4

Nisa

Medeni 176 Ayet Cüz 4
النساء
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
4:1
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلنَّاسُ insanlar l-nāsu
insanlar
ٱتَّقُوا۟ korkun ittaqū
korkun
رَبَّكُمُ Rabbinizden rabbakumu
Rabbinizden
ٱلَّذِى o ki alladhī
o ki
خَلَقَكُم sizi yarattı khalaqakum
sizi yarattı
مِّن bir nefisten min
bir nefisten
نَّفْسٍۢ a soul nafsin
a soul
وَٰحِدَةٍۢ bir tek wāḥidatin
bir tek
وَخَلَقَ ve yarattı wakhalaqa
ve yarattı
مِنْهَا ondan min'hā
ondan
زَوْجَهَا eşini zawjahā
eşini
وَبَثَّ ve üretti wabatha
ve üretti
مِنْهُمَا ikisinden min'humā
ikisinden
رِجَالًۭا erkekler rijālan
erkekler
كَثِيرًۭا birçok kathīran
birçok
وَنِسَآءًۭ ۚ ve kadınlar wanisāan
ve kadınlar
وَٱتَّقُوا۟ ve sakının wa-ittaqū
ve sakının
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
ٱلَّذِى o ki alladhī
o ki
تَسَآءَلُونَ birbirinizden dilekte bulunduğunuz tasāalūna
birbirinizden dilekte bulunduğunuz
بِهِۦ adına bihi
adına
وَٱلْأَرْحَامَ ۚ ve akrabalık(bağlarını kırmak)tan wal-arḥāma
ve akrabalık(bağlarını kırmak)tan
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
كَانَ sizin üzerinizde kāna
sizin üzerinizde
عَلَيْكُمْ over you ʿalaykum
over you
رَقِيبًۭا gözetleyicidir raqīban
gözetleyicidir
١ (1)
(1)
Ey İnsanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan eşini var eden ve ikisinden pek çok erkek ve kadın meydana getiren Rabb'inize hürmetsizlikten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'ın ve akrabanın haklarına riayetsizliktende sakının. Allah şüphesiz hepinizi görüp gözetmektedir.
4:2
وَءَاتُوا۟ ve verin waātū
ve verin
ٱلْيَتَـٰمَىٰٓ öksüzlere l-yatāmā
öksüzlere
أَمْوَٰلَهُمْ ۖ mallarını amwālahum
mallarını
وَلَا değiştirmeyin walā
değiştirmeyin
تَتَبَدَّلُوا۟ exchange tatabaddalū
exchange
ٱلْخَبِيثَ pis olanı l-khabītha
pis olanı
بِٱلطَّيِّبِ ۖ temiz olanla bil-ṭayibi
temiz olanla
وَلَا yemeyin walā
yemeyin
تَأْكُلُوٓا۟ consume takulū
consume
أَمْوَٰلَهُمْ onların mallarını amwālahum
onların mallarını
إِلَىٰٓ katarak ilā
katarak
أَمْوَٰلِكُمْ ۚ sizin mallarınıza amwālikum
sizin mallarınıza
إِنَّهُۥ çünkü bu innahu
çünkü bu
كَانَ bir günahtır kāna
bir günahtır
حُوبًۭا a sin ḥūban
a sin
كَبِيرًۭا büyük kabīran
büyük
٢ (2)
(2)
Yetimlere mallarını verin. Temizi murdara değişmeyin, onların mallariyle kendi mallarınızı karıştırarak yemeyin, çünkü bu büyük bir suçtur.
4:3
وَإِنْ şayet wa-in
şayet
خِفْتُمْ korkarsanız khif'tum
korkarsanız
أَلَّا adaleti sağlayamıyacağınızdan allā
adaleti sağlayamıyacağınızdan
تُقْسِطُوا۟ you will be able to do justice tuq'siṭū
you will be able to do justice
فِى hakkında
hakkında
ٱلْيَتَـٰمَىٰ öksüz(kızlar) l-yatāmā
öksüz(kızlar)
فَٱنكِحُوا۟ alın fa-inkiḥū
alın
مَا olan
olan
طَابَ helal ṭāba
helal
لَكُم size lakum
size
مِّنَ kadınlardan mina
kadınlardan
ٱلنِّسَآءِ the women l-nisāi
the women
مَثْنَىٰ ikişer mathnā
ikişer
وَثُلَـٰثَ ve üçer wathulātha
ve üçer
وَرُبَـٰعَ ۖ ve dörder warubāʿa
ve dörder
فَإِنْ yine fa-in
yine
خِفْتُمْ korkarsanız khif'tum
korkarsanız
أَلَّا adalet yapamayacağınızdan allā
adalet yapamayacağınızdan
تَعْدِلُوا۟ you can do justice taʿdilū
you can do justice
فَوَٰحِدَةً bir tane (alın) fawāḥidatan
bir tane (alın)
أَوْ yahut aw
yahut
مَا şeyle (yetinin)
şeyle (yetinin)
مَلَكَتْ sahip olduğu malakat
sahip olduğu
أَيْمَـٰنُكُمْ ۚ ellerinizin aymānukum
ellerinizin
ذَٰلِكَ budur dhālika
budur
أَدْنَىٰٓ en uygun olan adnā
en uygun olan
أَلَّا haksızlık etmemeniz için allā
haksızlık etmemeniz için
تَعُولُوا۟ you oppress taʿūlū
you oppress
٣ (3)
(3)
Eğer, velisi olduğunuz mal sahibi yetim kızlarla evlenmekle onlara haksızlık yapmaktan korkarsanız onlarla değil, hoşunuza giden başka kadınlarla iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz; şayet, aralarında adaletsizlik yapmaktan korkarsanız bir tane almalısınız veya sahip olduğunuz ile yetinmelisiniz. Doğru yoldan sapmamanız için en uygunu budur.
4:4
وَءَاتُوا۟ ve verin waātū
ve verin
ٱلنِّسَآءَ kadınlara l-nisāa
kadınlara
صَدُقَـٰتِهِنَّ mehirlerini ṣaduqātihinna
mehirlerini
نِحْلَةًۭ ۚ bir hak olarak niḥ'latan
bir hak olarak
فَإِن eğer fa-in
eğer
طِبْنَ bağışlarlarsa ṭib'na
bağışlarlarsa
لَكُمْ size lakum
size
عَن bir kısmını ʿan
bir kısmını
شَىْءٍۢ anything shayin
anything
مِّنْهُ ondan min'hu
ondan
نَفْسًۭا kendi istekleriyle nafsan
kendi istekleriyle
فَكُلُوهُ onu yeyin fakulūhu
onu yeyin
هَنِيٓـًۭٔا afiyetle hanīan
afiyetle
مَّرِيٓـًۭٔا iç huzuruyla marīan
iç huzuruyla
٤ (4)
(4)
Kadınlara mehirlerini cömertçe verin, eğer ondan gönül hoşluğu ile size bir şey bağışlarlarsa onu afiyetle yiyin.
4:5
وَلَا vermeyin walā
vermeyin
تُؤْتُوا۟ give tu'tū
give
ٱلسُّفَهَآءَ aklı ermezlere l-sufahāa
aklı ermezlere
أَمْوَٰلَكُمُ mallarınızı amwālakumu
mallarınızı
ٱلَّتِى ki allatī
ki
جَعَلَ yapmıştır jaʿala
yapmıştır
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لَكُمْ sizin için lakum
sizin için
قِيَـٰمًۭا bir geçim kaynağı qiyāman
bir geçim kaynağı
وَٱرْزُقُوهُمْ ve onları besleyin wa-ur'zuqūhum
ve onları besleyin
فِيهَا onunla fīhā
onunla
وَٱكْسُوهُمْ ve giydirin wa-ik'sūhum
ve giydirin
وَقُولُوا۟ ve söyleyin waqūlū
ve söyleyin
لَهُمْ onlara lahum
onlara
قَوْلًۭا söz qawlan
söz
مَّعْرُوفًۭا güzel maʿrūfan
güzel
٥ (5)
(5)
Allah'ın sizi koruyucu kılmış olduğu mallarınızı, beyinsizlere vermeyin, kendilerini bunların geliriyle rızıklandırıp giydirin ve onlara güzel söz söyleyin.
4:6
وَٱبْتَلُوا۟ deneyin wa-ib'talū
deneyin
ٱلْيَتَـٰمَىٰ öksüzleri l-yatāmā
öksüzleri
حَتَّىٰٓ kadar ḥattā
kadar
إِذَا varıncaya idhā
varıncaya
بَلَغُوا۟ they reach[ed] balaghū
they reach[ed]
ٱلنِّكَاحَ nikah (çağına) l-nikāḥa
nikah (çağına)
فَإِنْ eğer fa-in
eğer
ءَانَسْتُم görürseniz ānastum
görürseniz
مِّنْهُمْ onlarda min'hum
onlarda
رُشْدًۭا bir olgunluk rush'dan
bir olgunluk
فَٱدْفَعُوٓا۟ hemen verin fa-id'faʿū
hemen verin
إِلَيْهِمْ kendilerine ilayhim
kendilerine
أَمْوَٰلَهُمْ ۖ mallarını amwālahum
mallarını
وَلَا yemeğe kalkmayın walā
yemeğe kalkmayın
تَأْكُلُوهَآ eat it takulūhā
eat it
إِسْرَافًۭا israf ile is'rāfan
israf ile
وَبِدَارًا ve tez elden wabidāran
ve tez elden
أَن büyüyüp (geri alacaklar) diye an
büyüyüp (geri alacaklar) diye
يَكْبَرُوا۟ ۚ they will grow up yakbarū
they will grow up
وَمَن ve kimse waman
ve kimse
كَانَ olan kāna
olan
غَنِيًّۭا zengin ghaniyyan
zengin
فَلْيَسْتَعْفِفْ ۖ çekinsin falyastaʿfif
çekinsin
وَمَن ve kimse de waman
ve kimse de
كَانَ olan kāna
olan
فَقِيرًۭا yoksul faqīran
yoksul
فَلْيَأْكُلْ yesin falyakul
yesin
بِٱلْمَعْرُوفِ ۚ uygun şekilde bil-maʿrūfi
uygun şekilde
فَإِذَا zaman da fa-idhā
zaman da
دَفَعْتُمْ geri verdiğiniz dafaʿtum
geri verdiğiniz
إِلَيْهِمْ onlara ilayhim
onlara
أَمْوَٰلَهُمْ mallarını amwālahum
mallarını
فَأَشْهِدُوا۟ şahid bulundurun fa-ashhidū
şahid bulundurun
عَلَيْهِمْ ۚ yanlarında ʿalayhim
yanlarında
وَكَفَىٰ yeter wakafā
yeter
بِٱللَّهِ Allah bil-lahi
Allah
حَسِيبًۭا hesapçı olarak ḥasīban
hesapçı olarak
٦ (6)
(6)
Yetimleri, evlenme çağına gelene kadar deneyin; onlarda olgunlaşma görürseniz mallarını kendilerine verin; büyüyecekler de geri alacaklar diye onları israf ederek ve tez elden yemeyin. Zengin olan, iffetli olmağa çalışsın, yoksul olan uygun bir şekilde yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman, yanlarında şahid bulundurun. Hesap sormak için Allah yeter.
4:7
لِّلرِّجَالِ erkeklere vardır lilrrijāli
erkeklere vardır
نَصِيبٌۭ bir pay naṣībun
bir pay
مِّمَّا şeylerden mimmā
şeylerden
تَرَكَ geriye bıraktıkları taraka
geriye bıraktıkları
ٱلْوَٰلِدَانِ ana babanın l-wālidāni
ana babanın
وَٱلْأَقْرَبُونَ ve akrabanın wal-aqrabūna
ve akrabanın
وَلِلنِّسَآءِ ve kadınlara vardır walilnnisāi
ve kadınlara vardır
نَصِيبٌۭ bir pay naṣībun
bir pay
مِّمَّا şeylerden mimmā
şeylerden
تَرَكَ geriye bıraktıkları taraka
geriye bıraktıkları
ٱلْوَٰلِدَانِ ana babanın l-wālidāni
ana babanın
وَٱلْأَقْرَبُونَ ve akrabanın wal-aqrabūna
ve akrabanın
مِمَّا olandan mimmā
olandan
قَلَّ az qalla
az
مِنْهُ ondan min'hu
ondan
أَوْ veya aw
veya
كَثُرَ ۚ çoğundan kathura
çoğundan
نَصِيبًۭا bir hisse naṣīban
bir hisse
مَّفْرُوضًۭا ayrılmıştır mafrūḍan
ayrılmıştır
٧ (7)
(7)
Ana babanın ve yakınların bıraktıklarından, erkeklere hisse vardır. Ana babanın ve yakınların bıraktıklarından kadınlara da hisse vardır. Bunlar, az veya çok, belirli bir hissedir.
4:8
وَإِذَا ne zaman wa-idhā
ne zaman
حَضَرَ hazır bulunursa ḥaḍara
hazır bulunursa
ٱلْقِسْمَةَ (miras) taksim(in)de l-qis'mata
(miras) taksim(in)de
أُو۟لُوا۟ akrabalar ulū
akrabalar
ٱلْقُرْبَىٰ the relatives l-qur'bā
the relatives
وَٱلْيَتَـٰمَىٰ ve öksüzler wal-yatāmā
ve öksüzler
وَٱلْمَسَـٰكِينُ ve yoksullar wal-masākīnu
ve yoksullar
فَٱرْزُقُوهُم onları rızıklandırın fa-ur'zuqūhum
onları rızıklandırın
مِّنْهُ ondan min'hu
ondan
وَقُولُوا۟ ve söyleyin waqūlū
ve söyleyin
لَهُمْ onlara lahum
onlara
قَوْلًۭا söz qawlan
söz
مَّعْرُوفًۭا güzel maʿrūfan
güzel
٨ (8)
(8)
Taksimde, yakınlar, yetimler ve düşkünler bulunursa, ondan onlara da verin, güzel sözler söyleyin.
4:9
وَلْيَخْشَ kaygı duyanlar walyakhsha
kaygı duyanlar
ٱلَّذِينَ şayet alladhīna
şayet
لَوْ if law
if
تَرَكُوا۟ bırakırlarsa tarakū
bırakırlarsa
مِنْ arkalarında min
arkalarında
خَلْفِهِمْ behind khalfihim
behind
ذُرِّيَّةًۭ çocuklar dhurriyyatan
çocuklar
ضِعَـٰفًا güçsüz ḍiʿāfan
güçsüz
خَافُوا۟ çekinsinler khāfū
çekinsinler
عَلَيْهِمْ onların durumundan ʿalayhim
onların durumundan
فَلْيَتَّقُوا۟ korksunlar falyattaqū
korksunlar
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
وَلْيَقُولُوا۟ ve söylesinler walyaqūlū
ve söylesinler
قَوْلًۭا söz qawlan
söz
سَدِيدًا doğru sadīdan
doğru
٩ (9)
(9)
Arkalarında cılız çocuklar bıraktıkları takdirde, bundan endişe edecek olanlar, haksızlık yapmaktan korksunlar; dürüst söz söylesinler.
4:10
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
يَأْكُلُونَ yiyen(ler) yakulūna
yiyen(ler)
أَمْوَٰلَ mallarını amwāla
mallarını
ٱلْيَتَـٰمَىٰ öksüzlerin l-yatāmā
öksüzlerin
ظُلْمًا zulüm ile ẓul'man
zulüm ile
إِنَّمَا doğrusu innamā
doğrusu
يَأْكُلُونَ yemektedirler yakulūna
yemektedirler
فِى karınlarına
karınlarına
بُطُونِهِمْ their bellies buṭūnihim
their bellies
نَارًۭا ۖ ateş nāran
ateş
وَسَيَصْلَوْنَ ve gireceklerdir wasayaṣlawna
ve gireceklerdir
سَعِيرًۭا çılgın bir ateşe saʿīran
çılgın bir ateşe
١٠ (10)
(10)
Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, karınlarına ancak ateş tıkınmış olurlar, zaten onlar çılgın aleve atılacaklardır.
4:11
يُوصِيكُمُ size tavsiye eder yūṣīkumu
size tavsiye eder
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
فِىٓ hakkında
hakkında
أَوْلَـٰدِكُمْ ۖ çocuklarınız(ın alacağı miras) awlādikum
çocuklarınız(ın alacağı miras)
لِلذَّكَرِ erkeğe lildhakari
erkeğe
مِثْلُ kadar mith'lu
kadar
حَظِّ payı ḥaẓẓi
payı
ٱلْأُنثَيَيْنِ ۚ iki kadının l-unthayayni
iki kadının
فَإِن eğer fa-in
eğer
كُنَّ iseler kunna
iseler
نِسَآءًۭ kadın nisāan
kadın
فَوْقَ fazla fawqa
fazla
ٱثْنَتَيْنِ ikiden ith'natayni
ikiden
فَلَهُنَّ onlarındır falahunna
onlarındır
ثُلُثَا üçte ikisi thuluthā
üçte ikisi
مَا ne
ne
تَرَكَ ۖ bıraktıysa taraka
bıraktıysa
وَإِن ve eğer (çocuk) wa-in
ve eğer (çocuk)
كَانَتْ ise kānat
ise
وَٰحِدَةًۭ yalnız bir kadın wāḥidatan
yalnız bir kadın
فَلَهَا onundur falahā
onundur
ٱلنِّصْفُ ۚ (mirasın) yarısı l-niṣ'fu
(mirasın) yarısı
وَلِأَبَوَيْهِ ana babasından wali-abawayhi
ana babasından
لِكُلِّ her likulli
her
وَٰحِدٍۢ birinin wāḥidin
birinin
مِّنْهُمَا vardır min'humā
vardır
ٱلسُّدُسُ altıda bir hissesi l-sudusu
altıda bir hissesi
مِمَّا bıraktığı mirasta mimmā
bıraktığı mirasta
تَرَكَ (is) left taraka
(is) left
إِن eğer in
eğer
كَانَ varsa kāna
varsa
لَهُۥ onun (ölenin) lahu
onun (ölenin)
وَلَدٌۭ ۚ çocuğu waladun
çocuğu
فَإِن eğer fa-in
eğer
لَّمْ yok da lam
yok da
يَكُن is yakun
is
لَّهُۥ onun lahu
onun
وَلَدٌۭ çocuğu waladun
çocuğu
وَوَرِثَهُۥٓ ve ona varis oluyorsa wawarithahu
ve ona varis oluyorsa
أَبَوَاهُ ana babası abawāhu
ana babası
فَلِأُمِّهِ anasına düşer fali-ummihi
anasına düşer
ٱلثُّلُثُ ۚ üçte bir l-thuluthu
üçte bir
فَإِن eğer fa-in
eğer
كَانَ varsa kāna
varsa
لَهُۥٓ onun lahu
onun
إِخْوَةٌۭ kardeşleri ikh'watun
kardeşleri
فَلِأُمِّهِ anasının payı fali-ummihi
anasının payı
ٱلسُّدُسُ ۚ altıda birdir l-sudusu
altıda birdir
مِنۢ (bu hükümler) sonradır min
(bu hükümler) sonradır
بَعْدِ after baʿdi
after
وَصِيَّةٍۢ vasiyyetten waṣiyyatin
vasiyyetten
يُوصِى yapacağı yūṣī
yapacağı
بِهَآ ya da bihā
ya da
أَوْ or aw
or
دَيْنٍ ۗ borcundan daynin
borcundan
ءَابَآؤُكُمْ babalarınız ābāukum
babalarınız
وَأَبْنَآؤُكُمْ ve oğullarınızdan wa-abnāukum
ve oğullarınızdan
لَا bilmezsiniz
bilmezsiniz
تَدْرُونَ you know tadrūna
you know
أَيُّهُمْ hangisinin ayyuhum
hangisinin
أَقْرَبُ daha yakın olduğunu aqrabu
daha yakın olduğunu
لَكُمْ size lakum
size
نَفْعًۭا ۚ fayda bakımından nafʿan
fayda bakımından
فَرِيضَةًۭ bunlar koyulmuş haklardır farīḍatan
bunlar koyulmuş haklardır
مِّنَ tarafından mina
tarafından
ٱللَّهِ ۗ Allah l-lahi
Allah
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
كَانَ bilendir kāna
bilendir
عَلِيمًا All-Knowing ʿalīman
All-Knowing
حَكِيمًۭا hikmet sahibidir ḥakīman
hikmet sahibidir
١١ (11)
(11)
Allah çocuklarınız hakkında, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. Eğer kadınlar ikinin üstünde ise, bırakılanın üçte ikisi onlarındır; şayet bir ise yarısı onundur. Ana babadan her birine, ölenin çocuğu varsa yaptığı vasiyetten veya borcundan arta kalanın altıda biri, çocuğu yoksa, anası babası ona varis olur, anasına üçte bir düşer. Kardeşleri varsa, altıda biri annesinindir; babalarınız ve oğullarınızdan menfaatçe hangisinin size daha yakın olduğunu siz bilmezsiniz. Bunlar Allah tarafından tesbit edilmiştir. Doğrusu Allah bilendir, Hakim olandır.
4:12
۞ وَلَكُمْ sizindir walakum
sizindir
نِصْفُ yarısı niṣ'fu
yarısı
مَا bıraktıkları mirasın
bıraktıkları mirasın
تَرَكَ (is) left taraka
(is) left
أَزْوَٰجُكُمْ eşlerinizin azwājukum
eşlerinizin
إِن eğer in
eğer
لَّمْ yoksa lam
yoksa
يَكُن is yakun
is
لَّهُنَّ onların lahunna
onların
وَلَدٌۭ ۚ çocukları waladun
çocukları
فَإِن eğer fa-in
eğer
كَانَ onların varsa kāna
onların varsa
لَهُنَّ for them lahunna
for them
وَلَدٌۭ çocukları waladun
çocukları
فَلَكُمُ sizindir falakumu
sizindir
ٱلرُّبُعُ dörtte biri l-rubuʿu
dörtte biri
مِمَّا bıraktıklarının mimmā
bıraktıklarının
تَرَكْنَ ۚ they left tarakna
they left
مِنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
وَصِيَّةٍۢ vasiyyetten waṣiyyatin
vasiyyetten
يُوصِينَ yapacakları yūṣīna
yapacakları
بِهَآ ondan bihā
ondan
أَوْ veya aw
veya
دَيْنٍۢ ۚ borçtan daynin
borçtan
وَلَهُنَّ onlarındır walahunna
onlarındır
ٱلرُّبُعُ dörtte biri l-rubuʿu
dörtte biri
مِمَّا bıraktığınızın mimmā
bıraktığınızın
تَرَكْتُمْ you left taraktum
you left
إِن eğer in
eğer
لَّمْ yoksa lam
yoksa
يَكُن is yakun
is
لَّكُمْ sizin de lakum
sizin de
وَلَدٌۭ ۚ çocuğunuz waladun
çocuğunuz
فَإِن eğer fa-in
eğer
كَانَ varsa kāna
varsa
لَكُمْ sizin lakum
sizin
وَلَدٌۭ çocuğunuz waladun
çocuğunuz
فَلَهُنَّ onlarındır falahunna
onlarındır
ٱلثُّمُنُ sekizde biri l-thumunu
sekizde biri
مِمَّا bıraktığınızın mimmā
bıraktığınızın
تَرَكْتُم ۚ you left taraktum
you left
مِّنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
وَصِيَّةٍۢ vasiyyet waṣiyyatin
vasiyyet
تُوصُونَ yapacağınız tūṣūna
yapacağınız
بِهَآ ondan bihā
ondan
أَوْ veya aw
veya
دَيْنٍۢ ۗ borçtan daynin
borçtan
وَإِن eğer wa-in
eğer
كَانَ ise kāna
ise
رَجُلٌۭ erkeğin rajulun
erkeğin
يُورَثُ miras bırakan yūrathu
miras bırakan
كَلَـٰلَةً evladı ve ana babası olmayıp kalālatan
evladı ve ana babası olmayıp
أَوِ veya awi
veya
ٱمْرَأَةٌۭ kadının im'ra-atun
kadının
وَلَهُۥٓ varsa walahu
varsa
أَخٌ bir erkek akhun
bir erkek
أَوْ veya aw
veya
أُخْتٌۭ bir kızkardeşi ukh'tun
bir kızkardeşi
فَلِكُلِّ her falikulli
her
وَٰحِدٍۢ birine wāḥidin
birine
مِّنْهُمَا onlardan min'humā
onlardan
ٱلسُّدُسُ ۚ altıda bir düşer l-sudusu
altıda bir düşer
فَإِن eğer fa-in
eğer
كَانُوٓا۟ iseler kānū
iseler
أَكْثَرَ fazla akthara
fazla
مِن bundan min
bundan
ذَٰلِكَ that dhālika
that
فَهُمْ onlar fahum
onlar
شُرَكَآءُ ortaktırlar shurakāu
ortaktırlar
فِى üçte bire
üçte bire
ٱلثُّلُثِ ۚ the third l-thuluthi
the third
مِنۢ sonradır min
sonradır
بَعْدِ after baʿdi
after
وَصِيَّةٍۢ vasiyyetten waṣiyyatin
vasiyyetten
يُوصَىٰ yapılan yūṣā
yapılan
بِهَآ ondan bihā
ondan
أَوْ veya aw
veya
دَيْنٍ borçtan daynin
borçtan
غَيْرَ olmayan ghayra
olmayan
مُضَآرٍّۢ ۚ zarar verici muḍārrin
zarar verici
وَصِيَّةًۭ vasiyyettir waṣiyyatan
vasiyyettir
مِّنَ Allahtan mina
Allahtan
ٱللَّهِ ۗ Allah l-lahi
Allah
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir
حَلِيمٌۭ halimdir ḥalīmun
halimdir
١٢ (12)
(12)
Kadınlarınızın çocukları yoksa bıraktıklarının yarısı sizindir, çocukları varsa, bıraktıklarının ettikleri vasiyetten veya borçtan arta kalanın dörtte biri sizindir. Sizin çocuğunuz yoksa ettiğiniz vasiyet veya borç çıktıktan sonra bıraktıklarınızın dörtte biri karılarınızındır; çocuğunuz varsa, bıraktıklarınızın sekizde biri onlarındır. Eğer bir erkek veya kadına kelale yollu (çocuğu ve babası olmadığı halde) varis olunuyor ve bunların ana-bir erkek veya bir kız kardeşi bulunuyorsa, her birine edilen vasiyetten veya borçtan arta kalanın altıda biri düşer; ikiden çoksalar, üçte birine, zarara uğratılmaksızın ortak olurlar. Bunlar Allah tarafından tavsiye edilmiştir. Allah bilendir. Halim'dir.
4:13
تِلْكَ bunlar til'ka
bunlar
حُدُودُ sınırlarıdır ḥudūdu
sınırlarıdır
ٱللَّهِ ۚ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَمَن kim waman
kim
يُطِعِ ita'at ederse yuṭiʿi
ita'at ederse
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ ve Elçisine warasūlahu
ve Elçisine
يُدْخِلْهُ (Allah onu) sokar yud'khil'hu
(Allah onu) sokar
جَنَّـٰتٍۢ cennetlere jannātin
cennetlere
تَجْرِى akan tajrī
akan
مِن altlarından min
altlarından
تَحْتِهَا underneath them taḥtihā
underneath them
ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar
خَـٰلِدِينَ sürekli kalacakları khālidīna
sürekli kalacakları
فِيهَا ۚ içinde fīhā
içinde
وَذَٰلِكَ işte budur wadhālika
işte budur
ٱلْفَوْزُ başarı l-fawzu
başarı
ٱلْعَظِيمُ büyük l-ʿaẓīmu
büyük
١٣ (13)
(13)
Bunlar Allah'ın yasalarıdır. Allah'a ve Peygamberine kim itaat ederse onu içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır, orada temellidirler, büyük kurtuluş budur.
4:14
وَمَن ve kim waman
ve kim
يَعْصِ karşı gelir yaʿṣi
karşı gelir
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ ve Elçisi'ne warasūlahu
ve Elçisi'ne
وَيَتَعَدَّ ve aşarsa wayataʿadda
ve aşarsa
حُدُودَهُۥ O'nun sınırlarını ḥudūdahu
O'nun sınırlarını
يُدْخِلْهُ (Allah onu) sokar yud'khil'hu
(Allah onu) sokar
نَارًا ateşe nāran
ateşe
خَـٰلِدًۭا sürekli kalacağı khālidan
sürekli kalacağı
فِيهَا içinde fīhā
içinde
وَلَهُۥ ve ona vardır walahu
ve ona vardır
عَذَابٌۭ bir azab ʿadhābun
bir azab
مُّهِينٌۭ alçaltıcı muhīnun
alçaltıcı
١٤ (14)
(14)
Kim Allah'a ve Peygamberine baş kaldırır ve yasalarını aşarsa, onu, temelli kalacağı cehenneme sokar. Alçaltıcı azab onadır.
4:15
وَٱلَّـٰتِى ve kimseler wa-allātī
ve kimseler
يَأْتِينَ yapanlar yatīna
yapanlar
ٱلْفَـٰحِشَةَ fuhuş l-fāḥishata
fuhuş
مِن kadınlarınızdan; min
kadınlarınızdan;
نِّسَآئِكُمْ your women nisāikum
your women
فَٱسْتَشْهِدُوا۟ şahid getirin fa-is'tashhidū
şahid getirin
عَلَيْهِنَّ onlara karşı ʿalayhinna
onlara karşı
أَرْبَعَةًۭ dört arbaʿatan
dört
مِّنكُمْ ۖ içinizden minkum
içinizden
فَإِن eğer fa-in
eğer
شَهِدُوا۟ onlar şahidlik ederlerse shahidū
onlar şahidlik ederlerse
فَأَمْسِكُوهُنَّ tutun (dışarı çıkarmayın) fa-amsikūhunna
tutun (dışarı çıkarmayın)
فِى evlerde
evlerde
ٱلْبُيُوتِ their houses l-buyūti
their houses
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
يَتَوَفَّىٰهُنَّ o kadınları alıncaya yatawaffāhunna
o kadınları alıncaya
ٱلْمَوْتُ ölüm l-mawtu
ölüm
أَوْ ya da aw
ya da
يَجْعَلَ gösterinceye yajʿala
gösterinceye
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لَهُنَّ onların yararına lahunna
onların yararına
سَبِيلًۭا bir yol sabīlan
bir yol
١٥ (15)
(15)
Kadınlarınızdan zina edenlere, bunu isbat edecek aranızdan dört şahid getirin, şehadet ederlerse, ölünceye veya Allah onlara bir yol açana kadar evlerde tutun.
4:16
وَٱلَّذَانِ iki kişi wa-alladhāni
iki kişi
يَأْتِيَـٰنِهَا fuhuş yaparsa yatiyānihā
fuhuş yaparsa
مِنكُمْ içinizden minkum
içinizden
فَـَٔاذُوهُمَا ۖ onlara eziyet edin faādhūhumā
onlara eziyet edin
فَإِن eğer fa-in
eğer
تَابَا tevbe eder tābā
tevbe eder
وَأَصْلَحَا ve uslanırlarsa wa-aṣlaḥā
ve uslanırlarsa
فَأَعْرِضُوا۟ artık vazgeçin fa-aʿriḍū
artık vazgeçin
عَنْهُمَآ ۗ onlardan ʿanhumā
onlardan
إِنَّ çünkü inna
çünkü
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
كَانَ tevbeleri çok kabul edendir kāna
tevbeleri çok kabul edendir
تَوَّابًۭا Oft-Forgiving tawwāban
Oft-Forgiving
رَّحِيمًا çok esirgeyendir raḥīman
çok esirgeyendir
١٦ (16)
(16)
İçinizden zina eden iki kimseye eziyet edin, tevbe edip düzeltirlerse onları bırakın. Doğrusu Allah tevbeleri daima kabul ve merhamet eder.
4:17
إِنَّمَا şüphesiz innamā
şüphesiz
ٱلتَّوْبَةُ tevbesi makbuldür l-tawbatu
tevbesi makbuldür
عَلَى göre ʿalā
göre
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
لِلَّذِينَ şu kimselerin lilladhīna
şu kimselerin
يَعْمَلُونَ yaparlar yaʿmalūna
yaparlar
ٱلسُّوٓءَ bir kötülük l-sūa
bir kötülük
بِجَهَـٰلَةٍۢ cahillikle bijahālatin
cahillikle
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يَتُوبُونَ dönerler (tevbe ederler) yatūbūna
dönerler (tevbe ederler)
مِن hemen ardından min
hemen ardından
قَرِيبٍۢ soon after qarībin
soon after
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte fa-ulāika
işte
يَتُوبُ tevbesini kabul eder yatūbu
tevbesini kabul eder
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَلَيْهِمْ ۗ onların ʿalayhim
onların
وَكَانَ Allah wakāna
Allah
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَلِيمًا bilendir ʿalīman
bilendir
حَكِيمًۭا hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīman
hüküm ve hikmet sahibidir
١٧ (17)
(17)
Allah kötülüğü bilmeyerek yapıp da, hemen tevbe edenlerin tevbesini kabul etmeyi üzerine almıştır. Allah işte onların tevbesini kabul eder. Allah Bilen'dir, Hakim olandır.
4:18
وَلَيْسَتِ (geçerli) değildir walaysati
(geçerli) değildir
ٱلتَّوْبَةُ tevbesi l-tawbatu
tevbesi
لِلَّذِينَ kimselerin lilladhīna
kimselerin
يَعْمَلُونَ yapan(ların) yaʿmalūna
yapan(ların)
ٱلسَّيِّـَٔاتِ kötülükler l-sayiāti
kötülükler
حَتَّىٰٓ nihayet ḥattā
nihayet
إِذَا zaman idhā
zaman
حَضَرَ gelip çattığı ḥaḍara
gelip çattığı
أَحَدَهُمُ kendilerine aḥadahumu
kendilerine
ٱلْمَوْتُ ölüm l-mawtu
ölüm
قَالَ der qāla
der
إِنِّى muhakkak ben innī
muhakkak ben
تُبْتُ tevbe ettim tub'tu
tevbe ettim
ٱلْـَٔـٰنَ şimdi l-āna
şimdi
وَلَا ve (değildir) walā
ve (değildir)
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
يَمُوتُونَ ölenlere yamūtūna
ölenlere
وَهُمْ olarak wahum
olarak
كُفَّارٌ ۚ kafir kuffārun
kafir
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte
أَعْتَدْنَا hazırlamışızdır aʿtadnā
hazırlamışızdır
لَهُمْ onlar için lahum
onlar için
عَذَابًا bir azab ʿadhāban
bir azab
أَلِيمًۭا acı alīman
acı
١٨ (18)
(18)
Kötülükleri işleyip dururken, ölüm kendisine geldiği zaman; "şimdi tevbe ettim" diyenler ile kafir olarak ölenlerin tevbesi makbul değildir. İşte onlara elem verici azab hazırlamışızdır.
4:19
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
لَا helal değildir
helal değildir
يَحِلُّ (is) lawful yaḥillu
(is) lawful
لَكُمْ size lakum
size
أَن miras yoluyla almanız an
miras yoluyla almanız
تَرِثُوا۟ you inherit tarithū
you inherit
ٱلنِّسَآءَ kadınları l-nisāa
kadınları
كَرْهًۭا ۖ zorla karhan
zorla
وَلَا onları sıkıştırmayın walā
onları sıkıştırmayın
تَعْضُلُوهُنَّ you constraint them taʿḍulūhunna
you constraint them
لِتَذْهَبُوا۟ alıp götürmek için litadhhabū
alıp götürmek için
بِبَعْضِ bir kısmını bibaʿḍi
bir kısmını
مَآ şeylerin
şeylerin
ءَاتَيْتُمُوهُنَّ onlara verdiğiniz ātaytumūhunna
onlara verdiğiniz
إِلَّآ dışında illā
dışında
أَن yapmaları an
yapmaları
يَأْتِينَ they commit yatīna
they commit
بِفَـٰحِشَةٍۢ edepsizlik bifāḥishatin
edepsizlik
مُّبَيِّنَةٍۢ ۚ açık bir mubayyinatin
açık bir
وَعَاشِرُوهُنَّ ve onlarla geçinin waʿāshirūhunna
ve onlarla geçinin
بِٱلْمَعْرُوفِ ۚ iyi bil-maʿrūfi
iyi
فَإِن eğer fa-in
eğer
كَرِهْتُمُوهُنَّ onlardan hoşlanmazsanız karih'tumūhunna
onlardan hoşlanmazsanız
فَعَسَىٰٓ bilinki faʿasā
bilinki
أَن sizin hoşlanmadığınız an
sizin hoşlanmadığınız
تَكْرَهُوا۟ you dislike takrahū
you dislike
شَيْـًۭٔا bir şeye shayan
bir şeye
وَيَجْعَلَ koymuş olabilir wayajʿala
koymuş olabilir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
فِيهِ ona fīhi
ona
خَيْرًۭا hayır khayran
hayır
كَثِيرًۭا çok kathīran
çok
١٩ (19)
(19)
Ey İnananlar! Kadınlara zorla mirasçı olmaya kalkmanız size helal değildir. Apaçık hayasızlık etmedikçe onlara verdiğinizin bir kısmını alıp götürmeniz için onları sıkıştırmayın. Onlarla güzellikle geçinin. Eğer onlardan hoşlanmıyorsanız, sabredin, hoşlanmadığınız bir şeyi Allah çok hayırlı kılmış olabilir.
4:20
وَإِنْ eğer wa-in
eğer
أَرَدتُّمُ almak isterseniz aradttumu
almak isterseniz
ٱسْتِبْدَالَ başka is'tib'dāla
başka
زَوْجٍۢ bir eş zawjin
bir eş
مَّكَانَ yerine makāna
yerine
زَوْجٍۢ bir eşin zawjin
bir eşin
وَءَاتَيْتُمْ vermiş olsanız (dahi) waātaytum
vermiş olsanız (dahi)
إِحْدَىٰهُنَّ onlardan birine iḥ'dāhunna
onlardan birine
قِنطَارًۭا kantarlarca (mal) qinṭāran
kantarlarca (mal)
فَلَا geri almayın falā
geri almayın
تَأْخُذُوا۟ take away takhudhū
take away
مِنْهُ ondan (verdiğinizden) min'hu
ondan (verdiğinizden)
شَيْـًٔا ۚ hiçbir şeyi shayan
hiçbir şeyi
أَتَأْخُذُونَهُۥ verdiğinizi alacak mısınız? atakhudhūnahu
verdiğinizi alacak mısınız?
بُهْتَـٰنًۭا iftira ederek buh'tānan
iftira ederek
وَإِثْمًۭا ve günaha girerek wa-ith'man
ve günaha girerek
مُّبِينًۭا açıkça mubīnan
açıkça
٢٠ (20)
(20)
Bir eşin yerine başka bir eşi almak isterseniz, birincisine bir yük altın vermiş olsanız bile ondan bir şey almayın. İftira ederek ve apaçık günaha girerek ona verdiğinizi geri alır mısınız?
4:21
وَكَيْفَ ve nasıl wakayfa
ve nasıl
تَأْخُذُونَهُۥ onu alırsınız takhudhūnahu
onu alırsınız
وَقَدْ andolsun waqad
andolsun
أَفْضَىٰ geçmiş(içli dışlı olmuş)ken afḍā
geçmiş(içli dışlı olmuş)ken
بَعْضُكُمْ bazınız baʿḍukum
bazınız
إِلَىٰ bazınıza ilā
bazınıza
بَعْضٍۢ another baʿḍin
another
وَأَخَذْنَ ve onlar almışlardı wa-akhadhna
ve onlar almışlardı
مِنكُم sizden minkum
sizden
مِّيثَـٰقًا te'minat mīthāqan
te'minat
غَلِيظًۭا sağlam ghalīẓan
sağlam
٢١ (21)
(21)
Nasıl alırsınız ki siz birbirinize katılmıştınız ve onlar sizden sağlam teminat almışlardı.
4:22
وَلَا artık evlenmeyin walā
artık evlenmeyin
تَنكِحُوا۟ marry tankiḥū
marry
مَا evlendiği
evlendiği
نَكَحَ married nakaḥa
married
ءَابَآؤُكُم babalarınızın ābāukum
babalarınızın
مِّنَ kadınlarla mina
kadınlarla
ٱلنِّسَآءِ the women l-nisāi
the women
إِلَّا hariç illā
hariç
مَا olanlar
olanlar
قَدْ geçmişte qad
geçmişte
سَلَفَ ۚ passed before salafa
passed before
إِنَّهُۥ çünkü bu innahu
çünkü bu
كَانَ edepsizliktir kāna
edepsizliktir
فَـٰحِشَةًۭ an immorality fāḥishatan
an immorality
وَمَقْتًۭا ve (Allah'ın) hışm(ı)dır wamaqtan
ve (Allah'ın) hışm(ı)dır
وَسَآءَ ve iğrenç wasāa
ve iğrenç
سَبِيلًا bir yoldur sabīlan
bir yoldur
٢٢ (22)
(22)
Babalarınızın evlendikleri kadınlarla evlenmeyin, geçmişte olanlar artık geçmiştir çünkü bu bir fuhuş ve igrenç bir şeydi, ne kötü yoldu!
4:23
حُرِّمَتْ haram kılındı ḥurrimat
haram kılındı
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
أُمَّهَـٰتُكُمْ analarınız ummahātukum
analarınız
وَبَنَاتُكُمْ ve kızlarınız wabanātukum
ve kızlarınız
وَأَخَوَٰتُكُمْ ve kızkardeşleriniz wa-akhawātukum
ve kızkardeşleriniz
وَعَمَّـٰتُكُمْ ve halalarınız waʿammātukum
ve halalarınız
وَخَـٰلَـٰتُكُمْ ve teyzeleriniz wakhālātukum
ve teyzeleriniz
وَبَنَاتُ ve kızları wabanātu
ve kızları
ٱلْأَخِ kardeş l-akhi
kardeş
وَبَنَاتُ e kızları wabanātu
e kızları
ٱلْأُخْتِ kızkardeş l-ukh'ti
kızkardeş
وَأُمَّهَـٰتُكُمُ ve analarınız wa-ummahātukumu
ve analarınız
ٱلَّـٰتِىٓ sizi emziren allātī
sizi emziren
أَرْضَعْنَكُمْ nursed you arḍaʿnakum
nursed you
وَأَخَوَٰتُكُم ve bacılarınız wa-akhawātukum
ve bacılarınız
مِّنَ süt mina
süt
ٱلرَّضَـٰعَةِ the nursing l-raḍāʿati
the nursing
وَأُمَّهَـٰتُ ve anaları wa-ummahātu
ve anaları
نِسَآئِكُمْ karılarınızın nisāikum
karılarınızın
وَرَبَـٰٓئِبُكُمُ üvey kızlarınız warabāibukumu
üvey kızlarınız
ٱلَّـٰتِى olan allātī
olan
فِى birleştiğiniz
birleştiğiniz
حُجُورِكُم your guardianship ḥujūrikum
your guardianship
مِّن karılarınızdan min
karılarınızdan
نِّسَآئِكُمُ your women nisāikumu
your women
ٱلَّـٰتِى evlerinizde bulunan allātī
evlerinizde bulunan
دَخَلْتُم you had relations dakhaltum
you had relations
بِهِنَّ eğer bihinna
eğer
فَإِن but if fa-in
but if
لَّمْ olmamışsa lam
olmamışsa
تَكُونُوا۟ you had takūnū
you had
دَخَلْتُم birleşmeniz dakhaltum
birleşmeniz
بِهِنَّ onlarla bihinna
onlarla
فَلَا yoktur falā
yoktur
جُنَاحَ bir günah junāḥa
bir günah
عَلَيْكُمْ üzerinize ʿalaykum
üzerinize
وَحَلَـٰٓئِلُ ve karıları waḥalāilu
ve karıları
أَبْنَآئِكُمُ oğullarınızın abnāikumu
oğullarınızın
ٱلَّذِينَ kendi sulbünüzden alladhīna
kendi sulbünüzden
مِنْ (are) from min
(are) from
أَصْلَـٰبِكُمْ your loins aṣlābikum
your loins
وَأَن ve almanız wa-an
ve almanız
تَجْمَعُوا۟ you gather together tajmaʿū
you gather together
بَيْنَ bir arada bayna
bir arada
ٱلْأُخْتَيْنِ iki kızkardeşi l-ukh'tayni
iki kızkardeşi
إِلَّا ancak hariç illā
ancak hariç
مَا olanlar
olanlar
قَدْ geçmişte qad
geçmişte
سَلَفَ ۗ passed before salafa
passed before
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
كَانَ çok bağışlayan kāna
çok bağışlayan
غَفُورًۭا Oft-Forgiving ghafūran
Oft-Forgiving
رَّحِيمًۭا çok esirgeyendir raḥīman
çok esirgeyendir
٢٣ (23)
(23)
Sizlere, analarınız, kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeşlerinizin kızları, kızkardeşlerinizin kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle gerdeğe girdiğiniz kadınlarınızin yanınızda kalan üvey kızlarınız ki onlarla gerdeğe girmemişseniz size bir engel yoktur, öz oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi bir arada almak suretiyle evlenmek, -geçmişte olanlar artık geçmiştir- size haram kılındı. Doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder.
4:24
۞ وَٱلْمُحْصَنَـٰتُ ve evli olanlar (haramdır) wal-muḥ'ṣanātu
ve evli olanlar (haramdır)
مِنَ kadınlardan mina
kadınlardan
ٱلنِّسَآءِ the women l-nisāi
the women
إِلَّا dışında illā
dışında
مَا geçen(cariye)ler
geçen(cariye)ler
مَلَكَتْ you possess malakat
you possess
أَيْمَـٰنُكُمْ ۖ ellerinize aymānukum
ellerinize
كِتَـٰبَ yazdığı(yasaklar)dır kitāba
yazdığı(yasaklar)dır
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
عَلَيْكُمْ ۚ size ʿalaykum
size
وَأُحِلَّ ve helal kılındı wa-uḥilla
ve helal kılındı
لَكُم size lakum
size
مَّا ötesi
ötesi
وَرَآءَ (is) beyond warāa
(is) beyond
ذَٰلِكُمْ bunlardan dhālikum
bunlardan
أَن istemeniz an
istemeniz
تَبْتَغُوا۟ you seek tabtaghū
you seek
بِأَمْوَٰلِكُم mallarınızla bi-amwālikum
mallarınızla
مُّحْصِنِينَ iffetli yaşamak muḥ'ṣinīna
iffetli yaşamak
غَيْرَ zina etmemek ghayra
zina etmemek
مُسَـٰفِحِينَ ۚ (to be) lustful musāfiḥīna
(to be) lustful
فَمَا yararlanmanıza karşılık famā
yararlanmanıza karşılık
ٱسْتَمْتَعْتُم you benefit[ed] is'tamtaʿtum
you benefit[ed]
بِهِۦ onlardan bihi
onlardan
مِنْهُنَّ from them min'hunna
from them
فَـَٔاتُوهُنَّ onlara verin faātūhunna
onlara verin
أُجُورَهُنَّ kesilen ücretlerini ujūrahunna
kesilen ücretlerini
فَرِيضَةًۭ ۚ bir hak olarak farīḍatan
bir hak olarak
وَلَا yoktur walā
yoktur
جُنَاحَ bir günah junāḥa
bir günah
عَلَيْكُمْ üzerinize ʿalaykum
üzerinize
فِيمَا hakkında fīmā
hakkında
تَرَٰضَيْتُم karşılıklı anlaşmanız tarāḍaytum
karşılıklı anlaşmanız
بِهِۦ sonra bihi
sonra
مِنۢ from min
from
بَعْدِ beyond baʿdi
beyond
ٱلْفَرِيضَةِ ۚ hakkın kesiminden l-farīḍati
hakkın kesiminden
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
كَانَ bilendir kāna
bilendir
عَلِيمًا All-Knowing ʿalīman
All-Knowing
حَكِيمًۭا hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīman
hüküm ve hikmet sahibidir
٢٤ (24)
(24)
Evli kadınlarla evlenmeniz de haram kılındı. Maliki bulunduğunuz cariyeler müstesna, bunlar, Allah'ın üzerinize farz kıldığı hükümlerdir. Bunlardan başkasını, zinadan kaçınıp, iffetli olarak, mallarınızla istemeniz size helal kılındı. Onlardan faydalandığınıza mukabil, kararlaştırılmış olan mehirlerini verin; kararlaştırılandan başka, karşılıklı hoşnud olduğunuz hususda size bir sorumluluk yoktur. Allah Bilen'dir, Hakim'dir.
4:25
وَمَن ve kimse waman
ve kimse
لَّمْ gücü yetmeyen lam
gücü yetmeyen
يَسْتَطِعْ able to yastaṭiʿ
able to
مِنكُمْ içinizden minkum
içinizden
طَوْلًا mali güce ṭawlan
mali güce
أَن evlenmek için an
evlenmek için
يَنكِحَ marry yankiḥa
marry
ٱلْمُحْصَنَـٰتِ hür kadınlarla l-muḥ'ṣanāti
hür kadınlarla
ٱلْمُؤْمِنَـٰتِ inanmış l-mu'mināti
inanmış
فَمِن sahip olduğunuz famin
sahip olduğunuz
مَّا what
what
مَلَكَتْ possess[ed] malakat
possess[ed]
أَيْمَـٰنُكُم ellerinizde aymānukum
ellerinizde
مِّن genç kızlarınızdan (alsın) min
genç kızlarınızdan (alsın)
فَتَيَـٰتِكُمُ your slave girls fatayātikumu
your slave girls
ٱلْمُؤْمِنَـٰتِ ۚ inanmış l-mu'mināti
inanmış
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
أَعْلَمُ daha iyi bilir aʿlamu
daha iyi bilir
بِإِيمَـٰنِكُم ۚ sizin imanınızı biīmānikum
sizin imanınızı
بَعْضُكُم hepiniz baʿḍukum
hepiniz
مِّنۢ birbirinizdensiniz min
birbirinizdensiniz
بَعْضٍۢ ۚ (one) another baʿḍin
(one) another
فَٱنكِحُوهُنَّ öyle ise onlarla evlenin fa-inkiḥūhunna
öyle ise onlarla evlenin
بِإِذْنِ izniyle bi-idh'ni
izniyle
أَهْلِهِنَّ ailelerinin ahlihinna
ailelerinin
وَءَاتُوهُنَّ ve verin waātūhunna
ve verin
أُجُورَهُنَّ ücretlerini (mehirlerini) ujūrahunna
ücretlerini (mehirlerini)
بِٱلْمَعْرُوفِ güzelce bil-maʿrūfi
güzelce
مُحْصَنَـٰتٍ iffetli yaşamaları muḥ'ṣanātin
iffetli yaşamaları
غَيْرَ zina etmemeleri ghayra
zina etmemeleri
مُسَـٰفِحَـٰتٍۢ those who commit immorality musāfiḥātin
those who commit immorality
وَلَا ve (gizli) edinmemeleri walā
ve (gizli) edinmemeleri
مُتَّخِذَٰتِ those who take muttakhidhāti
those who take
أَخْدَانٍۢ ۚ dost akhdānin
dost
فَإِذَآ iken fa-idhā
iken
أُحْصِنَّ evli uḥ'ṣinna
evli
فَإِنْ eğer fa-in
eğer
أَتَيْنَ yaparlarsa atayna
yaparlarsa
بِفَـٰحِشَةٍۢ fuhuş bifāḥishatin
fuhuş
فَعَلَيْهِنَّ onlara faʿalayhinna
onlara
نِصْفُ yarısı (uygulanır) niṣ'fu
yarısı (uygulanır)
مَا üzerine
üzerine
عَلَى (is) on ʿalā
(is) on
ٱلْمُحْصَنَـٰتِ hür kadınlar l-muḥ'ṣanāti
hür kadınlar
مِنَ yapılan işkencenin mina
yapılan işkencenin
ٱلْعَذَابِ ۚ the punishment l-ʿadhābi
the punishment
ذَٰلِكَ bu (cariye ile evlenme) dhālika
bu (cariye ile evlenme)
لِمَنْ içindir liman
içindir
خَشِىَ korkanlar khashiya
korkanlar
ٱلْعَنَتَ sıkıntıya düşmekten l-ʿanata
sıkıntıya düşmekten
مِنكُمْ ۚ içinizden minkum
içinizden
وَأَن fakat wa-an
fakat
تَصْبِرُوا۟ sabretmeniz taṣbirū
sabretmeniz
خَيْرٌۭ daha iyidir khayrun
daha iyidir
لَّكُمْ ۗ sizin için lakum
sizin için
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir
٢٥ (25)
(25)
Sizden, hür mümin kadınlarla evlenmeye güç yetiremiyen kimse, ellerinizdeki mümin cariyelerinizden alsın. Allah sizin imanınızı çok iyi bilir. Birbirinizdensiniz, aynı soydansınız. Onlarla, zinadan kaçınmaları, iffetli olmaları ve gizli dost tutmamış olmaları halinde, velilerinin izniyle evlenin ve örfe uygun bir şekilde mehirlerini verin. Evlendiklerinde zina edecek olurlarsa, onlara, hür kadınlara edilen azabın yarısı edilir. Cariye ile evlenmedeki bu izin içinizden, günaha girme korkusu olanlaradır. Sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır. Allah bağışlar ve merhamet eder.
4:26
يُرِيدُ istiyor yurīdu
istiyor
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لِيُبَيِّنَ açıklamak liyubayyina
açıklamak
لَكُمْ size lakum
size
وَيَهْدِيَكُمْ ve sizi iletmek wayahdiyakum
ve sizi iletmek
سُنَنَ yasalarına sunana
yasalarına
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
مِن sizden önceki(lerin) min
sizden önceki(lerin)
قَبْلِكُمْ before you qablikum
before you
وَيَتُوبَ ve bağışlamak wayatūba
ve bağışlamak
عَلَيْكُمْ ۗ günahlarınızı ʿalaykum
günahlarınızı
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir
حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmet sahibidir
٢٦ (26)
(26)
Allah size açıklamak ve sizden öncekilerin yollarını göstermek ve tevbenizi kabul etmek ister. Allah Bilen'dir, Hakim'dir.
4:27
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
يُرِيدُ istiyor yurīdu
istiyor
أَن tevbenizi kabul etmek an
tevbenizi kabul etmek
يَتُوبَ accept repentance yatūba
accept repentance
عَلَيْكُمْ sizin ʿalaykum
sizin
وَيُرِيدُ ve istiyorlar wayurīdu
ve istiyorlar
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
يَتَّبِعُونَ uyan(lar) yattabiʿūna
uyan(lar)
ٱلشَّهَوَٰتِ şehvetlerine l-shahawāti
şehvetlerine
أَن sizin düşmenizi an
sizin düşmenizi
تَمِيلُوا۟ you deviate tamīlū
you deviate
مَيْلًا bir sapıklığa maylan
bir sapıklığa
عَظِيمًۭا büyük ʿaẓīman
büyük
٢٧ (27)
(27)
Allah sizin tevbenizi kabul etmek ister, şehvetlerine uyanlar ise sizin büyük bir sapıklığa girmenizi isterler.
4:28
يُرِيدُ istiyor yurīdu
istiyor
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
أَن hafifletmek an
hafifletmek
يُخَفِّفَ lighten yukhaffifa
lighten
عَنكُمْ ۚ sizden ʿankum
sizden
وَخُلِقَ ve yaratılmıştır wakhuliqa
ve yaratılmıştır
ٱلْإِنسَـٰنُ insan l-insānu
insan
ضَعِيفًۭا zayıf ḍaʿīfan
zayıf
٢٨ (28)
(28)
İnsan zayıf yaratılmış olduğundan Allah sizden yükü hafifletmek ister.
4:29
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
لَا yemeyin
yemeyin
تَأْكُلُوٓا۟ eat takulū
eat
أَمْوَٰلَكُم mallarınızı amwālakum
mallarınızı
بَيْنَكُم aranızda baynakum
aranızda
بِٱلْبَـٰطِلِ batılla (haksız yere) bil-bāṭili
batılla (haksız yere)
إِلَّآ haricinde illā
haricinde
أَن olan an
olan
تَكُونَ (there) be takūna
(there) be
تِجَـٰرَةً ticaret tijāratan
ticaret
عَن rızanızla yaptığınız ʿan
rızanızla yaptığınız
تَرَاضٍۢ mutual consent tarāḍin
mutual consent
مِّنكُمْ ۚ kendi minkum
kendi
وَلَا öldürmeyin walā
öldürmeyin
تَقْتُلُوٓا۟ kill taqtulū
kill
أَنفُسَكُمْ ۚ canlarınızı anfusakum
canlarınızı
إِنَّ doğrusu inna
doğrusu
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
كَانَ size karşı kāna
size karşı
بِكُمْ to you bikum
to you
رَحِيمًۭا çok merhametlidir raḥīman
çok merhametlidir
٢٩ (29)
(29)
Ey İnananlar! Mallarınızı aranızda haksızlıkla değil, karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle yeyin, haram ile nefsinizi mahvetmeyin. Allah şüphesiz ki size merhamet eder.
4:30
وَمَن kim waman
kim
يَفْعَلْ yaparsa (bilsin ki) yafʿal
yaparsa (bilsin ki)
ذَٰلِكَ bunu dhālika
bunu
عُدْوَٰنًۭا düşmanlık ile ʿud'wānan
düşmanlık ile
وَظُلْمًۭا ve zulüm ile waẓul'man
ve zulüm ile
فَسَوْفَ yakında fasawfa
yakında
نُصْلِيهِ onu sokacağız nuṣ'līhi
onu sokacağız
نَارًۭا ۚ cehenneme nāran
cehenneme
وَكَانَ ve bu wakāna
ve bu
ذَٰلِكَ that dhālika
that
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
يَسِيرًا kolaydır yasīran
kolaydır
٣٠ (30)
(30)
Bunu kim aşırı giderek haksızlıkla yaparsa, onu ateşe sokacağız. Bu, Allah'a kolaydır.
4:31
إِن eğer in
eğer
تَجْتَنِبُوا۟ kaçınırsanız tajtanibū
kaçınırsanız
كَبَآئِرَ büyük günahlardan kabāira
büyük günahlardan
مَا ne ki
ne ki
تُنْهَوْنَ size yasaklanan tun'hawna
size yasaklanan
عَنْهُ ondan ʿanhu
ondan
نُكَفِّرْ örteriz nukaffir
örteriz
عَنكُمْ sizin ʿankum
sizin
سَيِّـَٔاتِكُمْ küçük günahlarınızı sayyiātikum
küçük günahlarınızı
وَنُدْخِلْكُم ve sizi sokarız wanud'khil'kum
ve sizi sokarız
مُّدْخَلًۭا bir yere mud'khalan
bir yere
كَرِيمًۭا güzel karīman
güzel
٣١ (31)
(31)
Size yasak edilen büyük günahlardan kaçınırsanız, kusurlarınızı örter ve sizi şerefli bir yere yerleştiririz.
4:32
وَلَا göz dikmeyin walā
göz dikmeyin
تَتَمَنَّوْا۟ covet tatamannaw
covet
مَا şeylere
şeylere
فَضَّلَ üstün kıldığı faḍḍala
üstün kıldığı
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
بِهِۦ onunla bihi
onunla
بَعْضَكُمْ bir kısmınızı baʿḍakum
bir kısmınızı
عَلَىٰ karşı ʿalā
karşı
بَعْضٍۢ ۚ diğerine baʿḍin
diğerine
لِّلرِّجَالِ erkeklere vardır lilrrijāli
erkeklere vardır
نَصِيبٌۭ bir pay naṣībun
bir pay
مِّمَّا şeylerden mimmā
şeylerden
ٱكْتَسَبُوا۟ ۖ kazandıkları ik'tasabū
kazandıkları
وَلِلنِّسَآءِ ve kadınlara vardır walilnnisāi
ve kadınlara vardır
نَصِيبٌۭ bir pay naṣībun
bir pay
مِّمَّا şeylerden mimmā
şeylerden
ٱكْتَسَبْنَ ۚ kazandıkları ik'tasabna
kazandıkları
وَسْـَٔلُوا۟ isteyin wasalū
isteyin
ٱللَّهَ Alla'ın l-laha
Alla'ın
مِن lutfundan min
lutfundan
فَضْلِهِۦٓ ۗ His bounty faḍlihi
His bounty
إِنَّ kuşkusuz inna
kuşkusuz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
كَانَ her kāna
her
بِكُلِّ of every bikulli
of every
شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi
عَلِيمًۭا bilendir ʿalīman
bilendir
٣٢ (32)
(32)
Allah'ın sizi birbirinizden üstün kıldığı şeyleri özlemeyin. Erkeklere, kazandıklarından bir pay, kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allah'tan bol nimet isteyin. Doğrusu Allah her şeyi bilir.
4:33
وَلِكُلٍّۢ ve her birine walikullin
ve her birine
جَعَلْنَا kıldık jaʿalnā
kıldık
مَوَٰلِىَ varisler mawāliya
varisler
مِمَّا bıraktıklarından mimmā
bıraktıklarından
تَرَكَ (is) left taraka
(is) left
ٱلْوَٰلِدَانِ ana babanın l-wālidāni
ana babanın
وَٱلْأَقْرَبُونَ ۚ ve akrabanın wal-aqrabūna
ve akrabanın
وَٱلَّذِينَ ve kimselere wa-alladhīna
ve kimselere
عَقَدَتْ bağladığı ʿaqadat
bağladığı
أَيْمَـٰنُكُمْ yeminlerinizin aymānukum
yeminlerinizin
فَـَٔاتُوهُمْ verin faātūhum
verin
نَصِيبَهُمْ ۚ hisselerini naṣībahum
hisselerini
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
كَانَ üzerine kāna
üzerine
عَلَىٰ over ʿalā
over
كُلِّ her kulli
her
شَىْءٍۢ şeyi shayin
şeyi
شَهِيدًا şahittir shahīdan
şahittir
٣٣ (33)
(33)
Ana babanın ve yakınların bıraktıklarından her birine varisler kıldık. Kendileriyle yeminleştiğiniz kimselere hisselerini veriniz. Doğrusu Allah her şeye şahiddir.
4:34
ٱلرِّجَالُ erkekler al-rijālu
erkekler
قَوَّٰمُونَ yöneticidirler qawwāmūna
yöneticidirler
عَلَى üzerinde ʿalā
üzerinde
ٱلنِّسَآءِ kadınlar l-nisāi
kadınlar
بِمَا zira bimā
zira
فَضَّلَ üstün kılmıştır faḍḍala
üstün kılmıştır
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بَعْضَهُمْ bir kısmını baʿḍahum
bir kısmını
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
بَعْضٍۢ diğerinin baʿḍin
diğerinin
وَبِمَآ ve çünkü wabimā
ve çünkü
أَنفَقُوا۟ infak ederler anfaqū
infak ederler
مِنْ mallarından min
mallarından
أَمْوَٰلِهِمْ ۚ their wealth amwālihim
their wealth
فَٱلصَّـٰلِحَـٰتُ iyi kadınlar fal-ṣāliḥātu
iyi kadınlar
قَـٰنِتَـٰتٌ ita'atkar olup qānitātun
ita'atkar olup
حَـٰفِظَـٰتٌۭ korurlar ḥāfiẓātun
korurlar
لِّلْغَيْبِ gizliyi lil'ghaybi
gizliyi
بِمَا karşılık bimā
karşılık
حَفِظَ kendilerini korumasına ḥafiẓa
kendilerini korumasına
ٱللَّهُ ۚ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
وَٱلَّـٰتِى kadınlara wa-allātī
kadınlara
تَخَافُونَ korktuğunuz takhāfūna
korktuğunuz
نُشُوزَهُنَّ hırçınlık etmelerinden nushūzahunna
hırçınlık etmelerinden
فَعِظُوهُنَّ öğüt verin faʿiẓūhunna
öğüt verin
وَٱهْجُرُوهُنَّ onlara sokulmayın wa-uh'jurūhunna
onlara sokulmayın
فِى yataklarda
yataklarda
ٱلْمَضَاجِعِ the bed l-maḍājiʿi
the bed
وَٱضْرِبُوهُنَّ ۖ ve onları dövün wa-iḍ'ribūhunna
ve onları dövün
فَإِنْ eğer fa-in
eğer
أَطَعْنَكُمْ size ita'at ederlerse aṭaʿnakum
size ita'at ederlerse
فَلَا artık aramayın falā
artık aramayın
تَبْغُوا۟ seek tabghū
seek
عَلَيْهِنَّ onların aleyhine ʿalayhinna
onların aleyhine
سَبِيلًا ۗ başka bir yol sabīlan
başka bir yol
إِنَّ çünkü inna
çünkü
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
كَانَ yücedir kāna
yücedir
عَلِيًّۭا Most High ʿaliyyan
Most High
كَبِيرًۭا büyüktür kabīran
büyüktür
٣٤ (34)
(34)
Allah'ın kimini kimine üstün kılmasından ötürü ve erkeklerin, mallarından sarfetmelerinden dolayı erkekler kadınlar üzerine hakimdirler. İyi kadınlar, gönülden boyun eğenler ve Allah'ın korunmasını emrettiğini, kocasının bulunmadığı zaman da koruyanlardır. Serkeşlik etmelerinden endişelendiğiniz kadınlara öğüt verin, yataklarında onları yalnız bırakın, nihayet dövün. Size itaat ediyorlarsa aleyhlerine yol aramayın. Doğrusu Allah Yüce'dir, Büyük'tür.
4:35
وَإِنْ eğer wa-in
eğer
خِفْتُمْ endişe duyarsanız khif'tum
endişe duyarsanız
شِقَاقَ açılmasından shiqāqa
açılmasından
بَيْنِهِمَا aralarının baynihimā
aralarının
فَٱبْعَثُوا۟ gönderin fa-ib'ʿathū
gönderin
حَكَمًۭا bir hakem ḥakaman
bir hakem
مِّنْ erkeğin ailesinden min
erkeğin ailesinden
أَهْلِهِۦ his family ahlihi
his family
وَحَكَمًۭا ve bir hakem waḥakaman
ve bir hakem
مِّنْ kadının ailesinden min
kadının ailesinden
أَهْلِهَآ her family ahlihā
her family
إِن eğer in
eğer
يُرِيدَآ isterlerse yurīdā
isterlerse
إِصْلَـٰحًۭا uzlaştırmak iṣ'lāḥan
uzlaştırmak
يُوَفِّقِ bulur yuwaffiqi
bulur
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بَيْنَهُمَآ ۗ onların arasını baynahumā
onların arasını
إِنَّ çünkü inna
çünkü
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
كَانَ (herşeyi) bilendir kāna
(herşeyi) bilendir
عَلِيمًا All-Knower ʿalīman
All-Knower
خَبِيرًۭا haber alandır khabīran
haber alandır
٣٥ (35)
(35)
Karı kocanın arasının açılmasından endişelenirseniz, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin; bunlar düzeltmek isterlerse, Allah onların aralarını buldurur. Doğrusu Allah her şeyi Bilen ve haberdar olandır.
4:36
۞ وَٱعْبُدُوا۟ ve kulluk edin wa-uʿ'budū
ve kulluk edin
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
وَلَا ortak koşmayın walā
ortak koşmayın
تُشْرِكُوا۟ associate tush'rikū
associate
بِهِۦ O'na bihi
O'na
شَيْـًۭٔا ۖ hiçbir şeyi shayan
hiçbir şeyi
وَبِٱلْوَٰلِدَيْنِ ve ana babaya wabil-wālidayni
ve ana babaya
إِحْسَـٰنًۭا iyilik edin iḥ'sānan
iyilik edin
وَبِذِى ve wabidhī
ve
ٱلْقُرْبَىٰ akrabaya l-qur'bā
akrabaya
وَٱلْيَتَـٰمَىٰ ve öksüzlere wal-yatāmā
ve öksüzlere
وَٱلْمَسَـٰكِينِ ve yoksullara wal-masākīni
ve yoksullara
وَٱلْجَارِ ve komşuya wal-jāri
ve komşuya
ذِى yakın dhī
yakın
ٱلْقُرْبَىٰ near l-qur'bā
near
وَٱلْجَارِ ve komşuya wal-jāri
ve komşuya
ٱلْجُنُبِ uzak l-junubi
uzak
وَٱلصَّاحِبِ ve arkadaşa wal-ṣāḥibi
ve arkadaşa
بِٱلْجَنۢبِ yan(ınız)daki bil-janbi
yan(ınız)daki
وَٱبْنِ ve wa-ib'ni
ve
ٱلسَّبِيلِ yolcuya l-sabīli
yolcuya
وَمَا ve wamā
ve
مَلَكَتْ altında bulunanlara malakat
altında bulunanlara
أَيْمَـٰنُكُمْ ۗ ellerinizin aymānukum
ellerinizin
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَا sevmez
sevmez
يُحِبُّ love yuḥibbu
love
مَن kimselerin man
kimselerin
كَانَ kurumlu kāna
kurumlu
مُخْتَالًۭا [a] proud mukh'tālan
[a] proud
فَخُورًا böbürlenen fakhūran
böbürlenen
٣٦ (36)
(36)
Allah'a kulluk edin, O'na bir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve elinizin altında bulunan kimselere iyilik edin. Allah, kendini beğenip öğünenleri elbette sevmez.
4:37
ٱلَّذِينَ bunlar alladhīna
bunlar
يَبْخَلُونَ cimrilik ederler yabkhalūna
cimrilik ederler
وَيَأْمُرُونَ ve emrederler wayamurūna
ve emrederler
ٱلنَّاسَ insanlara l-nāsa
insanlara
بِٱلْبُخْلِ cimriliği bil-bukh'li
cimriliği
وَيَكْتُمُونَ ve gizlerler wayaktumūna
ve gizlerler
مَآ şeyi
şeyi
ءَاتَىٰهُمُ kendilerine verdiği ātāhumu
kendilerine verdiği
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
مِن bol hazinesinden min
bol hazinesinden
فَضْلِهِۦ ۗ His Bounty faḍlihi
His Bounty
وَأَعْتَدْنَا (biz de) hazırlamışızdır wa-aʿtadnā
(biz de) hazırlamışızdır
لِلْكَـٰفِرِينَ inkarcılar için lil'kāfirīna
inkarcılar için
عَذَابًۭا bir azab ʿadhāban
bir azab
مُّهِينًۭا alçaltıcı muhīnan
alçaltıcı
٣٧ (37)
(37)
Onlar cimrilik ederler, insanlara cimrilik tavsiyesinde bulunurlar, Allah'ın bol nimetinden kendilerine verdiğini gizlerler. Kafirlere aşağılık bir azab hazırlamışızdır.
4:38
وَٱلَّذِينَ bunlar wa-alladhīna
bunlar
يُنفِقُونَ verirler yunfiqūna
verirler
أَمْوَٰلَهُمْ mallarını amwālahum
mallarını
رِئَآءَ gösteriş için riāa
gösteriş için
ٱلنَّاسِ insanlara l-nāsi
insanlara
وَلَا inanmazlar walā
inanmazlar
يُؤْمِنُونَ they believe yu'minūna
they believe
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَلَا ve gününe walā
ve gününe
بِٱلْيَوْمِ in the Day bil-yawmi
in the Day
ٱلْـَٔاخِرِ ۗ ahiret l-ākhiri
ahiret
وَمَن kimin waman
kimin
يَكُنِ ise yakuni
ise
ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan l-shayṭānu
şeytan
لَهُۥ o(nun) lahu
o(nun)
قَرِينًۭا arkadaşı qarīnan
arkadaşı
فَسَآءَ ne kötü fasāa
ne kötü
قَرِينًۭا bir arkadaş(ı var)dır qarīnan
bir arkadaş(ı var)dır
٣٨ (38)
(38)
Mallarını insanlara gösteriş için sarfedip, Allah'a ve ahiret gününe inanmayanları da Allah sevmez. Şeytanın arkadaş olduğu kimsenin ne fena arkadaşı vardır!
4:39
وَمَاذَا ne olurdu wamādhā
ne olurdu
عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara
لَوْ sanki law
sanki
ءَامَنُوا۟ inansalardı āmanū
inansalardı
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ ve gününe wal-yawmi
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ahiret l-ākhiri
ahiret
وَأَنفَقُوا۟ ve harcasalardı wa-anfaqū
ve harcasalardı
مِمَّا kendilerine verdiği rızıktan mimmā
kendilerine verdiği rızıktan
رَزَقَهُمُ (has) provided them razaqahumu
(has) provided them
ٱللَّهُ ۚ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
وَكَانَ ve idi wakāna
ve idi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِهِمْ onları bihim
onları
عَلِيمًا biliyor ʿalīman
biliyor
٣٩ (39)
(39)
Bunlar Allah'a, ahiret gününe inanmış, Allah'ın verdiği rızıklardan sarfetmiş olsalardı ne zararı olurdu? Oysa Allah onları bilir.
4:40
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَا haksızlık etmez
haksızlık etmez
يَظْلِمُ wrong yaẓlimu
wrong
مِثْقَالَ kadar mith'qāla
kadar
ذَرَّةٍۢ ۖ zerre dharratin
zerre
وَإِن eğer wa-in
eğer
تَكُ olsa taku
olsa
حَسَنَةًۭ (zerre miktarı) bir iyilik ḥasanatan
(zerre miktarı) bir iyilik
يُضَـٰعِفْهَا onu kat kat yapar yuḍāʿif'hā
onu kat kat yapar
وَيُؤْتِ ve verir wayu'ti
ve verir
مِن kendi katından min
kendi katından
لَّدُنْهُ near Him ladun'hu
near Him
أَجْرًا bir mükafat ajran
bir mükafat
عَظِيمًۭا büyük ʿaẓīman
büyük
٤٠ (40)
(40)
Allah şüphesiz zerre kadar haksızlık yapmaz, zerre kadar iyilik olsa onu kat kat arttırır ve yapana büyük ecir verir.
4:41
فَكَيْفَ (halleri) nice olur? fakayfa
(halleri) nice olur?
إِذَا zaman idhā
zaman
جِئْنَا getirdiğimiz ji'nā
getirdiğimiz
مِن her min
her
كُلِّ every kulli
every
أُمَّةٍۭ ümmetten ummatin
ümmetten
بِشَهِيدٍۢ bir şahid bishahīdin
bir şahid
وَجِئْنَا ve getirdiğimizde waji'nā
ve getirdiğimizde
بِكَ seni de bika
seni de
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
هَـٰٓؤُلَآءِ bunlar hāulāi
bunlar
شَهِيدًۭا şahid olarak shahīdan
şahid olarak
٤١ (41)
(41)
Her ümmete bir şahid getirdiğimiz ve seni de bunlara şahid getirdiğimiz vakit durumları nasıl olacak?
4:42
يَوْمَئِذٍۢ o gün yawma-idhin
o gün
يَوَدُّ isterler yawaddu
isterler
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
وَعَصَوُا۟ ve karşı gelenler waʿaṣawū
ve karşı gelenler
ٱلرَّسُولَ Elçi'ye l-rasūla
Elçi'ye
لَوْ (mümkün olsa) law
(mümkün olsa)
تُسَوَّىٰ bir olmayı tusawwā
bir olmayı
بِهِمُ yer ile bihimu
yer ile
ٱلْأَرْضُ the earth l-arḍu
the earth
وَلَا ve gizleyemezler walā
ve gizleyemezler
يَكْتُمُونَ they will (be able to) hide yaktumūna
they will (be able to) hide
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
حَدِيثًۭا (hiçbir) söz ḥadīthan
(hiçbir) söz
٤٢ (42)
(42)
O gün, inkar edip Peygambere baş kaldırmış olanlar, yerle bir olmayı ne kadar isterler ve Allah'tan bir söz gizleyemezler.
4:43
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
لَا yaklaşmayın
yaklaşmayın
تَقْرَبُوا۟ go near taqrabū
go near
ٱلصَّلَوٰةَ namaza l-ṣalata
namaza
وَأَنتُمْ ve siz wa-antum
ve siz
سُكَـٰرَىٰ sarhoşken sukārā
sarhoşken
حَتَّىٰ ki ḥattā
ki
تَعْلَمُوا۟ bilesiniz taʿlamū
bilesiniz
مَا ne dediğinizi
ne dediğinizi
تَقُولُونَ you are saying taqūlūna
you are saying
وَلَا ve (yaklaşmayın) walā
ve (yaklaşmayın)
جُنُبًا cünüp iken junuban
cünüp iken
إِلَّا dışında illā
dışında
عَابِرِى geçici olmanız ʿābirī
geçici olmanız
سَبِيلٍ yoldan sabīlin
yoldan
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
تَغْتَسِلُوا۟ ۚ yıkanıncaya taghtasilū
yıkanıncaya
وَإِن eğer wa-in
eğer
كُنتُم iseniz kuntum
iseniz
مَّرْضَىٰٓ hasta marḍā
hasta
أَوْ yahut aw
yahut
عَلَىٰ üzerinde ʿalā
üzerinde
سَفَرٍ yolculuk safarin
yolculuk
أَوْ yahut aw
yahut
جَآءَ gelmişse jāa
gelmişse
أَحَدٌۭ biriniz aḥadun
biriniz
مِّنكُم sizden minkum
sizden
مِّنَ tuvaletten mina
tuvaletten
ٱلْغَآئِطِ the toilet l-ghāiṭi
the toilet
أَوْ yahut aw
yahut
لَـٰمَسْتُمُ dokunmuşsanız lāmastumu
dokunmuşsanız
ٱلنِّسَآءَ kadınlara l-nisāa
kadınlara
فَلَمْ bulamadığınız takdirde falam
bulamadığınız takdirde
تَجِدُوا۟ you find tajidū
you find
مَآءًۭ su māan
su
فَتَيَمَّمُوا۟ teyemmüm edin fatayammamū
teyemmüm edin
صَعِيدًۭا toprağa ṣaʿīdan
toprağa
طَيِّبًۭا temiz ṭayyiban
temiz
فَٱمْسَحُوا۟ sürün fa-im'saḥū
sürün
بِوُجُوهِكُمْ yüzlerinize biwujūhikum
yüzlerinize
وَأَيْدِيكُمْ ۗ ve ellerinize wa-aydīkum
ve ellerinize
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
كَانَ çok affedendir kāna
çok affedendir
عَفُوًّا Oft-Pardoning ʿafuwwan
Oft-Pardoning
غَفُورًا çok bağışlayandır ghafūran
çok bağışlayandır
٤٣ (43)
(43)
Ey İnananlar! Sarhoşken, ne dediğinizi bilene kadar, cünübken, yolcu olan müstesna gusledene kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta iseniz yahut biriniz ayak yolundan gelmişseniz veya kadınlara yaklaşmışsanız ve bu durumlarda su bulamamışsanız tertemiz bir toprağa teyemmüm edin, yüzlerinize ve ellerinize sürün. Allah affeder ve bağışlar.
4:44
أَلَمْ görmedin mi? alam
görmedin mi?
تَرَ you see tara
you see
إِلَى kimselerin ilā
kimselerin
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
أُوتُوا۟ kendilerine verilen ūtū
kendilerine verilen
نَصِيبًۭا bir pay naṣīban
bir pay
مِّنَ Kitaptan mina
Kitaptan
ٱلْكِتَـٰبِ the Book l-kitābi
the Book
يَشْتَرُونَ satın alıyorlar yashtarūna
satın alıyorlar
ٱلضَّلَـٰلَةَ sapıklığı l-ḍalālata
sapıklığı
وَيُرِيدُونَ ve istiyorlar wayurīdūna
ve istiyorlar
أَن sizin sapıtmanızı an
sizin sapıtmanızı
تَضِلُّوا۟ you stray taḍillū
you stray
ٱلسَّبِيلَ yolu l-sabīla
yolu
٤٤ (44)
(44)
Kendilerine Kitap'dan bir pay verilenlerin sapıklığı satın aldıklarını ve sizin yolu sapıtmanızı istediklerini görmüyor musun?
4:45
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
أَعْلَمُ daha iyi bilir aʿlamu
daha iyi bilir
بِأَعْدَآئِكُمْ ۚ sizin düşmanlarınızı bi-aʿdāikum
sizin düşmanlarınızı
وَكَفَىٰ yeter wakafā
yeter
بِٱللَّهِ Allah bil-lahi
Allah
وَلِيًّۭا dost olarak waliyyan
dost olarak
وَكَفَىٰ yeter wakafā
yeter
بِٱللَّهِ Allah bil-lahi
Allah
نَصِيرًۭا yardımcı olarak naṣīran
yardımcı olarak
٤٥ (45)
(45)
Allah, düşmanlarınızı çok iyi bilir. Allah size dost olarak da yeter, yardımcı olarak da yeter.
4:46
مِّنَ öyleleri var ki mina
öyleleri var ki
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
هَادُوا۟ Yahudilerden hādū
Yahudilerden
يُحَرِّفُونَ kaydırıyorlar yuḥarrifūna
kaydırıyorlar
ٱلْكَلِمَ kelimeleri l-kalima
kelimeleri
عَن yerlerinden; ʿan
yerlerinden;
مَّوَاضِعِهِۦ their places mawāḍiʿihi
their places
وَيَقُولُونَ ve diyorlar wayaqūlūna
ve diyorlar
سَمِعْنَا işittik samiʿ'nā
işittik
وَعَصَيْنَا ve isyan ettik waʿaṣaynā
ve isyan ettik
وَٱسْمَعْ ve dinle wa-is'maʿ
ve dinle
غَيْرَ dinlemez olası ghayra
dinlemez olası
مُسْمَعٍۢ to be heard mus'maʿin
to be heard
وَرَٰعِنَا ve ra'ina warāʿinā
ve ra'ina
لَيًّۢا eğip bükerek layyan
eğip bükerek
بِأَلْسِنَتِهِمْ dillerini bi-alsinatihim
dillerini
وَطَعْنًۭا ve taşlayarak waṭaʿnan
ve taşlayarak
فِى dini
dini
ٱلدِّينِ ۚ the religion l-dīni
the religion
وَلَوْ keşke (eğer) walaw
keşke (eğer)
أَنَّهُمْ onlar annahum
onlar
قَالُوا۟ deselerdi qālū
deselerdi
سَمِعْنَا işittik samiʿ'nā
işittik
وَأَطَعْنَا ve ita'at ettik wa-aṭaʿnā
ve ita'at ettik
وَٱسْمَعْ ve dinle wa-is'maʿ
ve dinle
وَٱنظُرْنَا ve bize bak wa-unẓur'nā
ve bize bak
لَكَانَ elbette olurdu lakāna
elbette olurdu
خَيْرًۭا daha iyi khayran
daha iyi
لَّهُمْ kendileri için lahum
kendileri için
وَأَقْوَمَ ve daha sağlam wa-aqwama
ve daha sağlam
وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat
لَّعَنَهُمُ onları la'netlemiştir laʿanahumu
onları la'netlemiştir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِكُفْرِهِمْ inkarlarından dolayı bikuf'rihim
inkarlarından dolayı
فَلَا inanmazlar falā
inanmazlar
يُؤْمِنُونَ they believe yu'minūna
they believe
إِلَّا hariç illā
hariç
قَلِيلًۭا pek azı qalīlan
pek azı
٤٦ (46)
(46)
Yahudilerden, sözleri yerlerinden değiştirip: "İşittik ve karşı geldik, kulak vermeyerek dinle" ve dillerini eğip bükerek ve dini yererek: "Bizi de dinle" diyenler vardır. Şayet: "İşittik ve itaat ettik, dinle ve bizi gözet" demiş olsalardı, onlar için daha iyi daha doğru olurdu. İşte Allah inkarları yüzünden onlara lanet etmiştir. Onların ancak pek azı inanır.
4:47
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
أُوتُوا۟ verilen(ler) ūtū
verilen(ler)
ٱلْكِتَـٰبَ Kitap l-kitāba
Kitap
ءَامِنُوا۟ inanın āminū
inanın
بِمَا şeye (Kur'ana) bimā
şeye (Kur'ana)
نَزَّلْنَا indirdiğimiz nazzalnā
indirdiğimiz
مُصَدِّقًۭا doğrulayıcı olarak muṣaddiqan
doğrulayıcı olarak
لِّمَا yanınızdakini limā
yanınızdakini
مَعَكُم with you maʿakum
with you
مِّن önce min
önce
قَبْلِ before qabli
before
أَن biz silip an
biz silip
نَّطْمِسَ We efface naṭmisa
We efface
وُجُوهًۭا bazı yüzleri wujūhan
bazı yüzleri
فَنَرُدَّهَا döndürmemizden fanaruddahā
döndürmemizden
عَلَىٰٓ üzerine ʿalā
üzerine
أَدْبَارِهَآ arkaları adbārihā
arkaları
أَوْ ya da aw
ya da
نَلْعَنَهُمْ onları da la'netlememizden nalʿanahum
onları da la'netlememizden
كَمَا gibi kamā
gibi
لَعَنَّآ la'netlediğimiz laʿannā
la'netlediğimiz
أَصْحَـٰبَ adamlarını aṣḥāba
adamlarını
ٱلسَّبْتِ ۚ cumartesi l-sabti
cumartesi
وَكَانَ buyruğu wakāna
buyruğu
أَمْرُ (the) command amru
(the) command
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
مَفْعُولًا yapılır mafʿūlan
yapılır
٤٧ (47)
(47)
Ey Kitap verilenler! Yüzleri silip arkaya çevirerek enseler gibi dümdüz yapmadan, yahut cumartesi güncüleri lanetlediğimiz gibi lanetlemeden önce, yanınızdakini tasdik ederek indirdiğimiz Kuran'a inanın; Allah'ın emri daima yapılagelmiştir.
4:48
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَا bağışlamaz
bağışlamaz
يَغْفِرُ forgive yaghfiru
forgive
أَن ortak koşulmasını an
ortak koşulmasını
يُشْرَكَ partners be associated yush'raka
partners be associated
بِهِۦ kendisine bihi
kendisine
وَيَغْفِرُ ve bağışlar wayaghfiru
ve bağışlar
مَا başkasını
başkasını
دُونَ other than dūna
other than
ذَٰلِكَ bundan dhālika
bundan
لِمَن kimseden liman
kimseden
يَشَآءُ ۚ dilediği yashāu
dilediği
وَمَن ve kimse waman
ve kimse
يُشْرِكْ ortak koşan yush'rik
ortak koşan
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
فَقَدِ gerçekten faqadi
gerçekten
ٱفْتَرَىٰٓ iftira etmiştir if'tarā
iftira etmiştir
إِثْمًا bir günah ith'man
bir günah
عَظِيمًا büyük ʿaẓīman
büyük
٤٨ (48)
(48)
Allah kendisine ortak koşmayı elbette bağışlamaz, bundan başkasını dilediğine bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse, şüphesiz büyük bir günahla iftira etmiş olur.
4:49
أَلَمْ görmedin mi? alam
görmedin mi?
تَرَ you see tara
you see
إِلَى şu ilā
şu
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
يُزَكُّونَ övüp yüceltenleri yuzakkūna
övüp yüceltenleri
أَنفُسَهُم ۚ kendilerini anfusahum
kendilerini
بَلِ Hayır ancak' bali
Hayır ancak'
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
يُزَكِّى yüceltir yuzakkī
yüceltir
مَن dilediğini man
dilediğini
يَشَآءُ He wills yashāu
He wills
وَلَا onlara zulmedilmez walā
onlara zulmedilmez
يُظْلَمُونَ they will be wronged yuẓ'lamūna
they will be wronged
فَتِيلًا kıl kadar fatīlan
kıl kadar
٤٩ (49)
(49)
Kendilerini temize çıkaranları görmedin mi? Allah dilediğini temize çıkarır ve kendilerine kıl kadar haksızlık yapmaz.
4:50
ٱنظُرْ bak unẓur
bak
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
يَفْتَرُونَ uyduruyorlar yaftarūna
uyduruyorlar
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
ٱلْكَذِبَ ۖ yalan l-kadhiba
yalan
وَكَفَىٰ ve yeter wakafā
ve yeter
بِهِۦٓ bu (onlara) bihi
bu (onlara)
إِثْمًۭا bir günah olarak ith'man
bir günah olarak
مُّبِينًا apaçık mubīnan
apaçık
٥٠ (50)
(50)
Allah'a nasıl yalan yere iftira ettiklerine bir bak. Bu, apaçık bir günah olarak yeter.
4:51
أَلَمْ görmedin mi? alam
görmedin mi?
تَرَ you see tara
you see
إِلَى kendilerine ilā
kendilerine
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
أُوتُوا۟ verilenleri ūtū
verilenleri
نَصِيبًۭا bir pay naṣīban
bir pay
مِّنَ Kitaptan mina
Kitaptan
ٱلْكِتَـٰبِ the Book l-kitābi
the Book
يُؤْمِنُونَ inanıyorlar yu'minūna
inanıyorlar
بِٱلْجِبْتِ cibt'e bil-jib'ti
cibt'e
وَٱلطَّـٰغُوتِ ve tağut'a wal-ṭāghūti
ve tağut'a
وَيَقُولُونَ ve diyorlar wayaqūlūna
ve diyorlar
لِلَّذِينَ için lilladhīna
için
كَفَرُوا۟ inkar edenler kafarū
inkar edenler
هَـٰٓؤُلَآءِ bunlar hāulāi
bunlar
أَهْدَىٰ daha doğru ahdā
daha doğru
مِنَ kimselerden mina
kimselerden
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
سَبِيلًا yolda(dırlar) sabīlan
yolda(dırlar)
٥١ (51)
(51)
Kendilerine kitap verilmiş olanların, puta ve şeytana kanıp, inkar edenlere: "Bunlar, inananlardan daha doğru yoldadırlar" dediklerini görmedin mi?
4:52
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar
ٱلَّذِينَ la'netlediği (insanlardır) alladhīna
la'netlediği (insanlardır)
لَعَنَهُمُ (who have been) cursed laʿanahumu
(who have been) cursed
ٱللَّهُ ۖ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
وَمَن kimi waman
kimi
يَلْعَنِ la'netlerse yalʿani
la'netlerse
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
فَلَن artık bulamazsın falan
artık bulamazsın
تَجِدَ will you find tajida
will you find
لَهُۥ onun için lahu
onun için
نَصِيرًا (hiçbir) yardımcı naṣīran
(hiçbir) yardımcı
٥٢ (52)
(52)
İşte, Allah'ın lanetledikleri onlardır. Allah'ın lanetlediği kişiye asla yardımcı bulamayacaksın.
4:53
أَمْ yoksa am
yoksa
لَهُمْ onların var mı? lahum
onların var mı?
نَصِيبٌۭ bir payı naṣībun
bir payı
مِّنَ mülkten mina
mülkten
ٱلْمُلْكِ the Kingdom l-mul'ki
the Kingdom
فَإِذًۭا öyle olsaydı fa-idhan
öyle olsaydı
لَّا vermezlerdi
vermezlerdi
يُؤْتُونَ they give yu'tūna
they give
ٱلنَّاسَ insanlara l-nāsa
insanlara
نَقِيرًا bir çekirdek zerresi bile naqīran
bir çekirdek zerresi bile
٥٣ (53)
(53)
Yoksa onların hükümranlıktan bir payı mı var? O zaman insanlara bir çekirdek parçası bile vermezler.
4:54
أَمْ yoksa am
yoksa
يَحْسُدُونَ kıskanıyorlar mı yaḥsudūna
kıskanıyorlar mı
ٱلنَّاسَ insanlara l-nāsa
insanlara
عَلَىٰ yüzünden ʿalā
yüzünden
مَآ şeyi (vahiyleri)
şeyi (vahiyleri)
ءَاتَىٰهُمُ verdiği ātāhumu
verdiği
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
مِن lutfundan min
lutfundan
فَضْلِهِۦ ۖ His Bounty faḍlihi
His Bounty
فَقَدْ oysa faqad
oysa
ءَاتَيْنَآ biz verdik ātaynā
biz verdik
ءَالَ soyuna āla
soyuna
إِبْرَٰهِيمَ İbrahim ib'rāhīma
İbrahim
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı
وَٱلْحِكْمَةَ ve hikmeti wal-ḥik'mata
ve hikmeti
وَءَاتَيْنَـٰهُم ve onlara verdik waātaynāhum
ve onlara verdik
مُّلْكًا bir mülk mul'kan
bir mülk
عَظِيمًۭا büyük ʿaẓīman
büyük
٥٤ (54)
(54)
Yoksa Allah'ın bol nimetinden verdiği kimseleri mi çekemiyorlar? Oysa İbrahim ailesine kitap ve hikmet verdik, onlara büyük hükümranlık bahşettik.
4:55
فَمِنْهُم onlardan famin'hum
onlardan
مَّنْ kimi man
kimi
ءَامَنَ inandı āmana
inandı
بِهِۦ O(Hak Kitabı)na bihi
O(Hak Kitabı)na
وَمِنْهُم onlardan wamin'hum
onlardan
مَّن kimi de man
kimi de
صَدَّ yüz çevirdi ṣadda
yüz çevirdi
عَنْهُ ۚ ondan ʿanhu
ondan
وَكَفَىٰ öylesine de yetti wakafā
öylesine de yetti
بِجَهَنَّمَ cehennem bijahannama
cehennem
سَعِيرًا çılgın alevli saʿīran
çılgın alevli
٥٥ (55)
(55)
Onlardan ona inananlar ve yüz çevirenler vardı. Çılgın bir alev olarak cehennem yeter. Doğrusu, ayetlerimizi inkar edenleri ateşe sokacağız; derilerinin her yanışında, azabı tatmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz. Allah güçlüdür, Hakim'dir.
4:56
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
كَفَرُوا۟ inkar eden(leri) kafarū
inkar eden(leri)
بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi
سَوْفَ yakında sawfa
yakında
نُصْلِيهِمْ sokacağız nuṣ'līhim
sokacağız
نَارًۭا bir ateşe nāran
bir ateşe
كُلَّمَا her kullamā
her
نَضِجَتْ piştikçe naḍijat
piştikçe
جُلُودُهُم derileri julūduhum
derileri
بَدَّلْنَـٰهُمْ değiştireceğiz baddalnāhum
değiştireceğiz
جُلُودًا derileri julūdan
derileri
غَيْرَهَا başkasıyla ghayrahā
başkasıyla
لِيَذُوقُوا۟ tadsınlar diye liyadhūqū
tadsınlar diye
ٱلْعَذَابَ ۗ azabı l-ʿadhāba
azabı
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
كَانَ daima üstündür kāna
daima üstündür
عَزِيزًا All-Mighty ʿazīzan
All-Mighty
حَكِيمًۭا hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīman
hüküm ve hikmet sahibidir
٥٦ (56)
(56)
Onlardan ona inananlar ve yüz çevirenler vardı. Çılgın bir alev olarak cehennem yeter. Doğrusu, ayetlerimizi inkar edenleri ateşe sokacağız; derilerinin her yanışında, azabı tatmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz. Allah güçlüdür, Hakim'dir.
4:57
وَٱلَّذِينَ kimseleri wa-alladhīna
kimseleri
ءَامَنُوا۟ inanan āmanū
inanan
وَعَمِلُوا۟ ve yapanları waʿamilū
ve yapanları
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler
سَنُدْخِلُهُمْ sokacağız sanud'khiluhum
sokacağız
جَنَّـٰتٍۢ cennetlere jannātin
cennetlere
تَجْرِى akan tajrī
akan
مِن altlarından min
altlarından
تَحْتِهَا underneath it taḥtihā
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar
خَـٰلِدِينَ kalacaklardır khālidīna
kalacaklardır
فِيهَآ orada fīhā
orada
أَبَدًۭا ۖ sürekli abadan
sürekli
لَّهُمْ kendilerine vardır lahum
kendilerine vardır
فِيهَآ orada fīhā
orada
أَزْوَٰجٌۭ eşler de azwājun
eşler de
مُّطَهَّرَةٌۭ ۖ tertemiz muṭahharatun
tertemiz
وَنُدْخِلُهُمْ ve onları sokacağız wanud'khiluhum
ve onları sokacağız
ظِلًّۭا bir gölgeye ẓillan
bir gölgeye
ظَلِيلًا (hiç güneş sızmayan) eşsiz ẓalīlan
(hiç güneş sızmayan) eşsiz
٥٧ (57)
(57)
İnanıp yararlı iş işleyenleri içinde temelli ve ebedi kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Onlara orada tertemiz eşler vardır. Onları en koyu gölgeliklere yerleştireceğiz.
4:58
۞ إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يَأْمُرُكُمْ size emreder yamurukum
size emreder
أَن vermenizi an
vermenizi
تُؤَدُّوا۟ render tu-addū
render
ٱلْأَمَـٰنَـٰتِ emanetleri l-amānāti
emanetleri
إِلَىٰٓ ehline ilā
ehline
أَهْلِهَا their owners ahlihā
their owners
وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman
حَكَمْتُم hükmettiğiniz ḥakamtum
hükmettiğiniz
بَيْنَ arasında bayna
arasında
ٱلنَّاسِ insanlar l-nāsi
insanlar
أَن hükmetmenizi an
hükmetmenizi
تَحْكُمُوا۟ judge taḥkumū
judge
بِٱلْعَدْلِ ۚ adaletle bil-ʿadli
adaletle
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
نِعِمَّا ne güzel niʿimmā
ne güzel
يَعِظُكُم size öğüt veriyor yaʿiẓukum
size öğüt veriyor
بِهِۦٓ ۗ onunla bihi
onunla
إِنَّ doğrusu inna
doğrusu
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
كَانَ işitendir kāna
işitendir
سَمِيعًۢا All-Hearing samīʿan
All-Hearing
بَصِيرًۭا görendir baṣīran
görendir
٥٨ (58)
(58)
Hiç şüphesiz Allah size, emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah işitir ve görür.
4:59
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوٓا۟ iman eden(ler) āmanū
iman eden(ler)
أَطِيعُوا۟ ita'at edin aṭīʿū
ita'at edin
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
وَأَطِيعُوا۟ ve ita'at edin wa-aṭīʿū
ve ita'at edin
ٱلرَّسُولَ Elçiye l-rasūla
Elçiye
وَأُو۟لِى ve sahibine wa-ulī
ve sahibine
ٱلْأَمْرِ buyruk l-amri
buyruk
مِنكُمْ ۖ sizden olan minkum
sizden olan
فَإِن eğer fa-in
eğer
تَنَـٰزَعْتُمْ anlaşmazlığa düşerseniz tanāzaʿtum
anlaşmazlığa düşerseniz
فِى hakkında
hakkında
شَىْءٍۢ herhangi bir şey shayin
herhangi bir şey
فَرُدُّوهُ onu götürün faruddūhu
onu götürün
إِلَى Allah'a ilā
Allah'a
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَٱلرَّسُولِ ve Elçiye wal-rasūli
ve Elçiye
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz
تُؤْمِنُونَ inanıyor tu'minūna
inanıyor
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ ve gününe wal-yawmi
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ۚ ahiret l-ākhiri
ahiret
ذَٰلِكَ bu dhālika
bu
خَيْرٌۭ daha iyidir khayrun
daha iyidir
وَأَحْسَنُ ve daha güzeldir wa-aḥsanu
ve daha güzeldir
تَأْوِيلًا sonuç bakımından da tawīlan
sonuç bakımından da
٥٩ (59)
(59)
Ey İnananlar! Allah'a itaat edin, Peygambere ve sizden buyruk sahibi olanlara itaat edin. Eğer bir şeyde çekişirseniz, Allah'a ve ahiret gününe inanmışsanız onun halini Allah'a ve Peygambere bırakın. Bu, hayırlı ve netice itibariyle en güzeldir.
4:60
أَلَمْ görmedin mi alam
görmedin mi
تَرَ you see tara
you see
إِلَى kimseleri ilā
kimseleri
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
يَزْعُمُونَ zanneden(leri) yazʿumūna
zanneden(leri)
أَنَّهُمْ sadece kendilerinin annahum
sadece kendilerinin
ءَامَنُوا۟ inandıklarını āmanū
inandıklarını
بِمَآ şeylere bimā
şeylere
أُنزِلَ indirilene unzila
indirilene
إِلَيْكَ sana ilayka
sana
وَمَآ ve şeylere wamā
ve şeylere
أُنزِلَ indirilene unzila
indirilene
مِن ve senden önce min
ve senden önce
قَبْلِكَ before you qablika
before you
يُرِيدُونَ istiyorlar yurīdūna
istiyorlar
أَن hakem olarak başvurmak an
hakem olarak başvurmak
يَتَحَاكَمُوٓا۟ go for judgment yataḥākamū
go for judgment
إِلَى tağuta ilā
tağuta
ٱلطَّـٰغُوتِ the false deities l-ṭāghūti
the false deities
وَقَدْ oysa waqad
oysa
أُمِرُوٓا۟ emredilmişti umirū
emredilmişti
أَن inkar etmeleri an
inkar etmeleri
يَكْفُرُوا۟ reject yakfurū
reject
بِهِۦ onu bihi
onu
وَيُرِيدُ ve istiyor wayurīdu
ve istiyor
ٱلشَّيْطَـٰنُ Şeytan da l-shayṭānu
Şeytan da
أَن onları saptırmak an
onları saptırmak
يُضِلَّهُمْ mislead them yuḍillahum
mislead them
ضَلَـٰلًۢا sapkınlıkla ḍalālan
sapkınlıkla
بَعِيدًۭا iyice baʿīdan
iyice
٦٠ (60)
(60)
Sana indirilen Kuran'a ve senden önce indirilenlere inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Putlarının önünde muhakeme olunmalarını isterler. Oysa, onları tanımamakla emr olunmuşlardı. Şeytan onları derin bir sapıklığa saptırmak ister.
4:61
وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman
قِيلَ dendiği qīla
dendiği
لَهُمْ kendilerine lahum
kendilerine
تَعَالَوْا۟ gelin taʿālaw
gelin
إِلَىٰ şeye ilā
şeye
مَآ what
what
أَنزَلَ indirdiği(ne) anzala
indirdiği(ne)
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
وَإِلَى ve wa-ilā
ve
ٱلرَّسُولِ Elçiye l-rasūli
Elçiye
رَأَيْتَ görürsün ra-ayta
görürsün
ٱلْمُنَـٰفِقِينَ o ikiyüzlülerin l-munāfiqīna
o ikiyüzlülerin
يَصُدُّونَ uzaklaştıklarını yaṣuddūna
uzaklaştıklarını
عَنكَ senden ʿanka
senden
صُدُودًۭا büsbütün uzaklaşmakla ṣudūdan
büsbütün uzaklaşmakla
٦١ (61)
(61)
Onlara: "Allah'ın indirdiğine ve Peygambere gelin" dendiği zaman, münafıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.
4:62
فَكَيْفَ nasıl fakayfa
nasıl
إِذَآ ne zaman ki idhā
ne zaman ki
أَصَـٰبَتْهُم başlarına gelince aṣābathum
başlarına gelince
مُّصِيبَةٌۢ bir felaket muṣībatun
bir felaket
بِمَا yüzünden bimā
yüzünden
قَدَّمَتْ yaptıkları (kötülükler) qaddamat
yaptıkları (kötülükler)
أَيْدِيهِمْ elleriyle aydīhim
elleriyle
ثُمَّ sonra hemen thumma
sonra hemen
جَآءُوكَ sana gelirler jāūka
sana gelirler
يَحْلِفُونَ yemin ederler yaḥlifūna
yemin ederler
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
إِنْ diye in
diye
أَرَدْنَآ biz istedik aradnā
biz istedik
إِلَّآ sadece illā
sadece
إِحْسَـٰنًۭا iyilik etmek iḥ'sānan
iyilik etmek
وَتَوْفِيقًا ve uzlaştırmak watawfīqan
ve uzlaştırmak
٦٢ (62)
(62)
Başlarına kendi işlediklerinden ötürü bir musibet çattığında sana gelip: "Biz, iyilik etmek ve uzlaştırmaktan başka bir şey istemedik" diye de nasıl Allah'a yemin ederler?
4:63
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte
ٱلَّذِينَ onlar ki alladhīna
onlar ki
يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مَا olanı
olanı
فِى onların kalblerinde
onların kalblerinde
قُلُوبِهِمْ their hearts qulūbihim
their hearts
فَأَعْرِضْ aldırma fa-aʿriḍ
aldırma
عَنْهُمْ onlara ʿanhum
onlara
وَعِظْهُمْ ve onlara öğüt ver waʿiẓ'hum
ve onlara öğüt ver
وَقُل ve söyle waqul
ve söyle
لَّهُمْ onların lahum
onların
فِىٓ içlerine işleyecek
içlerine işleyecek
أَنفُسِهِمْ their souls anfusihim
their souls
قَوْلًۢا bir söz qawlan
bir söz
بَلِيغًۭا güzel balīghan
güzel
٦٣ (63)
(63)
İşte bunlarin kalblerinde olanı Allah bilir. Onlardan yüz çevir, onlara öğüt ver, kendilerine tesirli sözler söyle.
4:64
وَمَآ biz göndermedik wamā
biz göndermedik
أَرْسَلْنَا We sent arsalnā
We sent
مِن hiçbir min
hiçbir
رَّسُولٍ elçiyi rasūlin
elçiyi
إِلَّا başka bir amaçla illā
başka bir amaçla
لِيُطَاعَ ita'at edilmekten liyuṭāʿa
ita'at edilmekten
بِإِذْنِ izniyle bi-idh'ni
izniyle
ٱللَّهِ ۚ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَلَوْ eğer walaw
eğer
أَنَّهُمْ onlar annahum
onlar
إِذ zaman idh
zaman
ظَّلَمُوٓا۟ zulmettikleri ẓalamū
zulmettikleri
أَنفُسَهُمْ kendilerine anfusahum
kendilerine
جَآءُوكَ sana gelseler jāūka
sana gelseler
فَٱسْتَغْفَرُوا۟ bağışlanma dileseler fa-is'taghfarū
bağışlanma dileseler
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
وَٱسْتَغْفَرَ ve bağışlanmasını dileseydi wa-is'taghfara
ve bağışlanmasını dileseydi
لَهُمُ onların lahumu
onların
ٱلرَّسُولُ Elçi l-rasūlu
Elçi
لَوَجَدُوا۟ elbette bulurlardı lawajadū
elbette bulurlardı
ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı
تَوَّابًۭا affedici tawwāban
affedici
رَّحِيمًۭا merhametli raḥīman
merhametli
٦٤ (64)
(64)
Biz her peygamberi ancak, Allah'ın izniyle, itaat olunması için gönderdik. Onlar, kendilerine yazık ettiklerinde, sana gelip Allah'tan mağfiret dileseler ve Peygamber de onlara mağfiret dileseydi, Allah'ın tevbeleri daima kabul ve merhamet eden olduğunu görürlerdi.
4:65
فَلَا hayır falā
hayır
وَرَبِّكَ Rabin hakkı için warabbika
Rabin hakkı için
لَا olmazlar
olmazlar
يُؤْمِنُونَ inanmış yu'minūna
inanmış
حَتَّىٰ seni hakem yaparak ḥattā
seni hakem yaparak
يُحَكِّمُوكَ they make you judge yuḥakkimūka
they make you judge
فِيمَا işlerde fīmā
işlerde
شَجَرَ çekişmeli shajara
çekişmeli
بَيْنَهُمْ aralarında çıkan baynahum
aralarında çıkan
ثُمَّ sonra da thumma
sonra da
لَا bulunmadan
bulunmadan
يَجِدُوا۟ they find yajidū
they find
فِىٓ içlerinde
içlerinde
أَنفُسِهِمْ kendilerinin anfusihim
kendilerinin
حَرَجًۭا bir burukluk ḥarajan
bir burukluk
مِّمَّا senin verdiğin hükme mimmā
senin verdiğin hükme
قَضَيْتَ you (have) decided qaḍayta
you (have) decided
وَيُسَلِّمُوا۟ ve teslim olmadıkça wayusallimū
ve teslim olmadıkça
تَسْلِيمًۭا tam bir teslimiyetle taslīman
tam bir teslimiyetle
٦٥ (65)
(65)
Hayır; Rabb'ine and olsun ki, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin edip, sonra senin verdiğin hükmü içlerinde bir sıkıntı duymadan tamamen kabul etmedikçe inanmış olmazlar.
4:66
وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer
أَنَّا biz annā
biz
كَتَبْنَا yazsaydık katabnā
yazsaydık
عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara
أَنِ öldürün ani
öldürün
ٱقْتُلُوٓا۟ Kill uq'tulū
Kill
أَنفُسَكُمْ kendinizi anfusakum
kendinizi
أَوِ ya da awi
ya da
ٱخْرُجُوا۟ çıkın ukh'rujū
çıkın
مِن yurtlarınızdan min
yurtlarınızdan
دِيَـٰرِكُم your homes diyārikum
your homes
مَّا bunu yapmazlardı
bunu yapmazlardı
فَعَلُوهُ they would have done it faʿalūhu
they would have done it
إِلَّا hariç illā
hariç
قَلِيلٌۭ pek azı qalīlun
pek azı
مِّنْهُمْ ۖ içlerinden min'hum
içlerinden
وَلَوْ eğer walaw
eğer
أَنَّهُمْ onlar annahum
onlar
فَعَلُوا۟ yapsalardı faʿalū
yapsalardı
مَا şeyi
şeyi
يُوعَظُونَ öğütlenen yūʿaẓūna
öğütlenen
بِهِۦ kendilerine bihi
kendilerine
لَكَانَ elbette olurdu lakāna
elbette olurdu
خَيْرًۭا daha iyi khayran
daha iyi
لَّهُمْ kendileri için lahum
kendileri için
وَأَشَدَّ ve daha sağlam wa-ashadda
ve daha sağlam
تَثْبِيتًۭا sağlamlıkta tathbītan
sağlamlıkta
٦٦ (66)
(66)
Şayet onlara "Kendinizi öldürün" yahut "Memleketinizden çıkın" diye emretmiş olsaydık, pek azından başkaları bunu yapmazlardı. Kendilerine verilen öğüdü yerine getirmiş olsalardı onlar için daha iyi ve daha sağlam olurdu.
4:67
وَإِذًۭا ve o zaman wa-idhan
ve o zaman
لَّـَٔاتَيْنَـٰهُم kendilerine verirdik laātaynāhum
kendilerine verirdik
مِّن katımızdan min
katımızdan
لَّدُنَّآ Ourselves ladunnā
Ourselves
أَجْرًا bir mükafat ajran
bir mükafat
عَظِيمًۭا büyük ʿaẓīman
büyük
٦٧ (67)
(67)
O zaman onlara kendi katımızdan büyük bir ecir verir ve onları doğru yola eriştirirdik.
4:68
وَلَهَدَيْنَـٰهُمْ ve onları iletirdik walahadaynāhum
ve onları iletirdik
صِرَٰطًۭا bir yola ṣirāṭan
bir yola
مُّسْتَقِيمًۭا doğru mus'taqīman
doğru
٦٨ (68)
(68)
O zaman onlara kendi katımızdan büyük bir ecir verir ve onları doğru yola eriştirirdik.
4:69
وَمَن ve kim waman
ve kim
يُطِعِ ita'at ederse yuṭiʿi
ita'at ederse
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
وَٱلرَّسُولَ ve Elçi'ye wal-rasūla
ve Elçi'ye
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar fa-ulāika
işte onlar
مَعَ beraberdir maʿa
beraberdir
ٱلَّذِينَ kimselerle alladhīna
kimselerle
أَنْعَمَ ni'metlendirdiği anʿama
ni'metlendirdiği
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
عَلَيْهِم kendilerini ʿalayhim
kendilerini
مِّنَ peygamberlerle mina
peygamberlerle
ٱلنَّبِيِّـۧنَ the Prophets l-nabiyīna
the Prophets
وَٱلصِّدِّيقِينَ ve sıddiklarla wal-ṣidīqīna
ve sıddiklarla
وَٱلشُّهَدَآءِ ve şehidlerle wal-shuhadāi
ve şehidlerle
وَٱلصَّـٰلِحِينَ ۚ ve Salihlerle wal-ṣāliḥīna
ve Salihlerle
وَحَسُنَ ve ne güzel waḥasuna
ve ne güzel
أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar ulāika
onlar
رَفِيقًۭا arkadaştır rafīqan
arkadaştır
٦٩ (69)
(69)
Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar Allah'ın nimetine eriştirdiği peygamberlerle, dosdoğru olanlar, şehidler ve iyilerle beraberdirler. Onlar ne iyi arkadaştırlar!
4:70
ذَٰلِكَ bu dhālika
bu
ٱلْفَضْلُ ni'met l-faḍlu
ni'met
مِنَ Allahtandır mina
Allahtandır
ٱللَّهِ ۚ Allah l-lahi
Allah
وَكَفَىٰ ve yeter wakafā
ve yeter
بِٱللَّهِ Allah bil-lahi
Allah
عَلِيمًۭا bilen olarak ʿalīman
bilen olarak
٧٠ (70)
(70)
Bu nimet, Allah'tandır. Bilen olarak Allah yeter.
4:71
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
خُذُوا۟ alın khudhū
alın
حِذْرَكُمْ korunma(tedbirleri)nizi ḥidh'rakum
korunma(tedbirleri)nizi
فَٱنفِرُوا۟ savaşa gidin fa-infirū
savaşa gidin
ثُبَاتٍ bölük bölük thubātin
bölük bölük
أَوِ ya da awi
ya da
ٱنفِرُوا۟ savaşa gidin infirū
savaşa gidin
جَمِيعًۭا hep birlikte jamīʿan
hep birlikte
٧١ (71)
(71)
Ey İnananlar! İhtiyatlı davranın, bölük bölük veya hep birden savaşa gidin.
4:72
وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz
مِنكُمْ içinizden minkum
içinizden
لَمَن bir kısmı var ki laman
bir kısmı var ki
لَّيُبَطِّئَنَّ pek ağır davranır layubaṭṭi-anna
pek ağır davranır
فَإِنْ eğer fa-in
eğer
أَصَـٰبَتْكُم size erişirse aṣābatkum
size erişirse
مُّصِيبَةٌۭ bir felaket muṣībatun
bir felaket
قَالَ der ki qāla
der ki
قَدْ muhakkak qad
muhakkak
أَنْعَمَ lutfetti anʿama
lutfetti
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَلَىَّ bana ʿalayya
bana
إِذْ bulunmadım idh
bulunmadım
لَمْ (that) not lam
(that) not
أَكُن I was akun
I was
مَّعَهُمْ onlarla beraber maʿahum
onlarla beraber
شَهِيدًۭا hazır shahīdan
hazır
٧٢ (72)
(72)
Şüphesiz aranızda pek ağır davrananlar vardır; size bir musibet gelirse: "Allah bana iyilikte bulundu, çünkü onlarla beraber bulunmadim" der.
4:73
وَلَئِنْ ve eğer wala-in
ve eğer
أَصَـٰبَكُمْ size erişirse aṣābakum
size erişirse
فَضْلٌۭ bir ni'met faḍlun
bir ni'met
مِّنَ Allahtan mina
Allahtan
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
لَيَقُولَنَّ der layaqūlanna
der
كَأَن sanki ka-an
sanki
لَّمْ yokmuş gibi lam
yokmuş gibi
تَكُنۢ there been takun
there been
بَيْنَكُمْ sizinle baynakum
sizinle
وَبَيْنَهُۥ kendisi arasında wabaynahu
kendisi arasında
مَوَدَّةٌۭ hiç sevgi mawaddatun
hiç sevgi
يَـٰلَيْتَنِى keşke ben de yālaytanī
keşke ben de
كُنتُ olsaydım kuntu
olsaydım
مَعَهُمْ onlarla beraber maʿahum
onlarla beraber
فَأَفُوزَ kazansaydım fa-afūza
kazansaydım
فَوْزًا bir başarı fawzan
bir başarı
عَظِيمًۭا büyük ʿaẓīman
büyük
٧٣ (73)
(73)
Allah'tan size bir nimet erişse, and olsun ki, sizinle kendi arasında bir dostluk yokmuş gibi: "Keşki onlarla beraber olsaydım da ben de büyük bir başarı kazansaydım" der.
4:74
۞ فَلْيُقَـٰتِلْ savaşsınlar falyuqātil
savaşsınlar
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
يَشْرُونَ satan(lar) yashrūna
satan(lar)
ٱلْحَيَوٰةَ hayatını l-ḥayata
hayatını
ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya
بِٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ ahireti karşılığında bil-ākhirati
ahireti karşılığında
وَمَن ve kim waman
ve kim
يُقَـٰتِلْ savaşır da yuqātil
savaşır da
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
فَيُقْتَلْ öldürülür fayuq'tal
öldürülür
أَوْ veya aw
veya
يَغْلِبْ galib gelirse yaghlib
galib gelirse
فَسَوْفَ yakında fasawfa
yakında
نُؤْتِيهِ biz ona vereceğiz nu'tīhi
biz ona vereceğiz
أَجْرًا bir mükafat ajran
bir mükafat
عَظِيمًۭا büyük ʿaẓīman
büyük
٧٤ (74)
(74)
O halde, dünya hayatı yerine ahireti alanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır, öldürülür veya galib gelirse, Biz ona büyük bir ecir vereceğiz.
4:75
وَمَا ne oldu? wamā
ne oldu?
لَكُمْ size lakum
size
لَا savaşmıyorsunuz
savaşmıyorsunuz
تُقَـٰتِلُونَ you fight tuqātilūna
you fight
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَٱلْمُسْتَضْعَفِينَ ve zayıf wal-mus'taḍʿafīna
ve zayıf
مِنَ (uğrunda) mina
(uğrunda)
ٱلرِّجَالِ erkekler l-rijāli
erkekler
وَٱلنِّسَآءِ ve kadınlar wal-nisāi
ve kadınlar
وَٱلْوِلْدَٰنِ ve çocuklar wal-wil'dāni
ve çocuklar
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
يَقُولُونَ diyorlar yaqūlūna
diyorlar
رَبَّنَآ Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
أَخْرِجْنَا bizi çıkar akhrij'nā
bizi çıkar
مِنْ şu min
şu
هَـٰذِهِ this hādhihi
this
ٱلْقَرْيَةِ kentten l-qaryati
kentten
ٱلظَّالِمِ zalim l-ẓālimi
zalim
أَهْلُهَا halkı ahluhā
halkı
وَٱجْعَل ve ver wa-ij'ʿal
ve ver
لَّنَا bize lanā
bize
مِن katından min
katından
لَّدُنكَ Yourself ladunka
Yourself
وَلِيًّۭا bir koruyucu waliyyan
bir koruyucu
وَٱجْعَل ve ver wa-ij'ʿal
ve ver
لَّنَا bize lanā
bize
مِن katından min
katından
لَّدُنكَ Yourself ladunka
Yourself
نَصِيرًا bir yardımcı naṣīran
bir yardımcı
٧٥ (75)
(75)
Size ne oluyor da: "Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, katından bize bir sahip çıkan gönder, katından bize bir yardımcı lutfet" diyen zavallı çocuklar, erkekler ve kadınlar uğrunda ve Allah yolunda savaşmıyorsunuz?
4:76
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
يُقَـٰتِلُونَ savaşırlar yuqātilūna
savaşırlar
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ ۖ Allah l-lahi
Allah
وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
يُقَـٰتِلُونَ savaşırlar yuqātilūna
savaşırlar
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱلطَّـٰغُوتِ tağut l-ṭāghūti
tağut
فَقَـٰتِلُوٓا۟ o halde savaşın faqātilū
o halde savaşın
أَوْلِيَآءَ dostlarıyle awliyāa
dostlarıyle
ٱلشَّيْطَـٰنِ ۖ şeytanın l-shayṭāni
şeytanın
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
كَيْدَ hilesi kayda
hilesi
ٱلشَّيْطَـٰنِ şeytanın l-shayṭāni
şeytanın
كَانَ zayıftır kāna
zayıftır
ضَعِيفًا weak ḍaʿīfan
weak
٧٦ (76)
(76)
İnananlar Allah yolunda savaşırlar, inkar edenler ise tağut yolunda harbederler. Şeytanın dostlarıyla savaşın, esasen şeytanın hilesi zayıftır.
4:77
أَلَمْ görmedin mi alam
görmedin mi
تَرَ you seen tara
you seen
إِلَى kimseleri ilā
kimseleri
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
قِيلَ denilen(leri) qīla
denilen(leri)
لَهُمْ kendilerine lahum
kendilerine
كُفُّوٓا۟ (savaştan) çekin kuffū
(savaştan) çekin
أَيْدِيَكُمْ ellerinizi aydiyakum
ellerinizi
وَأَقِيمُوا۟ ve kılın wa-aqīmū
ve kılın
ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı
وَءَاتُوا۟ ve verin waātū
ve verin
ٱلزَّكَوٰةَ zekatı l-zakata
zekatı
فَلَمَّا zaman falammā
zaman
كُتِبَ yazılıdığı kutiba
yazılıdığı
عَلَيْهِمُ kendilerine ʿalayhimu
kendilerine
ٱلْقِتَالُ savaş l-qitālu
savaş
إِذَا hemen idhā
hemen
فَرِيقٌۭ bir grup farīqun
bir grup
مِّنْهُمْ içlerinden min'hum
içlerinden
يَخْشَوْنَ korkmaya başladılar yakhshawna
korkmaya başladılar
ٱلنَّاسَ insanlardan l-nāsa
insanlardan
كَخَشْيَةِ korkar gibi kakhashyati
korkar gibi
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
أَوْ hatta aw
hatta
أَشَدَّ daha fazla ashadda
daha fazla
خَشْيَةًۭ ۚ korkuyla khashyatan
korkuyla
وَقَالُوا۟ ve dediler ki waqālū
ve dediler ki
رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
لِمَ niçin lima
niçin
كَتَبْتَ yazdın katabta
yazdın
عَلَيْنَا bize ʿalaynā
bize
ٱلْقِتَالَ savaş l-qitāla
savaş
لَوْلَآ keşke lawlā
keşke
أَخَّرْتَنَآ bizi erteleseydin akhartanā
bizi erteleseydin
إِلَىٰٓ kadar ilā
kadar
أَجَلٍۢ bir süreye ajalin
bir süreye
قَرِيبٍۢ ۗ yakın qarībin
yakın
قُلْ de ki qul
de ki
مَتَـٰعُ geçimi matāʿu
geçimi
ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya
قَلِيلٌۭ azdır qalīlun
azdır
وَٱلْـَٔاخِرَةُ ve ahiret wal-ākhiratu
ve ahiret
خَيْرٌۭ daha iyidir khayrun
daha iyidir
لِّمَنِ kimse için limani
kimse için
ٱتَّقَىٰ korunan ittaqā
korunan
وَلَا size haksızlık edilmez walā
size haksızlık edilmez
تُظْلَمُونَ you will be wronged tuẓ'lamūna
you will be wronged
فَتِيلًا kıl kadar fatīlan
kıl kadar
٧٧ (77)
(77)
Kendilerine: "Elinizi savaştan çekin, namaz kılın, zekat verin" denenleri görmedin mi? Onlara savaş farz kılındığında, içlerinden bir takımı hemen, insanlardan, Allah'tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve "Rabbimiz! Bize savaşı niçin farz kıldın, bizi yakın bir zamana kadar tehir edemez miydin?" derler. De ki: "Dünya geçimliği azdır, ahiret, Allah'a karşı gelmekten sakınan için hayırlıdır, size zerre kadar zulmedilmez".
4:78
أَيْنَمَا nerede aynamā
nerede
تَكُونُوا۟ olsanız takūnū
olsanız
يُدْرِككُّمُ yine sizi bulur yud'rikkumu
yine sizi bulur
ٱلْمَوْتُ ölüm l-mawtu
ölüm
وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer
كُنتُمْ bulunsanız kuntum
bulunsanız
فِى içinde
içinde
بُرُوجٍۢ kaleler burūjin
kaleler
مُّشَيَّدَةٍۢ ۗ sağlam mushayyadatin
sağlam
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
تُصِبْهُمْ onlara erişirse tuṣib'hum
onlara erişirse
حَسَنَةٌۭ bir iyilik ḥasanatun
bir iyilik
يَقُولُوا۟ derler yaqūlū
derler
هَـٰذِهِۦ bu hādhihi
bu
مِنْ tarafındandır min
tarafındandır
عِندِ from ʿindi
from
ٱللَّهِ ۖ Allah l-lahi
Allah
وَإِن eğer wa-in
eğer
تُصِبْهُمْ onlara erişirse tuṣib'hum
onlara erişirse
سَيِّئَةٌۭ bir kötülük sayyi-atun
bir kötülük
يَقُولُوا۟ derler yaqūlū
derler
هَـٰذِهِۦ bu hādhihi
bu
مِنْ senin yüzündendir min
senin yüzündendir
عِندِكَ ۚ (from) you ʿindika
(from) you
قُلْ de ki qul
de ki
كُلٌّۭ hepsi kullun
hepsi
مِّنْ tarafındandır min
tarafındandır
عِندِ from ʿindi
from
ٱللَّهِ ۖ Allah l-lahi
Allah
فَمَالِ ne oluyor ki famāli
ne oluyor ki
هَـٰٓؤُلَآءِ bu hāulāi
bu
ٱلْقَوْمِ topluma l-qawmi
topluma
لَا yanaşmıyorlar
yanaşmıyorlar
يَكَادُونَ do they seem yakādūna
do they seem
يَفْقَهُونَ anlamaya yafqahūna
anlamaya
حَدِيثًۭا söz ḥadīthan
söz
٧٨ (78)
(78)
Nerede olursaniz olun, sağlam kaleler içinde bulunsanız bile, ölüm size yetişecektir. Onlara bir iyilik gelirse: "Bu Allah'tandır" derler, bir kötülüğe uğrarlarsa "Bu, senin tarafındandır" derler. De ki: "Hepsi Allah'tandır". Bunlara ne oluyor ki, hiçbir sözü anlamaya yanaşmıyorlar?
4:79
مَّآ şey
şey
أَصَابَكَ sana gelen aṣābaka
sana gelen
مِنْ her min
her
حَسَنَةٍۢ iyilik ḥasanatin
iyilik
فَمِنَ Allah'tandır famina
Allah'tandır
ٱللَّهِ ۖ Allah l-lahi
Allah
وَمَآ ve şey wamā
ve şey
أَصَابَكَ sana gelen aṣābaka
sana gelen
مِن her min
her
سَيِّئَةٍۢ kötülük sayyi-atin
kötülük
فَمِن kendi(günahın yüzü)-ndendir famin
kendi(günahın yüzü)-ndendir
نَّفْسِكَ ۚ kendi(günahın yüzü) nafsika
kendi(günahın yüzü)
وَأَرْسَلْنَـٰكَ ve seni gönderdik wa-arsalnāka
ve seni gönderdik
لِلنَّاسِ insanlara lilnnāsi
insanlara
رَسُولًۭا ۚ elçi rasūlan
elçi
وَكَفَىٰ ve yeter wakafā
ve yeter
بِٱللَّهِ Allah bil-lahi
Allah
شَهِيدًۭا şahid olarak shahīdan
şahid olarak
٧٩ (79)
(79)
Sana ne iyilik gelirse Allah'tandır, sana ne kötülük dokunursa kendindendir. Seni insanlara peygamber gönderdik, şahid olarak Allah yeter.
4:80
مَّن kim man
kim
يُطِعِ ita'at ederse yuṭiʿi
ita'at ederse
ٱلرَّسُولَ Elçi'ye l-rasūla
Elçi'ye
فَقَدْ muhakkak ki faqad
muhakkak ki
أَطَاعَ ita'at etmiş olur aṭāʿa
ita'at etmiş olur
ٱللَّهَ ۖ Allah'a l-laha
Allah'a
وَمَن kim de waman
kim de
تَوَلَّىٰ yüz çevirirse tawallā
yüz çevirirse
فَمَآ biz seni göndermedik famā
biz seni göndermedik
أَرْسَلْنَـٰكَ We (have) sent you arsalnāka
We (have) sent you
عَلَيْهِمْ onların üzerine ʿalayhim
onların üzerine
حَفِيظًۭا bekçi ḥafīẓan
bekçi
٨٠ (80)
(80)
Peygamber'e itaat eden, Allah'a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse bilsin ki, Biz seni onlara bekçi göndermedik.
4:81
وَيَقُولُونَ derler ki wayaqūlūna
derler ki
طَاعَةٌۭ peki (tamam) ṭāʿatun
peki (tamam)
فَإِذَا fakat fa-idhā
fakat
بَرَزُوا۟ çıkınca barazū
çıkınca
مِنْ senin yanından min
senin yanından
عِندِكَ you ʿindika
you
بَيَّتَ geceleyin kurarlar bayyata
geceleyin kurarlar
طَآئِفَةٌۭ birtakımı ṭāifatun
birtakımı
مِّنْهُمْ içlerinden min'hum
içlerinden
غَيْرَ tersini ghayra
tersini
ٱلَّذِى şeyin alladhī
şeyin
تَقُولُ ۖ söylemiş olduğun taqūlu
söylemiş olduğun
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
يَكْتُبُ yazmaktadır yaktubu
yazmaktadır
مَا şeyleri
şeyleri
يُبَيِّتُونَ ۖ geceleyin düşünüp kurdukların yubayyitūna
geceleyin düşünüp kurdukların
فَأَعْرِضْ sen aldırma fa-aʿriḍ
sen aldırma
عَنْهُمْ onlara ʿanhum
onlara
وَتَوَكَّلْ ve dayan watawakkal
ve dayan
عَلَى Allah'a ʿalā
Allah'a
ٱللَّهِ ۚ Allah l-lahi
Allah
وَكَفَىٰ ve yeter wakafā
ve yeter
بِٱللَّهِ Allah bil-lahi
Allah
وَكِيلًا vekil olarak wakīlan
vekil olarak
٨١ (81)
(81)
"Peki" derler, fakat senin yanından çıktıklarında, içlerinden bir takımı, geceleyin senin dediklerinden başka bir şey kurarlar. Allah gece tasarladıklarını yazıyor, onlara aldırış etme. Allah'a güven, vekil olarak Allah yeter.
4:82
أَفَلَا düşünmüyorlar mı? afalā
düşünmüyorlar mı?
يَتَدَبَّرُونَ they ponder yatadabbarūna
they ponder
ٱلْقُرْءَانَ ۚ Kur'an'ı l-qur'āna
Kur'an'ı
وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer
كَانَ olsaydı kāna
olsaydı
مِنْ tarafından min
tarafından
عِندِ from ʿindi
from
غَيْرِ başkası ghayri
başkası
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
لَوَجَدُوا۟ bulurlardı lawajadū
bulurlardı
فِيهِ onda fīhi
onda
ٱخْتِلَـٰفًۭا birbirini tutmaz; ikh'tilāfan
birbirini tutmaz;
كَثِيرًۭا çok şey kathīran
çok şey
٨٢ (82)
(82)
Kuran'ı durup düşünmüyorlar mı? Eğer o Allah'tan başkasından gelseydi, onda çok aykırılıklar bulurlardı.
4:83
وَإِذَا ne zaman ki wa-idhā
ne zaman ki
جَآءَهُمْ onlara gelse jāahum
onlara gelse
أَمْرٌۭ bir haber amrun
bir haber
مِّنَ (dair) mina
(dair)
ٱلْأَمْنِ güvene l-amni
güvene
أَوِ veya awi
veya
ٱلْخَوْفِ korkuya l-khawfi
korkuya
أَذَاعُوا۟ yayarlar adhāʿū
yayarlar
بِهِۦ ۖ onu bihi
onu
وَلَوْ halbuki walaw
halbuki
رَدُّوهُ onu götürselerdi raddūhu
onu götürselerdi
إِلَى Elçi'ye ilā
Elçi'ye
ٱلرَّسُولِ the Messenger l-rasūli
the Messenger
وَإِلَىٰٓ ve sahiplerine wa-ilā
ve sahiplerine
أُو۟لِى those ulī
those
ٱلْأَمْرِ buyruk l-amri
buyruk
مِنْهُمْ aralarındaki min'hum
aralarındaki
لَعَلِمَهُ bilirlerdi laʿalimahu
bilirlerdi
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
يَسْتَنۢبِطُونَهُۥ işin içyüzünü araştıran(lar) yastanbiṭūnahu
işin içyüzünü araştıran(lar)
مِنْهُمْ ۗ onun ne olduğunu min'hum
onun ne olduğunu
وَلَوْلَا eğer olmasaydı walawlā
eğer olmasaydı
فَضْلُ lutfu faḍlu
lutfu
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
وَرَحْمَتُهُۥ ve rahmeti waraḥmatuhu
ve rahmeti
لَٱتَّبَعْتُمُ uyardınız la-ittabaʿtumu
uyardınız
ٱلشَّيْطَـٰنَ şeytana l-shayṭāna
şeytana
إِلَّا hariç illā
hariç
قَلِيلًۭا pek azınız qalīlan
pek azınız
٨٣ (83)
(83)
Kendilerine güven veya korku hususunda bir haber geldiğinde onu yayarlar; halbuki o haberi Peygamber'e veya kendilerinden buyruk sahibi olanlara götürselerdi, onlardan sonuç çıkarmaya kadir olanlar onu bilirdi. Allah'ın size bol nimeti ve rahmeti olmasaydı, pek azınız bir yana, şeytana uyardınız.
4:84
فَقَـٰتِلْ (o halde) savaş faqātil
(o halde) savaş
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ Allah sabīli
Allah
ٱللَّهِ (of) Allah l-lahi
(of) Allah
لَا sen sorumlu değilsin
sen sorumlu değilsin
تُكَلَّفُ are you responsible tukallafu
are you responsible
إِلَّا başkasından illā
başkasından
نَفْسَكَ ۚ kendinden nafsaka
kendinden
وَحَرِّضِ ve teşvik et waḥarriḍi
ve teşvik et
ٱلْمُؤْمِنِينَ ۖ inananları l-mu'minīna
inananları
عَسَى umulur ki ʿasā
umulur ki
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
أَن kırar an
kırar
يَكُفَّ restrain yakuffa
restrain
بَأْسَ gücünü basa
gücünü
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
كَفَرُوا۟ ۚ inkar eden(lerin) kafarū
inkar eden(lerin)
وَٱللَّهُ Allah'ın wal-lahu
Allah'ın
أَشَدُّ daha güçlüdür ashaddu
daha güçlüdür
بَأْسًۭا baskını basan
baskını
وَأَشَدُّ ve daha çetindir wa-ashaddu
ve daha çetindir
تَنكِيلًۭا cezası tankīlan
cezası
٨٤ (84)
(84)
Allah yolunda savaş; sen ancak kendinden sorumlusun, inananları teşvik et; umulur ki Allah, inkar edenlerin baskınını önler. Allah'ın kahrı da, ibret alınacak cezası da pek şiddetlidir.
4:85
مَّن kim man
kim
يَشْفَعْ destek olursa yashfaʿ
destek olursa
شَفَـٰعَةً bir destekle shafāʿatan
bir destekle
حَسَنَةًۭ güzel ḥasanatan
güzel
يَكُن vardır yakun
vardır
لَّهُۥ onun lahu
onun
نَصِيبٌۭ bir payı naṣībun
bir payı
مِّنْهَا ۖ o işten min'hā
o işten
وَمَن ve kim waman
ve kim
يَشْفَعْ destek olursa yashfaʿ
destek olursa
شَفَـٰعَةًۭ bir destekle shafāʿatan
bir destekle
سَيِّئَةًۭ kötü bir (işe) sayyi-atan
kötü bir (işe)
يَكُن olur yakun
olur
لَّهُۥ onun lahu
onun
كِفْلٌۭ bir payı kif'lun
bir payı
مِّنْهَا ۗ o işten min'hā
o işten
وَكَانَ ve wakāna
ve
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَلَىٰ her ʿalā
her
كُلِّ every kulli
every
شَىْءٍۢ şeyi shayin
şeyi
مُّقِيتًۭا gözetip karşılığını verendir muqītan
gözetip karşılığını verendir
٨٥ (85)
(85)
Kim iyi bir işte aracılık ederse, ona onun sevabından bir pay vardır; kim de kötü bir şeyde aracılık yaparsa, ona o kötülükten bir hisse vardır. Allah, her şeyin karşılığını verir.
4:86
وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman
حُيِّيتُم selamlandığınız ḥuyyītum
selamlandığınız
بِتَحِيَّةٍۢ bir selam ile bitaḥiyyatin
bir selam ile
فَحَيُّوا۟ siz de selam verin faḥayyū
siz de selam verin
بِأَحْسَنَ daha güzeliyle bi-aḥsana
daha güzeliyle
مِنْهَآ ondan min'hā
ondan
أَوْ yahut aw
yahut
رُدُّوهَآ ۗ aynen iade edin ruddūhā
aynen iade edin
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
كَانَ her şeyi kāna
her şeyi
عَلَىٰ of ʿalā
of
كُلِّ every kulli
every
شَىْءٍ thing shayin
thing
حَسِيبًا hesaplayandır ḥasīban
hesaplayandır
٨٦ (86)
(86)
Size bir selam verildiği zaman, ondan daha iyisiyle selam verin veya ayniyle mukabele edin. Allah her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.
4:87
ٱللَّهُ Allah (ki) al-lahu
Allah (ki)
لَآ yoktur
yoktur
إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı
إِلَّا başka illā
başka
هُوَ ۚ O'ndan huwa
O'ndan
لَيَجْمَعَنَّكُمْ sizi bir araya toplayacaktır layajmaʿannakum
sizi bir araya toplayacaktır
إِلَىٰ gününde ilā
gününde
يَوْمِ (the) Day yawmi
(the) Day
ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
لَا olmayan
olmayan
رَيْبَ şüphe rayba
şüphe
فِيهِ ۗ kendinde fīhi
kendinde
وَمَنْ kim olabilir? waman
kim olabilir?
أَصْدَقُ daha doğru aṣdaqu
daha doğru
مِنَ Allahtan mina
Allahtan
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
حَدِيثًۭا sözlü ḥadīthan
sözlü
٨٧ (87)
(87)
Allah'tan başka tanrı yoktur, geleceğinde şüphe olmayan kıyamet günü, sizi mutlaka toplayacaktır. Allah'tan daha doğru sözlü kim olabilir?
4:88
۞ فَمَا ne oldu ki famā
ne oldu ki
لَكُمْ size lakum
size
فِى hakkında
hakkında
ٱلْمُنَـٰفِقِينَ münafıklar l-munāfiqīna
münafıklar
فِئَتَيْنِ iki gruba ayrıldınız fi-atayni
iki gruba ayrıldınız
وَٱللَّهُ oysa Allah wal-lahu
oysa Allah
أَرْكَسَهُم onları baş aşağı etmiştir arkasahum
onları baş aşağı etmiştir
بِمَا işlerden dolayı bimā
işlerden dolayı
كَسَبُوٓا۟ ۚ yaptıkları kasabū
yaptıkları
أَتُرِيدُونَ mi istiyorsunuz? aturīdūna
mi istiyorsunuz?
أَن doğru yola iletmek an
doğru yola iletmek
تَهْدُوا۟ you guide tahdū
you guide
مَنْ kimseyi man
kimseyi
أَضَلَّ saptırdığı aḍalla
saptırdığı
ٱللَّهُ ۖ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
وَمَن ve birini waman
ve birini
يُضْلِلِ saptırırsa yuḍ'lili
saptırırsa
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
فَلَن artık falan
artık
تَجِدَ bulamazsınız tajida
bulamazsınız
لَهُۥ onun için lahu
onun için
سَبِيلًۭا bir yol sabīlan
bir yol
٨٨ (88)
(88)
Ey müslümanlar! Münafıklar hakkında iki fırka olmanız da niye? Allah onları, yaptıklarından dolayı başaşağı etmiştir. Allah'ın saptırdığını siz mi yola getirmek istiyorsunuz? Allah'ın saptırdığı kimseye sen hiç yol bulamayacaksın.
4:89
وَدُّوا۟ istediler waddū
istediler
لَوْ keşke law
keşke
تَكْفُرُونَ siz de inkar etseniz takfurūna
siz de inkar etseniz
كَمَا gibi kamā
gibi
كَفَرُوا۟ kendilerin inkar ettiği kafarū
kendilerin inkar ettiği
فَتَكُونُونَ ki onlarla olsanız fatakūnūna
ki onlarla olsanız
سَوَآءًۭ ۖ eşit sawāan
eşit
فَلَا o halde edinmeyin falā
o halde edinmeyin
تَتَّخِذُوا۟ take tattakhidhū
take
مِنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan
أَوْلِيَآءَ dostlar awliyāa
dostlar
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
يُهَاجِرُوا۟ onlar göç edinceye yuhājirū
onlar göç edinceye
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ ۚ Allah l-lahi
Allah
فَإِن eğer fa-in
eğer
تَوَلَّوْا۟ yüz çevirirlerse tawallaw
yüz çevirirlerse
فَخُذُوهُمْ onları yakalayın fakhudhūhum
onları yakalayın
وَٱقْتُلُوهُمْ ve öldürün wa-uq'tulūhum
ve öldürün
حَيْثُ nerede ḥaythu
nerede
وَجَدتُّمُوهُمْ ۖ bulursanız wajadttumūhum
bulursanız
وَلَا ve tutmayın walā
ve tutmayın
تَتَّخِذُوا۟ take tattakhidhū
take
مِنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan
وَلِيًّۭا (ne) bir dost waliyyan
(ne) bir dost
وَلَا ne de walā
ne de
نَصِيرًا bir yardımcı naṣīran
bir yardımcı
٨٩ (89)
(89)
Onlar kendileri inkar ettikleri gibi, keşki siz de inkar etseniz de eşit olsanız isterler. Allah yolunda hicret etmedikçe onlardan dost edinmeyin. Eğer yüz çevirirlerse onları tutun, bulduğunuz yerde öldürün. Onlardan dost ve yardımcı edinmeyin.
4:90
إِلَّا ancak hariç illā
ancak hariç
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
يَصِلُونَ sığınan(lar) yaṣilūna
sığınan(lar)
إِلَىٰ bir topluma ilā
bir topluma
قَوْمٍۭ a group qawmin
a group
بَيْنَكُمْ sizinle baynakum
sizinle
وَبَيْنَهُم kendileri arasında wabaynahum
kendileri arasında
مِّيثَـٰقٌ andlaşma bulunan mīthāqun
andlaşma bulunan
أَوْ yahut aw
yahut
جَآءُوكُمْ size gelenler jāūkum
size gelenler
حَصِرَتْ sıkılarak ḥaṣirat
sıkılarak
صُدُورُهُمْ yürekleri ṣudūruhum
yürekleri
أَن sizinle savaşmaktan an
sizinle savaşmaktan
يُقَـٰتِلُوكُمْ they fight you yuqātilūkum
they fight you
أَوْ veya aw
veya
يُقَـٰتِلُوا۟ savaşmaktan yuqātilū
savaşmaktan
قَوْمَهُمْ ۚ kendi toplumlarıyle qawmahum
kendi toplumlarıyle
وَلَوْ eğer walaw
eğer
شَآءَ dileseydi shāa
dileseydi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لَسَلَّطَهُمْ onları salardı lasallaṭahum
onları salardı
عَلَيْكُمْ sizin üstünüze ʿalaykum
sizin üstünüze
فَلَقَـٰتَلُوكُمْ ۚ sizinle savaşırlardı falaqātalūkum
sizinle savaşırlardı
فَإِنِ o halde fa-ini
o halde
ٱعْتَزَلُوكُمْ onlar sizden uzak dururlar iʿ'tazalūkum
onlar sizden uzak dururlar
فَلَمْ sizinle savaşmazlar falam
sizinle savaşmazlar
يُقَـٰتِلُوكُمْ fight against you yuqātilūkum
fight against you
وَأَلْقَوْا۟ ve isterlerse wa-alqaw
ve isterlerse
إِلَيْكُمُ sizinle ilaykumu
sizinle
ٱلسَّلَمَ barış içinde yaşamak l-salama
barış içinde yaşamak
فَمَا vermemiştir famā
vermemiştir
جَعَلَ (has) made jaʿala
(has) made
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لَكُمْ size lakum
size
عَلَيْهِمْ onların aleyhine ʿalayhim
onların aleyhine
سَبِيلًۭا bir yol sabīlan
bir yol
٩٠ (90)
(90)
Ancak, sizinle kendileri arasında anlaşma olan bir millete sığınanlar yahut sizinle savaştan veya kendi milletleriyle savaşmaktan bıkarak size başvuranlar müstesnadır. Allah dileseydi onları üzerinize çullandırırdı da sizinle savaşırlardı. Eğer sizden uzak durur, sizinle savaşmaz, size barış teklif ederlerse Allah onlara dokunmanıza izin vermez.
4:91
سَتَجِدُونَ bulacaksınız satajidūna
bulacaksınız
ءَاخَرِينَ başkalarını ākharīna
başkalarını
يُرِيدُونَ ister yurīdūna
ister
أَن sizden emin olmak an
sizden emin olmak
يَأْمَنُوكُمْ they be secure from you yamanūkum
they be secure from you
وَيَأْمَنُوا۟ ve emin olmak wayamanū
ve emin olmak
قَوْمَهُمْ kendi toplumlarından qawmahum
kendi toplumlarından
كُلَّ her ne zaman kulla
her ne zaman
مَا götürülseler
götürülseler
رُدُّوٓا۟ they are returned ruddū
they are returned
إِلَى fitneye ilā
fitneye
ٱلْفِتْنَةِ the temptation l-fit'nati
the temptation
أُرْكِسُوا۟ başaşağı atılırlar ur'kisū
başaşağı atılırlar
فِيهَا ۚ (fitnenin) içine fīhā
(fitnenin) içine
فَإِن eğer fa-in
eğer
لَّمْ sizden uzak durmazlarsa lam
sizden uzak durmazlarsa
يَعْتَزِلُوكُمْ they withdraw from you yaʿtazilūkum
they withdraw from you
وَيُلْقُوٓا۟ ve istemezlerse wayul'qū
ve istemezlerse
إِلَيْكُمُ sizinle ilaykumu
sizinle
ٱلسَّلَمَ barış içinde yaşamak l-salama
barış içinde yaşamak
وَيَكُفُّوٓا۟ (saldırıdan) çekmezlerse wayakuffū
(saldırıdan) çekmezlerse
أَيْدِيَهُمْ ellerini aydiyahum
ellerini
فَخُذُوهُمْ onları yakalayın fakhudhūhum
onları yakalayın
وَٱقْتُلُوهُمْ ve öldürün wa-uq'tulūhum
ve öldürün
حَيْثُ nerede ḥaythu
nerede
ثَقِفْتُمُوهُمْ ۚ bulursanız thaqif'tumūhum
bulursanız
وَأُو۟لَـٰٓئِكُمْ işte öylelerine wa-ulāikum
işte öylelerine
جَعَلْنَا verdik jaʿalnā
verdik
لَكُمْ size lakum
size
عَلَيْهِمْ karşı ʿalayhim
karşı
سُلْطَـٰنًۭا bir yetki sul'ṭānan
bir yetki
مُّبِينًۭا açık mubīnan
açık
٩١ (91)
(91)
Diğerlerinin de sizden ve kendi milletlerinden güvende olmayı istediklerini göreceksiniz. Ne var ki fitneciliğe her çağırıldıklarında ona can atarlar; eğer sizden uzak durmazlar, barış teklif etmezler ve sizden el çekmezlerse onları yakalayın, bulduğunuz yerde öldürün. İşte onların aleyhlerine size apaçık ferman verdik.
4:92
وَمَا yoktur wamā
yoktur
كَانَ bir mü'minin kāna
bir mü'minin
لِمُؤْمِنٍ for a believer limu'minin
for a believer
أَن öldürmesi an
öldürmesi
يَقْتُلَ he kills yaqtula
he kills
مُؤْمِنًا bir mü'mini mu'minan
bir mü'mini
إِلَّا dışında illā
dışında
خَطَـًۭٔا ۚ yanlışlık khaṭa-an
yanlışlık
وَمَن ve kim ki waman
ve kim ki
قَتَلَ öldürdü qatala
öldürdü
مُؤْمِنًا bir mü'mini mu'minan
bir mü'mini
خَطَـًۭٔا yanlışlıkla khaṭa-an
yanlışlıkla
فَتَحْرِيرُ azadetmelidir fataḥrīru
azadetmelidir
رَقَبَةٍۢ bir köle raqabatin
bir köle
مُّؤْمِنَةٍۢ mü'min mu'minatin
mü'min
وَدِيَةٌۭ ve bir diyet wadiyatun
ve bir diyet
مُّسَلَّمَةٌ vermelidir musallamatun
vermelidir
إِلَىٰٓ ölenin ailesine ilā
ölenin ailesine
أَهْلِهِۦٓ his family ahlihi
his family
إِلَّآ başka illā
başka
أَن bağışlamaları an
bağışlamaları
يَصَّدَّقُوا۟ ۚ they remit (as) charity yaṣṣaddaqū
they remit (as) charity
فَإِن eğer fa-in
eğer
كَانَ ise kāna
ise
مِن bir topluluktan min
bir topluluktan
قَوْمٍ a people qawmin
a people
عَدُوٍّۢ düşmanınız olan ʿaduwwin
düşmanınız olan
لَّكُمْ sizin lakum
sizin
وَهُوَ o (öldürülen) wahuwa
o (öldürülen)
مُؤْمِنٌۭ mü'min mu'minun
mü'min
فَتَحْرِيرُ azadetmelidir fataḥrīru
azadetmelidir
رَقَبَةٍۢ bir köle raqabatin
bir köle
مُّؤْمِنَةٍۢ ۖ mü'min mu'minatin
mü'min
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
كَانَ ise kāna
ise
مِن bir topluluktan min
bir topluluktan
قَوْمٍۭ a people qawmin
a people
بَيْنَكُمْ sizinle baynakum
sizinle
وَبَيْنَهُم kendileri arasında wabaynahum
kendileri arasında
مِّيثَـٰقٌۭ andlaşma bulunan mīthāqun
andlaşma bulunan
فَدِيَةٌۭ bir diyet fadiyatun
bir diyet
مُّسَلَّمَةٌ verilecektir musallamatun
verilecektir
إِلَىٰٓ ailesine ilā
ailesine
أَهْلِهِۦ his family ahlihi
his family
وَتَحْرِيرُ ve azadetmek lazımdır wataḥrīru
ve azadetmek lazımdır
رَقَبَةٍۢ bir köle raqabatin
bir köle
مُّؤْمِنَةٍۢ ۖ mü'min mu'minatin
mü'min
فَمَن kimse faman
kimse
لَّمْ bunları bulamayan lam
bunları bulamayan
يَجِدْ find yajid
find
فَصِيَامُ oruç tutmalıdır faṣiyāmu
oruç tutmalıdır
شَهْرَيْنِ iki ay shahrayni
iki ay
مُتَتَابِعَيْنِ ardı ardına mutatābiʿayni
ardı ardına
تَوْبَةًۭ tevbesinin kabulü için tawbatan
tevbesinin kabulü için
مِّنَ tarafından mina
tarafından
ٱللَّهِ ۗ Allah l-lahi
Allah
وَكَانَ Allah wakāna
Allah
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَلِيمًا bilendir ʿalīman
bilendir
حَكِيمًۭا hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīman
hüküm ve hikmet sahibidir
٩٢ (92)
(92)
Bir müminin diğer mümini yanlışlık dışında öldürmesi asla caiz değildir. Bir mümini yanlışlıkla öldürenin, bir mümin köleyi azad etmesi ve öldürülenin ailesi bağışlamadıkça, ona diyet ödemesi gerekir. Eğer o mümin, size düşman bir topluluktan ise mümin bir köleyi azad etmek gerekir. Şayet aranızda anlaşma olan bir millettense, ailesine diyet ödemek ve mümin bir köleyi azat etmek gerekir. Bulamayana, Allah tarafından tevbesinin kabulü için, ard arda iki ay oruç tutmak gerekir. Allah bilendir. Hakim'dir.
4:93
وَمَن her kim waman
her kim
يَقْتُلْ öldürürse yaqtul
öldürürse
مُؤْمِنًۭا bir mü'mini mu'minan
bir mü'mini
مُّتَعَمِّدًۭا kasden mutaʿammidan
kasden
فَجَزَآؤُهُۥ onun cezası fajazāuhu
onun cezası
جَهَنَّمُ cehennemdir jahannamu
cehennemdir
خَـٰلِدًۭا sürekli kalacağı khālidan
sürekli kalacağı
فِيهَا içinde fīhā
içinde
وَغَضِبَ ve gazabetmiştir waghaḍiba
ve gazabetmiştir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَلَيْهِ ona ʿalayhi
ona
وَلَعَنَهُۥ ve la'net etmiştir walaʿanahu
ve la'net etmiştir
وَأَعَدَّ ve hazırlamıştır wa-aʿadda
ve hazırlamıştır
لَهُۥ onun için lahu
onun için
عَذَابًا bir azab ʿadhāban
bir azab
عَظِيمًۭا büyük ʿaẓīman
büyük
٩٣ (93)
(93)
Kim bir mümini kasden öldürürse cezası, içinde temelli kalacağı cehennemdir. Allah ona gazabetmiş, lanetlemiş ve büyük azab hazırlamıştır.
4:94
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
إِذَا zaman idhā
zaman
ضَرَبْتُمْ savaşa çıktığınız ḍarabtum
savaşa çıktığınız
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
فَتَبَيَّنُوا۟ iyi anlayın dinleyin' fatabayyanū
iyi anlayın dinleyin'
وَلَا demeyin walā
demeyin
تَقُولُوا۟ say taqūlū
say
لِمَنْ kimseye liman
kimseye
أَلْقَىٰٓ veren alqā
veren
إِلَيْكُمُ size ilaykumu
size
ٱلسَّلَـٰمَ selam l-salāma
selam
لَسْتَ sen değilsin lasta
sen değilsin
مُؤْمِنًۭا mü'min mu'minan
mü'min
تَبْتَغُونَ gözeterek tabtaghūna
gözeterek
عَرَضَ geçici menfaatini ʿaraḍa
geçici menfaatini
ٱلْحَيَوٰةِ hayatının l-ḥayati
hayatının
ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya
فَعِندَ çünkü yanında faʿinda
çünkü yanında
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
مَغَانِمُ ganimetler vardır maghānimu
ganimetler vardır
كَثِيرَةٌۭ ۚ çok kathīratun
çok
كَذَٰلِكَ böyle idiniz kadhālika
böyle idiniz
كُنتُم siz de kuntum
siz de
مِّن önceden min
önceden
قَبْلُ before qablu
before
فَمَنَّ lutfetti famanna
lutfetti
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
فَتَبَيَّنُوٓا۟ ۚ o halde iyice anlayın fatabayyanū
o halde iyice anlayın
إِنَّ çünkü inna
çünkü
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
كَانَ şeyleri kāna
şeyleri
بِمَا of what bimā
of what
تَعْمَلُونَ yaptıklarınız taʿmalūna
yaptıklarınız
خَبِيرًۭا haber almaktadır khabīran
haber almaktadır
٩٤ (94)
(94)
Ey İnananlar! Allah yolunda yürüdüğünüz vakit, her şeyi iyice anlayın. Size, müslüman olduğunu bildirene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek: "Sen mümin değilsin" demeyin. Allah katında birçok ganimetler vardır. Evvelce siz de öyleydiniz. Allah size iyilikte bulundu, iyice araştırıp anlayın, Allah işlediklerinizden şüphesiz haberdardır.
4:95
لَّا olmaz
olmaz
يَسْتَوِى eşit yastawī
eşit
ٱلْقَـٰعِدُونَ yerlerinde oturanlar l-qāʿidūna
yerlerinde oturanlar
مِنَ inananlardan mina
inananlardan
ٱلْمُؤْمِنِينَ the believers l-mu'minīna
the believers
غَيْرُ dışında ghayru
dışında
أُو۟لِى sahipleri ulī
sahipleri
ٱلضَّرَرِ özür l-ḍarari
özür
وَٱلْمُجَـٰهِدُونَ ve cihad edenler wal-mujāhidūna
ve cihad edenler
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
بِأَمْوَٰلِهِمْ mallariyle bi-amwālihim
mallariyle
وَأَنفُسِهِمْ ۚ canlariyle wa-anfusihim
canlariyle
فَضَّلَ üstün kılmıştır faḍḍala
üstün kılmıştır
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلْمُجَـٰهِدِينَ cihadedenleri l-mujāhidīna
cihadedenleri
بِأَمْوَٰلِهِمْ mallariyle bi-amwālihim
mallariyle
وَأَنفُسِهِمْ canlariyle wa-anfusihim
canlariyle
عَلَى oturanlardan ʿalā
oturanlardan
ٱلْقَـٰعِدِينَ the ones who sit l-qāʿidīna
the ones who sit
دَرَجَةًۭ ۚ derece bakımından darajatan
derece bakımından
وَكُلًّۭا ve hepsine wakullan
ve hepsine
وَعَدَ va'detmiştir waʿada
va'detmiştir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلْحُسْنَىٰ ۚ güzellik l-ḥus'nā
güzellik
وَفَضَّلَ ve üstün kılmıştır wafaḍḍala
ve üstün kılmıştır
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلْمُجَـٰهِدِينَ mücahidleri l-mujāhidīna
mücahidleri
عَلَى oturanlardan ʿalā
oturanlardan
ٱلْقَـٰعِدِينَ the ones who sit l-qāʿidīna
the ones who sit
أَجْرًا ecirle ajran
ecirle
عَظِيمًۭا çok daha büyük ʿaẓīman
çok daha büyük
٩٥ (95)
(95)
İnananlardan, özürsüz olarak yerlerinde oturanlar ile, mal ve canlariyle cihad edenleri, mertebece, oturanlardan üstün kılmıştır. Allah hepsine de cenneti vadetmiştir, ama Allah, cihad edenleri oturanlara, büyük ecirler, dereceler, mağfiret ve rahmetle üstün kılmıştır. Allah bağışlar ve merhamet eder.
4:96
دَرَجَـٰتٍۢ yüksek dereceler darajātin
yüksek dereceler
مِّنْهُ kendi katından min'hu
kendi katından
وَمَغْفِرَةًۭ ve bağış wamaghfiratan
ve bağış
وَرَحْمَةًۭ ۚ ve rahmet waraḥmatan
ve rahmet
وَكَانَ Allah wakāna
Allah
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
غَفُورًۭا bağışlayandır ghafūran
bağışlayandır
رَّحِيمًا esirgeyendir raḥīman
esirgeyendir
٩٦ (96)
(96)
İnananlardan, özürsüz olarak yerlerinde oturanlar ile, mal ve canlariyle cihad edenleri, mertebece, oturanlardan üstün kılmıştır. Allah hepsine de cenneti vadetmiştir, ama Allah, cihad edenleri oturanlara, büyük ecirler, dereceler, mağfiret ve rahmetle üstün kılmıştır. Allah bağışlar ve merhamet eder.
4:97
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ canlarını alırken alladhīna
canlarını alırken
تَوَفَّىٰهُمُ take them (in death) tawaffāhumu
take them (in death)
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ melekler l-malāikatu
melekler
ظَالِمِىٓ yazık eden kimselere ẓālimī
yazık eden kimselere
أَنفُسِهِمْ nefislerine anfusihim
nefislerine
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
فِيمَ ne işte fīma
ne işte
كُنتُمْ ۖ idiniz kuntum
idiniz
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
كُنَّا biz aciz düşürülmüştük kunnā
biz aciz düşürülmüştük
مُسْتَضْعَفِينَ oppressed mus'taḍʿafīna
oppressed
فِى yer yüzünde
yer yüzünde
ٱلْأَرْضِ ۚ the earth l-arḍi
the earth
قَالُوٓا۟ (Melekler) dediler ki qālū
(Melekler) dediler ki
أَلَمْ değil miydi? alam
değil miydi?
تَكُنْ was takun
was
أَرْضُ yeri arḍu
yeri
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَٰسِعَةًۭ geniş wāsiʿatan
geniş
فَتُهَاجِرُوا۟ göç edeydiniz fatuhājirū
göç edeydiniz
فِيهَا ۚ onda fīhā
onda
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte onların fa-ulāika
işte onların
مَأْوَىٰهُمْ durağı mawāhum
durağı
جَهَنَّمُ ۖ cehennemdir jahannamu
cehennemdir
وَسَآءَتْ ve ne kötü wasāat
ve ne kötü
مَصِيرًا bir gidiş yeridir maṣīran
bir gidiş yeridir
٩٧ (97)
(97)
Kendilerine yazık edenlerin melekler canlarını aldıkları zaman onlara: "Ne yaptınız bakalım?" deyince, "Biz yeryüzünde zavallı kimselerdik" diyecekler, melekler de: "Allah'ın arzı geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!" cevabını verecekler. Onlarınvaracakları yer cehennemdir. Orası ne kötü dönülecek yerdir!
4:98
إِلَّا yalnız hariçtir illā
yalnız hariçtir
ٱلْمُسْتَضْعَفِينَ gerçekten zayıf l-mus'taḍʿafīna
gerçekten zayıf
مِنَ erkekler mina
erkekler
ٱلرِّجَالِ the men l-rijāli
the men
وَٱلنِّسَآءِ ve kadınlar wal-nisāi
ve kadınlar
وَٱلْوِلْدَٰنِ ve çocuklar wal-wil'dāni
ve çocuklar
لَا gücü yetmeyenler
gücü yetmeyenler
يَسْتَطِيعُونَ are able to yastaṭīʿūna
are able to
حِيلَةًۭ hiçbir çareye ḥīlatan
hiçbir çareye
وَلَا ve (göç için) bulamayan walā
ve (göç için) bulamayan
يَهْتَدُونَ they are directed yahtadūna
they are directed
سَبِيلًۭا yol sabīlan
yol
٩٨ (98)
(98)
Çaresiz kalan, yol bulamayan zavallı erkek, kadın ve çocuklar müstesnadırlar.
4:99
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte fa-ulāika
işte
عَسَى umulur ʿasā
umulur
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
أَن affetmesi an
affetmesi
يَعْفُوَ pardon yaʿfuwa
pardon
عَنْهُمْ ۚ onları ʿanhum
onları
وَكَانَ ve Allah wakāna
ve Allah
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَفُوًّا çok affedendir ʿafuwwan
çok affedendir
غَفُورًۭا çok bağışlayandır ghafūran
çok bağışlayandır
٩٩ (99)
(99)
İşte Allah'ın bunları affetmesi umulur. Allah Affedendir, Bağışlayan'dır.
4:100
۞ وَمَن ve kim ki waman
ve kim ki
يُهَاجِرْ göç eder yuhājir
göç eder
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
يَجِدْ bulur yajid
bulur
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
مُرَٰغَمًۭا gidecek murāghaman
gidecek
كَثِيرًۭا çok yer kathīran
çok yer
وَسَعَةًۭ ۚ ve bolluk wasaʿatan
ve bolluk
وَمَن ve kim ki waman
ve kim ki
يَخْرُجْ çıkar yakhruj
çıkar
مِنۢ evinden min
evinden
بَيْتِهِۦ his home baytihi
his home
مُهَاجِرًا göç etmek amacıyle muhājiran
göç etmek amacıyle
إِلَى Allah'a ilā
Allah'a
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَرَسُولِهِۦ ve Elçisine warasūlihi
ve Elçisine
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يُدْرِكْهُ kendisine yetişirse yud'rik'hu
kendisine yetişirse
ٱلْمَوْتُ ölüm l-mawtu
ölüm
فَقَدْ muhakkak faqad
muhakkak
وَقَعَ düşer waqaʿa
düşer
أَجْرُهُۥ onun mükafatı ajruhu
onun mükafatı
عَلَى Allah'a ʿalā
Allah'a
ٱللَّهِ ۗ Allah l-lahi
Allah
وَكَانَ ve wakāna
ve
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
غَفُورًۭا bağışlayandır ghafūran
bağışlayandır
رَّحِيمًۭا esirgeyendir raḥīman
esirgeyendir
١٠٠ (100)
(100)
Allah yolunda hicret eden kişi, yeryüzünde çok bereketli yer ve genişlik bulur. Evinden, Allah'a ve Peygamberine hicret ederek çıkan kimseye ölüm gelirse, onun ecrini vermek Allah'a düşer. Allah bağışlar ve merhamet eder.
4:101
وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman
ضَرَبْتُمْ sefere çıktığınız ḍarabtum
sefere çıktığınız
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
فَلَيْسَ yoktur falaysa
yoktur
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
جُنَاحٌ bir günah junāḥun
bir günah
أَن kısaltmanızdan ötürü an
kısaltmanızdan ötürü
تَقْصُرُوا۟ you shorten taqṣurū
you shorten
مِنَ namazdan mina
namazdan
ٱلصَّلَوٰةِ the prayer l-ṣalati
the prayer
إِنْ eğer in
eğer
خِفْتُمْ korkarsanız khif'tum
korkarsanız
أَن size bir kötülük yapmalarından an
size bir kötülük yapmalarından
يَفْتِنَكُمُ (may) harm you yaftinakumu
(may) harm you
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
كَفَرُوٓا۟ ۚ inkar eden(lerin) kafarū
inkar eden(lerin)
إِنَّ muhakkak ki inna
muhakkak ki
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirler l-kāfirīna
kafirler
كَانُوا۟ sizin kānū
sizin
لَكُمْ for you lakum
for you
عَدُوًّۭا düşmanınızdır ʿaduwwan
düşmanınızdır
مُّبِينًۭا açık mubīnan
açık
١٠١ (101)
(101)
Yolculuk ettiğinizde, kafirlerin size bir fenalık yapmasından korkarsanız, namazı kısaltmanızda size bir sorumluluk yoktur. Zira kafirler, size apaçık düşmandırlar.
4:102
وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman
كُنتَ sen kunta
sen
فِيهِمْ içlerinde fīhim
içlerinde
فَأَقَمْتَ kıldırdığın fa-aqamta
kıldırdığın
لَهُمُ onlara lahumu
onlara
ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı
فَلْتَقُمْ namaza dursun faltaqum
namaza dursun
طَآئِفَةٌۭ bir bölük ṭāifatun
bir bölük
مِّنْهُم onlardan min'hum
onlardan
مَّعَكَ seninle beraber maʿaka
seninle beraber
وَلْيَأْخُذُوٓا۟ ve (yanlarına) alsınlar walyakhudhū
ve (yanlarına) alsınlar
أَسْلِحَتَهُمْ silahlarını da asliḥatahum
silahlarını da
فَإِذَا secde edince fa-idhā
secde edince
سَجَدُوا۟ they have prostrated sajadū
they have prostrated
فَلْيَكُونُوا۟ geçsinler falyakūnū
geçsinler
مِن arkanıza min
arkanıza
وَرَآئِكُمْ behind you warāikum
behind you
وَلْتَأْتِ bu kez gelsin waltati
bu kez gelsin
طَآئِفَةٌ bölük ṭāifatun
bölük
أُخْرَىٰ öteki ukh'rā
öteki
لَمْ namaz kılmayan lam
namaz kılmayan
يُصَلُّوا۟ prayed yuṣallū
prayed
فَلْيُصَلُّوا۟ ve namaz kılsınlar falyuṣallū
ve namaz kılsınlar
مَعَكَ seninle beraber maʿaka
seninle beraber
وَلْيَأْخُذُوا۟ ve alsınlar walyakhudhū
ve alsınlar
حِذْرَهُمْ korunma(tedbir)lerini ḥidh'rahum
korunma(tedbir)lerini
وَأَسْلِحَتَهُمْ ۗ ve silahlarını da wa-asliḥatahum
ve silahlarını da
وَدَّ istediler ki wadda
istediler ki
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
لَوْ keşke law
keşke
تَغْفُلُونَ siz gaflet etseniz de taghfulūna
siz gaflet etseniz de
عَنْ silahlarınızdan ʿan
silahlarınızdan
أَسْلِحَتِكُمْ your arms asliḥatikum
your arms
وَأَمْتِعَتِكُمْ ve eşyanızdan wa-amtiʿatikum
ve eşyanızdan
فَيَمِيلُونَ birden yapsalar fayamīlūna
birden yapsalar
عَلَيْكُم üzerinize ʿalaykum
üzerinize
مَّيْلَةًۭ baskın maylatan
baskın
وَٰحِدَةًۭ ۚ bir wāḥidatan
bir
وَلَا bir günah yoktur walā
bir günah yoktur
جُنَاحَ blame junāḥa
blame
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
إِن eğer in
eğer
كَانَ siz kāna
siz
بِكُمْ with you bikum
with you
أَذًۭى zahmet çekerseniz adhan
zahmet çekerseniz
مِّن yağmurdan min
yağmurdan
مَّطَرٍ rain maṭarin
rain
أَوْ ya da aw
ya da
كُنتُم olursanız kuntum
olursanız
مَّرْضَىٰٓ hasta marḍā
hasta
أَن bırakmanızda an
bırakmanızda
تَضَعُوٓا۟ you lay down taḍaʿū
you lay down
أَسْلِحَتَكُمْ ۖ silahlarınızı asliḥatakum
silahlarınızı
وَخُذُوا۟ ama alın wakhudhū
ama alın
حِذْرَكُمْ ۗ korunma tedbirinizi ḥidh'rakum
korunma tedbirinizi
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
أَعَدَّ hazırlamıştır aʿadda
hazırlamıştır
لِلْكَـٰفِرِينَ kafirlere lil'kāfirīna
kafirlere
عَذَابًۭا bir azab ʿadhāban
bir azab
مُّهِينًۭا alçaltıcı muhīnan
alçaltıcı
١٠٢ (102)
(102)
Sen içlerinde olup da namazlarını kıldırdığın zaman, bir kısmı seninle beraber namaza dursun ve silahlarını da yanlarına alsınlar; secdeyi yaptıktan sonra onlar arkanıza geçsinler; kılmayan öbür kısım gelsin, seninle beraber kılsınlar, tedbirli olsunlar, silahlarını alsınlar. Kafirler, size ansızın bir baskın vermek için, silah ve eşyanızdan ayrılmış bulunmanızı dilerler. Yağmurdan zarar görecekseniz veya hasta olursanız, silahlarınızı bırakmanıza engel yoktur, fakat dikkatli olun. Allah kafirlere şüphesiz ağır bir azab hazırlamıştır.
4:103
فَإِذَا zaman fa-idhā
zaman
قَضَيْتُمُ bitirdiğiniz qaḍaytumu
bitirdiğiniz
ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı
فَٱذْكُرُوا۟ anın fa-udh'kurū
anın
ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı
قِيَـٰمًۭا ayakta qiyāman
ayakta
وَقُعُودًۭا ve oturarak waquʿūdan
ve oturarak
وَعَلَىٰ ve üzerinde (uzanarak) waʿalā
ve üzerinde (uzanarak)
جُنُوبِكُمْ ۚ yanlarınız junūbikum
yanlarınız
فَإِذَا zaman fa-idhā
zaman
ٱطْمَأْنَنتُمْ güvene kavuştuğunuz iṭ'manantum
güvene kavuştuğunuz
فَأَقِيمُوا۟ (tam) kılın fa-aqīmū
(tam) kılın
ٱلصَّلَوٰةَ ۚ namazı l-ṣalata
namazı
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلصَّلَوٰةَ namaz l-ṣalata
namaz
كَانَتْ üzerine kānat
üzerine
عَلَى on ʿalā
on
ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minler l-mu'minīna
mü'minler
كِتَـٰبًۭا farz kılınmıştır kitāban
farz kılınmıştır
مَّوْقُوتًۭا vakitli olarak mawqūtan
vakitli olarak
١٠٣ (103)
(103)
Namazı kıldıktan başka, Allah'ı ayakta iken, otururken, yan yatarken de anın. Emniyete kavuştuğunuzda, namazı gereğince kılın. Namaz şüphesiz, inananlara belirli vakitlerde farz kılınmıştır.
4:104
وَلَا gevşeklik göstermeyin walā
gevşeklik göstermeyin
تَهِنُوا۟ be weak tahinū
be weak
فِى takibetmekte
takibetmekte
ٱبْتِغَآءِ pursuit ib'tighāi
pursuit
ٱلْقَوْمِ ۖ o topluluğu l-qawmi
o topluluğu
إِن eğer in
eğer
تَكُونُوا۟ siz takūnū
siz
تَأْلَمُونَ acı çekiyorsanuz talamūna
acı çekiyorsanuz
فَإِنَّهُمْ onlar da fa-innahum
onlar da
يَأْلَمُونَ acı çekmektedirler yalamūna
acı çekmektedirler
كَمَا gibi kamā
gibi
تَأْلَمُونَ ۖ sizin acı çektiğiniz talamūna
sizin acı çektiğiniz
وَتَرْجُونَ ve siz ummaktasınız watarjūna
ve siz ummaktasınız
مِنَ Allah'tan mina
Allah'tan
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
مَا şeyleri
şeyleri
لَا onların ummayacakları
onların ummayacakları
يَرْجُونَ ۗ they hope yarjūna
they hope
وَكَانَ Alah wakāna
Alah
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَلِيمًا bilendir ʿalīman
bilendir
حَكِيمًا hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīman
hüküm ve hikmet sahibidir
١٠٤ (104)
(104)
Düşman milleti kovalamakta gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı çekiyorsanız, şüphesiz onlar da sizin çektiğiniz gibi acı çekiyorlar; oysa siz Allah'tan onların beklemedikleri şeyleri bekliyorsunuz. Allah Bilendir, Hakim olandır.
4:105
إِنَّآ muhakkak biz innā
muhakkak biz
أَنزَلْنَآ indirdik ki anzalnā
indirdik ki
إِلَيْكَ sana ilayka
sana
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı
بِٱلْحَقِّ gerçek ile bil-ḥaqi
gerçek ile
لِتَحْكُمَ hüküm veresin diye litaḥkuma
hüküm veresin diye
بَيْنَ arasında bayna
arasında
ٱلنَّاسِ insanlar l-nāsi
insanlar
بِمَآ biçimde bimā
biçimde
أَرَىٰكَ sana gösterdiği arāka
sana gösterdiği
ٱللَّهُ ۚ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
وَلَا olma walā
olma
تَكُن be takun
be
لِّلْخَآئِنِينَ hainlerin lil'khāinīna
hainlerin
خَصِيمًۭا savunucusu khaṣīman
savunucusu
١٠٥ (105)
(105)
Doğrusu, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği gibi hükmedesin diye Kitap'ı sana hak olarak indirdik; hakkı gözet, hainlerden taraf olma.
4:106
وَٱسْتَغْفِرِ ve mağfiret dile wa-is'taghfiri
ve mağfiret dile
ٱللَّهَ ۖ Allah'tan l-laha
Allah'tan
إِنَّ kuşkusuz inna
kuşkusuz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
كَانَ bağışlayandır kāna
bağışlayandır
غَفُورًۭا Oft-Forgiving ghafūran
Oft-Forgiving
رَّحِيمًۭا esirgeyendir raḥīman
esirgeyendir
١٠٦ (106)
(106)
Allah'tan mağfiret dile. Allah bağışlar ve merhamet eder.
4:107
وَلَا savunma walā
savunma
تُجَـٰدِلْ argue tujādil
argue
عَنِ kimseleri ʿani
kimseleri
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
يَخْتَانُونَ hainlik eden(leri) yakhtānūna
hainlik eden(leri)
أَنفُسَهُمْ ۚ kendilerine anfusahum
kendilerine
إِنَّ zira inna
zira
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَا sevmez
sevmez
يُحِبُّ love yuḥibbu
love
مَن kimseyi man
kimseyi
كَانَ hainlik yapan kāna
hainlik yapan
خَوَّانًا treacherous khawwānan
treacherous
أَثِيمًۭا günah işleyen athīman
günah işleyen
١٠٧ (107)
(107)
Kendilerine hainlik edenlerden yana uğraşmaya kalkma. Allah, hainlikte direnen suçluyu sevmez.
4:108
يَسْتَخْفُونَ gizleniyorlar yastakhfūna
gizleniyorlar
مِنَ insanlardan mina
insanlardan
ٱلنَّاسِ the people l-nāsi
the people
وَلَا gizlenmiyorlar walā
gizlenmiyorlar
يَسْتَخْفُونَ (can) they hide yastakhfūna
(can) they hide
مِنَ Allah'tan mina
Allah'tan
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَهُوَ oysa O wahuwa
oysa O
مَعَهُمْ onlarla beraberdir maʿahum
onlarla beraberdir
إِذْ zaman idh
zaman
يُبَيِّتُونَ geceleyin söyledikleri yubayyitūna
geceleyin söyledikleri
مَا şeyleri
şeyleri
لَا (O'nun) istemediği
(O'nun) istemediği
يَرْضَىٰ (does) he approve yarḍā
(does) he approve
مِنَ sözü mina
sözü
ٱلْقَوْلِ ۚ the word l-qawli
the word
وَكَانَ Allah wakāna
Allah
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِمَا herşeyi bimā
herşeyi
يَعْمَلُونَ onların yaptıkları yaʿmalūna
onların yaptıkları
مُحِيطًا kuşatmıştır muḥīṭan
kuşatmıştır
١٠٨ (108)
(108)
Allah'ın razı olmadığı sözü gece kurarlarken, onu, insanlardan gizliyorlar da kendileriyle beraber olan Allah'dan gizlemiyorlar. Allah işlediklerinin hepsini bilmektedir.
4:109
هَـٰٓأَنتُمْ haydi siz hāantum
haydi siz
هَـٰٓؤُلَآءِ savundunuz hāulāi
savundunuz
جَـٰدَلْتُمْ savundunuz jādaltum
savundunuz
عَنْهُمْ onları ʿanhum
onları
فِى hayatında
hayatında
ٱلْحَيَوٰةِ the life l-ḥayati
the life
ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya
فَمَن ya kim faman
ya kim
يُجَـٰدِلُ savunacak yujādilu
savunacak
ٱللَّهَ Allah'a karşı l-laha
Allah'a karşı
عَنْهُمْ onları ʿanhum
onları
يَوْمَ günü yawma
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
أَم ya da am
ya da
مَّن kim man
kim
يَكُونُ olacak yakūnu
olacak
عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara
وَكِيلًۭا vekil wakīlan
vekil
١٠٩ (109)
(109)
İşte siz dünya hayatında onları savunuyorsunuz ama, kıyamet günü onları Allah'a karşı kim savunacak? Veya onların vekaletini kim üzerine alacaktır?
4:110
وَمَن ve kim waman
ve kim
يَعْمَلْ yaparsa yaʿmal
yaparsa
سُوٓءًا bir kötülük sūan
bir kötülük
أَوْ yahut aw
yahut
يَظْلِمْ zulmederse yaẓlim
zulmederse
نَفْسَهُۥ nefsine nafsahu
nefsine
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يَسْتَغْفِرِ mağfiret dilerse yastaghfiri
mağfiret dilerse
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
يَجِدِ bulur yajidi
bulur
ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı
غَفُورًۭا bağışlayıcı ghafūran
bağışlayıcı
رَّحِيمًۭا ve esirgeyici raḥīman
ve esirgeyici
١١٠ (110)
(110)
Kim kötülük işler veya kendine yazık eder de sonra Allah'tan bağışlanma dilerse, Allah'ı mağfiret ve merhamet sahibi olarak bulur.
4:111
وَمَن ve kim waman
ve kim
يَكْسِبْ işlerse yaksib
işlerse
إِثْمًۭا bir günah ith'man
bir günah
فَإِنَّمَا muhakkak fa-innamā
muhakkak
يَكْسِبُهُۥ onu kazanır yaksibuhu
onu kazanır
عَلَىٰ aleyhine ʿalā
aleyhine
نَفْسِهِۦ ۚ kendi nafsihi
kendi
وَكَانَ Allah wakāna
Allah
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَلِيمًا bilendir ʿalīman
bilendir
حَكِيمًۭا hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīman
hüküm ve hikmet sahibidir
١١١ (111)
(111)
Kim günah işlerse bunu ancak kendi aleyhine yapmış olur. Allah bilendir, Hakim'dir.
4:112
وَمَن ve kim waman
ve kim
يَكْسِبْ işlerse yaksib
işlerse
خَطِيٓـَٔةً bir hata khaṭīatan
bir hata
أَوْ ya da aw
ya da
إِثْمًۭا günah ith'man
günah
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يَرْمِ üstüne atarsa yarmi
üstüne atarsa
بِهِۦ onu bihi
onu
بَرِيٓـًۭٔا bir suçsuzun barīan
bir suçsuzun
فَقَدِ muhakkak ki faqadi
muhakkak ki
ٱحْتَمَلَ yüklenmiş olur iḥ'tamala
yüklenmiş olur
بُهْتَـٰنًۭا büyük bir iftira buh'tānan
büyük bir iftira
وَإِثْمًۭا ve bir günah wa-ith'man
ve bir günah
مُّبِينًۭا açık mubīnan
açık
١١٢ (112)
(112)
Kim yanılır veya suç işler de sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, şüphesiz iftira etmiş, apaçık bir günah yüklenmiş olur.
4:113
وَلَوْلَا ve olmasaydı walawlā
ve olmasaydı
فَضْلُ lutfu faḍlu
lutfu
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
عَلَيْكَ sana; ʿalayka
sana;
وَرَحْمَتُهُۥ ve acıması waraḥmatuhu
ve acıması
لَهَمَّت yeltenmişti lahammat
yeltenmişti
طَّآئِفَةٌۭ bir grup ṭāifatun
bir grup
مِّنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan
أَن seni saptırmağa an
seni saptırmağa
يُضِلُّوكَ mislead you yuḍillūka
mislead you
وَمَا onlar saptıramazlar wamā
onlar saptıramazlar
يُضِلُّونَ they mislead yuḍillūna
they mislead
إِلَّآ başkasını illā
başkasını
أَنفُسَهُمْ ۖ kendilerinden anfusahum
kendilerinden
وَمَا sana zarar veremezler wamā
sana zarar veremezler
يَضُرُّونَكَ they will harm you yaḍurrūnaka
they will harm you
مِن hiçbir min
hiçbir
شَىْءٍۢ ۚ şey shayin
şey
وَأَنزَلَ ve indirdi wa-anzala
ve indirdi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَلَيْكَ sana ʿalayka
sana
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı
وَٱلْحِكْمَةَ ve hikmeti wal-ḥik'mata
ve hikmeti
وَعَلَّمَكَ ve sana öğretti waʿallamaka
ve sana öğretti
مَا şeyleri
şeyleri
لَمْ olmadığın lam
olmadığın
تَكُن you did takun
you did
تَعْلَمُ ۚ biliyor taʿlamu
biliyor
وَكَانَ ve wakāna
ve
فَضْلُ lutfu faḍlu
lutfu
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
عَلَيْكَ sana ʿalayka
sana
عَظِيمًۭا büyüktür ʿaẓīman
büyüktür
١١٣ (113)
(113)
Eğer sana Allah'ın bol nimeti ve rahmeti olmasaydı, onlardan bir takımı seni sapıtmaya çalışırdı. Halbuki onlar kendilerinden başkasını saptıramazlar, sana da bir zarar vermezler. Allah sana Kitap ve hikmet indirmiş, sana bilmediğini öğretmiştir. Allah'ın sana olan nimeti ne büyüktür.
4:114
۞ لَّا yoktur
yoktur
خَيْرَ hayır khayra
hayır
فِى çoğunda
çoğunda
كَثِيرٍۢ much kathīrin
much
مِّن gizli konuşmalarının min
gizli konuşmalarının
نَّجْوَىٰهُمْ their secret talk najwāhum
their secret talk
إِلَّا yalnız hariç illā
yalnız hariç
مَنْ kimse man
kimse
أَمَرَ emreden amara
emreden
بِصَدَقَةٍ sadakayı biṣadaqatin
sadakayı
أَوْ yahut aw
yahut
مَعْرُوفٍ iyiliği maʿrūfin
iyiliği
أَوْ ya da aw
ya da
إِصْلَـٰحٍۭ düzeltmeyi iṣ'lāḥin
düzeltmeyi
بَيْنَ arasını bayna
arasını
ٱلنَّاسِ ۚ insanların l-nāsi
insanların
وَمَن ve kim waman
ve kim
يَفْعَلْ yaparsa yafʿal
yaparsa
ذَٰلِكَ bunu dhālika
bunu
ٱبْتِغَآءَ amacıyle ib'tighāa
amacıyle
مَرْضَاتِ rızasını kazanmak marḍāti
rızasını kazanmak
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
فَسَوْفَ yakında fasawfa
yakında
نُؤْتِيهِ ona vereceğiz nu'tīhi
ona vereceğiz
أَجْرًا bir mükafat ajran
bir mükafat
عَظِيمًۭا büyük ʿaẓīman
büyük
١١٤ (114)
(114)
Ancak sadaka vermeyi yahut iyilik yapmayı ve insanların arasını düzeltmeyi gözeten kimseler müstesna, onların gizli toplantılarının çoğunda hayır yoktur. Bunları, Allah'ın rızasını kazanmak için yapana büyük ecir vereceğiz.
4:115
وَمَن kim de waman
kim de
يُشَاقِقِ karşı gelir yushāqiqi
karşı gelir
ٱلرَّسُولَ Elçi'ye l-rasūla
Elçi'ye
مِنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
مَا belli olduktan
belli olduktan
تَبَيَّنَ (has) become clear tabayyana
(has) become clear
لَهُ kendisine lahu
kendisine
ٱلْهُدَىٰ doğru yol l-hudā
doğru yol
وَيَتَّبِعْ ve uyarsa wayattabiʿ
ve uyarsa
غَيْرَ başkasına ghayra
başkasına
سَبِيلِ yolundan sabīli
yolundan
ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlerin l-mu'minīna
mü'minlerin
نُوَلِّهِۦ onu yöneltiriz nuwallihi
onu yöneltiriz
مَا döndüğü (yola)
döndüğü (yola)
تَوَلَّىٰ he (has) turned tawallā
he (has) turned
وَنُصْلِهِۦ ve sokarız wanuṣ'lihi
ve sokarız
جَهَنَّمَ ۖ cehenneme jahannama
cehenneme
وَسَآءَتْ ne kötü wasāat
ne kötü
مَصِيرًا bir gidiş yeridir maṣīran
bir gidiş yeridir
١١٥ (115)
(115)
Doğru yol kendisine apaçık belli olduktan sonra, Peygamberden ayrılıp, inananların yolundan başkasına uyan kimseyi, döndüğü yöne döndürür ve onu cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir dönüş yeridir!
4:116
إِنَّ şüpheiz inna
şüpheiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَا bağışlamaz
bağışlamaz
يَغْفِرُ forgive yaghfiru
forgive
أَن ortak koşulmasını an
ortak koşulmasını
يُشْرَكَ partners be associated yush'raka
partners be associated
بِهِۦ kendisine bihi
kendisine
وَيَغْفِرُ ve bağışlar wayaghfiru
ve bağışlar
مَا herşeyi
herşeyi
دُونَ başka dūna
başka
ذَٰلِكَ bundan dhālika
bundan
لِمَن kimseye liman
kimseye
يَشَآءُ ۚ dilediği yashāu
dilediği
وَمَن ve kim waman
ve kim
يُشْرِكْ ortak koşarsa yush'rik
ortak koşarsa
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
فَقَدْ muhakkak faqad
muhakkak
ضَلَّ sapıklığa düşmüştür ḍalla
sapıklığa düşmüştür
ضَلَـٰلًۢا bir sapkınlıkla ḍalālan
bir sapkınlıkla
بَعِيدًا uzak baʿīdan
uzak
١١٦ (116)
(116)
Allah, kendisine ortak koşulmasını elbette bağışlamaz, bundan başkasını dilediğine bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse derin bir sapıklığa sapmış olur.
4:117
إِن eğer in
eğer
يَدْعُونَ çağırıyorlar yadʿūna
çağırıyorlar
مِن O'nu bırakıp da min
O'nu bırakıp da
دُونِهِۦٓ besides Him dūnihi
besides Him
إِلَّآ yalnızca illā
yalnızca
إِنَـٰثًۭا birtakım dişilere ināthan
birtakım dişilere
وَإِن ve çağırıyorlar wa-in
ve çağırıyorlar
يَدْعُونَ they invoke yadʿūna
they invoke
إِلَّا yalnızca illā
yalnızca
شَيْطَـٰنًۭا şeytana shayṭānan
şeytana
مَّرِيدًۭا asi marīdan
asi
١١٧ (117)
(117)
Onlar Allah'ı bırakıp tanrıçalara taparlar ve: "Elbette senin kullarından belli bir takımı alıp onları saptıracağım, onlara kuruntu kurduracağım, develerin kulaklarını yarmalarını emredeceğim, Allah'ın yarattığını değiştirmelerini emredeceğim" diyen, Allah'ın lanet ettiği azgın şeytana taparlar. Allah'ı bırakıp şeytanı dost edinen şüphesiz açıktan açığa kayba uğramıştır.
4:118
لَّعَنَهُ ona la'net etti laʿanahu
ona la'net etti
ٱللَّهُ ۘ Allah l-lahu
Allah
وَقَالَ ve (o da) dedi waqāla
ve (o da) dedi
لَأَتَّخِذَنَّ elbette alacağım la-attakhidhanna
elbette alacağım
مِنْ senin kullarından min
senin kullarından
عِبَادِكَ your slaves ʿibādika
your slaves
نَصِيبًۭا bir pay naṣīban
bir pay
مَّفْرُوضًۭا belirli mafrūḍan
belirli
١١٨ (118)
(118)
Onlar Allah'ı bırakıp tanrıçalara taparlar ve: "Elbette senin kullarından belli bir takımı alıp onları saptıracağım, onlara kuruntu kurduracağım, develerin kulaklarını yarmalarını emredeceğim, Allah'ın yarattığını değiştirmelerini emredeceğim" diyen, Allah'ın lanet ettiği azgın şeytana taparlar. Allah'ı bırakıp şeytanı dost edinen şüphesiz açıktan açığa kayba uğramıştır.
4:119
وَلَأُضِلَّنَّهُمْ ve onları mutlaka saptıracağım wala-uḍillannahum
ve onları mutlaka saptıracağım
وَلَأُمَنِّيَنَّهُمْ ve mutlaka onları boş kuruntulara sokacağım wala-umanniyannahum
ve mutlaka onları boş kuruntulara sokacağım
وَلَـَٔامُرَنَّهُمْ ve onlara emredeceğim walaāmurannahum
ve onlara emredeceğim
فَلَيُبَتِّكُنَّ yaracaklar falayubattikunna
yaracaklar
ءَاذَانَ kulaklarını ādhāna
kulaklarını
ٱلْأَنْعَـٰمِ hayvanların l-anʿāmi
hayvanların
وَلَـَٔامُرَنَّهُمْ ve onlara emredeceğim walaāmurannahum
ve onlara emredeceğim
فَلَيُغَيِّرُنَّ değiştirecekler falayughayyirunna
değiştirecekler
خَلْقَ yaratışını khalqa
yaratışını
ٱللَّهِ ۚ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَمَن ve kim waman
ve kim
يَتَّخِذِ tutarsa yattakhidhi
tutarsa
ٱلشَّيْطَـٰنَ şeytanı l-shayṭāna
şeytanı
وَلِيًّۭا dost waliyyan
dost
مِّن yerine min
yerine
دُونِ besides dūni
besides
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
فَقَدْ muhakkak ki faqad
muhakkak ki
خَسِرَ ziyana uğramıştır khasira
ziyana uğramıştır
خُسْرَانًۭا bir ziyanla khus'rānan
bir ziyanla
مُّبِينًۭا açık mubīnan
açık
١١٩ (119)
(119)
Onlar Allah'ı bırakıp tanrıçalara taparlar ve: "Elbette senin kullarından belli bir takımı alıp onları saptıracağım, onlara kuruntu kurduracağım, develerin kulaklarını yarmalarını emredeceğim, Allah'ın yarattığını değiştirmelerini emredeceğim" diyen, Allah'ın lanet ettiği azgın şeytana taparlar. Allah'ı bırakıp şeytanı dost edinen şüphesiz açıktan açığa kayba uğramıştır.
4:120
يَعِدُهُمْ (Şeytan) onlara söz verir yaʿiduhum
(Şeytan) onlara söz verir
وَيُمَنِّيهِمْ ۖ ve umut verir wayumannīhim
ve umut verir
وَمَا ve değildir wamā
ve değildir
يَعِدُهُمُ sözü yaʿiduhumu
sözü
ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytanın l-shayṭānu
şeytanın
إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey
غُرُورًا aldatmadan ghurūran
aldatmadan
١٢٠ (120)
(120)
Şeytan onlara vadediyor, onları kuruntulara düşürüyor, ancak aldatmak için vaadde bulunuyor.
4:121
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onların ulāika
işte onların
مَأْوَىٰهُمْ varacağı yer mawāhum
varacağı yer
جَهَنَّمُ cehennemdir jahannamu
cehennemdir
وَلَا asla bulamazlar walā
asla bulamazlar
يَجِدُونَ they will find yajidūna
they will find
عَنْهَا ondan ʿanhā
ondan
مَحِيصًۭا kaçmak (imkanı) maḥīṣan
kaçmak (imkanı)
١٢١ (121)
(121)
İşte onların varacağı yer cehennemdir. Oradan kaçacak yer de bulamıyacaklardır.
4:122
وَٱلَّذِينَ kimseleri wa-alladhīna
kimseleri
ءَامَنُوا۟ inanan(ları) āmanū
inanan(ları)
وَعَمِلُوا۟ ve yapanları waʿamilū
ve yapanları
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler
سَنُدْخِلُهُمْ sokacağız sanud'khiluhum
sokacağız
جَنَّـٰتٍۢ cennetlere jannātin
cennetlere
تَجْرِى akan tajrī
akan
مِن altlarından min
altlarından
تَحْتِهَا underneath it taḥtihā
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar
خَـٰلِدِينَ kalacaklardır khālidīna
kalacaklardır
فِيهَآ orada fīhā
orada
أَبَدًۭا ۖ ebedi abadan
ebedi
وَعْدَ bu va'didir waʿda
bu va'didir
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
حَقًّۭا ۚ gerçek ḥaqqan
gerçek
وَمَنْ kim olabilir? waman
kim olabilir?
أَصْدَقُ daha doğru aṣdaqu
daha doğru
مِنَ Allahtan mina
Allahtan
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
قِيلًۭا sözlü qīlan
sözlü
١٢٢ (122)
(122)
İnanıp yararlı işler yapanları, Allah'ın gerçek bir sözü olarak, içinde temelli ve ebedi kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Allah'tan daha doğru sözlü kim vardır?
4:123
لَّيْسَ (İş) olmaz laysa
(İş) olmaz
بِأَمَانِيِّكُمْ sizin kuruntularınızla bi-amāniyyikum
sizin kuruntularınızla
وَلَآ ve olmaz walā
ve olmaz
أَمَانِىِّ kuruntularıyla amāniyyi
kuruntularıyla
أَهْلِ ehlinin ahli
ehlinin
ٱلْكِتَـٰبِ ۗ Kitap l-kitābi
Kitap
مَن kimse man
kimse
يَعْمَلْ yapan yaʿmal
yapan
سُوٓءًۭا kötülük sūan
kötülük
يُجْزَ cezalandırılır yuj'za
cezalandırılır
بِهِۦ onunla bihi
onunla
وَلَا ve bulamaz walā
ve bulamaz
يَجِدْ he will find yajid
he will find
لَهُۥ kendisine lahu
kendisine
مِن başka min
başka
دُونِ besides dūni
besides
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
وَلِيًّۭا (ne) bir dost waliyyan
(ne) bir dost
وَلَا ne de walā
ne de
نَصِيرًۭا bir yardımcı naṣīran
bir yardımcı
١٢٣ (123)
(123)
Bu, sizin kuruntularınıza ve Kitap ehlinin kuruntularına göre değildir. Kim fenalık yaparsa cezasını görür, kendisine Allah'tan başka ne dost ve ne de yardımcı bulur.
4:124
وَمَن ve her kim waman
ve her kim
يَعْمَلْ yaparsa yaʿmal
yaparsa
مِنَ güzel işler mina
güzel işler
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ [the] righteous deeds l-ṣāliḥāti
[the] righteous deeds
مِن erkekten min
erkekten
ذَكَرٍ (the) male dhakarin
(the) male
أَوْ veya aw
veya
أُنثَىٰ kadından unthā
kadından
وَهُوَ ve onlar wahuwa
ve onlar
مُؤْمِنٌۭ inanarak mu'minun
inanarak
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte öyle kimseler fa-ulāika
işte öyle kimseler
يَدْخُلُونَ girerler yadkhulūna
girerler
ٱلْجَنَّةَ cennete l-janata
cennete
وَلَا ve haksızlığa uğratılmazlar walā
ve haksızlığa uğratılmazlar
يُظْلَمُونَ they will be wronged yuẓ'lamūna
they will be wronged
نَقِيرًۭا zerre kadar naqīran
zerre kadar
١٢٤ (124)
(124)
Erkek veya kadın, mümin olarak, kim yararlı işler işlerse, işte onlar cennete girerler, kendilerine zerre kadar zulmedilmez.
4:125
وَمَنْ ve kim waman
ve kim
أَحْسَنُ daha güzeldir? aḥsanu
daha güzeldir?
دِينًۭا din yönünden dīnan
din yönünden
مِّمَّنْ kimseden mimman
kimseden
أَسْلَمَ teslim eden aslama
teslim eden
وَجْهَهُۥ yüzünü wajhahu
yüzünü
لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a
وَهُوَ o wahuwa
o
مُحْسِنٌۭ iyilik edici olarak muḥ'sinun
iyilik edici olarak
وَٱتَّبَعَ ve tabi olan wa-ittabaʿa
ve tabi olan
مِلَّةَ dinine millata
dinine
إِبْرَٰهِيمَ İbrahim ib'rāhīma
İbrahim
حَنِيفًۭا ۗ dosdoğru ḥanīfan
dosdoğru
وَٱتَّخَذَ edinmişti wa-ittakhadha
edinmişti
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
إِبْرَٰهِيمَ İbrahim'i ib'rāhīma
İbrahim'i
خَلِيلًۭا dost khalīlan
dost
١٢٥ (125)
(125)
İyilik yaparak kendisini Allah'a teslim edip, hakka yönelen İbrahim'in dinine uyandan, din bakımından daha iyi kim olabilir? Allah İbrahim'i dost edinmişti.
4:126
وَلِلَّهِ Allah'ındır walillahi
Allah'ındır
مَا hepsi
hepsi
فِى olanların
olanların
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerde l-samāwāti
göklerde
وَمَا hepsi wamā
hepsi
فِى olanların
olanların
ٱلْأَرْضِ ۚ ve yerde l-arḍi
ve yerde
وَكَانَ Allah wakāna
Allah
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِكُلِّ her bikulli
her
شَىْءٍۢ şeyi shayin
şeyi
مُّحِيطًۭا kuşatmıştır muḥīṭan
kuşatmıştır
١٢٦ (126)
(126)
Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'ındır. Allah her şeyi kuşatır.
4:127
وَيَسْتَفْتُونَكَ senden fetva istiyorlar wayastaftūnaka
senden fetva istiyorlar
فِى hakkında
hakkında
ٱلنِّسَآءِ ۖ kadınlar l-nisāi
kadınlar
قُلِ de ki quli
de ki
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
يُفْتِيكُمْ size hükmünü açıklıyor yuf'tīkum
size hükmünü açıklıyor
فِيهِنَّ onlar hakkında fīhinna
onlar hakkında
وَمَا vardır wamā
vardır
يُتْلَىٰ okunan(ayet)ler yut'lā
okunan(ayet)ler
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
فِى Kitapta
Kitapta
ٱلْكِتَـٰبِ the Book l-kitābi
the Book
فِى hakkında
hakkında
يَتَـٰمَى öksüz yatāmā
öksüz
ٱلنِّسَآءِ kadınlar l-nisāi
kadınlar
ٱلَّـٰتِى onlar ki allātī
onlar ki
لَا onlara vermiyorsunuz
onlara vermiyorsunuz
تُؤْتُونَهُنَّ (do) you give them tu'tūnahunna
(do) you give them
مَا olanı
olanı
كُتِبَ yazılmış kutiba
yazılmış
لَهُنَّ kendilerine lahunna
kendilerine
وَتَرْغَبُونَ ve istiyorsunuz watarghabūna
ve istiyorsunuz
أَن kendileriyle evlenmek an
kendileriyle evlenmek
تَنكِحُوهُنَّ marry them tankiḥūhunna
marry them
وَٱلْمُسْتَضْعَفِينَ ve zavallı wal-mus'taḍʿafīna
ve zavallı
مِنَ hakkında mina
hakkında
ٱلْوِلْدَٰنِ çocuklar l-wil'dāni
çocuklar
وَأَن ve hakkında wa-an
ve hakkında
تَقُومُوا۟ yerine getirmeniz taqūmū
yerine getirmeniz
لِلْيَتَـٰمَىٰ öksüzlere karşı lil'yatāmā
öksüzlere karşı
بِٱلْقِسْطِ ۚ adaleti bil-qis'ṭi
adaleti
وَمَا yapacağınız wamā
yapacağınız
تَفْعَلُوا۟ you do tafʿalū
you do
مِنْ her min
her
خَيْرٍۢ hayrı khayrin
hayrı
فَإِنَّ muhakkak ki fa-inna
muhakkak ki
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
كَانَ onu kāna
onu
بِهِۦ about it bihi
about it
عَلِيمًۭا bilir ʿalīman
bilir
١٢٧ (127)
(127)
Kadınlar hakkında senden fetva isterler, de ki: "Onlar hakkında fetvayı size Allah veriyor: "Bu fetva, kendilerine yazılan şeyi vermeyip kendileriyle evlenmeyi arzuladığınız yetim kadınlara ve bir de zavallı çocuklara ve yetimlere doğrulukla bakmanız hususunda Kitap'da size okunandır". Ne iyilik yaparsaniz Allah onu şüphesiz bilir.
4:128
وَإِنِ ve eğer wa-ini
ve eğer
ٱمْرَأَةٌ bir kadın im'ra-atun
bir kadın
خَافَتْ korkarsa khāfat
korkarsa
مِنۢ kocasının min
kocasının
بَعْلِهَا her husband baʿlihā
her husband
نُشُوزًا huysuzluğundan nushūzan
huysuzluğundan
أَوْ yahut aw
yahut
إِعْرَاضًۭا yüz çevirmesinden iʿ'rāḍan
yüz çevirmesinden
فَلَا yoktur falā
yoktur
جُنَاحَ günah junāḥa
günah
عَلَيْهِمَآ ikisine de ʿalayhimā
ikisine de
أَن düzeltmelerinde an
düzeltmelerinde
يُصْلِحَا they make terms of peace yuṣ'liḥā
they make terms of peace
بَيْنَهُمَا aralarını baynahumā
aralarını
صُلْحًۭا ۚ anlaşma ile ṣul'ḥan
anlaşma ile
وَٱلصُّلْحُ ve barış wal-ṣul'ḥu
ve barış
خَيْرٌۭ ۗ daima iyidir khayrun
daima iyidir
وَأُحْضِرَتِ ve hazırdır wa-uḥ'ḍirati
ve hazırdır
ٱلْأَنفُسُ nefisler l-anfusu
nefisler
ٱلشُّحَّ ۚ cimriliğe l-shuḥa
cimriliğe
وَإِن eğer wa-in
eğer
تُحْسِنُوا۟ güzel geçinir tuḥ'sinū
güzel geçinir
وَتَتَّقُوا۟ ve sakınırsanız watattaqū
ve sakınırsanız
فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
كَانَ şeyleri kāna
şeyleri
بِمَا of what bimā
of what
تَعْمَلُونَ yaptıklarınız taʿmalūna
yaptıklarınız
خَبِيرًۭا haber alır khabīran
haber alır
١٢٨ (128)
(128)
Eğer kadın, kocasının serkeşliğinden veya aldırışsızlığından endişe ederse, aralarında anlaşmaya çalışmalarında kendilerine bir engel yoktur. Anlaşmak daha hayırlıdır. Nefisler kıskançlığa meyyaldir. Eğer iyi davranır ve haksızlıktan sakınırsaniz bilin ki, Allah işlediklerinizden şüphesiz haberdardır.
4:129
وَلَن ve yapamazsınız walan
ve yapamazsınız
تَسْتَطِيعُوٓا۟ will you be able tastaṭīʿū
will you be able
أَن (tam) adalet an
(tam) adalet
تَعْدِلُوا۟ deal justly taʿdilū
deal justly
بَيْنَ arasında bayna
arasında
ٱلنِّسَآءِ kadınlar l-nisāi
kadınlar
وَلَوْ ne kadar walaw
ne kadar
حَرَصْتُمْ ۖ isteseniz de ḥaraṣtum
isteseniz de
فَلَا öyle ise meylemeyin falā
öyle ise meylemeyin
تَمِيلُوا۟ incline tamīlū
incline
كُلَّ (birine) tamamen kulla
(birine) tamamen
ٱلْمَيْلِ yönelişle l-mayli
yönelişle
فَتَذَرُوهَا ötekini bırakmayın fatadharūhā
ötekini bırakmayın
كَٱلْمُعَلَّقَةِ ۚ askıda (kocasızmış) gibi kal-muʿalaqati
askıda (kocasızmış) gibi
وَإِن eğer wa-in
eğer
تُصْلِحُوا۟ arayı düzeltir tuṣ'liḥū
arayı düzeltir
وَتَتَّقُوا۟ sakınırsanız watattaqū
sakınırsanız
فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
كَانَ bağışlayandır kāna
bağışlayandır
غَفُورًۭا Oft-Forgiving ghafūran
Oft-Forgiving
رَّحِيمًۭا esirgeyendir raḥīman
esirgeyendir
١٢٩ (129)
(129)
Adil hareket etmeye ne kadar uğraşsanız, kadınlar arasında eşitlik yapamayacaksınız, bari bir tarafa kalben tamamen meyletmeyin ki diğerini askıdaymış gibi bırakmış olmayasınız. İşleri düzeltir ve haksızlıktan sakınırsanız bilin ki Allah şüphesiz bağışlar ve merhamet eder.
4:130
وَإِن eğer wa-in
eğer
يَتَفَرَّقَا (eşler) ayrılırlarsa yatafarraqā
(eşler) ayrılırlarsa
يُغْنِ zengin eder yugh'ni
zengin eder
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
كُلًّۭا onların her birini kullan
onların her birini
مِّن bol ni'metiyle min
bol ni'metiyle
سَعَتِهِۦ ۚ His abundance saʿatihi
His abundance
وَكَانَ Allah(ın) wakāna
Allah(ın)
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
وَٰسِعًا (ni'meti) geniştir wāsiʿan
(ni'meti) geniştir
حَكِيمًۭا hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīman
hüküm ve hikmet sahibidir
١٣٠ (130)
(130)
Ayrılırlarsa, Allah her birini nimetinin genişliğiyle yoksulluktan kurtarır, Allah her şeyi kaplayandır. Hakim'dir.
4:131
وَلِلَّهِ Allah'ındır walillahi
Allah'ındır
مَا olanlar
olanlar
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَمَا ve olanlar wamā
ve olanlar
فِى yerde
yerde
ٱلْأَرْضِ ۗ the earth l-arḍi
the earth
وَلَقَدْ muhakkak walaqad
muhakkak
وَصَّيْنَا tavsiye ettik waṣṣaynā
tavsiye ettik
ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere
أُوتُوا۟ verilen(lere) ūtū
verilen(lere)
ٱلْكِتَـٰبَ Kitap l-kitāba
Kitap
مِن sizden önce min
sizden önce
قَبْلِكُمْ before you qablikum
before you
وَإِيَّاكُمْ ve size de wa-iyyākum
ve size de
أَنِ diye ani
diye
ٱتَّقُوا۟ korkun ittaqū
korkun
ٱللَّهَ ۚ Allah'tan l-laha
Allah'tan
وَإِن eğer wa-in
eğer
تَكْفُرُوا۟ inkar ederseniz takfurū
inkar ederseniz
فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz
لِلَّهِ Allah'ındır lillahi
Allah'ındır
مَا olanlar
olanlar
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَمَا ve olanlar wamā
ve olanlar
فِى yerde
yerde
ٱلْأَرْضِ ۚ the earth l-arḍi
the earth
وَكَانَ Allah wakāna
Allah
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
غَنِيًّا zengindir ghaniyyan
zengindir
حَمِيدًۭا övgüye layıktır ḥamīdan
övgüye layıktır
١٣١ (131)
(131)
Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'ındır. And olsun ki, sizden önce Kitap verilenlere ve size, Allah'tan sakınmanızı tavsiye ettik. İnkar ederseniz bilin ki, göklerde olanlar da yerde olanlar da Allah'ındır.
4:132
وَلِلَّهِ Allah'ındır walillahi
Allah'ındır
مَا olanlar
olanlar
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَمَا ve olanlar wamā
ve olanlar
فِى yerde
yerde
ٱلْأَرْضِ ۚ the earth l-arḍi
the earth
وَكَفَىٰ ve yeter wakafā
ve yeter
بِٱللَّهِ Allah bil-lahi
Allah
وَكِيلًا vekil olarak wakīlan
vekil olarak
١٣٢ (132)
(132)
Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. Vekil olarak Allah yeter.
4:133
إِن eğer in
eğer
يَشَأْ (Allah) dilerse yasha
(Allah) dilerse
يُذْهِبْكُمْ sizi götürür yudh'hib'kum
sizi götürür
أَيُّهَا ey ayyuhā
ey
ٱلنَّاسُ insanlar l-nāsu
insanlar
وَيَأْتِ ve getirir wayati
ve getirir
بِـَٔاخَرِينَ ۚ başkalarını biākharīna
başkalarını
وَكَانَ ve wakāna
ve
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَلَىٰ buna ʿalā
buna
ذَٰلِكَ that dhālika
that
قَدِيرًۭا hakkıyla kadirdir qadīran
hakkıyla kadirdir
١٣٣ (133)
(133)
Ey İnsanlar! Allah dilerse sizi yok eder, başkalarını getirir, O, buna Kadir'dir.
4:134
مَّن kim man
kim
كَانَ isterse kāna
isterse
يُرِيدُ desires yurīdu
desires
ثَوَابَ sevabını thawāba
sevabını
ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya
فَعِندَ (bilsin ki) katındadır faʿinda
(bilsin ki) katındadır
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
ثَوَابُ sevabı thawābu
sevabı
ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya
وَٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ ve ahiret wal-ākhirati
ve ahiret
وَكَانَ Allah wakāna
Allah
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
سَمِيعًۢا işitendir samīʿan
işitendir
بَصِيرًۭا görendir baṣīran
görendir
١٣٤ (134)
(134)
Dünya nimetini kim isterse, bilsin ki, dünyanın ve ahiretin nimeti Allah'ın katındadır. Allah işitir ve görür.
4:135
۞ يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
كُونُوا۟ olun kūnū
olun
قَوَّٰمِينَ ayakta tutarak qawwāmīna
ayakta tutarak
بِٱلْقِسْطِ adaleti bil-qis'ṭi
adaleti
شُهَدَآءَ şahidler shuhadāa
şahidler
لِلَّهِ Allah için lillahi
Allah için
وَلَوْ bile olsa walaw
bile olsa
عَلَىٰٓ aleyhinde ʿalā
aleyhinde
أَنفُسِكُمْ kendinizin anfusikum
kendinizin
أَوِ veya awi
veya
ٱلْوَٰلِدَيْنِ ana babanızın l-wālidayni
ana babanızın
وَٱلْأَقْرَبِينَ ۚ ve yakınlarınızın wal-aqrabīna
ve yakınlarınızın
إِن eğer in
eğer
يَكُنْ olsalar yakun
olsalar
غَنِيًّا zengin ghaniyyan
zengin
أَوْ veya aw
veya
فَقِيرًۭا fakir de faqīran
fakir de
فَٱللَّهُ çünkü Allah fal-lahu
çünkü Allah
أَوْلَىٰ daha yakındır awlā
daha yakındır
بِهِمَا ۖ ikisine de bihimā
ikisine de
فَلَا öyle ise sapmayın falā
öyle ise sapmayın
تَتَّبِعُوا۟ uyarak tattabiʿū
uyarak
ٱلْهَوَىٰٓ keyfinize l-hawā
keyfinize
أَن adaletten an
adaletten
تَعْدِلُوا۟ ۚ you deviate taʿdilū
you deviate
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
تَلْوُۥٓا۟ eğip bükerseniz talwū
eğip bükerseniz
أَوْ ya da aw
ya da
تُعْرِضُوا۟ doğruyu söylemezseniz tuʿ'riḍū
doğruyu söylemezseniz
فَإِنَّ muhakkak ki fa-inna
muhakkak ki
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
كَانَ olandır kāna
olandır
بِمَا yaptıklarınızdan bimā
yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ you do taʿmalūna
you do
خَبِيرًۭا haberdar khabīran
haberdar
١٣٥ (135)
(135)
Ey İnananlar! Kendiniz, ana babanız ve yakınlarınız aleyhlerine de olsa, Allah için şahit olarak adaleti gözetin; ister zengin, ister fakir olsun, Allah onlara daha yakındır. Adaletinizde heveslere uymayın. Eğer eğriltirseniz veya yüz çevirirseniz bilin ki, Allah işlediklerinizden şüphesiz haberdardır.
4:136
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
ءَامِنُوا۟ inanın āminū
inanın
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَرَسُولِهِۦ ve Elçisine warasūlihi
ve Elçisine
وَٱلْكِتَـٰبِ ve Kitaba wal-kitābi
ve Kitaba
ٱلَّذِى o ki alladhī
o ki
نَزَّلَ indirdi nazzala
indirdi
عَلَىٰ Elçisine ʿalā
Elçisine
رَسُولِهِۦ His Messenger rasūlihi
His Messenger
وَٱلْكِتَـٰبِ ve Kitaba (inanın) wal-kitābi
ve Kitaba (inanın)
ٱلَّذِىٓ o ki alladhī
o ki
أَنزَلَ indirdi anzala
indirdi
مِن daha öncekilere min
daha öncekilere
قَبْلُ ۚ before qablu
before
وَمَن ve kim waman
ve kim
يَكْفُرْ inkar ederse yakfur
inkar ederse
بِٱللَّهِ Allah'ı bil-lahi
Allah'ı
وَمَلَـٰٓئِكَتِهِۦ ve meleklerini wamalāikatihi
ve meleklerini
وَكُتُبِهِۦ ve Kitaplarını wakutubihi
ve Kitaplarını
وَرُسُلِهِۦ ve elçilerini warusulihi
ve elçilerini
وَٱلْيَوْمِ ve gününü wal-yawmi
ve gününü
ٱلْـَٔاخِرِ ahiret l-ākhiri
ahiret
فَقَدْ muhakkak faqad
muhakkak
ضَلَّ sapıtmıştır ḍalla
sapıtmıştır
ضَلَـٰلًۢا sapıklıkla ḍalālan
sapıklıkla
بَعِيدًا uzak bir baʿīdan
uzak bir
١٣٦ (136)
(136)
Ey İnananlar! Allah'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitap'a ve daha önce indirdiği Kitap'a inanmakta sebat gösterin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününu inkar ederse, şüphesiz derin bir sapıklığa sapmıştır.
4:137
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ o kimseler alladhīna
o kimseler
ءَامَنُوا۟ inandılar āmanū
inandılar
ثُمَّ sonra thumma
sonra
كَفَرُوا۟ inkar ettiler kafarū
inkar ettiler
ثُمَّ sonra thumma
sonra
ءَامَنُوا۟ inandılar āmanū
inandılar
ثُمَّ yine thumma
yine
كَفَرُوا۟ inkar ettiler kafarū
inkar ettiler
ثُمَّ sonra thumma
sonra
ٱزْدَادُوا۟ arttı iz'dādū
arttı
كُفْرًۭا inkarları kuf'ran
inkarları
لَّمْ değildir lam
değildir
يَكُنِ will yakuni
will
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لِيَغْفِرَ bağışlayacak liyaghfira
bağışlayacak
لَهُمْ onları lahum
onları
وَلَا iletmeyecektir walā
iletmeyecektir
لِيَهْدِيَهُمْ will guide them liyahdiyahum
will guide them
سَبِيلًۢا (doğru) yola sabīlan
(doğru) yola
١٣٧ (137)
(137)
Doğrusu inanıp sonra inkar edenleri, sonra inanıp tekrar inkar edenleri, sonra da inkarları artmış olanları Allah bağışlamaz; onları doğru yola eriştirmez.
4:138
بَشِّرِ müjdele bashiri
müjdele
ٱلْمُنَـٰفِقِينَ Münafıklara l-munāfiqīna
Münafıklara
بِأَنَّ şüphesiz bi-anna
şüphesiz
لَهُمْ kendilerinin olacağını lahum
kendilerinin olacağını
عَذَابًا bir azabın ʿadhāban
bir azabın
أَلِيمًا acıklı alīman
acıklı
١٣٨ (138)
(138)
Münafıklara, kendilerine elem verici bir azab olduğunu müjdele.
4:139
ٱلَّذِينَ onlar alladhīna
onlar
يَتَّخِذُونَ tutuyorlar yattakhidhūna
tutuyorlar
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirleri l-kāfirīna
kafirleri
أَوْلِيَآءَ dost awliyāa
dost
مِن bırakıp min
bırakıp
دُونِ instead of dūni
instead of
ٱلْمُؤْمِنِينَ ۚ mü'minleri l-mu'minīna
mü'minleri
أَيَبْتَغُونَ mi arıyorlar? ayabtaghūna
mi arıyorlar?
عِندَهُمُ onların yanında ʿindahumu
onların yanında
ٱلْعِزَّةَ şeref l-ʿizata
şeref
فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz
ٱلْعِزَّةَ şeref l-ʿizata
şeref
لِلَّهِ Allaha aittir lillahi
Allaha aittir
جَمِيعًۭا tamamen jamīʿan
tamamen
١٣٩ (139)
(139)
Onlar, inananları bırakıp da kafirleri dost edinirler; onların tarafında bir şeref ve kudret mi arıyorlar? Doğrusu kudret bütün olarak Allah'ındır.
4:140
وَقَدْ muhakkak waqad
muhakkak
نَزَّلَ indirmiştir nazzala
indirmiştir
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
فِى Kitapta
Kitapta
ٱلْكِتَـٰبِ the Book l-kitābi
the Book
أَنْ diye an
diye
إِذَا zaman idhā
zaman
سَمِعْتُمْ işittiğiniz samiʿ'tum
işittiğiniz
ءَايَـٰتِ ayetlerinin āyāti
ayetlerinin
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
يُكْفَرُ inkar edildiğini yuk'faru
inkar edildiğini
بِهَا onların bihā
onların
وَيُسْتَهْزَأُ ve alay edildiğini wayus'tahza-u
ve alay edildiğini
بِهَا onlarla bihā
onlarla
فَلَا oturmayın falā
oturmayın
تَقْعُدُوا۟ sit taqʿudū
sit
مَعَهُمْ onlarla beraber maʿahum
onlarla beraber
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
يَخُوضُوا۟ onlar dalıncaya yakhūḍū
onlar dalıncaya
فِى bir söze
bir söze
حَدِيثٍ a conversation ḥadīthin
a conversation
غَيْرِهِۦٓ ۚ başka ghayrihi
başka
إِنَّكُمْ siz de innakum
siz de
إِذًۭا o zaman idhan
o zaman
مِّثْلُهُمْ ۗ onlar gibi olursunuz mith'luhum
onlar gibi olursunuz
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
جَامِعُ bütün jāmiʿu
bütün
ٱلْمُنَـٰفِقِينَ iki yüzlüleri l-munāfiqīna
iki yüzlüleri
وَٱلْكَـٰفِرِينَ ve kafirleri wal-kāfirīna
ve kafirleri
فِى cehennemde
cehennemde
جَهَنَّمَ Hell jahannama
Hell
جَمِيعًا toplayacaktır jamīʿan
toplayacaktır
١٤٠ (140)
(140)
O, size Kitap'da "Allah'ın ayetlerinin inkar edildiğini ve alaya alındığını işittiğinizde, başka bir söze geçmedikçe, onlarla bir arada oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz" diye indirdi. Doğrusu Allah münafıkları ve kafirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır.
4:141
ٱلَّذِينَ onlar ki alladhīna
onlar ki
يَتَرَبَّصُونَ gözetleyip dururlar yatarabbaṣūna
gözetleyip dururlar
بِكُمْ sizi bikum
sizi
فَإِن eğer fa-in
eğer
كَانَ (nasib)olursa kāna
(nasib)olursa
لَكُمْ size lakum
size
فَتْحٌۭ bir fetih fatḥun
bir fetih
مِّنَ Allah'tan mina
Allah'tan
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
قَالُوٓا۟ derler qālū
derler
أَلَمْ değil miydik? alam
değil miydik?
نَكُن biz de nakun
biz de
مَّعَكُمْ sizinle beraber maʿakum
sizinle beraber
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
كَانَ olursa kāna
olursa
لِلْكَـٰفِرِينَ kafirlerin lil'kāfirīna
kafirlerin
نَصِيبٌۭ (savaşta) bir payı naṣībun
(savaşta) bir payı
قَالُوٓا۟ derler qālū
derler
أَلَمْ biz üstünlük sağlamadık mı alam
biz üstünlük sağlamadık mı
نَسْتَحْوِذْ we have advantage nastaḥwidh
we have advantage
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
وَنَمْنَعْكُم ve sizi korumadık mı? wanamnaʿkum
ve sizi korumadık mı?
مِّنَ mü'minlerden mina
mü'minlerden
ٱلْمُؤْمِنِينَ ۚ the believers l-mu'minīna
the believers
فَٱللَّهُ artık Allah fal-lahu
artık Allah
يَحْكُمُ hükmedecek yaḥkumu
hükmedecek
بَيْنَكُمْ aranızda baynakum
aranızda
يَوْمَ gününde yawma
gününde
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۗ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
وَلَن ve asla walan
ve asla
يَجْعَلَ vermeyecektir yajʿala
vermeyecektir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لِلْكَـٰفِرِينَ kafirlere lil'kāfirīna
kafirlere
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlere l-mu'minīna
mü'minlere
سَبِيلًا bir yol sabīlan
bir yol
١٤١ (141)
(141)
Sizi gözleyenler, Allah'tan size bir zafer gelirse, "Sizinle beraber değil miydik?" derler; eğer kafirlere bir pay çıkarsa, onlara: "Size üstünlük sağlayarak sizi müminlerden korumadık mı?" derler. Allah kıyamet günü aranızda hüküm verir. Allah inkarcılara, inananlar aleyhinde asla fırsat vermeyecektir.
4:142
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلْمُنَـٰفِقِينَ iki yüzlüler l-munāfiqīna
iki yüzlüler
يُخَـٰدِعُونَ aldatmağa çalışırlar yukhādiʿūna
aldatmağa çalışırlar
ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı
وَهُوَ oysa O wahuwa
oysa O
خَـٰدِعُهُمْ onları aldatır khādiʿuhum
onları aldatır
وَإِذَا zaman wa-idhā
zaman
قَامُوٓا۟ kalktıkları qāmū
kalktıkları
إِلَى namaza ilā
namaza
ٱلصَّلَوٰةِ the prayer l-ṣalati
the prayer
قَامُوا۟ kalkarlar qāmū
kalkarlar
كُسَالَىٰ üşene üşene kusālā
üşene üşene
يُرَآءُونَ gösteriş yaparlar yurāūna
gösteriş yaparlar
ٱلنَّاسَ insanlara l-nāsa
insanlara
وَلَا anmazlar walā
anmazlar
يَذْكُرُونَ they remember yadhkurūna
they remember
ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı
إِلَّا ancak illā
ancak
قَلِيلًۭا biraz qalīlan
biraz
١٤٢ (142)
(142)
Doğrusu münafıklar Allah'ı aldatmağa çalışırlar, oysa O, onlara aldatmanın ne olduğunu gösterecektir. Onlar namaza tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, ne onlarla, ne de bunlarla olur, ikisi arasında bocalayarak Allah'ı pek az anarlar. Allah'ın saptırdığı kimseye yol bulamayacaksın.
4:143
مُّذَبْذَبِينَ yalpalayıp dururlar mudhabdhabīna
yalpalayıp dururlar
بَيْنَ arada bayna
arada
ذَٰلِكَ bu dhālika
bu
لَآ ne
ne
إِلَىٰ bunlara ilā
bunlara
هَـٰٓؤُلَآءِ these hāulāi
these
وَلَآ ne de walā
ne de
إِلَىٰ onlara ilā
onlara
هَـٰٓؤُلَآءِ ۚ those hāulāi
those
وَمَن ve kimseye waman
ve kimseye
يُضْلِلِ şaşırttığı yuḍ'lili
şaşırttığı
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
فَلَن bulamazsın falan
bulamazsın
تَجِدَ you will find tajida
you will find
لَهُۥ ona lahu
ona
سَبِيلًۭا bir (çıkar) yol sabīlan
bir (çıkar) yol
١٤٣ (143)
(143)
Doğrusu münafıklar Allah'ı aldatmağa çalışırlar, oysa O, onlara aldatmanın ne olduğunu gösterecektir. Onlar namaza tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, ne onlarla, ne de bunlarla olur, ikisi arasında bocalayarak Allah'ı pek az anarlar. Allah'ın saptırdığı kimseye yol bulamayacaksın.
4:144
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
لَا edinmeyin
edinmeyin
تَتَّخِذُوا۟ take tattakhidhū
take
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirleri l-kāfirīna
kafirleri
أَوْلِيَآءَ dost awliyāa
dost
مِن bırakıp min
bırakıp
دُونِ instead of dūni
instead of
ٱلْمُؤْمِنِينَ ۚ mü'minleri l-mu'minīna
mü'minleri
أَتُرِيدُونَ mi istiyorsunuz? aturīdūna
mi istiyorsunuz?
أَن vermek an
vermek
تَجْعَلُوا۟ you make tajʿalū
you make
لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a
عَلَيْكُمْ aleyhinizde olacak ʿalaykum
aleyhinizde olacak
سُلْطَـٰنًۭا bir delil sul'ṭānan
bir delil
مُّبِينًا apaçık mubīnan
apaçık
١٤٤ (144)
(144)
Ey İnananlar! Müminleri bırakıp kafirleri dost edinmeyin. Allah'ın aleyhinize apaçık bir ferman vermesini mi istersiniz?
4:145
إِنَّ doğrusu inna
doğrusu
ٱلْمُنَـٰفِقِينَ iki yüzlüler l-munāfiqīna
iki yüzlüler
فِى tabakasındadırlar
tabakasındadırlar
ٱلدَّرْكِ the depths l-darki
the depths
ٱلْأَسْفَلِ en aşağı l-asfali
en aşağı
مِنَ ateşin mina
ateşin
ٱلنَّارِ the Fire l-nāri
the Fire
وَلَن ve asla walan
ve asla
تَجِدَ bulamazsın tajida
bulamazsın
لَهُمْ onlar için lahum
onlar için
نَصِيرًا hiçbir yardımcı naṣīran
hiçbir yardımcı
١٤٥ (145)
(145)
Doğrusu münafıklar cehennemin en alt tabakasındadırlar. Onlara yardımcı bulamayacaksın.
4:146
إِلَّا ancak hariçtir illā
ancak hariçtir
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
تَابُوا۟ tevbe edenler tābū
tevbe edenler
وَأَصْلَحُوا۟ ve uslananlar wa-aṣlaḥū
ve uslananlar
وَٱعْتَصَمُوا۟ ve yapışanlar wa-iʿ'taṣamū
ve yapışanlar
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَأَخْلَصُوا۟ ve yapanlar wa-akhlaṣū
ve yapanlar
دِينَهُمْ dinlerini dīnahum
dinlerini
لِلَّهِ sırf Allah için lillahi
sırf Allah için
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar fa-ulāika
işte onlar
مَعَ beraberdir maʿa
beraberdir
ٱلْمُؤْمِنِينَ ۖ mü'minlerle l-mu'minīna
mü'minlerle
وَسَوْفَ yakında wasawfa
yakında
يُؤْتِ verecektir yu'ti
verecektir
ٱللَّهُ Allah da l-lahu
Allah da
ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlere l-mu'minīna
mü'minlere
أَجْرًا bir mükafat ajran
bir mükafat
عَظِيمًۭا büyük ʿaẓīman
büyük
١٤٦ (146)
(146)
Ancak tevbe edenler, nefislerini ıslah edenler, Allah'ın Kitap'ına sarılanlar ve dinlerine Allah için candan bağlananlar müstesnadır. Onlar inananlarla beraberdirler. Allah müminlere büyük ecir verecektir.
4:147
مَّا ne?
ne?
يَفْعَلُ yapacak yafʿalu
yapacak
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِعَذَابِكُمْ size azabetmeyi biʿadhābikum
size azabetmeyi
إِن eğer in
eğer
شَكَرْتُمْ siz şükreder shakartum
siz şükreder
وَءَامَنتُمْ ۚ ve inanırsanız waāmantum
ve inanırsanız
وَكَانَ ve wakāna
ve
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
شَاكِرًا şükrün karşılığını verendir shākiran
şükrün karşılığını verendir
عَلِيمًۭا (herşeyi) bilendir ʿalīman
(herşeyi) bilendir
١٤٧ (147)
(147)
Şükreder ve inanırsanız, Allah size niçin azabetsin? Allah şükrün karşılığını verir ve bilir.
4:148
۞ لَّا sevmez
sevmez
يُحِبُّ love yuḥibbu
love
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلْجَهْرَ açıkça l-jahra
açıkça
بِٱلسُّوٓءِ kötü bil-sūi
kötü
مِنَ söz söylenmesini mina
söz söylenmesini
ٱلْقَوْلِ [the] words l-qawli
[the] words
إِلَّا dışında illā
dışında
مَن kendisine man
kendisine
ظُلِمَ ۚ haksızlık edilen ẓulima
haksızlık edilen
وَكَانَ doğrusu Allah wakāna
doğrusu Allah
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
سَمِيعًا işitendir samīʿan
işitendir
عَلِيمًا bilendir ʿalīman
bilendir
١٤٨ (148)
(148)
Allah, zulme uğrayan kimseden başkasının, kötülüğü sözle bile açıklamasını sevmez. Allah işitir ve bilir.
4:149
إِن eğer in
eğer
تُبْدُوا۟ açığa vurursanız tub'dū
açığa vurursanız
خَيْرًا bir iyiliği khayran
bir iyiliği
أَوْ veya aw
veya
تُخْفُوهُ onu gizlerseniz tukh'fūhu
onu gizlerseniz
أَوْ yahut aw
yahut
تَعْفُوا۟ affederseniz taʿfū
affederseniz
عَن bir kötülüğü ʿan
bir kötülüğü
سُوٓءٍۢ an evil sūin
an evil
فَإِنَّ (bilin ki) şüphesiz fa-inna
(bilin ki) şüphesiz
ٱللَّهَ Allah da l-laha
Allah da
كَانَ affedicidir kāna
affedicidir
عَفُوًّۭا Oft-Pardoning ʿafuwwan
Oft-Pardoning
قَدِيرًا güçlüdür qadīran
güçlüdür
١٤٩ (149)
(149)
Bir iyiliği açığa vurur veya gizler yahut bir kötülüğü affederseniz, bilin ki Allah da Affeden'dir, Güçlü Olan'dır.
4:150
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ okimseler ki alladhīna
okimseler ki
يَكْفُرُونَ inkar ederler yakfurūna
inkar ederler
بِٱللَّهِ Allah'ı bil-lahi
Allah'ı
وَرُسُلِهِۦ ve elçilerini; warusulihi
ve elçilerini;
وَيُرِيدُونَ ve isterler wayurīdūna
ve isterler
أَن ayırmak an
ayırmak
يُفَرِّقُوا۟ they differentiate yufarriqū
they differentiate
بَيْنَ arasını bayna
arasını
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَرُسُلِهِۦ ile elçilerinin warusulihi
ile elçilerinin
وَيَقُولُونَ ve derler wayaqūlūna
ve derler
نُؤْمِنُ inanırız nu'minu
inanırız
بِبَعْضٍۢ kimine bibaʿḍin
kimine
وَنَكْفُرُ ve inkar ederiz wanakfuru
ve inkar ederiz
بِبَعْضٍۢ kimini bibaʿḍin
kimini
وَيُرِيدُونَ ve isterler wayurīdūna
ve isterler
أَن tutmak an
tutmak
يَتَّخِذُوا۟ they take yattakhidhū
they take
بَيْنَ arasında bayna
arasında
ذَٰلِكَ bunun (ikisinin) dhālika
bunun (ikisinin)
سَبِيلًا bir yol sabīlan
bir yol
١٥٠ (150)
(150)
Allah'ı ve peygamberlerini inkar eden, Allah'la peygamberleri arasını ayırmak isteyen, "Bir kısmına inanır bir kısmını inkar ederiz" diyerek ikisi arasında bir yol tutmak isteyenler, işte onlar gerçekten kafir olanlardır. Kafirlere ağır bir azab hazırlamışızdır.
4:151
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte
هُمُ onlar humu
onlar
ٱلْكَـٰفِرُونَ kafirlerdir l-kāfirūna
kafirlerdir
حَقًّۭا ۚ gerçek ḥaqqan
gerçek
وَأَعْتَدْنَا biz de hazırlamışızdır wa-aʿtadnā
biz de hazırlamışızdır
لِلْكَـٰفِرِينَ kafirlere lil'kāfirīna
kafirlere
عَذَابًۭا bir azab ʿadhāban
bir azab
مُّهِينًۭا alçaltıcı muhīnan
alçaltıcı
١٥١ (151)
(151)
Allah'ı ve peygamberlerini inkar eden, Allah'la peygamberleri arasını ayırmak isteyen, "Bir kısmına inanır bir kısmını inkar ederiz" diyerek ikisi arasında bir yol tutmak isteyenler, işte onlar gerçekten kafir olanlardır. Kafirlere ağır bir azab hazırlamışızdır.
4:152
وَٱلَّذِينَ ve onlar ki wa-alladhīna
ve onlar ki
ءَامَنُوا۟ inandılar āmanū
inandılar
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَرُسُلِهِۦ ve elçilerine warusulihi
ve elçilerine
وَلَمْ ve walam
ve
يُفَرِّقُوا۟ ayırım yapmadılar yufarriqū
ayırım yapmadılar
بَيْنَ arasında bayna
arasında
أَحَدٍۢ hiçbiri aḥadin
hiçbiri
مِّنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte (Allah) ulāika
işte (Allah)
سَوْفَ pek yakında sawfa
pek yakında
يُؤْتِيهِمْ verecektir yu'tīhim
verecektir
أُجُورَهُمْ ۗ onların da mükafatlarını ujūrahum
onların da mükafatlarını
وَكَانَ ve wakāna
ve
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
غَفُورًۭا çok bağışlayandır ghafūran
çok bağışlayandır
رَّحِيمًۭا çok esirgeyendir raḥīman
çok esirgeyendir
١٥٢ (152)
(152)
Allah'a ve peygamberlerine inanıp, onlardan hiçbirini ayırmayanlara, işte onlara Allah ecirlerini verecektir. O, bağışlar ve merhamet eder.
4:153
يَسْـَٔلُكَ senden istiyorlar yasaluka
senden istiyorlar
أَهْلُ ehli ahlu
ehli
ٱلْكِتَـٰبِ Kitap l-kitābi
Kitap
أَن indirmeni an
indirmeni
تُنَزِّلَ you bring down tunazzila
you bring down
عَلَيْهِمْ kendilerine ʿalayhim
kendilerine
كِتَـٰبًۭا bir Kitap kitāban
bir Kitap
مِّنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ ۚ the heaven l-samāi
the heaven
فَقَدْ muhakkak faqad
muhakkak
سَأَلُوا۟ istemişler sa-alū
istemişler
مُوسَىٰٓ Musa'dan mūsā
Musa'dan
أَكْبَرَ daha büyüğünü akbara
daha büyüğünü
مِن bundan min
bundan
ذَٰلِكَ that dhālika
that
فَقَالُوٓا۟ demişlerdi faqālū
demişlerdi
أَرِنَا bize göster arinā
bize göster
ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı
جَهْرَةًۭ açıkça jahratan
açıkça
فَأَخَذَتْهُمُ derhal onları yakalamıştı fa-akhadhathumu
derhal onları yakalamıştı
ٱلصَّـٰعِقَةُ yıldırım gürültüsü l-ṣāʿiqatu
yıldırım gürültüsü
بِظُلْمِهِمْ ۚ haksızlıklarından dolayı biẓul'mihim
haksızlıklarından dolayı
ثُمَّ sonra thumma
sonra
ٱتَّخَذُوا۟ tutmuşlardı ittakhadhū
tutmuşlardı
ٱلْعِجْلَ buzağıyı (tanrı) l-ʿij'la
buzağıyı (tanrı)
مِنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
مَا kendilerine geldikken
kendilerine geldikken
جَآءَتْهُمُ came to them jāathumu
came to them
ٱلْبَيِّنَـٰتُ açık deliller l-bayinātu
açık deliller
فَعَفَوْنَا vazgeçtik faʿafawnā
vazgeçtik
عَن bundan da ʿan
bundan da
ذَٰلِكَ ۚ that dhālika
that
وَءَاتَيْنَا ve verdik waātaynā
ve verdik
مُوسَىٰ Musa'ya mūsā
Musa'ya
سُلْطَـٰنًۭا bir yetki sul'ṭānan
bir yetki
مُّبِينًۭا açık mubīnan
açık
١٥٣ (153)
(153)
Kitap ehli, senin kendilerine gökten bir kitap indirmeni isterler. Musa'dan bundan daha büyüğünü istemişlerdi ve "Bize Allah'ı apaçık göster" demişlerdi. Zulümlerinden ötürü onları yıldırım çarpmıştı. Belgeler kendilerine geldikten sonra da, buzağıyı tanrı olarak benimsediler, fakat bunları affettik ve Musa'ya apaçık bir hüccet verdik, söz vermelerine karşılık Tur dağını üzerlerine kaldırdık ve onlara: "Kapıdan secde ederek girin" dedik, "Cumartesileri aşırı gitmeyin" dedik, onlardan sağlam bir söz aldık.
4:154
وَرَفَعْنَا ve kaldırdık warafaʿnā
ve kaldırdık
فَوْقَهُمُ üzerlerine fawqahumu
üzerlerine
ٱلطُّورَ Tur'u l-ṭūra
Tur'u
بِمِيثَـٰقِهِمْ söz vermeleri için bimīthāqihim
söz vermeleri için
وَقُلْنَا ve dedik waqul'nā
ve dedik
لَهُمُ onlara lahumu
onlara
ٱدْخُلُوا۟ girin ud'khulū
girin
ٱلْبَابَ kapıdan l-bāba
kapıdan
سُجَّدًۭا secde ederek sujjadan
secde ederek
وَقُلْنَا ve dedik waqul'nā
ve dedik
لَهُمْ onlara lahum
onlara
لَا çiğnemeyin
çiğnemeyin
تَعْدُوا۟ transgress taʿdū
transgress
فِى cumartesi(yasakları)nı
cumartesi(yasakları)nı
ٱلسَّبْتِ the Sabbath l-sabti
the Sabbath
وَأَخَذْنَا ve aldık wa-akhadhnā
ve aldık
مِنْهُم onlardan min'hum
onlardan
مِّيثَـٰقًا bir söz mīthāqan
bir söz
غَلِيظًۭا sağlam ghalīẓan
sağlam
١٥٤ (154)
(154)
Kitap ehli, senin kendilerine gökten bir kitap indirmeni isterler. Musa'dan bundan daha büyüğünü istemişlerdi ve "Bize Allah'ı apaçık göster" demişlerdi. Zulümlerinden ötürü onları yıldırım çarpmıştı. Belgeler kendilerine geldikten sonra da, buzağıyı tanrı olarak benimsediler, fakat bunları affettik ve Musa'ya apaçık bir hüccet verdik, söz vermelerine karşılık Tur dağını üzerlerine kaldırdık ve onlara: "Kapıdan secde ederek girin" dedik, "Cumartesileri aşırı gitmeyin" dedik, onlardan sağlam bir söz aldık.
4:155
فَبِمَا sebebiyle fabimā
sebebiyle
نَقْضِهِم bozmaları naqḍihim
bozmaları
مِّيثَـٰقَهُمْ sözlerini mīthāqahum
sözlerini
وَكُفْرِهِم ve inkar etmeleri wakuf'rihim
ve inkar etmeleri
بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini biāyāti
ayetlerini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَقَتْلِهِمُ ve öldürmeleri waqatlihimu
ve öldürmeleri
ٱلْأَنۢبِيَآءَ peygamberleri l-anbiyāa
peygamberleri
بِغَيْرِ yere bighayri
yere
حَقٍّۢ haksız ḥaqqin
haksız
وَقَوْلِهِمْ ve demeleri(nden ötürü) waqawlihim
ve demeleri(nden ötürü)
قُلُوبُنَا kalblerimiz qulūbunā
kalblerimiz
غُلْفٌۢ ۚ kılıflıdır ghul'fun
kılıflıdır
بَلْ hayır fakat' bal
hayır fakat'
طَبَعَ mühürlemiştir ṭabaʿa
mühürlemiştir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَلَيْهَا üzerini ʿalayhā
üzerini
بِكُفْرِهِمْ inkarlarından ötürü bikuf'rihim
inkarlarından ötürü
فَلَا artık inanmazlar falā
artık inanmazlar
يُؤْمِنُونَ they believe yu'minūna
they believe
إِلَّا ancak illā
ancak
قَلِيلًۭا pek az qalīlan
pek az
١٥٥ (155)
(155)
Sözleşmelerini bozmaları, Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri, peygamberleri haksız yere öldürmeleri, "Kalblerimiz perdelidir" demelerinden ötürü Allah, evet, inkarlarına karşılık onların kalblerini mühürledi, onun için bunların ancak pek azı inanır.
4:156
وَبِكُفْرِهِمْ ve küfürlerinden (ötürü) wabikuf'rihim
ve küfürlerinden (ötürü)
وَقَوْلِهِمْ ve sözlerinden waqawlihim
ve sözlerinden
عَلَىٰ karşı ʿalā
karşı
مَرْيَمَ Meryem'e maryama
Meryem'e
بُهْتَـٰنًا bir iftira buh'tānan
bir iftira
عَظِيمًۭا büyük ʿaẓīman
büyük
١٥٦ (156)
(156)
Bu, bir de inkarlarından, Meryem'e büyük bir iftirada bulunmalarından ve: "Meryem oğlu İsa Mesih'i, Allah'ın elçisini öldürdük" demelerinden ötürüdür. Oysa onu öldürmediler ve asmadılar, fakat onlara öyle göründü. Ayrılığa düştükleri şeyde doğrusu şüphededirler, bu husustaki bilgileri ancak sanıya uymaktan ibarettir, kesin olarak onu öldürmediler, bilakis Allah onu kendi katına yükseltti. Allah Güçlü'dür, Hakim'dir.
4:157
وَقَوْلِهِمْ ve demelerinden (ötürü) waqawlihim
ve demelerinden (ötürü)
إِنَّا elbette innā
elbette
قَتَلْنَا biz öldürdük qatalnā
biz öldürdük
ٱلْمَسِيحَ Mesih'i l-masīḥa
Mesih'i
عِيسَى Îsa ʿīsā
Îsa
ٱبْنَ oğlu ib'na
oğlu
مَرْيَمَ Meryem maryama
Meryem
رَسُولَ elçisi rasūla
elçisi
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَمَا oysa wamā
oysa
قَتَلُوهُ onu öldürmediler qatalūhu
onu öldürmediler
وَمَا ve wamā
ve
صَلَبُوهُ asmadılar ṣalabūhu
asmadılar
وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat
شُبِّهَ benzer gösterildi shubbiha
benzer gösterildi
لَهُمْ ۚ kendilerine lahum
kendilerine
وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz
ٱلَّذِينَ ayrılığa düşenler alladhīna
ayrılığa düşenler
ٱخْتَلَفُوا۟ differ ikh'talafū
differ
فِيهِ onun hakkında fīhi
onun hakkında
لَفِى içindedirler lafī
içindedirler
شَكٍّۢ tam bir kuşku shakkin
tam bir kuşku
مِّنْهُ ۚ ondan yana min'hu
ondan yana
مَا yoktur
yoktur
لَهُم onların lahum
onların
بِهِۦ o hususta bihi
o hususta
مِنْ hiç min
hiç
عِلْمٍ bilgileri ʿil'min
bilgileri
إِلَّا sadece illā
sadece
ٱتِّبَاعَ uyuyorlar ittibāʿa
uyuyorlar
ٱلظَّنِّ ۚ zanna l-ẓani
zanna
وَمَا onu öldürmediler wamā
onu öldürmediler
قَتَلُوهُ they killed him qatalūhu
they killed him
يَقِينًۢا yakinen yaqīnan
yakinen
١٥٧ (157)
(157)
Bu, bir de inkarlarından, Meryem'e büyük bir iftirada bulunmalarından ve: "Meryem oğlu İsa Mesih'i, Allah'ın elçisini öldürdük" demelerinden ötürüdür. Oysa onu öldürmediler ve asmadılar, fakat onlara öyle göründü. Ayrılığa düştükleri şeyde doğrusu şüphededirler, bu husustaki bilgileri ancak sanıya uymaktan ibarettir, kesin olarak onu öldürmediler, bilakis Allah onu kendi katına yükseltti. Allah Güçlü'dür, Hakim'dir.
4:158
بَل hayır bal
hayır
رَّفَعَهُ onu yükseltti rafaʿahu
onu yükseltti
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
إِلَيْهِ ۚ kendisine ilayhi
kendisine
وَكَانَ ve wakāna
ve
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَزِيزًا daima üstündür ʿazīzan
daima üstündür
حَكِيمًۭا hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīman
hüküm ve hikmet sahibidir
١٥٨ (158)
(158)
Bu, bir de inkarlarından, Meryem'e büyük bir iftirada bulunmalarından ve: "Meryem oğlu İsa Mesih'i, Allah'ın elçisini öldürdük" demelerinden ötürüdür. Oysa onu öldürmediler ve asmadılar, fakat onlara öyle göründü. Ayrılığa düştükleri şeyde doğrusu şüphededirler, bu husustaki bilgileri ancak sanıya uymaktan ibarettir, kesin olarak onu öldürmediler, bilakis Allah onu kendi katına yükseltti. Allah Güçlü'dür, Hakim'dir.
4:159
وَإِن ve andolsun wa-in
ve andolsun
مِّنْ her biri min
her biri
أَهْلِ ehlinin ahli
ehlinin
ٱلْكِتَـٰبِ Kitap l-kitābi
Kitap
إِلَّا ancak illā
ancak
لَيُؤْمِنَنَّ mutlaka inanacaktır layu'minanna
mutlaka inanacaktır
بِهِۦ ona bihi
ona
قَبْلَ önce qabla
önce
مَوْتِهِۦ ۖ ölümünden mawtihi
ölümünden
وَيَوْمَ günü de wayawma
günü de
ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
يَكُونُ O olacaktır yakūnu
O olacaktır
عَلَيْهِمْ onların aleyhine ʿalayhim
onların aleyhine
شَهِيدًۭا şahid shahīdan
şahid
١٥٩ (159)
(159)
Kitap ehlinden, ölmeden önce, İsa'ya inanmayacak yoktur. O, gerektiği gibi inanmadıklarından, kıyamet günü onların aleyhine şahit olur.
4:160
فَبِظُلْمٍۢ zulümlerinden dolayı fabiẓul'min
zulümlerinden dolayı
مِّنَ olanların mina
olanların
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
هَادُوا۟ yahudilerin hādū
yahudilerin
حَرَّمْنَا yasakladık ḥarramnā
yasakladık
عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara
طَيِّبَـٰتٍ temiz ve hoş şeyleri ṭayyibātin
temiz ve hoş şeyleri
أُحِلَّتْ helal kılınmış uḥillat
helal kılınmış
لَهُمْ kendilerine lahum
kendilerine
وَبِصَدِّهِمْ ve çevirmelerinden dolayı wabiṣaddihim
ve çevirmelerinden dolayı
عَن yolundan ʿan
yolundan
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
كَثِيرًۭا çoklarını kathīran
çoklarını
١٦٠ (160)
(160)
Yahudilerin haksızlıklarından, çoklarını Allah yolundan menetmelerinden, yasak edilmişken faiz almaları ve insanların mallarını haksızlıkla yemelerinden ötürü kendilerine helal kılınan temiz şeyleri onlara haram kıldık. Onlardan inkar edenlere, elem verici azab hazırladık.
4:161
وَأَخْذِهِمُ ve almalarından ötürü wa-akhdhihimu
ve almalarından ötürü
ٱلرِّبَوٰا۟ riba l-riba
riba
وَقَدْ rağmen waqad
rağmen
نُهُوا۟ menedilmelerine nuhū
menedilmelerine
عَنْهُ ondan ʿanhu
ondan
وَأَكْلِهِمْ ve yemelerinden ötürü wa-aklihim
ve yemelerinden ötürü
أَمْوَٰلَ mallarını amwāla
mallarını
ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların
بِٱلْبَـٰطِلِ ۚ haksız yere bil-bāṭili
haksız yere
وَأَعْتَدْنَا ve hazırladık wa-aʿtadnā
ve hazırladık
لِلْكَـٰفِرِينَ inkar edenlere lil'kāfirīna
inkar edenlere
مِنْهُمْ içlerinden min'hum
içlerinden
عَذَابًا bir azab ʿadhāban
bir azab
أَلِيمًۭا acı alīman
acı
١٦١ (161)
(161)
Yahudilerin haksızlıklarından, çoklarını Allah yolundan menetmelerinden, yasak edilmişken faiz almaları ve insanların mallarını haksızlıkla yemelerinden ötürü kendilerine helal kılınan temiz şeyleri onlara haram kıldık. Onlardan inkar edenlere, elem verici azab hazırladık.
4:162
لَّـٰكِنِ fakat lākini
fakat
ٱلرَّٰسِخُونَ derinleşmiş olanlar l-rāsikhūna
derinleşmiş olanlar
فِى ilimde
ilimde
ٱلْعِلْمِ the knowledge l-ʿil'mi
the knowledge
مِنْهُمْ içlerinden min'hum
içlerinden
وَٱلْمُؤْمِنُونَ ve mü'minler wal-mu'minūna
ve mü'minler
يُؤْمِنُونَ inanırlar yu'minūna
inanırlar
بِمَآ şeye bimā
şeye
أُنزِلَ indirilen unzila
indirilen
إِلَيْكَ sana ilayka
sana
وَمَآ ve şeye wamā
ve şeye
أُنزِلَ indirilen unzila
indirilen
مِن senden önce min
senden önce
قَبْلِكَ ۚ before you qablika
before you
وَٱلْمُقِيمِينَ O kılanlar wal-muqīmīna
O kılanlar
ٱلصَّلَوٰةَ ۚ namazı l-ṣalata
namazı
وَٱلْمُؤْتُونَ verenler wal-mu'tūna
verenler
ٱلزَّكَوٰةَ zekatı l-zakata
zekatı
وَٱلْمُؤْمِنُونَ inananlar var ya wal-mu'minūna
inananlar var ya
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ ve gününe wal-yawmi
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ahiret l-ākhiri
ahiret
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlara ulāika
işte onlara
سَنُؤْتِيهِمْ vereceğiz sanu'tīhim
vereceğiz
أَجْرًا bir mükafat ajran
bir mükafat
عَظِيمًا büyük ʿaẓīman
büyük
١٦٢ (162)
(162)
Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlara, sana indirilen Kitap'a ve senden önce indirilen Kitap'a inanan müminlere, namaz kılanlara, zekat verenlere, Allah'a ve ahiret gününe inananlara, elbette büyük ecir vereceğiz.
4:163
۞ إِنَّآ elbette biz innā
elbette biz
أَوْحَيْنَآ vahyettik awḥaynā
vahyettik
إِلَيْكَ sana da ilayka
sana da
كَمَآ gibi kamā
gibi
أَوْحَيْنَآ vahyettiğimiz awḥaynā
vahyettiğimiz
إِلَىٰ Nuh'a ilā
Nuh'a
نُوحٍۢ Nuh nūḥin
Nuh
وَٱلنَّبِيِّـۧنَ ve peygamberlere wal-nabiyīna
ve peygamberlere
مِنۢ ondan sonraki min
ondan sonraki
بَعْدِهِۦ ۚ after him baʿdihi
after him
وَأَوْحَيْنَآ nitekim vahyetmiştik wa-awḥaynā
nitekim vahyetmiştik
إِلَىٰٓ İbrahim'e ilā
İbrahim'e
إِبْرَٰهِيمَ Ibrahim ib'rāhīma
Ibrahim
وَإِسْمَـٰعِيلَ ve İsma'il'e wa-is'māʿīla
ve İsma'il'e
وَإِسْحَـٰقَ ve İshak'a wa-is'ḥāqa
ve İshak'a
وَيَعْقُوبَ ve Ya'kub'a wayaʿqūba
ve Ya'kub'a
وَٱلْأَسْبَاطِ ve sıbtlara wal-asbāṭi
ve sıbtlara
وَعِيسَىٰ ve Îsa'ya waʿīsā
ve Îsa'ya
وَأَيُّوبَ ve Eyyub'a wa-ayyūba
ve Eyyub'a
وَيُونُسَ ve Yunus'a wayūnusa
ve Yunus'a
وَهَـٰرُونَ ve Harun'a wahārūna
ve Harun'a
وَسُلَيْمَـٰنَ ۚ ve Süleyman'a wasulaymāna
ve Süleyman'a
وَءَاتَيْنَا ve vermiştik waātaynā
ve vermiştik
دَاوُۥدَ Davud'a da dāwūda
Davud'a da
زَبُورًۭا Zebur'u zabūran
Zebur'u
١٦٣ (163)
(163)
Nuh'a, ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a vahyettiğimiz gibi şüphesiz sana da vahyettik. Davud'a da Zebur verdik.
4:164
وَرُسُلًۭا ve elçilere warusulan
ve elçilere
قَدْ elbette qad
elbette
قَصَصْنَـٰهُمْ anlattığımız qaṣaṣnāhum
anlattığımız
عَلَيْكَ sana ʿalayka
sana
مِن daha önce min
daha önce
قَبْلُ before qablu
before
وَرُسُلًۭا ve elçilere warusulan
ve elçilere
لَّمْ anlatmadığımız lam
anlatmadığımız
نَقْصُصْهُمْ We (have) mentioned them naqṣuṣ'hum
We (have) mentioned them
عَلَيْكَ ۚ sana ʿalayka
sana
وَكَلَّمَ ve konuşmuştu wakallama
ve konuşmuştu
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مُوسَىٰ Musa'ya mūsā
Musa'ya
تَكْلِيمًۭا sözle taklīman
sözle
١٦٤ (164)
(164)
Peygamberlerden sonra, insanların Allah'a karşı bir hüccetleri olmaması için, gönderilen müjdeci ve uyarıcı peygamberlerden bir kısmını daha önce sana anlatmış, bir kısmını da anlatmamıştık. Allah, Musa'ya hitabetmişti. Allah güçlüdür, Hakim'dir.
4:165
رُّسُلًۭا elçiler (gönderdik) ki rusulan
elçiler (gönderdik) ki
مُّبَشِّرِينَ müjdeleyici mubashirīna
müjdeleyici
وَمُنذِرِينَ ve uyarıcı wamundhirīna
ve uyarıcı
لِئَلَّا kalmasın li-allā
kalmasın
يَكُونَ there is yakūna
there is
لِلنَّاسِ insanların lilnnāsi
insanların
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
حُجَّةٌۢ bahaneleri ḥujjatun
bahaneleri
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
ٱلرُّسُلِ ۚ elçilerden l-rusuli
elçilerden
وَكَانَ ve wakāna
ve
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَزِيزًا üstündür ʿazīzan
üstündür
حَكِيمًۭا hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīman
hüküm ve hikmet sahibidir
١٦٥ (165)
(165)
Peygamberlerden sonra, insanların Allah'a karşı bir hüccetleri olmaması için, gönderilen müjdeci ve uyarıcı peygamberlerden bir kısmını daha önce sana anlatmış, bir kısmını da anlatmamıştık. Allah, Musa'ya hitabetmişti. Allah güçlüdür, Hakim'dir.
4:166
لَّـٰكِنِ oysa lākini
oysa
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
يَشْهَدُ şahidlik eder yashhadu
şahidlik eder
بِمَآ ne ki bimā
ne ki
أَنزَلَ indirdi anzala
indirdi
إِلَيْكَ ۖ sana ilayka
sana
أَنزَلَهُۥ indirmiş olduğuna anzalahu
indirmiş olduğuna
بِعِلْمِهِۦ ۖ kendi bilgisiyle biʿil'mihi
kendi bilgisiyle
وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ ve melekler de wal-malāikatu
ve melekler de
يَشْهَدُونَ ۚ şahidlik ederler yashhadūna
şahidlik ederler
وَكَفَىٰ kafidir wakafā
kafidir
بِٱللَّهِ Allah'ın bil-lahi
Allah'ın
شَهِيدًا şahidliği shahīdan
şahidliği
١٦٦ (166)
(166)
Fakat Allah sana indirdiğine şahidlik eder, onu bilerek indirmiştir, melekler de şahidlik ederler. Şahid olarak Allah yeter.
4:167
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
وَصَدُّوا۟ ve menedenler waṣaddū
ve menedenler
عَن yolundan ʿan
yolundan
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
قَدْ hakikaten qad
hakikaten
ضَلُّوا۟ düşmüşlerdir ḍallū
düşmüşlerdir
ضَلَـٰلًۢا bir sapıklığa ḍalālan
bir sapıklığa
بَعِيدًا uzak baʿīdan
uzak
١٦٧ (167)
(167)
İnkar edenler, Allah yolundan alıkoyanlar, şüphesiz derin bir sapıklığa sapmışlardır.
4:168
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
وَظَلَمُوا۟ ve zulmedenler waẓalamū
ve zulmedenler
لَمْ olmayacak lam
olmayacak
يَكُنِ will yakuni
will
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لِيَغْفِرَ bağışlayan liyaghfira
bağışlayan
لَهُمْ onları lahum
onları
وَلَا ve iletmeyecektir walā
ve iletmeyecektir
لِيَهْدِيَهُمْ He will guide them liyahdiyahum
He will guide them
طَرِيقًا yola ṭarīqan
yola
١٦٨ (168)
(168)
İnkar edenleri ve zalimleri Allah şüphesiz bağışlamaz, onları içinde temelli ve ebediyyen kalacakları cehennem yolundan başka bir yola eriştirmez. Bu, Allah'a kolaydır.
4:169
إِلَّا sadece illā
sadece
طَرِيقَ yoluna (iletecektir) ṭarīqa
yoluna (iletecektir)
جَهَنَّمَ cehennemin jahannama
cehennemin
خَـٰلِدِينَ kalacaklardır khālidīna
kalacaklardır
فِيهَآ orada fīhā
orada
أَبَدًۭا ۚ sürekli abadan
sürekli
وَكَانَ ve wakāna
ve
ذَٰلِكَ bu da dhālika
bu da
عَلَى Allah'a ʿalā
Allah'a
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
يَسِيرًۭا çok kolaydır yasīran
çok kolaydır
١٦٩ (169)
(169)
İnkar edenleri ve zalimleri Allah şüphesiz bağışlamaz, onları içinde temelli ve ebediyyen kalacakları cehennem yolundan başka bir yola eriştirmez. Bu, Allah'a kolaydır.
4:170
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلنَّاسُ insanlar l-nāsu
insanlar
قَدْ muhakkak ki qad
muhakkak ki
جَآءَكُمُ size getirdi jāakumu
size getirdi
ٱلرَّسُولُ Elçi l-rasūlu
Elçi
بِٱلْحَقِّ gerçeği bil-ḥaqi
gerçeği
مِن Rabbinizden min
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ your Lord rabbikum
your Lord
فَـَٔامِنُوا۟ inanın faāminū
inanın
خَيْرًۭا yararınıza olarak khayran
yararınıza olarak
لَّكُمْ ۚ kendi lakum
kendi
وَإِن eğer wa-in
eğer
تَكْفُرُوا۟ inkar ederseniz takfurū
inkar ederseniz
فَإِنَّ bilin ki fa-inna
bilin ki
لِلَّهِ Allah'ındır lillahi
Allah'ındır
مَا olanlar
olanlar
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yerde wal-arḍi
ve yerde
وَكَانَ ve wakāna
ve
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَلِيمًا bilendir ʿalīman
bilendir
حَكِيمًۭا hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīman
hüküm ve hikmet sahibidir
١٧٠ (170)
(170)
Ey İnsanlar! Peygamber Rabbiniz'den size gerçekle geldi, inanın, bu sizin hayrınızadır. İnkar ederseniz, bilin ki, göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. Allah bilendir. Hakim'dir.
4:171
يَـٰٓأَهْلَ Ey ehli yāahla
Ey ehli
ٱلْكِتَـٰبِ Kitap l-kitābi
Kitap
لَا taşkınlık etmeyin
taşkınlık etmeyin
تَغْلُوا۟ commit excess taghlū
commit excess
فِى dininizde
dininizde
دِينِكُمْ your religion dīnikum
your religion
وَلَا ve söylemeyin walā
ve söylemeyin
تَقُولُوا۟ say taqūlū
say
عَلَى hakkında ʿalā
hakkında
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
إِلَّا dışında illā
dışında
ٱلْحَقَّ ۚ gerçek l-ḥaqa
gerçek
إِنَّمَا şüphesiz innamā
şüphesiz
ٱلْمَسِيحُ Mesih l-masīḥu
Mesih
عِيسَى Îsa ʿīsā
Îsa
ٱبْنُ oğlu ub'nu
oğlu
مَرْيَمَ Meryem maryama
Meryem
رَسُولُ elçisidir rasūlu
elçisidir
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَكَلِمَتُهُۥٓ ve O'nun kelimesidir wakalimatuhu
ve O'nun kelimesidir
أَلْقَىٰهَآ attığı alqāhā
attığı
إِلَىٰ Meryem'e ilā
Meryem'e
مَرْيَمَ Maryam maryama
Maryam
وَرُوحٌۭ ve bir ruhtur warūḥun
ve bir ruhtur
مِّنْهُ ۖ O'ndan min'hu
O'ndan
فَـَٔامِنُوا۟ inanın faāminū
inanın
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَرُسُلِهِۦ ۖ ve elçilerine warusulihi
ve elçilerine
وَلَا demeyin walā
demeyin
تَقُولُوا۟ say taqūlū
say
ثَلَـٰثَةٌ ۚ (Allah) Üçtür thalāthatun
(Allah) Üçtür
ٱنتَهُوا۟ buna son verin intahū
buna son verin
خَيْرًۭا yararınıza olarak khayran
yararınıza olarak
لَّكُمْ ۚ kendi lakum
kendi
إِنَّمَا çünkü innamā
çünkü
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
إِلَـٰهٌۭ tanrıdır ilāhun
tanrıdır
وَٰحِدٌۭ ۖ bir tek wāḥidun
bir tek
سُبْحَـٰنَهُۥٓ O yücedir sub'ḥānahu
O yücedir
أَن olmaktan an
olmaktan
يَكُونَ He (should) have yakūna
He (should) have
لَهُۥ kendisi lahu
kendisi
وَلَدٌۭ ۘ çocuk sahibi waladun
çocuk sahibi
لَّهُۥ O'nundur lahu
O'nundur
مَا olanlar
olanlar
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَمَا ve olanlar wamā
ve olanlar
فِى yerde
yerde
ٱلْأَرْضِ ۗ the earth l-arḍi
the earth
وَكَفَىٰ ve yeter wakafā
ve yeter
بِٱللَّهِ Allah bil-lahi
Allah
وَكِيلًۭا vekil olarak wakīlan
vekil olarak
١٧١ (171)
(171)
Ey Kitap ehli! Dininizde taşkınlık etmeyin. Allah hakkında ancak gerçeği söyleyin. Meryem oğlu İsa Mesih, Allah'ın peygamberi, Meryem'e ulaştırdığı kelimesi ve kendinden bir ruhtur. Allah'a ve peygamberlerine inanın, "üçtür" demeyin, vazgeçin, bu hayrınızadır. Allah ancak bir tek Tanrı'dır, çocuğu olmaktan münezzehtir, göklerde olanlar da yerde olanlar da O'nundur. Vekil olarak Allah yeter.
4:172
لَّن çekinmez lan
çekinmez
يَسْتَنكِفَ will disdain yastankifa
will disdain
ٱلْمَسِيحُ Mesih l-masīḥu
Mesih
أَن olmaktan an
olmaktan
يَكُونَ be yakūna
be
عَبْدًۭا kul ʿabdan
kul
لِّلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a
وَلَا ve melekler de walā
ve melekler de
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ the Angels l-malāikatu
the Angels
ٱلْمُقَرَّبُونَ ۚ (Allah'a) yaklaştırılmış l-muqarabūna
(Allah'a) yaklaştırılmış
وَمَن ve kim waman
ve kim
يَسْتَنكِفْ çekinirse yastankif
çekinirse
عَنْ O'na kulluktan ʿan
O'na kulluktan
عِبَادَتِهِۦ His worship ʿibādatihi
His worship
وَيَسْتَكْبِرْ ve büyüklük taslarsa wayastakbir
ve büyüklük taslarsa
فَسَيَحْشُرُهُمْ bilsin ki O toplayacaktır fasayaḥshuruhum
bilsin ki O toplayacaktır
إِلَيْهِ kendi huzuruna ilayhi
kendi huzuruna
جَمِيعًۭا onların hepsini jamīʿan
onların hepsini
١٧٢ (172)
(172)
Mesih de, gözde melekler de Allah'a kul olmaktan asla çekinmezler. Kim O'na kulluktan çekinir ve büyüklük taslarsa, bilsin ki, O, hepsini huzuruna toplayacaktır.
4:173
فَأَمَّا gelince fa-ammā
gelince
ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere
ءَامَنُوا۟ inanan(lara) āmanū
inanan(lara)
وَعَمِلُوا۟ ve yapanlara waʿamilū
ve yapanlara
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler
فَيُوَفِّيهِمْ eksiksiz ödeyecektir fayuwaffīhim
eksiksiz ödeyecektir
أُجُورَهُمْ mükafatlarını ujūrahum
mükafatlarını
وَيَزِيدُهُم ve daha fazlasını da verecektir wayazīduhum
ve daha fazlasını da verecektir
مِّن lutfundan min
lutfundan
فَضْلِهِۦ ۖ His Bounty faḍlihi
His Bounty
وَأَمَّا gelince wa-ammā
gelince
ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere
ٱسْتَنكَفُوا۟ çekinen(lere) is'tankafū
çekinen(lere)
وَٱسْتَكْبَرُوا۟ ve büyüklük taslayanlara wa-is'takbarū
ve büyüklük taslayanlara
فَيُعَذِّبُهُمْ azabedecektir fayuʿadhibuhum
azabedecektir
عَذَابًا bir azapla ʿadhāban
bir azapla
أَلِيمًۭا acıklı alīman
acıklı
وَلَا ve onlar bulamayacaklardır walā
ve onlar bulamayacaklardır
يَجِدُونَ will they find yajidūna
will they find
لَهُم kendilerine lahum
kendilerine
مِّن başka min
başka
دُونِ besides dūni
besides
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
وَلِيًّۭا bir dost waliyyan
bir dost
وَلَا ve bir yardımcı walā
ve bir yardımcı
نَصِيرًۭا any helper naṣīran
any helper
١٧٣ (173)
(173)
İnananlara ve yararlı iş işleyenlere, ecirlerini ödeyecek, onlara olan bol nimetini daha da artıracaktır. Kulluk etmekten çekinenleri ve büyüklük taslayanları elem verici bir azaba uğratacaktır. Onlar kendilerine Allah'tan başka bir dost ve yardımcı bulamazlar.
4:174
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلنَّاسُ insanlar l-nāsu
insanlar
قَدْ muhakkak ki qad
muhakkak ki
جَآءَكُم size geldi jāakum
size geldi
بُرْهَـٰنٌۭ bir delil bur'hānun
bir delil
مِّن Rabbinizden min
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ your Lord rabbikum
your Lord
وَأَنزَلْنَآ ve indirdik wa-anzalnā
ve indirdik
إِلَيْكُمْ size ilaykum
size
نُورًۭا bir nur nūran
bir nur
مُّبِينًۭا apaçık mubīnan
apaçık
١٧٤ (174)
(174)
Ey İnsanlar! Rabbiniz'den size açık bir delil geldi, size apaçık bir nur, Kuran indirdik.
4:175
فَأَمَّا gelince fa-ammā
gelince
ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere
ءَامَنُوا۟ inanan(lara) āmanū
inanan(lara)
بِٱللَّهِ Alah'a bil-lahi
Alah'a
وَٱعْتَصَمُوا۟ ve yapışanlara wa-iʿ'taṣamū
ve yapışanlara
بِهِۦ O'na bihi
O'na
فَسَيُدْخِلُهُمْ sokacaktır fasayud'khiluhum
sokacaktır
فِى bir rahmetin içine
bir rahmetin içine
رَحْمَةٍۢ Mercy raḥmatin
Mercy
مِّنْهُ kendinden min'hu
kendinden
وَفَضْلٍۢ ve lutfun wafaḍlin
ve lutfun
وَيَهْدِيهِمْ ve onları iletecektir wayahdīhim
ve onları iletecektir
إِلَيْهِ kendisine varan ilayhi
kendisine varan
صِرَٰطًۭا bir yola ṣirāṭan
bir yola
مُّسْتَقِيمًۭا doğru mus'taqīman
doğru
١٧٥ (175)
(175)
Allah kendisine inananları ve Kitabına sarılanları rahmetine ve bol nimetine kavuşturacak, onları Kendisine götüren doğru yola eriştirecektir.
4:176
يَسْتَفْتُونَكَ senden fetva istiyorlar yastaftūnaka
senden fetva istiyorlar
قُلِ de ki quli
de ki
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
يُفْتِيكُمْ size şöyle açıklıyor yuf'tīkum
size şöyle açıklıyor
فِى hakkında
hakkında
ٱلْكَلَـٰلَةِ ۚ kelale l-kalālati
kelale
إِنِ eğer ini
eğer
ٱمْرُؤٌا۟ kişinin im'ru-on
kişinin
هَلَكَ ölen halaka
ölen
لَيْسَ yoksa laysa
yoksa
لَهُۥ onun lahu
onun
وَلَدٌۭ çocuğu waladun
çocuğu
وَلَهُۥٓ ve varsa walahu
ve varsa
أُخْتٌۭ bir kızkardeşi ukh'tun
bir kızkardeşi
فَلَهَا o(kızkardeşi)nindir falahā
o(kızkardeşi)nindir
نِصْفُ yarısı niṣ'fu
yarısı
مَا ne ki
ne ki
تَرَكَ ۚ miras bıraktı taraka
miras bıraktı
وَهُوَ fakat kendisi wahuwa
fakat kendisi
يَرِثُهَآ onun mirasını alır yarithuhā
onun mirasını alır
إِن eğer in
eğer
لَّمْ yoksa (kızkardeşinin) lam
yoksa (kızkardeşinin)
يَكُن is yakun
is
لَّهَا kendi lahā
kendi
وَلَدٌۭ ۚ çocuğu waladun
çocuğu
فَإِن eğer fa-in
eğer
كَانَتَا varsa kānatā
varsa
ٱثْنَتَيْنِ iki kızkardeşi ith'natayni
iki kızkardeşi
فَلَهُمَا onlarındır falahumā
onlarındır
ٱلثُّلُثَانِ üçte ikisi l-thuluthāni
üçte ikisi
مِمَّا bıraktığı mirasın mimmā
bıraktığı mirasın
تَرَكَ ۚ he left taraka
he left
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
كَانُوٓا۟ olursa (birçok) kānū
olursa (birçok)
إِخْوَةًۭ kardeşler ikh'watan
kardeşler
رِّجَالًۭا erkek rijālan
erkek
وَنِسَآءًۭ ve kadın wanisāan
ve kadın
فَلِلذَّكَرِ erkeğe falildhakari
erkeğe
مِثْلُ kadar (verilir) mith'lu
kadar (verilir)
حَظِّ payı ḥaẓẓi
payı
ٱلْأُنثَيَيْنِ ۗ iki kadının l-unthayayni
iki kadının
يُبَيِّنُ açıklıyor yubayyinu
açıklıyor
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لَكُمْ size lakum
size
أَن diye an
diye
تَضِلُّوا۟ ۗ şaşırırsınız taḍillū
şaşırırsınız
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
بِكُلِّ he bikulli
he
شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi
عَلِيمٌۢ bilir ʿalīmun
bilir
١٧٦ (176)
(176)
Senden fetva isterler, de ki: "Allah size ikinci dereceden mirasçılar hakkında fetva veriyor: "Şayet çocuğu olmayıp bir kızkardeşi bulunan kimse ölürse, bıraktığının yarısı kızkardeşe kalır. Fakat kızkardeşinin çocuğu yoksa kendisi, ona tamamen varis olur. Eğer iki kızkardeş kalmışsa, bıraktığının üçte ikisi onlaradır. Eğer mirasçılar erkek ve kadın kardeşlerse, erkeğe, iki dişinin hissesi kadar vardır. Doğru yoldan saparsınız diye Allah size açıklıyor." Allah her şeyi bilir.