3

Ali İmran

Medeni 200 Ayet Cüz 3
آل عمران
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
3:1
الٓمٓ Elif Lâm Mîm alif-lam-meem
Elif Lâm Mîm
١ (1)
(1)
Elif, Lam, Mim.
3:2
ٱللَّهُ Allah (ki) al-lahu
Allah (ki)
لَآ yoktur
yoktur
إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı
إِلَّا başka illā
başka
هُوَ O'ndan huwa
O'ndan
ٱلْحَىُّ daima diridir l-ḥayu
daima diridir
ٱلْقَيُّومُ (yaratıklarını) koruyup yöneticidir l-qayūmu
(yaratıklarını) koruyup yöneticidir
٢ (2)
(2)
Allah, Ondan başka tanrı olmayan, diri, her an yaratıklarını gözetip durandır.
3:3
نَزَّلَ indirdi nazzala
indirdi
عَلَيْكَ sana ʿalayka
sana
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı
بِٱلْحَقِّ hak ile bil-ḥaqi
hak ile
مُصَدِّقًۭا doğrulayıcı olarak muṣaddiqan
doğrulayıcı olarak
لِّمَا kendinden öncekini limā
kendinden öncekini
بَيْنَ (was) bayna
(was)
يَدَيْهِ before it yadayhi
before it
وَأَنزَلَ ve indirmişti wa-anzala
ve indirmişti
ٱلتَّوْرَىٰةَ Tevrat l-tawrāta
Tevrat
وَٱلْإِنجِيلَ ve İncil'i de wal-injīla
ve İncil'i de
٣ (3)
(3)
Kendisinden önceki Kitapları tasdik eden Hak Kitap'ı sana indirdi. Önceden insanlara yol gösterici olarak Tevrat ve İncil'i de indirmişti. O, doğruyu yanlıştan ayıran Kitap'ı indirdi. Doğrusu Allah'ın ayetlerini inkar edenler için şiddetli azab vardır. Allah güçlüdür, mazlumların öcünü alır.
3:4
مِن daha önce min
daha önce
قَبْلُ before (this) qablu
before (this)
هُدًۭى yol gösterici olarak hudan
yol gösterici olarak
لِّلنَّاسِ insanlara lilnnāsi
insanlara
وَأَنزَلَ ve indirdi wa-anzala
ve indirdi
ٱلْفُرْقَانَ ۗ Furkan'ı da l-fur'qāna
Furkan'ı da
إِنَّ muhakkak ki inna
muhakkak ki
ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere
كَفَرُوا۟ inkar eden kafarū
inkar eden
بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini biāyāti
ayetlerini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
لَهُمْ onlara vardır lahum
onlara vardır
عَذَابٌۭ bir azab ʿadhābun
bir azab
شَدِيدٌۭ ۗ çetin shadīdun
çetin
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
عَزِيزٌۭ daima üstündür ʿazīzun
daima üstündür
ذُو öc alandır dhū
öc alandır
ٱنتِقَامٍ (of) retribution intiqāmin
(of) retribution
٤ (4)
(4)
Kendisinden önceki Kitapları tasdik eden Hak Kitap'ı sana indirdi. Önceden insanlara yol gösterici olarak Tevrat ve İncil'i de indirmişti. O, doğruyu yanlıştan ayıran Kitap'ı indirdi. Doğrusu Allah'ın ayetlerini inkar edenler için şiddetli azab vardır. Allah güçlüdür, mazlumların öcünü alır.
3:5
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
لَا gizli kalmaz
gizli kalmaz
يَخْفَىٰ is hidden yakhfā
is hidden
عَلَيْهِ ona ʿalayhi
ona
شَىْءٌۭ hiçbir şey shayon
hiçbir şey
فِى yerde
yerde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
وَلَا ve gökte walā
ve gökte
فِى in
in
ٱلسَّمَآءِ the heaven l-samāi
the heaven
٥ (5)
(5)
Şüphesiz gökte ve yerde hiçbir şey Allah'tan gizli kalmaz.
3:6
هُوَ O'dur huwa
O'dur
ٱلَّذِى sizi şekillendiren alladhī
sizi şekillendiren
يُصَوِّرُكُمْ shapes you yuṣawwirukum
shapes you
فِى rahimlerde
rahimlerde
ٱلْأَرْحَامِ the wombs l-arḥāmi
the wombs
كَيْفَ gibi kayfa
gibi
يَشَآءُ ۚ dilediği yashāu
dilediği
لَآ yoktur
yoktur
إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı
إِلَّا başka illā
başka
هُوَ O'ndan huwa
O'ndan
ٱلْعَزِيزُ azizdir l-ʿazīzu
azizdir
ٱلْحَكِيمُ hüküm ve hikmet sahibidir l-ḥakīmu
hüküm ve hikmet sahibidir
٦ (6)
(6)
Ana rahminde sizi dilediği gibi şekillendiren O'dur. O'ndan başka tanrı yoktur, güçlüdür, Hakim'dir.
3:7
هُوَ O huwa
O
ٱلَّذِىٓ indirdi alladhī
indirdi
أَنزَلَ revealed anzala
revealed
عَلَيْكَ sana ʿalayka
sana
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı
مِنْهُ Onun min'hu
Onun
ءَايَـٰتٌۭ (bazı) ayetleri āyātun
(bazı) ayetleri
مُّحْكَمَـٰتٌ muhkemdir (ki) muḥ'kamātun
muhkemdir (ki)
هُنَّ onlar hunna
onlar
أُمُّ anasıdır ummu
anasıdır
ٱلْكِتَـٰبِ Kitabın l-kitābi
Kitabın
وَأُخَرُ ve diğerleri de wa-ukharu
ve diğerleri de
مُتَشَـٰبِهَـٰتٌۭ ۖ müteşabihdir mutashābihātun
müteşabihdir
فَأَمَّا olanlar fa-ammā
olanlar
ٱلَّذِينَ kalblerinde alladhīna
kalblerinde
فِى in
in
قُلُوبِهِمْ their hearts qulūbihim
their hearts
زَيْغٌۭ eğrilik zayghun
eğrilik
فَيَتَّبِعُونَ ardına düşerler fayattabiʿūna
ardına düşerler
مَا olanlarının
olanlarının
تَشَـٰبَهَ müteşabih tashābaha
müteşabih
مِنْهُ onun min'hu
onun
ٱبْتِغَآءَ çıkarmak için ib'tighāa
çıkarmak için
ٱلْفِتْنَةِ fitne l-fit'nati
fitne
وَٱبْتِغَآءَ ve bulmak için wa-ib'tighāa
ve bulmak için
تَأْوِيلِهِۦ ۗ onun te'vilini tawīlihi
onun te'vilini
وَمَا oysa wamā
oysa
يَعْلَمُ bilmez yaʿlamu
bilmez
تَأْوِيلَهُۥٓ onun te'vilini tawīlahu
onun te'vilini
إِلَّا başka kimse illā
başka kimse
ٱللَّهُ ۗ Allah'tan l-lahu
Allah'tan
وَٱلرَّٰسِخُونَ ileri gidenler wal-rāsikhūna
ileri gidenler
فِى ilimde
ilimde
ٱلْعِلْمِ [the] knowledge l-ʿil'mi
[the] knowledge
يَقُولُونَ derler yaqūlūna
derler
ءَامَنَّا inandık āmannā
inandık
بِهِۦ Ona bihi
Ona
كُلٌّۭ hepsi kullun
hepsi
مِّنْ katındandır min
katındandır
عِندِ from ʿindi
from
رَبِّنَا ۗ Rabbimiz rabbinā
Rabbimiz
وَمَا düşünüp öğüt almaz wamā
düşünüp öğüt almaz
يَذَّكَّرُ will take heed yadhakkaru
will take heed
إِلَّآ başkası illā
başkası
أُو۟لُوا۟ sahiplerinden ulū
sahiplerinden
ٱلْأَلْبَـٰبِ sağduyu l-albābi
sağduyu
٧ (7)
(7)
Sana Kitap'ı indiren O'dur. Onda Kitap'ın temeli olan kesin anlamlı ayetler vardır, diğerleri de çeşitli anlamlıdırlar. Kalblerinde eğrilik olan kimseler, fitne çıkarmak, kendilerine göre yorumlamak için onların çeşitli anlamlı olanlarına uyarlar. Oysa onların yorumunu ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar: "Ona inandık, hepsi Rabbimiz'in katındandır" derler. Bunu ancak akıl sahipleri düşünür;
3:8
رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
لَا eğriltme
eğriltme
تُزِغْ deviate tuzigh
deviate
قُلُوبَنَا kalblerimizi qulūbanā
kalblerimizi
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
إِذْ bizi doğru yola ilettikten idh
bizi doğru yola ilettikten
هَدَيْتَنَا You (have) guided us hadaytanā
You (have) guided us
وَهَبْ ve ver wahab
ve ver
لَنَا bize lanā
bize
مِن katından min
katından
لَّدُنكَ Yourself ladunka
Yourself
رَحْمَةً ۚ bir rahmet raḥmatan
bir rahmet
إِنَّكَ kuşkusuz sen innaka
kuşkusuz sen
أَنتَ yalnız sen anta
yalnız sen
ٱلْوَهَّابُ çok bağış yapansın l-wahābu
çok bağış yapansın
٨ (8)
(8)
Rabbimiz! Bizi doğru yola erdirdikten sonra kalblerimizi eğriltme, katından bize rahmet bağışla; şüphesiz Sen sonsuz bağışta bulunansın.
3:9
رَبَّنَآ Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
إِنَّكَ sen mutlaka innaka
sen mutlaka
جَامِعُ toplayacaksın jāmiʿu
toplayacaksın
ٱلنَّاسِ insanları l-nāsi
insanları
لِيَوْمٍۢ bir günde liyawmin
bir günde
لَّا asla şüphe olmayan
asla şüphe olmayan
رَيْبَ doubt rayba
doubt
فِيهِ ۚ kendisinde fīhi
kendisinde
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَا dönmez
dönmez
يُخْلِفُ break yukh'lifu
break
ٱلْمِيعَادَ sözünden l-mīʿāda
sözünden
٩ (9)
(9)
Rabbimiz! Doğrusu geleceği şüphe götürmeyen günde, insanları toplayacak olan Sensin. Şüphesiz ki Allah verdiği sözden caymaz.
3:10
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
لَن yarar sağlamaz lan
yarar sağlamaz
تُغْنِىَ will avail tugh'niya
will avail
عَنْهُمْ onlara ʿanhum
onlara
أَمْوَٰلُهُمْ malları amwāluhum
malları
وَلَآ ne de walā
ne de
أَوْلَـٰدُهُم çocukları awlāduhum
çocukları
مِّنَ karşı mina
karşı
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
شَيْـًۭٔا ۖ hiçbir shayan
hiçbir
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte wa-ulāika
işte
هُمْ onlar hum
onlar
وَقُودُ yakıtıdırlar waqūdu
yakıtıdırlar
ٱلنَّارِ ateşin l-nāri
ateşin
١٠ (10)
(10)
İnkar edenlerin malları ve çocukları, Allah'a karşı onlara bir şey sağlamaz. İşte onlar ateşin yakıtlarıdır.
3:11
كَدَأْبِ durumu gibi kadabi
durumu gibi
ءَالِ ailesinin āli
ailesinin
فِرْعَوْنَ Fir'avn fir'ʿawna
Fir'avn
وَٱلَّذِينَ ve kimselerin wa-alladhīna
ve kimselerin
مِن onlardan önceki min
onlardan önceki
قَبْلِهِمْ ۚ before them qablihim
before them
كَذَّبُوا۟ onlar da yalanladılar kadhabū
onlar da yalanladılar
بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi
فَأَخَذَهُمُ onları yakaladı fa-akhadhahumu
onları yakaladı
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِذُنُوبِهِمْ ۗ günahlarıyla bidhunūbihim
günahlarıyla
وَٱللَّهُ Allah'ın wal-lahu
Allah'ın
شَدِيدُ çetindir shadīdu
çetindir
ٱلْعِقَابِ cezası l-ʿiqābi
cezası
١١ (11)
(11)
Bunların tutumu, Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin tutumu gibi ki, ayetlerimizi yalanladılar da Allah onları günahlarından dolayı yok (helak) etti. Allah'ın cezalandırması şiddetlidir.
3:12
قُل söyle qul
söyle
لِّلَّذِينَ kimselere lilladhīna
kimselere
كَفَرُوا۟ inkar edenlere kafarū
inkar edenlere
سَتُغْلَبُونَ yenileceksiniz satugh'labūna
yenileceksiniz
وَتُحْشَرُونَ ve sürüleceksiniz watuḥ'sharūna
ve sürüleceksiniz
إِلَىٰ cehenneme ilā
cehenneme
جَهَنَّمَ ۚ Hell jahannama
Hell
وَبِئْسَ (orası) ne kötü wabi'sa
(orası) ne kötü
ٱلْمِهَادُ bir döşektir l-mihādu
bir döşektir
١٢ (12)
(12)
İnkar edenlere: "Yenileceksiniz, toplanıp cehenneme sürüleceksiniz, orası ne kötü döşektir" de.
3:13
قَدْ muhakak qad
muhakak
كَانَ sizin için vardır kāna
sizin için vardır
لَكُمْ for you lakum
for you
ءَايَةٌۭ bir ibret āyatun
bir ibret
فِى şu iki toplulukta
şu iki toplulukta
فِئَتَيْنِ (the) two hosts fi-atayni
(the) two hosts
ٱلْتَقَتَا ۖ karşılaşan l-taqatā
karşılaşan
فِئَةٌۭ bir topluluk fi-atun
bir topluluk
تُقَـٰتِلُ çarpışıyordu tuqātilu
çarpışıyordu
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَأُخْرَىٰ öteki de wa-ukh'rā
öteki de
كَافِرَةٌۭ nankördü kāfiratun
nankördü
يَرَوْنَهُم onları görüyorlardı yarawnahum
onları görüyorlardı
مِّثْلَيْهِمْ kendilerinin iki katı mith'layhim
kendilerinin iki katı
رَأْىَ görüşüyle raya
görüşüyle
ٱلْعَيْنِ ۚ gözlerinin l-ʿayni
gözlerinin
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
يُؤَيِّدُ destekler yu-ayyidu
destekler
بِنَصْرِهِۦ yardımıyle binaṣrihi
yardımıyle
مَن kimseyi man
kimseyi
يَشَآءُ ۗ dilediği yashāu
dilediği
إِنَّ elbette inna
elbette
فِى bunda
bunda
ذَٰلِكَ that dhālika
that
لَعِبْرَةًۭ bir ibret vardır laʿib'ratan
bir ibret vardır
لِّأُو۟لِى olanlar için li-ulī
olanlar için
ٱلْأَبْصَـٰرِ gözleri l-abṣāri
gözleri
١٣ (13)
(13)
Karşı karşıya gelen iki topluluğun durumlarında sizin için ibret vardır; biri Allah yolunda savaşanlardır, diğeri inkarcılardır ki, bunlar karşı tarafı gözleriyle kendilerinin iki misli görüyorlardı. Allah dilediğini yardımıyla destekler. Bunda görebilenler için ibret vardır.
3:14
زُيِّنَ süslü (cazip) gösterildi zuyyina
süslü (cazip) gösterildi
لِلنَّاسِ insanlara lilnnāsi
insanlara
حُبُّ aşırı düşkünlük ḥubbu
aşırı düşkünlük
ٱلشَّهَوَٰتِ zevklere l-shahawāti
zevklere
مِنَ kadınlardan mina
kadınlardan
ٱلنِّسَآءِ [the] women l-nisāi
[the] women
وَٱلْبَنِينَ ve oğullardan wal-banīna
ve oğullardan
وَٱلْقَنَـٰطِيرِ ve kantarlarca wal-qanāṭīri
ve kantarlarca
ٱلْمُقَنطَرَةِ yığılmış l-muqanṭarati
yığılmış
مِنَ altından mina
altından
ٱلذَّهَبِ [the] gold l-dhahabi
[the] gold
وَٱلْفِضَّةِ ve gümüşten wal-fiḍati
ve gümüşten
وَٱلْخَيْلِ ve atlardan wal-khayli
ve atlardan
ٱلْمُسَوَّمَةِ salma l-musawamati
salma
وَٱلْأَنْعَـٰمِ davarlardan wal-anʿāmi
davarlardan
وَٱلْحَرْثِ ۗ ve ekinlerden (gelen) wal-ḥarthi
ve ekinlerden (gelen)
ذَٰلِكَ bunlar (sadece) dhālika
bunlar (sadece)
مَتَـٰعُ geçimidir matāʿu
geçimidir
ٱلْحَيَوٰةِ hayatının l-ḥayati
hayatının
ٱلدُّنْيَا ۖ dünya l-dun'yā
dünya
وَٱللَّهُ Allah'ın wal-lahu
Allah'ın
عِندَهُۥ yanındadır ʿindahu
yanındadır
حُسْنُ güzel ḥus'nu
güzel
ٱلْمَـَٔابِ varılacak yer l-maābi
varılacak yer
١٤ (14)
(14)
Kadınlara, oğullara, kantar kantar altın ve gümüşe, nişanlı atlar ve develere, ekinlere karşı aşırı sevgi beslemek insanlara güzel gösterilmiştir. Bunlar dünya hayatının nimetleridir, oysa gidilecek yerin güzeli Allah katındadır.
3:15
۞ قُلْ de ki qul
de ki
أَؤُنَبِّئُكُم size söyleyeyim mi? a-unabbi-ukum
size söyleyeyim mi?
بِخَيْرٍۢ daha iyisini bikhayrin
daha iyisini
مِّن bunlardan min
bunlardan
ذَٰلِكُمْ ۚ that dhālikum
that
لِلَّذِينَ korunanlar için vardır lilladhīna
korunanlar için vardır
ٱتَّقَوْا۟ fear[ed] ittaqaw
fear[ed]
عِندَ katında ʿinda
katında
رَبِّهِمْ Rableri rabbihim
Rableri
جَنَّـٰتٌۭ cennetler jannātun
cennetler
تَجْرِى akan tajrī
akan
مِن altlarından min
altlarından
تَحْتِهَا underneath them taḥtihā
underneath them
ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar
خَـٰلِدِينَ sürekli kalacakları khālidīna
sürekli kalacakları
فِيهَا içinde fīhā
içinde
وَأَزْوَٰجٌۭ ve eşler wa-azwājun
ve eşler
مُّطَهَّرَةٌۭ tertemiz muṭahharatun
tertemiz
وَرِضْوَٰنٌۭ ve rızası wariḍ'wānun
ve rızası
مِّنَ Allah'ın mina
Allah'ın
ٱللَّهِ ۗ Allah l-lahi
Allah
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
بَصِيرٌۢ görür baṣīrun
görür
بِٱلْعِبَادِ kullarını bil-ʿibādi
kullarını
١٥ (15)
(15)
De ki: Bundan daha iyisini size haber vereyim mi? Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, Rab'lerinin katında, altlarından ırmaklar akan ve orada temelli kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah'ın rızası vardır. Allah kullarını hakkiyle görücüdür.
3:16
ٱلَّذِينَ (onlar ki) alladhīna
(onlar ki)
يَقُولُونَ derler yaqūlūna
derler
رَبَّنَآ Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
إِنَّنَآ gerçekten biz innanā
gerçekten biz
ءَامَنَّا inandık āmannā
inandık
فَٱغْفِرْ bağışla fa-igh'fir
bağışla
لَنَا bizden lanā
bizden
ذُنُوبَنَا günahlarımızı dhunūbanā
günahlarımızı
وَقِنَا ve bizi koru waqinā
ve bizi koru
عَذَابَ azabından ʿadhāba
azabından
ٱلنَّارِ ateş l-nāri
ateş
١٦ (16)
(16)
Onlar ki, "Rabbimiz! Biz şüphesiz inandık, bunun için günahlarımızı bize bağışla ve bizi ateşin azabından koru" diyen, sabreden, doğru olan, gönülden kulluk eden, hayra sarfeden ve seher vakitlerinde bağışlanma dileyenlerdir.
3:17
ٱلصَّـٰبِرِينَ sabredenler al-ṣābirīna
sabredenler
وَٱلصَّـٰدِقِينَ ve sadık olanlar wal-ṣādiqīna
ve sadık olanlar
وَٱلْقَـٰنِتِينَ ve gönülden itaat edenler wal-qānitīna
ve gönülden itaat edenler
وَٱلْمُنفِقِينَ ve infak edenler wal-munfiqīna
ve infak edenler
وَٱلْمُسْتَغْفِرِينَ ve istiğfar edenler wal-mus'taghfirīna
ve istiğfar edenler
بِٱلْأَسْحَارِ seherlerde bil-asḥāri
seherlerde
١٧ (17)
(17)
Onlar ki, "Rabbimiz! Biz şüphesiz inandık, bunun için günahlarımızı bize bağışla ve bizi ateşin azabından koru" diyen, sabreden, doğru olan, gönülden kulluk eden, hayra sarfeden ve seher vakitlerinde bağışlanma dileyenlerdir.
3:18
شَهِدَ şahiddir (ki) shahida
şahiddir (ki)
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
أَنَّهُۥ şüphesiz annahu
şüphesiz
لَآ yoktur
yoktur
إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı
إِلَّا başka illā
başka
هُوَ O'ndan huwa
O'ndan
وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ ve melekler wal-malāikatu
ve melekler
وَأُو۟لُوا۟ ve sahipleri wa-ulū
ve sahipleri
ٱلْعِلْمِ ilim l-ʿil'mi
ilim
قَآئِمًۢا gözeten qāiman
gözeten
بِٱلْقِسْطِ ۚ adaletle bil-qis'ṭi
adaletle
لَآ yoktur
yoktur
إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı
إِلَّا başka illā
başka
هُوَ O'ndan huwa
O'ndan
ٱلْعَزِيزُ azizdir l-ʿazīzu
azizdir
ٱلْحَكِيمُ hakimdir l-ḥakīmu
hakimdir
١٨ (18)
(18)
Allah, melekler ve adaleti yerine getiren ilim sahibleri, O'ndan başka tanrı olmadığına şahidlik etmişlerdir. O'ndan başka tanrı yoktur, O güçlüdür, Hakim'dir.
3:19
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلدِّينَ din l-dīna
din
عِندَ katında ʿinda
katında
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
ٱلْإِسْلَـٰمُ ۗ İslamdır l-is'lāmu
İslamdır
وَمَا ayrılığa düşmediler wamā
ayrılığa düşmediler
ٱخْتَلَفَ differed ikh'talafa
differed
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
أُوتُوا۟ verilmiş olan ūtū
verilmiş olan
ٱلْكِتَـٰبَ Kitap l-kitāba
Kitap
إِلَّا başka (bir sebeple) illā
başka (bir sebeple)
مِنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
مَا geldikten
geldikten
جَآءَهُمُ came to them jāahumu
came to them
ٱلْعِلْمُ ilim l-ʿil'mu
ilim
بَغْيًۢا aşırılıkları baghyan
aşırılıkları
بَيْنَهُمْ ۗ aralarındaki; baynahum
aralarındaki;
وَمَن ve kim waman
ve kim
يَكْفُرْ inkar ederse yakfur
inkar ederse
بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini biāyāti
ayetlerini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
فَإِنَّ (bilsin ki) şüphesiz fa-inna
(bilsin ki) şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
سَرِيعُ çabuk görendir sarīʿu
çabuk görendir
ٱلْحِسَابِ hesabı l-ḥisābi
hesabı
١٩ (19)
(19)
Allah katında din, şüphesiz İslam'dır. Ancak, Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki ihtiras yüzünden ayrılığa düştüler. Allah'ın ayetlerini kim inkar ederse bilsin ki, Allah hesabı çabuk görür.
3:20
فَإِنْ eğer fa-in
eğer
حَآجُّوكَ seninle tartışmaya girişirlerse ḥājjūka
seninle tartışmaya girişirlerse
فَقُلْ de ki faqul
de ki
أَسْلَمْتُ ben teslim ettim aslamtu
ben teslim ettim
وَجْهِىَ özümü wajhiya
özümü
لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a
وَمَنِ ve kimseler wamani
ve kimseler
ٱتَّبَعَنِ ۗ bana uyan ittabaʿani
bana uyan
وَقُل ve de ki waqul
ve de ki
لِّلَّذِينَ kendilerine lilladhīna
kendilerine
أُوتُوا۟ verilenlere ūtū
verilenlere
ٱلْكِتَـٰبَ Kitap l-kitāba
Kitap
وَٱلْأُمِّيِّـۧنَ ve ümmilere wal-umiyīna
ve ümmilere
ءَأَسْلَمْتُمْ ۚ Siz de İslam (teslim) oldunuz mu? a-aslamtum
Siz de İslam (teslim) oldunuz mu?
فَإِنْ eğer fa-in
eğer
أَسْلَمُوا۟ İslam olurlarsa aslamū
İslam olurlarsa
فَقَدِ muhakkak faqadi
muhakkak
ٱهْتَدَوا۟ ۖ doğru yolu bulmuşlardır ih'tadaw
doğru yolu bulmuşlardır
وَّإِن yok eğer wa-in
yok eğer
تَوَلَّوْا۟ dönerlerse tawallaw
dönerlerse
فَإِنَّمَا artık fa-innamā
artık
عَلَيْكَ sana düşen ʿalayka
sana düşen
ٱلْبَلَـٰغُ ۗ sadece duyurmaktır l-balāghu
sadece duyurmaktır
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
بَصِيرٌۢ görmektedir baṣīrun
görmektedir
بِٱلْعِبَادِ kulları(nın yaptıkları)nı bil-ʿibādi
kulları(nın yaptıkları)nı
٢٠ (20)
(20)
Eğer seninle tartışmaya girişirlerse, "Ben bana uyanlarla birlikte kendimi Allah'a verdim" de. Kendilerine Kitap verilenlere ve kitapsızlara: "Siz de İslam oldunuz mu?" de, şayet İslam olurlarsa doğru yola girmişlerdir, yüz çevirirlerse, sana yalnız tebliğ etmek düşer. Allah kullarını görür.
3:21
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
يَكْفُرُونَ inkar eden(ler) yakfurūna
inkar eden(ler)
بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini biāyāti
ayetlerini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَيَقْتُلُونَ ve öldürenler wayaqtulūna
ve öldürenler
ٱلنَّبِيِّـۧنَ peygamberleri l-nabiyīna
peygamberleri
بِغَيْرِ olmaksızın bighayri
olmaksızın
حَقٍّۢ hak ḥaqqin
hak
وَيَقْتُلُونَ ve öldürenler (var ya) wayaqtulūna
ve öldürenler (var ya)
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
يَأْمُرُونَ emreden yamurūna
emreden
بِٱلْقِسْطِ adaletle bil-qis'ṭi
adaletle
مِنَ arasında mina
arasında
ٱلنَّاسِ insanlar l-nāsi
insanlar
فَبَشِّرْهُم onlara müjdele fabashir'hum
onlara müjdele
بِعَذَابٍ bir azabı biʿadhābin
bir azabı
أَلِيمٍ acı alīmin
acı
٢١ (21)
(21)
Allah'ın ayetlerini inkar edenlere, haksız yere peygamberleri öldürenlere, insanlardan adaleti emredenleri öldürenlere elem verici bir azabı müjdele.
3:22
أُو۟لَـٰٓئِكَ böylece ulāika
böylece
ٱلَّذِينَ boşa çıkmıştır alladhīna
boşa çıkmıştır
حَبِطَتْ became worthless ḥabiṭat
became worthless
أَعْمَـٰلُهُمْ onların yaptıkları aʿmāluhum
onların yaptıkları
فِى dünyada
dünyada
ٱلدُّنْيَا the world l-dun'yā
the world
وَٱلْـَٔاخِرَةِ ve ahirette wal-ākhirati
ve ahirette
وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur
لَهُم onların lahum
onların
مِّن hiçbir min
hiçbir
نَّـٰصِرِينَ yardımcıları nāṣirīna
yardımcıları
٢٢ (22)
(22)
Onlar, dünya ve ahirette işleri boşa çıkacak olanlardır. Onların hiç yardımcıları da yoktur.
3:23
أَلَمْ görmedin mi? alam
görmedin mi?
تَرَ you seen tara
you seen
إِلَى kimseleri ilā
kimseleri
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
أُوتُوا۟ verilmiş olan ūtū
verilmiş olan
نَصِيبًۭا bir (nasip) pay naṣīban
bir (nasip) pay
مِّنَ Kitaptan mina
Kitaptan
ٱلْكِتَـٰبِ the Scripture l-kitābi
the Scripture
يُدْعَوْنَ çağırılıyorlar da yud'ʿawna
çağırılıyorlar da
إِلَىٰ Kitabına ilā
Kitabına
كِتَـٰبِ (the) Book kitābi
(the) Book
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
لِيَحْكُمَ hüküm versin diye liyaḥkuma
hüküm versin diye
بَيْنَهُمْ aralarında baynahum
aralarında
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يَتَوَلَّىٰ dönüyorlar yatawallā
dönüyorlar
فَرِيقٌۭ bir topluluk farīqun
bir topluluk
مِّنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan
وَهُم ve onlar wahum
ve onlar
مُّعْرِضُونَ yüz çeviriyorlar muʿ'riḍūna
yüz çeviriyorlar
٢٣ (23)
(23)
Kendilerine Kitapdan bir pay verilenleri, görmedin mi? Onlar aralarında hüküm vermek için Allah'ın Kitabına çağırılmışlar, sonra onlardan bir takımı dönmüşlerdir. Onlar temelli yüz çevirenlerdir.
3:24
ذَٰلِكَ bu (hareketleri) dhālika
bu (hareketleri)
بِأَنَّهُمْ onların bi-annahum
onların
قَالُوا۟ demelerindendir qālū
demelerindendir
لَن bize dokunmayacak lan
bize dokunmayacak
تَمَسَّنَا will touch us tamassanā
will touch us
ٱلنَّارُ ateş l-nāru
ateş
إِلَّآ başka illā
başka
أَيَّامًۭا birkaç günden ayyāman
birkaç günden
مَّعْدُودَٰتٍۢ ۖ sayılı maʿdūdātin
sayılı
وَغَرَّهُمْ ve onları yanıltmıştır wagharrahum
ve onları yanıltmıştır
فِى dinlerinde
dinlerinde
دِينِهِم their religion dīnihim
their religion
مَّا şeyler
şeyler
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
يَفْتَرُونَ uyduruyor yaftarūna
uyduruyor
٢٤ (24)
(24)
Bu, onların: "Bize ateş sadece sayılı birkaç gün değecektir" demelerindendir. Uydurup durdukları şeyler, onları dinlerinde yanıltmıştır.
3:25
فَكَيْفَ peki nasıl (olacak)? fakayfa
peki nasıl (olacak)?
إِذَا zaman idhā
zaman
جَمَعْنَـٰهُمْ topladığımız jamaʿnāhum
topladığımız
لِيَوْمٍۢ bir gün için liyawmin
bir gün için
لَّا hiç şüphe olmayan
hiç şüphe olmayan
رَيْبَ doubt rayba
doubt
فِيهِ kendisinde fīhi
kendisinde
وَوُفِّيَتْ ve tastamam verilip wawuffiyat
ve tastamam verilip
كُلُّ her kullu
her
نَفْسٍۢ insanın nafsin
insanın
مَّا kazandığı
kazandığı
كَسَبَتْ it earned kasabat
it earned
وَهُمْ ve onların wahum
ve onların
لَا asla
asla
يُظْلَمُونَ zulme uğratılmadığı yuẓ'lamūna
zulme uğratılmadığı
٢٥ (25)
(25)
Geleceğinden şüphe olmayan günde, onları topladığımız ve haksızlık yapılmayarak herkese kazandığı eksiksiz verildiği zaman, nasıl olacak?
3:26
قُلِ de ki quli
de ki
ٱللَّهُمَّ Allah'ım l-lahuma
Allah'ım
مَـٰلِكَ sahibisin mālika
sahibisin
ٱلْمُلْكِ mülkün l-mul'ki
mülkün
تُؤْتِى sen verirsin tu'tī
sen verirsin
ٱلْمُلْكَ mülkü l-mul'ka
mülkü
مَن kimseye man
kimseye
تَشَآءُ dilediğin tashāu
dilediğin
وَتَنزِعُ ve alırsın watanziʿu
ve alırsın
ٱلْمُلْكَ mülkü l-mul'ka
mülkü
مِمَّن kimseden mimman
kimseden
تَشَآءُ dilediğin tashāu
dilediğin
وَتُعِزُّ ve yükseltirsin watuʿizzu
ve yükseltirsin
مَن kimseyi man
kimseyi
تَشَآءُ dilediğin tashāu
dilediğin
وَتُذِلُّ ve alçaltırsın watudhillu
ve alçaltırsın
مَن kimseyi man
kimseyi
تَشَآءُ ۖ dilediğini tashāu
dilediğini
بِيَدِكَ senin elindedir biyadika
senin elindedir
ٱلْخَيْرُ ۖ hayır (mal iyilik)' l-khayru
hayır (mal iyilik)'
إِنَّكَ şüphesiz sen innaka
şüphesiz sen
عَلَىٰ her ʿalā
her
كُلِّ every kulli
every
شَىْءٍۢ şeye shayin
şeye
قَدِيرٌۭ kadirsin qadīrun
kadirsin
٢٦ (26)
(26)
De ki: "Mülkün sahibi olan Allah'ım! Mülkü dilediğine verirsin; dilediğinden çekip alırsın; dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; iyilik elindedir. Doğrusu Sen, her şeye Kadir'sin.
3:27
تُولِجُ sokarsın tūliju
sokarsın
ٱلَّيْلَ geceyi al-layla
geceyi
فِى gündüze
gündüze
ٱلنَّهَارِ the day l-nahāri
the day
وَتُولِجُ ve sokarsın watūliju
ve sokarsın
ٱلنَّهَارَ gündüzü l-nahāra
gündüzü
فِى geceye
geceye
ٱلَّيْلِ ۖ the night al-layli
the night
وَتُخْرِجُ ve çıkarırsın watukh'riju
ve çıkarırsın
ٱلْحَىَّ diriyi l-ḥaya
diriyi
مِنَ ölüden mina
ölüden
ٱلْمَيِّتِ the dead l-mayiti
the dead
وَتُخْرِجُ ve çıkarırsın watukh'riju
ve çıkarırsın
ٱلْمَيِّتَ ölüyü l-mayita
ölüyü
مِنَ diriden mina
diriden
ٱلْحَىِّ ۖ the living l-ḥayi
the living
وَتَرْزُقُ ve rızıklandırırsın watarzuqu
ve rızıklandırırsın
مَن kimseyi man
kimseyi
تَشَآءُ dilediğin tashāu
dilediğin
بِغَيْرِ olmaksızın bighayri
olmaksızın
حِسَابٍۢ hesap ḥisābin
hesap
٢٧ (27)
(27)
Geceyi gündüze, gündüzü geceye geçirirsin; ölüden diri, diriden ölü çıkarırsın; dilediğini hesapsız rızıklandırırsın".
3:28
لَّا edinmesin
edinmesin
يَتَّخِذِ take yattakhidhi
take
ٱلْمُؤْمِنُونَ Mü'minler l-mu'minūna
Mü'minler
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirleri l-kāfirīna
kafirleri
أَوْلِيَآءَ dost awliyāa
dost
مِن bırakıp min
bırakıp
دُونِ instead of dūni
instead of
ٱلْمُؤْمِنِينَ ۖ inananları l-mu'minīna
inananları
وَمَن ve kim waman
ve kim
يَفْعَلْ yaparsa yafʿal
yaparsa
ذَٰلِكَ böyle dhālika
böyle
فَلَيْسَ kalmaz (değildir) falaysa
kalmaz (değildir)
مِنَ Allah ile mina
Allah ile
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
فِى bir şey (dostluğu)
bir şey (dostluğu)
شَىْءٍ anything shayin
anything
إِلَّآ ancak başka illā
ancak başka
أَن korunmanız an
korunmanız
تَتَّقُوا۟ you fear tattaqū
you fear
مِنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan
تُقَىٰةًۭ ۗ (gelebilecek) tehlikeden tuqātan
(gelebilecek) tehlikeden
وَيُحَذِّرُكُمُ ve sizi sakındırır wayuḥadhirukumu
ve sizi sakındırır
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
نَفْسَهُۥ ۗ kendisin(in emirlerine karşı gelmek)den nafsahu
kendisin(in emirlerine karşı gelmek)den
وَإِلَى ve Allah'adır wa-ilā
ve Allah'adır
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
ٱلْمَصِيرُ dönüş l-maṣīru
dönüş
٢٨ (28)
(28)
Müminler, müminleri bırakıp kafirleri dost edinmesinler; kim böyle yaparsa Allah katında bir değeri yoktur, ancak, onlardan sakınmanız hali müstesnadır. Allah sizi Kendisiyle korkutur, dönüş Allah'adır.
3:29
قُلْ de ki qul
de ki
إِن eğer in
eğer
تُخْفُوا۟ gizleseniz tukh'fū
gizleseniz
مَا olanı
olanı
فِى göğüslerinizde
göğüslerinizde
صُدُورِكُمْ your breasts ṣudūrikum
your breasts
أَوْ veya aw
veya
تُبْدُوهُ açığa vursanız onu tub'dūhu
açığa vursanız onu
يَعْلَمْهُ onu bilir yaʿlamhu
onu bilir
ٱللَّهُ ۗ Allah l-lahu
Allah
وَيَعْلَمُ ve bilir wayaʿlamu
ve bilir
مَا olanı
olanı
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَمَا ve olanı wamā
ve olanı
فِى yerde
yerde
ٱلْأَرْضِ ۗ the earth l-arḍi
the earth
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
عَلَىٰ her ʿalā
her
كُلِّ every kulli
every
شَىْءٍۢ şeye shayin
şeye
قَدِيرٌۭ kadirdir qadīrun
kadirdir
٢٩ (29)
(29)
De ki: "İçinizde olanı gizleseniz de açıklasanız da Allah onu bilir. Göklerde olanları da, yerde olanları da bilir. Allah her şeye Kadir'dir".
3:30
يَوْمَ O gün yawma
O gün
تَجِدُ bulacaktır tajidu
bulacaktır
كُلُّ her kullu
her
نَفْسٍۢ nefis nafsin
nefis
مَّا şeyleri
şeyleri
عَمِلَتْ yaptığı ʿamilat
yaptığı
مِنْ hayırdan min
hayırdan
خَيْرٍۢ good khayrin
good
مُّحْضَرًۭا hazır muḥ'ḍaran
hazır
وَمَا ve şeyleri wamā
ve şeyleri
عَمِلَتْ işlediği ʿamilat
işlediği
مِن kötülükten min
kötülükten
سُوٓءٍۢ evil sūin
evil
تَوَدُّ ister tawaddu
ister
لَوْ keşke olsa law
keşke olsa
أَنَّ onunla (kötülükle) anna
onunla (kötülükle)
بَيْنَهَا between itself baynahā
between itself
وَبَيْنَهُۥٓ kendisi arasında wabaynahu
kendisi arasında
أَمَدًۢا bir mesafe amadan
bir mesafe
بَعِيدًۭا ۗ uzak baʿīdan
uzak
وَيُحَذِّرُكُمُ ve sizi sakındırıyor wayuḥadhirukumu
ve sizi sakındırıyor
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
نَفْسَهُۥ ۗ kendisin(in emirlerine karşı gelmek)den nafsahu
kendisin(in emirlerine karşı gelmek)den
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
رَءُوفٌۢ şefkatlidir raūfun
şefkatlidir
بِٱلْعِبَادِ kulllarına bil-ʿibādi
kulllarına
٣٠ (30)
(30)
Her kişinin yaptığı iyiliği ve yaptığı kötülüğü, ki kendisiyle o kötülük arasında uzun bir mesafe olmasını diler, hazır bulacağı günü bir düşünün. Kullarına karşı şefkatli olan Allah size kendinden korkmanızı emreder.
3:31
قُلْ de ki qul
de ki
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ siz kuntum
siz
تُحِبُّونَ seviyorsanız tuḥibbūna
seviyorsanız
ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı
فَٱتَّبِعُونِى bana uyun ki fa-ittabiʿūnī
bana uyun ki
يُحْبِبْكُمُ sizi sevsin yuḥ'bib'kumu
sizi sevsin
ٱللَّهُ Allah da l-lahu
Allah da
وَيَغْفِرْ ve bağışlasın wayaghfir
ve bağışlasın
لَكُمْ sizin lakum
sizin
ذُنُوبَكُمْ ۗ günahlarınızı dhunūbakum
günahlarınızı
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir
٣١ (31)
(31)
De ki: "Allah'ı seviyorsanız bana uyun. Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah affeder ve merhamet eder".
3:32
قُلْ de ki qul
de ki
أَطِيعُوا۟ ita'at edin aṭīʿū
ita'at edin
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
وَٱلرَّسُولَ ۖ ve Elçiye wal-rasūla
ve Elçiye
فَإِن eğer fa-in
eğer
تَوَلَّوْا۟ dönerlerse tawallaw
dönerlerse
فَإِنَّ muhakkak ki fa-inna
muhakkak ki
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَا sevmez
sevmez
يُحِبُّ love yuḥibbu
love
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirleri l-kāfirīna
kafirleri
٣٢ (32)
(32)
De ki: "Allah'a ve Peygambere itaat edin". Yüz çevirirlerse bilsinler ki, Allah inkar edenleri sevmez.
3:33
۞ إِنَّ elbette inna
elbette
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
ٱصْطَفَىٰٓ seçip üstün kıldı iṣ'ṭafā
seçip üstün kıldı
ءَادَمَ Adem'i ādama
Adem'i
وَنُوحًۭا ve Nuh'u wanūḥan
ve Nuh'u
وَءَالَ ve ailesini waāla
ve ailesini
إِبْرَٰهِيمَ İbrahim ib'rāhīma
İbrahim
وَءَالَ ve ailesini waāla
ve ailesini
عِمْرَٰنَ İmran ʿim'rāna
İmran
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemler l-ʿālamīna
alemler
٣٣ (33)
(33)
Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini, İmran ailesini birbirinin soyundan olarak alemlere tercih etti. Allah işitendir, bilendir.
3:34
ذُرِّيَّةًۢ türeyen nesil(ler)dir dhurriyyatan
türeyen nesil(ler)dir
بَعْضُهَا bazısı (birbirinden) baʿḍuhā
bazısı (birbirinden)
مِنۢ bazısından min
bazısından
بَعْضٍۢ ۗ others baʿḍin
others
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
سَمِيعٌ işitendir samīʿun
işitendir
عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir
٣٤ (34)
(34)
Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini, İmran ailesini birbirinin soyundan olarak alemlere tercih etti. Allah işitendir, bilendir.
3:35
إِذْ hani idh
hani
قَالَتِ demişti ki qālati
demişti ki
ٱمْرَأَتُ karısı im'ra-atu
karısı
عِمْرَٰنَ İmran'ın ʿim'rāna
İmran'ın
رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim
إِنِّى şüphesiz ben innī
şüphesiz ben
نَذَرْتُ adadım nadhartu
adadım
لَكَ sana laka
sana
مَا olanı
olanı
فِى karnımda
karnımda
بَطْنِى my womb baṭnī
my womb
مُحَرَّرًۭا tam hür olarak muḥarraran
tam hür olarak
فَتَقَبَّلْ kabul buyur fataqabbal
kabul buyur
مِنِّىٓ ۖ benden minnī
benden
إِنَّكَ şüphesiz innaka
şüphesiz
أَنتَ sen anta
sen
ٱلسَّمِيعُ işitensin l-samīʿu
işitensin
ٱلْعَلِيمُ bilensin l-ʿalīmu
bilensin
٣٥ (35)
(35)
İmran'ın karısı: "Ya Rabbi! Karnımda olanı, sadece sana hizmet etmek üzere adadım, benden kabul buyur, doğrusu işiten ve bilen ancak Sensin" demişti.
3:36
فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki
وَضَعَتْهَا onu doğurunca waḍaʿathā
onu doğurunca
قَالَتْ şöyle söyledi qālat
şöyle söyledi
رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim
إِنِّى şüphesiz ben innī
şüphesiz ben
وَضَعْتُهَآ onu doğurdum waḍaʿtuhā
onu doğurdum
أُنثَىٰ bir kız unthā
bir kız
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
أَعْلَمُ bilirken aʿlamu
bilirken
بِمَا (onun) ne bimā
(onun) ne
وَضَعَتْ doğurduğunu waḍaʿat
doğurduğunu
وَلَيْسَ ve değildir walaysa
ve değildir
ٱلذَّكَرُ erkek l-dhakaru
erkek
كَٱلْأُنثَىٰ ۖ kız gibi kal-unthā
kız gibi
وَإِنِّى doğrusu ben wa-innī
doğrusu ben
سَمَّيْتُهَا ona adını verdim sammaytuhā
ona adını verdim
مَرْيَمَ Meryem maryama
Meryem
وَإِنِّىٓ şüphesiz ben wa-innī
şüphesiz ben
أُعِيذُهَا onu ısmarlıyorum uʿīdhuhā
onu ısmarlıyorum
بِكَ sana bika
sana
وَذُرِّيَّتَهَا ve soyunu wadhurriyyatahā
ve soyunu
مِنَ şeytan(ın şerri)nden mina
şeytan(ın şerri)nden
ٱلشَّيْطَـٰنِ the Shaitaan l-shayṭāni
the Shaitaan
ٱلرَّجِيمِ kovulmuş l-rajīmi
kovulmuş
٣٦ (36)
(36)
Onu doğurduğunda, Allah onun ne doğurduğunu bilirken "Ya Rabbi! Kız doğurdum. Erkek, kız gibi değildir, ben ona Meryem adını verdim, ben onu da soyunu da, kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım" dedi.
3:37
فَتَقَبَّلَهَا kabul buyurdu onu fataqabbalahā
kabul buyurdu onu
رَبُّهَا Rabbi rabbuhā
Rabbi
بِقَبُولٍ kabulle (şekilde) biqabūlin
kabulle (şekilde)
حَسَنٍۢ güzel bir ḥasanin
güzel bir
وَأَنۢبَتَهَا ve onu yetiştirdi wa-anbatahā
ve onu yetiştirdi
نَبَاتًا bir bitki (gibi) nabātan
bir bitki (gibi)
حَسَنًۭا güzel ḥasanan
güzel
وَكَفَّلَهَا ve onun bakımını üstlendi wakaffalahā
ve onun bakımını üstlendi
زَكَرِيَّا ۖ Zekeriyya da zakariyyā
Zekeriyya da
كُلَّمَا her kullamā
her
دَخَلَ girdiğinde dakhala
girdiğinde
عَلَيْهَا onun yanına ʿalayhā
onun yanına
زَكَرِيَّا Zekeriyya zakariyyā
Zekeriyya
ٱلْمِحْرَابَ mihraba l-miḥ'rāba
mihraba
وَجَدَ bulurdu wajada
bulurdu
عِندَهَا yanında ʿindahā
yanında
رِزْقًۭا ۖ bir rızık riz'qan
bir rızık
قَالَ derdi qāla
derdi
يَـٰمَرْيَمُ Ey Meryem yāmaryamu
Ey Meryem
أَنَّىٰ nereden? annā
nereden?
لَكِ sana laki
sana
هَـٰذَا ۖ bu hādhā
bu
قَالَتْ (O da) derdi qālat
(O da) derdi
هُوَ Bu huwa
Bu
مِنْ katından min
katından
عِندِ from ʿindi
from
ٱللَّهِ ۖ Allah l-lahi
Allah
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يَرْزُقُ rızık verir yarzuqu
rızık verir
مَن kimseye man
kimseye
يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği
بِغَيْرِ olmaksızın bighayri
olmaksızın
حِسَابٍ hesap ḥisābin
hesap
٣٧ (37)
(37)
Rabbi onu güzel bir kabulle karşıladı, güzel bir bitki gibi yetiştirdi; onu Zekeriya'nın himayesine bıraktı. Zekeriya mabedde onun yanına her girişinde, yanında bir yiyecek bulurdu. "Ey Meryem! Bu sana nereden geldi?" demiş, o da: Bu, Allah'ın katındandır" cevabını vermişti. Doğrusu Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır.
3:38
هُنَالِكَ orada hunālika
orada
دَعَا du'a etti daʿā
du'a etti
زَكَرِيَّا Zekeriyya zakariyyā
Zekeriyya
رَبَّهُۥ ۖ Rabbine rabbahu
Rabbine
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim
هَبْ ver hab
ver
لِى bana
bana
مِن katından min
katından
لَّدُنكَ Yourself ladunka
Yourself
ذُرِّيَّةًۭ bir nesil dhurriyyatan
bir nesil
طَيِّبَةً ۖ temiz ṭayyibatan
temiz
إِنَّكَ şüphesiz sen innaka
şüphesiz sen
سَمِيعُ işitensin samīʿu
işitensin
ٱلدُّعَآءِ du'ayı l-duʿāi
du'ayı
٣٨ (38)
(38)
Orada Zekeriya Rabbine dua etti: "Ya Rabbi! Bana kendi katından temiz bir soy bahşet, doğrusu Sen duayı işitirsin".
3:39
فَنَادَتْهُ ona seslendiler fanādathu
ona seslendiler
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ melekler l-malāikatu
melekler
وَهُوَ ve O (Zekeriyya) wahuwa
ve O (Zekeriyya)
قَآئِمٌۭ durup qāimun
durup
يُصَلِّى namaz kılarken yuṣallī
namaz kılarken
فِى mabedde
mabedde
ٱلْمِحْرَابِ the prayer chamber l-miḥ'rābi
the prayer chamber
أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يُبَشِّرُكَ sana müjdeler yubashiruka
sana müjdeler
بِيَحْيَىٰ Yahya'yı biyaḥyā
Yahya'yı
مُصَدِّقًۢا doğrulayıcı muṣaddiqan
doğrulayıcı
بِكَلِمَةٍۢ bir kelimeyi bikalimatin
bir kelimeyi
مِّنَ Allahtan mina
Allahtan
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَسَيِّدًۭا ve efendi wasayyidan
ve efendi
وَحَصُورًۭا ve nefsine hakim waḥaṣūran
ve nefsine hakim
وَنَبِيًّۭا ve bir peygamber olacak wanabiyyan
ve bir peygamber olacak
مِّنَ iyilerden mina
iyilerden
ٱلصَّـٰلِحِينَ the righteous l-ṣāliḥīna
the righteous
٣٩ (39)
(39)
Mabedde namaz kılarken melekler ona seslendiler: "Allah sana Allah'ın emriyle (vücud bulan İsa'yı) tasdik eden, efendi, iffetli, iyilerden bir peygamber olarak Yahya'yı müjdeler".
3:40
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim
أَنَّىٰ nasıl? annā
nasıl?
يَكُونُ olur yakūnu
olur
لِى benim
benim
غُلَـٰمٌۭ oğlum ghulāmun
oğlum
وَقَدْ halbuki waqad
halbuki
بَلَغَنِىَ bana gelip çatmış balaghaniya
bana gelip çatmış
ٱلْكِبَرُ ihtiyarlık l-kibaru
ihtiyarlık
وَٱمْرَأَتِى ve karım da wa-im'ra-atī
ve karım da
عَاقِرٌۭ ۖ kısırken ʿāqirun
kısırken
قَالَ (Allah) dedi qāla
(Allah) dedi
كَذَٰلِكَ öyle (ama) kadhālika
öyle (ama)
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
يَفْعَلُ yapar yafʿalu
yapar
مَا şeyi
şeyi
يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği
٤٠ (40)
(40)
"Ya Rabbi! Ben artık iyice kocamış, karım da kısırken nasıl oğlum olabilir?" dedi. Allah: "Böyledir, Allah dilediğini yapar" dedi.
3:41
قَالَ dedi di qāla
dedi di
رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim
ٱجْعَل o halde ver ij'ʿal
o halde ver
لِّىٓ bana
bana
ءَايَةًۭ ۖ bir alamet āyatan
bir alamet
قَالَ (Allah) dedi ki qāla
(Allah) dedi ki
ءَايَتُكَ senin alametin āyatuka
senin alametin
أَلَّا konuşamamandır allā
konuşamamandır
تُكَلِّمَ you will speak tukallima
you will speak
ٱلنَّاسَ insanlarla l-nāsa
insanlarla
ثَلَـٰثَةَ üç thalāthata
üç
أَيَّامٍ gün ayyāmin
gün
إِلَّا başka illā
başka
رَمْزًۭا ۗ işaretten ramzan
işaretten
وَٱذْكُر ve an wa-udh'kur
ve an
رَّبَّكَ Rabbini rabbaka
Rabbini
كَثِيرًۭا çok kathīran
çok
وَسَبِّحْ ve (O'nu) tesbih et wasabbiḥ
ve (O'nu) tesbih et
بِٱلْعَشِىِّ akşam bil-ʿashiyi
akşam
وَٱلْإِبْكَـٰرِ ve sabah wal-ib'kāri
ve sabah
٤١ (41)
(41)
"Ya Rabbi! Bana bir alamet ver" dedi, "Alametin, üç gün, işaretle anlaşma dışında insanlarla konuşmamandır; Rabbini çok an, akşam sabah hamd et" dedi.
3:42
وَإِذْ bir zaman wa-idh
bir zaman
قَالَتِ demişti ki qālati
demişti ki
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ Melekler l-malāikatu
Melekler
يَـٰمَرْيَمُ Ey Meryem yāmaryamu
Ey Meryem
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
ٱصْطَفَىٰكِ seni seçti iṣ'ṭafāki
seni seçti
وَطَهَّرَكِ ve temizledi waṭahharaki
ve temizledi
وَٱصْطَفَىٰكِ ve seni üstün kıldı wa-iṣ'ṭafāki
ve seni üstün kıldı
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
نِسَآءِ kadınları nisāi
kadınları
ٱلْعَـٰلَمِينَ dünyaların l-ʿālamīna
dünyaların
٤٢ (42)
(42)
Melekler şöyle demişti: "Ey Meryem! Allah seni seçip temizledi. Dünyaların kadınlarından seni üstün tuttu."
3:43
يَـٰمَرْيَمُ Ey Meryem yāmaryamu
Ey Meryem
ٱقْنُتِى divan dur uq'nutī
divan dur
لِرَبِّكِ Rabbine lirabbiki
Rabbine
وَٱسْجُدِى ve secde et wa-us'judī
ve secde et
وَٱرْكَعِى ve (huzurunda) eğil wa-ir'kaʿī
ve (huzurunda) eğil
مَعَ beraber maʿa
beraber
ٱلرَّٰكِعِينَ eğilenlerle l-rākiʿīna
eğilenlerle
٤٣ (43)
(43)
"Ey Meryem! Rabbine gönülden boyun eğ, secde et, rüku edenlerle birlikte rüku et."
3:44
ذَٰلِكَ bunlar dhālika
bunlar
مِنْ haberlerindendir min
haberlerindendir
أَنۢبَآءِ (the) news anbāi
(the) news
ٱلْغَيْبِ görünmez alemin l-ghaybi
görünmez alemin
نُوحِيهِ vahyettiğimiz nūḥīhi
vahyettiğimiz
إِلَيْكَ ۚ sana ilayka
sana
وَمَا sen değildin wamā
sen değildin
كُنتَ you were kunta
you were
لَدَيْهِمْ onların yanında ladayhim
onların yanında
إِذْ zaman idh
zaman
يُلْقُونَ attıkları yul'qūna
attıkları
أَقْلَـٰمَهُمْ (kur'a) oklarını aqlāmahum
(kur'a) oklarını
أَيُّهُمْ hangisi ayyuhum
hangisi
يَكْفُلُ kefil olacak (diye) yakfulu
kefil olacak (diye)
مَرْيَمَ Meryem'e maryama
Meryem'e
وَمَا sen değildin wamā
sen değildin
كُنتَ you were kunta
you were
لَدَيْهِمْ yanlarında ladayhim
yanlarında
إِذْ zaman idh
zaman
يَخْتَصِمُونَ birbirleriyle çekiştikleri yakhtaṣimūna
birbirleriyle çekiştikleri
٤٤ (44)
(44)
Bu Sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Meryem'e hangisi kefil olacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında değildin, çekişirlerken de orada bulunmadın.
3:45
إِذْ hani idh
hani
قَالَتِ demişti qālati
demişti
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ Melekler l-malāikatu
Melekler
يَـٰمَرْيَمُ Ey Meryem yāmaryamu
Ey Meryem
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يُبَشِّرُكِ seni müjdeliyor yubashiruki
seni müjdeliyor
بِكَلِمَةٍۢ bir kelime ile bikalimatin
bir kelime ile
مِّنْهُ kendisinden min'hu
kendisinden
ٱسْمُهُ onun adı us'muhu
onun adı
ٱلْمَسِيحُ Mesih'dir l-masīḥu
Mesih'dir
عِيسَى Îsa ʿīsā
Îsa
ٱبْنُ oğlu ub'nu
oğlu
مَرْيَمَ Meryem maryama
Meryem
وَجِيهًۭا yüzdedir (şereflidir) wajīhan
yüzdedir (şereflidir)
فِى dünyada
dünyada
ٱلدُّنْيَا the world l-dun'yā
the world
وَٱلْـَٔاخِرَةِ ve ahirette wal-ākhirati
ve ahirette
وَمِنَ ve (Allah'a) yakın olanlardandır wamina
ve (Allah'a) yakın olanlardandır
ٱلْمُقَرَّبِينَ those brought near (to Allah) l-muqarabīna
those brought near (to Allah)
٤٥ (45)
(45)
Melekler demişti ki: "Ey Meryem! Allah sana, Kendinden bir sözü, adı Meryem oğlu İsa olan Mesihi, dünya ve ahirette şerefli ve Allah'a yakın kılınanlardan olarak müjdeler".
3:46
وَيُكَلِّمُ ve konuşacak wayukallimu
ve konuşacak
ٱلنَّاسَ insanlara l-nāsa
insanlara
فِى beşikte
beşikte
ٱلْمَهْدِ the cradle l-mahdi
the cradle
وَكَهْلًۭا ve yetişkinlikte wakahlan
ve yetişkinlikte
وَمِنَ ve iyilerden olacaktır wamina
ve iyilerden olacaktır
ٱلصَّـٰلِحِينَ the righteous l-ṣāliḥīna
the righteous
٤٦ (46)
(46)
"İnsanlarla, beşikte iken de, yetişkin iken de konuşacaktır ve o, iyilerdendir".
3:47
قَالَتْ dedi ki qālat
dedi ki
رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim
أَنَّىٰ nasıl annā
nasıl
يَكُونُ olur yakūnu
olur
لِى benim
benim
وَلَدٌۭ çocuğum waladun
çocuğum
وَلَمْ bana dokunmamışken walam
bana dokunmamışken
يَمْسَسْنِى touch(ed) me yamsasnī
touch(ed) me
بَشَرٌۭ ۖ bir beşer basharun
bir beşer
قَالَ dedi qāla
dedi
كَذَٰلِكِ böyledir kadhāliki
böyledir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
يَخْلُقُ yaratır yakhluqu
yaratır
مَا şeyi
şeyi
يَشَآءُ ۚ dilediği yashāu
dilediği
إِذَا zaman idhā
zaman
قَضَىٰٓ istediği qaḍā
istediği
أَمْرًۭا bir şey(in olmasını) amran
bir şey(in olmasını)
فَإِنَّمَا sadece fa-innamā
sadece
يَقُولُ der yaqūlu
der
لَهُۥ ona lahu
ona
كُن ol' kun
ol'
فَيَكُونُ o da oluverir fayakūnu
o da oluverir
٤٧ (47)
(47)
Meryem: "Rabbim! Bana bir insan dokunmamışken nasıl çocuğum olabilir?" demişti. Melekler şöyle dediler: "Allah dilediğini böylece yaratır. Bir işin olmasını dilerse ona ol der ve olur".
3:48
وَيُعَلِّمُهُ ve ona öğretecektir wayuʿallimuhu
ve ona öğretecektir
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı
وَٱلْحِكْمَةَ ve Hikmeti wal-ḥik'mata
ve Hikmeti
وَٱلتَّوْرَىٰةَ ve Tevrat'ı wal-tawrāta
ve Tevrat'ı
وَٱلْإِنجِيلَ ve İncil'i wal-injīla
ve İncil'i
٤٨ (48)
(48)
Ona Kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek, İsrailoğullarına şöyle diyen bir peygamber kılacak: "Ben size Rabbinizden bir ayet getirdim. Ben size çamurdan kuş gibi bir şey yapıp ona üfleyeceğim, Allah'ın izniyle, hemen kuş olacaktır; anadan doğma körleri, alacalıları iyi edeceğim; Allah'ın izniyle, ölüleri dirilteceğim; yediklerinizi ve evlerinizde sakladıklarınızı da size haber vereceğim. İnanmışsanız bunda size delil vardır".
3:49
وَرَسُولًا ve bir elçi (şöyle diyen) warasūlan
ve bir elçi (şöyle diyen)
إِلَىٰ oğullarına ilā
oğullarına
بَنِىٓ (the) Children banī
(the) Children
إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail
أَنِّى ben annī
ben
قَدْ doğrusu qad
doğrusu
جِئْتُكُم size getirdim ji'tukum
size getirdim
بِـَٔايَةٍۢ bir mu'cize biāyatin
bir mu'cize
مِّن Rabbinizden min
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ ۖ your Lord rabbikum
your Lord
أَنِّىٓ ben annī
ben
أَخْلُقُ yaratırım akhluqu
yaratırım
لَكُم sizin için lakum
sizin için
مِّنَ çamurdan mina
çamurdan
ٱلطِّينِ [the] clay l-ṭīni
[the] clay
كَهَيْـَٔةِ şeklinde bir şey kahayati
şeklinde bir şey
ٱلطَّيْرِ kuş l-ṭayri
kuş
فَأَنفُخُ üflerim fa-anfukhu
üflerim
فِيهِ ona fīhi
ona
فَيَكُونُ hemen oluverir fayakūnu
hemen oluverir
طَيْرًۢا bir kuş ṭayran
bir kuş
بِإِذْنِ izniyle bi-idh'ni
izniyle
ٱللَّهِ ۖ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَأُبْرِئُ ve iyileştiririm wa-ub'ri-u
ve iyileştiririm
ٱلْأَكْمَهَ körü l-akmaha
körü
وَٱلْأَبْرَصَ ve alacalıyı wal-abraṣa
ve alacalıyı
وَأُحْىِ ve diriltirim wa-uḥ'yī
ve diriltirim
ٱلْمَوْتَىٰ ölüleri l-mawtā
ölüleri
بِإِذْنِ izniyle bi-idh'ni
izniyle
ٱللَّهِ ۖ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَأُنَبِّئُكُم ve size haber veririm wa-unabbi-ukum
ve size haber veririm
بِمَا ne bimā
ne
تَأْكُلُونَ yediğinizi takulūna
yediğinizi
وَمَا ve ne wamā
ve ne
تَدَّخِرُونَ biriktirdiğinizi taddakhirūna
biriktirdiğinizi
فِى evlerinizde
evlerinizde
بُيُوتِكُمْ ۚ your houses buyūtikum
your houses
إِنَّ elbette inna
elbette
فِى bunda
bunda
ذَٰلِكَ that dhālika
that
لَـَٔايَةًۭ bir ibret vardır laāyatan
bir ibret vardır
لَّكُمْ sizin için lakum
sizin için
إِن eğer in
eğer
كُنتُم iseniz kuntum
iseniz
مُّؤْمِنِينَ inanıyor mu'minīna
inanıyor
٤٩ (49)
(49)
Ona Kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek, İsrailoğullarına şöyle diyen bir peygamber kılacak: "Ben size Rabbinizden bir ayet getirdim. Ben size çamurdan kuş gibi bir şey yapıp ona üfleyeceğim, Allah'ın izniyle, hemen kuş olacaktır; anadan doğma körleri, alacalıları iyi edeceğim; Allah'ın izniyle, ölüleri dirilteceğim; yediklerinizi ve evlerinizde sakladıklarınızı da size haber vereceğim. İnanmışsanız bunda size delil vardır".
3:50
وَمُصَدِّقًۭا ve doğrulayıcı olarak wamuṣaddiqan
ve doğrulayıcı olarak
لِّمَا şeyi limā
şeyi
بَيْنَ benden önce gelen bayna
benden önce gelen
يَدَىَّ before me yadayya
before me
مِنَ Tevrat'ı mina
Tevrat'ı
ٱلتَّوْرَىٰةِ the Taurat l-tawrāti
the Taurat
وَلِأُحِلَّ ve helal kılmak için wali-uḥilla
ve helal kılmak için
لَكُم size lakum
size
بَعْضَ bazı baʿḍa
bazı
ٱلَّذِى şeyleri alladhī
şeyleri
حُرِّمَ haram kılınan ḥurrima
haram kılınan
عَلَيْكُمْ ۚ size ʿalaykum
size
وَجِئْتُكُم ve size getirdim waji'tukum
ve size getirdim
بِـَٔايَةٍۢ bir mu'cize biāyatin
bir mu'cize
مِّن Rabbinizden min
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ your Lord rabbikum
your Lord
فَٱتَّقُوا۟ o halde korkun fa-ittaqū
o halde korkun
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
وَأَطِيعُونِ ve bana ita'at edin wa-aṭīʿūni
ve bana ita'at edin
٥٠ (50)
(50)
"Benden önce gelen Tevrat'ı tasdik etmekle beraber size yasak edilenlerin bir kısmını helal kılmak üzere, Rabbinizden size bir ayet getirdim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin; çünkü Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O'na kulluk edin, bu doğru yoldur".
3:51
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
رَبِّى benim Rabbimdir rabbī
benim Rabbimdir
وَرَبُّكُمْ ve sizin de Rabbinizdir warabbukum
ve sizin de Rabbinizdir
فَٱعْبُدُوهُ ۗ O'na kulluk edin fa-uʿ'budūhu
O'na kulluk edin
هَـٰذَا budur hādhā
budur
صِرَٰطٌۭ yol ṣirāṭun
yol
مُّسْتَقِيمٌۭ doğru mus'taqīmun
doğru
٥١ (51)
(51)
"Benden önce gelen Tevrat'ı tasdik etmekle beraber size yasak edilenlerin bir kısmını helal kılmak üzere, Rabbinizden size bir ayet getirdim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin; çünkü Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O'na kulluk edin, bu doğru yoldur".
3:52
۞ فَلَمَّآ ne zaman ki falammā
ne zaman ki
أَحَسَّ sezdi aḥassa
sezdi
عِيسَىٰ Îsa ʿīsā
Îsa
مِنْهُمُ onlardan min'humu
onlardan
ٱلْكُفْرَ inkarı l-kuf'ra
inkarı
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
مَنْ kimler man
kimler
أَنصَارِىٓ bana yardımcı olacak anṣārī
bana yardımcı olacak
إِلَى (yolunda) ilā
(yolunda)
ٱللَّهِ ۖ Allah l-lahi
Allah
قَالَ dediler qāla
dediler
ٱلْحَوَارِيُّونَ Havariler l-ḥawāriyūna
Havariler
نَحْنُ Biz naḥnu
Biz
أَنصَارُ yardımcılarıyız anṣāru
yardımcılarıyız
ٱللَّهِ Allah(yolun)un l-lahi
Allah(yolun)un
ءَامَنَّا inandık āmannā
inandık
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَٱشْهَدْ şahid ol wa-ish'had
şahid ol
بِأَنَّا biz bi-annā
biz
مُسْلِمُونَ müslümanlarız mus'limūna
müslümanlarız
٥٢ (52)
(52)
İsa onların inkarlarını hissedince: "Allah uğrunda yardımcılarım kimlerdir?" dedi. Havariler şöyle dediler: "Biz Allah'ın yardımcılarıyız, Allah'a inandık, O'na teslim olduğumuza şahid ol".
3:53
رَبَّنَآ Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
ءَامَنَّا inandık āmannā
inandık
بِمَآ şeye bimā
şeye
أَنزَلْتَ senin indirdiğin anzalta
senin indirdiğin
وَٱتَّبَعْنَا ve uyduk wa-ittabaʿnā
ve uyduk
ٱلرَّسُولَ elçiye l-rasūla
elçiye
فَٱكْتُبْنَا bizi yaz fa-uk'tub'nā
bizi yaz
مَعَ beraber maʿa
beraber
ٱلشَّـٰهِدِينَ şahidlerle l-shāhidīna
şahidlerle
٥٣ (53)
(53)
"Rabbimiz! İndirdiğine inandık, Peygambere uyduk; bizi sahid olanlarla beraber yaz".
3:54
وَمَكَرُوا۟ ve tuzak kurdular wamakarū
ve tuzak kurdular
وَمَكَرَ ve tuzak kurdu wamakara
ve tuzak kurdu
ٱللَّهُ ۖ Allah da l-lahu
Allah da
وَٱللَّهُ çünkü Allah wal-lahu
çünkü Allah
خَيْرُ en iyi khayru
en iyi
ٱلْمَـٰكِرِينَ tuzak kurandır l-mākirīna
tuzak kurandır
٥٤ (54)
(54)
Fakat (inkarcılar) hile yaptılar. Allah da onları cezalandırdı. Allah, hile yapanların cezasını en iyi verendir.
3:55
إِذْ hani idh
hani
قَالَ demişti qāla
demişti
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
يَـٰعِيسَىٰٓ Ey Îsa yāʿīsā
Ey Îsa
إِنِّى elbette ben innī
elbette ben
مُتَوَفِّيكَ senin canını alacağım mutawaffīka
senin canını alacağım
وَرَافِعُكَ ve seni yükselteceğim warāfiʿuka
ve seni yükselteceğim
إِلَىَّ bana ilayya
bana
وَمُطَهِّرُكَ ve seni temizleyeceğim wamuṭahhiruka
ve seni temizleyeceğim
مِنَ kimselerden mina
kimselerden
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
كَفَرُوا۟ inkar eden kafarū
inkar eden
وَجَاعِلُ ve tutacağım wajāʿilu
ve tutacağım
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
ٱتَّبَعُوكَ sana uyan ittabaʿūka
sana uyan
فَوْقَ üstünde fawqa
üstünde
ٱلَّذِينَ kimselerim alladhīna
kimselerim
كَفَرُوٓا۟ inkar eden kafarū
inkar eden
إِلَىٰ kadar ilā
kadar
يَوْمِ gününe yawmi
gününe
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۖ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
ثُمَّ sonra thumma
sonra
إِلَىَّ bana olacaktır ilayya
bana olacaktır
مَرْجِعُكُمْ dönüşünüz marjiʿukum
dönüşünüz
فَأَحْكُمُ ben hükmedeceğim fa-aḥkumu
ben hükmedeceğim
بَيْنَكُمْ aranızda baynakum
aranızda
فِيمَا şeyler (hakkında) fīmā
şeyler (hakkında)
كُنتُمْ sizin kuntum
sizin
فِيهِ onda fīhi
onda
تَخْتَلِفُونَ ayrılığa düştüğünüz takhtalifūna
ayrılığa düştüğünüz
٥٥ (55)
(55)
Allah demişti ki: "Ey İsa! Ben seni eceline yetireceğim, seni kendime yükselteceğim, inkar edenlerden seni tertemiz ayıracağım; sana uyanları, kıyamet gününe kadar, inkar edenlerin üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz Banadır. Ayrılığa düştüğünüz hususlarda aranızda hükmedeceğim. İnkar edenleri de dünya ve ahirette şiddetli azaba uğratacağım. Onların hiç yardımcıları olmayacaktır."
3:56
فَأَمَّا gelince fa-ammā
gelince
ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere
كَفَرُوا۟ inkar eden kafarū
inkar eden
فَأُعَذِّبُهُمْ onlara azabedeceğim fa-uʿadhibuhum
onlara azabedeceğim
عَذَابًۭا azapla ʿadhāban
azapla
شَدِيدًۭا şiddetli shadīdan
şiddetli
فِى dünyada da
dünyada da
ٱلدُّنْيَا the world l-dun'yā
the world
وَٱلْـَٔاخِرَةِ ve ahirette de wal-ākhirati
ve ahirette de
وَمَا olmayacaktır wamā
olmayacaktır
لَهُم onların lahum
onların
مِّن hiçbir min
hiçbir
نَّـٰصِرِينَ yardımcıları da nāṣirīna
yardımcıları da
٥٦ (56)
(56)
Allah demişti ki: "Ey İsa! Ben seni eceline yetireceğim, seni kendime yükselteceğim, inkar edenlerden seni tertemiz ayıracağım; sana uyanları, kıyamet gününe kadar, inkar edenlerin üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz Banadır. Ayrılığa düştüğünüz hususlarda aranızda hükmedeceğim. İnkar edenleri de dünya ve ahirette şiddetli azaba uğratacağım. Onların hiç yardımcıları olmayacaktır."
3:57
وَأَمَّا gelince wa-ammā
gelince
ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere
ءَامَنُوا۟ inanan āmanū
inanan
وَعَمِلُوا۟ ve yapanlara waʿamilū
ve yapanlara
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi şeyler l-ṣāliḥāti
iyi şeyler
فَيُوَفِّيهِمْ (Allah) tam olarak verecektir fayuwaffīhim
(Allah) tam olarak verecektir
أُجُورَهُمْ ۗ mükafatlarını ujūrahum
mükafatlarını
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
لَا sevmez
sevmez
يُحِبُّ love yuḥibbu
love
ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimleri l-ẓālimīna
zalimleri
٥٧ (57)
(57)
İnanıp yararlı iş işleyenlerin ecirleri ise tastamam verilecektir. Allah zalimleri sevmez.
3:58
ذَٰلِكَ işte bu dhālika
işte bu
نَتْلُوهُ okuduğumuz natlūhu
okuduğumuz
عَلَيْكَ sana ʿalayka
sana
مِنَ ayetlerden mina
ayetlerden
ٱلْـَٔايَـٰتِ the Verses l-āyāti
the Verses
وَٱلذِّكْرِ ve Zikir(Kitap)dandır wal-dhik'ri
ve Zikir(Kitap)dandır
ٱلْحَكِيمِ hikmetli l-ḥakīmi
hikmetli
٥٨ (58)
(58)
Sana okuduğumuz bunlar, ayetlerden ve hikmet dolu Kuran'dandır.
3:59
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
مَثَلَ durumu mathala
durumu
عِيسَىٰ Îsa'nın ʿīsā
Îsa'nın
عِندَ yanında ʿinda
yanında
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
كَمَثَلِ durumu gibidir kamathali
durumu gibidir
ءَادَمَ ۖ Adem'in ādama
Adem'in
خَلَقَهُۥ Onu yarattı khalaqahu
Onu yarattı
مِن topraktan min
topraktan
تُرَابٍۢ dust turābin
dust
ثُمَّ sonra thumma
sonra
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
لَهُۥ ona lahu
ona
كُن Ol! kun
Ol!
فَيَكُونُ ve oldu fayakūnu
ve oldu
٥٩ (59)
(59)
Allah'ın katında İsa'nın durumu kendisini topraktan yaratıp sonra ol demesiyle olmuş olan Adem'in durumu gibidir.
3:60
ٱلْحَقُّ (Bu) gerçektir' al-ḥaqu
(Bu) gerçektir'
مِن Rabbinden (gelen) min
Rabbinden (gelen)
رَّبِّكَ your Lord rabbika
your Lord
فَلَا öyle ise olma falā
öyle ise olma
تَكُن be takun
be
مِّنَ kuşkulananlardan mina
kuşkulananlardan
ٱلْمُمْتَرِينَ the doubters l-mum'tarīna
the doubters
٦٠ (60)
(60)
Gerçek Rabb'indendir, o halde şüphelenenlerden olma.
3:61
فَمَنْ kim faman
kim
حَآجَّكَ seninle tartışmaya kalkarsa ḥājjaka
seninle tartışmaya kalkarsa
فِيهِ oun hakkında fīhi
oun hakkında
مِنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
مَا şeylerden
şeylerden
جَآءَكَ sana gelen jāaka
sana gelen
مِنَ ilimden mina
ilimden
ٱلْعِلْمِ the knowledge l-ʿil'mi
the knowledge
فَقُلْ de ki faqul
de ki
تَعَالَوْا۟ gelin taʿālaw
gelin
نَدْعُ çağıralım nadʿu
çağıralım
أَبْنَآءَنَا oğullarımızı abnāanā
oğullarımızı
وَأَبْنَآءَكُمْ ve oğullarınızı wa-abnāakum
ve oğullarınızı
وَنِسَآءَنَا ve kadınlarımızı; wanisāanā
ve kadınlarımızı;
وَنِسَآءَكُمْ ve kadınlarınızı wanisāakum
ve kadınlarınızı
وَأَنفُسَنَا ve kendimizi wa-anfusanā
ve kendimizi
وَأَنفُسَكُمْ ve kendinizi wa-anfusakum
ve kendinizi
ثُمَّ sonra thumma
sonra
نَبْتَهِلْ gönülden la'netle du'a edelim de nabtahil
gönülden la'netle du'a edelim de
فَنَجْعَل atalım (kılalım) fanajʿal
atalım (kılalım)
لَّعْنَتَ la'netini laʿnata
la'netini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
عَلَى üstüne ʿalā
üstüne
ٱلْكَـٰذِبِينَ yalancıların l-kādhibīna
yalancıların
٦١ (61)
(61)
Sana ilim geldikten sonra, bu hususta seninle kim tartışacak olursa, de ki: "Gelin, oğullarımızı, oğullarınızı, kadınlarımızı, kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra lanetleşelim de, Allah'ın lanetinin yalancılara olmasını dileyelim".
3:62
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
هَـٰذَا budur hādhā
budur
لَهُوَ (Îsa hakkındaki) o lahuwa
(Îsa hakkındaki) o
ٱلْقَصَصُ kıssa (öykü) l-qaṣaṣu
kıssa (öykü)
ٱلْحَقُّ ۚ gerçek l-ḥaqu
gerçek
وَمَا yoktur wamā
yoktur
مِنْ hiçbir min
hiçbir
إِلَـٰهٍ tanrı ilāhin
tanrı
إِلَّا başka illā
başka
ٱللَّهُ ۚ Allah'tan l-lahu
Allah'tan
وَإِنَّ ve elbette wa-inna
ve elbette
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَهُوَ O lahuwa
O
ٱلْعَزِيزُ azizdir (kesin galib) l-ʿazīzu
azizdir (kesin galib)
ٱلْحَكِيمُ hüküm ve hikmet sahibidir l-ḥakīmu
hüküm ve hikmet sahibidir
٦٢ (62)
(62)
Şüphesiz bu anlatılanlar gerçek olaylardır. Allah'tan başka tanrı yoktur. Doğrusu Allah güçlüdür, Hakim'dir.
3:63
فَإِن eğer fa-in
eğer
تَوَلَّوْا۟ dönerlerse tawallaw
dönerlerse
فَإِنَّ muhakkak ki fa-inna
muhakkak ki
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
عَلِيمٌۢ bilir ʿalīmun
bilir
بِٱلْمُفْسِدِينَ bozguncuları bil-muf'sidīna
bozguncuları
٦٣ (63)
(63)
Eğer yüz çevirirlerse, şüphesiz Allah bozguncuları bilir.
3:64
قُلْ de ki qul
de ki
يَـٰٓأَهْلَ Ey ehli yāahla
Ey ehli
ٱلْكِتَـٰبِ Kitap l-kitābi
Kitap
تَعَالَوْا۟ gelin taʿālaw
gelin
إِلَىٰ bir kelimeye ilā
bir kelimeye
كَلِمَةٍۢ a word kalimatin
a word
سَوَآءٍۭ eşit olan sawāin
eşit olan
بَيْنَنَا bizim aramızda baynanā
bizim aramızda
وَبَيْنَكُمْ ve sizin aranızda wabaynakum
ve sizin aranızda
أَلَّا ibadet etmeyelim allā
ibadet etmeyelim
نَعْبُدَ we worship naʿbuda
we worship
إِلَّا başkasına illā
başkasına
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
وَلَا ortak koşmayalım walā
ortak koşmayalım
نُشْرِكَ we associate partners nush'rika
we associate partners
بِهِۦ O'na bihi
O'na
شَيْـًۭٔا hiçbirşeyi shayan
hiçbirşeyi
وَلَا edinmeyelim walā
edinmeyelim
يَتَّخِذَ take yattakhidha
take
بَعْضُنَا bazımız baʿḍunā
bazımız
بَعْضًا bazımızı baʿḍan
bazımızı
أَرْبَابًۭا tanrılar arbāban
tanrılar
مِّن başka min
başka
دُونِ besides dūni
besides
ٱللَّهِ ۚ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
فَإِن eğer fa-in
eğer
تَوَلَّوْا۟ yüz çevirirlerse tawallaw
yüz çevirirlerse
فَقُولُوا۟ deyin faqūlū
deyin
ٱشْهَدُوا۟ şahid olun ish'hadū
şahid olun
بِأَنَّا şüphesiz biz bi-annā
şüphesiz biz
مُسْلِمُونَ müslümanlarız mus'limūna
müslümanlarız
٦٤ (64)
(64)
De ki: "Ey Kitap ehli! Ancak Allah'a kulluk etmek, O'na bir şeyi eş koşmamak, Allah'ı bırakıp birbirimizi rab olarak benimsememek üzere, bizimle sizin aranızda müşterek bir söze gelin". Eğer yüz çevirirlerse: "Bizim müslüman olduğumuza şahid olun" deyin.
3:65
يَـٰٓأَهْلَ ey ehli yāahla
ey ehli
ٱلْكِتَـٰبِ Kitap l-kitābi
Kitap
لِمَ neden lima
neden
تُحَآجُّونَ tartışıyorsunuz tuḥājjūna
tartışıyorsunuz
فِىٓ hakkında
hakkında
إِبْرَٰهِيمَ İbrahim ib'rāhīma
İbrahim
وَمَآ oysa indirilmiştir wamā
oysa indirilmiştir
أُنزِلَتِ was revealed unzilati
was revealed
ٱلتَّوْرَىٰةُ Tevrat l-tawrātu
Tevrat
وَٱلْإِنجِيلُ ve İncil wal-injīlu
ve İncil
إِلَّا ancak illā
ancak
مِنۢ ondan sonra min
ondan sonra
بَعْدِهِۦٓ ۚ after him baʿdihi
after him
أَفَلَا düşünmüyor musunuz? afalā
düşünmüyor musunuz?
تَعْقِلُونَ you use your intellect taʿqilūna
you use your intellect
٦٥ (65)
(65)
Ey Kitap ehli! İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz? Tevrat da, İncil de şüphesiz ondan sonra indirilmiştir. Akletmiyor musunuz?
3:66
هَـٰٓأَنتُمْ işte siz hāantum
işte siz
هَـٰٓؤُلَآءِ böylesiniz hāulāi
böylesiniz
حَـٰجَجْتُمْ tartışıyorsunuz ḥājajtum
tartışıyorsunuz
فِيمَا olan şey fīmā
olan şey
لَكُم sizin lakum
sizin
بِهِۦ onun (hakkında) bihi
onun (hakkında)
عِلْمٌۭ biraz bilginiz ʿil'mun
biraz bilginiz
فَلِمَ ama neden? falima
ama neden?
تُحَآجُّونَ tartışıyorsunuz tuḥājjūna
tartışıyorsunuz
فِيمَا hakkında fīmā
hakkında
لَيْسَ olmayan laysa
olmayan
لَكُم sizin lakum
sizin
بِهِۦ onun (hakkında) bihi
onun (hakkında)
عِلْمٌۭ ۚ bilginiz ʿil'mun
bilginiz
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir
وَأَنتُمْ ve siz wa-antum
ve siz
لَا bilmezsiniz
bilmezsiniz
تَعْلَمُونَ know taʿlamūna
know
٦٦ (66)
(66)
Siz, hadi bilginiz olan şey üzerinde tartışanlarsınız. Ama bilginiz olmayan şey hakkında niçin tartışırsınız? Oysa Allah bilir, sizler bilmezsiniz.
3:67
مَا değildi
değildi
كَانَ was kāna
was
إِبْرَٰهِيمُ İbrahim ib'rāhīmu
İbrahim
يَهُودِيًّۭا yahudi yahūdiyyan
yahudi
وَلَا ne de walā
ne de
نَصْرَانِيًّۭا hıristiyan naṣrāniyyan
hıristiyan
وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat
كَانَ idi kāna
idi
حَنِيفًۭا dosdoğru ḥanīfan
dosdoğru
مُّسْلِمًۭا bir müslüman mus'liman
bir müslüman
وَمَا ve değildi wamā
ve değildi
كَانَ he was kāna
he was
مِنَ müşriklerden mina
müşriklerden
ٱلْمُشْرِكِينَ the polytheists l-mush'rikīna
the polytheists
٦٧ (67)
(67)
İbrahim, yahudi de, hıristiyan da değildi, ama doğruya yönelen bir müslimdi; ortak koşanlardan değildi.
3:68
إِنَّ doğrusu inna
doğrusu
أَوْلَى en yakın olanı awlā
en yakın olanı
ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların
بِإِبْرَٰهِيمَ İbrahim'e bi-ib'rāhīma
İbrahim'e
لَلَّذِينَ kimselerdir lalladhīna
kimselerdir
ٱتَّبَعُوهُ ona uyan(lar) ittabaʿūhu
ona uyan(lar)
وَهَـٰذَا ve bu wahādhā
ve bu
ٱلنَّبِىُّ peygamber l-nabiyu
peygamber
وَٱلَّذِينَ ve kimselerdir wa-alladhīna
ve kimselerdir
ءَامَنُوا۟ ۗ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
وَٱللَّهُ Allah da wal-lahu
Allah da
وَلِىُّ dostudur waliyyu
dostudur
ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlerin l-mu'minīna
mü'minlerin
٦٨ (68)
(68)
Doğrusu İbrahim'e en yakın olanlar, ona uyanlar, bu Peygamber ve inananlardır. Allah inananların dostudur.
3:69
وَدَّت istedi ki waddat
istedi ki
طَّآئِفَةٌۭ bir grup ṭāifatun
bir grup
مِّنْ ehlinden min
ehlinden
أَهْلِ (the) People ahli
(the) People
ٱلْكِتَـٰبِ Kitap l-kitābi
Kitap
لَوْ eğer law
eğer
يُضِلُّونَكُمْ sizi saptırsınlar yuḍillūnakum
sizi saptırsınlar
وَمَا oysa wamā
oysa
يُضِلُّونَ saptırıyorlar yuḍillūna
saptırıyorlar
إِلَّآ sadece illā
sadece
أَنفُسَهُمْ kendilerini anfusahum
kendilerini
وَمَا farkında değiller wamā
farkında değiller
يَشْعُرُونَ they perceive yashʿurūna
they perceive
٦٩ (69)
(69)
Kitap ehlinden bir takımı sizi sapıtmak isterler; oysa kendilerini saptırırlar da farkına varmazlar.
3:70
يَـٰٓأَهْلَ Ey ehli yāahla
Ey ehli
ٱلْكِتَـٰبِ Kitap l-kitābi
Kitap
لِمَ niçin? lima
niçin?
تَكْفُرُونَ inkar ediyorsunuz takfurūna
inkar ediyorsunuz
بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini biāyāti
ayetlerini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَأَنتُمْ ve siz wa-antum
ve siz
تَشْهَدُونَ (gerçeği) gördüğünüz halde tashhadūna
(gerçeği) gördüğünüz halde
٧٠ (70)
(70)
Ey Kitap ehli! Sizler göz göre göre Allah'ın ayetlerini niçin inkar ediyorsunuz?
3:71
يَـٰٓأَهْلَ Ey ehli yāahla
Ey ehli
ٱلْكِتَـٰبِ Kitap l-kitābi
Kitap
لِمَ niçin lima
niçin
تَلْبِسُونَ karıştırıyorsunuz talbisūna
karıştırıyorsunuz
ٱلْحَقَّ hakkı l-ḥaqa
hakkı
بِٱلْبَـٰطِلِ batılla bil-bāṭili
batılla
وَتَكْتُمُونَ ve gizliyorsunuz wataktumūna
ve gizliyorsunuz
ٱلْحَقَّ gerçeği l-ḥaqa
gerçeği
وَأَنتُمْ ve siz wa-antum
ve siz
تَعْلَمُونَ bildiğiniz halde taʿlamūna
bildiğiniz halde
٧١ (71)
(71)
Ey Kitap ehli! Niçin hakkı batıla karıştırıyor ve bile bile hakkı gizliyorsunuz?
3:72
وَقَالَت ve dedi ki waqālat
ve dedi ki
طَّآئِفَةٌۭ bir grup ṭāifatun
bir grup
مِّنْ ehlinden min
ehlinden
أَهْلِ (the) People ahli
(the) People
ٱلْكِتَـٰبِ Kitap l-kitābi
Kitap
ءَامِنُوا۟ inanın āminū
inanın
بِٱلَّذِىٓ olana bi-alladhī
olana
أُنزِلَ indirilmiş unzila
indirilmiş
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lara) āmanū
inanan(lara)
وَجْهَ önünde wajha
önünde
ٱلنَّهَارِ günün l-nahāri
günün
وَٱكْفُرُوٓا۟ ve inkar edin wa-uk'furū
ve inkar edin
ءَاخِرَهُۥ sonunda ākhirahu
sonunda
لَعَلَّهُمْ belki onlar laʿallahum
belki onlar
يَرْجِعُونَ dönerler yarjiʿūna
dönerler
٧٢ (72)
(72)
Kitap ehlinden bir takımı şöyle dedi: "İnananlara indirilene günün başında inanın, sonunda inkar edin ki, belki dönerler ve dininize uyanlardan başkasına inanmayın". De ki: "Doğru yol Allah'ın yoludur". Ve yine başkasına da verildiğine veya Rabbinizin katında Müslümanların karşı delil getirip sizi alt edeceğine inanmayın, derler. De ki: "Doğrusu bol nimet Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir. Allah'ın fazlı her şeyi kaplar, O her şeyi bilir".
3:73
وَلَا ve güvenmeyin walā
ve güvenmeyin
تُؤْمِنُوٓا۟ believe tu'minū
believe
إِلَّا başkasına illā
başkasına
لِمَن kimseden liman
kimseden
تَبِعَ uyan tabiʿa
uyan
دِينَكُمْ sizin dininize dīnakum
sizin dininize
قُلْ de ki qul
de ki
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلْهُدَىٰ Hidayet l-hudā
Hidayet
هُدَى hidayetidir hudā
hidayetidir
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
أَن verilmesinden (mi?) an
verilmesinden (mi?)
يُؤْتَىٰٓ is given yu'tā
is given
أَحَدٌۭ birine aḥadun
birine
مِّثْلَ benzerinin mith'la
benzerinin
مَآ şeyin
şeyin
أُوتِيتُمْ size verilen ūtītum
size verilen
أَوْ veya aw
veya
يُحَآجُّوكُمْ (aleyhinize) deliller getireceklerinden (mi?) yuḥājjūkum
(aleyhinize) deliller getireceklerinden (mi?)
عِندَ huzurunda ʿinda
huzurunda
رَبِّكُمْ ۗ Rabbinizin rabbikum
Rabbinizin
قُلْ de ki qul
de ki
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلْفَضْلَ Lutuf l-faḍla
Lutuf
بِيَدِ elindedir biyadi
elindedir
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
يُؤْتِيهِ onu verir yu'tīhi
onu verir
مَن kimseye man
kimseye
يَشَآءُ ۗ dilediği yashāu
dilediği
وَٱللَّهُ Allah'ın wal-lahu
Allah'ın
وَٰسِعٌ (lutfu) geniştir wāsiʿun
(lutfu) geniştir
عَلِيمٌۭ (O her şeyi) bilendir ʿalīmun
(O her şeyi) bilendir
٧٣ (73)
(73)
Kitap ehlinden bir takımı şöyle dedi: "İnananlara indirilene günün başında inanın, sonunda inkar edin ki, belki dönerler ve dininize uyanlardan başkasına inanmayın". De ki: "Doğru yol Allah'ın yoludur". Ve yine başkasına da verildiğine veya Rabbinizin katında Müslümanların karşı delil getirip sizi alt edeceğine inanmayın, derler. De ki: "Doğrusu bol nimet Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir. Allah'ın fazlı her şeyi kaplar, O her şeyi bilir".
3:74
يَخْتَصُّ has kılar yakhtaṣṣu
has kılar
بِرَحْمَتِهِۦ Rahmetini biraḥmatihi
Rahmetini
مَن kimseye man
kimseye
يَشَآءُ ۗ dilediği yashāu
dilediği
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
ذُو sahibidir dhū
sahibidir
ٱلْفَضْلِ lutuf ve ikram l-faḍli
lutuf ve ikram
ٱلْعَظِيمِ büyük l-ʿaẓīmi
büyük
٧٤ (74)
(74)
"Rahmetini dilediğine tahsis eder, Allah büyük, bol nimet sahibidir".
3:75
۞ وَمِنْ ehlinden wamin
ehlinden
أَهْلِ (the) People ahli
(the) People
ٱلْكِتَـٰبِ Kitap l-kitābi
Kitap
مَنْ öylesi (vardır ki) man
öylesi (vardır ki)
إِن eğer in
eğer
تَأْمَنْهُ ona emanet bıraksan tamanhu
ona emanet bıraksan
بِقِنطَارٍۢ yüklerle mal biqinṭārin
yüklerle mal
يُؤَدِّهِۦٓ onu öder yu-addihi
onu öder
إِلَيْكَ sana ilayka
sana
وَمِنْهُم ve onlardan wamin'hum
ve onlardan
مَّنْ öylesi (de vardır ki) man
öylesi (de vardır ki)
إِن eğer in
eğer
تَأْمَنْهُ ona versen tamanhu
ona versen
بِدِينَارٍۢ bir dinar bidīnārin
bir dinar
لَّا onu ödemez
onu ödemez
يُؤَدِّهِۦٓ he will return it yu-addihi
he will return it
إِلَيْكَ sana ilayka
sana
إِلَّا başka türlü illā
başka türlü
مَا sürekli
sürekli
دُمْتَ you keep constantly dum'ta
you keep constantly
عَلَيْهِ başına ʿalayhi
başına
قَآئِمًۭا ۗ dikilmeden qāiman
dikilmeden
ذَٰلِكَ bu dhālika
bu
بِأَنَّهُمْ onların (içindir) bi-annahum
onların (içindir)
قَالُوا۟ dedikleri qālū
dedikleri
لَيْسَ yoktur laysa
yoktur
عَلَيْنَا bize ʿalaynā
bize
فِى karşı
karşı
ٱلْأُمِّيِّـۧنَ ümmilere l-umiyīna
ümmilere
سَبِيلٌۭ bir yol (sorumluluk) sabīlun
bir yol (sorumluluk)
وَيَقُولُونَ ve söylüyorlar wayaqūlūna
ve söylüyorlar
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
ٱلْكَذِبَ yalan l-kadhiba
yalan
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
يَعْلَمُونَ bile bile yaʿlamūna
bile bile
٧٥ (75)
(75)
Kitap ehli arasında kantarla emanet bıraksan onu sana ödeyen ve bir lira emanet etsen, tepesine dikilmedikçe onu sana ödemeyen vardır. Bu, onların: "Kitapsızlara karşı üzerimize bir sorumluluk yoktur" demelerindendir. Onlar bile bile Allah'a karşı yalan söylemektedirler.
3:76
بَلَىٰ Hayır balā
Hayır
مَنْ kim man
kim
أَوْفَىٰ yerine getirir awfā
yerine getirir
بِعَهْدِهِۦ sözünü biʿahdihi
sözünü
وَٱتَّقَىٰ ve (günahtan) korunursa wa-ittaqā
ve (günahtan) korunursa
فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah (da) l-laha
Allah (da)
يُحِبُّ sever yuḥibbu
sever
ٱلْمُتَّقِينَ korunanları l-mutaqīna
korunanları
٧٦ (76)
(76)
Hayır, öyle değil; ahdini yerine getiren ve günahtan sakınan bilsin ki, Allah sakınanları şüphesiz sever.
3:77
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseler (var ya) alladhīna
kimseler (var ya)
يَشْتَرُونَ satanlar yashtarūna
satanlar
بِعَهْدِ verdikleri sözü biʿahdi
verdikleri sözü
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
وَأَيْمَـٰنِهِمْ ve yeminlerini wa-aymānihim
ve yeminlerini
ثَمَنًۭا paraya thamanan
paraya
قَلِيلًا az bir qalīlan
az bir
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte
لَا yoktur
yoktur
خَلَـٰقَ bir payı khalāqa
bir payı
لَهُمْ onların lahum
onların
فِى ahirette
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ the Hereafter l-ākhirati
the Hereafter
وَلَا onlara konuşmayacak walā
onlara konuşmayacak
يُكَلِّمُهُمُ will speak to them yukallimuhumu
will speak to them
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
وَلَا bakmayacak walā
bakmayacak
يَنظُرُ look yanẓuru
look
إِلَيْهِمْ onlara ilayhim
onlara
يَوْمَ günü yawma
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
وَلَا ve onları yüceltmeyecektir walā
ve onları yüceltmeyecektir
يُزَكِّيهِمْ purify them yuzakkīhim
purify them
وَلَهُمْ ve onlar için vardır walahum
ve onlar için vardır
عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab
أَلِيمٌۭ acıklı alīmun
acıklı
٧٧ (77)
(77)
Allah'ın ahdini ve yeminlerini az bir değere değişenlerin, işte onların, ahirette bir payları yoktur. Allah onlara kıyamet günü hitab etmeyecek, onlara bakmayacak, onları temize çıkarmayacaktır. Elem verici azab onlar içindir.
3:78
وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz
مِنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan
لَفَرِيقًۭا bir grup (var ki) lafarīqan
bir grup (var ki)
يَلْوُۥنَ eğip bükerler yalwūna
eğip bükerler
أَلْسِنَتَهُم dillerini alsinatahum
dillerini
بِٱلْكِتَـٰبِ Kitapla bil-kitābi
Kitapla
لِتَحْسَبُوهُ siz sanasınız diye litaḥsabūhu
siz sanasınız diye
مِنَ Kitaptan mina
Kitaptan
ٱلْكِتَـٰبِ the Book l-kitābi
the Book
وَمَا (halbuki) yoktur wamā
(halbuki) yoktur
هُوَ o huwa
o
مِنَ Kitapta mina
Kitapta
ٱلْكِتَـٰبِ the Book l-kitābi
the Book
وَيَقُولُونَ ve derler wayaqūlūna
ve derler
هُوَ o huwa
o
مِنْ katındandır min
katındandır
عِندِ from ʿindi
from
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَمَا oysa değildir wamā
oysa değildir
هُوَ o huwa
o
مِنْ katından min
katından
عِندِ from ʿindi
from
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَيَقُولُونَ ve söylerler wayaqūlūna
ve söylerler
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
ٱلْكَذِبَ yalan l-kadhiba
yalan
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
يَعْلَمُونَ bile bile yaʿlamūna
bile bile
٧٨ (78)
(78)
Onlardan bir takımı, Kitapta olmadığı halde Kitaptan zannedesiniz diye dillerini eğip bükerler. O, Allah katından olmadığı halde: "Allah katındandır" derler, bile bile Allah'a karşı yalan söylerler.
3:79
مَا mümkün değildir
mümkün değildir
كَانَ is kāna
is
لِبَشَرٍ hiçbir insanın libasharin
hiçbir insanın
أَن ona vermesinden (sonra) an
ona vermesinden (sonra)
يُؤْتِيَهُ gives him yu'tiyahu
gives him
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلْكِتَـٰبَ Kitap l-kitāba
Kitap
وَٱلْحُكْمَ hüküm (hikmet) wal-ḥuk'ma
hüküm (hikmet)
وَٱلنُّبُوَّةَ ve peygamberlik wal-nubuwata
ve peygamberlik
ثُمَّ sonra (o kalksın) thumma
sonra (o kalksın)
يَقُولَ demesi yaqūla
demesi
لِلنَّاسِ insanlara lilnnāsi
insanlara
كُونُوا۟ olun kūnū
olun
عِبَادًۭا kul(lar) ʿibādan
kul(lar)
لِّى bana
bana
مِن bırakıp min
bırakıp
دُونِ besides dūni
besides
ٱللَّهِ Allah'ı l-lahi
Allah'ı
وَلَـٰكِن fakat (der ki) walākin
fakat (der ki)
كُونُوا۟ olun kūnū
olun
رَبَّـٰنِيِّـۧنَ Rabbe halis kullar rabbāniyyīna
Rabbe halis kullar
بِمَا şeyler gereğince bimā
şeyler gereğince
كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz
تُعَلِّمُونَ okuyor tuʿallimūna
okuyor
ٱلْكِتَـٰبَ Kitap l-kitāba
Kitap
وَبِمَا ve wabimā
ve
كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz
تَدْرُسُونَ öğretiyor tadrusūna
öğretiyor
٧٩ (79)
(79)
Allah'ın kendisine Kitap'ı, hükmü, peygamberliği verdiği insanoğluna: "Allah'ı bırakıp bana kulluk edin" demek yaraşmaz, fakat: "Kitabı öğrettiğinize, okuduğunuza göre Rabb'e kul olun" demek yaraşır.
3:80
وَلَا ve size emretmez walā
ve size emretmez
يَأْمُرَكُمْ he will order you yamurakum
he will order you
أَن diye an
diye
تَتَّخِذُوا۟ edinin tattakhidhū
edinin
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ Melekleri l-malāikata
Melekleri
وَٱلنَّبِيِّـۧنَ ve peygamberleri wal-nabiyīna
ve peygamberleri
أَرْبَابًا ۗ tanrılar arbāban
tanrılar
أَيَأْمُرُكُم size emreder mi? ayamurukum
size emreder mi?
بِٱلْكُفْرِ inkar etmeyi bil-kuf'ri
inkar etmeyi
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
إِذْ olduktan idh
olduktan
أَنتُم siz antum
siz
مُّسْلِمُونَ müslümanlar mus'limūna
müslümanlar
٨٠ (80)
(80)
Size melekleri, peygamberleri Rab olarak benimsemenizi emretmesi de yaraşmaz. Siz müslüman olduktan sonra, size inkar etmeyi mi emredecek?
3:81
وَإِذْ ve ne zaman wa-idh
ve ne zaman
أَخَذَ almıştı akhadha
almıştı
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مِيثَـٰقَ şöyle söz mīthāqa
şöyle söz
ٱلنَّبِيِّـۧنَ peygamberlerden l-nabiyīna
peygamberlerden
لَمَآ elbette lamā
elbette
ءَاتَيْتُكُم size verdim ātaytukum
size verdim
مِّن Kitap min
Kitap
كِتَـٰبٍۢ (the) Book kitābin
(the) Book
وَحِكْمَةٍۢ ve hikmet waḥik'matin
ve hikmet
ثُمَّ sonra thumma
sonra
جَآءَكُمْ geldiğinde jāakum
geldiğinde
رَسُولٌۭ bir peygamber rasūlun
bir peygamber
مُّصَدِّقٌۭ doğrulayıcı muṣaddiqun
doğrulayıcı
لِّمَا bulunan(Kitap)ı limā
bulunan(Kitap)ı
مَعَكُمْ yanınızda maʿakum
yanınızda
لَتُؤْمِنُنَّ mutlaka inanacak latu'minunna
mutlaka inanacak
بِهِۦ ona bihi
ona
وَلَتَنصُرُنَّهُۥ ۚ ve ona mutlaka yardım edeceksiniz walatanṣurunnahu
ve ona mutlaka yardım edeceksiniz
قَالَ demişti qāla
demişti
ءَأَقْرَرْتُمْ bunu kabul ettiniz mi? a-aqrartum
bunu kabul ettiniz mi?
وَأَخَذْتُمْ ve aldınız mı? wa-akhadhtum
ve aldınız mı?
عَلَىٰ üzerinize ʿalā
üzerinize
ذَٰلِكُمْ bu hususta dhālikum
bu hususta
إِصْرِى ۖ ağır ahdimi iṣ'rī
ağır ahdimi
قَالُوٓا۟ dediler qālū
dediler
أَقْرَرْنَا ۚ kabul ettik aqrarnā
kabul ettik
قَالَ dedi qāla
dedi
فَٱشْهَدُوا۟ o halde tanık olun fa-ish'hadū
o halde tanık olun
وَأَنَا۠ ben de wa-anā
ben de
مَعَكُم sizinle beraber maʿakum
sizinle beraber
مِّنَ tanık olanlardanım mina
tanık olanlardanım
ٱلشَّـٰهِدِينَ the witnesses l-shāhidīna
the witnesses
٨١ (81)
(81)
Allah peygamberlerden ahid almıştı: "And olsun ki size Kitap, hikmet verdim; sizde olanı tasdik eden bir peygamber gelecek, ona mutlaka inanacaksınız ve ona mutlaka yardım edeceksiniz, ikrar edip bu ahdi kabul ettiniz mi?" demişti. "İkrar ettik" demişlerdi de: "Şahid olun, Ben de sizinle beraber şahidlerdenim" demişti.
3:82
فَمَن artık kim faman
artık kim
تَوَلَّىٰ dönerse tawallā
dönerse
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
ذَٰلِكَ bundan dhālika
bundan
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte fa-ulāika
işte
هُمُ onlar humu
onlar
ٱلْفَـٰسِقُونَ fasıklardır l-fāsiqūna
fasıklardır
٨٢ (82)
(82)
Bunun ardından yüz çeviren var ya, işte onlar fasık olanlardır.
3:83
أَفَغَيْرَ başkasını mı afaghayra
başkasını mı
دِينِ dininden dīni
dininden
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
يَبْغُونَ arıyorlar yabghūna
arıyorlar
وَلَهُۥٓ oysa O'na walahu
oysa O'na
أَسْلَمَ teslim olmuştur aslama
teslim olmuştur
مَن olanların hepsi man
olanların hepsi
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ve yerde wal-arḍi
ve yerde
طَوْعًۭا isteyerek ṭawʿan
isteyerek
وَكَرْهًۭا ve(ya) istemeyerek wakarhan
ve(ya) istemeyerek
وَإِلَيْهِ ve O'na wa-ilayhi
ve O'na
يُرْجَعُونَ döndürüleceklerdir yur'jaʿūna
döndürüleceklerdir
٨٣ (83)
(83)
Allah'ın dininden başka bir din mi arzu ediyorlar? Oysa göklerde ve yerde kim varsa, ister istemez O'na teslim olmuştur, O'na döneceklerdir.
3:84
قُلْ de ki qul
de ki
ءَامَنَّا inandık āmannā
inandık
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَمَآ şeye wamā
şeye
أُنزِلَ indirilen unzila
indirilen
عَلَيْنَا bize ʿalaynā
bize
وَمَآ ve şeye wamā
ve şeye
أُنزِلَ indirilen unzila
indirilen
عَلَىٰٓ İbrahim'e ʿalā
İbrahim'e
إِبْرَٰهِيمَ Ibrahim ib'rāhīma
Ibrahim
وَإِسْمَـٰعِيلَ ve İsma'il'e wa-is'māʿīla
ve İsma'il'e
وَإِسْحَـٰقَ ve İshak'a wa-is'ḥāqa
ve İshak'a
وَيَعْقُوبَ ve Ya'kub'a wayaʿqūba
ve Ya'kub'a
وَٱلْأَسْبَاطِ ve sıbtlara wal-asbāṭi
ve sıbtlara
وَمَآ ve şeye wamā
ve şeye
أُوتِىَ verilen ūtiya
verilen
مُوسَىٰ Musa'ya mūsā
Musa'ya
وَعِيسَىٰ ve Îsa'ya waʿīsā
ve Îsa'ya
وَٱلنَّبِيُّونَ ve peygamberlere wal-nabiyūna
ve peygamberlere
مِن tarafından min
tarafından
رَّبِّهِمْ Rableri rabbihim
Rableri
لَا ayırım yapmayız
ayırım yapmayız
نُفَرِّقُ we make distinction nufarriqu
we make distinction
بَيْنَ arasında bayna
arasında
أَحَدٍۢ hiçbirinin aḥadin
hiçbirinin
مِّنْهُمْ onlar min'hum
onlar
وَنَحْنُ ve biz wanaḥnu
ve biz
لَهُۥ O'na lahu
O'na
مُسْلِمُونَ teslim olanlarız mus'limūna
teslim olanlarız
٨٤ (84)
(84)
"Allah'a, bize indirilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına indirilene, Rableri tarafından Musa, İsa ve peygamberlere verilene inandık, onları birbirinden ayırt etmeyiz, biz O'na teslim olanlarız" de.
3:85
وَمَن ve kim waman
ve kim
يَبْتَغِ ararsa yabtaghi
ararsa
غَيْرَ başka ghayra
başka
ٱلْإِسْلَـٰمِ İslam'dan l-is'lāmi
İslam'dan
دِينًۭا bir din dīnan
bir din
فَلَن (bilsin ki) asla falan
(bilsin ki) asla
يُقْبَلَ (o din) kabul edilmeyecek yuq'bala
(o din) kabul edilmeyecek
مِنْهُ ondan min'hu
ondan
وَهُوَ ve o wahuwa
ve o
فِى ahirette
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ the Hereafter l-ākhirati
the Hereafter
مِنَ kaybedenlerden olacaktır mina
kaybedenlerden olacaktır
ٱلْخَـٰسِرِينَ the losers l-khāsirīna
the losers
٨٥ (85)
(85)
Kim İslam'dan başka bir dine yönelirse, onunki kabul edilmeyecektir. O ahirette de kaybedenlerdendir.
3:86
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
يَهْدِى yol gösterir yahdī
yol gösterir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
قَوْمًۭا bir topluma qawman
bir topluma
كَفَرُوا۟ inkar eden kafarū
inkar eden
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
إِيمَـٰنِهِمْ İman ettikten īmānihim
İman ettikten
وَشَهِدُوٓا۟ ve gördükten washahidū
ve gördükten
أَنَّ gerçekten anna
gerçekten
ٱلرَّسُولَ Resul'ün l-rasūla
Resul'ün
حَقٌّۭ hak olduğunu ḥaqqun
hak olduğunu
وَجَآءَهُمُ ve kendilerine geldikten wajāahumu
ve kendilerine geldikten
ٱلْبَيِّنَـٰتُ ۚ açık deliller l-bayinātu
açık deliller
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
لَا doğru yola iletmez
doğru yola iletmez
يَهْدِى guide yahdī
guide
ٱلْقَوْمَ toplumu l-qawma
toplumu
ٱلظَّـٰلِمِينَ zalim l-ẓālimīna
zalim
٨٦ (86)
(86)
İnandıktan, peygamberin hak olduğuna şehadet ettikten, kendilerine belgeler geldikten sonra inkar eden bir milleti Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah zalimleri doğru yola eriştirmez.
3:87
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte
جَزَآؤُهُمْ onların cezası jazāuhum
onların cezası
أَنَّ gerçekten anna
gerçekten
عَلَيْهِمْ onların üzerine olmasıdır ʿalayhim
onların üzerine olmasıdır
لَعْنَةَ la'neti laʿnata
la'neti
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ ve meleklerin wal-malāikati
ve meleklerin
وَٱلنَّاسِ ve insanların wal-nāsi
ve insanların
أَجْمَعِينَ hepsinin ajmaʿīna
hepsinin
٨٧ (87)
(87)
İşte bunların cezası, Allah'ın, meleklerin, insanların hepsinin lanetine uğramalarıdır.
3:88
خَـٰلِدِينَ ebedi kalacaklardır khālidīna
ebedi kalacaklardır
فِيهَا O(la'net)in içinde fīhā
O(la'net)in içinde
لَا hafifletilmeyecek
hafifletilmeyecek
يُخَفَّفُ will be lightened yukhaffafu
will be lightened
عَنْهُمُ onlardan ʿanhumu
onlardan
ٱلْعَذَابُ azab l-ʿadhābu
azab
وَلَا ve onlara walā
ve onlara
هُمْ they hum
they
يُنظَرُونَ fırsat verilmeyecektir yunẓarūna
fırsat verilmeyecektir
٨٨ (88)
(88)
Orada temellidirler; onlardan azab hafifletilmez; onların azabı geciktirilmez.
3:89
إِلَّا dışında illā
dışında
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
تَابُوا۟ tevbe eden tābū
tevbe eden
مِنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
ذَٰلِكَ ondan dhālika
ondan
وَأَصْلَحُوا۟ ve uslananlar wa-aṣlaḥū
ve uslananlar
فَإِنَّ çünkü fa-inna
çünkü
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
غَفُورٌۭ çok bağışlayan ghafūrun
çok bağışlayan
رَّحِيمٌ çok esirgeyendir raḥīmun
çok esirgeyendir
٨٩ (89)
(89)
Ancak bunun ardından tevbe edip düzelenler müstesnadır. Doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder.
3:90
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ onlar ki alladhīna
onlar ki
كَفَرُوا۟ inkar ettiler kafarū
inkar ettiler
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
إِيمَـٰنِهِمْ inandıktan īmānihim
inandıktan
ثُمَّ sonra thumma
sonra
ٱزْدَادُوا۟ arttı iz'dādū
arttı
كُفْرًۭا inkarları kuf'ran
inkarları
لَّن kabul edilmeyecektir lan
kabul edilmeyecektir
تُقْبَلَ will be accepted tuq'bala
will be accepted
تَوْبَتُهُمْ onların tevbeleri tawbatuhum
onların tevbeleri
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve işte wa-ulāika
ve işte
هُمُ onlar humu
onlar
ٱلضَّآلُّونَ sapıkların ta kendileridir l-ḍālūna
sapıkların ta kendileridir
٩٠ (90)
(90)
İnandıktan sonra inkar edip, inkarda aşırı gidenler var ya, onların tevbeleri kabul edilmeyecektir. İşte sapıklar onlardır.
3:91
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden kafarū
inkar eden
وَمَاتُوا۟ ve ölenler wamātū
ve ölenler
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
كُفَّارٌۭ kafir olarak kuffārun
kafir olarak
فَلَن kabul edilmeyecektir falan
kabul edilmeyecektir
يُقْبَلَ will be accepted yuq'bala
will be accepted
مِنْ hiçbirinden min
hiçbirinden
أَحَدِهِم any one of them aḥadihim
any one of them
مِّلْءُ dolusu mil'u
dolusu
ٱلْأَرْضِ dünya l-arḍi
dünya
ذَهَبًۭا altın dhahaban
altın
وَلَوِ ve olsa dahi walawi
ve olsa dahi
ٱفْتَدَىٰ fidye vermiş if'tadā
fidye vermiş
بِهِۦٓ ۗ onu bihi
onu
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte
لَهُمْ onlar için vardır lahum
onlar için vardır
عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab
أَلِيمٌۭ acıklı alīmun
acıklı
وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur
لَهُم onların lahum
onların
مِّن hiçbir min
hiçbir
نَّـٰصِرِينَ yardımcıları nāṣirīna
yardımcıları
٩١ (91)
(91)
Doğrusu inkar edip, inkarcı olarak ölenlerin hiçbirinden, yeryüzünü dolduracak kadar altını fidye vermiş olsa bile, bu kabul edilmeyecektir. İşte elem verici azab onlaradır, onların hiç yardımcıları da yoktur.
3:92
لَن asla lan
asla
تَنَالُوا۟ eremezsiniz tanālū
eremezsiniz
ٱلْبِرَّ iyiliğe l-bira
iyiliğe
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
تُنفِقُوا۟ (Allah için) harcayıncaya tunfiqū
(Allah için) harcayıncaya
مِمَّا şeylerden mimmā
şeylerden
تُحِبُّونَ ۚ sevdiğiniz tuḥibbūna
sevdiğiniz
وَمَا ve ne ki? wamā
ve ne ki?
تُنفِقُوا۟ harcarsanız tunfiqū
harcarsanız
مِن herhangi bir min
herhangi bir
شَىْءٍۢ şeyden shayin
şeyden
فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
بِهِۦ onu bihi
onu
عَلِيمٌۭ bilir ʿalīmun
bilir
٩٢ (92)
(92)
Sevdiğiniz şeylerden sarfetmedikçe iyiliğe erişemezsiniz. Her ne sarfederseniz, şüphesiz Allah onu bilir.
3:93
۞ كُلُّ bütün kullu
bütün
ٱلطَّعَامِ yiyecekler l-ṭaʿāmi
yiyecekler
كَانَ idi kāna
idi
حِلًّۭا helal ḥillan
helal
لِّبَنِىٓ oğullarına libanī
oğullarına
إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail
إِلَّا dışında illā
dışında
مَا şeyler
şeyler
حَرَّمَ haram kıldığı ḥarrama
haram kıldığı
إِسْرَٰٓءِيلُ İsrail'in is'rāīlu
İsrail'in
عَلَىٰ kendisine ʿalā
kendisine
نَفْسِهِۦ himself nafsihi
himself
مِن önce min
önce
قَبْلِ before qabli
before
أَن indirilmeden an
indirilmeden
تُنَزَّلَ (was) revealed tunazzala
(was) revealed
ٱلتَّوْرَىٰةُ ۗ Tevrat l-tawrātu
Tevrat
قُلْ de ki qul
de ki
فَأْتُوا۟ getirin fatū
getirin
بِٱلتَّوْرَىٰةِ Tevrat'ı bil-tawrāti
Tevrat'ı
فَٱتْلُوهَآ ve okuyun fa-it'lūhā
ve okuyun
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz
صَـٰدِقِينَ doğru ṣādiqīna
doğru
٩٣ (93)
(93)
Tevrat'ın indirilmesinden önce İsrail'in kendisine haram ettiğinden başka bütün yiyecekler İsrailoğullarına helal idi. De ki: "Doğru sözlü iseniz Tevrat'ı getirip okuyun".
3:94
فَمَنِ artık kim famani
artık kim
ٱفْتَرَىٰ uydurursa if'tarā
uydurursa
عَلَى hakkında ʿalā
hakkında
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
ٱلْكَذِبَ bir yalan l-kadhiba
bir yalan
مِنۢ sonra da min
sonra da
بَعْدِ after baʿdi
after
ذَٰلِكَ bundan dhālika
bundan
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte fa-ulāika
işte
هُمُ onlar humu
onlar
ٱلظَّـٰلِمُونَ zalimlerdir l-ẓālimūna
zalimlerdir
٩٤ (94)
(94)
Bundan sonra Allah'a karşı kim yalan isnad ederse, işte onlar zalimlerdir.
3:95
قُلْ de ki qul
de ki
صَدَقَ doğru söyledi ṣadaqa
doğru söyledi
ٱللَّهُ ۗ Allah l-lahu
Allah
فَٱتَّبِعُوا۟ öyle ise uyun fa-ittabiʿū
öyle ise uyun
مِلَّةَ dinine millata
dinine
إِبْرَٰهِيمَ İbrahim ib'rāhīma
İbrahim
حَنِيفًۭا hanif (Allah'ı birleyici) olarak ḥanīfan
hanif (Allah'ı birleyici) olarak
وَمَا (O) değil wamā
(O) değil
كَانَ idi kāna
idi
مِنَ ortak koşanlardan mina
ortak koşanlardan
ٱلْمُشْرِكِينَ the polytheists l-mush'rikīna
the polytheists
٩٥ (95)
(95)
De ki: "Allah doğru söyledi, doğruya meyleden İbrahim'in dinine uyun; O, puta tapanlardan değildi".
3:96
إِنَّ doğrusu inna
doğrusu
أَوَّلَ ilk awwala
ilk
بَيْتٍۢ ev baytin
ev
وُضِعَ (ma'bed olarak) kurulan wuḍiʿa
(ma'bed olarak) kurulan
لِلنَّاسِ insanlara lilnnāsi
insanlara
لَلَّذِى olandır lalladhī
olandır
بِبَكَّةَ Mekke'de bibakkata
Mekke'de
مُبَارَكًۭا uğur bereketlidir' mubārakan
uğur bereketlidir'
وَهُدًۭى ve hidayet kaynağıdır wahudan
ve hidayet kaynağıdır
لِّلْعَـٰلَمِينَ alemlere lil'ʿālamīna
alemlere
٩٦ (96)
(96)
Doğrusu insanlar için ilk kurulan ev, Mekke'de, dünyalar için mübarek ve doğru yol gösteren Kabe'dir.
3:97
فِيهِ onda vardır fīhi
onda vardır
ءَايَـٰتٌۢ deliller āyātun
deliller
بَيِّنَـٰتٌۭ açık açık bayyinātun
açık açık
مَّقَامُ Makamı maqāmu
Makamı
إِبْرَٰهِيمَ ۖ İbrahim'in ib'rāhīma
İbrahim'in
وَمَن ve kim waman
ve kim
دَخَلَهُۥ ona girse dakhalahu
ona girse
كَانَ güvene erer kāna
güvene erer
ءَامِنًۭا ۗ safe āminan
safe
وَلِلَّهِ Allah'ın bir hakkıdır walillahi
Allah'ın bir hakkıdır
عَلَى üzerinde ʿalā
üzerinde
ٱلنَّاسِ insanlar l-nāsi
insanlar
حِجُّ (gidip) haccetmesi ḥijju
(gidip) haccetmesi
ٱلْبَيْتِ Ev'e l-bayti
Ev'e
مَنِ herkesin mani
herkesin
ٱسْتَطَاعَ gücü yeten is'taṭāʿa
gücü yeten
إِلَيْهِ onun ilayhi
onun
سَبِيلًۭا ۚ yoluna sabīlan
yoluna
وَمَن ve kim waman
ve kim
كَفَرَ nankörlük ederse kafara
nankörlük ederse
فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
غَنِىٌّ zengindir ghaniyyun
zengindir
عَنِ bütün alemlerden ʿani
bütün alemlerden
ٱلْعَـٰلَمِينَ the universe l-ʿālamīna
the universe
٩٧ (97)
(97)
Orada apaçık deliller vardır, İbrahim'in makamı vardır; kim oraya girerse, güvenlik içinde olur; oraya yol bulabilen insana Allah için Kabe'yi haccetmesi gereklidir. Kim inkar ederse, bilsin ki; doğrusu Allah alemlerden müstağnidir.
3:98
قُلْ de ki qul
de ki
يَـٰٓأَهْلَ Ey ehli yāahla
Ey ehli
ٱلْكِتَـٰبِ Kitap l-kitābi
Kitap
لِمَ neden? lima
neden?
تَكْفُرُونَ inkar ediyorsunuz takfurūna
inkar ediyorsunuz
بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini biāyāti
ayetlerini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
شَهِيدٌ tanık iken shahīdun
tanık iken
عَلَىٰ şeylere ʿalā
şeylere
مَا what
what
تَعْمَلُونَ yaptığınız taʿmalūna
yaptığınız
٩٨ (98)
(98)
De ki: "Ey Kitap ehli! Allah yaptıklarınızı görüp dururken, niçin Allah'ın ayetlerini inkar ediyorsunuz?"
3:99
قُلْ de ki qul
de ki
يَـٰٓأَهْلَ Ey ehli yāahla
Ey ehli
ٱلْكِتَـٰبِ Kitap l-kitābi
Kitap
لِمَ niçin? lima
niçin?
تَصُدُّونَ çevirmeğe çalışıyorsunuz taṣuddūna
çevirmeğe çalışıyorsunuz
عَن yolundan ʿan
yolundan
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
مَنْ kimseleri man
kimseleri
ءَامَنَ inanan āmana
inanan
تَبْغُونَهَا göstermeğe yeltenerek tabghūnahā
göstermeğe yeltenerek
عِوَجًۭا eğri ʿiwajan
eğri
وَأَنتُمْ ve siz wa-antum
ve siz
شُهَدَآءُ ۗ (gerçeğe) tanık olduğunuz halde shuhadāu
(gerçeğe) tanık olduğunuz halde
وَمَا değildir wamā
değildir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِغَـٰفِلٍ habersiz bighāfilin
habersiz
عَمَّا yaptıklarınızdan ʿammā
yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ you do taʿmalūna
you do
٩٩ (99)
(99)
De ki: "Ey Kitap ehli! Siz doğru olduğuna şahidken, niçin inananları Allah'ın yolunu eğri göstermeğe yeltenerek ondan çeviriyorsunuz? Allah işlediklerinizden gafil değildir".
3:100
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
إِن şayet in
şayet
تُطِيعُوا۟ uyarsanız tuṭīʿū
uyarsanız
فَرِيقًۭا gruba farīqan
gruba
مِّنَ herhangi bir mina
herhangi bir
ٱلَّذِينَ kimselerden alladhīna
kimselerden
أُوتُوا۟ verilen(ler) ūtū
verilen(ler)
ٱلْكِتَـٰبَ Kitap l-kitāba
Kitap
يَرُدُّوكُم sizi döndürürler yaruddūkum
sizi döndürürler
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
إِيمَـٰنِكُمْ imanınızdan īmānikum
imanınızdan
كَـٰفِرِينَ kafir olarak kāfirīna
kafir olarak
١٠٠ (100)
(100)
Ey İnananlar! Kitap verilenlerin bir takımına uyarsanız, inanmanızdan sonra sizi kafir olmağa çevirirler.
3:101
وَكَيْفَ ve nasıl? wakayfa
ve nasıl?
تَكْفُرُونَ inkar edersiniz takfurūna
inkar edersiniz
وَأَنتُمْ ve üstelik size wa-antum
ve üstelik size
تُتْلَىٰ okunmakta tut'lā
okunmakta
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
ءَايَـٰتُ ayetleri āyātu
ayetleri
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَفِيكُمْ ve aranızda iken wafīkum
ve aranızda iken
رَسُولُهُۥ ۗ O'nun Elçisi rasūluhu
O'nun Elçisi
وَمَن ve kim waman
ve kim
يَعْتَصِم sarılırsa yaʿtaṣim
sarılırsa
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
فَقَدْ muhakkak ki o faqad
muhakkak ki o
هُدِىَ iletilmiştir hudiya
iletilmiştir
إِلَىٰ yola ilā
yola
صِرَٰطٍۢ a path ṣirāṭin
a path
مُّسْتَقِيمٍۢ doğru mus'taqīmin
doğru
١٠١ (101)
(101)
Allah'ın ayetleri size okunur, aranızda da Peygamberi bulunurken nasıl inkar edersiniz? Kim Allah'ın Kitabına sarılırsa şüphesiz doğru yola erişir.
3:102
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
ٱتَّقُوا۟ korkun ittaqū
korkun
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
حَقَّ hakkıyla ḥaqqa
hakkıyla
تُقَاتِهِۦ O'na yaraşır biçimde tuqātihi
O'na yaraşır biçimde
وَلَا ölmeyin walā
ölmeyin
تَمُوتُنَّ die tamūtunna
die
إِلَّا dışında illā
dışında
وَأَنتُم siz wa-antum
siz
مُّسْلِمُونَ müslümanlar olmak mus'limūna
müslümanlar olmak
١٠٢ (102)
(102)
Ey inananlar! Allah'tan, sakınılması gerektiği gibi sakının, sizler ancak müslüman olarak can verin.
3:103
وَٱعْتَصِمُوا۟ ve yapışın wa-iʿ'taṣimū
ve yapışın
بِحَبْلِ ipine biḥabli
ipine
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
جَمِيعًۭا topluca jamīʿan
topluca
وَلَا ayrılmayın walā
ayrılmayın
تَفَرَّقُوا۟ ۚ be divided tafarraqū
be divided
وَٱذْكُرُوا۟ ve hatırlayın wa-udh'kurū
ve hatırlayın
نِعْمَتَ ni'metini niʿ'mata
ni'metini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
عَلَيْكُمْ size olan ʿalaykum
size olan
إِذْ hani idh
hani
كُنتُمْ siz idiniz kuntum
siz idiniz
أَعْدَآءًۭ birbirinize düşman aʿdāan
birbirinize düşman
فَأَلَّفَ (Allah) uzlaştırdı fa-allafa
(Allah) uzlaştırdı
بَيْنَ arasını bayna
arasını
قُلُوبِكُمْ kalblerinizin qulūbikum
kalblerinizin
فَأَصْبَحْتُم (haline) geldiniz fa-aṣbaḥtum
(haline) geldiniz
بِنِعْمَتِهِۦٓ O'un ni'metiyle biniʿ'matihi
O'un ni'metiyle
إِخْوَٰنًۭا kardeşler ikh'wānan
kardeşler
وَكُنتُمْ siz bulunuyordunuz wakuntum
siz bulunuyordunuz
عَلَىٰ kenarında; ʿalā
kenarında;
شَفَا (the) brink shafā
(the) brink
حُفْرَةٍۢ bir çukurun ḥuf'ratin
bir çukurun
مِّنَ ateşten mina
ateşten
ٱلنَّارِ the Fire l-nāri
the Fire
فَأَنقَذَكُم (Allah) sizi kurtardı fa-anqadhakum
(Allah) sizi kurtardı
مِّنْهَا ۗ ondan min'hā
ondan
كَذَٰلِكَ böyle kadhālika
böyle
يُبَيِّنُ açıklıyor yubayyinu
açıklıyor
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لَكُمْ size lakum
size
ءَايَـٰتِهِۦ ayetlerini āyātihi
ayetlerini
لَعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki
تَهْتَدُونَ yola gelirsiniz tahtadūna
yola gelirsiniz
١٠٣ (103)
(103)
Toptan Allah'ın ipine sarılın, ayrılmayın. Allah'ın size olan nimetini anın: Düşmandınız, kalblerinizin arasını uzlaştırdı da onun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Bir ateş çukurunun kenarında idiniz, sizi oradan kurtardı. Allah, doğru yola erişesiniz diye size böylece ayetlerini açıklar.
3:104
وَلْتَكُن olsun waltakun
olsun
مِّنكُمْ içinizden minkum
içinizden
أُمَّةٌۭ bir topluluk ummatun
bir topluluk
يَدْعُونَ çağıran yadʿūna
çağıran
إِلَى hayra ilā
hayra
ٱلْخَيْرِ the good l-khayri
the good
وَيَأْمُرُونَ ve emreden wayamurūna
ve emreden
بِٱلْمَعْرُوفِ iyiliği bil-maʿrūfi
iyiliği
وَيَنْهَوْنَ ve men'eden wayanhawna
ve men'eden
عَنِ kötülükten ʿani
kötülükten
ٱلْمُنكَرِ ۚ the wrong l-munkari
the wrong
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte wa-ulāika
işte
هُمُ onlar humu
onlar
ٱلْمُفْلِحُونَ kurtuluşa erenlerdir l-muf'liḥūna
kurtuluşa erenlerdir
١٠٤ (104)
(104)
Sizden, iyiye çağıran, doğruluğu emreden ve fenalıktan meneden bir cemaat olsun. İşte başarıya erişenler yalnız onlardır.
3:105
وَلَا olmayın walā
olmayın
تَكُونُوا۟ be takūnū
be
كَٱلَّذِينَ gibi ka-alladhīna
gibi
تَفَرَّقُوا۟ bölünüp tafarraqū
bölünüp
وَٱخْتَلَفُوا۟ ve ihtilaf edenler wa-ikh'talafū
ve ihtilaf edenler
مِنۢ sonradan min
sonradan
بَعْدِ after baʿdi
after
مَا kendilerine geldikten
kendilerine geldikten
جَآءَهُمُ came to them jāahumu
came to them
ٱلْبَيِّنَـٰتُ ۚ açık deliller l-bayinātu
açık deliller
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar wa-ulāika
işte onlar
لَهُمْ (evet) onlar için vardır lahum
(evet) onlar için vardır
عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab
عَظِيمٌۭ büyük ʿaẓīmun
büyük
١٠٥ (105)
(105)
Kendilerine belgeler geldikten sonra ayrılan ve ayrılığa düşenler gibi olmayın. Bir takım yüzlerin ağaracağı ve bir takım yüzlerin kararacağı günde büyük azab onlaradır. Yüzleri kararanlara: "İnanmanızdan sonra inkar eder misiniz? İnkar etmenizden dolayı tadın azabı" denecektir.
3:106
يَوْمَ O gün yawma
O gün
تَبْيَضُّ ağarır tabyaḍḍu
ağarır
وُجُوهٌۭ (bazı) yüzler wujūhun
(bazı) yüzler
وَتَسْوَدُّ kararır wataswaddu
kararır
وُجُوهٌۭ ۚ (bazı) yüzler wujūhun
(bazı) yüzler
فَأَمَّا o zaman fa-ammā
o zaman
ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere
ٱسْوَدَّتْ kararan is'waddat
kararan
وُجُوهُهُمْ yüzleri wujūhuhum
yüzleri
أَكَفَرْتُم inkar ettiniz ha? (denilir) akafartum
inkar ettiniz ha? (denilir)
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
إِيمَـٰنِكُمْ inanmanızdan īmānikum
inanmanızdan
فَذُوقُوا۟ öyle ise tadın fadhūqū
öyle ise tadın
ٱلْعَذَابَ azabı l-ʿadhāba
azabı
بِمَا karşılık bimā
karşılık
كُنتُمْ etmenize kuntum
etmenize
تَكْفُرُونَ inkar takfurūna
inkar
١٠٦ (106)
(106)
Kendilerine belgeler geldikten sonra ayrılan ve ayrılığa düşenler gibi olmayın. Bir takım yüzlerin ağaracağı ve bir takım yüzlerin kararacağı günde büyük azab onlaradır. Yüzleri kararanlara: "İnanmanızdan sonra inkar eder misiniz? İnkar etmenizden dolayı tadın azabı" denecektir.
3:107
وَأَمَّا ise wa-ammā
ise
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ٱبْيَضَّتْ ağaran ib'yaḍḍat
ağaran
وُجُوهُهُمْ yüzleri wujūhuhum
yüzleri
فَفِى içindedirler fafī
içindedirler
رَحْمَةِ rahmeti raḥmati
rahmeti
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
هُمْ onlar hum
onlar
فِيهَا orada fīhā
orada
خَـٰلِدُونَ sürekli kalacaklardır khālidūna
sürekli kalacaklardır
١٠٧ (107)
(107)
Yüzleri ağaranlar ise Allah'ın rahmetindedirler. Onlar orada temellidirler.
3:108
تِلْكَ işte onlar til'ka
işte onlar
ءَايَـٰتُ ayetleridir āyātu
ayetleridir
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
نَتْلُوهَا onları okuyoruz natlūhā
onları okuyoruz
عَلَيْكَ sana ʿalayka
sana
بِٱلْحَقِّ ۗ gerçek ile bil-ḥaqi
gerçek ile
وَمَا Allah wamā
Allah
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
يُرِيدُ istemez yurīdu
istemez
ظُلْمًۭا zulmetmek ẓul'man
zulmetmek
لِّلْعَـٰلَمِينَ alemlere lil'ʿālamīna
alemlere
١٠٨ (108)
(108)
İşte bunlar, sana doğru olarak okuduğumuz Allah'ın ayetleridir. Allah hiç kimseye zulmetmek istemez.
3:109
وَلِلَّهِ Allah'ındır walillahi
Allah'ındır
مَا olanlar
olanlar
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَمَا ve olanlar wamā
ve olanlar
فِى yerde
yerde
ٱلْأَرْضِ ۚ the earth l-arḍi
the earth
وَإِلَى ve Allah'a wa-ilā
ve Allah'a
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
تُرْجَعُ döndürülür tur'jaʿu
döndürülür
ٱلْأُمُورُ bütün işler l-umūru
bütün işler
١٠٩ (109)
(109)
Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'ındır. İşler Allah'a varacaktır.
3:110
كُنتُمْ siz oldunuz kuntum
siz oldunuz
خَيْرَ en hayırlı khayra
en hayırlı
أُمَّةٍ bir ümmet ummatin
bir ümmet
أُخْرِجَتْ çıkarılmış ukh'rijat
çıkarılmış
لِلنَّاسِ insanlar için lilnnāsi
insanlar için
تَأْمُرُونَ emrediyorsunuz tamurūna
emrediyorsunuz
بِٱلْمَعْرُوفِ iyiliği bil-maʿrūfi
iyiliği
وَتَنْهَوْنَ men'ediyorsunuz watanhawna
men'ediyorsunuz
عَنِ kötülükten ʿani
kötülükten
ٱلْمُنكَرِ the wrong l-munkari
the wrong
وَتُؤْمِنُونَ ve inanıyorsunuz watu'minūna
ve inanıyorsunuz
بِٱللَّهِ ۗ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَلَوْ eğer walaw
eğer
ءَامَنَ inanmış olsaydı āmana
inanmış olsaydı
أَهْلُ ehli ahlu
ehli
ٱلْكِتَـٰبِ Kitap l-kitābi
Kitap
لَكَانَ elbette olurdu lakāna
elbette olurdu
خَيْرًۭا hayırlı khayran
hayırlı
لَّهُم ۚ kendileri için lahum
kendileri için
مِّنْهُمُ onlardan min'humu
onlardan
ٱلْمُؤْمِنُونَ inananlar da var l-mu'minūna
inananlar da var
وَأَكْثَرُهُمُ ama çokları wa-aktharuhumu
ama çokları
ٱلْفَـٰسِقُونَ yoldan çıkmışlardır l-fāsiqūna
yoldan çıkmışlardır
١١٠ (110)
(110)
Siz, insanlar için ortaya çıkarılan, doğruluğu emreden, fenalıktan alıkoyan, Allah'a inanan hayırlı bir ümmetsiniz. Kitap ehli inanmış olsalardı, kendileri için daha hayırlı olurdu; içlerinde inananlar olmakla beraber, çoğu yoldan çıkmıştır.
3:111
لَن size zarar veremezler lan
size zarar veremezler
يَضُرُّوكُمْ will they harm you yaḍurrūkum
will they harm you
إِلَّآ dışında illā
dışında
أَذًۭى ۖ incitme adhan
incitme
وَإِن eğer wa-in
eğer
يُقَـٰتِلُوكُمْ sizinle savaşsalar (bile) yuqātilūkum
sizinle savaşsalar (bile)
يُوَلُّوكُمُ size dönüp kaçarlar yuwallūkumu
size dönüp kaçarlar
ٱلْأَدْبَارَ arkalarını l-adbāra
arkalarını
ثُمَّ sonra thumma
sonra
لَا onlara yardım da edilmez
onlara yardım da edilmez
يُنصَرُونَ they will be helped yunṣarūna
they will be helped
١١١ (111)
(111)
Onlar incitmekten başka size bir zarar veremezler. Sizinle savaşa koyulurlarsa, geri dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yardım da edilmez.
3:112
ضُرِبَتْ vurulmuştur ḍuribat
vurulmuştur
عَلَيْهِمُ onlara ʿalayhimu
onlara
ٱلذِّلَّةُ alçaklık (damgası) l-dhilatu
alçaklık (damgası)
أَيْنَ nerede ayna
nerede
مَا bulunsalar
bulunsalar
ثُقِفُوٓا۟ they are found thuqifū
they are found
إِلَّا ancak hariç illā
ancak hariç
بِحَبْلٍۢ ahdine (ipine) biḥablin
ahdine (ipine)
مِّنَ Allah'ın mina
Allah'ın
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَحَبْلٍۢ ve ahdine (ipine) waḥablin
ve ahdine (ipine)
مِّنَ (inanan) insanların mina
(inanan) insanların
ٱلنَّاسِ the people l-nāsi
the people
وَبَآءُو ve uğradılar wabāū
ve uğradılar
بِغَضَبٍۢ gazabına bighaḍabin
gazabına
مِّنَ Allah'ın mina
Allah'ın
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَضُرِبَتْ ve vuruldu waḍuribat
ve vuruldu
عَلَيْهِمُ üzerlerine ʿalayhimu
üzerlerine
ٱلْمَسْكَنَةُ ۚ miskinlik (damgası) l-maskanatu
miskinlik (damgası)
ذَٰلِكَ böyledir dhālika
böyledir
بِأَنَّهُمْ çünkü onlar bi-annahum
çünkü onlar
كَانُوا۟ inkar ediyorlar kānū
inkar ediyorlar
يَكْفُرُونَ disbelieve yakfurūna
disbelieve
بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini biāyāti
ayetlerini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَيَقْتُلُونَ öldürüyorlardı wayaqtulūna
öldürüyorlardı
ٱلْأَنۢبِيَآءَ peygamberleri l-anbiyāa
peygamberleri
بِغَيْرِ haksız yere bighayri
haksız yere
حَقٍّۢ ۚ right ḥaqqin
right
ذَٰلِكَ böyledir dhālika
böyledir
بِمَا çünkü bimā
çünkü
عَصَوا۟ isyan etmişlerdi ʿaṣaw
isyan etmişlerdi
وَّكَانُوا۟ ve haddi aşıyorlardı wakānū
ve haddi aşıyorlardı
يَعْتَدُونَ transgress yaʿtadūna
transgress
١١٢ (112)
(112)
Nerede bulunsalar Allah'ın ve inanan insanların himayesinde olanlar müstesna onlara alçaklık damgası vurulmuştur. Allah'tan bir gazaba uğradılar, onlara aşağılık damgası vuruldu. Bu, Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri ve haksız yere peygamberleri öldürmelerindendir. Bu, karşı gelmeleri ve taşkınlık yapmalarındandır.
3:113
۞ لَيْسُوا۟ (ama) hepsi değildir laysū
(ama) hepsi değildir
سَوَآءًۭ ۗ aynı sawāan
aynı
مِّنْ ehlinden min
ehlinden
أَهْلِ (the) People ahli
(the) People
ٱلْكِتَـٰبِ Kitap l-kitābi
Kitap
أُمَّةٌۭ bir topluluk vardır ummatun
bir topluluk vardır
قَآئِمَةٌۭ ayakta duran qāimatun
ayakta duran
يَتْلُونَ okuyarak yatlūna
okuyarak
ءَايَـٰتِ ayetlerini āyāti
ayetlerini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ءَانَآءَ saatlerinde ānāa
saatlerinde
ٱلَّيْلِ gece al-layli
gece
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
يَسْجُدُونَ secdeye kapanırlar yasjudūna
secdeye kapanırlar
١١٣ (113)
(113)
Kitap ehlinin hepsi bir değildir: Onlardan geceleri secdeye kapanarak Allah'ın ayetlerini okuyup duranlar vardır; bunlar Allah'a ve ahiret gününe inanır, kötülükten meneder, iyiliklere koşarlar. İşte onlar iyilerdendir.
3:114
يُؤْمِنُونَ inanırlar yu'minūna
inanırlar
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ ve gününe wal-yawmi
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ahiret l-ākhiri
ahiret
وَيَأْمُرُونَ ve emreder wayamurūna
ve emreder
بِٱلْمَعْرُوفِ iyiliği bil-maʿrūfi
iyiliği
وَيَنْهَوْنَ ve men'ederler wayanhawna
ve men'ederler
عَنِ kötülükten ʿani
kötülükten
ٱلْمُنكَرِ the wrong l-munkari
the wrong
وَيُسَـٰرِعُونَ ve koşarlar wayusāriʿūna
ve koşarlar
فِى hayır işlerine
hayır işlerine
ٱلْخَيْرَٰتِ the good deeds l-khayrāti
the good deeds
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar wa-ulāika
işte onlar
مِنَ iyilerdendir mina
iyilerdendir
ٱلصَّـٰلِحِينَ the righteous l-ṣāliḥīna
the righteous
١١٤ (114)
(114)
Kitap ehlinin hepsi bir değildir: Onlardan geceleri secdeye kapanarak Allah'ın ayetlerini okuyup duranlar vardır; bunlar Allah'a ve ahiret gününe inanır, kötülükten meneder, iyiliklere koşarlar. İşte onlar iyilerdendir.
3:115
وَمَا ve şeyler wamā
ve şeyler
يَفْعَلُوا۟ yapacakları yafʿalū
yapacakları
مِنْ iyilikten min
iyilikten
خَيْرٍۢ a good khayrin
a good
فَلَن inkar edilmeyecektir falan
inkar edilmeyecektir
يُكْفَرُوهُ ۗ will they be denied it yuk'farūhu
will they be denied it
وَٱللَّهُ Şüphesiz Allah wal-lahu
Şüphesiz Allah
عَلِيمٌۢ bilmektedir ʿalīmun
bilmektedir
بِٱلْمُتَّقِينَ (günahlardan) korunanları bil-mutaqīna
(günahlardan) korunanları
١١٥ (115)
(115)
Ne iyilik yaparlarsa, karşılığını bulacaklardır. Allah sakınanları bilir.
3:116
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
لَن yarar sağlamayacaktır lan
yarar sağlamayacaktır
تُغْنِىَ will avail tugh'niya
will avail
عَنْهُمْ onlara ʿanhum
onlara
أَمْوَٰلُهُمْ malları amwāluhum
malları
وَلَآ ne de walā
ne de
أَوْلَـٰدُهُم evladları awlāduhum
evladları
مِّنَ karşı mina
karşı
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
شَيْـًۭٔا ۖ hiçbir şey shayan
hiçbir şey
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve onlar wa-ulāika
ve onlar
أَصْحَـٰبُ halkıdır aṣḥābu
halkıdır
ٱلنَّارِ ۚ ateş l-nāri
ateş
هُمْ onlar hum
onlar
فِيهَا orada fīhā
orada
خَـٰلِدُونَ sürekli kalacaklardır khālidūna
sürekli kalacaklardır
١١٦ (116)
(116)
İnkar eden kimselerin malları ve çocukları, Allah'tan yana, onlara bir fayda vermeyecektir. İşte onlar cehennemliklerdir, onlar orada temellidirler.
3:117
مَثَلُ durumu mathalu
durumu
مَا şeylerin (malların)
şeylerin (malların)
يُنفِقُونَ harcadıkları yunfiqūna
harcadıkları
فِى bu
bu
هَـٰذِهِ this hādhihi
this
ٱلْحَيَوٰةِ dünya l-ḥayati
dünya
ٱلدُّنْيَا hayatında l-dun'yā
hayatında
كَمَثَلِ benzer kamathali
benzer
رِيحٍۢ bir rüzgara rīḥin
bir rüzgara
فِيهَا kendisine fīhā
kendisine
صِرٌّ dondurucu ṣirrun
dondurucu
أَصَابَتْ vurup aṣābat
vurup
حَرْثَ ekinine ḥartha
ekinine
قَوْمٍۢ bir topluluğun qawmin
bir topluluğun
ظَلَمُوٓا۟ zulmeden ẓalamū
zulmeden
أَنفُسَهُمْ nefislerine anfusahum
nefislerine
فَأَهْلَكَتْهُ ۚ onu mahveden fa-ahlakathu
onu mahveden
وَمَا onlara zulmetmedi wamā
onlara zulmetmedi
ظَلَمَهُمُ (has) wronged them ẓalamahumu
(has) wronged them
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
وَلَـٰكِنْ fakat walākin
fakat
أَنفُسَهُمْ onlar kendi kendilerine anfusahum
onlar kendi kendilerine
يَظْلِمُونَ zulmediyorlardı yaẓlimūna
zulmediyorlardı
١١٧ (117)
(117)
Bu dünya hayatında sarfettiklerinin durumu, kendilerine zulmeden kimselerin ekinlerine isabetle kavurup mahveden soğuk bir rüzgarın durumu gibidir. Allah onlara zulmetmedi, onlar kendilerine yazık ettiler.
3:118
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
لَا edinmeyin
edinmeyin
تَتَّخِذُوا۟ take tattakhidhū
take
بِطَانَةًۭ kendinize dost biṭānatan
kendinize dost
مِّن kendinizden başkasını min
kendinizden başkasını
دُونِكُمْ other than yourselves dūnikum
other than yourselves
لَا onlar sizi geri durmazlar
onlar sizi geri durmazlar
يَأْلُونَكُمْ they will spare you yalūnakum
they will spare you
خَبَالًۭا bozmaktan khabālan
bozmaktan
وَدُّوا۟ isterler waddū
isterler
مَا şeyleri
şeyleri
عَنِتُّمْ size sıkıntı verecek ʿanittum
size sıkıntı verecek
قَدْ doğrusu qad
doğrusu
بَدَتِ taşmaktadır badati
taşmaktadır
ٱلْبَغْضَآءُ öfke l-baghḍāu
öfke
مِنْ onların ağızlarından min
onların ağızlarından
أَفْوَٰهِهِمْ their mouths afwāhihim
their mouths
وَمَا şeyler (kin) ise wamā
şeyler (kin) ise
تُخْفِى gizledikleri tukh'fī
gizledikleri
صُدُورُهُمْ göğüslerinde ṣudūruhum
göğüslerinde
أَكْبَرُ ۚ daha büyüktür akbaru
daha büyüktür
قَدْ elbette qad
elbette
بَيَّنَّا açıkladık bayyannā
açıkladık
لَكُمُ size lakumu
size
ٱلْـَٔايَـٰتِ ۖ ayetleri l-āyāti
ayetleri
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz
تَعْقِلُونَ düşünüyor taʿqilūna
düşünüyor
١١٨ (118)
(118)
Ey İnananlar! Sizden olmayanı sırdaş edinmeyin, onlar sizi şaşırtmaktan geri durmazlar, sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların öfkesi ağızlarından taşmaktadır, kalblerinin gizlediği ise daha büyüktür. Eğer aklediyorsanız, şüphesiz size ayetleri açıkladık.
3:119
هَـٰٓأَنتُمْ işte siz hāantum
işte siz
أُو۟لَآءِ öyle kimselersiniz ki ulāi
öyle kimselersiniz ki
تُحِبُّونَهُمْ onları seversiniz tuḥibbūnahum
onları seversiniz
وَلَا halbuki onlar sizi sevmezler walā
halbuki onlar sizi sevmezler
يُحِبُّونَكُمْ they love you yuḥibbūnakum
they love you
وَتُؤْمِنُونَ ve inanırsınız watu'minūna
ve inanırsınız
بِٱلْكِتَـٰبِ Kitabın bil-kitābi
Kitabın
كُلِّهِۦ hepsine kullihi
hepsine
وَإِذَا zaman wa-idhā
zaman
لَقُوكُمْ sizinle karşılaştıkları laqūkum
sizinle karşılaştıkları
قَالُوٓا۟ derler qālū
derler
ءَامَنَّا inandık āmannā
inandık
وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman
خَلَوْا۟ yalnız kaldıkları khalaw
yalnız kaldıkları
عَضُّوا۟ ısırırlar ʿaḍḍū
ısırırlar
عَلَيْكُمُ size karşı ʿalaykumu
size karşı
ٱلْأَنَامِلَ parmak uçlarını l-anāmila
parmak uçlarını
مِنَ öfkeden mina
öfkeden
ٱلْغَيْظِ ۚ [the] rage l-ghayẓi
[the] rage
قُلْ de ki qul
de ki
مُوتُوا۟ ölün mūtū
ölün
بِغَيْظِكُمْ ۗ öfkenizden bighayẓikum
öfkenizden
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
عَلِيمٌۢ bilir ʿalīmun
bilir
بِذَاتِ özünü bidhāti
özünü
ٱلصُّدُورِ göğüslerin l-ṣudūri
göğüslerin
١١٩ (119)
(119)
İşte siz, onlar sizi sevmezken onları seven ve Kitapların bütününe inanan kimselersiniz. Size rastladıkları zaman: "İnandık" derler, yalnız kaldıklarında da, size öfkelerinden parmaklarını ısırırlar. De ki: "Öfkenizden çatlayın". Allah kalblerde olanı bilir.
3:120
إِن eğer in
eğer
تَمْسَسْكُمْ size dokunsa tamsaskum
size dokunsa
حَسَنَةٌۭ bir iyilik ḥasanatun
bir iyilik
تَسُؤْهُمْ onları tasalandırır tasu'hum
onları tasalandırır
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
تُصِبْكُمْ size dokunsa tuṣib'kum
size dokunsa
سَيِّئَةٌۭ bir kötülük sayyi-atun
bir kötülük
يَفْرَحُوا۟ sevinirler yafraḥū
sevinirler
بِهَا ۖ ona bihā
ona
وَإِن eğer wa-in
eğer
تَصْبِرُوا۟ sabreder taṣbirū
sabreder
وَتَتَّقُوا۟ ve korunursanız watattaqū
ve korunursanız
لَا size zarar vermez
size zarar vermez
يَضُرُّكُمْ will harm you yaḍurrukum
will harm you
كَيْدُهُمْ onların tuzağı kayduhum
onların tuzağı
شَيْـًٔا ۗ hiçbir şekilde shayan
hiçbir şekilde
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
يَعْمَلُونَ onların yaptıkları yaʿmalūna
onların yaptıkları
مُحِيطٌۭ kuşatmıştır muḥīṭun
kuşatmıştır
١٢٠ (120)
(120)
Size bir iyilik gelse, onların fenasına gider; başınıza bir kötülük gelse buna sevinirler. Sabreder ve sakınırsanız, onların hilesi size hiçbir zarar vermez. Allah işlediklerinin hepsini ilmiyle kuşatmıştır.
3:121
وَإِذْ hani wa-idh
hani
غَدَوْتَ sen erkenden ghadawta
sen erkenden
مِنْ ailenden min
ailenden
أَهْلِكَ your household ahlika
your household
تُبَوِّئُ ayrılmıştın tubawwi-u
ayrılmıştın
ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minleri l-mu'minīna
mü'minleri
مَقَـٰعِدَ yerleştiriyordun maqāʿida
yerleştiriyordun
لِلْقِتَالِ ۗ savaş için lil'qitāli
savaş için
وَٱللَّهُ Allah da wal-lahu
Allah da
سَمِيعٌ işitendi samīʿun
işitendi
عَلِيمٌ bilendi ʿalīmun
bilendi
١٢١ (121)
(121)
Sen inananları savaş için duracakları yerlere yerleştirmek üzere, erkenden evinden ayrılmıştın. Allah işitir ve bilir.
3:122
إِذْ o vakit idh
o vakit
هَمَّت yüz tutmuştu hammat
yüz tutmuştu
طَّآئِفَتَانِ iki takım ṭāifatāni
iki takım
مِنكُمْ sizden minkum
sizden
أَن korkup bozulmaya an
korkup bozulmaya
تَفْشَلَا they lost heart tafshalā
they lost heart
وَٱللَّهُ halbuki Allah wal-lahu
halbuki Allah
وَلِيُّهُمَا ۗ kendilerinin dostu idi waliyyuhumā
kendilerinin dostu idi
وَعَلَى Allah'a waʿalā
Allah'a
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
فَلْيَتَوَكَّلِ dayansınlar falyatawakkali
dayansınlar
ٱلْمُؤْمِنُونَ inananlar l-mu'minūna
inananlar
١٢٢ (122)
(122)
Sizden iki takım bozulup geri çekilmek üzere idi; oysa Allah onların dostu idi, inananlar yalnız Allah'a güvensinler.
3:123
وَلَقَدْ nitekim walaqad
nitekim
نَصَرَكُمُ size yardım etmişti naṣarakumu
size yardım etmişti
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِبَدْرٍۢ Bedir'de bibadrin
Bedir'de
وَأَنتُمْ ve siz wa-antum
ve siz
أَذِلَّةٌۭ ۖ zayıf durumdayken adhillatun
zayıf durumdayken
فَٱتَّقُوا۟ O halde korkun fa-ittaqū
O halde korkun
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
لَعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki
تَشْكُرُونَ şükredersiniz tashkurūna
şükredersiniz
١٢٣ (123)
(123)
And olsun ki, siz düşkün bir durumda iken, Bedir'de, Allah size yardım etmişti; Allah'tan sakının ki şükredebilesiniz.
3:124
إِذْ O zaman idh
O zaman
تَقُولُ sen diyordun taqūlu
sen diyordun
لِلْمُؤْمِنِينَ mü'minlere lil'mu'minīna
mü'minlere
أَلَن size yetmez mi? alan
size yetmez mi?
يَكْفِيَكُمْ enough for you yakfiyakum
enough for you
أَن size yardım etmesi an
size yardım etmesi
يُمِدَّكُمْ reinforces you yumiddakum
reinforces you
رَبُّكُم Rabbinizin rabbukum
Rabbinizin
بِثَلَـٰثَةِ üç bithalāthati
üç
ءَالَـٰفٍۢ bin ālāfin
bin
مِّنَ melek ile mina
melek ile
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ [the] Angels l-malāikati
[the] Angels
مُنزَلِينَ indirilmiş munzalīna
indirilmiş
١٢٤ (124)
(124)
İnananlara: "Rabbinizin size gönderilmiş üç bin melekle yardım etmesi size yetmeyecek mi?" diyordun. Evet, eğer sabrederseniz, sakınırsanız ve onlar de hemen üzerinize gelirlerse Rabbiniz size, nişanlı beş bin melekle imdat edecektir.
3:125
بَلَىٰٓ ۚ evet balā
evet
إِن eğer in
eğer
تَصْبِرُوا۟ sabrederseniz taṣbirū
sabrederseniz
وَتَتَّقُوا۟ ve korunursanız watattaqū
ve korunursanız
وَيَأْتُوكُم üzerinize gelseler wayatūkum
üzerinize gelseler
مِّن onlar ansızın min
onlar ansızın
فَوْرِهِمْ suddenly fawrihim
suddenly
هَـٰذَا şu (anda) hādhā
şu (anda)
يُمْدِدْكُمْ size yardım eder yum'did'kum
size yardım eder
رَبُّكُم Rabbiniz rabbukum
Rabbiniz
بِخَمْسَةِ beş bikhamsati
beş
ءَالَـٰفٍۢ bin ālāfin
bin
مِّنَ melekle mina
melekle
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ [the] Angels l-malāikati
[the] Angels
مُسَوِّمِينَ nişanlı musawwimīna
nişanlı
١٢٥ (125)
(125)
İnananlara: "Rabbinizin size gönderilmiş üç bin melekle yardım etmesi size yetmeyecek mi?" diyordun. Evet, eğer sabrederseniz, sakınırsanız ve onlar de hemen üzerinize gelirlerse Rabbiniz size, nişanlı beş bin melekle imdat edecektir.
3:126
وَمَا onu yapmaz wamā
onu yapmaz
جَعَلَهُ made it jaʿalahu
made it
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
إِلَّا ancak (yapar) illā
ancak (yapar)
بُشْرَىٰ müjde olsun diye bush'rā
müjde olsun diye
لَكُمْ size lakum
size
وَلِتَطْمَئِنَّ ve güven bulsun diye walitaṭma-inna
ve güven bulsun diye
قُلُوبُكُم kalbleriniz qulūbukum
kalbleriniz
بِهِۦ ۗ bununla bihi
bununla
وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur
ٱلنَّصْرُ yardım l-naṣru
yardım
إِلَّا ancak( vardır) illā
ancak( vardır)
مِنْ katında min
katında
عِندِ [near] ʿindi
[near]
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
ٱلْعَزِيزِ daima galib l-ʿazīzi
daima galib
ٱلْحَكِيمِ hüküm ve hikmet sahibi l-ḥakīmi
hüküm ve hikmet sahibi
١٢٦ (126)
(126)
Allah bunu, ancak size müjde olsun ve böylece kalbleriniz yatışsın diye yapmıştır. İnkar edenlerin bir kısmını kesmek veya ümidsiz olarak geri dönecek şekilde bozguna uğratmak için gereken yardım, ancak Güçlü ve Hakim olan Allah katından olur.
3:127
لِيَقْطَعَ kessin diye liyaqṭaʿa
kessin diye
طَرَفًۭا bir kısmını ṭarafan
bir kısmını
مِّنَ kimselerden mina
kimselerden
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
كَفَرُوٓا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
أَوْ yahut aw
yahut
يَكْبِتَهُمْ ve perişan etsin de yakbitahum
ve perişan etsin de
فَيَنقَلِبُوا۟ dönüp gitsinler diye fayanqalibū
dönüp gitsinler diye
خَآئِبِينَ umutsuz olarak khāibīna
umutsuz olarak
١٢٧ (127)
(127)
Allah bunu, ancak size müjde olsun ve böylece kalbleriniz yatışsın diye yapmıştır. İnkar edenlerin bir kısmını kesmek veya ümidsiz olarak geri dönecek şekilde bozguna uğratmak için gereken yardım, ancak Güçlü ve Hakim olan Allah katından olur.
3:128
لَيْسَ yoktur laysa
yoktur
لَكَ senin laka
senin
مِنَ o konuda mina
o konuda
ٱلْأَمْرِ the decision l-amri
the decision
شَىْءٌ (yapacağın) bir şey shayon
(yapacağın) bir şey
أَوْ ya aw
ya
يَتُوبَ (Allah) tevbelerini kabul eder yatūba
(Allah) tevbelerini kabul eder
عَلَيْهِمْ onların ʿalayhim
onların
أَوْ ya da aw
ya da
يُعَذِّبَهُمْ onlara azab eder yuʿadhibahum
onlara azab eder
فَإِنَّهُمْ şüphesiz onlar (diye) fa-innahum
şüphesiz onlar (diye)
ظَـٰلِمُونَ zalimlerdir ẓālimūna
zalimlerdir
١٢٨ (128)
(128)
Allah'ın, onların tevbelerini kabul veya onlara azab etmesi işiyle senin bir ilişiğin yoktur; çünkü onlar zalimlerdir.
3:129
وَلِلَّهِ ve Allah'ındır walillahi
ve Allah'ındır
مَا olanlar
olanlar
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَمَا ve olanlar wamā
ve olanlar
فِى yerde
yerde
ٱلْأَرْضِ ۚ the earth l-arḍi
the earth
يَغْفِرُ (O) bağışlar yaghfiru
(O) bağışlar
لِمَن kimseyi liman
kimseyi
يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği
وَيُعَذِّبُ ve azabeder wayuʿadhibu
ve azabeder
مَن dimseye man
dimseye
يَشَآءُ ۚ dilediği yashāu
dilediği
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
غَفُورٌۭ çok bağışlayan ghafūrun
çok bağışlayan
رَّحِيمٌۭ çok esirgeyendir raḥīmun
çok esirgeyendir
١٢٩ (129)
(129)
Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'ındır. Dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
3:130
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
لَا yemeyin
yemeyin
تَأْكُلُوا۟ eat takulū
eat
ٱلرِّبَوٰٓا۟ riba l-riba
riba
أَضْعَـٰفًۭا kat kat aḍʿāfan
kat kat
مُّضَـٰعَفَةًۭ ۖ arttırarak muḍāʿafatan
arttırarak
وَٱتَّقُوا۟ ve korkun wa-ittaqū
ve korkun
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
لَعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki
تُفْلِحُونَ kurtuluşa erersiniz tuf'liḥūna
kurtuluşa erersiniz
١٣٠ (130)
(130)
Ey İnananlar! Faizi kat kat alarak yemeyin. Allah'tan sakının ki başarıya erişesiniz.
3:131
وَٱتَّقُوا۟ ve sakının wa-ittaqū
ve sakının
ٱلنَّارَ ateşten l-nāra
ateşten
ٱلَّتِىٓ o ki allatī
o ki
أُعِدَّتْ hazırlanmıştır uʿiddat
hazırlanmıştır
لِلْكَـٰفِرِينَ kafirler için lil'kāfirīna
kafirler için
١٣١ (131)
(131)
İnkar edenler için hazırlanmış ateşten sakının.
3:132
وَأَطِيعُوا۟ ve ita'at edin wa-aṭīʿū
ve ita'at edin
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
وَٱلرَّسُولَ ve Elçiye wal-rasūla
ve Elçiye
لَعَلَّكُمْ umulur ki olursunuz laʿallakum
umulur ki olursunuz
تُرْحَمُونَ merhamet edilenlerden tur'ḥamūna
merhamet edilenlerden
١٣٢ (132)
(132)
Size merhamet edilmesi için, Allah'a ve Peygamber'e itaat edin.
3:133
۞ وَسَارِعُوٓا۟ ve koşun wasāriʿū
ve koşun
إِلَىٰ bir bağışlanmaya ilā
bir bağışlanmaya
مَغْفِرَةٍۢ forgiveness maghfiratin
forgiveness
مِّن Rabbinizden min
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ your Lord rabbikum
your Lord
وَجَنَّةٍ ve cennete wajannatin
ve cennete
عَرْضُهَا genişliği ʿarḍuhā
genişliği
ٱلسَّمَـٰوَٰتُ göklerle l-samāwātu
göklerle
وَٱلْأَرْضُ ve yer kadar olan wal-arḍu
ve yer kadar olan
أُعِدَّتْ hazırlanmış uʿiddat
hazırlanmış
لِلْمُتَّقِينَ korunanlar için lil'muttaqīna
korunanlar için
١٣٣ (133)
(133)
Rabbinizin mağfiretine ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış eni gökler ve yer kadar olan cennete koşuşun.
3:134
ٱلَّذِينَ onlar ki alladhīna
onlar ki
يُنفِقُونَ infak ederler yunfiqūna
infak ederler
فِى bollukta
bollukta
ٱلسَّرَّآءِ [the] ease l-sarāi
[the] ease
وَٱلضَّرَّآءِ ve darlıkta wal-ḍarāi
ve darlıkta
وَٱلْكَـٰظِمِينَ yutkunurlar wal-kāẓimīna
yutkunurlar
ٱلْغَيْظَ öfke(lerin)i l-ghayẓa
öfke(lerin)i
وَٱلْعَافِينَ ve affederler wal-ʿāfīna
ve affederler
عَنِ insanları ʿani
insanları
ٱلنَّاسِ ۗ the people l-nāsi
the people
وَٱللَّهُ Allah da wal-lahu
Allah da
يُحِبُّ sever yuḥibbu
sever
ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananları l-muḥ'sinīna
güzel davrananları
١٣٤ (134)
(134)
Onlar bollukta ve darlıkta sarfederler, öfkelerini yenerler, insanların kusurlarını affederler. Allah iyilik yapanları sever.
3:135
وَٱلَّذِينَ ve onlar wa-alladhīna
ve onlar
إِذَا zaman idhā
zaman
فَعَلُوا۟ yaptıkları faʿalū
yaptıkları
فَـٰحِشَةً bir kötülük fāḥishatan
bir kötülük
أَوْ ya da aw
ya da
ظَلَمُوٓا۟ zulmettikleri ẓalamū
zulmettikleri
أَنفُسَهُمْ nefislerine anfusahum
nefislerine
ذَكَرُوا۟ hatırlayarak dhakarū
hatırlayarak
ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı
فَٱسْتَغْفَرُوا۟ bağışlanmasını dilerler fa-is'taghfarū
bağışlanmasını dilerler
لِذُنُوبِهِمْ günahlarının lidhunūbihim
günahlarının
وَمَن ve kim waman
ve kim
يَغْفِرُ bağışlayabilir yaghfiru
bağışlayabilir
ٱلذُّنُوبَ günahları l-dhunūba
günahları
إِلَّا başka illā
başka
ٱللَّهُ Allah'tan l-lahu
Allah'tan
وَلَمْ ve onlar ısrar etmezler walam
ve onlar ısrar etmezler
يُصِرُّوا۟ they persist yuṣirrū
they persist
عَلَىٰ şeylerde (hatalarında) ʿalā
şeylerde (hatalarında)
مَا what
what
فَعَلُوا۟ yaptıkları faʿalū
yaptıkları
وَهُمْ onlar wahum
onlar
يَعْلَمُونَ bile bile yaʿlamūna
bile bile
١٣٥ (135)
(135)
Onlar fena bir şey yaptıklarında veya kendilerine zulmettiklerinde Allah'ı anarlar, günahlarının bağışlanmasını dilerler. Günahları Allah'tan başka bağışlayan kim vardır? Onlar, yaptıklarında bile bile direnmezler.
3:136
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte
جَزَآؤُهُم onların mükafatı jazāuhum
onların mükafatı
مَّغْفِرَةٌۭ bağışlanma maghfiratun
bağışlanma
مِّن tarafından min
tarafından
رَّبِّهِمْ Rableri rabbihim
Rableri
وَجَنَّـٰتٌۭ ve cennetlerdir wajannātun
ve cennetlerdir
تَجْرِى akan tajrī
akan
مِن altlarından min
altlarından
تَحْتِهَا underneath it taḥtihā
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar
خَـٰلِدِينَ sürekli kalırlar khālidīna
sürekli kalırlar
فِيهَا ۚ içinde fīhā
içinde
وَنِعْمَ ve ne güzeldir waniʿ'ma
ve ne güzeldir
أَجْرُ ücreti ajru
ücreti
ٱلْعَـٰمِلِينَ çalışanların l-ʿāmilīna
çalışanların
١٣٦ (136)
(136)
Onların hareketlerinin karşılığı Rablerinden bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetlerdir. İyi davrananların ne güzel ecri vardır!
3:137
قَدْ şüphesiz qad
şüphesiz
خَلَتْ uygulanmıştır khalat
uygulanmıştır
مِن sizden önce de min
sizden önce de
قَبْلِكُمْ before you qablikum
before you
سُنَنٌۭ yasalar sunanun
yasalar
فَسِيرُوا۟ dolaşın fasīrū
dolaşın
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
فَٱنظُرُوا۟ ve görün fa-unẓurū
ve görün
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
كَانَ olduğunu kāna
olduğunu
عَـٰقِبَةُ sonunun ʿāqibatu
sonunun
ٱلْمُكَذِّبِينَ yalanlayıcıların l-mukadhibīna
yalanlayıcıların
١٣٧ (137)
(137)
Sizden önce neler gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezin de, yalancıların sonunun ne olduğuna bir bakın.
3:138
هَـٰذَا bu hādhā
bu
بَيَانٌۭ bir açıklamadır bayānun
bir açıklamadır
لِّلنَّاسِ insanlara lilnnāsi
insanlara
وَهُدًۭى ve yol göstermedir wahudan
ve yol göstermedir
وَمَوْعِظَةٌۭ ve öğüttür wamawʿiẓatun
ve öğüttür
لِّلْمُتَّقِينَ korunanlara lil'muttaqīna
korunanlara
١٣٨ (138)
(138)
Bu Kuran, insanlara bir açıklama, sakınanlara yol gösterme ve bir öğüttür.
3:139
وَلَا gevşemeyin walā
gevşemeyin
تَهِنُوا۟ weaken tahinū
weaken
وَلَا üzülmeyin walā
üzülmeyin
تَحْزَنُوا۟ grieve taḥzanū
grieve
وَأَنتُمُ mutlaka siz wa-antumu
mutlaka siz
ٱلْأَعْلَوْنَ üstün geleceksiniz l-aʿlawna
üstün geleceksiniz
إِن eğer in
eğer
كُنتُم iseniz kuntum
iseniz
مُّؤْمِنِينَ inanıyor mu'minīna
inanıyor
١٣٩ (139)
(139)
Gevşemeyin, üzülmeyin, inanmışsanız, mutlaka siz en üstünsünüzdür.
3:140
إِن eğer in
eğer
يَمْسَسْكُمْ size dokunduysa yamsaskum
size dokunduysa
قَرْحٌۭ bir yara qarḥun
bir yara
فَقَدْ muhakkak faqad
muhakkak
مَسَّ dokunmuştu massa
dokunmuştu
ٱلْقَوْمَ o topluluğa da l-qawma
o topluluğa da
قَرْحٌۭ bir yara qarḥun
bir yara
مِّثْلُهُۥ ۚ benzeri mith'luhu
benzeri
وَتِلْكَ işte o watil'ka
işte o
ٱلْأَيَّامُ günler l-ayāmu
günler
نُدَاوِلُهَا biz onları çeviririz nudāwiluhā
biz onları çeviririz
بَيْنَ arasında bayna
arasında
ٱلنَّاسِ insanlar l-nāsi
insanlar
وَلِيَعْلَمَ (bu) bilmesi içindir waliyaʿlama
(bu) bilmesi içindir
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
ءَامَنُوا۟ inanan(ları) āmanū
inanan(ları)
وَيَتَّخِذَ ve edinmesi içindir wayattakhidha
ve edinmesi içindir
مِنكُمْ sizden minkum
sizden
شُهَدَآءَ ۗ şehidler (şahidler) shuhadāa
şehidler (şahidler)
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
لَا sevmez
sevmez
يُحِبُّ love yuḥibbu
love
ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimleri l-ẓālimīna
zalimleri
١٤٠ (140)
(140)
Eğer siz (Uhud'da) bir yara almışsanız, (size düşman olan) o topluluk da (Bedir'de) benzeri bir yara almıştı. Böylece biz, Allah'ın gerçek müminleri ortaya çıkarması ve içinizden şahitler edinmesi için, bu günleri bazen lehe, bazen de aleyhe döndürüp duruyoruz. Allah, zulmedenleri sevmez.
3:141
وَلِيُمَحِّصَ ve temize çıkarması için waliyumaḥḥiṣa
ve temize çıkarması için
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
ءَامَنُوا۟ inanan(ları) āmanū
inanan(ları)
وَيَمْحَقَ ve mahvetmesi için wayamḥaqa
ve mahvetmesi için
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirleri l-kāfirīna
kafirleri
١٤١ (141)
(141)
Bir de Allah, böylece iman edenleri günahlardan arıtmak, inkarcıları ise yok etmek ister.
3:142
أَمْ yoksa am
yoksa
حَسِبْتُمْ siz sandınız ḥasib'tum
siz sandınız
أَن gireceğinizi an
gireceğinizi
تَدْخُلُوا۟ you will enter tadkhulū
you will enter
ٱلْجَنَّةَ cennete l-janata
cennete
وَلَمَّا bilmeden walammā
bilmeden
يَعْلَمِ made evident yaʿlami
made evident
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
جَـٰهَدُوا۟ cihad edenleri jāhadū
cihad edenleri
مِنكُمْ içinizden minkum
içinizden
وَيَعْلَمَ (sınayıp) bilmeden wayaʿlama
(sınayıp) bilmeden
ٱلصَّـٰبِرِينَ sabredenleri l-ṣābirīna
sabredenleri
١٤٢ (142)
(142)
Yoksa içinizden Allah cihad edenleri ve sabredenleri belirtmeden cennete gireceğinizi mi sanıyordunuz?
3:143
وَلَقَدْ andolsun ki walaqad
andolsun ki
كُنتُمْ siz kuntum
siz
تَمَنَّوْنَ arzuluyordunuz tamannawna
arzuluyordunuz
ٱلْمَوْتَ ölümü l-mawta
ölümü
مِن önce min
önce
قَبْلِ before qabli
before
أَن onunla karşılaşmadan an
onunla karşılaşmadan
تَلْقَوْهُ you met it talqawhu
you met it
فَقَدْ işte faqad
işte
رَأَيْتُمُوهُ onu gördünüz ra-aytumūhu
onu gördünüz
وَأَنتُمْ ve siz wa-antum
ve siz
تَنظُرُونَ bakıp duruyorsunuz tanẓurūna
bakıp duruyorsunuz
١٤٣ (143)
(143)
And olsun ki, ölümle karşılaşmadan önce onu temenni ediyordunuz; işte onu gözlerinizle bakarak gördünüz.
3:144
وَمَا ve değildir wamā
ve değildir
مُحَمَّدٌ Muhammed muḥammadun
Muhammed
إِلَّا başka (bir şey) illā
başka (bir şey)
رَسُولٌۭ bir elçi rasūlun
bir elçi
قَدْ muhakkak qad
muhakkak
خَلَتْ gelip geçmiştir khalat
gelip geçmiştir
مِن ondan önce de min
ondan önce de
قَبْلِهِ before him qablihi
before him
ٱلرُّسُلُ ۚ elçiler l-rusulu
elçiler
أَفَإِي۟ن eğer şimdi afa-in
eğer şimdi
مَّاتَ o ölür māta
o ölür
أَوْ veya aw
veya
قُتِلَ öldürülürse qutila
öldürülürse
ٱنقَلَبْتُمْ geriye mi döneceksiniz? inqalabtum
geriye mi döneceksiniz?
عَلَىٰٓ üzerinde ʿalā
üzerinde
أَعْقَـٰبِكُمْ ۚ ökçelerinizin aʿqābikum
ökçelerinizin
وَمَن kim waman
kim
يَنقَلِبْ geriye dönerse yanqalib
geriye dönerse
عَلَىٰ üzerinde ʿalā
üzerinde
عَقِبَيْهِ ökçesi ʿaqibayhi
ökçesi
فَلَن ziyan veremez falan
ziyan veremez
يَضُرَّ will he harm yaḍurra
will he harm
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
شَيْـًۭٔا ۗ hiçbir shayan
hiçbir
وَسَيَجْزِى ve mükafatlandıracaktır wasayajzī
ve mükafatlandıracaktır
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلشَّـٰكِرِينَ şükredenleri l-shākirīna
şükredenleri
١٤٤ (144)
(144)
Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler geçmişti. Ölür veya öldürülürse geriye mi döneceksiniz? Geriye dönen, Allah'a hiçbir zarar vermez. Allah şükredenlerin mükafatını verecektir.
3:145
وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur
كَانَ hiçbir kişi için kāna
hiçbir kişi için
لِنَفْسٍ for a soul linafsin
for a soul
أَن ölmek an
ölmek
تَمُوتَ he dies tamūta
he dies
إِلَّا olmadan illā
olmadan
بِإِذْنِ izni bi-idh'ni
izni
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
كِتَـٰبًۭا yazılmıştır kitāban
yazılmıştır
مُّؤَجَّلًۭا ۗ belirli bir süreye göre mu-ajjalan
belirli bir süreye göre
وَمَن ve kim waman
ve kim
يُرِدْ isterse yurid
isterse
ثَوَابَ sevabını (menfaatini) thawāba
sevabını (menfaatini)
ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya
نُؤْتِهِۦ kendisine veririz nu'tihi
kendisine veririz
مِنْهَا ondan min'hā
ondan
وَمَن ve kim waman
ve kim
يُرِدْ isterse yurid
isterse
ثَوَابَ sevabını thawāba
sevabını
ٱلْـَٔاخِرَةِ ahiret l-ākhirati
ahiret
نُؤْتِهِۦ kendisine veririz nu'tihi
kendisine veririz
مِنْهَا ۚ ondan min'hā
ondan
وَسَنَجْزِى ve mükafatlandıracağız wasanajzī
ve mükafatlandıracağız
ٱلشَّـٰكِرِينَ şükredenleri l-shākirīna
şükredenleri
١٤٥ (145)
(145)
Hiçbir kimse Allah'ın izni olmadan ölmez; o, belli bir vakte bağlanmıştır. Kim dünya nimetini isterse ona ondan veririz; ve kim ahiret nimetini isterse ona ondan veririz. Şükredenlerin mükafatını vereceğiz.
3:146
وَكَأَيِّن nice var ki waka-ayyin
nice var ki
مِّن den min
den
نَّبِىٍّۢ a Prophet nabiyyin
a Prophet
قَـٰتَلَ çarpıştılar qātala
çarpıştılar
مَعَهُۥ kendileriyle beraber maʿahu
kendileriyle beraber
رِبِّيُّونَ Rabbani (erenler) ribbiyyūna
Rabbani (erenler)
كَثِيرٌۭ birçok kathīrun
birçok
فَمَا yılmadılar famā
yılmadılar
وَهَنُوا۟ they lost heart wahanū
they lost heart
لِمَآ şeylerden limā
şeylerden
أَصَابَهُمْ başlarında gelen aṣābahum
başlarında gelen
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَمَا zayıflık göstermediler wamā
zayıflık göstermediler
ضَعُفُوا۟ they weakened ḍaʿufū
they weakened
وَمَا boyun eğmediler wamā
boyun eğmediler
ٱسْتَكَانُوا۟ ۗ they gave in is'takānū
they gave in
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
يُحِبُّ sever yuḥibbu
sever
ٱلصَّـٰبِرِينَ sabredenleri l-ṣābirīna
sabredenleri
١٤٦ (146)
(146)
Nice peygamberlerin yanında Rabbe kul olmuş pek çok kimse savaşmıştır. Allah yolunda başlarına gelenlerden ötürü gevşememişler, yılmamışlar ve boyun eğmemişlerdi. Allah, sabredenleri sever.
3:147
وَمَا ve değildi wamā
ve değildi
كَانَ sözleri kāna
sözleri
قَوْلَهُمْ their words qawlahum
their words
إِلَّآ başka illā
başka
أَن demelerinden an
demelerinden
قَالُوا۟ they said qālū
they said
رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
ٱغْفِرْ bağışla igh'fir
bağışla
لَنَا bizim lanā
bizim
ذُنُوبَنَا günahlarımızı dhunūbanā
günahlarımızı
وَإِسْرَافَنَا ve taşkınlığımızı wa-is'rāfanā
ve taşkınlığımızı
فِىٓ işimizde
işimizde
أَمْرِنَا our affairs amrinā
our affairs
وَثَبِّتْ ve sağlam tut wathabbit
ve sağlam tut
أَقْدَامَنَا ayaklarımızı aqdāmanā
ayaklarımızı
وَٱنصُرْنَا bize yardım eyle wa-unṣur'nā
bize yardım eyle
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱلْقَوْمِ toplumuna l-qawmi
toplumuna
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirler l-kāfirīna
kafirler
١٤٧ (147)
(147)
Dedikleri ancak şu idi: "Rabbimiz! Günahlarımızı, işimizdeki aşırılıklarımızı bize bağışla, sebatımızı arttır, inkarcı topluluğa karşı bize yardım et".
3:148
فَـَٔاتَىٰهُمُ onlara verdi faātāhumu
onlara verdi
ٱللَّهُ Allah (da) l-lahu
Allah (da)
ثَوَابَ karşılığını thawāba
karşılığını
ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya
وَحُسْنَ ve en güzelini waḥus'na
ve en güzelini
ثَوَابِ karşılığının; thawābi
karşılığının;
ٱلْـَٔاخِرَةِ ۗ ahiret l-ākhirati
ahiret
وَٱللَّهُ (çünkü) Allah wal-lahu
(çünkü) Allah
يُحِبُّ sever yuḥibbu
sever
ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananları l-muḥ'sinīna
güzel davrananları
١٤٨ (148)
(148)
Bu yüzden Allah onlara dünya nimetini de ahiret nimetini de fazlasiyle verdi. Allah işlerini iyi yapanları sever.
3:149
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
إِن eğer in
eğer
تُطِيعُوا۟ ita'at ederseniz tuṭīʿū
ita'at ederseniz
ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere
كَفَرُوا۟ inkar eden(lere) kafarū
inkar eden(lere)
يَرُدُّوكُمْ sizi çevirirler yaruddūkum
sizi çevirirler
عَلَىٰٓ üzere ʿalā
üzere
أَعْقَـٰبِكُمْ arkanız (küfre) aʿqābikum
arkanız (küfre)
فَتَنقَلِبُوا۟ o zaman dönersiniz fatanqalibū
o zaman dönersiniz
خَـٰسِرِينَ kaybedenlere khāsirīna
kaybedenlere
١٤٩ (149)
(149)
Ey İnananlar! İnkar edenlere itaat ederseniz, sizi geriye döndürürler de kayba uğrarsınız.
3:150
بَلِ hayır bali
hayır
ٱللَّهُ Allah'tır l-lahu
Allah'tır
مَوْلَىٰكُمْ ۖ Mevlanız mawlākum
Mevlanız
وَهُوَ ve O'dur wahuwa
ve O'dur
خَيْرُ en iyisi khayru
en iyisi
ٱلنَّـٰصِرِينَ yardımcıların l-nāṣirīna
yardımcıların
١٥٠ (150)
(150)
Halbuki Mevlanız Allah'tır. O, yardımcıların en iyisidir.
3:151
سَنُلْقِى salacağız sanul'qī
salacağız
فِى kalblerine
kalblerine
قُلُوبِ (the) hearts qulūbi
(the) hearts
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
كَفَرُوا۟ inkar edenlerin kafarū
inkar edenlerin
ٱلرُّعْبَ korku l-ruʿ'ba
korku
بِمَآ dolayı bimā
dolayı
أَشْرَكُوا۟ ortak koştuklarından ashrakū
ortak koştuklarından
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
مَا şeyleri
şeyleri
لَمْ indirmediği lam
indirmediği
يُنَزِّلْ He sent down yunazzil
He sent down
بِهِۦ kendilerine bihi
kendilerine
سُلْطَـٰنًۭا ۖ hiçbir güç sul'ṭānan
hiçbir güç
وَمَأْوَىٰهُمُ ve gidecekleri yer de wamawāhumu
ve gidecekleri yer de
ٱلنَّارُ ۚ cehennemdir l-nāru
cehennemdir
وَبِئْسَ ne kötüdür wabi'sa
ne kötüdür
مَثْوَى varacağı yer mathwā
varacağı yer
ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimlerin l-ẓālimīna
zalimlerin
١٥١ (151)
(151)
Hakkında hiçbir delil indirmediği şeyi Allah'a ortak koşmalarından ötürü, inkar edenlerin kalbine korku salacağız. Onların varacağı yer cehennemdir. Zalimlerin durağı ne kötüdür!
3:152
وَلَقَدْ elbette walaqad
elbette
صَدَقَكُمُ size doğruladı ṣadaqakumu
size doğruladı
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
وَعْدَهُۥٓ (yardım) va'dini waʿdahu
(yardım) va'dini
إِذْ sürece idh
sürece
تَحُسُّونَهُم onları öldürdüğünüz taḥussūnahum
onları öldürdüğünüz
بِإِذْنِهِۦ ۖ kendi izniyle bi-idh'nihi
kendi izniyle
حَتَّىٰٓ nihayet ḥattā
nihayet
إِذَا nezaman ki idhā
nezaman ki
فَشِلْتُمْ siz korktunuz fashil'tum
siz korktunuz
وَتَنَـٰزَعْتُمْ ve (birbirinizle) çekiştiniz watanāzaʿtum
ve (birbirinizle) çekiştiniz
فِى hakkında
hakkında
ٱلْأَمْرِ (verilen) emir l-amri
(verilen) emir
وَعَصَيْتُم ve isyan ettiniz waʿaṣaytum
ve isyan ettiniz
مِّنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
مَآ size gösterdikten
size gösterdikten
أَرَىٰكُم He (had) shown you arākum
He (had) shown you
مَّا şey(galibiyet)i
şey(galibiyet)i
تُحِبُّونَ ۚ sevdiğiniz tuḥibbūna
sevdiğiniz
مِنكُم sizden minkum
sizden
مَّن kiminiz man
kiminiz
يُرِيدُ istiyordu yurīdu
istiyordu
ٱلدُّنْيَا dünyayı l-dun'yā
dünyayı
وَمِنكُم ve sizden waminkum
ve sizden
مَّن kiminiz man
kiminiz
يُرِيدُ istiyordu yurīdu
istiyordu
ٱلْـَٔاخِرَةَ ۚ ahireti l-ākhirata
ahireti
ثُمَّ sonra thumma
sonra
صَرَفَكُمْ (Allah) geri çevirdi ṣarafakum
(Allah) geri çevirdi
عَنْهُمْ onlardan ʿanhum
onlardan
لِيَبْتَلِيَكُمْ ۖ sizi denemek için liyabtaliyakum
sizi denemek için
وَلَقَدْ andolsun ki walaqad
andolsun ki
عَفَا bağışladı ʿafā
bağışladı
عَنكُمْ ۗ sizi ʿankum
sizi
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
ذُو sahibidir dhū
sahibidir
فَضْلٍ lütuf faḍlin
lütuf
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlere l-mu'minīna
mü'minlere
١٥٢ (152)
(152)
And olsun ki, Allah, size verdiği sözde durdu. Onun izniyle kafirleri kırıp biçiyordunuz, ama Allah size arzuladığınız zaferi gösterdikten sonra gevşeyip bu hususta çekiştiniz ve isyan ettiniz; sizden kimi dünyayı, kimi ahireti istiyordu; derken denemek için Allah sizi geri çevirip bozguna uğrattı. And olsun ki O, sizi bağışladı. Allah'ın inananlara nimeti boldur.
3:153
۞ إِذْ hani idh
hani
تُصْعِدُونَ boyuna uzaklaşıyordunuz tuṣ'ʿidūna
boyuna uzaklaşıyordunuz
وَلَا dönüp bakmıyordunuz walā
dönüp bakmıyordunuz
تَلْوُۥنَ casting a glance talwūna
casting a glance
عَلَىٰٓ hiç kimseye ʿalā
hiç kimseye
أَحَدٍۢ anyone aḥadin
anyone
وَٱلرَّسُولُ ve Elçi wal-rasūlu
ve Elçi
يَدْعُوكُمْ sizi çağırırken yadʿūkum
sizi çağırırken
فِىٓ arkanızdan
arkanızdan
أُخْرَىٰكُمْ (from) behind you ukh'rākum
(from) behind you
فَأَثَـٰبَكُمْ bundan dolayı size verdi fa-athābakum
bundan dolayı size verdi
غَمًّۢا gam ghamman
gam
بِغَمٍّۢ gam üstüne bighammin
gam üstüne
لِّكَيْلَا diye likaylā
diye
تَحْزَنُوا۟ üzülmeyesiniz taḥzanū
üzülmeyesiniz
عَلَىٰ şeye ʿalā
şeye
مَا what
what
فَاتَكُمْ elinizden giden fātakum
elinizden giden
وَلَا vw walā
vw
مَآ şeye
şeye
أَصَـٰبَكُمْ ۗ başınıza gelen aṣābakum
başınıza gelen
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
خَبِيرٌۢ haberdardır khabīrun
haberdardır
بِمَا şeylerden bimā
şeylerden
تَعْمَلُونَ yaptıklarınız(dan) taʿmalūna
yaptıklarınız(dan)
١٥٣ (153)
(153)
Peygamber arkanızdan sizi çağırırken, kimseye bakmadan kaçıyordunuz; kaybettiğinize ve başınıza gelene üzülmeyesiniz diye, Allah sizi kederden kedere uğrattı. Allah, işlediklerinizden haberdardır.
3:154
ثُمَّ sonra thumma
sonra
أَنزَلَ indirdi anzala
indirdi
عَلَيْكُم size ʿalaykum
size
مِّنۢ ardından min
ardından
بَعْدِ after baʿdi
after
ٱلْغَمِّ o üzüntünün l-ghami
o üzüntünün
أَمَنَةًۭ bir güven amanatan
bir güven
نُّعَاسًۭا bir uyku nuʿāsan
bir uyku
يَغْشَىٰ bürüyen yaghshā
bürüyen
طَآئِفَةًۭ bir kısmınızı ṭāifatan
bir kısmınızı
مِّنكُمْ ۖ sizden minkum
sizden
وَطَآئِفَةٌۭ ve bir kısmınız da waṭāifatun
ve bir kısmınız da
قَدْ doğrusu qad
doğrusu
أَهَمَّتْهُمْ kaygısına düşmüştü ahammathum
kaygısına düşmüştü
أَنفُسُهُمْ kendi canlarının anfusuhum
kendi canlarının
يَظُنُّونَ bir zanda bulunuyorlar yaẓunnūna
bir zanda bulunuyorlar
بِٱللَّهِ Allah'a karşı bil-lahi
Allah'a karşı
غَيْرَ haksız ghayra
haksız
ٱلْحَقِّ the truth l-ḥaqi
the truth
ظَنَّ zannı (gibi) ẓanna
zannı (gibi)
ٱلْجَـٰهِلِيَّةِ ۖ cahiliyye l-jāhiliyati
cahiliyye
يَقُولُونَ diyorlardı yaqūlūna
diyorlardı
هَل var mı hal
var mı
لَّنَا bize lanā
bize
مِنَ bu işten mina
bu işten
ٱلْأَمْرِ the matter l-amri
the matter
مِن hiçbir min
hiçbir
شَىْءٍۢ ۗ şey shayin
şey
قُلْ de ki qul
de ki
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلْأَمْرَ l-amra
كُلَّهُۥ bütünüyle kullahu
bütünüyle
لِلَّهِ ۗ Allah'a aittir lillahi
Allah'a aittir
يُخْفُونَ onlar gizliyorlar yukh'fūna
onlar gizliyorlar
فِىٓ içlerinde
içlerinde
أَنفُسِهِم themselves anfusihim
themselves
مَّا şeyleri
şeyleri
لَا açıklayamadıkları
açıklayamadıkları
يُبْدُونَ they reveal yub'dūna
they reveal
لَكَ ۖ sana laka
sana
يَقُولُونَ diyorlar ki yaqūlūna
diyorlar ki
لَوْ şayet law
şayet
كَانَ olsaydı kāna
olsaydı
لَنَا bize lanā
bize
مِنَ bu işten mina
bu işten
ٱلْأَمْرِ the matter l-amri
the matter
شَىْءٌۭ bir şey (fayda) shayon
bir şey (fayda)
مَّا öldürülmezdik
öldürülmezdik
قُتِلْنَا we would have been killed qutil'nā
we would have been killed
هَـٰهُنَا ۗ burada hāhunā
burada
قُل de ki qul
de ki
لَّوْ şayet law
şayet
كُنتُمْ olsaydınız kuntum
olsaydınız
فِى evlerinizde dahi
evlerinizde dahi
بُيُوتِكُمْ your houses buyūtikum
your houses
لَبَرَزَ mutlaka boylardı labaraza
mutlaka boylardı
ٱلَّذِينَ olanlar alladhīna
olanlar
كُتِبَ yazılmış kutiba
yazılmış
عَلَيْهِمُ üzerine ʿalayhimu
üzerine
ٱلْقَتْلُ öldürülme(si) l-qatlu
öldürülme(si)
إِلَىٰ yatacakları yeri ilā
yatacakları yeri
مَضَاجِعِهِمْ ۖ their places of death maḍājiʿihim
their places of death
وَلِيَبْتَلِىَ ve denemesi içindir waliyabtaliya
ve denemesi içindir
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
مَا olanı
olanı
فِى içinde
içinde
صُدُورِكُمْ göğüsleriniz ṣudūrikum
göğüsleriniz
وَلِيُمَحِّصَ ve açığa çıkarması içindir waliyumaḥḥiṣa
ve açığa çıkarması içindir
مَا olanı
olanı
فِى içinde
içinde
قُلُوبِكُمْ ۗ kalbleriniz qulūbikum
kalbleriniz
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
عَلِيمٌۢ bilir ʿalīmun
bilir
بِذَاتِ özünü bidhāti
özünü
ٱلصُّدُورِ göğüslerin l-ṣudūri
göğüslerin
١٥٤ (154)
(154)
Kederden sonra, bir takımınızı kendinden geçirecek şekilde size huzur ve emniyet indirdi; oysa bir takımınız da kendi derdlerine düşmüşlerdi. Haksız yere Allah hakkında, cahiliye devrinde olduğu gibi inanıyorlar. "Bu işte bizim bir fikrimiz var mı?" diyorlardı; De ki: "Buyruğun hepsi Allah'ındır". Sana açmadıklarını içlerinde gizliyorlar. "Bu işte bizim fikrimiz alınsaydı, burada öldürülmezdik" diyorlar. De ki: Evlerinizde olsaydınız, haklarında ölüm yazılı olan kimseler, yine de devrilecekleri yere varırlardı. Bu, Allah'ın içinizde olanı denemesi, kalblerinizde olanı arıtması içindir. Allah gönüllerde olanı bilir.
3:155
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
تَوَلَّوْا۟ yüz çevirip giden tawallaw
yüz çevirip giden
مِنكُمْ içinizden minkum
içinizden
يَوْمَ gün yawma
gün
ٱلْتَقَى karşılaştığı l-taqā
karşılaştığı
ٱلْجَمْعَانِ iki topluluğun l-jamʿāni
iki topluluğun
إِنَّمَا şüphesiz innamā
şüphesiz
ٱسْتَزَلَّهُمُ (yoldan) kaydırmak istemişti is'tazallahumu
(yoldan) kaydırmak istemişti
ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan l-shayṭānu
şeytan
بِبَعْضِ bazı bibaʿḍi
bazı
مَا dolayı
dolayı
كَسَبُوا۟ ۖ yaptıkları işlerden kasabū
yaptıkları işlerden
وَلَقَدْ ama elbette walaqad
ama elbette
عَفَا affetti ʿafā
affetti
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَنْهُمْ ۗ onları ʿanhum
onları
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
غَفُورٌ çok bağışlayandır ghafūrun
çok bağışlayandır
حَلِيمٌۭ halimdir ḥalīmun
halimdir
١٥٥ (155)
(155)
İki topluluğun karşılaştığı gün, içinizden yüz çevirenlerin, yaptıklarının bir kısmından ötürü şeytan ayaklarını kaydırıp yoldan çıkarmak istemişti. Allah, and olsun ki, onları affetti. Allah bağışlayandır. Halim'dir.
3:156
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inananlar āmanū
inananlar
لَا olmayın
olmayın
تَكُونُوا۟ be takūnū
be
كَٱلَّذِينَ kimseler (gibi) ka-alladhīna
kimseler (gibi)
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
وَقَالُوا۟ ve diyenler (gibi) waqālū
ve diyenler (gibi)
لِإِخْوَٰنِهِمْ kardeşleri için li-ikh'wānihim
kardeşleri için
إِذَا zaman idhā
zaman
ضَرَبُوا۟ sefere çıktıkları ḍarabū
sefere çıktıkları
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
أَوْ ya da aw
ya da
كَانُوا۟ savaşa çıktıkları kānū
savaşa çıktıkları
غُزًّۭى fighting ghuzzan
fighting
لَّوْ eğer law
eğer
كَانُوا۟ olsalardı kānū
olsalardı
عِندَنَا bizim yanımızda ʿindanā
bizim yanımızda
مَا ölmezlerdi
ölmezlerdi
مَاتُوا۟ they (would have) died mātū
they (would have) died
وَمَا ve öldürülmezlerdi wamā
ve öldürülmezlerdi
قُتِلُوا۟ they (would have) been killed qutilū
they (would have) been killed
لِيَجْعَلَ yapar liyajʿala
yapar
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ذَٰلِكَ bu (düşünce ve sözlerini) dhālika
bu (düşünce ve sözlerini)
حَسْرَةًۭ bir dert ḥasratan
bir dert
فِى kalblerinde
kalblerinde
قُلُوبِهِمْ ۗ their hearts qulūbihim
their hearts
وَٱللَّهُ Allahtır wal-lahu
Allahtır
يُحْىِۦ yaşatan yuḥ'yī
yaşatan
وَيُمِيتُ ۗ ve öldüren wayumītu
ve öldüren
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
تَعْمَلُونَ yaptıklarınız taʿmalūna
yaptıklarınız
بَصِيرٌۭ görmektedir baṣīrun
görmektedir
١٥٦ (156)
(156)
Ey İnananlar! Yolculuğa çıkan veya savaşa giden kardeşleri hakkında: "Onlar yanımızda olsalardı ölmezler ve öldürülmezlerdi" diyen inkarcılar gibi olmayın ki, Allah bunu onların kalblerinde bir hasret olarak bıraksın. Dirilten de öldüren de Allah'tır. Allah işlediklerinizi görür.
3:157
وَلَئِن eğer wala-in
eğer
قُتِلْتُمْ öldürülür qutil'tum
öldürülür
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
أَوْ ya da aw
ya da
مُتُّمْ ölürseniz muttum
ölürseniz
لَمَغْفِرَةٌۭ bağışlaması vardır lamaghfiratun
bağışlaması vardır
مِّنَ Allah'ın mina
Allah'ın
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَرَحْمَةٌ ve rahmeti waraḥmatun
ve rahmeti
خَيْرٌۭ daha hayırlıdır khayrun
daha hayırlıdır
مِّمَّا şeylerden mimmā
şeylerden
يَجْمَعُونَ onların topladıkları yajmaʿūna
onların topladıkları
١٥٧ (157)
(157)
Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, size Allah'tan onların topladıklarından hayırlı bir mağfiret ve rahmet vardır.
3:158
وَلَئِن elbette wala-in
elbette
مُّتُّمْ ölür muttum
ölür
أَوْ veya aw
veya
قُتِلْتُمْ öldürülürseniz qutil'tum
öldürülürseniz
لَإِلَى elbette la-ilā
elbette
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
تُحْشَرُونَ götürüleceksiniz tuḥ'sharūna
götürüleceksiniz
١٥٨ (158)
(158)
And olsun ki, ölseniz de, öldürülseniz de Allah katında toplanacaksınız.
3:159
فَبِمَا sebebiyle fabimā
sebebiyle
رَحْمَةٍۢ rahmeti raḥmatin
rahmeti
مِّنَ Allah'ın mina
Allah'ın
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
لِنتَ sen yumuşak davrandın linta
sen yumuşak davrandın
لَهُمْ ۖ onlara lahum
onlara
وَلَوْ eğer walaw
eğer
كُنتَ olsaydın kunta
olsaydın
فَظًّا kaba faẓẓan
kaba
غَلِيظَ katı ghalīẓa
katı
ٱلْقَلْبِ yürekli l-qalbi
yürekli
لَٱنفَضُّوا۟ dağılır giderlerdi' la-infaḍḍū
dağılır giderlerdi'
مِنْ çevrenden min
çevrenden
حَوْلِكَ ۖ around you ḥawlika
around you
فَٱعْفُ öyleyse affet fa-uʿ'fu
öyleyse affet
عَنْهُمْ onları ʿanhum
onları
وَٱسْتَغْفِرْ ve mağfiret dile wa-is'taghfir
ve mağfiret dile
لَهُمْ onlar için lahum
onlar için
وَشَاوِرْهُمْ ve onlara danış washāwir'hum
ve onlara danış
فِى işini
işini
ٱلْأَمْرِ ۖ the matter l-amri
the matter
فَإِذَا zaman fa-idhā
zaman
عَزَمْتَ karar verdiğin ʿazamta
karar verdiğin
فَتَوَكَّلْ dayan fatawakkal
dayan
عَلَى Allah'a ʿalā
Allah'a
ٱللَّهِ ۚ Allah l-lahi
Allah
إِنَّ elbette inna
elbette
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يُحِبُّ sever yuḥibbu
sever
ٱلْمُتَوَكِّلِينَ kendine dayanıp güvenenleri l-mutawakilīna
kendine dayanıp güvenenleri
١٥٩ (159)
(159)
Allah'ın rahmetinden dolayı, sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı kalbli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi. Onları affet, onlara mağfiret dile, iş hakkında onlara danış, fakat karar verdin mi Allah'a güven, doğrusu Allah güvenenleri sever.
3:160
إِن eğer in
eğer
يَنصُرْكُمُ size yardım ederse yanṣur'kumu
size yardım ederse
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
فَلَا artık yoktur falā
artık yoktur
غَالِبَ yenecek ghāliba
yenecek
لَكُمْ ۖ sizi lakum
sizi
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
يَخْذُلْكُمْ sizi yüz üstü bırakırsa yakhdhul'kum
sizi yüz üstü bırakırsa
فَمَن kimdir faman
kimdir
ذَا kimse dhā
kimse
ٱلَّذِى the one who alladhī
the one who
يَنصُرُكُم size yardım edebilecek yanṣurukum
size yardım edebilecek
مِّنۢ O'ndan sonra min
O'ndan sonra
بَعْدِهِۦ ۗ after Him baʿdihi
after Him
وَعَلَى ve Allah'a waʿalā
ve Allah'a
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
فَلْيَتَوَكَّلِ dayansınlar falyatawakkali
dayansınlar
ٱلْمُؤْمِنُونَ Mü'minler l-mu'minūna
Mü'minler
١٦٠ (160)
(160)
Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur; eğer sizi yardımsız bırakıverirse, O'ndan başka size yardım edecek kimdir? İnananlar yalnız Allah'a güvensinler.
3:161
وَمَا ve değildir wamā
ve değildir
كَانَ olur şey kāna
olur şey
لِنَبِىٍّ bir peygamberin linabiyyin
bir peygamberin
أَن hiyanet etmesi an
hiyanet etmesi
يَغُلَّ ۚ he defrauds yaghulla
he defrauds
وَمَن ve kim waman
ve kim
يَغْلُلْ hıyanet ederse yaghlul
hıyanet ederse
يَأْتِ getirir yati
getirir
بِمَا şeyi bimā
şeyi
غَلَّ hıyanet ettiği ghalla
hıyanet ettiği
يَوْمَ günü yawma
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۚ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
ثُمَّ sonra thumma
sonra
تُوَفَّىٰ tastamam verilir tuwaffā
tastamam verilir
كُلُّ her kullu
her
نَفْسٍۢ kişiye nafsin
kişiye
مَّا ne ki
ne ki
كَسَبَتْ kazandı kasabat
kazandı
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
لَا hiçbir haksızlığa uğratılmazlar
hiçbir haksızlığa uğratılmazlar
يُظْلَمُونَ be wronged yuẓ'lamūna
be wronged
١٦١ (161)
(161)
Hiçbir peygambere ganimete ve millet malına hiyanet yaraşmaz; haksızlık kim yaparsa, kıyamet günü yaptığı ile gelir, sonra, haksızlık yapılmaksızın herkese kazanmış olduğu ödenir.
3:162
أَفَمَنِ hiç olur mu? afamani
hiç olur mu?
ٱتَّبَعَ uyan ittabaʿa
uyan
رِضْوَٰنَ rızasına riḍ'wāna
rızasına
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
كَمَنۢ kimse gibi kaman
kimse gibi
بَآءَ uğrayan bāa
uğrayan
بِسَخَطٍۢ hışmına bisakhaṭin
hışmına
مِّنَ Allah'ın mina
Allah'ın
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَمَأْوَىٰهُ ve yeri wamawāhu
ve yeri
جَهَنَّمُ ۚ cehennem (olan) jahannamu
cehennem (olan)
وَبِئْسَ ne kötü wabi'sa
ne kötü
ٱلْمَصِيرُ sonuçtur orası l-maṣīru
sonuçtur orası
١٦٢ (162)
(162)
Allah'ın rızasına uyan kimse, Allah'ın hışmına uğrayan gibi midir? Bu kimsenin varacağı yer cehennemdir; o ne kötü varılacak yerdir!
3:163
هُمْ O(insa)nlar hum
O(insa)nlar
دَرَجَـٰتٌ derece derecedirler darajātun
derece derecedirler
عِندَ katında ʿinda
katında
ٱللَّهِ ۗ Allah l-lahi
Allah
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
بَصِيرٌۢ görmektedir baṣīrun
görmektedir
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
يَعْمَلُونَ onların yaptıkları yaʿmalūna
onların yaptıkları
١٦٣ (163)
(163)
Onlar Allah katında derece derecedir. Allah, işlediklerini görmektedir.
3:164
لَقَدْ andolsun ki laqad
andolsun ki
مَنَّ lutufta bulundu manna
lutufta bulundu
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlere l-mu'minīna
mü'minlere
إِذْ göndermekle idh
göndermekle
بَعَثَ He raised baʿatha
He raised
فِيهِمْ kendilerine fīhim
kendilerine
رَسُولًۭا bir elçi rasūlan
bir elçi
مِّنْ kendi içlerinden min
kendi içlerinden
أَنفُسِهِمْ themselves anfusihim
themselves
يَتْلُوا۟ okuyan yatlū
okuyan
عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara
ءَايَـٰتِهِۦ (Allah'ın) ayetlerini āyātihi
(Allah'ın) ayetlerini
وَيُزَكِّيهِمْ ve kendilerini yücelten wayuzakkīhim
ve kendilerini yücelten
وَيُعَلِّمُهُمُ ve kendilerine öğreten wayuʿallimuhumu
ve kendilerine öğreten
ٱلْكِتَـٰبَ Kitap l-kitāba
Kitap
وَٱلْحِكْمَةَ ve hikmeti wal-ḥik'mata
ve hikmeti
وَإِن bulunuyorlarken wa-in
bulunuyorlarken
كَانُوا۟ they were kānū
they were
مِن daha önce min
daha önce
قَبْلُ before (that) qablu
before (that)
لَفِى içinde lafī
içinde
ضَلَـٰلٍۢ bir sapıklık ḍalālin
bir sapıklık
مُّبِينٍ açık mubīnin
açık
١٦٤ (164)
(164)
And olsun ki Allah, inananlara, ayetlerini okuyan, onları arıtan, onlara Kitap ve hikmeti öğreten, kendilerinden bir peygamber göndermekle iyilikte bulunmuştur. Halbuki onlar, önceleri apaçık sapıklıkta idiler.
3:165
أَوَلَمَّآ için mi? awalammā
için mi?
أَصَـٰبَتْكُم size geldiği aṣābatkum
size geldiği
مُّصِيبَةٌۭ bir bela muṣībatun
bir bela
قَدْ doğrusu qad
doğrusu
أَصَبْتُم onların başlarına getirdiğiniz halde aṣabtum
onların başlarına getirdiğiniz halde
مِّثْلَيْهَا onun iki katını mith'layhā
onun iki katını
قُلْتُمْ dediniz qul'tum
dediniz
أَنَّىٰ nereden (başımıza geldi) annā
nereden (başımıza geldi)
هَـٰذَا ۖ bu hādhā
bu
قُلْ de ki qul
de ki
هُوَ O (bela) huwa
O (bela)
مِنْ kendinizdendir min
kendinizdendir
عِندِ from ʿindi
from
أَنفُسِكُمْ ۗ yourselves anfusikum
yourselves
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
كُلِّ her kulli
her
شَىْءٍۢ şey shayin
şey
قَدِيرٌۭ kadirdir qadīrun
kadirdir
١٦٥ (165)
(165)
Başkalarını iki misline uğrattığınız bir musibete kendiniz uğrayınca mı: "Bu nereden?" dersiniz? De ki: "O, kendi tarafınızdandır". Doğrusu Allah her şeye Kadir'dir.
3:166
وَمَآ ve şey wamā
ve şey
أَصَـٰبَكُمْ sizin başınıza gelen aṣābakum
sizin başınıza gelen
يَوْمَ gün yawma
gün
ٱلْتَقَى karşılaştığı l-taqā
karşılaştığı
ٱلْجَمْعَانِ iki topluluğun l-jamʿāni
iki topluluğun
فَبِإِذْنِ ancak izniyledir fabi-idh'ni
ancak izniyledir
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَلِيَعْلَمَ ve bilmesi içindir waliyaʿlama
ve bilmesi içindir
ٱلْمُؤْمِنِينَ inananları l-mu'minīna
inananları
١٦٦ (166)
(166)
İki topluluğun karşılaştığı günde başınıza gelen, Allah'ın izniyledir. Bu, inananları da, münafıklık edenleri de belirtmesi içindir. Münafıklık edenlere: "gelin, Allah yolunda savaşın, veya hiç olmazsa savunmada bulunun" dendiği zaman: "Eğer savaşmayı bilseydik, ardınızdan gelirdik" dediler. O gün, onlar imandan çok inkara yakındılar. Kalblerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlar. Allah gizlediklerini onlardan iyi bilir.
3:167
وَلِيَعْلَمَ ve bilmesi içindir waliyaʿlama
ve bilmesi içindir
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
نَافَقُوا۟ ۚ iki yüzlülük edenleri nāfaqū
iki yüzlülük edenleri
وَقِيلَ dendiği halde waqīla
dendiği halde
لَهُمْ onlara lahum
onlara
تَعَالَوْا۟ gelin taʿālaw
gelin
قَـٰتِلُوا۟ savaşın qātilū
savaşın
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
أَوِ ya da awi
ya da
ٱدْفَعُوا۟ ۖ savunun id'faʿū
savunun
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
لَوْ eğer law
eğer
نَعْلَمُ bilseydik naʿlamu
bilseydik
قِتَالًۭا savaş (olacağını) qitālan
savaş (olacağını)
لَّٱتَّبَعْنَـٰكُمْ ۗ sizinle gelirdik la-ittabaʿnākum
sizinle gelirdik
هُمْ onlar hum
onlar
لِلْكُفْرِ küfre lil'kuf'ri
küfre
يَوْمَئِذٍ o gün yawma-idhin
o gün
أَقْرَبُ yakın idiler aqrabu
yakın idiler
مِنْهُمْ ondan min'hum
ondan
لِلْإِيمَـٰنِ ۚ imandan (çok) lil'īmāni
imandan (çok)
يَقُولُونَ söylüyorlar yaqūlūna
söylüyorlar
بِأَفْوَٰهِهِم ağızlarıyla bi-afwāhihim
ağızlarıyla
مَّا olmayanı
olmayanı
لَيْسَ was not laysa
was not
فِى içinde
içinde
قُلُوبِهِمْ ۗ kalblerinin qulūbihim
kalblerinin
وَٱللَّهُ halbuki Allah wal-lahu
halbuki Allah
أَعْلَمُ çok iyi bilmektedir aʿlamu
çok iyi bilmektedir
بِمَا şeyi bimā
şeyi
يَكْتُمُونَ içlerinde sakladıkları yaktumūna
içlerinde sakladıkları
١٦٧ (167)
(167)
İki topluluğun karşılaştığı günde başınıza gelen, Allah'ın izniyledir. Bu, inananları da, münafıklık edenleri de belirtmesi içindir. Münafıklık edenlere: "gelin, Allah yolunda savaşın, veya hiç olmazsa savunmada bulunun" dendiği zaman: "Eğer savaşmayı bilseydik, ardınızdan gelirdik" dediler. O gün, onlar imandan çok inkara yakındılar. Kalblerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlar. Allah gizlediklerini onlardan iyi bilir.
3:168
ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere
قَالُوا۟ diyen(lere) qālū
diyen(lere)
لِإِخْوَٰنِهِمْ kardeşleri için li-ikh'wānihim
kardeşleri için
وَقَعَدُوا۟ (Savaştan geri kalıp) oturarak waqaʿadū
(Savaştan geri kalıp) oturarak
لَوْ eğer law
eğer
أَطَاعُونَا bizim sözümüzü tutsalardı aṭāʿūnā
bizim sözümüzü tutsalardı
مَا öldürülmezlerdi
öldürülmezlerdi
قُتِلُوا۟ ۗ they would have been killed qutilū
they would have been killed
قُلْ de ki qul
de ki
فَٱدْرَءُوا۟ haydi savın fa-id'raū
haydi savın
عَنْ kendinizden ʿan
kendinizden
أَنفُسِكُمُ yourselves anfusikumu
yourselves
ٱلْمَوْتَ ölümü l-mawta
ölümü
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz
صَـٰدِقِينَ doğrulardan ṣādiqīna
doğrulardan
١٦٨ (168)
(168)
Onlar oturup, kardeşleri için: "Bize itaat etselerdi öldürülmezlerdi" dediler. De ki: "Eğer doğru sözlü iseniz, ölümü kendinizden savın".
3:169
وَلَا sanma walā
sanma
تَحْسَبَنَّ think taḥsabanna
think
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
قُتِلُوا۟ öldürülenleri qutilū
öldürülenleri
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
أَمْوَٰتًۢا ۚ ölüler amwātan
ölüler
بَلْ bilakis bal
bilakis
أَحْيَآءٌ (onlar) diridirler aḥyāon
(onlar) diridirler
عِندَ katında ʿinda
katında
رَبِّهِمْ Rableri rabbihim
Rableri
يُرْزَقُونَ rızıklanmaktadırlar yur'zaqūna
rızıklanmaktadırlar
١٦٩ (169)
(169)
Allah yolunda öldürülenleri ölü saymayın, bilakis Rableri katında diridirler. Allah'ın bol nimetinden onlara verdiği şeylerle sevinç içinde rızıklanırlar, arkalarından kendilerine ulaşamayan kimselere, kendilerine korku olmadığını ve kendilerinin üzülmeyeceklerini müjde etmek isterler.
3:170
فَرِحِينَ sevinirler fariḥīna
sevinirler
بِمَآ şeylerden bimā
şeylerden
ءَاتَىٰهُمُ kendilerine verdikleri ātāhumu
kendilerine verdikleri
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
مِن lutfundan min
lutfundan
فَضْلِهِۦ His Bounty faḍlihi
His Bounty
وَيَسْتَبْشِرُونَ ve müjdelemek isterler wayastabshirūna
ve müjdelemek isterler
بِٱلَّذِينَ kimselere bi-alladhīna
kimselere
لَمْ henüz yetişemeyen(lere) lam
henüz yetişemeyen(lere)
يَلْحَقُوا۟ yet joined yalḥaqū
yet joined
بِهِم kendilerine bihim
kendilerine
مِّنْ arkalarından min
arkalarından
خَلْفِهِمْ (but are) left behind khalfihim
(but are) left behind
أَلَّا korku olmadığına allā
korku olmadığına
خَوْفٌ fear khawfun
fear
عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara
وَلَا onların walā
onların
هُمْ they hum
they
يَحْزَنُونَ üzüntüye uğramayacaklarına yaḥzanūna
üzüntüye uğramayacaklarına
١٧٠ (170)
(170)
Allah yolunda öldürülenleri ölü saymayın, bilakis Rableri katında diridirler. Allah'ın bol nimetinden onlara verdiği şeylerle sevinç içinde rızıklanırlar, arkalarından kendilerine ulaşamayan kimselere, kendilerine korku olmadığını ve kendilerinin üzülmeyeceklerini müjde etmek isterler.
3:171
۞ يَسْتَبْشِرُونَ müjdelerler (sevinirler) yastabshirūna
müjdelerler (sevinirler)
بِنِعْمَةٍۢ ni'metini biniʿ'matin
ni'metini
مِّنَ Allah'ın mina
Allah'ın
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَفَضْلٍۢ ve lutfunu wafaḍlin
ve lutfunu
وَأَنَّ ve muhakkak wa-anna
ve muhakkak
ٱللَّهَ Allah'ın l-laha
Allah'ın
لَا zayi etmeyeceğini
zayi etmeyeceğini
يُضِيعُ let go waste yuḍīʿu
let go waste
أَجْرَ ecrini ajra
ecrini
ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlerin l-mu'minīna
mü'minlerin
١٧١ (171)
(171)
Onlar Allah'tan olan bir nimeti, bolluğu ve Allah'ın, müminlerin ecrini zayi etmeyeceğini müjdelemek isterler.
3:172
ٱلَّذِينَ O(mü'mi)nler ki alladhīna
O(mü'mi)nler ki
ٱسْتَجَابُوا۟ çağrısına uydular is'tajābū
çağrısına uydular
لِلَّهِ Allah'ın lillahi
Allah'ın
وَٱلرَّسُولِ ve Elçinin wal-rasūli
ve Elçinin
مِنۢ sonra bile min
sonra bile
بَعْدِ after baʿdi
after
مَآ ne ki
ne ki
أَصَابَهُمُ isabet etti aṣābahumu
isabet etti
ٱلْقَرْحُ ۚ bir yara l-qarḥu
bir yara
لِلَّذِينَ onlar için vardır lilladhīna
onlar için vardır
أَحْسَنُوا۟ güzel davrananlar aḥsanū
güzel davrananlar
مِنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan
وَٱتَّقَوْا۟ ve korunanlar için wa-ittaqaw
ve korunanlar için
أَجْرٌ bir ecir ajrun
bir ecir
عَظِيمٌ pek büyük ʿaẓīmun
pek büyük
١٧٢ (172)
(172)
Kendileri savaşta yara aldıktan sonra Allah ve Peygamberin çağrısına koşanlara, hele onlardan iyilik edip sakınanlara büyük ecir vardır.
3:173
ٱلَّذِينَ onlar ki alladhīna
onlar ki
قَالَ deyince qāla
deyince
لَهُمُ kendilerine lahumu
kendilerine
ٱلنَّاسُ halk l-nāsu
halk
إِنَّ elbette inna
elbette
ٱلنَّاسَ (Düşman) İnsanlar l-nāsa
(Düşman) İnsanlar
قَدْ muhakkak qad
muhakkak
جَمَعُوا۟ (ordu) toplamışlar jamaʿū
(ordu) toplamışlar
لَكُمْ size karşı lakum
size karşı
فَٱخْشَوْهُمْ onlardan korkun fa-ikh'shawhum
onlardan korkun
فَزَادَهُمْ (bu söz) onların artırdı fazādahum
(bu söz) onların artırdı
إِيمَـٰنًۭا imanını īmānan
imanını
وَقَالُوا۟ ve dediler ki waqālū
ve dediler ki
حَسْبُنَا bize yeter ḥasbunā
bize yeter
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
وَنِعْمَ ve ne güzel waniʿ'ma
ve ne güzel
ٱلْوَكِيلُ vekildir l-wakīlu
vekildir
١٧٣ (173)
(173)
İnsanlar onlara: "Düşmanınız olan insanlar size karşı bir ordu topladılar, onlardan korkun" dediler. Bu, onların imanını artırdı da: "Allah bize yeter. O ne güzel Vekil'dir" dediler.
3:174
فَٱنقَلَبُوا۟ geri döndüler fa-inqalabū
geri döndüler
بِنِعْمَةٍۢ bir ni'metle biniʿ'matin
bir ni'metle
مِّنَ Allahtan mina
Allahtan
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَفَضْلٍۢ ve bollukla wafaḍlin
ve bollukla
لَّمْ kendilerine dokunmadı lam
kendilerine dokunmadı
يَمْسَسْهُمْ touched them yamsashum
touched them
سُوٓءٌۭ hiçbir kötülük sūon
hiçbir kötülük
وَٱتَّبَعُوا۟ ve uydular wa-ittabaʿū
ve uydular
رِضْوَٰنَ rızasına riḍ'wāna
rızasına
ٱللَّهِ ۗ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
ذُو sahibidir dhū
sahibidir
فَضْلٍ lutuf faḍlin
lutuf
عَظِيمٍ büyük ʿaẓīmin
büyük
١٧٤ (174)
(174)
Bu yüzden kendilerine bir fenalık dokunmadan, Allah'tan nimet ve bollukla geri döndüler; Allah'ın rızasına uydular. Allah büyük, bol nimet sahibidir.
3:175
إِنَّمَا şüphesiz innamā
şüphesiz
ذَٰلِكُمُ işte o dhālikumu
işte o
ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan l-shayṭānu
şeytan
يُخَوِّفُ sizi korkutuyor yukhawwifu
sizi korkutuyor
أَوْلِيَآءَهُۥ kendi dostlarından awliyāahu
kendi dostlarından
فَلَا onlardan korkmayın falā
onlardan korkmayın
تَخَافُوهُمْ fear them takhāfūhum
fear them
وَخَافُونِ benden korkun wakhāfūni
benden korkun
إِن eğer in
eğer
كُنتُم iseniz kuntum
iseniz
مُّؤْمِنِينَ inanmış mu'minīna
inanmış
١٧٥ (175)
(175)
İşte o şeytan ancak kendi dostlarını korkutur, inanmışsanız onlardan korkmayın, Benden korkun.
3:176
وَلَا seni üzmesin walā
seni üzmesin
يَحْزُنكَ grieve you yaḥzunka
grieve you
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
يُسَـٰرِعُونَ koşan(lar) yusāriʿūna
koşan(lar)
فِى inkara
inkara
ٱلْكُفْرِ ۚ [the] disbelief l-kuf'ri
[the] disbelief
إِنَّهُمْ elbette onlar innahum
elbette onlar
لَن zarar veremezler lan
zarar veremezler
يَضُرُّوا۟ will harm yaḍurrū
will harm
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
شَيْـًۭٔا ۗ hiçbir shayan
hiçbir
يُرِيدُ istiyor yurīdu
istiyor
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
أَلَّا koymamak allā
koymamak
يَجْعَلَ He will set yajʿala
He will set
لَهُمْ onlara lahum
onlara
حَظًّۭا hiçbir nasip ḥaẓẓan
hiçbir nasip
فِى ahirette
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ ۖ the Hereafter l-ākhirati
the Hereafter
وَلَهُمْ ve onlar için vardır walahum
ve onlar için vardır
عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab
عَظِيمٌ büyük ʿaẓīmun
büyük
١٧٦ (176)
(176)
Küfürde yarışanlar seni üzmesin; şüphesiz onlar Allah'a bir zarar veremezler. Allah ahirette onlara bir pay vermemek istiyor; onlara büyük azab vardır.
3:177
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ٱشْتَرَوُا۟ satın alan(lar) ish'tarawū
satın alan(lar)
ٱلْكُفْرَ inkarı l-kuf'ra
inkarı
بِٱلْإِيمَـٰنِ iman karşılığında bil-īmāni
iman karşılığında
لَن zarar vermezler lan
zarar vermezler
يَضُرُّوا۟ will they harm yaḍurrū
will they harm
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
شَيْـًۭٔا hiçbir shayan
hiçbir
وَلَهُمْ ve onlar için vardır walahum
ve onlar için vardır
عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab
أَلِيمٌۭ acıklı alīmun
acıklı
١٧٧ (177)
(177)
İmanı inkara değişenler, şüphesiz Allah’a bir zarar veremiyeceklerdir. Elem verici azab onlaradır.
3:178
وَلَا sanmasınlar walā
sanmasınlar
يَحْسَبَنَّ think yaḥsabanna
think
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوٓا۟ inkar edenler kafarū
inkar edenler
أَنَّمَا ki annamā
ki
نُمْلِى süre vermemiz num'lī
süre vermemiz
لَهُمْ kendilerine lahum
kendilerine
خَيْرٌۭ hayırlıdır khayrun
hayırlıdır
لِّأَنفُسِهِمْ ۚ kendileri için li-anfusihim
kendileri için
إِنَّمَا biz süre veriyoruz innamā
biz süre veriyoruz
نُمْلِى We give respite num'lī
We give respite
لَهُمْ onlara lahum
onlara
لِيَزْدَادُوٓا۟ artırsınlar diye liyazdādū
artırsınlar diye
إِثْمًۭا ۚ günahı ith'man
günahı
وَلَهُمْ ve onlar için vardır walahum
ve onlar için vardır
عَذَابٌۭ bir azab ʿadhābun
bir azab
مُّهِينٌۭ alçaltıcı muhīnun
alçaltıcı
١٧٨ (178)
(178)
İnkar edenler, kendilerine vermiş olduğumuz mühletin sakın kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Biz onlara ancak, günahları çoğalsın diye mühlet veriyoruz. Küçültücü azab onlaradır.
3:179
مَّا değildir
değildir
كَانَ is kāna
is
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لِيَذَرَ bırakacak liyadhara
bırakacak
ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minleri l-mu'minīna
mü'minleri
عَلَىٰ (şu) üzerinde ʿalā
(şu) üzerinde
مَآ bulunduğunuz
bulunduğunuz
أَنتُمْ sizin antum
sizin
عَلَيْهِ (hal) üzere ʿalayhi
(hal) üzere
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
يَمِيزَ ayırıncaya yamīza
ayırıncaya
ٱلْخَبِيثَ pis olanı l-khabītha
pis olanı
مِنَ temizden mina
temizden
ٱلطَّيِّبِ ۗ the good l-ṭayibi
the good
وَمَا ve değildir wamā
ve değildir
كَانَ is kāna
is
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لِيُطْلِعَكُمْ sizi vâkıf kılacak liyuṭ'liʿakum
sizi vâkıf kılacak
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلْغَيْبِ gayb l-ghaybi
gayb
وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يَجْتَبِى seçer yajtabī
seçer
مِن elçilerinden min
elçilerinden
رُّسُلِهِۦ His Messengers rusulihi
His Messengers
مَن kimi man
kimi
يَشَآءُ ۖ diliyorsa yashāu
diliyorsa
فَـَٔامِنُوا۟ o halde inanın faāminū
o halde inanın
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَرُسُلِهِۦ ۚ ve elçilerine warusulihi
ve elçilerine
وَإِن eğer wa-in
eğer
تُؤْمِنُوا۟ inanır tu'minū
inanır
وَتَتَّقُوا۟ ve korunursanız watattaqū
ve korunursanız
فَلَكُمْ sizin için vardır falakum
sizin için vardır
أَجْرٌ bir mükafat ajrun
bir mükafat
عَظِيمٌۭ büyük ʿaẓīmun
büyük
١٧٩ (179)
(179)
Allah inananları sizin durumunuzda bırakacak değildir, temizi pisten ayıracaktır. Allah size gaybı bildirecek değildir; fakat Allah peygamberlerinden dilediğini seçip, ona gaybı bildirir. Artık Allah'a ve peygamberlerine inanın; inanır ve sakınırsanız size büyük ecir vardır.
3:180
وَلَا sanmasınlar walā
sanmasınlar
يَحْسَبَنَّ think yaḥsabanna
think
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
يَبْخَلُونَ cimrilik eden(ler) yabkhalūna
cimrilik eden(ler)
بِمَآ ne ki bimā
ne ki
ءَاتَىٰهُمُ kendilerine vermiştir ātāhumu
kendilerine vermiştir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مِن lütfundan min
lütfundan
فَضْلِهِۦ His Bounty faḍlihi
His Bounty
هُوَ o huwa
o
خَيْرًۭا hayırlıdır khayran
hayırlıdır
لَّهُم ۖ kendileri için lahum
kendileri için
بَلْ (hayır) bilakis bal
(hayır) bilakis
هُوَ o huwa
o
شَرٌّۭ şerlidir sharrun
şerlidir
لَّهُمْ ۖ kendileri için lahum
kendileri için
سَيُطَوَّقُونَ boyunlarına dolandırılacaktır sayuṭawwaqūna
boyunlarına dolandırılacaktır
مَا şeyler
şeyler
بَخِلُوا۟ cimrilik ettikleri bakhilū
cimrilik ettikleri
بِهِۦ onunla bihi
onunla
يَوْمَ günü yawma
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۗ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
وَلِلَّهِ Allah'ındır walillahi
Allah'ındır
مِيرَٰثُ mirası mīrāthu
mirası
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۗ ve yerin wal-arḍi
ve yerin
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
بِمَا ne ki bimā
ne ki
تَعْمَلُونَ yapıyorsunuz taʿmalūna
yapıyorsunuz
خَبِيرٌۭ haber alandır khabīrun
haber alandır
١٨٠ (180)
(180)
Allah'ın bol nimetinden verdiklerinde cimrilik edenler, sakın bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar, bilakis bu onların kötülüğünedir. Cimrilik yaptıkları şey, kıyamet günü boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah işlediklerinizden haberdardır.
3:181
لَّقَدْ doğrusu laqad
doğrusu
سَمِعَ işitti samiʿa
işitti
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
قَوْلَ sözünü qawla
sözünü
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
قَالُوٓا۟ diyen(lerin) qālū
diyen(lerin)
إِنَّ muhakkak inna
muhakkak
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
فَقِيرٌۭ fakirdir faqīrun
fakirdir
وَنَحْنُ ve biz wanaḥnu
ve biz
أَغْنِيَآءُ ۘ zenginiz aghniyāu
zenginiz
سَنَكْتُبُ yazacağız sanaktubu
yazacağız
مَا şeyleri
şeyleri
قَالُوا۟ onların dedikleri qālū
onların dedikleri
وَقَتْلَهُمُ ve öldürmelerini waqatlahumu
ve öldürmelerini
ٱلْأَنۢبِيَآءَ peygamberleri l-anbiyāa
peygamberleri
بِغَيْرِ haksız yere bighayri
haksız yere
حَقٍّۢ (any) right ḥaqqin
(any) right
وَنَقُولُ ve diyeceğiz wanaqūlu
ve diyeceğiz
ذُوقُوا۟ tadın dhūqū
tadın
عَذَابَ azabını ʿadhāba
azabını
ٱلْحَرِيقِ yangın l-ḥarīqi
yangın
١٨١ (181)
(181)
And olsun ki, Allah: "Allah fakir; biz zenginiz" diyenlerin sözünü işitmiştir. Dediklerini ve haksız yere peygamberleri öldürdüklerini elbette yazacağız, "Yakıcı azabı tadın" diyeceğiz.
3:182
ذَٰلِكَ bu dhālika
bu
بِمَا karşılığıdır bimā
karşılığıdır
قَدَّمَتْ yapıp öne sürdürdüğünün qaddamat
yapıp öne sürdürdüğünün
أَيْدِيكُمْ sizin ellerinizin aydīkum
sizin ellerinizin
وَأَنَّ ve şüphesiz wa-anna
ve şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَيْسَ asla değildir laysa
asla değildir
بِظَلَّامٍۢ zulmedici biẓallāmin
zulmedici
لِّلْعَبِيدِ kullara lil'ʿabīdi
kullara
١٨٢ (182)
(182)
"Bu, yaptığınızın karşılığıdır". Yoksa Allah kullara asla zulmetmez.
3:183
ٱلَّذِينَ onlar ki alladhīna
onlar ki
قَالُوٓا۟ dediler qālū
dediler
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
عَهِدَ and verdi ʿahida
and verdi
إِلَيْنَآ bize ilaynā
bize
أَلَّا inanmayalım allā
inanmayalım
نُؤْمِنَ we (should) believe nu'mina
we (should) believe
لِرَسُولٍ hiçbir elçiye; lirasūlin
hiçbir elçiye;
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
يَأْتِيَنَا bize getirinceye yatiyanā
bize getirinceye
بِقُرْبَانٍۢ bir kurban biqur'bānin
bir kurban
تَأْكُلُهُ yiyeceği takuluhu
yiyeceği
ٱلنَّارُ ۗ ateşin l-nāru
ateşin
قُلْ de ki qul
de ki
قَدْ elbette qad
elbette
جَآءَكُمْ size gelmişti jāakum
size gelmişti
رُسُلٌۭ elçiler rusulun
elçiler
مِّن benden önce min
benden önce
قَبْلِى before me qablī
before me
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ açık delillerle bil-bayināti
açık delillerle
وَبِٱلَّذِى ve bu dediğinizle wabi-alladhī
ve bu dediğinizle
قُلْتُمْ you speak qul'tum
you speak
فَلِمَ niçin falima
niçin
قَتَلْتُمُوهُمْ onları öldürdünüz qataltumūhum
onları öldürdünüz
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ idiyseniz kuntum
idiyseniz
صَـٰدِقِينَ doğru ṣādiqīna
doğru
١٨٣ (183)
(183)
"Doğrusu, ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmamak üzere Allah bize ahid verdi" diyenlere sen, de ki: "Benden önce peygamberler size belgeler ve dediğiniz şeyi getirdi. Doğru sözlü iseniz niçin onları öldürdünüz?"
3:184
فَإِن eğer fa-in
eğer
كَذَّبُوكَ seni yalanladılarsa kadhabūka
seni yalanladılarsa
فَقَدْ doğrusu faqad
doğrusu
كُذِّبَ yalanlanmıştı kudhiba
yalanlanmıştı
رُسُلٌۭ peygamberler de rusulun
peygamberler de
مِّن senden önce min
senden önce
قَبْلِكَ before you qablika
before you
جَآءُو getiren jāū
getiren
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ açık deliller bil-bayināti
açık deliller
وَٱلزُّبُرِ hikmetli sahifeler wal-zuburi
hikmetli sahifeler
وَٱلْكِتَـٰبِ ve Kitabı wal-kitābi
ve Kitabı
ٱلْمُنِيرِ aydınlatıcı l-munīri
aydınlatıcı
١٨٤ (184)
(184)
Seni yalancı saydılarsa, senden önce belgeler, sahifeler ve aydınlatıcı kitap getiren peygamberler de yalanlanmıştı.
3:185
كُلُّ her kullu
her
نَفْسٍۢ can nafsin
can
ذَآئِقَةُ tadacaktır dhāiqatu
tadacaktır
ٱلْمَوْتِ ۗ ölümü l-mawti
ölümü
وَإِنَّمَا şüphesiz wa-innamā
şüphesiz
تُوَفَّوْنَ size eksiksiz verilecektir tuwaffawna
size eksiksiz verilecektir
أُجُورَكُمْ ecirleriniz ujūrakum
ecirleriniz
يَوْمَ günü yawma
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۖ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
فَمَن kim ki hemen faman
kim ki hemen
زُحْزِحَ çekilip kurtarılır zuḥ'ziḥa
çekilip kurtarılır
عَنِ ateş(in elin)den ʿani
ateş(in elin)den
ٱلنَّارِ the Fire l-nāri
the Fire
وَأُدْخِلَ ve sokulursa wa-ud'khila
ve sokulursa
ٱلْجَنَّةَ cennete l-janata
cennete
فَقَدْ işte o faqad
işte o
فَازَ ۗ kurtuluşa ermiştir fāza
kurtuluşa ermiştir
وَمَا ve değildir wamā
ve değildir
ٱلْحَيَوٰةُ hayatı l-ḥayatu
hayatı
ٱلدُّنْيَآ dünya l-dun'yā
dünya
إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey
مَتَـٰعُ zevkten matāʿu
zevkten
ٱلْغُرُورِ aldatıcı l-ghurūri
aldatıcı
١٨٥ (185)
(185)
Her insan ölümü tadacaktır. Kıyamet günü, ecirleriniz size mutlaka ödenecektir. Ateşten uzaklaştırılıp cennete sokulan kimse artık kurtulmuştur. Dünya hayatı, zaten, sadece aldatıcı bir geçinmeden ibarettir.
3:186
۞ لَتُبْلَوُنَّ deneneceksiniz latub'lawunna
deneneceksiniz
فِىٓ hususunda
hususunda
أَمْوَٰلِكُمْ mallarınız amwālikum
mallarınız
وَأَنفُسِكُمْ ve canlarınız wa-anfusikum
ve canlarınız
وَلَتَسْمَعُنَّ ve (sözler) duyacaksınız walatasmaʿunna
ve (sözler) duyacaksınız
مِنَ kendilerine mina
kendilerine
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
أُوتُوا۟ verilenlerden ūtū
verilenlerden
ٱلْكِتَـٰبَ Kitap l-kitāba
Kitap
مِن sizden önce min
sizden önce
قَبْلِكُمْ before you qablikum
before you
وَمِنَ kimselerden wamina
kimselerden
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
أَشْرَكُوٓا۟ ortak koşan(lar) ashrakū
ortak koşan(lar)
أَذًۭى incitici adhan
incitici
كَثِيرًۭا ۚ çok kathīran
çok
وَإِن ama wa-in
ama
تَصْبِرُوا۟ sabreder taṣbirū
sabreder
وَتَتَّقُوا۟ ve korunursanız watattaqū
ve korunursanız
فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz
ذَٰلِكَ işte bunlar dhālika
işte bunlar
مِنْ yapmağa değer min
yapmağa değer
عَزْمِ the matters ʿazmi
the matters
ٱلْأُمُورِ işlerdendir l-umūri
işlerdendir
١٨٦ (186)
(186)
And olsun ki mallarınız ve canlarınızla sınanacaksınız; hiç şüphesiz, sizden önce Kitap verilenlerden ve Allah'a eş koşanlardan çok üzücü sözler işiteceksiniz. Sabreder ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız bilin ki, bu üzerinde sebat edilecek işlerdendir.
3:187
وَإِذْ hani wa-idh
hani
أَخَذَ almıştı akhadha
almıştı
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مِيثَـٰقَ söz mīthāqa
söz
ٱلَّذِينَ kendilerine alladhīna
kendilerine
أُوتُوا۟ verilenlerden ūtū
verilenlerden
ٱلْكِتَـٰبَ Kitap l-kitāba
Kitap
لَتُبَيِّنُنَّهُۥ onu mutlaka açıklayacaksınız latubayyinunnahu
onu mutlaka açıklayacaksınız
لِلنَّاسِ insanlara lilnnāsi
insanlara
وَلَا gizlemeyeceksiniz walā
gizlemeyeceksiniz
تَكْتُمُونَهُۥ conceal it taktumūnahu
conceal it
فَنَبَذُوهُ fakat onlar (verdikleri sözü) attılar fanabadhūhu
fakat onlar (verdikleri sözü) attılar
وَرَآءَ ardına warāa
ardına
ظُهُورِهِمْ sırtlarının ẓuhūrihim
sırtlarının
وَٱشْتَرَوْا۟ ve aldılar wa-ish'taraw
ve aldılar
بِهِۦ karşılığında bihi
karşılığında
ثَمَنًۭا bir para thamanan
bir para
قَلِيلًۭا ۖ azıcık qalīlan
azıcık
فَبِئْسَ ne kötü fabi'sa
ne kötü
مَا şey
şey
يَشْتَرُونَ satın alıyorlar yashtarūna
satın alıyorlar
١٨٧ (187)
(187)
Allah, Kitap verilenlerden, onu insanlara açıklayacaksınız ve gizlemeyeceksiniz, diye ahid almıştı. Onlar ise, onu arkalarına atıp az bir değere değiştiler. Alış verişleri ne kötüdür!
3:188
لَا sanma
sanma
تَحْسَبَنَّ think taḥsabanna
think
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
يَفْرَحُونَ sevinen yafraḥūna
sevinen
بِمَآ o ettiklerine bimā
o ettiklerine
أَتَوا۟ (they have) brought ataw
(they have) brought
وَّيُحِبُّونَ ve sevenlerin wayuḥibbūna
ve sevenlerin
أَن övülmeyi an
övülmeyi
يُحْمَدُوا۟ they be praised yuḥ'madū
they be praised
بِمَا şeylerle bimā
şeylerle
لَمْ yapmadıkları lam
yapmadıkları
يَفْعَلُوا۟ they do yafʿalū
they do
فَلَا ve zannetme falā
ve zannetme
تَحْسَبَنَّهُم think (that) they taḥsabannahum
think (that) they
بِمَفَازَةٍۢ kurtulacaklarını bimafāzatin
kurtulacaklarını
مِّنَ azabdan mina
azabdan
ٱلْعَذَابِ ۖ the punishment l-ʿadhābi
the punishment
وَلَهُمْ onlar için vardır walahum
onlar için vardır
عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab
أَلِيمٌۭ acıklı alīmun
acıklı
١٨٨ (188)
(188)
Ettiklerine sevinen ve yapmadıklarıyla övülmekten hoşlananların, sakın onların azabdan kurtulacaklarını sanma; elem verici azab onlaradır.
3:189
وَلِلَّهِ ve Allah'ındır walillahi
ve Allah'ındır
مُلْكُ mülkü mul'ku
mülkü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۗ ve yerin wal-arḍi
ve yerin
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
عَلَىٰ he ʿalā
he
كُلِّ every kulli
every
شَىْءٍۢ şeye shayin
şeye
قَدِيرٌ kadirdir qadīrun
kadirdir
١٨٩ (189)
(189)
Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Allah her şeye Kadir'dir.
3:190
إِنَّ elbette inna
elbette
فِى yaratılışında
yaratılışında
خَلْقِ (the) creation khalqi
(the) creation
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin
وَٱخْتِلَـٰفِ ve gidip gelişinde wa-ikh'tilāfi
ve gidip gelişinde
ٱلَّيْلِ gecenin al-layli
gecenin
وَٱلنَّهَارِ ve gündüzün wal-nahāri
ve gündüzün
لَـَٔايَـٰتٍۢ ibretler vardır laāyātin
ibretler vardır
لِّأُو۟لِى sahipleri için li-ulī
sahipleri için
ٱلْأَلْبَـٰبِ sağduyu l-albābi
sağduyu
١٩٠ (190)
(190)
Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde akıl sahiblerine şüphesiz deliller vardır.
3:191
ٱلَّذِينَ onlar ki alladhīna
onlar ki
يَذْكُرُونَ anarlar yadhkurūna
anarlar
ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı
قِيَـٰمًۭا ayakta qiyāman
ayakta
وَقُعُودًۭا ve oturarak waquʿūdan
ve oturarak
وَعَلَىٰ ve üzerine waʿalā
ve üzerine
جُنُوبِهِمْ yanları junūbihim
yanları
وَيَتَفَكَّرُونَ ve düşünürler wayatafakkarūna
ve düşünürler
فِى hakkında
hakkında
خَلْقِ yaratılışı khalqi
yaratılışı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin
رَبَّنَا Rabbimiz (derler) rabbanā
Rabbimiz (derler)
مَا yaratmadın
yaratmadın
خَلَقْتَ You have created khalaqta
You have created
هَـٰذَا bunu hādhā
bunu
بَـٰطِلًۭا boş yere bāṭilan
boş yere
سُبْحَـٰنَكَ sen yücesin sub'ḥānaka
sen yücesin
فَقِنَا bizi koru faqinā
bizi koru
عَذَابَ azabından ʿadhāba
azabından
ٱلنَّارِ ateş l-nāri
ateş
١٩١ (191)
(191)
Onlar ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler: "Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın, Sen münezzehsin. Bizi ateşin azabından koru"
3:192
رَبَّنَآ Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
إِنَّكَ şüphesiz sen innaka
şüphesiz sen
مَن kimi man
kimi
تُدْخِلِ sokarsan tud'khili
sokarsan
ٱلنَّارَ ateşe l-nāra
ateşe
فَقَدْ muhakkak ki faqad
muhakkak ki
أَخْزَيْتَهُۥ ۖ onu perişan etmişsindir akhzaytahu
onu perişan etmişsindir
وَمَا yoktur wamā
yoktur
لِلظَّـٰلِمِينَ zalimlerin lilẓẓālimīna
zalimlerin
مِنْ hiçbir min
hiçbir
أَنصَارٍۢ yardımcıları anṣārin
yardımcıları
١٩٢ (192)
(192)
"Rabbimiz! Sen ateşe kimi sokarsan, onu şüphesiz rezil etmiş olursun, zulmedenlerin hiç yardımcıları yoktur".
3:193
رَّبَّنَآ Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
إِنَّنَا şüphesiz biz innanā
şüphesiz biz
سَمِعْنَا işittik samiʿ'nā
işittik
مُنَادِيًۭا bir davetçi munādiyan
bir davetçi
يُنَادِى çağıran yunādī
çağıran
لِلْإِيمَـٰنِ imana lil'īmāni
imana
أَنْ inanın (diyerek) an
inanın (diyerek)
ءَامِنُوا۟ Believe āminū
Believe
بِرَبِّكُمْ Rabbinize birabbikum
Rabbinize
فَـَٔامَنَّا ۚ hemen inandık faāmannā
hemen inandık
رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
فَٱغْفِرْ bağışla fa-igh'fir
bağışla
لَنَا bizim lanā
bizim
ذُنُوبَنَا günahlarımızı dhunūbanā
günahlarımızı
وَكَفِّرْ ve ört wakaffir
ve ört
عَنَّا kötülüklerimizi ʿannā
kötülüklerimizi
سَيِّـَٔاتِنَا our evil deeds sayyiātinā
our evil deeds
وَتَوَفَّنَا ve canımızı al watawaffanā
ve canımızı al
مَعَ beraber maʿa
beraber
ٱلْأَبْرَارِ iyilerle l-abrāri
iyilerle
١٩٣ (193)
(193)
"Rabbimiz! Doğrusu biz Rabbinize inanın diye inanmaya çağıran bir çağırıcıyı işittik de iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bize bağışla, kötülüklerimizi ört, canımızi iyilerle beraber al".
3:194
رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
وَءَاتِنَا ve bize ver waātinā
ve bize ver
مَا şeyi
şeyi
وَعَدتَّنَا va'dettiğin waʿadttanā
va'dettiğin
عَلَىٰ elçilerine ʿalā
elçilerine
رُسُلِكَ Your Messengers rusulika
Your Messengers
وَلَا bizi rezil perişan etme' walā
bizi rezil perişan etme'
تُخْزِنَا disgrace us tukh'zinā
disgrace us
يَوْمَ günü yawma
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۗ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
إِنَّكَ zira sen innaka
zira sen
لَا caymazsın
caymazsın
تُخْلِفُ break tukh'lifu
break
ٱلْمِيعَادَ verdiğin sözden l-mīʿāda
verdiğin sözden
١٩٤ (194)
(194)
"Rabbimiz! Peygamberlerinle vadettiklerini bize ver, kıyamet günü bizi rezil etme. Sen şüphesiz sözünden caymazsın".
3:195
فَٱسْتَجَابَ ve karşılık verdi fa-is'tajāba
ve karşılık verdi
لَهُمْ onlara lahum
onlara
رَبُّهُمْ Rableri rabbuhum
Rableri
أَنِّى elbette ben annī
elbette ben
لَآ zayi etmeyeceğim
zayi etmeyeceğim
أُضِيعُ (let go) waste uḍīʿu
(let go) waste
عَمَلَ işini ʿamala
işini
عَـٰمِلٍۢ (hiçbir) çalışanın ʿāmilin
(hiçbir) çalışanın
مِّنكُم sizden minkum
sizden
مِّن erkek min
erkek
ذَكَرٍ (whether) male dhakarin
(whether) male
أَوْ veya aw
veya
أُنثَىٰ ۖ kadın unthā
kadın
بَعْضُكُم hepiniz baʿḍukum
hepiniz
مِّنۢ birbirinizdensiniz min
birbirinizdensiniz
بَعْضٍۢ ۖ (the) other baʿḍin
(the) other
فَٱلَّذِينَ kimseler fa-alladhīna
kimseler
هَاجَرُوا۟ göç eden(ler) hājarū
göç eden(ler)
وَأُخْرِجُوا۟ ve çıkarılanlar wa-ukh'rijū
ve çıkarılanlar
مِن yurtlarından min
yurtlarından
دِيَـٰرِهِمْ their homes diyārihim
their homes
وَأُوذُوا۟ ve işkence edilenler waūdhū
ve işkence edilenler
فِى benim yolumda
benim yolumda
سَبِيلِى My way sabīlī
My way
وَقَـٰتَلُوا۟ ve vuruşanlar waqātalū
ve vuruşanlar
وَقُتِلُوا۟ ve öldürülenler waqutilū
ve öldürülenler
لَأُكَفِّرَنَّ elbette örteceğim la-ukaffiranna
elbette örteceğim
عَنْهُمْ onların ʿanhum
onların
سَيِّـَٔاتِهِمْ kötülüklerini sayyiātihim
kötülüklerini
وَلَأُدْخِلَنَّهُمْ ve onları sokacağım wala-ud'khilannahum
ve onları sokacağım
جَنَّـٰتٍۢ cennetlere jannātin
cennetlere
تَجْرِى akan tajrī
akan
مِن altlarından min
altlarından
تَحْتِهَا underneath them taḥtihā
underneath them
ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar
ثَوَابًۭا bir karşılık olarak thawāban
bir karşılık olarak
مِّنْ katından min
katından
عِندِ [near] ʿindi
[near]
ٱللَّهِ ۗ Allah l-lahi
Allah
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
عِندَهُۥ katındadır ʿindahu
katındadır
حُسْنُ en güzeli ḥus'nu
en güzeli
ٱلثَّوَابِ karşılıkların l-thawābi
karşılıkların
١٩٥ (195)
(195)
Rableri dualarını kabul etti: "Birbirinizden meydana gelen sizlerden, erkek olsun, kadın olsun, iş yapanın işini boşa çıkarmam. Hicret edenlerin, memleketlerinden çıkarılanların, yolumda ezaya uğratılanların, savaşan ve öldürülenlerin günahlarını elbette örteceğim. And olsun ki, Allah katından bir nimet olarak, onları içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Nimetin güzeli Allah katındadır".
3:196
لَا seni aldatmasın
seni aldatmasın
يَغُرَّنَّكَ deceive you yaghurrannaka
deceive you
تَقَلُّبُ gezip dolaşması taqallubu
gezip dolaşması
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
كَفَرُوا۟ inkar eden(lerin) kafarū
inkar eden(lerin)
فِى şehirlerde
şehirlerde
ٱلْبِلَـٰدِ the land l-bilādi
the land
١٩٦ (196)
(196)
İnkar edenlerin diyar diyar gezip refah içinde dolaşması sakın seni aldatmasın; az bir faydalanmadan sonra onların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü duraktır!..
3:197
مَتَـٰعٌۭ bir geçimdir matāʿun
bir geçimdir
قَلِيلٌۭ azıcık qalīlun
azıcık
ثُمَّ sonra thumma
sonra
مَأْوَىٰهُمْ gidecekleri yer mawāhum
gidecekleri yer
جَهَنَّمُ ۚ cehennemdir jahannamu
cehennemdir
وَبِئْسَ ve ne kötü wabi'sa
ve ne kötü
ٱلْمِهَادُ yataktır (orası) l-mihādu
yataktır (orası)
١٩٧ (197)
(197)
İnkar edenlerin diyar diyar gezip refah içinde dolaşması sakın seni aldatmasın; az bir faydalanmadan sonra onların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü duraktır!..
3:198
لَـٰكِنِ fakat lākini
fakat
ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere
ٱتَّقَوْا۟ korkan(lara) ittaqaw
korkan(lara)
رَبَّهُمْ Rablerinden rabbahum
Rablerinden
لَهُمْ vardır lahum
vardır
جَنَّـٰتٌۭ cennetler jannātun
cennetler
تَجْرِى akan tajrī
akan
مِن altlarından min
altlarından
تَحْتِهَا underneath them taḥtihā
underneath them
ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar
خَـٰلِدِينَ ebedi kalacaklar khālidīna
ebedi kalacaklar
فِيهَا orada fīhā
orada
نُزُلًۭا ağırlanacaklardır nuzulan
ağırlanacaklardır
مِّنْ tarafından min
tarafından
عِندِ [near] ʿindi
[near]
ٱللَّهِ ۗ Allah l-lahi
Allah
وَمَا bulunanlar ise wamā
bulunanlar ise
عِندَ yanında ʿinda
yanında
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
خَيْرٌۭ daha hayırlıdır khayrun
daha hayırlıdır
لِّلْأَبْرَارِ iyiler için lil'abrāri
iyiler için
١٩٨ (198)
(198)
Fakat Rablerinden sakınanlara, Allah katından konukluklar bulunan, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetler vardır. Allah katındaki şeyler, iyi olanlar için daha hayırlıdır.
3:199
وَإِنَّ doğrusu wa-inna
doğrusu
مِنْ ehlinden min
ehlinden
أَهْلِ (the) People ahli
(the) People
ٱلْكِتَـٰبِ Kitap l-kitābi
Kitap
لَمَن öyleleri var ki laman
öyleleri var ki
يُؤْمِنُ inanırlar yu'minu
inanırlar
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَمَآ ve şeye wamā
ve şeye
أُنزِلَ indirilene unzila
indirilene
إِلَيْكُمْ size ilaykum
size
وَمَآ ve şeye wamā
ve şeye
أُنزِلَ indirilene unzila
indirilene
إِلَيْهِمْ kendilerine ilayhim
kendilerine
خَـٰشِعِينَ saygılıdırlar khāshiʿīna
saygılıdırlar
لِلَّهِ Allah'a karşı lillahi
Allah'a karşı
لَا satmazlar
satmazlar
يَشْتَرُونَ (do) they exchange yashtarūna
(do) they exchange
بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini biāyāti
ayetlerini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ثَمَنًۭا paraya thamanan
paraya
قَلِيلًا ۗ azıcık qalīlan
azıcık
أُو۟لَـٰٓئِكَ onların ulāika
onların
لَهُمْ vardır lahum
vardır
أَجْرُهُمْ ödülleri ajruhum
ödülleri
عِندَ katında ʿinda
katında
رَبِّهِمْ ۗ Rableri rabbihim
Rableri
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
سَرِيعُ çabuk görendir sarīʿu
çabuk görendir
ٱلْحِسَابِ hesabı l-ḥisābi
hesabı
١٩٩ (199)
(199)
Kitap ehlinden Allah'a huşu duyarak inanıp, Allah'ın ayetlerini az bir değere değişmeyenler vardır. İşte onların ecirleri Rablerinin katındadır. Şüphesiz Allah'ın hesabı çabuktur.
3:200
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
ٱصْبِرُوا۟ sabredin iṣ'birū
sabredin
وَصَابِرُوا۟ ve sabırda direnin waṣābirū
ve sabırda direnin
وَرَابِطُوا۟ ve savaşa hazırlıklı uyanık bulunun' warābiṭū
ve savaşa hazırlıklı uyanık bulunun'
وَٱتَّقُوا۟ ve korkun wa-ittaqū
ve korkun
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
لَعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki
تُفْلِحُونَ başarıya eresiniz tuf'liḥūna
başarıya eresiniz
٢٠٠ (200)
(200)
Ey İnananlar! Sabredin, düşmanlarınızdan daha sabırlı olun, cihada hazır bulunun, Allah'a karşı gelmekten sakının ki başarıya erişebilesiniz.