5
Maide
المائدة
Besmele
بِسْمِ
adıyla
bis'mi
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
5:1
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
yāayyuhā
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) أَوْفُوا۟ yerine getirin awfū
yerine getirin بِٱلْعُقُودِ ۚ akitleri(zi) bil-ʿuqūdi
akitleri(zi) أُحِلَّتْ helal kılındı uḥillat
helal kılındı لَكُم sizin için lakum
sizin için بَهِيمَةُ dört ayaklı bahīmatu
dört ayaklı ٱلْأَنْعَـٰمِ hayvanlar l-anʿāmi
hayvanlar إِلَّا dışındaki illā
dışındaki مَا oku(nup açıkla)nacak olanların mā
oku(nup açıkla)nacak olanların يُتْلَىٰ is recited yut'lā
is recited عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size غَيْرَ helal saymamak şartiyle ghayra
helal saymamak şartiyle مُحِلِّى being permitted muḥillī
being permitted ٱلصَّيْدِ avlanmayı l-ṣaydi
avlanmayı وَأَنتُمْ siz wa-antum
siz حُرُمٌ ۗ ihramda iken ḥurumun
ihramda iken إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah يَحْكُمُ hükmünü verir yaḥkumu
hükmünü verir مَا ne mā
ne يُرِيدُ istediği yurīdu
istediği ١ (1)
(1)
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) أَوْفُوا۟ yerine getirin awfū
yerine getirin بِٱلْعُقُودِ ۚ akitleri(zi) bil-ʿuqūdi
akitleri(zi) أُحِلَّتْ helal kılındı uḥillat
helal kılındı لَكُم sizin için lakum
sizin için بَهِيمَةُ dört ayaklı bahīmatu
dört ayaklı ٱلْأَنْعَـٰمِ hayvanlar l-anʿāmi
hayvanlar إِلَّا dışındaki illā
dışındaki مَا oku(nup açıkla)nacak olanların mā
oku(nup açıkla)nacak olanların يُتْلَىٰ is recited yut'lā
is recited عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size غَيْرَ helal saymamak şartiyle ghayra
helal saymamak şartiyle مُحِلِّى being permitted muḥillī
being permitted ٱلصَّيْدِ avlanmayı l-ṣaydi
avlanmayı وَأَنتُمْ siz wa-antum
siz حُرُمٌ ۗ ihramda iken ḥurumun
ihramda iken إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah يَحْكُمُ hükmünü verir yaḥkumu
hükmünü verir مَا ne mā
ne يُرِيدُ istediği yurīdu
istediği ١ (1)
(1)
Ey İnananlar! Akidleri yerine getirin. İhramda iken avlanmayı helal görmeksizin, size bildirilecek olanlar dışında, hayvanlar helal kılındı; Allah dilediği hükmü verir.
5:2
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
yāayyuhā
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) لَا saygısızlık etmeyin lā
saygısızlık etmeyin تُحِلُّوا۟ violate tuḥillū
violate شَعَـٰٓئِرَ işaretlerine shaʿāira
işaretlerine ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın وَلَا ve walā
ve ٱلشَّهْرَ aya l-shahra
aya ٱلْحَرَامَ haram l-ḥarāma
haram وَلَا ve walā
ve ٱلْهَدْىَ kurbana l-hadya
kurbana وَلَا ve walā
ve ٱلْقَلَـٰٓئِدَ gerdanlık(lı kurban)lara l-qalāida
gerdanlık(lı kurban)lara وَلَآ ve walā
ve ءَآمِّينَ gelenlere āmmīna
gelenlere ٱلْبَيْتَ Beyt-i l-bayta
Beyt-i ٱلْحَرَامَ Haram'a l-ḥarāma
Haram'a يَبْتَغُونَ arzu ederek yabtaghūna
arzu ederek فَضْلًۭا lutfunu faḍlan
lutfunu مِّن Rablerinin min
Rablerinin رَّبِّهِمْ their Lord rabbihim
their Lord وَرِضْوَٰنًۭا ۚ ve rızasını wariḍ'wānan
ve rızasını وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman حَلَلْتُمْ ihramdan çıktığınız ḥalaltum
ihramdan çıktığınız فَٱصْطَادُوا۟ ۚ avlanabilirsiniz fa-iṣ'ṭādū
avlanabilirsiniz وَلَا sizi itmesin walā
sizi itmesin يَجْرِمَنَّكُمْ incite you yajrimannakum
incite you شَنَـَٔانُ beslediğiniz kin shanaānu
beslediğiniz kin قَوْمٍ bir topluma karşı qawmin
bir topluma karşı أَن dolayı an
dolayı صَدُّوكُمْ sizi çevirdiklerinden ṣaddūkum
sizi çevirdiklerinden عَنِ Mescid-i ʿani
Mescid-i ٱلْمَسْجِدِ Al-Masjid l-masjidi
Al-Masjid ٱلْحَرَامِ Haram'dan l-ḥarāmi
Haram'dan أَن suç işlemeğe an
suç işlemeğe تَعْتَدُوا۟ ۘ you commit transgression taʿtadū
you commit transgression وَتَعَاوَنُوا۟ ve yardımlaşın wataʿāwanū
ve yardımlaşın عَلَى üzerinde ʿalā
üzerinde ٱلْبِرِّ iyilik l-biri
iyilik وَٱلتَّقْوَىٰ ۖ ve takva wal-taqwā
ve takva وَلَا yardımlaşmayın walā
yardımlaşmayın تَعَاوَنُوا۟ help one another taʿāwanū
help one another عَلَى üzerinde ʿalā
üzerinde ٱلْإِثْمِ günah l-ith'mi
günah وَٱلْعُدْوَٰنِ ۚ ve düşmanlık wal-ʿud'wāni
ve düşmanlık وَٱتَّقُوا۟ ve korkun wa-ittaqū
ve korkun ٱللَّهَ ۖ Allah'tan l-laha
Allah'tan إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah'ın l-laha
Allah'ın شَدِيدُ çetindir shadīdu
çetindir ٱلْعِقَابِ azabı l-ʿiqābi
azabı ٢ (2)
(2)
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) لَا saygısızlık etmeyin lā
saygısızlık etmeyin تُحِلُّوا۟ violate tuḥillū
violate شَعَـٰٓئِرَ işaretlerine shaʿāira
işaretlerine ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın وَلَا ve walā
ve ٱلشَّهْرَ aya l-shahra
aya ٱلْحَرَامَ haram l-ḥarāma
haram وَلَا ve walā
ve ٱلْهَدْىَ kurbana l-hadya
kurbana وَلَا ve walā
ve ٱلْقَلَـٰٓئِدَ gerdanlık(lı kurban)lara l-qalāida
gerdanlık(lı kurban)lara وَلَآ ve walā
ve ءَآمِّينَ gelenlere āmmīna
gelenlere ٱلْبَيْتَ Beyt-i l-bayta
Beyt-i ٱلْحَرَامَ Haram'a l-ḥarāma
Haram'a يَبْتَغُونَ arzu ederek yabtaghūna
arzu ederek فَضْلًۭا lutfunu faḍlan
lutfunu مِّن Rablerinin min
Rablerinin رَّبِّهِمْ their Lord rabbihim
their Lord وَرِضْوَٰنًۭا ۚ ve rızasını wariḍ'wānan
ve rızasını وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman حَلَلْتُمْ ihramdan çıktığınız ḥalaltum
ihramdan çıktığınız فَٱصْطَادُوا۟ ۚ avlanabilirsiniz fa-iṣ'ṭādū
avlanabilirsiniz وَلَا sizi itmesin walā
sizi itmesin يَجْرِمَنَّكُمْ incite you yajrimannakum
incite you شَنَـَٔانُ beslediğiniz kin shanaānu
beslediğiniz kin قَوْمٍ bir topluma karşı qawmin
bir topluma karşı أَن dolayı an
dolayı صَدُّوكُمْ sizi çevirdiklerinden ṣaddūkum
sizi çevirdiklerinden عَنِ Mescid-i ʿani
Mescid-i ٱلْمَسْجِدِ Al-Masjid l-masjidi
Al-Masjid ٱلْحَرَامِ Haram'dan l-ḥarāmi
Haram'dan أَن suç işlemeğe an
suç işlemeğe تَعْتَدُوا۟ ۘ you commit transgression taʿtadū
you commit transgression وَتَعَاوَنُوا۟ ve yardımlaşın wataʿāwanū
ve yardımlaşın عَلَى üzerinde ʿalā
üzerinde ٱلْبِرِّ iyilik l-biri
iyilik وَٱلتَّقْوَىٰ ۖ ve takva wal-taqwā
ve takva وَلَا yardımlaşmayın walā
yardımlaşmayın تَعَاوَنُوا۟ help one another taʿāwanū
help one another عَلَى üzerinde ʿalā
üzerinde ٱلْإِثْمِ günah l-ith'mi
günah وَٱلْعُدْوَٰنِ ۚ ve düşmanlık wal-ʿud'wāni
ve düşmanlık وَٱتَّقُوا۟ ve korkun wa-ittaqū
ve korkun ٱللَّهَ ۖ Allah'tan l-laha
Allah'tan إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah'ın l-laha
Allah'ın شَدِيدُ çetindir shadīdu
çetindir ٱلْعِقَابِ azabı l-ʿiqābi
azabı ٢ (2)
(2)
Ey İnananlar! Allah'ın nişanelerine, hürmet edilen aya, hediye olan kurbanlığa, gerdanlıklar takılan hayvanlara, Rab'lerinden bol nimet ve rıza talep ederek Beyt-i Haram'a gelenlere sakın hürmetsizlik etmeyin. İhramdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram'dan menettiği için bir topluluğa olan kininiz, aşırı gitmenize sebep olmasın; iyilikte ve fenalıktan sakınmakta yardımlaşın, günah işlemek ve aşırı gitmekte yardımlaşmayın. Allah'tan sakının, Allah'ın cezası şiddetlidir.
5:3
حُرِّمَتْ
haram kılındı
ḥurrimat
haram kılındı عَلَيْكُمُ size ʿalaykumu
size ٱلْمَيْتَةُ leş l-maytatu
leş وَٱلدَّمُ ve kan wal-damu
ve kan وَلَحْمُ ve eti walaḥmu
ve eti ٱلْخِنزِيرِ domuz l-khinzīri
domuz وَمَآ ve şeyler wamā
ve şeyler أُهِلَّ boğazlanan uhilla
boğazlanan لِغَيْرِ başkası adına lighayri
başkası adına ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan بِهِۦ O'na bihi
O'na وَٱلْمُنْخَنِقَةُ ve boğulmuş wal-mun'khaniqatu
ve boğulmuş وَٱلْمَوْقُوذَةُ ve vurulmuş wal-mawqūdhatu
ve vurulmuş وَٱلْمُتَرَدِّيَةُ ve yukarıdan düşmüş wal-mutaradiyatu
ve yukarıdan düşmüş وَٱلنَّطِيحَةُ ve boynuzlanmış wal-naṭīḥatu
ve boynuzlanmış وَمَآ ve şeyler (havyanlar) wamā
ve şeyler (havyanlar) أَكَلَ yediği akala
yediği ٱلسَّبُعُ canavarın l-sabuʿu
canavarın إِلَّا hariç illā
hariç مَا sizin kestikleriniz mā
sizin kestikleriniz ذَكَّيْتُمْ you slaughtered dhakkaytum
you slaughtered وَمَا ve şeyler wamā
ve şeyler ذُبِحَ boğazlanan dhubiḥa
boğazlanan عَلَى üzerine ʿalā
üzerine ٱلنُّصُبِ dikili taşlar l-nuṣubi
dikili taşlar وَأَن ve kısmet (şans) aramanız wa-an
ve kısmet (şans) aramanız تَسْتَقْسِمُوا۟ you seek division tastaqsimū
you seek division بِٱلْأَزْلَـٰمِ ۚ fal oklariyle bil-azlāmi
fal oklariyle ذَٰلِكُمْ bunlar dhālikum
bunlar فِسْقٌ ۗ fısktır fis'qun
fısktır ٱلْيَوْمَ bugün artık l-yawma
bugün artık يَئِسَ umudu kesmişlerdir ya-isa
umudu kesmişlerdir ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler) مِن sizin dininizden min
sizin dininizden دِينِكُمْ your religion dīnikum
your religion فَلَا onlardan korkmayın falā
onlardan korkmayın تَخْشَوْهُمْ fear them takhshawhum
fear them وَٱخْشَوْنِ ۚ benden korkun wa-ikh'shawni
benden korkun ٱلْيَوْمَ bugün l-yawma
bugün أَكْمَلْتُ olgunlaştırdım akmaltu
olgunlaştırdım لَكُمْ sizin için lakum
sizin için دِينَكُمْ dininizi dīnakum
dininizi وَأَتْمَمْتُ ve tamamladım wa-atmamtu
ve tamamladım عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size نِعْمَتِى ni'metimi niʿ'matī
ni'metimi وَرَضِيتُ ve razı oldum waraḍītu
ve razı oldum لَكُمُ sizin için lakumu
sizin için ٱلْإِسْلَـٰمَ İslam'a l-is'lāma
İslam'a دِينًۭا ۚ din olarak dīnan
din olarak فَمَنِ kim famani
kim ٱضْطُرَّ daralırsa uḍ'ṭurra
daralırsa فِى açlıktan fī
açlıktan مَخْمَصَةٍ hunger makhmaṣatin
hunger غَيْرَ istekle yönelmeden ghayra
istekle yönelmeden مُتَجَانِفٍۢ inclining mutajānifin
inclining لِّإِثْمٍۢ ۙ günaha li-ith'min
günaha فَإِنَّ doğrusu fa-inna
doğrusu ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır رَّحِيمٌۭ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir ٣ (3)
(3)
haram kılındı عَلَيْكُمُ size ʿalaykumu
size ٱلْمَيْتَةُ leş l-maytatu
leş وَٱلدَّمُ ve kan wal-damu
ve kan وَلَحْمُ ve eti walaḥmu
ve eti ٱلْخِنزِيرِ domuz l-khinzīri
domuz وَمَآ ve şeyler wamā
ve şeyler أُهِلَّ boğazlanan uhilla
boğazlanan لِغَيْرِ başkası adına lighayri
başkası adına ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan بِهِۦ O'na bihi
O'na وَٱلْمُنْخَنِقَةُ ve boğulmuş wal-mun'khaniqatu
ve boğulmuş وَٱلْمَوْقُوذَةُ ve vurulmuş wal-mawqūdhatu
ve vurulmuş وَٱلْمُتَرَدِّيَةُ ve yukarıdan düşmüş wal-mutaradiyatu
ve yukarıdan düşmüş وَٱلنَّطِيحَةُ ve boynuzlanmış wal-naṭīḥatu
ve boynuzlanmış وَمَآ ve şeyler (havyanlar) wamā
ve şeyler (havyanlar) أَكَلَ yediği akala
yediği ٱلسَّبُعُ canavarın l-sabuʿu
canavarın إِلَّا hariç illā
hariç مَا sizin kestikleriniz mā
sizin kestikleriniz ذَكَّيْتُمْ you slaughtered dhakkaytum
you slaughtered وَمَا ve şeyler wamā
ve şeyler ذُبِحَ boğazlanan dhubiḥa
boğazlanan عَلَى üzerine ʿalā
üzerine ٱلنُّصُبِ dikili taşlar l-nuṣubi
dikili taşlar وَأَن ve kısmet (şans) aramanız wa-an
ve kısmet (şans) aramanız تَسْتَقْسِمُوا۟ you seek division tastaqsimū
you seek division بِٱلْأَزْلَـٰمِ ۚ fal oklariyle bil-azlāmi
fal oklariyle ذَٰلِكُمْ bunlar dhālikum
bunlar فِسْقٌ ۗ fısktır fis'qun
fısktır ٱلْيَوْمَ bugün artık l-yawma
bugün artık يَئِسَ umudu kesmişlerdir ya-isa
umudu kesmişlerdir ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler) مِن sizin dininizden min
sizin dininizden دِينِكُمْ your religion dīnikum
your religion فَلَا onlardan korkmayın falā
onlardan korkmayın تَخْشَوْهُمْ fear them takhshawhum
fear them وَٱخْشَوْنِ ۚ benden korkun wa-ikh'shawni
benden korkun ٱلْيَوْمَ bugün l-yawma
bugün أَكْمَلْتُ olgunlaştırdım akmaltu
olgunlaştırdım لَكُمْ sizin için lakum
sizin için دِينَكُمْ dininizi dīnakum
dininizi وَأَتْمَمْتُ ve tamamladım wa-atmamtu
ve tamamladım عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size نِعْمَتِى ni'metimi niʿ'matī
ni'metimi وَرَضِيتُ ve razı oldum waraḍītu
ve razı oldum لَكُمُ sizin için lakumu
sizin için ٱلْإِسْلَـٰمَ İslam'a l-is'lāma
İslam'a دِينًۭا ۚ din olarak dīnan
din olarak فَمَنِ kim famani
kim ٱضْطُرَّ daralırsa uḍ'ṭurra
daralırsa فِى açlıktan fī
açlıktan مَخْمَصَةٍ hunger makhmaṣatin
hunger غَيْرَ istekle yönelmeden ghayra
istekle yönelmeden مُتَجَانِفٍۢ inclining mutajānifin
inclining لِّإِثْمٍۢ ۙ günaha li-ith'min
günaha فَإِنَّ doğrusu fa-inna
doğrusu ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır رَّحِيمٌۭ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir ٣ (3)
(3)
Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilenler, -canları çıkmadan önce kesmemişseniz, boğulmuş, bir yerine vurularak öldürülmüş, düşüp yuvarlanmış, başka bir hayvan tarafından süsülmüş, yırtıcı hayvan tarafından yenmiş olanları- dikili taşlar üzerine boğazlananlar ile fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı; bunlar fasıklıktır. Bugün, inkar edenler sizi dininizden etmekten umutlarını kesmişlerdir, onlardan korkmayın, Benden korkun. Bugün, size dininizi bütünledim, üzerinize olan nimetimi tamamladım, din olarak sizin için İslam'ı beğendim. Açlıktan darda kalan, günaha kaymaksızın yiyebilir. Doğrusu Allah Bağışlayan'dır, merhametli olandır.
5:4
يَسْـَٔلُونَكَ
sana soruyarlar
yasalūnaka
sana soruyarlar مَاذَآ neyin mādhā
neyin أُحِلَّ helal kılındığını uḥilla
helal kılındığını لَهُمْ ۖ kendilerine lahum
kendilerine قُلْ de ki qul
de ki أُحِلَّ helal kılındı uḥilla
helal kılındı لَكُمُ size lakumu
size ٱلطَّيِّبَـٰتُ ۙ iyi ve temiz şeyler l-ṭayibātu
iyi ve temiz şeyler وَمَا yetiştirdiğiniz wamā
yetiştirdiğiniz عَلَّمْتُم you have taught ʿallamtum
you have taught مِّنَ hayvanların mina
hayvanların ٱلْجَوَارِحِ (your) hunting animals l-jawāriḥi
(your) hunting animals مُكَلِّبِينَ avcı mukallibīna
avcı تُعَلِّمُونَهُنَّ öğreterek tuʿallimūnahunna
öğreterek مِمَّا size öğrettiğinden mimmā
size öğrettiğinden عَلَّمَكُمُ has taught you ʿallamakumu
has taught you ٱللَّهُ ۖ Allah'ın l-lahu
Allah'ın فَكُلُوا۟ yeyin fakulū
yeyin مِمَّآ şeylerden mimmā
şeylerden أَمْسَكْنَ tuttukları amsakna
tuttukları عَلَيْكُمْ sizin için ʿalaykum
sizin için وَٱذْكُرُوا۟ ve anın wa-udh'kurū
ve anın ٱسْمَ adını is'ma
adını ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın عَلَيْهِ ۖ üzerine ʿalayhi
üzerine وَٱتَّقُوا۟ korkun wa-ittaqū
korkun ٱللَّهَ ۚ Allah'tan l-laha
Allah'tan إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah سَرِيعُ çabuk görendir sarīʿu
çabuk görendir ٱلْحِسَابِ hesabı l-ḥisābi
hesabı ٤ (4)
(4)
sana soruyarlar مَاذَآ neyin mādhā
neyin أُحِلَّ helal kılındığını uḥilla
helal kılındığını لَهُمْ ۖ kendilerine lahum
kendilerine قُلْ de ki qul
de ki أُحِلَّ helal kılındı uḥilla
helal kılındı لَكُمُ size lakumu
size ٱلطَّيِّبَـٰتُ ۙ iyi ve temiz şeyler l-ṭayibātu
iyi ve temiz şeyler وَمَا yetiştirdiğiniz wamā
yetiştirdiğiniz عَلَّمْتُم you have taught ʿallamtum
you have taught مِّنَ hayvanların mina
hayvanların ٱلْجَوَارِحِ (your) hunting animals l-jawāriḥi
(your) hunting animals مُكَلِّبِينَ avcı mukallibīna
avcı تُعَلِّمُونَهُنَّ öğreterek tuʿallimūnahunna
öğreterek مِمَّا size öğrettiğinden mimmā
size öğrettiğinden عَلَّمَكُمُ has taught you ʿallamakumu
has taught you ٱللَّهُ ۖ Allah'ın l-lahu
Allah'ın فَكُلُوا۟ yeyin fakulū
yeyin مِمَّآ şeylerden mimmā
şeylerden أَمْسَكْنَ tuttukları amsakna
tuttukları عَلَيْكُمْ sizin için ʿalaykum
sizin için وَٱذْكُرُوا۟ ve anın wa-udh'kurū
ve anın ٱسْمَ adını is'ma
adını ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın عَلَيْهِ ۖ üzerine ʿalayhi
üzerine وَٱتَّقُوا۟ korkun wa-ittaqū
korkun ٱللَّهَ ۚ Allah'tan l-laha
Allah'tan إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah سَرِيعُ çabuk görendir sarīʿu
çabuk görendir ٱلْحِسَابِ hesabı l-ḥisābi
hesabı ٤ (4)
(4)
Sana, kendilerine neyin helal kılındığını soruyorlar, de ki: Size temiz olanlar helal kılındı; Allah'ın size öğrettiği üzere alıştırıp yetiştirerek öğrettiğiniz avcı hayvanların sizin için tuttuklarını yiyin ve üzerine Allah'ın adını anın. Allah'tan sakının, doğrusu Allah hesabı çabuk görür.
5:5
ٱلْيَوْمَ
bugün
al-yawma
bugün أُحِلَّ helal kılındı uḥilla
helal kılındı لَكُمُ size lakumu
size ٱلطَّيِّبَـٰتُ ۖ iyi ve temiz şeyler l-ṭayibātu
iyi ve temiz şeyler وَطَعَامُ ve yemeği waṭaʿāmu
ve yemeği ٱلَّذِينَ kendilerine alladhīna
kendilerine أُوتُوا۟ verilenlerin ūtū
verilenlerin ٱلْكِتَـٰبَ Kitap l-kitāba
Kitap حِلٌّۭ helal ḥillun
helal لَّكُمْ size lakum
size وَطَعَامُكُمْ sizin yemeğiniz de waṭaʿāmukum
sizin yemeğiniz de حِلٌّۭ helaldir ḥillun
helaldir لَّهُمْ ۖ onlara lahum
onlara وَٱلْمُحْصَنَـٰتُ ve namuslu kadınlar wal-muḥ'ṣanātu
ve namuslu kadınlar مِنَ inanan kadınlardan mina
inanan kadınlardan ٱلْمُؤْمِنَـٰتِ the believers l-mu'mināti
the believers وَٱلْمُحْصَنَـٰتُ ve namuslu kadınlar wal-muḥ'ṣanātu
ve namuslu kadınlar مِنَ kendilerine mina
kendilerine ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who أُوتُوا۟ verilenlerden ūtū
verilenlerden ٱلْكِتَـٰبَ Kitap l-kitāba
Kitap مِن sizden önce min
sizden önce قَبْلِكُمْ before you qablikum
before you إِذَآ zaman idhā
zaman ءَاتَيْتُمُوهُنَّ verdiğiniz ātaytumūhunna
verdiğiniz أُجُورَهُنَّ mehirlerini ujūrahunna
mehirlerini مُحْصِنِينَ iffetli kişiler olarak muḥ'ṣinīna
iffetli kişiler olarak غَيْرَ zinadan kaçınan ghayra
zinadan kaçınan مُسَـٰفِحِينَ being lewd musāfiḥīna
being lewd وَلَا ve tutmayan walā
ve tutmayan مُتَّخِذِىٓ ones (who are) taking muttakhidhī
ones (who are) taking أَخْدَانٍۢ ۗ gizli dost akhdānin
gizli dost وَمَن ve kim waman
ve kim يَكْفُرْ inkar ederse yakfur
inkar ederse بِٱلْإِيمَـٰنِ imânı bil-īmāni
imânı فَقَدْ muhakkak faqad
muhakkak حَبِطَ boşa çıkmıştır ḥabiṭa
boşa çıkmıştır عَمَلُهُۥ onun ameli ʿamaluhu
onun ameli وَهُوَ ve o wahuwa
ve o فِى ahirette fī
ahirette ٱلْـَٔاخِرَةِ the Hereafter l-ākhirati
the Hereafter مِنَ kaybedenlerdendir mina
kaybedenlerdendir ٱلْخَـٰسِرِينَ the losers l-khāsirīna
the losers ٥ (5)
(5)
bugün أُحِلَّ helal kılındı uḥilla
helal kılındı لَكُمُ size lakumu
size ٱلطَّيِّبَـٰتُ ۖ iyi ve temiz şeyler l-ṭayibātu
iyi ve temiz şeyler وَطَعَامُ ve yemeği waṭaʿāmu
ve yemeği ٱلَّذِينَ kendilerine alladhīna
kendilerine أُوتُوا۟ verilenlerin ūtū
verilenlerin ٱلْكِتَـٰبَ Kitap l-kitāba
Kitap حِلٌّۭ helal ḥillun
helal لَّكُمْ size lakum
size وَطَعَامُكُمْ sizin yemeğiniz de waṭaʿāmukum
sizin yemeğiniz de حِلٌّۭ helaldir ḥillun
helaldir لَّهُمْ ۖ onlara lahum
onlara وَٱلْمُحْصَنَـٰتُ ve namuslu kadınlar wal-muḥ'ṣanātu
ve namuslu kadınlar مِنَ inanan kadınlardan mina
inanan kadınlardan ٱلْمُؤْمِنَـٰتِ the believers l-mu'mināti
the believers وَٱلْمُحْصَنَـٰتُ ve namuslu kadınlar wal-muḥ'ṣanātu
ve namuslu kadınlar مِنَ kendilerine mina
kendilerine ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who أُوتُوا۟ verilenlerden ūtū
verilenlerden ٱلْكِتَـٰبَ Kitap l-kitāba
Kitap مِن sizden önce min
sizden önce قَبْلِكُمْ before you qablikum
before you إِذَآ zaman idhā
zaman ءَاتَيْتُمُوهُنَّ verdiğiniz ātaytumūhunna
verdiğiniz أُجُورَهُنَّ mehirlerini ujūrahunna
mehirlerini مُحْصِنِينَ iffetli kişiler olarak muḥ'ṣinīna
iffetli kişiler olarak غَيْرَ zinadan kaçınan ghayra
zinadan kaçınan مُسَـٰفِحِينَ being lewd musāfiḥīna
being lewd وَلَا ve tutmayan walā
ve tutmayan مُتَّخِذِىٓ ones (who are) taking muttakhidhī
ones (who are) taking أَخْدَانٍۢ ۗ gizli dost akhdānin
gizli dost وَمَن ve kim waman
ve kim يَكْفُرْ inkar ederse yakfur
inkar ederse بِٱلْإِيمَـٰنِ imânı bil-īmāni
imânı فَقَدْ muhakkak faqad
muhakkak حَبِطَ boşa çıkmıştır ḥabiṭa
boşa çıkmıştır عَمَلُهُۥ onun ameli ʿamaluhu
onun ameli وَهُوَ ve o wahuwa
ve o فِى ahirette fī
ahirette ٱلْـَٔاخِرَةِ the Hereafter l-ākhirati
the Hereafter مِنَ kaybedenlerdendir mina
kaybedenlerdendir ٱلْخَـٰسِرِينَ the losers l-khāsirīna
the losers ٥ (5)
(5)
Bugün, size temiz olanlar helal kılındı. Kitap verilenlerin yemeği size helal, sizin yemeğiniz de onlara helaldir. İnanan hür ve iffetli kadınlar ve sizden önce kitap verilenlerin hür ve iffetli kadınları -zina etmeksizin, gizli dost tutmaksızın ve mehirlerini verdiğiniz takdirde- size helaldir. Kim imanı inkar ederse, şüphesiz amelleri boşa gider. O, ahirette de kaybedenlerdendir.
5:6
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
yāayyuhā
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) إِذَا zaman idhā
zaman قُمْتُمْ dur(mak iste)diğiniz qum'tum
dur(mak iste)diğiniz إِلَى namaza ilā
namaza ٱلصَّلَوٰةِ the prayer l-ṣalati
the prayer فَٱغْسِلُوا۟ yıkayın fa-igh'silū
yıkayın وُجُوهَكُمْ yüzlerinizi wujūhakum
yüzlerinizi وَأَيْدِيَكُمْ ve ellerinizi wa-aydiyakum
ve ellerinizi إِلَى kadar ilā
kadar ٱلْمَرَافِقِ dirseklere l-marāfiqi
dirseklere وَٱمْسَحُوا۟ ve meshedin wa-im'saḥū
ve meshedin بِرُءُوسِكُمْ başlarınızı biruūsikum
başlarınızı وَأَرْجُلَكُمْ ve ayaklarınızı wa-arjulakum
ve ayaklarınızı إِلَى kadar ilā
kadar ٱلْكَعْبَيْنِ ۚ topuklara l-kaʿbayni
topuklara وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz جُنُبًۭا cünüp junuban
cünüp فَٱطَّهَّرُوا۟ ۚ tam temizlenin fa-iṭṭahharū
tam temizlenin وَإِن eğer wa-in
eğer كُنتُم iseniz kuntum
iseniz مَّرْضَىٰٓ hasta marḍā
hasta أَوْ yahut aw
yahut عَلَىٰ üzerinde ʿalā
üzerinde سَفَرٍ seyahat safarin
seyahat أَوْ yahut aw
yahut جَآءَ gelmişse jāa
gelmişse أَحَدٌۭ biriniz aḥadun
biriniz مِّنكُم sizden minkum
sizden مِّنَ tuvaletten mina
tuvaletten ٱلْغَآئِطِ the toilet l-ghāiṭi
the toilet أَوْ ya da aw
ya da لَـٰمَسْتُمُ dokunmuşsa lāmastumu
dokunmuşsa ٱلنِّسَآءَ kadınlara l-nisāa
kadınlara فَلَمْ ve falam
ve تَجِدُوا۟ bulamamışsanız tajidū
bulamamışsanız مَآءًۭ su māan
su فَتَيَمَّمُوا۟ teyemmüm edin fatayammamū
teyemmüm edin صَعِيدًۭا toprağa ṣaʿīdan
toprağa طَيِّبًۭا temiz ṭayyiban
temiz فَٱمْسَحُوا۟ ve sürün fa-im'saḥū
ve sürün بِوُجُوهِكُمْ yüzlerinize biwujūhikum
yüzlerinize وَأَيْدِيكُم ve ellerinize wa-aydīkum
ve ellerinize مِّنْهُ ۚ ondan min'hu
ondan مَا istemiyor mā
istemiyor يُرِيدُ intend yurīdu
intend ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah لِيَجْعَلَ çıkarmak liyajʿala
çıkarmak عَلَيْكُم size ʿalaykum
size مِّنْ hiçbir min
hiçbir حَرَجٍۢ güçlük ḥarajin
güçlük وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat يُرِيدُ istiyor yurīdu
istiyor لِيُطَهِّرَكُمْ sizi temizlemek liyuṭahhirakum
sizi temizlemek وَلِيُتِمَّ ve tamamlamak waliyutimma
ve tamamlamak نِعْمَتَهُۥ ni'metini niʿ'matahu
ni'metini عَلَيْكُمْ size olan ʿalaykum
size olan لَعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki تَشْكُرُونَ şükredersiniz tashkurūna
şükredersiniz ٦ (6)
(6)
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) إِذَا zaman idhā
zaman قُمْتُمْ dur(mak iste)diğiniz qum'tum
dur(mak iste)diğiniz إِلَى namaza ilā
namaza ٱلصَّلَوٰةِ the prayer l-ṣalati
the prayer فَٱغْسِلُوا۟ yıkayın fa-igh'silū
yıkayın وُجُوهَكُمْ yüzlerinizi wujūhakum
yüzlerinizi وَأَيْدِيَكُمْ ve ellerinizi wa-aydiyakum
ve ellerinizi إِلَى kadar ilā
kadar ٱلْمَرَافِقِ dirseklere l-marāfiqi
dirseklere وَٱمْسَحُوا۟ ve meshedin wa-im'saḥū
ve meshedin بِرُءُوسِكُمْ başlarınızı biruūsikum
başlarınızı وَأَرْجُلَكُمْ ve ayaklarınızı wa-arjulakum
ve ayaklarınızı إِلَى kadar ilā
kadar ٱلْكَعْبَيْنِ ۚ topuklara l-kaʿbayni
topuklara وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz جُنُبًۭا cünüp junuban
cünüp فَٱطَّهَّرُوا۟ ۚ tam temizlenin fa-iṭṭahharū
tam temizlenin وَإِن eğer wa-in
eğer كُنتُم iseniz kuntum
iseniz مَّرْضَىٰٓ hasta marḍā
hasta أَوْ yahut aw
yahut عَلَىٰ üzerinde ʿalā
üzerinde سَفَرٍ seyahat safarin
seyahat أَوْ yahut aw
yahut جَآءَ gelmişse jāa
gelmişse أَحَدٌۭ biriniz aḥadun
biriniz مِّنكُم sizden minkum
sizden مِّنَ tuvaletten mina
tuvaletten ٱلْغَآئِطِ the toilet l-ghāiṭi
the toilet أَوْ ya da aw
ya da لَـٰمَسْتُمُ dokunmuşsa lāmastumu
dokunmuşsa ٱلنِّسَآءَ kadınlara l-nisāa
kadınlara فَلَمْ ve falam
ve تَجِدُوا۟ bulamamışsanız tajidū
bulamamışsanız مَآءًۭ su māan
su فَتَيَمَّمُوا۟ teyemmüm edin fatayammamū
teyemmüm edin صَعِيدًۭا toprağa ṣaʿīdan
toprağa طَيِّبًۭا temiz ṭayyiban
temiz فَٱمْسَحُوا۟ ve sürün fa-im'saḥū
ve sürün بِوُجُوهِكُمْ yüzlerinize biwujūhikum
yüzlerinize وَأَيْدِيكُم ve ellerinize wa-aydīkum
ve ellerinize مِّنْهُ ۚ ondan min'hu
ondan مَا istemiyor mā
istemiyor يُرِيدُ intend yurīdu
intend ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah لِيَجْعَلَ çıkarmak liyajʿala
çıkarmak عَلَيْكُم size ʿalaykum
size مِّنْ hiçbir min
hiçbir حَرَجٍۢ güçlük ḥarajin
güçlük وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat يُرِيدُ istiyor yurīdu
istiyor لِيُطَهِّرَكُمْ sizi temizlemek liyuṭahhirakum
sizi temizlemek وَلِيُتِمَّ ve tamamlamak waliyutimma
ve tamamlamak نِعْمَتَهُۥ ni'metini niʿ'matahu
ni'metini عَلَيْكُمْ size olan ʿalaykum
size olan لَعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki تَشْكُرُونَ şükredersiniz tashkurūna
şükredersiniz ٦ (6)
(6)
Ey İnananlar! Namaza kalktığınızda yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi, -başlarınızı meshedip- topuk kemiklerine kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüpseniz yıkanıp temizlenin; şayet hasta veya yolculukta iseniz veya ayak yolundan gelmişseniz yahut kadınlara yaklaşmışsanız ve su bulamamışsanız temiz bir toprağa teyemmüm edin, yüzlerinizi, ellerinizi onunla meshedin. Allah sizi zorlamak istemez, Allah sizi arıtıp üzerinize olan nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.
5:7
وَٱذْكُرُوا۟
ve hatırlayın
wa-udh'kurū
ve hatırlayın نِعْمَةَ ni'metini niʿ'mata
ni'metini ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın عَلَيْكُمْ size olan ʿalaykum
size olan وَمِيثَـٰقَهُ ve sözünü wamīthāqahu
ve sözünü ٱلَّذِى öyle ki alladhī
öyle ki وَاثَقَكُم verdiniz wāthaqakum
verdiniz بِهِۦٓ O'na bihi
O'na إِذْ hani idh
hani قُلْتُمْ demiştiniz qul'tum
demiştiniz سَمِعْنَا işittik samiʿ'nā
işittik وَأَطَعْنَا ۖ ve ita'at ettik wa-aṭaʿnā
ve ita'at ettik وَٱتَّقُوا۟ korkun wa-ittaqū
korkun ٱللَّهَ ۚ Allah'tan l-laha
Allah'tan إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah عَلِيمٌۢ bilir ʿalīmun
bilir بِذَاتِ özünü bidhāti
özünü ٱلصُّدُورِ göğüslerin l-ṣudūri
göğüslerin ٧ (7)
(7)
ve hatırlayın نِعْمَةَ ni'metini niʿ'mata
ni'metini ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın عَلَيْكُمْ size olan ʿalaykum
size olan وَمِيثَـٰقَهُ ve sözünü wamīthāqahu
ve sözünü ٱلَّذِى öyle ki alladhī
öyle ki وَاثَقَكُم verdiniz wāthaqakum
verdiniz بِهِۦٓ O'na bihi
O'na إِذْ hani idh
hani قُلْتُمْ demiştiniz qul'tum
demiştiniz سَمِعْنَا işittik samiʿ'nā
işittik وَأَطَعْنَا ۖ ve ita'at ettik wa-aṭaʿnā
ve ita'at ettik وَٱتَّقُوا۟ korkun wa-ittaqū
korkun ٱللَّهَ ۚ Allah'tan l-laha
Allah'tan إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah عَلِيمٌۢ bilir ʿalīmun
bilir بِذَاتِ özünü bidhāti
özünü ٱلصُّدُورِ göğüslerin l-ṣudūri
göğüslerin ٧ (7)
(7)
Allah'ın size olan nimetini ve "İşittik, itaat ettik" dediğinizde sizi andına bağladığı sözünü anın. Allah'tan sakının, Allah içinizde olanı elbette bilir.
5:8
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
yāayyuhā
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) كُونُوا۟ olun kūnū
olun قَوَّٰمِينَ (hakkı) ayakta tutan qawwāmīna
(hakkı) ayakta tutan لِلَّهِ Allah için lillahi
Allah için شُهَدَآءَ şahidlik edenler shuhadāa
şahidlik edenler بِٱلْقِسْطِ ۖ adaletle bil-qis'ṭi
adaletle وَلَا sizi saptırmasın walā
sizi saptırmasın يَجْرِمَنَّكُمْ prevent you yajrimannakum
prevent you شَنَـَٔانُ duyduğunuz kin shanaānu
duyduğunuz kin قَوْمٍ bir topluluğa qawmin
bir topluluğa عَلَىٰٓ karşı ʿalā
karşı أَلَّا adaletten allā
adaletten تَعْدِلُوا۟ ۚ you do justice taʿdilū
you do justice ٱعْدِلُوا۟ adil davranın iʿ'dilū
adil davranın هُوَ bu huwa
bu أَقْرَبُ daha yakındır aqrabu
daha yakındır لِلتَّقْوَىٰ ۖ takvaya lilttaqwā
takvaya وَٱتَّقُوا۟ korkun wa-ittaqū
korkun ٱللَّهَ ۚ Allah'tan l-laha
Allah'tan إِنَّ kuşkusuz inna
kuşkusuz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah خَبِيرٌۢ haber almaktadır khabīrun
haber almaktadır بِمَا şeyleri bimā
şeyleri تَعْمَلُونَ yaptıklarınız taʿmalūna
yaptıklarınız ٨ (8)
(8)
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) كُونُوا۟ olun kūnū
olun قَوَّٰمِينَ (hakkı) ayakta tutan qawwāmīna
(hakkı) ayakta tutan لِلَّهِ Allah için lillahi
Allah için شُهَدَآءَ şahidlik edenler shuhadāa
şahidlik edenler بِٱلْقِسْطِ ۖ adaletle bil-qis'ṭi
adaletle وَلَا sizi saptırmasın walā
sizi saptırmasın يَجْرِمَنَّكُمْ prevent you yajrimannakum
prevent you شَنَـَٔانُ duyduğunuz kin shanaānu
duyduğunuz kin قَوْمٍ bir topluluğa qawmin
bir topluluğa عَلَىٰٓ karşı ʿalā
karşı أَلَّا adaletten allā
adaletten تَعْدِلُوا۟ ۚ you do justice taʿdilū
you do justice ٱعْدِلُوا۟ adil davranın iʿ'dilū
adil davranın هُوَ bu huwa
bu أَقْرَبُ daha yakındır aqrabu
daha yakındır لِلتَّقْوَىٰ ۖ takvaya lilttaqwā
takvaya وَٱتَّقُوا۟ korkun wa-ittaqū
korkun ٱللَّهَ ۚ Allah'tan l-laha
Allah'tan إِنَّ kuşkusuz inna
kuşkusuz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah خَبِيرٌۢ haber almaktadır khabīrun
haber almaktadır بِمَا şeyleri bimā
şeyleri تَعْمَلُونَ yaptıklarınız taʿmalūna
yaptıklarınız ٨ (8)
(8)
Ey İnananlar! Allah için adaleti ayakta tutup gözeten şahidler olun. Bir topluluğa olan öfkeniz sizi adaletsizliğe sürüklemesin; adil olun; bu, Allah'a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah'tan sakının, doğrusu Allah işlediklerinizden Haberdar'dır.
5:9
وَعَدَ
va'detmiştir
waʿada
va'detmiştir ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere ءَامَنُوا۟ inanan(lara) āmanū
inanan(lara) وَعَمِلُوا۟ ve yapanlara waʿamilū
ve yapanlara ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ ۙ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler لَهُم onlarındır lahum
onlarındır مَّغْفِرَةٌۭ bağışlama maghfiratun
bağışlama وَأَجْرٌ ve mükafat wa-ajrun
ve mükafat عَظِيمٌۭ büyük ʿaẓīmun
büyük ٩ (9)
(9)
va'detmiştir ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere ءَامَنُوا۟ inanan(lara) āmanū
inanan(lara) وَعَمِلُوا۟ ve yapanlara waʿamilū
ve yapanlara ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ ۙ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler لَهُم onlarındır lahum
onlarındır مَّغْفِرَةٌۭ bağışlama maghfiratun
bağışlama وَأَجْرٌ ve mükafat wa-ajrun
ve mükafat عَظِيمٌۭ büyük ʿaẓīmun
büyük ٩ (9)
(9)
Allah, inananlara ve yararlı işler işleyenlere mağfiret ve büyük ecir olduğunu vadetmiştir.
5:10
وَٱلَّذِينَ
kimseler
wa-alladhīna
kimseler كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler) وَكَذَّبُوا۟ ve yalanlayanlar ise wakadhabū
ve yalanlayanlar ise بِـَٔايَـٰتِنَآ ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar ulāika
onlar أَصْحَـٰبُ halkıdır aṣḥābu
halkıdır ٱلْجَحِيمِ cehennemin l-jaḥīmi
cehennemin ١٠ (10)
(10)
kimseler كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler) وَكَذَّبُوا۟ ve yalanlayanlar ise wakadhabū
ve yalanlayanlar ise بِـَٔايَـٰتِنَآ ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar ulāika
onlar أَصْحَـٰبُ halkıdır aṣḥābu
halkıdır ٱلْجَحِيمِ cehennemin l-jaḥīmi
cehennemin ١٠ (10)
(10)
İnkar edenler ve ayetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar cehennemliklerdir.
5:11
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
yāayyuhā
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) ٱذْكُرُوا۟ hatırlayın udh'kurū
hatırlayın نِعْمَتَ ni'metini niʿ'mata
ni'metini ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın عَلَيْكُمْ size olan ʿalaykum
size olan إِذْ hani idh
hani هَمَّ yeltenmişti hamma
yeltenmişti قَوْمٌ bir topluluk qawmun
bir topluluk أَن uzatmağa (saldırmaya) an
uzatmağa (saldırmaya) يَبْسُطُوٓا۟ they stretch yabsuṭū
they stretch إِلَيْكُمْ size ilaykum
size أَيْدِيَهُمْ ellerini aydiyahum
ellerini فَكَفَّ (Allah) çekmişti fakaffa
(Allah) çekmişti أَيْدِيَهُمْ onların ellerini aydiyahum
onların ellerini عَنكُمْ ۖ sizden ʿankum
sizden وَٱتَّقُوا۟ korkun wa-ittaqū
korkun ٱللَّهَ ۚ Alah'tan l-laha
Alah'tan وَعَلَى ve waʿalā
ve ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a فَلْيَتَوَكَّلِ dayansınlar falyatawakkali
dayansınlar ٱلْمُؤْمِنُونَ Mü'minler l-mu'minūna
Mü'minler ١١ (11)
(11)
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) ٱذْكُرُوا۟ hatırlayın udh'kurū
hatırlayın نِعْمَتَ ni'metini niʿ'mata
ni'metini ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın عَلَيْكُمْ size olan ʿalaykum
size olan إِذْ hani idh
hani هَمَّ yeltenmişti hamma
yeltenmişti قَوْمٌ bir topluluk qawmun
bir topluluk أَن uzatmağa (saldırmaya) an
uzatmağa (saldırmaya) يَبْسُطُوٓا۟ they stretch yabsuṭū
they stretch إِلَيْكُمْ size ilaykum
size أَيْدِيَهُمْ ellerini aydiyahum
ellerini فَكَفَّ (Allah) çekmişti fakaffa
(Allah) çekmişti أَيْدِيَهُمْ onların ellerini aydiyahum
onların ellerini عَنكُمْ ۖ sizden ʿankum
sizden وَٱتَّقُوا۟ korkun wa-ittaqū
korkun ٱللَّهَ ۚ Alah'tan l-laha
Alah'tan وَعَلَى ve waʿalā
ve ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a فَلْيَتَوَكَّلِ dayansınlar falyatawakkali
dayansınlar ٱلْمُؤْمِنُونَ Mü'minler l-mu'minūna
Mü'minler ١١ (11)
(11)
Ey İnananlar! Allah'ın üzerinize olan nimetini anın: Hani bir topluluk size tecavüze kalkışmıştı da Allah onlara mani olmuştu. Allah'tan sakının, inananlar Allah'a güvensinler.
5:12
۞ وَلَقَدْ
andolsun
walaqad
andolsun أَخَذَ almıştı akhadha
almıştı ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah مِيثَـٰقَ söz mīthāqa
söz بَنِىٓ oğullarından banī
oğullarından إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail وَبَعَثْنَا ve göndermiştik wabaʿathnā
ve göndermiştik مِنْهُمُ içlerinden min'humu
içlerinden ٱثْنَىْ iki (on iki) ith'nay
iki (on iki) عَشَرَ on (on iki) ʿashara
on (on iki) نَقِيبًۭا ۖ başkan naqīban
başkan وَقَالَ demişti ki waqāla
demişti ki ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah إِنِّى şüphesiz ben innī
şüphesiz ben مَعَكُمْ ۖ sizinle beraberim maʿakum
sizinle beraberim لَئِنْ eğer la-in
eğer أَقَمْتُمُ kılarsanız aqamtumu
kılarsanız ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı وَءَاتَيْتُمُ ve verirseniz waātaytumu
ve verirseniz ٱلزَّكَوٰةَ zekatı l-zakata
zekatı وَءَامَنتُم ve inanırsanız waāmantum
ve inanırsanız بِرُسُلِى elçilerime birusulī
elçilerime وَعَزَّرْتُمُوهُمْ ve onlara yardım ederseniz waʿazzartumūhum
ve onlara yardım ederseniz وَأَقْرَضْتُمُ ve borç verirseniz wa-aqraḍtumu
ve borç verirseniz ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a قَرْضًا bir borç qarḍan
bir borç حَسَنًۭا güzel ḥasanan
güzel لَّأُكَفِّرَنَّ elbette örterim la-ukaffiranna
elbette örterim عَنكُمْ sizin ʿankum
sizin سَيِّـَٔاتِكُمْ günahlarınızı sayyiātikum
günahlarınızı وَلَأُدْخِلَنَّكُمْ ve sizi sokarım wala-ud'khilannakum
ve sizi sokarım جَنَّـٰتٍۢ cennetlere jannātin
cennetlere تَجْرِى akan tajrī
akan مِن altlarından min
altlarından تَحْتِهَا underneath them taḥtihā
underneath them ٱلْأَنْهَـٰرُ ۚ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar فَمَن kim faman
kim كَفَرَ inkar ederse kafara
inkar ederse بَعْدَ sonra baʿda
sonra ذَٰلِكَ bundan dhālika
bundan مِنكُمْ sizden minkum
sizden فَقَدْ muhakkak faqad
muhakkak ضَلَّ sapmış olur ḍalla
sapmış olur سَوَآءَ düz sawāa
düz ٱلسَّبِيلِ yoldan l-sabīli
yoldan ١٢ (12)
(12)
andolsun أَخَذَ almıştı akhadha
almıştı ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah مِيثَـٰقَ söz mīthāqa
söz بَنِىٓ oğullarından banī
oğullarından إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail وَبَعَثْنَا ve göndermiştik wabaʿathnā
ve göndermiştik مِنْهُمُ içlerinden min'humu
içlerinden ٱثْنَىْ iki (on iki) ith'nay
iki (on iki) عَشَرَ on (on iki) ʿashara
on (on iki) نَقِيبًۭا ۖ başkan naqīban
başkan وَقَالَ demişti ki waqāla
demişti ki ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah إِنِّى şüphesiz ben innī
şüphesiz ben مَعَكُمْ ۖ sizinle beraberim maʿakum
sizinle beraberim لَئِنْ eğer la-in
eğer أَقَمْتُمُ kılarsanız aqamtumu
kılarsanız ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı وَءَاتَيْتُمُ ve verirseniz waātaytumu
ve verirseniz ٱلزَّكَوٰةَ zekatı l-zakata
zekatı وَءَامَنتُم ve inanırsanız waāmantum
ve inanırsanız بِرُسُلِى elçilerime birusulī
elçilerime وَعَزَّرْتُمُوهُمْ ve onlara yardım ederseniz waʿazzartumūhum
ve onlara yardım ederseniz وَأَقْرَضْتُمُ ve borç verirseniz wa-aqraḍtumu
ve borç verirseniz ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a قَرْضًا bir borç qarḍan
bir borç حَسَنًۭا güzel ḥasanan
güzel لَّأُكَفِّرَنَّ elbette örterim la-ukaffiranna
elbette örterim عَنكُمْ sizin ʿankum
sizin سَيِّـَٔاتِكُمْ günahlarınızı sayyiātikum
günahlarınızı وَلَأُدْخِلَنَّكُمْ ve sizi sokarım wala-ud'khilannakum
ve sizi sokarım جَنَّـٰتٍۢ cennetlere jannātin
cennetlere تَجْرِى akan tajrī
akan مِن altlarından min
altlarından تَحْتِهَا underneath them taḥtihā
underneath them ٱلْأَنْهَـٰرُ ۚ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar فَمَن kim faman
kim كَفَرَ inkar ederse kafara
inkar ederse بَعْدَ sonra baʿda
sonra ذَٰلِكَ bundan dhālika
bundan مِنكُمْ sizden minkum
sizden فَقَدْ muhakkak faqad
muhakkak ضَلَّ sapmış olur ḍalla
sapmış olur سَوَآءَ düz sawāa
düz ٱلسَّبِيلِ yoldan l-sabīli
yoldan ١٢ (12)
(12)
And olsun ki, Allah, İsrailoğullarından söz almıştı. Onlardan oniki reis seçtik. Allah: "Ben şüphesiz sizinleyim, namaz kılarsanız, zekat verirseniz, peygamberlerime inanır ve onlara yardım ederseniz, Allah uğrunda güzel bir takdimede bulunursanız, and olsun ki kötülüklerinizi örterim. And olsun ki, sizi içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Bundan sonra sizden kim inkar ederse şüphesiz doğru yoldan sapmış olur" dedi.
5:13
فَبِمَا
sebebiyle
fabimā
sebebiyle نَقْضِهِم bozmaları naqḍihim
bozmaları مِّيثَـٰقَهُمْ sözlerini mīthāqahum
sözlerini لَعَنَّـٰهُمْ onları la'netledik laʿannāhum
onları la'netledik وَجَعَلْنَا ve yaptık wajaʿalnā
ve yaptık قُلُوبَهُمْ kalblerini qulūbahum
kalblerini قَـٰسِيَةًۭ ۖ kaskatı qāsiyatan
kaskatı يُحَرِّفُونَ kaydırıyorlar yuḥarrifūna
kaydırıyorlar ٱلْكَلِمَ kelimeleri l-kalima
kelimeleri عَن yerlerinden ʿan
yerlerinden مَّوَاضِعِهِۦ ۙ their places mawāḍiʿihi
their places وَنَسُوا۟ ve unuttular wanasū
ve unuttular حَظًّۭا pay almayı ḥaẓẓan
pay almayı مِّمَّا şeyden mimmā
şeyden ذُكِّرُوا۟ öğütlenen dhukkirū
öğütlenen بِهِۦ ۚ kendilerine bihi
kendilerine وَلَا asla walā
asla تَزَالُ daima tazālu
daima تَطَّلِعُ muttali olursun taṭṭaliʿu
muttali olursun عَلَىٰ üzerinde (olduklarına) ʿalā
üzerinde (olduklarına) خَآئِنَةٍۢ hainlik khāinatin
hainlik مِّنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan إِلَّا hariç illā
hariç قَلِيلًۭا pek azı qalīlan
pek azı مِّنْهُمْ ۖ içlerinden min'hum
içlerinden فَٱعْفُ yine de affet fa-uʿ'fu
yine de affet عَنْهُمْ onları ʿanhum
onları وَٱصْفَحْ ۚ ve aldırma wa-iṣ'faḥ
ve aldırma إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah يُحِبُّ sever yuḥibbu
sever ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananları l-muḥ'sinīna
güzel davrananları ١٣ (13)
(13)
sebebiyle نَقْضِهِم bozmaları naqḍihim
bozmaları مِّيثَـٰقَهُمْ sözlerini mīthāqahum
sözlerini لَعَنَّـٰهُمْ onları la'netledik laʿannāhum
onları la'netledik وَجَعَلْنَا ve yaptık wajaʿalnā
ve yaptık قُلُوبَهُمْ kalblerini qulūbahum
kalblerini قَـٰسِيَةًۭ ۖ kaskatı qāsiyatan
kaskatı يُحَرِّفُونَ kaydırıyorlar yuḥarrifūna
kaydırıyorlar ٱلْكَلِمَ kelimeleri l-kalima
kelimeleri عَن yerlerinden ʿan
yerlerinden مَّوَاضِعِهِۦ ۙ their places mawāḍiʿihi
their places وَنَسُوا۟ ve unuttular wanasū
ve unuttular حَظًّۭا pay almayı ḥaẓẓan
pay almayı مِّمَّا şeyden mimmā
şeyden ذُكِّرُوا۟ öğütlenen dhukkirū
öğütlenen بِهِۦ ۚ kendilerine bihi
kendilerine وَلَا asla walā
asla تَزَالُ daima tazālu
daima تَطَّلِعُ muttali olursun taṭṭaliʿu
muttali olursun عَلَىٰ üzerinde (olduklarına) ʿalā
üzerinde (olduklarına) خَآئِنَةٍۢ hainlik khāinatin
hainlik مِّنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan إِلَّا hariç illā
hariç قَلِيلًۭا pek azı qalīlan
pek azı مِّنْهُمْ ۖ içlerinden min'hum
içlerinden فَٱعْفُ yine de affet fa-uʿ'fu
yine de affet عَنْهُمْ onları ʿanhum
onları وَٱصْفَحْ ۚ ve aldırma wa-iṣ'faḥ
ve aldırma إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah يُحِبُّ sever yuḥibbu
sever ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananları l-muḥ'sinīna
güzel davrananları ١٣ (13)
(13)
Sözlerini bozdukları için onlara lanet ettik, kalblerini katılaştırdık. Onlar sözleri yerlerinden değiştirirler. Kendilerine belletilenin bir kısmını unuttular. İçlerinden pek azından başkasının daima hainliklerini görürsün, onları affet ve geç. Allah iyilik yapanları şüphesiz sever.
5:14
وَمِنَ
ve
wamina
ve ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin قَالُوٓا۟ diyen(lerin) qālū
diyen(lerin) إِنَّا biz innā
biz نَصَـٰرَىٰٓ hıristiyanız naṣārā
hıristiyanız أَخَذْنَا almıştık akhadhnā
almıştık مِيثَـٰقَهُمْ sözünü mīthāqahum
sözünü فَنَسُوا۟ ama unuttular fanasū
ama unuttular حَظًّۭا pay almayı ḥaẓẓan
pay almayı مِّمَّا şeyden mimmā
şeyden ذُكِّرُوا۟ öğütlenen dhukkirū
öğütlenen بِهِۦ kendilerine bihi
kendilerine فَأَغْرَيْنَا bu yüzden saldık fa-aghraynā
bu yüzden saldık بَيْنَهُمُ aralarına baynahumu
aralarına ٱلْعَدَاوَةَ düşmanlık l-ʿadāwata
düşmanlık وَٱلْبَغْضَآءَ ve kin wal-baghḍāa
ve kin إِلَىٰ kadar ilā
kadar يَوْمِ gününe yawmi
gününe ٱلْقِيَـٰمَةِ ۚ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet وَسَوْفَ ve yakında wasawfa
ve yakında يُنَبِّئُهُمُ onlara haber verecektir yunabbi-uhumu
onlara haber verecektir ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah بِمَا şeyleri bimā
şeyleri كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları يَصْنَعُونَ yapmakta yaṣnaʿūna
yapmakta ١٤ (14)
(14)
ve ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin قَالُوٓا۟ diyen(lerin) qālū
diyen(lerin) إِنَّا biz innā
biz نَصَـٰرَىٰٓ hıristiyanız naṣārā
hıristiyanız أَخَذْنَا almıştık akhadhnā
almıştık مِيثَـٰقَهُمْ sözünü mīthāqahum
sözünü فَنَسُوا۟ ama unuttular fanasū
ama unuttular حَظًّۭا pay almayı ḥaẓẓan
pay almayı مِّمَّا şeyden mimmā
şeyden ذُكِّرُوا۟ öğütlenen dhukkirū
öğütlenen بِهِۦ kendilerine bihi
kendilerine فَأَغْرَيْنَا bu yüzden saldık fa-aghraynā
bu yüzden saldık بَيْنَهُمُ aralarına baynahumu
aralarına ٱلْعَدَاوَةَ düşmanlık l-ʿadāwata
düşmanlık وَٱلْبَغْضَآءَ ve kin wal-baghḍāa
ve kin إِلَىٰ kadar ilā
kadar يَوْمِ gününe yawmi
gününe ٱلْقِيَـٰمَةِ ۚ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet وَسَوْفَ ve yakında wasawfa
ve yakında يُنَبِّئُهُمُ onlara haber verecektir yunabbi-uhumu
onlara haber verecektir ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah بِمَا şeyleri bimā
şeyleri كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları يَصْنَعُونَ yapmakta yaṣnaʿūna
yapmakta ١٤ (14)
(14)
"Biz hıristiyanız" diyenlerden de söz almıştık; onlar, kendilerine belletilenin bir kısmını unuttular, bu yüzden aralarına kıyamete kadar düşmanlık ve kin saldık. Allah, yapmakta olduklarını kendilerine haber verecektir.
5:15
يَـٰٓأَهْلَ
Ey ehli
yāahla
Ey ehli ٱلْكِتَـٰبِ Kitap l-kitābi
Kitap قَدْ muhakkak qad
muhakkak جَآءَكُمْ size geldi jāakum
size geldi رَسُولُنَا elçimiz rasūlunā
elçimiz يُبَيِّنُ açıklıyor yubayyinu
açıklıyor لَكُمْ size lakum
size كَثِيرًۭا çoğunu kathīran
çoğunu مِّمَّا şeylerin mimmā
şeylerin كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz تُخْفُونَ gizlemiş tukh'fūna
gizlemiş مِنَ Kitaptan mina
Kitaptan ٱلْكِتَـٰبِ the Scripture l-kitābi
the Scripture وَيَعْفُوا۟ vaz geçiyor wayaʿfū
vaz geçiyor عَن çoğundan ʿan
çoğundan كَثِيرٍۢ ۚ much kathīrin
much قَدْ gerçekten qad
gerçekten جَآءَكُم size gelmiştir jāakum
size gelmiştir مِّنَ Allahtan mina
Allahtan ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah نُورٌۭ bir nur nūrun
bir nur وَكِتَـٰبٌۭ ve bir Kitap wakitābun
ve bir Kitap مُّبِينٌۭ açık mubīnun
açık ١٥ (15)
(15)
Ey ehli ٱلْكِتَـٰبِ Kitap l-kitābi
Kitap قَدْ muhakkak qad
muhakkak جَآءَكُمْ size geldi jāakum
size geldi رَسُولُنَا elçimiz rasūlunā
elçimiz يُبَيِّنُ açıklıyor yubayyinu
açıklıyor لَكُمْ size lakum
size كَثِيرًۭا çoğunu kathīran
çoğunu مِّمَّا şeylerin mimmā
şeylerin كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz تُخْفُونَ gizlemiş tukh'fūna
gizlemiş مِنَ Kitaptan mina
Kitaptan ٱلْكِتَـٰبِ the Scripture l-kitābi
the Scripture وَيَعْفُوا۟ vaz geçiyor wayaʿfū
vaz geçiyor عَن çoğundan ʿan
çoğundan كَثِيرٍۢ ۚ much kathīrin
much قَدْ gerçekten qad
gerçekten جَآءَكُم size gelmiştir jāakum
size gelmiştir مِّنَ Allahtan mina
Allahtan ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah نُورٌۭ bir nur nūrun
bir nur وَكِتَـٰبٌۭ ve bir Kitap wakitābun
ve bir Kitap مُّبِينٌۭ açık mubīnun
açık ١٥ (15)
(15)
Ey Kitap ehli! Kitap'dan gizleyip durduğunuzun çoğunu size açıkça anlatan ve çoğundan da geçiveren peygamberimiz gelmiştir. Doğrusu size Allah'tan bir nur ve apaçık bir Kitap gelmiştir.
5:16
يَهْدِى
iletir
yahdī
iletir بِهِ onunla bihi
onunla ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah مَنِ kimseleri mani
kimseleri ٱتَّبَعَ uyan ittabaʿa
uyan رِضْوَٰنَهُۥ rızasına riḍ'wānahu
rızasına سُبُلَ yollarına subula
yollarına ٱلسَّلَـٰمِ esenlik l-salāmi
esenlik وَيُخْرِجُهُم ve onları çıkarır wayukh'rijuhum
ve onları çıkarır مِّنَ karanlıklardan mina
karanlıklardan ٱلظُّلُمَـٰتِ the darknessess l-ẓulumāti
the darknessess إِلَى aydınlığa ilā
aydınlığa ٱلنُّورِ the light l-nūri
the light بِإِذْنِهِۦ kendi izniyle bi-idh'nihi
kendi izniyle وَيَهْدِيهِمْ ve iletir wayahdīhim
ve iletir إِلَىٰ bir yola ilā
bir yola صِرَٰطٍۢ (the) way ṣirāṭin
(the) way مُّسْتَقِيمٍۢ dosdoğru mus'taqīmin
dosdoğru ١٦ (16)
(16)
iletir بِهِ onunla bihi
onunla ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah مَنِ kimseleri mani
kimseleri ٱتَّبَعَ uyan ittabaʿa
uyan رِضْوَٰنَهُۥ rızasına riḍ'wānahu
rızasına سُبُلَ yollarına subula
yollarına ٱلسَّلَـٰمِ esenlik l-salāmi
esenlik وَيُخْرِجُهُم ve onları çıkarır wayukh'rijuhum
ve onları çıkarır مِّنَ karanlıklardan mina
karanlıklardan ٱلظُّلُمَـٰتِ the darknessess l-ẓulumāti
the darknessess إِلَى aydınlığa ilā
aydınlığa ٱلنُّورِ the light l-nūri
the light بِإِذْنِهِۦ kendi izniyle bi-idh'nihi
kendi izniyle وَيَهْدِيهِمْ ve iletir wayahdīhim
ve iletir إِلَىٰ bir yola ilā
bir yola صِرَٰطٍۢ (the) way ṣirāṭin
(the) way مُّسْتَقِيمٍۢ dosdoğru mus'taqīmin
dosdoğru ١٦ (16)
(16)
Allah, rızasını gözetenleri onunla, selamet yollarına eriştirir ve onları, izni ile, karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Onları doğru yola iletir.
5:17
لَّقَدْ
andolsun
laqad
andolsun كَفَرَ küfre gitmişlerdir kafara
küfre gitmişlerdir ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler قَالُوٓا۟ diyen(ler) qālū
diyen(ler) إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah هُوَ o huwa
o ٱلْمَسِيحُ Mesih'tir l-masīḥu
Mesih'tir ٱبْنُ oğlu ub'nu
oğlu مَرْيَمَ ۚ Meryem maryama
Meryem قُلْ de ki qul
de ki فَمَن öyle ise kim faman
öyle ise kim يَمْلِكُ sahipse yamliku
sahipse مِنَ karşı mina
karşı ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a شَيْـًٔا bir şeye shayan
bir şeye إِنْ eğer in
eğer أَرَادَ isterse arāda
isterse أَن helak etmek an
helak etmek يُهْلِكَ destroy yuh'lika
destroy ٱلْمَسِيحَ Mesih'i l-masīḥa
Mesih'i ٱبْنَ oğlu ib'na
oğlu مَرْيَمَ Meryem maryama
Meryem وَأُمَّهُۥ ve annesini wa-ummahu
ve annesini وَمَن ve kimseleri waman
ve kimseleri فِى yeryüzündeki fī
yeryüzündeki ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth جَمِيعًۭا ۗ hepsini jamīʿan
hepsini وَلِلَّهِ Allah'ındır walillahi
Allah'ındır مُلْكُ mülkü mul'ku
mülkü ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerde l-samāwāti
göklerde وَٱلْأَرْضِ ve yerde wal-arḍi
ve yerde وَمَا ve bulunanların wamā
ve bulunanların بَيْنَهُمَا ۚ ikisinin arasında baynahumā
ikisinin arasında يَخْلُقُ yaratır yakhluqu
yaratır مَا dilediğini mā
dilediğini يَشَآءُ ۚ He wills yashāu
He wills وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah عَلَىٰ he ʿalā
he كُلِّ every kulli
every شَىْءٍۢ şeyi shayin
şeyi قَدِيرٌۭ yapabilendir qadīrun
yapabilendir ١٧ (17)
(17)
andolsun كَفَرَ küfre gitmişlerdir kafara
küfre gitmişlerdir ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler قَالُوٓا۟ diyen(ler) qālū
diyen(ler) إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah هُوَ o huwa
o ٱلْمَسِيحُ Mesih'tir l-masīḥu
Mesih'tir ٱبْنُ oğlu ub'nu
oğlu مَرْيَمَ ۚ Meryem maryama
Meryem قُلْ de ki qul
de ki فَمَن öyle ise kim faman
öyle ise kim يَمْلِكُ sahipse yamliku
sahipse مِنَ karşı mina
karşı ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a شَيْـًٔا bir şeye shayan
bir şeye إِنْ eğer in
eğer أَرَادَ isterse arāda
isterse أَن helak etmek an
helak etmek يُهْلِكَ destroy yuh'lika
destroy ٱلْمَسِيحَ Mesih'i l-masīḥa
Mesih'i ٱبْنَ oğlu ib'na
oğlu مَرْيَمَ Meryem maryama
Meryem وَأُمَّهُۥ ve annesini wa-ummahu
ve annesini وَمَن ve kimseleri waman
ve kimseleri فِى yeryüzündeki fī
yeryüzündeki ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth جَمِيعًۭا ۗ hepsini jamīʿan
hepsini وَلِلَّهِ Allah'ındır walillahi
Allah'ındır مُلْكُ mülkü mul'ku
mülkü ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerde l-samāwāti
göklerde وَٱلْأَرْضِ ve yerde wal-arḍi
ve yerde وَمَا ve bulunanların wamā
ve bulunanların بَيْنَهُمَا ۚ ikisinin arasında baynahumā
ikisinin arasında يَخْلُقُ yaratır yakhluqu
yaratır مَا dilediğini mā
dilediğini يَشَآءُ ۚ He wills yashāu
He wills وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah عَلَىٰ he ʿalā
he كُلِّ every kulli
every شَىْءٍۢ şeyi shayin
şeyi قَدِيرٌۭ yapabilendir qadīrun
yapabilendir ١٧ (17)
(17)
"Allah ancak Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler and olsun ki kafir olmuşlardır. De ki: "Allah Meryem oğlu Mesih'i, anasını ve yeryüzünde olanların hepsini yok etmeyi dilerse kim O'na karşı koyabilir?" Göklerin, yerin ve arasındakilerin hükümranlığı Allah'ındır, dilediğini yaratır. Allah her şeye Kadir'dir.
5:18
وَقَالَتِ
ve dediler
waqālati
ve dediler ٱلْيَهُودُ Yahudiler l-yahūdu
Yahudiler وَٱلنَّصَـٰرَىٰ ve hıristiyanlar wal-naṣārā
ve hıristiyanlar نَحْنُ biz naḥnu
biz أَبْنَـٰٓؤُا۟ oğullarıyız abnāu
oğullarıyız ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın وَأَحِبَّـٰٓؤُهُۥ ۚ ve sevgilileriyiz wa-aḥibbāuhu
ve sevgilileriyiz قُلْ de ki qul
de ki فَلِمَ o halde niçin falima
o halde niçin يُعَذِّبُكُم size azabediyor yuʿadhibukum
size azabediyor بِذُنُوبِكُم ۖ günahlarınızdan ötürü bidhunūbikum
günahlarınızdan ötürü بَلْ hayır bal
hayır أَنتُم siz de antum
siz de بَشَرٌۭ birer insansınız basharun
birer insansınız مِّمَّنْ O'nun yaratıklarından mimman
O'nun yaratıklarından خَلَقَ ۚ He created khalaqa
He created يَغْفِرُ bağışlar yaghfiru
bağışlar لِمَن kimseyi liman
kimseyi يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği وَيُعَذِّبُ ve azabeder wayuʿadhibu
ve azabeder مَن kimseye man
kimseye يَشَآءُ ۚ dilediği yashāu
dilediği وَلِلَّهِ Allah'ındır walillahi
Allah'ındır مُلْكُ mülkü mul'ku
mülkü ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin وَمَا bulunan herşeyin wamā
bulunan herşeyin بَيْنَهُمَا ۖ ve ikisi arasında baynahumā
ve ikisi arasında وَإِلَيْهِ O'nadır wa-ilayhi
O'nadır ٱلْمَصِيرُ dönüş de l-maṣīru
dönüş de ١٨ (18)
(18)
ve dediler ٱلْيَهُودُ Yahudiler l-yahūdu
Yahudiler وَٱلنَّصَـٰرَىٰ ve hıristiyanlar wal-naṣārā
ve hıristiyanlar نَحْنُ biz naḥnu
biz أَبْنَـٰٓؤُا۟ oğullarıyız abnāu
oğullarıyız ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın وَأَحِبَّـٰٓؤُهُۥ ۚ ve sevgilileriyiz wa-aḥibbāuhu
ve sevgilileriyiz قُلْ de ki qul
de ki فَلِمَ o halde niçin falima
o halde niçin يُعَذِّبُكُم size azabediyor yuʿadhibukum
size azabediyor بِذُنُوبِكُم ۖ günahlarınızdan ötürü bidhunūbikum
günahlarınızdan ötürü بَلْ hayır bal
hayır أَنتُم siz de antum
siz de بَشَرٌۭ birer insansınız basharun
birer insansınız مِّمَّنْ O'nun yaratıklarından mimman
O'nun yaratıklarından خَلَقَ ۚ He created khalaqa
He created يَغْفِرُ bağışlar yaghfiru
bağışlar لِمَن kimseyi liman
kimseyi يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği وَيُعَذِّبُ ve azabeder wayuʿadhibu
ve azabeder مَن kimseye man
kimseye يَشَآءُ ۚ dilediği yashāu
dilediği وَلِلَّهِ Allah'ındır walillahi
Allah'ındır مُلْكُ mülkü mul'ku
mülkü ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin وَمَا bulunan herşeyin wamā
bulunan herşeyin بَيْنَهُمَا ۖ ve ikisi arasında baynahumā
ve ikisi arasında وَإِلَيْهِ O'nadır wa-ilayhi
O'nadır ٱلْمَصِيرُ dönüş de l-maṣīru
dönüş de ١٨ (18)
(18)
Yahudiler ve hıristiyanlar, "Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz" dediler. "Öyleyse günahlarınızdan ötürü size niçin azabediyor? Bilakis siz O'nun yarattığı insanlarsınız" de, Allah dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Göklerin, yerin ve ikisinin arasındakilerin hükümranlığı Allah'ındır. Dönüş O'nadır.
5:19
يَـٰٓأَهْلَ
Ey ehli
yāahla
Ey ehli ٱلْكِتَـٰبِ Kitap l-kitābi
Kitap قَدْ muhakkak qad
muhakkak جَآءَكُمْ size geldi jāakum
size geldi رَسُولُنَا Elçimiz rasūlunā
Elçimiz يُبَيِّنُ gerçekleri açıklıyan yubayyinu
gerçekleri açıklıyan لَكُمْ size lakum
size عَلَىٰ arasının kesildiği sırada ʿalā
arasının kesildiği sırada فَتْرَةٍۢ (after) an interval (of cessation) fatratin
(after) an interval (of cessation) مِّنَ elçilerin mina
elçilerin ٱلرُّسُلِ the Messengers l-rusuli
the Messengers أَن demeyesiniz an
demeyesiniz تَقُولُوا۟ you say taqūlū
you say مَا bize gelmedi mā
bize gelmedi جَآءَنَا (has) come to us jāanā
(has) come to us مِنۢ bir müjdeleyici min
bir müjdeleyici بَشِيرٍۢ bearer of glad tidings bashīrin
bearer of glad tidings وَلَا ve ne de walā
ve ne de نَذِيرٍۢ ۖ bir uyarıcı nadhīrin
bir uyarıcı فَقَدْ işte faqad
işte جَآءَكُم size geldi jāakum
size geldi بَشِيرٌۭ müjdeleyici bashīrun
müjdeleyici وَنَذِيرٌۭ ۗ ve uyarıcı wanadhīrun
ve uyarıcı وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah عَلَىٰ her ʿalā
her كُلِّ every kulli
every شَىْءٍۢ şeye shayin
şeye قَدِيرٌۭ kadirdir qadīrun
kadirdir ١٩ (19)
(19)
Ey ehli ٱلْكِتَـٰبِ Kitap l-kitābi
Kitap قَدْ muhakkak qad
muhakkak جَآءَكُمْ size geldi jāakum
size geldi رَسُولُنَا Elçimiz rasūlunā
Elçimiz يُبَيِّنُ gerçekleri açıklıyan yubayyinu
gerçekleri açıklıyan لَكُمْ size lakum
size عَلَىٰ arasının kesildiği sırada ʿalā
arasının kesildiği sırada فَتْرَةٍۢ (after) an interval (of cessation) fatratin
(after) an interval (of cessation) مِّنَ elçilerin mina
elçilerin ٱلرُّسُلِ the Messengers l-rusuli
the Messengers أَن demeyesiniz an
demeyesiniz تَقُولُوا۟ you say taqūlū
you say مَا bize gelmedi mā
bize gelmedi جَآءَنَا (has) come to us jāanā
(has) come to us مِنۢ bir müjdeleyici min
bir müjdeleyici بَشِيرٍۢ bearer of glad tidings bashīrin
bearer of glad tidings وَلَا ve ne de walā
ve ne de نَذِيرٍۢ ۖ bir uyarıcı nadhīrin
bir uyarıcı فَقَدْ işte faqad
işte جَآءَكُم size geldi jāakum
size geldi بَشِيرٌۭ müjdeleyici bashīrun
müjdeleyici وَنَذِيرٌۭ ۗ ve uyarıcı wanadhīrun
ve uyarıcı وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah عَلَىٰ her ʿalā
her كُلِّ every kulli
every شَىْءٍۢ şeye shayin
şeye قَدِيرٌۭ kadirdir qadīrun
kadirdir ١٩ (19)
(19)
Ey Kitap ehli! Peygamberlerin arası kesildiğinde, "Bize müjdeci ve uyarıcı gelmedi" dersiniz diye, size açıkça anlatacak peygamberimiz geldi. Şüphesiz O, size müjdeci ve uyarıcı olarak gelmiştir. Allah her şeye Kadir'dir.
5:20
وَإِذْ
ve hani
wa-idh
ve hani قَالَ demişti qāla
demişti مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa لِقَوْمِهِۦ kavmine liqawmihi
kavmine يَـٰقَوْمِ Ey kavmim yāqawmi
Ey kavmim ٱذْكُرُوا۟ hatırlayın udh'kurū
hatırlayın نِعْمَةَ ni'metini niʿ'mata
ni'metini ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın عَلَيْكُمْ size olan ʿalaykum
size olan إِذْ zira (O) idh
zira (O) جَعَلَ var etti jaʿala
var etti فِيكُمْ aranızda fīkum
aranızda أَنۢبِيَآءَ peygamberler anbiyāa
peygamberler وَجَعَلَكُم ve sizi yaptı wajaʿalakum
ve sizi yaptı مُّلُوكًۭا krallar mulūkan
krallar وَءَاتَىٰكُم ve size verdi waātākum
ve size verdi مَّا şeyleri mā
şeyleri لَمْ vermediği lam
vermediği يُؤْتِ He (had) given yu'ti
He (had) given أَحَدًۭا hiç kimseye aḥadan
hiç kimseye مِّنَ dünyalarda mina
dünyalarda ٱلْعَـٰلَمِينَ the worlds l-ʿālamīna
the worlds ٢٠ (20)
(20)
ve hani قَالَ demişti qāla
demişti مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa لِقَوْمِهِۦ kavmine liqawmihi
kavmine يَـٰقَوْمِ Ey kavmim yāqawmi
Ey kavmim ٱذْكُرُوا۟ hatırlayın udh'kurū
hatırlayın نِعْمَةَ ni'metini niʿ'mata
ni'metini ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın عَلَيْكُمْ size olan ʿalaykum
size olan إِذْ zira (O) idh
zira (O) جَعَلَ var etti jaʿala
var etti فِيكُمْ aranızda fīkum
aranızda أَنۢبِيَآءَ peygamberler anbiyāa
peygamberler وَجَعَلَكُم ve sizi yaptı wajaʿalakum
ve sizi yaptı مُّلُوكًۭا krallar mulūkan
krallar وَءَاتَىٰكُم ve size verdi waātākum
ve size verdi مَّا şeyleri mā
şeyleri لَمْ vermediği lam
vermediği يُؤْتِ He (had) given yu'ti
He (had) given أَحَدًۭا hiç kimseye aḥadan
hiç kimseye مِّنَ dünyalarda mina
dünyalarda ٱلْعَـٰلَمِينَ the worlds l-ʿālamīna
the worlds ٢٠ (20)
(20)
Musa, milletine: "Ey milletim! Allah'ın size olan nimetini anın: içinizden peygamberler çıkarmış ve sizi hükümdar yapmıştır, dünyalarda kimseye vermediğini size vermiştir".
5:21
يَـٰقَوْمِ
Ey kavmim
yāqawmi
Ey kavmim ٱدْخُلُوا۟ girin ud'khulū
girin ٱلْأَرْضَ toprağa l-arḍa
toprağa ٱلْمُقَدَّسَةَ Kutsal l-muqadasata
Kutsal ٱلَّتِى ki allatī
ki كَتَبَ yaz(ıp nasibet)diği kataba
yaz(ıp nasibet)diği ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın لَكُمْ size lakum
size وَلَا dönmeyin walā
dönmeyin تَرْتَدُّوا۟ turn tartaddū
turn عَلَىٰٓ arkanıza ʿalā
arkanıza أَدْبَارِكُمْ your backs adbārikum
your backs فَتَنقَلِبُوا۟ yoksa dönersiniz fatanqalibū
yoksa dönersiniz خَـٰسِرِينَ kaybedenlere khāsirīna
kaybedenlere ٢١ (21)
(21)
Ey kavmim ٱدْخُلُوا۟ girin ud'khulū
girin ٱلْأَرْضَ toprağa l-arḍa
toprağa ٱلْمُقَدَّسَةَ Kutsal l-muqadasata
Kutsal ٱلَّتِى ki allatī
ki كَتَبَ yaz(ıp nasibet)diği kataba
yaz(ıp nasibet)diği ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın لَكُمْ size lakum
size وَلَا dönmeyin walā
dönmeyin تَرْتَدُّوا۟ turn tartaddū
turn عَلَىٰٓ arkanıza ʿalā
arkanıza أَدْبَارِكُمْ your backs adbārikum
your backs فَتَنقَلِبُوا۟ yoksa dönersiniz fatanqalibū
yoksa dönersiniz خَـٰسِرِينَ kaybedenlere khāsirīna
kaybedenlere ٢١ (21)
(21)
"Ey milletim! Allah'ın size yazdığı kutsal yere girin, ardınıza dönmeyin, yoksa kaybedenler olarak dönersiniz" demişti.
5:22
قَالُوا۟
dediler ki
qālū
dediler ki يَـٰمُوسَىٰٓ Ey Musa yāmūsā
Ey Musa إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz فِيهَا orada vardır fīhā
orada vardır قَوْمًۭا bir millet qawman
bir millet جَبَّارِينَ zorba jabbārīna
zorba وَإِنَّا ve şüphesiz biz wa-innā
ve şüphesiz biz لَن oraya girmeyiz lan
oraya girmeyiz نَّدْخُلَهَا will enter it nadkhulahā
will enter it حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar يَخْرُجُوا۟ onlar çıkıncaya yakhrujū
onlar çıkıncaya مِنْهَا oradan min'hā
oradan فَإِن eğer fa-in
eğer يَخْرُجُوا۟ çıkarlarsa yakhrujū
çıkarlarsa مِنْهَا oradan min'hā
oradan فَإِنَّا o zaman biz fa-innā
o zaman biz دَٰخِلُونَ gireriz dākhilūna
gireriz ٢٢ (22)
(22)
dediler ki يَـٰمُوسَىٰٓ Ey Musa yāmūsā
Ey Musa إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz فِيهَا orada vardır fīhā
orada vardır قَوْمًۭا bir millet qawman
bir millet جَبَّارِينَ zorba jabbārīna
zorba وَإِنَّا ve şüphesiz biz wa-innā
ve şüphesiz biz لَن oraya girmeyiz lan
oraya girmeyiz نَّدْخُلَهَا will enter it nadkhulahā
will enter it حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar يَخْرُجُوا۟ onlar çıkıncaya yakhrujū
onlar çıkıncaya مِنْهَا oradan min'hā
oradan فَإِن eğer fa-in
eğer يَخْرُجُوا۟ çıkarlarsa yakhrujū
çıkarlarsa مِنْهَا oradan min'hā
oradan فَإِنَّا o zaman biz fa-innā
o zaman biz دَٰخِلُونَ gireriz dākhilūna
gireriz ٢٢ (22)
(22)
"Ey Musa! Orada zorba bir millet vardır, onlar oradan çıkmadıkça biz oraya girmeyeceğiz, eğer çıkarlarsa, biz de gireriz" demişlerdi.
5:23
قَالَ
dedi ki
qāla
dedi ki رَجُلَانِ iki adam rajulāni
iki adam مِنَ kimselerden mina
kimselerden ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who يَخَافُونَ korkanlar(dan) yakhāfūna
korkanlar(dan) أَنْعَمَ ni'met verdiği anʿama
ni'met verdiği ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın عَلَيْهِمَا kendilerine ʿalayhimā
kendilerine ٱدْخُلُوا۟ girin ud'khulū
girin عَلَيْهِمُ onların üzerine ʿalayhimu
onların üzerine ٱلْبَابَ kapıdan l-bāba
kapıdan فَإِذَا eğer fa-idhā
eğer دَخَلْتُمُوهُ girerseniz dakhaltumūhu
girerseniz فَإِنَّكُمْ muhakkak ki siz fa-innakum
muhakkak ki siz غَـٰلِبُونَ ۚ galib gelirsiniz ghālibūna
galib gelirsiniz وَعَلَى ve waʿalā
ve ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a فَتَوَكَّلُوٓا۟ dayanın fatawakkalū
dayanın إِن eğer in
eğer كُنتُم iseniz kuntum
iseniz مُّؤْمِنِينَ inanıyor mu'minīna
inanıyor ٢٣ (23)
(23)
dedi ki رَجُلَانِ iki adam rajulāni
iki adam مِنَ kimselerden mina
kimselerden ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who يَخَافُونَ korkanlar(dan) yakhāfūna
korkanlar(dan) أَنْعَمَ ni'met verdiği anʿama
ni'met verdiği ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın عَلَيْهِمَا kendilerine ʿalayhimā
kendilerine ٱدْخُلُوا۟ girin ud'khulū
girin عَلَيْهِمُ onların üzerine ʿalayhimu
onların üzerine ٱلْبَابَ kapıdan l-bāba
kapıdan فَإِذَا eğer fa-idhā
eğer دَخَلْتُمُوهُ girerseniz dakhaltumūhu
girerseniz فَإِنَّكُمْ muhakkak ki siz fa-innakum
muhakkak ki siz غَـٰلِبُونَ ۚ galib gelirsiniz ghālibūna
galib gelirsiniz وَعَلَى ve waʿalā
ve ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a فَتَوَكَّلُوٓا۟ dayanın fatawakkalū
dayanın إِن eğer in
eğer كُنتُم iseniz kuntum
iseniz مُّؤْمِنِينَ inanıyor mu'minīna
inanıyor ٢٣ (23)
(23)
Korkanlar arasında bulunan, Allah'ın nimete erdirdiği iki adam: "Üstlerine kapıdan yürüyün, oradan girerseniz şüphesiz galip gelirsiniz; eğer inanıyorsanız Allah'a güvenin" demişlerdi.
5:24
قَالُوا۟
dediler ki
qālū
dediler ki يَـٰمُوسَىٰٓ Ey Musa yāmūsā
Ey Musa إِنَّا şüphesiz biz innā
şüphesiz biz لَن oraya girmeyiz lan
oraya girmeyiz نَّدْخُلَهَآ will enter it nadkhulahā
will enter it أَبَدًۭا asla abadan
asla مَّا onlar olduğu sürece mā
onlar olduğu sürece دَامُوا۟ as long as they are dāmū
as long as they are فِيهَا ۖ orada fīhā
orada فَٱذْهَبْ gidin fa-idh'hab
gidin أَنتَ sen anta
sen وَرَبُّكَ ve Rabbin warabbuka
ve Rabbin فَقَـٰتِلَآ savaşın faqātilā
savaşın إِنَّا şüphesiz biz innā
şüphesiz biz هَـٰهُنَا burada hāhunā
burada قَـٰعِدُونَ oturuyoruz qāʿidūna
oturuyoruz ٢٤ (24)
(24)
dediler ki يَـٰمُوسَىٰٓ Ey Musa yāmūsā
Ey Musa إِنَّا şüphesiz biz innā
şüphesiz biz لَن oraya girmeyiz lan
oraya girmeyiz نَّدْخُلَهَآ will enter it nadkhulahā
will enter it أَبَدًۭا asla abadan
asla مَّا onlar olduğu sürece mā
onlar olduğu sürece دَامُوا۟ as long as they are dāmū
as long as they are فِيهَا ۖ orada fīhā
orada فَٱذْهَبْ gidin fa-idh'hab
gidin أَنتَ sen anta
sen وَرَبُّكَ ve Rabbin warabbuka
ve Rabbin فَقَـٰتِلَآ savaşın faqātilā
savaşın إِنَّا şüphesiz biz innā
şüphesiz biz هَـٰهُنَا burada hāhunā
burada قَـٰعِدُونَ oturuyoruz qāʿidūna
oturuyoruz ٢٤ (24)
(24)
"Ey Musa! Onlar orada oldukça biz asla oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin savaşın, doğrusu biz burada oturacağız" demişlerdi.
5:25
قَالَ
dedi
qāla
dedi رَبِّ Ya Rabbi rabbi
Ya Rabbi إِنِّى elbette ben innī
elbette ben لَآ malik değilim lā
malik değilim أَمْلِكُ (have) power amliku
(have) power إِلَّا başkasına illā
başkasına نَفْسِى kendimden nafsī
kendimden وَأَخِى ۖ ve kardeşimden wa-akhī
ve kardeşimden فَٱفْرُقْ ayır fa-uf'ruq
ayır بَيْنَنَا aramızı baynanā
aramızı وَبَيْنَ ve arasını wabayna
ve arasını ٱلْقَوْمِ toplumun l-qawmi
toplumun ٱلْفَـٰسِقِينَ yoldan çıkmış l-fāsiqīna
yoldan çıkmış ٢٥ (25)
(25)
dedi رَبِّ Ya Rabbi rabbi
Ya Rabbi إِنِّى elbette ben innī
elbette ben لَآ malik değilim lā
malik değilim أَمْلِكُ (have) power amliku
(have) power إِلَّا başkasına illā
başkasına نَفْسِى kendimden nafsī
kendimden وَأَخِى ۖ ve kardeşimden wa-akhī
ve kardeşimden فَٱفْرُقْ ayır fa-uf'ruq
ayır بَيْنَنَا aramızı baynanā
aramızı وَبَيْنَ ve arasını wabayna
ve arasını ٱلْقَوْمِ toplumun l-qawmi
toplumun ٱلْفَـٰسِقِينَ yoldan çıkmış l-fāsiqīna
yoldan çıkmış ٢٥ (25)
(25)
Musa: "Rabbim! Ben ancak kendime ve kardeşime söz geçirebiliyorum; artık bizimle bu yoldan çıkmış milletin arasını ayır" dedi.
5:26
قَالَ
(Allah) buyurdu ki
qāla
(Allah) buyurdu ki فَإِنَّهَا şüphesiz orası fa-innahā
şüphesiz orası مُحَرَّمَةٌ yasaklandı muḥarramatun
yasaklandı عَلَيْهِمْ ۛ onlara ʿalayhim
onlara أَرْبَعِينَ kırk arbaʿīna
kırk سَنَةًۭ ۛ yıl sanatan
yıl يَتِيهُونَ şaşkın şaşkın dolaşacaklar yatīhūna
şaşkın şaşkın dolaşacaklar فِى o yerde fī
o yerde ٱلْأَرْضِ ۚ the earth l-arḍi
the earth فَلَا sen üzülme falā
sen üzülme تَأْسَ grieve tasa
grieve عَلَى üzerine ʿalā
üzerine ٱلْقَوْمِ toplum l-qawmi
toplum ٱلْفَـٰسِقِينَ yoldan çıkmış l-fāsiqīna
yoldan çıkmış ٢٦ (26)
(26)
(Allah) buyurdu ki فَإِنَّهَا şüphesiz orası fa-innahā
şüphesiz orası مُحَرَّمَةٌ yasaklandı muḥarramatun
yasaklandı عَلَيْهِمْ ۛ onlara ʿalayhim
onlara أَرْبَعِينَ kırk arbaʿīna
kırk سَنَةًۭ ۛ yıl sanatan
yıl يَتِيهُونَ şaşkın şaşkın dolaşacaklar yatīhūna
şaşkın şaşkın dolaşacaklar فِى o yerde fī
o yerde ٱلْأَرْضِ ۚ the earth l-arḍi
the earth فَلَا sen üzülme falā
sen üzülme تَأْسَ grieve tasa
grieve عَلَى üzerine ʿalā
üzerine ٱلْقَوْمِ toplum l-qawmi
toplum ٱلْفَـٰسِقِينَ yoldan çıkmış l-fāsiqīna
yoldan çıkmış ٢٦ (26)
(26)
Allah: "Orası onlara kırk yıl haram kılındı; yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. Sen, yoldan çıkmış millet için tasalanma" dedi.
5:27
۞ وَٱتْلُ
oku
wa-ut'lu
oku عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara نَبَأَ haberini naba-a
haberini ٱبْنَىْ iki oğlunun ib'nay
iki oğlunun ءَادَمَ Adem ādama
Adem بِٱلْحَقِّ gerçek olarak bil-ḥaqi
gerçek olarak إِذْ hani idh
hani قَرَّبَا sunmuşlardı qarrabā
sunmuşlardı قُرْبَانًۭا birer kurban qur'bānan
birer kurban فَتُقُبِّلَ kabul edilmiş fatuqubbila
kabul edilmiş مِنْ birinden min
birinden أَحَدِهِمَا one of them aḥadihimā
one of them وَلَمْ kabul edilmemişti walam
kabul edilmemişti يُتَقَبَّلْ was accepted yutaqabbal
was accepted مِنَ ötekinden mina
ötekinden ٱلْـَٔاخَرِ the other l-ākhari
the other قَالَ demişti qāla
demişti لَأَقْتُلَنَّكَ ۖ seni öldüreceğim la-aqtulannaka
seni öldüreceğim قَالَ dedi qāla
dedi إِنَّمَا sadece innamā
sadece يَتَقَبَّلُ kabul eder yataqabbalu
kabul eder ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah مِنَ korunanlardan mina
korunanlardan ٱلْمُتَّقِينَ the God fearing l-mutaqīna
the God fearing ٢٧ (27)
(27)
oku عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara نَبَأَ haberini naba-a
haberini ٱبْنَىْ iki oğlunun ib'nay
iki oğlunun ءَادَمَ Adem ādama
Adem بِٱلْحَقِّ gerçek olarak bil-ḥaqi
gerçek olarak إِذْ hani idh
hani قَرَّبَا sunmuşlardı qarrabā
sunmuşlardı قُرْبَانًۭا birer kurban qur'bānan
birer kurban فَتُقُبِّلَ kabul edilmiş fatuqubbila
kabul edilmiş مِنْ birinden min
birinden أَحَدِهِمَا one of them aḥadihimā
one of them وَلَمْ kabul edilmemişti walam
kabul edilmemişti يُتَقَبَّلْ was accepted yutaqabbal
was accepted مِنَ ötekinden mina
ötekinden ٱلْـَٔاخَرِ the other l-ākhari
the other قَالَ demişti qāla
demişti لَأَقْتُلَنَّكَ ۖ seni öldüreceğim la-aqtulannaka
seni öldüreceğim قَالَ dedi qāla
dedi إِنَّمَا sadece innamā
sadece يَتَقَبَّلُ kabul eder yataqabbalu
kabul eder ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah مِنَ korunanlardan mina
korunanlardan ٱلْمُتَّقِينَ the God fearing l-mutaqīna
the God fearing ٢٧ (27)
(27)
Onlara, Adem'in iki oğlunun kıssasını doğru olarak anlat: İkisi birer kurban sunmuşlar, birininki kabul edilmiş, diğerininki edilmemişti. Kabul edilmeyen, "And olsun seni öldüreceğim" deyince, kardeşi: "Allah ancak sakınanların takdimesini kabul eder" demişti.
5:28
لَئِنۢ
andolsun eğer
la-in
andolsun eğer بَسَطتَ sen uzatırsan basaṭta
sen uzatırsan إِلَىَّ bana ilayya
bana يَدَكَ elini yadaka
elini لِتَقْتُلَنِى beni öldürmek için litaqtulanī
beni öldürmek için مَآ ben mā
ben أَنَا۠ will I anā
will I بِبَاسِطٍۢ uzatmam bibāsiṭin
uzatmam يَدِىَ elimi yadiya
elimi إِلَيْكَ sana ilayka
sana لِأَقْتُلَكَ ۖ seni öldürmek için li-aqtulaka
seni öldürmek için إِنِّىٓ çünkü ben innī
çünkü ben أَخَافُ korkarım akhāfu
korkarım ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan رَبَّ Rabbi rabba
Rabbi ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ٢٨ (28)
(28)
andolsun eğer بَسَطتَ sen uzatırsan basaṭta
sen uzatırsan إِلَىَّ bana ilayya
bana يَدَكَ elini yadaka
elini لِتَقْتُلَنِى beni öldürmek için litaqtulanī
beni öldürmek için مَآ ben mā
ben أَنَا۠ will I anā
will I بِبَاسِطٍۢ uzatmam bibāsiṭin
uzatmam يَدِىَ elimi yadiya
elimi إِلَيْكَ sana ilayka
sana لِأَقْتُلَكَ ۖ seni öldürmek için li-aqtulaka
seni öldürmek için إِنِّىٓ çünkü ben innī
çünkü ben أَخَافُ korkarım akhāfu
korkarım ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan رَبَّ Rabbi rabba
Rabbi ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ٢٨ (28)
(28)
"Beni öldürmek üzere elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için sana elimi uzatmam, çünkü ben, Alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım.
5:29
إِنِّىٓ
ben
innī
ben أُرِيدُ isterim ki urīdu
isterim ki أَن sen yüklenip an
sen yüklenip تَبُوٓأَ you be laden tabūa
you be laden بِإِثْمِى benim günahımı bi-ith'mī
benim günahımı وَإِثْمِكَ ve kendi günahını wa-ith'mika
ve kendi günahını فَتَكُونَ olasın fatakūna
olasın مِنْ halkından min
halkından أَصْحَـٰبِ (the) companions aṣḥābi
(the) companions ٱلنَّارِ ۚ ateş l-nāri
ateş وَذَٰلِكَ ve budur wadhālika
ve budur جَزَٰٓؤُا۟ cezası jazāu
cezası ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimlerin l-ẓālimīna
zalimlerin ٢٩ (29)
(29)
ben أُرِيدُ isterim ki urīdu
isterim ki أَن sen yüklenip an
sen yüklenip تَبُوٓأَ you be laden tabūa
you be laden بِإِثْمِى benim günahımı bi-ith'mī
benim günahımı وَإِثْمِكَ ve kendi günahını wa-ith'mika
ve kendi günahını فَتَكُونَ olasın fatakūna
olasın مِنْ halkından min
halkından أَصْحَـٰبِ (the) companions aṣḥābi
(the) companions ٱلنَّارِ ۚ ateş l-nāri
ateş وَذَٰلِكَ ve budur wadhālika
ve budur جَزَٰٓؤُا۟ cezası jazāu
cezası ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimlerin l-ẓālimīna
zalimlerin ٢٩ (29)
(29)
Ben, hem benim hem de kendi günahını yüklenip cehennemliklerden olmanı isterim, zulmedenlerin cezası budur".
5:30
فَطَوَّعَتْ
çağırdı
faṭawwaʿat
çağırdı لَهُۥ onu lahu
onu نَفْسُهُۥ nefsi nafsuhu
nefsi قَتْلَ öldürmeye qatla
öldürmeye أَخِيهِ kardeşini akhīhi
kardeşini فَقَتَلَهُۥ ve onu öldürdü faqatalahu
ve onu öldürdü فَأَصْبَحَ böylece oldu fa-aṣbaḥa
böylece oldu مِنَ ziyana uğrayanlardan mina
ziyana uğrayanlardan ٱلْخَـٰسِرِينَ the losers l-khāsirīna
the losers ٣٠ (30)
(30)
çağırdı لَهُۥ onu lahu
onu نَفْسُهُۥ nefsi nafsuhu
nefsi قَتْلَ öldürmeye qatla
öldürmeye أَخِيهِ kardeşini akhīhi
kardeşini فَقَتَلَهُۥ ve onu öldürdü faqatalahu
ve onu öldürdü فَأَصْبَحَ böylece oldu fa-aṣbaḥa
böylece oldu مِنَ ziyana uğrayanlardan mina
ziyana uğrayanlardan ٱلْخَـٰسِرِينَ the losers l-khāsirīna
the losers ٣٠ (30)
(30)
Bunun üzerine, kardeşini öldürmekte nefsine uydu ve onu öldürerek, zarara uğrayanlardan oldu.
5:31
فَبَعَثَ
derken gönderdi
fabaʿatha
derken gönderdi ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah غُرَابًۭا bir karga ghurāban
bir karga يَبْحَثُ eşeleyen yabḥathu
eşeleyen فِى yeri fī
yeri ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth لِيُرِيَهُۥ ona göstermek için liyuriyahu
ona göstermek için كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl يُوَٰرِى gömeceğini yuwārī
gömeceğini سَوْءَةَ cesedini sawata
cesedini أَخِيهِ ۚ kardeşinin akhīhi
kardeşinin قَالَ dedi qāla
dedi يَـٰوَيْلَتَىٰٓ ey! yazık bana yāwaylatā
ey! yazık bana أَعَجَزْتُ aciz miyim aʿajaztu
aciz miyim أَنْ ben olmaya an
ben olmaya أَكُونَ I can be akūna
I can be مِثْلَ gibi mith'la
gibi هَـٰذَا şu hādhā
şu ٱلْغُرَابِ karga l-ghurābi
karga فَأُوَٰرِىَ gömmekten fa-uwāriya
gömmekten سَوْءَةَ cesedini sawata
cesedini أَخِى ۖ kardeşimin akhī
kardeşimin فَأَصْبَحَ ve oldu fa-aṣbaḥa
ve oldu مِنَ pişman olanlardan mina
pişman olanlardan ٱلنَّـٰدِمِينَ the regretful l-nādimīna
the regretful ٣١ (31)
(31)
derken gönderdi ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah غُرَابًۭا bir karga ghurāban
bir karga يَبْحَثُ eşeleyen yabḥathu
eşeleyen فِى yeri fī
yeri ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth لِيُرِيَهُۥ ona göstermek için liyuriyahu
ona göstermek için كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl يُوَٰرِى gömeceğini yuwārī
gömeceğini سَوْءَةَ cesedini sawata
cesedini أَخِيهِ ۚ kardeşinin akhīhi
kardeşinin قَالَ dedi qāla
dedi يَـٰوَيْلَتَىٰٓ ey! yazık bana yāwaylatā
ey! yazık bana أَعَجَزْتُ aciz miyim aʿajaztu
aciz miyim أَنْ ben olmaya an
ben olmaya أَكُونَ I can be akūna
I can be مِثْلَ gibi mith'la
gibi هَـٰذَا şu hādhā
şu ٱلْغُرَابِ karga l-ghurābi
karga فَأُوَٰرِىَ gömmekten fa-uwāriya
gömmekten سَوْءَةَ cesedini sawata
cesedini أَخِى ۖ kardeşimin akhī
kardeşimin فَأَصْبَحَ ve oldu fa-aṣbaḥa
ve oldu مِنَ pişman olanlardan mina
pişman olanlardan ٱلنَّـٰدِمِينَ the regretful l-nādimīna
the regretful ٣١ (31)
(31)
Allah, kardeşinin ölüsünü nasıl gömeceğini göstermek üzere, ona yeri eşeleyen bir karga gönderdi. "Bana yazıklar olsun! Kardeşimin ölüsünü örtmek için bu karga kadar olmaktan aciz kaldım" dedi de ettiğine yananlardan oldu.
5:32
مِنْ
sebeple
min
sebeple أَجْلِ time ajli
time ذَٰلِكَ işte bu dhālika
işte bu كَتَبْنَا yazdık katabnā
yazdık عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine بَنِىٓ oğullarına banī
oğullarına إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail أَنَّهُۥ şüphesiz annahu
şüphesiz مَن kim man
kim قَتَلَ öldürürse qatala
öldürürse نَفْسًۢا bir canı nafsan
bir canı بِغَيْرِ olmaksızın bighayri
olmaksızın نَفْسٍ bir cana karşılık nafsin
bir cana karşılık أَوْ ya da aw
ya da فَسَادٍۢ bozgunculuğa karşı fasādin
bozgunculuğa karşı فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth فَكَأَنَّمَا sanki gibidir faka-annamā
sanki gibidir قَتَلَ öldürmüş qatala
öldürmüş ٱلنَّاسَ insanları l-nāsa
insanları جَمِيعًۭا bütün jamīʿan
bütün وَمَنْ ve kim de waman
ve kim de أَحْيَاهَا onu yaşatırsa aḥyāhā
onu yaşatırsa فَكَأَنَّمَآ gibi olur faka-annamā
gibi olur أَحْيَا yaşatmış aḥyā
yaşatmış ٱلنَّاسَ insanları l-nāsa
insanları جَمِيعًۭا ۚ bütün jamīʿan
bütün وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun جَآءَتْهُمْ onlara getirdiler jāathum
onlara getirdiler رُسُلُنَا elçilerimiz rusulunā
elçilerimiz بِٱلْبَيِّنَـٰتِ açık deliller bil-bayināti
açık deliller ثُمَّ ama thumma
ama إِنَّ muhakkak inna
muhakkak كَثِيرًۭا çoğu kathīran
çoğu مِّنْهُم onlardan min'hum
onlardan بَعْدَ sonra da baʿda
sonra da ذَٰلِكَ bundan dhālika
bundan فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth لَمُسْرِفُونَ israf etmektedirler lamus'rifūna
israf etmektedirler ٣٢ (32)
(32)
sebeple أَجْلِ time ajli
time ذَٰلِكَ işte bu dhālika
işte bu كَتَبْنَا yazdık katabnā
yazdık عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine بَنِىٓ oğullarına banī
oğullarına إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail أَنَّهُۥ şüphesiz annahu
şüphesiz مَن kim man
kim قَتَلَ öldürürse qatala
öldürürse نَفْسًۢا bir canı nafsan
bir canı بِغَيْرِ olmaksızın bighayri
olmaksızın نَفْسٍ bir cana karşılık nafsin
bir cana karşılık أَوْ ya da aw
ya da فَسَادٍۢ bozgunculuğa karşı fasādin
bozgunculuğa karşı فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth فَكَأَنَّمَا sanki gibidir faka-annamā
sanki gibidir قَتَلَ öldürmüş qatala
öldürmüş ٱلنَّاسَ insanları l-nāsa
insanları جَمِيعًۭا bütün jamīʿan
bütün وَمَنْ ve kim de waman
ve kim de أَحْيَاهَا onu yaşatırsa aḥyāhā
onu yaşatırsa فَكَأَنَّمَآ gibi olur faka-annamā
gibi olur أَحْيَا yaşatmış aḥyā
yaşatmış ٱلنَّاسَ insanları l-nāsa
insanları جَمِيعًۭا ۚ bütün jamīʿan
bütün وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun جَآءَتْهُمْ onlara getirdiler jāathum
onlara getirdiler رُسُلُنَا elçilerimiz rusulunā
elçilerimiz بِٱلْبَيِّنَـٰتِ açık deliller bil-bayināti
açık deliller ثُمَّ ama thumma
ama إِنَّ muhakkak inna
muhakkak كَثِيرًۭا çoğu kathīran
çoğu مِّنْهُم onlardan min'hum
onlardan بَعْدَ sonra da baʿda
sonra da ذَٰلِكَ bundan dhālika
bundan فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth لَمُسْرِفُونَ israf etmektedirler lamus'rifūna
israf etmektedirler ٣٢ (32)
(32)
Bunun için İsrailoğullarına şöyle yazdık: "Kim bir kimseyi bir kimseye veya yeryüzünde bozgunculuğa karşılık olmadan öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu diriltirse (ölümden kurtarırsa) bütün insanları diriltmiş gibi olur". And olsun ki, onlara belgelerle peygamberlerimiz geldi, sonra buna rağmen, onların çoğu yeryüzünde taşkınlık edenler oldu.
5:33
إِنَّمَا
şüphesiz
innamā
şüphesiz جَزَٰٓؤُا۟ cezası jazāu
cezası ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin يُحَارِبُونَ savaşanların; yuḥāribūna
savaşanların; ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah وَرَسُولَهُۥ ve elçisiyle warasūlahu
ve elçisiyle وَيَسْعَوْنَ ve çalışanların wayasʿawna
ve çalışanların فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth فَسَادًا bozgunculuk yapmağa fasādan
bozgunculuk yapmağa أَن öldürülmeleri an
öldürülmeleri يُقَتَّلُوٓا۟ they be killed yuqattalū
they be killed أَوْ veya aw
veya يُصَلَّبُوٓا۟ asılmaları yuṣallabū
asılmaları أَوْ yada aw
yada تُقَطَّعَ kesilmesi tuqaṭṭaʿa
kesilmesi أَيْدِيهِمْ ellerinin aydīhim
ellerinin وَأَرْجُلُهُم ve ayaklarının wa-arjuluhum
ve ayaklarının مِّنْ çapraz min
çapraz خِلَـٰفٍ opposite sides khilāfin
opposite sides أَوْ veya aw
veya يُنفَوْا۟ sürülmeleridir yunfaw
sürülmeleridir مِنَ bulundukları yerden mina
bulundukları yerden ٱلْأَرْضِ ۚ the land l-arḍi
the land ذَٰلِكَ bu dhālika
bu لَهُمْ onlar için lahum
onlar için خِزْىٌۭ bir rezilliktir khiz'yun
bir rezilliktir فِى dünyada fī
dünyada ٱلدُّنْيَا ۖ the world l-dun'yā
the world وَلَهُمْ onlara vardır walahum
onlara vardır فِى Âhirette ise fī
Âhirette ise ٱلْـَٔاخِرَةِ the Hereafter l-ākhirati
the Hereafter عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab عَظِيمٌ büyük ʿaẓīmun
büyük ٣٣ (33)
(33)
şüphesiz جَزَٰٓؤُا۟ cezası jazāu
cezası ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin يُحَارِبُونَ savaşanların; yuḥāribūna
savaşanların; ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah وَرَسُولَهُۥ ve elçisiyle warasūlahu
ve elçisiyle وَيَسْعَوْنَ ve çalışanların wayasʿawna
ve çalışanların فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth فَسَادًا bozgunculuk yapmağa fasādan
bozgunculuk yapmağa أَن öldürülmeleri an
öldürülmeleri يُقَتَّلُوٓا۟ they be killed yuqattalū
they be killed أَوْ veya aw
veya يُصَلَّبُوٓا۟ asılmaları yuṣallabū
asılmaları أَوْ yada aw
yada تُقَطَّعَ kesilmesi tuqaṭṭaʿa
kesilmesi أَيْدِيهِمْ ellerinin aydīhim
ellerinin وَأَرْجُلُهُم ve ayaklarının wa-arjuluhum
ve ayaklarının مِّنْ çapraz min
çapraz خِلَـٰفٍ opposite sides khilāfin
opposite sides أَوْ veya aw
veya يُنفَوْا۟ sürülmeleridir yunfaw
sürülmeleridir مِنَ bulundukları yerden mina
bulundukları yerden ٱلْأَرْضِ ۚ the land l-arḍi
the land ذَٰلِكَ bu dhālika
bu لَهُمْ onlar için lahum
onlar için خِزْىٌۭ bir rezilliktir khiz'yun
bir rezilliktir فِى dünyada fī
dünyada ٱلدُّنْيَا ۖ the world l-dun'yā
the world وَلَهُمْ onlara vardır walahum
onlara vardır فِى Âhirette ise fī
Âhirette ise ٱلْـَٔاخِرَةِ the Hereafter l-ākhirati
the Hereafter عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab عَظِيمٌ büyük ʿaẓīmun
büyük ٣٣ (33)
(33)
Allah ve Peygamberiyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuğa uğraşanların cezası öldürülmek veya asılmak yahut çapraz olarak el ve ayakları kesilmek ya da yerlerinden sürülmektir. Bu onlara dünyada bir rezilliktir. Onlara ahirette büyük azab vardır.
5:34
إِلَّا
hariç
illā
hariç ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler تَابُوا۟ tevbe eden(ler) tābū
tevbe eden(ler) مِن önce min
önce قَبْلِ before qabli
before أَن ele geçirmenizden an
ele geçirmenizden تَقْدِرُوا۟ you overpower taqdirū
you overpower عَلَيْهِمْ ۖ onları ʿalayhim
onları فَٱعْلَمُوٓا۟ bilin ki fa-iʿ'lamū
bilin ki أَنَّ muhakkak anna
muhakkak ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır رَّحِيمٌۭ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir ٣٤ (34)
(34)
hariç ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler تَابُوا۟ tevbe eden(ler) tābū
tevbe eden(ler) مِن önce min
önce قَبْلِ before qabli
before أَن ele geçirmenizden an
ele geçirmenizden تَقْدِرُوا۟ you overpower taqdirū
you overpower عَلَيْهِمْ ۖ onları ʿalayhim
onları فَٱعْلَمُوٓا۟ bilin ki fa-iʿ'lamū
bilin ki أَنَّ muhakkak anna
muhakkak ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır رَّحِيمٌۭ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir ٣٤ (34)
(34)
Ancak, onları yakalamanızdan önce tevbe edenler bunun dışındadır. Biliniz ki Allah, bağışlar ve merhamet eder.
5:35
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
yāayyuhā
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) ٱتَّقُوا۟ korkun ittaqū
korkun ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan وَٱبْتَغُوٓا۟ ve arayın wa-ib'taghū
ve arayın إِلَيْهِ O'na ilayhi
O'na ٱلْوَسِيلَةَ yol l-wasīlata
yol وَجَـٰهِدُوا۟ ve cihadedin wajāhidū
ve cihadedin فِى O'nun yolunda fī
O'nun yolunda سَبِيلِهِۦ His way sabīlihi
His way لَعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki تُفْلِحُونَ kurtuluşa erersiniz tuf'liḥūna
kurtuluşa erersiniz ٣٥ (35)
(35)
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) ٱتَّقُوا۟ korkun ittaqū
korkun ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan وَٱبْتَغُوٓا۟ ve arayın wa-ib'taghū
ve arayın إِلَيْهِ O'na ilayhi
O'na ٱلْوَسِيلَةَ yol l-wasīlata
yol وَجَـٰهِدُوا۟ ve cihadedin wajāhidū
ve cihadedin فِى O'nun yolunda fī
O'nun yolunda سَبِيلِهِۦ His way sabīlihi
His way لَعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki تُفْلِحُونَ kurtuluşa erersiniz tuf'liḥūna
kurtuluşa erersiniz ٣٥ (35)
(35)
Ey İnananlar! Allah'tan sakının, O'na ulaşmaya yol arayın, yolunda cihad edin ki kurtulasınız.
5:36
إِنَّ
şüphesiz
inna
şüphesiz ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler) لَوْ eğer law
eğer أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz لَهُم kendilerinin olsa lahum
kendilerinin olsa مَّا olanların mā
olanların فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth جَمِيعًۭا hepsi jamīʿan
hepsi وَمِثْلَهُۥ ve onun bir katı daha wamith'lahu
ve onun bir katı daha مَعَهُۥ onunla beraber maʿahu
onunla beraber لِيَفْتَدُوا۟ fidye verseler liyaftadū
fidye verseler بِهِۦ onu bihi
onu مِنْ azabına karşılık min
azabına karşılık عَذَابِ (the) punishment ʿadhābi
(the) punishment يَوْمِ gününün yawmi
gününün ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet مَا kabul edilmez mā
kabul edilmez تُقُبِّلَ will be accepted tuqubbila
will be accepted مِنْهُمْ ۖ kendilerinden min'hum
kendilerinden وَلَهُمْ ve onlar için vardır walahum
ve onlar için vardır عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab أَلِيمٌۭ acıklı alīmun
acıklı ٣٦ (36)
(36)
şüphesiz ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler) لَوْ eğer law
eğer أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz لَهُم kendilerinin olsa lahum
kendilerinin olsa مَّا olanların mā
olanların فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth جَمِيعًۭا hepsi jamīʿan
hepsi وَمِثْلَهُۥ ve onun bir katı daha wamith'lahu
ve onun bir katı daha مَعَهُۥ onunla beraber maʿahu
onunla beraber لِيَفْتَدُوا۟ fidye verseler liyaftadū
fidye verseler بِهِۦ onu bihi
onu مِنْ azabına karşılık min
azabına karşılık عَذَابِ (the) punishment ʿadhābi
(the) punishment يَوْمِ gününün yawmi
gününün ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet مَا kabul edilmez mā
kabul edilmez تُقُبِّلَ will be accepted tuqubbila
will be accepted مِنْهُمْ ۖ kendilerinden min'hum
kendilerinden وَلَهُمْ ve onlar için vardır walahum
ve onlar için vardır عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab أَلِيمٌۭ acıklı alīmun
acıklı ٣٦ (36)
(36)
Doğrusu, yeryüzünde olan bütün şeyler ve onların bir katı daha kafirlerin olsa da, kıyamet gününün azabından kurtulmak için fidye verseler kabul edilmez. Onlara elem verici azab vardır.
5:37
يُرِيدُونَ
isterler
yurīdūna
isterler أَن çıkmak an
çıkmak يَخْرُجُوا۟ they come out yakhrujū
they come out مِنَ ateşten mina
ateşten ٱلنَّارِ the Fire l-nāri
the Fire وَمَا ve değillerdir wamā
ve değillerdir هُم onlar hum
onlar بِخَـٰرِجِينَ çıkacak bikhārijīna
çıkacak مِنْهَا ۖ oradan min'hā
oradan وَلَهُمْ ve onlar için vardır walahum
ve onlar için vardır عَذَابٌۭ bir azab ʿadhābun
bir azab مُّقِيمٌۭ sürekli muqīmun
sürekli ٣٧ (37)
(37)
isterler أَن çıkmak an
çıkmak يَخْرُجُوا۟ they come out yakhrujū
they come out مِنَ ateşten mina
ateşten ٱلنَّارِ the Fire l-nāri
the Fire وَمَا ve değillerdir wamā
ve değillerdir هُم onlar hum
onlar بِخَـٰرِجِينَ çıkacak bikhārijīna
çıkacak مِنْهَا ۖ oradan min'hā
oradan وَلَهُمْ ve onlar için vardır walahum
ve onlar için vardır عَذَابٌۭ bir azab ʿadhābun
bir azab مُّقِيمٌۭ sürekli muqīmun
sürekli ٣٧ (37)
(37)
Ateşten çıkmak isterler, çıkamazlar. Onlara sürekli azab vardır.
5:38
وَٱلسَّارِقُ
ve hırsızlık eden erkeğin
wal-sāriqu
ve hırsızlık eden erkeğin وَٱلسَّارِقَةُ ve hırsızlık eden kadının wal-sāriqatu
ve hırsızlık eden kadının فَٱقْطَعُوٓا۟ kesin fa-iq'ṭaʿū
kesin أَيْدِيَهُمَا ellerini aydiyahumā
ellerini جَزَآءًۢ bir ceza olarak jazāan
bir ceza olarak بِمَا karşılık bimā
karşılık كَسَبَا yaptıklarına kasabā
yaptıklarına نَكَـٰلًۭا ibret verici nakālan
ibret verici مِّنَ Allahtan mina
Allahtan ٱللَّهِ ۗ Allah l-lahi
Allah وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah عَزِيزٌ daima üstündür ʿazīzun
daima üstündür حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmet sahibidir ٣٨ (38)
(38)
ve hırsızlık eden erkeğin وَٱلسَّارِقَةُ ve hırsızlık eden kadının wal-sāriqatu
ve hırsızlık eden kadının فَٱقْطَعُوٓا۟ kesin fa-iq'ṭaʿū
kesin أَيْدِيَهُمَا ellerini aydiyahumā
ellerini جَزَآءًۢ bir ceza olarak jazāan
bir ceza olarak بِمَا karşılık bimā
karşılık كَسَبَا yaptıklarına kasabā
yaptıklarına نَكَـٰلًۭا ibret verici nakālan
ibret verici مِّنَ Allahtan mina
Allahtan ٱللَّهِ ۗ Allah l-lahi
Allah وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah عَزِيزٌ daima üstündür ʿazīzun
daima üstündür حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmet sahibidir ٣٨ (38)
(38)
Erkek hırsız ve kadın hırsızın, yaptıklarından ötürü Allah tarafından ibret verici bir ceza olarak, ellerini kesin. Allah Güçlü'dür, Hakim'dir.
5:39
فَمَن
kim
faman
kim تَابَ tevbe eder tāba
tevbe eder مِنۢ sonra min
sonra بَعْدِ after baʿdi
after ظُلْمِهِۦ yaptığı haksızlıktan ẓul'mihi
yaptığı haksızlıktan وَأَصْلَحَ ve uslanırsa wa-aṣlaḥa
ve uslanırsa فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah يَتُوبُ tevbesini kabul eder yatūbu
tevbesini kabul eder عَلَيْهِ ۗ onun ʿalayhi
onun إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah غَفُورٌۭ bağışlayan ghafūrun
bağışlayan رَّحِيمٌ acıyandır raḥīmun
acıyandır ٣٩ (39)
(39)
kim تَابَ tevbe eder tāba
tevbe eder مِنۢ sonra min
sonra بَعْدِ after baʿdi
after ظُلْمِهِۦ yaptığı haksızlıktan ẓul'mihi
yaptığı haksızlıktan وَأَصْلَحَ ve uslanırsa wa-aṣlaḥa
ve uslanırsa فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah يَتُوبُ tevbesini kabul eder yatūbu
tevbesini kabul eder عَلَيْهِ ۗ onun ʿalayhi
onun إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah غَفُورٌۭ bağışlayan ghafūrun
bağışlayan رَّحِيمٌ acıyandır raḥīmun
acıyandır ٣٩ (39)
(39)
Ettiği zulümden sonra tevbe edip düzelen kimse, bilsin ki Allah onun tevbesini kabul eder. Allah şüphesiz Bağışlayan'dır, merhametli olandır.
5:40
أَلَمْ
bilmez misin ki
alam
bilmez misin ki تَعْلَمْ you know taʿlam
you know أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a لَهُۥ aittir lahu
aittir مُلْكُ mülkü mul'ku
mülkü ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin يُعَذِّبُ azabeder yuʿadhibu
azabeder مَن kimseye man
kimseye يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği وَيَغْفِرُ ve bağışlar wayaghfiru
ve bağışlar لِمَن kimseyi liman
kimseyi يَشَآءُ ۗ dilediği yashāu
dilediği وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine كُلِّ her kulli
her شَىْءٍۢ şey shayin
şey قَدِيرٌۭ kadirdir qadīrun
kadirdir ٤٠ (40)
(40)
bilmez misin ki تَعْلَمْ you know taʿlam
you know أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a لَهُۥ aittir lahu
aittir مُلْكُ mülkü mul'ku
mülkü ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin يُعَذِّبُ azabeder yuʿadhibu
azabeder مَن kimseye man
kimseye يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği وَيَغْفِرُ ve bağışlar wayaghfiru
ve bağışlar لِمَن kimseyi liman
kimseyi يَشَآءُ ۗ dilediği yashāu
dilediği وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine كُلِّ her kulli
her شَىْءٍۢ şey shayin
şey قَدِيرٌۭ kadirdir qadīrun
kadirdir ٤٠ (40)
(40)
Göklerin ve yerin hükümranlığının Allah'ın olduğunu bilmiyor musun? Dilediğine azabeder, dilediğini bağışlar. Allah her şeye Kadir'dir.
5:41
۞ يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
yāayyuhā
Ey ٱلرَّسُولُ Elçi l-rasūlu
Elçi لَا seni üzmesin lā
seni üzmesin يَحْزُنكَ grieve you yaḥzunka
grieve you ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler يُسَـٰرِعُونَ yarış eden(ler) yusāriʿūna
yarış eden(ler) فِى küfürde fī
küfürde ٱلْكُفْرِ [the] disbelief l-kuf'ri
[the] disbelief مِنَ onlar ki mina
onlar ki ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who قَالُوٓا۟ derler qālū
derler ءَامَنَّا inandık āmannā
inandık بِأَفْوَٰهِهِمْ ağızlariyle bi-afwāhihim
ağızlariyle وَلَمْ inanmamış iken walam
inanmamış iken تُؤْمِن believe tu'min
believe قُلُوبُهُمْ ۛ kalbleri qulūbuhum
kalbleri وَمِنَ ve arasında wamina
ve arasında ٱلَّذِينَ olanlar alladhīna
olanlar هَادُوا۟ ۛ yahudi(ler) hādū
yahudi(ler) سَمَّـٰعُونَ kulak verirler sammāʿūna
kulak verirler لِلْكَذِبِ yalana lil'kadhibi
yalana سَمَّـٰعُونَ kulak verirler sammāʿūna
kulak verirler لِقَوْمٍ bir kavme liqawmin
bir kavme ءَاخَرِينَ başka ākharīna
başka لَمْ sana gelmemiş olan lam
sana gelmemiş olan يَأْتُوكَ ۖ come to you yatūka
come to you يُحَرِّفُونَ onlar kaydırırlar yuḥarrifūna
onlar kaydırırlar ٱلْكَلِمَ kelimeleri l-kalima
kelimeleri مِنۢ bazısının min
bazısının بَعْدِ after baʿdi
after مَوَاضِعِهِۦ ۖ yerlerinden mawāḍiʿihi
yerlerinden يَقُولُونَ derler yaqūlūna
derler إِنْ eğer in
eğer أُوتِيتُمْ size verilirse ūtītum
size verilirse هَـٰذَا bu hādhā
bu فَخُذُوهُ alın fakhudhūhu
alın وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer لَّمْ verilmezse lam
verilmezse تُؤْتَوْهُ you are given it tu'tawhu
you are given it فَٱحْذَرُوا۟ ۚ sakının fa-iḥ'dharū
sakının وَمَن ve birini waman
ve birini يُرِدِ isterse yuridi
isterse ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah فِتْنَتَهُۥ şaşırtmak fit'natahu
şaşırtmak فَلَن sen yapamazsın falan
sen yapamazsın تَمْلِكَ will you have power tamlika
will you have power لَهُۥ onun için lahu
onun için مِنَ karşı mina
karşı ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a شَيْـًٔا ۚ hiçbir şey shayan
hiçbir şey أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar ٱلَّذِينَ o kimseler ki alladhīna
o kimseler ki لَمْ istememiştir lam
istememiştir يُرِدِ will intend yuridi
will intend ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah أَن temizlemesini an
temizlemesini يُطَهِّرَ He purifies yuṭahhira
He purifies قُلُوبَهُمْ ۚ kalblerini qulūbahum
kalblerini لَهُمْ onlar için vardır lahum
onlar için vardır فِى dünyada fī
dünyada ٱلدُّنْيَا the world l-dun'yā
the world خِزْىٌۭ ۖ rezillik khiz'yun
rezillik وَلَهُمْ ve onlar için vardır walahum
ve onlar için vardır فِى ahirette de fī
ahirette de ٱلْـَٔاخِرَةِ the Hereafter l-ākhirati
the Hereafter عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab عَظِيمٌۭ büyük ʿaẓīmun
büyük ٤١ (41)
(41)
Ey ٱلرَّسُولُ Elçi l-rasūlu
Elçi لَا seni üzmesin lā
seni üzmesin يَحْزُنكَ grieve you yaḥzunka
grieve you ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler يُسَـٰرِعُونَ yarış eden(ler) yusāriʿūna
yarış eden(ler) فِى küfürde fī
küfürde ٱلْكُفْرِ [the] disbelief l-kuf'ri
[the] disbelief مِنَ onlar ki mina
onlar ki ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who قَالُوٓا۟ derler qālū
derler ءَامَنَّا inandık āmannā
inandık بِأَفْوَٰهِهِمْ ağızlariyle bi-afwāhihim
ağızlariyle وَلَمْ inanmamış iken walam
inanmamış iken تُؤْمِن believe tu'min
believe قُلُوبُهُمْ ۛ kalbleri qulūbuhum
kalbleri وَمِنَ ve arasında wamina
ve arasında ٱلَّذِينَ olanlar alladhīna
olanlar هَادُوا۟ ۛ yahudi(ler) hādū
yahudi(ler) سَمَّـٰعُونَ kulak verirler sammāʿūna
kulak verirler لِلْكَذِبِ yalana lil'kadhibi
yalana سَمَّـٰعُونَ kulak verirler sammāʿūna
kulak verirler لِقَوْمٍ bir kavme liqawmin
bir kavme ءَاخَرِينَ başka ākharīna
başka لَمْ sana gelmemiş olan lam
sana gelmemiş olan يَأْتُوكَ ۖ come to you yatūka
come to you يُحَرِّفُونَ onlar kaydırırlar yuḥarrifūna
onlar kaydırırlar ٱلْكَلِمَ kelimeleri l-kalima
kelimeleri مِنۢ bazısının min
bazısının بَعْدِ after baʿdi
after مَوَاضِعِهِۦ ۖ yerlerinden mawāḍiʿihi
yerlerinden يَقُولُونَ derler yaqūlūna
derler إِنْ eğer in
eğer أُوتِيتُمْ size verilirse ūtītum
size verilirse هَـٰذَا bu hādhā
bu فَخُذُوهُ alın fakhudhūhu
alın وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer لَّمْ verilmezse lam
verilmezse تُؤْتَوْهُ you are given it tu'tawhu
you are given it فَٱحْذَرُوا۟ ۚ sakının fa-iḥ'dharū
sakının وَمَن ve birini waman
ve birini يُرِدِ isterse yuridi
isterse ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah فِتْنَتَهُۥ şaşırtmak fit'natahu
şaşırtmak فَلَن sen yapamazsın falan
sen yapamazsın تَمْلِكَ will you have power tamlika
will you have power لَهُۥ onun için lahu
onun için مِنَ karşı mina
karşı ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a شَيْـًٔا ۚ hiçbir şey shayan
hiçbir şey أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar ٱلَّذِينَ o kimseler ki alladhīna
o kimseler ki لَمْ istememiştir lam
istememiştir يُرِدِ will intend yuridi
will intend ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah أَن temizlemesini an
temizlemesini يُطَهِّرَ He purifies yuṭahhira
He purifies قُلُوبَهُمْ ۚ kalblerini qulūbahum
kalblerini لَهُمْ onlar için vardır lahum
onlar için vardır فِى dünyada fī
dünyada ٱلدُّنْيَا the world l-dun'yā
the world خِزْىٌۭ ۖ rezillik khiz'yun
rezillik وَلَهُمْ ve onlar için vardır walahum
ve onlar için vardır فِى ahirette de fī
ahirette de ٱلْـَٔاخِرَةِ the Hereafter l-ākhirati
the Hereafter عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab عَظِيمٌۭ büyük ʿaẓīmun
büyük ٤١ (41)
(41)
Kalbleri inanmamışken, ağızlarıyla, "İnandık" diyenler, yahudilerden yalana kulak verenler ve başka bir topluluk hesabına casusluk edenlerden inkara koşanlar seni üzmesin. Sözleri asıl yerlerinden değiştirirler de, "Böyle bir fetva size verilirse alın, verilmezse kaçının" derler. Allah'ın fitneye düşmesini dilediği kimse için Allah'a karşı senin elinden bir şey gelmez. İşte onlar Allah'ın, kalblerini arıtmak istemediği kimselerdir. Dünyada rezillik onlaradır. Onlara ahirette de büyük azab vardır.
5:42
سَمَّـٰعُونَ
kulak verirler
sammāʿūna
kulak verirler لِلْكَذِبِ yalana lil'kadhibi
yalana أَكَّـٰلُونَ yerler akkālūna
yerler لِلسُّحْتِ ۚ haram lilssuḥ'ti
haram فَإِن eğer fa-in
eğer جَآءُوكَ sana gelirlerse jāūka
sana gelirlerse فَٱحْكُم hüküm ver fa-uḥ'kum
hüküm ver بَيْنَهُمْ aralarında baynahum
aralarında أَوْ yada aw
yada أَعْرِضْ yüz çevir aʿriḍ
yüz çevir عَنْهُمْ ۖ onlardan ʿanhum
onlardan وَإِن eğer wa-in
eğer تُعْرِضْ yüz çevirirsen tuʿ'riḍ
yüz çevirirsen عَنْهُمْ onlardan ʿanhum
onlardan فَلَن asla falan
asla يَضُرُّوكَ sana zarar veremezler yaḍurrūka
sana zarar veremezler شَيْـًۭٔا ۖ hiçbir shayan
hiçbir وَإِنْ ve eğer wa-in
ve eğer حَكَمْتَ hüküm verirsen ḥakamta
hüküm verirsen فَٱحْكُم hüküm ver fa-uḥ'kum
hüküm ver بَيْنَهُم aralarında baynahum
aralarında بِٱلْقِسْطِ ۚ adaletle bil-qis'ṭi
adaletle إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah يُحِبُّ sever yuḥibbu
sever ٱلْمُقْسِطِينَ adalet yapanları l-muq'siṭīna
adalet yapanları ٤٢ (42)
(42)
kulak verirler لِلْكَذِبِ yalana lil'kadhibi
yalana أَكَّـٰلُونَ yerler akkālūna
yerler لِلسُّحْتِ ۚ haram lilssuḥ'ti
haram فَإِن eğer fa-in
eğer جَآءُوكَ sana gelirlerse jāūka
sana gelirlerse فَٱحْكُم hüküm ver fa-uḥ'kum
hüküm ver بَيْنَهُمْ aralarında baynahum
aralarında أَوْ yada aw
yada أَعْرِضْ yüz çevir aʿriḍ
yüz çevir عَنْهُمْ ۖ onlardan ʿanhum
onlardan وَإِن eğer wa-in
eğer تُعْرِضْ yüz çevirirsen tuʿ'riḍ
yüz çevirirsen عَنْهُمْ onlardan ʿanhum
onlardan فَلَن asla falan
asla يَضُرُّوكَ sana zarar veremezler yaḍurrūka
sana zarar veremezler شَيْـًۭٔا ۖ hiçbir shayan
hiçbir وَإِنْ ve eğer wa-in
ve eğer حَكَمْتَ hüküm verirsen ḥakamta
hüküm verirsen فَٱحْكُم hüküm ver fa-uḥ'kum
hüküm ver بَيْنَهُم aralarında baynahum
aralarında بِٱلْقِسْطِ ۚ adaletle bil-qis'ṭi
adaletle إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah يُحِبُّ sever yuḥibbu
sever ٱلْمُقْسِطِينَ adalet yapanları l-muq'siṭīna
adalet yapanları ٤٢ (42)
(42)
Onlar yalana kulak verirler, haram yerler. Eğer sana gelirlerse aralarında hükmet, yahut onlardan yüz çevir; yüz çevirirsen sana bir zarar veremezler. Eğer hükmedersen aralarında adaletle hüküm ver. Allah adil olanları sever.
5:43
وَكَيْفَ
ve nasıl
wakayfa
ve nasıl يُحَكِّمُونَكَ seni hakem yapıyorlar yuḥakkimūnaka
seni hakem yapıyorlar وَعِندَهُمُ yanlarında dururken waʿindahumu
yanlarında dururken ٱلتَّوْرَىٰةُ Tevrat l-tawrātu
Tevrat فِيهَا içinde bulunan fīhā
içinde bulunan حُكْمُ hükmü ḥuk'mu
hükmü ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ثُمَّ sonra thumma
sonra يَتَوَلَّوْنَ dönüyorlar yatawallawna
dönüyorlar مِنۢ sonra da min
sonra da بَعْدِ after baʿdi
after ذَٰلِكَ ۚ ondan dhālika
ondan وَمَآ değillerdir wamā
değillerdir أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar ulāika
onlar بِٱلْمُؤْمِنِينَ inanıyor bil-mu'minīna
inanıyor ٤٣ (43)
(43)
ve nasıl يُحَكِّمُونَكَ seni hakem yapıyorlar yuḥakkimūnaka
seni hakem yapıyorlar وَعِندَهُمُ yanlarında dururken waʿindahumu
yanlarında dururken ٱلتَّوْرَىٰةُ Tevrat l-tawrātu
Tevrat فِيهَا içinde bulunan fīhā
içinde bulunan حُكْمُ hükmü ḥuk'mu
hükmü ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ثُمَّ sonra thumma
sonra يَتَوَلَّوْنَ dönüyorlar yatawallawna
dönüyorlar مِنۢ sonra da min
sonra da بَعْدِ after baʿdi
after ذَٰلِكَ ۚ ondan dhālika
ondan وَمَآ değillerdir wamā
değillerdir أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar ulāika
onlar بِٱلْمُؤْمِنِينَ inanıyor bil-mu'minīna
inanıyor ٤٣ (43)
(43)
Allah'ın hükmünün bulunduğu Tevrat yanlarında iken, ne yüzle seni hakem tayin ediyorlar da sonra bundan yüz çeviriyorlar? İşte onlar inanmış değillerdir.
5:44
إِنَّآ
gerçekten
innā
gerçekten أَنزَلْنَا biz indirdik anzalnā
biz indirdik ٱلتَّوْرَىٰةَ Tevrat'ı l-tawrāta
Tevrat'ı فِيهَا onda vardır fīhā
onda vardır هُدًۭى yol gösterme hudan
yol gösterme وَنُورٌۭ ۚ ve nur wanūrun
ve nur يَحْكُمُ hüküm verirlerdi yaḥkumu
hüküm verirlerdi بِهَا onunla bihā
onunla ٱلنَّبِيُّونَ peygamberler l-nabiyūna
peygamberler ٱلَّذِينَ öyle ki alladhīna
öyle ki أَسْلَمُوا۟ İslam olmuş aslamū
İslam olmuş لِلَّذِينَ kimselere lilladhīna
kimselere هَادُوا۟ yahudi(lere) hādū
yahudi(lere) وَٱلرَّبَّـٰنِيُّونَ ve Rabbanilere wal-rabāniyūna
ve Rabbanilere وَٱلْأَحْبَارُ ve alimlere wal-aḥbāru
ve alimlere بِمَا dolayı bimā
dolayı ٱسْتُحْفِظُوا۟ korumakla görevlendirildiklerinden us'tuḥ'fiẓū
korumakla görevlendirildiklerinden مِن Kitabını min
Kitabını كِتَـٰبِ (the) Book kitābi
(the) Book ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın وَكَانُوا۟ idiler wakānū
idiler عَلَيْهِ onun üzerine ʿalayhi
onun üzerine شُهَدَآءَ ۚ şahitler shuhadāa
şahitler فَلَا korkmayın falā
korkmayın تَخْشَوُا۟ fear takhshawū
fear ٱلنَّاسَ insanlardan l-nāsa
insanlardan وَٱخْشَوْنِ benden korkun wa-ikh'shawni
benden korkun وَلَا ve satmayın walā
ve satmayın تَشْتَرُوا۟ sell tashtarū
sell بِـَٔايَـٰتِى benim ayetlerimi biāyātī
benim ayetlerimi ثَمَنًۭا bir paraya thamanan
bir paraya قَلِيلًۭا ۚ azıcık qalīlan
azıcık وَمَن ve kim waman
ve kim لَّمْ hükmetmezse lam
hükmetmezse يَحْكُم judge yaḥkum
judge بِمَآ ile bimā
ile أَنزَلَ indirdiği anzala
indirdiği ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte fa-ulāika
işte هُمُ onlar humu
onlar ٱلْكَـٰفِرُونَ kafirlerdir l-kāfirūna
kafirlerdir ٤٤ (44)
(44)
gerçekten أَنزَلْنَا biz indirdik anzalnā
biz indirdik ٱلتَّوْرَىٰةَ Tevrat'ı l-tawrāta
Tevrat'ı فِيهَا onda vardır fīhā
onda vardır هُدًۭى yol gösterme hudan
yol gösterme وَنُورٌۭ ۚ ve nur wanūrun
ve nur يَحْكُمُ hüküm verirlerdi yaḥkumu
hüküm verirlerdi بِهَا onunla bihā
onunla ٱلنَّبِيُّونَ peygamberler l-nabiyūna
peygamberler ٱلَّذِينَ öyle ki alladhīna
öyle ki أَسْلَمُوا۟ İslam olmuş aslamū
İslam olmuş لِلَّذِينَ kimselere lilladhīna
kimselere هَادُوا۟ yahudi(lere) hādū
yahudi(lere) وَٱلرَّبَّـٰنِيُّونَ ve Rabbanilere wal-rabāniyūna
ve Rabbanilere وَٱلْأَحْبَارُ ve alimlere wal-aḥbāru
ve alimlere بِمَا dolayı bimā
dolayı ٱسْتُحْفِظُوا۟ korumakla görevlendirildiklerinden us'tuḥ'fiẓū
korumakla görevlendirildiklerinden مِن Kitabını min
Kitabını كِتَـٰبِ (the) Book kitābi
(the) Book ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın وَكَانُوا۟ idiler wakānū
idiler عَلَيْهِ onun üzerine ʿalayhi
onun üzerine شُهَدَآءَ ۚ şahitler shuhadāa
şahitler فَلَا korkmayın falā
korkmayın تَخْشَوُا۟ fear takhshawū
fear ٱلنَّاسَ insanlardan l-nāsa
insanlardan وَٱخْشَوْنِ benden korkun wa-ikh'shawni
benden korkun وَلَا ve satmayın walā
ve satmayın تَشْتَرُوا۟ sell tashtarū
sell بِـَٔايَـٰتِى benim ayetlerimi biāyātī
benim ayetlerimi ثَمَنًۭا bir paraya thamanan
bir paraya قَلِيلًۭا ۚ azıcık qalīlan
azıcık وَمَن ve kim waman
ve kim لَّمْ hükmetmezse lam
hükmetmezse يَحْكُم judge yaḥkum
judge بِمَآ ile bimā
ile أَنزَلَ indirdiği anzala
indirdiği ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte fa-ulāika
işte هُمُ onlar humu
onlar ٱلْكَـٰفِرُونَ kafirlerdir l-kāfirūna
kafirlerdir ٤٤ (44)
(44)
Doğrusu Biz yol gösterici olarak Tevrat'ı indirdik. Kendisini Allah'a teslim etmiş peygamberler, yahudi olanlara onunla ve Rabbe kul olanlar, bilginler de Allah'ın Kitap'ından elde mahfuz kalanla hükmederlerdi. Tevrat'a şahiddiler. O halde insanlardan korkmayın, benden korkun, ayetlerimi hiçbir değerle değiştirmeyin; Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar kafirlerdir.
5:45
وَكَتَبْنَا
ve yazdık
wakatabnā
ve yazdık عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara فِيهَآ onda fīhā
onda أَنَّ mukakkak anna
mukakkak ٱلنَّفْسَ cana l-nafsa
cana بِٱلنَّفْسِ can bil-nafsi
can وَٱلْعَيْنَ ve göze wal-ʿayna
ve göze بِٱلْعَيْنِ göz bil-ʿayni
göz وَٱلْأَنفَ ve buruna wal-anfa
ve buruna بِٱلْأَنفِ burun bil-anfi
burun وَٱلْأُذُنَ ve kulağa wal-udhuna
ve kulağa بِٱلْأُذُنِ kulak bil-udhuni
kulak وَٱلسِّنَّ ve dişe wal-sina
ve dişe بِٱلسِّنِّ diş bil-sini
diş وَٱلْجُرُوحَ ve yaralara wal-jurūḥa
ve yaralara قِصَاصٌۭ ۚ kısas qiṣāṣun
kısas فَمَن kim faman
kim تَصَدَّقَ bağışlarsa taṣaddaqa
bağışlarsa بِهِۦ bunu bihi
bunu فَهُوَ o fahuwa
o كَفَّارَةٌۭ keffaret olur kaffāratun
keffaret olur لَّهُۥ ۚ kendisi için lahu
kendisi için وَمَن ve kim waman
ve kim لَّمْ hükmetmezse lam
hükmetmezse يَحْكُم judge yaḥkum
judge بِمَآ ile bimā
ile أَنزَلَ indirdiği anzala
indirdiği ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte fa-ulāika
işte هُمُ onlar humu
onlar ٱلظَّـٰلِمُونَ zalimlerdir l-ẓālimūna
zalimlerdir ٤٥ (45)
(45)
ve yazdık عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara فِيهَآ onda fīhā
onda أَنَّ mukakkak anna
mukakkak ٱلنَّفْسَ cana l-nafsa
cana بِٱلنَّفْسِ can bil-nafsi
can وَٱلْعَيْنَ ve göze wal-ʿayna
ve göze بِٱلْعَيْنِ göz bil-ʿayni
göz وَٱلْأَنفَ ve buruna wal-anfa
ve buruna بِٱلْأَنفِ burun bil-anfi
burun وَٱلْأُذُنَ ve kulağa wal-udhuna
ve kulağa بِٱلْأُذُنِ kulak bil-udhuni
kulak وَٱلسِّنَّ ve dişe wal-sina
ve dişe بِٱلسِّنِّ diş bil-sini
diş وَٱلْجُرُوحَ ve yaralara wal-jurūḥa
ve yaralara قِصَاصٌۭ ۚ kısas qiṣāṣun
kısas فَمَن kim faman
kim تَصَدَّقَ bağışlarsa taṣaddaqa
bağışlarsa بِهِۦ bunu bihi
bunu فَهُوَ o fahuwa
o كَفَّارَةٌۭ keffaret olur kaffāratun
keffaret olur لَّهُۥ ۚ kendisi için lahu
kendisi için وَمَن ve kim waman
ve kim لَّمْ hükmetmezse lam
hükmetmezse يَحْكُم judge yaḥkum
judge بِمَآ ile bimā
ile أَنزَلَ indirdiği anzala
indirdiği ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte fa-ulāika
işte هُمُ onlar humu
onlar ٱلظَّـٰلِمُونَ zalimlerdir l-ẓālimūna
zalimlerdir ٤٥ (45)
(45)
Orada onlara cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe dişle ve yaralara karşılıklı ödeşme yazdık. Kim hakkından vazgeçerse bu, onun günahlarına keffaret olur. Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar zalimlerdir.
5:46
وَقَفَّيْنَا
ve gönderdik
waqaffaynā
ve gönderdik عَلَىٰٓ üzerine ʿalā
üzerine ءَاثَـٰرِهِم onların ardından āthārihim
onların ardından بِعِيسَى Îsa'yı biʿīsā
Îsa'yı ٱبْنِ oğlu ib'ni
oğlu مَرْيَمَ Meryem maryama
Meryem مُصَدِّقًۭا doğrulayıcı olarak muṣaddiqan
doğrulayıcı olarak لِّمَا olan limā
olan بَيْنَ ellerinde bayna
ellerinde يَدَيْهِ his hands yadayhi
his hands مِنَ Tevrat'ı mina
Tevrat'ı ٱلتَّوْرَىٰةِ ۖ the Taurat l-tawrāti
the Taurat وَءَاتَيْنَـٰهُ ve ona verdik waātaynāhu
ve ona verdik ٱلْإِنجِيلَ İncil'i l-injīla
İncil'i فِيهِ içinde bulunan fīhi
içinde bulunan هُدًۭى yol gösterme hudan
yol gösterme وَنُورٌۭ ve nur wanūrun
ve nur وَمُصَدِّقًۭا ve doğrulayan wamuṣaddiqan
ve doğrulayan لِّمَا olan limā
olan بَيْنَ ellerinde bayna
ellerinde يَدَيْهِ his hands yadayhi
his hands مِنَ Tevrat'ı mina
Tevrat'ı ٱلتَّوْرَىٰةِ the Taurat l-tawrāti
the Taurat وَهُدًۭى ve yol gösterici wahudan
ve yol gösterici وَمَوْعِظَةًۭ ve öğüt wamawʿiẓatan
ve öğüt لِّلْمُتَّقِينَ korunanlar için lil'muttaqīna
korunanlar için ٤٦ (46)
(46)
ve gönderdik عَلَىٰٓ üzerine ʿalā
üzerine ءَاثَـٰرِهِم onların ardından āthārihim
onların ardından بِعِيسَى Îsa'yı biʿīsā
Îsa'yı ٱبْنِ oğlu ib'ni
oğlu مَرْيَمَ Meryem maryama
Meryem مُصَدِّقًۭا doğrulayıcı olarak muṣaddiqan
doğrulayıcı olarak لِّمَا olan limā
olan بَيْنَ ellerinde bayna
ellerinde يَدَيْهِ his hands yadayhi
his hands مِنَ Tevrat'ı mina
Tevrat'ı ٱلتَّوْرَىٰةِ ۖ the Taurat l-tawrāti
the Taurat وَءَاتَيْنَـٰهُ ve ona verdik waātaynāhu
ve ona verdik ٱلْإِنجِيلَ İncil'i l-injīla
İncil'i فِيهِ içinde bulunan fīhi
içinde bulunan هُدًۭى yol gösterme hudan
yol gösterme وَنُورٌۭ ve nur wanūrun
ve nur وَمُصَدِّقًۭا ve doğrulayan wamuṣaddiqan
ve doğrulayan لِّمَا olan limā
olan بَيْنَ ellerinde bayna
ellerinde يَدَيْهِ his hands yadayhi
his hands مِنَ Tevrat'ı mina
Tevrat'ı ٱلتَّوْرَىٰةِ the Taurat l-tawrāti
the Taurat وَهُدًۭى ve yol gösterici wahudan
ve yol gösterici وَمَوْعِظَةًۭ ve öğüt wamawʿiẓatan
ve öğüt لِّلْمُتَّقِينَ korunanlar için lil'muttaqīna
korunanlar için ٤٦ (46)
(46)
Onların izi üzerine arkalarından Meryem oğlu İsa'yı, ondan önce gelmiş bulunan Tevrat'ı doğrulayarak gönderdik. Ona, yol gösterici, aydınlatıcı olan ve önünde bulunan Tevrat'ı doğrulayan İncil'i sakınanlara öğüt ve yol gösterici olarak verdik.
5:47
وَلْيَحْكُمْ
hükmetsinler
walyaḥkum
hükmetsinler أَهْلُ sahipleri ahlu
sahipleri ٱلْإِنجِيلِ İncil l-injīli
İncil بِمَآ ile bimā
ile أَنزَلَ indirdiği anzala
indirdiği ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın فِيهِ ۚ onda fīhi
onda وَمَن ve kim waman
ve kim لَّمْ hükmetmezse lam
hükmetmezse يَحْكُم judge yaḥkum
judge بِمَآ ilr bimā
ilr أَنزَلَ indirdiği anzala
indirdiği ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte fa-ulāika
işte هُمُ onlar humu
onlar ٱلْفَـٰسِقُونَ fasıklardır l-fāsiqūna
fasıklardır ٤٧ (47)
(47)
hükmetsinler أَهْلُ sahipleri ahlu
sahipleri ٱلْإِنجِيلِ İncil l-injīli
İncil بِمَآ ile bimā
ile أَنزَلَ indirdiği anzala
indirdiği ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın فِيهِ ۚ onda fīhi
onda وَمَن ve kim waman
ve kim لَّمْ hükmetmezse lam
hükmetmezse يَحْكُم judge yaḥkum
judge بِمَآ ilr bimā
ilr أَنزَلَ indirdiği anzala
indirdiği ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte fa-ulāika
işte هُمُ onlar humu
onlar ٱلْفَـٰسِقُونَ fasıklardır l-fāsiqūna
fasıklardır ٤٧ (47)
(47)
İncil sahibleri Allah'ın onda indirdikleri ile hükmetsinler. Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar fasık olanlardır.
5:48
وَأَنزَلْنَآ
ve indirdik
wa-anzalnā
ve indirdik إِلَيْكَ sana ilayka
sana ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı بِٱلْحَقِّ gerçekle bil-ḥaqi
gerçekle مُصَدِّقًۭا doğrulayıcı muṣaddiqan
doğrulayıcı لِّمَا bulunan limā
bulunan بَيْنَ ellerinde bayna
ellerinde يَدَيْهِ his hands yadayhi
his hands مِنَ Kitabı mina
Kitabı ٱلْكِتَـٰبِ the Book l-kitābi
the Book وَمُهَيْمِنًا ve kollayıp koruyucu olarak wamuhayminan
ve kollayıp koruyucu olarak عَلَيْهِ ۖ onu ʿalayhi
onu فَٱحْكُم artık hükmet fa-uḥ'kum
artık hükmet بَيْنَهُم onların aralarında baynahum
onların aralarında بِمَآ ile bimā
ile أَنزَلَ indirdiği anzala
indirdiği ٱللَّهُ ۖ Allah'ın l-lahu
Allah'ın وَلَا ve uyma walā
ve uyma تَتَّبِعْ follow tattabiʿ
follow أَهْوَآءَهُمْ onların keyiflerine ahwāahum
onların keyiflerine عَمَّا sana gelen ʿammā
sana gelen جَآءَكَ has come to you jāaka
has come to you مِنَ gerçek(ten ayrılıp) mina
gerçek(ten ayrılıp) ٱلْحَقِّ ۚ the truth l-ḥaqi
the truth لِكُلٍّۢ her biriniz için likullin
her biriniz için جَعَلْنَا belirledik jaʿalnā
belirledik مِنكُمْ sizden minkum
sizden شِرْعَةًۭ bir şeri'at shir'ʿatan
bir şeri'at وَمِنْهَاجًۭا ۚ ve bir yol wamin'hājan
ve bir yol وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer شَآءَ isteseydi shāa
isteseydi ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah لَجَعَلَكُمْ hepinizi yapardı lajaʿalakum
hepinizi yapardı أُمَّةًۭ ümmet ummatan
ümmet وَٰحِدَةًۭ bir tek wāḥidatan
bir tek وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat لِّيَبْلُوَكُمْ sizi sınamak istedi liyabluwakum
sizi sınamak istedi فِى ile fī
ile مَآ what mā
what ءَاتَىٰكُمْ ۖ size verdiği ātākum
size verdiği فَٱسْتَبِقُوا۟ öyleyse koşun fa-is'tabiqū
öyleyse koşun ٱلْخَيْرَٰتِ ۚ hayır işlerine l-khayrāti
hayır işlerine إِلَى Allah'adır ilā
Allah'adır ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah مَرْجِعُكُمْ dönüşü marjiʿukum
dönüşü جَمِيعًۭا hepinizin jamīʿan
hepinizin فَيُنَبِّئُكُم O size haber verecektir fayunabbi-ukum
O size haber verecektir بِمَا şeyleri bimā
şeyleri كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz فِيهِ onda fīhi
onda تَخْتَلِفُونَ ayrılığa düşmüş takhtalifūna
ayrılığa düşmüş ٤٨ (48)
(48)
ve indirdik إِلَيْكَ sana ilayka
sana ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı بِٱلْحَقِّ gerçekle bil-ḥaqi
gerçekle مُصَدِّقًۭا doğrulayıcı muṣaddiqan
doğrulayıcı لِّمَا bulunan limā
bulunan بَيْنَ ellerinde bayna
ellerinde يَدَيْهِ his hands yadayhi
his hands مِنَ Kitabı mina
Kitabı ٱلْكِتَـٰبِ the Book l-kitābi
the Book وَمُهَيْمِنًا ve kollayıp koruyucu olarak wamuhayminan
ve kollayıp koruyucu olarak عَلَيْهِ ۖ onu ʿalayhi
onu فَٱحْكُم artık hükmet fa-uḥ'kum
artık hükmet بَيْنَهُم onların aralarında baynahum
onların aralarında بِمَآ ile bimā
ile أَنزَلَ indirdiği anzala
indirdiği ٱللَّهُ ۖ Allah'ın l-lahu
Allah'ın وَلَا ve uyma walā
ve uyma تَتَّبِعْ follow tattabiʿ
follow أَهْوَآءَهُمْ onların keyiflerine ahwāahum
onların keyiflerine عَمَّا sana gelen ʿammā
sana gelen جَآءَكَ has come to you jāaka
has come to you مِنَ gerçek(ten ayrılıp) mina
gerçek(ten ayrılıp) ٱلْحَقِّ ۚ the truth l-ḥaqi
the truth لِكُلٍّۢ her biriniz için likullin
her biriniz için جَعَلْنَا belirledik jaʿalnā
belirledik مِنكُمْ sizden minkum
sizden شِرْعَةًۭ bir şeri'at shir'ʿatan
bir şeri'at وَمِنْهَاجًۭا ۚ ve bir yol wamin'hājan
ve bir yol وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer شَآءَ isteseydi shāa
isteseydi ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah لَجَعَلَكُمْ hepinizi yapardı lajaʿalakum
hepinizi yapardı أُمَّةًۭ ümmet ummatan
ümmet وَٰحِدَةًۭ bir tek wāḥidatan
bir tek وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat لِّيَبْلُوَكُمْ sizi sınamak istedi liyabluwakum
sizi sınamak istedi فِى ile fī
ile مَآ what mā
what ءَاتَىٰكُمْ ۖ size verdiği ātākum
size verdiği فَٱسْتَبِقُوا۟ öyleyse koşun fa-is'tabiqū
öyleyse koşun ٱلْخَيْرَٰتِ ۚ hayır işlerine l-khayrāti
hayır işlerine إِلَى Allah'adır ilā
Allah'adır ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah مَرْجِعُكُمْ dönüşü marjiʿukum
dönüşü جَمِيعًۭا hepinizin jamīʿan
hepinizin فَيُنَبِّئُكُم O size haber verecektir fayunabbi-ukum
O size haber verecektir بِمَا şeyleri bimā
şeyleri كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz فِيهِ onda fīhi
onda تَخْتَلِفُونَ ayrılığa düşmüş takhtalifūna
ayrılığa düşmüş ٤٨ (48)
(48)
Kuran'ı, önce gelen Kitap'ı tasdik ederek ve ona şahid olarak gerçekle sana indirdik. Allah'ın indirdiği ile aralarında hükmet; gerçek olan sana gelmiş bulunduğuna göre, onların heveslerine uyma! Her biriniz için bir yol ve bir yöntem kıldık; eğer Allah dileseydi sizi bir tek ümmet yapardı, fakat bu, verdikleriyle sizi denemesi içindir; o halde iyiliklere koşuşun, hepinizin dönüşü Allah'adır. O, ayrılığa düştüğünüz şeyleri size bildirir.
5:49
وَأَنِ
ve
wa-ani
ve ٱحْكُم hükmet uḥ'kum
hükmet بَيْنَهُم aralarında baynahum
aralarında بِمَآ ile bimā
ile أَنزَلَ indirdiği anzala
indirdiği ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın وَلَا uyma walā
uyma تَتَّبِعْ follow tattabiʿ
follow أَهْوَآءَهُمْ onların keyiflerine ahwāahum
onların keyiflerine وَٱحْذَرْهُمْ ve onlardan sakın wa-iḥ'dharhum
ve onlardan sakın أَن seni şaşırtmalarından an
seni şaşırtmalarından يَفْتِنُوكَ they tempt you away yaftinūka
they tempt you away عَنۢ bir kısmından ʿan
bir kısmından بَعْضِ some baʿḍi
some مَآ şeylerin mā
şeylerin أَنزَلَ indirdiği anzala
indirdiği ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın إِلَيْكَ ۖ sana ilayka
sana فَإِن eğer fa-in
eğer تَوَلَّوْا۟ dönerlerse tawallaw
dönerlerse فَٱعْلَمْ bil ki fa-iʿ'lam
bil ki أَنَّمَا şüphesiz annamā
şüphesiz يُرِيدُ istiyor yurīdu
istiyor ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah أَن onları felakete uğratmak an
onları felakete uğratmak يُصِيبَهُم afflict them yuṣībahum
afflict them بِبَعْضِ bazı bibaʿḍi
bazı ذُنُوبِهِمْ ۗ günahları yüzünden dhunūbihim
günahları yüzünden وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz كَثِيرًۭا çoğu kathīran
çoğu مِّنَ insanlardan mina
insanlardan ٱلنَّاسِ the people l-nāsi
the people لَفَـٰسِقُونَ yoldan çıkmışlardır lafāsiqūna
yoldan çıkmışlardır ٤٩ (49)
(49)
ve ٱحْكُم hükmet uḥ'kum
hükmet بَيْنَهُم aralarında baynahum
aralarında بِمَآ ile bimā
ile أَنزَلَ indirdiği anzala
indirdiği ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın وَلَا uyma walā
uyma تَتَّبِعْ follow tattabiʿ
follow أَهْوَآءَهُمْ onların keyiflerine ahwāahum
onların keyiflerine وَٱحْذَرْهُمْ ve onlardan sakın wa-iḥ'dharhum
ve onlardan sakın أَن seni şaşırtmalarından an
seni şaşırtmalarından يَفْتِنُوكَ they tempt you away yaftinūka
they tempt you away عَنۢ bir kısmından ʿan
bir kısmından بَعْضِ some baʿḍi
some مَآ şeylerin mā
şeylerin أَنزَلَ indirdiği anzala
indirdiği ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın إِلَيْكَ ۖ sana ilayka
sana فَإِن eğer fa-in
eğer تَوَلَّوْا۟ dönerlerse tawallaw
dönerlerse فَٱعْلَمْ bil ki fa-iʿ'lam
bil ki أَنَّمَا şüphesiz annamā
şüphesiz يُرِيدُ istiyor yurīdu
istiyor ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah أَن onları felakete uğratmak an
onları felakete uğratmak يُصِيبَهُم afflict them yuṣībahum
afflict them بِبَعْضِ bazı bibaʿḍi
bazı ذُنُوبِهِمْ ۗ günahları yüzünden dhunūbihim
günahları yüzünden وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz كَثِيرًۭا çoğu kathīran
çoğu مِّنَ insanlardan mina
insanlardan ٱلنَّاسِ the people l-nāsi
the people لَفَـٰسِقُونَ yoldan çıkmışlardır lafāsiqūna
yoldan çıkmışlardır ٤٩ (49)
(49)
O halde, Allah'ın indirdiği Kitap ile aralarında hükmet, Allah'ın sana indirdiği Kuran'ın bir kısmından seni vazgeçirmelerinden sakın, heveslerine uyma; eğer yüz çevirirlerse bil ki, Allah bir kısım günahları yüzünden onları cezalandırmak istiyor. İnsanların çoğu gerçekten fasıktırlar.
5:50
أَفَحُكْمَ
hükmünü mü?
afaḥuk'ma
hükmünü mü? ٱلْجَـٰهِلِيَّةِ cahiliyye l-jāhiliyati
cahiliyye يَبْغُونَ ۚ arıyorlar yabghūna
arıyorlar وَمَنْ kim olabilir? waman
kim olabilir? أَحْسَنُ daha güzel aḥsanu
daha güzel مِنَ Allahtan mina
Allahtan ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah حُكْمًۭا hüküm veren ḥuk'man
hüküm veren لِّقَوْمٍۢ bir toplum için liqawmin
bir toplum için يُوقِنُونَ iyi bilen yūqinūna
iyi bilen ٥٠ (50)
(50)
hükmünü mü? ٱلْجَـٰهِلِيَّةِ cahiliyye l-jāhiliyati
cahiliyye يَبْغُونَ ۚ arıyorlar yabghūna
arıyorlar وَمَنْ kim olabilir? waman
kim olabilir? أَحْسَنُ daha güzel aḥsanu
daha güzel مِنَ Allahtan mina
Allahtan ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah حُكْمًۭا hüküm veren ḥuk'man
hüküm veren لِّقَوْمٍۢ bir toplum için liqawmin
bir toplum için يُوقِنُونَ iyi bilen yūqinūna
iyi bilen ٥٠ (50)
(50)
Cahiliye devri hükmünü mü istiyorlar? Yakinen bilen bir millet için Allah'tan daha iyi hüküm veren kim vardır?
5:51
۞ يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
yāayyuhā
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) لَا edinmeyin lā
edinmeyin تَتَّخِذُوا۟ take tattakhidhū
take ٱلْيَهُودَ yahudileri l-yahūda
yahudileri وَٱلنَّصَـٰرَىٰٓ ve hıristiyanları wal-naṣārā
ve hıristiyanları أَوْلِيَآءَ ۘ veliler awliyāa
veliler بَعْضُهُمْ onların bır kısmı baʿḍuhum
onların bır kısmı أَوْلِيَآءُ velileridir awliyāu
velileridir بَعْضٍۢ ۚ bir kısmının baʿḍin
bir kısmının وَمَن ve kim waman
ve kim يَتَوَلَّهُم onları kendine veli yaparsa yatawallahum
onları kendine veli yaparsa مِّنكُمْ sizden minkum
sizden فَإِنَّهُۥ mukakkak o fa-innahu
mukakkak o مِنْهُمْ ۗ onlardandır min'hum
onlardandır إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah لَا doğru yola iletmez lā
doğru yola iletmez يَهْدِى guide yahdī
guide ٱلْقَوْمَ toplumu l-qawma
toplumu ٱلظَّـٰلِمِينَ zalim l-ẓālimīna
zalim ٥١ (51)
(51)
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) لَا edinmeyin lā
edinmeyin تَتَّخِذُوا۟ take tattakhidhū
take ٱلْيَهُودَ yahudileri l-yahūda
yahudileri وَٱلنَّصَـٰرَىٰٓ ve hıristiyanları wal-naṣārā
ve hıristiyanları أَوْلِيَآءَ ۘ veliler awliyāa
veliler بَعْضُهُمْ onların bır kısmı baʿḍuhum
onların bır kısmı أَوْلِيَآءُ velileridir awliyāu
velileridir بَعْضٍۢ ۚ bir kısmının baʿḍin
bir kısmının وَمَن ve kim waman
ve kim يَتَوَلَّهُم onları kendine veli yaparsa yatawallahum
onları kendine veli yaparsa مِّنكُمْ sizden minkum
sizden فَإِنَّهُۥ mukakkak o fa-innahu
mukakkak o مِنْهُمْ ۗ onlardandır min'hum
onlardandır إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah لَا doğru yola iletmez lā
doğru yola iletmez يَهْدِى guide yahdī
guide ٱلْقَوْمَ toplumu l-qawma
toplumu ٱلظَّـٰلِمِينَ zalim l-ẓālimīna
zalim ٥١ (51)
(51)
Ey İnananlar! Yahudileri ve hıristiyanları dost olarak benimsemeyin, onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onlara dost olursa o da onlardandır. Allah zulmeden kimseleri doğru yola eriştirmez.
5:52
فَتَرَى
görürsün
fatarā
görürsün ٱلَّذِينَ bulunanların alladhīna
bulunanların فِى in fī
in قُلُوبِهِم kalblerinde qulūbihim
kalblerinde مَّرَضٌۭ hastalık maraḍun
hastalık يُسَـٰرِعُونَ koştuklarını yusāriʿūna
koştuklarını فِيهِمْ onların arasına fīhim
onların arasına يَقُولُونَ diyerek yaqūlūna
diyerek نَخْشَىٰٓ korkuyoruz nakhshā
korkuyoruz أَن bize gelmesinden an
bize gelmesinden تُصِيبَنَا (may) strike us tuṣībanā
(may) strike us دَآئِرَ ةٌۭ ۚ bir felaket dāiratun
bir felaket فَعَسَى belki faʿasā
belki ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah أَن getirir de an
getirir de يَأْتِىَ will bring yatiya
will bring بِٱلْفَتْحِ fetih bil-fatḥi
fetih أَوْ ya da aw
ya da أَمْرٍۢ bir iş amrin
bir iş مِّنْ kendi katından min
kendi katından عِندِهِۦ (of) Him ʿindihi
(of) Him فَيُصْبِحُوا۟ onlar olurlar fayuṣ'biḥū
onlar olurlar عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine مَآ şeyler mā
şeyler أَسَرُّوا۟ gizledikleri asarrū
gizledikleri فِىٓ içinde fī
içinde أَنفُسِهِمْ nefisleri anfusihim
nefisleri نَـٰدِمِينَ pişmanlık nādimīna
pişmanlık ٥٢ (52)
(52)
görürsün ٱلَّذِينَ bulunanların alladhīna
bulunanların فِى in fī
in قُلُوبِهِم kalblerinde qulūbihim
kalblerinde مَّرَضٌۭ hastalık maraḍun
hastalık يُسَـٰرِعُونَ koştuklarını yusāriʿūna
koştuklarını فِيهِمْ onların arasına fīhim
onların arasına يَقُولُونَ diyerek yaqūlūna
diyerek نَخْشَىٰٓ korkuyoruz nakhshā
korkuyoruz أَن bize gelmesinden an
bize gelmesinden تُصِيبَنَا (may) strike us tuṣībanā
(may) strike us دَآئِرَ ةٌۭ ۚ bir felaket dāiratun
bir felaket فَعَسَى belki faʿasā
belki ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah أَن getirir de an
getirir de يَأْتِىَ will bring yatiya
will bring بِٱلْفَتْحِ fetih bil-fatḥi
fetih أَوْ ya da aw
ya da أَمْرٍۢ bir iş amrin
bir iş مِّنْ kendi katından min
kendi katından عِندِهِۦ (of) Him ʿindihi
(of) Him فَيُصْبِحُوا۟ onlar olurlar fayuṣ'biḥū
onlar olurlar عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine مَآ şeyler mā
şeyler أَسَرُّوا۟ gizledikleri asarrū
gizledikleri فِىٓ içinde fī
içinde أَنفُسِهِمْ nefisleri anfusihim
nefisleri نَـٰدِمِينَ pişmanlık nādimīna
pişmanlık ٥٢ (52)
(52)
Kalblerinde hastalık olanların, "Bize bir felaket gelmesinden korkuyoruz" diyerek onlara koştuğunu görürsün. Olur ki Allah bir zafer verir veya katından bir emir getirir de kalblerinde gizlediklerine içleri yananlara dönerler.
5:53
وَيَقُولُ
ve derler
wayaqūlu
ve derler ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) أَهَـٰٓؤُلَآءِ bunlar mı o ahāulāi
bunlar mı o ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler أَقْسَمُوا۟ yemin edenler aqsamū
yemin edenler بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a جَهْدَ güçlü jahda
güçlü أَيْمَـٰنِهِمْ ۙ yeminleriyle aymānihim
yeminleriyle إِنَّهُمْ kesinlikle innahum
kesinlikle لَمَعَكُمْ ۚ sizinle beraber olduklarına lamaʿakum
sizinle beraber olduklarına حَبِطَتْ boşa çıkmıştır ḥabiṭat
boşa çıkmıştır أَعْمَـٰلُهُمْ bütün çabaları aʿmāluhum
bütün çabaları فَأَصْبَحُوا۟ olmuşlardır fa-aṣbaḥū
olmuşlardır خَـٰسِرِينَ kaybedenlerden khāsirīna
kaybedenlerden ٥٣ (53)
(53)
ve derler ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) أَهَـٰٓؤُلَآءِ bunlar mı o ahāulāi
bunlar mı o ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler أَقْسَمُوا۟ yemin edenler aqsamū
yemin edenler بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a جَهْدَ güçlü jahda
güçlü أَيْمَـٰنِهِمْ ۙ yeminleriyle aymānihim
yeminleriyle إِنَّهُمْ kesinlikle innahum
kesinlikle لَمَعَكُمْ ۚ sizinle beraber olduklarına lamaʿakum
sizinle beraber olduklarına حَبِطَتْ boşa çıkmıştır ḥabiṭat
boşa çıkmıştır أَعْمَـٰلُهُمْ bütün çabaları aʿmāluhum
bütün çabaları فَأَصْبَحُوا۟ olmuşlardır fa-aṣbaḥū
olmuşlardır خَـٰسِرِينَ kaybedenlerden khāsirīna
kaybedenlerden ٥٣ (53)
(53)
İnananlar, "Sizinle beraber olduklarına bütün güçleriyle Allah'a yemin edenler bunlar mıdır?" derler. Onların amelleri boşa gitmiş ve kaybeden kimseler olmuşlardır.
5:54
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
yāayyuhā
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) مَن kim man
kim يَرْتَدَّ dönerse yartadda
dönerse مِنكُمْ sizden minkum
sizden عَن dininden ʿan
dininden دِينِهِۦ his religion dīnihi
his religion فَسَوْفَ yakında fasawfa
yakında يَأْتِى getirecektir yatī
getirecektir ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah بِقَوْمٍۢ bir toplumu biqawmin
bir toplumu يُحِبُّهُمْ onları seven yuḥibbuhum
onları seven وَيُحِبُّونَهُۥٓ onlar da O'nu severler wayuḥibbūnahu
onlar da O'nu severler أَذِلَّةٍ alçak gönüllüdürler adhillatin
alçak gönüllüdürler عَلَى karşı ʿalā
karşı ٱلْمُؤْمِنِينَ Mü'minlere l-mu'minīna
Mü'minlere أَعِزَّةٍ onurlu ve şiddetlidirler aʿizzatin
onurlu ve şiddetlidirler عَلَى karşı ʿalā
karşı ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirlere l-kāfirīna
kafirlere يُجَـٰهِدُونَ cihad ederler yujāhidūna
cihad ederler فِى yolunda fī
yolunda سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah وَلَا korkmazlar walā
korkmazlar يَخَافُونَ fearing yakhāfūna
fearing لَوْمَةَ kınamasından lawmata
kınamasından لَآئِمٍۢ ۚ hiçbir kınayıcının lāimin
hiçbir kınayıcının ذَٰلِكَ bu dhālika
bu فَضْلُ bir lutfudur faḍlu
bir lutfudur ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın يُؤْتِيهِ onu verir yu'tīhi
onu verir مَن kimseye man
kimseye يَشَآءُ ۚ dilediği yashāu
dilediği وَٱللَّهُ Allah'(ın) wal-lahu
Allah'(ın) وَٰسِعٌ (lutfu) geniştir wāsiʿun
(lutfu) geniştir عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir ٥٤ (54)
(54)
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) مَن kim man
kim يَرْتَدَّ dönerse yartadda
dönerse مِنكُمْ sizden minkum
sizden عَن dininden ʿan
dininden دِينِهِۦ his religion dīnihi
his religion فَسَوْفَ yakında fasawfa
yakında يَأْتِى getirecektir yatī
getirecektir ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah بِقَوْمٍۢ bir toplumu biqawmin
bir toplumu يُحِبُّهُمْ onları seven yuḥibbuhum
onları seven وَيُحِبُّونَهُۥٓ onlar da O'nu severler wayuḥibbūnahu
onlar da O'nu severler أَذِلَّةٍ alçak gönüllüdürler adhillatin
alçak gönüllüdürler عَلَى karşı ʿalā
karşı ٱلْمُؤْمِنِينَ Mü'minlere l-mu'minīna
Mü'minlere أَعِزَّةٍ onurlu ve şiddetlidirler aʿizzatin
onurlu ve şiddetlidirler عَلَى karşı ʿalā
karşı ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirlere l-kāfirīna
kafirlere يُجَـٰهِدُونَ cihad ederler yujāhidūna
cihad ederler فِى yolunda fī
yolunda سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah وَلَا korkmazlar walā
korkmazlar يَخَافُونَ fearing yakhāfūna
fearing لَوْمَةَ kınamasından lawmata
kınamasından لَآئِمٍۢ ۚ hiçbir kınayıcının lāimin
hiçbir kınayıcının ذَٰلِكَ bu dhālika
bu فَضْلُ bir lutfudur faḍlu
bir lutfudur ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın يُؤْتِيهِ onu verir yu'tīhi
onu verir مَن kimseye man
kimseye يَشَآءُ ۚ dilediği yashāu
dilediği وَٱللَّهُ Allah'(ın) wal-lahu
Allah'(ın) وَٰسِعٌ (lutfu) geniştir wāsiʿun
(lutfu) geniştir عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir ٥٤ (54)
(54)
Ey İnananlar! Aranızda dininden kim dönerse bilsin ki, Allah, sevdiği ve onların O'nu sevdiği, inananlara karşı alçak gönüllü, inkarcılara karşı güçlü, Allah yolunda cihad eden, yerenin yermesinden korkmayan bir millet getirir. Bu, Allah'ın dilediğine verdiği bol nimetidir. Allah her şeyi kaplar ve bilir.
5:55
إِنَّمَا
ancak
innamā
ancak وَلِيُّكُمُ sizin veliniz waliyyukumu
sizin veliniz ٱللَّهُ Allah(tır) l-lahu
Allah(tır) وَرَسُولُهُۥ ve Elçisi(dir) warasūluhu
ve Elçisi(dir) وَٱلَّذِينَ ve mü'minlerdir wa-alladhīna
ve mü'minlerdir ءَامَنُوا۟ believe āmanū
believe ٱلَّذِينَ öyle ki alladhīna
öyle ki يُقِيمُونَ kılan yuqīmūna
kılan ٱلصَّلَوٰةَ namazlarını l-ṣalata
namazlarını وَيُؤْتُونَ ve veren wayu'tūna
ve veren ٱلزَّكَوٰةَ zekatlarını l-zakata
zekatlarını وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar رَٰكِعُونَ rüku'a varan rākiʿūna
rüku'a varan ٥٥ (55)
(55)
ancak وَلِيُّكُمُ sizin veliniz waliyyukumu
sizin veliniz ٱللَّهُ Allah(tır) l-lahu
Allah(tır) وَرَسُولُهُۥ ve Elçisi(dir) warasūluhu
ve Elçisi(dir) وَٱلَّذِينَ ve mü'minlerdir wa-alladhīna
ve mü'minlerdir ءَامَنُوا۟ believe āmanū
believe ٱلَّذِينَ öyle ki alladhīna
öyle ki يُقِيمُونَ kılan yuqīmūna
kılan ٱلصَّلَوٰةَ namazlarını l-ṣalata
namazlarını وَيُؤْتُونَ ve veren wayu'tūna
ve veren ٱلزَّكَوٰةَ zekatlarını l-zakata
zekatlarını وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar رَٰكِعُونَ rüku'a varan rākiʿūna
rüku'a varan ٥٥ (55)
(55)
Sizin dostunuz ancak Allah, O'nun Peygamberi ve namaz kılan, zekat veren ve rüku eden müminlerdir.
5:56
وَمَن
ve kim
waman
ve kim يَتَوَلَّ dost tutarsa yatawalla
dost tutarsa ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı وَرَسُولَهُۥ ve Elçisini warasūlahu
ve Elçisini وَٱلَّذِينَ ve kimseleri wa-alladhīna
ve kimseleri ءَامَنُوا۟ mü'minleri āmanū
mü'minleri فَإِنَّ yalnız fa-inna
yalnız حِزْبَ taraftarlarıdır ḥiz'ba
taraftarlarıdır ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın هُمُ onlardır humu
onlardır ٱلْغَـٰلِبُونَ galib gelecek olanlar l-ghālibūna
galib gelecek olanlar ٥٦ (56)
(56)
ve kim يَتَوَلَّ dost tutarsa yatawalla
dost tutarsa ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı وَرَسُولَهُۥ ve Elçisini warasūlahu
ve Elçisini وَٱلَّذِينَ ve kimseleri wa-alladhīna
ve kimseleri ءَامَنُوا۟ mü'minleri āmanū
mü'minleri فَإِنَّ yalnız fa-inna
yalnız حِزْبَ taraftarlarıdır ḥiz'ba
taraftarlarıdır ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın هُمُ onlardır humu
onlardır ٱلْغَـٰلِبُونَ galib gelecek olanlar l-ghālibūna
galib gelecek olanlar ٥٦ (56)
(56)
Kim Allah'ı, Peygamberini ve inananları dost edinirse bilsin ki, şüphesiz Allah'tan yana olanlar üstün gelirler.
5:57
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
yāayyuhā
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) لَا edinmeyin lā
edinmeyin تَتَّخِذُوا۟ take tattakhidhū
take ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri ٱتَّخَذُوا۟ edinen(leri) ittakhadhū
edinen(leri) دِينَكُمْ dininizi dīnakum
dininizi هُزُوًۭا eğlence huzuwan
eğlence وَلَعِبًۭا ve oyun walaʿiban
ve oyun مِّنَ kimselerden mina
kimselerden ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who أُوتُوا۟ verilenler(den) ūtū
verilenler(den) ٱلْكِتَـٰبَ Kitap l-kitāba
Kitap مِن sizden önce min
sizden önce قَبْلِكُمْ before you qablikum
before you وَٱلْكُفَّارَ ve kafirlerden wal-kufāra
ve kafirlerden أَوْلِيَآءَ ۚ dost awliyāa
dost وَٱتَّقُوا۟ ve korkun wa-ittaqū
ve korkun ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan إِن eğer in
eğer كُنتُم iseniz kuntum
iseniz مُّؤْمِنِينَ inanıyor mu'minīna
inanıyor ٥٧ (57)
(57)
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) لَا edinmeyin lā
edinmeyin تَتَّخِذُوا۟ take tattakhidhū
take ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri ٱتَّخَذُوا۟ edinen(leri) ittakhadhū
edinen(leri) دِينَكُمْ dininizi dīnakum
dininizi هُزُوًۭا eğlence huzuwan
eğlence وَلَعِبًۭا ve oyun walaʿiban
ve oyun مِّنَ kimselerden mina
kimselerden ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who أُوتُوا۟ verilenler(den) ūtū
verilenler(den) ٱلْكِتَـٰبَ Kitap l-kitāba
Kitap مِن sizden önce min
sizden önce قَبْلِكُمْ before you qablikum
before you وَٱلْكُفَّارَ ve kafirlerden wal-kufāra
ve kafirlerden أَوْلِيَآءَ ۚ dost awliyāa
dost وَٱتَّقُوا۟ ve korkun wa-ittaqū
ve korkun ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan إِن eğer in
eğer كُنتُم iseniz kuntum
iseniz مُّؤْمِنِينَ inanıyor mu'minīna
inanıyor ٥٧ (57)
(57)
Ey İnananlar! Kendilerine sizden önce kitap verilenlerden, dininizi alaya ve eğlenceye alanları ve inkarcıları dost olarak benimsemeyin. İnanıyorsanız Allah'tan sakının.
5:58
وَإِذَا
ve zaman
wa-idhā
ve zaman نَادَيْتُمْ çağırıldığınız nādaytum
çağırıldığınız إِلَى namaza ilā
namaza ٱلصَّلَوٰةِ the prayer l-ṣalati
the prayer ٱتَّخَذُوهَا onu yerine koydular ittakhadhūhā
onu yerine koydular هُزُوًۭا eğlence huzuwan
eğlence وَلَعِبًۭا ۚ ve oyun walaʿiban
ve oyun ذَٰلِكَ işte bu dhālika
işte bu بِأَنَّهُمْ oldukları içindir bi-annahum
oldukları içindir قَوْمٌۭ bir topluluk qawmun
bir topluluk لَّا düşüncesiz lā
düşüncesiz يَعْقِلُونَ understand yaʿqilūna
understand ٥٨ (58)
(58)
ve zaman نَادَيْتُمْ çağırıldığınız nādaytum
çağırıldığınız إِلَى namaza ilā
namaza ٱلصَّلَوٰةِ the prayer l-ṣalati
the prayer ٱتَّخَذُوهَا onu yerine koydular ittakhadhūhā
onu yerine koydular هُزُوًۭا eğlence huzuwan
eğlence وَلَعِبًۭا ۚ ve oyun walaʿiban
ve oyun ذَٰلِكَ işte bu dhālika
işte bu بِأَنَّهُمْ oldukları içindir bi-annahum
oldukları içindir قَوْمٌۭ bir topluluk qawmun
bir topluluk لَّا düşüncesiz lā
düşüncesiz يَعْقِلُونَ understand yaʿqilūna
understand ٥٨ (58)
(58)
Namaza çağırdığınızda onu alay ve eğlenceye alırlar. Bu, onların akletmeyen bir topluluk olmasındandır.
5:59
قُلْ
de ki
qul
de ki يَـٰٓأَهْلَ Ey ehli yāahla
Ey ehli ٱلْكِتَـٰبِ Kitap l-kitābi
Kitap هَلْ hoşlanmıyorsunuz hal
hoşlanmıyorsunuz تَنقِمُونَ you resent tanqimūna
you resent مِنَّآ bizden minnā
bizden إِلَّآ sadece illā
sadece أَنْ diye (mi?) an
diye (mi?) ءَامَنَّا iman ediyoruz āmannā
iman ediyoruz بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a وَمَآ ve indirilene wamā
ve indirilene أُنزِلَ has been revealed unzila
has been revealed إِلَيْنَا bize ilaynā
bize وَمَآ ve şeye wamā
ve şeye أُنزِلَ indirilen unzila
indirilen مِن bizden önce min
bizden önce قَبْلُ before qablu
before وَأَنَّ oysa wa-anna
oysa أَكْثَرَكُمْ sizin çoğunuz aktharakum
sizin çoğunuz فَـٰسِقُونَ yoldan çıkmıştır fāsiqūna
yoldan çıkmıştır ٥٩ (59)
(59)
de ki يَـٰٓأَهْلَ Ey ehli yāahla
Ey ehli ٱلْكِتَـٰبِ Kitap l-kitābi
Kitap هَلْ hoşlanmıyorsunuz hal
hoşlanmıyorsunuz تَنقِمُونَ you resent tanqimūna
you resent مِنَّآ bizden minnā
bizden إِلَّآ sadece illā
sadece أَنْ diye (mi?) an
diye (mi?) ءَامَنَّا iman ediyoruz āmannā
iman ediyoruz بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a وَمَآ ve indirilene wamā
ve indirilene أُنزِلَ has been revealed unzila
has been revealed إِلَيْنَا bize ilaynā
bize وَمَآ ve şeye wamā
ve şeye أُنزِلَ indirilen unzila
indirilen مِن bizden önce min
bizden önce قَبْلُ before qablu
before وَأَنَّ oysa wa-anna
oysa أَكْثَرَكُمْ sizin çoğunuz aktharakum
sizin çoğunuz فَـٰسِقُونَ yoldan çıkmıştır fāsiqūna
yoldan çıkmıştır ٥٩ (59)
(59)
De ki, "Ey kitap ehli! Allah'a, bize indirilene ve daha önce indirilene inanmamızdan ve çoğunuzun fasık olmasından ötürü mü bizden hoşlanmıyorsunuz?"
5:60
قُلْ
de ki
qul
de ki هَلْ size söyleyeyim mi? hal
size söyleyeyim mi? أُنَبِّئُكُم I inform you unabbi-ukum
I inform you بِشَرٍّۢ daha kötüsünü bisharrin
daha kötüsünü مِّن bundan min
bundan ذَٰلِكَ that dhālika
that مَثُوبَةً cezası mathūbatan
cezası عِندَ katında ʿinda
katında ٱللَّهِ ۚ Allah l-lahi
Allah مَن kim(ler)e man
kim(ler)e لَّعَنَهُ la'net etmişse laʿanahu
la'net etmişse ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah وَغَضِبَ ve gazab etmişse waghaḍiba
ve gazab etmişse عَلَيْهِ onlara ʿalayhi
onlara وَجَعَلَ ve yapmışsa wajaʿala
ve yapmışsa مِنْهُمُ kimlerden min'humu
kimlerden ٱلْقِرَدَةَ maymunlar l-qiradata
maymunlar وَٱلْخَنَازِيرَ ve domuzlar wal-khanāzīra
ve domuzlar وَعَبَدَ ve tapanlar waʿabada
ve tapanlar ٱلطَّـٰغُوتَ ۚ Tâğût'a l-ṭāghūta
Tâğût'a أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onların ulāika
işte onların شَرٌّۭ daha kötüdür sharrun
daha kötüdür مَّكَانًۭا yeri makānan
yeri وَأَضَلُّ ve daha çok sapmışlardır wa-aḍallu
ve daha çok sapmışlardır عَن düz ʿan
düz سَوَآءِ (the) even sawāi
(the) even ٱلسَّبِيلِ yoldan l-sabīli
yoldan ٦٠ (60)
(60)
de ki هَلْ size söyleyeyim mi? hal
size söyleyeyim mi? أُنَبِّئُكُم I inform you unabbi-ukum
I inform you بِشَرٍّۢ daha kötüsünü bisharrin
daha kötüsünü مِّن bundan min
bundan ذَٰلِكَ that dhālika
that مَثُوبَةً cezası mathūbatan
cezası عِندَ katında ʿinda
katında ٱللَّهِ ۚ Allah l-lahi
Allah مَن kim(ler)e man
kim(ler)e لَّعَنَهُ la'net etmişse laʿanahu
la'net etmişse ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah وَغَضِبَ ve gazab etmişse waghaḍiba
ve gazab etmişse عَلَيْهِ onlara ʿalayhi
onlara وَجَعَلَ ve yapmışsa wajaʿala
ve yapmışsa مِنْهُمُ kimlerden min'humu
kimlerden ٱلْقِرَدَةَ maymunlar l-qiradata
maymunlar وَٱلْخَنَازِيرَ ve domuzlar wal-khanāzīra
ve domuzlar وَعَبَدَ ve tapanlar waʿabada
ve tapanlar ٱلطَّـٰغُوتَ ۚ Tâğût'a l-ṭāghūta
Tâğût'a أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onların ulāika
işte onların شَرٌّۭ daha kötüdür sharrun
daha kötüdür مَّكَانًۭا yeri makānan
yeri وَأَضَلُّ ve daha çok sapmışlardır wa-aḍallu
ve daha çok sapmışlardır عَن düz ʿan
düz سَوَآءِ (the) even sawāi
(the) even ٱلسَّبِيلِ yoldan l-sabīli
yoldan ٦٠ (60)
(60)
"Allah katında bundan daha kötü bir karşılığın bulunduğunu size haber vereyim mi?" de, Allah kime lanet ve gazab ederse, kimlerden maymunlar, domuzlar ve şeytana kullar kılarsa, işte onlar yeri en kötü ve doğru yoldan en çok sapmış olanlardır.
5:61
وَإِذَا
ve zaman
wa-idhā
ve zaman جَآءُوكُمْ size geldikleri jāūkum
size geldikleri قَالُوٓا۟ derler ki qālū
derler ki ءَامَنَّا inandık āmannā
inandık وَقَد oysa muhakkak waqad
oysa muhakkak دَّخَلُوا۟ girmişlerdir dakhalū
girmişlerdir بِٱلْكُفْرِ küfürle bil-kuf'ri
küfürle وَهُمْ yine onlar wahum
yine onlar قَدْ muhakkak qad
muhakkak خَرَجُوا۟ çıkmışlardır kharajū
çıkmışlardır بِهِۦ ۚ onunla bihi
onunla وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah أَعْلَمُ daha iyi bilir aʿlamu
daha iyi bilir بِمَا şeyleri bimā
şeyleri كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları يَكْتُمُونَ gizliyor yaktumūna
gizliyor ٦١ (61)
(61)
ve zaman جَآءُوكُمْ size geldikleri jāūkum
size geldikleri قَالُوٓا۟ derler ki qālū
derler ki ءَامَنَّا inandık āmannā
inandık وَقَد oysa muhakkak waqad
oysa muhakkak دَّخَلُوا۟ girmişlerdir dakhalū
girmişlerdir بِٱلْكُفْرِ küfürle bil-kuf'ri
küfürle وَهُمْ yine onlar wahum
yine onlar قَدْ muhakkak qad
muhakkak خَرَجُوا۟ çıkmışlardır kharajū
çıkmışlardır بِهِۦ ۚ onunla bihi
onunla وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah أَعْلَمُ daha iyi bilir aʿlamu
daha iyi bilir بِمَا şeyleri bimā
şeyleri كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları يَكْتُمُونَ gizliyor yaktumūna
gizliyor ٦١ (61)
(61)
Size geldiklerinde "İnandık" derler, oysa yanınıza inkarcı olarak girmiş ve yine inkarcı olarak çıkmışlardır. Gizlemekte olduklarını Allah daha iyi bilir.
5:62
وَتَرَىٰ
ve görürsün
watarā
ve görürsün كَثِيرًۭا çoğunun kathīran
çoğunun مِّنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan يُسَـٰرِعُونَ (birbirleriyle) yarıştıklarını yusāriʿūna
(birbirleriyle) yarıştıklarını فِى günahta fī
günahta ٱلْإِثْمِ [the] sin l-ith'mi
[the] sin وَٱلْعُدْوَٰنِ ve düşmanlıkta wal-ʿud'wāni
ve düşmanlıkta وَأَكْلِهِمُ ve yemede wa-aklihimu
ve yemede ٱلسُّحْتَ ۚ haram l-suḥ'ta
haram لَبِئْسَ ne kötüdür labi'sa
ne kötüdür مَا şey mā
şey كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları يَعْمَلُونَ yapmakta yaʿmalūna
yapmakta ٦٢ (62)
(62)
ve görürsün كَثِيرًۭا çoğunun kathīran
çoğunun مِّنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan يُسَـٰرِعُونَ (birbirleriyle) yarıştıklarını yusāriʿūna
(birbirleriyle) yarıştıklarını فِى günahta fī
günahta ٱلْإِثْمِ [the] sin l-ith'mi
[the] sin وَٱلْعُدْوَٰنِ ve düşmanlıkta wal-ʿud'wāni
ve düşmanlıkta وَأَكْلِهِمُ ve yemede wa-aklihimu
ve yemede ٱلسُّحْتَ ۚ haram l-suḥ'ta
haram لَبِئْسَ ne kötüdür labi'sa
ne kötüdür مَا şey mā
şey كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları يَعْمَلُونَ yapmakta yaʿmalūna
yapmakta ٦٢ (62)
(62)
Onlardan çoğunun günaha, haksızlığa ve haram yemeğe koşuştuklarını görürsün. Yaptıkları ne kötüdür!
5:63
لَوْلَا
gerekmez miydi?
lawlā
gerekmez miydi? يَنْهَىٰهُمُ menetmeleri yanhāhumu
menetmeleri ٱلرَّبَّـٰنِيُّونَ Rabbanilerin l-rabāniyūna
Rabbanilerin وَٱلْأَحْبَارُ ve hahamların wal-aḥbāru
ve hahamların عَن onlarıv sözlerini ʿan
onlarıv sözlerini قَوْلِهِمُ their saying qawlihimu
their saying ٱلْإِثْمَ günah l-ith'ma
günah وَأَكْلِهِمُ ve yemelerini; wa-aklihimu
ve yemelerini; ٱلسُّحْتَ ۚ haram l-suḥ'ta
haram لَبِئْسَ ne kötüdür labi'sa
ne kötüdür مَا şey mā
şey كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları يَصْنَعُونَ yapmakta yaṣnaʿūna
yapmakta ٦٣ (63)
(63)
gerekmez miydi? يَنْهَىٰهُمُ menetmeleri yanhāhumu
menetmeleri ٱلرَّبَّـٰنِيُّونَ Rabbanilerin l-rabāniyūna
Rabbanilerin وَٱلْأَحْبَارُ ve hahamların wal-aḥbāru
ve hahamların عَن onlarıv sözlerini ʿan
onlarıv sözlerini قَوْلِهِمُ their saying qawlihimu
their saying ٱلْإِثْمَ günah l-ith'ma
günah وَأَكْلِهِمُ ve yemelerini; wa-aklihimu
ve yemelerini; ٱلسُّحْتَ ۚ haram l-suḥ'ta
haram لَبِئْسَ ne kötüdür labi'sa
ne kötüdür مَا şey mā
şey كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları يَصْنَعُونَ yapmakta yaṣnaʿūna
yapmakta ٦٣ (63)
(63)
Rabbe kul olanlar ve bilginlerin onlara günah söz söylemeyi ve haram yemeyi yasak etmeleri gerekmez miydi? Yapmakta oldukları ne kötüdür!
5:64
وَقَالَتِ
ve dediler
waqālati
ve dediler ٱلْيَهُودُ yahudiler l-yahūdu
yahudiler يَدُ eli yadu
eli ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın مَغْلُولَةٌ ۚ bağlıdır maghlūlatun
bağlıdır غُلَّتْ bağlandı ghullat
bağlandı أَيْدِيهِمْ kendi elleri aydīhim
kendi elleri وَلُعِنُوا۟ ve la'netlendiler waluʿinū
ve la'netlendiler بِمَا ötürü bimā
ötürü قَالُوا۟ ۘ söylediklerinden qālū
söylediklerinden بَلْ hayır bal
hayır يَدَاهُ O'nun iki eli de yadāhu
O'nun iki eli de مَبْسُوطَتَانِ açıktır mabsūṭatāni
açıktır يُنفِقُ verir yunfiqu
verir كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl يَشَآءُ ۚ diliyorsa yashāu
diliyorsa وَلَيَزِيدَنَّ ve andolsun artıracaktır walayazīdanna
ve andolsun artıracaktır كَثِيرًۭا çoğunun kathīran
çoğunun مِّنْهُم onların min'hum
onların مَّآ şeye mā
şeye أُنزِلَ indirilen unzila
indirilen إِلَيْكَ sana ilayka
sana مِن Rabbinden min
Rabbinden رَّبِّكَ your Lord rabbika
your Lord طُغْيَـٰنًۭا azgınlığını ṭugh'yānan
azgınlığını وَكُفْرًۭا ۚ ve küfrünü wakuf'ran
ve küfrünü وَأَلْقَيْنَا biz atmışızdır wa-alqaynā
biz atmışızdır بَيْنَهُمُ onların aralarına baynahumu
onların aralarına ٱلْعَدَٰوَةَ düşmanlık l-ʿadāwata
düşmanlık وَٱلْبَغْضَآءَ ve kin wal-baghḍāa
ve kin إِلَىٰ kadar ilā
kadar يَوْمِ gününe yawmi
gününe ٱلْقِيَـٰمَةِ ۚ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet كُلَّمَآ ne zaman kullamā
ne zaman أَوْقَدُوا۟ yakmışlarsa awqadū
yakmışlarsa نَارًۭا bir ateş nāran
bir ateş لِّلْحَرْبِ savaş için lil'ḥarbi
savaş için أَطْفَأَهَا onu söndürmüştür aṭfa-ahā
onu söndürmüştür ٱللَّهُ ۚ Allah l-lahu
Allah وَيَسْعَوْنَ ve koşarlar wayasʿawna
ve koşarlar فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth فَسَادًۭا ۚ bozgunculuğa fasādan
bozgunculuğa وَٱللَّهُ Allah da wal-lahu
Allah da لَا sevmez lā
sevmez يُحِبُّ love yuḥibbu
love ٱلْمُفْسِدِينَ bozguncuları l-muf'sidīna
bozguncuları ٦٤ (64)
(64)
ve dediler ٱلْيَهُودُ yahudiler l-yahūdu
yahudiler يَدُ eli yadu
eli ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın مَغْلُولَةٌ ۚ bağlıdır maghlūlatun
bağlıdır غُلَّتْ bağlandı ghullat
bağlandı أَيْدِيهِمْ kendi elleri aydīhim
kendi elleri وَلُعِنُوا۟ ve la'netlendiler waluʿinū
ve la'netlendiler بِمَا ötürü bimā
ötürü قَالُوا۟ ۘ söylediklerinden qālū
söylediklerinden بَلْ hayır bal
hayır يَدَاهُ O'nun iki eli de yadāhu
O'nun iki eli de مَبْسُوطَتَانِ açıktır mabsūṭatāni
açıktır يُنفِقُ verir yunfiqu
verir كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl يَشَآءُ ۚ diliyorsa yashāu
diliyorsa وَلَيَزِيدَنَّ ve andolsun artıracaktır walayazīdanna
ve andolsun artıracaktır كَثِيرًۭا çoğunun kathīran
çoğunun مِّنْهُم onların min'hum
onların مَّآ şeye mā
şeye أُنزِلَ indirilen unzila
indirilen إِلَيْكَ sana ilayka
sana مِن Rabbinden min
Rabbinden رَّبِّكَ your Lord rabbika
your Lord طُغْيَـٰنًۭا azgınlığını ṭugh'yānan
azgınlığını وَكُفْرًۭا ۚ ve küfrünü wakuf'ran
ve küfrünü وَأَلْقَيْنَا biz atmışızdır wa-alqaynā
biz atmışızdır بَيْنَهُمُ onların aralarına baynahumu
onların aralarına ٱلْعَدَٰوَةَ düşmanlık l-ʿadāwata
düşmanlık وَٱلْبَغْضَآءَ ve kin wal-baghḍāa
ve kin إِلَىٰ kadar ilā
kadar يَوْمِ gününe yawmi
gününe ٱلْقِيَـٰمَةِ ۚ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet كُلَّمَآ ne zaman kullamā
ne zaman أَوْقَدُوا۟ yakmışlarsa awqadū
yakmışlarsa نَارًۭا bir ateş nāran
bir ateş لِّلْحَرْبِ savaş için lil'ḥarbi
savaş için أَطْفَأَهَا onu söndürmüştür aṭfa-ahā
onu söndürmüştür ٱللَّهُ ۚ Allah l-lahu
Allah وَيَسْعَوْنَ ve koşarlar wayasʿawna
ve koşarlar فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth فَسَادًۭا ۚ bozgunculuğa fasādan
bozgunculuğa وَٱللَّهُ Allah da wal-lahu
Allah da لَا sevmez lā
sevmez يُحِبُّ love yuḥibbu
love ٱلْمُفْسِدِينَ bozguncuları l-muf'sidīna
bozguncuları ٦٤ (64)
(64)
Yahudiler, "Allah'ın eli sıkıdır" dediler; dediklerinden ötürü elleri bağlandı, lanetlendiler. Hayır, O'nun iki eli de açıktır, nasıl dilerse sarfeder. And olsun ki, sana Rabbinden indirilen sözler onların çoğunun azgınlığını ve inkarını artıracaktır. Onların arasına kıyamete kadar sürecek düşmanlık ve kin saldık. Savaş ateşini ne zaman körükleseler Allah onu söndürmüştür. Yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar. Allah bozguncuları sevmez.
5:65
وَلَوْ
eğer
walaw
eğer أَنَّ ki anna
ki أَهْلَ ehli ahla
ehli ٱلْكِتَـٰبِ Kitap l-kitābi
Kitap ءَامَنُوا۟ inansalardı āmanū
inansalardı وَٱتَّقَوْا۟ ve korunsalardı wa-ittaqaw
ve korunsalardı لَكَفَّرْنَا örterdik lakaffarnā
örterdik عَنْهُمْ onların ʿanhum
onların سَيِّـَٔاتِهِمْ kötülüklerini sayyiātihim
kötülüklerini وَلَأَدْخَلْنَـٰهُمْ ve onları sokardık wala-adkhalnāhum
ve onları sokardık جَنَّـٰتِ cennetlere jannāti
cennetlere ٱلنَّعِيمِ ni'meti bol l-naʿīmi
ni'meti bol ٦٥ (65)
(65)
eğer أَنَّ ki anna
ki أَهْلَ ehli ahla
ehli ٱلْكِتَـٰبِ Kitap l-kitābi
Kitap ءَامَنُوا۟ inansalardı āmanū
inansalardı وَٱتَّقَوْا۟ ve korunsalardı wa-ittaqaw
ve korunsalardı لَكَفَّرْنَا örterdik lakaffarnā
örterdik عَنْهُمْ onların ʿanhum
onların سَيِّـَٔاتِهِمْ kötülüklerini sayyiātihim
kötülüklerini وَلَأَدْخَلْنَـٰهُمْ ve onları sokardık wala-adkhalnāhum
ve onları sokardık جَنَّـٰتِ cennetlere jannāti
cennetlere ٱلنَّعِيمِ ni'meti bol l-naʿīmi
ni'meti bol ٦٥ (65)
(65)
Şayet kitap ehli inanıp karşı gelmekten sakınsalardı, kötülüklerini örterdik ve onları nimet cennetlerine koyardık.
5:66
وَلَوْ
ve eğer
walaw
ve eğer أَنَّهُمْ onlar annahum
onlar أَقَامُوا۟ gereğince uygulasalardı aqāmū
gereğince uygulasalardı ٱلتَّوْرَىٰةَ Tevrat'ı l-tawrāta
Tevrat'ı وَٱلْإِنجِيلَ ve İncil'i wal-injīla
ve İncil'i وَمَآ ve ne ki wamā
ve ne ki أُنزِلَ indirildi unzila
indirildi إِلَيْهِم kendilerine ilayhim
kendilerine مِّن Rablerinden min
Rablerinden رَّبِّهِمْ their Lord rabbihim
their Lord لَأَكَلُوا۟ muhakkak ki yerlerdi la-akalū
muhakkak ki yerlerdi مِن üstlerinden min
üstlerinden فَوْقِهِمْ above them fawqihim
above them وَمِن ve wamin
ve تَحْتِ altından taḥti
altından أَرْجُلِهِم ۚ ayaklarının arjulihim
ayaklarının مِّنْهُمْ içlerinde vardır min'hum
içlerinde vardır أُمَّةٌۭ bir ümmet ummatun
bir ümmet مُّقْتَصِدَةٌۭ ۖ tutumlu muq'taṣidatun
tutumlu وَكَثِيرٌۭ ama çoğu wakathīrun
ama çoğu مِّنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan سَآءَ ne kötü sāa
ne kötü مَا işler mā
işler يَعْمَلُونَ yapıyorlar yaʿmalūna
yapıyorlar ٦٦ (66)
(66)
ve eğer أَنَّهُمْ onlar annahum
onlar أَقَامُوا۟ gereğince uygulasalardı aqāmū
gereğince uygulasalardı ٱلتَّوْرَىٰةَ Tevrat'ı l-tawrāta
Tevrat'ı وَٱلْإِنجِيلَ ve İncil'i wal-injīla
ve İncil'i وَمَآ ve ne ki wamā
ve ne ki أُنزِلَ indirildi unzila
indirildi إِلَيْهِم kendilerine ilayhim
kendilerine مِّن Rablerinden min
Rablerinden رَّبِّهِمْ their Lord rabbihim
their Lord لَأَكَلُوا۟ muhakkak ki yerlerdi la-akalū
muhakkak ki yerlerdi مِن üstlerinden min
üstlerinden فَوْقِهِمْ above them fawqihim
above them وَمِن ve wamin
ve تَحْتِ altından taḥti
altından أَرْجُلِهِم ۚ ayaklarının arjulihim
ayaklarının مِّنْهُمْ içlerinde vardır min'hum
içlerinde vardır أُمَّةٌۭ bir ümmet ummatun
bir ümmet مُّقْتَصِدَةٌۭ ۖ tutumlu muq'taṣidatun
tutumlu وَكَثِيرٌۭ ama çoğu wakathīrun
ama çoğu مِّنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan سَآءَ ne kötü sāa
ne kötü مَا işler mā
işler يَعْمَلُونَ yapıyorlar yaʿmalūna
yapıyorlar ٦٦ (66)
(66)
Eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve Rablerinden kendilerine indirilen Kuran'ı gereğince uygulasalardı, her yönden nimete ermiş olurlardı. İçlerinde orta yolu tutan bir zümre vardı, çoğunun işledikleri ise kötü idi.
5:67
۞ يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
yāayyuhā
Ey ٱلرَّسُولُ Elçi l-rasūlu
Elçi بَلِّغْ duyur balligh
duyur مَآ şeyi mā
şeyi أُنزِلَ indirilen unzila
indirilen إِلَيْكَ sana ilayka
sana مِن Rabbinden min
Rabbinden رَّبِّكَ ۖ your Lord rabbika
your Lord وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer لَّمْ bunu yapmazsan lam
bunu yapmazsan تَفْعَلْ you do tafʿal
you do فَمَا duyurmamış olursun famā
duyurmamış olursun بَلَّغْتَ you (have) conveyed ballaghta
you (have) conveyed رِسَالَتَهُۥ ۚ O'nun mesajını risālatahu
O'nun mesajını وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah يَعْصِمُكَ seni korur yaʿṣimuka
seni korur مِنَ insanlardan mina
insanlardan ٱلنَّاسِ ۗ the people l-nāsi
the people إِنَّ doğrusu inna
doğrusu ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah لَا yola iletmez lā
yola iletmez يَهْدِى guide yahdī
guide ٱلْقَوْمَ toplumunu l-qawma
toplumunu ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirler l-kāfirīna
kafirler ٦٧ (67)
(67)
Ey ٱلرَّسُولُ Elçi l-rasūlu
Elçi بَلِّغْ duyur balligh
duyur مَآ şeyi mā
şeyi أُنزِلَ indirilen unzila
indirilen إِلَيْكَ sana ilayka
sana مِن Rabbinden min
Rabbinden رَّبِّكَ ۖ your Lord rabbika
your Lord وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer لَّمْ bunu yapmazsan lam
bunu yapmazsan تَفْعَلْ you do tafʿal
you do فَمَا duyurmamış olursun famā
duyurmamış olursun بَلَّغْتَ you (have) conveyed ballaghta
you (have) conveyed رِسَالَتَهُۥ ۚ O'nun mesajını risālatahu
O'nun mesajını وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah يَعْصِمُكَ seni korur yaʿṣimuka
seni korur مِنَ insanlardan mina
insanlardan ٱلنَّاسِ ۗ the people l-nāsi
the people إِنَّ doğrusu inna
doğrusu ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah لَا yola iletmez lā
yola iletmez يَهْدِى guide yahdī
guide ٱلْقَوْمَ toplumunu l-qawma
toplumunu ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirler l-kāfirīna
kafirler ٦٧ (67)
(67)
Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et, eğer bunu yapmazsan O'nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan korur. Doğrusu Allah kafirlere yol göstermez.
5:68
قُلْ
de ki
qul
de ki يَـٰٓأَهْلَ Ey ehli yāahla
Ey ehli ٱلْكِتَـٰبِ Kitap l-kitābi
Kitap لَسْتُمْ siz değilsiniz lastum
siz değilsiniz عَلَىٰ üzerinde ʿalā
üzerinde شَىْءٍ bir şey (esas) shayin
bir şey (esas) حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar تُقِيمُوا۟ uygulayıncaya tuqīmū
uygulayıncaya ٱلتَّوْرَىٰةَ Tevrat'ı l-tawrāta
Tevrat'ı وَٱلْإِنجِيلَ ve İncil'i wal-injīla
ve İncil'i وَمَآ ve şeyi wamā
ve şeyi أُنزِلَ indirilen unzila
indirilen إِلَيْكُم size ilaykum
size مِّن Rabbi'nizden min
Rabbi'nizden رَّبِّكُمْ ۗ your Lord rabbikum
your Lord وَلَيَزِيدَنَّ ve artıracaktır walayazīdanna
ve artıracaktır كَثِيرًۭا çoğunun kathīran
çoğunun مِّنْهُم onlardan min'hum
onlardan مَّآ şey mā
şey أُنزِلَ indirilen unzila
indirilen إِلَيْكَ sana ilayka
sana مِن Rabbinden min
Rabbinden رَّبِّكَ your Lord rabbika
your Lord طُغْيَـٰنًۭا azgınlık ṭugh'yānan
azgınlık وَكُفْرًۭا ۖ ve inkarını wakuf'ran
ve inkarını فَلَا sen üzülme falā
sen üzülme تَأْسَ grieve tasa
grieve عَلَى için ʿalā
için ٱلْقَوْمِ toplumu l-qawmi
toplumu ٱلْكَـٰفِرِينَ o kafirler l-kāfirīna
o kafirler ٦٨ (68)
(68)
de ki يَـٰٓأَهْلَ Ey ehli yāahla
Ey ehli ٱلْكِتَـٰبِ Kitap l-kitābi
Kitap لَسْتُمْ siz değilsiniz lastum
siz değilsiniz عَلَىٰ üzerinde ʿalā
üzerinde شَىْءٍ bir şey (esas) shayin
bir şey (esas) حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar تُقِيمُوا۟ uygulayıncaya tuqīmū
uygulayıncaya ٱلتَّوْرَىٰةَ Tevrat'ı l-tawrāta
Tevrat'ı وَٱلْإِنجِيلَ ve İncil'i wal-injīla
ve İncil'i وَمَآ ve şeyi wamā
ve şeyi أُنزِلَ indirilen unzila
indirilen إِلَيْكُم size ilaykum
size مِّن Rabbi'nizden min
Rabbi'nizden رَّبِّكُمْ ۗ your Lord rabbikum
your Lord وَلَيَزِيدَنَّ ve artıracaktır walayazīdanna
ve artıracaktır كَثِيرًۭا çoğunun kathīran
çoğunun مِّنْهُم onlardan min'hum
onlardan مَّآ şey mā
şey أُنزِلَ indirilen unzila
indirilen إِلَيْكَ sana ilayka
sana مِن Rabbinden min
Rabbinden رَّبِّكَ your Lord rabbika
your Lord طُغْيَـٰنًۭا azgınlık ṭugh'yānan
azgınlık وَكُفْرًۭا ۖ ve inkarını wakuf'ran
ve inkarını فَلَا sen üzülme falā
sen üzülme تَأْسَ grieve tasa
grieve عَلَى için ʿalā
için ٱلْقَوْمِ toplumu l-qawmi
toplumu ٱلْكَـٰفِرِينَ o kafirler l-kāfirīna
o kafirler ٦٨ (68)
(68)
"Ey Kitap ehli! Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni gereğince uygulamadıkça bir temeliniz olmaz" de. And olsun ki Rabbinden sana indirilen, Kuran, onlardan çoğunun azgınlık ve küfrünü artırır. Öyleyse kafirler için tasalanma.
5:69
إِنَّ
şüphesiz
inna
şüphesiz ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler هَادُوا۟ yahudiler(den) hādū
yahudiler(den) وَٱلصَّـٰبِـُٔونَ ve sabiiler(den) wal-ṣābiūna
ve sabiiler(den) وَٱلنَّصَـٰرَىٰ ve hıristiyanlar(dan) wal-naṣārā
ve hıristiyanlar(dan) مَنْ kimseler man
kimseler ءَامَنَ inanan āmana
inanan بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a وَٱلْيَوْمِ ve gününe wal-yawmi
ve gününe ٱلْـَٔاخِرِ ahiret l-ākhiri
ahiret وَعَمِلَ ve yapanlara waʿamila
ve yapanlara صَـٰلِحًۭا iyi işler ṣāliḥan
iyi işler فَلَا yoktur falā
yoktur خَوْفٌ korku khawfun
korku عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara وَلَا ve yoktur walā
ve yoktur هُمْ onlara hum
onlara يَحْزَنُونَ üzüntü yaḥzanūna
üzüntü ٦٩ (69)
(69)
şüphesiz ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler هَادُوا۟ yahudiler(den) hādū
yahudiler(den) وَٱلصَّـٰبِـُٔونَ ve sabiiler(den) wal-ṣābiūna
ve sabiiler(den) وَٱلنَّصَـٰرَىٰ ve hıristiyanlar(dan) wal-naṣārā
ve hıristiyanlar(dan) مَنْ kimseler man
kimseler ءَامَنَ inanan āmana
inanan بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a وَٱلْيَوْمِ ve gününe wal-yawmi
ve gününe ٱلْـَٔاخِرِ ahiret l-ākhiri
ahiret وَعَمِلَ ve yapanlara waʿamila
ve yapanlara صَـٰلِحًۭا iyi işler ṣāliḥan
iyi işler فَلَا yoktur falā
yoktur خَوْفٌ korku khawfun
korku عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara وَلَا ve yoktur walā
ve yoktur هُمْ onlara hum
onlara يَحْزَنُونَ üzüntü yaḥzanūna
üzüntü ٦٩ (69)
(69)
Doğrusu inananlar, yahudiler, sabiiler ve hıristiyanlardan Allah'a ve ahiret gününe inanan, yararlı iş yapan kimselere korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.
5:70
لَقَدْ
andolsun
laqad
andolsun أَخَذْنَا biz almıştık akhadhnā
biz almıştık مِيثَـٰقَ söz mīthāqa
söz بَنِىٓ oğullarından banī
oğullarından إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail وَأَرْسَلْنَآ ve göndermiştik wa-arsalnā
ve göndermiştik إِلَيْهِمْ onlara ilayhim
onlara رُسُلًۭا ۖ elçiler rusulan
elçiler كُلَّمَا ne zaman kullamā
ne zaman جَآءَهُمْ onlara getirdiyse jāahum
onlara getirdiyse رَسُولٌۢ bir elçi rasūlun
bir elçi بِمَا bir şey bimā
bir şey لَا istemediği lā
istemediği تَهْوَىٰٓ desired tahwā
desired أَنفُسُهُمْ canlarının anfusuhum
canlarının فَرِيقًۭا bir kısmını farīqan
bir kısmını كَذَّبُوا۟ yalanladılar kadhabū
yalanladılar وَفَرِيقًۭا ve bir kısmını da wafarīqan
ve bir kısmını da يَقْتُلُونَ öldürüyorlardı yaqtulūna
öldürüyorlardı ٧٠ (70)
(70)
andolsun أَخَذْنَا biz almıştık akhadhnā
biz almıştık مِيثَـٰقَ söz mīthāqa
söz بَنِىٓ oğullarından banī
oğullarından إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail وَأَرْسَلْنَآ ve göndermiştik wa-arsalnā
ve göndermiştik إِلَيْهِمْ onlara ilayhim
onlara رُسُلًۭا ۖ elçiler rusulan
elçiler كُلَّمَا ne zaman kullamā
ne zaman جَآءَهُمْ onlara getirdiyse jāahum
onlara getirdiyse رَسُولٌۢ bir elçi rasūlun
bir elçi بِمَا bir şey bimā
bir şey لَا istemediği lā
istemediği تَهْوَىٰٓ desired tahwā
desired أَنفُسُهُمْ canlarının anfusuhum
canlarının فَرِيقًۭا bir kısmını farīqan
bir kısmını كَذَّبُوا۟ yalanladılar kadhabū
yalanladılar وَفَرِيقًۭا ve bir kısmını da wafarīqan
ve bir kısmını da يَقْتُلُونَ öldürüyorlardı yaqtulūna
öldürüyorlardı ٧٠ (70)
(70)
And olsun ki İsrailoğullarından söz aldık ve onlara peygamberler gönderdik. Nefislerinin hoşlanmadığı bir şeyle onlara her peygamber gelişte, bir kısmını yalanlarlar ve bir kısmını da öldürürlerdi.
5:71
وَحَسِبُوٓا۟
ve sandılar
waḥasibū
ve sandılar أَلَّا olmayacak allā
olmayacak تَكُونَ will be (for them) takūna
will be (for them) فِتْنَةٌۭ bir fitne fit'natun
bir fitne فَعَمُوا۟ kör oldular faʿamū
kör oldular وَصَمُّوا۟ ve sağır kesildiler waṣammū
ve sağır kesildiler ثُمَّ sonra thumma
sonra تَابَ tevbesini kabul etti tāba
tevbesini kabul etti ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَلَيْهِمْ onların ʿalayhim
onların ثُمَّ sonra yine thumma
sonra yine عَمُوا۟ kör ʿamū
kör وَصَمُّوا۟ ve sağır kesildiler waṣammū
ve sağır kesildiler كَثِيرٌۭ çokları kathīrun
çokları مِّنْهُمْ ۚ onlardan min'hum
onlardan وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah بَصِيرٌۢ görüyor baṣīrun
görüyor بِمَا ne ki bimā
ne ki يَعْمَلُونَ yapıyorlar yaʿmalūna
yapıyorlar ٧١ (71)
(71)
ve sandılar أَلَّا olmayacak allā
olmayacak تَكُونَ will be (for them) takūna
will be (for them) فِتْنَةٌۭ bir fitne fit'natun
bir fitne فَعَمُوا۟ kör oldular faʿamū
kör oldular وَصَمُّوا۟ ve sağır kesildiler waṣammū
ve sağır kesildiler ثُمَّ sonra thumma
sonra تَابَ tevbesini kabul etti tāba
tevbesini kabul etti ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَلَيْهِمْ onların ʿalayhim
onların ثُمَّ sonra yine thumma
sonra yine عَمُوا۟ kör ʿamū
kör وَصَمُّوا۟ ve sağır kesildiler waṣammū
ve sağır kesildiler كَثِيرٌۭ çokları kathīrun
çokları مِّنْهُمْ ۚ onlardan min'hum
onlardan وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah بَصِيرٌۢ görüyor baṣīrun
görüyor بِمَا ne ki bimā
ne ki يَعْمَلُونَ yapıyorlar yaʿmalūna
yapıyorlar ٧١ (71)
(71)
Bir fitne kopmayacağını sandılar, körleştiler, sağırlaştılar; sonra Allah tevbelerini kabul etti, yine de çoğu körleştiler ve sağırlaştılar. Allah, işlediklerini görür.
5:72
لَقَدْ
andolsun
laqad
andolsun كَفَرَ kafir olmuşlardır kafara
kafir olmuşlardır ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler قَالُوٓا۟ diyen(ler) qālū
diyen(ler) إِنَّ ancak inna
ancak ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah هُوَ o huwa
o ٱلْمَسِيحُ Mesih'tir l-masīḥu
Mesih'tir ٱبْنُ oğlu ub'nu
oğlu مَرْيَمَ ۖ Meryem maryama
Meryem وَقَالَ halbuki demişti ki waqāla
halbuki demişti ki ٱلْمَسِيحُ Mesih l-masīḥu
Mesih يَـٰبَنِىٓ Ey oğulları yābanī
Ey oğulları إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail ٱعْبُدُوا۟ kulluk edin uʿ'budū
kulluk edin ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a رَبِّى benim Rabbim rabbī
benim Rabbim وَرَبَّكُمْ ۖ ve sizin Rabbiniz olan warabbakum
ve sizin Rabbiniz olan إِنَّهُۥ zira innahu
zira مَن kim man
kim يُشْرِكْ ortak koşarsa yush'rik
ortak koşarsa بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a فَقَدْ muhakkak ki faqad
muhakkak ki حَرَّمَ haram etmiştir ḥarrama
haram etmiştir ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَلَيْهِ ona ʿalayhi
ona ٱلْجَنَّةَ cenneti l-janata
cenneti وَمَأْوَىٰهُ ve onun varacağı yer wamawāhu
ve onun varacağı yer ٱلنَّارُ ۖ ateştir l-nāru
ateştir وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur لِلظَّـٰلِمِينَ zalimlerin lilẓẓālimīna
zalimlerin مِنْ hiç min
hiç أَنصَارٍۢ yardımcıları anṣārin
yardımcıları ٧٢ (72)
(72)
andolsun كَفَرَ kafir olmuşlardır kafara
kafir olmuşlardır ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler قَالُوٓا۟ diyen(ler) qālū
diyen(ler) إِنَّ ancak inna
ancak ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah هُوَ o huwa
o ٱلْمَسِيحُ Mesih'tir l-masīḥu
Mesih'tir ٱبْنُ oğlu ub'nu
oğlu مَرْيَمَ ۖ Meryem maryama
Meryem وَقَالَ halbuki demişti ki waqāla
halbuki demişti ki ٱلْمَسِيحُ Mesih l-masīḥu
Mesih يَـٰبَنِىٓ Ey oğulları yābanī
Ey oğulları إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail ٱعْبُدُوا۟ kulluk edin uʿ'budū
kulluk edin ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a رَبِّى benim Rabbim rabbī
benim Rabbim وَرَبَّكُمْ ۖ ve sizin Rabbiniz olan warabbakum
ve sizin Rabbiniz olan إِنَّهُۥ zira innahu
zira مَن kim man
kim يُشْرِكْ ortak koşarsa yush'rik
ortak koşarsa بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a فَقَدْ muhakkak ki faqad
muhakkak ki حَرَّمَ haram etmiştir ḥarrama
haram etmiştir ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَلَيْهِ ona ʿalayhi
ona ٱلْجَنَّةَ cenneti l-janata
cenneti وَمَأْوَىٰهُ ve onun varacağı yer wamawāhu
ve onun varacağı yer ٱلنَّارُ ۖ ateştir l-nāru
ateştir وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur لِلظَّـٰلِمِينَ zalimlerin lilẓẓālimīna
zalimlerin مِنْ hiç min
hiç أَنصَارٍۢ yardımcıları anṣārin
yardımcıları ٧٢ (72)
(72)
And olsun ki, "Allah ancak Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler kafir oldular. Oysa Mesih, "Ey İsrailoğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin; kim Allah'a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram eder, varacağı yer ateştir, zulmedenlerin yardımcıları yoktur" dedi.
5:73
لَّقَدْ
elbette
laqad
elbette كَفَرَ kafir olmuşlardır kafara
kafir olmuşlardır ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler قَالُوٓا۟ diyen(ler) qālū
diyen(ler) إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah ثَالِثُ üçüncüsüdür thālithu
üçüncüsüdür ثَلَـٰثَةٍۢ ۘ üçün thalāthatin
üçün وَمَا oysa yoktur wamā
oysa yoktur مِنْ hiçbir min
hiçbir إِلَـٰهٍ ilah ilāhin
ilah إِلَّآ başka illā
başka إِلَـٰهٌۭ ilahtan ilāhun
ilahtan وَٰحِدٌۭ ۚ bir olan wāḥidun
bir olan وَإِن eğer wa-in
eğer لَّمْ vazgeçmezlerse lam
vazgeçmezlerse يَنتَهُوا۟ they desist yantahū
they desist عَمَّا şeylerden ʿammā
şeylerden يَقُولُونَ dedikleri yaqūlūna
dedikleri لَيَمَسَّنَّ elbette dokunacaktır layamassanna
elbette dokunacaktır ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere كَفَرُوا۟ inkar eden(lere) kafarū
inkar eden(lere) مِنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab أَلِيمٌ acıklı alīmun
acıklı ٧٣ (73)
(73)
elbette كَفَرَ kafir olmuşlardır kafara
kafir olmuşlardır ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler قَالُوٓا۟ diyen(ler) qālū
diyen(ler) إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah ثَالِثُ üçüncüsüdür thālithu
üçüncüsüdür ثَلَـٰثَةٍۢ ۘ üçün thalāthatin
üçün وَمَا oysa yoktur wamā
oysa yoktur مِنْ hiçbir min
hiçbir إِلَـٰهٍ ilah ilāhin
ilah إِلَّآ başka illā
başka إِلَـٰهٌۭ ilahtan ilāhun
ilahtan وَٰحِدٌۭ ۚ bir olan wāḥidun
bir olan وَإِن eğer wa-in
eğer لَّمْ vazgeçmezlerse lam
vazgeçmezlerse يَنتَهُوا۟ they desist yantahū
they desist عَمَّا şeylerden ʿammā
şeylerden يَقُولُونَ dedikleri yaqūlūna
dedikleri لَيَمَسَّنَّ elbette dokunacaktır layamassanna
elbette dokunacaktır ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere كَفَرُوا۟ inkar eden(lere) kafarū
inkar eden(lere) مِنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab أَلِيمٌ acıklı alīmun
acıklı ٧٣ (73)
(73)
And olsun ki, "Allah üçten biridir" diyenler kafir olmuştur; oysa tanrı ancak bir tek Tanrı'dır. Dediklerinden vazgeçmezlerse, and olsun onlardan inkar edenler elem verici bir azaba uğrayacaktır.
5:74
أَفَلَا
hala tevbe etmiyorlar mı?
afalā
hala tevbe etmiyorlar mı? يَتُوبُونَ they turn in repentance yatūbūna
they turn in repentance إِلَى Allah'a ilā
Allah'a ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah وَيَسْتَغْفِرُونَهُۥ ۚ O'ndan af dilemiyorlar mı? wayastaghfirūnahu
O'ndan af dilemiyorlar mı? وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır رَّحِيمٌۭ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir ٧٤ (74)
(74)
hala tevbe etmiyorlar mı? يَتُوبُونَ they turn in repentance yatūbūna
they turn in repentance إِلَى Allah'a ilā
Allah'a ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah وَيَسْتَغْفِرُونَهُۥ ۚ O'ndan af dilemiyorlar mı? wayastaghfirūnahu
O'ndan af dilemiyorlar mı? وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır رَّحِيمٌۭ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir ٧٤ (74)
(74)
Allah'a tevbe etmezler, O'ndan mağfiret dilemezler mi? Oysa Allah Bağışlayan'dır, merhamet edendir.
5:75
مَّا
değildir
mā
değildir ٱلْمَسِيحُ Mesih l-masīḥu
Mesih ٱبْنُ oğlu ub'nu
oğlu مَرْيَمَ Meryem maryama
Meryem إِلَّا ancak illā
ancak رَسُولٌۭ bir elçidir rasūlun
bir elçidir قَدْ muhakkak qad
muhakkak خَلَتْ gelip geçmiştir khalat
gelip geçmiştir مِن ondan önce de min
ondan önce de قَبْلِهِ before him qablihi
before him ٱلرُّسُلُ elçiler l-rusulu
elçiler وَأُمُّهُۥ ve annesi de wa-ummuhu
ve annesi de صِدِّيقَةٌۭ ۖ dosdoğruydu ṣiddīqatun
dosdoğruydu كَانَا ikisi de kānā
ikisi de يَأْكُلَانِ yerlerdi yakulāni
yerlerdi ٱلطَّعَامَ ۗ yemek l-ṭaʿāma
yemek ٱنظُرْ bak unẓur
bak كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl نُبَيِّنُ açıklıyoruz nubayyinu
açıklıyoruz لَهُمُ onlara lahumu
onlara ٱلْـَٔايَـٰتِ ayetleri l-āyāti
ayetleri ثُمَّ sonra thumma
sonra ٱنظُرْ bak unẓur
bak أَنَّىٰ nasıl annā
nasıl يُؤْفَكُونَ çevriliyorlar yu'fakūna
çevriliyorlar ٧٥ (75)
(75)
değildir ٱلْمَسِيحُ Mesih l-masīḥu
Mesih ٱبْنُ oğlu ub'nu
oğlu مَرْيَمَ Meryem maryama
Meryem إِلَّا ancak illā
ancak رَسُولٌۭ bir elçidir rasūlun
bir elçidir قَدْ muhakkak qad
muhakkak خَلَتْ gelip geçmiştir khalat
gelip geçmiştir مِن ondan önce de min
ondan önce de قَبْلِهِ before him qablihi
before him ٱلرُّسُلُ elçiler l-rusulu
elçiler وَأُمُّهُۥ ve annesi de wa-ummuhu
ve annesi de صِدِّيقَةٌۭ ۖ dosdoğruydu ṣiddīqatun
dosdoğruydu كَانَا ikisi de kānā
ikisi de يَأْكُلَانِ yerlerdi yakulāni
yerlerdi ٱلطَّعَامَ ۗ yemek l-ṭaʿāma
yemek ٱنظُرْ bak unẓur
bak كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl نُبَيِّنُ açıklıyoruz nubayyinu
açıklıyoruz لَهُمُ onlara lahumu
onlara ٱلْـَٔايَـٰتِ ayetleri l-āyāti
ayetleri ثُمَّ sonra thumma
sonra ٱنظُرْ bak unẓur
bak أَنَّىٰ nasıl annā
nasıl يُؤْفَكُونَ çevriliyorlar yu'fakūna
çevriliyorlar ٧٥ (75)
(75)
Meryem oğlu Mesih sadece peygamberdir, -ondan önce de peygamberler geçmiştir- onun annesi dosdoğrudur, her ikisi de yemek yerlerdi. Onlara ayetleri nasıl açıkladığımıza bir bak, sonra da bak ki nasıl yüz çeviriyorlar!
5:76
قُلْ
de ki
qul
de ki أَتَعْبُدُونَ mi tapıyorsunuz? ataʿbudūna
mi tapıyorsunuz? مِن bırakıp min
bırakıp دُونِ besides dūni
besides ٱللَّهِ Allah'ı l-lahi
Allah'ı مَا şeylere mā
şeylere لَا gücü yetmeyen lā
gücü yetmeyen يَمْلِكُ has power yamliku
has power لَكُمْ size lakum
size ضَرًّۭا zarar vermeye ḍarran
zarar vermeye وَلَا ve walā
ve نَفْعًۭا ۚ fayda vermeğe nafʿan
fayda vermeğe وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah هُوَ odur ki huwa
odur ki ٱلسَّمِيعُ işitendir l-samīʿu
işitendir ٱلْعَلِيمُ bilendir l-ʿalīmu
bilendir ٧٦ (76)
(76)
de ki أَتَعْبُدُونَ mi tapıyorsunuz? ataʿbudūna
mi tapıyorsunuz? مِن bırakıp min
bırakıp دُونِ besides dūni
besides ٱللَّهِ Allah'ı l-lahi
Allah'ı مَا şeylere mā
şeylere لَا gücü yetmeyen lā
gücü yetmeyen يَمْلِكُ has power yamliku
has power لَكُمْ size lakum
size ضَرًّۭا zarar vermeye ḍarran
zarar vermeye وَلَا ve walā
ve نَفْعًۭا ۚ fayda vermeğe nafʿan
fayda vermeğe وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah هُوَ odur ki huwa
odur ki ٱلسَّمِيعُ işitendir l-samīʿu
işitendir ٱلْعَلِيمُ bilendir l-ʿalīmu
bilendir ٧٦ (76)
(76)
"Size zarar da fayda da veremeyecek, Allah'tan başka birine mi kulluk ediyorsunuz?" de. Allah hem işitir, hem bilir.
5:77
قُلْ
de ki
qul
de ki يَـٰٓأَهْلَ Ey ehli yāahla
Ey ehli ٱلْكِتَـٰبِ Kitap l-kitābi
Kitap لَا aşırılığa dalmayın lā
aşırılığa dalmayın تَغْلُوا۟ exceed taghlū
exceed فِى dininizde fī
dininizde دِينِكُمْ your religion dīnikum
your religion غَيْرَ haksız yere ghayra
haksız yere ٱلْحَقِّ the truth l-ḥaqi
the truth وَلَا ve uymayın walā
ve uymayın تَتَّبِعُوٓا۟ follow tattabiʿū
follow أَهْوَآءَ keyiflerine ahwāa
keyiflerine قَوْمٍۢ bir milletin qawmin
bir milletin قَدْ kesin olarak qad
kesin olarak ضَلُّوا۟ sapmış ḍallū
sapmış مِن önceden min
önceden قَبْلُ before qablu
before وَأَضَلُّوا۟ ve saptırmış wa-aḍallū
ve saptırmış كَثِيرًۭا birçoğunu da kathīran
birçoğunu da وَضَلُّوا۟ ve şaşmış waḍallū
ve şaşmış عَن doğrusundan ʿan
doğrusundan سَوَآءِ (the) right sawāi
(the) right ٱلسَّبِيلِ yolun l-sabīli
yolun ٧٧ (77)
(77)
de ki يَـٰٓأَهْلَ Ey ehli yāahla
Ey ehli ٱلْكِتَـٰبِ Kitap l-kitābi
Kitap لَا aşırılığa dalmayın lā
aşırılığa dalmayın تَغْلُوا۟ exceed taghlū
exceed فِى dininizde fī
dininizde دِينِكُمْ your religion dīnikum
your religion غَيْرَ haksız yere ghayra
haksız yere ٱلْحَقِّ the truth l-ḥaqi
the truth وَلَا ve uymayın walā
ve uymayın تَتَّبِعُوٓا۟ follow tattabiʿū
follow أَهْوَآءَ keyiflerine ahwāa
keyiflerine قَوْمٍۢ bir milletin qawmin
bir milletin قَدْ kesin olarak qad
kesin olarak ضَلُّوا۟ sapmış ḍallū
sapmış مِن önceden min
önceden قَبْلُ before qablu
before وَأَضَلُّوا۟ ve saptırmış wa-aḍallū
ve saptırmış كَثِيرًۭا birçoğunu da kathīran
birçoğunu da وَضَلُّوا۟ ve şaşmış waḍallū
ve şaşmış عَن doğrusundan ʿan
doğrusundan سَوَآءِ (the) right sawāi
(the) right ٱلسَّبِيلِ yolun l-sabīli
yolun ٧٧ (77)
(77)
"Ey Kitap ehli! Haksız olarak dininizde taşkınlık etmeyin. Daha önce sapıtan, çoğunu saptıran ve doğru yoldan ayrılan bir milletin heveslerine uymayın" de.
5:78
لُعِنَ
la'net edilmiştir
luʿina
la'net edilmiştir ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere كَفَرُوا۟ inkar eden kafarū
inkar eden مِنۢ oğullarından min
oğullarından بَنِىٓ (the) Children banī
(the) Children إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail عَلَىٰ ile ʿalā
ile لِسَانِ dili lisāni
dili دَاوُۥدَ Davud dāwūda
Davud وَعِيسَى ve Îsa waʿīsā
ve Îsa ٱبْنِ oğlu ib'ni
oğlu مَرْيَمَ ۚ Meryem maryama
Meryem ذَٰلِكَ bu dhālika
bu بِمَا sebebiyledir bimā
sebebiyledir عَصَوا۟ isyan etmeleri ʿaṣaw
isyan etmeleri وَّكَانُوا۟ ve (sebebiyledir) wakānū
ve (sebebiyledir) يَعْتَدُونَ saldırmaları yaʿtadūna
saldırmaları ٧٨ (78)
(78)
la'net edilmiştir ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere كَفَرُوا۟ inkar eden kafarū
inkar eden مِنۢ oğullarından min
oğullarından بَنِىٓ (the) Children banī
(the) Children إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail عَلَىٰ ile ʿalā
ile لِسَانِ dili lisāni
dili دَاوُۥدَ Davud dāwūda
Davud وَعِيسَى ve Îsa waʿīsā
ve Îsa ٱبْنِ oğlu ib'ni
oğlu مَرْيَمَ ۚ Meryem maryama
Meryem ذَٰلِكَ bu dhālika
bu بِمَا sebebiyledir bimā
sebebiyledir عَصَوا۟ isyan etmeleri ʿaṣaw
isyan etmeleri وَّكَانُوا۟ ve (sebebiyledir) wakānū
ve (sebebiyledir) يَعْتَدُونَ saldırmaları yaʿtadūna
saldırmaları ٧٨ (78)
(78)
İsrailoğullarından inkar edenler, Davud'un ve Meryem oğlu İsa'nın diliyle lanetlenmişlerdi. Bu, baş kaldırmaları ve aşırı gitmelerindendi.
5:79
كَانُوا۟
idiler
kānū
idiler لَا vazgeçmiyorlar lā
vazgeçmiyorlar يَتَنَاهَوْنَ forbidding each other yatanāhawna
forbidding each other عَن kötülükten ʿan
kötülükten مُّنكَرٍۢ wrongdoing munkarin
wrongdoing فَعَلُوهُ ۚ yaptıkları faʿalūhu
yaptıkları لَبِئْسَ ne kötü labi'sa
ne kötü مَا işler mā
işler كَانُوا۟ idiler kānū
idiler يَفْعَلُونَ yapıyorlar yafʿalūna
yapıyorlar ٧٩ (79)
(79)
idiler لَا vazgeçmiyorlar lā
vazgeçmiyorlar يَتَنَاهَوْنَ forbidding each other yatanāhawna
forbidding each other عَن kötülükten ʿan
kötülükten مُّنكَرٍۢ wrongdoing munkarin
wrongdoing فَعَلُوهُ ۚ yaptıkları faʿalūhu
yaptıkları لَبِئْسَ ne kötü labi'sa
ne kötü مَا işler mā
işler كَانُوا۟ idiler kānū
idiler يَفْعَلُونَ yapıyorlar yafʿalūna
yapıyorlar ٧٩ (79)
(79)
Birbirlerinin yaptıkları fenalıklara mani olmuyorlardı. Yapmakta oldukları ne kötü idi!
5:80
تَرَىٰ
görürsün
tarā
görürsün كَثِيرًۭا çoğunun kathīran
çoğunun مِّنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan يَتَوَلَّوْنَ dostluk ettiklerini yatawallawna
dostluk ettiklerini ٱلَّذِينَ kimselerle alladhīna
kimselerle كَفَرُوا۟ ۚ inkar edenlerle kafarū
inkar edenlerle لَبِئْسَ ne kötüdür labi'sa
ne kötüdür مَا (yapıp) gönderdiği mā
(yapıp) gönderdiği قَدَّمَتْ sent forth qaddamat
sent forth لَهُمْ kendileri için lahum
kendileri için أَنفُسُهُمْ nefislerinin anfusuhum
nefislerinin أَن gazabetmiştir an
gazabetmiştir سَخِطَ became angry sakhiṭa
became angry ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara وَفِى ve içinde wafī
ve içinde ٱلْعَذَابِ azab l-ʿadhābi
azab هُمْ onlar hum
onlar خَـٰلِدُونَ sürekli kalacaklardır khālidūna
sürekli kalacaklardır ٨٠ (80)
(80)
görürsün كَثِيرًۭا çoğunun kathīran
çoğunun مِّنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan يَتَوَلَّوْنَ dostluk ettiklerini yatawallawna
dostluk ettiklerini ٱلَّذِينَ kimselerle alladhīna
kimselerle كَفَرُوا۟ ۚ inkar edenlerle kafarū
inkar edenlerle لَبِئْسَ ne kötüdür labi'sa
ne kötüdür مَا (yapıp) gönderdiği mā
(yapıp) gönderdiği قَدَّمَتْ sent forth qaddamat
sent forth لَهُمْ kendileri için lahum
kendileri için أَنفُسُهُمْ nefislerinin anfusuhum
nefislerinin أَن gazabetmiştir an
gazabetmiştir سَخِطَ became angry sakhiṭa
became angry ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara وَفِى ve içinde wafī
ve içinde ٱلْعَذَابِ azab l-ʿadhābi
azab هُمْ onlar hum
onlar خَـٰلِدُونَ sürekli kalacaklardır khālidūna
sürekli kalacaklardır ٨٠ (80)
(80)
Çoğunun inkar edenleri dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin önlerine sürdüğü ne kötüdür! Allah onlara gazabetmiştir, onlar azabta temellidirler.
5:81
وَلَوْ
eğer
walaw
eğer كَانُوا۟ olsalardı kānū
olsalardı يُؤْمِنُونَ inanıyor yu'minūna
inanıyor بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a وَٱلنَّبِىِّ Peygambere wal-nabiyi
Peygambere وَمَآ ve şeye wamā
ve şeye أُنزِلَ indirilen unzila
indirilen إِلَيْهِ ona ilayhi
ona مَا onları edinmezlerdi mā
onları edinmezlerdi ٱتَّخَذُوهُمْ they (would have) taken them ittakhadhūhum
they (would have) taken them أَوْلِيَآءَ veli awliyāa
veli وَلَـٰكِنَّ ama walākinna
ama كَثِيرًۭا çoğu kathīran
çoğu مِّنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan فَـٰسِقُونَ yoldan çıkmışlardır fāsiqūna
yoldan çıkmışlardır ٨١ (81)
(81)
eğer كَانُوا۟ olsalardı kānū
olsalardı يُؤْمِنُونَ inanıyor yu'minūna
inanıyor بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a وَٱلنَّبِىِّ Peygambere wal-nabiyi
Peygambere وَمَآ ve şeye wamā
ve şeye أُنزِلَ indirilen unzila
indirilen إِلَيْهِ ona ilayhi
ona مَا onları edinmezlerdi mā
onları edinmezlerdi ٱتَّخَذُوهُمْ they (would have) taken them ittakhadhūhum
they (would have) taken them أَوْلِيَآءَ veli awliyāa
veli وَلَـٰكِنَّ ama walākinna
ama كَثِيرًۭا çoğu kathīran
çoğu مِّنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan فَـٰسِقُونَ yoldan çıkmışlardır fāsiqūna
yoldan çıkmışlardır ٨١ (81)
(81)
Eğer Allah'a, Peygambere ve ona indirilen Kuran'a inanmış olsalardı, onları dost edinmezlerdi, fakat onların çoğu fasıktır.
5:82
۞ لَتَجِدَنَّ
elbette bulursun
latajidanna
elbette bulursun أَشَدَّ en yaman ashadda
en yaman ٱلنَّاسِ insanlar içerisinde l-nāsi
insanlar içerisinde عَدَٰوَةًۭ düşman olarak ʿadāwatan
düşman olarak لِّلَّذِينَ kimselere lilladhīna
kimselere ءَامَنُوا۟ inanan(lara) āmanū
inanan(lara) ٱلْيَهُودَ yahudileri l-yahūda
yahudileri وَٱلَّذِينَ kimseleri wa-alladhīna
kimseleri أَشْرَكُوا۟ ۖ ve inkar eden(leri) ashrakū
ve inkar eden(leri) وَلَتَجِدَنَّ ve bulursun walatajidanna
ve bulursun أَقْرَبَهُم en yakınları da aqrabahum
en yakınları da مَّوَدَّةًۭ sevgice mawaddatan
sevgice لِّلَّذِينَ kimselere lilladhīna
kimselere ءَامَنُوا۟ inanan(lara) āmanū
inanan(lara) ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri قَالُوٓا۟ diyenleri qālū
diyenleri إِنَّا biz innā
biz نَصَـٰرَىٰ ۚ hıristiyanlarız naṣārā
hıristiyanlarız ذَٰلِكَ çünkü dhālika
çünkü بِأَنَّ şüphesiz bi-anna
şüphesiz مِنْهُمْ onların içlerinde vardır min'hum
onların içlerinde vardır قِسِّيسِينَ keşişler qissīsīna
keşişler وَرُهْبَانًۭا ve rahipler waruh'bānan
ve rahipler وَأَنَّهُمْ ve onlar wa-annahum
ve onlar لَا büyüklük taslamazlar lā
büyüklük taslamazlar يَسْتَكْبِرُونَ arrogant yastakbirūna
arrogant ٨٢ (82)
(82)
elbette bulursun أَشَدَّ en yaman ashadda
en yaman ٱلنَّاسِ insanlar içerisinde l-nāsi
insanlar içerisinde عَدَٰوَةًۭ düşman olarak ʿadāwatan
düşman olarak لِّلَّذِينَ kimselere lilladhīna
kimselere ءَامَنُوا۟ inanan(lara) āmanū
inanan(lara) ٱلْيَهُودَ yahudileri l-yahūda
yahudileri وَٱلَّذِينَ kimseleri wa-alladhīna
kimseleri أَشْرَكُوا۟ ۖ ve inkar eden(leri) ashrakū
ve inkar eden(leri) وَلَتَجِدَنَّ ve bulursun walatajidanna
ve bulursun أَقْرَبَهُم en yakınları da aqrabahum
en yakınları da مَّوَدَّةًۭ sevgice mawaddatan
sevgice لِّلَّذِينَ kimselere lilladhīna
kimselere ءَامَنُوا۟ inanan(lara) āmanū
inanan(lara) ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri قَالُوٓا۟ diyenleri qālū
diyenleri إِنَّا biz innā
biz نَصَـٰرَىٰ ۚ hıristiyanlarız naṣārā
hıristiyanlarız ذَٰلِكَ çünkü dhālika
çünkü بِأَنَّ şüphesiz bi-anna
şüphesiz مِنْهُمْ onların içlerinde vardır min'hum
onların içlerinde vardır قِسِّيسِينَ keşişler qissīsīna
keşişler وَرُهْبَانًۭا ve rahipler waruh'bānan
ve rahipler وَأَنَّهُمْ ve onlar wa-annahum
ve onlar لَا büyüklük taslamazlar lā
büyüklük taslamazlar يَسْتَكْبِرُونَ arrogant yastakbirūna
arrogant ٨٢ (82)
(82)
İnananlara en şiddetli düşman olarak, insanlardan yahudileri ve Allah'a eş koşanları bulursun. Onlardan, inananlara sevgice en yakın "Biz hıristiyanız" diyenleri bulursun. Bu, onların içinde bilginler ve rahibler bulunmasından ve büyüklük taslamamalarındandır.
5:83
وَإِذَا
ve zaman
wa-idhā
ve zaman سَمِعُوا۟ dinledikleri samiʿū
dinledikleri مَآ şeyi mā
şeyi أُنزِلَ indirilen unzila
indirilen إِلَى Elçi'ye ilā
Elçi'ye ٱلرَّسُولِ the Messenger l-rasūli
the Messenger تَرَىٰٓ görürsün tarā
görürsün أَعْيُنَهُمْ gözlerinin aʿyunahum
gözlerinin تَفِيضُ dolup taştığını tafīḍu
dolup taştığını مِنَ yaşla mina
yaşla ٱلدَّمْعِ the tears l-damʿi
the tears مِمَّا dolayı mimmā
dolayı عَرَفُوا۟ tanımalarından ʿarafū
tanımalarından مِنَ gerçekleri mina
gerçekleri ٱلْحَقِّ ۖ the truth l-ḥaqi
the truth يَقُولُونَ derler ki yaqūlūna
derler ki رَبَّنَآ Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz ءَامَنَّا inandık āmannā
inandık فَٱكْتُبْنَا bizi yaz fa-uk'tub'nā
bizi yaz مَعَ beraber maʿa
beraber ٱلشَّـٰهِدِينَ şahidlerle l-shāhidīna
şahidlerle ٨٣ (83)
(83)
ve zaman سَمِعُوا۟ dinledikleri samiʿū
dinledikleri مَآ şeyi mā
şeyi أُنزِلَ indirilen unzila
indirilen إِلَى Elçi'ye ilā
Elçi'ye ٱلرَّسُولِ the Messenger l-rasūli
the Messenger تَرَىٰٓ görürsün tarā
görürsün أَعْيُنَهُمْ gözlerinin aʿyunahum
gözlerinin تَفِيضُ dolup taştığını tafīḍu
dolup taştığını مِنَ yaşla mina
yaşla ٱلدَّمْعِ the tears l-damʿi
the tears مِمَّا dolayı mimmā
dolayı عَرَفُوا۟ tanımalarından ʿarafū
tanımalarından مِنَ gerçekleri mina
gerçekleri ٱلْحَقِّ ۖ the truth l-ḥaqi
the truth يَقُولُونَ derler ki yaqūlūna
derler ki رَبَّنَآ Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz ءَامَنَّا inandık āmannā
inandık فَٱكْتُبْنَا bizi yaz fa-uk'tub'nā
bizi yaz مَعَ beraber maʿa
beraber ٱلشَّـٰهِدِينَ şahidlerle l-shāhidīna
şahidlerle ٨٣ (83)
(83)
Peygambere indirilen Kuran'ı işittiklerinde, gerçeği öğrenmelerinden gözlerinin yaşla dolarak, "Rabbimiz! İnandık, bizi de şahidlerden yaz. Rabbimizin bizi iyi milletle birlikte bulundurmasını umarken niçin Allah'a ve bize gelen gerçeğe inanmayalım?" dediklerini görürsün.
5:84
وَمَا
ve neden?
wamā
ve neden? لَنَا biz lanā
biz لَا inanmayalım lā
inanmayalım نُؤْمِنُ we believe nu'minu
we believe بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a وَمَا ve neden? wamā
ve neden? جَآءَنَا bize gelen jāanā
bize gelen مِنَ gerçeğe mina
gerçeğe ٱلْحَقِّ the truth l-ḥaqi
the truth وَنَطْمَعُ umarken wanaṭmaʿu
umarken أَن bizi katmasını an
bizi katmasını يُدْخِلَنَا will admit us yud'khilanā
will admit us رَبُّنَا Rabbimizin rabbunā
Rabbimizin مَعَ arasına maʿa
arasına ٱلْقَوْمِ toplumlar l-qawmi
toplumlar ٱلصَّـٰلِحِينَ iyi l-ṣāliḥīna
iyi ٨٤ (84)
(84)
ve neden? لَنَا biz lanā
biz لَا inanmayalım lā
inanmayalım نُؤْمِنُ we believe nu'minu
we believe بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a وَمَا ve neden? wamā
ve neden? جَآءَنَا bize gelen jāanā
bize gelen مِنَ gerçeğe mina
gerçeğe ٱلْحَقِّ the truth l-ḥaqi
the truth وَنَطْمَعُ umarken wanaṭmaʿu
umarken أَن bizi katmasını an
bizi katmasını يُدْخِلَنَا will admit us yud'khilanā
will admit us رَبُّنَا Rabbimizin rabbunā
Rabbimizin مَعَ arasına maʿa
arasına ٱلْقَوْمِ toplumlar l-qawmi
toplumlar ٱلصَّـٰلِحِينَ iyi l-ṣāliḥīna
iyi ٨٤ (84)
(84)
Peygambere indirilen Kuran'ı işittiklerinde, gerçeği öğrenmelerinden gözlerinin yaşla dolarak, "Rabbimiz! İnandık, bizi de şahidlerden yaz. Rabbimizin bizi iyi milletle birlikte bulundurmasını umarken niçin Allah'a ve bize gelen gerçeğe inanmayalım?" dediklerini görürsün.
5:85
فَأَثَـٰبَهُمُ
onlara verdi
fa-athābahumu
onlara verdi ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah بِمَا dolayı bimā
dolayı قَالُوا۟ sözlerinden qālū
sözlerinden جَنَّـٰتٍۢ cennetler jannātin
cennetler تَجْرِى akan tajrī
akan مِن altlarından min
altlarından تَحْتِهَا underneath them taḥtihā
underneath them ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar خَـٰلِدِينَ ebedi kalacakları khālidīna
ebedi kalacakları فِيهَا ۚ içinde fīhā
içinde وَذَٰلِكَ işte budur wadhālika
işte budur جَزَآءُ mükafatı jazāu
mükafatı ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananların l-muḥ'sinīna
güzel davrananların ٨٥ (85)
(85)
onlara verdi ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah بِمَا dolayı bimā
dolayı قَالُوا۟ sözlerinden qālū
sözlerinden جَنَّـٰتٍۢ cennetler jannātin
cennetler تَجْرِى akan tajrī
akan مِن altlarından min
altlarından تَحْتِهَا underneath them taḥtihā
underneath them ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar خَـٰلِدِينَ ebedi kalacakları khālidīna
ebedi kalacakları فِيهَا ۚ içinde fīhā
içinde وَذَٰلِكَ işte budur wadhālika
işte budur جَزَآءُ mükafatı jazāu
mükafatı ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananların l-muḥ'sinīna
güzel davrananların ٨٥ (85)
(85)
Allah onlara, dediklerine karşılık, temelli kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler verdi. Bu, iyi davrananların mükafatıdır.
5:86
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
wa-alladhīna
ve kimseler كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler) وَكَذَّبُوا۟ ve yalanlayanlar wakadhabū
ve yalanlayanlar بِـَٔايَـٰتِنَآ ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar أَصْحَـٰبُ halkıdır aṣḥābu
halkıdır ٱلْجَحِيمِ cehennem l-jaḥīmi
cehennem ٨٦ (86)
(86)
ve kimseler كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler) وَكَذَّبُوا۟ ve yalanlayanlar wakadhabū
ve yalanlayanlar بِـَٔايَـٰتِنَآ ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar أَصْحَـٰبُ halkıdır aṣḥābu
halkıdır ٱلْجَحِيمِ cehennem l-jaḥīmi
cehennem ٨٦ (86)
(86)
İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar cehennemliklerdir.
5:87
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
yāayyuhā
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) لَا haram etmeyin lā
haram etmeyin تُحَرِّمُوا۟ make unlawful tuḥarrimū
make unlawful طَيِّبَـٰتِ güzel ve temiz şeyleri ṭayyibāti
güzel ve temiz şeyleri مَآ ne ki mā
ne ki أَحَلَّ helal kıldı aḥalla
helal kıldı ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah لَكُمْ size lakum
size وَلَا ve walā
ve تَعْتَدُوٓا۟ ۚ sınırı aşmayın taʿtadū
sınırı aşmayın إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah لَا sevmez lā
sevmez يُحِبُّ love yuḥibbu
love ٱلْمُعْتَدِينَ sınırı aşanları l-muʿ'tadīna
sınırı aşanları ٨٧ (87)
(87)
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) لَا haram etmeyin lā
haram etmeyin تُحَرِّمُوا۟ make unlawful tuḥarrimū
make unlawful طَيِّبَـٰتِ güzel ve temiz şeyleri ṭayyibāti
güzel ve temiz şeyleri مَآ ne ki mā
ne ki أَحَلَّ helal kıldı aḥalla
helal kıldı ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah لَكُمْ size lakum
size وَلَا ve walā
ve تَعْتَدُوٓا۟ ۚ sınırı aşmayın taʿtadū
sınırı aşmayın إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah لَا sevmez lā
sevmez يُحِبُّ love yuḥibbu
love ٱلْمُعْتَدِينَ sınırı aşanları l-muʿ'tadīna
sınırı aşanları ٨٧ (87)
(87)
Ey İnananlar! Allah'ın size helal ettiği temiz şeyleri haram kılmayın, hududu da aşmayın, doğrusu Allah aşırı gidenleri sevmez.
5:88
وَكُلُوا۟
ve yeyin
wakulū
ve yeyin مِمَّا size verdiği rızıklardan mimmā
size verdiği rızıklardan رَزَقَكُمُ has provided you razaqakumu
has provided you ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın حَلَـٰلًۭا helal ḥalālan
helal طَيِّبًۭا ۚ (ve) temiz olarak ṭayyiban
(ve) temiz olarak وَٱتَّقُوا۟ korkun wa-ittaqū
korkun ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan ٱلَّذِىٓ o ki alladhī
o ki أَنتُم siz antum
siz بِهِۦ kendisine bihi
kendisine مُؤْمِنُونَ inanıyorsunuz mu'minūna
inanıyorsunuz ٨٨ (88)
(88)
ve yeyin مِمَّا size verdiği rızıklardan mimmā
size verdiği rızıklardan رَزَقَكُمُ has provided you razaqakumu
has provided you ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın حَلَـٰلًۭا helal ḥalālan
helal طَيِّبًۭا ۚ (ve) temiz olarak ṭayyiban
(ve) temiz olarak وَٱتَّقُوا۟ korkun wa-ittaqū
korkun ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan ٱلَّذِىٓ o ki alladhī
o ki أَنتُم siz antum
siz بِهِۦ kendisine bihi
kendisine مُؤْمِنُونَ inanıyorsunuz mu'minūna
inanıyorsunuz ٨٨ (88)
(88)
Allah'ın size verdiği rızıktan temiz ve helal olarak yiyin. İnandığınız Allah'tan sakının.
5:89
لَا
sizi sorumlu tutmaz
lā
sizi sorumlu tutmaz يُؤَاخِذُكُمُ will call you to account yuākhidhukumu
will call you to account ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah بِٱللَّغْوِ lağvdan ötürü bil-laghwi
lağvdan ötürü فِىٓ yeminlerinizdeki fī
yeminlerinizdeki أَيْمَـٰنِكُمْ your oaths aymānikum
your oaths وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat يُؤَاخِذُكُم sizi sorumlu tutar yuākhidhukum
sizi sorumlu tutar بِمَا ötürü bimā
ötürü عَقَّدتُّمُ bilerek yaptığınız ʿaqqadttumu
bilerek yaptığınız ٱلْأَيْمَـٰنَ ۖ yeminlerden l-aymāna
yeminlerden فَكَفَّـٰرَتُهُۥٓ bunun keffareti fakaffāratuhu
bunun keffareti إِطْعَامُ yedirmektir iṭ'ʿāmu
yedirmektir عَشَرَةِ on ʿasharati
on مَسَـٰكِينَ fakiri masākīna
fakiri مِنْ orta derecesinden min
orta derecesinden أَوْسَطِ average awsaṭi
average مَا ne ki mā
ne ki تُطْعِمُونَ yediriyorsunuz tuṭ'ʿimūna
yediriyorsunuz أَهْلِيكُمْ ailenize ahlīkum
ailenize أَوْ yahut aw
yahut كِسْوَتُهُمْ onları giydirmektir kis'watuhum
onları giydirmektir أَوْ ya da aw
ya da تَحْرِيرُ hürriyete kavuşturmaktır taḥrīru
hürriyete kavuşturmaktır رَقَبَةٍۢ ۖ bir köleyi raqabatin
bir köleyi فَمَن kimse ise faman
kimse ise لَّمْ bulamayan lam
bulamayan يَجِدْ find yajid
find فَصِيَامُ oruç tutsun faṣiyāmu
oruç tutsun ثَلَـٰثَةِ üç thalāthati
üç أَيَّامٍۢ ۚ gün ayyāmin
gün ذَٰلِكَ işte budur dhālika
işte budur كَفَّـٰرَةُ keffareti kaffāratu
keffareti أَيْمَـٰنِكُمْ yeminlerinizin aymānikum
yeminlerinizin إِذَا zaman idhā
zaman حَلَفْتُمْ ۚ (yemini) bozduğunuz ḥalaftum
(yemini) bozduğunuz وَٱحْفَظُوٓا۟ ve koruyun wa-iḥ'faẓū
ve koruyun أَيْمَـٰنَكُمْ ۚ yeminlerinizi aymānakum
yeminlerinizi كَذَٰلِكَ böylece kadhālika
böylece يُبَيِّنُ açıklıyor yubayyinu
açıklıyor ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah لَكُمْ size lakum
size ءَايَـٰتِهِۦ ayetlerini āyātihi
ayetlerini لَعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki تَشْكُرُونَ şükredersiniz tashkurūna
şükredersiniz ٨٩ (89)
(89)
sizi sorumlu tutmaz يُؤَاخِذُكُمُ will call you to account yuākhidhukumu
will call you to account ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah بِٱللَّغْوِ lağvdan ötürü bil-laghwi
lağvdan ötürü فِىٓ yeminlerinizdeki fī
yeminlerinizdeki أَيْمَـٰنِكُمْ your oaths aymānikum
your oaths وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat يُؤَاخِذُكُم sizi sorumlu tutar yuākhidhukum
sizi sorumlu tutar بِمَا ötürü bimā
ötürü عَقَّدتُّمُ bilerek yaptığınız ʿaqqadttumu
bilerek yaptığınız ٱلْأَيْمَـٰنَ ۖ yeminlerden l-aymāna
yeminlerden فَكَفَّـٰرَتُهُۥٓ bunun keffareti fakaffāratuhu
bunun keffareti إِطْعَامُ yedirmektir iṭ'ʿāmu
yedirmektir عَشَرَةِ on ʿasharati
on مَسَـٰكِينَ fakiri masākīna
fakiri مِنْ orta derecesinden min
orta derecesinden أَوْسَطِ average awsaṭi
average مَا ne ki mā
ne ki تُطْعِمُونَ yediriyorsunuz tuṭ'ʿimūna
yediriyorsunuz أَهْلِيكُمْ ailenize ahlīkum
ailenize أَوْ yahut aw
yahut كِسْوَتُهُمْ onları giydirmektir kis'watuhum
onları giydirmektir أَوْ ya da aw
ya da تَحْرِيرُ hürriyete kavuşturmaktır taḥrīru
hürriyete kavuşturmaktır رَقَبَةٍۢ ۖ bir köleyi raqabatin
bir köleyi فَمَن kimse ise faman
kimse ise لَّمْ bulamayan lam
bulamayan يَجِدْ find yajid
find فَصِيَامُ oruç tutsun faṣiyāmu
oruç tutsun ثَلَـٰثَةِ üç thalāthati
üç أَيَّامٍۢ ۚ gün ayyāmin
gün ذَٰلِكَ işte budur dhālika
işte budur كَفَّـٰرَةُ keffareti kaffāratu
keffareti أَيْمَـٰنِكُمْ yeminlerinizin aymānikum
yeminlerinizin إِذَا zaman idhā
zaman حَلَفْتُمْ ۚ (yemini) bozduğunuz ḥalaftum
(yemini) bozduğunuz وَٱحْفَظُوٓا۟ ve koruyun wa-iḥ'faẓū
ve koruyun أَيْمَـٰنَكُمْ ۚ yeminlerinizi aymānakum
yeminlerinizi كَذَٰلِكَ böylece kadhālika
böylece يُبَيِّنُ açıklıyor yubayyinu
açıklıyor ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah لَكُمْ size lakum
size ءَايَـٰتِهِۦ ayetlerini āyātihi
ayetlerini لَعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki تَشْكُرُونَ şükredersiniz tashkurūna
şükredersiniz ٨٩ (89)
(89)
Allah size rasgele yeminlerinizden dolayı değil, bile bile ettiğiniz yeminlerden ötürü hesap sorar. Yeminin keffareti, ailenize yedirdiğinizin ortalamasından on düşkünü yedirmek yahut giydirmek ya da bir köle azad etmektir. Bulamayan üç gün oruç tutmalıdır; yeminlerinizin keffareti budur. Yemin ettiğinizde yeminlerinizi tutun. Şükredesiniz diye Allah size böylece ayetlerini açıklıyor.
5:90
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
yāayyuhā
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) إِنَّمَا şüphesiz innamā
şüphesiz ٱلْخَمْرُ şarap l-khamru
şarap وَٱلْمَيْسِرُ ve kumar wal-maysiru
ve kumar وَٱلْأَنصَابُ ve dikili taşlar wal-anṣābu
ve dikili taşlar وَٱلْأَزْلَـٰمُ ve şans okları wal-azlāmu
ve şans okları رِجْسٌۭ (birer) pisliktir rij'sun
(birer) pisliktir مِّنْ işi min
işi عَمَلِ (the) work ʿamali
(the) work ٱلشَّيْطَـٰنِ şeytan l-shayṭāni
şeytan فَٱجْتَنِبُوهُ bunlardan kaçının fa-ij'tanibūhu
bunlardan kaçının لَعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki تُفْلِحُونَ kurtuluşa eresiniz tuf'liḥūna
kurtuluşa eresiniz ٩٠ (90)
(90)
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) إِنَّمَا şüphesiz innamā
şüphesiz ٱلْخَمْرُ şarap l-khamru
şarap وَٱلْمَيْسِرُ ve kumar wal-maysiru
ve kumar وَٱلْأَنصَابُ ve dikili taşlar wal-anṣābu
ve dikili taşlar وَٱلْأَزْلَـٰمُ ve şans okları wal-azlāmu
ve şans okları رِجْسٌۭ (birer) pisliktir rij'sun
(birer) pisliktir مِّنْ işi min
işi عَمَلِ (the) work ʿamali
(the) work ٱلشَّيْطَـٰنِ şeytan l-shayṭāni
şeytan فَٱجْتَنِبُوهُ bunlardan kaçının fa-ij'tanibūhu
bunlardan kaçının لَعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki تُفْلِحُونَ kurtuluşa eresiniz tuf'liḥūna
kurtuluşa eresiniz ٩٠ (90)
(90)
Ey İnananlar! İçki, kumar, putlar ve fal okları şüphesiz şeytan işi pisliklerdir, bunlardan kaçının ki saadete eresiniz.
5:91
إِنَّمَا
şüphesiz
innamā
şüphesiz يُرِيدُ istiyor yurīdu
istiyor ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan l-shayṭānu
şeytan أَن sokmak an
sokmak يُوقِعَ cause yūqiʿa
cause بَيْنَكُمُ aranıza baynakumu
aranıza ٱلْعَدَٰوَةَ düşmanlık l-ʿadāwata
düşmanlık وَٱلْبَغْضَآءَ ve kin wal-baghḍāa
ve kin فِى şarap ile fī
şarap ile ٱلْخَمْرِ intoxicants l-khamri
intoxicants وَٱلْمَيْسِرِ ve kumar ile wal-maysiri
ve kumar ile وَيَصُدَّكُمْ ve sizi alakoymak wayaṣuddakum
ve sizi alakoymak عَن anmaktan ʿan
anmaktan ذِكْرِ (the) remembrance dhik'ri
(the) remembrance ٱللَّهِ Allah'ı l-lahi
Allah'ı وَعَنِ ve namazdan waʿani
ve namazdan ٱلصَّلَوٰةِ ۖ the prayer l-ṣalati
the prayer فَهَلْ artık değil mi? fahal
artık değil mi? أَنتُم siz antum
siz مُّنتَهُونَ vazgeçtiniz muntahūna
vazgeçtiniz ٩١ (91)
(91)
şüphesiz يُرِيدُ istiyor yurīdu
istiyor ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan l-shayṭānu
şeytan أَن sokmak an
sokmak يُوقِعَ cause yūqiʿa
cause بَيْنَكُمُ aranıza baynakumu
aranıza ٱلْعَدَٰوَةَ düşmanlık l-ʿadāwata
düşmanlık وَٱلْبَغْضَآءَ ve kin wal-baghḍāa
ve kin فِى şarap ile fī
şarap ile ٱلْخَمْرِ intoxicants l-khamri
intoxicants وَٱلْمَيْسِرِ ve kumar ile wal-maysiri
ve kumar ile وَيَصُدَّكُمْ ve sizi alakoymak wayaṣuddakum
ve sizi alakoymak عَن anmaktan ʿan
anmaktan ذِكْرِ (the) remembrance dhik'ri
(the) remembrance ٱللَّهِ Allah'ı l-lahi
Allah'ı وَعَنِ ve namazdan waʿani
ve namazdan ٱلصَّلَوٰةِ ۖ the prayer l-ṣalati
the prayer فَهَلْ artık değil mi? fahal
artık değil mi? أَنتُم siz antum
siz مُّنتَهُونَ vazgeçtiniz muntahūna
vazgeçtiniz ٩١ (91)
(91)
Şeytan şüphesiz içki ve kumar yüzünden aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah'ı anmaktan, namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçersiniz değil mi?
5:92
وَأَطِيعُوا۟
ve ita'at edin
wa-aṭīʿū
ve ita'at edin ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a وَأَطِيعُوا۟ ve ita'at edin wa-aṭīʿū
ve ita'at edin ٱلرَّسُولَ Elçi'ye l-rasūla
Elçi'ye وَٱحْذَرُوا۟ ۚ ve sakının wa-iḥ'dharū
ve sakının فَإِن eğer fa-in
eğer تَوَلَّيْتُمْ dönerseniz tawallaytum
dönerseniz فَٱعْلَمُوٓا۟ bilin ki fa-iʿ'lamū
bilin ki أَنَّمَا şüphesiz annamā
şüphesiz عَلَىٰ düşen ʿalā
düşen رَسُولِنَا elçimize rasūlinā
elçimize ٱلْبَلَـٰغُ duyurmaktır l-balāghu
duyurmaktır ٱلْمُبِينُ açıkça l-mubīnu
açıkça ٩٢ (92)
(92)
ve ita'at edin ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a وَأَطِيعُوا۟ ve ita'at edin wa-aṭīʿū
ve ita'at edin ٱلرَّسُولَ Elçi'ye l-rasūla
Elçi'ye وَٱحْذَرُوا۟ ۚ ve sakının wa-iḥ'dharū
ve sakının فَإِن eğer fa-in
eğer تَوَلَّيْتُمْ dönerseniz tawallaytum
dönerseniz فَٱعْلَمُوٓا۟ bilin ki fa-iʿ'lamū
bilin ki أَنَّمَا şüphesiz annamā
şüphesiz عَلَىٰ düşen ʿalā
düşen رَسُولِنَا elçimize rasūlinā
elçimize ٱلْبَلَـٰغُ duyurmaktır l-balāghu
duyurmaktır ٱلْمُبِينُ açıkça l-mubīnu
açıkça ٩٢ (92)
(92)
Allah'a itaat edin, Peygambere itaat edin, karşı gelmekten çekinin; eğer yüz çevirirseniz bilin ki, peygamberimize düşen sadece açıkça tebliğ etmektir.
5:93
لَيْسَ
yoktur
laysa
yoktur عَلَى üzerine ʿalā
üzerine ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inananlar āmanū
inananlar وَعَمِلُوا۟ ve yapanlara waʿamilū
ve yapanlara ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler جُنَاحٌۭ bir günah junāḥun
bir günah فِيمَا ötürü fīmā
ötürü طَعِمُوٓا۟ yediklerinden ṭaʿimū
yediklerinden إِذَا bundan böyle idhā
bundan böyle مَا takdirde mā
takdirde ٱتَّقَوا۟ korundukları ittaqaw
korundukları وَّءَامَنُوا۟ ve inandıkları waāmanū
ve inandıkları وَعَمِلُوا۟ ve yaptıkları waʿamilū
ve yaptıkları ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler ثُمَّ sonra (yine) thumma
sonra (yine) ٱتَّقَوا۟ korundukları ittaqaw
korundukları وَّءَامَنُوا۟ ve inandıkları waāmanū
ve inandıkları ثُمَّ ve yine thumma
ve yine ٱتَّقَوا۟ korundukları ittaqaw
korundukları وَّأَحْسَنُوا۟ ۗ ve iyilik ettikleri wa-aḥsanū
ve iyilik ettikleri وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah يُحِبُّ sever yuḥibbu
sever ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananları l-muḥ'sinīna
güzel davrananları ٩٣ (93)
(93)
yoktur عَلَى üzerine ʿalā
üzerine ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inananlar āmanū
inananlar وَعَمِلُوا۟ ve yapanlara waʿamilū
ve yapanlara ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler جُنَاحٌۭ bir günah junāḥun
bir günah فِيمَا ötürü fīmā
ötürü طَعِمُوٓا۟ yediklerinden ṭaʿimū
yediklerinden إِذَا bundan böyle idhā
bundan böyle مَا takdirde mā
takdirde ٱتَّقَوا۟ korundukları ittaqaw
korundukları وَّءَامَنُوا۟ ve inandıkları waāmanū
ve inandıkları وَعَمِلُوا۟ ve yaptıkları waʿamilū
ve yaptıkları ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler ثُمَّ sonra (yine) thumma
sonra (yine) ٱتَّقَوا۟ korundukları ittaqaw
korundukları وَّءَامَنُوا۟ ve inandıkları waāmanū
ve inandıkları ثُمَّ ve yine thumma
ve yine ٱتَّقَوا۟ korundukları ittaqaw
korundukları وَّأَحْسَنُوا۟ ۗ ve iyilik ettikleri wa-aḥsanū
ve iyilik ettikleri وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah يُحِبُّ sever yuḥibbu
sever ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananları l-muḥ'sinīna
güzel davrananları ٩٣ (93)
(93)
İnananlara ve yararlı iş işleyenlere, -sakınırlar, inanırlar, yararlı işler işlerler, sonra haramdan sakınıp inanırlar ve sonra isyandan sakınıp iyilik yaparlarsa- daha önceleri tatmış olduklarından dolayı bir sorumluluk yoktur. Allah iyi davrananları sever.
5:94
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
yāayyuhā
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) لَيَبْلُوَنَّكُمُ sizi dener layabluwannakumu
sizi dener ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah بِشَىْءٍۢ bir kısım bishayin
bir kısım مِّنَ av'la mina
av'la ٱلصَّيْدِ the game l-ṣaydi
the game تَنَالُهُۥٓ erişeceği tanāluhu
erişeceği أَيْدِيكُمْ ellerinizin aydīkum
ellerinizin وَرِمَاحُكُمْ ve mızraklarınızın warimāḥukum
ve mızraklarınızın لِيَعْلَمَ bilmek için liyaʿlama
bilmek için ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah مَن kimin man
kimin يَخَافُهُۥ kendisiden korktuğunu yakhāfuhu
kendisiden korktuğunu بِٱلْغَيْبِ ۚ gizlide bil-ghaybi
gizlide فَمَنِ kim ki famani
kim ki ٱعْتَدَىٰ saldırıda bulunursa iʿ'tadā
saldırıda bulunursa بَعْدَ sonra baʿda
sonra ذَٰلِكَ bundan dhālika
bundan فَلَهُۥ onun için vardır falahu
onun için vardır عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab أَلِيمٌۭ acıklı alīmun
acıklı ٩٤ (94)
(94)
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) لَيَبْلُوَنَّكُمُ sizi dener layabluwannakumu
sizi dener ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah بِشَىْءٍۢ bir kısım bishayin
bir kısım مِّنَ av'la mina
av'la ٱلصَّيْدِ the game l-ṣaydi
the game تَنَالُهُۥٓ erişeceği tanāluhu
erişeceği أَيْدِيكُمْ ellerinizin aydīkum
ellerinizin وَرِمَاحُكُمْ ve mızraklarınızın warimāḥukum
ve mızraklarınızın لِيَعْلَمَ bilmek için liyaʿlama
bilmek için ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah مَن kimin man
kimin يَخَافُهُۥ kendisiden korktuğunu yakhāfuhu
kendisiden korktuğunu بِٱلْغَيْبِ ۚ gizlide bil-ghaybi
gizlide فَمَنِ kim ki famani
kim ki ٱعْتَدَىٰ saldırıda bulunursa iʿ'tadā
saldırıda bulunursa بَعْدَ sonra baʿda
sonra ذَٰلِكَ bundan dhālika
bundan فَلَهُۥ onun için vardır falahu
onun için vardır عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab أَلِيمٌۭ acıklı alīmun
acıklı ٩٤ (94)
(94)
Ey İnananlar! Gıyabında Kendisinden, kimin korktuğunu ortaya koymak için, (ihramlıyken) elinizin ve mızraklarınızın ulaştığı avdan bir şeyle Allah and olsun ki sizi dener. Bundan sonra kim haddi aşarsa ona elem verici azab vardır.
5:95
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
yāayyuhā
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) لَا öldürmeyin lā
öldürmeyin تَقْتُلُوا۟ kill taqtulū
kill ٱلصَّيْدَ av l-ṣayda
av وَأَنتُمْ ve siz wa-antum
ve siz حُرُمٌۭ ۚ ihramlı (iken) ḥurumun
ihramlı (iken) وَمَن ve kim waman
ve kim قَتَلَهُۥ onu öldürürse qatalahu
onu öldürürse مِنكُم sizden minkum
sizden مُّتَعَمِّدًۭا kasden mutaʿammidan
kasden فَجَزَآءٌۭ cezası vardır fajazāon
cezası vardır مِّثْلُ dengi olan mith'lu
dengi olan مَا öldürdüğü mā
öldürdüğü قَتَلَ he killed qatala
he killed مِنَ hayvandan mina
hayvandan ٱلنَّعَمِ the cattle l-naʿami
the cattle يَحْكُمُ karar vereceği yaḥkumu
karar vereceği بِهِۦ ona bihi
ona ذَوَا iki kişinin dhawā
iki kişinin عَدْلٍۢ adil ʿadlin
adil مِّنكُمْ içinizden minkum
içinizden هَدْيًۢا bir kurban hadyan
bir kurban بَـٰلِغَ varacak bāligha
varacak ٱلْكَعْبَةِ Ka'be'ye l-kaʿbati
Ka'be'ye أَوْ yahut aw
yahut كَفَّـٰرَةٌۭ keffareti kaffāratun
keffareti طَعَامُ yedirme ṭaʿāmu
yedirme مَسَـٰكِينَ yoksullara masākīna
yoksullara أَوْ ya da aw
ya da عَدْلُ denk ʿadlu
denk ذَٰلِكَ buna dhālika
buna صِيَامًۭا oruçtur ṣiyāman
oruçtur لِّيَذُوقَ tatması için liyadhūqa
tatması için وَبَالَ vebalini wabāla
vebalini أَمْرِهِۦ ۗ yaptığı işin amrihi
yaptığı işin عَفَا affetmiştir ʿafā
affetmiştir ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَمَّا olanı ʿammā
olanı سَلَفَ ۚ geçmişte salafa
geçmişte وَمَنْ ve kim waman
ve kim عَادَ düşmanlık ederse ʿāda
düşmanlık ederse فَيَنتَقِمُ öc alır fayantaqimu
öc alır ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah مِنْهُ ۗ ondan min'hu
ondan وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah عَزِيزٌۭ daima galiptir ʿazīzun
daima galiptir ذُو sahibidir dhū
sahibidir ٱنتِقَامٍ intikam intiqāmin
intikam ٩٥ (95)
(95)
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) لَا öldürmeyin lā
öldürmeyin تَقْتُلُوا۟ kill taqtulū
kill ٱلصَّيْدَ av l-ṣayda
av وَأَنتُمْ ve siz wa-antum
ve siz حُرُمٌۭ ۚ ihramlı (iken) ḥurumun
ihramlı (iken) وَمَن ve kim waman
ve kim قَتَلَهُۥ onu öldürürse qatalahu
onu öldürürse مِنكُم sizden minkum
sizden مُّتَعَمِّدًۭا kasden mutaʿammidan
kasden فَجَزَآءٌۭ cezası vardır fajazāon
cezası vardır مِّثْلُ dengi olan mith'lu
dengi olan مَا öldürdüğü mā
öldürdüğü قَتَلَ he killed qatala
he killed مِنَ hayvandan mina
hayvandan ٱلنَّعَمِ the cattle l-naʿami
the cattle يَحْكُمُ karar vereceği yaḥkumu
karar vereceği بِهِۦ ona bihi
ona ذَوَا iki kişinin dhawā
iki kişinin عَدْلٍۢ adil ʿadlin
adil مِّنكُمْ içinizden minkum
içinizden هَدْيًۢا bir kurban hadyan
bir kurban بَـٰلِغَ varacak bāligha
varacak ٱلْكَعْبَةِ Ka'be'ye l-kaʿbati
Ka'be'ye أَوْ yahut aw
yahut كَفَّـٰرَةٌۭ keffareti kaffāratun
keffareti طَعَامُ yedirme ṭaʿāmu
yedirme مَسَـٰكِينَ yoksullara masākīna
yoksullara أَوْ ya da aw
ya da عَدْلُ denk ʿadlu
denk ذَٰلِكَ buna dhālika
buna صِيَامًۭا oruçtur ṣiyāman
oruçtur لِّيَذُوقَ tatması için liyadhūqa
tatması için وَبَالَ vebalini wabāla
vebalini أَمْرِهِۦ ۗ yaptığı işin amrihi
yaptığı işin عَفَا affetmiştir ʿafā
affetmiştir ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَمَّا olanı ʿammā
olanı سَلَفَ ۚ geçmişte salafa
geçmişte وَمَنْ ve kim waman
ve kim عَادَ düşmanlık ederse ʿāda
düşmanlık ederse فَيَنتَقِمُ öc alır fayantaqimu
öc alır ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah مِنْهُ ۗ ondan min'hu
ondan وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah عَزِيزٌۭ daima galiptir ʿazīzun
daima galiptir ذُو sahibidir dhū
sahibidir ٱنتِقَامٍ intikam intiqāmin
intikam ٩٥ (95)
(95)
Ey İnananlar! İhramlı iken avı öldürmeyin. Sizden bile bile onu öldürene, ehli hayvanlardan öldürdüğü kadar olduğuna içinizden iki adil kimsenin hükmedeceği, Kabe'ye ulaşacak bir kurbanı ödeme, yahut düşkünlere yemek yedirme şeklinde keffaret ya da yaptığının ağırlığını tatmak üzere bunlara denk oruç tutma vardır. Allah geçmiştekileri affetmiştir, kim tekrar yaparsa Allah ondan öç alır. Allah Güçlü'dür, Öçalıcı'dır.
5:96
أُحِلَّ
helal kılındı
uḥilla
helal kılındı لَكُمْ size lakum
size صَيْدُ avı ṣaydu
avı ٱلْبَحْرِ deniz; l-baḥri
deniz; وَطَعَامُهُۥ ve yiyeceği waṭaʿāmuhu
ve yiyeceği مَتَـٰعًۭا geçimlik olarak matāʿan
geçimlik olarak لَّكُمْ size lakum
size وَلِلسَّيَّارَةِ ۖ ve yolculara walilssayyārati
ve yolculara وَحُرِّمَ ve yasaklandı waḥurrima
ve yasaklandı عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size صَيْدُ avı ṣaydu
avı ٱلْبَرِّ kara l-bari
kara مَا olduğunuz sürece mā
olduğunuz sürece دُمْتُمْ long as you dum'tum
long as you حُرُمًۭا ۗ ihramlı ḥuruman
ihramlı وَٱتَّقُوا۟ korkun wa-ittaqū
korkun ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan ٱلَّذِىٓ o ki alladhī
o ki إِلَيْهِ huzuruna ilayhi
huzuruna تُحْشَرُونَ toplanacaksınız tuḥ'sharūna
toplanacaksınız ٩٦ (96)
(96)
helal kılındı لَكُمْ size lakum
size صَيْدُ avı ṣaydu
avı ٱلْبَحْرِ deniz; l-baḥri
deniz; وَطَعَامُهُۥ ve yiyeceği waṭaʿāmuhu
ve yiyeceği مَتَـٰعًۭا geçimlik olarak matāʿan
geçimlik olarak لَّكُمْ size lakum
size وَلِلسَّيَّارَةِ ۖ ve yolculara walilssayyārati
ve yolculara وَحُرِّمَ ve yasaklandı waḥurrima
ve yasaklandı عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size صَيْدُ avı ṣaydu
avı ٱلْبَرِّ kara l-bari
kara مَا olduğunuz sürece mā
olduğunuz sürece دُمْتُمْ long as you dum'tum
long as you حُرُمًۭا ۗ ihramlı ḥuruman
ihramlı وَٱتَّقُوا۟ korkun wa-ittaqū
korkun ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan ٱلَّذِىٓ o ki alladhī
o ki إِلَيْهِ huzuruna ilayhi
huzuruna تُحْشَرُونَ toplanacaksınız tuḥ'sharūna
toplanacaksınız ٩٦ (96)
(96)
Deniz avı ve onu yemek size de, yolculara da, geçimlik olarak helal kılınmıştır. İhramlı bulunduğunuz sürece kara avı size haram kılınmıştır. Huzuruna toplanacağınız Allah'tan sakının.
5:97
۞ جَعَلَ
kıldı
jaʿala
kıldı ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah ٱلْكَعْبَةَ Ka'be'yi l-kaʿbata
Ka'be'yi ٱلْبَيْتَ Beyt-i l-bayta
Beyt-i ٱلْحَرَامَ Haram'ı l-ḥarāma
Haram'ı قِيَـٰمًۭا bir durak qiyāman
bir durak لِّلنَّاسِ insanlar için lilnnāsi
insanlar için وَٱلشَّهْرَ ve ayı (kıldı) wal-shahra
ve ayı (kıldı) ٱلْحَرَامَ haram l-ḥarāma
haram وَٱلْهَدْىَ ve kurbanı wal-hadya
ve kurbanı وَٱلْقَلَـٰٓئِدَ ۚ ve tasmalı kurbanlıkları wal-qalāida
ve tasmalı kurbanlıkları ذَٰلِكَ böylece dhālika
böylece لِتَعْلَمُوٓا۟ anlayasınız diye litaʿlamū
anlayasınız diye أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah'ın l-laha
Allah'ın يَعْلَمُ bildiğini yaʿlamu
bildiğini مَا olanları mā
olanları فِى göklerde fī
göklerde ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens وَمَا ve olanları wamā
ve olanları فِى yerde fī
yerde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth وَأَنَّ ve şüphesiz wa-anna
ve şüphesiz ٱللَّهَ Allah'ın l-laha
Allah'ın بِكُلِّ her bikulli
her شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi عَلِيمٌ bildiğini ʿalīmun
bildiğini ٩٧ (97)
(97)
kıldı ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah ٱلْكَعْبَةَ Ka'be'yi l-kaʿbata
Ka'be'yi ٱلْبَيْتَ Beyt-i l-bayta
Beyt-i ٱلْحَرَامَ Haram'ı l-ḥarāma
Haram'ı قِيَـٰمًۭا bir durak qiyāman
bir durak لِّلنَّاسِ insanlar için lilnnāsi
insanlar için وَٱلشَّهْرَ ve ayı (kıldı) wal-shahra
ve ayı (kıldı) ٱلْحَرَامَ haram l-ḥarāma
haram وَٱلْهَدْىَ ve kurbanı wal-hadya
ve kurbanı وَٱلْقَلَـٰٓئِدَ ۚ ve tasmalı kurbanlıkları wal-qalāida
ve tasmalı kurbanlıkları ذَٰلِكَ böylece dhālika
böylece لِتَعْلَمُوٓا۟ anlayasınız diye litaʿlamū
anlayasınız diye أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah'ın l-laha
Allah'ın يَعْلَمُ bildiğini yaʿlamu
bildiğini مَا olanları mā
olanları فِى göklerde fī
göklerde ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens وَمَا ve olanları wamā
ve olanları فِى yerde fī
yerde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth وَأَنَّ ve şüphesiz wa-anna
ve şüphesiz ٱللَّهَ Allah'ın l-laha
Allah'ın بِكُلِّ her bikulli
her شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi عَلِيمٌ bildiğini ʿalīmun
bildiğini ٩٧ (97)
(97)
Allah, hürmetli ev Kabe'yi, hürmetli ayı, kurbanı, boynu tasmalı kurbanlıkları insanların faydası için ortaya koydu. Bu, Allah'ın göklerde ve yerde olanları bildiğini ve Allah'ın şüphesiz her şeyi Bilen olduğunu bilmeniz içindir.
5:98
ٱعْلَمُوٓا۟
iyi bilin ki
iʿ'lamū
iyi bilin ki أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah'ın l-laha
Allah'ın شَدِيدُ çetindir shadīdu
çetindir ٱلْعِقَابِ cezası l-ʿiqābi
cezası وَأَنَّ ve şüphesiz wa-anna
ve şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır رَّحِيمٌۭ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir ٩٨ (98)
(98)
iyi bilin ki أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah'ın l-laha
Allah'ın شَدِيدُ çetindir shadīdu
çetindir ٱلْعِقَابِ cezası l-ʿiqābi
cezası وَأَنَّ ve şüphesiz wa-anna
ve şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır رَّحِيمٌۭ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir ٩٨ (98)
(98)
Allah'ın azabının şiddetli olduğunu ve Allah'ın Bağışlayan, merhamet eden olduğunu bilin.
5:99
مَّا
üzerine düşen
mā
üzerine düşen عَلَى on ʿalā
on ٱلرَّسُولِ Elçi'nin l-rasūli
Elçi'nin إِلَّا sadece illā
sadece ٱلْبَلَـٰغُ ۗ duyurmaktır l-balāghu
duyurmaktır وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir مَا şeyleri mā
şeyleri تُبْدُونَ açığa vurduğunuz tub'dūna
açığa vurduğunuz وَمَا ve şeyleri wamā
ve şeyleri تَكْتُمُونَ gizlediğiniz taktumūna
gizlediğiniz ٩٩ (99)
(99)
üzerine düşen عَلَى on ʿalā
on ٱلرَّسُولِ Elçi'nin l-rasūli
Elçi'nin إِلَّا sadece illā
sadece ٱلْبَلَـٰغُ ۗ duyurmaktır l-balāghu
duyurmaktır وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir مَا şeyleri mā
şeyleri تُبْدُونَ açığa vurduğunuz tub'dūna
açığa vurduğunuz وَمَا ve şeyleri wamā
ve şeyleri تَكْتُمُونَ gizlediğiniz taktumūna
gizlediğiniz ٩٩ (99)
(99)
Peygamberin görevi sadece tebliğ etmektir. Allah, sizin açıkladıklarınızı da gizlediklerinizi de bilir.
5:100
قُل
de ki
qul
de ki لَّا olmaz lā
olmaz يَسْتَوِى eşit yastawī
eşit ٱلْخَبِيثُ murdar ile l-khabīthu
murdar ile وَٱلطَّيِّبُ temiz wal-ṭayibu
temiz وَلَوْ ve şayet walaw
ve şayet أَعْجَبَكَ hoşuna gitse de aʿjabaka
hoşuna gitse de كَثْرَةُ çokluğu kathratu
çokluğu ٱلْخَبِيثِ ۚ murdarın l-khabīthi
murdarın فَٱتَّقُوا۟ o halde korkun fa-ittaqū
o halde korkun ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan يَـٰٓأُو۟لِى ey sahipleri yāulī
ey sahipleri ٱلْأَلْبَـٰبِ sağduyu l-albābi
sağduyu لَعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki تُفْلِحُونَ kurtuluşa erersiniz tuf'liḥūna
kurtuluşa erersiniz ١٠٠ (100)
(100)
de ki لَّا olmaz lā
olmaz يَسْتَوِى eşit yastawī
eşit ٱلْخَبِيثُ murdar ile l-khabīthu
murdar ile وَٱلطَّيِّبُ temiz wal-ṭayibu
temiz وَلَوْ ve şayet walaw
ve şayet أَعْجَبَكَ hoşuna gitse de aʿjabaka
hoşuna gitse de كَثْرَةُ çokluğu kathratu
çokluğu ٱلْخَبِيثِ ۚ murdarın l-khabīthi
murdarın فَٱتَّقُوا۟ o halde korkun fa-ittaqū
o halde korkun ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan يَـٰٓأُو۟لِى ey sahipleri yāulī
ey sahipleri ٱلْأَلْبَـٰبِ sağduyu l-albābi
sağduyu لَعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki تُفْلِحُونَ kurtuluşa erersiniz tuf'liḥūna
kurtuluşa erersiniz ١٠٠ (100)
(100)
De ki: "Helal ile haram, haram şeylerin çokluğundan hoşlansan bile, eşit değildir". Ey akıl sahibleri, Allah'tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.
5:101
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
yāayyuhā
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) لَا sormayın lā
sormayın تَسْـَٔلُوا۟ ask tasalū
ask عَنْ hakkında ʿan
hakkında أَشْيَآءَ şeyler ashyāa
şeyler إِن eğer in
eğer تُبْدَ açıklandığında tub'da
açıklandığında لَكُمْ size lakum
size تَسُؤْكُمْ hoşunuza gitmeyecek tasu'kum
hoşunuza gitmeyecek وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer تَسْـَٔلُوا۟ sorarsanız tasalū
sorarsanız عَنْهَا onları ʿanhā
onları حِينَ vakit ḥīna
vakit يُنَزَّلُ indirildiği yunazzalu
indirildiği ٱلْقُرْءَانُ Kur'an l-qur'ānu
Kur'an تُبْدَ açıklanır tub'da
açıklanır لَكُمْ size lakum
size عَفَا affetmiştir ʿafā
affetmiştir ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَنْهَا ۗ onları ʿanhā
onları وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah غَفُورٌ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır حَلِيمٌۭ halimdir ḥalīmun
halimdir ١٠١ (101)
(101)
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) لَا sormayın lā
sormayın تَسْـَٔلُوا۟ ask tasalū
ask عَنْ hakkında ʿan
hakkında أَشْيَآءَ şeyler ashyāa
şeyler إِن eğer in
eğer تُبْدَ açıklandığında tub'da
açıklandığında لَكُمْ size lakum
size تَسُؤْكُمْ hoşunuza gitmeyecek tasu'kum
hoşunuza gitmeyecek وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer تَسْـَٔلُوا۟ sorarsanız tasalū
sorarsanız عَنْهَا onları ʿanhā
onları حِينَ vakit ḥīna
vakit يُنَزَّلُ indirildiği yunazzalu
indirildiği ٱلْقُرْءَانُ Kur'an l-qur'ānu
Kur'an تُبْدَ açıklanır tub'da
açıklanır لَكُمْ size lakum
size عَفَا affetmiştir ʿafā
affetmiştir ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَنْهَا ۗ onları ʿanhā
onları وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah غَفُورٌ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır حَلِيمٌۭ halimdir ḥalīmun
halimdir ١٠١ (101)
(101)
Ey İnananlar! Size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Kuran indirilirken onları sorarsanız size açıklanır (ama üzülürsünüz). Allah sorduğunuz şeyleri affetmiştir. Allah Bağışlayan'dır, Halim'dir.
5:102
قَدْ
muhakkak
qad
muhakkak سَأَلَهَا onları sormuştu sa-alahā
onları sormuştu قَوْمٌۭ bir toplum qawmun
bir toplum مِّن sizden önce gelen min
sizden önce gelen قَبْلِكُمْ before you qablikum
before you ثُمَّ sonra thumma
sonra أَصْبَحُوا۟ olmuşlardı aṣbaḥū
olmuşlardı بِهَا onları bihā
onları كَـٰفِرِينَ inkar edenler kāfirīna
inkar edenler ١٠٢ (102)
(102)
muhakkak سَأَلَهَا onları sormuştu sa-alahā
onları sormuştu قَوْمٌۭ bir toplum qawmun
bir toplum مِّن sizden önce gelen min
sizden önce gelen قَبْلِكُمْ before you qablikum
before you ثُمَّ sonra thumma
sonra أَصْبَحُوا۟ olmuşlardı aṣbaḥū
olmuşlardı بِهَا onları bihā
onları كَـٰفِرِينَ inkar edenler kāfirīna
inkar edenler ١٠٢ (102)
(102)
Sizden önce bir millet onları sormuştu, sonra da onları inkar etmişlerdi.
5:103
مَا
yapmamıştır
mā
yapmamıştır جَعَلَ has (been) made jaʿala
has (been) made ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah مِنۢ ne min
ne بَحِيرَةٍۢ bahîre baḥīratin
bahîre وَلَا ve ne walā
ve ne سَآئِبَةٍۢ sâibe sāibatin
sâibe وَلَا ve ne walā
ve ne وَصِيلَةٍۢ vasîle waṣīlatin
vasîle وَلَا ve ne walā
ve ne حَامٍۢ ۙ ham ḥāmin
ham وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler) يَفْتَرُونَ uyduruyorlar yaftarūna
uyduruyorlar عَلَى karşı ʿalā
karşı ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a ٱلْكَذِبَ ۖ yalan l-kadhiba
yalan وَأَكْثَرُهُمْ ve çokları da wa-aktharuhum
ve çokları da لَا akıl erdiremiyorlar lā
akıl erdiremiyorlar يَعْقِلُونَ use reason yaʿqilūna
use reason ١٠٣ (103)
(103)
yapmamıştır جَعَلَ has (been) made jaʿala
has (been) made ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah مِنۢ ne min
ne بَحِيرَةٍۢ bahîre baḥīratin
bahîre وَلَا ve ne walā
ve ne سَآئِبَةٍۢ sâibe sāibatin
sâibe وَلَا ve ne walā
ve ne وَصِيلَةٍۢ vasîle waṣīlatin
vasîle وَلَا ve ne walā
ve ne حَامٍۢ ۙ ham ḥāmin
ham وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler) يَفْتَرُونَ uyduruyorlar yaftarūna
uyduruyorlar عَلَى karşı ʿalā
karşı ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a ٱلْكَذِبَ ۖ yalan l-kadhiba
yalan وَأَكْثَرُهُمْ ve çokları da wa-aktharuhum
ve çokları da لَا akıl erdiremiyorlar lā
akıl erdiremiyorlar يَعْقِلُونَ use reason yaʿqilūna
use reason ١٠٣ (103)
(103)
Allah, kulağı çentilen, salıverilen, erkek dişi ikizler doğuran, on defa yavrulamasından ötürü yük vurulmayan hayvanların adanmasını emretmemiştir; fakat inkar edenler Allah'a karşı yalan uydururlar ve çoğu da akletmezler.
5:104
وَإِذَا
ve zaman
wa-idhā
ve zaman قِيلَ dendiği qīla
dendiği لَهُمْ onlara lahum
onlara تَعَالَوْا۟ gelin taʿālaw
gelin إِلَىٰ şeye ilā
şeye مَآ what mā
what أَنزَلَ indirdiği anzala
indirdiği ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın وَإِلَى ve wa-ilā
ve ٱلرَّسُولِ Elçi'ye l-rasūli
Elçi'ye قَالُوا۟ derler ki qālū
derler ki حَسْبُنَا bize yeter ḥasbunā
bize yeter مَا şey mā
şey وَجَدْنَا bulduğumuz wajadnā
bulduğumuz عَلَيْهِ üzerinde ʿalayhi
üzerinde ءَابَآءَنَآ ۚ babalarımızı ābāanā
babalarımızı أَوَلَوْ olsa da mı? awalaw
olsa da mı? كَانَ babaları kāna
babaları ءَابَآؤُهُمْ their forefathers ābāuhum
their forefathers لَا bilmeyen lā
bilmeyen يَعْلَمُونَ knowing yaʿlamūna
knowing شَيْـًۭٔا hiçbir şey shayan
hiçbir şey وَلَا ve walā
ve يَهْتَدُونَ doğru yolu bulamayan yahtadūna
doğru yolu bulamayan ١٠٤ (104)
(104)
ve zaman قِيلَ dendiği qīla
dendiği لَهُمْ onlara lahum
onlara تَعَالَوْا۟ gelin taʿālaw
gelin إِلَىٰ şeye ilā
şeye مَآ what mā
what أَنزَلَ indirdiği anzala
indirdiği ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın وَإِلَى ve wa-ilā
ve ٱلرَّسُولِ Elçi'ye l-rasūli
Elçi'ye قَالُوا۟ derler ki qālū
derler ki حَسْبُنَا bize yeter ḥasbunā
bize yeter مَا şey mā
şey وَجَدْنَا bulduğumuz wajadnā
bulduğumuz عَلَيْهِ üzerinde ʿalayhi
üzerinde ءَابَآءَنَآ ۚ babalarımızı ābāanā
babalarımızı أَوَلَوْ olsa da mı? awalaw
olsa da mı? كَانَ babaları kāna
babaları ءَابَآؤُهُمْ their forefathers ābāuhum
their forefathers لَا bilmeyen lā
bilmeyen يَعْلَمُونَ knowing yaʿlamūna
knowing شَيْـًۭٔا hiçbir şey shayan
hiçbir şey وَلَا ve walā
ve يَهْتَدُونَ doğru yolu bulamayan yahtadūna
doğru yolu bulamayan ١٠٤ (104)
(104)
Onlara, "Gelin Allah'ın indirdiği Kitap'a ve peygambere uyun" dendiğinde, "Atalarımızı üzerinde bulduğumuz yol bize yeter" derler; ya ataları bir şey bilmeyen ve doğru yolda olmayan kimseler idiyseler?
5:105
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
yāayyuhā
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) عَلَيْكُمْ siz (bakın) ʿalaykum
siz (bakın) أَنفُسَكُمْ ۖ kendinize anfusakum
kendinize لَا size zarar vermez lā
size zarar vermez يَضُرُّكُم will harm you yaḍurrukum
will harm you مَّن kimse man
kimse ضَلَّ sapan ḍalla
sapan إِذَا takdirde idhā
takdirde ٱهْتَدَيْتُمْ ۚ siz doğru yolda olduğunuz ih'tadaytum
siz doğru yolda olduğunuz إِلَى Allah'adır ilā
Allah'adır ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah مَرْجِعُكُمْ dönüşünüz marjiʿukum
dönüşünüz جَمِيعًۭا hepinizin jamīʿan
hepinizin فَيُنَبِّئُكُم O size haber verecektir fayunabbi-ukum
O size haber verecektir بِمَا şeyi bimā
şeyi كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz تَعْمَلُونَ yapmış taʿmalūna
yapmış ١٠٥ (105)
(105)
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) عَلَيْكُمْ siz (bakın) ʿalaykum
siz (bakın) أَنفُسَكُمْ ۖ kendinize anfusakum
kendinize لَا size zarar vermez lā
size zarar vermez يَضُرُّكُم will harm you yaḍurrukum
will harm you مَّن kimse man
kimse ضَلَّ sapan ḍalla
sapan إِذَا takdirde idhā
takdirde ٱهْتَدَيْتُمْ ۚ siz doğru yolda olduğunuz ih'tadaytum
siz doğru yolda olduğunuz إِلَى Allah'adır ilā
Allah'adır ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah مَرْجِعُكُمْ dönüşünüz marjiʿukum
dönüşünüz جَمِيعًۭا hepinizin jamīʿan
hepinizin فَيُنَبِّئُكُم O size haber verecektir fayunabbi-ukum
O size haber verecektir بِمَا şeyi bimā
şeyi كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz تَعْمَلُونَ yapmış taʿmalūna
yapmış ١٠٥ (105)
(105)
Ey İnananlar! Siz kendinize bakın; doğru yolda iseniz sapıtan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır, işlemekte olduklarınızı size haber verecektir.
5:106
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
yāayyuhā
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inananlar āmanū
inananlar شَهَـٰدَةُ şahidlik etsin shahādatu
şahidlik etsin بَيْنِكُمْ aranızda baynikum
aranızda إِذَا zaman idhā
zaman حَضَرَ geldiği ḥaḍara
geldiği أَحَدَكُمُ birinize aḥadakumu
birinize ٱلْمَوْتُ ölüm l-mawtu
ölüm حِينَ sırasında ḥīna
sırasında ٱلْوَصِيَّةِ vasiyyet l-waṣiyati
vasiyyet ٱثْنَانِ iki ith'nāni
iki ذَوَا kişi dhawā
kişi عَدْلٍۢ adil ʿadlin
adil مِّنكُمْ içinizden minkum
içinizden أَوْ ya da aw
ya da ءَاخَرَانِ diğer iki kişi (şahidlik etsin) ākharāni
diğer iki kişi (şahidlik etsin) مِنْ sizden olmayan min
sizden olmayan غَيْرِكُمْ other than you ghayrikum
other than you إِنْ eğer in
eğer أَنتُمْ siz antum
siz ضَرَبْتُمْ yolculuk ederken ḍarabtum
yolculuk ederken فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth فَأَصَـٰبَتْكُم ve başınıza gelmişse fa-aṣābatkum
ve başınıza gelmişse مُّصِيبَةُ musibeti muṣībatu
musibeti ٱلْمَوْتِ ۚ ölüm l-mawti
ölüm تَحْبِسُونَهُمَا onları tutarsınız taḥbisūnahumā
onları tutarsınız مِنۢ sonra min
sonra بَعْدِ after baʿdi
after ٱلصَّلَوٰةِ namazdan l-ṣalati
namazdan فَيُقْسِمَانِ yemin etsinler fayuq'simāni
yemin etsinler بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a إِنِ eğer ini
eğer ٱرْتَبْتُمْ kuşkulanırsanız ir'tabtum
kuşkulanırsanız لَا satmayacağız lā
satmayacağız نَشْتَرِى we will exchange nashtarī
we will exchange بِهِۦ onu (yeminimizi) bihi
onu (yeminimizi) ثَمَنًۭا hiçbir paraya thamanan
hiçbir paraya وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer كَانَ olsa kāna
olsa ذَا akraba da dhā
akraba da قُرْبَىٰ ۙ a near relative qur'bā
a near relative وَلَا ve walā
ve نَكْتُمُ gizlemeyeceğiz naktumu
gizlemeyeceğiz شَهَـٰدَةَ şahidliğini shahādata
şahidliğini ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın إِنَّآ yoksa biz elbette innā
yoksa biz elbette إِذًۭا o zaman idhan
o zaman لَّمِنَ kimselerden oluruz lamina
kimselerden oluruz ٱلْـَٔاثِمِينَ günahkar l-āthimīna
günahkar ١٠٦ (106)
(106)
Ey ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inananlar āmanū
inananlar شَهَـٰدَةُ şahidlik etsin shahādatu
şahidlik etsin بَيْنِكُمْ aranızda baynikum
aranızda إِذَا zaman idhā
zaman حَضَرَ geldiği ḥaḍara
geldiği أَحَدَكُمُ birinize aḥadakumu
birinize ٱلْمَوْتُ ölüm l-mawtu
ölüm حِينَ sırasında ḥīna
sırasında ٱلْوَصِيَّةِ vasiyyet l-waṣiyati
vasiyyet ٱثْنَانِ iki ith'nāni
iki ذَوَا kişi dhawā
kişi عَدْلٍۢ adil ʿadlin
adil مِّنكُمْ içinizden minkum
içinizden أَوْ ya da aw
ya da ءَاخَرَانِ diğer iki kişi (şahidlik etsin) ākharāni
diğer iki kişi (şahidlik etsin) مِنْ sizden olmayan min
sizden olmayan غَيْرِكُمْ other than you ghayrikum
other than you إِنْ eğer in
eğer أَنتُمْ siz antum
siz ضَرَبْتُمْ yolculuk ederken ḍarabtum
yolculuk ederken فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth فَأَصَـٰبَتْكُم ve başınıza gelmişse fa-aṣābatkum
ve başınıza gelmişse مُّصِيبَةُ musibeti muṣībatu
musibeti ٱلْمَوْتِ ۚ ölüm l-mawti
ölüm تَحْبِسُونَهُمَا onları tutarsınız taḥbisūnahumā
onları tutarsınız مِنۢ sonra min
sonra بَعْدِ after baʿdi
after ٱلصَّلَوٰةِ namazdan l-ṣalati
namazdan فَيُقْسِمَانِ yemin etsinler fayuq'simāni
yemin etsinler بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a إِنِ eğer ini
eğer ٱرْتَبْتُمْ kuşkulanırsanız ir'tabtum
kuşkulanırsanız لَا satmayacağız lā
satmayacağız نَشْتَرِى we will exchange nashtarī
we will exchange بِهِۦ onu (yeminimizi) bihi
onu (yeminimizi) ثَمَنًۭا hiçbir paraya thamanan
hiçbir paraya وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer كَانَ olsa kāna
olsa ذَا akraba da dhā
akraba da قُرْبَىٰ ۙ a near relative qur'bā
a near relative وَلَا ve walā
ve نَكْتُمُ gizlemeyeceğiz naktumu
gizlemeyeceğiz شَهَـٰدَةَ şahidliğini shahādata
şahidliğini ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın إِنَّآ yoksa biz elbette innā
yoksa biz elbette إِذًۭا o zaman idhan
o zaman لَّمِنَ kimselerden oluruz lamina
kimselerden oluruz ٱلْـَٔاثِمِينَ günahkar l-āthimīna
günahkar ١٠٦ (106)
(106)
Ey İnananlar! Ölüm birinize geldiği zaman vasiyet ederken içinizden iki adil kimseyi; şayet yolculukta olup başınıza da ölüm musibeti gelmişse, namazdan sonra alıkoyacağınız, şüpheleniyorsanız, "Akraba bile olsa yeminle hiçbir değeri değiştirmeyeceğiz, Allah'ın şahidliğini gizlemeyeceğiz, yoksa şüphesiz günahkarlardan oluruz" diye yemin eden sizden olmayan iki kişiyi şahid tutun.
5:107
فَإِنْ
eğer
fa-in
eğer عُثِرَ anlaşılırsa ʿuthira
anlaşılırsa عَلَىٰٓ onların ʿalā
onların أَنَّهُمَا that the two annahumā
that the two ٱسْتَحَقَّآ işledikleri is'taḥaqqā
işledikleri إِثْمًۭا bir günah ith'man
bir günah فَـَٔاخَرَانِ başka iki kişi faākharāni
başka iki kişi يَقُومَانِ geçer yaqūmāni
geçer مَقَامَهُمَا onların yerine maqāmahumā
onların yerine مِنَ kendisine mina
kendisine ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who ٱسْتَحَقَّ haksızlık edilenlerden is'taḥaqqa
haksızlık edilenlerden عَلَيْهِمُ onların üzerine ʿalayhimu
onların üzerine ٱلْأَوْلَيَـٰنِ daha layık l-awlayāni
daha layık فَيُقْسِمَانِ yemin ederler fayuq'simāni
yemin ederler بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a لَشَهَـٰدَتُنَآ mutlaka bizim şahidliğimiz lashahādatunā
mutlaka bizim şahidliğimiz أَحَقُّ daha doğrudur aḥaqqu
daha doğrudur مِن onların şahidliğinden min
onların şahidliğinden شَهَـٰدَتِهِمَا testimony of the other two shahādatihimā
testimony of the other two وَمَا biz (hakka) tecavüz etmedik wamā
biz (hakka) tecavüz etmedik ٱعْتَدَيْنَآ we have transgressed iʿ'tadaynā
we have transgressed إِنَّآ yoksa biz elbette innā
yoksa biz elbette إِذًۭا o zaman idhan
o zaman لَّمِنَ oluruz lamina
oluruz ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimlerden l-ẓālimīna
zalimlerden ١٠٧ (107)
(107)
eğer عُثِرَ anlaşılırsa ʿuthira
anlaşılırsa عَلَىٰٓ onların ʿalā
onların أَنَّهُمَا that the two annahumā
that the two ٱسْتَحَقَّآ işledikleri is'taḥaqqā
işledikleri إِثْمًۭا bir günah ith'man
bir günah فَـَٔاخَرَانِ başka iki kişi faākharāni
başka iki kişi يَقُومَانِ geçer yaqūmāni
geçer مَقَامَهُمَا onların yerine maqāmahumā
onların yerine مِنَ kendisine mina
kendisine ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who ٱسْتَحَقَّ haksızlık edilenlerden is'taḥaqqa
haksızlık edilenlerden عَلَيْهِمُ onların üzerine ʿalayhimu
onların üzerine ٱلْأَوْلَيَـٰنِ daha layık l-awlayāni
daha layık فَيُقْسِمَانِ yemin ederler fayuq'simāni
yemin ederler بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a لَشَهَـٰدَتُنَآ mutlaka bizim şahidliğimiz lashahādatunā
mutlaka bizim şahidliğimiz أَحَقُّ daha doğrudur aḥaqqu
daha doğrudur مِن onların şahidliğinden min
onların şahidliğinden شَهَـٰدَتِهِمَا testimony of the other two shahādatihimā
testimony of the other two وَمَا biz (hakka) tecavüz etmedik wamā
biz (hakka) tecavüz etmedik ٱعْتَدَيْنَآ we have transgressed iʿ'tadaynā
we have transgressed إِنَّآ yoksa biz elbette innā
yoksa biz elbette إِذًۭا o zaman idhan
o zaman لَّمِنَ oluruz lamina
oluruz ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimlerden l-ẓālimīna
zalimlerden ١٠٧ (107)
(107)
Eğer bu şahidlerin günah işlemiş oldukları ortaya çıkarsa ölene daha yakın hak sahibi diğer iki kişi bunların yerine geçer ve "Bizim şahidliğimiz ikisininkinden de daha doğrudur, biz aşırı gitmedik, yoksa şüphesiz zulmedenlerden oluruz" diye Allah'a yemin ederler.
5:108
ذَٰلِكَ
budur
dhālika
budur أَدْنَىٰٓ en uygun olan adnā
en uygun olan أَن yapmalarına an
yapmalarına يَأْتُوا۟ they will give yatū
they will give بِٱلشَّهَـٰدَةِ şahidliği bil-shahādati
şahidliği عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine وَجْهِهَآ gereği wajhihā
gereği أَوْ yahut aw
yahut يَخَافُوٓا۟ korkmalarına yakhāfū
korkmalarına أَن reddedilmesinden an
reddedilmesinden تُرَدَّ will be refuted turadda
will be refuted أَيْمَـٰنٌۢ yeminlerin aymānun
yeminlerin بَعْدَ sonra baʿda
sonra أَيْمَـٰنِهِمْ ۗ yeminlerinden aymānihim
yeminlerinden وَٱتَّقُوا۟ korkun wa-ittaqū
korkun ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan وَٱسْمَعُوا۟ ۗ ve iyi dinleyin wa-is'maʿū
ve iyi dinleyin وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah لَا doğru yola iletmez lā
doğru yola iletmez يَهْدِى guide yahdī
guide ٱلْقَوْمَ topluluğu l-qawma
topluluğu ٱلْفَـٰسِقِينَ yoldan çıkan l-fāsiqīna
yoldan çıkan ١٠٨ (108)
(108)
budur أَدْنَىٰٓ en uygun olan adnā
en uygun olan أَن yapmalarına an
yapmalarına يَأْتُوا۟ they will give yatū
they will give بِٱلشَّهَـٰدَةِ şahidliği bil-shahādati
şahidliği عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine وَجْهِهَآ gereği wajhihā
gereği أَوْ yahut aw
yahut يَخَافُوٓا۟ korkmalarına yakhāfū
korkmalarına أَن reddedilmesinden an
reddedilmesinden تُرَدَّ will be refuted turadda
will be refuted أَيْمَـٰنٌۢ yeminlerin aymānun
yeminlerin بَعْدَ sonra baʿda
sonra أَيْمَـٰنِهِمْ ۗ yeminlerinden aymānihim
yeminlerinden وَٱتَّقُوا۟ korkun wa-ittaqū
korkun ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan وَٱسْمَعُوا۟ ۗ ve iyi dinleyin wa-is'maʿū
ve iyi dinleyin وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah لَا doğru yola iletmez lā
doğru yola iletmez يَهْدِى guide yahdī
guide ٱلْقَوْمَ topluluğu l-qawma
topluluğu ٱلْفَـٰسِقِينَ yoldan çıkan l-fāsiqīna
yoldan çıkan ١٠٨ (108)
(108)
Bu, şahidliği gerektiği gibi yapmalarını veya yeminlerinden sonra yeminlerin kabul edilmemesinden korkmalarını daha iyi sağlar. Allah'tan sakının, dinleyin. Allah fasık kimselere yol göstermez.
5:109
۞ يَوْمَ
gün
yawma
gün يَجْمَعُ toplayacağı yajmaʿu
toplayacağı ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah ٱلرُّسُلَ Elçileri l-rusula
Elçileri فَيَقُولُ derler fayaqūlu
derler مَاذَآ ne? mādhā
ne? أُجِبْتُمْ ۖ size cevap verildi ujib'tum
size cevap verildi قَالُوا۟ derler qālū
derler لَا bilgimiz yok lā
bilgimiz yok عِلْمَ knowledge ʿil'ma
knowledge لَنَآ ۖ bizim lanā
bizim إِنَّكَ yalnız sensin innaka
yalnız sensin أَنتَ sen anta
sen عَلَّـٰمُ bilen ʿallāmu
bilen ٱلْغُيُوبِ gizlileri l-ghuyūbi
gizlileri ١٠٩ (109)
(109)
gün يَجْمَعُ toplayacağı yajmaʿu
toplayacağı ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah ٱلرُّسُلَ Elçileri l-rusula
Elçileri فَيَقُولُ derler fayaqūlu
derler مَاذَآ ne? mādhā
ne? أُجِبْتُمْ ۖ size cevap verildi ujib'tum
size cevap verildi قَالُوا۟ derler qālū
derler لَا bilgimiz yok lā
bilgimiz yok عِلْمَ knowledge ʿil'ma
knowledge لَنَآ ۖ bizim lanā
bizim إِنَّكَ yalnız sensin innaka
yalnız sensin أَنتَ sen anta
sen عَلَّـٰمُ bilen ʿallāmu
bilen ٱلْغُيُوبِ gizlileri l-ghuyūbi
gizlileri ١٠٩ (109)
(109)
Allah peygamberleri topladığı gün, "Size ne cevap verildi?" der; onlar, "Bizim bir bildiğimiz yoktur, doğrusu görülmeyenleri bilen ancak Sen'sin" derler.
5:110
إِذْ
hani
idh
hani قَالَ demişti ki qāla
demişti ki ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah يَـٰعِيسَى Ey Îsa yāʿīsā
Ey Îsa ٱبْنَ oğlu ib'na
oğlu مَرْيَمَ Meryem maryama
Meryem ٱذْكُرْ hatırla udh'kur
hatırla نِعْمَتِى ni'metimi niʿ'matī
ni'metimi عَلَيْكَ sana olan ʿalayka
sana olan وَعَلَىٰ ve olan waʿalā
ve olan وَٰلِدَتِكَ annene wālidatika
annene إِذْ hani idh
hani أَيَّدتُّكَ seni desteklemiştim ayyadttuka
seni desteklemiştim بِرُوحِ Ruh ile birūḥi
Ruh ile ٱلْقُدُسِ l-Kudüs l-qudusi
l-Kudüs تُكَلِّمُ konuşuyordun tukallimu
konuşuyordun ٱلنَّاسَ insanlarla l-nāsa
insanlarla فِى beşikte iken fī
beşikte iken ٱلْمَهْدِ the cradle l-mahdi
the cradle وَكَهْلًۭا ۖ ve yetişkin iken wakahlan
ve yetişkin iken وَإِذْ hani wa-idh
hani عَلَّمْتُكَ sana öğrettim ʿallamtuka
sana öğrettim ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı وَٱلْحِكْمَةَ ve hikmeti wal-ḥik'mata
ve hikmeti وَٱلتَّوْرَىٰةَ ve Tevrat'ı wal-tawrāta
ve Tevrat'ı وَٱلْإِنجِيلَ ۖ ve İncil'i wal-injīla
ve İncil'i وَإِذْ hani wa-idh
hani تَخْلُقُ yaratıyor takhluqu
yaratıyor مِنَ çamurdan mina
çamurdan ٱلطِّينِ the clay l-ṭīni
the clay كَهَيْـَٔةِ şeklinde bir şey kahayati
şeklinde bir şey ٱلطَّيْرِ kuş l-ṭayri
kuş بِإِذْنِى benim iznimle bi-idh'nī
benim iznimle فَتَنفُخُ üflüyordun fatanfukhu
üflüyordun فِيهَا içine fīhā
içine فَتَكُونُ oluyordu fatakūnu
oluyordu طَيْرًۢا kuş ṭayran
kuş بِإِذْنِى ۖ benim iznimle bi-idh'nī
benim iznimle وَتُبْرِئُ ve iyileştiriyordun watub'ri-u
ve iyileştiriyordun ٱلْأَكْمَهَ anadan doğma körü l-akmaha
anadan doğma körü وَٱلْأَبْرَصَ ve alacalıyı wal-abraṣa
ve alacalıyı بِإِذْنِى ۖ benim iznimle bi-idh'nī
benim iznimle وَإِذْ ve hani wa-idh
ve hani تُخْرِجُ çıkarıyordun tukh'riju
çıkarıyordun ٱلْمَوْتَىٰ ölüleri l-mawtā
ölüleri بِإِذْنِى ۖ benim iznimle bi-idh'nī
benim iznimle وَإِذْ ve hani wa-idh
ve hani كَفَفْتُ savmıştım kafaftu
savmıştım بَنِىٓ oğullarını banī
oğullarını إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail عَنكَ senden ʿanka
senden إِذْ zaman idh
zaman جِئْتَهُم sen onlara getirdiğin ji'tahum
sen onlara getirdiğin بِٱلْبَيِّنَـٰتِ açık deliller bil-bayināti
açık deliller فَقَالَ demişti faqāla
demişti ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler) مِنْهُمْ içlerinden min'hum
içlerinden إِنْ bu in
bu هَـٰذَآ (is) this hādhā
(is) this إِلَّا başka bir şey değil illā
başka bir şey değil سِحْرٌۭ bir büyüden siḥ'run
bir büyüden مُّبِينٌۭ apaçık mubīnun
apaçık ١١٠ (110)
(110)
hani قَالَ demişti ki qāla
demişti ki ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah يَـٰعِيسَى Ey Îsa yāʿīsā
Ey Îsa ٱبْنَ oğlu ib'na
oğlu مَرْيَمَ Meryem maryama
Meryem ٱذْكُرْ hatırla udh'kur
hatırla نِعْمَتِى ni'metimi niʿ'matī
ni'metimi عَلَيْكَ sana olan ʿalayka
sana olan وَعَلَىٰ ve olan waʿalā
ve olan وَٰلِدَتِكَ annene wālidatika
annene إِذْ hani idh
hani أَيَّدتُّكَ seni desteklemiştim ayyadttuka
seni desteklemiştim بِرُوحِ Ruh ile birūḥi
Ruh ile ٱلْقُدُسِ l-Kudüs l-qudusi
l-Kudüs تُكَلِّمُ konuşuyordun tukallimu
konuşuyordun ٱلنَّاسَ insanlarla l-nāsa
insanlarla فِى beşikte iken fī
beşikte iken ٱلْمَهْدِ the cradle l-mahdi
the cradle وَكَهْلًۭا ۖ ve yetişkin iken wakahlan
ve yetişkin iken وَإِذْ hani wa-idh
hani عَلَّمْتُكَ sana öğrettim ʿallamtuka
sana öğrettim ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı وَٱلْحِكْمَةَ ve hikmeti wal-ḥik'mata
ve hikmeti وَٱلتَّوْرَىٰةَ ve Tevrat'ı wal-tawrāta
ve Tevrat'ı وَٱلْإِنجِيلَ ۖ ve İncil'i wal-injīla
ve İncil'i وَإِذْ hani wa-idh
hani تَخْلُقُ yaratıyor takhluqu
yaratıyor مِنَ çamurdan mina
çamurdan ٱلطِّينِ the clay l-ṭīni
the clay كَهَيْـَٔةِ şeklinde bir şey kahayati
şeklinde bir şey ٱلطَّيْرِ kuş l-ṭayri
kuş بِإِذْنِى benim iznimle bi-idh'nī
benim iznimle فَتَنفُخُ üflüyordun fatanfukhu
üflüyordun فِيهَا içine fīhā
içine فَتَكُونُ oluyordu fatakūnu
oluyordu طَيْرًۢا kuş ṭayran
kuş بِإِذْنِى ۖ benim iznimle bi-idh'nī
benim iznimle وَتُبْرِئُ ve iyileştiriyordun watub'ri-u
ve iyileştiriyordun ٱلْأَكْمَهَ anadan doğma körü l-akmaha
anadan doğma körü وَٱلْأَبْرَصَ ve alacalıyı wal-abraṣa
ve alacalıyı بِإِذْنِى ۖ benim iznimle bi-idh'nī
benim iznimle وَإِذْ ve hani wa-idh
ve hani تُخْرِجُ çıkarıyordun tukh'riju
çıkarıyordun ٱلْمَوْتَىٰ ölüleri l-mawtā
ölüleri بِإِذْنِى ۖ benim iznimle bi-idh'nī
benim iznimle وَإِذْ ve hani wa-idh
ve hani كَفَفْتُ savmıştım kafaftu
savmıştım بَنِىٓ oğullarını banī
oğullarını إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail عَنكَ senden ʿanka
senden إِذْ zaman idh
zaman جِئْتَهُم sen onlara getirdiğin ji'tahum
sen onlara getirdiğin بِٱلْبَيِّنَـٰتِ açık deliller bil-bayināti
açık deliller فَقَالَ demişti faqāla
demişti ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler) مِنْهُمْ içlerinden min'hum
içlerinden إِنْ bu in
bu هَـٰذَآ (is) this hādhā
(is) this إِلَّا başka bir şey değil illā
başka bir şey değil سِحْرٌۭ bir büyüden siḥ'run
bir büyüden مُّبِينٌۭ apaçık mubīnun
apaçık ١١٠ (110)
(110)
Allah, "Ey Meryem oğlu İsa! Sana ve anana olan nimetimi an" demişti, "Seni Ruhul Kudüs ile desteklemiştim; beşikte ve yetişkin iken insanlarla konuşuyordun; sana Kitap'ı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretmiştim. Sen iznimle, çamurdan kuş gibi bir şey yapmış ona üflemiştin de iznimle kuş olmuştu; anadan doğma körü, alacalıyı iznimle iyi etmiştin. Ölüleri iznimle diriltiyordun. İsrailoğullarına belgelerle geldiğinde, onlardan inkar edenler, 'Bu apaçık bir büyüdür' demişlerdi de Ben onların sana zarar vermelerini önlemiştim."
5:111
وَإِذْ
ve hani
wa-idh
ve hani أَوْحَيْتُ vahyetmiştim awḥaytu
vahyetmiştim إِلَى Havarilere ilā
Havarilere ٱلْحَوَارِيِّـۧنَ the disciples l-ḥawāriyīna
the disciples أَنْ inanmalarını an
inanmalarını ءَامِنُوا۟ believe āminū
believe بِى bana bī
bana وَبِرَسُولِى ve elçime wabirasūlī
ve elçime قَالُوٓا۟ demişlerdi qālū
demişlerdi ءَامَنَّا inandık āmannā
inandık وَٱشْهَدْ şahid ol wa-ish'had
şahid ol بِأَنَّنَا bizim bi-annanā
bizim مُسْلِمُونَ müslümanlar olduğumuza mus'limūna
müslümanlar olduğumuza ١١١ (111)
(111)
ve hani أَوْحَيْتُ vahyetmiştim awḥaytu
vahyetmiştim إِلَى Havarilere ilā
Havarilere ٱلْحَوَارِيِّـۧنَ the disciples l-ḥawāriyīna
the disciples أَنْ inanmalarını an
inanmalarını ءَامِنُوا۟ believe āminū
believe بِى bana bī
bana وَبِرَسُولِى ve elçime wabirasūlī
ve elçime قَالُوٓا۟ demişlerdi qālū
demişlerdi ءَامَنَّا inandık āmannā
inandık وَٱشْهَدْ şahid ol wa-ish'had
şahid ol بِأَنَّنَا bizim bi-annanā
bizim مُسْلِمُونَ müslümanlar olduğumuza mus'limūna
müslümanlar olduğumuza ١١١ (111)
(111)
Havarilere, "Bana ve peygamberime inanın" diye bildirmiştim, "İnandık, bizim müslimler olduğumuza şahid ol" demişlerdi.
5:112
إِذْ
hani
idh
hani قَالَ demişlerdi ki qāla
demişlerdi ki ٱلْحَوَارِيُّونَ Havariler l-ḥawāriyūna
Havariler يَـٰعِيسَى Ey Îsa yāʿīsā
Ey Îsa ٱبْنَ oğlu ib'na
oğlu مَرْيَمَ Meryem maryama
Meryem هَلْ gücü yetermi? hal
gücü yetermi? يَسْتَطِيعُ able yastaṭīʿu
able رَبُّكَ Rabbinin rabbuka
Rabbinin أَن indirmeye an
indirmeye يُنَزِّلَ send down yunazzila
send down عَلَيْنَا bize ʿalaynā
bize مَآئِدَةًۭ bir sofra māidatan
bir sofra مِّنَ gökten mina
gökten ٱلسَّمَآءِ ۖ the heaven l-samāi
the heaven قَالَ (Îsa) dedi qāla
(Îsa) dedi ٱتَّقُوا۟ korkun ittaqū
korkun ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan إِن eğer in
eğer كُنتُم iseniz kuntum
iseniz مُّؤْمِنِينَ inanıyor mu'minīna
inanıyor ١١٢ (112)
(112)
hani قَالَ demişlerdi ki qāla
demişlerdi ki ٱلْحَوَارِيُّونَ Havariler l-ḥawāriyūna
Havariler يَـٰعِيسَى Ey Îsa yāʿīsā
Ey Îsa ٱبْنَ oğlu ib'na
oğlu مَرْيَمَ Meryem maryama
Meryem هَلْ gücü yetermi? hal
gücü yetermi? يَسْتَطِيعُ able yastaṭīʿu
able رَبُّكَ Rabbinin rabbuka
Rabbinin أَن indirmeye an
indirmeye يُنَزِّلَ send down yunazzila
send down عَلَيْنَا bize ʿalaynā
bize مَآئِدَةًۭ bir sofra māidatan
bir sofra مِّنَ gökten mina
gökten ٱلسَّمَآءِ ۖ the heaven l-samāi
the heaven قَالَ (Îsa) dedi qāla
(Îsa) dedi ٱتَّقُوا۟ korkun ittaqū
korkun ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan إِن eğer in
eğer كُنتُم iseniz kuntum
iseniz مُّؤْمِنِينَ inanıyor mu'minīna
inanıyor ١١٢ (112)
(112)
Havariler, "Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?" demişlerdi de, "İnanıyorsanız Allah'tan sakının" demişti.
5:113
قَالُوا۟
dediler
qālū
dediler نُرِيدُ istiyoruz nurīdu
istiyoruz أَن yemeyi an
yemeyi نَّأْكُلَ we eat nakula
we eat مِنْهَا ondan min'hā
ondan وَتَطْمَئِنَّ ve iyice yatışmasını wataṭma-inna
ve iyice yatışmasını قُلُوبُنَا kalblerimizin qulūbunā
kalblerimizin وَنَعْلَمَ ve bilmeyi wanaʿlama
ve bilmeyi أَن kesinlikle an
kesinlikle قَدْ certainly qad
certainly صَدَقْتَنَا bize doğru söylediğini ṣadaqtanā
bize doğru söylediğini وَنَكُونَ ve olmayı wanakūna
ve olmayı عَلَيْهَا buna ʿalayhā
buna مِنَ bizzat şahit mina
bizzat şahit ٱلشَّـٰهِدِينَ the witnesses l-shāhidīna
the witnesses ١١٣ (113)
(113)
dediler نُرِيدُ istiyoruz nurīdu
istiyoruz أَن yemeyi an
yemeyi نَّأْكُلَ we eat nakula
we eat مِنْهَا ondan min'hā
ondan وَتَطْمَئِنَّ ve iyice yatışmasını wataṭma-inna
ve iyice yatışmasını قُلُوبُنَا kalblerimizin qulūbunā
kalblerimizin وَنَعْلَمَ ve bilmeyi wanaʿlama
ve bilmeyi أَن kesinlikle an
kesinlikle قَدْ certainly qad
certainly صَدَقْتَنَا bize doğru söylediğini ṣadaqtanā
bize doğru söylediğini وَنَكُونَ ve olmayı wanakūna
ve olmayı عَلَيْهَا buna ʿalayhā
buna مِنَ bizzat şahit mina
bizzat şahit ٱلشَّـٰهِدِينَ the witnesses l-shāhidīna
the witnesses ١١٣ (113)
(113)
"Ondan yemeyi, kalblerimizin kanmasını ve senin bize doğru söylediğini bilmeyi, ona şahid olmayı istiyoruz" dediler.
5:114
قَالَ
dedi
qāla
dedi عِيسَى Îsa ʿīsā
Îsa ٱبْنُ oğlu ub'nu
oğlu مَرْيَمَ Meryem maryama
Meryem ٱللَّهُمَّ Allah'ım l-lahuma
Allah'ım رَبَّنَآ Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz أَنزِلْ indir anzil
indir عَلَيْنَا bizim üzerimize ʿalaynā
bizim üzerimize مَآئِدَةًۭ bir sofra māidatan
bir sofra مِّنَ gökten mina
gökten ٱلسَّمَآءِ the heaven l-samāi
the heaven تَكُونُ olsun takūnu
olsun لَنَا bizim için lanā
bizim için عِيدًۭا bir bayram ʿīdan
bir bayram لِّأَوَّلِنَا öncemiz için li-awwalinā
öncemiz için وَءَاخِرِنَا ve sonramız için waākhirinā
ve sonramız için وَءَايَةًۭ ve bir mu'cize (olsun) waāyatan
ve bir mu'cize (olsun) مِّنكَ ۖ Senden minka
Senden وَٱرْزُقْنَا bizi rızıklandır wa-ur'zuq'nā
bizi rızıklandır وَأَنتَ ve sen wa-anta
ve sen خَيْرُ en hayırlısısın khayru
en hayırlısısın ٱلرَّٰزِقِينَ rızık verenlerin l-rāziqīna
rızık verenlerin ١١٤ (114)
(114)
dedi عِيسَى Îsa ʿīsā
Îsa ٱبْنُ oğlu ub'nu
oğlu مَرْيَمَ Meryem maryama
Meryem ٱللَّهُمَّ Allah'ım l-lahuma
Allah'ım رَبَّنَآ Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz أَنزِلْ indir anzil
indir عَلَيْنَا bizim üzerimize ʿalaynā
bizim üzerimize مَآئِدَةًۭ bir sofra māidatan
bir sofra مِّنَ gökten mina
gökten ٱلسَّمَآءِ the heaven l-samāi
the heaven تَكُونُ olsun takūnu
olsun لَنَا bizim için lanā
bizim için عِيدًۭا bir bayram ʿīdan
bir bayram لِّأَوَّلِنَا öncemiz için li-awwalinā
öncemiz için وَءَاخِرِنَا ve sonramız için waākhirinā
ve sonramız için وَءَايَةًۭ ve bir mu'cize (olsun) waāyatan
ve bir mu'cize (olsun) مِّنكَ ۖ Senden minka
Senden وَٱرْزُقْنَا bizi rızıklandır wa-ur'zuq'nā
bizi rızıklandır وَأَنتَ ve sen wa-anta
ve sen خَيْرُ en hayırlısısın khayru
en hayırlısısın ٱلرَّٰزِقِينَ rızık verenlerin l-rāziqīna
rızık verenlerin ١١٤ (114)
(114)
Meryem oğlu İsa, "Allahım! Rabbimiz! Bize ve bizden sonra geleceklere bayram ve Sen'den bir delil olarak gökten bir sofra indir, bizi rızıklandır, Sen rızık verenlerin en hayırlısısın" dedi.
5:115
قَالَ
buyurdu ki
qāla
buyurdu ki ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah إِنِّى ben innī
ben مُنَزِّلُهَا onu indireceğim munazziluhā
onu indireceğim عَلَيْكُمْ ۖ sizin üzerinize ʿalaykum
sizin üzerinize فَمَن ama kim faman
ama kim يَكْفُرْ inkar ederse yakfur
inkar ederse بَعْدُ ondan sonra baʿdu
ondan sonra مِنكُمْ sizden minkum
sizden فَإِنِّىٓ ben fa-innī
ben أُعَذِّبُهُۥ ona azab ederim uʿadhibuhu
ona azab ederim عَذَابًۭا bir azapla ʿadhāban
bir azapla لَّآ azab etmediğim lā
azab etmediğim أُعَذِّبُهُۥٓ I have punished uʿadhibuhu
I have punished أَحَدًۭا hiç kimseye aḥadan
hiç kimseye مِّنَ dünyalarda mina
dünyalarda ٱلْعَـٰلَمِينَ the worlds l-ʿālamīna
the worlds ١١٥ (115)
(115)
buyurdu ki ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah إِنِّى ben innī
ben مُنَزِّلُهَا onu indireceğim munazziluhā
onu indireceğim عَلَيْكُمْ ۖ sizin üzerinize ʿalaykum
sizin üzerinize فَمَن ama kim faman
ama kim يَكْفُرْ inkar ederse yakfur
inkar ederse بَعْدُ ondan sonra baʿdu
ondan sonra مِنكُمْ sizden minkum
sizden فَإِنِّىٓ ben fa-innī
ben أُعَذِّبُهُۥ ona azab ederim uʿadhibuhu
ona azab ederim عَذَابًۭا bir azapla ʿadhāban
bir azapla لَّآ azab etmediğim lā
azab etmediğim أُعَذِّبُهُۥٓ I have punished uʿadhibuhu
I have punished أَحَدًۭا hiç kimseye aḥadan
hiç kimseye مِّنَ dünyalarda mina
dünyalarda ٱلْعَـٰلَمِينَ the worlds l-ʿālamīna
the worlds ١١٥ (115)
(115)
Allah, "Ben onu size indireceğim; bundan sonra içinizden kim inkar ederse, dünyalarda kimseye azabetmiyeceğim şekilde ona azabedeceğim" dedi.
5:116
وَإِذْ
ve yine
wa-idh
ve yine قَالَ demişti ki qāla
demişti ki ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah يَـٰعِيسَى Ey Îsa yāʿīsā
Ey Îsa ٱبْنَ oğlu ib'na
oğlu مَرْيَمَ Meryem maryama
Meryem ءَأَنتَ sen mi? a-anta
sen mi? قُلْتَ dedin qul'ta
dedin لِلنَّاسِ insanlara lilnnāsi
insanlara ٱتَّخِذُونِى beni edinin ittakhidhūnī
beni edinin وَأُمِّىَ ve annemi wa-ummiya
ve annemi إِلَـٰهَيْنِ iki tanrı ilāhayni
iki tanrı مِن başka min
başka دُونِ besides dūni
besides ٱللَّهِ ۖ Allah'tan l-lahi
Allah'tan قَالَ dedi ki qāla
dedi ki سُبْحَـٰنَكَ sen yücesin sub'ḥānaka
sen yücesin مَا değildir mā
değildir يَكُونُ was yakūnu
was لِىٓ benim (haddime) lī
benim (haddime) أَنْ söylemek an
söylemek أَقُولَ I say aqūla
I say مَا bir şeyi mā
bir şeyi لَيْسَ olmayan laysa
olmayan لِى benim için lī
benim için بِحَقٍّ ۚ gerçek biḥaqqin
gerçek إِن eğer in
eğer كُنتُ olsaydım kuntu
olsaydım قُلْتُهُۥ demiş qul'tuhu
demiş فَقَدْ muhakkak faqad
muhakkak عَلِمْتَهُۥ ۚ sen bunu bilirdin ʿalim'tahu
sen bunu bilirdin تَعْلَمُ sen bilirsin taʿlamu
sen bilirsin مَا olanı mā
olanı فِى benim nefsimde fī
benim nefsimde نَفْسِى myself nafsī
myself وَلَآ ve walā
ve أَعْلَمُ ben bilmem aʿlamu
ben bilmem مَا olanı mā
olanı فِى senin nefsinde fī
senin nefsinde نَفْسِكَ ۚ Yourself nafsika
Yourself إِنَّكَ şüphesiz sen innaka
şüphesiz sen أَنتَ sensin anta
sensin عَلَّـٰمُ bilen ʿallāmu
bilen ٱلْغُيُوبِ gizlileri l-ghuyūbi
gizlileri ١١٦ (116)
(116)
ve yine قَالَ demişti ki qāla
demişti ki ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah يَـٰعِيسَى Ey Îsa yāʿīsā
Ey Îsa ٱبْنَ oğlu ib'na
oğlu مَرْيَمَ Meryem maryama
Meryem ءَأَنتَ sen mi? a-anta
sen mi? قُلْتَ dedin qul'ta
dedin لِلنَّاسِ insanlara lilnnāsi
insanlara ٱتَّخِذُونِى beni edinin ittakhidhūnī
beni edinin وَأُمِّىَ ve annemi wa-ummiya
ve annemi إِلَـٰهَيْنِ iki tanrı ilāhayni
iki tanrı مِن başka min
başka دُونِ besides dūni
besides ٱللَّهِ ۖ Allah'tan l-lahi
Allah'tan قَالَ dedi ki qāla
dedi ki سُبْحَـٰنَكَ sen yücesin sub'ḥānaka
sen yücesin مَا değildir mā
değildir يَكُونُ was yakūnu
was لِىٓ benim (haddime) lī
benim (haddime) أَنْ söylemek an
söylemek أَقُولَ I say aqūla
I say مَا bir şeyi mā
bir şeyi لَيْسَ olmayan laysa
olmayan لِى benim için lī
benim için بِحَقٍّ ۚ gerçek biḥaqqin
gerçek إِن eğer in
eğer كُنتُ olsaydım kuntu
olsaydım قُلْتُهُۥ demiş qul'tuhu
demiş فَقَدْ muhakkak faqad
muhakkak عَلِمْتَهُۥ ۚ sen bunu bilirdin ʿalim'tahu
sen bunu bilirdin تَعْلَمُ sen bilirsin taʿlamu
sen bilirsin مَا olanı mā
olanı فِى benim nefsimde fī
benim nefsimde نَفْسِى myself nafsī
myself وَلَآ ve walā
ve أَعْلَمُ ben bilmem aʿlamu
ben bilmem مَا olanı mā
olanı فِى senin nefsinde fī
senin nefsinde نَفْسِكَ ۚ Yourself nafsika
Yourself إِنَّكَ şüphesiz sen innaka
şüphesiz sen أَنتَ sensin anta
sensin عَلَّـٰمُ bilen ʿallāmu
bilen ٱلْغُيُوبِ gizlileri l-ghuyūbi
gizlileri ١١٦ (116)
(116)
Allah, "Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara Beni ve annemi Allah'tan başka iki tanrı olarak benimseyin dedin?" demişti de, "Haşa, hak olmayan sözü söylemek bana yaraşmaz; eğer söylemişsem, şüphesiz Sen onu bilirsin; Sen, benim içimde olanı bilirsin; ben Senin içinde olanı bilmem; doğrusu görülmeyeni bilen ancak Sensin" demişti, "Ben onlara sadece 'Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin' diye bana emrettiğini söyledim. Aralarında bulunduğum müddetce onlar hakkında şahiddim, beni aralarından aldığında onları Sen gözlüyordun. Sen her şeye şahidsin."
5:117
مَا
ben söylemedim
mā
ben söylemedim قُلْتُ I said qul'tu
I said لَهُمْ onlara lahum
onlara إِلَّا başka illā
başka مَآ şeyden mā
şeyden أَمَرْتَنِى bana emrettiğin amartanī
bana emrettiğin بِهِۦٓ onu bihi
onu أَنِ kulluk edin ani
kulluk edin ٱعْبُدُوا۟ You worship uʿ'budū
You worship ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a رَبِّى benim Rabbim rabbī
benim Rabbim وَرَبَّكُمْ ۚ ve sizin Rabbiniz olan warabbakum
ve sizin Rabbiniz olan وَكُنتُ idim wakuntu
idim عَلَيْهِمْ onlar üzerine ʿalayhim
onlar üzerine شَهِيدًۭا şahid shahīdan
şahid مَّا olduğum sürece mā
olduğum sürece دُمْتُ as long as I dum'tu
as long as I فِيهِمْ ۖ onların içinde fīhim
onların içinde فَلَمَّا fakat falammā
fakat تَوَفَّيْتَنِى sen beni vefat ettirince tawaffaytanī
sen beni vefat ettirince كُنتَ sen oldun kunta
sen oldun أَنتَ sen anta
sen ٱلرَّقِيبَ gözetleyen l-raqība
gözetleyen عَلَيْهِمْ ۚ onları ʿalayhim
onları وَأَنتَ ve sen wa-anta
ve sen عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine كُلِّ her kulli
her شَىْءٍۢ şey shayin
şey شَهِيدٌ şahitsin shahīdun
şahitsin ١١٧ (117)
(117)
ben söylemedim قُلْتُ I said qul'tu
I said لَهُمْ onlara lahum
onlara إِلَّا başka illā
başka مَآ şeyden mā
şeyden أَمَرْتَنِى bana emrettiğin amartanī
bana emrettiğin بِهِۦٓ onu bihi
onu أَنِ kulluk edin ani
kulluk edin ٱعْبُدُوا۟ You worship uʿ'budū
You worship ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a رَبِّى benim Rabbim rabbī
benim Rabbim وَرَبَّكُمْ ۚ ve sizin Rabbiniz olan warabbakum
ve sizin Rabbiniz olan وَكُنتُ idim wakuntu
idim عَلَيْهِمْ onlar üzerine ʿalayhim
onlar üzerine شَهِيدًۭا şahid shahīdan
şahid مَّا olduğum sürece mā
olduğum sürece دُمْتُ as long as I dum'tu
as long as I فِيهِمْ ۖ onların içinde fīhim
onların içinde فَلَمَّا fakat falammā
fakat تَوَفَّيْتَنِى sen beni vefat ettirince tawaffaytanī
sen beni vefat ettirince كُنتَ sen oldun kunta
sen oldun أَنتَ sen anta
sen ٱلرَّقِيبَ gözetleyen l-raqība
gözetleyen عَلَيْهِمْ ۚ onları ʿalayhim
onları وَأَنتَ ve sen wa-anta
ve sen عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine كُلِّ her kulli
her شَىْءٍۢ şey shayin
şey شَهِيدٌ şahitsin shahīdun
şahitsin ١١٧ (117)
(117)
Allah, "Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara Beni ve annemi Allah'tan başka iki tanrı olarak benimseyin dedin?" demişti de, "Haşa, hak olmayan sözü söylemek bana yaraşmaz; eğer söylemişsem, şüphesiz Sen onu bilirsin; Sen, benim içimde olanı bilirsin; ben Senin içinde olanı bilmem; doğrusu görülmeyeni bilen ancak Sensin" demişti, "Ben onlara sadece 'Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin' diye bana emrettiğini söyledim. Aralarında bulunduğum müddetce onlar hakkında şahiddim, beni aralarından aldığında onları Sen gözlüyordun. Sen her şeye şahidsin."
5:118
إِن
eğer
in
eğer تُعَذِّبْهُمْ onlara azabedersen tuʿadhib'hum
onlara azabedersen فَإِنَّهُمْ şüphesiz onlar fa-innahum
şüphesiz onlar عِبَادُكَ ۖ senin kullarındır ʿibāduka
senin kullarındır وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer تَغْفِرْ bağışlarsan taghfir
bağışlarsan لَهُمْ onları lahum
onları فَإِنَّكَ şüphesiz sen fa-innaka
şüphesiz sen أَنتَ yalnız sen anta
yalnız sen ٱلْعَزِيزُ daima üstünsün l-ʿazīzu
daima üstünsün ٱلْحَكِيمُ hüküm ve hikmet sahibisin l-ḥakīmu
hüküm ve hikmet sahibisin ١١٨ (118)
(118)
eğer تُعَذِّبْهُمْ onlara azabedersen tuʿadhib'hum
onlara azabedersen فَإِنَّهُمْ şüphesiz onlar fa-innahum
şüphesiz onlar عِبَادُكَ ۖ senin kullarındır ʿibāduka
senin kullarındır وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer تَغْفِرْ bağışlarsan taghfir
bağışlarsan لَهُمْ onları lahum
onları فَإِنَّكَ şüphesiz sen fa-innaka
şüphesiz sen أَنتَ yalnız sen anta
yalnız sen ٱلْعَزِيزُ daima üstünsün l-ʿazīzu
daima üstünsün ٱلْحَكِيمُ hüküm ve hikmet sahibisin l-ḥakīmu
hüküm ve hikmet sahibisin ١١٨ (118)
(118)
"Onlara azabedersen, doğrusu onlar Senin kullarındır; onları bağışlarsan, Güçlü olan, Hakim olan şüphesiz ancak Sensin."
5:119
قَالَ
buyurdu
qāla
buyurdu ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah هَـٰذَا bu hādhā
bu يَوْمُ gündür yawmu
gündür يَنفَعُ fayda sağlayacağı yanfaʿu
fayda sağlayacağı ٱلصَّـٰدِقِينَ sadıklara l-ṣādiqīna
sadıklara صِدْقُهُمْ ۚ doğruluklarının ṣid'quhum
doğruluklarının لَهُمْ onlar için vardır lahum
onlar için vardır جَنَّـٰتٌۭ cennetler jannātun
cennetler تَجْرِى akan tajrī
akan مِن altlarından min
altlarından تَحْتِهَا underneath it taḥtihā
underneath it ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar خَـٰلِدِينَ kalacakları khālidīna
kalacakları فِيهَآ içinde fīhā
içinde أَبَدًۭا ۚ ebediyyen abadan
ebediyyen رَّضِىَ razı olmuştur raḍiya
razı olmuştur ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَنْهُمْ onlardan ʿanhum
onlardan وَرَضُوا۟ onlar da razı olmuşlardır waraḍū
onlar da razı olmuşlardır عَنْهُ ۚ O'ndan ʿanhu
O'ndan ذَٰلِكَ işte budur dhālika
işte budur ٱلْفَوْزُ başarı l-fawzu
başarı ٱلْعَظِيمُ büyük l-ʿaẓīmu
büyük ١١٩ (119)
(119)
buyurdu ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah هَـٰذَا bu hādhā
bu يَوْمُ gündür yawmu
gündür يَنفَعُ fayda sağlayacağı yanfaʿu
fayda sağlayacağı ٱلصَّـٰدِقِينَ sadıklara l-ṣādiqīna
sadıklara صِدْقُهُمْ ۚ doğruluklarının ṣid'quhum
doğruluklarının لَهُمْ onlar için vardır lahum
onlar için vardır جَنَّـٰتٌۭ cennetler jannātun
cennetler تَجْرِى akan tajrī
akan مِن altlarından min
altlarından تَحْتِهَا underneath it taḥtihā
underneath it ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar خَـٰلِدِينَ kalacakları khālidīna
kalacakları فِيهَآ içinde fīhā
içinde أَبَدًۭا ۚ ebediyyen abadan
ebediyyen رَّضِىَ razı olmuştur raḍiya
razı olmuştur ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَنْهُمْ onlardan ʿanhum
onlardan وَرَضُوا۟ onlar da razı olmuşlardır waraḍū
onlar da razı olmuşlardır عَنْهُ ۚ O'ndan ʿanhu
O'ndan ذَٰلِكَ işte budur dhālika
işte budur ٱلْفَوْزُ başarı l-fawzu
başarı ٱلْعَظِيمُ büyük l-ʿaẓīmu
büyük ١١٩ (119)
(119)
Allah, "Bu, doğrulara doğruluklarının fayda verdiği gündür; ebedi ve temelli kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetler onlarındır. Allah onlardan hoşnud olmuştur, onlar da Allah'tan hoşnud olmuşlardır, bu büyük kurtuluştur" dedi.
5:120
لِلَّهِ
Allah'ındır
lillahi
Allah'ındır مُلْكُ mülkü mul'ku
mülkü ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin وَمَا ve ne varsa wamā
ve ne varsa فِيهِنَّ ۚ bunlarda bulunan fīhinna
bunlarda bulunan وَهُوَ ve O wahuwa
ve O عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine كُلِّ her kulli
her شَىْءٍۢ şey shayin
şey قَدِيرٌۢ kadirdir qadīrun
kadirdir ١٢٠ (120)
(120)
Allah'ındır مُلْكُ mülkü mul'ku
mülkü ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin وَمَا ve ne varsa wamā
ve ne varsa فِيهِنَّ ۚ bunlarda bulunan fīhinna
bunlarda bulunan وَهُوَ ve O wahuwa
ve O عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine كُلِّ her kulli
her شَىْءٍۢ şey shayin
şey قَدِيرٌۢ kadirdir qadīrun
kadirdir ١٢٠ (120)
(120)
Göklerin, yerin ve onlarda bulunanların hükümranlığı Allah'ındır, Allah her şeye Kadir'dir.