3

Ali İmran

Medeni 200 Ayet Cüz 3
آل عمران

Ali İmran Suresi (آل عمران), Kur’an-ı Kerim’in 3. suresidir — Medeni, 200 ayetten oluşan bir suredir. Medenî sureler hicretten sonra inmiştir ve genellikle ibadet, hukuk ve Müslüman toplum hayatını konu alır.

Besmele
بِسْمِadıylabis'miٱللَّهِAllah'ınl-lahiٱلرَّحْمَـٰنِRahmanl-raḥmāniٱلرَّحِيمِRahiml-raḥīmi
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
3:1
الٓمٓElif Lâm Mîmalif-lam-meem١
Elif, Lam, Mim.
3:2
ٱللَّهُAllah (ki)al-lahuلَآyokturإِلَـٰهَtanrıilāhaإِلَّاbaşkaillāهُوَO'ndanhuwaٱلْحَىُّdaima diridirl-ḥayuٱلْقَيُّومُ(yaratıklarını) koruyup yöneticidirl-qayūmu٢
Allah, Ondan başka tanrı olmayan, diri, her an yaratıklarını gözetip durandır.
3:3
نَزَّلَindirdinazzalaعَلَيْكَsanaʿalaykaٱلْكِتَـٰبَKitabıl-kitābaبِٱلْحَقِّhak ilebil-ḥaqiمُصَدِّقًۭاdoğrulayıcı olarakmuṣaddiqanلِّمَاkendinden öncekinilimāبَيْنَ(was)baynaيَدَيْهِbefore ityadayhiوَأَنزَلَve indirmiştiwa-anzalaٱلتَّوْرَىٰةَTevratl-tawrātaوَٱلْإِنجِيلَve İncil'i dewal-injīla٣
Kendisinden önceki Kitapları tasdik eden Hak Kitap'ı sana indirdi. Önceden insanlara yol gösterici olarak Tevrat ve İncil'i de indirmişti. O, doğruyu yanlıştan ayıran Kitap'ı indirdi. Doğrusu Allah'ın ayetlerini inkar edenler için şiddetli azab vardır. Allah güçlüdür, mazlumların öcünü alır.
3:4
مِنdaha önceminقَبْلُbefore (this)qabluهُدًۭىyol gösterici olarakhudanلِّلنَّاسِinsanlaralilnnāsiوَأَنزَلَve indirdiwa-anzalaٱلْفُرْقَانَ ۗFurkan'ı dal-fur'qānaإِنَّmuhakkak kiinnaٱلَّذِينَkimselerealladhīnaكَفَرُوا۟inkar edenkafarūبِـَٔايَـٰتِayetlerinibiāyātiٱللَّهِAllah'ınl-lahiلَهُمْonlara vardırlahumعَذَابٌۭbir azabʿadhābunشَدِيدٌۭ ۗçetinshadīdunوَٱللَّهُAllahwal-lahuعَزِيزٌۭdaima üstündürʿazīzunذُوöc alandırdhūٱنتِقَامٍ(of) retributionintiqāmin٤
Kendisinden önceki Kitapları tasdik eden Hak Kitap'ı sana indirdi. Önceden insanlara yol gösterici olarak Tevrat ve İncil'i de indirmişti. O, doğruyu yanlıştan ayıran Kitap'ı indirdi. Doğrusu Allah'ın ayetlerini inkar edenler için şiddetli azab vardır. Allah güçlüdür, mazlumların öcünü alır.
3:5
إِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllah'al-lahaلَاgizli kalmazيَخْفَىٰis hiddenyakhfāعَلَيْهِonaʿalayhiشَىْءٌۭhiçbir şeyshayonفِىyerdeٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiوَلَاve göktewalāفِىinٱلسَّمَآءِthe heavenl-samāi٥
Şüphesiz gökte ve yerde hiçbir şey Allah'tan gizli kalmaz.
3:6
هُوَO'durhuwaٱلَّذِىsizi şekillendirenalladhīيُصَوِّرُكُمْshapes youyuṣawwirukumفِىrahimlerdeٱلْأَرْحَامِthe wombsl-arḥāmiكَيْفَgibikayfaيَشَآءُ ۚdilediğiyashāuلَآyokturإِلَـٰهَtanrıilāhaإِلَّاbaşkaillāهُوَO'ndanhuwaٱلْعَزِيزُazizdirl-ʿazīzuٱلْحَكِيمُhüküm ve hikmet sahibidirl-ḥakīmu٦
Ana rahminde sizi dilediği gibi şekillendiren O'dur. O'ndan başka tanrı yoktur, güçlüdür, Hakim'dir.
3:7
هُوَOhuwaٱلَّذِىٓindirdialladhīأَنزَلَrevealedanzalaعَلَيْكَsanaʿalaykaٱلْكِتَـٰبَKitabıl-kitābaمِنْهُOnunmin'huءَايَـٰتٌۭ(bazı) ayetleriāyātunمُّحْكَمَـٰتٌmuhkemdir (ki)muḥ'kamātunهُنَّonlarhunnaأُمُّanasıdırummuٱلْكِتَـٰبِKitabınl-kitābiوَأُخَرُve diğerleri dewa-ukharuمُتَشَـٰبِهَـٰتٌۭ ۖmüteşabihdirmutashābihātunفَأَمَّاolanlarfa-ammāٱلَّذِينَkalblerindealladhīnaفِىinقُلُوبِهِمْtheir heartsqulūbihimزَيْغٌۭeğrilikzayghunفَيَتَّبِعُونَardına düşerlerfayattabiʿūnaمَاolanlarınınتَشَـٰبَهَmüteşabihtashābahaمِنْهُonunmin'huٱبْتِغَآءَçıkarmak içinib'tighāaٱلْفِتْنَةِfitnel-fit'natiوَٱبْتِغَآءَve bulmak içinwa-ib'tighāaتَأْوِيلِهِۦ ۗonun te'vilinitawīlihiوَمَاoysawamāيَعْلَمُbilmezyaʿlamuتَأْوِيلَهُۥٓonun te'vilinitawīlahuإِلَّاbaşka kimseillāٱللَّهُ ۗAllah'tanl-lahuوَٱلرَّٰسِخُونَileri gidenlerwal-rāsikhūnaفِىilimdeٱلْعِلْمِ[the] knowledgel-ʿil'miيَقُولُونَderleryaqūlūnaءَامَنَّاinandıkāmannāبِهِۦOnabihiكُلٌّۭhepsikullunمِّنْkatındandırminعِندِfromʿindiرَبِّنَا ۗRabbimizrabbināوَمَاdüşünüp öğüt almazwamāيَذَّكَّرُwill take heedyadhakkaruإِلَّآbaşkasıillāأُو۟لُوا۟sahiplerindenulūٱلْأَلْبَـٰبِsağduyul-albābi٧
Sana Kitap'ı indiren O'dur. Onda Kitap'ın temeli olan kesin anlamlı ayetler vardır, diğerleri de çeşitli anlamlıdırlar. Kalblerinde eğrilik olan kimseler, fitne çıkarmak, kendilerine göre yorumlamak için onların çeşitli anlamlı olanlarına uyarlar. Oysa onların yorumunu ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar: "Ona inandık, hepsi Rabbimiz'in katındandır" derler. Bunu ancak akıl sahipleri düşünür;
3:8
رَبَّنَاRabbimizrabbanāلَاeğriltmeتُزِغْdeviatetuzighقُلُوبَنَاkalblerimiziqulūbanāبَعْدَsonrabaʿdaإِذْbizi doğru yola ilettiktenidhهَدَيْتَنَاYou (have) guided ushadaytanāوَهَبْve verwahabلَنَاbizelanāمِنkatındanminلَّدُنكَYourselfladunkaرَحْمَةً ۚbir rahmetraḥmatanإِنَّكَkuşkusuz seninnakaأَنتَyalnız senantaٱلْوَهَّابُçok bağış yapansınl-wahābu٨
Rabbimiz! Bizi doğru yola erdirdikten sonra kalblerimizi eğriltme, katından bize rahmet bağışla; şüphesiz Sen sonsuz bağışta bulunansın.
3:9
رَبَّنَآRabbimizrabbanāإِنَّكَsen mutlakainnakaجَامِعُtoplayacaksınjāmiʿuٱلنَّاسِinsanlarıl-nāsiلِيَوْمٍۢbir gündeliyawminلَّاasla şüphe olmayanرَيْبَdoubtraybaفِيهِ ۚkendisindefīhiإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaلَاdönmezيُخْلِفُbreakyukh'lifuٱلْمِيعَادَsözündenl-mīʿāda٩
Rabbimiz! Doğrusu geleceği şüphe götürmeyen günde, insanları toplayacak olan Sensin. Şüphesiz ki Allah verdiği sözden caymaz.
3:10
إِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(ler)kafarūلَنyarar sağlamazlanتُغْنِىَwill availtugh'niyaعَنْهُمْonlaraʿanhumأَمْوَٰلُهُمْmallarıamwāluhumوَلَآne dewalāأَوْلَـٰدُهُمçocuklarıawlāduhumمِّنَkarşıminaٱللَّهِAllah'al-lahiشَيْـًۭٔا ۖhiçbirshayanوَأُو۟لَـٰٓئِكَiştewa-ulāikaهُمْonlarhumوَقُودُyakıtıdırlarwaqūduٱلنَّارِateşinl-nāri١٠
İnkar edenlerin malları ve çocukları, Allah'a karşı onlara bir şey sağlamaz. İşte onlar ateşin yakıtlarıdır.
3:11
كَدَأْبِdurumu gibikadabiءَالِailesinināliفِرْعَوْنَFir'avnfir'ʿawnaوَٱلَّذِينَve kimselerinwa-alladhīnaمِنonlardan öncekiminقَبْلِهِمْ ۚbefore themqablihimكَذَّبُوا۟onlar da yalanladılarkadhabūبِـَٔايَـٰتِنَاayetlerimizibiāyātināفَأَخَذَهُمُonları yakaladıfa-akhadhahumuٱللَّهُAllahl-lahuبِذُنُوبِهِمْ ۗgünahlarıylabidhunūbihimوَٱللَّهُAllah'ınwal-lahuشَدِيدُçetindirshadīduٱلْعِقَابِcezasıl-ʿiqābi١١
Bunların tutumu, Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin tutumu gibi ki, ayetlerimizi yalanladılar da Allah onları günahlarından dolayı yok (helak) etti. Allah'ın cezalandırması şiddetlidir.
3:12
قُلsöylequlلِّلَّذِينَkimselerelilladhīnaكَفَرُوا۟inkar edenlerekafarūسَتُغْلَبُونَyenileceksinizsatugh'labūnaوَتُحْشَرُونَve sürüleceksinizwatuḥ'sharūnaإِلَىٰcehennemeilāجَهَنَّمَ ۚHelljahannamaوَبِئْسَ(orası) ne kötüwabi'saٱلْمِهَادُbir döşektirl-mihādu١٢
İnkar edenlere: "Yenileceksiniz, toplanıp cehenneme sürüleceksiniz, orası ne kötü döşektir" de.
3:13
قَدْmuhakakqadكَانَsizin için vardırkānaلَكُمْfor youlakumءَايَةٌۭbir ibretāyatunفِىşu iki topluluktaفِئَتَيْنِ(the) two hostsfi-atayniٱلْتَقَتَا ۖkarşılaşanl-taqatāفِئَةٌۭbir toplulukfi-atunتُقَـٰتِلُçarpışıyordutuqātiluفِىyolundaسَبِيلِ(the) waysabīliٱللَّهِAllahl-lahiوَأُخْرَىٰöteki dewa-ukh'rāكَافِرَةٌۭnankördükāfiratunيَرَوْنَهُمonları görüyorlardıyarawnahumمِّثْلَيْهِمْkendilerinin iki katımith'layhimرَأْىَgörüşüylerayaٱلْعَيْنِ ۚgözlerininl-ʿayniوَٱللَّهُAllahwal-lahuيُؤَيِّدُdestekleryu-ayyiduبِنَصْرِهِۦyardımıylebinaṣrihiمَنkimseyimanيَشَآءُ ۗdilediğiyashāuإِنَّelbetteinnaفِىbundaذَٰلِكَthatdhālikaلَعِبْرَةًۭbir ibret vardırlaʿib'ratanلِّأُو۟لِىolanlar içinli-ulīٱلْأَبْصَـٰرِgözleril-abṣāri١٣
Karşı karşıya gelen iki topluluğun durumlarında sizin için ibret vardır; biri Allah yolunda savaşanlardır, diğeri inkarcılardır ki, bunlar karşı tarafı gözleriyle kendilerinin iki misli görüyorlardı. Allah dilediğini yardımıyla destekler. Bunda görebilenler için ibret vardır.
3:14
زُيِّنَsüslü (cazip) gösterildizuyyinaلِلنَّاسِinsanlaralilnnāsiحُبُّaşırı düşkünlükḥubbuٱلشَّهَوَٰتِzevklerel-shahawātiمِنَkadınlardanminaٱلنِّسَآءِ[the] womenl-nisāiوَٱلْبَنِينَve oğullardanwal-banīnaوَٱلْقَنَـٰطِيرِve kantarlarcawal-qanāṭīriٱلْمُقَنطَرَةِyığılmışl-muqanṭaratiمِنَaltındanminaٱلذَّهَبِ[the] goldl-dhahabiوَٱلْفِضَّةِve gümüştenwal-fiḍatiوَٱلْخَيْلِve atlardanwal-khayliٱلْمُسَوَّمَةِsalmal-musawamatiوَٱلْأَنْعَـٰمِdavarlardanwal-anʿāmiوَٱلْحَرْثِ ۗve ekinlerden (gelen)wal-ḥarthiذَٰلِكَbunlar (sadece)dhālikaمَتَـٰعُgeçimidirmatāʿuٱلْحَيَوٰةِhayatınınl-ḥayatiٱلدُّنْيَا ۖdünyal-dun'yāوَٱللَّهُAllah'ınwal-lahuعِندَهُۥyanındadırʿindahuحُسْنُgüzelḥus'nuٱلْمَـَٔابِvarılacak yerl-maābi١٤
Kadınlara, oğullara, kantar kantar altın ve gümüşe, nişanlı atlar ve develere, ekinlere karşı aşırı sevgi beslemek insanlara güzel gösterilmiştir. Bunlar dünya hayatının nimetleridir, oysa gidilecek yerin güzeli Allah katındadır.
3:15
۞ قُلْde kiqulأَؤُنَبِّئُكُمsize söyleyeyim mi?a-unabbi-ukumبِخَيْرٍۢdaha iyisinibikhayrinمِّنbunlardanminذَٰلِكُمْ ۚthatdhālikumلِلَّذِينَkorunanlar için vardırlilladhīnaٱتَّقَوْا۟fear[ed]ittaqawعِندَkatındaʿindaرَبِّهِمْRablerirabbihimجَنَّـٰتٌۭcennetlerjannātunتَجْرِىakantajrīمِنaltlarındanminتَحْتِهَاunderneath themtaḥtihāٱلْأَنْهَـٰرُırmaklarl-anhāruخَـٰلِدِينَsürekli kalacaklarıkhālidīnaفِيهَاiçindefīhāوَأَزْوَٰجٌۭve eşlerwa-azwājunمُّطَهَّرَةٌۭtertemizmuṭahharatunوَرِضْوَٰنٌۭve rızasıwariḍ'wānunمِّنَAllah'ınminaٱللَّهِ ۗAllahl-lahiوَٱللَّهُAllahwal-lahuبَصِيرٌۢgörürbaṣīrunبِٱلْعِبَادِkullarınıbil-ʿibādi١٥
De ki: Bundan daha iyisini size haber vereyim mi? Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, Rab'lerinin katında, altlarından ırmaklar akan ve orada temelli kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah'ın rızası vardır. Allah kullarını hakkiyle görücüdür.
3:16
ٱلَّذِينَ(onlar ki)alladhīnaيَقُولُونَderleryaqūlūnaرَبَّنَآRabbimizrabbanāإِنَّنَآgerçekten bizinnanāءَامَنَّاinandıkāmannāفَٱغْفِرْbağışlafa-igh'firلَنَاbizdenlanāذُنُوبَنَاgünahlarımızıdhunūbanāوَقِنَاve bizi koruwaqināعَذَابَazabındanʿadhābaٱلنَّارِateşl-nāri١٦
Onlar ki, "Rabbimiz! Biz şüphesiz inandık, bunun için günahlarımızı bize bağışla ve bizi ateşin azabından koru" diyen, sabreden, doğru olan, gönülden kulluk eden, hayra sarfeden ve seher vakitlerinde bağışlanma dileyenlerdir.
3:17
ٱلصَّـٰبِرِينَsabredenleral-ṣābirīnaوَٱلصَّـٰدِقِينَve sadık olanlarwal-ṣādiqīnaوَٱلْقَـٰنِتِينَve gönülden itaat edenlerwal-qānitīnaوَٱلْمُنفِقِينَve infak edenlerwal-munfiqīnaوَٱلْمُسْتَغْفِرِينَve istiğfar edenlerwal-mus'taghfirīnaبِٱلْأَسْحَارِseherlerdebil-asḥāri١٧
Onlar ki, "Rabbimiz! Biz şüphesiz inandık, bunun için günahlarımızı bize bağışla ve bizi ateşin azabından koru" diyen, sabreden, doğru olan, gönülden kulluk eden, hayra sarfeden ve seher vakitlerinde bağışlanma dileyenlerdir.
3:18
شَهِدَşahiddir (ki)shahidaٱللَّهُAllahl-lahuأَنَّهُۥşüphesizannahuلَآyokturإِلَـٰهَtanrıilāhaإِلَّاbaşkaillāهُوَO'ndanhuwaوَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُve meleklerwal-malāikatuوَأُو۟لُوا۟ve sahipleriwa-ulūٱلْعِلْمِiliml-ʿil'miقَآئِمًۢاgözetenqāimanبِٱلْقِسْطِ ۚadaletlebil-qis'ṭiلَآyokturإِلَـٰهَtanrıilāhaإِلَّاbaşkaillāهُوَO'ndanhuwaٱلْعَزِيزُazizdirl-ʿazīzuٱلْحَكِيمُhakimdirl-ḥakīmu١٨
Allah, melekler ve adaleti yerine getiren ilim sahibleri, O'ndan başka tanrı olmadığına şahidlik etmişlerdir. O'ndan başka tanrı yoktur, O güçlüdür, Hakim'dir.
3:19
إِنَّşüphesizinnaٱلدِّينَdinl-dīnaعِندَkatındaʿindaٱللَّهِAllahl-lahiٱلْإِسْلَـٰمُ ۗİslamdırl-is'lāmuوَمَاayrılığa düşmedilerwamāٱخْتَلَفَdifferedikh'talafaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaأُوتُوا۟verilmiş olanūtūٱلْكِتَـٰبَKitapl-kitābaإِلَّاbaşka (bir sebeple)illāمِنۢsonraminبَعْدِafterbaʿdiمَاgeldiktenجَآءَهُمُcame to themjāahumuٱلْعِلْمُiliml-ʿil'muبَغْيًۢاaşırılıklarıbaghyanبَيْنَهُمْ ۗaralarındaki;baynahumوَمَنve kimwamanيَكْفُرْinkar ederseyakfurبِـَٔايَـٰتِayetlerinibiāyātiٱللَّهِAllah'ınl-lahiفَإِنَّ(bilsin ki) şüphesizfa-innaٱللَّهَAllahl-lahaسَرِيعُçabuk görendirsarīʿuٱلْحِسَابِhesabıl-ḥisābi١٩
Allah katında din, şüphesiz İslam'dır. Ancak, Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki ihtiras yüzünden ayrılığa düştüler. Allah'ın ayetlerini kim inkar ederse bilsin ki, Allah hesabı çabuk görür.
3:20
فَإِنْeğerfa-inحَآجُّوكَseninle tartışmaya girişirlerseḥājjūkaفَقُلْde kifaqulأَسْلَمْتُben teslim ettimaslamtuوَجْهِىَözümüwajhiyaلِلَّهِAllah'alillahiوَمَنِve kimselerwamaniٱتَّبَعَنِ ۗbana uyanittabaʿaniوَقُلve de kiwaqulلِّلَّذِينَkendilerinelilladhīnaأُوتُوا۟verilenlereūtūٱلْكِتَـٰبَKitapl-kitābaوَٱلْأُمِّيِّـۧنَve ümmilerewal-umiyīnaءَأَسْلَمْتُمْ ۚSiz de İslam (teslim) oldunuz mu?a-aslamtumفَإِنْeğerfa-inأَسْلَمُوا۟İslam olurlarsaaslamūفَقَدِmuhakkakfaqadiٱهْتَدَوا۟ ۖdoğru yolu bulmuşlardırih'tadawوَّإِنyok eğerwa-inتَوَلَّوْا۟dönerlersetawallawفَإِنَّمَاartıkfa-innamāعَلَيْكَsana düşenʿalaykaٱلْبَلَـٰغُ ۗsadece duyurmaktırl-balāghuوَٱللَّهُAllahwal-lahuبَصِيرٌۢgörmektedirbaṣīrunبِٱلْعِبَادِkulları(nın yaptıkları)nıbil-ʿibādi٢٠
Eğer seninle tartışmaya girişirlerse, "Ben bana uyanlarla birlikte kendimi Allah'a verdim" de. Kendilerine Kitap verilenlere ve kitapsızlara: "Siz de İslam oldunuz mu?" de, şayet İslam olurlarsa doğru yola girmişlerdir, yüz çevirirlerse, sana yalnız tebliğ etmek düşer. Allah kullarını görür.
3:21
إِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaيَكْفُرُونَinkar eden(ler)yakfurūnaبِـَٔايَـٰتِayetlerinibiāyātiٱللَّهِAllah'ınl-lahiوَيَقْتُلُونَve öldürenlerwayaqtulūnaٱلنَّبِيِّـۧنَpeygamberleril-nabiyīnaبِغَيْرِolmaksızınbighayriحَقٍّۢhakḥaqqinوَيَقْتُلُونَve öldürenler (var ya)wayaqtulūnaٱلَّذِينَkimselerialladhīnaيَأْمُرُونَemredenyamurūnaبِٱلْقِسْطِadaletlebil-qis'ṭiمِنَarasındaminaٱلنَّاسِinsanlarl-nāsiفَبَشِّرْهُمonlara müjdelefabashir'humبِعَذَابٍbir azabıbiʿadhābinأَلِيمٍacıalīmin٢١
Allah'ın ayetlerini inkar edenlere, haksız yere peygamberleri öldürenlere, insanlardan adaleti emredenleri öldürenlere elem verici bir azabı müjdele.
3:22
أُو۟لَـٰٓئِكَböyleceulāikaٱلَّذِينَboşa çıkmıştıralladhīnaحَبِطَتْbecame worthlessḥabiṭatأَعْمَـٰلُهُمْonların yaptıklarıaʿmāluhumفِىdünyadaٱلدُّنْيَاthe worldl-dun'yāوَٱلْـَٔاخِرَةِve ahirettewal-ākhiratiوَمَاve yokturwamāلَهُمonlarınlahumمِّنhiçbirminنَّـٰصِرِينَyardımcılarınāṣirīna٢٢
Onlar, dünya ve ahirette işleri boşa çıkacak olanlardır. Onların hiç yardımcıları da yoktur.
3:23
أَلَمْgörmedin mi?alamتَرَyou seentaraإِلَىkimseleriilāٱلَّذِينَthose whoalladhīnaأُوتُوا۟verilmiş olanūtūنَصِيبًۭاbir (nasip) paynaṣībanمِّنَKitaptanminaٱلْكِتَـٰبِthe Scripturel-kitābiيُدْعَوْنَçağırılıyorlar dayud'ʿawnaإِلَىٰKitabınailāكِتَـٰبِ(the) BookkitābiٱللَّهِAllah'ınl-lahiلِيَحْكُمَhüküm versin diyeliyaḥkumaبَيْنَهُمْaralarındabaynahumثُمَّsonrathummaيَتَوَلَّىٰdönüyorlaryatawallāفَرِيقٌۭbir toplulukfarīqunمِّنْهُمْonlardanmin'humوَهُمve onlarwahumمُّعْرِضُونَyüz çeviriyorlarmuʿ'riḍūna٢٣
Kendilerine Kitapdan bir pay verilenleri, görmedin mi? Onlar aralarında hüküm vermek için Allah'ın Kitabına çağırılmışlar, sonra onlardan bir takımı dönmüşlerdir. Onlar temelli yüz çevirenlerdir.
3:24
ذَٰلِكَbu (hareketleri)dhālikaبِأَنَّهُمْonlarınbi-annahumقَالُوا۟demelerindendirqālūلَنbize dokunmayacaklanتَمَسَّنَاwill touch ustamassanāٱلنَّارُateşl-nāruإِلَّآbaşkaillāأَيَّامًۭاbirkaç gündenayyāmanمَّعْدُودَٰتٍۢ ۖsayılımaʿdūdātinوَغَرَّهُمْve onları yanıltmıştırwagharrahumفِىdinlerindeدِينِهِمtheir religiondīnihimمَّاşeylerكَانُوا۟olduklarıkānūيَفْتَرُونَuyduruyoryaftarūna٢٤
Bu, onların: "Bize ateş sadece sayılı birkaç gün değecektir" demelerindendir. Uydurup durdukları şeyler, onları dinlerinde yanıltmıştır.
3:25
فَكَيْفَpeki nasıl (olacak)?fakayfaإِذَاzamanidhāجَمَعْنَـٰهُمْtopladığımızjamaʿnāhumلِيَوْمٍۢbir gün içinliyawminلَّاhiç şüphe olmayanرَيْبَdoubtraybaفِيهِkendisindefīhiوَوُفِّيَتْve tastamam verilipwawuffiyatكُلُّherkulluنَفْسٍۢinsanınnafsinمَّاkazandığıكَسَبَتْit earnedkasabatوَهُمْve onlarınwahumلَاaslaيُظْلَمُونَzulme uğratılmadığıyuẓ'lamūna٢٥
Geleceğinden şüphe olmayan günde, onları topladığımız ve haksızlık yapılmayarak herkese kazandığı eksiksiz verildiği zaman, nasıl olacak?
3:26
قُلِde kiquliٱللَّهُمَّAllah'ıml-lahumaمَـٰلِكَsahibisinmālikaٱلْمُلْكِmülkünl-mul'kiتُؤْتِىsen verirsintu'tīٱلْمُلْكَmülkül-mul'kaمَنkimseyemanتَشَآءُdilediğintashāuوَتَنزِعُve alırsınwatanziʿuٱلْمُلْكَmülkül-mul'kaمِمَّنkimsedenmimmanتَشَآءُdilediğintashāuوَتُعِزُّve yükseltirsinwatuʿizzuمَنkimseyimanتَشَآءُdilediğintashāuوَتُذِلُّve alçaltırsınwatudhilluمَنkimseyimanتَشَآءُ ۖdilediğinitashāuبِيَدِكَsenin elindedirbiyadikaٱلْخَيْرُ ۖhayır (mal iyilik)'l-khayruإِنَّكَşüphesiz seninnakaعَلَىٰherʿalāكُلِّeverykulliشَىْءٍۢşeyeshayinقَدِيرٌۭkadirsinqadīrun٢٦
De ki: "Mülkün sahibi olan Allah'ım! Mülkü dilediğine verirsin; dilediğinden çekip alırsın; dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; iyilik elindedir. Doğrusu Sen, her şeye Kadir'sin.
3:27
تُولِجُsokarsıntūlijuٱلَّيْلَgeceyial-laylaفِىgündüzeٱلنَّهَارِthe dayl-nahāriوَتُولِجُve sokarsınwatūlijuٱلنَّهَارَgündüzül-nahāraفِىgeceyeٱلَّيْلِ ۖthe nightal-layliوَتُخْرِجُve çıkarırsınwatukh'rijuٱلْحَىَّdiriyil-ḥayaمِنَölüdenminaٱلْمَيِّتِthe deadl-mayitiوَتُخْرِجُve çıkarırsınwatukh'rijuٱلْمَيِّتَölüyül-mayitaمِنَdiridenminaٱلْحَىِّ ۖthe livingl-ḥayiوَتَرْزُقُve rızıklandırırsınwatarzuquمَنkimseyimanتَشَآءُdilediğintashāuبِغَيْرِolmaksızınbighayriحِسَابٍۢhesapḥisābin٢٧
Geceyi gündüze, gündüzü geceye geçirirsin; ölüden diri, diriden ölü çıkarırsın; dilediğini hesapsız rızıklandırırsın".
3:28
لَّاedinmesinيَتَّخِذِtakeyattakhidhiٱلْمُؤْمِنُونَMü'minlerl-mu'minūnaٱلْكَـٰفِرِينَkafirleril-kāfirīnaأَوْلِيَآءَdostawliyāaمِنbırakıpminدُونِinstead ofdūniٱلْمُؤْمِنِينَ ۖinananlarıl-mu'minīnaوَمَنve kimwamanيَفْعَلْyaparsayafʿalذَٰلِكَböyledhālikaفَلَيْسَkalmaz (değildir)falaysaمِنَAllah ileminaٱللَّهِAllahl-lahiفِىbir şey (dostluğu)شَىْءٍanythingshayinإِلَّآancak başkaillāأَنkorunmanızanتَتَّقُوا۟you feartattaqūمِنْهُمْonlardanmin'humتُقَىٰةًۭ ۗ(gelebilecek) tehlikedentuqātanوَيُحَذِّرُكُمُve sizi sakındırırwayuḥadhirukumuٱللَّهُAllahl-lahuنَفْسَهُۥ ۗkendisin(in emirlerine karşı gelmek)dennafsahuوَإِلَىve Allah'adırwa-ilāٱللَّهِAllahl-lahiٱلْمَصِيرُdönüşl-maṣīru٢٨
Müminler, müminleri bırakıp kafirleri dost edinmesinler; kim böyle yaparsa Allah katında bir değeri yoktur, ancak, onlardan sakınmanız hali müstesnadır. Allah sizi Kendisiyle korkutur, dönüş Allah'adır.
3:29
قُلْde kiqulإِنeğerinتُخْفُوا۟gizleseniztukh'fūمَاolanıفِىgöğüslerinizdeصُدُورِكُمْyour breastsṣudūrikumأَوْveyaawتُبْدُوهُaçığa vursanız onutub'dūhuيَعْلَمْهُonu biliryaʿlamhuٱللَّهُ ۗAllahl-lahuوَيَعْلَمُve bilirwayaʿlamuمَاolanıفِىgöklerdeٱلسَّمَـٰوَٰتِthe heavensl-samāwātiوَمَاve olanıwamāفِىyerdeٱلْأَرْضِ ۗthe earthl-arḍiوَٱللَّهُAllahwal-lahuعَلَىٰherʿalāكُلِّeverykulliشَىْءٍۢşeyeshayinقَدِيرٌۭkadirdirqadīrun٢٩
De ki: "İçinizde olanı gizleseniz de açıklasanız da Allah onu bilir. Göklerde olanları da, yerde olanları da bilir. Allah her şeye Kadir'dir".
3:30
يَوْمَO günyawmaتَجِدُbulacaktırtajiduكُلُّherkulluنَفْسٍۢnefisnafsinمَّاşeyleriعَمِلَتْyaptığıʿamilatمِنْhayırdanminخَيْرٍۢgood khayrinمُّحْضَرًۭاhazırmuḥ'ḍaranوَمَاve şeyleriwamāعَمِلَتْişlediğiʿamilatمِنkötülüktenminسُوٓءٍۢevilsūinتَوَدُّistertawadduلَوْkeşke olsalawأَنَّonunla (kötülükle)annaبَيْنَهَاbetween itselfbaynahāوَبَيْنَهُۥٓkendisi arasındawabaynahuأَمَدًۢاbir mesafeamadanبَعِيدًۭا ۗuzakbaʿīdanوَيُحَذِّرُكُمُve sizi sakındırıyorwayuḥadhirukumuٱللَّهُAllahl-lahuنَفْسَهُۥ ۗkendisin(in emirlerine karşı gelmek)dennafsahuوَٱللَّهُAllahwal-lahuرَءُوفٌۢşefkatlidirraūfunبِٱلْعِبَادِkulllarınabil-ʿibādi٣٠
Her kişinin yaptığı iyiliği ve yaptığı kötülüğü, ki kendisiyle o kötülük arasında uzun bir mesafe olmasını diler, hazır bulacağı günü bir düşünün. Kullarına karşı şefkatli olan Allah size kendinden korkmanızı emreder.
3:31
قُلْde kiqulإِنeğerinكُنتُمْsizkuntumتُحِبُّونَseviyorsanıztuḥibbūnaٱللَّهَAllah'ıl-lahaفَٱتَّبِعُونِىbana uyun kifa-ittabiʿūnīيُحْبِبْكُمُsizi sevsinyuḥ'bib'kumuٱللَّهُAllah dal-lahuوَيَغْفِرْve bağışlasınwayaghfirلَكُمْsizinlakumذُنُوبَكُمْ ۗgünahlarınızıdhunūbakumوَٱللَّهُAllahwal-lahuغَفُورٌۭbağışlayandırghafūrunرَّحِيمٌۭesirgeyendirraḥīmun٣١
De ki: "Allah'ı seviyorsanız bana uyun. Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah affeder ve merhamet eder".
3:32
قُلْde kiqulأَطِيعُوا۟ita'at edinaṭīʿūٱللَّهَAllah'al-lahaوَٱلرَّسُولَ ۖve Elçiyewal-rasūlaفَإِنeğerfa-inتَوَلَّوْا۟dönerlersetawallawفَإِنَّmuhakkak kifa-innaٱللَّهَAllahl-lahaلَاsevmezيُحِبُّloveyuḥibbuٱلْكَـٰفِرِينَkafirleril-kāfirīna٣٢
De ki: "Allah'a ve Peygambere itaat edin". Yüz çevirirlerse bilsinler ki, Allah inkar edenleri sevmez.
3:33
۞ إِنَّelbetteinnaٱللَّهَAllahl-lahaٱصْطَفَىٰٓseçip üstün kıldıiṣ'ṭafāءَادَمَAdem'iādamaوَنُوحًۭاve Nuh'uwanūḥanوَءَالَve ailesiniwaālaإِبْرَٰهِيمَİbrahimib'rāhīmaوَءَالَve ailesiniwaālaعِمْرَٰنَİmranʿim'rānaعَلَىüzerineʿalāٱلْعَـٰلَمِينَalemlerl-ʿālamīna٣٣
Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini, İmran ailesini birbirinin soyundan olarak alemlere tercih etti. Allah işitendir, bilendir.
3:34
ذُرِّيَّةًۢtüreyen nesil(ler)dirdhurriyyatanبَعْضُهَاbazısı (birbirinden)baʿḍuhāمِنۢbazısındanminبَعْضٍۢ ۗothersbaʿḍinوَٱللَّهُAllahwal-lahuسَمِيعٌişitendirsamīʿunعَلِيمٌbilendirʿalīmun٣٤
Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini, İmran ailesini birbirinin soyundan olarak alemlere tercih etti. Allah işitendir, bilendir.
3:35
إِذْhaniidhقَالَتِdemişti kiqālatiٱمْرَأَتُkarısıim'ra-atuعِمْرَٰنَİmran'ınʿim'rānaرَبِّRabbimrabbiإِنِّىşüphesiz beninnīنَذَرْتُadadımnadhartuلَكَsanalakaمَاolanıفِىkarnımdaبَطْنِىmy wombbaṭnīمُحَرَّرًۭاtam hür olarakmuḥarraranفَتَقَبَّلْkabul buyurfataqabbalمِنِّىٓ ۖbendenminnīإِنَّكَşüphesizinnakaأَنتَsenantaٱلسَّمِيعُişitensinl-samīʿuٱلْعَلِيمُbilensinl-ʿalīmu٣٥
İmran'ın karısı: "Ya Rabbi! Karnımda olanı, sadece sana hizmet etmek üzere adadım, benden kabul buyur, doğrusu işiten ve bilen ancak Sensin" demişti.
3:36
فَلَمَّاne zaman kifalammāوَضَعَتْهَاonu doğuruncawaḍaʿathāقَالَتْşöyle söylediqālatرَبِّRabbimrabbiإِنِّىşüphesiz beninnīوَضَعْتُهَآonu doğurdumwaḍaʿtuhāأُنثَىٰbir kızunthāوَٱللَّهُAllahwal-lahuأَعْلَمُbilirkenaʿlamuبِمَا(onun) nebimāوَضَعَتْdoğurduğunuwaḍaʿatوَلَيْسَve değildirwalaysaٱلذَّكَرُerkekl-dhakaruكَٱلْأُنثَىٰ ۖkız gibikal-unthāوَإِنِّىdoğrusu benwa-innīسَمَّيْتُهَاona adını verdimsammaytuhāمَرْيَمَMeryemmaryamaوَإِنِّىٓşüphesiz benwa-innīأُعِيذُهَاonu ısmarlıyorumuʿīdhuhāبِكَsanabikaوَذُرِّيَّتَهَاve soyunuwadhurriyyatahāمِنَşeytan(ın şerri)ndenminaٱلشَّيْطَـٰنِthe Shaitaanl-shayṭāniٱلرَّجِيمِkovulmuşl-rajīmi٣٦
Onu doğurduğunda, Allah onun ne doğurduğunu bilirken "Ya Rabbi! Kız doğurdum. Erkek, kız gibi değildir, ben ona Meryem adını verdim, ben onu da soyunu da, kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım" dedi.
3:37
فَتَقَبَّلَهَاkabul buyurdu onufataqabbalahāرَبُّهَاRabbirabbuhāبِقَبُولٍkabulle (şekilde)biqabūlinحَسَنٍۢgüzel birḥasaninوَأَنۢبَتَهَاve onu yetiştirdiwa-anbatahāنَبَاتًاbir bitki (gibi)nabātanحَسَنًۭاgüzelḥasananوَكَفَّلَهَاve onun bakımını üstlendiwakaffalahāزَكَرِيَّا ۖZekeriyya dazakariyyāكُلَّمَاherkullamāدَخَلَgirdiğindedakhalaعَلَيْهَاonun yanınaʿalayhāزَكَرِيَّاZekeriyyazakariyyāٱلْمِحْرَابَmihrabal-miḥ'rābaوَجَدَbulurduwajadaعِندَهَاyanındaʿindahāرِزْقًۭا ۖbir rızıkriz'qanقَالَderdiqālaيَـٰمَرْيَمُEy Meryemyāmaryamuأَنَّىٰnereden?annāلَكِsanalakiهَـٰذَا ۖbuhādhāقَالَتْ(O da) derdiqālatهُوَBuhuwaمِنْkatındanminعِندِfromʿindiٱللَّهِ ۖAllahl-lahiإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaيَرْزُقُrızık veriryarzuquمَنkimseyemanيَشَآءُdilediğiyashāuبِغَيْرِolmaksızınbighayriحِسَابٍhesapḥisābin٣٧
Rabbi onu güzel bir kabulle karşıladı, güzel bir bitki gibi yetiştirdi; onu Zekeriya'nın himayesine bıraktı. Zekeriya mabedde onun yanına her girişinde, yanında bir yiyecek bulurdu. "Ey Meryem! Bu sana nereden geldi?" demiş, o da: Bu, Allah'ın katındandır" cevabını vermişti. Doğrusu Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır.
3:38
هُنَالِكَoradahunālikaدَعَاdu'a ettidaʿāزَكَرِيَّاZekeriyyazakariyyāرَبَّهُۥ ۖRabbinerabbahuقَالَdedi kiqālaرَبِّRabbimrabbiهَبْverhabلِىbanaمِنkatındanminلَّدُنكَYourselfladunkaذُرِّيَّةًۭbir nesildhurriyyatanطَيِّبَةً ۖtemizṭayyibatanإِنَّكَşüphesiz seninnakaسَمِيعُişitensinsamīʿuٱلدُّعَآءِdu'ayıl-duʿāi٣٨
Orada Zekeriya Rabbine dua etti: "Ya Rabbi! Bana kendi katından temiz bir soy bahşet, doğrusu Sen duayı işitirsin".
3:39
فَنَادَتْهُona seslendilerfanādathuٱلْمَلَـٰٓئِكَةُmeleklerl-malāikatuوَهُوَve O (Zekeriyya)wahuwaقَآئِمٌۭdurupqāimunيُصَلِّىnamaz kılarkenyuṣallīفِىmabeddeٱلْمِحْرَابِthe prayer chamberl-miḥ'rābiأَنَّşüphesizannaٱللَّهَAllahl-lahaيُبَشِّرُكَsana müjdeleryubashirukaبِيَحْيَىٰYahya'yıbiyaḥyāمُصَدِّقًۢاdoğrulayıcımuṣaddiqanبِكَلِمَةٍۢbir kelimeyibikalimatinمِّنَAllahtanminaٱللَّهِAllahl-lahiوَسَيِّدًۭاve efendiwasayyidanوَحَصُورًۭاve nefsine hakimwaḥaṣūranوَنَبِيًّۭاve bir peygamber olacakwanabiyyanمِّنَiyilerdenminaٱلصَّـٰلِحِينَthe righteousl-ṣāliḥīna٣٩
Mabedde namaz kılarken melekler ona seslendiler: "Allah sana Allah'ın emriyle (vücud bulan İsa'yı) tasdik eden, efendi, iffetli, iyilerden bir peygamber olarak Yahya'yı müjdeler".
3:40
قَالَdedi kiqālaرَبِّRabbimrabbiأَنَّىٰnasıl?annāيَكُونُoluryakūnuلِىbenimغُلَـٰمٌۭoğlumghulāmunوَقَدْhalbukiwaqadبَلَغَنِىَbana gelip çatmışbalaghaniyaٱلْكِبَرُihtiyarlıkl-kibaruوَٱمْرَأَتِىve karım dawa-im'ra-atīعَاقِرٌۭ ۖkısırkenʿāqirunقَالَ(Allah) dediqālaكَذَٰلِكَöyle (ama)kadhālikaٱللَّهُAllahl-lahuيَفْعَلُyaparyafʿaluمَاşeyiيَشَآءُdilediğiyashāu٤٠
"Ya Rabbi! Ben artık iyice kocamış, karım da kısırken nasıl oğlum olabilir?" dedi. Allah: "Böyledir, Allah dilediğini yapar" dedi.
3:41
قَالَdedi diqālaرَبِّRabbimrabbiٱجْعَلo halde verij'ʿalلِّىٓbanaءَايَةًۭ ۖbir alametāyatanقَالَ(Allah) dedi kiqālaءَايَتُكَsenin alametināyatukaأَلَّاkonuşamamandırallāتُكَلِّمَyou will speaktukallimaٱلنَّاسَinsanlarlal-nāsaثَلَـٰثَةَüçthalāthataأَيَّامٍgünayyāminإِلَّاbaşkaillāرَمْزًۭا ۗişarettenramzanوَٱذْكُرve anwa-udh'kurرَّبَّكَRabbinirabbakaكَثِيرًۭاçokkathīranوَسَبِّحْve (O'nu) tesbih etwasabbiḥبِٱلْعَشِىِّakşambil-ʿashiyiوَٱلْإِبْكَـٰرِve sabahwal-ib'kāri٤١
"Ya Rabbi! Bana bir alamet ver" dedi, "Alametin, üç gün, işaretle anlaşma dışında insanlarla konuşmamandır; Rabbini çok an, akşam sabah hamd et" dedi.
3:42
وَإِذْbir zamanwa-idhقَالَتِdemişti kiqālatiٱلْمَلَـٰٓئِكَةُMeleklerl-malāikatuيَـٰمَرْيَمُEy MeryemyāmaryamuإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaٱصْطَفَىٰكِseni seçtiiṣ'ṭafākiوَطَهَّرَكِve temizlediwaṭahharakiوَٱصْطَفَىٰكِve seni üstün kıldıwa-iṣ'ṭafākiعَلَىٰüzerineʿalāنِسَآءِkadınlarınisāiٱلْعَـٰلَمِينَdünyalarınl-ʿālamīna٤٢
Melekler şöyle demişti: "Ey Meryem! Allah seni seçip temizledi. Dünyaların kadınlarından seni üstün tuttu."
3:43
يَـٰمَرْيَمُEy Meryemyāmaryamuٱقْنُتِىdivan duruq'nutīلِرَبِّكِRabbinelirabbikiوَٱسْجُدِىve secde etwa-us'judīوَٱرْكَعِىve (huzurunda) eğilwa-ir'kaʿīمَعَberabermaʿaٱلرَّٰكِعِينَeğilenlerlel-rākiʿīna٤٣
"Ey Meryem! Rabbine gönülden boyun eğ, secde et, rüku edenlerle birlikte rüku et."
3:44
ذَٰلِكَbunlardhālikaمِنْhaberlerindendirminأَنۢبَآءِ(the) newsanbāiٱلْغَيْبِgörünmez aleminl-ghaybiنُوحِيهِvahyettiğimiznūḥīhiإِلَيْكَ ۚsanailaykaوَمَاsen değildinwamāكُنتَyou werekuntaلَدَيْهِمْonların yanındaladayhimإِذْzamanidhيُلْقُونَattıklarıyul'qūnaأَقْلَـٰمَهُمْ(kur'a) oklarınıaqlāmahumأَيُّهُمْhangisiayyuhumيَكْفُلُkefil olacak (diye)yakfuluمَرْيَمَMeryem'emaryamaوَمَاsen değildinwamāكُنتَyou werekuntaلَدَيْهِمْyanlarındaladayhimإِذْzamanidhيَخْتَصِمُونَbirbirleriyle çekiştikleriyakhtaṣimūna٤٤
Bu Sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Meryem'e hangisi kefil olacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında değildin, çekişirlerken de orada bulunmadın.
3:45
إِذْhaniidhقَالَتِdemiştiqālatiٱلْمَلَـٰٓئِكَةُMeleklerl-malāikatuيَـٰمَرْيَمُEy MeryemyāmaryamuإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaيُبَشِّرُكِseni müjdeliyoryubashirukiبِكَلِمَةٍۢbir kelime ilebikalimatinمِّنْهُkendisindenmin'huٱسْمُهُonun adıus'muhuٱلْمَسِيحُMesih'dirl-masīḥuعِيسَىÎsaʿīsāٱبْنُoğluub'nuمَرْيَمَMeryemmaryamaوَجِيهًۭاyüzdedir (şereflidir)wajīhanفِىdünyadaٱلدُّنْيَاthe worldl-dun'yāوَٱلْـَٔاخِرَةِve ahirettewal-ākhiratiوَمِنَve (Allah'a) yakın olanlardandırwaminaٱلْمُقَرَّبِينَthose brought near (to Allah)l-muqarabīna٤٥
Melekler demişti ki: "Ey Meryem! Allah sana, Kendinden bir sözü, adı Meryem oğlu İsa olan Mesihi, dünya ve ahirette şerefli ve Allah'a yakın kılınanlardan olarak müjdeler".
3:46
وَيُكَلِّمُve konuşacakwayukallimuٱلنَّاسَinsanlaral-nāsaفِىbeşikteٱلْمَهْدِthe cradlel-mahdiوَكَهْلًۭاve yetişkinliktewakahlanوَمِنَve iyilerden olacaktırwaminaٱلصَّـٰلِحِينَthe righteousl-ṣāliḥīna٤٦
"İnsanlarla, beşikte iken de, yetişkin iken de konuşacaktır ve o, iyilerdendir".
3:47
قَالَتْdedi kiqālatرَبِّRabbimrabbiأَنَّىٰnasılannāيَكُونُoluryakūnuلِىbenimوَلَدٌۭçocuğumwaladunوَلَمْbana dokunmamışkenwalamيَمْسَسْنِىtouch(ed) meyamsasnīبَشَرٌۭ ۖbir beşerbasharunقَالَdediqālaكَذَٰلِكِböyledirkadhālikiٱللَّهُAllahl-lahuيَخْلُقُyaratıryakhluquمَاşeyiيَشَآءُ ۚdilediğiyashāuإِذَاzamanidhāقَضَىٰٓistediğiqaḍāأَمْرًۭاbir şey(in olmasını)amranفَإِنَّمَاsadecefa-innamāيَقُولُderyaqūluلَهُۥonalahuكُنol'kunفَيَكُونُo da oluverirfayakūnu٤٧
Meryem: "Rabbim! Bana bir insan dokunmamışken nasıl çocuğum olabilir?" demişti. Melekler şöyle dediler: "Allah dilediğini böylece yaratır. Bir işin olmasını dilerse ona ol der ve olur".
3:48
وَيُعَلِّمُهُve ona öğretecektirwayuʿallimuhuٱلْكِتَـٰبَKitabıl-kitābaوَٱلْحِكْمَةَve Hikmetiwal-ḥik'mataوَٱلتَّوْرَىٰةَve Tevrat'ıwal-tawrātaوَٱلْإِنجِيلَve İncil'iwal-injīla٤٨
Ona Kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek, İsrailoğullarına şöyle diyen bir peygamber kılacak: "Ben size Rabbinizden bir ayet getirdim. Ben size çamurdan kuş gibi bir şey yapıp ona üfleyeceğim, Allah'ın izniyle, hemen kuş olacaktır; anadan doğma körleri, alacalıları iyi edeceğim; Allah'ın izniyle, ölüleri dirilteceğim; yediklerinizi ve evlerinizde sakladıklarınızı da size haber vereceğim. İnanmışsanız bunda size delil vardır".
3:49
وَرَسُولًاve bir elçi (şöyle diyen)warasūlanإِلَىٰoğullarınailāبَنِىٓ(the) Childrenbanīإِسْرَٰٓءِيلَİsrailis'rāīlaأَنِّىbenannīقَدْdoğrusuqadجِئْتُكُمsize getirdimji'tukumبِـَٔايَةٍۢbir mu'cizebiāyatinمِّنRabbinizdenminرَّبِّكُمْ ۖyour Lordrabbikumأَنِّىٓbenannīأَخْلُقُyaratırımakhluquلَكُمsizin içinlakumمِّنَçamurdanminaٱلطِّينِ[the] clayl-ṭīniكَهَيْـَٔةِşeklinde bir şeykahayatiٱلطَّيْرِkuşl-ṭayriفَأَنفُخُüflerimfa-anfukhuفِيهِonafīhiفَيَكُونُhemen oluverirfayakūnuطَيْرًۢاbir kuşṭayranبِإِذْنِizniylebi-idh'niٱللَّهِ ۖAllah'ınl-lahiوَأُبْرِئُve iyileştiririmwa-ub'ri-uٱلْأَكْمَهَkörül-akmahaوَٱلْأَبْرَصَve alacalıyıwal-abraṣaوَأُحْىِve diriltirimwa-uḥ'yīٱلْمَوْتَىٰölüleril-mawtāبِإِذْنِizniylebi-idh'niٱللَّهِ ۖAllah'ınl-lahiوَأُنَبِّئُكُمve size haber veririmwa-unabbi-ukumبِمَاnebimāتَأْكُلُونَyediğinizitakulūnaوَمَاve newamāتَدَّخِرُونَbiriktirdiğinizitaddakhirūnaفِىevlerinizdeبُيُوتِكُمْ ۚyour housesbuyūtikumإِنَّelbetteinnaفِىbundaذَٰلِكَthatdhālikaلَـَٔايَةًۭbir ibret vardırlaāyatanلَّكُمْsizin içinlakumإِنeğerinكُنتُمisenizkuntumمُّؤْمِنِينَinanıyormu'minīna٤٩
Ona Kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek, İsrailoğullarına şöyle diyen bir peygamber kılacak: "Ben size Rabbinizden bir ayet getirdim. Ben size çamurdan kuş gibi bir şey yapıp ona üfleyeceğim, Allah'ın izniyle, hemen kuş olacaktır; anadan doğma körleri, alacalıları iyi edeceğim; Allah'ın izniyle, ölüleri dirilteceğim; yediklerinizi ve evlerinizde sakladıklarınızı da size haber vereceğim. İnanmışsanız bunda size delil vardır".
3:50
وَمُصَدِّقًۭاve doğrulayıcı olarakwamuṣaddiqanلِّمَاşeyilimāبَيْنَbenden önce gelenbaynaيَدَىَّbefore meyadayyaمِنَTevrat'ıminaٱلتَّوْرَىٰةِthe Tauratl-tawrātiوَلِأُحِلَّve helal kılmak içinwali-uḥillaلَكُمsizelakumبَعْضَbazıbaʿḍaٱلَّذِىşeylerialladhīحُرِّمَharam kılınanḥurrimaعَلَيْكُمْ ۚsizeʿalaykumوَجِئْتُكُمve size getirdimwaji'tukumبِـَٔايَةٍۢbir mu'cizebiāyatinمِّنRabbinizdenminرَّبِّكُمْyour Lordrabbikumفَٱتَّقُوا۟o halde korkunfa-ittaqūٱللَّهَAllah'tanl-lahaوَأَطِيعُونِve bana ita'at edinwa-aṭīʿūni٥٠
"Benden önce gelen Tevrat'ı tasdik etmekle beraber size yasak edilenlerin bir kısmını helal kılmak üzere, Rabbinizden size bir ayet getirdim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin; çünkü Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O'na kulluk edin, bu doğru yoldur".
3:51
إِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaرَبِّىbenim Rabbimdirrabbīوَرَبُّكُمْve sizin de Rabbinizdirwarabbukumفَٱعْبُدُوهُ ۗO'na kulluk edinfa-uʿ'budūhuهَـٰذَاbudurhādhāصِرَٰطٌۭyolṣirāṭunمُّسْتَقِيمٌۭdoğrumus'taqīmun٥١
"Benden önce gelen Tevrat'ı tasdik etmekle beraber size yasak edilenlerin bir kısmını helal kılmak üzere, Rabbinizden size bir ayet getirdim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin; çünkü Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O'na kulluk edin, bu doğru yoldur".
3:52
۞ فَلَمَّآne zaman kifalammāأَحَسَّsezdiaḥassaعِيسَىٰÎsaʿīsāمِنْهُمُonlardanmin'humuٱلْكُفْرَinkarıl-kuf'raقَالَdedi kiqālaمَنْkimlermanأَنصَارِىٓbana yardımcı olacakanṣārīإِلَى(yolunda)ilāٱللَّهِ ۖAllahl-lahiقَالَdedilerqālaٱلْحَوَارِيُّونَHavarilerl-ḥawāriyūnaنَحْنُBiznaḥnuأَنصَارُyardımcılarıyızanṣāruٱللَّهِAllah(yolun)unl-lahiءَامَنَّاinandıkāmannāبِٱللَّهِAllah'abil-lahiوَٱشْهَدْşahid olwa-ish'hadبِأَنَّاbizbi-annāمُسْلِمُونَmüslümanlarızmus'limūna٥٢
İsa onların inkarlarını hissedince: "Allah uğrunda yardımcılarım kimlerdir?" dedi. Havariler şöyle dediler: "Biz Allah'ın yardımcılarıyız, Allah'a inandık, O'na teslim olduğumuza şahid ol".
3:53
رَبَّنَآRabbimizrabbanāءَامَنَّاinandıkāmannāبِمَآşeyebimāأَنزَلْتَsenin indirdiğinanzaltaوَٱتَّبَعْنَاve uydukwa-ittabaʿnāٱلرَّسُولَelçiyel-rasūlaفَٱكْتُبْنَاbizi yazfa-uk'tub'nāمَعَberabermaʿaٱلشَّـٰهِدِينَşahidlerlel-shāhidīna٥٣
"Rabbimiz! İndirdiğine inandık, Peygambere uyduk; bizi sahid olanlarla beraber yaz".
3:54
وَمَكَرُوا۟ve tuzak kurdularwamakarūوَمَكَرَve tuzak kurduwamakaraٱللَّهُ ۖAllah dal-lahuوَٱللَّهُçünkü Allahwal-lahuخَيْرُen iyikhayruٱلْمَـٰكِرِينَtuzak kurandırl-mākirīna٥٤
Fakat (inkarcılar) hile yaptılar. Allah da onları cezalandırdı. Allah, hile yapanların cezasını en iyi verendir.
3:55
إِذْhaniidhقَالَdemiştiqālaٱللَّهُAllahl-lahuيَـٰعِيسَىٰٓEy Îsayāʿīsāإِنِّىelbette beninnīمُتَوَفِّيكَsenin canını alacağımmutawaffīkaوَرَافِعُكَve seni yükselteceğimwarāfiʿukaإِلَىَّbanailayyaوَمُطَهِّرُكَve seni temizleyeceğimwamuṭahhirukaمِنَkimselerdenminaٱلَّذِينَthose whoalladhīnaكَفَرُوا۟inkar edenkafarūوَجَاعِلُve tutacağımwajāʿiluٱلَّذِينَkimselerialladhīnaٱتَّبَعُوكَsana uyanittabaʿūkaفَوْقَüstündefawqaٱلَّذِينَkimselerimalladhīnaكَفَرُوٓا۟inkar edenkafarūإِلَىٰkadarilāيَوْمِgününeyawmiٱلْقِيَـٰمَةِ ۖkıyametl-qiyāmatiثُمَّsonrathummaإِلَىَّbana olacaktırilayyaمَرْجِعُكُمْdönüşünüzmarjiʿukumفَأَحْكُمُben hükmedeceğimfa-aḥkumuبَيْنَكُمْaranızdabaynakumفِيمَاşeyler (hakkında)fīmāكُنتُمْsizinkuntumفِيهِondafīhiتَخْتَلِفُونَayrılığa düştüğünüztakhtalifūna٥٥
Allah demişti ki: "Ey İsa! Ben seni eceline yetireceğim, seni kendime yükselteceğim, inkar edenlerden seni tertemiz ayıracağım; sana uyanları, kıyamet gününe kadar, inkar edenlerin üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz Banadır. Ayrılığa düştüğünüz hususlarda aranızda hükmedeceğim. İnkar edenleri de dünya ve ahirette şiddetli azaba uğratacağım. Onların hiç yardımcıları olmayacaktır."
3:56
فَأَمَّاgelincefa-ammāٱلَّذِينَkimselerealladhīnaكَفَرُوا۟inkar edenkafarūفَأُعَذِّبُهُمْonlara azabedeceğimfa-uʿadhibuhumعَذَابًۭاazaplaʿadhābanشَدِيدًۭاşiddetlishadīdanفِىdünyada daٱلدُّنْيَاthe worldl-dun'yāوَٱلْـَٔاخِرَةِve ahirette dewal-ākhiratiوَمَاolmayacaktırwamāلَهُمonlarınlahumمِّنhiçbirminنَّـٰصِرِينَyardımcıları danāṣirīna٥٦
Allah demişti ki: "Ey İsa! Ben seni eceline yetireceğim, seni kendime yükselteceğim, inkar edenlerden seni tertemiz ayıracağım; sana uyanları, kıyamet gününe kadar, inkar edenlerin üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz Banadır. Ayrılığa düştüğünüz hususlarda aranızda hükmedeceğim. İnkar edenleri de dünya ve ahirette şiddetli azaba uğratacağım. Onların hiç yardımcıları olmayacaktır."
3:57
وَأَمَّاgelincewa-ammāٱلَّذِينَkimselerealladhīnaءَامَنُوا۟inananāmanūوَعَمِلُوا۟ve yapanlarawaʿamilūٱلصَّـٰلِحَـٰتِiyi şeylerl-ṣāliḥātiفَيُوَفِّيهِمْ(Allah) tam olarak verecektirfayuwaffīhimأُجُورَهُمْ ۗmükafatlarınıujūrahumوَٱللَّهُAllahwal-lahuلَاsevmezيُحِبُّloveyuḥibbuٱلظَّـٰلِمِينَzalimleril-ẓālimīna٥٧
İnanıp yararlı iş işleyenlerin ecirleri ise tastamam verilecektir. Allah zalimleri sevmez.
3:58
ذَٰلِكَişte budhālikaنَتْلُوهُokuduğumuznatlūhuعَلَيْكَsanaʿalaykaمِنَayetlerdenminaٱلْـَٔايَـٰتِthe Versesl-āyātiوَٱلذِّكْرِve Zikir(Kitap)dandırwal-dhik'riٱلْحَكِيمِhikmetlil-ḥakīmi٥٨
Sana okuduğumuz bunlar, ayetlerden ve hikmet dolu Kuran'dandır.
3:59
إِنَّşüphesizinnaمَثَلَdurumumathalaعِيسَىٰÎsa'nınʿīsāعِندَyanındaʿindaٱللَّهِAllah'ınl-lahiكَمَثَلِdurumu gibidirkamathaliءَادَمَ ۖAdem'inādamaخَلَقَهُۥOnu yarattıkhalaqahuمِنtopraktanminتُرَابٍۢdustturābinثُمَّsonrathummaقَالَdedi kiqālaلَهُۥonalahuكُنOl!kunفَيَكُونُve oldufayakūnu٥٩
Allah'ın katında İsa'nın durumu kendisini topraktan yaratıp sonra ol demesiyle olmuş olan Adem'in durumu gibidir.
3:60
ٱلْحَقُّ(Bu) gerçektir'al-ḥaquمِنRabbinden (gelen)minرَّبِّكَyour Lordrabbikaفَلَاöyle ise olmafalāتَكُنbetakunمِّنَkuşkulananlardanminaٱلْمُمْتَرِينَthe doubtersl-mum'tarīna٦٠
Gerçek Rabb'indendir, o halde şüphelenenlerden olma.
3:61
فَمَنْkimfamanحَآجَّكَseninle tartışmaya kalkarsaḥājjakaفِيهِoun hakkındafīhiمِنۢsonraminبَعْدِafterbaʿdiمَاşeylerdenجَآءَكَsana gelenjāakaمِنَilimdenminaٱلْعِلْمِthe knowledgel-ʿil'miفَقُلْde kifaqulتَعَالَوْا۟gelintaʿālawنَدْعُçağıralımnadʿuأَبْنَآءَنَاoğullarımızıabnāanāوَأَبْنَآءَكُمْve oğullarınızıwa-abnāakumوَنِسَآءَنَاve kadınlarımızı;wanisāanāوَنِسَآءَكُمْve kadınlarınızıwanisāakumوَأَنفُسَنَاve kendimiziwa-anfusanāوَأَنفُسَكُمْve kendiniziwa-anfusakumثُمَّsonrathummaنَبْتَهِلْgönülden la'netle du'a edelim denabtahilفَنَجْعَلatalım (kılalım)fanajʿalلَّعْنَتَla'netinilaʿnataٱللَّهِAllah'ınl-lahiعَلَىüstüneʿalāٱلْكَـٰذِبِينَyalancılarınl-kādhibīna٦١
Sana ilim geldikten sonra, bu hususta seninle kim tartışacak olursa, de ki: "Gelin, oğullarımızı, oğullarınızı, kadınlarımızı, kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra lanetleşelim de, Allah'ın lanetinin yalancılara olmasını dileyelim".
3:62
إِنَّşüphesizinnaهَـٰذَاbudurhādhāلَهُوَ(Îsa hakkındaki) olahuwaٱلْقَصَصُkıssa (öykü)l-qaṣaṣuٱلْحَقُّ ۚgerçekl-ḥaquوَمَاyokturwamāمِنْhiçbirminإِلَـٰهٍtanrıilāhinإِلَّاbaşkaillāٱللَّهُ ۚAllah'tanl-lahuوَإِنَّve elbettewa-innaٱللَّهَAllahl-lahaلَهُوَOlahuwaٱلْعَزِيزُazizdir (kesin galib)l-ʿazīzuٱلْحَكِيمُhüküm ve hikmet sahibidirl-ḥakīmu٦٢
Şüphesiz bu anlatılanlar gerçek olaylardır. Allah'tan başka tanrı yoktur. Doğrusu Allah güçlüdür, Hakim'dir.
3:63
فَإِنeğerfa-inتَوَلَّوْا۟dönerlersetawallawفَإِنَّmuhakkak kifa-innaٱللَّهَAllahl-lahaعَلِيمٌۢbilirʿalīmunبِٱلْمُفْسِدِينَbozguncularıbil-muf'sidīna٦٣
Eğer yüz çevirirlerse, şüphesiz Allah bozguncuları bilir.
3:64
قُلْde kiqulيَـٰٓأَهْلَEy ehliyāahlaٱلْكِتَـٰبِKitapl-kitābiتَعَالَوْا۟gelintaʿālawإِلَىٰbir kelimeyeilāكَلِمَةٍۢa wordkalimatinسَوَآءٍۭeşit olansawāinبَيْنَنَاbizim aramızdabaynanāوَبَيْنَكُمْve sizin aranızdawabaynakumأَلَّاibadet etmeyelimallāنَعْبُدَwe worshipnaʿbudaإِلَّاbaşkasınaillāٱللَّهَAllah'tanl-lahaوَلَاortak koşmayalımwalāنُشْرِكَwe associate partnersnush'rikaبِهِۦO'nabihiشَيْـًۭٔاhiçbirşeyishayanوَلَاedinmeyelimwalāيَتَّخِذَtakeyattakhidhaبَعْضُنَاbazımızbaʿḍunāبَعْضًاbazımızıbaʿḍanأَرْبَابًۭاtanrılararbābanمِّنbaşkaminدُونِbesidesdūniٱللَّهِ ۚAllah'tanl-lahiفَإِنeğerfa-inتَوَلَّوْا۟yüz çevirirlersetawallawفَقُولُوا۟deyinfaqūlūٱشْهَدُوا۟şahid olunish'hadūبِأَنَّاşüphesiz bizbi-annāمُسْلِمُونَmüslümanlarızmus'limūna٦٤
De ki: "Ey Kitap ehli! Ancak Allah'a kulluk etmek, O'na bir şeyi eş koşmamak, Allah'ı bırakıp birbirimizi rab olarak benimsememek üzere, bizimle sizin aranızda müşterek bir söze gelin". Eğer yüz çevirirlerse: "Bizim müslüman olduğumuza şahid olun" deyin.
3:65
يَـٰٓأَهْلَey ehliyāahlaٱلْكِتَـٰبِKitapl-kitābiلِمَnedenlimaتُحَآجُّونَtartışıyorsunuztuḥājjūnaفِىٓhakkındaإِبْرَٰهِيمَİbrahimib'rāhīmaوَمَآoysa indirilmiştirwamāأُنزِلَتِwas revealedunzilatiٱلتَّوْرَىٰةُTevratl-tawrātuوَٱلْإِنجِيلُve İncilwal-injīluإِلَّاancakillāمِنۢondan sonraminبَعْدِهِۦٓ ۚafter himbaʿdihiأَفَلَاdüşünmüyor musunuz?afalāتَعْقِلُونَyou use your intellecttaʿqilūna٦٥
Ey Kitap ehli! İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz? Tevrat da, İncil de şüphesiz ondan sonra indirilmiştir. Akletmiyor musunuz?
3:66
هَـٰٓأَنتُمْişte sizhāantumهَـٰٓؤُلَآءِböylesinizhāulāiحَـٰجَجْتُمْtartışıyorsunuzḥājajtumفِيمَاolan şeyfīmāلَكُمsizinlakumبِهِۦonun (hakkında)bihiعِلْمٌۭbiraz bilginizʿil'munفَلِمَama neden?falimaتُحَآجُّونَtartışıyorsunuztuḥājjūnaفِيمَاhakkındafīmāلَيْسَolmayanlaysaلَكُمsizinlakumبِهِۦonun (hakkında)bihiعِلْمٌۭ ۚbilginizʿil'munوَٱللَّهُAllahwal-lahuيَعْلَمُbiliryaʿlamuوَأَنتُمْve sizwa-antumلَاbilmezsinizتَعْلَمُونَknowtaʿlamūna٦٦
Siz, hadi bilginiz olan şey üzerinde tartışanlarsınız. Ama bilginiz olmayan şey hakkında niçin tartışırsınız? Oysa Allah bilir, sizler bilmezsiniz.
3:67
مَاdeğildiكَانَwaskānaإِبْرَٰهِيمُİbrahimib'rāhīmuيَهُودِيًّۭاyahudiyahūdiyyanوَلَاne dewalāنَصْرَانِيًّۭاhıristiyannaṣrāniyyanوَلَـٰكِنfakatwalākinكَانَidikānaحَنِيفًۭاdosdoğruḥanīfanمُّسْلِمًۭاbir müslümanmus'limanوَمَاve değildiwamāكَانَhe waskānaمِنَmüşriklerdenminaٱلْمُشْرِكِينَthe polytheistsl-mush'rikīna٦٧
İbrahim, yahudi de, hıristiyan da değildi, ama doğruya yönelen bir müslimdi; ortak koşanlardan değildi.
3:68
إِنَّdoğrusuinnaأَوْلَىen yakın olanıawlāٱلنَّاسِinsanlarınl-nāsiبِإِبْرَٰهِيمَİbrahim'ebi-ib'rāhīmaلَلَّذِينَkimselerdirlalladhīnaٱتَّبَعُوهُona uyan(lar)ittabaʿūhuوَهَـٰذَاve buwahādhāٱلنَّبِىُّpeygamberl-nabiyuوَٱلَّذِينَve kimselerdirwa-alladhīnaءَامَنُوا۟ ۗinanan(lar)āmanūوَٱللَّهُAllah dawal-lahuوَلِىُّdostudurwaliyyuٱلْمُؤْمِنِينَmü'minlerinl-mu'minīna٦٨
Doğrusu İbrahim'e en yakın olanlar, ona uyanlar, bu Peygamber ve inananlardır. Allah inananların dostudur.
3:69
وَدَّتistedi kiwaddatطَّآئِفَةٌۭbir grupṭāifatunمِّنْehlindenminأَهْلِ(the) PeopleahliٱلْكِتَـٰبِKitapl-kitābiلَوْeğerlawيُضِلُّونَكُمْsizi saptırsınlaryuḍillūnakumوَمَاoysawamāيُضِلُّونَsaptırıyorlaryuḍillūnaإِلَّآsadeceillāأَنفُسَهُمْkendilerinianfusahumوَمَاfarkında değillerwamāيَشْعُرُونَthey perceiveyashʿurūna٦٩
Kitap ehlinden bir takımı sizi sapıtmak isterler; oysa kendilerini saptırırlar da farkına varmazlar.
3:70
يَـٰٓأَهْلَEy ehliyāahlaٱلْكِتَـٰبِKitapl-kitābiلِمَniçin?limaتَكْفُرُونَinkar ediyorsunuztakfurūnaبِـَٔايَـٰتِayetlerinibiāyātiٱللَّهِAllah'ınl-lahiوَأَنتُمْve sizwa-antumتَشْهَدُونَ(gerçeği) gördüğünüz haldetashhadūna٧٠
Ey Kitap ehli! Sizler göz göre göre Allah'ın ayetlerini niçin inkar ediyorsunuz?
3:71
يَـٰٓأَهْلَEy ehliyāahlaٱلْكِتَـٰبِKitapl-kitābiلِمَniçinlimaتَلْبِسُونَkarıştırıyorsunuztalbisūnaٱلْحَقَّhakkıl-ḥaqaبِٱلْبَـٰطِلِbatıllabil-bāṭiliوَتَكْتُمُونَve gizliyorsunuzwataktumūnaٱلْحَقَّgerçeğil-ḥaqaوَأَنتُمْve sizwa-antumتَعْلَمُونَbildiğiniz haldetaʿlamūna٧١
Ey Kitap ehli! Niçin hakkı batıla karıştırıyor ve bile bile hakkı gizliyorsunuz?
3:72
وَقَالَتve dedi kiwaqālatطَّآئِفَةٌۭbir grupṭāifatunمِّنْehlindenminأَهْلِ(the) PeopleahliٱلْكِتَـٰبِKitapl-kitābiءَامِنُوا۟inanınāminūبِٱلَّذِىٓolanabi-alladhīأُنزِلَindirilmişunzilaعَلَىüzerineʿalāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَامَنُوا۟inanan(lara)āmanūوَجْهَönündewajhaٱلنَّهَارِgününl-nahāriوَٱكْفُرُوٓا۟ve inkar edinwa-uk'furūءَاخِرَهُۥsonundaākhirahuلَعَلَّهُمْbelki onlarlaʿallahumيَرْجِعُونَdönerleryarjiʿūna٧٢
Kitap ehlinden bir takımı şöyle dedi: "İnananlara indirilene günün başında inanın, sonunda inkar edin ki, belki dönerler ve dininize uyanlardan başkasına inanmayın". De ki: "Doğru yol Allah'ın yoludur". Ve yine başkasına da verildiğine veya Rabbinizin katında Müslümanların karşı delil getirip sizi alt edeceğine inanmayın, derler. De ki: "Doğrusu bol nimet Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir. Allah'ın fazlı her şeyi kaplar, O her şeyi bilir".
3:73
وَلَاve güvenmeyinwalāتُؤْمِنُوٓا۟believetu'minūإِلَّاbaşkasınaillāلِمَنkimsedenlimanتَبِعَuyantabiʿaدِينَكُمْsizin dininizedīnakumقُلْde kiqulإِنَّşüphesizinnaٱلْهُدَىٰHidayetl-hudāهُدَىhidayetidirhudāٱللَّهِAllah'ınl-lahiأَنverilmesinden (mi?)anيُؤْتَىٰٓis givenyu'tāأَحَدٌۭbirineaḥadunمِّثْلَbenzerininmith'laمَآşeyinأُوتِيتُمْsize verilenūtītumأَوْveyaawيُحَآجُّوكُمْ(aleyhinize) deliller getireceklerinden (mi?)yuḥājjūkumعِندَhuzurundaʿindaرَبِّكُمْ ۗRabbinizinrabbikumقُلْde kiqulإِنَّşüphesizinnaٱلْفَضْلَLutufl-faḍlaبِيَدِelindedirbiyadiٱللَّهِAllah'ınl-lahiيُؤْتِيهِonu veriryu'tīhiمَنkimseyemanيَشَآءُ ۗdilediğiyashāuوَٱللَّهُAllah'ınwal-lahuوَٰسِعٌ(lutfu) geniştirwāsiʿunعَلِيمٌۭ(O her şeyi) bilendirʿalīmun٧٣
Kitap ehlinden bir takımı şöyle dedi: "İnananlara indirilene günün başında inanın, sonunda inkar edin ki, belki dönerler ve dininize uyanlardan başkasına inanmayın". De ki: "Doğru yol Allah'ın yoludur". Ve yine başkasına da verildiğine veya Rabbinizin katında Müslümanların karşı delil getirip sizi alt edeceğine inanmayın, derler. De ki: "Doğrusu bol nimet Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir. Allah'ın fazlı her şeyi kaplar, O her şeyi bilir".
3:74
يَخْتَصُّhas kılaryakhtaṣṣuبِرَحْمَتِهِۦRahmetinibiraḥmatihiمَنkimseyemanيَشَآءُ ۗdilediğiyashāuوَٱللَّهُAllahwal-lahuذُوsahibidirdhūٱلْفَضْلِlutuf ve ikraml-faḍliٱلْعَظِيمِbüyükl-ʿaẓīmi٧٤
"Rahmetini dilediğine tahsis eder, Allah büyük, bol nimet sahibidir".
3:75
۞ وَمِنْehlindenwaminأَهْلِ(the) PeopleahliٱلْكِتَـٰبِKitapl-kitābiمَنْöylesi (vardır ki)manإِنeğerinتَأْمَنْهُona emanet bıraksantamanhuبِقِنطَارٍۢyüklerle malbiqinṭārinيُؤَدِّهِۦٓonu öderyu-addihiإِلَيْكَsanailaykaوَمِنْهُمve onlardanwamin'humمَّنْöylesi (de vardır ki)manإِنeğerinتَأْمَنْهُona versentamanhuبِدِينَارٍۢbir dinarbidīnārinلَّاonu ödemezيُؤَدِّهِۦٓhe will return ityu-addihiإِلَيْكَsanailaykaإِلَّاbaşka türlüillāمَاsürekliدُمْتَyou keep constantlydum'taعَلَيْهِbaşınaʿalayhiقَآئِمًۭا ۗdikilmedenqāimanذَٰلِكَbudhālikaبِأَنَّهُمْonların (içindir)bi-annahumقَالُوا۟dedikleriqālūلَيْسَyokturlaysaعَلَيْنَاbizeʿalaynāفِىkarşıٱلْأُمِّيِّـۧنَümmilerel-umiyīnaسَبِيلٌۭbir yol (sorumluluk)sabīlunوَيَقُولُونَve söylüyorlarwayaqūlūnaعَلَىkarşıʿalāٱللَّهِAllah'al-lahiٱلْكَذِبَyalanl-kadhibaوَهُمْve onlarwahumيَعْلَمُونَbile bileyaʿlamūna٧٥
Kitap ehli arasında kantarla emanet bıraksan onu sana ödeyen ve bir lira emanet etsen, tepesine dikilmedikçe onu sana ödemeyen vardır. Bu, onların: "Kitapsızlara karşı üzerimize bir sorumluluk yoktur" demelerindendir. Onlar bile bile Allah'a karşı yalan söylemektedirler.
3:76
بَلَىٰHayırbalāمَنْkimmanأَوْفَىٰyerine getirirawfāبِعَهْدِهِۦsözünübiʿahdihiوَٱتَّقَىٰve (günahtan) korunursawa-ittaqāفَإِنَّşüphesizfa-innaٱللَّهَAllah (da)l-lahaيُحِبُّseveryuḥibbuٱلْمُتَّقِينَkorunanlarıl-mutaqīna٧٦
Hayır, öyle değil; ahdini yerine getiren ve günahtan sakınan bilsin ki, Allah sakınanları şüphesiz sever.
3:77
إِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَkimseler (var ya)alladhīnaيَشْتَرُونَsatanlaryashtarūnaبِعَهْدِverdikleri sözübiʿahdiٱللَّهِAllah'al-lahiوَأَيْمَـٰنِهِمْve yeminleriniwa-aymānihimثَمَنًۭاparayathamananقَلِيلًاaz birqalīlanأُو۟لَـٰٓئِكَişteulāikaلَاyokturخَلَـٰقَbir payıkhalāqaلَهُمْonlarınlahumفِىahiretteٱلْـَٔاخِرَةِthe Hereafterl-ākhiratiوَلَاonlara konuşmayacakwalāيُكَلِّمُهُمُwill speak to themyukallimuhumuٱللَّهُAllahl-lahuوَلَاbakmayacakwalāيَنظُرُlookyanẓuruإِلَيْهِمْonlarailayhimيَوْمَgünüyawmaٱلْقِيَـٰمَةِkıyametl-qiyāmatiوَلَاve onları yüceltmeyecektirwalāيُزَكِّيهِمْpurify themyuzakkīhimوَلَهُمْve onlar için vardırwalahumعَذَابٌbir azabʿadhābunأَلِيمٌۭacıklıalīmun٧٧
Allah'ın ahdini ve yeminlerini az bir değere değişenlerin, işte onların, ahirette bir payları yoktur. Allah onlara kıyamet günü hitab etmeyecek, onlara bakmayacak, onları temize çıkarmayacaktır. Elem verici azab onlar içindir.
3:78
وَإِنَّve şüphesizwa-innaمِنْهُمْonlardanmin'humلَفَرِيقًۭاbir grup (var ki)lafarīqanيَلْوُۥنَeğip bükerleryalwūnaأَلْسِنَتَهُمdillerinialsinatahumبِٱلْكِتَـٰبِKitaplabil-kitābiلِتَحْسَبُوهُsiz sanasınız diyelitaḥsabūhuمِنَKitaptanminaٱلْكِتَـٰبِthe Bookl-kitābiوَمَا(halbuki) yokturwamāهُوَohuwaمِنَKitaptaminaٱلْكِتَـٰبِthe Bookl-kitābiوَيَقُولُونَve derlerwayaqūlūnaهُوَohuwaمِنْkatındandırminعِندِfromʿindiٱللَّهِAllahl-lahiوَمَاoysa değildirwamāهُوَohuwaمِنْkatındanminعِندِfromʿindiٱللَّهِAllahl-lahiوَيَقُولُونَve söylerlerwayaqūlūnaعَلَىkarşıʿalāٱللَّهِAllah'al-lahiٱلْكَذِبَyalanl-kadhibaوَهُمْve onlarwahumيَعْلَمُونَbile bileyaʿlamūna٧٨
Onlardan bir takımı, Kitapta olmadığı halde Kitaptan zannedesiniz diye dillerini eğip bükerler. O, Allah katından olmadığı halde: "Allah katındandır" derler, bile bile Allah'a karşı yalan söylerler.
3:79
مَاmümkün değildirكَانَiskānaلِبَشَرٍhiçbir insanınlibasharinأَنona vermesinden (sonra)anيُؤْتِيَهُgives himyu'tiyahuٱللَّهُAllahl-lahuٱلْكِتَـٰبَKitapl-kitābaوَٱلْحُكْمَhüküm (hikmet)wal-ḥuk'maوَٱلنُّبُوَّةَve peygamberlikwal-nubuwataثُمَّsonra (o kalksın)thummaيَقُولَdemesiyaqūlaلِلنَّاسِinsanlaralilnnāsiكُونُوا۟olunkūnūعِبَادًۭاkul(lar)ʿibādanلِّىbanaمِنbırakıpminدُونِbesidesdūniٱللَّهِAllah'ıl-lahiوَلَـٰكِنfakat (der ki)walākinكُونُوا۟olunkūnūرَبَّـٰنِيِّـۧنَRabbe halis kullarrabbāniyyīnaبِمَاşeyler gereğincebimāكُنتُمْolduğunuzkuntumتُعَلِّمُونَokuyortuʿallimūnaٱلْكِتَـٰبَKitapl-kitābaوَبِمَاvewabimāكُنتُمْolduğunuzkuntumتَدْرُسُونَöğretiyortadrusūna٧٩
Allah'ın kendisine Kitap'ı, hükmü, peygamberliği verdiği insanoğluna: "Allah'ı bırakıp bana kulluk edin" demek yaraşmaz, fakat: "Kitabı öğrettiğinize, okuduğunuza göre Rabb'e kul olun" demek yaraşır.
3:80
وَلَاve size emretmezwalāيَأْمُرَكُمْhe will order youyamurakumأَنdiyeanتَتَّخِذُوا۟edinintattakhidhūٱلْمَلَـٰٓئِكَةَMelekleril-malāikataوَٱلنَّبِيِّـۧنَve peygamberleriwal-nabiyīnaأَرْبَابًا ۗtanrılararbābanأَيَأْمُرُكُمsize emreder mi?ayamurukumبِٱلْكُفْرِinkar etmeyibil-kuf'riبَعْدَsonrabaʿdaإِذْolduktanidhأَنتُمsizantumمُّسْلِمُونَmüslümanlarmus'limūna٨٠
Size melekleri, peygamberleri Rab olarak benimsemenizi emretmesi de yaraşmaz. Siz müslüman olduktan sonra, size inkar etmeyi mi emredecek?
3:81
وَإِذْve ne zamanwa-idhأَخَذَalmıştıakhadhaٱللَّهُAllahl-lahuمِيثَـٰقَşöyle sözmīthāqaٱلنَّبِيِّـۧنَpeygamberlerdenl-nabiyīnaلَمَآelbettelamāءَاتَيْتُكُمsize verdimātaytukumمِّنKitapminكِتَـٰبٍۢ(the) Bookkitābinوَحِكْمَةٍۢve hikmetwaḥik'matinثُمَّsonrathummaجَآءَكُمْgeldiğindejāakumرَسُولٌۭbir peygamberrasūlunمُّصَدِّقٌۭdoğrulayıcımuṣaddiqunلِّمَاbulunan(Kitap)ılimāمَعَكُمْyanınızdamaʿakumلَتُؤْمِنُنَّmutlaka inanacaklatu'minunnaبِهِۦonabihiوَلَتَنصُرُنَّهُۥ ۚve ona mutlaka yardım edeceksinizwalatanṣurunnahuقَالَdemiştiqālaءَأَقْرَرْتُمْbunu kabul ettiniz mi?a-aqrartumوَأَخَذْتُمْve aldınız mı?wa-akhadhtumعَلَىٰüzerinizeʿalāذَٰلِكُمْbu husustadhālikumإِصْرِى ۖağır ahdimiiṣ'rīقَالُوٓا۟dedilerqālūأَقْرَرْنَا ۚkabul ettikaqrarnāقَالَdediqālaفَٱشْهَدُوا۟o halde tanık olunfa-ish'hadūوَأَنَا۠ben dewa-anāمَعَكُمsizinle berabermaʿakumمِّنَtanık olanlardanımminaٱلشَّـٰهِدِينَthe witnessesl-shāhidīna٨١
Allah peygamberlerden ahid almıştı: "And olsun ki size Kitap, hikmet verdim; sizde olanı tasdik eden bir peygamber gelecek, ona mutlaka inanacaksınız ve ona mutlaka yardım edeceksiniz, ikrar edip bu ahdi kabul ettiniz mi?" demişti. "İkrar ettik" demişlerdi de: "Şahid olun, Ben de sizinle beraber şahidlerdenim" demişti.
3:82
فَمَنartık kimfamanتَوَلَّىٰdönersetawallāبَعْدَsonrabaʿdaذَٰلِكَbundandhālikaفَأُو۟لَـٰٓئِكَiştefa-ulāikaهُمُonlarhumuٱلْفَـٰسِقُونَfasıklardırl-fāsiqūna٨٢
Bunun ardından yüz çeviren var ya, işte onlar fasık olanlardır.
3:83
أَفَغَيْرَbaşkasını mıafaghayraدِينِdinindendīniٱللَّهِAllah'ınl-lahiيَبْغُونَarıyorlaryabghūnaوَلَهُۥٓoysa O'nawalahuأَسْلَمَteslim olmuşturaslamaمَنolanların hepsimanفِىgöklerdeٱلسَّمَـٰوَٰتِthe heavensl-samāwātiوَٱلْأَرْضِve yerdewal-arḍiطَوْعًۭاisteyerekṭawʿanوَكَرْهًۭاve(ya) istemeyerekwakarhanوَإِلَيْهِve O'nawa-ilayhiيُرْجَعُونَdöndürüleceklerdiryur'jaʿūna٨٣
Allah'ın dininden başka bir din mi arzu ediyorlar? Oysa göklerde ve yerde kim varsa, ister istemez O'na teslim olmuştur, O'na döneceklerdir.
3:84
قُلْde kiqulءَامَنَّاinandıkāmannāبِٱللَّهِAllah'abil-lahiوَمَآşeyewamāأُنزِلَindirilenunzilaعَلَيْنَاbizeʿalaynāوَمَآve şeyewamāأُنزِلَindirilenunzilaعَلَىٰٓİbrahim'eʿalāإِبْرَٰهِيمَIbrahimib'rāhīmaوَإِسْمَـٰعِيلَve İsma'il'ewa-is'māʿīlaوَإِسْحَـٰقَve İshak'awa-is'ḥāqaوَيَعْقُوبَve Ya'kub'awayaʿqūbaوَٱلْأَسْبَاطِve sıbtlarawal-asbāṭiوَمَآve şeyewamāأُوتِىَverilenūtiyaمُوسَىٰMusa'yamūsāوَعِيسَىٰve Îsa'yawaʿīsāوَٱلنَّبِيُّونَve peygamberlerewal-nabiyūnaمِنtarafındanminرَّبِّهِمْRablerirabbihimلَاayırım yapmayızنُفَرِّقُwe make distinctionnufarriquبَيْنَarasındabaynaأَحَدٍۢhiçbirininaḥadinمِّنْهُمْonlarmin'humوَنَحْنُve bizwanaḥnuلَهُۥO'nalahuمُسْلِمُونَteslim olanlarızmus'limūna٨٤
"Allah'a, bize indirilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına indirilene, Rableri tarafından Musa, İsa ve peygamberlere verilene inandık, onları birbirinden ayırt etmeyiz, biz O'na teslim olanlarız" de.
3:85
وَمَنve kimwamanيَبْتَغِararsayabtaghiغَيْرَbaşkaghayraٱلْإِسْلَـٰمِİslam'danl-is'lāmiدِينًۭاbir dindīnanفَلَن(bilsin ki) aslafalanيُقْبَلَ(o din) kabul edilmeyecekyuq'balaمِنْهُondanmin'huوَهُوَve owahuwaفِىahiretteٱلْـَٔاخِرَةِthe Hereafterl-ākhiratiمِنَkaybedenlerden olacaktırminaٱلْخَـٰسِرِينَthe losersl-khāsirīna٨٥
Kim İslam'dan başka bir dine yönelirse, onunki kabul edilmeyecektir. O ahirette de kaybedenlerdendir.
3:86
كَيْفَnasılkayfaيَهْدِىyol gösteriryahdīٱللَّهُAllahl-lahuقَوْمًۭاbir toplumaqawmanكَفَرُوا۟inkar edenkafarūبَعْدَsonrabaʿdaإِيمَـٰنِهِمْİman ettiktenīmānihimوَشَهِدُوٓا۟ve gördüktenwashahidūأَنَّgerçektenannaٱلرَّسُولَResul'ünl-rasūlaحَقٌّۭhak olduğunuḥaqqunوَجَآءَهُمُve kendilerine geldiktenwajāahumuٱلْبَيِّنَـٰتُ ۚaçık delillerl-bayinātuوَٱللَّهُAllahwal-lahuلَاdoğru yola iletmezيَهْدِىguideyahdīٱلْقَوْمَtoplumul-qawmaٱلظَّـٰلِمِينَzaliml-ẓālimīna٨٦
İnandıktan, peygamberin hak olduğuna şehadet ettikten, kendilerine belgeler geldikten sonra inkar eden bir milleti Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah zalimleri doğru yola eriştirmez.
3:87
أُو۟لَـٰٓئِكَişteulāikaجَزَآؤُهُمْonların cezasıjazāuhumأَنَّgerçektenannaعَلَيْهِمْonların üzerine olmasıdırʿalayhimلَعْنَةَla'netilaʿnataٱللَّهِAllah'ınl-lahiوَٱلْمَلَـٰٓئِكَةِve meleklerinwal-malāikatiوَٱلنَّاسِve insanlarınwal-nāsiأَجْمَعِينَhepsininajmaʿīna٨٧
İşte bunların cezası, Allah'ın, meleklerin, insanların hepsinin lanetine uğramalarıdır.
3:88
خَـٰلِدِينَebedi kalacaklardırkhālidīnaفِيهَاO(la'net)in içindefīhāلَاhafifletilmeyecekيُخَفَّفُwill be lightenedyukhaffafuعَنْهُمُonlardanʿanhumuٱلْعَذَابُazabl-ʿadhābuوَلَاve onlarawalāهُمْtheyhumيُنظَرُونَfırsat verilmeyecektiryunẓarūna٨٨
Orada temellidirler; onlardan azab hafifletilmez; onların azabı geciktirilmez.
3:89
إِلَّاdışındaillāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaتَابُوا۟tevbe edentābūمِنۢsonraminبَعْدِafterbaʿdiذَٰلِكَondandhālikaوَأَصْلَحُوا۟ve uslananlarwa-aṣlaḥūفَإِنَّçünküfa-innaٱللَّهَAllahl-lahaغَفُورٌۭçok bağışlayanghafūrunرَّحِيمٌçok esirgeyendirraḥīmun٨٩
Ancak bunun ardından tevbe edip düzelenler müstesnadır. Doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder.
3:90
إِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَonlar kialladhīnaكَفَرُوا۟inkar ettilerkafarūبَعْدَsonrabaʿdaإِيمَـٰنِهِمْinandıktanīmānihimثُمَّsonrathummaٱزْدَادُوا۟arttıiz'dādūكُفْرًۭاinkarlarıkuf'ranلَّنkabul edilmeyecektirlanتُقْبَلَwill be acceptedtuq'balaتَوْبَتُهُمْonların tevbeleritawbatuhumوَأُو۟لَـٰٓئِكَve iştewa-ulāikaهُمُonlarhumuٱلضَّآلُّونَsapıkların ta kendileridirl-ḍālūna٩٠
İnandıktan sonra inkar edip, inkarda aşırı gidenler var ya, onların tevbeleri kabul edilmeyecektir. İşte sapıklar onlardır.
3:91
إِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaكَفَرُوا۟inkar edenkafarūوَمَاتُوا۟ve ölenlerwamātūوَهُمْve onlarwahumكُفَّارٌۭkafir olarakkuffārunفَلَنkabul edilmeyecektirfalanيُقْبَلَwill be acceptedyuq'balaمِنْhiçbirindenminأَحَدِهِمany one of themaḥadihimمِّلْءُdolusumil'uٱلْأَرْضِdünyal-arḍiذَهَبًۭاaltındhahabanوَلَوِve olsa dahiwalawiٱفْتَدَىٰfidye vermişif'tadāبِهِۦٓ ۗonubihiأُو۟لَـٰٓئِكَişteulāikaلَهُمْonlar için vardırlahumعَذَابٌbir azabʿadhābunأَلِيمٌۭacıklıalīmunوَمَاve yokturwamāلَهُمonlarınlahumمِّنhiçbirminنَّـٰصِرِينَyardımcılarınāṣirīna٩١
Doğrusu inkar edip, inkarcı olarak ölenlerin hiçbirinden, yeryüzünü dolduracak kadar altını fidye vermiş olsa bile, bu kabul edilmeyecektir. İşte elem verici azab onlaradır, onların hiç yardımcıları da yoktur.
3:92
لَنaslalanتَنَالُوا۟eremezsiniztanālūٱلْبِرَّiyiliğel-biraحَتَّىٰkadarḥattāتُنفِقُوا۟(Allah için) harcayıncayatunfiqūمِمَّاşeylerdenmimmāتُحِبُّونَ ۚsevdiğiniztuḥibbūnaوَمَاve ne ki?wamāتُنفِقُوا۟harcarsanıztunfiqūمِنherhangi birminشَىْءٍۢşeydenshayinفَإِنَّşüphesizfa-innaٱللَّهَAllahl-lahaبِهِۦonubihiعَلِيمٌۭbilirʿalīmun٩٢
Sevdiğiniz şeylerden sarfetmedikçe iyiliğe erişemezsiniz. Her ne sarfederseniz, şüphesiz Allah onu bilir.
3:93
۞ كُلُّbütünkulluٱلطَّعَامِyiyeceklerl-ṭaʿāmiكَانَidikānaحِلًّۭاhelalḥillanلِّبَنِىٓoğullarınalibanīإِسْرَٰٓءِيلَİsrailis'rāīlaإِلَّاdışındaillāمَاşeylerحَرَّمَharam kıldığıḥarramaإِسْرَٰٓءِيلُİsrail'inis'rāīluعَلَىٰkendisineʿalāنَفْسِهِۦhimselfnafsihiمِنönceminقَبْلِbeforeqabliأَنindirilmedenanتُنَزَّلَ(was) revealedtunazzalaٱلتَّوْرَىٰةُ ۗTevratl-tawrātuقُلْde kiqulفَأْتُوا۟getirinfatūبِٱلتَّوْرَىٰةِTevrat'ıbil-tawrātiفَٱتْلُوهَآve okuyunfa-it'lūhāإِنeğerinكُنتُمْisenizkuntumصَـٰدِقِينَdoğruṣādiqīna٩٣
Tevrat'ın indirilmesinden önce İsrail'in kendisine haram ettiğinden başka bütün yiyecekler İsrailoğullarına helal idi. De ki: "Doğru sözlü iseniz Tevrat'ı getirip okuyun".
3:94
فَمَنِartık kimfamaniٱفْتَرَىٰuydurursaif'tarāعَلَىhakkındaʿalāٱللَّهِAllahl-lahiٱلْكَذِبَbir yalanl-kadhibaمِنۢsonra daminبَعْدِafterbaʿdiذَٰلِكَbundandhālikaفَأُو۟لَـٰٓئِكَiştefa-ulāikaهُمُonlarhumuٱلظَّـٰلِمُونَzalimlerdirl-ẓālimūna٩٤
Bundan sonra Allah'a karşı kim yalan isnad ederse, işte onlar zalimlerdir.
3:95
قُلْde kiqulصَدَقَdoğru söylediṣadaqaٱللَّهُ ۗAllahl-lahuفَٱتَّبِعُوا۟öyle ise uyunfa-ittabiʿūمِلَّةَdininemillataإِبْرَٰهِيمَİbrahimib'rāhīmaحَنِيفًۭاhanif (Allah'ı birleyici) olarakḥanīfanوَمَا(O) değilwamāكَانَidikānaمِنَortak koşanlardanminaٱلْمُشْرِكِينَthe polytheistsl-mush'rikīna٩٥
De ki: "Allah doğru söyledi, doğruya meyleden İbrahim'in dinine uyun; O, puta tapanlardan değildi".
3:96
إِنَّdoğrusuinnaأَوَّلَilkawwalaبَيْتٍۢevbaytinوُضِعَ(ma'bed olarak) kurulanwuḍiʿaلِلنَّاسِinsanlaralilnnāsiلَلَّذِىolandırlalladhīبِبَكَّةَMekke'debibakkataمُبَارَكًۭاuğur bereketlidir'mubārakanوَهُدًۭىve hidayet kaynağıdırwahudanلِّلْعَـٰلَمِينَalemlerelil'ʿālamīna٩٦
Doğrusu insanlar için ilk kurulan ev, Mekke'de, dünyalar için mübarek ve doğru yol gösteren Kabe'dir.
3:97
فِيهِonda vardırfīhiءَايَـٰتٌۢdelillerāyātunبَيِّنَـٰتٌۭaçık açıkbayyinātunمَّقَامُMakamımaqāmuإِبْرَٰهِيمَ ۖİbrahim'inib'rāhīmaوَمَنve kimwamanدَخَلَهُۥona girsedakhalahuكَانَgüvene ererkānaءَامِنًۭا ۗsafeāminanوَلِلَّهِAllah'ın bir hakkıdırwalillahiعَلَىüzerindeʿalāٱلنَّاسِinsanlarl-nāsiحِجُّ(gidip) haccetmesiḥijjuٱلْبَيْتِEv'el-baytiمَنِherkesinmaniٱسْتَطَاعَgücü yetenis'taṭāʿaإِلَيْهِonunilayhiسَبِيلًۭا ۚyolunasabīlanوَمَنve kimwamanكَفَرَnankörlük edersekafaraفَإِنَّşüphesizfa-innaٱللَّهَAllahl-lahaغَنِىٌّzengindirghaniyyunعَنِbütün alemlerdenʿaniٱلْعَـٰلَمِينَthe universel-ʿālamīna٩٧
Orada apaçık deliller vardır, İbrahim'in makamı vardır; kim oraya girerse, güvenlik içinde olur; oraya yol bulabilen insana Allah için Kabe'yi haccetmesi gereklidir. Kim inkar ederse, bilsin ki; doğrusu Allah alemlerden müstağnidir.
3:98
قُلْde kiqulيَـٰٓأَهْلَEy ehliyāahlaٱلْكِتَـٰبِKitapl-kitābiلِمَneden?limaتَكْفُرُونَinkar ediyorsunuztakfurūnaبِـَٔايَـٰتِayetlerinibiāyātiٱللَّهِAllah'ınl-lahiوَٱللَّهُAllahwal-lahuشَهِيدٌtanık ikenshahīdunعَلَىٰşeylereʿalāمَاwhatتَعْمَلُونَyaptığınıztaʿmalūna٩٨
De ki: "Ey Kitap ehli! Allah yaptıklarınızı görüp dururken, niçin Allah'ın ayetlerini inkar ediyorsunuz?"
3:99
قُلْde kiqulيَـٰٓأَهْلَEy ehliyāahlaٱلْكِتَـٰبِKitapl-kitābiلِمَniçin?limaتَصُدُّونَçevirmeğe çalışıyorsunuztaṣuddūnaعَنyolundanʿanسَبِيلِ(the) waysabīliٱللَّهِAllahl-lahiمَنْkimselerimanءَامَنَinananāmanaتَبْغُونَهَاgöstermeğe yeltenerektabghūnahāعِوَجًۭاeğriʿiwajanوَأَنتُمْve sizwa-antumشُهَدَآءُ ۗ(gerçeğe) tanık olduğunuz haldeshuhadāuوَمَاdeğildirwamāٱللَّهُAllahl-lahuبِغَـٰفِلٍhabersizbighāfilinعَمَّاyaptıklarınızdanʿammāتَعْمَلُونَyou dotaʿmalūna٩٩
De ki: "Ey Kitap ehli! Siz doğru olduğuna şahidken, niçin inananları Allah'ın yolunu eğri göstermeğe yeltenerek ondan çeviriyorsunuz? Allah işlediklerinizden gafil değildir".
3:100
يَـٰٓأَيُّهَاEyyāayyuhāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَامَنُوٓا۟inanan(lar)āmanūإِنşayetinتُطِيعُوا۟uyarsanıztuṭīʿūفَرِيقًۭاgrubafarīqanمِّنَherhangi birminaٱلَّذِينَkimselerdenalladhīnaأُوتُوا۟verilen(ler)ūtūٱلْكِتَـٰبَKitapl-kitābaيَرُدُّوكُمsizi döndürürleryaruddūkumبَعْدَsonrabaʿdaإِيمَـٰنِكُمْimanınızdanīmānikumكَـٰفِرِينَkafir olarakkāfirīna١٠٠
Ey İnananlar! Kitap verilenlerin bir takımına uyarsanız, inanmanızdan sonra sizi kafir olmağa çevirirler.
3:101
وَكَيْفَve nasıl?wakayfaتَكْفُرُونَinkar edersiniztakfurūnaوَأَنتُمْve üstelik sizewa-antumتُتْلَىٰokunmaktatut'lāعَلَيْكُمْsizeʿalaykumءَايَـٰتُayetleriāyātuٱللَّهِAllah'ınl-lahiوَفِيكُمْve aranızda ikenwafīkumرَسُولُهُۥ ۗO'nun Elçisirasūluhuوَمَنve kimwamanيَعْتَصِمsarılırsayaʿtaṣimبِٱللَّهِAllah'abil-lahiفَقَدْmuhakkak ki ofaqadهُدِىَiletilmiştirhudiyaإِلَىٰyolailāصِرَٰطٍۢa pathṣirāṭinمُّسْتَقِيمٍۢdoğrumus'taqīmin١٠١
Allah'ın ayetleri size okunur, aranızda da Peygamberi bulunurken nasıl inkar edersiniz? Kim Allah'ın Kitabına sarılırsa şüphesiz doğru yola erişir.
3:102
يَـٰٓأَيُّهَاEyyāayyuhāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَامَنُوا۟inanan(lar)āmanūٱتَّقُوا۟korkunittaqūٱللَّهَAllah'tanl-lahaحَقَّhakkıylaḥaqqaتُقَاتِهِۦO'na yaraşır biçimdetuqātihiوَلَاölmeyinwalāتَمُوتُنَّdietamūtunnaإِلَّاdışındaillāوَأَنتُمsizwa-antumمُّسْلِمُونَmüslümanlar olmakmus'limūna١٠٢
Ey inananlar! Allah'tan, sakınılması gerektiği gibi sakının, sizler ancak müslüman olarak can verin.
3:103
وَٱعْتَصِمُوا۟ve yapışınwa-iʿ'taṣimūبِحَبْلِipinebiḥabliٱللَّهِAllah'ınl-lahiجَمِيعًۭاtoplucajamīʿanوَلَاayrılmayınwalāتَفَرَّقُوا۟ ۚbe dividedtafarraqūوَٱذْكُرُوا۟ve hatırlayınwa-udh'kurūنِعْمَتَni'metininiʿ'mataٱللَّهِAllah'ınl-lahiعَلَيْكُمْsize olanʿalaykumإِذْhaniidhكُنتُمْsiz idinizkuntumأَعْدَآءًۭbirbirinize düşmanaʿdāanفَأَلَّفَ(Allah) uzlaştırdıfa-allafaبَيْنَarasınıbaynaقُلُوبِكُمْkalblerinizinqulūbikumفَأَصْبَحْتُم(haline) geldinizfa-aṣbaḥtumبِنِعْمَتِهِۦٓO'un ni'metiylebiniʿ'matihiإِخْوَٰنًۭاkardeşlerikh'wānanوَكُنتُمْsiz bulunuyordunuzwakuntumعَلَىٰkenarında;ʿalāشَفَا(the) brinkshafāحُفْرَةٍۢbir çukurunḥuf'ratinمِّنَateştenminaٱلنَّارِthe Firel-nāriفَأَنقَذَكُم(Allah) sizi kurtardıfa-anqadhakumمِّنْهَا ۗondanmin'hāكَذَٰلِكَböylekadhālikaيُبَيِّنُaçıklıyoryubayyinuٱللَّهُAllahl-lahuلَكُمْsizelakumءَايَـٰتِهِۦayetleriniāyātihiلَعَلَّكُمْumulur kilaʿallakumتَهْتَدُونَyola gelirsiniztahtadūna١٠٣
Toptan Allah'ın ipine sarılın, ayrılmayın. Allah'ın size olan nimetini anın: Düşmandınız, kalblerinizin arasını uzlaştırdı da onun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Bir ateş çukurunun kenarında idiniz, sizi oradan kurtardı. Allah, doğru yola erişesiniz diye size böylece ayetlerini açıklar.
3:104
وَلْتَكُنolsunwaltakunمِّنكُمْiçinizdenminkumأُمَّةٌۭbir toplulukummatunيَدْعُونَçağıranyadʿūnaإِلَىhayrailāٱلْخَيْرِthe goodl-khayriوَيَأْمُرُونَve emredenwayamurūnaبِٱلْمَعْرُوفِiyiliğibil-maʿrūfiوَيَنْهَوْنَve men'edenwayanhawnaعَنِkötülüktenʿaniٱلْمُنكَرِ ۚthe wrongl-munkariوَأُو۟لَـٰٓئِكَiştewa-ulāikaهُمُonlarhumuٱلْمُفْلِحُونَkurtuluşa erenlerdirl-muf'liḥūna١٠٤
Sizden, iyiye çağıran, doğruluğu emreden ve fenalıktan meneden bir cemaat olsun. İşte başarıya erişenler yalnız onlardır.
3:105
وَلَاolmayınwalāتَكُونُوا۟betakūnūكَٱلَّذِينَgibika-alladhīnaتَفَرَّقُوا۟bölünüptafarraqūوَٱخْتَلَفُوا۟ve ihtilaf edenlerwa-ikh'talafūمِنۢsonradanminبَعْدِafterbaʿdiمَاkendilerine geldiktenجَآءَهُمُcame to them jāahumuٱلْبَيِّنَـٰتُ ۚaçık delillerl-bayinātuوَأُو۟لَـٰٓئِكَişte onlarwa-ulāikaلَهُمْ(evet) onlar için vardırlahumعَذَابٌbir azabʿadhābunعَظِيمٌۭbüyükʿaẓīmun١٠٥
Kendilerine belgeler geldikten sonra ayrılan ve ayrılığa düşenler gibi olmayın. Bir takım yüzlerin ağaracağı ve bir takım yüzlerin kararacağı günde büyük azab onlaradır. Yüzleri kararanlara: "İnanmanızdan sonra inkar eder misiniz? İnkar etmenizden dolayı tadın azabı" denecektir.
3:106
يَوْمَO günyawmaتَبْيَضُّağarırtabyaḍḍuوُجُوهٌۭ(bazı) yüzlerwujūhunوَتَسْوَدُّkararırwataswadduوُجُوهٌۭ ۚ(bazı) yüzlerwujūhunفَأَمَّاo zamanfa-ammāٱلَّذِينَkimselerealladhīnaٱسْوَدَّتْkararanis'waddatوُجُوهُهُمْyüzleriwujūhuhumأَكَفَرْتُمinkar ettiniz ha? (denilir)akafartumبَعْدَsonrabaʿdaإِيمَـٰنِكُمْinanmanızdanīmānikumفَذُوقُوا۟öyle ise tadınfadhūqūٱلْعَذَابَazabıl-ʿadhābaبِمَاkarşılıkbimāكُنتُمْetmenizekuntumتَكْفُرُونَinkartakfurūna١٠٦
Kendilerine belgeler geldikten sonra ayrılan ve ayrılığa düşenler gibi olmayın. Bir takım yüzlerin ağaracağı ve bir takım yüzlerin kararacağı günde büyük azab onlaradır. Yüzleri kararanlara: "İnanmanızdan sonra inkar eder misiniz? İnkar etmenizden dolayı tadın azabı" denecektir.
3:107
وَأَمَّاisewa-ammāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaٱبْيَضَّتْağaranib'yaḍḍatوُجُوهُهُمْyüzleriwujūhuhumفَفِىiçindedirlerfafīرَحْمَةِrahmetiraḥmatiٱللَّهِAllah'ınl-lahiهُمْonlarhumفِيهَاoradafīhāخَـٰلِدُونَsürekli kalacaklardırkhālidūna١٠٧
Yüzleri ağaranlar ise Allah'ın rahmetindedirler. Onlar orada temellidirler.
3:108
تِلْكَişte onlartil'kaءَايَـٰتُayetleridirāyātuٱللَّهِAllah'ınl-lahiنَتْلُوهَاonları okuyoruznatlūhāعَلَيْكَsanaʿalaykaبِٱلْحَقِّ ۗgerçek ilebil-ḥaqiوَمَاAllahwamāٱللَّهُAllahl-lahuيُرِيدُistemezyurīduظُلْمًۭاzulmetmekẓul'manلِّلْعَـٰلَمِينَalemlerelil'ʿālamīna١٠٨
İşte bunlar, sana doğru olarak okuduğumuz Allah'ın ayetleridir. Allah hiç kimseye zulmetmek istemez.
3:109
وَلِلَّهِAllah'ındırwalillahiمَاolanlarفِىgöklerdeٱلسَّمَـٰوَٰتِthe heavensl-samāwātiوَمَاve olanlarwamāفِىyerdeٱلْأَرْضِ ۚthe earthl-arḍiوَإِلَىve Allah'awa-ilāٱللَّهِAllahl-lahiتُرْجَعُdöndürülürtur'jaʿuٱلْأُمُورُbütün işlerl-umūru١٠٩
Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'ındır. İşler Allah'a varacaktır.
3:110
كُنتُمْsiz oldunuzkuntumخَيْرَen hayırlıkhayraأُمَّةٍbir ümmetummatinأُخْرِجَتْçıkarılmışukh'rijatلِلنَّاسِinsanlar içinlilnnāsiتَأْمُرُونَemrediyorsunuztamurūnaبِٱلْمَعْرُوفِiyiliğibil-maʿrūfiوَتَنْهَوْنَmen'ediyorsunuzwatanhawnaعَنِkötülüktenʿaniٱلْمُنكَرِthe wrongl-munkariوَتُؤْمِنُونَve inanıyorsunuzwatu'minūnaبِٱللَّهِ ۗAllah'abil-lahiوَلَوْeğerwalawءَامَنَinanmış olsaydıāmanaأَهْلُehliahluٱلْكِتَـٰبِKitapl-kitābiلَكَانَelbette olurdulakānaخَيْرًۭاhayırlıkhayranلَّهُم ۚkendileri içinlahumمِّنْهُمُonlardanmin'humuٱلْمُؤْمِنُونَinananlar da varl-mu'minūnaوَأَكْثَرُهُمُama çoklarıwa-aktharuhumuٱلْفَـٰسِقُونَyoldan çıkmışlardırl-fāsiqūna١١٠
Siz, insanlar için ortaya çıkarılan, doğruluğu emreden, fenalıktan alıkoyan, Allah'a inanan hayırlı bir ümmetsiniz. Kitap ehli inanmış olsalardı, kendileri için daha hayırlı olurdu; içlerinde inananlar olmakla beraber, çoğu yoldan çıkmıştır.
3:111
لَنsize zarar veremezlerlanيَضُرُّوكُمْwill they harm youyaḍurrūkumإِلَّآdışındaillāأَذًۭى ۖincitmeadhanوَإِنeğerwa-inيُقَـٰتِلُوكُمْsizinle savaşsalar (bile)yuqātilūkumيُوَلُّوكُمُsize dönüp kaçarlaryuwallūkumuٱلْأَدْبَارَarkalarınıl-adbāraثُمَّsonrathummaلَاonlara yardım da edilmezيُنصَرُونَthey will be helpedyunṣarūna١١١
Onlar incitmekten başka size bir zarar veremezler. Sizinle savaşa koyulurlarsa, geri dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yardım da edilmez.
3:112
ضُرِبَتْvurulmuşturḍuribatعَلَيْهِمُonlaraʿalayhimuٱلذِّلَّةُalçaklık (damgası)l-dhilatuأَيْنَneredeaynaمَاbulunsalarثُقِفُوٓا۟they are foundthuqifūإِلَّاancak hariçillāبِحَبْلٍۢahdine (ipine)biḥablinمِّنَAllah'ınminaٱللَّهِAllahl-lahiوَحَبْلٍۢve ahdine (ipine)waḥablinمِّنَ(inanan) insanlarınminaٱلنَّاسِthe peoplel-nāsiوَبَآءُوve uğradılarwabāūبِغَضَبٍۢgazabınabighaḍabinمِّنَAllah'ınminaٱللَّهِAllahl-lahiوَضُرِبَتْve vurulduwaḍuribatعَلَيْهِمُüzerlerineʿalayhimuٱلْمَسْكَنَةُ ۚmiskinlik (damgası)l-maskanatuذَٰلِكَböyledirdhālikaبِأَنَّهُمْçünkü onlarbi-annahumكَانُوا۟inkar ediyorlarkānūيَكْفُرُونَdisbelieveyakfurūnaبِـَٔايَـٰتِayetlerinibiāyātiٱللَّهِAllah'ınl-lahiوَيَقْتُلُونَöldürüyorlardıwayaqtulūnaٱلْأَنۢبِيَآءَpeygamberleril-anbiyāaبِغَيْرِhaksız yerebighayriحَقٍّۢ ۚrightḥaqqinذَٰلِكَböyledirdhālikaبِمَاçünkübimāعَصَوا۟isyan etmişlerdiʿaṣawوَّكَانُوا۟ve haddi aşıyorlardıwakānūيَعْتَدُونَtransgressyaʿtadūna١١٢
Nerede bulunsalar Allah'ın ve inanan insanların himayesinde olanlar müstesna onlara alçaklık damgası vurulmuştur. Allah'tan bir gazaba uğradılar, onlara aşağılık damgası vuruldu. Bu, Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri ve haksız yere peygamberleri öldürmelerindendir. Bu, karşı gelmeleri ve taşkınlık yapmalarındandır.
3:113
۞ لَيْسُوا۟(ama) hepsi değildirlaysūسَوَآءًۭ ۗaynısawāanمِّنْehlindenminأَهْلِ(the) PeopleahliٱلْكِتَـٰبِKitapl-kitābiأُمَّةٌۭbir topluluk vardırummatunقَآئِمَةٌۭayakta duranqāimatunيَتْلُونَokuyarakyatlūnaءَايَـٰتِayetleriniāyātiٱللَّهِAllah'ınl-lahiءَانَآءَsaatlerindeānāaٱلَّيْلِgeceal-layliوَهُمْve onlarwahumيَسْجُدُونَsecdeye kapanırlaryasjudūna١١٣
Kitap ehlinin hepsi bir değildir: Onlardan geceleri secdeye kapanarak Allah'ın ayetlerini okuyup duranlar vardır; bunlar Allah'a ve ahiret gününe inanır, kötülükten meneder, iyiliklere koşarlar. İşte onlar iyilerdendir.
3:114
يُؤْمِنُونَinanırlaryu'minūnaبِٱللَّهِAllah'abil-lahiوَٱلْيَوْمِve gününewal-yawmiٱلْـَٔاخِرِahiretl-ākhiriوَيَأْمُرُونَve emrederwayamurūnaبِٱلْمَعْرُوفِiyiliğibil-maʿrūfiوَيَنْهَوْنَve men'ederlerwayanhawnaعَنِkötülüktenʿaniٱلْمُنكَرِthe wrongl-munkariوَيُسَـٰرِعُونَve koşarlarwayusāriʿūnaفِىhayır işlerineٱلْخَيْرَٰتِthe good deedsl-khayrātiوَأُو۟لَـٰٓئِكَişte onlarwa-ulāikaمِنَiyilerdendirminaٱلصَّـٰلِحِينَthe righteousl-ṣāliḥīna١١٤
Kitap ehlinin hepsi bir değildir: Onlardan geceleri secdeye kapanarak Allah'ın ayetlerini okuyup duranlar vardır; bunlar Allah'a ve ahiret gününe inanır, kötülükten meneder, iyiliklere koşarlar. İşte onlar iyilerdendir.
3:115
وَمَاve şeylerwamāيَفْعَلُوا۟yapacaklarıyafʿalūمِنْiyiliktenminخَيْرٍۢa goodkhayrinفَلَنinkar edilmeyecektirfalanيُكْفَرُوهُ ۗwill they be denied ityuk'farūhuوَٱللَّهُŞüphesiz Allahwal-lahuعَلِيمٌۢbilmektedirʿalīmunبِٱلْمُتَّقِينَ(günahlardan) korunanlarıbil-mutaqīna١١٥
Ne iyilik yaparlarsa, karşılığını bulacaklardır. Allah sakınanları bilir.
3:116
إِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(ler)kafarūلَنyarar sağlamayacaktırlanتُغْنِىَwill availtugh'niyaعَنْهُمْonlaraʿanhumأَمْوَٰلُهُمْmallarıamwāluhumوَلَآne dewalāأَوْلَـٰدُهُمevladlarıawlāduhumمِّنَkarşıminaٱللَّهِAllah'al-lahiشَيْـًۭٔا ۖhiçbir şeyshayanوَأُو۟لَـٰٓئِكَve onlarwa-ulāikaأَصْحَـٰبُhalkıdıraṣḥābuٱلنَّارِ ۚateşl-nāriهُمْonlarhumفِيهَاoradafīhāخَـٰلِدُونَsürekli kalacaklardırkhālidūna١١٦
İnkar eden kimselerin malları ve çocukları, Allah'tan yana, onlara bir fayda vermeyecektir. İşte onlar cehennemliklerdir, onlar orada temellidirler.
3:117
مَثَلُdurumumathaluمَاşeylerin (malların)يُنفِقُونَharcadıklarıyunfiqūnaفِىbuهَـٰذِهِthishādhihiٱلْحَيَوٰةِdünyal-ḥayatiٱلدُّنْيَاhayatındal-dun'yāكَمَثَلِbenzerkamathaliرِيحٍۢbir rüzgararīḥinفِيهَاkendisinefīhāصِرٌّdondurucuṣirrunأَصَابَتْvurupaṣābatحَرْثَekinineḥarthaقَوْمٍۢbir topluluğunqawminظَلَمُوٓا۟zulmedenẓalamūأَنفُسَهُمْnefislerineanfusahumفَأَهْلَكَتْهُ ۚonu mahvedenfa-ahlakathuوَمَاonlara zulmetmediwamāظَلَمَهُمُ(has) wronged themẓalamahumuٱللَّهُAllahl-lahuوَلَـٰكِنْfakatwalākinأَنفُسَهُمْonlar kendi kendilerineanfusahumيَظْلِمُونَzulmediyorlardıyaẓlimūna١١٧
Bu dünya hayatında sarfettiklerinin durumu, kendilerine zulmeden kimselerin ekinlerine isabetle kavurup mahveden soğuk bir rüzgarın durumu gibidir. Allah onlara zulmetmedi, onlar kendilerine yazık ettiler.
3:118
يَـٰٓأَيُّهَاeyyāayyuhāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَامَنُوا۟inanan(lar)āmanūلَاedinmeyinتَتَّخِذُوا۟taketattakhidhūبِطَانَةًۭkendinize dostbiṭānatanمِّنkendinizden başkasınıminدُونِكُمْother than yourselvesdūnikumلَاonlar sizi geri durmazlarيَأْلُونَكُمْthey will spare youyalūnakumخَبَالًۭاbozmaktankhabālanوَدُّوا۟isterlerwaddūمَاşeyleriعَنِتُّمْsize sıkıntı verecekʿanittumقَدْdoğrusuqadبَدَتِtaşmaktadırbadatiٱلْبَغْضَآءُöfkel-baghḍāuمِنْonların ağızlarındanminأَفْوَٰهِهِمْtheir mouthsafwāhihimوَمَاşeyler (kin) isewamāتُخْفِىgizledikleritukh'fīصُدُورُهُمْgöğüslerindeṣudūruhumأَكْبَرُ ۚdaha büyüktürakbaruقَدْelbetteqadبَيَّنَّاaçıkladıkbayyannāلَكُمُsizelakumuٱلْـَٔايَـٰتِ ۖayetleril-āyātiإِنeğerinكُنتُمْisenizkuntumتَعْقِلُونَdüşünüyortaʿqilūna١١٨
Ey İnananlar! Sizden olmayanı sırdaş edinmeyin, onlar sizi şaşırtmaktan geri durmazlar, sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların öfkesi ağızlarından taşmaktadır, kalblerinin gizlediği ise daha büyüktür. Eğer aklediyorsanız, şüphesiz size ayetleri açıkladık.
3:119
هَـٰٓأَنتُمْişte sizhāantumأُو۟لَآءِöyle kimselersiniz kiulāiتُحِبُّونَهُمْonları seversiniztuḥibbūnahumوَلَاhalbuki onlar sizi sevmezlerwalāيُحِبُّونَكُمْthey love youyuḥibbūnakumوَتُؤْمِنُونَve inanırsınızwatu'minūnaبِٱلْكِتَـٰبِKitabınbil-kitābiكُلِّهِۦhepsinekullihiوَإِذَاzamanwa-idhāلَقُوكُمْsizinle karşılaştıklarılaqūkumقَالُوٓا۟derlerqālūءَامَنَّاinandıkāmannāوَإِذَاve zamanwa-idhāخَلَوْا۟yalnız kaldıklarıkhalawعَضُّوا۟ısırırlarʿaḍḍūعَلَيْكُمُsize karşıʿalaykumuٱلْأَنَامِلَparmak uçlarınıl-anāmilaمِنَöfkedenminaٱلْغَيْظِ ۚ[the] ragel-ghayẓiقُلْde kiqulمُوتُوا۟ölünmūtūبِغَيْظِكُمْ ۗöfkenizdenbighayẓikumإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaعَلِيمٌۢbilirʿalīmunبِذَاتِözünübidhātiٱلصُّدُورِgöğüslerinl-ṣudūri١١٩
İşte siz, onlar sizi sevmezken onları seven ve Kitapların bütününe inanan kimselersiniz. Size rastladıkları zaman: "İnandık" derler, yalnız kaldıklarında da, size öfkelerinden parmaklarını ısırırlar. De ki: "Öfkenizden çatlayın". Allah kalblerde olanı bilir.
3:120
إِنeğerinتَمْسَسْكُمْsize dokunsatamsaskumحَسَنَةٌۭbir iyilikḥasanatunتَسُؤْهُمْonları tasalandırırtasu'humوَإِنve eğerwa-inتُصِبْكُمْsize dokunsatuṣib'kumسَيِّئَةٌۭbir kötülüksayyi-atunيَفْرَحُوا۟sevinirleryafraḥūبِهَا ۖonabihāوَإِنeğerwa-inتَصْبِرُوا۟sabredertaṣbirūوَتَتَّقُوا۟ve korunursanızwatattaqūلَاsize zarar vermezيَضُرُّكُمْwill harm youyaḍurrukumكَيْدُهُمْonların tuzağıkayduhumشَيْـًٔا ۗhiçbir şekildeshayanإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaبِمَاşeyleribimāيَعْمَلُونَonların yaptıklarıyaʿmalūnaمُحِيطٌۭkuşatmıştırmuḥīṭun١٢٠
Size bir iyilik gelse, onların fenasına gider; başınıza bir kötülük gelse buna sevinirler. Sabreder ve sakınırsanız, onların hilesi size hiçbir zarar vermez. Allah işlediklerinin hepsini ilmiyle kuşatmıştır.
3:121
وَإِذْhaniwa-idhغَدَوْتَsen erkendenghadawtaمِنْailendenminأَهْلِكَyour householdahlikaتُبَوِّئُayrılmıştıntubawwi-uٱلْمُؤْمِنِينَmü'minleril-mu'minīnaمَقَـٰعِدَyerleştiriyordunmaqāʿidaلِلْقِتَالِ ۗsavaş içinlil'qitāliوَٱللَّهُAllah dawal-lahuسَمِيعٌişitendisamīʿunعَلِيمٌbilendiʿalīmun١٢١
Sen inananları savaş için duracakları yerlere yerleştirmek üzere, erkenden evinden ayrılmıştın. Allah işitir ve bilir.
3:122
إِذْo vakitidhهَمَّتyüz tutmuştuhammatطَّآئِفَتَانِiki takımṭāifatāniمِنكُمْsizdenminkumأَنkorkup bozulmayaanتَفْشَلَاthey lost hearttafshalāوَٱللَّهُhalbuki Allahwal-lahuوَلِيُّهُمَا ۗkendilerinin dostu idiwaliyyuhumāوَعَلَىAllah'awaʿalāٱللَّهِAllahl-lahiفَلْيَتَوَكَّلِdayansınlarfalyatawakkaliٱلْمُؤْمِنُونَinananlarl-mu'minūna١٢٢
Sizden iki takım bozulup geri çekilmek üzere idi; oysa Allah onların dostu idi, inananlar yalnız Allah'a güvensinler.
3:123
وَلَقَدْnitekimwalaqadنَصَرَكُمُsize yardım etmiştinaṣarakumuٱللَّهُAllahl-lahuبِبَدْرٍۢBedir'debibadrinوَأَنتُمْve sizwa-antumأَذِلَّةٌۭ ۖzayıf durumdaykenadhillatunفَٱتَّقُوا۟O halde korkunfa-ittaqūٱللَّهَAllah'tanl-lahaلَعَلَّكُمْumulur kilaʿallakumتَشْكُرُونَşükredersiniztashkurūna١٢٣
And olsun ki, siz düşkün bir durumda iken, Bedir'de, Allah size yardım etmişti; Allah'tan sakının ki şükredebilesiniz.
3:124
إِذْO zamanidhتَقُولُsen diyorduntaqūluلِلْمُؤْمِنِينَmü'minlerelil'mu'minīnaأَلَنsize yetmez mi?alanيَكْفِيَكُمْenough for youyakfiyakumأَنsize yardım etmesianيُمِدَّكُمْreinforces youyumiddakumرَبُّكُمRabbinizinrabbukumبِثَلَـٰثَةِüçbithalāthatiءَالَـٰفٍۢbinālāfinمِّنَmelek ileminaٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ[the] Angelsl-malāikatiمُنزَلِينَindirilmişmunzalīna١٢٤
İnananlara: "Rabbinizin size gönderilmiş üç bin melekle yardım etmesi size yetmeyecek mi?" diyordun. Evet, eğer sabrederseniz, sakınırsanız ve onlar de hemen üzerinize gelirlerse Rabbiniz size, nişanlı beş bin melekle imdat edecektir.
3:125
بَلَىٰٓ ۚevetbalāإِنeğerinتَصْبِرُوا۟sabrederseniztaṣbirūوَتَتَّقُوا۟ve korunursanızwatattaqūوَيَأْتُوكُمüzerinize gelselerwayatūkumمِّنonlar ansızınminفَوْرِهِمْsuddenlyfawrihimهَـٰذَاşu (anda)hādhāيُمْدِدْكُمْsize yardım ederyum'did'kumرَبُّكُمRabbinizrabbukumبِخَمْسَةِbeşbikhamsatiءَالَـٰفٍۢbinālāfinمِّنَmelekleminaٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ[the] Angelsl-malāikatiمُسَوِّمِينَnişanlımusawwimīna١٢٥
İnananlara: "Rabbinizin size gönderilmiş üç bin melekle yardım etmesi size yetmeyecek mi?" diyordun. Evet, eğer sabrederseniz, sakınırsanız ve onlar de hemen üzerinize gelirlerse Rabbiniz size, nişanlı beş bin melekle imdat edecektir.
3:126
وَمَاonu yapmazwamāجَعَلَهُmade itjaʿalahuٱللَّهُAllahl-lahuإِلَّاancak (yapar)illāبُشْرَىٰmüjde olsun diyebush'rāلَكُمْsizelakumوَلِتَطْمَئِنَّve güven bulsun diyewalitaṭma-innaقُلُوبُكُمkalblerinizqulūbukumبِهِۦ ۗbununlabihiوَمَاve yokturwamāٱلنَّصْرُyardıml-naṣruإِلَّاancak( vardır)illāمِنْkatındaminعِندِ[near]ʿindiٱللَّهِAllahl-lahiٱلْعَزِيزِdaima galibl-ʿazīziٱلْحَكِيمِhüküm ve hikmet sahibil-ḥakīmi١٢٦
Allah bunu, ancak size müjde olsun ve böylece kalbleriniz yatışsın diye yapmıştır. İnkar edenlerin bir kısmını kesmek veya ümidsiz olarak geri dönecek şekilde bozguna uğratmak için gereken yardım, ancak Güçlü ve Hakim olan Allah katından olur.
3:127
لِيَقْطَعَkessin diyeliyaqṭaʿaطَرَفًۭاbir kısmınıṭarafanمِّنَkimselerdenminaٱلَّذِينَthose whoalladhīnaكَفَرُوٓا۟inkar eden(ler)kafarūأَوْyahutawيَكْبِتَهُمْve perişan etsin deyakbitahumفَيَنقَلِبُوا۟dönüp gitsinler diyefayanqalibūخَآئِبِينَumutsuz olarakkhāibīna١٢٧
Allah bunu, ancak size müjde olsun ve böylece kalbleriniz yatışsın diye yapmıştır. İnkar edenlerin bir kısmını kesmek veya ümidsiz olarak geri dönecek şekilde bozguna uğratmak için gereken yardım, ancak Güçlü ve Hakim olan Allah katından olur.
3:128
لَيْسَyokturlaysaلَكَseninlakaمِنَo konudaminaٱلْأَمْرِthe decisionl-amriشَىْءٌ(yapacağın) bir şeyshayonأَوْyaawيَتُوبَ(Allah) tevbelerini kabul ederyatūbaعَلَيْهِمْonlarınʿalayhimأَوْya daawيُعَذِّبَهُمْonlara azab ederyuʿadhibahumفَإِنَّهُمْşüphesiz onlar (diye)fa-innahumظَـٰلِمُونَzalimlerdirẓālimūna١٢٨
Allah'ın, onların tevbelerini kabul veya onlara azab etmesi işiyle senin bir ilişiğin yoktur; çünkü onlar zalimlerdir.
3:129
وَلِلَّهِve Allah'ındırwalillahiمَاolanlarفِىgöklerdeٱلسَّمَـٰوَٰتِthe heavensl-samāwātiوَمَاve olanlarwamāفِىyerdeٱلْأَرْضِ ۚthe earthl-arḍiيَغْفِرُ(O) bağışlaryaghfiruلِمَنkimseyilimanيَشَآءُdilediğiyashāuوَيُعَذِّبُve azabederwayuʿadhibuمَنdimseyemanيَشَآءُ ۚdilediğiyashāuوَٱللَّهُAllahwal-lahuغَفُورٌۭçok bağışlayanghafūrunرَّحِيمٌۭçok esirgeyendirraḥīmun١٢٩
Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'ındır. Dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
3:130
يَـٰٓأَيُّهَاEyyāayyuhāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَامَنُوا۟inanan(lar)āmanūلَاyemeyinتَأْكُلُوا۟eattakulūٱلرِّبَوٰٓا۟ribal-ribaأَضْعَـٰفًۭاkat kataḍʿāfanمُّضَـٰعَفَةًۭ ۖarttırarakmuḍāʿafatanوَٱتَّقُوا۟ve korkunwa-ittaqūٱللَّهَAllah'tanl-lahaلَعَلَّكُمْumulur kilaʿallakumتُفْلِحُونَkurtuluşa erersiniztuf'liḥūna١٣٠
Ey İnananlar! Faizi kat kat alarak yemeyin. Allah'tan sakının ki başarıya erişesiniz.
3:131
وَٱتَّقُوا۟ve sakınınwa-ittaqūٱلنَّارَateştenl-nāraٱلَّتِىٓo kiallatīأُعِدَّتْhazırlanmıştıruʿiddatلِلْكَـٰفِرِينَkafirler içinlil'kāfirīna١٣١
İnkar edenler için hazırlanmış ateşten sakının.
3:132
وَأَطِيعُوا۟ve ita'at edinwa-aṭīʿūٱللَّهَAllah'al-lahaوَٱلرَّسُولَve Elçiyewal-rasūlaلَعَلَّكُمْumulur ki olursunuzlaʿallakumتُرْحَمُونَmerhamet edilenlerdentur'ḥamūna١٣٢
Size merhamet edilmesi için, Allah'a ve Peygamber'e itaat edin.
3:133
۞ وَسَارِعُوٓا۟ve koşunwasāriʿūإِلَىٰbir bağışlanmayailāمَغْفِرَةٍۢforgivenessmaghfiratinمِّنRabbinizdenminرَّبِّكُمْyour Lordrabbikumوَجَنَّةٍve cennetewajannatinعَرْضُهَاgenişliğiʿarḍuhāٱلسَّمَـٰوَٰتُgöklerlel-samāwātuوَٱلْأَرْضُve yer kadar olanwal-arḍuأُعِدَّتْhazırlanmışuʿiddatلِلْمُتَّقِينَkorunanlar içinlil'muttaqīna١٣٣
Rabbinizin mağfiretine ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış eni gökler ve yer kadar olan cennete koşuşun.
3:134
ٱلَّذِينَonlar kialladhīnaيُنفِقُونَinfak ederleryunfiqūnaفِىbolluktaٱلسَّرَّآءِ[the] easel-sarāiوَٱلضَّرَّآءِve darlıktawal-ḍarāiوَٱلْكَـٰظِمِينَyutkunurlarwal-kāẓimīnaٱلْغَيْظَöfke(lerin)il-ghayẓaوَٱلْعَافِينَve affederlerwal-ʿāfīnaعَنِinsanlarıʿaniٱلنَّاسِ ۗthe people l-nāsiوَٱللَّهُAllah dawal-lahuيُحِبُّseveryuḥibbuٱلْمُحْسِنِينَgüzel davrananlarıl-muḥ'sinīna١٣٤
Onlar bollukta ve darlıkta sarfederler, öfkelerini yenerler, insanların kusurlarını affederler. Allah iyilik yapanları sever.
3:135
وَٱلَّذِينَve onlarwa-alladhīnaإِذَاzamanidhāفَعَلُوا۟yaptıklarıfaʿalūفَـٰحِشَةًbir kötülükfāḥishatanأَوْya daawظَلَمُوٓا۟zulmettikleriẓalamūأَنفُسَهُمْnefislerineanfusahumذَكَرُوا۟hatırlayarakdhakarūٱللَّهَAllah'ıl-lahaفَٱسْتَغْفَرُوا۟bağışlanmasını dilerlerfa-is'taghfarūلِذُنُوبِهِمْgünahlarınınlidhunūbihimوَمَنve kimwamanيَغْفِرُbağışlayabiliryaghfiruٱلذُّنُوبَgünahlarıl-dhunūbaإِلَّاbaşkaillāٱللَّهُAllah'tanl-lahuوَلَمْve onlar ısrar etmezlerwalamيُصِرُّوا۟they persistyuṣirrūعَلَىٰşeylerde (hatalarında)ʿalāمَاwhatفَعَلُوا۟yaptıklarıfaʿalūوَهُمْonlarwahumيَعْلَمُونَbile bileyaʿlamūna١٣٥
Onlar fena bir şey yaptıklarında veya kendilerine zulmettiklerinde Allah'ı anarlar, günahlarının bağışlanmasını dilerler. Günahları Allah'tan başka bağışlayan kim vardır? Onlar, yaptıklarında bile bile direnmezler.
3:136
أُو۟لَـٰٓئِكَişteulāikaجَزَآؤُهُمonların mükafatıjazāuhumمَّغْفِرَةٌۭbağışlanmamaghfiratunمِّنtarafındanminرَّبِّهِمْRablerirabbihimوَجَنَّـٰتٌۭve cennetlerdirwajannātunتَجْرِىakantajrīمِنaltlarındanminتَحْتِهَاunderneath ittaḥtihāٱلْأَنْهَـٰرُırmaklarl-anhāruخَـٰلِدِينَsürekli kalırlarkhālidīnaفِيهَا ۚiçindefīhāوَنِعْمَve ne güzeldirwaniʿ'maأَجْرُücretiajruٱلْعَـٰمِلِينَçalışanlarınl-ʿāmilīna١٣٦
Onların hareketlerinin karşılığı Rablerinden bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetlerdir. İyi davrananların ne güzel ecri vardır!
3:137
قَدْşüphesizqadخَلَتْuygulanmıştırkhalatمِنsizden önce deminقَبْلِكُمْbefore youqablikumسُنَنٌۭyasalarsunanunفَسِيرُوا۟dolaşınfasīrūفِىyeryüzündeٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiفَٱنظُرُوا۟ve görünfa-unẓurūكَيْفَnasılkayfaكَانَolduğunukānaعَـٰقِبَةُsonununʿāqibatuٱلْمُكَذِّبِينَyalanlayıcılarınl-mukadhibīna١٣٧
Sizden önce neler gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezin de, yalancıların sonunun ne olduğuna bir bakın.
3:138
هَـٰذَاbuhādhāبَيَانٌۭbir açıklamadırbayānunلِّلنَّاسِinsanlaralilnnāsiوَهُدًۭىve yol göstermedirwahudanوَمَوْعِظَةٌۭve öğüttürwamawʿiẓatunلِّلْمُتَّقِينَkorunanlaralil'muttaqīna١٣٨
Bu Kuran, insanlara bir açıklama, sakınanlara yol gösterme ve bir öğüttür.
3:139
وَلَاgevşemeyinwalāتَهِنُوا۟weakentahinūوَلَاüzülmeyinwalāتَحْزَنُوا۟grievetaḥzanūوَأَنتُمُmutlaka sizwa-antumuٱلْأَعْلَوْنَüstün geleceksinizl-aʿlawnaإِنeğerinكُنتُمisenizkuntumمُّؤْمِنِينَinanıyormu'minīna١٣٩
Gevşemeyin, üzülmeyin, inanmışsanız, mutlaka siz en üstünsünüzdür.
3:140
إِنeğerinيَمْسَسْكُمْsize dokunduysayamsaskumقَرْحٌۭbir yaraqarḥunفَقَدْmuhakkakfaqadمَسَّdokunmuştumassaٱلْقَوْمَo topluluğa dal-qawmaقَرْحٌۭbir yaraqarḥunمِّثْلُهُۥ ۚbenzerimith'luhuوَتِلْكَişte owatil'kaٱلْأَيَّامُgünlerl-ayāmuنُدَاوِلُهَاbiz onları çeviririznudāwiluhāبَيْنَarasındabaynaٱلنَّاسِinsanlarl-nāsiوَلِيَعْلَمَ(bu) bilmesi içindirwaliyaʿlamaٱللَّهُAllah'ınl-lahuٱلَّذِينَkimselerialladhīnaءَامَنُوا۟inanan(ları)āmanūوَيَتَّخِذَve edinmesi içindirwayattakhidhaمِنكُمْsizdenminkumشُهَدَآءَ ۗşehidler (şahidler)shuhadāaوَٱللَّهُAllahwal-lahuلَاsevmezيُحِبُّloveyuḥibbuٱلظَّـٰلِمِينَzalimleril-ẓālimīna١٤٠
Eğer siz (Uhud'da) bir yara almışsanız, (size düşman olan) o topluluk da (Bedir'de) benzeri bir yara almıştı. Böylece biz, Allah'ın gerçek müminleri ortaya çıkarması ve içinizden şahitler edinmesi için, bu günleri bazen lehe, bazen de aleyhe döndürüp duruyoruz. Allah, zulmedenleri sevmez.
3:141
وَلِيُمَحِّصَve temize çıkarması içinwaliyumaḥḥiṣaٱللَّهُAllah'ınl-lahuٱلَّذِينَkimselerialladhīnaءَامَنُوا۟inanan(ları)āmanūوَيَمْحَقَve mahvetmesi içinwayamḥaqaٱلْكَـٰفِرِينَkafirleril-kāfirīna١٤١
Bir de Allah, böylece iman edenleri günahlardan arıtmak, inkarcıları ise yok etmek ister.
3:142
أَمْyoksaamحَسِبْتُمْsiz sandınızḥasib'tumأَنgireceğinizianتَدْخُلُوا۟you will entertadkhulūٱلْجَنَّةَcennetel-janataوَلَمَّاbilmedenwalammāيَعْلَمِmade evidentyaʿlamiٱللَّهُAllahl-lahuٱلَّذِينَkimselerialladhīnaجَـٰهَدُوا۟cihad edenlerijāhadūمِنكُمْiçinizdenminkumوَيَعْلَمَ(sınayıp) bilmedenwayaʿlamaٱلصَّـٰبِرِينَsabredenleril-ṣābirīna١٤٢
Yoksa içinizden Allah cihad edenleri ve sabredenleri belirtmeden cennete gireceğinizi mi sanıyordunuz?
3:143
وَلَقَدْandolsun kiwalaqadكُنتُمْsizkuntumتَمَنَّوْنَarzuluyordunuztamannawnaٱلْمَوْتَölümül-mawtaمِنönceminقَبْلِbeforeqabliأَنonunla karşılaşmadananتَلْقَوْهُyou met ittalqawhuفَقَدْiştefaqadرَأَيْتُمُوهُonu gördünüzra-aytumūhuوَأَنتُمْve sizwa-antumتَنظُرُونَbakıp duruyorsunuztanẓurūna١٤٣
And olsun ki, ölümle karşılaşmadan önce onu temenni ediyordunuz; işte onu gözlerinizle bakarak gördünüz.
3:144
وَمَاve değildirwamāمُحَمَّدٌMuhammedmuḥammadunإِلَّاbaşka (bir şey)illāرَسُولٌۭbir elçirasūlunقَدْmuhakkakqadخَلَتْgelip geçmiştirkhalatمِنondan önce deminقَبْلِهِbefore himqablihiٱلرُّسُلُ ۚelçilerl-rusuluأَفَإِي۟نeğer şimdiafa-inمَّاتَo ölürmātaأَوْveyaawقُتِلَöldürülürsequtilaٱنقَلَبْتُمْgeriye mi döneceksiniz?inqalabtumعَلَىٰٓüzerindeʿalāأَعْقَـٰبِكُمْ ۚökçelerinizinaʿqābikumوَمَنkimwamanيَنقَلِبْgeriye dönerseyanqalibعَلَىٰüzerindeʿalāعَقِبَيْهِökçesiʿaqibayhiفَلَنziyan veremezfalanيَضُرَّwill he harmyaḍurraٱللَّهَAllah'al-lahaشَيْـًۭٔا ۗhiçbirshayanوَسَيَجْزِىve mükafatlandıracaktırwasayajzīٱللَّهُAllahl-lahuٱلشَّـٰكِرِينَşükredenleril-shākirīna١٤٤
Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler geçmişti. Ölür veya öldürülürse geriye mi döneceksiniz? Geriye dönen, Allah'a hiçbir zarar vermez. Allah şükredenlerin mükafatını verecektir.
3:145
وَمَاve yokturwamāكَانَhiçbir kişi içinkānaلِنَفْسٍfor a soullinafsinأَنölmekanتَمُوتَhe diestamūtaإِلَّاolmadanillāبِإِذْنِiznibi-idh'niٱللَّهِAllah'ınl-lahiكِتَـٰبًۭاyazılmıştırkitābanمُّؤَجَّلًۭا ۗbelirli bir süreye göremu-ajjalanوَمَنve kimwamanيُرِدْisterseyuridثَوَابَsevabını (menfaatini)thawābaٱلدُّنْيَاdünyal-dun'yāنُؤْتِهِۦkendisine veririznu'tihiمِنْهَاondanmin'hāوَمَنve kimwamanيُرِدْisterseyuridثَوَابَsevabınıthawābaٱلْـَٔاخِرَةِahiretl-ākhiratiنُؤْتِهِۦkendisine veririznu'tihiمِنْهَا ۚondanmin'hāوَسَنَجْزِىve mükafatlandıracağızwasanajzīٱلشَّـٰكِرِينَşükredenleril-shākirīna١٤٥
Hiçbir kimse Allah'ın izni olmadan ölmez; o, belli bir vakte bağlanmıştır. Kim dünya nimetini isterse ona ondan veririz; ve kim ahiret nimetini isterse ona ondan veririz. Şükredenlerin mükafatını vereceğiz.
3:146
وَكَأَيِّنnice var kiwaka-ayyinمِّنdenminنَّبِىٍّۢa Prophetnabiyyinقَـٰتَلَçarpıştılarqātalaمَعَهُۥkendileriyle berabermaʿahuرِبِّيُّونَRabbani (erenler)ribbiyyūnaكَثِيرٌۭbirçokkathīrunفَمَاyılmadılarfamāوَهَنُوا۟they lost heartwahanūلِمَآşeylerdenlimāأَصَابَهُمْbaşlarında gelenaṣābahumفِىyolundaسَبِيلِ(the) waysabīliٱللَّهِAllahl-lahiوَمَاzayıflık göstermedilerwamāضَعُفُوا۟they weakenedḍaʿufūوَمَاboyun eğmedilerwamāٱسْتَكَانُوا۟ ۗthey gave inis'takānūوَٱللَّهُAllahwal-lahuيُحِبُّseveryuḥibbuٱلصَّـٰبِرِينَsabredenleril-ṣābirīna١٤٦
Nice peygamberlerin yanında Rabbe kul olmuş pek çok kimse savaşmıştır. Allah yolunda başlarına gelenlerden ötürü gevşememişler, yılmamışlar ve boyun eğmemişlerdi. Allah, sabredenleri sever.
3:147
وَمَاve değildiwamāكَانَsözlerikānaقَوْلَهُمْtheir wordsqawlahumإِلَّآbaşkaillāأَنdemelerindenanقَالُوا۟they saidqālūرَبَّنَاRabbimizrabbanāٱغْفِرْbağışlaigh'firلَنَاbizimlanāذُنُوبَنَاgünahlarımızıdhunūbanāوَإِسْرَافَنَاve taşkınlığımızıwa-is'rāfanāفِىٓişimizdeأَمْرِنَاour affairsamrināوَثَبِّتْve sağlam tutwathabbitأَقْدَامَنَاayaklarımızıaqdāmanāوَٱنصُرْنَاbize yardım eylewa-unṣur'nāعَلَىkarşıʿalāٱلْقَوْمِtoplumunal-qawmiٱلْكَـٰفِرِينَkafirlerl-kāfirīna١٤٧
Dedikleri ancak şu idi: "Rabbimiz! Günahlarımızı, işimizdeki aşırılıklarımızı bize bağışla, sebatımızı arttır, inkarcı topluluğa karşı bize yardım et".
3:148
فَـَٔاتَىٰهُمُonlara verdifaātāhumuٱللَّهُAllah (da)l-lahuثَوَابَkarşılığınıthawābaٱلدُّنْيَاdünyal-dun'yāوَحُسْنَve en güzeliniwaḥus'naثَوَابِkarşılığının;thawābiٱلْـَٔاخِرَةِ ۗahiretl-ākhiratiوَٱللَّهُ(çünkü) Allahwal-lahuيُحِبُّseveryuḥibbuٱلْمُحْسِنِينَgüzel davrananlarıl-muḥ'sinīna١٤٨
Bu yüzden Allah onlara dünya nimetini de ahiret nimetini de fazlasiyle verdi. Allah işlerini iyi yapanları sever.
3:149
يَـٰٓأَيُّهَاEyyāayyuhāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَامَنُوٓا۟inanan(lar)āmanūإِنeğerinتُطِيعُوا۟ita'at ederseniztuṭīʿūٱلَّذِينَkimselerealladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(lere)kafarūيَرُدُّوكُمْsizi çevirirleryaruddūkumعَلَىٰٓüzereʿalāأَعْقَـٰبِكُمْarkanız (küfre)aʿqābikumفَتَنقَلِبُوا۟o zaman dönersinizfatanqalibūخَـٰسِرِينَkaybedenlerekhāsirīna١٤٩
Ey İnananlar! İnkar edenlere itaat ederseniz, sizi geriye döndürürler de kayba uğrarsınız.
3:150
بَلِhayırbaliٱللَّهُAllah'tırl-lahuمَوْلَىٰكُمْ ۖMevlanızmawlākumوَهُوَve O'durwahuwaخَيْرُen iyisikhayruٱلنَّـٰصِرِينَyardımcılarınl-nāṣirīna١٥٠
Halbuki Mevlanız Allah'tır. O, yardımcıların en iyisidir.
3:151
سَنُلْقِىsalacağızsanul'qīفِىkalblerineقُلُوبِ(the) heartsqulūbiٱلَّذِينَkimselerinalladhīnaكَفَرُوا۟inkar edenlerinkafarūٱلرُّعْبَkorkul-ruʿ'baبِمَآdolayıbimāأَشْرَكُوا۟ortak koştuklarındanashrakūبِٱللَّهِAllah'abil-lahiمَاşeyleriلَمْindirmediğilamيُنَزِّلْHe sent downyunazzilبِهِۦkendilerinebihiسُلْطَـٰنًۭا ۖhiçbir güçsul'ṭānanوَمَأْوَىٰهُمُve gidecekleri yer dewamawāhumuٱلنَّارُ ۚcehennemdirl-nāruوَبِئْسَne kötüdürwabi'saمَثْوَىvaracağı yermathwāٱلظَّـٰلِمِينَzalimlerinl-ẓālimīna١٥١
Hakkında hiçbir delil indirmediği şeyi Allah'a ortak koşmalarından ötürü, inkar edenlerin kalbine korku salacağız. Onların varacağı yer cehennemdir. Zalimlerin durağı ne kötüdür!
3:152
وَلَقَدْelbettewalaqadصَدَقَكُمُsize doğruladıṣadaqakumuٱللَّهُAllahl-lahuوَعْدَهُۥٓ(yardım) va'diniwaʿdahuإِذْsüreceidhتَحُسُّونَهُمonları öldürdüğünüztaḥussūnahumبِإِذْنِهِۦ ۖkendi izniylebi-idh'nihiحَتَّىٰٓnihayetḥattāإِذَاnezaman kiidhāفَشِلْتُمْsiz korktunuzfashil'tumوَتَنَـٰزَعْتُمْve (birbirinizle) çekiştinizwatanāzaʿtumفِىhakkındaٱلْأَمْرِ(verilen) emirl-amriوَعَصَيْتُمve isyan ettinizwaʿaṣaytumمِّنۢsonraminبَعْدِafterbaʿdiمَآsize gösterdiktenأَرَىٰكُمHe (had) shown youarākumمَّاşey(galibiyet)iتُحِبُّونَ ۚsevdiğiniztuḥibbūnaمِنكُمsizdenminkumمَّنkiminizmanيُرِيدُistiyorduyurīduٱلدُّنْيَاdünyayıl-dun'yāوَمِنكُمve sizdenwaminkumمَّنkiminizmanيُرِيدُistiyorduyurīduٱلْـَٔاخِرَةَ ۚahiretil-ākhirataثُمَّsonrathummaصَرَفَكُمْ(Allah) geri çevirdiṣarafakumعَنْهُمْonlardanʿanhumلِيَبْتَلِيَكُمْ ۖsizi denemek içinliyabtaliyakumوَلَقَدْandolsun kiwalaqadعَفَاbağışladıʿafāعَنكُمْ ۗsiziʿankumوَٱللَّهُAllahwal-lahuذُوsahibidirdhūفَضْلٍlütuffaḍlinعَلَىkarşıʿalāٱلْمُؤْمِنِينَmü'minlerel-mu'minīna١٥٢
And olsun ki, Allah, size verdiği sözde durdu. Onun izniyle kafirleri kırıp biçiyordunuz, ama Allah size arzuladığınız zaferi gösterdikten sonra gevşeyip bu hususta çekiştiniz ve isyan ettiniz; sizden kimi dünyayı, kimi ahireti istiyordu; derken denemek için Allah sizi geri çevirip bozguna uğrattı. And olsun ki O, sizi bağışladı. Allah'ın inananlara nimeti boldur.
3:153
۞ إِذْhaniidhتُصْعِدُونَboyuna uzaklaşıyordunuztuṣ'ʿidūnaوَلَاdönüp bakmıyordunuzwalāتَلْوُۥنَcasting a glancetalwūnaعَلَىٰٓhiç kimseyeʿalāأَحَدٍۢanyoneaḥadinوَٱلرَّسُولُve Elçiwal-rasūluيَدْعُوكُمْsizi çağırırkenyadʿūkumفِىٓarkanızdanأُخْرَىٰكُمْ(from) behind youukh'rākumفَأَثَـٰبَكُمْbundan dolayı size verdifa-athābakumغَمًّۢاgamghammanبِغَمٍّۢgam üstünebighamminلِّكَيْلَاdiyelikaylāتَحْزَنُوا۟üzülmeyesiniztaḥzanūعَلَىٰşeyeʿalāمَاwhatفَاتَكُمْelinizden gidenfātakumوَلَاvwwalāمَآşeyeأَصَـٰبَكُمْ ۗbaşınıza gelenaṣābakumوَٱللَّهُAllahwal-lahuخَبِيرٌۢhaberdardırkhabīrunبِمَاşeylerdenbimāتَعْمَلُونَyaptıklarınız(dan)taʿmalūna١٥٣
Peygamber arkanızdan sizi çağırırken, kimseye bakmadan kaçıyordunuz; kaybettiğinize ve başınıza gelene üzülmeyesiniz diye, Allah sizi kederden kedere uğrattı. Allah, işlediklerinizden haberdardır.
3:154
ثُمَّsonrathummaأَنزَلَindirdianzalaعَلَيْكُمsizeʿalaykumمِّنۢardındanminبَعْدِafterbaʿdiٱلْغَمِّo üzüntününl-ghamiأَمَنَةًۭbir güvenamanatanنُّعَاسًۭاbir uykunuʿāsanيَغْشَىٰbürüyenyaghshāطَآئِفَةًۭbir kısmınızıṭāifatanمِّنكُمْ ۖsizdenminkumوَطَآئِفَةٌۭve bir kısmınız dawaṭāifatunقَدْdoğrusuqadأَهَمَّتْهُمْkaygısına düşmüştüahammathumأَنفُسُهُمْkendi canlarınınanfusuhumيَظُنُّونَbir zanda bulunuyorlaryaẓunnūnaبِٱللَّهِAllah'a karşıbil-lahiغَيْرَhaksızghayraٱلْحَقِّthe truth l-ḥaqiظَنَّzannı (gibi)ẓannaٱلْجَـٰهِلِيَّةِ ۖcahiliyyel-jāhiliyatiيَقُولُونَdiyorlardıyaqūlūnaهَلvar mıhalلَّنَاbizelanāمِنَbu iştenminaٱلْأَمْرِthe matterl-amriمِنhiçbirminشَىْءٍۢ ۗşeyshayinقُلْde kiqulإِنَّşüphesizinnaٱلْأَمْرَl-amraكُلَّهُۥbütünüylekullahuلِلَّهِ ۗAllah'a aittirlillahiيُخْفُونَonlar gizliyorlaryukh'fūnaفِىٓiçlerindeأَنفُسِهِمthemselvesanfusihimمَّاşeyleriلَاaçıklayamadıklarıيُبْدُونَthey revealyub'dūnaلَكَ ۖsanalakaيَقُولُونَdiyorlar kiyaqūlūnaلَوْşayetlawكَانَolsaydıkānaلَنَاbizelanāمِنَbu iştenminaٱلْأَمْرِthe matterl-amriشَىْءٌۭbir şey (fayda)shayonمَّاöldürülmezdikقُتِلْنَاwe would have been killedqutil'nāهَـٰهُنَا ۗburadahāhunāقُلde kiqulلَّوْşayetlawكُنتُمْolsaydınızkuntumفِىevlerinizde dahiبُيُوتِكُمْyour housesbuyūtikumلَبَرَزَmutlaka boylardılabarazaٱلَّذِينَolanlaralladhīnaكُتِبَyazılmışkutibaعَلَيْهِمُüzerineʿalayhimuٱلْقَتْلُöldürülme(si)l-qatluإِلَىٰyatacakları yeriilāمَضَاجِعِهِمْ ۖtheir places of deathmaḍājiʿihimوَلِيَبْتَلِىَve denemesi içindirwaliyabtaliyaٱللَّهُAllah'ınl-lahuمَاolanıفِىiçindeصُدُورِكُمْgöğüslerinizṣudūrikumوَلِيُمَحِّصَve açığa çıkarması içindirwaliyumaḥḥiṣaمَاolanıفِىiçindeقُلُوبِكُمْ ۗkalblerinizqulūbikumوَٱللَّهُAllahwal-lahuعَلِيمٌۢbilirʿalīmunبِذَاتِözünübidhātiٱلصُّدُورِgöğüslerinl-ṣudūri١٥٤
Kederden sonra, bir takımınızı kendinden geçirecek şekilde size huzur ve emniyet indirdi; oysa bir takımınız da kendi derdlerine düşmüşlerdi. Haksız yere Allah hakkında, cahiliye devrinde olduğu gibi inanıyorlar. "Bu işte bizim bir fikrimiz var mı?" diyorlardı; De ki: "Buyruğun hepsi Allah'ındır". Sana açmadıklarını içlerinde gizliyorlar. "Bu işte bizim fikrimiz alınsaydı, burada öldürülmezdik" diyorlar. De ki: Evlerinizde olsaydınız, haklarında ölüm yazılı olan kimseler, yine de devrilecekleri yere varırlardı. Bu, Allah'ın içinizde olanı denemesi, kalblerinizde olanı arıtması içindir. Allah gönüllerde olanı bilir.
3:155
إِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَkimselerialladhīnaتَوَلَّوْا۟yüz çevirip gidentawallawمِنكُمْiçinizdenminkumيَوْمَgünyawmaٱلْتَقَىkarşılaştığıl-taqāٱلْجَمْعَانِiki topluluğunl-jamʿāniإِنَّمَاşüphesizinnamāٱسْتَزَلَّهُمُ(yoldan) kaydırmak istemiştiis'tazallahumuٱلشَّيْطَـٰنُşeytanl-shayṭānuبِبَعْضِbazıbibaʿḍiمَاdolayıكَسَبُوا۟ ۖyaptıkları işlerdenkasabūوَلَقَدْama elbettewalaqadعَفَاaffettiʿafāٱللَّهُAllahl-lahuعَنْهُمْ ۗonlarıʿanhumإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaغَفُورٌçok bağışlayandırghafūrunحَلِيمٌۭhalimdirḥalīmun١٥٥
İki topluluğun karşılaştığı gün, içinizden yüz çevirenlerin, yaptıklarının bir kısmından ötürü şeytan ayaklarını kaydırıp yoldan çıkarmak istemişti. Allah, and olsun ki, onları affetti. Allah bağışlayandır. Halim'dir.
3:156
يَـٰٓأَيُّهَاEyyāayyuhāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَامَنُوا۟inananlarāmanūلَاolmayınتَكُونُوا۟betakūnūكَٱلَّذِينَkimseler (gibi)ka-alladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(ler)kafarūوَقَالُوا۟ve diyenler (gibi)waqālūلِإِخْوَٰنِهِمْkardeşleri içinli-ikh'wānihimإِذَاzamanidhāضَرَبُوا۟sefere çıktıklarıḍarabūفِىyeryüzündeٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiأَوْya daawكَانُوا۟savaşa çıktıklarıkānūغُزًّۭىfightingghuzzanلَّوْeğerlawكَانُوا۟olsalardıkānūعِندَنَاbizim yanımızdaʿindanāمَاölmezlerdiمَاتُوا۟they (would have) diedmātūوَمَاve öldürülmezlerdiwamāقُتِلُوا۟they (would have) been killedqutilūلِيَجْعَلَyaparliyajʿalaٱللَّهُAllahl-lahuذَٰلِكَbu (düşünce ve sözlerini)dhālikaحَسْرَةًۭbir dertḥasratanفِىkalblerindeقُلُوبِهِمْ ۗtheir heartsqulūbihimوَٱللَّهُAllahtırwal-lahuيُحْىِۦyaşatanyuḥ'yīوَيُمِيتُ ۗve öldürenwayumītuوَٱللَّهُAllahwal-lahuبِمَاşeyleribimāتَعْمَلُونَyaptıklarınıztaʿmalūnaبَصِيرٌۭgörmektedirbaṣīrun١٥٦
Ey İnananlar! Yolculuğa çıkan veya savaşa giden kardeşleri hakkında: "Onlar yanımızda olsalardı ölmezler ve öldürülmezlerdi" diyen inkarcılar gibi olmayın ki, Allah bunu onların kalblerinde bir hasret olarak bıraksın. Dirilten de öldüren de Allah'tır. Allah işlediklerinizi görür.
3:157
وَلَئِنeğerwala-inقُتِلْتُمْöldürülürqutil'tumفِىyolundaسَبِيلِ(the) waysabīliٱللَّهِAllahl-lahiأَوْya daawمُتُّمْölürsenizmuttumلَمَغْفِرَةٌۭbağışlaması vardırlamaghfiratunمِّنَAllah'ınminaٱللَّهِAllahl-lahiوَرَحْمَةٌve rahmetiwaraḥmatunخَيْرٌۭdaha hayırlıdırkhayrunمِّمَّاşeylerdenmimmāيَجْمَعُونَonların topladıklarıyajmaʿūna١٥٧
Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, size Allah'tan onların topladıklarından hayırlı bir mağfiret ve rahmet vardır.
3:158
وَلَئِنelbettewala-inمُّتُّمْölürmuttumأَوْveyaawقُتِلْتُمْöldürülürsenizqutil'tumلَإِلَىelbettela-ilāٱللَّهِAllah'al-lahiتُحْشَرُونَgötürüleceksiniztuḥ'sharūna١٥٨
And olsun ki, ölseniz de, öldürülseniz de Allah katında toplanacaksınız.
3:159
فَبِمَاsebebiylefabimāرَحْمَةٍۢrahmetiraḥmatinمِّنَAllah'ınminaٱللَّهِAllahl-lahiلِنتَsen yumuşak davrandınlintaلَهُمْ ۖonlaralahumوَلَوْeğerwalawكُنتَolsaydınkuntaفَظًّاkabafaẓẓanغَلِيظَkatıghalīẓaٱلْقَلْبِyüreklil-qalbiلَٱنفَضُّوا۟dağılır giderlerdi'la-infaḍḍūمِنْçevrendenminحَوْلِكَ ۖaround youḥawlikaفَٱعْفُöyleyse affetfa-uʿ'fuعَنْهُمْonlarıʿanhumوَٱسْتَغْفِرْve mağfiret dilewa-is'taghfirلَهُمْonlar içinlahumوَشَاوِرْهُمْve onlara danışwashāwir'humفِىişiniٱلْأَمْرِ ۖthe matterl-amriفَإِذَاzamanfa-idhāعَزَمْتَkarar verdiğinʿazamtaفَتَوَكَّلْdayanfatawakkalعَلَىAllah'aʿalāٱللَّهِ ۚAllahl-lahiإِنَّelbetteinnaٱللَّهَAllahl-lahaيُحِبُّseveryuḥibbuٱلْمُتَوَكِّلِينَkendine dayanıp güvenenleril-mutawakilīna١٥٩
Allah'ın rahmetinden dolayı, sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı kalbli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi. Onları affet, onlara mağfiret dile, iş hakkında onlara danış, fakat karar verdin mi Allah'a güven, doğrusu Allah güvenenleri sever.
3:160
إِنeğerinيَنصُرْكُمُsize yardım ederseyanṣur'kumuٱللَّهُAllahl-lahuفَلَاartık yokturfalāغَالِبَyenecekghālibaلَكُمْ ۖsizilakumوَإِنve eğerwa-inيَخْذُلْكُمْsizi yüz üstü bırakırsayakhdhul'kumفَمَنkimdirfamanذَاkimsedhāٱلَّذِىthe one whoalladhīيَنصُرُكُمsize yardım edebilecekyanṣurukumمِّنۢO'ndan sonraminبَعْدِهِۦ ۗafter Himbaʿdihiوَعَلَىve Allah'awaʿalāٱللَّهِAllah l-lahiفَلْيَتَوَكَّلِdayansınlarfalyatawakkaliٱلْمُؤْمِنُونَMü'minlerl-mu'minūna١٦٠
Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur; eğer sizi yardımsız bırakıverirse, O'ndan başka size yardım edecek kimdir? İnananlar yalnız Allah'a güvensinler.
3:161
وَمَاve değildirwamāكَانَolur şeykānaلِنَبِىٍّbir peygamberinlinabiyyinأَنhiyanet etmesianيَغُلَّ ۚhe defraudsyaghullaوَمَنve kimwamanيَغْلُلْhıyanet ederseyaghlulيَأْتِgetiriryatiبِمَاşeyibimāغَلَّhıyanet ettiğighallaيَوْمَgünüyawmaٱلْقِيَـٰمَةِ ۚkıyametl-qiyāmatiثُمَّsonrathummaتُوَفَّىٰtastamam verilirtuwaffāكُلُّherkulluنَفْسٍۢkişiyenafsinمَّاne kiكَسَبَتْkazandıkasabatوَهُمْve onlarwahumلَاhiçbir haksızlığa uğratılmazlarيُظْلَمُونَbe wrongedyuẓ'lamūna١٦١
Hiçbir peygambere ganimete ve millet malına hiyanet yaraşmaz; haksızlık kim yaparsa, kıyamet günü yaptığı ile gelir, sonra, haksızlık yapılmaksızın herkese kazanmış olduğu ödenir.
3:162
أَفَمَنِhiç olur mu?afamaniٱتَّبَعَuyanittabaʿaرِضْوَٰنَrızasınariḍ'wānaٱللَّهِAllah'ınl-lahiكَمَنۢkimse gibikamanبَآءَuğrayanbāaبِسَخَطٍۢhışmınabisakhaṭinمِّنَAllah'ınminaٱللَّهِAllahl-lahiوَمَأْوَىٰهُve yeriwamawāhuجَهَنَّمُ ۚcehennem (olan)jahannamuوَبِئْسَne kötüwabi'saٱلْمَصِيرُsonuçtur orasıl-maṣīru١٦٢
Allah'ın rızasına uyan kimse, Allah'ın hışmına uğrayan gibi midir? Bu kimsenin varacağı yer cehennemdir; o ne kötü varılacak yerdir!
3:163
هُمْO(insa)nlarhumدَرَجَـٰتٌderece derecedirlerdarajātunعِندَkatındaʿindaٱللَّهِ ۗAllahl-lahiوَٱللَّهُAllahwal-lahuبَصِيرٌۢgörmektedirbaṣīrunبِمَاşeyleribimāيَعْمَلُونَonların yaptıklarıyaʿmalūna١٦٣
Onlar Allah katında derece derecedir. Allah, işlediklerini görmektedir.
3:164
لَقَدْandolsun kilaqadمَنَّlutufta bulundumannaٱللَّهُAllahl-lahuعَلَىkarşıʿalāٱلْمُؤْمِنِينَmü'minlerel-mu'minīnaإِذْgöndermekleidhبَعَثَHe raisedbaʿathaفِيهِمْkendilerinefīhimرَسُولًۭاbir elçirasūlanمِّنْkendi içlerindenminأَنفُسِهِمْthemselvesanfusihimيَتْلُوا۟okuyanyatlūعَلَيْهِمْonlaraʿalayhimءَايَـٰتِهِۦ(Allah'ın) ayetleriniāyātihiوَيُزَكِّيهِمْve kendilerini yüceltenwayuzakkīhimوَيُعَلِّمُهُمُve kendilerine öğretenwayuʿallimuhumuٱلْكِتَـٰبَKitapl-kitābaوَٱلْحِكْمَةَve hikmetiwal-ḥik'mataوَإِنbulunuyorlarkenwa-inكَانُوا۟they werekānūمِنdaha önceminقَبْلُbefore (that)qabluلَفِىiçindelafīضَلَـٰلٍۢbir sapıklıkḍalālinمُّبِينٍaçıkmubīnin١٦٤
And olsun ki Allah, inananlara, ayetlerini okuyan, onları arıtan, onlara Kitap ve hikmeti öğreten, kendilerinden bir peygamber göndermekle iyilikte bulunmuştur. Halbuki onlar, önceleri apaçık sapıklıkta idiler.
3:165
أَوَلَمَّآiçin mi?awalammāأَصَـٰبَتْكُمsize geldiğiaṣābatkumمُّصِيبَةٌۭbir belamuṣībatunقَدْdoğrusuqadأَصَبْتُمonların başlarına getirdiğiniz haldeaṣabtumمِّثْلَيْهَاonun iki katınımith'layhāقُلْتُمْdedinizqul'tumأَنَّىٰnereden (başımıza geldi)annāهَـٰذَا ۖbuhādhāقُلْde kiqulهُوَO (bela)huwaمِنْkendinizdendirminعِندِfromʿindiأَنفُسِكُمْ ۗyourselvesanfusikumإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaعَلَىٰüzerineʿalāكُلِّherkulliشَىْءٍۢşeyshayinقَدِيرٌۭkadirdirqadīrun١٦٥
Başkalarını iki misline uğrattığınız bir musibete kendiniz uğrayınca mı: "Bu nereden?" dersiniz? De ki: "O, kendi tarafınızdandır". Doğrusu Allah her şeye Kadir'dir.
3:166
وَمَآve şeywamāأَصَـٰبَكُمْsizin başınıza gelenaṣābakumيَوْمَgünyawmaٱلْتَقَىkarşılaştığıl-taqāٱلْجَمْعَانِiki topluluğunl-jamʿāniفَبِإِذْنِancak izniyledirfabi-idh'niٱللَّهِAllah'ınl-lahiوَلِيَعْلَمَve bilmesi içindirwaliyaʿlamaٱلْمُؤْمِنِينَinananlarıl-mu'minīna١٦٦
İki topluluğun karşılaştığı günde başınıza gelen, Allah'ın izniyledir. Bu, inananları da, münafıklık edenleri de belirtmesi içindir. Münafıklık edenlere: "gelin, Allah yolunda savaşın, veya hiç olmazsa savunmada bulunun" dendiği zaman: "Eğer savaşmayı bilseydik, ardınızdan gelirdik" dediler. O gün, onlar imandan çok inkara yakındılar. Kalblerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlar. Allah gizlediklerini onlardan iyi bilir.
3:167
وَلِيَعْلَمَve bilmesi içindirwaliyaʿlamaٱلَّذِينَkimselerialladhīnaنَافَقُوا۟ ۚiki yüzlülük edenlerināfaqūوَقِيلَdendiği haldewaqīlaلَهُمْonlaralahumتَعَالَوْا۟gelintaʿālawقَـٰتِلُوا۟savaşınqātilūفِىyolundaسَبِيلِ(the) waysabīliٱللَّهِAllahl-lahiأَوِya daawiٱدْفَعُوا۟ ۖsavununid'faʿūقَالُوا۟dedilerqālūلَوْeğerlawنَعْلَمُbilseydiknaʿlamuقِتَالًۭاsavaş (olacağını)qitālanلَّٱتَّبَعْنَـٰكُمْ ۗsizinle gelirdikla-ittabaʿnākumهُمْonlarhumلِلْكُفْرِküfrelil'kuf'riيَوْمَئِذٍo günyawma-idhinأَقْرَبُyakın idileraqrabuمِنْهُمْondanmin'humلِلْإِيمَـٰنِ ۚimandan (çok)lil'īmāniيَقُولُونَsöylüyorlaryaqūlūnaبِأَفْوَٰهِهِمağızlarıylabi-afwāhihimمَّاolmayanıلَيْسَwas notlaysaفِىiçindeقُلُوبِهِمْ ۗkalblerininqulūbihimوَٱللَّهُhalbuki Allahwal-lahuأَعْلَمُçok iyi bilmektediraʿlamuبِمَاşeyibimāيَكْتُمُونَiçlerinde sakladıklarıyaktumūna١٦٧
İki topluluğun karşılaştığı günde başınıza gelen, Allah'ın izniyledir. Bu, inananları da, münafıklık edenleri de belirtmesi içindir. Münafıklık edenlere: "gelin, Allah yolunda savaşın, veya hiç olmazsa savunmada bulunun" dendiği zaman: "Eğer savaşmayı bilseydik, ardınızdan gelirdik" dediler. O gün, onlar imandan çok inkara yakındılar. Kalblerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlar. Allah gizlediklerini onlardan iyi bilir.
3:168
ٱلَّذِينَkimselerealladhīnaقَالُوا۟diyen(lere)qālūلِإِخْوَٰنِهِمْkardeşleri içinli-ikh'wānihimوَقَعَدُوا۟(Savaştan geri kalıp) oturarakwaqaʿadūلَوْeğerlawأَطَاعُونَاbizim sözümüzü tutsalardıaṭāʿūnāمَاöldürülmezlerdiقُتِلُوا۟ ۗthey would have been killedqutilūقُلْde kiqulفَٱدْرَءُوا۟haydi savınfa-id'raūعَنْkendinizdenʿanأَنفُسِكُمُyourselvesanfusikumuٱلْمَوْتَölümül-mawtaإِنeğerinكُنتُمْisenizkuntumصَـٰدِقِينَdoğrulardanṣādiqīna١٦٨
Onlar oturup, kardeşleri için: "Bize itaat etselerdi öldürülmezlerdi" dediler. De ki: "Eğer doğru sözlü iseniz, ölümü kendinizden savın".
3:169
وَلَاsanmawalāتَحْسَبَنَّthinktaḥsabannaٱلَّذِينَkimselerialladhīnaقُتِلُوا۟öldürülenleriqutilūفِىyolundaسَبِيلِ(the) waysabīliٱللَّهِAllahl-lahiأَمْوَٰتًۢا ۚölüleramwātanبَلْbilakisbalأَحْيَآءٌ(onlar) diridirleraḥyāonعِندَkatındaʿindaرَبِّهِمْRablerirabbihimيُرْزَقُونَrızıklanmaktadırlaryur'zaqūna١٦٩
Allah yolunda öldürülenleri ölü saymayın, bilakis Rableri katında diridirler. Allah'ın bol nimetinden onlara verdiği şeylerle sevinç içinde rızıklanırlar, arkalarından kendilerine ulaşamayan kimselere, kendilerine korku olmadığını ve kendilerinin üzülmeyeceklerini müjde etmek isterler.
3:170
فَرِحِينَsevinirlerfariḥīnaبِمَآşeylerdenbimāءَاتَىٰهُمُkendilerine verdikleriātāhumuٱللَّهُAllah'ınl-lahuمِنlutfundanminفَضْلِهِۦHis Bountyfaḍlihiوَيَسْتَبْشِرُونَve müjdelemek isterlerwayastabshirūnaبِٱلَّذِينَkimselerebi-alladhīnaلَمْhenüz yetişemeyen(lere)lamيَلْحَقُوا۟yet joinedyalḥaqūبِهِمkendilerinebihimمِّنْarkalarındanminخَلْفِهِمْ(but are) left behind khalfihimأَلَّاkorku olmadığınaallāخَوْفٌfearkhawfunعَلَيْهِمْonlaraʿalayhimوَلَاonlarınwalāهُمْtheyhumيَحْزَنُونَüzüntüye uğramayacaklarınayaḥzanūna١٧٠
Allah yolunda öldürülenleri ölü saymayın, bilakis Rableri katında diridirler. Allah'ın bol nimetinden onlara verdiği şeylerle sevinç içinde rızıklanırlar, arkalarından kendilerine ulaşamayan kimselere, kendilerine korku olmadığını ve kendilerinin üzülmeyeceklerini müjde etmek isterler.
3:171
۞ يَسْتَبْشِرُونَmüjdelerler (sevinirler)yastabshirūnaبِنِعْمَةٍۢni'metinibiniʿ'matinمِّنَAllah'ınminaٱللَّهِAllahl-lahiوَفَضْلٍۢve lutfunuwafaḍlinوَأَنَّve muhakkakwa-annaٱللَّهَAllah'ınl-lahaلَاzayi etmeyeceğiniيُضِيعُlet go wasteyuḍīʿuأَجْرَecriniajraٱلْمُؤْمِنِينَmü'minlerinl-mu'minīna١٧١
Onlar Allah'tan olan bir nimeti, bolluğu ve Allah'ın, müminlerin ecrini zayi etmeyeceğini müjdelemek isterler.
3:172
ٱلَّذِينَO(mü'mi)nler kialladhīnaٱسْتَجَابُوا۟çağrısına uydularis'tajābūلِلَّهِAllah'ınlillahiوَٱلرَّسُولِve Elçininwal-rasūliمِنۢsonra bileminبَعْدِafterbaʿdiمَآne kiأَصَابَهُمُisabet ettiaṣābahumuٱلْقَرْحُ ۚbir yaral-qarḥuلِلَّذِينَonlar için vardırlilladhīnaأَحْسَنُوا۟güzel davrananlaraḥsanūمِنْهُمْonlardanmin'humوَٱتَّقَوْا۟ve korunanlar içinwa-ittaqawأَجْرٌbir ecirajrunعَظِيمٌpek büyükʿaẓīmun١٧٢
Kendileri savaşta yara aldıktan sonra Allah ve Peygamberin çağrısına koşanlara, hele onlardan iyilik edip sakınanlara büyük ecir vardır.
3:173
ٱلَّذِينَonlar kialladhīnaقَالَdeyinceqālaلَهُمُkendilerinelahumuٱلنَّاسُhalkl-nāsuإِنَّelbetteinnaٱلنَّاسَ(Düşman) İnsanlarl-nāsaقَدْmuhakkakqadجَمَعُوا۟(ordu) toplamışlarjamaʿūلَكُمْsize karşılakumفَٱخْشَوْهُمْonlardan korkunfa-ikh'shawhumفَزَادَهُمْ(bu söz) onların artırdıfazādahumإِيمَـٰنًۭاimanınıīmānanوَقَالُوا۟ve dediler kiwaqālūحَسْبُنَاbize yeterḥasbunāٱللَّهُAllahl-lahuوَنِعْمَve ne güzelwaniʿ'maٱلْوَكِيلُvekildirl-wakīlu١٧٣
İnsanlar onlara: "Düşmanınız olan insanlar size karşı bir ordu topladılar, onlardan korkun" dediler. Bu, onların imanını artırdı da: "Allah bize yeter. O ne güzel Vekil'dir" dediler.
3:174
فَٱنقَلَبُوا۟geri döndülerfa-inqalabūبِنِعْمَةٍۢbir ni'metlebiniʿ'matinمِّنَAllahtanminaٱللَّهِAllahl-lahiوَفَضْلٍۢve bolluklawafaḍlinلَّمْkendilerine dokunmadılamيَمْسَسْهُمْtouched themyamsashumسُوٓءٌۭhiçbir kötülüksūonوَٱتَّبَعُوا۟ve uydularwa-ittabaʿūرِضْوَٰنَrızasınariḍ'wānaٱللَّهِ ۗAllah'ınl-lahiوَٱللَّهُAllahwal-lahuذُوsahibidirdhūفَضْلٍlutuffaḍlinعَظِيمٍbüyükʿaẓīmin١٧٤
Bu yüzden kendilerine bir fenalık dokunmadan, Allah'tan nimet ve bollukla geri döndüler; Allah'ın rızasına uydular. Allah büyük, bol nimet sahibidir.
3:175
إِنَّمَاşüphesizinnamāذَٰلِكُمُişte odhālikumuٱلشَّيْطَـٰنُşeytanl-shayṭānuيُخَوِّفُsizi korkutuyoryukhawwifuأَوْلِيَآءَهُۥkendi dostlarındanawliyāahuفَلَاonlardan korkmayınfalāتَخَافُوهُمْfear themtakhāfūhumوَخَافُونِbenden korkunwakhāfūniإِنeğerinكُنتُمisenizkuntumمُّؤْمِنِينَinanmışmu'minīna١٧٥
İşte o şeytan ancak kendi dostlarını korkutur, inanmışsanız onlardan korkmayın, Benden korkun.
3:176
وَلَاseni üzmesinwalāيَحْزُنكَgrieve youyaḥzunkaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaيُسَـٰرِعُونَkoşan(lar)yusāriʿūnaفِىinkaraٱلْكُفْرِ ۚ[the] disbeliefl-kuf'riإِنَّهُمْelbette onlarinnahumلَنzarar veremezlerlanيَضُرُّوا۟will harmyaḍurrūٱللَّهَAllah'al-lahaشَيْـًۭٔا ۗhiçbirshayanيُرِيدُistiyoryurīduٱللَّهُAllahl-lahuأَلَّاkoymamakallāيَجْعَلَHe will setyajʿalaلَهُمْonlaralahumحَظًّۭاhiçbir nasipḥaẓẓanفِىahiretteٱلْـَٔاخِرَةِ ۖthe Hereafterl-ākhiratiوَلَهُمْve onlar için vardırwalahumعَذَابٌbir azabʿadhābunعَظِيمٌbüyükʿaẓīmun١٧٦
Küfürde yarışanlar seni üzmesin; şüphesiz onlar Allah'a bir zarar veremezler. Allah ahirette onlara bir pay vermemek istiyor; onlara büyük azab vardır.
3:177
إِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaٱشْتَرَوُا۟satın alan(lar)ish'tarawūٱلْكُفْرَinkarıl-kuf'raبِٱلْإِيمَـٰنِiman karşılığındabil-īmāniلَنzarar vermezlerlanيَضُرُّوا۟will they harmyaḍurrūٱللَّهَAllah'al-lahaشَيْـًۭٔاhiçbirshayanوَلَهُمْve onlar için vardırwalahumعَذَابٌbir azabʿadhābunأَلِيمٌۭacıklıalīmun١٧٧
İmanı inkara değişenler, şüphesiz Allah’a bir zarar veremiyeceklerdir. Elem verici azab onlaradır.
3:178
وَلَاsanmasınlarwalāيَحْسَبَنَّthinkyaḥsabannaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaكَفَرُوٓا۟inkar edenlerkafarūأَنَّمَاkiannamāنُمْلِىsüre vermemiznum'līلَهُمْkendilerinelahumخَيْرٌۭhayırlıdırkhayrunلِّأَنفُسِهِمْ ۚkendileri içinli-anfusihimإِنَّمَاbiz süre veriyoruzinnamāنُمْلِىWe give respitenum'līلَهُمْonlaralahumلِيَزْدَادُوٓا۟artırsınlar diyeliyazdādūإِثْمًۭا ۚgünahıith'manوَلَهُمْve onlar için vardırwalahumعَذَابٌۭbir azabʿadhābunمُّهِينٌۭalçaltıcımuhīnun١٧٨
İnkar edenler, kendilerine vermiş olduğumuz mühletin sakın kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Biz onlara ancak, günahları çoğalsın diye mühlet veriyoruz. Küçültücü azab onlaradır.
3:179
مَّاdeğildirكَانَiskānaٱللَّهُAllahl-lahuلِيَذَرَbırakacakliyadharaٱلْمُؤْمِنِينَmü'minleril-mu'minīnaعَلَىٰ(şu) üzerindeʿalāمَآbulunduğunuzأَنتُمْsizinantumعَلَيْهِ(hal) üzereʿalayhiحَتَّىٰkadarḥattāيَمِيزَayırıncayayamīzaٱلْخَبِيثَpis olanıl-khabīthaمِنَtemizdenminaٱلطَّيِّبِ ۗthe goodl-ṭayibiوَمَاve değildirwamāكَانَiskānaٱللَّهُAllahl-lahuلِيُطْلِعَكُمْsizi vâkıf kılacakliyuṭ'liʿakumعَلَىüzerineʿalāٱلْغَيْبِgaybl-ghaybiوَلَـٰكِنَّfakatwalākinnaٱللَّهَAllahl-lahaيَجْتَبِىseçeryajtabīمِنelçilerindenminرُّسُلِهِۦHis Messengersrusulihiمَنkimimanيَشَآءُ ۖdiliyorsayashāuفَـَٔامِنُوا۟o halde inanınfaāminūبِٱللَّهِAllah'abil-lahiوَرُسُلِهِۦ ۚve elçilerinewarusulihiوَإِنeğerwa-inتُؤْمِنُوا۟inanırtu'minūوَتَتَّقُوا۟ve korunursanızwatattaqūفَلَكُمْsizin için vardırfalakumأَجْرٌbir mükafatajrunعَظِيمٌۭbüyükʿaẓīmun١٧٩
Allah inananları sizin durumunuzda bırakacak değildir, temizi pisten ayıracaktır. Allah size gaybı bildirecek değildir; fakat Allah peygamberlerinden dilediğini seçip, ona gaybı bildirir. Artık Allah'a ve peygamberlerine inanın; inanır ve sakınırsanız size büyük ecir vardır.
3:180
وَلَاsanmasınlarwalāيَحْسَبَنَّthinkyaḥsabannaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaيَبْخَلُونَcimrilik eden(ler)yabkhalūnaبِمَآne kibimāءَاتَىٰهُمُkendilerine vermiştirātāhumuٱللَّهُAllahl-lahuمِنlütfundanminفَضْلِهِۦHis Bountyfaḍlihiهُوَohuwaخَيْرًۭاhayırlıdırkhayranلَّهُم ۖkendileri içinlahumبَلْ(hayır) bilakisbalهُوَohuwaشَرٌّۭşerlidirsharrunلَّهُمْ ۖkendileri içinlahumسَيُطَوَّقُونَboyunlarına dolandırılacaktırsayuṭawwaqūnaمَاşeylerبَخِلُوا۟cimrilik ettikleribakhilūبِهِۦonunlabihiيَوْمَgünüyawmaٱلْقِيَـٰمَةِ ۗkıyametl-qiyāmatiوَلِلَّهِAllah'ındırwalillahiمِيرَٰثُmirasımīrāthuٱلسَّمَـٰوَٰتِgöklerinl-samāwātiوَٱلْأَرْضِ ۗve yerinwal-arḍiوَٱللَّهُAllahwal-lahuبِمَاne kibimāتَعْمَلُونَyapıyorsunuztaʿmalūnaخَبِيرٌۭhaber alandırkhabīrun١٨٠
Allah'ın bol nimetinden verdiklerinde cimrilik edenler, sakın bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar, bilakis bu onların kötülüğünedir. Cimrilik yaptıkları şey, kıyamet günü boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah işlediklerinizden haberdardır.
3:181
لَّقَدْdoğrusulaqadسَمِعَişittisamiʿaٱللَّهُAllahl-lahuقَوْلَsözünüqawlaٱلَّذِينَkimselerinalladhīnaقَالُوٓا۟diyen(lerin)qālūإِنَّmuhakkakinnaٱللَّهَAllahl-lahaفَقِيرٌۭfakirdirfaqīrunوَنَحْنُve bizwanaḥnuأَغْنِيَآءُ ۘzenginizaghniyāuسَنَكْتُبُyazacağızsanaktubuمَاşeyleriقَالُوا۟onların dedikleriqālūوَقَتْلَهُمُve öldürmeleriniwaqatlahumuٱلْأَنۢبِيَآءَpeygamberleril-anbiyāaبِغَيْرِhaksız yerebighayriحَقٍّۢ(any) rightḥaqqinوَنَقُولُve diyeceğizwanaqūluذُوقُوا۟tadındhūqūعَذَابَazabınıʿadhābaٱلْحَرِيقِyangınl-ḥarīqi١٨١
And olsun ki, Allah: "Allah fakir; biz zenginiz" diyenlerin sözünü işitmiştir. Dediklerini ve haksız yere peygamberleri öldürdüklerini elbette yazacağız, "Yakıcı azabı tadın" diyeceğiz.
3:182
ذَٰلِكَbudhālikaبِمَاkarşılığıdırbimāقَدَّمَتْyapıp öne sürdürdüğününqaddamatأَيْدِيكُمْsizin ellerinizinaydīkumوَأَنَّve şüphesizwa-annaٱللَّهَAllahl-lahaلَيْسَasla değildirlaysaبِظَلَّامٍۢzulmedicibiẓallāminلِّلْعَبِيدِkullaralil'ʿabīdi١٨٢
"Bu, yaptığınızın karşılığıdır". Yoksa Allah kullara asla zulmetmez.
3:183
ٱلَّذِينَonlar kialladhīnaقَالُوٓا۟dedilerqālūإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaعَهِدَand verdiʿahidaإِلَيْنَآbizeilaynāأَلَّاinanmayalımallāنُؤْمِنَwe (should) believenu'minaلِرَسُولٍhiçbir elçiye;lirasūlinحَتَّىٰkadarḥattāيَأْتِيَنَاbize getirinceyeyatiyanāبِقُرْبَانٍۢbir kurbanbiqur'bāninتَأْكُلُهُyiyeceğitakuluhuٱلنَّارُ ۗateşinl-nāruقُلْde kiqulقَدْelbetteqadجَآءَكُمْsize gelmiştijāakumرُسُلٌۭelçilerrusulunمِّنbenden önceminقَبْلِىbefore meqablīبِٱلْبَيِّنَـٰتِaçık delillerlebil-bayinātiوَبِٱلَّذِىve bu dediğinizlewabi-alladhīقُلْتُمْyou speakqul'tumفَلِمَniçinfalimaقَتَلْتُمُوهُمْonları öldürdünüzqataltumūhumإِنeğerinكُنتُمْidiysenizkuntumصَـٰدِقِينَdoğruṣādiqīna١٨٣
"Doğrusu, ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmamak üzere Allah bize ahid verdi" diyenlere sen, de ki: "Benden önce peygamberler size belgeler ve dediğiniz şeyi getirdi. Doğru sözlü iseniz niçin onları öldürdünüz?"
3:184
فَإِنeğerfa-inكَذَّبُوكَseni yalanladılarsakadhabūkaفَقَدْdoğrusufaqadكُذِّبَyalanlanmıştıkudhibaرُسُلٌۭpeygamberler derusulunمِّنsenden önceminقَبْلِكَbefore youqablikaجَآءُوgetirenjāūبِٱلْبَيِّنَـٰتِaçık delillerbil-bayinātiوَٱلزُّبُرِhikmetli sahifelerwal-zuburiوَٱلْكِتَـٰبِve Kitabıwal-kitābiٱلْمُنِيرِaydınlatıcıl-munīri١٨٤
Seni yalancı saydılarsa, senden önce belgeler, sahifeler ve aydınlatıcı kitap getiren peygamberler de yalanlanmıştı.
3:185
كُلُّherkulluنَفْسٍۢcannafsinذَآئِقَةُtadacaktırdhāiqatuٱلْمَوْتِ ۗölümül-mawtiوَإِنَّمَاşüphesizwa-innamāتُوَفَّوْنَsize eksiksiz verilecektirtuwaffawnaأُجُورَكُمْecirlerinizujūrakumيَوْمَgünüyawmaٱلْقِيَـٰمَةِ ۖkıyametl-qiyāmatiفَمَنkim ki hemenfamanزُحْزِحَçekilip kurtarılırzuḥ'ziḥaعَنِateş(in elin)denʿaniٱلنَّارِthe Firel-nāriوَأُدْخِلَve sokulursawa-ud'khilaٱلْجَنَّةَcennetel-janataفَقَدْişte ofaqadفَازَ ۗkurtuluşa ermiştirfāzaوَمَاve değildirwamāٱلْحَيَوٰةُhayatıl-ḥayatuٱلدُّنْيَآdünyal-dun'yāإِلَّاbaşka bir şeyillāمَتَـٰعُzevktenmatāʿuٱلْغُرُورِaldatıcıl-ghurūri١٨٥
Her insan ölümü tadacaktır. Kıyamet günü, ecirleriniz size mutlaka ödenecektir. Ateşten uzaklaştırılıp cennete sokulan kimse artık kurtulmuştur. Dünya hayatı, zaten, sadece aldatıcı bir geçinmeden ibarettir.
3:186
۞ لَتُبْلَوُنَّdeneneceksinizlatub'lawunnaفِىٓhususundaأَمْوَٰلِكُمْmallarınızamwālikumوَأَنفُسِكُمْve canlarınızwa-anfusikumوَلَتَسْمَعُنَّve (sözler) duyacaksınızwalatasmaʿunnaمِنَkendilerineminaٱلَّذِينَthose whoalladhīnaأُوتُوا۟verilenlerdenūtūٱلْكِتَـٰبَKitapl-kitābaمِنsizden önceminقَبْلِكُمْbefore youqablikumوَمِنَkimselerdenwaminaٱلَّذِينَthose whoalladhīnaأَشْرَكُوٓا۟ortak koşan(lar)ashrakūأَذًۭىinciticiadhanكَثِيرًۭا ۚçokkathīranوَإِنamawa-inتَصْبِرُوا۟sabredertaṣbirūوَتَتَّقُوا۟ve korunursanızwatattaqūفَإِنَّşüphesizfa-innaذَٰلِكَişte bunlardhālikaمِنْyapmağa değerminعَزْمِthe mattersʿazmiٱلْأُمُورِişlerdendirl-umūri١٨٦
And olsun ki mallarınız ve canlarınızla sınanacaksınız; hiç şüphesiz, sizden önce Kitap verilenlerden ve Allah'a eş koşanlardan çok üzücü sözler işiteceksiniz. Sabreder ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız bilin ki, bu üzerinde sebat edilecek işlerdendir.
3:187
وَإِذْhaniwa-idhأَخَذَalmıştıakhadhaٱللَّهُAllahl-lahuمِيثَـٰقَsözmīthāqaٱلَّذِينَkendilerinealladhīnaأُوتُوا۟verilenlerdenūtūٱلْكِتَـٰبَKitapl-kitābaلَتُبَيِّنُنَّهُۥonu mutlaka açıklayacaksınızlatubayyinunnahuلِلنَّاسِinsanlaralilnnāsiوَلَاgizlemeyeceksinizwalāتَكْتُمُونَهُۥconceal ittaktumūnahuفَنَبَذُوهُfakat onlar (verdikleri sözü) attılarfanabadhūhuوَرَآءَardınawarāaظُهُورِهِمْsırtlarınınẓuhūrihimوَٱشْتَرَوْا۟ve aldılarwa-ish'tarawبِهِۦkarşılığındabihiثَمَنًۭاbir parathamananقَلِيلًۭا ۖazıcıkqalīlanفَبِئْسَne kötüfabi'saمَاşeyيَشْتَرُونَsatın alıyorlaryashtarūna١٨٧
Allah, Kitap verilenlerden, onu insanlara açıklayacaksınız ve gizlemeyeceksiniz, diye ahid almıştı. Onlar ise, onu arkalarına atıp az bir değere değiştiler. Alış verişleri ne kötüdür!
3:188
لَاsanmaتَحْسَبَنَّthinktaḥsabannaٱلَّذِينَkimselerialladhīnaيَفْرَحُونَsevinenyafraḥūnaبِمَآo ettiklerinebimāأَتَوا۟(they have) broughtatawوَّيُحِبُّونَve sevenlerinwayuḥibbūnaأَنövülmeyianيُحْمَدُوا۟they be praisedyuḥ'madūبِمَاşeylerlebimāلَمْyapmadıklarılamيَفْعَلُوا۟they do yafʿalūفَلَاve zannetmefalāتَحْسَبَنَّهُمthink (that) theytaḥsabannahumبِمَفَازَةٍۢkurtulacaklarınıbimafāzatinمِّنَazabdanminaٱلْعَذَابِ ۖthe punishmentl-ʿadhābiوَلَهُمْonlar için vardırwalahumعَذَابٌbir azabʿadhābunأَلِيمٌۭacıklıalīmun١٨٨
Ettiklerine sevinen ve yapmadıklarıyla övülmekten hoşlananların, sakın onların azabdan kurtulacaklarını sanma; elem verici azab onlaradır.
3:189
وَلِلَّهِve Allah'ındırwalillahiمُلْكُmülkümul'kuٱلسَّمَـٰوَٰتِgöklerinl-samāwātiوَٱلْأَرْضِ ۗve yerinwal-arḍiوَٱللَّهُAllahwal-lahuعَلَىٰheʿalāكُلِّeverykulliشَىْءٍۢşeyeshayinقَدِيرٌkadirdirqadīrun١٨٩
Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Allah her şeye Kadir'dir.
3:190
إِنَّelbetteinnaفِىyaratılışındaخَلْقِ(the) creationkhalqiٱلسَّمَـٰوَٰتِgöklerinl-samāwātiوَٱلْأَرْضِve yerinwal-arḍiوَٱخْتِلَـٰفِve gidip gelişindewa-ikh'tilāfiٱلَّيْلِgeceninal-layliوَٱلنَّهَارِve gündüzünwal-nahāriلَـَٔايَـٰتٍۢibretler vardırlaāyātinلِّأُو۟لِىsahipleri içinli-ulīٱلْأَلْبَـٰبِsağduyul-albābi١٩٠
Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde akıl sahiblerine şüphesiz deliller vardır.
3:191
ٱلَّذِينَonlar kialladhīnaيَذْكُرُونَanarlaryadhkurūnaٱللَّهَAllah'ıl-lahaقِيَـٰمًۭاayaktaqiyāmanوَقُعُودًۭاve oturarakwaquʿūdanوَعَلَىٰve üzerinewaʿalāجُنُوبِهِمْyanlarıjunūbihimوَيَتَفَكَّرُونَve düşünürlerwayatafakkarūnaفِىhakkındaخَلْقِyaratılışıkhalqiٱلسَّمَـٰوَٰتِgöklerinl-samāwātiوَٱلْأَرْضِve yerinwal-arḍiرَبَّنَاRabbimiz (derler)rabbanāمَاyaratmadınخَلَقْتَYou have createdkhalaqtaهَـٰذَاbunuhādhāبَـٰطِلًۭاboş yerebāṭilanسُبْحَـٰنَكَsen yücesinsub'ḥānakaفَقِنَاbizi korufaqināعَذَابَazabındanʿadhābaٱلنَّارِateşl-nāri١٩١
Onlar ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler: "Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın, Sen münezzehsin. Bizi ateşin azabından koru"
3:192
رَبَّنَآRabbimizrabbanāإِنَّكَşüphesiz seninnakaمَنkimimanتُدْخِلِsokarsantud'khiliٱلنَّارَateşel-nāraفَقَدْmuhakkak kifaqadأَخْزَيْتَهُۥ ۖonu perişan etmişsindirakhzaytahuوَمَاyokturwamāلِلظَّـٰلِمِينَzalimlerinlilẓẓālimīnaمِنْhiçbirminأَنصَارٍۢyardımcılarıanṣārin١٩٢
"Rabbimiz! Sen ateşe kimi sokarsan, onu şüphesiz rezil etmiş olursun, zulmedenlerin hiç yardımcıları yoktur".
3:193
رَّبَّنَآRabbimizrabbanāإِنَّنَاşüphesiz bizinnanāسَمِعْنَاişittiksamiʿ'nāمُنَادِيًۭاbir davetçimunādiyanيُنَادِىçağıranyunādīلِلْإِيمَـٰنِimanalil'īmāniأَنْinanın (diyerek)anءَامِنُوا۟BelieveāminūبِرَبِّكُمْRabbinizebirabbikumفَـَٔامَنَّا ۚhemen inandıkfaāmannāرَبَّنَاRabbimizrabbanāفَٱغْفِرْbağışlafa-igh'firلَنَاbizimlanāذُنُوبَنَاgünahlarımızıdhunūbanāوَكَفِّرْve örtwakaffirعَنَّاkötülüklerimiziʿannāسَيِّـَٔاتِنَاour evil deedssayyiātināوَتَوَفَّنَاve canımızı alwatawaffanāمَعَberabermaʿaٱلْأَبْرَارِiyilerlel-abrāri١٩٣
"Rabbimiz! Doğrusu biz Rabbinize inanın diye inanmaya çağıran bir çağırıcıyı işittik de iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bize bağışla, kötülüklerimizi ört, canımızi iyilerle beraber al".
3:194
رَبَّنَاRabbimizrabbanāوَءَاتِنَاve bize verwaātināمَاşeyiوَعَدتَّنَاva'dettiğinwaʿadttanāعَلَىٰelçilerineʿalāرُسُلِكَYour Messengersrusulikaوَلَاbizi rezil perişan etme'walāتُخْزِنَاdisgrace ustukh'zināيَوْمَgünüyawmaٱلْقِيَـٰمَةِ ۗkıyametl-qiyāmatiإِنَّكَzira seninnakaلَاcaymazsınتُخْلِفُbreaktukh'lifuٱلْمِيعَادَverdiğin sözdenl-mīʿāda١٩٤
"Rabbimiz! Peygamberlerinle vadettiklerini bize ver, kıyamet günü bizi rezil etme. Sen şüphesiz sözünden caymazsın".
3:195
فَٱسْتَجَابَve karşılık verdifa-is'tajābaلَهُمْonlaralahumرَبُّهُمْRablerirabbuhumأَنِّىelbette benannīلَآzayi etmeyeceğimأُضِيعُ(let go) wasteuḍīʿuعَمَلَişiniʿamalaعَـٰمِلٍۢ(hiçbir) çalışanınʿāmilinمِّنكُمsizdenminkumمِّنerkekminذَكَرٍ(whether) maledhakarinأَوْveyaawأُنثَىٰ ۖkadınunthāبَعْضُكُمhepinizbaʿḍukumمِّنۢbirbirinizdensinizminبَعْضٍۢ ۖ(the) otherbaʿḍinفَٱلَّذِينَkimselerfa-alladhīnaهَاجَرُوا۟göç eden(ler)hājarūوَأُخْرِجُوا۟ve çıkarılanlarwa-ukh'rijūمِنyurtlarındanminدِيَـٰرِهِمْtheir homesdiyārihimوَأُوذُوا۟ve işkence edilenlerwaūdhūفِىbenim yolumdaسَبِيلِىMy waysabīlīوَقَـٰتَلُوا۟ve vuruşanlarwaqātalūوَقُتِلُوا۟ve öldürülenlerwaqutilūلَأُكَفِّرَنَّelbette örteceğimla-ukaffirannaعَنْهُمْonlarınʿanhumسَيِّـَٔاتِهِمْkötülüklerinisayyiātihimوَلَأُدْخِلَنَّهُمْve onları sokacağımwala-ud'khilannahumجَنَّـٰتٍۢcennetlerejannātinتَجْرِىakantajrīمِنaltlarındanminتَحْتِهَاunderneath themtaḥtihāٱلْأَنْهَـٰرُırmaklarl-anhāruثَوَابًۭاbir karşılık olarakthawābanمِّنْkatındanminعِندِ[near]ʿindiٱللَّهِ ۗAllahl-lahiوَٱللَّهُAllahwal-lahuعِندَهُۥkatındadırʿindahuحُسْنُen güzeliḥus'nuٱلثَّوَابِkarşılıklarınl-thawābi١٩٥
Rableri dualarını kabul etti: "Birbirinizden meydana gelen sizlerden, erkek olsun, kadın olsun, iş yapanın işini boşa çıkarmam. Hicret edenlerin, memleketlerinden çıkarılanların, yolumda ezaya uğratılanların, savaşan ve öldürülenlerin günahlarını elbette örteceğim. And olsun ki, Allah katından bir nimet olarak, onları içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Nimetin güzeli Allah katındadır".
3:196
لَاseni aldatmasınيَغُرَّنَّكَdeceive youyaghurrannakaتَقَلُّبُgezip dolaşmasıtaqallubuٱلَّذِينَkimselerinalladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(lerin)kafarūفِىşehirlerdeٱلْبِلَـٰدِthe landl-bilādi١٩٦
İnkar edenlerin diyar diyar gezip refah içinde dolaşması sakın seni aldatmasın; az bir faydalanmadan sonra onların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü duraktır!..
3:197
مَتَـٰعٌۭbir geçimdirmatāʿunقَلِيلٌۭazıcıkqalīlunثُمَّsonrathummaمَأْوَىٰهُمْgidecekleri yermawāhumجَهَنَّمُ ۚcehennemdirjahannamuوَبِئْسَve ne kötüwabi'saٱلْمِهَادُyataktır (orası)l-mihādu١٩٧
İnkar edenlerin diyar diyar gezip refah içinde dolaşması sakın seni aldatmasın; az bir faydalanmadan sonra onların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü duraktır!..
3:198
لَـٰكِنِfakatlākiniٱلَّذِينَkimselerealladhīnaٱتَّقَوْا۟korkan(lara)ittaqawرَبَّهُمْRablerindenrabbahumلَهُمْvardırlahumجَنَّـٰتٌۭcennetlerjannātunتَجْرِىakantajrīمِنaltlarındanminتَحْتِهَاunderneath themtaḥtihāٱلْأَنْهَـٰرُırmaklarl-anhāruخَـٰلِدِينَebedi kalacaklarkhālidīnaفِيهَاoradafīhāنُزُلًۭاağırlanacaklardırnuzulanمِّنْtarafındanminعِندِ[near]ʿindiٱللَّهِ ۗAllahl-lahiوَمَاbulunanlar isewamāعِندَyanındaʿindaٱللَّهِAllahl-lahiخَيْرٌۭdaha hayırlıdırkhayrunلِّلْأَبْرَارِiyiler içinlil'abrāri١٩٨
Fakat Rablerinden sakınanlara, Allah katından konukluklar bulunan, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetler vardır. Allah katındaki şeyler, iyi olanlar için daha hayırlıdır.
3:199
وَإِنَّdoğrusuwa-innaمِنْehlindenminأَهْلِ(the) PeopleahliٱلْكِتَـٰبِKitapl-kitābiلَمَنöyleleri var kilamanيُؤْمِنُinanırlaryu'minuبِٱللَّهِAllah'abil-lahiوَمَآve şeyewamāأُنزِلَindirileneunzilaإِلَيْكُمْsizeilaykumوَمَآve şeyewamāأُنزِلَindirileneunzilaإِلَيْهِمْkendilerineilayhimخَـٰشِعِينَsaygılıdırlarkhāshiʿīnaلِلَّهِAllah'a karşılillahiلَاsatmazlarيَشْتَرُونَ(do) they exchangeyashtarūnaبِـَٔايَـٰتِayetlerinibiāyātiٱللَّهِAllah'ınl-lahiثَمَنًۭاparayathamananقَلِيلًا ۗazıcıkqalīlanأُو۟لَـٰٓئِكَonlarınulāikaلَهُمْvardırlahumأَجْرُهُمْödülleriajruhumعِندَkatındaʿindaرَبِّهِمْ ۗRablerirabbihimإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaسَرِيعُçabuk görendirsarīʿuٱلْحِسَابِhesabıl-ḥisābi١٩٩
Kitap ehlinden Allah'a huşu duyarak inanıp, Allah'ın ayetlerini az bir değere değişmeyenler vardır. İşte onların ecirleri Rablerinin katındadır. Şüphesiz Allah'ın hesabı çabuktur.
3:200
يَـٰٓأَيُّهَاEyyāayyuhāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَامَنُوا۟inanan(lar)āmanūٱصْبِرُوا۟sabrediniṣ'birūوَصَابِرُوا۟ve sabırda direninwaṣābirūوَرَابِطُوا۟ve savaşa hazırlıklı uyanık bulunun'warābiṭūوَٱتَّقُوا۟ve korkunwa-ittaqūٱللَّهَAllah'tanl-lahaلَعَلَّكُمْumulur kilaʿallakumتُفْلِحُونَbaşarıya eresiniztuf'liḥūna٢٠٠
Ey İnananlar! Sabredin, düşmanlarınızdan daha sabırlı olun, cihada hazır bulunun, Allah'a karşı gelmekten sakının ki başarıya erişebilesiniz.