4
Nisa
النساء
Nisa Suresi (النساء), Kur’an-ı Kerim’in 4. suresidir — Medeni, 176 ayetten oluşan bir suredir. Medenî sureler hicretten sonra inmiştir ve genellikle ibadet, hukuk ve Müslüman toplum hayatını konu alır.
Bookmarks (0)
No bookmarks yet. Click the bookmark icon next to any ayah to save it.
Besmele
بِسْمِadıylabis'miٱللَّهِAllah'ınl-lahiٱلرَّحْمَـٰنِRahmanl-raḥmāniٱلرَّحِيمِRahiml-raḥīmi
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
4:1
يَـٰٓأَيُّهَاEyyāayyuhāٱلنَّاسُinsanlarl-nāsuٱتَّقُوا۟korkunittaqūرَبَّكُمُRabbinizdenrabbakumuٱلَّذِىo kialladhīخَلَقَكُمsizi yarattıkhalaqakumمِّنbir nefistenminنَّفْسٍۢa soulnafsinوَٰحِدَةٍۢbir tekwāḥidatinوَخَلَقَve yarattıwakhalaqaمِنْهَاondanmin'hāزَوْجَهَاeşinizawjahāوَبَثَّve ürettiwabathaمِنْهُمَاikisindenmin'humāرِجَالًۭاerkeklerrijālanكَثِيرًۭاbirçokkathīranوَنِسَآءًۭ ۚve kadınlarwanisāanوَٱتَّقُوا۟ve sakınınwa-ittaqūٱللَّهَAllah'tanl-lahaٱلَّذِىo kialladhīتَسَآءَلُونَbirbirinizden dilekte bulunduğunuztasāalūnaبِهِۦadınabihiوَٱلْأَرْحَامَ ۚve akrabalık(bağlarını kırmak)tanwal-arḥāmaإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaكَانَsizin üzerinizdekānaعَلَيْكُمْover youʿalaykumرَقِيبًۭاgözetleyicidirraqīban١
Ey İnsanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan eşini var eden ve ikisinden pek çok erkek ve kadın meydana getiren Rabb'inize hürmetsizlikten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'ın ve akrabanın haklarına riayetsizliktende sakının. Allah şüphesiz hepinizi görüp gözetmektedir.
4:2
وَءَاتُوا۟ve verinwaātūٱلْيَتَـٰمَىٰٓöksüzlerel-yatāmāأَمْوَٰلَهُمْ ۖmallarınıamwālahumوَلَاdeğiştirmeyinwalāتَتَبَدَّلُوا۟exchangetatabaddalūٱلْخَبِيثَpis olanıl-khabīthaبِٱلطَّيِّبِ ۖtemiz olanlabil-ṭayibiوَلَاyemeyinwalāتَأْكُلُوٓا۟consumetakulūأَمْوَٰلَهُمْonların mallarınıamwālahumإِلَىٰٓkatarakilāأَمْوَٰلِكُمْ ۚsizin mallarınızaamwālikumإِنَّهُۥçünkü buinnahuكَانَbir günahtırkānaحُوبًۭاa sinḥūbanكَبِيرًۭاbüyükkabīran٢
Yetimlere mallarını verin. Temizi murdara değişmeyin, onların mallariyle kendi mallarınızı karıştırarak yemeyin, çünkü bu büyük bir suçtur.
4:3
وَإِنْşayetwa-inخِفْتُمْkorkarsanızkhif'tumأَلَّاadaleti sağlayamıyacağınızdanallāتُقْسِطُوا۟you will be able to do justicetuq'siṭūفِىhakkındafīٱلْيَتَـٰمَىٰöksüz(kızlar)l-yatāmāفَٱنكِحُوا۟alınfa-inkiḥūمَاolanmāطَابَhelalṭābaلَكُمsizelakumمِّنَkadınlardanminaٱلنِّسَآءِthe womenl-nisāiمَثْنَىٰikişermathnāوَثُلَـٰثَve üçerwathulāthaوَرُبَـٰعَ ۖve dörderwarubāʿaفَإِنْyinefa-inخِفْتُمْkorkarsanızkhif'tumأَلَّاadalet yapamayacağınızdanallāتَعْدِلُوا۟you can do justicetaʿdilūفَوَٰحِدَةًbir tane (alın)fawāḥidatanأَوْyahutawمَاşeyle (yetinin)māمَلَكَتْsahip olduğumalakatأَيْمَـٰنُكُمْ ۚellerinizinaymānukumذَٰلِكَbudurdhālikaأَدْنَىٰٓen uygun olanadnāأَلَّاhaksızlık etmemeniz içinallāتَعُولُوا۟you oppresstaʿūlū٣
Eğer, velisi olduğunuz mal sahibi yetim kızlarla evlenmekle onlara haksızlık yapmaktan korkarsanız onlarla değil, hoşunuza giden başka kadınlarla iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz; şayet, aralarında adaletsizlik yapmaktan korkarsanız bir tane almalısınız veya sahip olduğunuz ile yetinmelisiniz. Doğru yoldan sapmamanız için en uygunu budur.
4:4
وَءَاتُوا۟ve verinwaātūٱلنِّسَآءَkadınlaral-nisāaصَدُقَـٰتِهِنَّmehirleriniṣaduqātihinnaنِحْلَةًۭ ۚbir hak olarakniḥ'latanفَإِنeğerfa-inطِبْنَbağışlarlarsaṭib'naلَكُمْsizelakumعَنbir kısmınıʿanشَىْءٍۢanythingshayinمِّنْهُondanmin'huنَفْسًۭاkendi istekleriylenafsanفَكُلُوهُonu yeyinfakulūhuهَنِيٓـًۭٔاafiyetlehanīanمَّرِيٓـًۭٔاiç huzuruylamarīan٤
Kadınlara mehirlerini cömertçe verin, eğer ondan gönül hoşluğu ile size bir şey bağışlarlarsa onu afiyetle yiyin.
4:5
وَلَاvermeyinwalāتُؤْتُوا۟givetu'tūٱلسُّفَهَآءَaklı ermezlerel-sufahāaأَمْوَٰلَكُمُmallarınızıamwālakumuٱلَّتِىkiallatīجَعَلَyapmıştırjaʿalaٱللَّهُAllahl-lahuلَكُمْsizin içinlakumقِيَـٰمًۭاbir geçim kaynağıqiyāmanوَٱرْزُقُوهُمْve onları besleyinwa-ur'zuqūhumفِيهَاonunlafīhāوَٱكْسُوهُمْve giydirinwa-ik'sūhumوَقُولُوا۟ve söyleyinwaqūlūلَهُمْonlaralahumقَوْلًۭاsözqawlanمَّعْرُوفًۭاgüzelmaʿrūfan٥
Allah'ın sizi koruyucu kılmış olduğu mallarınızı, beyinsizlere vermeyin, kendilerini bunların geliriyle rızıklandırıp giydirin ve onlara güzel söz söyleyin.
4:6
وَٱبْتَلُوا۟deneyinwa-ib'talūٱلْيَتَـٰمَىٰöksüzleril-yatāmāحَتَّىٰٓkadarḥattāإِذَاvarıncayaidhāبَلَغُوا۟they reach[ed]balaghūٱلنِّكَاحَnikah (çağına)l-nikāḥaفَإِنْeğerfa-inءَانَسْتُمgörürsenizānastumمِّنْهُمْonlardamin'humرُشْدًۭاbir olgunlukrush'danفَٱدْفَعُوٓا۟hemen verinfa-id'faʿūإِلَيْهِمْkendilerineilayhimأَمْوَٰلَهُمْ ۖmallarınıamwālahumوَلَاyemeğe kalkmayınwalāتَأْكُلُوهَآeat ittakulūhāإِسْرَافًۭاisraf ileis'rāfanوَبِدَارًاve tez eldenwabidāranأَنbüyüyüp (geri alacaklar) diyeanيَكْبَرُوا۟ ۚthey will grow upyakbarūوَمَنve kimsewamanكَانَolankānaغَنِيًّۭاzenginghaniyyanفَلْيَسْتَعْفِفْ ۖçekinsinfalyastaʿfifوَمَنve kimse dewamanكَانَolankānaفَقِيرًۭاyoksulfaqīranفَلْيَأْكُلْyesinfalyakulبِٱلْمَعْرُوفِ ۚuygun şekildebil-maʿrūfiفَإِذَاzaman dafa-idhāدَفَعْتُمْgeri verdiğinizdafaʿtumإِلَيْهِمْonlarailayhimأَمْوَٰلَهُمْmallarınıamwālahumفَأَشْهِدُوا۟şahid bulundurunfa-ashhidūعَلَيْهِمْ ۚyanlarındaʿalayhimوَكَفَىٰyeterwakafāبِٱللَّهِAllahbil-lahiحَسِيبًۭاhesapçı olarakḥasīban٦
Yetimleri, evlenme çağına gelene kadar deneyin; onlarda olgunlaşma görürseniz mallarını kendilerine verin; büyüyecekler de geri alacaklar diye onları israf ederek ve tez elden yemeyin. Zengin olan, iffetli olmağa çalışsın, yoksul olan uygun bir şekilde yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman, yanlarında şahid bulundurun. Hesap sormak için Allah yeter.
4:7
لِّلرِّجَالِerkeklere vardırlilrrijāliنَصِيبٌۭbir paynaṣībunمِّمَّاşeylerdenmimmāتَرَكَgeriye bıraktıklarıtarakaٱلْوَٰلِدَانِana babanınl-wālidāniوَٱلْأَقْرَبُونَve akrabanınwal-aqrabūnaوَلِلنِّسَآءِve kadınlara vardırwalilnnisāiنَصِيبٌۭbir paynaṣībunمِّمَّاşeylerdenmimmāتَرَكَgeriye bıraktıklarıtarakaٱلْوَٰلِدَانِana babanınl-wālidāniوَٱلْأَقْرَبُونَve akrabanınwal-aqrabūnaمِمَّاolandanmimmāقَلَّazqallaمِنْهُondanmin'huأَوْveyaawكَثُرَ ۚçoğundankathuraنَصِيبًۭاbir hissenaṣībanمَّفْرُوضًۭاayrılmıştırmafrūḍan٧
Ana babanın ve yakınların bıraktıklarından, erkeklere hisse vardır. Ana babanın ve yakınların bıraktıklarından kadınlara da hisse vardır. Bunlar, az veya çok, belirli bir hissedir.
4:8
وَإِذَاne zamanwa-idhāحَضَرَhazır bulunursaḥaḍaraٱلْقِسْمَةَ(miras) taksim(in)del-qis'mataأُو۟لُوا۟akrabalarulūٱلْقُرْبَىٰthe relativesl-qur'bāوَٱلْيَتَـٰمَىٰve öksüzlerwal-yatāmāوَٱلْمَسَـٰكِينُve yoksullarwal-masākīnuفَٱرْزُقُوهُمonları rızıklandırınfa-ur'zuqūhumمِّنْهُondanmin'huوَقُولُوا۟ve söyleyinwaqūlūلَهُمْonlaralahumقَوْلًۭاsözqawlanمَّعْرُوفًۭاgüzelmaʿrūfan٨
Taksimde, yakınlar, yetimler ve düşkünler bulunursa, ondan onlara da verin, güzel sözler söyleyin.
4:9
وَلْيَخْشَkaygı duyanlarwalyakhshaٱلَّذِينَşayetalladhīnaلَوْiflawتَرَكُوا۟bırakırlarsatarakūمِنْarkalarındaminخَلْفِهِمْbehindkhalfihimذُرِّيَّةًۭçocuklardhurriyyatanضِعَـٰفًاgüçsüzḍiʿāfanخَافُوا۟çekinsinlerkhāfūعَلَيْهِمْonların durumundanʿalayhimفَلْيَتَّقُوا۟korksunlarfalyattaqūٱللَّهَAllah'tanl-lahaوَلْيَقُولُوا۟ve söylesinlerwalyaqūlūقَوْلًۭاsözqawlanسَدِيدًاdoğrusadīdan٩
Arkalarında cılız çocuklar bıraktıkları takdirde, bundan endişe edecek olanlar, haksızlık yapmaktan korksunlar; dürüst söz söylesinler.
4:10
إِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaيَأْكُلُونَyiyen(ler)yakulūnaأَمْوَٰلَmallarınıamwālaٱلْيَتَـٰمَىٰöksüzlerinl-yatāmāظُلْمًاzulüm ileẓul'manإِنَّمَاdoğrusuinnamāيَأْكُلُونَyemektedirleryakulūnaفِىkarınlarınafīبُطُونِهِمْtheir belliesbuṭūnihimنَارًۭا ۖateşnāranوَسَيَصْلَوْنَve gireceklerdirwasayaṣlawnaسَعِيرًۭاçılgın bir ateşesaʿīran١٠
Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, karınlarına ancak ateş tıkınmış olurlar, zaten onlar çılgın aleve atılacaklardır.
4:11
يُوصِيكُمُsize tavsiye ederyūṣīkumuٱللَّهُAllahl-lahuفِىٓhakkındafīأَوْلَـٰدِكُمْ ۖçocuklarınız(ın alacağı miras)awlādikumلِلذَّكَرِerkeğelildhakariمِثْلُkadarmith'luحَظِّpayıḥaẓẓiٱلْأُنثَيَيْنِ ۚiki kadınınl-unthayayniفَإِنeğerfa-inكُنَّiselerkunnaنِسَآءًۭkadınnisāanفَوْقَfazlafawqaٱثْنَتَيْنِikidenith'natayniفَلَهُنَّonlarındırfalahunnaثُلُثَاüçte ikisithuluthāمَاnemāتَرَكَ ۖbıraktıysatarakaوَإِنve eğer (çocuk)wa-inكَانَتْisekānatوَٰحِدَةًۭyalnız bir kadınwāḥidatanفَلَهَاonundurfalahāٱلنِّصْفُ ۚ(mirasın) yarısıl-niṣ'fuوَلِأَبَوَيْهِana babasındanwali-abawayhiلِكُلِّherlikulliوَٰحِدٍۢbirininwāḥidinمِّنْهُمَاvardırmin'humāٱلسُّدُسُaltıda bir hissesil-sudusuمِمَّاbıraktığı mirastamimmāتَرَكَ(is) lefttarakaإِنeğerinكَانَvarsakānaلَهُۥonun (ölenin)lahuوَلَدٌۭ ۚçocuğuwaladunفَإِنeğerfa-inلَّمْyok dalamيَكُنisyakunلَّهُۥonunlahuوَلَدٌۭçocuğuwaladunوَوَرِثَهُۥٓve ona varis oluyorsawawarithahuأَبَوَاهُana babasıabawāhuفَلِأُمِّهِanasına düşerfali-ummihiٱلثُّلُثُ ۚüçte birl-thuluthuفَإِنeğerfa-inكَانَvarsakānaلَهُۥٓonunlahuإِخْوَةٌۭkardeşleriikh'watunفَلِأُمِّهِanasının payıfali-ummihiٱلسُّدُسُ ۚaltıda birdirl-sudusuمِنۢ(bu hükümler) sonradırminبَعْدِafterbaʿdiوَصِيَّةٍۢvasiyyettenwaṣiyyatinيُوصِىyapacağıyūṣīبِهَآya dabihāأَوْorawدَيْنٍ ۗborcundandayninءَابَآؤُكُمْbabalarınızābāukumوَأَبْنَآؤُكُمْve oğullarınızdanwa-abnāukumلَاbilmezsinizlāتَدْرُونَyou knowtadrūnaأَيُّهُمْhangisininayyuhumأَقْرَبُdaha yakın olduğunuaqrabuلَكُمْsizelakumنَفْعًۭا ۚfayda bakımındannafʿanفَرِيضَةًۭbunlar koyulmuş haklardırfarīḍatanمِّنَtarafındanminaٱللَّهِ ۗAllahl-lahiإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaكَانَbilendirkānaعَلِيمًاAll-Knowingʿalīmanحَكِيمًۭاhikmet sahibidirḥakīman١١
Allah çocuklarınız hakkında, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. Eğer kadınlar ikinin üstünde ise, bırakılanın üçte ikisi onlarındır; şayet bir ise yarısı onundur. Ana babadan her birine, ölenin çocuğu varsa yaptığı vasiyetten veya borcundan arta kalanın altıda biri, çocuğu yoksa, anası babası ona varis olur, anasına üçte bir düşer. Kardeşleri varsa, altıda biri annesinindir; babalarınız ve oğullarınızdan menfaatçe hangisinin size daha yakın olduğunu siz bilmezsiniz. Bunlar Allah tarafından tesbit edilmiştir. Doğrusu Allah bilendir, Hakim olandır.
4:12
۞ وَلَكُمْsizindirwalakumنِصْفُyarısıniṣ'fuمَاbıraktıkları mirasınmāتَرَكَ(is) lefttarakaأَزْوَٰجُكُمْeşlerinizinazwājukumإِنeğerinلَّمْyoksalamيَكُنisyakunلَّهُنَّonlarınlahunnaوَلَدٌۭ ۚçocuklarıwaladunفَإِنeğerfa-inكَانَonların varsakānaلَهُنَّfor themlahunnaوَلَدٌۭçocuklarıwaladunفَلَكُمُsizindirfalakumuٱلرُّبُعُdörtte biril-rubuʿuمِمَّاbıraktıklarınınmimmāتَرَكْنَ ۚthey lefttaraknaمِنۢsonraminبَعْدِafterbaʿdiوَصِيَّةٍۢvasiyyettenwaṣiyyatinيُوصِينَyapacaklarıyūṣīnaبِهَآondanbihāأَوْveyaawدَيْنٍۢ ۚborçtandayninوَلَهُنَّonlarındırwalahunnaٱلرُّبُعُdörtte biril-rubuʿuمِمَّاbıraktığınızınmimmāتَرَكْتُمْyou lefttaraktumإِنeğerinلَّمْyoksalamيَكُنisyakunلَّكُمْsizin delakumوَلَدٌۭ ۚçocuğunuzwaladunفَإِنeğerfa-inكَانَvarsakānaلَكُمْsizinlakumوَلَدٌۭçocuğunuzwaladunفَلَهُنَّonlarındırfalahunnaٱلثُّمُنُsekizde biril-thumunuمِمَّاbıraktığınızınmimmāتَرَكْتُم ۚyou lefttaraktumمِّنۢsonraminبَعْدِafterbaʿdiوَصِيَّةٍۢvasiyyetwaṣiyyatinتُوصُونَyapacağınıztūṣūnaبِهَآondanbihāأَوْveyaawدَيْنٍۢ ۗborçtandayninوَإِنeğerwa-inكَانَisekānaرَجُلٌۭerkeğinrajulunيُورَثُmiras bırakanyūrathuكَلَـٰلَةًevladı ve ana babası olmayıpkalālatanأَوِveyaawiٱمْرَأَةٌۭkadınınim'ra-atunوَلَهُۥٓvarsawalahuأَخٌbir erkekakhunأَوْveyaawأُخْتٌۭbir kızkardeşiukh'tunفَلِكُلِّherfalikulliوَٰحِدٍۢbirinewāḥidinمِّنْهُمَاonlardanmin'humāٱلسُّدُسُ ۚaltıda bir düşerl-sudusuفَإِنeğerfa-inكَانُوٓا۟iselerkānūأَكْثَرَfazlaaktharaمِنbundanminذَٰلِكَthatdhālikaفَهُمْonlarfahumشُرَكَآءُortaktırlarshurakāuفِىüçte birefīٱلثُّلُثِ ۚthe thirdl-thuluthiمِنۢsonradırminبَعْدِafterbaʿdiوَصِيَّةٍۢvasiyyettenwaṣiyyatinيُوصَىٰyapılanyūṣāبِهَآondanbihāأَوْveyaawدَيْنٍborçtandayninغَيْرَolmayanghayraمُضَآرٍّۢ ۚzarar vericimuḍārrinوَصِيَّةًۭvasiyyettirwaṣiyyatanمِّنَAllahtanminaٱللَّهِ ۗAllahl-lahiوَٱللَّهُAllahwal-lahuعَلِيمٌbilendirʿalīmunحَلِيمٌۭhalimdirḥalīmun١٢
Kadınlarınızın çocukları yoksa bıraktıklarının yarısı sizindir, çocukları varsa, bıraktıklarının ettikleri vasiyetten veya borçtan arta kalanın dörtte biri sizindir. Sizin çocuğunuz yoksa ettiğiniz vasiyet veya borç çıktıktan sonra bıraktıklarınızın dörtte biri karılarınızındır; çocuğunuz varsa, bıraktıklarınızın sekizde biri onlarındır. Eğer bir erkek veya kadına kelale yollu (çocuğu ve babası olmadığı halde) varis olunuyor ve bunların ana-bir erkek veya bir kız kardeşi bulunuyorsa, her birine edilen vasiyetten veya borçtan arta kalanın altıda biri düşer; ikiden çoksalar, üçte birine, zarara uğratılmaksızın ortak olurlar. Bunlar Allah tarafından tavsiye edilmiştir. Allah bilendir. Halim'dir.
4:13
تِلْكَbunlartil'kaحُدُودُsınırlarıdırḥudūduٱللَّهِ ۚAllah'ınl-lahiوَمَنkimwamanيُطِعِita'at ederseyuṭiʿiٱللَّهَAllah'al-lahaوَرَسُولَهُۥve Elçisinewarasūlahuيُدْخِلْهُ(Allah onu) sokaryud'khil'huجَنَّـٰتٍۢcennetlerejannātinتَجْرِىakantajrīمِنaltlarındanminتَحْتِهَاunderneath themtaḥtihāٱلْأَنْهَـٰرُırmaklarl-anhāruخَـٰلِدِينَsürekli kalacaklarıkhālidīnaفِيهَا ۚiçindefīhāوَذَٰلِكَişte budurwadhālikaٱلْفَوْزُbaşarıl-fawzuٱلْعَظِيمُbüyükl-ʿaẓīmu١٣
Bunlar Allah'ın yasalarıdır. Allah'a ve Peygamberine kim itaat ederse onu içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır, orada temellidirler, büyük kurtuluş budur.
4:14
وَمَنve kimwamanيَعْصِkarşı geliryaʿṣiٱللَّهَAllah'al-lahaوَرَسُولَهُۥve Elçisi'newarasūlahuوَيَتَعَدَّve aşarsawayataʿaddaحُدُودَهُۥO'nun sınırlarınıḥudūdahuيُدْخِلْهُ(Allah onu) sokaryud'khil'huنَارًاateşenāranخَـٰلِدًۭاsürekli kalacağıkhālidanفِيهَاiçindefīhāوَلَهُۥve ona vardırwalahuعَذَابٌۭbir azabʿadhābunمُّهِينٌۭalçaltıcımuhīnun١٤
Kim Allah'a ve Peygamberine baş kaldırır ve yasalarını aşarsa, onu, temelli kalacağı cehenneme sokar. Alçaltıcı azab onadır.
4:15
وَٱلَّـٰتِىve kimselerwa-allātīيَأْتِينَyapanlaryatīnaٱلْفَـٰحِشَةَfuhuşl-fāḥishataمِنkadınlarınızdan;minنِّسَآئِكُمْyour womennisāikumفَٱسْتَشْهِدُوا۟şahid getirinfa-is'tashhidūعَلَيْهِنَّonlara karşıʿalayhinnaأَرْبَعَةًۭdörtarbaʿatanمِّنكُمْ ۖiçinizdenminkumفَإِنeğerfa-inشَهِدُوا۟onlar şahidlik ederlerseshahidūفَأَمْسِكُوهُنَّtutun (dışarı çıkarmayın)fa-amsikūhunnaفِىevlerdefīٱلْبُيُوتِtheir housesl-buyūtiحَتَّىٰkadarḥattāيَتَوَفَّىٰهُنَّo kadınları alıncayayatawaffāhunnaٱلْمَوْتُölüml-mawtuأَوْya daawيَجْعَلَgösterinceyeyajʿalaٱللَّهُAllahl-lahuلَهُنَّonların yararınalahunnaسَبِيلًۭاbir yolsabīlan١٥
Kadınlarınızdan zina edenlere, bunu isbat edecek aranızdan dört şahid getirin, şehadet ederlerse, ölünceye veya Allah onlara bir yol açana kadar evlerde tutun.
4:16
وَٱلَّذَانِiki kişiwa-alladhāniيَأْتِيَـٰنِهَاfuhuş yaparsayatiyānihāمِنكُمْiçinizdenminkumفَـَٔاذُوهُمَا ۖonlara eziyet edinfaādhūhumāفَإِنeğerfa-inتَابَاtevbe edertābāوَأَصْلَحَاve uslanırlarsawa-aṣlaḥāفَأَعْرِضُوا۟artık vazgeçinfa-aʿriḍūعَنْهُمَآ ۗonlardanʿanhumāإِنَّçünküinnaٱللَّهَAllahl-lahaكَانَtevbeleri çok kabul edendirkānaتَوَّابًۭاOft-Forgivingtawwābanرَّحِيمًاçok esirgeyendirraḥīman١٦
İçinizden zina eden iki kimseye eziyet edin, tevbe edip düzeltirlerse onları bırakın. Doğrusu Allah tevbeleri daima kabul ve merhamet eder.
4:17
إِنَّمَاşüphesizinnamāٱلتَّوْبَةُtevbesi makbuldürl-tawbatuعَلَىgöreʿalāٱللَّهِAllah'al-lahiلِلَّذِينَşu kimselerinlilladhīnaيَعْمَلُونَyaparlaryaʿmalūnaٱلسُّوٓءَbir kötülükl-sūaبِجَهَـٰلَةٍۢcahilliklebijahālatinثُمَّsonrathummaيَتُوبُونَdönerler (tevbe ederler)yatūbūnaمِنhemen ardındanminقَرِيبٍۢsoon afterqarībinفَأُو۟لَـٰٓئِكَiştefa-ulāikaيَتُوبُtevbesini kabul ederyatūbuٱللَّهُAllahl-lahuعَلَيْهِمْ ۗonlarınʿalayhimوَكَانَAllahwakānaٱللَّهُAllahl-lahuعَلِيمًاbilendirʿalīmanحَكِيمًۭاhüküm ve hikmet sahibidirḥakīman١٧
Allah kötülüğü bilmeyerek yapıp da, hemen tevbe edenlerin tevbesini kabul etmeyi üzerine almıştır. Allah işte onların tevbesini kabul eder. Allah Bilen'dir, Hakim olandır.
4:18
وَلَيْسَتِ(geçerli) değildirwalaysatiٱلتَّوْبَةُtevbesil-tawbatuلِلَّذِينَkimselerinlilladhīnaيَعْمَلُونَyapan(ların)yaʿmalūnaٱلسَّيِّـَٔاتِkötülüklerl-sayiātiحَتَّىٰٓnihayetḥattāإِذَاzamanidhāحَضَرَgelip çattığıḥaḍaraأَحَدَهُمُkendilerineaḥadahumuٱلْمَوْتُölüml-mawtuقَالَderqālaإِنِّىmuhakkak beninnīتُبْتُtevbe ettimtub'tuٱلْـَٔـٰنَşimdil-ānaوَلَاve (değildir)walāٱلَّذِينَkimselerinalladhīnaيَمُوتُونَölenlereyamūtūnaوَهُمْolarakwahumكُفَّارٌ ۚkafirkuffārunأُو۟لَـٰٓئِكَişteulāikaأَعْتَدْنَاhazırlamışızdıraʿtadnāلَهُمْonlar içinlahumعَذَابًاbir azabʿadhābanأَلِيمًۭاacıalīman١٨
Kötülükleri işleyip dururken, ölüm kendisine geldiği zaman; "şimdi tevbe ettim" diyenler ile kafir olarak ölenlerin tevbesi makbul değildir. İşte onlara elem verici azab hazırlamışızdır.
4:19
يَـٰٓأَيُّهَاEyyāayyuhāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَامَنُوا۟inanan(lar)āmanūلَاhelal değildirlāيَحِلُّ(is) lawfulyaḥilluلَكُمْsizelakumأَنmiras yoluyla almanızanتَرِثُوا۟you inherittarithūٱلنِّسَآءَkadınlarıl-nisāaكَرْهًۭا ۖzorlakarhanوَلَاonları sıkıştırmayınwalāتَعْضُلُوهُنَّyou constraint themtaʿḍulūhunnaلِتَذْهَبُوا۟alıp götürmek içinlitadhhabūبِبَعْضِbir kısmınıbibaʿḍiمَآşeylerinmāءَاتَيْتُمُوهُنَّonlara verdiğinizātaytumūhunnaإِلَّآdışındaillāأَنyapmalarıanيَأْتِينَthey commityatīnaبِفَـٰحِشَةٍۢedepsizlikbifāḥishatinمُّبَيِّنَةٍۢ ۚaçık birmubayyinatinوَعَاشِرُوهُنَّve onlarla geçininwaʿāshirūhunnaبِٱلْمَعْرُوفِ ۚiyibil-maʿrūfiفَإِنeğerfa-inكَرِهْتُمُوهُنَّonlardan hoşlanmazsanızkarih'tumūhunnaفَعَسَىٰٓbilinkifaʿasāأَنsizin hoşlanmadığınızanتَكْرَهُوا۟you disliketakrahūشَيْـًۭٔاbir şeyeshayanوَيَجْعَلَkoymuş olabilirwayajʿalaٱللَّهُAllahl-lahuفِيهِonafīhiخَيْرًۭاhayırkhayranكَثِيرًۭاçokkathīran١٩
Ey İnananlar! Kadınlara zorla mirasçı olmaya kalkmanız size helal değildir. Apaçık hayasızlık etmedikçe onlara verdiğinizin bir kısmını alıp götürmeniz için onları sıkıştırmayın. Onlarla güzellikle geçinin. Eğer onlardan hoşlanmıyorsanız, sabredin, hoşlanmadığınız bir şeyi Allah çok hayırlı kılmış olabilir.
4:20
وَإِنْeğerwa-inأَرَدتُّمُalmak istersenizaradttumuٱسْتِبْدَالَbaşkais'tib'dālaزَوْجٍۢbir eşzawjinمَّكَانَyerinemakānaزَوْجٍۢbir eşinzawjinوَءَاتَيْتُمْvermiş olsanız (dahi)waātaytumإِحْدَىٰهُنَّonlardan birineiḥ'dāhunnaقِنطَارًۭاkantarlarca (mal)qinṭāranفَلَاgeri almayınfalāتَأْخُذُوا۟take awaytakhudhūمِنْهُondan (verdiğinizden)min'huشَيْـًٔا ۚhiçbir şeyishayanأَتَأْخُذُونَهُۥverdiğinizi alacak mısınız?atakhudhūnahuبُهْتَـٰنًۭاiftira ederekbuh'tānanوَإِثْمًۭاve günaha girerekwa-ith'manمُّبِينًۭاaçıkçamubīnan٢٠
Bir eşin yerine başka bir eşi almak isterseniz, birincisine bir yük altın vermiş olsanız bile ondan bir şey almayın. İftira ederek ve apaçık günaha girerek ona verdiğinizi geri alır mısınız?
4:21
وَكَيْفَve nasılwakayfaتَأْخُذُونَهُۥonu alırsınıztakhudhūnahuوَقَدْandolsunwaqadأَفْضَىٰgeçmiş(içli dışlı olmuş)kenafḍāبَعْضُكُمْbazınızbaʿḍukumإِلَىٰbazınızailāبَعْضٍۢanotherbaʿḍinوَأَخَذْنَve onlar almışlardıwa-akhadhnaمِنكُمsizdenminkumمِّيثَـٰقًاte'minatmīthāqanغَلِيظًۭاsağlamghalīẓan٢١
Nasıl alırsınız ki siz birbirinize katılmıştınız ve onlar sizden sağlam teminat almışlardı.
4:22
وَلَاartık evlenmeyinwalāتَنكِحُوا۟marrytankiḥūمَاevlendiğimāنَكَحَmarriednakaḥaءَابَآؤُكُمbabalarınızınābāukumمِّنَkadınlarlaminaٱلنِّسَآءِthe womenl-nisāiإِلَّاhariçillāمَاolanlarmāقَدْgeçmişteqadسَلَفَ ۚpassed beforesalafaإِنَّهُۥçünkü buinnahuكَانَedepsizliktirkānaفَـٰحِشَةًۭan immoralityfāḥishatanوَمَقْتًۭاve (Allah'ın) hışm(ı)dırwamaqtanوَسَآءَve iğrençwasāaسَبِيلًاbir yoldursabīlan٢٢
Babalarınızın evlendikleri kadınlarla evlenmeyin, geçmişte olanlar artık geçmiştir çünkü bu bir fuhuş ve igrenç bir şeydi, ne kötü yoldu!
4:23
حُرِّمَتْharam kılındıḥurrimatعَلَيْكُمْsizeʿalaykumأُمَّهَـٰتُكُمْanalarınızummahātukumوَبَنَاتُكُمْve kızlarınızwabanātukumوَأَخَوَٰتُكُمْve kızkardeşlerinizwa-akhawātukumوَعَمَّـٰتُكُمْve halalarınızwaʿammātukumوَخَـٰلَـٰتُكُمْve teyzelerinizwakhālātukumوَبَنَاتُve kızlarıwabanātuٱلْأَخِkardeşl-akhiوَبَنَاتُe kızlarıwabanātuٱلْأُخْتِkızkardeşl-ukh'tiوَأُمَّهَـٰتُكُمُve analarınızwa-ummahātukumuٱلَّـٰتِىٓsizi emzirenallātīأَرْضَعْنَكُمْnursed youarḍaʿnakumوَأَخَوَٰتُكُمve bacılarınızwa-akhawātukumمِّنَsütminaٱلرَّضَـٰعَةِthe nursingl-raḍāʿatiوَأُمَّهَـٰتُve analarıwa-ummahātuنِسَآئِكُمْkarılarınızınnisāikumوَرَبَـٰٓئِبُكُمُüvey kızlarınızwarabāibukumuٱلَّـٰتِىolanallātīفِىbirleştiğinizfīحُجُورِكُمyour guardianshipḥujūrikumمِّنkarılarınızdanminنِّسَآئِكُمُyour womennisāikumuٱلَّـٰتِىevlerinizde bulunanallātīدَخَلْتُمyou had relationsdakhaltumبِهِنَّeğerbihinnaفَإِنbut iffa-inلَّمْolmamışsalamتَكُونُوا۟you hadtakūnūدَخَلْتُمbirleşmenizdakhaltumبِهِنَّonlarlabihinnaفَلَاyokturfalāجُنَاحَbir günahjunāḥaعَلَيْكُمْüzerinizeʿalaykumوَحَلَـٰٓئِلُve karılarıwaḥalāiluأَبْنَآئِكُمُoğullarınızınabnāikumuٱلَّذِينَkendi sulbünüzdenalladhīnaمِنْ(are) fromminأَصْلَـٰبِكُمْyour loinsaṣlābikumوَأَنve almanızwa-anتَجْمَعُوا۟you gather togethertajmaʿūبَيْنَbir aradabaynaٱلْأُخْتَيْنِiki kızkardeşil-ukh'tayniإِلَّاancak hariçillāمَاolanlarmāقَدْgeçmişteqadسَلَفَ ۗpassed beforesalafaإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaكَانَçok bağışlayankānaغَفُورًۭاOft-Forgivingghafūranرَّحِيمًۭاçok esirgeyendirraḥīman٢٣
Sizlere, analarınız, kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeşlerinizin kızları, kızkardeşlerinizin kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle gerdeğe girdiğiniz kadınlarınızin yanınızda kalan üvey kızlarınız ki onlarla gerdeğe girmemişseniz size bir engel yoktur, öz oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi bir arada almak suretiyle evlenmek, -geçmişte olanlar artık geçmiştir- size haram kılındı. Doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder.
4:24
۞ وَٱلْمُحْصَنَـٰتُve evli olanlar (haramdır)wal-muḥ'ṣanātuمِنَkadınlardanminaٱلنِّسَآءِthe womenl-nisāiإِلَّاdışındaillāمَاgeçen(cariye)lermāمَلَكَتْyou possessmalakatأَيْمَـٰنُكُمْ ۖellerinizeaymānukumكِتَـٰبَyazdığı(yasaklar)dırkitābaٱللَّهِAllah'ınl-lahiعَلَيْكُمْ ۚsizeʿalaykumوَأُحِلَّve helal kılındıwa-uḥillaلَكُمsizelakumمَّاötesimāوَرَآءَ(is) beyondwarāaذَٰلِكُمْbunlardandhālikumأَنistemenizanتَبْتَغُوا۟you seektabtaghūبِأَمْوَٰلِكُمmallarınızlabi-amwālikumمُّحْصِنِينَiffetli yaşamakmuḥ'ṣinīnaغَيْرَzina etmemekghayraمُسَـٰفِحِينَ ۚ(to be) lustfulmusāfiḥīnaفَمَاyararlanmanıza karşılıkfamāٱسْتَمْتَعْتُمyou benefit[ed]is'tamtaʿtumبِهِۦonlardanbihiمِنْهُنَّfrom themmin'hunnaفَـَٔاتُوهُنَّonlara verinfaātūhunnaأُجُورَهُنَّkesilen ücretleriniujūrahunnaفَرِيضَةًۭ ۚbir hak olarakfarīḍatanوَلَاyokturwalāجُنَاحَbir günahjunāḥaعَلَيْكُمْüzerinizeʿalaykumفِيمَاhakkındafīmāتَرَٰضَيْتُمkarşılıklı anlaşmanıztarāḍaytumبِهِۦsonrabihiمِنۢfromminبَعْدِbeyondbaʿdiٱلْفَرِيضَةِ ۚhakkın kesimindenl-farīḍatiإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaكَانَbilendirkānaعَلِيمًاAll-Knowingʿalīmanحَكِيمًۭاhüküm ve hikmet sahibidirḥakīman٢٤
Evli kadınlarla evlenmeniz de haram kılındı. Maliki bulunduğunuz cariyeler müstesna, bunlar, Allah'ın üzerinize farz kıldığı hükümlerdir. Bunlardan başkasını, zinadan kaçınıp, iffetli olarak, mallarınızla istemeniz size helal kılındı. Onlardan faydalandığınıza mukabil, kararlaştırılmış olan mehirlerini verin; kararlaştırılandan başka, karşılıklı hoşnud olduğunuz hususda size bir sorumluluk yoktur. Allah Bilen'dir, Hakim'dir.
4:25
وَمَنve kimsewamanلَّمْgücü yetmeyenlamيَسْتَطِعْable toyastaṭiʿمِنكُمْiçinizdenminkumطَوْلًاmali güceṭawlanأَنevlenmek içinanيَنكِحَmarryyankiḥaٱلْمُحْصَنَـٰتِhür kadınlarlal-muḥ'ṣanātiٱلْمُؤْمِنَـٰتِinanmışl-mu'minātiفَمِنsahip olduğunuzfaminمَّاwhatmāمَلَكَتْpossess[ed]malakatأَيْمَـٰنُكُمellerinizdeaymānukumمِّنgenç kızlarınızdan (alsın)minفَتَيَـٰتِكُمُyour slave girls fatayātikumuٱلْمُؤْمِنَـٰتِ ۚinanmışl-mu'minātiوَٱللَّهُAllahwal-lahuأَعْلَمُdaha iyi biliraʿlamuبِإِيمَـٰنِكُم ۚsizin imanınızıbiīmānikumبَعْضُكُمhepinizbaʿḍukumمِّنۢbirbirinizdensinizminبَعْضٍۢ ۚ(one) anotherbaʿḍinفَٱنكِحُوهُنَّöyle ise onlarla evleninfa-inkiḥūhunnaبِإِذْنِizniylebi-idh'niأَهْلِهِنَّailelerininahlihinnaوَءَاتُوهُنَّve verinwaātūhunnaأُجُورَهُنَّücretlerini (mehirlerini)ujūrahunnaبِٱلْمَعْرُوفِgüzelcebil-maʿrūfiمُحْصَنَـٰتٍiffetli yaşamalarımuḥ'ṣanātinغَيْرَzina etmemelerighayraمُسَـٰفِحَـٰتٍۢthose who commit immoralitymusāfiḥātinوَلَاve (gizli) edinmemeleriwalāمُتَّخِذَٰتِthose who takemuttakhidhātiأَخْدَانٍۢ ۚdostakhdāninفَإِذَآikenfa-idhāأُحْصِنَّevliuḥ'ṣinnaفَإِنْeğerfa-inأَتَيْنَyaparlarsaataynaبِفَـٰحِشَةٍۢfuhuşbifāḥishatinفَعَلَيْهِنَّonlarafaʿalayhinnaنِصْفُyarısı (uygulanır)niṣ'fuمَاüzerinemāعَلَى(is) onʿalāٱلْمُحْصَنَـٰتِhür kadınlarl-muḥ'ṣanātiمِنَyapılan işkenceninminaٱلْعَذَابِ ۚthe punishmentl-ʿadhābiذَٰلِكَbu (cariye ile evlenme)dhālikaلِمَنْiçindirlimanخَشِىَkorkanlarkhashiyaٱلْعَنَتَsıkıntıya düşmektenl-ʿanataمِنكُمْ ۚiçinizdenminkumوَأَنfakatwa-anتَصْبِرُوا۟sabretmeniztaṣbirūخَيْرٌۭdaha iyidirkhayrunلَّكُمْ ۗsizin içinlakumوَٱللَّهُAllahwal-lahuغَفُورٌۭbağışlayandırghafūrunرَّحِيمٌۭesirgeyendirraḥīmun٢٥
Sizden, hür mümin kadınlarla evlenmeye güç yetiremiyen kimse, ellerinizdeki mümin cariyelerinizden alsın. Allah sizin imanınızı çok iyi bilir. Birbirinizdensiniz, aynı soydansınız. Onlarla, zinadan kaçınmaları, iffetli olmaları ve gizli dost tutmamış olmaları halinde, velilerinin izniyle evlenin ve örfe uygun bir şekilde mehirlerini verin. Evlendiklerinde zina edecek olurlarsa, onlara, hür kadınlara edilen azabın yarısı edilir. Cariye ile evlenmedeki bu izin içinizden, günaha girme korkusu olanlaradır. Sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır. Allah bağışlar ve merhamet eder.
4:26
يُرِيدُistiyoryurīduٱللَّهُAllahl-lahuلِيُبَيِّنَaçıklamakliyubayyinaلَكُمْsizelakumوَيَهْدِيَكُمْve sizi iletmekwayahdiyakumسُنَنَyasalarınasunanaٱلَّذِينَkimselerinalladhīnaمِنsizden önceki(lerin)minقَبْلِكُمْbefore youqablikumوَيَتُوبَve bağışlamakwayatūbaعَلَيْكُمْ ۗgünahlarınızıʿalaykumوَٱللَّهُAllahwal-lahuعَلِيمٌbilendirʿalīmunحَكِيمٌۭhüküm ve hikmet sahibidirḥakīmun٢٦
Allah size açıklamak ve sizden öncekilerin yollarını göstermek ve tevbenizi kabul etmek ister. Allah Bilen'dir, Hakim'dir.
4:27
وَٱللَّهُAllahwal-lahuيُرِيدُistiyoryurīduأَنtevbenizi kabul etmekanيَتُوبَaccept repentanceyatūbaعَلَيْكُمْsizinʿalaykumوَيُرِيدُve istiyorlarwayurīduٱلَّذِينَkimseleralladhīnaيَتَّبِعُونَuyan(lar)yattabiʿūnaٱلشَّهَوَٰتِşehvetlerinel-shahawātiأَنsizin düşmenizianتَمِيلُوا۟you deviate tamīlūمَيْلًاbir sapıklığamaylanعَظِيمًۭاbüyükʿaẓīman٢٧
Allah sizin tevbenizi kabul etmek ister, şehvetlerine uyanlar ise sizin büyük bir sapıklığa girmenizi isterler.
4:28
يُرِيدُistiyoryurīduٱللَّهُAllahl-lahuأَنhafifletmekanيُخَفِّفَlightenyukhaffifaعَنكُمْ ۚsizdenʿankumوَخُلِقَve yaratılmıştırwakhuliqaٱلْإِنسَـٰنُinsanl-insānuضَعِيفًۭاzayıfḍaʿīfan٢٨
İnsan zayıf yaratılmış olduğundan Allah sizden yükü hafifletmek ister.
4:29
يَـٰٓأَيُّهَاEyyāayyuhāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَامَنُوا۟inanan(lar)āmanūلَاyemeyinlāتَأْكُلُوٓا۟eattakulūأَمْوَٰلَكُمmallarınızıamwālakumبَيْنَكُمaranızdabaynakumبِٱلْبَـٰطِلِbatılla (haksız yere)bil-bāṭiliإِلَّآharicindeillāأَنolananتَكُونَ(there) betakūnaتِجَـٰرَةًticarettijāratanعَنrızanızla yaptığınızʿanتَرَاضٍۢmutual consenttarāḍinمِّنكُمْ ۚkendiminkumوَلَاöldürmeyinwalāتَقْتُلُوٓا۟killtaqtulūأَنفُسَكُمْ ۚcanlarınızıanfusakumإِنَّdoğrusuinnaٱللَّهَAllahl-lahaكَانَsize karşıkānaبِكُمْto youbikumرَحِيمًۭاçok merhametlidirraḥīman٢٩
Ey İnananlar! Mallarınızı aranızda haksızlıkla değil, karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle yeyin, haram ile nefsinizi mahvetmeyin. Allah şüphesiz ki size merhamet eder.
4:30
وَمَنkimwamanيَفْعَلْyaparsa (bilsin ki)yafʿalذَٰلِكَbunudhālikaعُدْوَٰنًۭاdüşmanlık ileʿud'wānanوَظُلْمًۭاve zulüm ilewaẓul'manفَسَوْفَyakındafasawfaنُصْلِيهِonu sokacağıznuṣ'līhiنَارًۭا ۚcehennemenāranوَكَانَve buwakānaذَٰلِكَthatdhālikaعَلَىkarşıʿalāٱللَّهِAllah'al-lahiيَسِيرًاkolaydıryasīran٣٠
Bunu kim aşırı giderek haksızlıkla yaparsa, onu ateşe sokacağız. Bu, Allah'a kolaydır.
4:31
إِنeğerinتَجْتَنِبُوا۟kaçınırsanıztajtanibūكَبَآئِرَbüyük günahlardankabāiraمَاne kimāتُنْهَوْنَsize yasaklanantun'hawnaعَنْهُondanʿanhuنُكَفِّرْörteriznukaffirعَنكُمْsizinʿankumسَيِّـَٔاتِكُمْküçük günahlarınızısayyiātikumوَنُدْخِلْكُمve sizi sokarızwanud'khil'kumمُّدْخَلًۭاbir yeremud'khalanكَرِيمًۭاgüzelkarīman٣١
Size yasak edilen büyük günahlardan kaçınırsanız, kusurlarınızı örter ve sizi şerefli bir yere yerleştiririz.
4:32
وَلَاgöz dikmeyinwalāتَتَمَنَّوْا۟covettatamannawمَاşeyleremāفَضَّلَüstün kıldığıfaḍḍalaٱللَّهُAllah'ınl-lahuبِهِۦonunlabihiبَعْضَكُمْbir kısmınızıbaʿḍakumعَلَىٰkarşıʿalāبَعْضٍۢ ۚdiğerinebaʿḍinلِّلرِّجَالِerkeklere vardırlilrrijāliنَصِيبٌۭbir paynaṣībunمِّمَّاşeylerdenmimmāٱكْتَسَبُوا۟ ۖkazandıklarıik'tasabūوَلِلنِّسَآءِve kadınlara vardırwalilnnisāiنَصِيبٌۭbir paynaṣībunمِّمَّاşeylerdenmimmāٱكْتَسَبْنَ ۚkazandıklarıik'tasabnaوَسْـَٔلُوا۟isteyinwasalūٱللَّهَAlla'ınl-lahaمِنlutfundanminفَضْلِهِۦٓ ۗHis bountyfaḍlihiإِنَّkuşkusuzinnaٱللَّهَAllahl-lahaكَانَherkānaبِكُلِّof everybikulliشَىْءٍşeyishayinعَلِيمًۭاbilendirʿalīman٣٢
Allah'ın sizi birbirinizden üstün kıldığı şeyleri özlemeyin. Erkeklere, kazandıklarından bir pay, kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allah'tan bol nimet isteyin. Doğrusu Allah her şeyi bilir.
4:33
وَلِكُلٍّۢve her birinewalikullinجَعَلْنَاkıldıkjaʿalnāمَوَٰلِىَvarislermawāliyaمِمَّاbıraktıklarındanmimmāتَرَكَ(is) lefttarakaٱلْوَٰلِدَانِana babanınl-wālidāniوَٱلْأَقْرَبُونَ ۚve akrabanınwal-aqrabūnaوَٱلَّذِينَve kimselerewa-alladhīnaعَقَدَتْbağladığıʿaqadatأَيْمَـٰنُكُمْyeminlerinizinaymānukumفَـَٔاتُوهُمْverinfaātūhumنَصِيبَهُمْ ۚhisselerininaṣībahumإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaكَانَüzerinekānaعَلَىٰoverʿalāكُلِّherkulliشَىْءٍۢşeyishayinشَهِيدًاşahittirshahīdan٣٣
Ana babanın ve yakınların bıraktıklarından her birine varisler kıldık. Kendileriyle yeminleştiğiniz kimselere hisselerini veriniz. Doğrusu Allah her şeye şahiddir.
4:34
ٱلرِّجَالُerkekleral-rijāluقَوَّٰمُونَyöneticidirlerqawwāmūnaعَلَىüzerindeʿalāٱلنِّسَآءِkadınlarl-nisāiبِمَاzirabimāفَضَّلَüstün kılmıştırfaḍḍalaٱللَّهُAllahl-lahuبَعْضَهُمْbir kısmınıbaʿḍahumعَلَىٰüzerineʿalāبَعْضٍۢdiğerininbaʿḍinوَبِمَآve çünküwabimāأَنفَقُوا۟infak ederleranfaqūمِنْmallarındanminأَمْوَٰلِهِمْ ۚtheir wealthamwālihimفَٱلصَّـٰلِحَـٰتُiyi kadınlarfal-ṣāliḥātuقَـٰنِتَـٰتٌita'atkar olupqānitātunحَـٰفِظَـٰتٌۭkorurlarḥāfiẓātunلِّلْغَيْبِgizliyilil'ghaybiبِمَاkarşılıkbimāحَفِظَkendilerini korumasınaḥafiẓaٱللَّهُ ۚAllah'ınl-lahuوَٱلَّـٰتِىkadınlarawa-allātīتَخَافُونَkorktuğunuztakhāfūnaنُشُوزَهُنَّhırçınlık etmelerindennushūzahunnaفَعِظُوهُنَّöğüt verinfaʿiẓūhunnaوَٱهْجُرُوهُنَّonlara sokulmayınwa-uh'jurūhunnaفِىyataklardafīٱلْمَضَاجِعِthe bedl-maḍājiʿiوَٱضْرِبُوهُنَّ ۖve onları dövünwa-iḍ'ribūhunnaفَإِنْeğerfa-inأَطَعْنَكُمْsize ita'at ederlerseaṭaʿnakumفَلَاartık aramayınfalāتَبْغُوا۟seektabghūعَلَيْهِنَّonların aleyhineʿalayhinnaسَبِيلًا ۗbaşka bir yolsabīlanإِنَّçünküinnaٱللَّهَAllahl-lahaكَانَyücedirkānaعَلِيًّۭاMost Highʿaliyyanكَبِيرًۭاbüyüktürkabīran٣٤
Allah'ın kimini kimine üstün kılmasından ötürü ve erkeklerin, mallarından sarfetmelerinden dolayı erkekler kadınlar üzerine hakimdirler. İyi kadınlar, gönülden boyun eğenler ve Allah'ın korunmasını emrettiğini, kocasının bulunmadığı zaman da koruyanlardır. Serkeşlik etmelerinden endişelendiğiniz kadınlara öğüt verin, yataklarında onları yalnız bırakın, nihayet dövün. Size itaat ediyorlarsa aleyhlerine yol aramayın. Doğrusu Allah Yüce'dir, Büyük'tür.
4:35
وَإِنْeğerwa-inخِفْتُمْendişe duyarsanızkhif'tumشِقَاقَaçılmasındanshiqāqaبَيْنِهِمَاaralarınınbaynihimāفَٱبْعَثُوا۟gönderinfa-ib'ʿathūحَكَمًۭاbir hakemḥakamanمِّنْerkeğin ailesindenminأَهْلِهِۦhis familyahlihiوَحَكَمًۭاve bir hakemwaḥakamanمِّنْkadının ailesindenminأَهْلِهَآher familyahlihāإِنeğerinيُرِيدَآisterlerseyurīdāإِصْلَـٰحًۭاuzlaştırmakiṣ'lāḥanيُوَفِّقِbuluryuwaffiqiٱللَّهُAllahl-lahuبَيْنَهُمَآ ۗonların arasınıbaynahumāإِنَّçünküinnaٱللَّهَAllahl-lahaكَانَ(herşeyi) bilendirkānaعَلِيمًاAll-Knowerʿalīmanخَبِيرًۭاhaber alandırkhabīran٣٥
Karı kocanın arasının açılmasından endişelenirseniz, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin; bunlar düzeltmek isterlerse, Allah onların aralarını buldurur. Doğrusu Allah her şeyi Bilen ve haberdar olandır.
4:36
۞ وَٱعْبُدُوا۟ve kulluk edinwa-uʿ'budūٱللَّهَAllah'al-lahaوَلَاortak koşmayınwalāتُشْرِكُوا۟associatetush'rikūبِهِۦO'nabihiشَيْـًۭٔا ۖhiçbir şeyishayanوَبِٱلْوَٰلِدَيْنِve ana babayawabil-wālidayniإِحْسَـٰنًۭاiyilik ediniḥ'sānanوَبِذِىvewabidhīٱلْقُرْبَىٰakrabayal-qur'bāوَٱلْيَتَـٰمَىٰve öksüzlerewal-yatāmāوَٱلْمَسَـٰكِينِve yoksullarawal-masākīniوَٱلْجَارِve komşuyawal-jāriذِىyakındhīٱلْقُرْبَىٰnearl-qur'bāوَٱلْجَارِve komşuyawal-jāriٱلْجُنُبِuzakl-junubiوَٱلصَّاحِبِve arkadaşawal-ṣāḥibiبِٱلْجَنۢبِyan(ınız)dakibil-janbiوَٱبْنِvewa-ib'niٱلسَّبِيلِyolcuyal-sabīliوَمَاvewamāمَلَكَتْaltında bulunanlaramalakatأَيْمَـٰنُكُمْ ۗellerinizinaymānukumإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaلَاsevmezlāيُحِبُّloveyuḥibbuمَنkimselerinmanكَانَkurumlukānaمُخْتَالًۭا[a] proudmukh'tālanفَخُورًاböbürlenenfakhūran٣٦
Allah'a kulluk edin, O'na bir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve elinizin altında bulunan kimselere iyilik edin. Allah, kendini beğenip öğünenleri elbette sevmez.
4:37
ٱلَّذِينَbunlaralladhīnaيَبْخَلُونَcimrilik ederleryabkhalūnaوَيَأْمُرُونَve emrederlerwayamurūnaٱلنَّاسَinsanlaral-nāsaبِٱلْبُخْلِcimriliğibil-bukh'liوَيَكْتُمُونَve gizlerlerwayaktumūnaمَآşeyimāءَاتَىٰهُمُkendilerine verdiğiātāhumuٱللَّهُAllah'ınl-lahuمِنbol hazinesindenminفَضْلِهِۦ ۗHis Bounty faḍlihiوَأَعْتَدْنَا(biz de) hazırlamışızdırwa-aʿtadnāلِلْكَـٰفِرِينَinkarcılar içinlil'kāfirīnaعَذَابًۭاbir azabʿadhābanمُّهِينًۭاalçaltıcımuhīnan٣٧
Onlar cimrilik ederler, insanlara cimrilik tavsiyesinde bulunurlar, Allah'ın bol nimetinden kendilerine verdiğini gizlerler. Kafirlere aşağılık bir azab hazırlamışızdır.
4:38
وَٱلَّذِينَbunlarwa-alladhīnaيُنفِقُونَverirleryunfiqūnaأَمْوَٰلَهُمْmallarınıamwālahumرِئَآءَgösteriş içinriāaٱلنَّاسِinsanlaral-nāsiوَلَاinanmazlarwalāيُؤْمِنُونَthey believeyu'minūnaبِٱللَّهِAllah'abil-lahiوَلَاve gününewalāبِٱلْيَوْمِin the Daybil-yawmiٱلْـَٔاخِرِ ۗahiretl-ākhiriوَمَنkiminwamanيَكُنِiseyakuniٱلشَّيْطَـٰنُşeytanl-shayṭānuلَهُۥo(nun)lahuقَرِينًۭاarkadaşıqarīnanفَسَآءَne kötüfasāaقَرِينًۭاbir arkadaş(ı var)dırqarīnan٣٨
Mallarını insanlara gösteriş için sarfedip, Allah'a ve ahiret gününe inanmayanları da Allah sevmez. Şeytanın arkadaş olduğu kimsenin ne fena arkadaşı vardır!
4:39
وَمَاذَاne olurduwamādhāعَلَيْهِمْonlaraʿalayhimلَوْsankilawءَامَنُوا۟inansalardıāmanūبِٱللَّهِAllah'abil-lahiوَٱلْيَوْمِve gününewal-yawmiٱلْـَٔاخِرِahiretl-ākhiriوَأَنفَقُوا۟ve harcasalardıwa-anfaqūمِمَّاkendilerine verdiği rızıktanmimmāرَزَقَهُمُ(has) provided themrazaqahumuٱللَّهُ ۚAllah'ınl-lahuوَكَانَve idiwakānaٱللَّهُAllahl-lahuبِهِمْonlarıbihimعَلِيمًاbiliyorʿalīman٣٩
Bunlar Allah'a, ahiret gününe inanmış, Allah'ın verdiği rızıklardan sarfetmiş olsalardı ne zararı olurdu? Oysa Allah onları bilir.
4:40
إِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaلَاhaksızlık etmezlāيَظْلِمُwrongyaẓlimuمِثْقَالَkadarmith'qālaذَرَّةٍۢ ۖzerredharratinوَإِنeğerwa-inتَكُolsatakuحَسَنَةًۭ(zerre miktarı) bir iyilikḥasanatanيُضَـٰعِفْهَاonu kat kat yaparyuḍāʿif'hāوَيُؤْتِve verirwayu'tiمِنkendi katındanminلَّدُنْهُnear Himladun'huأَجْرًاbir mükafatajranعَظِيمًۭاbüyükʿaẓīman٤٠
Allah şüphesiz zerre kadar haksızlık yapmaz, zerre kadar iyilik olsa onu kat kat arttırır ve yapana büyük ecir verir.
4:41
فَكَيْفَ(halleri) nice olur?fakayfaإِذَاzamanidhāجِئْنَاgetirdiğimizji'nāمِنherminكُلِّeverykulliأُمَّةٍۭümmettenummatinبِشَهِيدٍۢbir şahidbishahīdinوَجِئْنَاve getirdiğimizdewaji'nāبِكَseni debikaعَلَىٰüzerineʿalāهَـٰٓؤُلَآءِbunlarhāulāiشَهِيدًۭاşahid olarakshahīdan٤١
Her ümmete bir şahid getirdiğimiz ve seni de bunlara şahid getirdiğimiz vakit durumları nasıl olacak?
4:42
يَوْمَئِذٍۢo günyawma-idhinيَوَدُّisterleryawadduٱلَّذِينَkimseleralladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(ler)kafarūوَعَصَوُا۟ve karşı gelenlerwaʿaṣawūٱلرَّسُولَElçi'yel-rasūlaلَوْ(mümkün olsa)lawتُسَوَّىٰbir olmayıtusawwāبِهِمُyer ilebihimuٱلْأَرْضُthe earthl-arḍuوَلَاve gizleyemezlerwalāيَكْتُمُونَthey will (be able to) hideyaktumūnaٱللَّهَAllah'tanl-lahaحَدِيثًۭا(hiçbir) sözḥadīthan٤٢
O gün, inkar edip Peygambere baş kaldırmış olanlar, yerle bir olmayı ne kadar isterler ve Allah'tan bir söz gizleyemezler.
4:43
يَـٰٓأَيُّهَاEyyāayyuhāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَامَنُوا۟inanan(lar)āmanūلَاyaklaşmayınlāتَقْرَبُوا۟go neartaqrabūٱلصَّلَوٰةَnamazal-ṣalataوَأَنتُمْve sizwa-antumسُكَـٰرَىٰsarhoşkensukārāحَتَّىٰkiḥattāتَعْلَمُوا۟bilesiniztaʿlamūمَاne dediğinizimāتَقُولُونَyou are sayingtaqūlūnaوَلَاve (yaklaşmayın)walāجُنُبًاcünüp ikenjunubanإِلَّاdışındaillāعَابِرِىgeçici olmanızʿābirīسَبِيلٍyoldansabīlinحَتَّىٰkadarḥattāتَغْتَسِلُوا۟ ۚyıkanıncayataghtasilūوَإِنeğerwa-inكُنتُمisenizkuntumمَّرْضَىٰٓhastamarḍāأَوْyahutawعَلَىٰüzerindeʿalāسَفَرٍyolculuksafarinأَوْyahutawجَآءَgelmişsejāaأَحَدٌۭbirinizaḥadunمِّنكُمsizdenminkumمِّنَtuvalettenminaٱلْغَآئِطِthe toiletl-ghāiṭiأَوْyahutawلَـٰمَسْتُمُdokunmuşsanızlāmastumuٱلنِّسَآءَkadınlaral-nisāaفَلَمْbulamadığınız takdirdefalamتَجِدُوا۟you findtajidūمَآءًۭsumāanفَتَيَمَّمُوا۟teyemmüm edinfatayammamūصَعِيدًۭاtoprağaṣaʿīdanطَيِّبًۭاtemizṭayyibanفَٱمْسَحُوا۟sürünfa-im'saḥūبِوُجُوهِكُمْyüzlerinizebiwujūhikumوَأَيْدِيكُمْ ۗve ellerinizewa-aydīkumإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaكَانَçok affedendirkānaعَفُوًّاOft-Pardoningʿafuwwanغَفُورًاçok bağışlayandırghafūran٤٣
Ey İnananlar! Sarhoşken, ne dediğinizi bilene kadar, cünübken, yolcu olan müstesna gusledene kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta iseniz yahut biriniz ayak yolundan gelmişseniz veya kadınlara yaklaşmışsanız ve bu durumlarda su bulamamışsanız tertemiz bir toprağa teyemmüm edin, yüzlerinize ve ellerinize sürün. Allah affeder ve bağışlar.
4:44
أَلَمْgörmedin mi?alamتَرَyou seetaraإِلَىkimselerinilāٱلَّذِينَthose whoalladhīnaأُوتُوا۟kendilerine verilenūtūنَصِيبًۭاbir paynaṣībanمِّنَKitaptanminaٱلْكِتَـٰبِthe Bookl-kitābiيَشْتَرُونَsatın alıyorlaryashtarūnaٱلضَّلَـٰلَةَsapıklığıl-ḍalālataوَيُرِيدُونَve istiyorlarwayurīdūnaأَنsizin sapıtmanızıanتَضِلُّوا۟you straytaḍillūٱلسَّبِيلَyolul-sabīla٤٤
Kendilerine Kitap'dan bir pay verilenlerin sapıklığı satın aldıklarını ve sizin yolu sapıtmanızı istediklerini görmüyor musun?
4:45
وَٱللَّهُAllahwal-lahuأَعْلَمُdaha iyi biliraʿlamuبِأَعْدَآئِكُمْ ۚsizin düşmanlarınızıbi-aʿdāikumوَكَفَىٰyeterwakafāبِٱللَّهِAllahbil-lahiوَلِيًّۭاdost olarakwaliyyanوَكَفَىٰyeterwakafāبِٱللَّهِAllahbil-lahiنَصِيرًۭاyardımcı olaraknaṣīran٤٥
Allah, düşmanlarınızı çok iyi bilir. Allah size dost olarak da yeter, yardımcı olarak da yeter.
4:46
مِّنَöyleleri var kiminaٱلَّذِينَthose whoalladhīnaهَادُوا۟Yahudilerdenhādūيُحَرِّفُونَkaydırıyorlaryuḥarrifūnaٱلْكَلِمَkelimeleril-kalimaعَنyerlerinden;ʿanمَّوَاضِعِهِۦtheir placesmawāḍiʿihiوَيَقُولُونَve diyorlarwayaqūlūnaسَمِعْنَاişittiksamiʿ'nāوَعَصَيْنَاve isyan ettikwaʿaṣaynāوَٱسْمَعْve dinlewa-is'maʿغَيْرَdinlemez olasıghayraمُسْمَعٍۢto be heardmus'maʿinوَرَٰعِنَاve ra'inawarāʿināلَيًّۢاeğip bükereklayyanبِأَلْسِنَتِهِمْdillerinibi-alsinatihimوَطَعْنًۭاve taşlayarakwaṭaʿnanفِىdinifīٱلدِّينِ ۚthe religionl-dīniوَلَوْkeşke (eğer)walawأَنَّهُمْonlarannahumقَالُوا۟deselerdiqālūسَمِعْنَاişittiksamiʿ'nāوَأَطَعْنَاve ita'at ettikwa-aṭaʿnāوَٱسْمَعْve dinlewa-is'maʿوَٱنظُرْنَاve bize bakwa-unẓur'nāلَكَانَelbette olurdulakānaخَيْرًۭاdaha iyikhayranلَّهُمْkendileri içinlahumوَأَقْوَمَve daha sağlamwa-aqwamaوَلَـٰكِنfakatwalākinلَّعَنَهُمُonları la'netlemiştirlaʿanahumuٱللَّهُAllahl-lahuبِكُفْرِهِمْinkarlarından dolayıbikuf'rihimفَلَاinanmazlarfalāيُؤْمِنُونَthey believeyu'minūnaإِلَّاhariçillāقَلِيلًۭاpek azıqalīlan٤٦
Yahudilerden, sözleri yerlerinden değiştirip: "İşittik ve karşı geldik, kulak vermeyerek dinle" ve dillerini eğip bükerek ve dini yererek: "Bizi de dinle" diyenler vardır. Şayet: "İşittik ve itaat ettik, dinle ve bizi gözet" demiş olsalardı, onlar için daha iyi daha doğru olurdu. İşte Allah inkarları yüzünden onlara lanet etmiştir. Onların ancak pek azı inanır.
4:47
يَـٰٓأَيُّهَاEyyāayyuhāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaأُوتُوا۟verilen(ler)ūtūٱلْكِتَـٰبَKitapl-kitābaءَامِنُوا۟inanınāminūبِمَاşeye (Kur'ana)bimāنَزَّلْنَاindirdiğimiznazzalnāمُصَدِّقًۭاdoğrulayıcı olarakmuṣaddiqanلِّمَاyanınızdakinilimāمَعَكُمwith youmaʿakumمِّنönceminقَبْلِbeforeqabliأَنbiz silipanنَّطْمِسَWe effacenaṭmisaوُجُوهًۭاbazı yüzleriwujūhanفَنَرُدَّهَاdöndürmemizdenfanaruddahāعَلَىٰٓüzerineʿalāأَدْبَارِهَآarkalarıadbārihāأَوْya daawنَلْعَنَهُمْonları da la'netlememizdennalʿanahumكَمَاgibikamāلَعَنَّآla'netlediğimizlaʿannāأَصْحَـٰبَadamlarınıaṣḥābaٱلسَّبْتِ ۚcumartesil-sabtiوَكَانَbuyruğuwakānaأَمْرُ(the) commandamruٱللَّهِAllah'ınl-lahiمَفْعُولًاyapılırmafʿūlan٤٧
Ey Kitap verilenler! Yüzleri silip arkaya çevirerek enseler gibi dümdüz yapmadan, yahut cumartesi güncüleri lanetlediğimiz gibi lanetlemeden önce, yanınızdakini tasdik ederek indirdiğimiz Kuran'a inanın; Allah'ın emri daima yapılagelmiştir.
4:48
إِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaلَاbağışlamazlāيَغْفِرُforgiveyaghfiruأَنortak koşulmasınıanيُشْرَكَpartners be associatedyush'rakaبِهِۦkendisinebihiوَيَغْفِرُve bağışlarwayaghfiruمَاbaşkasınımāدُونَother thandūnaذَٰلِكَbundandhālikaلِمَنkimsedenlimanيَشَآءُ ۚdilediğiyashāuوَمَنve kimsewamanيُشْرِكْortak koşanyush'rikبِٱللَّهِAllah'abil-lahiفَقَدِgerçektenfaqadiٱفْتَرَىٰٓiftira etmiştirif'tarāإِثْمًاbir günahith'manعَظِيمًاbüyükʿaẓīman٤٨
Allah kendisine ortak koşmayı elbette bağışlamaz, bundan başkasını dilediğine bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse, şüphesiz büyük bir günahla iftira etmiş olur.
4:49
أَلَمْgörmedin mi?alamتَرَyou seetaraإِلَىşuilāٱلَّذِينَthose whoalladhīnaيُزَكُّونَövüp yüceltenleriyuzakkūnaأَنفُسَهُم ۚkendilerinianfusahumبَلِHayır ancak'baliٱللَّهُAllahl-lahuيُزَكِّىyüceltiryuzakkīمَنdilediğinimanيَشَآءُHe willsyashāuوَلَاonlara zulmedilmezwalāيُظْلَمُونَthey will be wrongedyuẓ'lamūnaفَتِيلًاkıl kadarfatīlan٤٩
Kendilerini temize çıkaranları görmedin mi? Allah dilediğini temize çıkarır ve kendilerine kıl kadar haksızlık yapmaz.
4:50
ٱنظُرْbakunẓurكَيْفَnasılkayfaيَفْتَرُونَuyduruyorlaryaftarūnaعَلَىkarşıʿalāٱللَّهِAllah'al-lahiٱلْكَذِبَ ۖyalanl-kadhibaوَكَفَىٰve yeterwakafāبِهِۦٓbu (onlara)bihiإِثْمًۭاbir günah olarakith'manمُّبِينًاapaçıkmubīnan٥٠
Allah'a nasıl yalan yere iftira ettiklerine bir bak. Bu, apaçık bir günah olarak yeter.
4:51
أَلَمْgörmedin mi?alamتَرَyou seetaraإِلَىkendilerineilāٱلَّذِينَthose whoalladhīnaأُوتُوا۟verilenleriūtūنَصِيبًۭاbir paynaṣībanمِّنَKitaptanminaٱلْكِتَـٰبِthe Bookl-kitābiيُؤْمِنُونَinanıyorlaryu'minūnaبِٱلْجِبْتِcibt'ebil-jib'tiوَٱلطَّـٰغُوتِve tağut'awal-ṭāghūtiوَيَقُولُونَve diyorlarwayaqūlūnaلِلَّذِينَiçinlilladhīnaكَفَرُوا۟inkar edenlerkafarūهَـٰٓؤُلَآءِbunlarhāulāiأَهْدَىٰdaha doğruahdāمِنَkimselerdenminaٱلَّذِينَthose whoalladhīnaءَامَنُوا۟inanan(lar)āmanūسَبِيلًاyolda(dırlar)sabīlan٥١
Kendilerine kitap verilmiş olanların, puta ve şeytana kanıp, inkar edenlere: "Bunlar, inananlardan daha doğru yoldadırlar" dediklerini görmedin mi?
4:52
أُو۟لَـٰٓئِكَişte onlarulāikaٱلَّذِينَla'netlediği (insanlardır)alladhīnaلَعَنَهُمُ(who have been) cursedlaʿanahumuٱللَّهُ ۖAllah'ınl-lahuوَمَنkimiwamanيَلْعَنِla'netlerseyalʿaniٱللَّهُAllahl-lahuفَلَنartık bulamazsınfalanتَجِدَwill you findtajidaلَهُۥonun içinlahuنَصِيرًا(hiçbir) yardımcınaṣīran٥٢
İşte, Allah'ın lanetledikleri onlardır. Allah'ın lanetlediği kişiye asla yardımcı bulamayacaksın.
4:53
أَمْyoksaamلَهُمْonların var mı?lahumنَصِيبٌۭbir payınaṣībunمِّنَmülktenminaٱلْمُلْكِthe Kingdoml-mul'kiفَإِذًۭاöyle olsaydıfa-idhanلَّاvermezlerdilāيُؤْتُونَthey giveyu'tūnaٱلنَّاسَinsanlaral-nāsaنَقِيرًاbir çekirdek zerresi bilenaqīran٥٣
Yoksa onların hükümranlıktan bir payı mı var? O zaman insanlara bir çekirdek parçası bile vermezler.
4:54
أَمْyoksaamيَحْسُدُونَkıskanıyorlar mıyaḥsudūnaٱلنَّاسَinsanlaral-nāsaعَلَىٰyüzündenʿalāمَآşeyi (vahiyleri)māءَاتَىٰهُمُverdiğiātāhumuٱللَّهُAllah'ınl-lahuمِنlutfundanminفَضْلِهِۦ ۖHis Bountyfaḍlihiفَقَدْoysafaqadءَاتَيْنَآbiz verdikātaynāءَالَsoyunaālaإِبْرَٰهِيمَİbrahimib'rāhīmaٱلْكِتَـٰبَKitabıl-kitābaوَٱلْحِكْمَةَve hikmetiwal-ḥik'mataوَءَاتَيْنَـٰهُمve onlara verdikwaātaynāhumمُّلْكًاbir mülkmul'kanعَظِيمًۭاbüyükʿaẓīman٥٤
Yoksa Allah'ın bol nimetinden verdiği kimseleri mi çekemiyorlar? Oysa İbrahim ailesine kitap ve hikmet verdik, onlara büyük hükümranlık bahşettik.
4:55
فَمِنْهُمonlardanfamin'humمَّنْkimimanءَامَنَinandıāmanaبِهِۦO(Hak Kitabı)nabihiوَمِنْهُمonlardanwamin'humمَّنkimi demanصَدَّyüz çevirdiṣaddaعَنْهُ ۚondanʿanhuوَكَفَىٰöylesine de yettiwakafāبِجَهَنَّمَcehennembijahannamaسَعِيرًاçılgın alevlisaʿīran٥٥
Onlardan ona inananlar ve yüz çevirenler vardı. Çılgın bir alev olarak cehennem yeter. Doğrusu, ayetlerimizi inkar edenleri ateşe sokacağız; derilerinin her yanışında, azabı tatmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz. Allah güçlüdür, Hakim'dir.
4:56
إِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَkimselerialladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(leri)kafarūبِـَٔايَـٰتِنَاayetlerimizibiāyātināسَوْفَyakındasawfaنُصْلِيهِمْsokacağıznuṣ'līhimنَارًۭاbir ateşenāranكُلَّمَاherkullamāنَضِجَتْpiştikçenaḍijatجُلُودُهُمderilerijulūduhumبَدَّلْنَـٰهُمْdeğiştireceğizbaddalnāhumجُلُودًاderilerijulūdanغَيْرَهَاbaşkasıylaghayrahāلِيَذُوقُوا۟tadsınlar diyeliyadhūqūٱلْعَذَابَ ۗazabıl-ʿadhābaإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaكَانَdaima üstündürkānaعَزِيزًاAll-Mightyʿazīzanحَكِيمًۭاhüküm ve hikmet sahibidirḥakīman٥٦
Onlardan ona inananlar ve yüz çevirenler vardı. Çılgın bir alev olarak cehennem yeter. Doğrusu, ayetlerimizi inkar edenleri ateşe sokacağız; derilerinin her yanışında, azabı tatmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz. Allah güçlüdür, Hakim'dir.
4:57
وَٱلَّذِينَkimseleriwa-alladhīnaءَامَنُوا۟inananāmanūوَعَمِلُوا۟ve yapanlarıwaʿamilūٱلصَّـٰلِحَـٰتِiyi işlerl-ṣāliḥātiسَنُدْخِلُهُمْsokacağızsanud'khiluhumجَنَّـٰتٍۢcennetlerejannātinتَجْرِىakantajrīمِنaltlarındanminتَحْتِهَاunderneath ittaḥtihāٱلْأَنْهَـٰرُırmaklarl-anhāruخَـٰلِدِينَkalacaklardırkhālidīnaفِيهَآoradafīhāأَبَدًۭا ۖsürekliabadanلَّهُمْkendilerine vardırlahumفِيهَآoradafīhāأَزْوَٰجٌۭeşler deazwājunمُّطَهَّرَةٌۭ ۖtertemizmuṭahharatunوَنُدْخِلُهُمْve onları sokacağızwanud'khiluhumظِلًّۭاbir gölgeyeẓillanظَلِيلًا(hiç güneş sızmayan) eşsizẓalīlan٥٧
İnanıp yararlı iş işleyenleri içinde temelli ve ebedi kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Onlara orada tertemiz eşler vardır. Onları en koyu gölgeliklere yerleştireceğiz.
4:58
۞ إِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaيَأْمُرُكُمْsize emrederyamurukumأَنvermenizianتُؤَدُّوا۟rendertu-addūٱلْأَمَـٰنَـٰتِemanetleril-amānātiإِلَىٰٓehlineilāأَهْلِهَاtheir ownersahlihāوَإِذَاve zamanwa-idhāحَكَمْتُمhükmettiğinizḥakamtumبَيْنَarasındabaynaٱلنَّاسِinsanlarl-nāsiأَنhükmetmenizianتَحْكُمُوا۟judgetaḥkumūبِٱلْعَدْلِ ۚadaletlebil-ʿadliإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaنِعِمَّاne güzelniʿimmāيَعِظُكُمsize öğüt veriyoryaʿiẓukumبِهِۦٓ ۗonunlabihiإِنَّdoğrusuinnaٱللَّهَAllahl-lahaكَانَişitendirkānaسَمِيعًۢاAll-Hearingsamīʿanبَصِيرًۭاgörendirbaṣīran٥٨
Hiç şüphesiz Allah size, emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah işitir ve görür.
4:59
يَـٰٓأَيُّهَاEyyāayyuhāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَامَنُوٓا۟iman eden(ler)āmanūأَطِيعُوا۟ita'at edinaṭīʿūٱللَّهَAllah'al-lahaوَأَطِيعُوا۟ve ita'at edinwa-aṭīʿūٱلرَّسُولَElçiyel-rasūlaوَأُو۟لِىve sahibinewa-ulīٱلْأَمْرِbuyrukl-amriمِنكُمْ ۖsizden olanminkumفَإِنeğerfa-inتَنَـٰزَعْتُمْanlaşmazlığa düşerseniztanāzaʿtumفِىhakkındafīشَىْءٍۢherhangi bir şeyshayinفَرُدُّوهُonu götürünfaruddūhuإِلَىAllah'ailāٱللَّهِAllahl-lahiوَٱلرَّسُولِve Elçiyewal-rasūliإِنeğerinكُنتُمْisenizkuntumتُؤْمِنُونَinanıyortu'minūnaبِٱللَّهِAllah'abil-lahiوَٱلْيَوْمِve gününewal-yawmiٱلْـَٔاخِرِ ۚahiretl-ākhiriذَٰلِكَbudhālikaخَيْرٌۭdaha iyidirkhayrunوَأَحْسَنُve daha güzeldirwa-aḥsanuتَأْوِيلًاsonuç bakımından datawīlan٥٩
Ey İnananlar! Allah'a itaat edin, Peygambere ve sizden buyruk sahibi olanlara itaat edin. Eğer bir şeyde çekişirseniz, Allah'a ve ahiret gününe inanmışsanız onun halini Allah'a ve Peygambere bırakın. Bu, hayırlı ve netice itibariyle en güzeldir.
4:60
أَلَمْgörmedin mialamتَرَyou seetaraإِلَىkimseleriilāٱلَّذِينَthose whoalladhīnaيَزْعُمُونَzanneden(leri)yazʿumūnaأَنَّهُمْsadece kendilerininannahumءَامَنُوا۟inandıklarınıāmanūبِمَآşeylerebimāأُنزِلَindirileneunzilaإِلَيْكَsanailaykaوَمَآve şeylerewamāأُنزِلَindirileneunzilaمِنve senden önceminقَبْلِكَbefore youqablikaيُرِيدُونَistiyorlaryurīdūnaأَنhakem olarak başvurmakanيَتَحَاكَمُوٓا۟go for judgmentyataḥākamūإِلَىtağutailāٱلطَّـٰغُوتِthe false deitiesl-ṭāghūtiوَقَدْoysawaqadأُمِرُوٓا۟emredilmiştiumirūأَنinkar etmelerianيَكْفُرُوا۟rejectyakfurūبِهِۦonubihiوَيُرِيدُve istiyorwayurīduٱلشَّيْطَـٰنُŞeytan dal-shayṭānuأَنonları saptırmakanيُضِلَّهُمْmislead themyuḍillahumضَلَـٰلًۢاsapkınlıklaḍalālanبَعِيدًۭاiyicebaʿīdan٦٠
Sana indirilen Kuran'a ve senden önce indirilenlere inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Putlarının önünde muhakeme olunmalarını isterler. Oysa, onları tanımamakla emr olunmuşlardı. Şeytan onları derin bir sapıklığa saptırmak ister.
4:61
وَإِذَاve zamanwa-idhāقِيلَdendiğiqīlaلَهُمْkendilerinelahumتَعَالَوْا۟gelintaʿālawإِلَىٰşeyeilāمَآwhatmāأَنزَلَindirdiği(ne)anzalaٱللَّهُAllah'ınl-lahuوَإِلَىvewa-ilāٱلرَّسُولِElçiyel-rasūliرَأَيْتَgörürsünra-aytaٱلْمُنَـٰفِقِينَo ikiyüzlülerinl-munāfiqīnaيَصُدُّونَuzaklaştıklarınıyaṣuddūnaعَنكَsendenʿankaصُدُودًۭاbüsbütün uzaklaşmaklaṣudūdan٦١
Onlara: "Allah'ın indirdiğine ve Peygambere gelin" dendiği zaman, münafıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.
4:62
فَكَيْفَnasılfakayfaإِذَآne zaman kiidhāأَصَـٰبَتْهُمbaşlarına gelinceaṣābathumمُّصِيبَةٌۢbir felaketmuṣībatunبِمَاyüzündenbimāقَدَّمَتْyaptıkları (kötülükler)qaddamatأَيْدِيهِمْelleriyleaydīhimثُمَّsonra hementhummaجَآءُوكَsana gelirlerjāūkaيَحْلِفُونَyemin ederleryaḥlifūnaبِٱللَّهِAllah'abil-lahiإِنْdiyeinأَرَدْنَآbiz istedikaradnāإِلَّآsadeceillāإِحْسَـٰنًۭاiyilik etmekiḥ'sānanوَتَوْفِيقًاve uzlaştırmakwatawfīqan٦٢
Başlarına kendi işlediklerinden ötürü bir musibet çattığında sana gelip: "Biz, iyilik etmek ve uzlaştırmaktan başka bir şey istemedik" diye de nasıl Allah'a yemin ederler?
4:63
أُو۟لَـٰٓئِكَişteulāikaٱلَّذِينَonlar kialladhīnaيَعْلَمُbiliryaʿlamuٱللَّهُAllahl-lahuمَاolanımāفِىonların kalblerindefīقُلُوبِهِمْtheir heartsqulūbihimفَأَعْرِضْaldırmafa-aʿriḍعَنْهُمْonlaraʿanhumوَعِظْهُمْve onlara öğüt verwaʿiẓ'humوَقُلve söylewaqulلَّهُمْonlarınlahumفِىٓiçlerine işleyecekfīأَنفُسِهِمْtheir soulsanfusihimقَوْلًۢاbir sözqawlanبَلِيغًۭاgüzelbalīghan٦٣
İşte bunlarin kalblerinde olanı Allah bilir. Onlardan yüz çevir, onlara öğüt ver, kendilerine tesirli sözler söyle.
4:64
وَمَآbiz göndermedikwamāأَرْسَلْنَاWe sentarsalnāمِنhiçbirminرَّسُولٍelçiyirasūlinإِلَّاbaşka bir amaçlaillāلِيُطَاعَita'at edilmektenliyuṭāʿaبِإِذْنِizniylebi-idh'niٱللَّهِ ۚAllah'ınl-lahiوَلَوْeğerwalawأَنَّهُمْonlarannahumإِذzamanidhظَّلَمُوٓا۟zulmettikleriẓalamūأَنفُسَهُمْkendilerineanfusahumجَآءُوكَsana gelselerjāūkaفَٱسْتَغْفَرُوا۟bağışlanma dileselerfa-is'taghfarūٱللَّهَAllah'tanl-lahaوَٱسْتَغْفَرَve bağışlanmasını dileseydiwa-is'taghfaraلَهُمُonlarınlahumuٱلرَّسُولُElçil-rasūluلَوَجَدُوا۟elbette bulurlardılawajadūٱللَّهَAllah'ıl-lahaتَوَّابًۭاaffedicitawwābanرَّحِيمًۭاmerhametliraḥīman٦٤
Biz her peygamberi ancak, Allah'ın izniyle, itaat olunması için gönderdik. Onlar, kendilerine yazık ettiklerinde, sana gelip Allah'tan mağfiret dileseler ve Peygamber de onlara mağfiret dileseydi, Allah'ın tevbeleri daima kabul ve merhamet eden olduğunu görürlerdi.
4:65
فَلَاhayırfalāوَرَبِّكَRabin hakkı içinwarabbikaلَاolmazlarlāيُؤْمِنُونَinanmışyu'minūnaحَتَّىٰseni hakem yaparakḥattāيُحَكِّمُوكَthey make you judgeyuḥakkimūkaفِيمَاişlerdefīmāشَجَرَçekişmelishajaraبَيْنَهُمْaralarında çıkanbaynahumثُمَّsonra dathummaلَاbulunmadanlāيَجِدُوا۟they findyajidūفِىٓiçlerindefīأَنفُسِهِمْkendilerininanfusihimحَرَجًۭاbir buruklukḥarajanمِّمَّاsenin verdiğin hükmemimmāقَضَيْتَyou (have) decidedqaḍaytaوَيُسَلِّمُوا۟ve teslim olmadıkçawayusallimūتَسْلِيمًۭاtam bir teslimiyetletaslīman٦٥
Hayır; Rabb'ine and olsun ki, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin edip, sonra senin verdiğin hükmü içlerinde bir sıkıntı duymadan tamamen kabul etmedikçe inanmış olmazlar.
4:66
وَلَوْve eğerwalawأَنَّاbizannāكَتَبْنَاyazsaydıkkatabnāعَلَيْهِمْonlaraʿalayhimأَنِöldürünaniٱقْتُلُوٓا۟Killuq'tulūأَنفُسَكُمْkendinizianfusakumأَوِya daawiٱخْرُجُوا۟çıkınukh'rujūمِنyurtlarınızdanminدِيَـٰرِكُمyour homesdiyārikumمَّاbunu yapmazlardımāفَعَلُوهُthey would have done itfaʿalūhuإِلَّاhariçillāقَلِيلٌۭpek azıqalīlunمِّنْهُمْ ۖiçlerindenmin'humوَلَوْeğerwalawأَنَّهُمْonlarannahumفَعَلُوا۟yapsalardıfaʿalūمَاşeyimāيُوعَظُونَöğütlenenyūʿaẓūnaبِهِۦkendilerinebihiلَكَانَelbette olurdulakānaخَيْرًۭاdaha iyikhayranلَّهُمْkendileri içinlahumوَأَشَدَّve daha sağlamwa-ashaddaتَثْبِيتًۭاsağlamlıktatathbītan٦٦
Şayet onlara "Kendinizi öldürün" yahut "Memleketinizden çıkın" diye emretmiş olsaydık, pek azından başkaları bunu yapmazlardı. Kendilerine verilen öğüdü yerine getirmiş olsalardı onlar için daha iyi ve daha sağlam olurdu.
4:67
وَإِذًۭاve o zamanwa-idhanلَّـَٔاتَيْنَـٰهُمkendilerine verirdiklaātaynāhumمِّنkatımızdanminلَّدُنَّآOurselvesladunnāأَجْرًاbir mükafatajranعَظِيمًۭاbüyükʿaẓīman٦٧
O zaman onlara kendi katımızdan büyük bir ecir verir ve onları doğru yola eriştirirdik.
4:68
وَلَهَدَيْنَـٰهُمْve onları iletirdikwalahadaynāhumصِرَٰطًۭاbir yolaṣirāṭanمُّسْتَقِيمًۭاdoğrumus'taqīman٦٨
O zaman onlara kendi katımızdan büyük bir ecir verir ve onları doğru yola eriştirirdik.
4:69
وَمَنve kimwamanيُطِعِita'at ederseyuṭiʿiٱللَّهَAllah'al-lahaوَٱلرَّسُولَve Elçi'yewal-rasūlaفَأُو۟لَـٰٓئِكَişte onlarfa-ulāikaمَعَberaberdirmaʿaٱلَّذِينَkimselerlealladhīnaأَنْعَمَni'metlendirdiğianʿamaٱللَّهُAllah'ınl-lahuعَلَيْهِمkendileriniʿalayhimمِّنَpeygamberlerleminaٱلنَّبِيِّـۧنَthe Prophetsl-nabiyīnaوَٱلصِّدِّيقِينَve sıddiklarlawal-ṣidīqīnaوَٱلشُّهَدَآءِve şehidlerlewal-shuhadāiوَٱلصَّـٰلِحِينَ ۚve Salihlerlewal-ṣāliḥīnaوَحَسُنَve ne güzelwaḥasunaأُو۟لَـٰٓئِكَonlarulāikaرَفِيقًۭاarkadaştırrafīqan٦٩
Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar Allah'ın nimetine eriştirdiği peygamberlerle, dosdoğru olanlar, şehidler ve iyilerle beraberdirler. Onlar ne iyi arkadaştırlar!
4:70
ذَٰلِكَbudhālikaٱلْفَضْلُni'metl-faḍluمِنَAllahtandırminaٱللَّهِ ۚAllahl-lahiوَكَفَىٰve yeterwakafāبِٱللَّهِAllahbil-lahiعَلِيمًۭاbilen olarakʿalīman٧٠
Bu nimet, Allah'tandır. Bilen olarak Allah yeter.
4:71
يَـٰٓأَيُّهَاEyyāayyuhāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَامَنُوا۟inanan(lar)āmanūخُذُوا۟alınkhudhūحِذْرَكُمْkorunma(tedbirleri)niziḥidh'rakumفَٱنفِرُوا۟savaşa gidinfa-infirūثُبَاتٍbölük bölükthubātinأَوِya daawiٱنفِرُوا۟savaşa gidininfirūجَمِيعًۭاhep birliktejamīʿan٧١
Ey İnananlar! İhtiyatlı davranın, bölük bölük veya hep birden savaşa gidin.
4:72
وَإِنَّve şüphesizwa-innaمِنكُمْiçinizdenminkumلَمَنbir kısmı var kilamanلَّيُبَطِّئَنَّpek ağır davranırlayubaṭṭi-annaفَإِنْeğerfa-inأَصَـٰبَتْكُمsize erişirseaṣābatkumمُّصِيبَةٌۭbir felaketmuṣībatunقَالَder kiqālaقَدْmuhakkakqadأَنْعَمَlutfettianʿamaٱللَّهُAllahl-lahuعَلَىَّbanaʿalayyaإِذْbulunmadımidhلَمْ(that) notlamأَكُنI wasakunمَّعَهُمْonlarla berabermaʿahumشَهِيدًۭاhazırshahīdan٧٢
Şüphesiz aranızda pek ağır davrananlar vardır; size bir musibet gelirse: "Allah bana iyilikte bulundu, çünkü onlarla beraber bulunmadim" der.
4:73
وَلَئِنْve eğerwala-inأَصَـٰبَكُمْsize erişirseaṣābakumفَضْلٌۭbir ni'metfaḍlunمِّنَAllahtanminaٱللَّهِAllahl-lahiلَيَقُولَنَّderlayaqūlannaكَأَنsankika-anلَّمْyokmuş gibilamتَكُنۢthere beentakunبَيْنَكُمْsizinlebaynakumوَبَيْنَهُۥkendisi arasındawabaynahuمَوَدَّةٌۭhiç sevgimawaddatunيَـٰلَيْتَنِىkeşke ben deyālaytanīكُنتُolsaydımkuntuمَعَهُمْonlarla berabermaʿahumفَأَفُوزَkazansaydımfa-afūzaفَوْزًاbir başarıfawzanعَظِيمًۭاbüyükʿaẓīman٧٣
Allah'tan size bir nimet erişse, and olsun ki, sizinle kendi arasında bir dostluk yokmuş gibi: "Keşki onlarla beraber olsaydım da ben de büyük bir başarı kazansaydım" der.
4:74
۞ فَلْيُقَـٰتِلْsavaşsınlarfalyuqātilفِىyolundafīسَبِيلِ(the) waysabīliٱللَّهِAllahl-lahiٱلَّذِينَkimseleralladhīnaيَشْرُونَsatan(lar)yashrūnaٱلْحَيَوٰةَhayatınıl-ḥayataٱلدُّنْيَاdünyal-dun'yāبِٱلْـَٔاخِرَةِ ۚahireti karşılığındabil-ākhiratiوَمَنve kimwamanيُقَـٰتِلْsavaşır dayuqātilفِىyolundafīسَبِيلِ(the) waysabīliٱللَّهِAllahl-lahiفَيُقْتَلْöldürülürfayuq'talأَوْveyaawيَغْلِبْgalib gelirseyaghlibفَسَوْفَyakındafasawfaنُؤْتِيهِbiz ona vereceğiznu'tīhiأَجْرًاbir mükafatajranعَظِيمًۭاbüyükʿaẓīman٧٤
O halde, dünya hayatı yerine ahireti alanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır, öldürülür veya galib gelirse, Biz ona büyük bir ecir vereceğiz.
4:75
وَمَاne oldu?wamāلَكُمْsizelakumلَاsavaşmıyorsunuzlāتُقَـٰتِلُونَyou fighttuqātilūnaفِىyolundafīسَبِيلِ(the) waysabīliٱللَّهِAllahl-lahiوَٱلْمُسْتَضْعَفِينَve zayıfwal-mus'taḍʿafīnaمِنَ(uğrunda)minaٱلرِّجَالِerkeklerl-rijāliوَٱلنِّسَآءِve kadınlarwal-nisāiوَٱلْوِلْدَٰنِve çocuklarwal-wil'dāniٱلَّذِينَkimseleralladhīnaيَقُولُونَdiyorlaryaqūlūnaرَبَّنَآRabbimizrabbanāأَخْرِجْنَاbizi çıkarakhrij'nāمِنْşuminهَـٰذِهِthishādhihiٱلْقَرْيَةِkenttenl-qaryatiٱلظَّالِمِzaliml-ẓālimiأَهْلُهَاhalkıahluhāوَٱجْعَلve verwa-ij'ʿalلَّنَاbizelanāمِنkatındanminلَّدُنكَYourselfladunkaوَلِيًّۭاbir koruyucuwaliyyanوَٱجْعَلve verwa-ij'ʿalلَّنَاbizelanāمِنkatındanminلَّدُنكَYourselfladunkaنَصِيرًاbir yardımcınaṣīran٧٥
Size ne oluyor da: "Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, katından bize bir sahip çıkan gönder, katından bize bir yardımcı lutfet" diyen zavallı çocuklar, erkekler ve kadınlar uğrunda ve Allah yolunda savaşmıyorsunuz?
4:76
ٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَامَنُوا۟inanan(lar)āmanūيُقَـٰتِلُونَsavaşırlaryuqātilūnaفِىyolundafīسَبِيلِ(the) waysabīliٱللَّهِ ۖAllahl-lahiوَٱلَّذِينَve kimselerwa-alladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(ler)kafarūيُقَـٰتِلُونَsavaşırlaryuqātilūnaفِىyolundafīسَبِيلِ(the) waysabīliٱلطَّـٰغُوتِtağutl-ṭāghūtiفَقَـٰتِلُوٓا۟o halde savaşınfaqātilūأَوْلِيَآءَdostlarıyleawliyāaٱلشَّيْطَـٰنِ ۖşeytanınl-shayṭāniإِنَّşüphesizinnaكَيْدَhilesikaydaٱلشَّيْطَـٰنِşeytanınl-shayṭāniكَانَzayıftırkānaضَعِيفًاweakḍaʿīfan٧٦
İnananlar Allah yolunda savaşırlar, inkar edenler ise tağut yolunda harbederler. Şeytanın dostlarıyla savaşın, esasen şeytanın hilesi zayıftır.
4:77
أَلَمْgörmedin mialamتَرَyou seentaraإِلَىkimseleriilāٱلَّذِينَthose whoalladhīnaقِيلَdenilen(leri)qīlaلَهُمْkendilerinelahumكُفُّوٓا۟(savaştan) çekinkuffūأَيْدِيَكُمْelleriniziaydiyakumوَأَقِيمُوا۟ve kılınwa-aqīmūٱلصَّلَوٰةَnamazıl-ṣalataوَءَاتُوا۟ve verinwaātūٱلزَّكَوٰةَzekatıl-zakataفَلَمَّاzamanfalammāكُتِبَyazılıdığıkutibaعَلَيْهِمُkendilerineʿalayhimuٱلْقِتَالُsavaşl-qitāluإِذَاhemenidhāفَرِيقٌۭbir grupfarīqunمِّنْهُمْiçlerindenmin'humيَخْشَوْنَkorkmaya başladılaryakhshawnaٱلنَّاسَinsanlardanl-nāsaكَخَشْيَةِkorkar gibikakhashyatiٱللَّهِAllah'tanl-lahiأَوْhattaawأَشَدَّdaha fazlaashaddaخَشْيَةًۭ ۚkorkuylakhashyatanوَقَالُوا۟ve dediler kiwaqālūرَبَّنَاRabbimizrabbanāلِمَniçinlimaكَتَبْتَyazdınkatabtaعَلَيْنَاbizeʿalaynāٱلْقِتَالَsavaşl-qitālaلَوْلَآkeşkelawlāأَخَّرْتَنَآbizi erteleseydinakhartanāإِلَىٰٓkadarilāأَجَلٍۢbir süreyeajalinقَرِيبٍۢ ۗyakınqarībinقُلْde kiqulمَتَـٰعُgeçimimatāʿuٱلدُّنْيَاdünyal-dun'yāقَلِيلٌۭazdırqalīlunوَٱلْـَٔاخِرَةُve ahiretwal-ākhiratuخَيْرٌۭdaha iyidirkhayrunلِّمَنِkimse içinlimaniٱتَّقَىٰkorunanittaqāوَلَاsize haksızlık edilmezwalāتُظْلَمُونَyou will be wrongedtuẓ'lamūnaفَتِيلًاkıl kadarfatīlan٧٧
Kendilerine: "Elinizi savaştan çekin, namaz kılın, zekat verin" denenleri görmedin mi? Onlara savaş farz kılındığında, içlerinden bir takımı hemen, insanlardan, Allah'tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve "Rabbimiz! Bize savaşı niçin farz kıldın, bizi yakın bir zamana kadar tehir edemez miydin?" derler. De ki: "Dünya geçimliği azdır, ahiret, Allah'a karşı gelmekten sakınan için hayırlıdır, size zerre kadar zulmedilmez".
4:78
أَيْنَمَاneredeaynamāتَكُونُوا۟olsanıztakūnūيُدْرِككُّمُyine sizi buluryud'rikkumuٱلْمَوْتُölüml-mawtuوَلَوْve eğerwalawكُنتُمْbulunsanızkuntumفِىiçindefīبُرُوجٍۢkalelerburūjinمُّشَيَّدَةٍۢ ۗsağlammushayyadatinوَإِنve eğerwa-inتُصِبْهُمْonlara erişirsetuṣib'humحَسَنَةٌۭbir iyilikḥasanatunيَقُولُوا۟derleryaqūlūهَـٰذِهِۦbuhādhihiمِنْtarafındandırminعِندِfromʿindiٱللَّهِ ۖAllahl-lahiوَإِنeğerwa-inتُصِبْهُمْonlara erişirsetuṣib'humسَيِّئَةٌۭbir kötülüksayyi-atunيَقُولُوا۟derleryaqūlūهَـٰذِهِۦbuhādhihiمِنْsenin yüzündendirminعِندِكَ ۚ(from) youʿindikaقُلْde kiqulكُلٌّۭhepsikullunمِّنْtarafındandırminعِندِfromʿindiٱللَّهِ ۖAllahl-lahiفَمَالِne oluyor kifamāliهَـٰٓؤُلَآءِbuhāulāiٱلْقَوْمِtoplumal-qawmiلَاyanaşmıyorlarlāيَكَادُونَdo they seemyakādūnaيَفْقَهُونَanlamayayafqahūnaحَدِيثًۭاsözḥadīthan٧٨
Nerede olursaniz olun, sağlam kaleler içinde bulunsanız bile, ölüm size yetişecektir. Onlara bir iyilik gelirse: "Bu Allah'tandır" derler, bir kötülüğe uğrarlarsa "Bu, senin tarafındandır" derler. De ki: "Hepsi Allah'tandır". Bunlara ne oluyor ki, hiçbir sözü anlamaya yanaşmıyorlar?
4:79
مَّآşeymāأَصَابَكَsana gelenaṣābakaمِنْherminحَسَنَةٍۢiyilikḥasanatinفَمِنَAllah'tandırfaminaٱللَّهِ ۖAllahl-lahiوَمَآve şeywamāأَصَابَكَsana gelenaṣābakaمِنherminسَيِّئَةٍۢkötülüksayyi-atinفَمِنkendi(günahın yüzü)-ndendirfaminنَّفْسِكَ ۚkendi(günahın yüzü)nafsikaوَأَرْسَلْنَـٰكَve seni gönderdikwa-arsalnākaلِلنَّاسِinsanlaralilnnāsiرَسُولًۭا ۚelçirasūlanوَكَفَىٰve yeterwakafāبِٱللَّهِAllahbil-lahiشَهِيدًۭاşahid olarakshahīdan٧٩
Sana ne iyilik gelirse Allah'tandır, sana ne kötülük dokunursa kendindendir. Seni insanlara peygamber gönderdik, şahid olarak Allah yeter.
4:80
مَّنkimmanيُطِعِita'at ederseyuṭiʿiٱلرَّسُولَElçi'yel-rasūlaفَقَدْmuhakkak kifaqadأَطَاعَita'at etmiş oluraṭāʿaٱللَّهَ ۖAllah'al-lahaوَمَنkim dewamanتَوَلَّىٰyüz çevirirsetawallāفَمَآbiz seni göndermedikfamāأَرْسَلْنَـٰكَWe (have) sent youarsalnākaعَلَيْهِمْonların üzerineʿalayhimحَفِيظًۭاbekçiḥafīẓan٨٠
Peygamber'e itaat eden, Allah'a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse bilsin ki, Biz seni onlara bekçi göndermedik.
4:81
وَيَقُولُونَderler kiwayaqūlūnaطَاعَةٌۭpeki (tamam)ṭāʿatunفَإِذَاfakatfa-idhāبَرَزُوا۟çıkıncabarazūمِنْsenin yanındanminعِندِكَyouʿindikaبَيَّتَgeceleyin kurarlarbayyataطَآئِفَةٌۭbirtakımıṭāifatunمِّنْهُمْiçlerindenmin'humغَيْرَtersinighayraٱلَّذِىşeyinalladhīتَقُولُ ۖsöylemiş olduğuntaqūluوَٱللَّهُAllahwal-lahuيَكْتُبُyazmaktadıryaktubuمَاşeylerimāيُبَيِّتُونَ ۖgeceleyin düşünüp kurduklarınyubayyitūnaفَأَعْرِضْsen aldırmafa-aʿriḍعَنْهُمْonlaraʿanhumوَتَوَكَّلْve dayanwatawakkalعَلَىAllah'aʿalāٱللَّهِ ۚAllahl-lahiوَكَفَىٰve yeterwakafāبِٱللَّهِAllahbil-lahiوَكِيلًاvekil olarakwakīlan٨١
"Peki" derler, fakat senin yanından çıktıklarında, içlerinden bir takımı, geceleyin senin dediklerinden başka bir şey kurarlar. Allah gece tasarladıklarını yazıyor, onlara aldırış etme. Allah'a güven, vekil olarak Allah yeter.
4:82
أَفَلَاdüşünmüyorlar mı?afalāيَتَدَبَّرُونَthey ponderyatadabbarūnaٱلْقُرْءَانَ ۚKur'an'ıl-qur'ānaوَلَوْve eğerwalawكَانَolsaydıkānaمِنْtarafındanminعِندِfromʿindiغَيْرِbaşkasıghayriٱللَّهِAllah'tanl-lahiلَوَجَدُوا۟bulurlardılawajadūفِيهِondafīhiٱخْتِلَـٰفًۭاbirbirini tutmaz;ikh'tilāfanكَثِيرًۭاçok şeykathīran٨٢
Kuran'ı durup düşünmüyorlar mı? Eğer o Allah'tan başkasından gelseydi, onda çok aykırılıklar bulurlardı.
4:83
وَإِذَاne zaman kiwa-idhāجَآءَهُمْonlara gelsejāahumأَمْرٌۭbir haberamrunمِّنَ(dair)minaٱلْأَمْنِgüvenel-amniأَوِveyaawiٱلْخَوْفِkorkuyal-khawfiأَذَاعُوا۟yayarlaradhāʿūبِهِۦ ۖonubihiوَلَوْhalbukiwalawرَدُّوهُonu götürselerdiraddūhuإِلَىElçi'yeilāٱلرَّسُولِthe Messengerl-rasūliوَإِلَىٰٓve sahiplerinewa-ilāأُو۟لِىthoseulīٱلْأَمْرِbuyrukl-amriمِنْهُمْaralarındakimin'humلَعَلِمَهُbilirlerdilaʿalimahuٱلَّذِينَkimseleralladhīnaيَسْتَنۢبِطُونَهُۥişin içyüzünü araştıran(lar)yastanbiṭūnahuمِنْهُمْ ۗonun ne olduğunumin'humوَلَوْلَاeğer olmasaydıwalawlāفَضْلُlutfufaḍluٱللَّهِAllah'ınl-lahiعَلَيْكُمْsizeʿalaykumوَرَحْمَتُهُۥve rahmetiwaraḥmatuhuلَٱتَّبَعْتُمُuyardınızla-ittabaʿtumuٱلشَّيْطَـٰنَşeytanal-shayṭānaإِلَّاhariçillāقَلِيلًۭاpek azınızqalīlan٨٣
Kendilerine güven veya korku hususunda bir haber geldiğinde onu yayarlar; halbuki o haberi Peygamber'e veya kendilerinden buyruk sahibi olanlara götürselerdi, onlardan sonuç çıkarmaya kadir olanlar onu bilirdi. Allah'ın size bol nimeti ve rahmeti olmasaydı, pek azınız bir yana, şeytana uyardınız.
4:84
فَقَـٰتِلْ(o halde) savaşfaqātilفِىyolundafīسَبِيلِAllahsabīliٱللَّهِ(of) Allahl-lahiلَاsen sorumlu değilsinlāتُكَلَّفُare you responsibletukallafuإِلَّاbaşkasındanillāنَفْسَكَ ۚkendindennafsakaوَحَرِّضِve teşvik etwaḥarriḍiٱلْمُؤْمِنِينَ ۖinananlarıl-mu'minīnaعَسَىumulur kiʿasāٱللَّهُAllahl-lahuأَنkıraranيَكُفَّrestrainyakuffaبَأْسَgücünübasaٱلَّذِينَkimselerinalladhīnaكَفَرُوا۟ ۚinkar eden(lerin)kafarūوَٱللَّهُAllah'ınwal-lahuأَشَدُّdaha güçlüdürashadduبَأْسًۭاbaskınıbasanوَأَشَدُّve daha çetindirwa-ashadduتَنكِيلًۭاcezasıtankīlan٨٤
Allah yolunda savaş; sen ancak kendinden sorumlusun, inananları teşvik et; umulur ki Allah, inkar edenlerin baskınını önler. Allah'ın kahrı da, ibret alınacak cezası da pek şiddetlidir.
4:85
مَّنkimmanيَشْفَعْdestek olursayashfaʿشَفَـٰعَةًbir destekleshafāʿatanحَسَنَةًۭgüzelḥasanatanيَكُنvardıryakunلَّهُۥonunlahuنَصِيبٌۭbir payınaṣībunمِّنْهَا ۖo iştenmin'hāوَمَنve kimwamanيَشْفَعْdestek olursayashfaʿشَفَـٰعَةًۭbir destekleshafāʿatanسَيِّئَةًۭkötü bir (işe)sayyi-atanيَكُنoluryakunلَّهُۥonunlahuكِفْلٌۭbir payıkif'lunمِّنْهَا ۗo iştenmin'hāوَكَانَvewakānaٱللَّهُAllahl-lahuعَلَىٰherʿalāكُلِّeverykulliشَىْءٍۢşeyishayinمُّقِيتًۭاgözetip karşılığını verendirmuqītan٨٥
Kim iyi bir işte aracılık ederse, ona onun sevabından bir pay vardır; kim de kötü bir şeyde aracılık yaparsa, ona o kötülükten bir hisse vardır. Allah, her şeyin karşılığını verir.
4:86
وَإِذَاve zamanwa-idhāحُيِّيتُمselamlandığınızḥuyyītumبِتَحِيَّةٍۢbir selam ilebitaḥiyyatinفَحَيُّوا۟siz de selam verinfaḥayyūبِأَحْسَنَdaha güzeliylebi-aḥsanaمِنْهَآondanmin'hāأَوْyahutawرُدُّوهَآ ۗaynen iade edinruddūhāإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaكَانَher şeyikānaعَلَىٰofʿalāكُلِّeverykulliشَىْءٍthingshayinحَسِيبًاhesaplayandırḥasīban٨٦
Size bir selam verildiği zaman, ondan daha iyisiyle selam verin veya ayniyle mukabele edin. Allah her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.
4:87
ٱللَّهُAllah (ki)al-lahuلَآyokturlāإِلَـٰهَtanrıilāhaإِلَّاbaşkaillāهُوَ ۚO'ndanhuwaلَيَجْمَعَنَّكُمْsizi bir araya toplayacaktırlayajmaʿannakumإِلَىٰgünündeilāيَوْمِ(the) Dayyawmiٱلْقِيَـٰمَةِkıyametl-qiyāmatiلَاolmayanlāرَيْبَşüpheraybaفِيهِ ۗkendindefīhiوَمَنْkim olabilir?wamanأَصْدَقُdaha doğruaṣdaquمِنَAllahtanminaٱللَّهِAllahl-lahiحَدِيثًۭاsözlüḥadīthan٨٧
Allah'tan başka tanrı yoktur, geleceğinde şüphe olmayan kıyamet günü, sizi mutlaka toplayacaktır. Allah'tan daha doğru sözlü kim olabilir?
4:88
۞ فَمَاne oldu kifamāلَكُمْsizelakumفِىhakkındafīٱلْمُنَـٰفِقِينَmünafıklarl-munāfiqīnaفِئَتَيْنِiki gruba ayrıldınızfi-atayniوَٱللَّهُoysa Allahwal-lahuأَرْكَسَهُمonları baş aşağı etmiştirarkasahumبِمَاişlerden dolayıbimāكَسَبُوٓا۟ ۚyaptıklarıkasabūأَتُرِيدُونَmi istiyorsunuz?aturīdūnaأَنdoğru yola iletmekanتَهْدُوا۟you guidetahdūمَنْkimseyimanأَضَلَّsaptırdığıaḍallaٱللَّهُ ۖAllah'ınl-lahuوَمَنve biriniwamanيُضْلِلِsaptırırsayuḍ'liliٱللَّهُAllahl-lahuفَلَنartıkfalanتَجِدَbulamazsınıztajidaلَهُۥonun içinlahuسَبِيلًۭاbir yolsabīlan٨٨
Ey müslümanlar! Münafıklar hakkında iki fırka olmanız da niye? Allah onları, yaptıklarından dolayı başaşağı etmiştir. Allah'ın saptırdığını siz mi yola getirmek istiyorsunuz? Allah'ın saptırdığı kimseye sen hiç yol bulamayacaksın.
4:89
وَدُّوا۟istedilerwaddūلَوْkeşkelawتَكْفُرُونَsiz de inkar etseniztakfurūnaكَمَاgibikamāكَفَرُوا۟kendilerin inkar ettiğikafarūفَتَكُونُونَki onlarla olsanızfatakūnūnaسَوَآءًۭ ۖeşitsawāanفَلَاo halde edinmeyinfalāتَتَّخِذُوا۟taketattakhidhūمِنْهُمْonlardanmin'humأَوْلِيَآءَdostlarawliyāaحَتَّىٰkadarḥattāيُهَاجِرُوا۟onlar göç edinceyeyuhājirūفِىyolundafīسَبِيلِ(the) waysabīliٱللَّهِ ۚAllahl-lahiفَإِنeğerfa-inتَوَلَّوْا۟yüz çevirirlersetawallawفَخُذُوهُمْonları yakalayınfakhudhūhumوَٱقْتُلُوهُمْve öldürünwa-uq'tulūhumحَيْثُneredeḥaythuوَجَدتُّمُوهُمْ ۖbulursanızwajadttumūhumوَلَاve tutmayınwalāتَتَّخِذُوا۟taketattakhidhūمِنْهُمْonlardanmin'humوَلِيًّۭا(ne) bir dostwaliyyanوَلَاne dewalāنَصِيرًاbir yardımcınaṣīran٨٩
Onlar kendileri inkar ettikleri gibi, keşki siz de inkar etseniz de eşit olsanız isterler. Allah yolunda hicret etmedikçe onlardan dost edinmeyin. Eğer yüz çevirirlerse onları tutun, bulduğunuz yerde öldürün. Onlardan dost ve yardımcı edinmeyin.
4:90
إِلَّاancak hariçillāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaيَصِلُونَsığınan(lar)yaṣilūnaإِلَىٰbir toplumailāقَوْمٍۭa groupqawminبَيْنَكُمْsizinlebaynakumوَبَيْنَهُمkendileri arasındawabaynahumمِّيثَـٰقٌandlaşma bulunanmīthāqunأَوْyahutawجَآءُوكُمْsize gelenlerjāūkumحَصِرَتْsıkılarakḥaṣiratصُدُورُهُمْyürekleriṣudūruhumأَنsizinle savaşmaktananيُقَـٰتِلُوكُمْthey fight youyuqātilūkumأَوْveyaawيُقَـٰتِلُوا۟savaşmaktanyuqātilūقَوْمَهُمْ ۚkendi toplumlarıyleqawmahumوَلَوْeğerwalawشَآءَdileseydishāaٱللَّهُAllahl-lahuلَسَلَّطَهُمْonları salardılasallaṭahumعَلَيْكُمْsizin üstünüzeʿalaykumفَلَقَـٰتَلُوكُمْ ۚsizinle savaşırlardıfalaqātalūkumفَإِنِo haldefa-iniٱعْتَزَلُوكُمْonlar sizden uzak dururlariʿ'tazalūkumفَلَمْsizinle savaşmazlarfalamيُقَـٰتِلُوكُمْfight against youyuqātilūkumوَأَلْقَوْا۟ve isterlersewa-alqawإِلَيْكُمُsizinleilaykumuٱلسَّلَمَbarış içinde yaşamakl-salamaفَمَاvermemiştirfamāجَعَلَ(has) madejaʿalaٱللَّهُAllahl-lahuلَكُمْsizelakumعَلَيْهِمْonların aleyhineʿalayhimسَبِيلًۭاbir yolsabīlan٩٠
Ancak, sizinle kendileri arasında anlaşma olan bir millete sığınanlar yahut sizinle savaştan veya kendi milletleriyle savaşmaktan bıkarak size başvuranlar müstesnadır. Allah dileseydi onları üzerinize çullandırırdı da sizinle savaşırlardı. Eğer sizden uzak durur, sizinle savaşmaz, size barış teklif ederlerse Allah onlara dokunmanıza izin vermez.
4:91
سَتَجِدُونَbulacaksınızsatajidūnaءَاخَرِينَbaşkalarınıākharīnaيُرِيدُونَisteryurīdūnaأَنsizden emin olmakanيَأْمَنُوكُمْthey be secure from youyamanūkumوَيَأْمَنُوا۟ve emin olmakwayamanūقَوْمَهُمْkendi toplumlarındanqawmahumكُلَّher ne zamankullaمَاgötürülselermāرُدُّوٓا۟they are returnedruddūإِلَىfitneyeilāٱلْفِتْنَةِthe temptationl-fit'natiأُرْكِسُوا۟başaşağı atılırlarur'kisūفِيهَا ۚ(fitnenin) içinefīhāفَإِنeğerfa-inلَّمْsizden uzak durmazlarsalamيَعْتَزِلُوكُمْthey withdraw from youyaʿtazilūkumوَيُلْقُوٓا۟ve istemezlersewayul'qūإِلَيْكُمُsizinleilaykumuٱلسَّلَمَbarış içinde yaşamakl-salamaوَيَكُفُّوٓا۟(saldırıdan) çekmezlersewayakuffūأَيْدِيَهُمْelleriniaydiyahumفَخُذُوهُمْonları yakalayınfakhudhūhumوَٱقْتُلُوهُمْve öldürünwa-uq'tulūhumحَيْثُneredeḥaythuثَقِفْتُمُوهُمْ ۚbulursanızthaqif'tumūhumوَأُو۟لَـٰٓئِكُمْişte öylelerinewa-ulāikumجَعَلْنَاverdikjaʿalnāلَكُمْsizelakumعَلَيْهِمْkarşıʿalayhimسُلْطَـٰنًۭاbir yetkisul'ṭānanمُّبِينًۭاaçıkmubīnan٩١
Diğerlerinin de sizden ve kendi milletlerinden güvende olmayı istediklerini göreceksiniz. Ne var ki fitneciliğe her çağırıldıklarında ona can atarlar; eğer sizden uzak durmazlar, barış teklif etmezler ve sizden el çekmezlerse onları yakalayın, bulduğunuz yerde öldürün. İşte onların aleyhlerine size apaçık ferman verdik.
4:92
وَمَاyokturwamāكَانَbir mü'mininkānaلِمُؤْمِنٍfor a believerlimu'mininأَنöldürmesianيَقْتُلَhe killsyaqtulaمُؤْمِنًاbir mü'minimu'minanإِلَّاdışındaillāخَطَـًۭٔا ۚyanlışlıkkhaṭa-anوَمَنve kim kiwamanقَتَلَöldürdüqatalaمُؤْمِنًاbir mü'minimu'minanخَطَـًۭٔاyanlışlıklakhaṭa-anفَتَحْرِيرُazadetmelidirfataḥrīruرَقَبَةٍۢbir köleraqabatinمُّؤْمِنَةٍۢmü'minmu'minatinوَدِيَةٌۭve bir diyetwadiyatunمُّسَلَّمَةٌvermelidirmusallamatunإِلَىٰٓölenin ailesineilāأَهْلِهِۦٓhis familyahlihiإِلَّآbaşkaillāأَنbağışlamalarıanيَصَّدَّقُوا۟ ۚthey remit (as) charityyaṣṣaddaqūفَإِنeğerfa-inكَانَisekānaمِنbir topluluktanminقَوْمٍa peopleqawminعَدُوٍّۢdüşmanınız olanʿaduwwinلَّكُمْsizinlakumوَهُوَo (öldürülen)wahuwaمُؤْمِنٌۭmü'minmu'minunفَتَحْرِيرُazadetmelidirfataḥrīruرَقَبَةٍۢbir köleraqabatinمُّؤْمِنَةٍۢ ۖmü'minmu'minatinوَإِنve eğerwa-inكَانَisekānaمِنbir topluluktanminقَوْمٍۭa peopleqawminبَيْنَكُمْsizinlebaynakumوَبَيْنَهُمkendileri arasındawabaynahumمِّيثَـٰقٌۭandlaşma bulunanmīthāqunفَدِيَةٌۭbir diyetfadiyatunمُّسَلَّمَةٌverilecektirmusallamatunإِلَىٰٓailesineilāأَهْلِهِۦhis familyahlihiوَتَحْرِيرُve azadetmek lazımdırwataḥrīruرَقَبَةٍۢbir köleraqabatinمُّؤْمِنَةٍۢ ۖmü'minmu'minatinفَمَنkimsefamanلَّمْbunları bulamayanlamيَجِدْfindyajidفَصِيَامُoruç tutmalıdırfaṣiyāmuشَهْرَيْنِiki ayshahrayniمُتَتَابِعَيْنِardı ardınamutatābiʿayniتَوْبَةًۭtevbesinin kabulü içintawbatanمِّنَtarafındanminaٱللَّهِ ۗAllahl-lahiوَكَانَAllahwakānaٱللَّهُAllahl-lahuعَلِيمًاbilendirʿalīmanحَكِيمًۭاhüküm ve hikmet sahibidirḥakīman٩٢
Bir müminin diğer mümini yanlışlık dışında öldürmesi asla caiz değildir. Bir mümini yanlışlıkla öldürenin, bir mümin köleyi azad etmesi ve öldürülenin ailesi bağışlamadıkça, ona diyet ödemesi gerekir. Eğer o mümin, size düşman bir topluluktan ise mümin bir köleyi azad etmek gerekir. Şayet aranızda anlaşma olan bir millettense, ailesine diyet ödemek ve mümin bir köleyi azat etmek gerekir. Bulamayana, Allah tarafından tevbesinin kabulü için, ard arda iki ay oruç tutmak gerekir. Allah bilendir. Hakim'dir.
4:93
وَمَنher kimwamanيَقْتُلْöldürürseyaqtulمُؤْمِنًۭاbir mü'minimu'minanمُّتَعَمِّدًۭاkasdenmutaʿammidanفَجَزَآؤُهُۥonun cezasıfajazāuhuجَهَنَّمُcehennemdirjahannamuخَـٰلِدًۭاsürekli kalacağıkhālidanفِيهَاiçindefīhāوَغَضِبَve gazabetmiştirwaghaḍibaٱللَّهُAllahl-lahuعَلَيْهِonaʿalayhiوَلَعَنَهُۥve la'net etmiştirwalaʿanahuوَأَعَدَّve hazırlamıştırwa-aʿaddaلَهُۥonun içinlahuعَذَابًاbir azabʿadhābanعَظِيمًۭاbüyükʿaẓīman٩٣
Kim bir mümini kasden öldürürse cezası, içinde temelli kalacağı cehennemdir. Allah ona gazabetmiş, lanetlemiş ve büyük azab hazırlamıştır.
4:94
يَـٰٓأَيُّهَاEyyāayyuhāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَامَنُوٓا۟inanan(lar)āmanūإِذَاzamanidhāضَرَبْتُمْsavaşa çıktığınızḍarabtumفِىyolundafīسَبِيلِ(the) waysabīliٱللَّهِAllahl-lahiفَتَبَيَّنُوا۟iyi anlayın dinleyin'fatabayyanūوَلَاdemeyinwalāتَقُولُوا۟saytaqūlūلِمَنْkimseyelimanأَلْقَىٰٓverenalqāإِلَيْكُمُsizeilaykumuٱلسَّلَـٰمَselaml-salāmaلَسْتَsen değilsinlastaمُؤْمِنًۭاmü'minmu'minanتَبْتَغُونَgözeterektabtaghūnaعَرَضَgeçici menfaatiniʿaraḍaٱلْحَيَوٰةِhayatınınl-ḥayatiٱلدُّنْيَاdünyal-dun'yāفَعِندَçünkü yanındafaʿindaٱللَّهِAllah'ınl-lahiمَغَانِمُganimetler vardırmaghānimuكَثِيرَةٌۭ ۚçokkathīratunكَذَٰلِكَböyle idinizkadhālikaكُنتُمsiz dekuntumمِّنöncedenminقَبْلُbeforeqabluفَمَنَّlutfettifamannaٱللَّهُAllahl-lahuعَلَيْكُمْsizeʿalaykumفَتَبَيَّنُوٓا۟ ۚo halde iyice anlayınfatabayyanūإِنَّçünküinnaٱللَّهَAllahl-lahaكَانَşeylerikānaبِمَاof whatbimāتَعْمَلُونَyaptıklarınıztaʿmalūnaخَبِيرًۭاhaber almaktadırkhabīran٩٤
Ey İnananlar! Allah yolunda yürüdüğünüz vakit, her şeyi iyice anlayın. Size, müslüman olduğunu bildirene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek: "Sen mümin değilsin" demeyin. Allah katında birçok ganimetler vardır. Evvelce siz de öyleydiniz. Allah size iyilikte bulundu, iyice araştırıp anlayın, Allah işlediklerinizden şüphesiz haberdardır.
4:95
لَّاolmazlāيَسْتَوِىeşityastawīٱلْقَـٰعِدُونَyerlerinde oturanlarl-qāʿidūnaمِنَinananlardanminaٱلْمُؤْمِنِينَthe believersl-mu'minīnaغَيْرُdışındaghayruأُو۟لِىsahipleriulīٱلضَّرَرِözürl-ḍarariوَٱلْمُجَـٰهِدُونَve cihad edenlerwal-mujāhidūnaفِىyolundafīسَبِيلِ(the) waysabīliٱللَّهِAllahl-lahiبِأَمْوَٰلِهِمْmallariylebi-amwālihimوَأَنفُسِهِمْ ۚcanlariylewa-anfusihimفَضَّلَüstün kılmıştırfaḍḍalaٱللَّهُAllahl-lahuٱلْمُجَـٰهِدِينَcihadedenleril-mujāhidīnaبِأَمْوَٰلِهِمْmallariylebi-amwālihimوَأَنفُسِهِمْcanlariylewa-anfusihimعَلَىoturanlardanʿalāٱلْقَـٰعِدِينَthe ones who sitl-qāʿidīnaدَرَجَةًۭ ۚderece bakımındandarajatanوَكُلًّۭاve hepsinewakullanوَعَدَva'detmiştirwaʿadaٱللَّهُAllahl-lahuٱلْحُسْنَىٰ ۚgüzellikl-ḥus'nāوَفَضَّلَve üstün kılmıştırwafaḍḍalaٱللَّهُAllahl-lahuٱلْمُجَـٰهِدِينَmücahidleril-mujāhidīnaعَلَىoturanlardanʿalāٱلْقَـٰعِدِينَthe ones who sitl-qāʿidīnaأَجْرًاecirleajranعَظِيمًۭاçok daha büyükʿaẓīman٩٥
İnananlardan, özürsüz olarak yerlerinde oturanlar ile, mal ve canlariyle cihad edenleri, mertebece, oturanlardan üstün kılmıştır. Allah hepsine de cenneti vadetmiştir, ama Allah, cihad edenleri oturanlara, büyük ecirler, dereceler, mağfiret ve rahmetle üstün kılmıştır. Allah bağışlar ve merhamet eder.
4:96
دَرَجَـٰتٍۢyüksek derecelerdarajātinمِّنْهُkendi katındanmin'huوَمَغْفِرَةًۭve bağışwamaghfiratanوَرَحْمَةًۭ ۚve rahmetwaraḥmatanوَكَانَAllahwakānaٱللَّهُAllahl-lahuغَفُورًۭاbağışlayandırghafūranرَّحِيمًاesirgeyendirraḥīman٩٦
İnananlardan, özürsüz olarak yerlerinde oturanlar ile, mal ve canlariyle cihad edenleri, mertebece, oturanlardan üstün kılmıştır. Allah hepsine de cenneti vadetmiştir, ama Allah, cihad edenleri oturanlara, büyük ecirler, dereceler, mağfiret ve rahmetle üstün kılmıştır. Allah bağışlar ve merhamet eder.
4:97
إِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَcanlarını alırkenalladhīnaتَوَفَّىٰهُمُtake them (in death)tawaffāhumuٱلْمَلَـٰٓئِكَةُmeleklerl-malāikatuظَالِمِىٓyazık eden kimselereẓālimīأَنفُسِهِمْnefislerineanfusihimقَالُوا۟dedilerqālūفِيمَne iştefīmaكُنتُمْ ۖidinizkuntumقَالُوا۟dedilerqālūكُنَّاbiz aciz düşürülmüştükkunnāمُسْتَضْعَفِينَoppressedmus'taḍʿafīnaفِىyer yüzündefīٱلْأَرْضِ ۚthe earthl-arḍiقَالُوٓا۟(Melekler) dediler kiqālūأَلَمْdeğil miydi?alamتَكُنْwastakunأَرْضُyeriarḍuٱللَّهِAllah'ınl-lahiوَٰسِعَةًۭgenişwāsiʿatanفَتُهَاجِرُوا۟göç edeydinizfatuhājirūفِيهَا ۚondafīhāفَأُو۟لَـٰٓئِكَişte onlarınfa-ulāikaمَأْوَىٰهُمْdurağımawāhumجَهَنَّمُ ۖcehennemdirjahannamuوَسَآءَتْve ne kötüwasāatمَصِيرًاbir gidiş yeridirmaṣīran٩٧
Kendilerine yazık edenlerin melekler canlarını aldıkları zaman onlara: "Ne yaptınız bakalım?" deyince, "Biz yeryüzünde zavallı kimselerdik" diyecekler, melekler de: "Allah'ın arzı geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!" cevabını verecekler. Onlarınvaracakları yer cehennemdir. Orası ne kötü dönülecek yerdir!
4:98
إِلَّاyalnız hariçtirillāٱلْمُسْتَضْعَفِينَgerçekten zayıfl-mus'taḍʿafīnaمِنَerkeklerminaٱلرِّجَالِthe menl-rijāliوَٱلنِّسَآءِve kadınlarwal-nisāiوَٱلْوِلْدَٰنِve çocuklarwal-wil'dāniلَاgücü yetmeyenlerlāيَسْتَطِيعُونَare able toyastaṭīʿūnaحِيلَةًۭhiçbir çareyeḥīlatanوَلَاve (göç için) bulamayanwalāيَهْتَدُونَthey are directedyahtadūnaسَبِيلًۭاyolsabīlan٩٨
Çaresiz kalan, yol bulamayan zavallı erkek, kadın ve çocuklar müstesnadırlar.
4:99
فَأُو۟لَـٰٓئِكَiştefa-ulāikaعَسَىumulurʿasāٱللَّهُAllah'ınl-lahuأَنaffetmesianيَعْفُوَpardonyaʿfuwaعَنْهُمْ ۚonlarıʿanhumوَكَانَve AllahwakānaٱللَّهُAllahl-lahuعَفُوًّاçok affedendirʿafuwwanغَفُورًۭاçok bağışlayandırghafūran٩٩
İşte Allah'ın bunları affetmesi umulur. Allah Affedendir, Bağışlayan'dır.
4:100
۞ وَمَنve kim kiwamanيُهَاجِرْgöç ederyuhājirفِىyolundafīسَبِيلِ(the) waysabīliٱللَّهِAllahl-lahiيَجِدْbuluryajidفِىyeryüzündefīٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiمُرَٰغَمًۭاgidecekmurāghamanكَثِيرًۭاçok yerkathīranوَسَعَةًۭ ۚve bollukwasaʿatanوَمَنve kim kiwamanيَخْرُجْçıkaryakhrujمِنۢevindenminبَيْتِهِۦhis homebaytihiمُهَاجِرًاgöç etmek amacıylemuhājiranإِلَىAllah'ailāٱللَّهِAllahl-lahiوَرَسُولِهِۦve Elçisinewarasūlihiثُمَّsonrathummaيُدْرِكْهُkendisine yetişirseyud'rik'huٱلْمَوْتُölüml-mawtuفَقَدْmuhakkakfaqadوَقَعَdüşerwaqaʿaأَجْرُهُۥonun mükafatıajruhuعَلَىAllah'aʿalāٱللَّهِ ۗAllahl-lahiوَكَانَvewakānaٱللَّهُAllahl-lahuغَفُورًۭاbağışlayandırghafūranرَّحِيمًۭاesirgeyendirraḥīman١٠٠
Allah yolunda hicret eden kişi, yeryüzünde çok bereketli yer ve genişlik bulur. Evinden, Allah'a ve Peygamberine hicret ederek çıkan kimseye ölüm gelirse, onun ecrini vermek Allah'a düşer. Allah bağışlar ve merhamet eder.
4:101
وَإِذَاve zamanwa-idhāضَرَبْتُمْsefere çıktığınızḍarabtumفِىyeryüzündefīٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiفَلَيْسَyokturfalaysaعَلَيْكُمْsizeʿalaykumجُنَاحٌbir günahjunāḥunأَنkısaltmanızdan ötürüanتَقْصُرُوا۟you shortentaqṣurūمِنَnamazdanminaٱلصَّلَوٰةِthe prayerl-ṣalatiإِنْeğerinخِفْتُمْkorkarsanızkhif'tumأَنsize bir kötülük yapmalarındananيَفْتِنَكُمُ(may) harm youyaftinakumuٱلَّذِينَkimselerinalladhīnaكَفَرُوٓا۟ ۚinkar eden(lerin)kafarūإِنَّmuhakkak kiinnaٱلْكَـٰفِرِينَkafirlerl-kāfirīnaكَانُوا۟sizinkānūلَكُمْfor youlakumعَدُوًّۭاdüşmanınızdırʿaduwwanمُّبِينًۭاaçıkmubīnan١٠١
Yolculuk ettiğinizde, kafirlerin size bir fenalık yapmasından korkarsanız, namazı kısaltmanızda size bir sorumluluk yoktur. Zira kafirler, size apaçık düşmandırlar.
4:102
وَإِذَاve zamanwa-idhāكُنتَsenkuntaفِيهِمْiçlerindefīhimفَأَقَمْتَkıldırdığınfa-aqamtaلَهُمُonlaralahumuٱلصَّلَوٰةَnamazıl-ṣalataفَلْتَقُمْnamaza dursunfaltaqumطَآئِفَةٌۭbir bölükṭāifatunمِّنْهُمonlardanmin'humمَّعَكَseninle berabermaʿakaوَلْيَأْخُذُوٓا۟ve (yanlarına) alsınlarwalyakhudhūأَسْلِحَتَهُمْsilahlarını daasliḥatahumفَإِذَاsecde edincefa-idhāسَجَدُوا۟they have prostratedsajadūفَلْيَكُونُوا۟geçsinlerfalyakūnūمِنarkanızaminوَرَآئِكُمْbehind youwarāikumوَلْتَأْتِbu kez gelsinwaltatiطَآئِفَةٌbölükṭāifatunأُخْرَىٰötekiukh'rāلَمْnamaz kılmayanlamيُصَلُّوا۟prayedyuṣallūفَلْيُصَلُّوا۟ve namaz kılsınlarfalyuṣallūمَعَكَseninle berabermaʿakaوَلْيَأْخُذُوا۟ve alsınlarwalyakhudhūحِذْرَهُمْkorunma(tedbir)leriniḥidh'rahumوَأَسْلِحَتَهُمْ ۗve silahlarını dawa-asliḥatahumوَدَّistediler kiwaddaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(ler)kafarūلَوْkeşkelawتَغْفُلُونَsiz gaflet etseniz detaghfulūnaعَنْsilahlarınızdanʿanأَسْلِحَتِكُمْyour armsasliḥatikumوَأَمْتِعَتِكُمْve eşyanızdanwa-amtiʿatikumفَيَمِيلُونَbirden yapsalarfayamīlūnaعَلَيْكُمüzerinizeʿalaykumمَّيْلَةًۭbaskınmaylatanوَٰحِدَةًۭ ۚbirwāḥidatanوَلَاbir günah yokturwalāجُنَاحَblamejunāḥaعَلَيْكُمْsizeʿalaykumإِنeğerinكَانَsizkānaبِكُمْwith youbikumأَذًۭىzahmet çekersenizadhanمِّنyağmurdanminمَّطَرٍrainmaṭarinأَوْya daawكُنتُمolursanızkuntumمَّرْضَىٰٓhastamarḍāأَنbırakmanızdaanتَضَعُوٓا۟you lay downtaḍaʿūأَسْلِحَتَكُمْ ۖsilahlarınızıasliḥatakumوَخُذُوا۟ama alınwakhudhūحِذْرَكُمْ ۗkorunma tedbiriniziḥidh'rakumإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaأَعَدَّhazırlamıştıraʿaddaلِلْكَـٰفِرِينَkafirlerelil'kāfirīnaعَذَابًۭاbir azabʿadhābanمُّهِينًۭاalçaltıcımuhīnan١٠٢
Sen içlerinde olup da namazlarını kıldırdığın zaman, bir kısmı seninle beraber namaza dursun ve silahlarını da yanlarına alsınlar; secdeyi yaptıktan sonra onlar arkanıza geçsinler; kılmayan öbür kısım gelsin, seninle beraber kılsınlar, tedbirli olsunlar, silahlarını alsınlar. Kafirler, size ansızın bir baskın vermek için, silah ve eşyanızdan ayrılmış bulunmanızı dilerler. Yağmurdan zarar görecekseniz veya hasta olursanız, silahlarınızı bırakmanıza engel yoktur, fakat dikkatli olun. Allah kafirlere şüphesiz ağır bir azab hazırlamıştır.
4:103
فَإِذَاzamanfa-idhāقَضَيْتُمُbitirdiğinizqaḍaytumuٱلصَّلَوٰةَnamazıl-ṣalataفَٱذْكُرُوا۟anınfa-udh'kurūٱللَّهَAllah'ıl-lahaقِيَـٰمًۭاayaktaqiyāmanوَقُعُودًۭاve oturarakwaquʿūdanوَعَلَىٰve üzerinde (uzanarak)waʿalāجُنُوبِكُمْ ۚyanlarınızjunūbikumفَإِذَاzamanfa-idhāٱطْمَأْنَنتُمْgüvene kavuştuğunuziṭ'manantumفَأَقِيمُوا۟(tam) kılınfa-aqīmūٱلصَّلَوٰةَ ۚnamazıl-ṣalataإِنَّşüphesizinnaٱلصَّلَوٰةَnamazl-ṣalataكَانَتْüzerinekānatعَلَىonʿalāٱلْمُؤْمِنِينَmü'minlerl-mu'minīnaكِتَـٰبًۭاfarz kılınmıştırkitābanمَّوْقُوتًۭاvakitli olarakmawqūtan١٠٣
Namazı kıldıktan başka, Allah'ı ayakta iken, otururken, yan yatarken de anın. Emniyete kavuştuğunuzda, namazı gereğince kılın. Namaz şüphesiz, inananlara belirli vakitlerde farz kılınmıştır.
4:104
وَلَاgevşeklik göstermeyinwalāتَهِنُوا۟be weaktahinūفِىtakibetmektefīٱبْتِغَآءِpursuitib'tighāiٱلْقَوْمِ ۖo topluluğul-qawmiإِنeğerinتَكُونُوا۟siztakūnūتَأْلَمُونَacı çekiyorsanuztalamūnaفَإِنَّهُمْonlar dafa-innahumيَأْلَمُونَacı çekmektedirleryalamūnaكَمَاgibikamāتَأْلَمُونَ ۖsizin acı çektiğiniztalamūnaوَتَرْجُونَve siz ummaktasınızwatarjūnaمِنَAllah'tanminaٱللَّهِAllahl-lahiمَاşeylerimāلَاonların ummayacaklarılāيَرْجُونَ ۗthey hopeyarjūnaوَكَانَAlahwakānaٱللَّهُAllahl-lahuعَلِيمًاbilendirʿalīmanحَكِيمًاhüküm ve hikmet sahibidirḥakīman١٠٤
Düşman milleti kovalamakta gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı çekiyorsanız, şüphesiz onlar da sizin çektiğiniz gibi acı çekiyorlar; oysa siz Allah'tan onların beklemedikleri şeyleri bekliyorsunuz. Allah Bilendir, Hakim olandır.
4:105
إِنَّآmuhakkak bizinnāأَنزَلْنَآindirdik kianzalnāإِلَيْكَsanailaykaٱلْكِتَـٰبَKitabıl-kitābaبِٱلْحَقِّgerçek ilebil-ḥaqiلِتَحْكُمَhüküm veresin diyelitaḥkumaبَيْنَarasındabaynaٱلنَّاسِinsanlarl-nāsiبِمَآbiçimdebimāأَرَىٰكَsana gösterdiğiarākaٱللَّهُ ۚAllah'ınl-lahuوَلَاolmawalāتَكُنbetakunلِّلْخَآئِنِينَhainlerinlil'khāinīnaخَصِيمًۭاsavunucusukhaṣīman١٠٥
Doğrusu, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği gibi hükmedesin diye Kitap'ı sana hak olarak indirdik; hakkı gözet, hainlerden taraf olma.
4:106
وَٱسْتَغْفِرِve mağfiret dilewa-is'taghfiriٱللَّهَ ۖAllah'tanl-lahaإِنَّkuşkusuzinnaٱللَّهَAllahl-lahaكَانَbağışlayandırkānaغَفُورًۭاOft-Forgivingghafūranرَّحِيمًۭاesirgeyendirraḥīman١٠٦
Allah'tan mağfiret dile. Allah bağışlar ve merhamet eder.
4:107
وَلَاsavunmawalāتُجَـٰدِلْarguetujādilعَنِkimseleriʿaniٱلَّذِينَthose whoalladhīnaيَخْتَانُونَhainlik eden(leri)yakhtānūnaأَنفُسَهُمْ ۚkendilerineanfusahumإِنَّzirainnaٱللَّهَAllahl-lahaلَاsevmezlāيُحِبُّloveyuḥibbuمَنkimseyimanكَانَhainlik yapankānaخَوَّانًاtreacherouskhawwānanأَثِيمًۭاgünah işleyenathīman١٠٧
Kendilerine hainlik edenlerden yana uğraşmaya kalkma. Allah, hainlikte direnen suçluyu sevmez.
4:108
يَسْتَخْفُونَgizleniyorlaryastakhfūnaمِنَinsanlardanminaٱلنَّاسِthe peoplel-nāsiوَلَاgizlenmiyorlarwalāيَسْتَخْفُونَ(can) they hideyastakhfūnaمِنَAllah'tanminaٱللَّهِAllahl-lahiوَهُوَoysa Owahuwaمَعَهُمْonlarla beraberdirmaʿahumإِذْzamanidhيُبَيِّتُونَgeceleyin söyledikleriyubayyitūnaمَاşeylerimāلَا(O'nun) istemediğilāيَرْضَىٰ(does) he approveyarḍāمِنَsözüminaٱلْقَوْلِ ۚthe wordl-qawliوَكَانَAllahwakānaٱللَّهُAllahl-lahuبِمَاherşeyibimāيَعْمَلُونَonların yaptıklarıyaʿmalūnaمُحِيطًاkuşatmıştırmuḥīṭan١٠٨
Allah'ın razı olmadığı sözü gece kurarlarken, onu, insanlardan gizliyorlar da kendileriyle beraber olan Allah'dan gizlemiyorlar. Allah işlediklerinin hepsini bilmektedir.
4:109
هَـٰٓأَنتُمْhaydi sizhāantumهَـٰٓؤُلَآءِsavundunuzhāulāiجَـٰدَلْتُمْsavundunuzjādaltumعَنْهُمْonlarıʿanhumفِىhayatındafīٱلْحَيَوٰةِthe lifel-ḥayatiٱلدُّنْيَاdünyal-dun'yāفَمَنya kimfamanيُجَـٰدِلُsavunacakyujādiluٱللَّهَAllah'a karşıl-lahaعَنْهُمْonlarıʿanhumيَوْمَgünüyawmaٱلْقِيَـٰمَةِkıyametl-qiyāmatiأَمya daamمَّنkimmanيَكُونُolacakyakūnuعَلَيْهِمْonlaraʿalayhimوَكِيلًۭاvekilwakīlan١٠٩
İşte siz dünya hayatında onları savunuyorsunuz ama, kıyamet günü onları Allah'a karşı kim savunacak? Veya onların vekaletini kim üzerine alacaktır?
4:110
وَمَنve kimwamanيَعْمَلْyaparsayaʿmalسُوٓءًاbir kötülüksūanأَوْyahutawيَظْلِمْzulmederseyaẓlimنَفْسَهُۥnefsinenafsahuثُمَّsonrathummaيَسْتَغْفِرِmağfiret dilerseyastaghfiriٱللَّهَAllah'tanl-lahaيَجِدِbuluryajidiٱللَّهَAllah'ıl-lahaغَفُورًۭاbağışlayıcıghafūranرَّحِيمًۭاve esirgeyiciraḥīman١١٠
Kim kötülük işler veya kendine yazık eder de sonra Allah'tan bağışlanma dilerse, Allah'ı mağfiret ve merhamet sahibi olarak bulur.
4:111
وَمَنve kimwamanيَكْسِبْişlerseyaksibإِثْمًۭاbir günahith'manفَإِنَّمَاmuhakkakfa-innamāيَكْسِبُهُۥonu kazanıryaksibuhuعَلَىٰaleyhineʿalāنَفْسِهِۦ ۚkendinafsihiوَكَانَAllahwakānaٱللَّهُAllahl-lahuعَلِيمًاbilendirʿalīmanحَكِيمًۭاhüküm ve hikmet sahibidirḥakīman١١١
Kim günah işlerse bunu ancak kendi aleyhine yapmış olur. Allah bilendir, Hakim'dir.
4:112
وَمَنve kimwamanيَكْسِبْişlerseyaksibخَطِيٓـَٔةًbir hatakhaṭīatanأَوْya daawإِثْمًۭاgünahith'manثُمَّsonrathummaيَرْمِüstüne atarsayarmiبِهِۦonubihiبَرِيٓـًۭٔاbir suçsuzunbarīanفَقَدِmuhakkak kifaqadiٱحْتَمَلَyüklenmiş oluriḥ'tamalaبُهْتَـٰنًۭاbüyük bir iftirabuh'tānanوَإِثْمًۭاve bir günahwa-ith'manمُّبِينًۭاaçıkmubīnan١١٢
Kim yanılır veya suç işler de sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, şüphesiz iftira etmiş, apaçık bir günah yüklenmiş olur.
4:113
وَلَوْلَاve olmasaydıwalawlāفَضْلُlutfufaḍluٱللَّهِAllah'ınl-lahiعَلَيْكَsana;ʿalaykaوَرَحْمَتُهُۥve acımasıwaraḥmatuhuلَهَمَّتyeltenmiştilahammatطَّآئِفَةٌۭbir grupṭāifatunمِّنْهُمْonlardanmin'humأَنseni saptırmağaanيُضِلُّوكَmislead youyuḍillūkaوَمَاonlar saptıramazlarwamāيُضِلُّونَthey misleadyuḍillūnaإِلَّآbaşkasınıillāأَنفُسَهُمْ ۖkendilerindenanfusahumوَمَاsana zarar veremezlerwamāيَضُرُّونَكَthey will harm youyaḍurrūnakaمِنhiçbirminشَىْءٍۢ ۚşeyshayinوَأَنزَلَve indirdiwa-anzalaٱللَّهُAllahl-lahuعَلَيْكَsanaʿalaykaٱلْكِتَـٰبَKitabıl-kitābaوَٱلْحِكْمَةَve hikmetiwal-ḥik'mataوَعَلَّمَكَve sana öğrettiwaʿallamakaمَاşeylerimāلَمْolmadığınlamتَكُنyou didtakunتَعْلَمُ ۚbiliyortaʿlamuوَكَانَvewakānaفَضْلُlutfufaḍluٱللَّهِAllah'ınl-lahiعَلَيْكَsanaʿalaykaعَظِيمًۭاbüyüktürʿaẓīman١١٣
Eğer sana Allah'ın bol nimeti ve rahmeti olmasaydı, onlardan bir takımı seni sapıtmaya çalışırdı. Halbuki onlar kendilerinden başkasını saptıramazlar, sana da bir zarar vermezler. Allah sana Kitap ve hikmet indirmiş, sana bilmediğini öğretmiştir. Allah'ın sana olan nimeti ne büyüktür.
4:114
۞ لَّاyokturlāخَيْرَhayırkhayraفِىçoğundafīكَثِيرٍۢmuchkathīrinمِّنgizli konuşmalarınınminنَّجْوَىٰهُمْtheir secret talknajwāhumإِلَّاyalnız hariçillāمَنْkimsemanأَمَرَemredenamaraبِصَدَقَةٍsadakayıbiṣadaqatinأَوْyahutawمَعْرُوفٍiyiliğimaʿrūfinأَوْya daawإِصْلَـٰحٍۭdüzeltmeyiiṣ'lāḥinبَيْنَarasınıbaynaٱلنَّاسِ ۚinsanlarınl-nāsiوَمَنve kimwamanيَفْعَلْyaparsayafʿalذَٰلِكَbunudhālikaٱبْتِغَآءَamacıyleib'tighāaمَرْضَاتِrızasını kazanmakmarḍātiٱللَّهِAllah'ınl-lahiفَسَوْفَyakındafasawfaنُؤْتِيهِona vereceğiznu'tīhiأَجْرًاbir mükafatajranعَظِيمًۭاbüyükʿaẓīman١١٤
Ancak sadaka vermeyi yahut iyilik yapmayı ve insanların arasını düzeltmeyi gözeten kimseler müstesna, onların gizli toplantılarının çoğunda hayır yoktur. Bunları, Allah'ın rızasını kazanmak için yapana büyük ecir vereceğiz.
4:115
وَمَنkim dewamanيُشَاقِقِkarşı geliryushāqiqiٱلرَّسُولَElçi'yel-rasūlaمِنۢsonraminبَعْدِafterbaʿdiمَاbelli olduktanmāتَبَيَّنَ(has) become cleartabayyanaلَهُkendisinelahuٱلْهُدَىٰdoğru yoll-hudāوَيَتَّبِعْve uyarsawayattabiʿغَيْرَbaşkasınaghayraسَبِيلِyolundansabīliٱلْمُؤْمِنِينَmü'minlerinl-mu'minīnaنُوَلِّهِۦonu yöneltiriznuwallihiمَاdöndüğü (yola)māتَوَلَّىٰhe (has) turnedtawallāوَنُصْلِهِۦve sokarızwanuṣ'lihiجَهَنَّمَ ۖcehennemejahannamaوَسَآءَتْne kötüwasāatمَصِيرًاbir gidiş yeridirmaṣīran١١٥
Doğru yol kendisine apaçık belli olduktan sonra, Peygamberden ayrılıp, inananların yolundan başkasına uyan kimseyi, döndüğü yöne döndürür ve onu cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir dönüş yeridir!
4:116
إِنَّşüpheizinnaٱللَّهَAllahl-lahaلَاbağışlamazlāيَغْفِرُforgiveyaghfiruأَنortak koşulmasınıanيُشْرَكَpartners be associatedyush'rakaبِهِۦkendisinebihiوَيَغْفِرُve bağışlarwayaghfiruمَاherşeyimāدُونَbaşkadūnaذَٰلِكَbundandhālikaلِمَنkimseyelimanيَشَآءُ ۚdilediğiyashāuوَمَنve kimwamanيُشْرِكْortak koşarsayush'rikبِٱللَّهِAllah'abil-lahiفَقَدْmuhakkakfaqadضَلَّsapıklığa düşmüştürḍallaضَلَـٰلًۢاbir sapkınlıklaḍalālanبَعِيدًاuzakbaʿīdan١١٦
Allah, kendisine ortak koşulmasını elbette bağışlamaz, bundan başkasını dilediğine bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse derin bir sapıklığa sapmış olur.
4:117
إِنeğerinيَدْعُونَçağırıyorlaryadʿūnaمِنO'nu bırakıp daminدُونِهِۦٓbesides Himdūnihiإِلَّآyalnızcaillāإِنَـٰثًۭاbirtakım dişilereināthanوَإِنve çağırıyorlarwa-inيَدْعُونَthey invokeyadʿūnaإِلَّاyalnızcaillāشَيْطَـٰنًۭاşeytanashayṭānanمَّرِيدًۭاasimarīdan١١٧
Onlar Allah'ı bırakıp tanrıçalara taparlar ve: "Elbette senin kullarından belli bir takımı alıp onları saptıracağım, onlara kuruntu kurduracağım, develerin kulaklarını yarmalarını emredeceğim, Allah'ın yarattığını değiştirmelerini emredeceğim" diyen, Allah'ın lanet ettiği azgın şeytana taparlar. Allah'ı bırakıp şeytanı dost edinen şüphesiz açıktan açığa kayba uğramıştır.
4:118
لَّعَنَهُona la'net ettilaʿanahuٱللَّهُ ۘAllahl-lahuوَقَالَve (o da) dediwaqālaلَأَتَّخِذَنَّelbette alacağımla-attakhidhannaمِنْsenin kullarındanminعِبَادِكَyour slavesʿibādikaنَصِيبًۭاbir paynaṣībanمَّفْرُوضًۭاbelirlimafrūḍan١١٨
Onlar Allah'ı bırakıp tanrıçalara taparlar ve: "Elbette senin kullarından belli bir takımı alıp onları saptıracağım, onlara kuruntu kurduracağım, develerin kulaklarını yarmalarını emredeceğim, Allah'ın yarattığını değiştirmelerini emredeceğim" diyen, Allah'ın lanet ettiği azgın şeytana taparlar. Allah'ı bırakıp şeytanı dost edinen şüphesiz açıktan açığa kayba uğramıştır.
4:119
وَلَأُضِلَّنَّهُمْve onları mutlaka saptıracağımwala-uḍillannahumوَلَأُمَنِّيَنَّهُمْve mutlaka onları boş kuruntulara sokacağımwala-umanniyannahumوَلَـَٔامُرَنَّهُمْve onlara emredeceğimwalaāmurannahumفَلَيُبَتِّكُنَّyaracaklarfalayubattikunnaءَاذَانَkulaklarınıādhānaٱلْأَنْعَـٰمِhayvanlarınl-anʿāmiوَلَـَٔامُرَنَّهُمْve onlara emredeceğimwalaāmurannahumفَلَيُغَيِّرُنَّdeğiştireceklerfalayughayyirunnaخَلْقَyaratışınıkhalqaٱللَّهِ ۚAllah'ınl-lahiوَمَنve kimwamanيَتَّخِذِtutarsayattakhidhiٱلشَّيْطَـٰنَşeytanıl-shayṭānaوَلِيًّۭاdostwaliyyanمِّنyerineminدُونِbesidesdūniٱللَّهِAllah'ınl-lahiفَقَدْmuhakkak kifaqadخَسِرَziyana uğramıştırkhasiraخُسْرَانًۭاbir ziyanlakhus'rānanمُّبِينًۭاaçıkmubīnan١١٩
Onlar Allah'ı bırakıp tanrıçalara taparlar ve: "Elbette senin kullarından belli bir takımı alıp onları saptıracağım, onlara kuruntu kurduracağım, develerin kulaklarını yarmalarını emredeceğim, Allah'ın yarattığını değiştirmelerini emredeceğim" diyen, Allah'ın lanet ettiği azgın şeytana taparlar. Allah'ı bırakıp şeytanı dost edinen şüphesiz açıktan açığa kayba uğramıştır.
4:120
يَعِدُهُمْ(Şeytan) onlara söz veriryaʿiduhumوَيُمَنِّيهِمْ ۖve umut verirwayumannīhimوَمَاve değildirwamāيَعِدُهُمُsözüyaʿiduhumuٱلشَّيْطَـٰنُşeytanınl-shayṭānuإِلَّاbaşka bir şeyillāغُرُورًاaldatmadanghurūran١٢٠
Şeytan onlara vadediyor, onları kuruntulara düşürüyor, ancak aldatmak için vaadde bulunuyor.
4:121
أُو۟لَـٰٓئِكَişte onlarınulāikaمَأْوَىٰهُمْvaracağı yermawāhumجَهَنَّمُcehennemdirjahannamuوَلَاasla bulamazlarwalāيَجِدُونَthey will findyajidūnaعَنْهَاondanʿanhāمَحِيصًۭاkaçmak (imkanı)maḥīṣan١٢١
İşte onların varacağı yer cehennemdir. Oradan kaçacak yer de bulamıyacaklardır.
4:122
وَٱلَّذِينَkimseleriwa-alladhīnaءَامَنُوا۟inanan(ları)āmanūوَعَمِلُوا۟ve yapanlarıwaʿamilūٱلصَّـٰلِحَـٰتِiyi işlerl-ṣāliḥātiسَنُدْخِلُهُمْsokacağızsanud'khiluhumجَنَّـٰتٍۢcennetlerejannātinتَجْرِىakantajrīمِنaltlarındanminتَحْتِهَاunderneath ittaḥtihāٱلْأَنْهَـٰرُırmaklarl-anhāruخَـٰلِدِينَkalacaklardırkhālidīnaفِيهَآoradafīhāأَبَدًۭا ۖebediabadanوَعْدَbu va'didirwaʿdaٱللَّهِAllah'ınl-lahiحَقًّۭا ۚgerçekḥaqqanوَمَنْkim olabilir?wamanأَصْدَقُdaha doğruaṣdaquمِنَAllahtanminaٱللَّهِAllahl-lahiقِيلًۭاsözlüqīlan١٢٢
İnanıp yararlı işler yapanları, Allah'ın gerçek bir sözü olarak, içinde temelli ve ebedi kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Allah'tan daha doğru sözlü kim vardır?
4:123
لَّيْسَ(İş) olmazlaysaبِأَمَانِيِّكُمْsizin kuruntularınızlabi-amāniyyikumوَلَآve olmazwalāأَمَانِىِّkuruntularıylaamāniyyiأَهْلِehlininahliٱلْكِتَـٰبِ ۗKitapl-kitābiمَنkimsemanيَعْمَلْyapanyaʿmalسُوٓءًۭاkötülüksūanيُجْزَcezalandırılıryuj'zaبِهِۦonunlabihiوَلَاve bulamazwalāيَجِدْhe will findyajidلَهُۥkendisinelahuمِنbaşkaminدُونِbesidesdūniٱللَّهِAllah'tanl-lahiوَلِيًّۭا(ne) bir dostwaliyyanوَلَاne dewalāنَصِيرًۭاbir yardımcınaṣīran١٢٣
Bu, sizin kuruntularınıza ve Kitap ehlinin kuruntularına göre değildir. Kim fenalık yaparsa cezasını görür, kendisine Allah'tan başka ne dost ve ne de yardımcı bulur.
4:124
وَمَنve her kimwamanيَعْمَلْyaparsayaʿmalمِنَgüzel işlerminaٱلصَّـٰلِحَـٰتِ[the] righteous deedsl-ṣāliḥātiمِنerkektenminذَكَرٍ(the) maledhakarinأَوْveyaawأُنثَىٰkadındanunthāوَهُوَve onlarwahuwaمُؤْمِنٌۭinanarakmu'minunفَأُو۟لَـٰٓئِكَişte öyle kimselerfa-ulāikaيَدْخُلُونَgirerleryadkhulūnaٱلْجَنَّةَcennetel-janataوَلَاve haksızlığa uğratılmazlarwalāيُظْلَمُونَthey will be wrongedyuẓ'lamūnaنَقِيرًۭاzerre kadarnaqīran١٢٤
Erkek veya kadın, mümin olarak, kim yararlı işler işlerse, işte onlar cennete girerler, kendilerine zerre kadar zulmedilmez.
4:125
وَمَنْve kimwamanأَحْسَنُdaha güzeldir?aḥsanuدِينًۭاdin yönündendīnanمِّمَّنْkimsedenmimmanأَسْلَمَteslim edenaslamaوَجْهَهُۥyüzünüwajhahuلِلَّهِAllah'alillahiوَهُوَowahuwaمُحْسِنٌۭiyilik edici olarakmuḥ'sinunوَٱتَّبَعَve tabi olanwa-ittabaʿaمِلَّةَdininemillataإِبْرَٰهِيمَİbrahimib'rāhīmaحَنِيفًۭا ۗdosdoğruḥanīfanوَٱتَّخَذَedinmiştiwa-ittakhadhaٱللَّهُAllahl-lahuإِبْرَٰهِيمَİbrahim'iib'rāhīmaخَلِيلًۭاdostkhalīlan١٢٥
İyilik yaparak kendisini Allah'a teslim edip, hakka yönelen İbrahim'in dinine uyandan, din bakımından daha iyi kim olabilir? Allah İbrahim'i dost edinmişti.
4:126
وَلِلَّهِAllah'ındırwalillahiمَاhepsimāفِىolanlarınfīٱلسَّمَـٰوَٰتِgöklerdel-samāwātiوَمَاhepsiwamāفِىolanlarınfīٱلْأَرْضِ ۚve yerdel-arḍiوَكَانَAllahwakānaٱللَّهُAllahl-lahuبِكُلِّherbikulliشَىْءٍۢşeyishayinمُّحِيطًۭاkuşatmıştırmuḥīṭan١٢٦
Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'ındır. Allah her şeyi kuşatır.
4:127
وَيَسْتَفْتُونَكَsenden fetva istiyorlarwayastaftūnakaفِىhakkındafīٱلنِّسَآءِ ۖkadınlarl-nisāiقُلِde kiquliٱللَّهُAllahl-lahuيُفْتِيكُمْsize hükmünü açıklıyoryuf'tīkumفِيهِنَّonlar hakkındafīhinnaوَمَاvardırwamāيُتْلَىٰokunan(ayet)leryut'lāعَلَيْكُمْsizeʿalaykumفِىKitaptafīٱلْكِتَـٰبِthe Bookl-kitābiفِىhakkındafīيَتَـٰمَىöksüzyatāmāٱلنِّسَآءِkadınlarl-nisāiٱلَّـٰتِىonlar kiallātīلَاonlara vermiyorsunuzlāتُؤْتُونَهُنَّ(do) you give themtu'tūnahunnaمَاolanımāكُتِبَyazılmışkutibaلَهُنَّkendilerinelahunnaوَتَرْغَبُونَve istiyorsunuzwatarghabūnaأَنkendileriyle evlenmekanتَنكِحُوهُنَّmarry themtankiḥūhunnaوَٱلْمُسْتَضْعَفِينَve zavallıwal-mus'taḍʿafīnaمِنَhakkındaminaٱلْوِلْدَٰنِçocuklarl-wil'dāniوَأَنve hakkındawa-anتَقُومُوا۟yerine getirmeniztaqūmūلِلْيَتَـٰمَىٰöksüzlere karşılil'yatāmāبِٱلْقِسْطِ ۚadaletibil-qis'ṭiوَمَاyapacağınızwamāتَفْعَلُوا۟you dotafʿalūمِنْherminخَيْرٍۢhayrıkhayrinفَإِنَّmuhakkak kifa-innaٱللَّهَAllahl-lahaكَانَonukānaبِهِۦabout itbihiعَلِيمًۭاbilirʿalīman١٢٧
Kadınlar hakkında senden fetva isterler, de ki: "Onlar hakkında fetvayı size Allah veriyor: "Bu fetva, kendilerine yazılan şeyi vermeyip kendileriyle evlenmeyi arzuladığınız yetim kadınlara ve bir de zavallı çocuklara ve yetimlere doğrulukla bakmanız hususunda Kitap'da size okunandır". Ne iyilik yaparsaniz Allah onu şüphesiz bilir.
4:128
وَإِنِve eğerwa-iniٱمْرَأَةٌbir kadınim'ra-atunخَافَتْkorkarsakhāfatمِنۢkocasınınminبَعْلِهَاher husbandbaʿlihāنُشُوزًاhuysuzluğundannushūzanأَوْyahutawإِعْرَاضًۭاyüz çevirmesindeniʿ'rāḍanفَلَاyokturfalāجُنَاحَgünahjunāḥaعَلَيْهِمَآikisine deʿalayhimāأَنdüzeltmelerindeanيُصْلِحَاthey make terms of peaceyuṣ'liḥāبَيْنَهُمَاaralarınıbaynahumāصُلْحًۭا ۚanlaşma ileṣul'ḥanوَٱلصُّلْحُve barışwal-ṣul'ḥuخَيْرٌۭ ۗdaima iyidirkhayrunوَأُحْضِرَتِve hazırdırwa-uḥ'ḍiratiٱلْأَنفُسُnefislerl-anfusuٱلشُّحَّ ۚcimriliğel-shuḥaوَإِنeğerwa-inتُحْسِنُوا۟güzel geçinirtuḥ'sinūوَتَتَّقُوا۟ve sakınırsanızwatattaqūفَإِنَّşüphesizfa-innaٱللَّهَAllahl-lahaكَانَşeylerikānaبِمَاof whatbimāتَعْمَلُونَyaptıklarınıztaʿmalūnaخَبِيرًۭاhaber alırkhabīran١٢٨
Eğer kadın, kocasının serkeşliğinden veya aldırışsızlığından endişe ederse, aralarında anlaşmaya çalışmalarında kendilerine bir engel yoktur. Anlaşmak daha hayırlıdır. Nefisler kıskançlığa meyyaldir. Eğer iyi davranır ve haksızlıktan sakınırsaniz bilin ki, Allah işlediklerinizden şüphesiz haberdardır.
4:129
وَلَنve yapamazsınızwalanتَسْتَطِيعُوٓا۟will you be abletastaṭīʿūأَن(tam) adaletanتَعْدِلُوا۟deal justlytaʿdilūبَيْنَarasındabaynaٱلنِّسَآءِkadınlarl-nisāiوَلَوْne kadarwalawحَرَصْتُمْ ۖisteseniz deḥaraṣtumفَلَاöyle ise meylemeyinfalāتَمِيلُوا۟inclinetamīlūكُلَّ(birine) tamamenkullaٱلْمَيْلِyönelişlel-mayliفَتَذَرُوهَاötekini bırakmayınfatadharūhāكَٱلْمُعَلَّقَةِ ۚaskıda (kocasızmış) gibikal-muʿalaqatiوَإِنeğerwa-inتُصْلِحُوا۟arayı düzeltirtuṣ'liḥūوَتَتَّقُوا۟sakınırsanızwatattaqūفَإِنَّşüphesizfa-innaٱللَّهَAllahl-lahaكَانَbağışlayandırkānaغَفُورًۭاOft-Forgivingghafūranرَّحِيمًۭاesirgeyendirraḥīman١٢٩
Adil hareket etmeye ne kadar uğraşsanız, kadınlar arasında eşitlik yapamayacaksınız, bari bir tarafa kalben tamamen meyletmeyin ki diğerini askıdaymış gibi bırakmış olmayasınız. İşleri düzeltir ve haksızlıktan sakınırsanız bilin ki Allah şüphesiz bağışlar ve merhamet eder.
4:130
وَإِنeğerwa-inيَتَفَرَّقَا(eşler) ayrılırlarsayatafarraqāيُغْنِzengin ederyugh'niٱللَّهُAllahl-lahuكُلًّۭاonların her birinikullanمِّنbol ni'metiyleminسَعَتِهِۦ ۚHis abundancesaʿatihiوَكَانَAllah(ın)wakānaٱللَّهُAllahl-lahuوَٰسِعًا(ni'meti) geniştirwāsiʿanحَكِيمًۭاhüküm ve hikmet sahibidirḥakīman١٣٠
Ayrılırlarsa, Allah her birini nimetinin genişliğiyle yoksulluktan kurtarır, Allah her şeyi kaplayandır. Hakim'dir.
4:131
وَلِلَّهِAllah'ındırwalillahiمَاolanlarmāفِىgöklerdefīٱلسَّمَـٰوَٰتِthe heavensl-samāwātiوَمَاve olanlarwamāفِىyerdefīٱلْأَرْضِ ۗthe earthl-arḍiوَلَقَدْmuhakkakwalaqadوَصَّيْنَاtavsiye ettikwaṣṣaynāٱلَّذِينَkimselerealladhīnaأُوتُوا۟verilen(lere)ūtūٱلْكِتَـٰبَKitapl-kitābaمِنsizden önceminقَبْلِكُمْbefore youqablikumوَإِيَّاكُمْve size dewa-iyyākumأَنِdiyeaniٱتَّقُوا۟korkunittaqūٱللَّهَ ۚAllah'tanl-lahaوَإِنeğerwa-inتَكْفُرُوا۟inkar ederseniztakfurūفَإِنَّşüphesizfa-innaلِلَّهِAllah'ındırlillahiمَاolanlarmāفِىgöklerdefīٱلسَّمَـٰوَٰتِthe heavensl-samāwātiوَمَاve olanlarwamāفِىyerdefīٱلْأَرْضِ ۚthe earthl-arḍiوَكَانَAllahwakānaٱللَّهُAllahl-lahuغَنِيًّاzengindirghaniyyanحَمِيدًۭاövgüye layıktırḥamīdan١٣١
Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'ındır. And olsun ki, sizden önce Kitap verilenlere ve size, Allah'tan sakınmanızı tavsiye ettik. İnkar ederseniz bilin ki, göklerde olanlar da yerde olanlar da Allah'ındır.
4:132
وَلِلَّهِAllah'ındırwalillahiمَاolanlarmāفِىgöklerdefīٱلسَّمَـٰوَٰتِthe heavensl-samāwātiوَمَاve olanlarwamāفِىyerdefīٱلْأَرْضِ ۚthe earthl-arḍiوَكَفَىٰve yeterwakafāبِٱللَّهِAllahbil-lahiوَكِيلًاvekil olarakwakīlan١٣٢
Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. Vekil olarak Allah yeter.
4:133
إِنeğerinيَشَأْ(Allah) dilerseyashaيُذْهِبْكُمْsizi götürüryudh'hib'kumأَيُّهَاeyayyuhāٱلنَّاسُinsanlarl-nāsuوَيَأْتِve getirirwayatiبِـَٔاخَرِينَ ۚbaşkalarınıbiākharīnaوَكَانَvewakānaٱللَّهُAllahl-lahuعَلَىٰbunaʿalāذَٰلِكَthatdhālikaقَدِيرًۭاhakkıyla kadirdirqadīran١٣٣
Ey İnsanlar! Allah dilerse sizi yok eder, başkalarını getirir, O, buna Kadir'dir.
4:134
مَّنkimmanكَانَistersekānaيُرِيدُdesiresyurīduثَوَابَsevabınıthawābaٱلدُّنْيَاdünyal-dun'yāفَعِندَ(bilsin ki) katındadırfaʿindaٱللَّهِAllahl-lahiثَوَابُsevabıthawābuٱلدُّنْيَاdünyal-dun'yāوَٱلْـَٔاخِرَةِ ۚve ahiretwal-ākhiratiوَكَانَAllahwakānaٱللَّهُAllahl-lahuسَمِيعًۢاişitendirsamīʿanبَصِيرًۭاgörendirbaṣīran١٣٤
Dünya nimetini kim isterse, bilsin ki, dünyanın ve ahiretin nimeti Allah'ın katındadır. Allah işitir ve görür.
4:135
۞ يَـٰٓأَيُّهَاEyyāayyuhāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَامَنُوا۟inanan(lar)āmanūكُونُوا۟olunkūnūقَوَّٰمِينَayakta tutarakqawwāmīnaبِٱلْقِسْطِadaletibil-qis'ṭiشُهَدَآءَşahidlershuhadāaلِلَّهِAllah içinlillahiوَلَوْbile olsawalawعَلَىٰٓaleyhindeʿalāأَنفُسِكُمْkendinizinanfusikumأَوِveyaawiٱلْوَٰلِدَيْنِana babanızınl-wālidayniوَٱلْأَقْرَبِينَ ۚve yakınlarınızınwal-aqrabīnaإِنeğerinيَكُنْolsalaryakunغَنِيًّاzenginghaniyyanأَوْveyaawفَقِيرًۭاfakir defaqīranفَٱللَّهُçünkü Allahfal-lahuأَوْلَىٰdaha yakındırawlāبِهِمَا ۖikisine debihimāفَلَاöyle ise sapmayınfalāتَتَّبِعُوا۟uyaraktattabiʿūٱلْهَوَىٰٓkeyfinizel-hawāأَنadalettenanتَعْدِلُوا۟ ۚyou deviatetaʿdilūوَإِنve eğerwa-inتَلْوُۥٓا۟eğip bükerseniztalwūأَوْya daawتُعْرِضُوا۟doğruyu söylemezseniztuʿ'riḍūفَإِنَّmuhakkak kifa-innaٱللَّهَAllahl-lahaكَانَolandırkānaبِمَاyaptıklarınızdanbimāتَعْمَلُونَyou dotaʿmalūnaخَبِيرًۭاhaberdarkhabīran١٣٥
Ey İnananlar! Kendiniz, ana babanız ve yakınlarınız aleyhlerine de olsa, Allah için şahit olarak adaleti gözetin; ister zengin, ister fakir olsun, Allah onlara daha yakındır. Adaletinizde heveslere uymayın. Eğer eğriltirseniz veya yüz çevirirseniz bilin ki, Allah işlediklerinizden şüphesiz haberdardır.
4:136
يَـٰٓأَيُّهَاEyyāayyuhāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَامَنُوٓا۟inanan(lar)āmanūءَامِنُوا۟inanınāminūبِٱللَّهِAllah'abil-lahiوَرَسُولِهِۦve Elçisinewarasūlihiوَٱلْكِتَـٰبِve Kitabawal-kitābiٱلَّذِىo kialladhīنَزَّلَindirdinazzalaعَلَىٰElçisineʿalāرَسُولِهِۦHis Messengerrasūlihiوَٱلْكِتَـٰبِve Kitaba (inanın)wal-kitābiٱلَّذِىٓo kialladhīأَنزَلَindirdianzalaمِنdaha öncekilereminقَبْلُ ۚbeforeqabluوَمَنve kimwamanيَكْفُرْinkar ederseyakfurبِٱللَّهِAllah'ıbil-lahiوَمَلَـٰٓئِكَتِهِۦve melekleriniwamalāikatihiوَكُتُبِهِۦve Kitaplarınıwakutubihiوَرُسُلِهِۦve elçileriniwarusulihiوَٱلْيَوْمِve gününüwal-yawmiٱلْـَٔاخِرِahiretl-ākhiriفَقَدْmuhakkakfaqadضَلَّsapıtmıştırḍallaضَلَـٰلًۢاsapıklıklaḍalālanبَعِيدًاuzak birbaʿīdan١٣٦
Ey İnananlar! Allah'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitap'a ve daha önce indirdiği Kitap'a inanmakta sebat gösterin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününu inkar ederse, şüphesiz derin bir sapıklığa sapmıştır.
4:137
إِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَo kimseleralladhīnaءَامَنُوا۟inandılarāmanūثُمَّsonrathummaكَفَرُوا۟inkar ettilerkafarūثُمَّsonrathummaءَامَنُوا۟inandılarāmanūثُمَّyinethummaكَفَرُوا۟inkar ettilerkafarūثُمَّsonrathummaٱزْدَادُوا۟arttıiz'dādūكُفْرًۭاinkarlarıkuf'ranلَّمْdeğildirlamيَكُنِwillyakuniٱللَّهُAllahl-lahuلِيَغْفِرَbağışlayacakliyaghfiraلَهُمْonlarılahumوَلَاiletmeyecektirwalāلِيَهْدِيَهُمْwill guide themliyahdiyahumسَبِيلًۢا(doğru) yolasabīlan١٣٧
Doğrusu inanıp sonra inkar edenleri, sonra inanıp tekrar inkar edenleri, sonra da inkarları artmış olanları Allah bağışlamaz; onları doğru yola eriştirmez.
4:138
بَشِّرِmüjdelebashiriٱلْمُنَـٰفِقِينَMünafıklaral-munāfiqīnaبِأَنَّşüphesizbi-annaلَهُمْkendilerinin olacağınılahumعَذَابًاbir azabınʿadhābanأَلِيمًاacıklıalīman١٣٨
Münafıklara, kendilerine elem verici bir azab olduğunu müjdele.
4:139
ٱلَّذِينَonlaralladhīnaيَتَّخِذُونَtutuyorlaryattakhidhūnaٱلْكَـٰفِرِينَkafirleril-kāfirīnaأَوْلِيَآءَdostawliyāaمِنbırakıpminدُونِinstead ofdūniٱلْمُؤْمِنِينَ ۚmü'minleril-mu'minīnaأَيَبْتَغُونَmi arıyorlar?ayabtaghūnaعِندَهُمُonların yanındaʿindahumuٱلْعِزَّةَşerefl-ʿizataفَإِنَّşüphesizfa-innaٱلْعِزَّةَşerefl-ʿizataلِلَّهِAllaha aittirlillahiجَمِيعًۭاtamamenjamīʿan١٣٩
Onlar, inananları bırakıp da kafirleri dost edinirler; onların tarafında bir şeref ve kudret mi arıyorlar? Doğrusu kudret bütün olarak Allah'ındır.
4:140
وَقَدْmuhakkakwaqadنَزَّلَindirmiştirnazzalaعَلَيْكُمْsizeʿalaykumفِىKitaptafīٱلْكِتَـٰبِthe Bookl-kitābiأَنْdiyeanإِذَاzamanidhāسَمِعْتُمْişittiğinizsamiʿ'tumءَايَـٰتِayetlerinināyātiٱللَّهِAllah'ınl-lahiيُكْفَرُinkar edildiğiniyuk'faruبِهَاonlarınbihāوَيُسْتَهْزَأُve alay edildiğiniwayus'tahza-uبِهَاonlarlabihāفَلَاoturmayınfalāتَقْعُدُوا۟sittaqʿudūمَعَهُمْonlarla berabermaʿahumحَتَّىٰkadarḥattāيَخُوضُوا۟onlar dalıncayayakhūḍūفِىbir sözefīحَدِيثٍa conversationḥadīthinغَيْرِهِۦٓ ۚbaşkaghayrihiإِنَّكُمْsiz deinnakumإِذًۭاo zamanidhanمِّثْلُهُمْ ۗonlar gibi olursunuzmith'luhumإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaجَامِعُbütünjāmiʿuٱلْمُنَـٰفِقِينَiki yüzlüleril-munāfiqīnaوَٱلْكَـٰفِرِينَve kafirleriwal-kāfirīnaفِىcehennemdefīجَهَنَّمَHelljahannamaجَمِيعًاtoplayacaktırjamīʿan١٤٠
O, size Kitap'da "Allah'ın ayetlerinin inkar edildiğini ve alaya alındığını işittiğinizde, başka bir söze geçmedikçe, onlarla bir arada oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz" diye indirdi. Doğrusu Allah münafıkları ve kafirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır.
4:141
ٱلَّذِينَonlar kialladhīnaيَتَرَبَّصُونَgözetleyip dururlaryatarabbaṣūnaبِكُمْsizibikumفَإِنeğerfa-inكَانَ(nasib)olursakānaلَكُمْsizelakumفَتْحٌۭbir fetihfatḥunمِّنَAllah'tanminaٱللَّهِAllahl-lahiقَالُوٓا۟derlerqālūأَلَمْdeğil miydik?alamنَكُنbiz denakunمَّعَكُمْsizinle berabermaʿakumوَإِنve eğerwa-inكَانَolursakānaلِلْكَـٰفِرِينَkafirlerinlil'kāfirīnaنَصِيبٌۭ(savaşta) bir payınaṣībunقَالُوٓا۟derlerqālūأَلَمْbiz üstünlük sağlamadık mıalamنَسْتَحْوِذْwe have advantagenastaḥwidhعَلَيْكُمْsizeʿalaykumوَنَمْنَعْكُمve sizi korumadık mı?wanamnaʿkumمِّنَmü'minlerdenminaٱلْمُؤْمِنِينَ ۚthe believersl-mu'minīnaفَٱللَّهُartık Allahfal-lahuيَحْكُمُhükmedecekyaḥkumuبَيْنَكُمْaranızdabaynakumيَوْمَgünündeyawmaٱلْقِيَـٰمَةِ ۗkıyametl-qiyāmatiوَلَنve aslawalanيَجْعَلَvermeyecektiryajʿalaٱللَّهُAllahl-lahuلِلْكَـٰفِرِينَkafirlerelil'kāfirīnaعَلَىkarşıʿalāٱلْمُؤْمِنِينَmü'minlerel-mu'minīnaسَبِيلًاbir yolsabīlan١٤١
Sizi gözleyenler, Allah'tan size bir zafer gelirse, "Sizinle beraber değil miydik?" derler; eğer kafirlere bir pay çıkarsa, onlara: "Size üstünlük sağlayarak sizi müminlerden korumadık mı?" derler. Allah kıyamet günü aranızda hüküm verir. Allah inkarcılara, inananlar aleyhinde asla fırsat vermeyecektir.
4:142
إِنَّşüphesizinnaٱلْمُنَـٰفِقِينَiki yüzlülerl-munāfiqīnaيُخَـٰدِعُونَaldatmağa çalışırlaryukhādiʿūnaٱللَّهَAllah'ıl-lahaوَهُوَoysa Owahuwaخَـٰدِعُهُمْonları aldatırkhādiʿuhumوَإِذَاzamanwa-idhāقَامُوٓا۟kalktıklarıqāmūإِلَىnamazailāٱلصَّلَوٰةِthe prayerl-ṣalatiقَامُوا۟kalkarlarqāmūكُسَالَىٰüşene üşenekusālāيُرَآءُونَgösteriş yaparlaryurāūnaٱلنَّاسَinsanlaral-nāsaوَلَاanmazlarwalāيَذْكُرُونَthey rememberyadhkurūnaٱللَّهَAllah'ıl-lahaإِلَّاancakillāقَلِيلًۭاbirazqalīlan١٤٢
Doğrusu münafıklar Allah'ı aldatmağa çalışırlar, oysa O, onlara aldatmanın ne olduğunu gösterecektir. Onlar namaza tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, ne onlarla, ne de bunlarla olur, ikisi arasında bocalayarak Allah'ı pek az anarlar. Allah'ın saptırdığı kimseye yol bulamayacaksın.
4:143
مُّذَبْذَبِينَyalpalayıp dururlarmudhabdhabīnaبَيْنَaradabaynaذَٰلِكَbudhālikaلَآnelāإِلَىٰbunlarailāهَـٰٓؤُلَآءِthesehāulāiوَلَآne dewalāإِلَىٰonlarailāهَـٰٓؤُلَآءِ ۚthosehāulāiوَمَنve kimseyewamanيُضْلِلِşaşırttığıyuḍ'liliٱللَّهُAllah'ınl-lahuفَلَنbulamazsınfalanتَجِدَyou will findtajidaلَهُۥonalahuسَبِيلًۭاbir (çıkar) yolsabīlan١٤٣
Doğrusu münafıklar Allah'ı aldatmağa çalışırlar, oysa O, onlara aldatmanın ne olduğunu gösterecektir. Onlar namaza tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, ne onlarla, ne de bunlarla olur, ikisi arasında bocalayarak Allah'ı pek az anarlar. Allah'ın saptırdığı kimseye yol bulamayacaksın.
4:144
يَـٰٓأَيُّهَاEyyāayyuhāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَامَنُوا۟inanan(lar)āmanūلَاedinmeyinlāتَتَّخِذُوا۟taketattakhidhūٱلْكَـٰفِرِينَkafirleril-kāfirīnaأَوْلِيَآءَdostawliyāaمِنbırakıpminدُونِinstead ofdūniٱلْمُؤْمِنِينَ ۚmü'minleril-mu'minīnaأَتُرِيدُونَmi istiyorsunuz?aturīdūnaأَنvermekanتَجْعَلُوا۟you maketajʿalūلِلَّهِAllah'alillahiعَلَيْكُمْaleyhinizde olacakʿalaykumسُلْطَـٰنًۭاbir delilsul'ṭānanمُّبِينًاapaçıkmubīnan١٤٤
Ey İnananlar! Müminleri bırakıp kafirleri dost edinmeyin. Allah'ın aleyhinize apaçık bir ferman vermesini mi istersiniz?
4:145
إِنَّdoğrusuinnaٱلْمُنَـٰفِقِينَiki yüzlülerl-munāfiqīnaفِىtabakasındadırlarfīٱلدَّرْكِthe depthsl-darkiٱلْأَسْفَلِen aşağıl-asfaliمِنَateşinminaٱلنَّارِthe Firel-nāriوَلَنve aslawalanتَجِدَbulamazsıntajidaلَهُمْonlar içinlahumنَصِيرًاhiçbir yardımcınaṣīran١٤٥
Doğrusu münafıklar cehennemin en alt tabakasındadırlar. Onlara yardımcı bulamayacaksın.
4:146
إِلَّاancak hariçtirillāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaتَابُوا۟tevbe edenlertābūوَأَصْلَحُوا۟ve uslananlarwa-aṣlaḥūوَٱعْتَصَمُوا۟ve yapışanlarwa-iʿ'taṣamūبِٱللَّهِAllah'abil-lahiوَأَخْلَصُوا۟ve yapanlarwa-akhlaṣūدِينَهُمْdinlerinidīnahumلِلَّهِsırf Allah içinlillahiفَأُو۟لَـٰٓئِكَişte onlarfa-ulāikaمَعَberaberdirmaʿaٱلْمُؤْمِنِينَ ۖmü'minlerlel-mu'minīnaوَسَوْفَyakındawasawfaيُؤْتِverecektiryu'tiٱللَّهُAllah dal-lahuٱلْمُؤْمِنِينَmü'minlerel-mu'minīnaأَجْرًاbir mükafatajranعَظِيمًۭاbüyükʿaẓīman١٤٦
Ancak tevbe edenler, nefislerini ıslah edenler, Allah'ın Kitap'ına sarılanlar ve dinlerine Allah için candan bağlananlar müstesnadır. Onlar inananlarla beraberdirler. Allah müminlere büyük ecir verecektir.
4:147
مَّاne?māيَفْعَلُyapacakyafʿaluٱللَّهُAllahl-lahuبِعَذَابِكُمْsize azabetmeyibiʿadhābikumإِنeğerinشَكَرْتُمْsiz şükredershakartumوَءَامَنتُمْ ۚve inanırsanızwaāmantumوَكَانَvewakānaٱللَّهُAllahl-lahuشَاكِرًاşükrün karşılığını verendirshākiranعَلِيمًۭا(herşeyi) bilendirʿalīman١٤٧
Şükreder ve inanırsanız, Allah size niçin azabetsin? Allah şükrün karşılığını verir ve bilir.
4:148
۞ لَّاsevmezlāيُحِبُّloveyuḥibbuٱللَّهُAllahl-lahuٱلْجَهْرَaçıkçal-jahraبِٱلسُّوٓءِkötübil-sūiمِنَsöz söylenmesiniminaٱلْقَوْلِ[the] wordsl-qawliإِلَّاdışındaillāمَنkendisinemanظُلِمَ ۚhaksızlık edilenẓulimaوَكَانَdoğrusu AllahwakānaٱللَّهُAllahl-lahuسَمِيعًاişitendirsamīʿanعَلِيمًاbilendirʿalīman١٤٨
Allah, zulme uğrayan kimseden başkasının, kötülüğü sözle bile açıklamasını sevmez. Allah işitir ve bilir.
4:149
إِنeğerinتُبْدُوا۟açığa vurursanıztub'dūخَيْرًاbir iyiliğikhayranأَوْveyaawتُخْفُوهُonu gizlerseniztukh'fūhuأَوْyahutawتَعْفُوا۟affederseniztaʿfūعَنbir kötülüğüʿanسُوٓءٍۢan evilsūinفَإِنَّ(bilin ki) şüphesizfa-innaٱللَّهَAllah dal-lahaكَانَaffedicidirkānaعَفُوًّۭاOft-Pardoningʿafuwwanقَدِيرًاgüçlüdürqadīran١٤٩
Bir iyiliği açığa vurur veya gizler yahut bir kötülüğü affederseniz, bilin ki Allah da Affeden'dir, Güçlü Olan'dır.
4:150
إِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَokimseler kialladhīnaيَكْفُرُونَinkar ederleryakfurūnaبِٱللَّهِAllah'ıbil-lahiوَرُسُلِهِۦve elçilerini;warusulihiوَيُرِيدُونَve isterlerwayurīdūnaأَنayırmakanيُفَرِّقُوا۟they differentiateyufarriqūبَيْنَarasınıbaynaٱللَّهِAllahl-lahiوَرُسُلِهِۦile elçilerininwarusulihiوَيَقُولُونَve derlerwayaqūlūnaنُؤْمِنُinanırıznu'minuبِبَعْضٍۢkiminebibaʿḍinوَنَكْفُرُve inkar ederizwanakfuruبِبَعْضٍۢkiminibibaʿḍinوَيُرِيدُونَve isterlerwayurīdūnaأَنtutmakanيَتَّخِذُوا۟they takeyattakhidhūبَيْنَarasındabaynaذَٰلِكَbunun (ikisinin)dhālikaسَبِيلًاbir yolsabīlan١٥٠
Allah'ı ve peygamberlerini inkar eden, Allah'la peygamberleri arasını ayırmak isteyen, "Bir kısmına inanır bir kısmını inkar ederiz" diyerek ikisi arasında bir yol tutmak isteyenler, işte onlar gerçekten kafir olanlardır. Kafirlere ağır bir azab hazırlamışızdır.
4:151
أُو۟لَـٰٓئِكَişteulāikaهُمُonlarhumuٱلْكَـٰفِرُونَkafirlerdirl-kāfirūnaحَقًّۭا ۚgerçekḥaqqanوَأَعْتَدْنَاbiz de hazırlamışızdırwa-aʿtadnāلِلْكَـٰفِرِينَkafirlerelil'kāfirīnaعَذَابًۭاbir azabʿadhābanمُّهِينًۭاalçaltıcımuhīnan١٥١
Allah'ı ve peygamberlerini inkar eden, Allah'la peygamberleri arasını ayırmak isteyen, "Bir kısmına inanır bir kısmını inkar ederiz" diyerek ikisi arasında bir yol tutmak isteyenler, işte onlar gerçekten kafir olanlardır. Kafirlere ağır bir azab hazırlamışızdır.
4:152
وَٱلَّذِينَve onlar kiwa-alladhīnaءَامَنُوا۟inandılarāmanūبِٱللَّهِAllah'abil-lahiوَرُسُلِهِۦve elçilerinewarusulihiوَلَمْvewalamيُفَرِّقُوا۟ayırım yapmadılaryufarriqūبَيْنَarasındabaynaأَحَدٍۢhiçbiriaḥadinمِّنْهُمْonlardanmin'humأُو۟لَـٰٓئِكَişte (Allah)ulāikaسَوْفَpek yakındasawfaيُؤْتِيهِمْverecektiryu'tīhimأُجُورَهُمْ ۗonların da mükafatlarınıujūrahumوَكَانَvewakānaٱللَّهُAllahl-lahuغَفُورًۭاçok bağışlayandırghafūranرَّحِيمًۭاçok esirgeyendirraḥīman١٥٢
Allah'a ve peygamberlerine inanıp, onlardan hiçbirini ayırmayanlara, işte onlara Allah ecirlerini verecektir. O, bağışlar ve merhamet eder.
4:153
يَسْـَٔلُكَsenden istiyorlaryasalukaأَهْلُehliahluٱلْكِتَـٰبِKitapl-kitābiأَنindirmenianتُنَزِّلَyou bring downtunazzilaعَلَيْهِمْkendilerineʿalayhimكِتَـٰبًۭاbir Kitapkitābanمِّنَgöktenminaٱلسَّمَآءِ ۚthe heavenl-samāiفَقَدْmuhakkakfaqadسَأَلُوا۟istemişlersa-alūمُوسَىٰٓMusa'danmūsāأَكْبَرَdaha büyüğünüakbaraمِنbundanminذَٰلِكَthatdhālikaفَقَالُوٓا۟demişlerdifaqālūأَرِنَاbize gösterarināٱللَّهَAllah'ıl-lahaجَهْرَةًۭaçıkçajahratanفَأَخَذَتْهُمُderhal onları yakalamıştıfa-akhadhathumuٱلصَّـٰعِقَةُyıldırım gürültüsül-ṣāʿiqatuبِظُلْمِهِمْ ۚhaksızlıklarından dolayıbiẓul'mihimثُمَّsonrathummaٱتَّخَذُوا۟tutmuşlardıittakhadhūٱلْعِجْلَbuzağıyı (tanrı)l-ʿij'laمِنۢsonraminبَعْدِafterbaʿdiمَاkendilerine geldikkenmāجَآءَتْهُمُcame to themjāathumuٱلْبَيِّنَـٰتُaçık delillerl-bayinātuفَعَفَوْنَاvazgeçtikfaʿafawnāعَنbundan daʿanذَٰلِكَ ۚthatdhālikaوَءَاتَيْنَاve verdikwaātaynāمُوسَىٰMusa'yamūsāسُلْطَـٰنًۭاbir yetkisul'ṭānanمُّبِينًۭاaçıkmubīnan١٥٣
Kitap ehli, senin kendilerine gökten bir kitap indirmeni isterler. Musa'dan bundan daha büyüğünü istemişlerdi ve "Bize Allah'ı apaçık göster" demişlerdi. Zulümlerinden ötürü onları yıldırım çarpmıştı. Belgeler kendilerine geldikten sonra da, buzağıyı tanrı olarak benimsediler, fakat bunları affettik ve Musa'ya apaçık bir hüccet verdik, söz vermelerine karşılık Tur dağını üzerlerine kaldırdık ve onlara: "Kapıdan secde ederek girin" dedik, "Cumartesileri aşırı gitmeyin" dedik, onlardan sağlam bir söz aldık.
4:154
وَرَفَعْنَاve kaldırdıkwarafaʿnāفَوْقَهُمُüzerlerinefawqahumuٱلطُّورَTur'ul-ṭūraبِمِيثَـٰقِهِمْsöz vermeleri içinbimīthāqihimوَقُلْنَاve dedikwaqul'nāلَهُمُonlaralahumuٱدْخُلُوا۟girinud'khulūٱلْبَابَkapıdanl-bābaسُجَّدًۭاsecde edereksujjadanوَقُلْنَاve dedikwaqul'nāلَهُمْonlaralahumلَاçiğnemeyinlāتَعْدُوا۟transgresstaʿdūفِىcumartesi(yasakları)nıfīٱلسَّبْتِthe Sabbathl-sabtiوَأَخَذْنَاve aldıkwa-akhadhnāمِنْهُمonlardanmin'humمِّيثَـٰقًاbir sözmīthāqanغَلِيظًۭاsağlamghalīẓan١٥٤
Kitap ehli, senin kendilerine gökten bir kitap indirmeni isterler. Musa'dan bundan daha büyüğünü istemişlerdi ve "Bize Allah'ı apaçık göster" demişlerdi. Zulümlerinden ötürü onları yıldırım çarpmıştı. Belgeler kendilerine geldikten sonra da, buzağıyı tanrı olarak benimsediler, fakat bunları affettik ve Musa'ya apaçık bir hüccet verdik, söz vermelerine karşılık Tur dağını üzerlerine kaldırdık ve onlara: "Kapıdan secde ederek girin" dedik, "Cumartesileri aşırı gitmeyin" dedik, onlardan sağlam bir söz aldık.
4:155
فَبِمَاsebebiylefabimāنَقْضِهِمbozmalarınaqḍihimمِّيثَـٰقَهُمْsözlerinimīthāqahumوَكُفْرِهِمve inkar etmeleriwakuf'rihimبِـَٔايَـٰتِayetlerinibiāyātiٱللَّهِAllah'ınl-lahiوَقَتْلِهِمُve öldürmeleriwaqatlihimuٱلْأَنۢبِيَآءَpeygamberleril-anbiyāaبِغَيْرِyerebighayriحَقٍّۢhaksızḥaqqinوَقَوْلِهِمْve demeleri(nden ötürü)waqawlihimقُلُوبُنَاkalblerimizqulūbunāغُلْفٌۢ ۚkılıflıdırghul'funبَلْhayır fakat'balطَبَعَmühürlemiştirṭabaʿaٱللَّهُAllahl-lahuعَلَيْهَاüzeriniʿalayhāبِكُفْرِهِمْinkarlarından ötürübikuf'rihimفَلَاartık inanmazlarfalāيُؤْمِنُونَthey believeyu'minūnaإِلَّاancakillāقَلِيلًۭاpek azqalīlan١٥٥
Sözleşmelerini bozmaları, Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri, peygamberleri haksız yere öldürmeleri, "Kalblerimiz perdelidir" demelerinden ötürü Allah, evet, inkarlarına karşılık onların kalblerini mühürledi, onun için bunların ancak pek azı inanır.
4:156
وَبِكُفْرِهِمْve küfürlerinden (ötürü)wabikuf'rihimوَقَوْلِهِمْve sözlerindenwaqawlihimعَلَىٰkarşıʿalāمَرْيَمَMeryem'emaryamaبُهْتَـٰنًاbir iftirabuh'tānanعَظِيمًۭاbüyükʿaẓīman١٥٦
Bu, bir de inkarlarından, Meryem'e büyük bir iftirada bulunmalarından ve: "Meryem oğlu İsa Mesih'i, Allah'ın elçisini öldürdük" demelerinden ötürüdür. Oysa onu öldürmediler ve asmadılar, fakat onlara öyle göründü. Ayrılığa düştükleri şeyde doğrusu şüphededirler, bu husustaki bilgileri ancak sanıya uymaktan ibarettir, kesin olarak onu öldürmediler, bilakis Allah onu kendi katına yükseltti. Allah Güçlü'dür, Hakim'dir.
4:157
وَقَوْلِهِمْve demelerinden (ötürü)waqawlihimإِنَّاelbetteinnāقَتَلْنَاbiz öldürdükqatalnāٱلْمَسِيحَMesih'il-masīḥaعِيسَىÎsaʿīsāٱبْنَoğluib'naمَرْيَمَMeryemmaryamaرَسُولَelçisirasūlaٱللَّهِAllah'ınl-lahiوَمَاoysawamāقَتَلُوهُonu öldürmedilerqatalūhuوَمَاvewamāصَلَبُوهُasmadılarṣalabūhuوَلَـٰكِنfakatwalākinشُبِّهَbenzer gösterildishubbihaلَهُمْ ۚkendilerinelahumوَإِنَّve şüphesizwa-innaٱلَّذِينَayrılığa düşenleralladhīnaٱخْتَلَفُوا۟differikh'talafūفِيهِonun hakkındafīhiلَفِىiçindedirlerlafīشَكٍّۢtam bir kuşkushakkinمِّنْهُ ۚondan yanamin'huمَاyokturmāلَهُمonlarınlahumبِهِۦo husustabihiمِنْhiçminعِلْمٍbilgileriʿil'minإِلَّاsadeceillāٱتِّبَاعَuyuyorlarittibāʿaٱلظَّنِّ ۚzannal-ẓaniوَمَاonu öldürmedilerwamāقَتَلُوهُthey killed himqatalūhuيَقِينًۢاyakinenyaqīnan١٥٧
Bu, bir de inkarlarından, Meryem'e büyük bir iftirada bulunmalarından ve: "Meryem oğlu İsa Mesih'i, Allah'ın elçisini öldürdük" demelerinden ötürüdür. Oysa onu öldürmediler ve asmadılar, fakat onlara öyle göründü. Ayrılığa düştükleri şeyde doğrusu şüphededirler, bu husustaki bilgileri ancak sanıya uymaktan ibarettir, kesin olarak onu öldürmediler, bilakis Allah onu kendi katına yükseltti. Allah Güçlü'dür, Hakim'dir.
4:158
بَلhayırbalرَّفَعَهُonu yükselttirafaʿahuٱللَّهُAllahl-lahuإِلَيْهِ ۚkendisineilayhiوَكَانَvewakānaٱللَّهُAllahl-lahuعَزِيزًاdaima üstündürʿazīzanحَكِيمًۭاhüküm ve hikmet sahibidirḥakīman١٥٨
Bu, bir de inkarlarından, Meryem'e büyük bir iftirada bulunmalarından ve: "Meryem oğlu İsa Mesih'i, Allah'ın elçisini öldürdük" demelerinden ötürüdür. Oysa onu öldürmediler ve asmadılar, fakat onlara öyle göründü. Ayrılığa düştükleri şeyde doğrusu şüphededirler, bu husustaki bilgileri ancak sanıya uymaktan ibarettir, kesin olarak onu öldürmediler, bilakis Allah onu kendi katına yükseltti. Allah Güçlü'dür, Hakim'dir.
4:159
وَإِنve andolsunwa-inمِّنْher biriminأَهْلِehlininahliٱلْكِتَـٰبِKitapl-kitābiإِلَّاancakillāلَيُؤْمِنَنَّmutlaka inanacaktırlayu'minannaبِهِۦonabihiقَبْلَönceqablaمَوْتِهِۦ ۖölümündenmawtihiوَيَوْمَgünü dewayawmaٱلْقِيَـٰمَةِkıyametl-qiyāmatiيَكُونُO olacaktıryakūnuعَلَيْهِمْonların aleyhineʿalayhimشَهِيدًۭاşahidshahīdan١٥٩
Kitap ehlinden, ölmeden önce, İsa'ya inanmayacak yoktur. O, gerektiği gibi inanmadıklarından, kıyamet günü onların aleyhine şahit olur.
4:160
فَبِظُلْمٍۢzulümlerinden dolayıfabiẓul'minمِّنَolanlarınminaٱلَّذِينَthose whoalladhīnaهَادُوا۟yahudilerinhādūحَرَّمْنَاyasakladıkḥarramnāعَلَيْهِمْonlaraʿalayhimطَيِّبَـٰتٍtemiz ve hoş şeyleriṭayyibātinأُحِلَّتْhelal kılınmışuḥillatلَهُمْkendilerinelahumوَبِصَدِّهِمْve çevirmelerinden dolayıwabiṣaddihimعَنyolundanʿanسَبِيلِ(the) waysabīliٱللَّهِAllahl-lahiكَثِيرًۭاçoklarınıkathīran١٦٠
Yahudilerin haksızlıklarından, çoklarını Allah yolundan menetmelerinden, yasak edilmişken faiz almaları ve insanların mallarını haksızlıkla yemelerinden ötürü kendilerine helal kılınan temiz şeyleri onlara haram kıldık. Onlardan inkar edenlere, elem verici azab hazırladık.
4:161
وَأَخْذِهِمُve almalarından ötürüwa-akhdhihimuٱلرِّبَوٰا۟ribal-ribaوَقَدْrağmenwaqadنُهُوا۟menedilmelerinenuhūعَنْهُondanʿanhuوَأَكْلِهِمْve yemelerinden ötürüwa-aklihimأَمْوَٰلَmallarınıamwālaٱلنَّاسِinsanlarınl-nāsiبِٱلْبَـٰطِلِ ۚhaksız yerebil-bāṭiliوَأَعْتَدْنَاve hazırladıkwa-aʿtadnāلِلْكَـٰفِرِينَinkar edenlerelil'kāfirīnaمِنْهُمْiçlerindenmin'humعَذَابًاbir azabʿadhābanأَلِيمًۭاacıalīman١٦١
Yahudilerin haksızlıklarından, çoklarını Allah yolundan menetmelerinden, yasak edilmişken faiz almaları ve insanların mallarını haksızlıkla yemelerinden ötürü kendilerine helal kılınan temiz şeyleri onlara haram kıldık. Onlardan inkar edenlere, elem verici azab hazırladık.
4:162
لَّـٰكِنِfakatlākiniٱلرَّٰسِخُونَderinleşmiş olanlarl-rāsikhūnaفِىilimdefīٱلْعِلْمِthe knowledgel-ʿil'miمِنْهُمْiçlerindenmin'humوَٱلْمُؤْمِنُونَve mü'minlerwal-mu'minūnaيُؤْمِنُونَinanırlaryu'minūnaبِمَآşeyebimāأُنزِلَindirilenunzilaإِلَيْكَsanailaykaوَمَآve şeyewamāأُنزِلَindirilenunzilaمِنsenden önceminقَبْلِكَ ۚbefore youqablikaوَٱلْمُقِيمِينَO kılanlarwal-muqīmīnaٱلصَّلَوٰةَ ۚnamazıl-ṣalataوَٱلْمُؤْتُونَverenlerwal-mu'tūnaٱلزَّكَوٰةَzekatıl-zakataوَٱلْمُؤْمِنُونَinananlar var yawal-mu'minūnaبِٱللَّهِAllah'abil-lahiوَٱلْيَوْمِve gününewal-yawmiٱلْـَٔاخِرِahiretl-ākhiriأُو۟لَـٰٓئِكَişte onlaraulāikaسَنُؤْتِيهِمْvereceğizsanu'tīhimأَجْرًاbir mükafatajranعَظِيمًاbüyükʿaẓīman١٦٢
Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlara, sana indirilen Kitap'a ve senden önce indirilen Kitap'a inanan müminlere, namaz kılanlara, zekat verenlere, Allah'a ve ahiret gününe inananlara, elbette büyük ecir vereceğiz.
4:163
۞ إِنَّآelbette bizinnāأَوْحَيْنَآvahyettikawḥaynāإِلَيْكَsana dailaykaكَمَآgibikamāأَوْحَيْنَآvahyettiğimizawḥaynāإِلَىٰNuh'ailāنُوحٍۢNuhnūḥinوَٱلنَّبِيِّـۧنَve peygamberlerewal-nabiyīnaمِنۢondan sonrakiminبَعْدِهِۦ ۚafter himbaʿdihiوَأَوْحَيْنَآnitekim vahyetmiştikwa-awḥaynāإِلَىٰٓİbrahim'eilāإِبْرَٰهِيمَIbrahimib'rāhīmaوَإِسْمَـٰعِيلَve İsma'il'ewa-is'māʿīlaوَإِسْحَـٰقَve İshak'awa-is'ḥāqaوَيَعْقُوبَve Ya'kub'awayaʿqūbaوَٱلْأَسْبَاطِve sıbtlarawal-asbāṭiوَعِيسَىٰve Îsa'yawaʿīsāوَأَيُّوبَve Eyyub'awa-ayyūbaوَيُونُسَve Yunus'awayūnusaوَهَـٰرُونَve Harun'awahārūnaوَسُلَيْمَـٰنَ ۚve Süleyman'awasulaymānaوَءَاتَيْنَاve vermiştikwaātaynāدَاوُۥدَDavud'a dadāwūdaزَبُورًۭاZebur'uzabūran١٦٣
Nuh'a, ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a vahyettiğimiz gibi şüphesiz sana da vahyettik. Davud'a da Zebur verdik.
4:164
وَرُسُلًۭاve elçilerewarusulanقَدْelbetteqadقَصَصْنَـٰهُمْanlattığımızqaṣaṣnāhumعَلَيْكَsanaʿalaykaمِنdaha önceminقَبْلُbeforeqabluوَرُسُلًۭاve elçilerewarusulanلَّمْanlatmadığımızlamنَقْصُصْهُمْWe (have) mentioned themnaqṣuṣ'humعَلَيْكَ ۚsanaʿalaykaوَكَلَّمَve konuşmuştuwakallamaٱللَّهُAllahl-lahuمُوسَىٰMusa'yamūsāتَكْلِيمًۭاsözletaklīman١٦٤
Peygamberlerden sonra, insanların Allah'a karşı bir hüccetleri olmaması için, gönderilen müjdeci ve uyarıcı peygamberlerden bir kısmını daha önce sana anlatmış, bir kısmını da anlatmamıştık. Allah, Musa'ya hitabetmişti. Allah güçlüdür, Hakim'dir.
4:165
رُّسُلًۭاelçiler (gönderdik) kirusulanمُّبَشِّرِينَmüjdeleyicimubashirīnaوَمُنذِرِينَve uyarıcıwamundhirīnaلِئَلَّاkalmasınli-allāيَكُونَthere isyakūnaلِلنَّاسِinsanlarınlilnnāsiعَلَىkarşıʿalāٱللَّهِAllah'al-lahiحُجَّةٌۢbahaneleriḥujjatunبَعْدَsonrabaʿdaٱلرُّسُلِ ۚelçilerdenl-rusuliوَكَانَvewakānaٱللَّهُAllahl-lahuعَزِيزًاüstündürʿazīzanحَكِيمًۭاhüküm ve hikmet sahibidirḥakīman١٦٥
Peygamberlerden sonra, insanların Allah'a karşı bir hüccetleri olmaması için, gönderilen müjdeci ve uyarıcı peygamberlerden bir kısmını daha önce sana anlatmış, bir kısmını da anlatmamıştık. Allah, Musa'ya hitabetmişti. Allah güçlüdür, Hakim'dir.
4:166
لَّـٰكِنِoysalākiniٱللَّهُAllahl-lahuيَشْهَدُşahidlik ederyashhaduبِمَآne kibimāأَنزَلَindirdianzalaإِلَيْكَ ۖsanailaykaأَنزَلَهُۥindirmiş olduğunaanzalahuبِعِلْمِهِۦ ۖkendi bilgisiylebiʿil'mihiوَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُve melekler dewal-malāikatuيَشْهَدُونَ ۚşahidlik ederleryashhadūnaوَكَفَىٰkafidirwakafāبِٱللَّهِAllah'ınbil-lahiشَهِيدًاşahidliğishahīdan١٦٦
Fakat Allah sana indirdiğine şahidlik eder, onu bilerek indirmiştir, melekler de şahidlik ederler. Şahid olarak Allah yeter.
4:167
إِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(ler)kafarūوَصَدُّوا۟ve menedenlerwaṣaddūعَنyolundanʿanسَبِيلِ(the) waysabīliٱللَّهِAllahl-lahiقَدْhakikatenqadضَلُّوا۟düşmüşlerdirḍallūضَلَـٰلًۢاbir sapıklığaḍalālanبَعِيدًاuzakbaʿīdan١٦٧
İnkar edenler, Allah yolundan alıkoyanlar, şüphesiz derin bir sapıklığa sapmışlardır.
4:168
إِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(ler)kafarūوَظَلَمُوا۟ve zulmedenlerwaẓalamūلَمْolmayacaklamيَكُنِwillyakuniٱللَّهُAllahl-lahuلِيَغْفِرَbağışlayanliyaghfiraلَهُمْonlarılahumوَلَاve iletmeyecektirwalāلِيَهْدِيَهُمْHe will guide themliyahdiyahumطَرِيقًاyolaṭarīqan١٦٨
İnkar edenleri ve zalimleri Allah şüphesiz bağışlamaz, onları içinde temelli ve ebediyyen kalacakları cehennem yolundan başka bir yola eriştirmez. Bu, Allah'a kolaydır.
4:169
إِلَّاsadeceillāطَرِيقَyoluna (iletecektir)ṭarīqaجَهَنَّمَcehenneminjahannamaخَـٰلِدِينَkalacaklardırkhālidīnaفِيهَآoradafīhāأَبَدًۭا ۚsürekliabadanوَكَانَvewakānaذَٰلِكَbu dadhālikaعَلَىAllah'aʿalāٱللَّهِAllahl-lahiيَسِيرًۭاçok kolaydıryasīran١٦٩
İnkar edenleri ve zalimleri Allah şüphesiz bağışlamaz, onları içinde temelli ve ebediyyen kalacakları cehennem yolundan başka bir yola eriştirmez. Bu, Allah'a kolaydır.
4:170
يَـٰٓأَيُّهَاEyyāayyuhāٱلنَّاسُinsanlarl-nāsuقَدْmuhakkak kiqadجَآءَكُمُsize getirdijāakumuٱلرَّسُولُElçil-rasūluبِٱلْحَقِّgerçeğibil-ḥaqiمِنRabbinizdenminرَّبِّكُمْyour Lordrabbikumفَـَٔامِنُوا۟inanınfaāminūخَيْرًۭاyararınıza olarakkhayranلَّكُمْ ۚkendilakumوَإِنeğerwa-inتَكْفُرُوا۟inkar ederseniztakfurūفَإِنَّbilin kifa-innaلِلَّهِAllah'ındırlillahiمَاolanlarmāفِىgöklerdefīٱلسَّمَـٰوَٰتِthe heavensl-samāwātiوَٱلْأَرْضِ ۚve yerdewal-arḍiوَكَانَvewakānaٱللَّهُAllahl-lahuعَلِيمًاbilendirʿalīmanحَكِيمًۭاhüküm ve hikmet sahibidirḥakīman١٧٠
Ey İnsanlar! Peygamber Rabbiniz'den size gerçekle geldi, inanın, bu sizin hayrınızadır. İnkar ederseniz, bilin ki, göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. Allah bilendir. Hakim'dir.
4:171
يَـٰٓأَهْلَEy ehliyāahlaٱلْكِتَـٰبِKitapl-kitābiلَاtaşkınlık etmeyinlāتَغْلُوا۟commit excesstaghlūفِىdininizdefīدِينِكُمْyour religiondīnikumوَلَاve söylemeyinwalāتَقُولُوا۟saytaqūlūعَلَىhakkındaʿalāٱللَّهِAllahl-lahiإِلَّاdışındaillāٱلْحَقَّ ۚgerçekl-ḥaqaإِنَّمَاşüphesizinnamāٱلْمَسِيحُMesihl-masīḥuعِيسَىÎsaʿīsāٱبْنُoğluub'nuمَرْيَمَMeryemmaryamaرَسُولُelçisidirrasūluٱللَّهِAllah'ınl-lahiوَكَلِمَتُهُۥٓve O'nun kelimesidirwakalimatuhuأَلْقَىٰهَآattığıalqāhāإِلَىٰMeryem'eilāمَرْيَمَMaryammaryamaوَرُوحٌۭve bir ruhturwarūḥunمِّنْهُ ۖO'ndanmin'huفَـَٔامِنُوا۟inanınfaāminūبِٱللَّهِAllah'abil-lahiوَرُسُلِهِۦ ۖve elçilerinewarusulihiوَلَاdemeyinwalāتَقُولُوا۟saytaqūlūثَلَـٰثَةٌ ۚ(Allah) Üçtürthalāthatunٱنتَهُوا۟buna son verinintahūخَيْرًۭاyararınıza olarakkhayranلَّكُمْ ۚkendilakumإِنَّمَاçünküinnamāٱللَّهُAllahl-lahuإِلَـٰهٌۭtanrıdırilāhunوَٰحِدٌۭ ۖbir tekwāḥidunسُبْحَـٰنَهُۥٓO yücedirsub'ḥānahuأَنolmaktananيَكُونَHe (should) haveyakūnaلَهُۥkendisilahuوَلَدٌۭ ۘçocuk sahibiwaladunلَّهُۥO'nundurlahuمَاolanlarmāفِىgöklerdefīٱلسَّمَـٰوَٰتِthe heavensl-samāwātiوَمَاve olanlarwamāفِىyerdefīٱلْأَرْضِ ۗthe earthl-arḍiوَكَفَىٰve yeterwakafāبِٱللَّهِAllahbil-lahiوَكِيلًۭاvekil olarakwakīlan١٧١
Ey Kitap ehli! Dininizde taşkınlık etmeyin. Allah hakkında ancak gerçeği söyleyin. Meryem oğlu İsa Mesih, Allah'ın peygamberi, Meryem'e ulaştırdığı kelimesi ve kendinden bir ruhtur. Allah'a ve peygamberlerine inanın, "üçtür" demeyin, vazgeçin, bu hayrınızadır. Allah ancak bir tek Tanrı'dır, çocuğu olmaktan münezzehtir, göklerde olanlar da yerde olanlar da O'nundur. Vekil olarak Allah yeter.
4:172
لَّنçekinmezlanيَسْتَنكِفَwill disdainyastankifaٱلْمَسِيحُMesihl-masīḥuأَنolmaktananيَكُونَbeyakūnaعَبْدًۭاkulʿabdanلِّلَّهِAllah'alillahiوَلَاve melekler dewalāٱلْمَلَـٰٓئِكَةُthe Angelsl-malāikatuٱلْمُقَرَّبُونَ ۚ(Allah'a) yaklaştırılmışl-muqarabūnaوَمَنve kimwamanيَسْتَنكِفْçekinirseyastankifعَنْO'na kulluktanʿanعِبَادَتِهِۦHis worshipʿibādatihiوَيَسْتَكْبِرْve büyüklük taslarsawayastakbirفَسَيَحْشُرُهُمْbilsin ki O toplayacaktırfasayaḥshuruhumإِلَيْهِkendi huzurunailayhiجَمِيعًۭاonların hepsinijamīʿan١٧٢
Mesih de, gözde melekler de Allah'a kul olmaktan asla çekinmezler. Kim O'na kulluktan çekinir ve büyüklük taslarsa, bilsin ki, O, hepsini huzuruna toplayacaktır.
4:173
فَأَمَّاgelincefa-ammāٱلَّذِينَkimselerealladhīnaءَامَنُوا۟inanan(lara)āmanūوَعَمِلُوا۟ve yapanlarawaʿamilūٱلصَّـٰلِحَـٰتِiyi işlerl-ṣāliḥātiفَيُوَفِّيهِمْeksiksiz ödeyecektirfayuwaffīhimأُجُورَهُمْmükafatlarınıujūrahumوَيَزِيدُهُمve daha fazlasını da verecektirwayazīduhumمِّنlutfundanminفَضْلِهِۦ ۖHis Bountyfaḍlihiوَأَمَّاgelincewa-ammāٱلَّذِينَkimselerealladhīnaٱسْتَنكَفُوا۟çekinen(lere)is'tankafūوَٱسْتَكْبَرُوا۟ve büyüklük taslayanlarawa-is'takbarūفَيُعَذِّبُهُمْazabedecektirfayuʿadhibuhumعَذَابًاbir azaplaʿadhābanأَلِيمًۭاacıklıalīmanوَلَاve onlar bulamayacaklardırwalāيَجِدُونَwill they findyajidūnaلَهُمkendilerinelahumمِّنbaşkaminدُونِbesidesdūniٱللَّهِAllah'tanl-lahiوَلِيًّۭاbir dostwaliyyanوَلَاve bir yardımcıwalāنَصِيرًۭاany helpernaṣīran١٧٣
İnananlara ve yararlı iş işleyenlere, ecirlerini ödeyecek, onlara olan bol nimetini daha da artıracaktır. Kulluk etmekten çekinenleri ve büyüklük taslayanları elem verici bir azaba uğratacaktır. Onlar kendilerine Allah'tan başka bir dost ve yardımcı bulamazlar.
4:174
يَـٰٓأَيُّهَاEyyāayyuhāٱلنَّاسُinsanlarl-nāsuقَدْmuhakkak kiqadجَآءَكُمsize geldijāakumبُرْهَـٰنٌۭbir delilbur'hānunمِّنRabbinizdenminرَّبِّكُمْyour Lordrabbikumوَأَنزَلْنَآve indirdikwa-anzalnāإِلَيْكُمْsizeilaykumنُورًۭاbir nurnūranمُّبِينًۭاapaçıkmubīnan١٧٤
Ey İnsanlar! Rabbiniz'den size açık bir delil geldi, size apaçık bir nur, Kuran indirdik.
4:175
فَأَمَّاgelincefa-ammāٱلَّذِينَkimselerealladhīnaءَامَنُوا۟inanan(lara)āmanūبِٱللَّهِAlah'abil-lahiوَٱعْتَصَمُوا۟ve yapışanlarawa-iʿ'taṣamūبِهِۦO'nabihiفَسَيُدْخِلُهُمْsokacaktırfasayud'khiluhumفِىbir rahmetin içinefīرَحْمَةٍۢMercyraḥmatinمِّنْهُkendindenmin'huوَفَضْلٍۢve lutfunwafaḍlinوَيَهْدِيهِمْve onları iletecektirwayahdīhimإِلَيْهِkendisine varanilayhiصِرَٰطًۭاbir yolaṣirāṭanمُّسْتَقِيمًۭاdoğrumus'taqīman١٧٥
Allah kendisine inananları ve Kitabına sarılanları rahmetine ve bol nimetine kavuşturacak, onları Kendisine götüren doğru yola eriştirecektir.
4:176
يَسْتَفْتُونَكَsenden fetva istiyorlaryastaftūnakaقُلِde kiquliٱللَّهُAllahl-lahuيُفْتِيكُمْsize şöyle açıklıyoryuf'tīkumفِىhakkındafīٱلْكَلَـٰلَةِ ۚkelalel-kalālatiإِنِeğeriniٱمْرُؤٌا۟kişininim'ru-onهَلَكَölenhalakaلَيْسَyoksalaysaلَهُۥonunlahuوَلَدٌۭçocuğuwaladunوَلَهُۥٓve varsawalahuأُخْتٌۭbir kızkardeşiukh'tunفَلَهَاo(kızkardeşi)nindirfalahāنِصْفُyarısıniṣ'fuمَاne kimāتَرَكَ ۚmiras bıraktıtarakaوَهُوَfakat kendisiwahuwaيَرِثُهَآonun mirasını alıryarithuhāإِنeğerinلَّمْyoksa (kızkardeşinin)lamيَكُنisyakunلَّهَاkendilahāوَلَدٌۭ ۚçocuğuwaladunفَإِنeğerfa-inكَانَتَاvarsakānatāٱثْنَتَيْنِiki kızkardeşiith'natayniفَلَهُمَاonlarındırfalahumāٱلثُّلُثَانِüçte ikisil-thuluthāniمِمَّاbıraktığı mirasınmimmāتَرَكَ ۚhe lefttarakaوَإِنve eğerwa-inكَانُوٓا۟olursa (birçok)kānūإِخْوَةًۭkardeşlerikh'watanرِّجَالًۭاerkekrijālanوَنِسَآءًۭve kadınwanisāanفَلِلذَّكَرِerkeğefalildhakariمِثْلُkadar (verilir)mith'luحَظِّpayıḥaẓẓiٱلْأُنثَيَيْنِ ۗiki kadınınl-unthayayniيُبَيِّنُaçıklıyoryubayyinuٱللَّهُAllahl-lahuلَكُمْsizelakumأَنdiyeanتَضِلُّوا۟ ۗşaşırırsınıztaḍillūوَٱللَّهُAllahwal-lahuبِكُلِّhebikulliشَىْءٍşeyishayinعَلِيمٌۢbilirʿalīmun١٧٦
Senden fetva isterler, de ki: "Allah size ikinci dereceden mirasçılar hakkında fetva veriyor: "Şayet çocuğu olmayıp bir kızkardeşi bulunan kimse ölürse, bıraktığının yarısı kızkardeşe kalır. Fakat kızkardeşinin çocuğu yoksa kendisi, ona tamamen varis olur. Eğer iki kızkardeş kalmışsa, bıraktığının üçte ikisi onlaradır. Eğer mirasçılar erkek ve kadın kardeşlerse, erkeğe, iki dişinin hissesi kadar vardır. Doğru yoldan saparsınız diye Allah size açıklıyor." Allah her şeyi bilir.
—
—
—
—
Loading…