجِعُكُمْ dönüşünüz marjiʿukum
dönüşünüz
فَيُنَبِّئُكُم size haber verecektir fayunabbi-ukum
size haber verecektir
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz
فِيهِ onda fīhi
onda
تَخْتَلِفُونَ ayrılığa düşüyor takhtalifūna
ayrılığa düşüyor
١٦٤ (164)
(164)
De ki: "Allah her şeyin Rabbi iken O'ndan başka bir rab mi arayayım? Herkesin kazandığı kendisinedir, kimse başkasının yükünü taşımaz; sonunda dönüşünüz Rabbinizedir, ayrılığa düştüğünüz şeyleri size bildirecektir."
6:165
وَهُوَ ve O'dur wahuwa
ve O'dur
ٱلَّذِى sizi yapan alladhī
sizi yapan
جَعَلَكُمْ (has) made you jaʿalakum
(has) made you
خَلَـٰٓئِفَ halifeleri khalāifa
halifeleri
ٱلْأَرْضِ yeryüzünün l-arḍi
yeryüzünün
وَرَفَعَ ve üstün kılan warafaʿa
ve üstün kılan
بَعْضَكُمْ kiminizi baʿḍakum
kiminizi
فَوْقَ üzerine fawqa
üzerine
بَعْضٍۢ kiminiz baʿḍin
kiminiz
دَرَجَـٰتٍۢ derecelerle darajātin
derecelerle
لِّيَبْلُوَكُمْ sizi denemek için liyabluwakum
sizi denemek için
فِى şeylerde
şeylerde
مَآ what
what
ءَاتَىٰكُمْ ۗ size verdiği ātākum
size verdiği
إِنَّ doğrusu inna
doğrusu
رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin
سَرِيعُ çabuk olandır sarīʿu
çabuk olandır
ٱلْعِقَابِ cezası l-ʿiqābi
cezası
وَإِنَّهُۥ ve O wa-innahu
ve O
لَغَفُورٌۭ bağışlayandır laghafūrun
bağışlayandır
رَّحِيمٌۢ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir
١٦٥ (165)
(165)
Verdikleriyle denemek için sizi yeryüzünün halifeleri kılan ve kiminizi kiminize derecelerle üstün yapan O'dur. Doğrusu Rabbinin cezalandırması süratlidir. Şüphesiz O bağışlar, merhamet eder.