2

Bakara

Medeni 286 Ayet Cüz 1
البقرة
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
2:1
الٓمٓ Elif Lâm Mîm alif-lam-meem
Elif Lâm Mîm
١ (1)
(1)
Elif, Lam, Mim.
2:2
ذَٰلِكَ işte o dhālika
işte o
ٱلْكِتَـٰبُ Kitap l-kitābu
Kitap
لَا yoktur
yoktur
رَيْبَ ۛ hiç şüphe rayba
hiç şüphe
فِيهِ ۛ kendisinde fīhi
kendisinde
هُدًۭى yol göstericidir hudan
yol göstericidir
لِّلْمُتَّقِينَ müttakiler için lil'muttaqīna
müttakiler için
٢ (2)
(2)
Bu, doğruluğu şüphe götürmeyen ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yol gösteren Kitap'dır.
2:3
ٱلَّذِينَ onlar ki alladhīna
onlar ki
يُؤْمِنُونَ inanırlar yu'minūna
inanırlar
بِٱلْغَيْبِ gaybde(gizlide) bil-ghaybi
gaybde(gizlide)
وَيُقِيمُونَ ve kılarlar wayuqīmūna
ve kılarlar
ٱلصَّلَوٰةَ namazlarını l-ṣalata
namazlarını
وَمِمَّا ve şeyden wamimmā
ve şeyden
رَزَقْنَـٰهُمْ kendilerini rızıklandırdığımız razaqnāhum
kendilerini rızıklandırdığımız
يُنفِقُونَ infak ederler yunfiqūna
infak ederler
٣ (3)
(3)
Onlar, gaybe inanırlar, namazı kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarfederler.
2:4
وَٱلَّذِينَ ve onlar ki wa-alladhīna
ve onlar ki
يُؤْمِنُونَ iman ederler yu'minūna
iman ederler
بِمَآ şeye bimā
şeye
أُنزِلَ indirilen unzila
indirilen
إِلَيْكَ sana ilayka
sana
وَمَآ ve şeye wamā
ve şeye
أُنزِلَ indirilen unzila
indirilen
مِن senden önce min
senden önce
قَبْلِكَ before you qablika
before you
وَبِٱلْـَٔاخِرَةِ ve ahirete de wabil-ākhirati
ve ahirete de
هُمْ onlar hum
onlar
يُوقِنُونَ kesinlikle inanırlar yūqinūna
kesinlikle inanırlar
٤ (4)
(4)
Onlar, sana indirilen Kitap'a da, senden önce indirilenlere de inanırlar; ahirete de yalnız onlar kesinlikle inanırlar.
2:5
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar
عَلَىٰ üzeredirler ʿalā
üzeredirler
هُدًۭى bir hidayet hudan
bir hidayet
مِّن Rablerinden min
Rablerinden
رَّبِّهِمْ ۖ their Lord rabbihim
their Lord
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve işte wa-ulāika
ve işte
هُمُ onlardır humu
onlardır
ٱلْمُفْلِحُونَ umduklarına erenler l-muf'liḥūna
umduklarına erenler
٥ (5)
(5)
İşte Rab'lerinin yolunda olanlar ve saadete erişenler bunlardır.
2:6
إِنَّ elbette inna
elbette
ٱلَّذِينَ ki alladhīna
ki
كَفَرُوا۟ inkar edenler kafarū
inkar edenler
سَوَآءٌ eşittir sawāon
eşittir
عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara
ءَأَنذَرْتَهُمْ onları uyarman a-andhartahum
onları uyarman
أَمْ yada am
yada
لَمْ uyarmasan da lam
uyarmasan da
تُنذِرْهُمْ you warn them tundhir'hum
you warn them
لَا inanmazlar
inanmazlar
يُؤْمِنُونَ they believe yu'minūna
they believe
٦ (6)
(6)
Şüphe yok ki, inkar edenleri, başlarına gelecekle uyarsan da uyarmasan da birdir, inanmazlar.
2:7
خَتَمَ mühürlemiştir khatama
mühürlemiştir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَلَىٰ üzerini ʿalā
üzerini
قُلُوبِهِمْ kalblerinin qulūbihim
kalblerinin
وَعَلَىٰ ve üzerini waʿalā
ve üzerini
سَمْعِهِمْ ۖ kulaklarının samʿihim
kulaklarının
وَعَلَىٰٓ ve üzerine waʿalā
ve üzerine
أَبْصَـٰرِهِمْ gözlerinin abṣārihim
gözlerinin
غِشَـٰوَةٌۭ ۖ perde inmiştir ghishāwatun
perde inmiştir
وَلَهُمْ Onlar için vardır walahum
Onlar için vardır
عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab
عَظِيمٌۭ büyük ʿaẓīmun
büyük
٧ (7)
(7)
Allah onların kalblerini ve kulaklarını mühürlemiştir, gözlerinde de perde vardır ve büyük azab onlar içindir.
2:8
وَمِنَ ve wamina
ve
ٱلنَّاسِ insanlardan l-nāsi
insanlardan
مَن öyleleri de man
öyleleri de
يَقُولُ derler yaqūlu
derler
ءَامَنَّا inandık āmannā
inandık
بِٱللَّهِ Allaha bil-lahi
Allaha
وَبِٱلْيَوْمِ ve gününe wabil-yawmi
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ahiret l-ākhiri
ahiret
وَمَا olmadıkları halde wamā
olmadıkları halde
هُم onlar hum
onlar
بِمُؤْمِنِينَ inanıyor bimu'minīna
inanıyor
٨ (8)
(8)
İnsanlardan, inanmadıkları halde, "Allah'a ve ahiret gününe inandık" diyenler vardır.
2:9
يُخَـٰدِعُونَ aldatmağa çalışırlar yukhādiʿūna
aldatmağa çalışırlar
ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı
وَٱلَّذِينَ ve kimseleri wa-alladhīna
ve kimseleri
ءَامَنُوا۟ inanan āmanū
inanan
وَمَا aldatamazlar wamā
aldatamazlar
يَخْدَعُونَ they deceive yakhdaʿūna
they deceive
إِلَّآ başkasını illā
başkasını
أَنفُسَهُمْ kendilerinden anfusahum
kendilerinden
وَمَا değiller wamā
değiller
يَشْعُرُونَ farkında yashʿurūna
farkında
٩ (9)
(9)
Bunlar Allah'ı ve inananları aldatmaya çalışırlar, oysa sadece kendilerini aldatırlar da farkında değildirler.
2:10
فِى onların kablerinde
onların kablerinde
قُلُوبِهِم their hearts qulūbihim
their hearts
مَّرَضٌۭ hastalık vardır maraḍun
hastalık vardır
فَزَادَهُمُ artırmıştır fazādahumu
artırmıştır
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مَرَضًۭا ۖ hastalıklarını maraḍan
hastalıklarını
وَلَهُمْ onlara vardır walahum
onlara vardır
عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab
أَلِيمٌۢ acı alīmun
acı
بِمَا ötürü bimā
ötürü
كَانُوا۟ olduklarından kānū
olduklarından
يَكْذِبُونَ yalancı yakdhibūna
yalancı
١٠ (10)
(10)
Kalblerinde hastalık vardır, Allah hastalıklarını artırmıştır. Yalan söyleye geldikleri için onlara elem verici azab vardır.
2:11
وَإِذَا zaman wa-idhā
zaman
قِيلَ denildiği qīla
denildiği
لَهُمْ onlara lahum
onlara
لَا yapmayın
yapmayın
تُفْسِدُوا۟ bozgunculuk tuf'sidū
bozgunculuk
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
قَالُوٓا۟ derler qālū
derler
إِنَّمَا sadece innamā
sadece
نَحْنُ biz naḥnu
biz
مُصْلِحُونَ düzelticileriz muṣ'liḥūna
düzelticileriz
١١ (11)
(11)
Kendilerine: "Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın" dendiği zaman, "Bizler sadece ıslah edicileriz" derler.
2:12
أَلَآ İyi bilin ki alā
İyi bilin ki
إِنَّهُمْ muhakkak innahum
muhakkak
هُمُ onlar humu
onlar
ٱلْمُفْسِدُونَ bozgunculardır l-muf'sidūna
bozgunculardır
وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat
لَّا değildir
değildir
يَشْعُرُونَ anlayanlardan yashʿurūna
anlayanlardan
١٢ (12)
(12)
İyi bilin ki, asıl bozguncular kendileridir, lakin farkında değillerdir.
2:13
وَإِذَا zaman wa-idhā
zaman
قِيلَ denildiği qīla
denildiği
لَهُمْ onlara lahum
onlara
ءَامِنُوا۟ iman edin āminū
iman edin
كَمَآ gibi kamā
gibi
ءَامَنَ inandıkları āmana
inandıkları
ٱلنَّاسُ insanların l-nāsu
insanların
قَالُوٓا۟ derler qālū
derler
أَنُؤْمِنُ inanır mıyız? anu'minu
inanır mıyız?
كَمَآ gibi kamā
gibi
ءَامَنَ inandığı āmana
inandığı
ٱلسُّفَهَآءُ ۗ beyinsizlerin l-sufahāu
beyinsizlerin
أَلَآ iyi bilin ki alā
iyi bilin ki
إِنَّهُمْ doğrusu onlardır innahum
doğrusu onlardır
هُمُ onlar humu
onlar
ٱلسُّفَهَآءُ asıl beyinsizler l-sufahāu
asıl beyinsizler
وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat
لَّا değildir
değildir
يَعْلَمُونَ bilenlerden yaʿlamūna
bilenlerden
١٣ (13)
(13)
Onlara "Müslümanların inandığı gibi siz de inanın" denilince de, "Beyinsizlerin inandığı gibi mi inanalım?" derler; iyi bilin ki asıl beyinsizler kendileridir, fakat bilmezler.
2:14
وَإِذَا zaman wa-idhā
zaman
لَقُوا۟ rastladıkları laqū
rastladıkları
ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere
ءَامَنُوا۟ inanan āmanū
inanan
قَالُوٓا۟ derler qālū
derler
ءَامَنَّا inandık āmannā
inandık
وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman
خَلَوْا۟ yalnız kaldıkları khalaw
yalnız kaldıkları
إِلَىٰ ile ilā
ile
شَيَـٰطِينِهِمْ şeytanları shayāṭīnihim
şeytanları
قَالُوٓا۟ derler qālū
derler
إِنَّا şüphesiz biz innā
şüphesiz biz
مَعَكُمْ sizinle beraberiz maʿakum
sizinle beraberiz
إِنَّمَا elbette sadece innamā
elbette sadece
نَحْنُ biz naḥnu
biz
مُسْتَهْزِءُونَ (onlarla) alay ediyoruz mus'tahziūna
(onlarla) alay ediyoruz
١٤ (14)
(14)
İnananlara rastladıkları zaman, "İnandık" derler, elebaşılarıyla baş başa kaldıklarında, "Biz şüphesiz sizinleyiz, onlarla sadece alay etmekteyiz" derler.
2:15
ٱللَّهُ Allah al-lahu
Allah
يَسْتَهْزِئُ alay eder yastahzi-u
alay eder
بِهِمْ kendileriyle bihim
kendileriyle
وَيَمُدُّهُمْ ve onları bırakır wayamudduhum
ve onları bırakır
فِى içinde
içinde
طُغْيَـٰنِهِمْ taşkınları ṭugh'yānihim
taşkınları
يَعْمَهُونَ bocalayıp dururlar yaʿmahūna
bocalayıp dururlar
١٥ (15)
(15)
Onlarla Allah alay eder ve taşkınlıkları içinde bocalar durumda bırakır.
2:16
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar
ٱلَّذِينَ satın aldılar alladhīna
satın aldılar
ٱشْتَرَوُا۟ bought ish'tarawū
bought
ٱلضَّلَـٰلَةَ sapıklığı l-ḍalālata
sapıklığı
بِٱلْهُدَىٰ hidayet karşılığında bil-hudā
hidayet karşılığında
فَمَا etmedi famā
etmedi
رَبِحَت kâr rabiḥat
kâr
تِّجَـٰرَتُهُمْ ticaretleri tijāratuhum
ticaretleri
وَمَا ve değildir wamā
ve değildir
كَانُوا۟ olanlardan kānū
olanlardan
مُهْتَدِينَ doğru yolu bulan muh'tadīna
doğru yolu bulan
١٦ (16)
(16)
Onlar, doğruluk yerine sapıklığı aldılar da alışverişleri kar getirmedi; doğru yolu bulamamışlardı.
2:17
مَثَلُهُمْ Onların durumu mathaluhum
Onların durumu
كَمَثَلِ durumu gibidir kamathali
durumu gibidir
ٱلَّذِى kişinin alladhī
kişinin
ٱسْتَوْقَدَ yakan is'tawqada
yakan
نَارًۭا ateş nāran
ateş
فَلَمَّآ ne zaman ki falammā
ne zaman ki
أَضَآءَتْ aydınlatır aḍāat
aydınlatır
مَا çevresini
çevresini
حَوْلَهُۥ (was) around him ḥawlahu
(was) around him
ذَهَبَ giderdi dhahaba
giderdi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِنُورِهِمْ onların nurunu binūrihim
onların nurunu
وَتَرَكَهُمْ ve onları bıraktı watarakahum
ve onları bıraktı
فِى içinde
içinde
ظُلُمَـٰتٍۢ karanlıklar ẓulumātin
karanlıklar
لَّا değildir
değildir
يُبْصِرُونَ görenlerden yub'ṣirūna
görenlerden
١٧ (17)
(17)
Onlar, çevresini aydınlatmak için ateş yakan kimseye benzerler ki, Allah ışıklarını yok edince, onları karanlıklar içinde görmez bir halde bırakmıştır.
2:18
صُمٌّۢ sağırdırlar ṣummun
sağırdırlar
بُكْمٌ dilsizdirler buk'mun
dilsizdirler
عُمْىٌۭ kördürler ʿum'yun
kördürler
فَهُمْ onlar fahum
onlar
لَا değildir
değildir
يَرْجِعُونَ dönecek yarjiʿūna
dönecek
١٨ (18)
(18)
Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, bu yüzden doğru yola dönmezler.
2:19
أَوْ ya da (onlar) aw
ya da (onlar)
كَصَيِّبٍۢ boşanan yağmur gibi kaṣayyibin
boşanan yağmur gibi
مِّنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky
فِيهِ içinde fīhi
içinde
ظُلُمَـٰتٌۭ karanlıklar ẓulumātun
karanlıklar
وَرَعْدٌۭ ve gök gürlemesi waraʿdun
ve gök gürlemesi
وَبَرْقٌۭ ve şimşek (ler) wabarqun
ve şimşek (ler)
يَجْعَلُونَ tıkarlar yajʿalūna
tıkarlar
أَصَـٰبِعَهُمْ parmaklarını aṣābiʿahum
parmaklarını
فِىٓ içine
içine
ءَاذَانِهِم kulakları ādhānihim
kulakları
مِّنَ yıldırım seslerinden mina
yıldırım seslerinden
ٱلصَّوَٰعِقِ the thunderclaps l-ṣawāʿiqi
the thunderclaps
حَذَرَ korkusuyla ḥadhara
korkusuyla
ٱلْمَوْتِ ۚ ölüm l-mawti
ölüm
وَٱللَّهُ oysa Allah wal-lahu
oysa Allah
مُحِيطٌۢ tamamen kuşatmıştır muḥīṭun
tamamen kuşatmıştır
بِٱلْكَـٰفِرِينَ inkarcıları bil-kāfirīna
inkarcıları
١٩ (19)
(19)
Bir kısmı da, karanlıklarda, gök gürlemeleri ve şimşek arasında gökten boşanan sağanağa tutulup, yıldırımlardan ölmek korkusu ile parmaklarını kulaklarına tıkayan kimseye benzer.
2:20
يَكَادُ neredeyse yakādu
neredeyse
ٱلْبَرْقُ şimşek l-barqu
şimşek
يَخْطَفُ kapıverecek yakhṭafu
kapıverecek
أَبْصَـٰرَهُمْ ۖ gözlerini abṣārahum
gözlerini
كُلَّمَآ zaman kullamā
zaman
أَضَآءَ aydınlattığı aḍāa
aydınlattığı
لَهُم onları lahum
onları
مَّشَوْا۟ yürürler mashaw
yürürler
فِيهِ o(nun ışığı)nda fīhi
o(nun ışığı)nda
وَإِذَآ zaman wa-idhā
zaman
أَظْلَمَ karanlık çöktüğü aẓlama
karanlık çöktüğü
عَلَيْهِمْ üzerlerine ʿalayhim
üzerlerine
قَامُوا۟ ۚ dikilip kalırlar qāmū
dikilip kalırlar
وَلَوْ eğer walaw
eğer
شَآءَ dileseydi shāa
dileseydi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لَذَهَبَ elbette götürürdü ladhahaba
elbette götürürdü
بِسَمْعِهِمْ işitmelerini bisamʿihim
işitmelerini
وَأَبْصَـٰرِهِمْ ۚ ve görmelerini wa-abṣārihim
ve görmelerini
إِنَّ Şüphesiz inna
Şüphesiz
ٱللَّهَ Allah'ın l-laha
Allah'ın
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
كُلِّ her kulli
her
شَىْءٍۢ şey shayin
şey
قَدِيرٌۭ gücü yeter qadīrun
gücü yeter
٢٠ (20)
(20)
Şimşeğin çakması neredeyse gözlerini alır; onları aydınlattıkça ışığında yürürler ve üzerlerine karanlık basınca durakalırlar. Allah dileseydi işitme ve görmelerini giderirdi. Doğrusu Allah her şeye Kadir'dir.
2:21
يَـٰٓأَيُّهَا Ey! yāayyuhā
Ey!
ٱلنَّاسُ insanlar l-nāsu
insanlar
ٱعْبُدُوا۟ kulluk edin uʿ'budū
kulluk edin
رَبَّكُمُ Rabbinize rabbakumu
Rabbinize
ٱلَّذِى o ki; alladhī
o ki;
خَلَقَكُمْ sizi yarattı khalaqakum
sizi yarattı
وَٱلَّذِينَ ve o ki; wa-alladhīna
ve o ki;
مِن sizden öncekileri min
sizden öncekileri
قَبْلِكُمْ before you qablikum
before you
لَعَلَّكُمْ belki laʿallakum
belki
تَتَّقُونَ korunursunuz tattaqūna
korunursunuz
٢١ (21)
(21)
Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz ki, O'na karşı gelmekten korunmuş olabilesiniz.
2:22
ٱلَّذِى O (Rabb) ki alladhī
O (Rabb) ki
جَعَلَ kıldı jaʿala
kıldı
لَكُمُ sizin için lakumu
sizin için
ٱلْأَرْضَ yeri l-arḍa
yeri
فِرَٰشًۭا döşek firāshan
döşek
وَٱلسَّمَآءَ ve göğü wal-samāa
ve göğü
بِنَآءًۭ bina bināan
bina
وَأَنزَلَ ve indirdi wa-anzala
ve indirdi
مِنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky
مَآءًۭ su māan
su
فَأَخْرَجَ çıkardı fa-akhraja
çıkardı
بِهِۦ onunla bihi
onunla
مِنَ çeşitli ürünlerden mina
çeşitli ürünlerden
ٱلثَّمَرَٰتِ the fruits l-thamarāti
the fruits
رِزْقًۭا rızık olarak riz'qan
rızık olarak
لَّكُمْ ۖ sizin için lakum
sizin için
فَلَا öyleyse falā
öyleyse
تَجْعَلُوا۟ koşmayın tajʿalū
koşmayın
لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a
أَندَادًۭا eşler (denk) andādan
eşler (denk)
وَأَنتُمْ ve siz de wa-antum
ve siz de
تَعْلَمُونَ bile bile taʿlamūna
bile bile
٢٢ (22)
(22)
O, yeryüzünü size bir döşek ve göğü de bir bina kıldı. Gökten su indirip onunla size rızık olmak üzere ürünler meydana getirdi; artık Allah'a, bile bile eş koşmayın.
2:23
وَإِن eğer wa-in
eğer
كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz
فِى içinde
içinde
رَيْبٍۢ şüphe raybin
şüphe
مِّمَّا sana indirdiğimizden mimmā
sana indirdiğimizden
نَزَّلْنَا We have revealed nazzalnā
We have revealed
عَلَىٰ kulumuz (Muhammed)e ʿalā
kulumuz (Muhammed)e
عَبْدِنَا Our slave ʿabdinā
Our slave
فَأْتُوا۟ haydi getirin fatū
haydi getirin
بِسُورَةٍۢ bir sure bisūratin
bir sure
مِّن onun gibi min
onun gibi
مِّثْلِهِۦ like it mith'lihi
like it
وَٱدْعُوا۟ ve çağırın wa-id'ʿū
ve çağırın
شُهَدَآءَكُم şahitlerinizi shuhadāakum
şahitlerinizi
مِّن başkadan min
başkadan
دُونِ other than dūni
other than
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz
صَـٰدِقِينَ doğru ṣādiqīna
doğru
٢٣ (23)
(23)
Kulumuza indirdiğimiz Kuran'dan şüphe ediyorsanız, siz de onun benzeri bir sure meydana getirin; eğer doğru sözlü iseniz, Allah'tan başka, güvendiklerinizi de yardıma çağırın.
2:24
فَإِن yok eğer fa-in
yok eğer
لَّمْ yapmadınızsa lam
yapmadınızsa
تَفْعَلُوا۟ you do tafʿalū
you do
وَلَن ki asla walan
ki asla
تَفْعَلُوا۟ yapamayacaksınız tafʿalū
yapamayacaksınız
فَٱتَّقُوا۟ o halde sakının fa-ittaqū
o halde sakının
ٱلنَّارَ ateşten l-nāra
ateşten
ٱلَّتِى ki allatī
ki
وَقُودُهَا onun yakıtı waqūduhā
onun yakıtı
ٱلنَّاسُ insanlar l-nāsu
insanlar
وَٱلْحِجَارَةُ ۖ ve taşlardır wal-ḥijāratu
ve taşlardır
أُعِدَّتْ hazırlanmış uʿiddat
hazırlanmış
لِلْكَـٰفِرِينَ inkarcılar için lil'kāfirīna
inkarcılar için
٢٤ (24)
(24)
Yapamazsanız ki yapamayacaksınız o takdirde, inkar edenler için hazırlanan ve yakıtı insanlarla taş olan ateşten sakının.
2:25
وَبَشِّرِ ve müjdele wabashiri
ve müjdele
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
ءَامَنُوا۟ inanan āmanū
inanan
وَعَمِلُوا۟ ve işleyen waʿamilū
ve işleyen
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ salih işler l-ṣāliḥāti
salih işler
أَنَّ muhakkak anna
muhakkak
لَهُمْ onlar için vardır lahum
onlar için vardır
جَنَّـٰتٍۢ cennetler jannātin
cennetler
تَجْرِى akan tajrī
akan
مِن altlarından min
altlarından
تَحْتِهَا under them taḥtihā
under them
ٱلْأَنْهَـٰرُ ۖ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar
كُلَّمَا her kullamā
her
رُزِقُوا۟ rızıklandırıldıklarında ruziqū
rızıklandırıldıklarında
مِنْهَا onlardaki min'hā
onlardaki
مِن meyveden min
meyveden
ثَمَرَةٍۢ fruit thamaratin
fruit
رِّزْقًۭا ۙ rızk olarak riz'qan
rızk olarak
قَالُوا۟ derler qālū
derler
هَـٰذَا Bu hādhā
Bu
ٱلَّذِى şeydir alladhī
şeydir
رُزِقْنَا rızıklandığımız ruziq'nā
rızıklandığımız
مِن daha önceden min
daha önceden
قَبْلُ ۖ before qablu
before
وَأُتُوا۟ verilmiştir wa-utū
verilmiştir
بِهِۦ onlara bihi
onlara
مُتَشَـٰبِهًۭا ۖ ona benzer mutashābihan
ona benzer
وَلَهُمْ Onlar için vardır walahum
Onlar için vardır
فِيهَآ orada fīhā
orada
أَزْوَٰجٌۭ eşler azwājun
eşler
مُّطَهَّرَةٌۭ ۖ tertemiz muṭahharatun
tertemiz
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
فِيهَا orada fīhā
orada
خَـٰلِدُونَ ebedi kalacaklardır khālidūna
ebedi kalacaklardır
٢٥ (25)
(25)
İnananlar ve yararlı işler yapanlara, kendilerine altlarından ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele. Onlara buranın bir ürünü rızık olarak verildiğinde, "Bu daha önce de rızıklandığımızdır" derler. Bunlar, söylediklerinin benzerleri olarak sunulmuştur. Onlara orada tertemiz eşler vardır ve orada temelli kalırlar.
2:26
۞ إِنَّ muhakkak inna
muhakkak
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَا değildir
değildir
يَسْتَحْىِۦٓ çekinecek yastaḥyī
çekinecek
أَن misal vermekten an
misal vermekten
يَضْرِبَ set forth yaḍriba
set forth
مَثَلًۭا bir örneği mathalan
bir örneği
مَّا gibi
gibi
بَعُوضَةًۭ bir sivrisineği baʿūḍatan
bir sivrisineği
فَمَا hatta olanı famā
hatta olanı
فَوْقَهَا ۚ onun da üstünde fawqahā
onun da üstünde
فَأَمَّا gerçekten fa-ammā
gerçekten
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan āmanū
inanan
فَيَعْلَمُونَ bilirler fayaʿlamūna
bilirler
أَنَّهُ kesinlikle o annahu
kesinlikle o
ٱلْحَقُّ haktır (gerçektir) l-ḥaqu
haktır (gerçektir)
مِن Rablerinden min
Rablerinden
رَّبِّهِمْ ۖ their Lord rabbihim
their Lord
وَأَمَّا ve ise wa-ammā
ve ise
ٱلَّذِينَ edenler alladhīna
edenler
كَفَرُوا۟ inkar kafarū
inkar
فَيَقُولُونَ derler ki fayaqūlūna
derler ki
مَاذَآ neyi mādhā
neyi
أَرَادَ istedi (kasdetti) arāda
istedi (kasdetti)
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِهَـٰذَا bu bihādhā
bu
مَثَلًۭا ۘ misalle mathalan
misalle
يُضِلُّ saptırır yuḍillu
saptırır
بِهِۦ onunla bihi
onunla
كَثِيرًۭا bir çoğunu kathīran
bir çoğunu
وَيَهْدِى ve yine yola getirir wayahdī
ve yine yola getirir
بِهِۦ onunla bihi
onunla
كَثِيرًۭا ۚ bir çoğunu kathīran
bir çoğunu
وَمَا saptırmaz wamā
saptırmaz
يُضِلُّ He lets go astray yuḍillu
He lets go astray
بِهِۦٓ onunla bihi
onunla
إِلَّا başkasını illā
başkasını
ٱلْفَـٰسِقِينَ fasıklardan l-fāsiqīna
fasıklardan
٢٦ (26)
(26)
Allah sivrisineği ve onun üstününü misal olarak vermekten çekinmez. İnananlar bunun Rablerinden bir gerçek olduğunu bilirler. İnkar edenler ise "Allah bu misalle neyi murad etti?" derler, O, bu misalle birçoğunu saptırır, birçoğunu da yola getirir. Onunla saptırdığı yalnız fasıklardır ki onlar Allah'la yapılan sözleşmeyi kabulden sonra bozarlar. Allah'ın birleştirilmesini buyurduğu şeyi ayırırlar ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar; zarara uğrayanlar işte onlardır.
2:27
ٱلَّذِينَ onlar ki alladhīna
onlar ki
يَنقُضُونَ bozarlar yanquḍūna
bozarlar
عَهْدَ (verdikleri) sözü ʿahda
(verdikleri) sözü
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
مِنۢ sonradan min
sonradan
بَعْدِ after baʿdi
after
مِيثَـٰقِهِۦ söz verip bağlandıktan mīthāqihi
söz verip bağlandıktan
وَيَقْطَعُونَ ve keserler wayaqṭaʿūna
ve keserler
مَآ şeyi
şeyi
أَمَرَ emrettiği amara
emrettiği
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
بِهِۦٓ kendisiyle bihi
kendisiyle
أَن birleştirmesini an
birleştirmesini
يُوصَلَ be joined yūṣala
be joined
وَيُفْسِدُونَ ve bozgunculuk yaparlar wayuf'sidūna
ve bozgunculuk yaparlar
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ ۚ the earth l-arḍi
the earth
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte
هُمُ onlardır humu
onlardır
ٱلْخَـٰسِرُونَ ziyana uğrayanlar l-khāsirūna
ziyana uğrayanlar
٢٧ (27)
(27)
Allah sivrisineği ve onun üstününü misal olarak vermekten çekinmez. İnananlar bunun Rablerinden bir gerçek olduğunu bilirler. İnkar edenler ise "Allah bu misalle neyi murad etti?" derler, O, bu misalle birçoğunu saptırır, birçoğunu da yola getirir. Onunla saptırdığı yalnız fasıklardır ki onlar Allah'la yapılan sözleşmeyi kabulden sonra bozarlar. Allah'ın birleştirilmesini buyurduğu şeyi ayırırlar ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar; zarara uğrayanlar işte onlardır.
2:28
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
تَكْفُرُونَ inkar edersiniz takfurūna
inkar edersiniz
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَكُنتُمْ siz iken wakuntum
siz iken
أَمْوَٰتًۭا ölüler amwātan
ölüler
فَأَحْيَـٰكُمْ ۖ O sizi diriltti fa-aḥyākum
O sizi diriltti
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يُمِيتُكُمْ öldürecek yumītukum
öldürecek
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يُحْيِيكُمْ diriltecek yuḥ'yīkum
diriltecek
ثُمَّ sonra thumma
sonra
إِلَيْهِ O'na ilayhi
O'na
تُرْجَعُونَ döndürüleceksiniz tur'jaʿūna
döndürüleceksiniz
٢٨ (28)
(28)
Ölü idiniz sizleri diriltti, sonra öldürecek sonra tekrar diriltecek ve sonunda O'na döneceksiniz; öyleyken Allah'ı nasıl inkar edersiniz?
2:29
هُوَ O huwa
O
ٱلَّذِى ki alladhī
ki
خَلَقَ yarattı khalaqa
yarattı
لَكُم sizin için lakum
sizin için
مَّا ne
ne
فِى varsa
varsa
ٱلْأَرْضِ yeryüzünde l-arḍi
yeryüzünde
جَمِيعًۭا hepsini jamīʿan
hepsini
ثُمَّ sonra thumma
sonra
ٱسْتَوَىٰٓ yöneldi is'tawā
yöneldi
إِلَى göke ilā
göke
ٱلسَّمَآءِ the heaven l-samāi
the heaven
فَسَوَّىٰهُنَّ onları düzenledi fasawwāhunna
onları düzenledi
سَبْعَ yedi sabʿa
yedi
سَمَـٰوَٰتٍۢ ۚ gök (olarak) samāwātin
gök (olarak)
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
بِكُلِّ her bikulli
her
شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi
عَلِيمٌۭ bilir ʿalīmun
bilir
٢٩ (29)
(29)
Yerde olanların hepsini; sizin için yaratan O'dur. Sonra, göğe doğru yönelerek yedi gök olarak onları düzenlemiştir. O her şeyi bilir.
2:30
وَإِذْ bir zamanlar wa-idh
bir zamanlar
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
رَبُّكَ Rabbin rabbuka
Rabbin
لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ meleklere lil'malāikati
meleklere
إِنِّى şüphesiz ben innī
şüphesiz ben
جَاعِلٌۭ yaratacağım jāʿilun
yaratacağım
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
خَلِيفَةًۭ ۖ bir halife khalīfatan
bir halife
قَالُوٓا۟ dediler (melekler) qālū
dediler (melekler)
أَتَجْعَلُ mi yaratacaksın? atajʿalu
mi yaratacaksın?
فِيهَا orada fīhā
orada
مَن kimse man
kimse
يُفْسِدُ bozgunculuk yapan yuf'sidu
bozgunculuk yapan
فِيهَا orada fīhā
orada
وَيَسْفِكُ döken wayasfiku
döken
ٱلدِّمَآءَ kan l-dimāa
kan
وَنَحْنُ oysa biz wanaḥnu
oysa biz
نُسَبِّحُ tesbih ediyor nusabbiḥu
tesbih ediyor
بِحَمْدِكَ seni överek biḥamdika
seni överek
وَنُقَدِّسُ ve takdis ediyoruz wanuqaddisu
ve takdis ediyoruz
لَكَ ۖ seni laka
seni
قَالَ dedi qāla
dedi
إِنِّىٓ şüphesiz ben innī
şüphesiz ben
أَعْلَمُ bilirim aʿlamu
bilirim
مَا şeyleri
şeyleri
لَا değilsiniz
değilsiniz
تَعْلَمُونَ siz biliyor taʿlamūna
siz biliyor
٣٠ (30)
(30)
Rabbin meleklere "Ben yeryüzünde bir halife var edeceğim" demişti; melekler, "Orada bozgunculuk yapacak, kanlar akıtacak birini mi var edeceksin? Oysa biz Seni överek yüceltiyor ve Seni devamlı takdis ediyoruz" dediler; Allah "Ben şüphesiz sizin bilmediklerinizi bilirim" dedi.
2:31
وَعَلَّمَ ve öğretti waʿallama
ve öğretti
ءَادَمَ Adem'e ādama
Adem'e
ٱلْأَسْمَآءَ isimleri l-asmāa
isimleri
كُلَّهَا bütün kullahā
bütün
ثُمَّ sonra thumma
sonra
عَرَضَهُمْ onları sunup ʿaraḍahum
onları sunup
عَلَى meleklere ʿalā
meleklere
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ the angels l-malāikati
the angels
فَقَالَ ve dedi faqāla
ve dedi
أَنۢبِـُٔونِى bana söyleyin anbiūnī
bana söyleyin
بِأَسْمَآءِ isimlerini bi-asmāi
isimlerini
هَـٰٓؤُلَآءِ onların hāulāi
onların
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz
صَـٰدِقِينَ doğru kimseler ṣādiqīna
doğru kimseler
٣١ (31)
(31)
Ve Adem'e bütün isimleri öğretti, sonra eşyayı meleklere gösterdi. "Eğer sözünüzde samimi iseniz bunların isimlerini bana söyleyin" dedi.
2:32
قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki
سُبْحَـٰنَكَ Seni tesbih ederiz sub'ḥānaka
Seni tesbih ederiz
لَا yoktur
yoktur
عِلْمَ bilgimiz ʿil'ma
bilgimiz
لَنَآ bizim lanā
bizim
إِلَّا başka illā
başka
مَا şeyden
şeyden
عَلَّمْتَنَآ ۖ bize öğrettiğin ʿallamtanā
bize öğrettiğin
إِنَّكَ şüphesiz sen innaka
şüphesiz sen
أَنتَ sen anta
sen
ٱلْعَلِيمُ bilensin l-ʿalīmu
bilensin
ٱلْحَكِيمُ hakim olansın l-ḥakīmu
hakim olansın
٣٢ (32)
(32)
Cevap verdiler: "Sen münezzehsin, öğrettiğinden başka bizim bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz Sen hem bilensin, hem Hakim'sin".
2:33
قَالَ (Allah) dedi ki qāla
(Allah) dedi ki
يَـٰٓـَٔادَمُ ey Adem yāādamu
ey Adem
أَنۢبِئْهُم bunlara haber ver anbi'hum
bunlara haber ver
بِأَسْمَآئِهِمْ ۖ onların isimlerini bi-asmāihim
onların isimlerini
فَلَمَّآ ne zaman ki falammā
ne zaman ki
أَنۢبَأَهُم bunlara haber verince anba-ahum
bunlara haber verince
بِأَسْمَآئِهِمْ onların isimlerini bi-asmāihim
onların isimlerini
قَالَ (Allah) dedi ki qāla
(Allah) dedi ki
أَلَمْ değil miydim? alam
değil miydim?
أَقُل size demiş aqul
size demiş
لَّكُمْ size lakum
size
إِنِّىٓ şüphesiz ben innī
şüphesiz ben
أَعْلَمُ bilirim aʿlamu
bilirim
غَيْبَ gayblarını ghayba
gayblarını
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin
وَأَعْلَمُ ve bilirim wa-aʿlamu
ve bilirim
مَا şeyleri
şeyleri
تُبْدُونَ sizin açıkladıklarınız tub'dūna
sizin açıkladıklarınız
وَمَا ve şeyleri wamā
ve şeyleri
كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz
تَكْتُمُونَ gizlemekte taktumūna
gizlemekte
٣٣ (33)
(33)
Allah "Ey Adem onlara isimlerini söyle" dedi. Adem isimlerini söyleyince, Allah "Ben gökler ve yerde görünmeyeni biliyorum, sizin açıkladığınızı ve gizlemekte olduğunuzu da bilirim, diye size söylememiş miydim?" dedi.
2:34
وَإِذْ hani wa-idh
hani
قُلْنَا demiştik qul'nā
demiştik
لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ Meleklere lil'malāikati
Meleklere
ٱسْجُدُوا۟ secde edin us'judū
secde edin
لِـَٔادَمَ Adem'e liādama
Adem'e
فَسَجَدُوٓا۟ hemen secde ettiler fasajadū
hemen secde ettiler
إِلَّآ hariç illā
hariç
إِبْلِيسَ İblis ib'līsa
İblis
أَبَىٰ kaçındı abā
kaçındı
وَٱسْتَكْبَرَ ve kibirlendi wa-is'takbara
ve kibirlendi
وَكَانَ ve oldu wakāna
ve oldu
مِنَ inkarcılardan mina
inkarcılardan
ٱلْكَـٰفِرِينَ the disbelievers l-kāfirīna
the disbelievers
٣٤ (34)
(34)
Meleklere, "Adem'e secde edin" demiştik, İblis müstesna hepsi secde ettiler, o ise kaçındı, büyüklük tasladı ve inkar edenlerden oldu.
2:35
وَقُلْنَا ve dedik ki waqul'nā
ve dedik ki
يَـٰٓـَٔادَمُ ey Adem yāādamu
ey Adem
ٱسْكُنْ oturun us'kun
oturun
أَنتَ sen anta
sen
وَزَوْجُكَ ve eşin wazawjuka
ve eşin
ٱلْجَنَّةَ cennette l-janata
cennette
وَكُلَا ve yeyin wakulā
ve yeyin
مِنْهَا ondan min'hā
ondan
رَغَدًا bol bol raghadan
bol bol
حَيْثُ yerde ḥaythu
yerde
شِئْتُمَا dilediğiniz shi'tumā
dilediğiniz
وَلَا yaklaşmayın walā
yaklaşmayın
تَقْرَبَا [you two] approach taqrabā
[you two] approach
هَـٰذِهِ şu hādhihi
şu
ٱلشَّجَرَةَ ağaca l-shajarata
ağaca
فَتَكُونَا olursunuz fatakūnā
olursunuz
مِنَ zalimlerden mina
zalimlerden
ٱلظَّـٰلِمِينَ the wrongdoers l-ẓālimīna
the wrongdoers
٣٥ (35)
(35)
"Ey Adem! Eşin ve sen cennette kal, orada olandan istediğiniz yerde bol bol yiyin, yalnız şu ağaca yaklaşmayın; yoksa zalimlerden olursunuz" dedik.
2:36
فَأَزَلَّهُمَا onlar(ın ayağın)ı kaydırdı fa-azallahumā
onlar(ın ayağın)ı kaydırdı
ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan l-shayṭānu
şeytan
عَنْهَا oradan ʿanhā
oradan
فَأَخْرَجَهُمَا çıkardı fa-akhrajahumā
çıkardı
مِمَّا yerden mimmā
yerden
كَانَا bulundukları kānā
bulundukları
فِيهِ ۖ içinde fīhi
içinde
وَقُلْنَا ve dedik ki waqul'nā
ve dedik ki
ٱهْبِطُوا۟ inin ih'biṭū
inin
بَعْضُكُمْ kiminiz baʿḍukum
kiminiz
لِبَعْضٍ kiminize libaʿḍin
kiminize
عَدُوٌّۭ ۖ düşman olarak ʿaduwwun
düşman olarak
وَلَكُمْ sizin için vardır walakum
sizin için vardır
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
مُسْتَقَرٌّۭ kalmak mus'taqarrun
kalmak
وَمَتَـٰعٌ ve nimet wamatāʿun
ve nimet
إِلَىٰ bir süre ilā
bir süre
حِينٍۢ a period ḥīnin
a period
٣٦ (36)
(36)
Şeytan oradan ikisinin de ayağını kaydırttı, onları bulundukları yerden çıkardı, onlara "Birbirinize düşman olarak inin, yeryüzünde bir müddet için yerleşip geçineceksiniz" dedik.
2:37
فَتَلَقَّىٰٓ derken aldı fatalaqqā
derken aldı
ءَادَمُ Adem ādamu
Adem
مِن Rabbinden min
Rabbinden
رَّبِّهِۦ his Lord rabbihi
his Lord
كَلِمَـٰتٍۢ kelimeler kalimātin
kelimeler
فَتَابَ tevbesini kabul etti fatāba
tevbesini kabul etti
عَلَيْهِ ۚ onun ʿalayhi
onun
إِنَّهُۥ şüphesiz innahu
şüphesiz
هُوَ O huwa
O
ٱلتَّوَّابُ tevbeyi çok kabul edendir l-tawābu
tevbeyi çok kabul edendir
ٱلرَّحِيمُ çok esirgeyendir l-raḥīmu
çok esirgeyendir
٣٧ (37)
(37)
Adem, Rabbi'nden emirler aldı; onları yerine getirdi. Rabb'i de bunun üzerine tevbesini kabul etti. Şüphesiz o tevbeleri daima kabul edendir, merhametli olandır.
2:38
قُلْنَا dedik qul'nā
dedik
ٱهْبِطُوا۟ inin ih'biṭū
inin
مِنْهَا oradan min'hā
oradan
جَمِيعًۭا ۖ hepiniz jamīʿan
hepiniz
فَإِمَّا zaman fa-immā
zaman
يَأْتِيَنَّكُم size geldiği yatiyannakum
size geldiği
مِّنِّى benden minnī
benden
هُدًۭى bir hidayet hudan
bir hidayet
فَمَن kimler faman
kimler
تَبِعَ uyarsa tabiʿa
uyarsa
هُدَاىَ benim hidayetime hudāya
benim hidayetime
فَلَا artık yoktur falā
artık yoktur
خَوْفٌ bir korku khawfun
bir korku
عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara
وَلَا ve olmazlar walā
ve olmazlar
هُمْ onlar hum
onlar
يَحْزَنُونَ üzülenlerden yaḥzanūna
üzülenlerden
٣٨ (38)
(38)
"İnin oradan hepiniz, tarafımdan size bir yol gösteren gelecektir; Benim yoluma uyanlar için artık korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir" dedik.
2:39
وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden kafarū
inkar eden
وَكَذَّبُوا۟ ve yalanlayan wakadhabū
ve yalanlayan
بِـَٔايَـٰتِنَآ ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar
أَصْحَـٰبُ halkıdır aṣḥābu
halkıdır
ٱلنَّارِ ۖ ateş l-nāri
ateş
هُمْ onlar hum
onlar
فِيهَا orada fīhā
orada
خَـٰلِدُونَ ebedi kalacaklardır khālidūna
ebedi kalacaklardır
٣٩ (39)
(39)
İnkar eden kimseler ve ayetlerimizi yalan sayanlar cehennemlik olanlardır, onlar orada temelli kalacaklardır.
2:40
يَـٰبَنِىٓ ey oğulları yābanī
ey oğulları
إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail
ٱذْكُرُوا۟ hatırlayın udh'kurū
hatırlayın
نِعْمَتِىَ ni'metleri niʿ'matiya
ni'metleri
ٱلَّتِىٓ o ki; allatī
o ki;
أَنْعَمْتُ ni'metlendirdim anʿamtu
ni'metlendirdim
عَلَيْكُمْ sizleri ʿalaykum
sizleri
وَأَوْفُوا۟ ve tutun wa-awfū
ve tutun
بِعَهْدِىٓ bana verdiğiniz sözü biʿahdī
bana verdiğiniz sözü
أُوفِ ben de tutayım ūfi
ben de tutayım
بِعَهْدِكُمْ size verdiğim sözü biʿahdikum
size verdiğim sözü
وَإِيَّـٰىَ ve sadece benden wa-iyyāya
ve sadece benden
فَٱرْهَبُونِ korkun fa-ir'habūni
korkun
٤٠ (40)
(40)
Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti hatırlayın ve ahdimi yerine getirin ki Ben de yerine getireyim; yoksa benden korkun.
2:41
وَءَامِنُوا۟ ve inanın waāminū
ve inanın
بِمَآ şeye bimā
şeye
أَنزَلْتُ indirdiğim anzaltu
indirdiğim
مُصَدِّقًۭا doğrulayıcı olarak muṣaddiqan
doğrulayıcı olarak
لِّمَا bulunanı limā
bulunanı
مَعَكُمْ sizin yanınızda maʿakum
sizin yanınızda
وَلَا ve olmayın walā
ve olmayın
تَكُونُوٓا۟ be takūnū
be
أَوَّلَ ilk awwala
ilk
كَافِرٍۭ inkar eden kāfirin
inkar eden
بِهِۦ ۖ onu bihi
onu
وَلَا ve satmayın walā
ve satmayın
تَشْتَرُوا۟ exchange tashtarū
exchange
بِـَٔايَـٰتِى benim ayetlerimi biāyātī
benim ayetlerimi
ثَمَنًۭا bedele thamanan
bedele
قَلِيلًۭا azıcık qalīlan
azıcık
وَإِيَّـٰىَ ve benden wa-iyyāya
ve benden
فَٱتَّقُونِ sakının fa-ittaqūni
sakının
٤١ (41)
(41)
Yanınızdaki Tevrat'ı tasdik ederek indirdiğim Kuran'a, inanın; onu ilk inkar edenler siz olmayın, ayetlerimi hiçbir değere karşılık değiştirmeyin ve bile bile hakkı gizlemeyin.
2:42
وَلَا ve katıştırmayın walā
ve katıştırmayın
تَلْبِسُوا۟ mix talbisū
mix
ٱلْحَقَّ gerçeği l-ḥaqa
gerçeği
بِٱلْبَـٰطِلِ batılla bil-bāṭili
batılla
وَتَكْتُمُوا۟ ve gizlemeyin wataktumū
ve gizlemeyin
ٱلْحَقَّ hakkı l-ḥaqa
hakkı
وَأَنتُمْ siz wa-antum
siz
تَعْلَمُونَ bildiğiniz halde taʿlamūna
bildiğiniz halde
٤٢ (42)
(42)
Hakkı batıla karıştırmayın ve bile bile hakkı gizlemeyin.
2:43
وَأَقِيمُوا۟ ve kılın wa-aqīmū
ve kılın
ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı
وَءَاتُوا۟ ve verin waātū
ve verin
ٱلزَّكَوٰةَ zekatı l-zakata
zekatı
وَٱرْكَعُوا۟ ve ruku edin wa-ir'kaʿū
ve ruku edin
مَعَ beraber maʿa
beraber
ٱلرَّٰكِعِينَ rüku edenlerle l-rākiʿīna
rüku edenlerle
٤٣ (43)
(43)
Namazı kılın, zekatı verin, rüku edenlerle birlikte rüku edin.
2:44
۞ أَتَأْمُرُونَ emir mi ediyorsunuz atamurūna
emir mi ediyorsunuz
ٱلنَّاسَ insanlara l-nāsa
insanlara
بِٱلْبِرِّ iyiliği bil-biri
iyiliği
وَتَنسَوْنَ unutuyorsunuz da watansawna
unutuyorsunuz da
أَنفُسَكُمْ kendinizi anfusakum
kendinizi
وَأَنتُمْ ve siz wa-antum
ve siz
تَتْلُونَ okuduğunuz halde tatlūna
okuduğunuz halde
ٱلْكِتَـٰبَ ۚ Kitabı l-kitāba
Kitabı
أَفَلَا hâlâ afalā
hâlâ
تَعْقِلُونَ aklınızı kullanmıyor musunuz? taʿqilūna
aklınızı kullanmıyor musunuz?
٤٤ (44)
(44)
Kitap'ı okuyup durduğunuz halde kendinizi unutur da başkalarına mı iyilikle emredersiniz? Düşünmez misiniz?
2:45
وَٱسْتَعِينُوا۟ yardım dileyin wa-is'taʿīnū
yardım dileyin
بِٱلصَّبْرِ sabırla bil-ṣabri
sabırla
وَٱلصَّلَوٰةِ ۚ ve namazla wal-ṣalati
ve namazla
وَإِنَّهَا şüphesiz bu wa-innahā
şüphesiz bu
لَكَبِيرَةٌ ağır gelir lakabīratun
ağır gelir
إِلَّا başkasına illā
başkasına
عَلَى saygı gösterenlerden ʿalā
saygı gösterenlerden
ٱلْخَـٰشِعِينَ the humble ones l-khāshiʿīna
the humble ones
٤٥ (45)
(45)
Sabır ve namazla Allah'a sığınıp yardım isteyin; Rablerine kavuşacaklarını ve Ona döneceklerini umanlar ve huşu duyanlardan başkasına namaz elbette ağır gelir.
2:46
ٱلَّذِينَ onlar ki alladhīna
onlar ki
يَظُنُّونَ bilirler yaẓunnūna
bilirler
أَنَّهُم şüphesiz onlar annahum
şüphesiz onlar
مُّلَـٰقُوا۟ kavuşacaklardır mulāqū
kavuşacaklardır
رَبِّهِمْ Rablerine rabbihim
Rablerine
وَأَنَّهُمْ ve gerçekten onlar wa-annahum
ve gerçekten onlar
إِلَيْهِ O'na ilayhi
O'na
رَٰجِعُونَ döneceklerdir rājiʿūna
döneceklerdir
٤٦ (46)
(46)
Sabır ve namazla Allah'a sığınıp yardım isteyin; Rablerine kavuşacaklarını ve Ona döneceklerini umanlar ve huşu duyanlardan başkasına namaz elbette ağır gelir.
2:47
يَـٰبَنِىٓ ey oğulları yābanī
ey oğulları
إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail
ٱذْكُرُوا۟ hatırlayın udh'kurū
hatırlayın
نِعْمَتِىَ ni'metimi niʿ'matiya
ni'metimi
ٱلَّتِىٓ ki allatī
ki
أَنْعَمْتُ ni'metlendirdim anʿamtu
ni'metlendirdim
عَلَيْكُمْ sizi ʿalaykum
sizi
وَأَنِّى ve şüphesiz wa-annī
ve şüphesiz
فَضَّلْتُكُمْ sizi üstün kıldım faḍḍaltukum
sizi üstün kıldım
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemler l-ʿālamīna
alemler
٤٧ (47)
(47)
Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti ve sizi bir zamanlar alemlere üstün kıldığımı hatırlayın.
2:48
وَٱتَّقُوا۟ ve sakının wa-ittaqū
ve sakının
يَوْمًۭا günden yawman
günden
لَّا cezalandırılmaz
cezalandırılmaz
تَجْزِى avail tajzī
avail
نَفْسٌ hiç kimse nafsun
hiç kimse
عَن kimseden(günahından) ʿan
kimseden(günahından)
نَّفْسٍۢ (another) soul nafsin
(another) soul
شَيْـًۭٔا bir şey shayan
bir şey
وَلَا kabul edilmez walā
kabul edilmez
يُقْبَلُ will be accepted yuq'balu
will be accepted
مِنْهَا kimseden min'hā
kimseden
شَفَـٰعَةٌۭ şefaat da shafāʿatun
şefaat da
وَلَا ve alınmaz walā
ve alınmaz
يُؤْخَذُ will be taken yu'khadhu
will be taken
مِنْهَا ondan min'hā
ondan
عَدْلٌۭ fidye de ʿadlun
fidye de
وَلَا ve yapılamaz walā
ve yapılamaz
هُمْ onlara hum
onlara
يُنصَرُونَ hiçbir yardım yunṣarūna
hiçbir yardım
٤٨ (48)
(48)
Kimsenin kimseden faydalanamayacağı, kimseden bir şefaat kabul edilmeyeceği, kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği günden korunun.
2:49
وَإِذْ hani wa-idh
hani
نَجَّيْنَـٰكُم sizi kurtarmıştık najjaynākum
sizi kurtarmıştık
مِّنْ ailesinden min
ailesinden
ءَالِ (the) people āli
(the) people
فِرْعَوْنَ Fir'avn fir'ʿawna
Fir'avn
يَسُومُونَكُمْ onlar size reva görüyor yasūmūnakum
onlar size reva görüyor
سُوٓءَ en kötüsünü sūa
en kötüsünü
ٱلْعَذَابِ azabın l-ʿadhābi
azabın
يُذَبِّحُونَ boğazlayıp yudhabbiḥūna
boğazlayıp
أَبْنَآءَكُمْ oğullarınızı abnāakum
oğullarınızı
وَيَسْتَحْيُونَ sağ bırakıyorlardı wayastaḥyūna
sağ bırakıyorlardı
نِسَآءَكُمْ ۚ kadınlarınızı nisāakum
kadınlarınızı
وَفِى ve vardı wafī
ve vardı
ذَٰلِكُم bunda sizin için dhālikum
bunda sizin için
بَلَآءٌۭ bir imtihan balāon
bir imtihan
مِّن Rabbinizden min
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ your Lord rabbikum
your Lord
عَظِيمٌۭ büyük ʿaẓīmun
büyük
٤٩ (49)
(49)
Size işkence eden, kadınlarınızı sağ bırakıp oğullarınızı boğazlayan Firavun ailesinden sizi kurtarmıştık; bu Rabbinizin büyük bir imtihanı idi.
2:50
وَإِذْ hani wa-idh
hani
فَرَقْنَا yarmıştık; faraqnā
yarmıştık;
بِكُمُ sizin için bikumu
sizin için
ٱلْبَحْرَ denizi l-baḥra
denizi
فَأَنجَيْنَـٰكُمْ sizi kurtarmış fa-anjaynākum
sizi kurtarmış
وَأَغْرَقْنَآ ve boğmuştuk wa-aghraqnā
ve boğmuştuk
ءَالَ ailesini āla
ailesini
فِرْعَوْنَ Fir'avn fir'ʿawna
Fir'avn
وَأَنتُمْ ve siz de wa-antum
ve siz de
تَنظُرُونَ görüyordunuz tanẓurūna
görüyordunuz
٥٠ (50)
(50)
Denizi yarıp sizi kurtarmış ve gözlerinizin önünde Firavun ailesini batırmıştık.
2:51
وَإِذْ hani wa-idh
hani
وَٰعَدْنَا sözleşmiştik wāʿadnā
sözleşmiştik
مُوسَىٰٓ Musa ile mūsā
Musa ile
أَرْبَعِينَ kırk arbaʿīna
kırk
لَيْلَةًۭ gece için laylatan
gece için
ثُمَّ sonra thumma
sonra
ٱتَّخَذْتُمُ siz (tanrı) edinmiştiniz ittakhadhtumu
siz (tanrı) edinmiştiniz
ٱلْعِجْلَ buzağıyı l-ʿij'la
buzağıyı
مِنۢ onun ardından min
onun ardından
بَعْدِهِۦ after him baʿdihi
after him
وَأَنتُمْ ve siz wa-antum
ve siz
ظَـٰلِمُونَ zalimlerdiniz ẓālimūna
zalimlerdiniz
٥١ (51)
(51)
Musa'ya kırk gece vade vermiştik. Sonra onun arkasından, kendinize yazık ederek, buzağıyı tanrı edinmiştiniz.
2:52
ثُمَّ sonra thumma
sonra
عَفَوْنَا affetmiştik ʿafawnā
affetmiştik
عَنكُم sizi ʿankum
sizi
مِّنۢ ardından min
ardından
بَعْدِ after baʿdi
after
ذَٰلِكَ bunun dhālika
bunun
لَعَلَّكُمْ belki laʿallakum
belki
تَشْكُرُونَ şükredersiniz (diye) tashkurūna
şükredersiniz (diye)
٥٢ (52)
(52)
Sonra bunun ardından, şükredersiniz diye, sizi bağışlamıştık.
2:53
وَإِذْ ve hani wa-idh
ve hani
ءَاتَيْنَا vermiştik ātaynā
vermiştik
مُوسَى Musa'ya mūsā
Musa'ya
ٱلْكِتَـٰبَ Kitap l-kitāba
Kitap
وَٱلْفُرْقَانَ ve furkan wal-fur'qāna
ve furkan
لَعَلَّكُمْ belki laʿallakum
belki
تَهْتَدُونَ hidayete erersiniz (diye) tahtadūna
hidayete erersiniz (diye)
٥٣ (53)
(53)
Doğru yola gidesiniz diye Musa'ya hakkı batıldan ayıran Kitabı vermiştik.
2:54
وَإِذْ ve hani wa-idh
ve hani
قَالَ demişti ki qāla
demişti ki
مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa
لِقَوْمِهِۦ kavmine liqawmihi
kavmine
يَـٰقَوْمِ ey kavmim yāqawmi
ey kavmim
إِنَّكُمْ şüphesiz sizler innakum
şüphesiz sizler
ظَلَمْتُمْ zulmettiniz ẓalamtum
zulmettiniz
أَنفُسَكُم kendinize anfusakum
kendinize
بِٱتِّخَاذِكُمُ (tanrı) edinmekle bi-ittikhādhikumu
(tanrı) edinmekle
ٱلْعِجْلَ buzağıyı l-ʿij'la
buzağıyı
فَتُوبُوٓا۟ gelin tevbe edin de fatūbū
gelin tevbe edin de
إِلَىٰ yaratıcınıza ilā
yaratıcınıza
بَارِئِكُمْ your Creator bāri-ikum
your Creator
فَٱقْتُلُوٓا۟ ve öldürün fa-uq'tulū
ve öldürün
أَنفُسَكُمْ nefislerinizi anfusakum
nefislerinizi
ذَٰلِكُمْ bu dhālikum
bu
خَيْرٌۭ daha iyidir khayrun
daha iyidir
لَّكُمْ sizin için lakum
sizin için
عِندَ katında ʿinda
katında
بَارِئِكُمْ yaratıcınız bāri-ikum
yaratıcınız
فَتَابَ tevbenizi kabul buyurmuş olur fatāba
tevbenizi kabul buyurmuş olur
عَلَيْكُمْ ۚ sizin ʿalaykum
sizin
إِنَّهُۥ şüphesiz innahu
şüphesiz
هُوَ O huwa
O
ٱلتَّوَّابُ tevbeyi çok kabul edendir l-tawābu
tevbeyi çok kabul edendir
ٱلرَّحِيمُ merhametlidir l-raḥīmu
merhametlidir
٥٤ (54)
(54)
Musa milletine "Ey milletim! Buzağıyı tanrı olarak benimsemekle kendinize yazık ettiniz. Yaratanınıza tevbe edin ve nefislerinizi öldürün, bu Yaratanınız katında sizin için hayırlı olur; O daima tevbeleri kabul ve merhamet eden olduğu için tevbenizikabul eder" demişti.
2:55
وَإِذْ ve hani wa-idh
ve hani
قُلْتُمْ demiştiniz qul'tum
demiştiniz
يَـٰمُوسَىٰ ey Musa yāmūsā
ey Musa
لَن inanmayız lan
inanmayız
نُّؤْمِنَ (will) we believe nu'mina
(will) we believe
لَكَ sana laka
sana
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
نَرَى görünceye narā
görünceye
ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı
جَهْرَةًۭ açıkça jahratan
açıkça
فَأَخَذَتْكُمُ derhal sizi yakalamıştı fa-akhadhatkumu
derhal sizi yakalamıştı
ٱلصَّـٰعِقَةُ yıldırım gürültüsü l-ṣāʿiqatu
yıldırım gürültüsü
وَأَنتُمْ siz de wa-antum
siz de
تَنظُرُونَ bunu görüyordunuz tanẓurūna
bunu görüyordunuz
٥٥ (55)
(55)
"Ya Musa! Allah'ı apaçık görmedikçe sana inanmayacağız" demiştiniz de gözleriniz göre göre sizi yıldırım çarpmıştı.
2:56
ثُمَّ sonra thumma
sonra
بَعَثْنَـٰكُم sizi tekrar diriltmiştik baʿathnākum
sizi tekrar diriltmiştik
مِّنۢ ardından min
ardından
بَعْدِ after baʿdi
after
مَوْتِكُمْ ölümünüzün mawtikum
ölümünüzün
لَعَلَّكُمْ belki laʿallakum
belki
تَشْكُرُونَ şükredersiniz (diye) tashkurūna
şükredersiniz (diye)
٥٦ (56)
(56)
Ölümünüzden sonra, şükredesiniz diye sizi tekrar diriltmiştik.
2:57
وَظَلَّلْنَا ve gölgelendirdik waẓallalnā
ve gölgelendirdik
عَلَيْكُمُ üstünüze ʿalaykumu
üstünüze
ٱلْغَمَامَ bulutu l-ghamāma
bulutu
وَأَنزَلْنَا ve indirdik wa-anzalnā
ve indirdik
عَلَيْكُمُ size ʿalaykumu
size
ٱلْمَنَّ kudret helvası l-mana
kudret helvası
وَٱلسَّلْوَىٰ ۖ ve bıldırcın wal-salwā
ve bıldırcın
كُلُوا۟ yeyin kulū
yeyin
مِن güzelliklerden min
güzelliklerden
طَيِّبَـٰتِ (the) good things ṭayyibāti
(the) good things
مَا şeyleri
şeyleri
رَزَقْنَـٰكُمْ ۖ rızık olarak verdiğimiz razaqnākum
rızık olarak verdiğimiz
وَمَا ve değildi wamā
ve değildi
ظَلَمُونَا bize zulmediyor ẓalamūnā
bize zulmediyor
وَلَـٰكِن ama walākin
ama
كَانُوٓا۟ idiler kānū
idiler
أَنفُسَهُمْ kendilerine anfusahum
kendilerine
يَظْلِمُونَ zulmetmekteler yaẓlimūna
zulmetmekteler
٥٧ (57)
(57)
Bulutla sizi gölgelendirdik, kudret helvası ve bıldırcın indirdik, "Verdiğimiz rızıkların iyi ve güzel olanlarından yiyin" dedik. Onlar Bize değil, fakat kendilerine yazık ediyorlardı.
2:58
وَإِذْ hani wa-idh
hani
قُلْنَا demiştik ki qul'nā
demiştik ki
ٱدْخُلُوا۟ girin ud'khulū
girin
هَـٰذِهِ şu hādhihi
şu
ٱلْقَرْيَةَ kente l-qaryata
kente
فَكُلُوا۟ yeyin fakulū
yeyin
مِنْهَا oradan min'hā
oradan
حَيْثُ yerde ḥaythu
yerde
شِئْتُمْ dilediğiniz shi'tum
dilediğiniz
رَغَدًۭا bol bol raghadan
bol bol
وَٱدْخُلُوا۟ girin wa-ud'khulū
girin
ٱلْبَابَ kapıdan l-bāba
kapıdan
سُجَّدًۭا secde ederek sujjadan
secde ederek
وَقُولُوا۟ ve deyin waqūlū
ve deyin
حِطَّةٌۭ hitta (ya Rabbi bizi affet) ḥiṭṭatun
hitta (ya Rabbi bizi affet)
نَّغْفِرْ biz de bağışlayalım naghfir
biz de bağışlayalım
لَكُمْ sizin lakum
sizin
خَطَـٰيَـٰكُمْ ۚ hatalarınızı khaṭāyākum
hatalarınızı
وَسَنَزِيدُ ve daha fazlasını vereceğiz wasanazīdu
ve daha fazlasını vereceğiz
ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananlara l-muḥ'sinīna
güzel davrananlara
٥٨ (58)
(58)
"Şu şehre girin, orada dilediğiniz gibi, bol bol yiyin, secde ederek kapısından girin, "bağışla!" deyin, Biz de yanılmalarınızı bağışlarız, iyilere daha da artırırız" demiştik.
2:59
فَبَدَّلَ fakat değiştirdiler fabaddala
fakat değiştirdiler
ٱلَّذِينَ onlar ki alladhīna
onlar ki
ظَلَمُوا۟ zalimler ẓalamū
zalimler
قَوْلًا bir sözle qawlan
bir sözle
غَيْرَ başka ghayra
başka
ٱلَّذِى söylenenden alladhī
söylenenden
قِيلَ was said qīla
was said
لَهُمْ kendilerine lahum
kendilerine
فَأَنزَلْنَا biz de indirdik fa-anzalnā
biz de indirdik
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلَّذِينَ zulmedenlerin alladhīna
zulmedenlerin
ظَلَمُوا۟ wronged ẓalamū
wronged
رِجْزًۭا bir azab rij'zan
bir azab
مِّنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky
بِمَا dolayı bimā
dolayı
كَانُوا۟ yaptıkları kānū
yaptıkları
يَفْسُقُونَ kötülüklerden yafsuqūna
kötülüklerden
٥٩ (59)
(59)
Ama zulmedenler, kendilerine söylenmiş olan sözü başka sözle değiştirdiler. Biz de, zalimlere, yoldan çıkmalarından dolayı gökten azab indirdik.
2:60
۞ وَإِذِ hani wa-idhi
hani
ٱسْتَسْقَىٰ su istemişti is'tasqā
su istemişti
مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa
لِقَوْمِهِۦ kavmi için liqawmihi
kavmi için
فَقُلْنَا demiştik faqul'nā
demiştik
ٱضْرِب vur iḍ'rib
vur
بِّعَصَاكَ asanla biʿaṣāka
asanla
ٱلْحَجَرَ ۖ taşa l-ḥajara
taşa
فَٱنفَجَرَتْ fışkırmıştı fa-infajarat
fışkırmıştı
مِنْهُ ondan min'hu
ondan
ٱثْنَتَا on iki ith'natā
on iki
عَشْرَةَ twelve ʿashrata
twelve
عَيْنًۭا ۖ göze (pınar) ʿaynan
göze (pınar)
قَدْ elbette qad
elbette
عَلِمَ bilmişti ʿalima
bilmişti
كُلُّ bütün kullu
bütün
أُنَاسٍۢ insanlar unāsin
insanlar
مَّشْرَبَهُمْ ۖ kendi içecekleri yeri mashrabahum
kendi içecekleri yeri
كُلُوا۟ yeyin kulū
yeyin
وَٱشْرَبُوا۟ ve için wa-ish'rabū
ve için
مِن rızkından min
rızkından
رِّزْقِ (the) provision (of) riz'qi
(the) provision (of)
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَلَا ve (başkalarına) saldırmayın walā
ve (başkalarına) saldırmayın
تَعْثَوْا۟ act wickedly taʿthaw
act wickedly
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
مُفْسِدِينَ bozgunculuk yaparak muf'sidīna
bozgunculuk yaparak
٦٠ (60)
(60)
Musa, milleti için su aramıştı; "Asanla taşa vur" dedik; ondan on iki pınar fışkırdı, herkes içeceği yeri bildi. Allah'ın rızkından yiyin, için, yalnız yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.
2:61
وَإِذْ hani wa-idh
hani
قُلْتُمْ siz demiştiniz ki qul'tum
siz demiştiniz ki
يَـٰمُوسَىٰ ey Musa yāmūsā
ey Musa
لَن asla lan
asla
نَّصْبِرَ biz dayanamayız naṣbira
biz dayanamayız
عَلَىٰ yemeğe ʿalā
yemeğe
طَعَامٍۢ food ṭaʿāmin
food
وَٰحِدٍۢ bir wāḥidin
bir
فَٱدْعُ du'a et fa-ud'ʿu
du'a et
لَنَا bizim için lanā
bizim için
رَبَّكَ Rabbine rabbaka
Rabbine
يُخْرِجْ çıkarsın yukh'rij
çıkarsın
لَنَا bize lanā
bize
مِمَّا şeylerden mimmā
şeylerden
تُنۢبِتُ bitirdiği tunbitu
bitirdiği
ٱلْأَرْضُ yerin l-arḍu
yerin
مِنۢ sebzesinden min
sebzesinden
بَقْلِهَا its herbs baqlihā
its herbs
وَقِثَّآئِهَا ve acurundan waqithāihā
ve acurundan
وَفُومِهَا ve sarımsağından wafūmihā
ve sarımsağından
وَعَدَسِهَا ve mercimeğinden waʿadasihā
ve mercimeğinden
وَبَصَلِهَا ۖ ve soğanından wabaṣalihā
ve soğanından
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
أَتَسْتَبْدِلُونَ değiştirmek mi istiyorsunuz? atastabdilūna
değiştirmek mi istiyorsunuz?
ٱلَّذِى olanı alladhī
olanı
هُوَ o huwa
o
أَدْنَىٰ daha aşağı adnā
daha aşağı
بِٱلَّذِى olanla bi-alladhī
olanla
هُوَ o huwa
o
خَيْرٌ ۚ iyi khayrun
iyi
ٱهْبِطُوا۟ inin ih'biṭū
inin
مِصْرًۭا bir şehre miṣ'ran
bir şehre
فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz
لَكُم sizin için vardır lakum
sizin için vardır
مَّا şeyler
şeyler
سَأَلْتُمْ ۗ istediğiniz sa-altum
istediğiniz
وَضُرِبَتْ ve vuruldu waḍuribat
ve vuruldu
عَلَيْهِمُ üzerlerine ʿalayhimu
üzerlerine
ٱلذِّلَّةُ alçaklık l-dhilatu
alçaklık
وَٱلْمَسْكَنَةُ ve yoksulluk (damgası) wal-maskanatu
ve yoksulluk (damgası)
وَبَآءُو ve uğradılar wabāū
ve uğradılar
بِغَضَبٍۢ bir gazaba bighaḍabin
bir gazaba
مِّنَ Allahtan mina
Allahtan
ٱللَّهِ ۗ Allah l-lahi
Allah
ذَٰلِكَ işte bu dhālika
işte bu
بِأَنَّهُمْ şüphesiz öyle bi-annahum
şüphesiz öyle
كَانُوا۟ oldu kānū
oldu
يَكْفُرُونَ (çünkü) inkar ediyorlar yakfurūna
(çünkü) inkar ediyorlar
بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini biāyāti
ayetlerini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَيَقْتُلُونَ ve öldürüyorlardı wayaqtulūna
ve öldürüyorlardı
ٱلنَّبِيِّـۧنَ peygamberleri l-nabiyīna
peygamberleri
بِغَيْرِ etmediği halde bighayri
etmediği halde
ٱلْحَقِّ ۗ hak l-ḥaqi
hak
ذَٰلِكَ işte bu dhālika
işte bu
بِمَا sebebiyledir bimā
sebebiyledir
عَصَوا۟ isyan etmeleri ʿaṣaw
isyan etmeleri
وَّكَانُوا۟ ve oldukları wakānū
ve oldukları
يَعْتَدُونَ sınırı aşmış yaʿtadūna
sınırı aşmış
٦١ (61)
(61)
"Ey Musa! Bir çeşit yemeğe dayanamayacağız, bizim için Rabbine yalvar, bize, yerin bitirdiği sebze, hıyar, sarımsak, mercimek ve soğan yetiştirsin" demiştiniz de, "Hayırlı olanı daha düşük şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? Bir şehre inin, şüphesiz orada istediğiniz vardır" demişti. Onlara yoksulluk ve düşkünlük damgası vuruldu, Allah'ın gazabına uğradılar. Bu, Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri ve haksız yere peygamberleri öldürmelerindendi; bu, karşı gelmeleri ve taşkınlık yapmalarındandı.
2:62
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ inananlar alladhīna
inananlar
ءَامَنُوا۟ believed āmanū
believed
وَٱلَّذِينَ ve yahudiler wa-alladhīna
ve yahudiler
هَادُوا۟ became Jews hādū
became Jews
وَٱلنَّصَـٰرَىٰ ve hıristiyanlar wal-naṣārā
ve hıristiyanlar
وَٱلصَّـٰبِـِٔينَ ve sabiiler wal-ṣābiīna
ve sabiiler
مَنْ kim man
kim
ءَامَنَ inanırsa āmana
inanırsa
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ ve gününe wal-yawmi
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ahiret l-ākhiri
ahiret
وَعَمِلَ ve yaparsa waʿamila
ve yaparsa
صَـٰلِحًۭا iyi işler ṣāliḥan
iyi işler
فَلَهُمْ onlar için vardır falahum
onlar için vardır
أَجْرُهُمْ mükafatları ajruhum
mükafatları
عِندَ katında ʿinda
katında
رَبِّهِمْ rablerinin rabbihim
rablerinin
وَلَا ve yoktur walā
ve yoktur
خَوْفٌ korku khawfun
korku
عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara
وَلَا ve yoktur walā
ve yoktur
هُمْ onlara hum
onlara
يَحْزَنُونَ hüzün yaḥzanūna
hüzün
٦٢ (62)
(62)
Şüphesiz, inananlar, Yahudi olanlar, Hıristiyanlar ve Sabiilerden Allah'a ve ahiret gününe inanıp yararlı iş yapanların ecirleri Rablerinin katındadır. Onlar için artık korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir.
2:63
وَإِذْ hani wa-idh
hani
أَخَذْنَا almıştık akhadhnā
almıştık
مِيثَـٰقَكُمْ sizin sözünüzü mīthāqakum
sizin sözünüzü
وَرَفَعْنَا ve kaldırmıştık warafaʿnā
ve kaldırmıştık
فَوْقَكُمُ üzerinize fawqakumu
üzerinize
ٱلطُّورَ dağı l-ṭūra
dağı
خُذُوا۟ tutun khudhū
tutun
مَآ şeyi
şeyi
ءَاتَيْنَـٰكُم size verdiğimiz ātaynākum
size verdiğimiz
بِقُوَّةٍۢ kuvvetle biquwwatin
kuvvetle
وَٱذْكُرُوا۟ ve hatırlayın wa-udh'kurū
ve hatırlayın
مَا şeyi
şeyi
فِيهِ içinde olan fīhi
içinde olan
لَعَلَّكُمْ belki de siz laʿallakum
belki de siz
تَتَّقُونَ korunursunuz tattaqūna
korunursunuz
٦٣ (63)
(63)
Sizden kesin söz almıştık. Tur dağını yükselterek tepenize dikmiştik. "Allah'a karşı gelmekten sakınanlardan olabilmeniz için, size verdiğimiz Kitab'a kuvvetle sarılın, onda bulunanları hatırda tutun" demiştik.
2:64
ثُمَّ sonra thumma
sonra
تَوَلَّيْتُم dönmüştünüz tawallaytum
dönmüştünüz
مِّنۢ ardından min
ardından
بَعْدِ after baʿdi
after
ذَٰلِكَ ۖ bunun dhālika
bunun
فَلَوْلَا eğer olmasaydı falawlā
eğer olmasaydı
فَضْلُ iyiliği faḍlu
iyiliği
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
وَرَحْمَتُهُۥ ve merhameti waraḥmatuhu
ve merhameti
لَكُنتُم elbette olurdunuz lakuntum
elbette olurdunuz
مِّنَ ziyana uğrayanlardan mina
ziyana uğrayanlardan
ٱلْخَـٰسِرِينَ the losers l-khāsirīna
the losers
٦٤ (64)
(64)
Bundan sonra yine yüz çevirdiniz; eğer Allah'ın size bol nimeti ve merhameti olmasaydı, muhakkak zarara uğrayanlardan olurdunuz.
2:65
وَلَقَدْ ve elbette walaqad
ve elbette
عَلِمْتُمُ bilmişsinizdir ʿalim'tumu
bilmişsinizdir
ٱلَّذِينَ haddi aşanları alladhīna
haddi aşanları
ٱعْتَدَوْا۟ transgressed iʿ'tadaw
transgressed
مِنكُمْ içinizden minkum
içinizden
فِى cumartesi gününde
cumartesi gününde
ٱلسَّبْتِ the (matter of) Sabbath l-sabti
the (matter of) Sabbath
فَقُلْنَا işte dedik ki faqul'nā
işte dedik ki
لَهُمْ onlara lahum
onlara
كُونُوا۟ olun kūnū
olun
قِرَدَةً maymunlar qiradatan
maymunlar
خَـٰسِـِٔينَ aşağılık khāsiīna
aşağılık
٦٥ (65)
(65)
İçinizden cumartesi günü azgınlık edenleri elbette biliyorsunuz. Onlara "Aşağılık birer maymun olunuz" dedik; bunu, çağdaşlarına ve sonradan geleceklere bir ceza örneği ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlara öğüt olsun diye yaptık.
2:66
فَجَعَلْنَـٰهَا ve bunu yaptık fajaʿalnāhā
ve bunu yaptık
نَكَـٰلًۭا ibretlik bir ceza nakālan
ibretlik bir ceza
لِّمَا şey için limā
şey için
بَيْنَ arasındaki (önündeki) bayna
arasındaki (önündeki)
يَدَيْهَا onların iki eli yadayhā
onların iki eli
وَمَا ve şey (için) wamā
ve şey (için)
خَلْفَهَا ardından gelen khalfahā
ardından gelen
وَمَوْعِظَةًۭ ve bir öğüt wamawʿiẓatan
ve bir öğüt
لِّلْمُتَّقِينَ müttakiler için lil'muttaqīna
müttakiler için
٦٦ (66)
(66)
İçinizden cumartesi günü azgınlık edenleri elbette biliyorsunuz. Onlara "Aşağılık birer maymun olunuz" dedik; bunu, çağdaşlarına ve sonradan geleceklere bir ceza örneği ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlara öğüt olsun diye yaptık.
2:67
وَإِذْ hani wa-idh
hani
قَالَ demişti qāla
demişti
مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa
لِقَوْمِهِۦٓ kavmine liqawmihi
kavmine
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يَأْمُرُكُمْ size emrediyor yamurukum
size emrediyor
أَن kesmenizi an
kesmenizi
تَذْبَحُوا۟ you slaughter tadhbaḥū
you slaughter
بَقَرَةًۭ ۖ bir inek baqaratan
bir inek
قَالُوٓا۟ dediler qālū
dediler
أَتَتَّخِذُنَا bizimle ediyor musun? atattakhidhunā
bizimle ediyor musun?
هُزُوًۭا ۖ alay huzuwan
alay
قَالَ dedi qāla
dedi
أَعُوذُ sığınırım aʿūdhu
sığınırım
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
أَنْ olmaktan an
olmaktan
أَكُونَ I be akūna
I be
مِنَ cahillerden mina
cahillerden
ٱلْجَـٰهِلِينَ the ignorant l-jāhilīna
the ignorant
٦٧ (67)
(67)
Musa milletine: "Allah muhakkak bir sığır boğazlamanızı buyuruyor" demişti; "Bizi alaya mı alıyorsun?" dediklerinde de: "Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım" dedi.
2:68
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
ٱدْعُ du'a et ud'ʿu
du'a et
لَنَا bizim için lanā
bizim için
رَبَّكَ Rabbine rabbaka
Rabbine
يُبَيِّن açıklasın yubayyin
açıklasın
لَّنَا bize lanā
bize
مَا ne olduğunu
ne olduğunu
هِىَ ۚ onun hiya
onun
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O
يَقُولُ diyor ki yaqūlu
diyor ki
إِنَّهَا gerçekten o innahā
gerçekten o
بَقَرَةٌۭ bir inektir baqaratun
bir inektir
لَّا olmayan
olmayan
فَارِضٌۭ yaşlı fāriḍun
yaşlı
وَلَا ve olmayan walā
ve olmayan
بِكْرٌ körpe bik'run
körpe
عَوَانٌۢ orta yaşlı ʿawānun
orta yaşlı
بَيْنَ arasında bayna
arasında
ذَٰلِكَ ۖ bunun dhālika
bunun
فَٱفْعَلُوا۟ haydi yapın fa-if'ʿalū
haydi yapın
مَا şeyi
şeyi
تُؤْمَرُونَ size emredilen tu'marūna
size emredilen
٦٨ (68)
(68)
"Rabbine bizim adımıza yalvar da onun mahiyetini bize bildirsin" dediler, "O, onun ne pek kart, ne pek körpe, ikisi ortası bir sığır olduğunu söylüyor, size emrolunanı yapın" dedi.
2:69
قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki
ٱدْعُ du'a et ud'ʿu
du'a et
لَنَا bizim için lanā
bizim için
رَبَّكَ Rabbine rabbaka
Rabbine
يُبَيِّن açıklasın yubayyin
açıklasın
لَّنَا bize lanā
bize
مَا nedir
nedir
لَوْنُهَا ۚ onun rengi lawnuhā
onun rengi
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O
يَقُولُ diyor yaqūlu
diyor
إِنَّهَا gerçekten o innahā
gerçekten o
بَقَرَةٌۭ bir inektir baqaratun
bir inektir
صَفْرَآءُ sarı renginde ṣafrāu
sarı renginde
فَاقِعٌۭ parlak fāqiʿun
parlak
لَّوْنُهَا onun rengi lawnuhā
onun rengi
تَسُرُّ sevinç verir tasurru
sevinç verir
ٱلنَّـٰظِرِينَ bakanlara l-nāẓirīna
bakanlara
٦٩ (69)
(69)
"Rabbine bizim adımıza yalvar da ne renk olduğunu bize bildirsin" dediler. "O, onun, bakanların içini açan parlak sarı renkli bir sığır olduğunu söylüyor" dedi.
2:70
قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki
ٱدْعُ du'a et ud'ʿu
du'a et
لَنَا bizim için lanā
bizim için
رَبَّكَ Rabbine rabbaka
Rabbine
يُبَيِّن açıklasın yubayyin
açıklasın
لَّنَا bize lanā
bize
مَا nasıl bir şey olduğunu
nasıl bir şey olduğunu
هِىَ onun hiya
onun
إِنَّ zira inna
zira
ٱلْبَقَرَ o inek l-baqara
o inek
تَشَـٰبَهَ benzer geldi tashābaha
benzer geldi
عَلَيْنَا bize ʿalaynā
bize
وَإِنَّآ ama mutlaka biz wa-innā
ama mutlaka biz
إِن eğer in
eğer
شَآءَ dilerse shāa
dilerse
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لَمُهْتَدُونَ hidayeti buluruz lamuh'tadūna
hidayeti buluruz
٧٠ (70)
(70)
"Rabbine bizim adımıza yalvar da, mahiyetini bize bildirsin, çünkü sığırlar, bizce, birbirine benzemektedir. Allah dilerse biz şüphesiz doğruyu bulmuş oluruz" dediler.
2:71
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O
يَقُولُ şöyle diyor yaqūlu
şöyle diyor
إِنَّهَا gerçekten o innahā
gerçekten o
بَقَرَةٌۭ bir inektir baqaratun
bir inektir
لَّا olmayan
olmayan
ذَلُولٌۭ boyundurluk altında dhalūlun
boyundurluk altında
تُثِيرُ sürmek için tuthīru
sürmek için
ٱلْأَرْضَ yeri l-arḍa
yeri
وَلَا ve sulamaz walā
ve sulamaz
تَسْقِى water tasqī
water
ٱلْحَرْثَ ekin l-ḥartha
ekin
مُسَلَّمَةٌۭ kusursuz musallamatun
kusursuz
لَّا yoktur
yoktur
شِيَةَ hiçbir alacası shiyata
hiçbir alacası
فِيهَا ۚ onda fīhā
onda
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
ٱلْـَٔـٰنَ işte şimdi l-āna
işte şimdi
جِئْتَ getirdin ji'ta
getirdin
بِٱلْحَقِّ ۚ doğruyu bil-ḥaqi
doğruyu
فَذَبَحُوهَا ve boğazladılar onu fadhabaḥūhā
ve boğazladılar onu
وَمَا az daha wamā
az daha
كَادُوا۟ they were near kādū
they were near
يَفْعَلُونَ yapmayacaklardı yafʿalūna
yapmayacaklardı
٧١ (71)
(71)
"Yeri sürüp, ekini sulayarak boyunduruk altında ezilmemiş, kusursuz, alacasız bir sığır olduğunu söylüyor" dedi. "Şimdi gerçeği bildirdin" deyip sığırı boğazladılar; az kalsın bunu yapmayacaklardı.
2:72
وَإِذْ hani wa-idh
hani
قَتَلْتُمْ siz öldürmüştünüz qataltum
siz öldürmüştünüz
نَفْسًۭا bir adam nafsan
bir adam
فَٱدَّٰرَْٰٔتُمْ birbirinizle atışmıştınız fa-iddāratum
birbirinizle atışmıştınız
فِيهَا ۖ onun hakkında fīhā
onun hakkında
وَٱللَّهُ oysa Allah wal-lahu
oysa Allah
مُخْرِجٌۭ ortaya çıkarıcıdır mukh'rijun
ortaya çıkarıcıdır
مَّا şeyi
şeyi
كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz
تَكْتُمُونَ gizlemiş taktumūna
gizlemiş
٧٢ (72)
(72)
Siz bir kimseyi öldürmüş ve bunu birbirinize atmıştınız; oysa Allah gizlemekte olduğunuzu ortaya çıkaracaktı.
2:73
فَقُلْنَا dedik ki faqul'nā
dedik ki
ٱضْرِبُوهُ vurun ona (öldürülene) iḍ'ribūhu
vurun ona (öldürülene)
بِبَعْضِهَا ۚ (ineğin) bir parçasıyla bibaʿḍihā
(ineğin) bir parçasıyla
كَذَٰلِكَ işte böylece kadhālika
işte böylece
يُحْىِ diriltir yuḥ'yī
diriltir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلْمَوْتَىٰ ölüleri l-mawtā
ölüleri
وَيُرِيكُمْ ve size gösterir wayurīkum
ve size gösterir
ءَايَـٰتِهِۦ ayetlerini āyātihi
ayetlerini
لَعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki
تَعْقِلُونَ düşünürsünüz taʿqilūna
düşünürsünüz
٧٣ (73)
(73)
"Sığırın bir parçasıyla ona vurun" dedik. İşte böylece Allah ölüleri diriltir ve aklınızı kullanasınız diye size ayetlerini gösterir.
2:74
ثُمَّ sonra yine thumma
sonra yine
قَسَتْ katılaştı qasat
katılaştı
قُلُوبُكُم kalbleriniz qulūbukum
kalbleriniz
مِّنۢ ardından min
ardından
بَعْدِ after baʿdi
after
ذَٰلِكَ bunun dhālika
bunun
فَهِىَ şimdi onlar fahiya
şimdi onlar
كَٱلْحِجَارَةِ taş gibi kal-ḥijārati
taş gibi
أَوْ hatta aw
hatta
أَشَدُّ daha da ashaddu
daha da
قَسْوَةًۭ ۚ katıdır qaswatan
katıdır
وَإِنَّ çünkü wa-inna
çünkü
مِنَ öyle taş mina
öyle taş
ٱلْحِجَارَةِ the stones l-ḥijārati
the stones
لَمَا var ki lamā
var ki
يَتَفَجَّرُ fışkırır yatafajjaru
fışkırır
مِنْهُ içinden min'hu
içinden
ٱلْأَنْهَـٰرُ ۚ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar
وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz
مِنْهَا öylesi de min'hā
öylesi de
لَمَا var ki lamā
var ki
يَشَّقَّقُ çatlayıverir de yashaqqaqu
çatlayıverir de
فَيَخْرُجُ çıkar fayakhruju
çıkar
مِنْهُ ondan min'hu
ondan
ٱلْمَآءُ ۚ su l-māu
su
وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz
مِنْهَا ondan min'hā
ondan
لَمَا öylesi de var ki lamā
öylesi de var ki
يَهْبِطُ aşağı yuvarlanır yahbiṭu
aşağı yuvarlanır
مِنْ korkusundan min
korkusundan
خَشْيَةِ fear khashyati
fear
ٱللَّهِ ۗ Allah l-lahi
Allah
وَمَا ve değildir wamā
ve değildir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِغَـٰفِلٍ gafil bighāfilin
gafil
عَمَّا yaptıklarınızdan ʿammā
yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ you do taʿmalūna
you do
٧٤ (74)
(74)
Sonra kalbleriniz yine katılaştı, taş gibi, hatta daha da katı oldu. Nitekim taşlar arasında kendisinden ırmaklar fışkıran vardır; yarılıp su çıkan vardır; Allah korkusundan yuvarlananlar vardır. Allah yaptıklarınızı bilmez değildir.
2:75
۞ أَفَتَطْمَعُونَ umuyor musunuz? afataṭmaʿūna
umuyor musunuz?
أَن ki an
ki
يُؤْمِنُوا۟ inanacaklar yu'minū
inanacaklar
لَكُمْ size lakum
size
وَقَدْ oysa waqad
oysa
كَانَ vardı ki kāna
vardı ki
فَرِيقٌۭ bir grup farīqun
bir grup
مِّنْهُمْ bunlardan min'hum
bunlardan
يَسْمَعُونَ işitirlerdi de yasmaʿūna
işitirlerdi de
كَلَـٰمَ sözünü kalāma
sözünü
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يُحَرِّفُونَهُۥ onu değiştirirlerdi yuḥarrifūnahu
onu değiştirirlerdi
مِنۢ ardından min
ardından
بَعْدِ after baʿdi
after
مَا düşünüp akıl erdirdikten
düşünüp akıl erdirdikten
عَقَلُوهُ they understood it ʿaqalūhu
they understood it
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
يَعْلَمُونَ bildikleri halde yaʿlamūna
bildikleri halde
٧٥ (75)
(75)
Size inanacaklarını umuyor musunuz? Oysa onlardan bir takımı Allah'ın sözünü işitiyor, ona akılları yattıktan sonra, bile bile onu tahrif ediyorlardı.
2:76
وَإِذَا zaman wa-idhā
zaman
لَقُوا۟ rastladıkları laqū
rastladıkları
ٱلَّذِينَ kimselerle alladhīna
kimselerle
ءَامَنُوا۟ inanan āmanū
inanan
قَالُوٓا۟ derler qālū
derler
ءَامَنَّا inandık āmannā
inandık
وَإِذَا zaman wa-idhā
zaman
خَلَا yalnız kaldıkları khalā
yalnız kaldıkları
بَعْضُهُمْ onların bazısı baʿḍuhum
onların bazısı
إِلَىٰ bazısına ilā
bazısına
بَعْضٍۢ some (others) baʿḍin
some (others)
قَالُوٓا۟ derler qālū
derler
أَتُحَدِّثُونَهُم onlara haber mi veriyorsunuz atuḥaddithūnahum
onlara haber mi veriyorsunuz
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
فَتَحَ açtığı fataḥa
açtığı
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
لِيُحَآجُّوكُم sizin aleyhinizde delil olarak kullansınlar liyuḥājjūkum
sizin aleyhinizde delil olarak kullansınlar
بِهِۦ onu bihi
onu
عِندَ katında ʿinda
katında
رَبِّكُمْ ۚ Rabbiniz rabbikum
Rabbiniz
أَفَلَا Aklınızı kullanmıyor musunuz? afalā
Aklınızı kullanmıyor musunuz?
تَعْقِلُونَ understand taʿqilūna
understand
٧٦ (76)
(76)
İnananlarla karşılaştıkları zaman, "İnandık" derlerdi; birbirleriyle yalnız kaldıklarında, "Rabbinizin katında size karşı hüccet göstersinler diye mi Allah'ın size açıkladığını onlara anlatıyorsunuz? Bunu akletmiyor musunuz?" derlerdi.
2:77
أَوَلَا bilmiyorlar mı ki? awalā
bilmiyorlar mı ki?
يَعْلَمُونَ they know yaʿlamūna
they know
أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir
مَا şeyleri
şeyleri
يُسِرُّونَ onların gizledikleri yusirrūna
onların gizledikleri
وَمَا ve şeyleri wamā
ve şeyleri
يُعْلِنُونَ açığa vurdukları yuʿ'linūna
açığa vurdukları
٧٧ (77)
(77)
Gizlediklerini de, açıkladıklarını da Allah'ın bildiğini bilmiyorlar mı?
2:78
وَمِنْهُمْ onların içinde vardır wamin'hum
onların içinde vardır
أُمِّيُّونَ ümmiler ummiyyūna
ümmiler
لَا bilmezler
bilmezler
يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı
إِلَّآ dışında illā
dışında
أَمَانِىَّ kuruntuları amāniyya
kuruntuları
وَإِنْ onlar wa-in
onlar
هُمْ they hum
they
إِلَّا sadece illā
sadece
يَظُنُّونَ zannediyorlar yaẓunnūna
zannediyorlar
٧٨ (78)
(78)
Onların bir kısmının okuyup yazması yoktu. Kitab'ı bilmezlerdi; bildikleri sadece bir takım yalan ve kuruntulardı. Onlar ancak vehim içindedirler.
2:79
فَوَيْلٌۭ vay haline fawaylun
vay haline
لِّلَّذِينَ o kimselerin ki lilladhīna
o kimselerin ki
يَكْتُبُونَ yazıyorlar yaktubūna
yazıyorlar
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı
بِأَيْدِيهِمْ elleriyle bi-aydīhim
elleriyle
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يَقُولُونَ diyorlar yaqūlūna
diyorlar
هَـٰذَا bu hādhā
bu
مِنْ katındandır min
katındandır
عِندِ from ʿindi
from
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
لِيَشْتَرُوا۟ satmak için liyashtarū
satmak için
بِهِۦ onu bihi
onu
ثَمَنًۭا paraya thamanan
paraya
قَلِيلًۭا ۖ azıcık qalīlan
azıcık
فَوَيْلٌۭ vay haline fawaylun
vay haline
لَّهُم onların lahum
onların
مِّمَّا ötürü mimmā
ötürü
كَتَبَتْ yazdığından katabat
yazdığından
أَيْدِيهِمْ ellerinin aydīhim
ellerinin
وَوَيْلٌۭ vay haline wawaylun
vay haline
لَّهُم onların lahum
onların
مِّمَّا ötürü mimmā
ötürü
يَكْسِبُونَ kazandıklarından yaksibūna
kazandıklarından
٧٩ (79)
(79)
Vay, Kitabı elleriyle yazıp, sonra da onu az bir değere satmak için, "Bu Allah katındandır" diyenlere! Vay ellerinin yazdıklarına! Vay kazandıklarına!
2:80
وَقَالُوا۟ Bir de dediler ki waqālū
Bir de dediler ki
لَن asla lan
asla
تَمَسَّنَا bize dokunmayacaktır tamassanā
bize dokunmayacaktır
ٱلنَّارُ ateş l-nāru
ateş
إِلَّآ dışında illā
dışında
أَيَّامًۭا gün ayyāman
gün
مَّعْدُودَةًۭ ۚ sayılı birkaç maʿdūdatan
sayılı birkaç
قُلْ De ki qul
De ki
أَتَّخَذْتُمْ aldınız mı? attakhadhtum
aldınız mı?
عِندَ katında ʿinda
katında
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
عَهْدًۭا bir söz (bu hususta) ʿahdan
bir söz (bu hususta)
فَلَن öyleyse falan
öyleyse
يُخْلِفَ dönmez yukh'lifa
dönmez
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَهْدَهُۥٓ ۖ sözünden ʿahdahu
sözünden
أَمْ yoksa am
yoksa
تَقُولُونَ söylüyorsunuz taqūlūna
söylüyorsunuz
عَلَى hakkında ʿalā
hakkında
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
مَا bir şey
bir şey
لَا bilmediğiniz
bilmediğiniz
تَعْلَمُونَ you know taʿlamūna
you know
٨٠ (80)
(80)
"Ateş bize sadece sayılı birkaç gün değecektir", derler; sor, "Allah katından siz söz mü aldınız?", eğer öyle ise Allah sözünden caymayacaktır. "Yoksa Allah'a karşı bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz?"
2:81
بَلَىٰ evet balā
evet
مَن kim man
kim
كَسَبَ kazanır kasaba
kazanır
سَيِّئَةًۭ bir günah sayyi-atan
bir günah
وَأَحَـٰطَتْ ve kuşatmış olursa wa-aḥāṭat
ve kuşatmış olursa
بِهِۦ kendisini bihi
kendisini
خَطِيٓـَٔتُهُۥ suçu khaṭīatuhu
suçu
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar fa-ulāika
işte onlar
أَصْحَـٰبُ halkıdır aṣḥābu
halkıdır
ٱلنَّارِ ۖ ateş l-nāri
ateş
هُمْ onlar hum
onlar
فِيهَا orada fīhā
orada
خَـٰلِدُونَ sürekli kalacaklardır khālidūna
sürekli kalacaklardır
٨١ (81)
(81)
Hayır öyle değil; kötülük işleyip suçu kendisini kuşatmış olan kimseler; cehennemlikler işte onlardır. Onlar orada temellidirler.
2:82
وَٱلَّذِينَ kimseler wa-alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan āmanū
inanan
وَعَمِلُوا۟ ve yapanlar waʿamilū
ve yapanlar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ yararlı işler l-ṣāliḥāti
yararlı işler
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar da ulāika
işte onlar da
أَصْحَـٰبُ halkıdır aṣḥābu
halkıdır
ٱلْجَنَّةِ ۖ cennet l-janati
cennet
هُمْ onlar hum
onlar
فِيهَا orada fīhā
orada
خَـٰلِدُونَ sürekli kalacaklardır khālidūna
sürekli kalacaklardır
٨٢ (82)
(82)
İnanıp yararlı işler yapan kimseler cennetlik olanlardır, onlar da orada temellidirler.
2:83
وَإِذْ ve hani wa-idh
ve hani
أَخَذْنَا biz almıştık akhadhnā
biz almıştık
مِيثَـٰقَ bir söz mīthāqa
bir söz
بَنِىٓ oğullarından banī
oğullarından
إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail
لَا kulluk etmeyeceksiniz
kulluk etmeyeceksiniz
تَعْبُدُونَ you will worship taʿbudūna
you will worship
إِلَّا başkasına illā
başkasına
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
وَبِٱلْوَٰلِدَيْنِ ve anaya-babaya wabil-wālidayni
ve anaya-babaya
إِحْسَانًۭا iyilik edeceksiniz iḥ'sānan
iyilik edeceksiniz
وَذِى ve wadhī
ve
ٱلْقُرْبَىٰ yakınlara l-qur'bā
yakınlara
وَٱلْيَتَـٰمَىٰ ve yetimlere wal-yatāmā
ve yetimlere
وَٱلْمَسَـٰكِينِ ve yoksullara wal-masākīni
ve yoksullara
وَقُولُوا۟ ve söyleyin waqūlū
ve söyleyin
لِلنَّاسِ insanlara lilnnāsi
insanlara
حُسْنًۭا güzel söz ḥus'nan
güzel söz
وَأَقِيمُوا۟ ve kılın wa-aqīmū
ve kılın
ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı
وَءَاتُوا۟ ve verin waātū
ve verin
ٱلزَّكَوٰةَ zekatı l-zakata
zekatı
ثُمَّ sonra thumma
sonra
تَوَلَّيْتُمْ döndünüz tawallaytum
döndünüz
إِلَّا hariç illā
hariç
قَلِيلًۭا pek azınız qalīlan
pek azınız
مِّنكُمْ sizden olan minkum
sizden olan
وَأَنتُم ve siz wa-antum
ve siz
مُّعْرِضُونَ yüz çeviriyorsunuz muʿ'riḍūna
yüz çeviriyorsunuz
٨٣ (83)
(83)
İsrailoğullarından, "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, anne babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere iyilik edin, insanlarla güzel güzel konuşun, namazı kılın, zekatı verin" diye söz almıştık. Sonra siz pek azınız müstesna, döndünüz; hala da yüz çevirip duruyorsunuz.
2:84
وَإِذْ hani wa-idh
hani
أَخَذْنَا almıştık akhadhnā
almıştık
مِيثَـٰقَكُمْ sizden kesin söz mīthāqakum
sizden kesin söz
لَا dökmeyeceksiniz
dökmeyeceksiniz
تَسْفِكُونَ will you shed tasfikūna
will you shed
دِمَآءَكُمْ birbirinizin kanını dimāakum
birbirinizin kanını
وَلَا çıkarmayacaksınız walā
çıkarmayacaksınız
تُخْرِجُونَ (will) evict tukh'rijūna
(will) evict
أَنفُسَكُم birbirinizi anfusakum
birbirinizi
مِّن yurtlarınızdan min
yurtlarınızdan
دِيَـٰرِكُمْ your homes diyārikum
your homes
ثُمَّ sonra thumma
sonra
أَقْرَرْتُمْ kabul etmiştiniz aqrartum
kabul etmiştiniz
وَأَنتُمْ ve siz wa-antum
ve siz
تَشْهَدُونَ şahidsiniz tashhadūna
şahidsiniz
٨٤ (84)
(84)
Kanınızı dökmeyin, birbirinizi yurdunuzdan sürmeyin diye sizden söz almıştık, sonra bunu böylece kabul etmiştiniz, buna siz şahidsiniz.
2:85
ثُمَّ Ama thumma
Ama
أَنتُمْ siz antum
siz
هَـٰٓؤُلَآءِ öldürüyorsunuz hāulāi
öldürüyorsunuz
تَقْتُلُونَ (who) kill taqtulūna
(who) kill
أَنفُسَكُمْ birbirinizi anfusakum
birbirinizi
وَتُخْرِجُونَ ve çıkarıyorsunuz watukh'rijūna
ve çıkarıyorsunuz
فَرِيقًۭا bir grubu farīqan
bir grubu
مِّنكُم sizden minkum
sizden
مِّن yurtlarından min
yurtlarından
دِيَـٰرِهِمْ their homes diyārihim
their homes
تَظَـٰهَرُونَ birleşiyorsunuz taẓāharūna
birleşiyorsunuz
عَلَيْهِم onlara karşı ʿalayhim
onlara karşı
بِٱلْإِثْمِ günah bil-ith'mi
günah
وَٱلْعُدْوَٰنِ ve düşmanlıkla wal-ʿud'wāni
ve düşmanlıkla
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
يَأْتُوكُمْ size geldiklerinde yatūkum
size geldiklerinde
أُسَـٰرَىٰ esir olarak usārā
esir olarak
تُفَـٰدُوهُمْ fidyelerini veriyorsunuz tufādūhum
fidyelerini veriyorsunuz
وَهُوَ ve o wahuwa
ve o
مُحَرَّمٌ yasaklanmış iken muḥarramun
yasaklanmış iken
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
إِخْرَاجُهُمْ ۚ onları çıkarmak ikh'rājuhum
onları çıkarmak
أَفَتُؤْمِنُونَ yoksa siz inanıyorsunuz da afatu'minūna
yoksa siz inanıyorsunuz da
بِبَعْضِ bir kısmına bibaʿḍi
bir kısmına
ٱلْكِتَـٰبِ Kitabın l-kitābi
Kitabın
وَتَكْفُرُونَ inkar mı ediyorsunuz watakfurūna
inkar mı ediyorsunuz
بِبَعْضٍۢ ۚ bir kısmını bibaʿḍin
bir kısmını
فَمَا nedir? famā
nedir?
جَزَآءُ cezası jazāu
cezası
مَن kimsenin man
kimsenin
يَفْعَلُ yapan yafʿalu
yapan
ذَٰلِكَ bunu dhālika
bunu
مِنكُمْ sizden minkum
sizden
إِلَّا başka illā
başka
خِزْىٌۭ rezil olmaktan khiz'yun
rezil olmaktan
فِى hayatında
hayatında
ٱلْحَيَوٰةِ the life l-ḥayati
the life
ٱلدُّنْيَا ۖ dünya l-dun'yā
dünya
وَيَوْمَ ve gününde wayawma
ve gününde
ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
يُرَدُّونَ onlar itilirler yuraddūna
onlar itilirler
إِلَىٰٓ en şiddetlisine ilā
en şiddetlisine
أَشَدِّ (the) most severe ashaddi
(the) most severe
ٱلْعَذَابِ ۗ azabın l-ʿadhābi
azabın
وَمَا değildir wamā
değildir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِغَـٰفِلٍ gafil bighāfilin
gafil
عَمَّا yaptıklarınızdan ʿammā
yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ you do taʿmalūna
you do
٨٥ (85)
(85)
Sonra siz, birbirinizi öldüren, aranızdan bir takımı memleketlerinden süren, onlara karşı günah ve düşmanlıkta birleşen, onları çıkarmak haramken size esir olarak geldiklerinde fidyelerini vermeye kalkan kimselersiniz. Kitabın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Aranızda böyle yapanın cezası ancak dünya hayatında rezil olmaktır. Ahiret gününde de azabın en şiddetlisine onlar uğratılırlar. Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.
2:86
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar
ٱلَّذِينَ kimselerdir alladhīna
kimselerdir
ٱشْتَرَوُا۟ satın alan ish'tarawū
satın alan
ٱلْحَيَوٰةَ hayatını l-ḥayata
hayatını
ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya
بِٱلْـَٔاخِرَةِ ۖ ahireti verip bil-ākhirati
ahireti verip
فَلَا hiç hafifletilmez falā
hiç hafifletilmez
يُخَفَّفُ will be lightened yukhaffafu
will be lightened
عَنْهُمُ onlardan ʿanhumu
onlardan
ٱلْعَذَابُ azab l-ʿadhābu
azab
وَلَا ve hiç walā
ve hiç
هُمْ onlara hum
onlara
يُنصَرُونَ yardım edilmez yunṣarūna
yardım edilmez
٨٦ (86)
(86)
Onlar ahiret karşılığında dünya hayatını satın alan kimselerdir, bu yüzden azabları hafifletilmez, onlar yardım da görmezler.
2:87
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
ءَاتَيْنَا verdik ātaynā
verdik
مُوسَى Musa'ya mūsā
Musa'ya
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı
وَقَفَّيْنَا birbiri ardınca gönderdik waqaffaynā
birbiri ardınca gönderdik
مِنۢ arkasından min
arkasından
بَعْدِهِۦ after him baʿdihi
after him
بِٱلرُّسُلِ ۖ peygamberler bil-rusuli
peygamberler
وَءَاتَيْنَا ve verdik waātaynā
ve verdik
عِيسَى Îsa'ya ʿīsā
Îsa'ya
ٱبْنَ oğlu ib'na
oğlu
مَرْيَمَ Meryem maryama
Meryem
ٱلْبَيِّنَـٰتِ açık deliller l-bayināti
açık deliller
وَأَيَّدْنَـٰهُ ve onu destekledik wa-ayyadnāhu
ve onu destekledik
بِرُوحِ Ruh ile (Ruh'ül-Kudüs) birūḥi
Ruh ile (Ruh'ül-Kudüs)
ٱلْقُدُسِ ۗ Kudüs (Ruh'ül-Kudüs) l-qudusi
Kudüs (Ruh'ül-Kudüs)
أَفَكُلَّمَا öyle mi? afakullamā
öyle mi?
جَآءَكُمْ size gelse jāakum
size gelse
رَسُولٌۢ bir peygamber rasūlun
bir peygamber
بِمَا şey ile bimā
şey ile
لَا istemediği
istemediği
تَهْوَىٰٓ desire tahwā
desire
أَنفُسُكُمُ canınızın; anfusukumu
canınızın;
ٱسْتَكْبَرْتُمْ büyüklük taslayarak is'takbartum
büyüklük taslayarak
فَفَرِيقًۭا kimini fafarīqan
kimini
كَذَّبْتُمْ yalanlayacak kadhabtum
yalanlayacak
وَفَرِيقًۭا kimini de wafarīqan
kimini de
تَقْتُلُونَ öldüreceksiniz taqtulūna
öldüreceksiniz
٨٧ (87)
(87)
And olsun ki, Musa'ya kitap verdik, ondan sonra ardarda peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa'ya belgeler verdik, onu Ruhul Kudüs ile destekledik. Size bir peygamber nefsinizin hoşlanmadığı bir şey getirdikçe, büyüklük taslayarak, bir kısmını yalancı sayıp, bir kısmını öldürür müsünüz?
2:88
وَقَالُوا۟ ve dediler waqālū
ve dediler
قُلُوبُنَا kalblerimiz qulūbunā
kalblerimiz
غُلْفٌۢ ۚ perdelidir ghul'fun
perdelidir
بَل bilakis bal
bilakis
لَّعَنَهُمُ onları la'netlemiştir laʿanahumu
onları la'netlemiştir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِكُفْرِهِمْ inkarlarından dolayı bikuf'rihim
inkarlarından dolayı
فَقَلِيلًۭا artık çok az faqalīlan
artık çok az
مَّا inanırlar
inanırlar
يُؤْمِنُونَ they believe yu'minūna
they believe
٨٨ (88)
(88)
"Kalplerimiz perdelidir" dediler, hayır, Allah inkarlarından dolayı onları lanetlemiştir. Onların pek azı inanırlar.
2:89
وَلَمَّا Ne zaman ki walammā
Ne zaman ki
جَآءَهُمْ onlara geldi jāahum
onlara geldi
كِتَـٰبٌۭ bir Kitap (Kur'an) kitābun
bir Kitap (Kur'an)
مِّنْ katından min
katından
عِندِ from ʿindi
from
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
مُصَدِّقٌۭ doğrulayıcı muṣaddiqun
doğrulayıcı
لِّمَا şeyi limā
şeyi
مَعَهُمْ yanlarında bulunan (Tevrat)ı maʿahum
yanlarında bulunan (Tevrat)ı
وَكَانُوا۟ ve idiler wakānū
ve idiler
مِن daha önce min
daha önce
قَبْلُ before qablu
before
يَسْتَفْتِحُونَ yardım istedikleri yastaftiḥūna
yardım istedikleri
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere
كَفَرُوا۟ inkar eden kafarū
inkar eden
فَلَمَّا ne zaman falammā
ne zaman
جَآءَهُم kendilerine gelince jāahum
kendilerine gelince
مَّا şey
şey
عَرَفُوا۟ o bildikleri (Kur'an) ʿarafū
o bildikleri (Kur'an)
كَفَرُوا۟ inkar ettiler kafarū
inkar ettiler
بِهِۦ ۚ onu bihi
onu
فَلَعْنَةُ artık la'neti falaʿnatu
artık la'neti
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
عَلَى üzerine olsun! ʿalā
üzerine olsun!
ٱلْكَـٰفِرِينَ inkarcıların l-kāfirīna
inkarcıların
٨٩ (89)
(89)
Vaktaki Allah katından onlara, kendilerinde olanı tasdik eden Kitap geldi ki onlar bundan önceleri, inkar edenlere karşı kendilerine yardım gelmesini beklerlerdi, bildikleri gelince onu inkar ettiler. Allah'ın laneti, inkar edenlerin üzerine olsun.
2:90
بِئْسَمَا ne kötüdür bi'samā
ne kötüdür
ٱشْتَرَوْا۟ sattıkları şey ish'taraw
sattıkları şey
بِهِۦٓ onunla bihi
onunla
أَنفُسَهُمْ kendilerini anfusahum
kendilerini
أَن için an
için
يَكْفُرُوا۟ inkar etmek yakfurū
inkar etmek
بِمَآ şeyi bimā
şeyi
أَنزَلَ indirdiği anzala
indirdiği
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
بَغْيًا çekemeyerek baghyan
çekemeyerek
أَن (vahiy) indirmesini an
(vahiy) indirmesini
يُنَزِّلَ sends down yunazzila
sends down
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
مِن lutfundan min
lutfundan
فَضْلِهِۦ His Grace faḍlihi
His Grace
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
مَن kimsenin man
kimsenin
يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği
مِنْ kullarından min
kullarından
عِبَادِهِۦ ۖ His servants ʿibādihi
His servants
فَبَآءُو uğradılar fabāū
uğradılar
بِغَضَبٍ gazab bighaḍabin
gazab
عَلَىٰ üstüne ʿalā
üstüne
غَضَبٍۢ ۚ gazaba ghaḍabin
gazaba
وَلِلْكَـٰفِرِينَ ve inkar edenler için walil'kāfirīna
ve inkar edenler için
عَذَابٌۭ bir azab vardır ʿadhābun
bir azab vardır
مُّهِينٌۭ alçaltıcı muhīnun
alçaltıcı
٩٠ (90)
(90)
Allah'ın kullarından dilediğine, bol ihsanından indirmesini çekemeyerek, Allah'ın indirdiğini inkar etmekle, kendilerini ne kötü bir şey karşılığında sattılar. Bu yüzden gazab üstüne gazaba uğradılar. Kafirlere alçaltıcı bir azab vardır.
2:91
وَإِذَا zaman wa-idhā
zaman
قِيلَ denildiği qīla
denildiği
لَهُمْ onlara lahum
onlara
ءَامِنُوا۟ inanın āminū
inanın
بِمَآ şeye bimā
şeye
أَنزَلَ indirdiği anzala
indirdiği
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
قَالُوا۟ derler qālū
derler
نُؤْمِنُ inanırız nu'minu
inanırız
بِمَآ şeye bimā
şeye
أُنزِلَ indirilen unzila
indirilen
عَلَيْنَا bize ʿalaynā
bize
وَيَكْفُرُونَ ve inkar ederler wayakfurūna
ve inkar ederler
بِمَا şeyi bimā
şeyi
وَرَآءَهُۥ ondan sonra gelen warāahu
ondan sonra gelen
وَهُوَ halbuki o wahuwa
halbuki o
ٱلْحَقُّ haktır l-ḥaqu
haktır
مُصَدِّقًۭا doğrulayan muṣaddiqan
doğrulayan
لِّمَا şeyi limā
şeyi
مَعَهُمْ ۗ yanlarında bulunan maʿahum
yanlarında bulunan
قُلْ de ki qul
de ki
فَلِمَ neden? falima
neden?
تَقْتُلُونَ öldürüyordunuz taqtulūna
öldürüyordunuz
أَنۢبِيَآءَ peygamberlerini anbiyāa
peygamberlerini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
مِن daha önce min
daha önce
قَبْلُ before qablu
before
إِن gerçekten in
gerçekten
كُنتُم idiyseniz kuntum
idiyseniz
مُّؤْمِنِينَ inanıyor mu'minīna
inanıyor
٩١ (91)
(91)
Onlara, "Allah'ın indirdiğine inanın" denildiğinde "Bize indirilene inanırız" deyip ondan sonra gelen Kuran'ı inkar ederler; halbuki o, ellerinde bulunan Tevrat'ı tasdik eden hak bir Kitap'dır. Onlara "Eğer inanıyor idiyseniz niçin daha önce Allah'ın peygamberlerini öldürüyordunuz?" diye sor.
2:92
۞ وَلَقَدْ Andolsun walaqad
Andolsun
جَآءَكُم size gelmişti jāakum
size gelmişti
مُّوسَىٰ Musa mūsā
Musa
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ apaçık delillerle bil-bayināti
apaçık delillerle
ثُمَّ sonra thumma
sonra
ٱتَّخَذْتُمُ (ilah) edinmiştiniz ittakhadhtumu
(ilah) edinmiştiniz
ٱلْعِجْلَ buzağıyı l-ʿij'la
buzağıyı
مِنۢ ardından min
ardından
بَعْدِهِۦ after him baʿdihi
after him
وَأَنتُمْ ve siz wa-antum
ve siz
ظَـٰلِمُونَ zalimler olarak ẓālimūna
zalimler olarak
٩٢ (92)
(92)
And olsun ki, Musa size mucizeler getirdi, sonra ardından kendinize yazık ederek buzağıyı tanrı olarak benimsediniz.
2:93
وَإِذْ hani bir zaman wa-idh
hani bir zaman
أَخَذْنَا almıştık akhadhnā
almıştık
مِيثَـٰقَكُمْ kesin sözünüzü mīthāqakum
kesin sözünüzü
وَرَفَعْنَا ve kaldırmıştık warafaʿnā
ve kaldırmıştık
فَوْقَكُمُ üzerinize fawqakumu
üzerinize
ٱلطُّورَ Tur(dağın)ı l-ṭūra
Tur(dağın)ı
خُذُوا۟ tutun khudhū
tutun
مَآ şeyi
şeyi
ءَاتَيْنَـٰكُم size verdiğimiz ātaynākum
size verdiğimiz
بِقُوَّةٍۢ kuvvetle biquwwatin
kuvvetle
وَٱسْمَعُوا۟ ۖ dinleyin (demiştik) wa-is'maʿū
dinleyin (demiştik)
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
سَمِعْنَا dinledik samiʿ'nā
dinledik
وَعَصَيْنَا ve isyan ettik waʿaṣaynā
ve isyan ettik
وَأُشْرِبُوا۟ ve içirildi wa-ush'ribū
ve içirildi
فِى kalblerine
kalblerine
قُلُوبِهِمُ their hearts qulūbihimu
their hearts
ٱلْعِجْلَ buzağı (sevgisi) l-ʿij'la
buzağı (sevgisi)
بِكُفْرِهِمْ ۚ inkarlarıyla bikuf'rihim
inkarlarıyla
قُلْ de ki qul
de ki
بِئْسَمَا ne kötü şey bi'samā
ne kötü şey
يَأْمُرُكُم size emrediyor yamurukum
size emrediyor
بِهِۦٓ onunla bihi
onunla
إِيمَـٰنُكُمْ imanınız īmānukum
imanınız
إِن eğer in
eğer
كُنتُم iseniz kuntum
iseniz
مُّؤْمِنِينَ inanan kimseler mu'minīna
inanan kimseler
٩٣ (93)
(93)
Sizden kesin söz almış ve Tur'u tepenize dikmiştik, "Size verdiğimize kuvvetle sarılın ve dinleyin" demiştik "İşittik ve karşı geldik" dediler de inkarları yüzünden buzağı sevgisi kalblerine sindirildi. De ki, "Eğer inanmışsanız, imanınız size ne kötü şey emrediyor?"
2:94
قُلْ de ki qul
de ki
إِن eğer in
eğer
كَانَتْ ise kānat
ise
لَكُمُ size ait lakumu
size ait
ٱلدَّارُ yurdu l-dāru
yurdu
ٱلْـَٔاخِرَةُ ahiret l-ākhiratu
ahiret
عِندَ katında ʿinda
katında
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
خَالِصَةًۭ gerçekten khāliṣatan
gerçekten
مِّن (değil de) min
(değil de)
دُونِ başkasının dūni
başkasının
ٱلنَّاسِ insanlardan l-nāsi
insanlardan
فَتَمَنَّوُا۟ haydi temenni edin fatamannawū
haydi temenni edin
ٱلْمَوْتَ ölümü l-mawta
ölümü
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz
صَـٰدِقِينَ sözünüzde doğru ṣādiqīna
sözünüzde doğru
٩٤ (94)
(94)
De ki, "Eğer ahiret yurdu Allah katında başkalarına değil de yalnız size mahsus ise ve eğer doğru sözlü iseniz, ölümü dilesenize!"
2:95
وَلَن fakat (ölümü) istemezler walan
fakat (ölümü) istemezler
يَتَمَنَّوْهُ they wish for it yatamannawhu
they wish for it
أَبَدًۢا asla abadan
asla
بِمَا dolayı bimā
dolayı
قَدَّمَتْ yapıp sunduğu işlerden qaddamat
yapıp sunduğu işlerden
أَيْدِيهِمْ ۗ ellerinin aydīhim
ellerinin
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
عَلِيمٌۢ bilir ʿalīmun
bilir
بِٱلظَّـٰلِمِينَ zalimleri bil-ẓālimīna
zalimleri
٩٥ (95)
(95)
Bunu, önceden işlediklerinden ötürü, asla dilemeyeceklerdir. Allah zalimleri bilir.
2:96
وَلَتَجِدَنَّهُمْ onları bulursun walatajidannahum
onları bulursun
أَحْرَصَ en düşkünü aḥraṣa
en düşkünü
ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların
عَلَىٰ hayata ʿalā
hayata
حَيَوٰةٍۢ life ḥayatin
life
وَمِنَ kimselerden wamina
kimselerden
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
أَشْرَكُوا۟ ۚ ortak koşan(lar) ashrakū
ortak koşan(lar)
يَوَدُّ ister yawaddu
ister
أَحَدُهُمْ her biri aḥaduhum
her biri
لَوْ olsa law
olsa
يُعَمَّرُ yaşatılmasını yuʿammaru
yaşatılmasını
أَلْفَ bin alfa
bin
سَنَةٍۢ yıl sanatin
yıl
وَمَا ve değildir wamā
ve değildir
هُوَ o huwa
o
بِمُزَحْزِحِهِۦ onu uzaklaştıracak bimuzaḥziḥihi
onu uzaklaştıracak
مِنَ azabdan mina
azabdan
ٱلْعَذَابِ the punishment l-ʿadhābi
the punishment
أَن oysa an
oysa
يُعَمَّرَ ۗ (o kadar) yaşaması yuʿammara
(o kadar) yaşaması
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
بَصِيرٌۢ görüyor baṣīrun
görüyor
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
يَعْمَلُونَ yaptıkları yaʿmalūna
yaptıkları
٩٦ (96)
(96)
And olsun ki, onların hayata diğer insanlardan ve hatta Allah'a eş koşanlardan da daha düşkün olduklarını görürsün. Her biri ömrünün bin yıl olmasını ister. Oysa uzun ömürlü olması onu azabdan uzaklaştırmaz. Allah onların yaptıklarını görür.
2:97
قُلْ de ki qul
de ki
مَن kim man
kim
كَانَ ise (bilsin ki) kāna
ise (bilsin ki)
عَدُوًّۭا düşmandır ʿaduwwan
düşmandır
لِّجِبْرِيلَ Cebrail'e lijib'rīla
Cebrail'e
فَإِنَّهُۥ şüphesiz o fa-innahu
şüphesiz o
نَزَّلَهُۥ onu indirmiştir nazzalahu
onu indirmiştir
عَلَىٰ kalbine ʿalā
kalbine
قَلْبِكَ your heart qalbika
your heart
بِإِذْنِ izniyle bi-idh'ni
izniyle
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
مُصَدِّقًۭا doğrulayıcı olarak muṣaddiqan
doğrulayıcı olarak
لِّمَا kendinden öncekileri limā
kendinden öncekileri
بَيْنَ (was) bayna
(was)
يَدَيْهِ before it yadayhi
before it
وَهُدًۭى ve hidayet wahudan
ve hidayet
وَبُشْرَىٰ ve müjdeci wabush'rā
ve müjdeci
لِلْمُؤْمِنِينَ inananlar için lil'mu'minīna
inananlar için
٩٧ (97)
(97)
De ki, "Cebrail'e düşman olan kimse Allah'a düşmandır", çünkü O, Kuran'ı Allah'ın izniyle kendinden öncekini tasdik ederek, yol gösterici ve inananlara müjdeci olarak senin kalbine indirmiştir.
2:98
مَن kim man
kim
كَانَ ise kāna
ise
عَدُوًّۭا düşman ʿaduwwan
düşman
لِّلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a
وَمَلَـٰٓئِكَتِهِۦ ve meleklerine wamalāikatihi
ve meleklerine
وَرُسُلِهِۦ ve resullerine warusulihi
ve resullerine
وَجِبْرِيلَ ve Cebrail'e wajib'rīla
ve Cebrail'e
وَمِيكَىٰلَ ve Mikail'e wamīkāla
ve Mikail'e
فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah da l-laha
Allah da
عَدُوٌّۭ düşmanıdır ʿaduwwun
düşmanıdır
لِّلْكَـٰفِرِينَ inkar edenlerin lil'kāfirīna
inkar edenlerin
٩٨ (98)
(98)
Allah'a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail'e ve Mikail'e düşman olan kimse inkar etmiş olur. Allah şüphesiz, inkar edenlerin düşmanıdır.
2:99
وَلَقَدْ andolsun walaqad
andolsun
أَنزَلْنَآ indirdik anzalnā
indirdik
إِلَيْكَ sana ilayka
sana
ءَايَـٰتٍۭ ayetler āyātin
ayetler
بَيِّنَـٰتٍۢ ۖ apaçık bayyinātin
apaçık
وَمَا ve etmez wamā
ve etmez
يَكْفُرُ inkar yakfuru
inkar
بِهَآ onları bihā
onları
إِلَّا başkası illā
başkası
ٱلْفَـٰسِقُونَ fasıklardan l-fāsiqūna
fasıklardan
٩٩ (99)
(99)
And olsun ki, sana apaçık ayetler indirdik. Onları sadece yoldan çıkmışlar inkar eder.
2:100
أَوَكُلَّمَا ne zaman awakullamā
ne zaman
عَـٰهَدُوا۟ anlaştılarsa ʿāhadū
anlaştılarsa
عَهْدًۭا ahitle ʿahdan
ahitle
نَّبَذَهُۥ onu bozdular nabadhahu
onu bozdular
فَرِيقٌۭ bir grup farīqun
bir grup
مِّنْهُم ۚ onlardan min'hum
onlardan
بَلْ zaten bal
zaten
أَكْثَرُهُمْ çokları aktharuhum
çokları
لَا inanmazlar
inanmazlar
يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe
١٠٠ (100)
(100)
Onlar, her ne zaman bir ahidde bulunmuşlarsa içlerinden bir takımı onu bozmamış mıdır? Zaten onların çoğu inanmazlar.
2:101
وَلَمَّا ne zaman walammā
ne zaman
جَآءَهُمْ onlara geldiyse jāahum
onlara geldiyse
رَسُولٌۭ bir elçi rasūlun
bir elçi
مِّنْ katından min
katından
عِندِ from ʿindi
from
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
مُصَدِّقٌۭ doğrulayan muṣaddiqun
doğrulayan
لِّمَا şeyleri limā
şeyleri
مَعَهُمْ yanlarındaki maʿahum
yanlarındaki
نَبَذَ attılar nabadha
attılar
فَرِيقٌۭ bir gurup farīqun
bir gurup
مِّنَ kendilerine mina
kendilerine
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
أُوتُوا۟ verilenlerden ūtū
verilenlerden
ٱلْكِتَـٰبَ kitap l-kitāba
kitap
كِتَـٰبَ kitabı kitāba
kitabı
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَرَآءَ arkasına warāa
arkasına
ظُهُورِهِمْ sırtlarının ẓuhūrihim
sırtlarının
كَأَنَّهُمْ sanki gibi ka-annahum
sanki gibi
لَا bilmiyorlarmış
bilmiyorlarmış
يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know
١٠١ (101)
(101)
Yanlarındakini doğrulayan bir Peygamber, Allah katından onlara gelince Kitap verilenlerden bir takımı, bilmiyorlarmış gibi, Allah'ın Kitabı'nı arkalarına attılar.
2:102
وَٱتَّبَعُوا۟ ve uydular wa-ittabaʿū
ve uydular
مَا şeye
şeye
تَتْلُوا۟ uydurduğu tatlū
uydurduğu
ٱلشَّيَـٰطِينُ şeytanların l-shayāṭīnu
şeytanların
عَلَىٰ hakkında ʿalā
hakkında
مُلْكِ mülkü mul'ki
mülkü
سُلَيْمَـٰنَ ۖ Süleyman'ın sulaymāna
Süleyman'ın
وَمَا küfre girmedi wamā
küfre girmedi
كَفَرَ disbelieved kafara
disbelieved
سُلَيْمَـٰنُ Süleyman sulaymānu
Süleyman
وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat
ٱلشَّيَـٰطِينَ şeytanlar l-shayāṭīna
şeytanlar
كَفَرُوا۟ küfre girdiler kafarū
küfre girdiler
يُعَلِّمُونَ öğreterek yuʿallimūna
öğreterek
ٱلنَّاسَ insanlara l-nāsa
insanlara
ٱلسِّحْرَ sihri l-siḥ'ra
sihri
وَمَآ ve şeyi wamā
ve şeyi
أُنزِلَ indirilen unzila
indirilen
عَلَى iki meleğe ʿalā
iki meleğe
ٱلْمَلَكَيْنِ the two angels l-malakayni
the two angels
بِبَابِلَ Babil'de bibābila
Babil'de
هَـٰرُوتَ Harut hārūta
Harut
وَمَـٰرُوتَ ۚ ve Marut (isimli) wamārūta
ve Marut (isimli)
وَمَا onlar öğretmezlerdi wamā
onlar öğretmezlerdi
يُعَلِّمَانِ they both teach yuʿallimāni
they both teach
مِنْ hiç kimseye min
hiç kimseye
أَحَدٍ one aḥadin
one
حَتَّىٰ demedikçe ḥattā
demedikçe
يَقُولَآ they [both] say yaqūlā
they [both] say
إِنَّمَا şüphesiz innamā
şüphesiz
نَحْنُ biz naḥnu
biz
فِتْنَةٌۭ fitneyiz fit'natun
fitneyiz
فَلَا sakın küfre girmeyin falā
sakın küfre girmeyin
تَكْفُرْ ۖ disbelieve takfur
disbelieve
فَيَتَعَلَّمُونَ fakat öğreniyorlardı fayataʿallamūna
fakat öğreniyorlardı
مِنْهُمَا bunlardan min'humā
bunlardan
مَا şeyi
şeyi
يُفَرِّقُونَ ayıran yufarriqūna
ayıran
بِهِۦ onunla bihi
onunla
بَيْنَ arasını bayna
arasını
ٱلْمَرْءِ eşi l-mari
eşi
وَزَوْجِهِۦ ۚ ve karısının wazawjihi
ve karısının
وَمَا ve değildir wamā
ve değildir
هُم ama onlar hum
ama onlar
بِضَآرِّينَ zarar veriyor biḍārrīna
zarar veriyor
بِهِۦ onunla bihi
onunla
مِنْ hiç kimseye min
hiç kimseye
أَحَدٍ one aḥadin
one
إِلَّا başka illā
başka
بِإِذْنِ izninden bi-idh'ni
izninden
ٱللَّهِ ۚ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَيَتَعَلَّمُونَ onlar öğreniyorlardı wayataʿallamūna
onlar öğreniyorlardı
مَا şeyi
şeyi
يَضُرُّهُمْ zarar veren yaḍurruhum
zarar veren
وَلَا değil walā
değil
يَنفَعُهُمْ ۚ yarar vereni yanfaʿuhum
yarar vereni
وَلَقَدْ andolsun walaqad
andolsun
عَلِمُوا۟ gayet iyi biliyorlardı ki ʿalimū
gayet iyi biliyorlardı ki
لَمَنِ kimsenin lamani
kimsenin
ٱشْتَرَىٰهُ onu satın alan ish'tarāhu
onu satın alan
مَا yoktur
yoktur
لَهُۥ onun lahu
onun
فِى ahirette
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ the Hereafter l-ākhirati
the Hereafter
مِنْ bir nasibi min
bir nasibi
خَلَـٰقٍۢ ۚ share khalāqin
share
وَلَبِئْسَ ve ne kötüdür walabi'sa
ve ne kötüdür
مَا şey
şey
شَرَوْا۟ sattıkları sharaw
sattıkları
بِهِۦٓ onunla bihi
onunla
أَنفُسَهُمْ ۚ kendilerini anfusahum
kendilerini
لَوْ keşke law
keşke
كَانُوا۟ (bunu) bilselerdi! kānū
(bunu) bilselerdi!
يَعْلَمُونَ (to) know yaʿlamūna
(to) know
١٠٢ (102)
(102)
Şeytanların Süleyman'ın hükümdarlığı hakkında söylediklerine uydular. Oysa Süleyman kafir değildi, ama insanlara sihri öğreten şeytanlar kafir olmuşlardı. Babil'de, melek denilen Harut ve Marut'a bir şey indirilmemişti. Bu ikisi "Biz sadece imtihan ediyoruz, sakın inkar etme" demedikçe kimseye bir şey öğretmezlerdi. Halbuki bu ikisinden, koca ile karısının arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Oysa Allah'ın izni olmadıkça onlar kimseye zarar veremezlerdi. Kendilerine zarar verecek, faydalı olmayacak şeyler öğreniyorlardı. And olsun ki, onu satın alanın ahiretten bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şeyin ne kötü olduğunu keşke bilselerdi!
2:103
وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer
أَنَّهُمْ şüphesiz onlar annahum
şüphesiz onlar
ءَامَنُوا۟ iman etseler āmanū
iman etseler
وَٱتَّقَوْا۟ ve sakınmış olsalardı wa-ittaqaw
ve sakınmış olsalardı
لَمَثُوبَةٌۭ sevabı lamathūbatun
sevabı
مِّنْ katından min
katından
عِندِ from ʿindi
from
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
خَيْرٌۭ ۖ daha hayırlı (olurdu) khayrun
daha hayırlı (olurdu)
لَّوْ keşke law
keşke
كَانُوا۟ idi kānū
idi
يَعْلَمُونَ bilseler yaʿlamūna
bilseler
١٠٣ (103)
(103)
Onlar inanıp, Allah'a karşı gelmekten sakınsalardı, Allah katından olan sevab daha hayırlı olurdu. Keşke bilselerdi!
2:104
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
لَا demeyin
demeyin
تَقُولُوا۟ say taqūlū
say
رَٰعِنَا Ra'ina (bizi gözet yahut: kaba söz) rāʿinā
Ra'ina (bizi gözet yahut: kaba söz)
وَقُولُوا۟ deyin waqūlū
deyin
ٱنظُرْنَا unzurna (bize bak) unẓur'nā
unzurna (bize bak)
وَٱسْمَعُوا۟ ۗ ve dinleyin wa-is'maʿū
ve dinleyin
وَلِلْكَـٰفِرِينَ ve kafirler için vardır walil'kāfirīna
ve kafirler için vardır
عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab
أَلِيمٌۭ acı alīmun
acı
١٠٤ (104)
(104)
Ey inananlar! Peygamber'e, "Bizi de dinle" (raina; kötü anlama gelebilecek söz) demeyin, "Bizi gözet" (unzurna) deyin ve dinleyin, inkar edenlere elem verici azab vardır.
2:105
مَّا arzu etmezler
arzu etmezler
يَوَدُّ like yawaddu
like
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
مِنْ ehlinden min
ehlinden
أَهْلِ (the) People ahli
(the) People
ٱلْكِتَـٰبِ kitab l-kitābi
kitab
وَلَا ve müşriklerden walā
ve müşriklerden
ٱلْمُشْرِكِينَ those who associate partners (with Allah) l-mush'rikīna
those who associate partners (with Allah)
أَن indirilmesini an
indirilmesini
يُنَزَّلَ (there should) be sent down yunazzala
(there should) be sent down
عَلَيْكُم size ʿalaykum
size
مِّنْ hiçbir min
hiçbir
خَيْرٍۢ hayır khayrin
hayır
مِّن Rabbinizden min
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ ۗ your Lord rabbikum
your Lord
وَٱللَّهُ oysa Allah wal-lahu
oysa Allah
يَخْتَصُّ tahsis eder yakhtaṣṣu
tahsis eder
بِرَحْمَتِهِۦ rahmetini biraḥmatihi
rahmetini
مَن kimseye man
kimseye
يَشَآءُ ۚ dilediği yashāu
dilediği
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
ذُو sahibidir dhū
sahibidir
ٱلْفَضْلِ lutuf l-faḍli
lutuf
ٱلْعَظِيمِ büyük l-ʿaẓīmi
büyük
١٠٥ (105)
(105)
Kitap ehlinden ve Allah'a eş koşanlardan inkar edenler, Rabbinizden size bir iyilik gelmesini istemezler. Allah, rahmetini dilediğine tahsis eder. Allah büyük nimet sahibidir.
2:106
۞ مَا ne ki
ne ki
نَنسَخْ biz neshedersek nansakh
biz neshedersek
مِنْ (bir parça) min
(bir parça)
ءَايَةٍ ayeti āyatin
ayeti
أَوْ veya aw
veya
نُنسِهَا onu unutturursak nunsihā
onu unutturursak
نَأْتِ getiririz nati
getiririz
بِخَيْرٍۢ daha iyisini bikhayrin
daha iyisini
مِّنْهَآ ondan min'hā
ondan
أَوْ ya da aw
ya da
مِثْلِهَآ ۗ benzerini mith'lihā
benzerini
أَلَمْ bilmez misin? alam
bilmez misin?
تَعْلَمْ you know taʿlam
you know
أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah'ın l-laha
Allah'ın
عَلَىٰ her şeye ʿalā
her şeye
كُلِّ every kulli
every
شَىْءٍۢ thing shayin
thing
قَدِيرٌ gücü yeter qadīrun
gücü yeter
١٠٦ (106)
(106)
Herhangi bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya unutturursak, onun yerine daha hayırlısını veya onun benzerini getiririz. Allah'ın her şeye kadir olduğunu bilmez misin?
2:107
أَلَمْ bilmez misin? alam
bilmez misin?
تَعْلَمْ you know taʿlam
you know
أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَهُۥ onundur lahu
onundur
مُلْكُ mülkü mul'ku
mülkü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۗ ve yerin wal-arḍi
ve yerin
وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur
لَكُم size lakum
size
مِّن başka min
başka
دُونِ besides dūni
besides
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
مِن hiçbir min
hiçbir
وَلِىٍّۢ koruyucu waliyyin
koruyucu
وَلَا ve (ne de) walā
ve (ne de)
نَصِيرٍ bir yardımcı naṣīrin
bir yardımcı
١٠٧ (107)
(107)
Göklerin ve yerin Hükümdarlığının Allah'a aid olduğunu bilmez misin? Allah'tan başka dost ve yardımcınız yoktur.
2:108
أَمْ yoksa am
yoksa
تُرِيدُونَ arzu (mu) ediyorsunuz? turīdūna
arzu (mu) ediyorsunuz?
أَن istekte bulunmayı an
istekte bulunmayı
تَسْـَٔلُوا۟ you ask tasalū
you ask
رَسُولَكُمْ rasulunüzden rasūlakum
rasulunüzden
كَمَا gibi kamā
gibi
سُئِلَ istedikleri su-ila
istedikleri
مُوسَىٰ Musa'dan mūsā
Musa'dan
مِن daha önce min
daha önce
قَبْلُ ۗ before qablu
before
وَمَن ve kim waman
ve kim
يَتَبَدَّلِ değiştirirse yatabaddali
değiştirirse
ٱلْكُفْرَ inkarı l-kuf'ra
inkarı
بِٱلْإِيمَـٰنِ imana bil-īmāni
imana
فَقَدْ şüphesiz (o) faqad
şüphesiz (o)
ضَلَّ sapıtmıştır ḍalla
sapıtmıştır
سَوَآءَ dümdüz sawāa
dümdüz
ٱلسَّبِيلِ yolu l-sabīli
yolu
١٠٨ (108)
(108)
Yoksa, daha önce Musa'nın sorguya çekildiği gibi, siz de peygamberinizi sorguya mı çekmek istiyorsunuz? İmanı inkarla değiştiren, şüphesiz doğru yoldan sapmış olur.
2:109
وَدَّ isterler wadda
isterler
كَثِيرٌۭ bir çoğu kathīrun
bir çoğu
مِّنْ ehlinden min
ehlinden
أَهْلِ (the) People ahli
(the) People
ٱلْكِتَـٰبِ kitap l-kitābi
kitap
لَوْ şayet law
şayet
يَرُدُّونَكُم sizi döndürmek yaruddūnakum
sizi döndürmek
مِّنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
إِيمَـٰنِكُمْ imanınızdan īmānikum
imanınızdan
كُفَّارًا kafirler olarak kuffāran
kafirler olarak
حَسَدًۭا hasetle ḥasadan
hasetle
مِّنْ içlerindeki min
içlerindeki
عِندِ (of) ʿindi
(of)
أَنفُسِهِم themselves anfusihim
themselves
مِّنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
مَا apaçık belli olduktan
apaçık belli olduktan
تَبَيَّنَ became clear tabayyana
became clear
لَهُمُ onlara lahumu
onlara
ٱلْحَقُّ ۖ gerçek l-ḥaqu
gerçek
فَٱعْفُوا۟ affedin fa-iʿ'fū
affedin
وَٱصْفَحُوا۟ hoş görün wa-iṣ'faḥū
hoş görün
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
يَأْتِىَ getirinceye yatiya
getirinceye
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِأَمْرِهِۦٓ ۗ emrini bi-amrihi
emrini
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
عَلَىٰ her ʿalā
her
كُلِّ every kulli
every
شَىْءٍۢ şeye shayin
şeye
قَدِيرٌۭ gücü yetendir qadīrun
gücü yetendir
١٠٩ (109)
(109)
Kitap ehlinin çoğu, hak kendilerine apaçık belli olduktan sonra, içlerindeki çekememezlikten ötürü, sizi, inandıktan sonra küfre döndürmeyi isterler. Allah'ın emri gelene kadar onları affedin, geçin. Allah muhakkak her şeye Kadir'dir.
2:110
وَأَقِيمُوا۟ ve kılın wa-aqīmū
ve kılın
ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı
وَءَاتُوا۟ ve verin waātū
ve verin
ٱلزَّكَوٰةَ ۚ zekatı l-zakata
zekatı
وَمَا ne ki wamā
ne ki
تُقَدِّمُوا۟ ne gönderirsiniz tuqaddimū
ne gönderirsiniz
لِأَنفُسِكُم kendiniz için li-anfusikum
kendiniz için
مِّنْ hayırdan min
hayırdan
خَيْرٍۢ good (deeds) khayrin
good (deeds)
تَجِدُوهُ bulursunuz tajidūhu
bulursunuz
عِندَ katında ʿinda
katında
ٱللَّهِ ۗ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
تَعْمَلُونَ yaptıklarınız taʿmalūna
yaptıklarınız
بَصِيرٌۭ görür baṣīrun
görür
١١٠ (110)
(110)
Namazı kılın, zekatı verin, kendiniz için önden gönderdiğiniz her hayrı Allah katında bulacaksınız. Allah yaptıklarınızı şüphesiz görür.
2:111
وَقَالُوا۟ ve dediler waqālū
ve dediler
لَن asla giremez lan
asla giremez
يَدْخُلَ will enter yadkhula
will enter
ٱلْجَنَّةَ cennete l-janata
cennete
إِلَّا başkası illā
başkası
مَن kimseden man
kimseden
كَانَ olan kāna
olan
هُودًا Yahudi hūdan
Yahudi
أَوْ veyahut aw
veyahut
نَصَـٰرَىٰ ۗ hıristiyan naṣārā
hıristiyan
تِلْكَ işte bu til'ka
işte bu
أَمَانِيُّهُمْ ۗ onların kuruntusudur amāniyyuhum
onların kuruntusudur
قُلْ de ki qul
de ki
هَاتُوا۟ getirin hātū
getirin
بُرْهَـٰنَكُمْ delilinizi bur'hānakum
delilinizi
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz
صَـٰدِقِينَ doğru ṣādiqīna
doğru
١١١ (111)
(111)
"Yahudi veya Hıristiyan olmayan kimse elbette cennete girmeyecek" dediler; bu onların kuruntularıdır. De ki: "Sözünüz doğru ise delillerinizi getirin".
2:112
بَلَىٰ hayır balā
hayır
مَنْ kim man
kim
أَسْلَمَ teslim ederse aslama
teslim ederse
وَجْهَهُۥ yüzünü wajhahu
yüzünü
لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a
وَهُوَ ve o wahuwa
ve o
مُحْسِنٌۭ işini güzel yaparak muḥ'sinun
işini güzel yaparak
فَلَهُۥٓ onun falahu
onun
أَجْرُهُۥ mükafatı ajruhu
mükafatı
عِندَ yanındadır ʿinda
yanındadır
رَبِّهِۦ Rabbinin rabbihi
Rabbinin
وَلَا ve yoktur walā
ve yoktur
خَوْفٌ korku khawfun
korku
عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara
وَلَا ve yoktur walā
ve yoktur
هُمْ onlara hum
onlara
يَحْزَنُونَ üzülmek yaḥzanūna
üzülmek
١١٢ (112)
(112)
Hayır, öyle değil; iyilik yaparak kendini Allah'a veren kimsenin ecri Rabbi'nin katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.
2:113
وَقَالَتِ ve dediler ki waqālati
ve dediler ki
ٱلْيَهُودُ Yahudiler l-yahūdu
Yahudiler
لَيْسَتِ değiller laysati
değiller
ٱلنَّصَـٰرَىٰ Hıristiyanlar l-naṣārā
Hıristiyanlar
عَلَىٰ üzerinde ʿalā
üzerinde
شَىْءٍۢ bir şey (temel) shayin
bir şey (temel)
وَقَالَتِ ve dediler ki waqālati
ve dediler ki
ٱلنَّصَـٰرَىٰ Hıristiyanlar da l-naṣārā
Hıristiyanlar da
لَيْسَتِ değildirler laysati
değildirler
ٱلْيَهُودُ Yahudiler l-yahūdu
Yahudiler
عَلَىٰ üzerinde ʿalā
üzerinde
شَىْءٍۢ bir şey (temel) shayin
bir şey (temel)
وَهُمْ oysa onlar wahum
oysa onlar
يَتْلُونَ okuyorlar yatlūna
okuyorlar
ٱلْكِتَـٰبَ ۗ Kitabı l-kitāba
Kitabı
كَذَٰلِكَ böylece kadhālika
böylece
قَالَ söylediler qāla
söylediler
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
لَا bilmeyen(ler)
bilmeyen(ler)
يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know
مِثْلَ benzerini mith'la
benzerini
قَوْلِهِمْ ۚ onların sözlerinin qawlihim
onların sözlerinin
فَٱللَّهُ artık Allah fal-lahu
artık Allah
يَحْكُمُ hüküm verecektir yaḥkumu
hüküm verecektir
بَيْنَهُمْ aralarında baynahum
aralarında
يَوْمَ günü yawma
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
فِيمَا şey hakkında fīmā
şey hakkında
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
فِيهِ onda fīhi
onda
يَخْتَلِفُونَ ihtilaf halinde yakhtalifūna
ihtilaf halinde
١١٣ (113)
(113)
Yahudiler "Hıristiyanlar bir temel üzerinde değil" dediler, Hıristiyanlar da "Yahudiler bir temel üzerinde değil" dediler; oysa onlar Kitaplarını da okuyorlar. Bilgisizler de tıpkı onların söylediklerini söylemiştir. Allah, kıyamet günü, anlaşmazlığa düştükleri şeylerde onların arasında hüküm verecektir.
2:114
وَمَنْ ve kim olabilir waman
ve kim olabilir
أَظْلَمُ daha zalim aẓlamu
daha zalim
مِمَّن kimseden mimman
kimseden
مَّنَعَ men eden manaʿa
men eden
مَسَـٰجِدَ mescidlerinde masājida
mescidlerinde
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
أَن anılmasına an
anılmasına
يُذْكَرَ be mentioned yudh'kara
be mentioned
فِيهَا içinde fīhā
içinde
ٱسْمُهُۥ isminin us'muhu
isminin
وَسَعَىٰ ve çalışandan wasaʿā
ve çalışandan
فِى onların harabolmasına
onların harabolmasına
خَرَابِهَآ ۚ their destruction kharābihā
their destruction
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte
مَا yoktur
yoktur
كَانَ olmaları kāna
olmaları
لَهُمْ onlar için lahum
onlar için
أَن girmeleri an
girmeleri
يَدْخُلُوهَآ they enter them yadkhulūhā
they enter them
إِلَّا dışında illā
dışında
خَآئِفِينَ ۚ korka korka khāifīna
korka korka
لَهُمْ onlar için vardır lahum
onlar için vardır
فِى dünyada
dünyada
ٱلدُّنْيَا the world l-dun'yā
the world
خِزْىٌۭ rezillik khiz'yun
rezillik
وَلَهُمْ ve vardır walahum
ve vardır
فِى ahirette
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ the Hereafter l-ākhirati
the Hereafter
عَذَابٌ azap ʿadhābun
azap
عَظِيمٌۭ büyük bir ʿaẓīmun
büyük bir
١١٤ (114)
(114)
Allah'ın mescidlerinde O'nun isminin anılmasını yasak eden ve oraların yıkılmasına çalışan kimseden daha zalim kim vardır? Onların oralara korkmadan girememeleri gerekir. Dünyada rezillik onlaradır, ahirette büyük azab da onlaradır.
2:115
وَلِلَّهِ ve Allah'ındır walillahi
ve Allah'ındır
ٱلْمَشْرِقُ doğu da l-mashriqu
doğu da
وَٱلْمَغْرِبُ ۚ batı da wal-maghribu
batı da
فَأَيْنَمَا nereye fa-aynamā
nereye
تُوَلُّوا۟ dönerseniz tuwallū
dönerseniz
فَثَمَّ oradadır fathamma
oradadır
وَجْهُ yüzü (zatı) wajhu
yüzü (zatı)
ٱللَّهِ ۚ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah'(ın) l-laha
Allah'(ın)
وَٰسِعٌ (rahmeti ve ni'meti) boldur wāsiʿun
(rahmeti ve ni'meti) boldur
عَلِيمٌۭ (her şeyi) bilendir ʿalīmun
(her şeyi) bilendir
١١٥ (115)
(115)
Doğu da batı da Allah'ındır, nereye dönerseniz Allah'ın yönü orasıdır. Doğrusu Allah her yeri kaplar ve her şeyi bilir.
2:116
وَقَالُوا۟ ve dediler ki waqālū
ve dediler ki
ٱتَّخَذَ edindi ittakhadha
edindi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
وَلَدًۭا ۗ çocuk waladan
çocuk
سُبْحَـٰنَهُۥ ۖ O yücedir sub'ḥānahu
O yücedir
بَل bilakis bal
bilakis
لَّهُۥ onundur lahu
onundur
مَا ne varsa
ne varsa
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ۖ ve yerde wal-arḍi
ve yerde
كُلٌّۭ hepsi kullun
hepsi
لَّهُۥ O'na lahu
O'na
قَـٰنِتُونَ boyun eğmiştir qānitūna
boyun eğmiştir
١١٦ (116)
(116)
"Allah oğul edindi" dediler; haşa, oysa, göklerde ve yerde olanlar O'nundur. Hepsi O'na boyun eğmişlerdir.
2:117
بَدِيعُ (O) yaratıcısıdır badīʿu
(O) yaratıcısıdır
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۖ ve yerin wal-arḍi
ve yerin
وَإِذَا zaman wa-idhā
zaman
قَضَىٰٓ hükmettiği qaḍā
hükmettiği
أَمْرًۭا bir işe (şeye) amran
bir işe (şeye)
فَإِنَّمَا şüphesiz sadece fa-innamā
şüphesiz sadece
يَقُولُ der yaqūlu
der
لَهُۥ ona lahu
ona
كُن ol kun
ol
فَيَكُونُ hemen oluverir fayakūnu
hemen oluverir
١١٧ (117)
(117)
Gökleri ve yeri yoktan var eden Allah'tır. O, bir işin olmasını dilerse, ona ancak "ol" der ve olur.
2:118
وَقَالَ dediler ki waqāla
dediler ki
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
لَا bilmeyen(ler)
bilmeyen(ler)
يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know
لَوْلَا değil miydi? lawlā
değil miydi?
يُكَلِّمُنَا bizimle konuşmalı yukallimunā
bizimle konuşmalı
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
أَوْ ya da aw
ya da
تَأْتِينَآ bize gelmeli tatīnā
bize gelmeli
ءَايَةٌۭ ۗ bir ayet (mu'cize) āyatun
bir ayet (mu'cize)
كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle
قَالَ söyle(mişler)di qāla
söyle(mişler)di
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
مِن onlardan önceki(ler de) min
onlardan önceki(ler de)
قَبْلِهِم before them qablihim
before them
مِّثْلَ benzerini mith'la
benzerini
قَوْلِهِمْ ۘ onların dediklerinin qawlihim
onların dediklerinin
تَشَـٰبَهَتْ birbirine benzedi tashābahat
birbirine benzedi
قُلُوبُهُمْ ۗ kalbleri qulūbuhum
kalbleri
قَدْ elbette qad
elbette
بَيَّنَّا iyice açıkladık bayyannā
iyice açıkladık
ٱلْـَٔايَـٰتِ ayetleri l-āyāti
ayetleri
لِقَوْمٍۢ kavimler için liqawmin
kavimler için
يُوقِنُونَ bilmek isteyen yūqinūna
bilmek isteyen
١١٨ (118)
(118)
Bilmeyenler: "Allah bizimle konuşmalı veya bize bir ayet gelmeli değil miydi?" dediler. Onlardan öncekiler de onların söylediklerinin tıpkısını söylemişlerdi. Kalbleri birbirine benzedi. Kesinlikle inanan kimseler için ayetleri açıklamışızdır.
2:119
إِنَّآ doğrusu biz innā
doğrusu biz
أَرْسَلْنَـٰكَ seni gönderdik arsalnāka
seni gönderdik
بِٱلْحَقِّ gerçekle bil-ḥaqi
gerçekle
بَشِيرًۭا müjdeleyici bashīran
müjdeleyici
وَنَذِيرًۭا ۖ ve uyarıcı olarak wanadhīran
ve uyarıcı olarak
وَلَا değilsin walā
değilsin
تُسْـَٔلُ sen sorumlu tus'alu
sen sorumlu
عَنْ halkından ʿan
halkından
أَصْحَـٰبِ (the) companions aṣḥābi
(the) companions
ٱلْجَحِيمِ cehennem l-jaḥīmi
cehennem
١١٩ (119)
(119)
Doğrusu Biz, seni hak ile, müjdeci ve uyarıcı olarak göndermişizdir. Sen, cehennemliklerden sorumlu tutulmayacaksın.
2:120
وَلَن ve olmazlar walan
ve olmazlar
تَرْضَىٰ razı tarḍā
razı
عَنكَ senden ʿanka
senden
ٱلْيَهُودُ (ne) yahudiler l-yahūdu
(ne) yahudiler
وَلَا (ne de) walā
(ne de)
ٱلنَّصَـٰرَىٰ hıristiyanlar l-naṣārā
hıristiyanlar
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
تَتَّبِعَ sen uyuncaya tattabiʿa
sen uyuncaya
مِلَّتَهُمْ ۗ onların milletine (dinine) millatahum
onların milletine (dinine)
قُلْ de ki qul
de ki
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
هُدَى hidayeti hudā
hidayeti
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
هُوَ odur huwa
odur
ٱلْهُدَىٰ ۗ asıl doğru yol l-hudā
asıl doğru yol
وَلَئِنِ eğer wala-ini
eğer
ٱتَّبَعْتَ uyarsan ittabaʿta
uyarsan
أَهْوَآءَهُم onların arzularına ahwāahum
onların arzularına
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
ٱلَّذِى sana gelen alladhī
sana gelen
جَآءَكَ has come to you jāaka
has come to you
مِنَ ilimden mina
ilimden
ٱلْعِلْمِ ۙ the knowledge l-ʿil'mi
the knowledge
مَا yoktur
yoktur
لَكَ sana laka
sana
مِنَ Allah'tan mina
Allah'tan
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
مِن hiç min
hiç
وَلِىٍّۢ bir dost waliyyin
bir dost
وَلَا ve hiç walā
ve hiç
نَصِيرٍ bir yardımcı naṣīrin
bir yardımcı
١٢٠ (120)
(120)
Kendi dinlerine uymadıkça, Yahudi ve Hıristiyanlar senden asla hoşnud olmayacaklardır. De ki: "Doğru yol, ancak Allah'ın yoludur". Sana gelen ilimden sonra onların heveslerine uyarsan, and olsun ki, Allah'tan sana ne bir dost ve ne de bir yardımcı olur.
2:121
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَاتَيْنَـٰهُمُ kendilerine verdiğimiz ātaynāhumu
kendilerine verdiğimiz
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı
يَتْلُونَهُۥ onu okuyanlar yatlūnahu
onu okuyanlar
حَقَّ doğru bir ḥaqqa
doğru bir
تِلَاوَتِهِۦٓ okuyuşla tilāwatihi
okuyuşla
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar
يُؤْمِنُونَ inananlardır yu'minūna
inananlardır
بِهِۦ ۗ ona bihi
ona
وَمَن ve kim waman
ve kim
يَكْفُرْ inkar ederse yakfur
inkar ederse
بِهِۦ onu bihi
onu
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte fa-ulāika
işte
هُمُ onlar humu
onlar
ٱلْخَـٰسِرُونَ ziyana uğrayanlardır l-khāsirūna
ziyana uğrayanlardır
١٢١ (121)
(121)
Kendilerine verdiğimiz Kitabı gereğince okuyanlar var ya, işte ona ancak onlar inanırlar. Onu inkar edenler ise kaybedenlerdir.
2:122
يَـٰبَنِىٓ Ey oğulları yābanī
Ey oğulları
إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail
ٱذْكُرُوا۟ hatırlayın udh'kurū
hatırlayın
نِعْمَتِىَ ni'meti niʿ'matiya
ni'meti
ٱلَّتِىٓ verdiğim allatī
verdiğim
أَنْعَمْتُ I bestowed anʿamtu
I bestowed
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
وَأَنِّى gerçekten wa-annī
gerçekten
فَضَّلْتُكُمْ sizi üstün kıldığımı faḍḍaltukum
sizi üstün kıldığımı
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemler l-ʿālamīna
alemler
١٢٢ (122)
(122)
Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti ve sizi bir zamanlar alemlere üstün tuttuğumu hatırlayın.
2:123
وَٱتَّقُوا۟ sakının wa-ittaqū
sakının
يَوْمًۭا şu günden (ki) yawman
şu günden (ki)
لَّا cezasını çekmez
cezasını çekmez
تَجْزِى will avail tajzī
will avail
نَفْسٌ kimse nafsun
kimse
عَن kimsenin ʿan
kimsenin
نَّفْسٍۢ (another) soul nafsin
(another) soul
شَيْـًۭٔا bir şeyle shayan
bir şeyle
وَلَا ve kabul edilmez walā
ve kabul edilmez
يُقْبَلُ will be accepted yuq'balu
will be accepted
مِنْهَا ondan min'hā
ondan
عَدْلٌۭ fidye ʿadlun
fidye
وَلَا ona fayda vermez walā
ona fayda vermez
تَنفَعُهَا will benefit it tanfaʿuhā
will benefit it
شَفَـٰعَةٌۭ şefaat shafāʿatun
şefaat
وَلَا onlara walā
onlara
هُمْ they hum
they
يُنصَرُونَ yardım da edilmez yunṣarūna
yardım da edilmez
١٢٣ (123)
(123)
Kimsenin kimse namına bir şey ödemeyeceği, hiç kimseden fidye alınmayacağı, kimseye şefaatin yarar sağlamayacağı ve onların yardım görmeyeceği günden korunun.
2:124
۞ وَإِذِ zaman wa-idhi
zaman
ٱبْتَلَىٰٓ imtihan ettiği; ib'talā
imtihan ettiği;
إِبْرَٰهِـۧمَ İbrahim'i ib'rāhīma
İbrahim'i
رَبُّهُۥ Rabbi rabbuhu
Rabbi
بِكَلِمَـٰتٍۢ kelimelerle bikalimātin
kelimelerle
فَأَتَمَّهُنَّ ۖ o da onları tamamlamıştı fa-atammahunna
o da onları tamamlamıştı
قَالَ (Allah) dedi ki qāla
(Allah) dedi ki
إِنِّى şüphesiz ben innī
şüphesiz ben
جَاعِلُكَ seni yapacağım jāʿiluka
seni yapacağım
لِلنَّاسِ insanlar için lilnnāsi
insanlar için
إِمَامًۭا ۖ önder imāman
önder
قَالَ (İbrahim) dedi ki qāla
(İbrahim) dedi ki
وَمِن benim soyumdan da wamin
benim soyumdan da
ذُرِّيَّتِى ۖ my offspring dhurriyyatī
my offspring
قَالَ buyurdu qāla
buyurdu
لَا ulaşmaz
ulaşmaz
يَنَالُ reach yanālu
reach
عَهْدِى ahdim ʿahdī
ahdim
ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimlere l-ẓālimīna
zalimlere
١٢٤ (124)
(124)
Rabbi İbrahim'i bir takım emirlerle denemiş, o da onları yerine getirmişti. Allah, "seni insanlara önder kılacağım" demişti. O "soyumdan da" deyince, "zalimler benim ahdime erişemez" buyurmuştu.
2:125
وَإِذْ hani wa-idh
hani
جَعَلْنَا biz kıldık jaʿalnā
biz kıldık
ٱلْبَيْتَ Beyt'i (Ka'be'yi) l-bayta
Beyt'i (Ka'be'yi)
مَثَابَةًۭ toplanma yeri mathābatan
toplanma yeri
لِّلنَّاسِ insanlara lilnnāsi
insanlara
وَأَمْنًۭا ve güven yeri wa-amnan
ve güven yeri
وَٱتَّخِذُوا۟ siz de edinin wa-ittakhidhū
siz de edinin
مِن makamından min
makamından
مَّقَامِ (the) standing place maqāmi
(the) standing place
إِبْرَٰهِـۧمَ İbrahim'in ib'rāhīma
İbrahim'in
مُصَلًّۭى ۖ bir namaz yeri muṣallan
bir namaz yeri
وَعَهِدْنَآ ve emretmiştik waʿahid'nā
ve emretmiştik
إِلَىٰٓ İbrahim'e ilā
İbrahim'e
إِبْرَٰهِـۧمَ Ibrahim ib'rāhīma
Ibrahim
وَإِسْمَـٰعِيلَ ve İsma'il'e wa-is'māʿīla
ve İsma'il'e
أَن temizlemesini an
temizlemesini
طَهِّرَا [You both] purify ṭahhirā
[You both] purify
بَيْتِىَ ev'imi baytiya
ev'imi
لِلطَّآئِفِينَ tavaf edenler için lilṭṭāifīna
tavaf edenler için
وَٱلْعَـٰكِفِينَ ibadete kapananlar wal-ʿākifīna
ibadete kapananlar
وَٱلرُّكَّعِ ve rüku edenler wal-rukaʿi
ve rüku edenler
ٱلسُّجُودِ secde edenler l-sujūdi
secde edenler
١٢٥ (125)
(125)
Kabeyi, insanlar için toplanma ve güven yeri kılmıştık. İbrahim'in makamını namaz yeri edinin, dedik. Evimi ziyaret edenler, kendini ibadete verenler, rüku ve secde edenler için temiz tutun diye İbrahim ve İsmail'e ahd verdik.
2:126
وَإِذْ ve hani wa-idh
ve hani
قَالَ demişti ki qāla
demişti ki
إِبْرَٰهِـۧمُ İbrahim ib'rāhīmu
İbrahim
رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim
ٱجْعَلْ kıl ij'ʿal
kıl
هَـٰذَا bu hādhā
bu
بَلَدًا şehri baladan
şehri
ءَامِنًۭا güvenli āminan
güvenli
وَٱرْزُقْ ve rızıklandır wa-ur'zuq
ve rızıklandır
أَهْلَهُۥ halkını ahlahu
halkını
مِنَ ürünlerle mina
ürünlerle
ٱلثَّمَرَٰتِ fruits l-thamarāti
fruits
مَنْ kimseleri man
kimseleri
ءَامَنَ inanan āmana
inanan
مِنْهُم onlardan min'hum
onlardan
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ ve gününe wal-yawmi
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ۖ ahiret l-ākhiri
ahiret
قَالَ (Rabbi) buyurdu ki qāla
(Rabbi) buyurdu ki
وَمَن kimseyi waman
kimseyi
كَفَرَ inkar eden kafara
inkar eden
فَأُمَتِّعُهُۥ onu geçindiririm fa-umattiʿuhu
onu geçindiririm
قَلِيلًۭا az bir (süre) qalīlan
az bir (süre)
ثُمَّ sonra thumma
sonra
أَضْطَرُّهُۥٓ onu mahkum ederim aḍṭarruhu
onu mahkum ederim
إِلَىٰ azabına ilā
azabına
عَذَابِ (the) punishment ʿadhābi
(the) punishment
ٱلنَّارِ ۖ cehennem l-nāri
cehennem
وَبِئْسَ ve ne kötü wabi'sa
ve ne kötü
ٱلْمَصِيرُ dönüş yeridir l-maṣīru
dönüş yeridir
١٢٦ (126)
(126)
İbrahim: "Rabbim! Burasını emin bir şehir kıl, halkından, Allah'a ve ahiret gününe inananları ürünlerle rızıklandır" demişti. Allah da: "İnkar edeni de az bir müddet geçindirir, sonra da onu ateşin azabına uğramak zorunda bırakırım, ne kötü sonuç" buyurmuştu.
2:127
وَإِذْ ve hani wa-idh
ve hani
يَرْفَعُ yükseltiyordu yarfaʿu
yükseltiyordu
إِبْرَٰهِـۧمُ İbrahim ib'rāhīmu
İbrahim
ٱلْقَوَاعِدَ temellerini l-qawāʿida
temellerini
مِنَ Ev'in mina
Ev'in
ٱلْبَيْتِ the House l-bayti
the House
وَإِسْمَـٰعِيلُ İsma'il'(le beraber) wa-is'māʿīlu
İsma'il'(le beraber)
رَبَّنَا Rabbi'imiz rabbanā
Rabbi'imiz
تَقَبَّلْ kabul buyur taqabbal
kabul buyur
مِنَّآ ۖ bizden minnā
bizden
إِنَّكَ kuşkusuz sen innaka
kuşkusuz sen
أَنتَ (yalnız) sen anta
(yalnız) sen
ٱلسَّمِيعُ işitensin l-samīʿu
işitensin
ٱلْعَلِيمُ bilensin l-ʿalīmu
bilensin
١٢٧ (127)
(127)
İbrahim ve İsmail, Kabenin temellerini yükseltiyordu: "Rabbimiz! Yaptığımızı kabul buyur. Şüphesiz ki, Sen hem işitir hem bilirsin"
2:128
رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
وَٱجْعَلْنَا bizi yap wa-ij'ʿalnā
bizi yap
مُسْلِمَيْنِ teslim olanlardan mus'limayni
teslim olanlardan
لَكَ sana laka
sana
وَمِن neslimizden de wamin
neslimizden de
ذُرِّيَّتِنَآ our offspring dhurriyyatinā
our offspring
أُمَّةًۭ bir ümmet (çıkar) ummatan
bir ümmet (çıkar)
مُّسْلِمَةًۭ teslim olan mus'limatan
teslim olan
لَّكَ sana laka
sana
وَأَرِنَا ve bize göster wa-arinā
ve bize göster
مَنَاسِكَنَا ibadet yollarımızı manāsikanā
ibadet yollarımızı
وَتُبْ ve tevbemizi kabul et watub
ve tevbemizi kabul et
عَلَيْنَآ ۖ bizden ʿalaynā
bizden
إِنَّكَ şüphesiz sen innaka
şüphesiz sen
أَنتَ (ancak) sensin anta
(ancak) sensin
ٱلتَّوَّابُ tevbeleri kabul eden l-tawābu
tevbeleri kabul eden
ٱلرَّحِيمُ çok merhametli olan l-raḥīmu
çok merhametli olan
١٢٨ (128)
(128)
"Rabbimiz! İkimizi Sana teslim olanlardan kıl, soyumuzdan da Sana teslim olanlardan bir ümmet yetiştir. Bize ibadet yollarımızı göster, tevbemizi kabul buyur, çünkü tevbeleri daima kabul eden, merhametli olan ancak Sensin".
2:129
رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
وَٱبْعَثْ gönder wa-ib'ʿath
gönder
فِيهِمْ onlara fīhim
onlara
رَسُولًۭا bir elçi rasūlan
bir elçi
مِّنْهُمْ kendi içlerinden min'hum
kendi içlerinden
يَتْلُوا۟ okuyacak yatlū
okuyacak
عَلَيْهِمْ kendilerine ʿalayhim
kendilerine
ءَايَـٰتِكَ senin ayetlerini āyātika
senin ayetlerini
وَيُعَلِّمُهُمُ ve onlara öğretecek wayuʿallimuhumu
ve onlara öğretecek
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı
وَٱلْحِكْمَةَ ve hikmeti wal-ḥik'mata
ve hikmeti
وَيُزَكِّيهِمْ ۚ ve onları temizleyecek wayuzakkīhim
ve onları temizleyecek
إِنَّكَ şüphesiz sensin innaka
şüphesiz sensin
أَنتَ yalnız sen anta
yalnız sen
ٱلْعَزِيزُ Aziz olan l-ʿazīzu
Aziz olan
ٱلْحَكِيمُ Hakim olan l-ḥakīmu
Hakim olan
١٢٩ (129)
(129)
"Rabbimiz! İçlerinden onlara Senin ayetlerini okuyan, Kitabı ve hikmeti öğreten, onları her kötülükten arıtan bir peygamber gönder. Doğrusu güçlü ve Hakim olan ancak Sensin".
2:130
وَمَن ve kim ki waman
ve kim ki
يَرْغَبُ yüz çevirir yarghabu
yüz çevirir
عَن milletinden (dininden) ʿan
milletinden (dininden)
مِّلَّةِ (the) religion millati
(the) religion
إِبْرَٰهِـۧمَ İbrahim'in ib'rāhīma
İbrahim'in
إِلَّا başka illā
başka
مَن kimseen man
kimseen
سَفِهَ sefih kılan safiha
sefih kılan
نَفْسَهُۥ ۚ nefsini nafsahu
nefsini
وَلَقَدِ Andolsun ki walaqadi
Andolsun ki
ٱصْطَفَيْنَـٰهُ biz onu seçmiştik iṣ'ṭafaynāhu
biz onu seçmiştik
فِى dünyada
dünyada
ٱلدُّنْيَا ۖ the world l-dun'yā
the world
وَإِنَّهُۥ ve şüphesiz o wa-innahu
ve şüphesiz o
فِى ahirette de
ahirette de
ٱلْـَٔاخِرَةِ the Hereafter l-ākhirati
the Hereafter
لَمِنَ salihlerdendir lamina
salihlerdendir
ٱلصَّـٰلِحِينَ the righteous l-ṣāliḥīna
the righteous
١٣٠ (130)
(130)
Kendini bilmezden başkası İbrahim'in dininden yüz çevirmez. And olsun ki, dünyada onu seçtik, şüphesiz o, ahirette de iyilerdendir.
2:131
إِذْ hani idh
hani
قَالَ demişti qāla
demişti
لَهُۥ ona lahu
ona
رَبُّهُۥٓ Rabbi rabbuhu
Rabbi
أَسْلِمْ ۖ İslam ol (teslim ol) aslim
İslam ol (teslim ol)
قَالَ dedi qāla
dedi
أَسْلَمْتُ teslim oldum aslamtu
teslim oldum
لِرَبِّ Rabbine lirabbi
Rabbine
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin
١٣١ (131)
(131)
Rabbi ona: "Teslim ol" buyurduğunda, "Alemlerin Rabbine teslim oldum" demişti.
2:132
وَوَصَّىٰ ve vasiyyet etti wawaṣṣā
ve vasiyyet etti
بِهَآ bunu bihā
bunu
إِبْرَٰهِـۧمُ İbrahim ib'rāhīmu
İbrahim
بَنِيهِ kendi oğullarına banīhi
kendi oğullarına
وَيَعْقُوبُ ve Ya'kub da wayaʿqūbu
ve Ya'kub da
يَـٰبَنِىَّ Ey oğullarım yābaniyya
Ey oğullarım
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
ٱصْطَفَىٰ seçti iṣ'ṭafā
seçti
لَكُمُ sizin için lakumu
sizin için
ٱلدِّينَ bu dini l-dīna
bu dini
فَلَا öyleyse ölmeyin falā
öyleyse ölmeyin
تَمُوتُنَّ (should) you die tamūtunna
(should) you die
إِلَّا başka (bir şekilde) illā
başka (bir şekilde)
وَأَنتُم sizler wa-antum
sizler
مُّسْلِمُونَ müslümanlar olmaktan mus'limūna
müslümanlar olmaktan
١٣٢ (132)
(132)
İbrahim bunu oğullarına vasiyet etti. Yakub da: "Oğullarım! Allah dini size seçti, siz de ancak O'na teslim olmuş olarak can verin" dedi.
2:133
أَمْ yoksa am
yoksa
كُنتُمْ siz kuntum
siz
شُهَدَآءَ şahit miydiniz shuhadāa
şahit miydiniz
إِذْ zaman idh
zaman
حَضَرَ geldiği ḥaḍara
geldiği
يَعْقُوبَ Ya'kub'a yaʿqūba
Ya'kub'a
ٱلْمَوْتُ ölüm hali l-mawtu
ölüm hali
إِذْ o zaman idh
o zaman
قَالَ (Ya'kub) dedi ki qāla
(Ya'kub) dedi ki
لِبَنِيهِ oğullarına libanīhi
oğullarına
مَا neye
neye
تَعْبُدُونَ kulluk edeceksiniz taʿbudūna
kulluk edeceksiniz
مِنۢ benden sonra min
benden sonra
بَعْدِى after me baʿdī
after me
قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki
نَعْبُدُ kulluk edeceğiz naʿbudu
kulluk edeceğiz
إِلَـٰهَكَ senin tanrına ilāhaka
senin tanrına
وَإِلَـٰهَ ve tanrısına wa-ilāha
ve tanrısına
ءَابَآئِكَ ataların ābāika
ataların
إِبْرَٰهِـۧمَ İbrahim ib'rāhīma
İbrahim
وَإِسْمَـٰعِيلَ ve İsma'il wa-is'māʿīla
ve İsma'il
وَإِسْحَـٰقَ ve İshak'ın wa-is'ḥāqa
ve İshak'ın
إِلَـٰهًۭا Tanrı'sına ilāhan
Tanrı'sına
وَٰحِدًۭا tek wāḥidan
tek
وَنَحْنُ ve biz wanaḥnu
ve biz
لَهُۥ O'na lahu
O'na
مُسْلِمُونَ teslim olanlarız mus'limūna
teslim olanlarız
١٣٣ (133)
(133)
Yoksa Yakub can verirken sizler yanında mı idiniz? O, oğullarına: "Benden sonra kime kulluk edeceksiniz?" diye sormuştu; Onlar da: "Senin Tanrına ve ataların İbrahim, İsmail, İshak'ın Tanrısı olan tek Tanrıya kulluk edeceğiz, bizler O'na teslim olmuşuzdur" demişlerdi.
2:134
تِلْكَ onlar til'ka
onlar
أُمَّةٌۭ bir ümmetti ummatun
bir ümmetti
قَدْ elbette qad
elbette
خَلَتْ ۖ gelip geçti khalat
gelip geçti
لَهَا kendilerine lahā
kendilerine
مَا şeyler
şeyler
كَسَبَتْ onların kazandıkları kasabat
onların kazandıkları
وَلَكُم size aittir walakum
size aittir
مَّا şeyler
şeyler
كَسَبْتُمْ ۖ sizin kazandıklarınız kasabtum
sizin kazandıklarınız
وَلَا siz sorulmazsınız walā
siz sorulmazsınız
تُسْـَٔلُونَ you will be asked tus'alūna
you will be asked
عَمَّا şeyden ʿammā
şeyden
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
يَعْمَلُونَ onların yapıyor yaʿmalūna
onların yapıyor
١٣٤ (134)
(134)
Onlar geçmiş birer ümmettir. Kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız da sizedir. Onların yapmış olduklarından sorumlu değilsiniz.
2:135
وَقَالُوا۟ ve dediler waqālū
ve dediler
كُونُوا۟ olun ki kūnū
olun ki
هُودًا Yahudi hūdan
Yahudi
أَوْ veya aw
veya
نَصَـٰرَىٰ hıristiyan naṣārā
hıristiyan
تَهْتَدُوا۟ ۗ doğru yolu bulasınız tahtadū
doğru yolu bulasınız
قُلْ de ki qul
de ki
بَلْ bilakis (uyarız) bal
bilakis (uyarız)
مِلَّةَ milletine (dinine) millata
milletine (dinine)
إِبْرَٰهِـۧمَ İbrahim'in ib'rāhīma
İbrahim'in
حَنِيفًۭا ۖ hanif ḥanīfan
hanif
وَمَا O değildi wamā
O değildi
كَانَ he was kāna
he was
مِنَ ortak koşanlardan mina
ortak koşanlardan
ٱلْمُشْرِكِينَ those who associated partners (with Allah) l-mush'rikīna
those who associated partners (with Allah)
١٣٥ (135)
(135)
"Yahudi veya Hıristiyan olun ki doğru yolu bulasınız" dediler. "Doğruya yönelmiş olan ve Allah'a eş koşanlardan olmayan İbrahim'in dinine uyarız" de.
2:136
قُولُوٓا۟ deyin qūlū
deyin
ءَامَنَّا inandık āmannā
inandık
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَمَآ ve şeye wamā
ve şeye
أُنزِلَ indirilen unzila
indirilen
إِلَيْنَا bize ilaynā
bize
وَمَآ ve şeye wamā
ve şeye
أُنزِلَ indirilen unzila
indirilen
إِلَىٰٓ İbrahim'e ilā
İbrahim'e
إِبْرَٰهِـۧمَ Ibrahim ib'rāhīma
Ibrahim
وَإِسْمَـٰعِيلَ ve İsma'il'e wa-is'māʿīla
ve İsma'il'e
وَإِسْحَـٰقَ ve İshak'a wa-is'ḥāqa
ve İshak'a
وَيَعْقُوبَ ve Ya'kub'a wayaʿqūba
ve Ya'kub'a
وَٱلْأَسْبَاطِ ve torunlarına wal-asbāṭi
ve torunlarına
وَمَآ ve şeye wamā
ve şeye
أُوتِىَ verilen ūtiya
verilen
مُوسَىٰ Musa'ya mūsā
Musa'ya
وَعِيسَىٰ ve Îsa'ya waʿīsā
ve Îsa'ya
وَمَآ ve şeye wamā
ve şeye
أُوتِىَ verilen ūtiya
verilen
ٱلنَّبِيُّونَ peygamberlere l-nabiyūna
peygamberlere
مِن Rablerinden min
Rablerinden
رَّبِّهِمْ their Lord rabbihim
their Lord
لَا ayırım yapmayız
ayırım yapmayız
نُفَرِّقُ we make distinction nufarriqu
we make distinction
بَيْنَ arasında bayna
arasında
أَحَدٍۢ hiçbiri aḥadin
hiçbiri
مِّنْهُمْ onların min'hum
onların
وَنَحْنُ ve biz wanaḥnu
ve biz
لَهُۥ O'na lahu
O'na
مُسْلِمُونَ teslim olanlarız mus'limūna
teslim olanlarız
١٣٦ (136)
(136)
"Allah'a, bize gönderilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına gönderilene, Musa ve İsa'ya verilene, Rableri tarafından peygamberlere verilene, onları birbirinden ayırt etmeyerek inandık, biz O'na teslim olanlarız" deyin.
2:137
فَإِنْ eğer fa-in
eğer
ءَامَنُوا۟ iman ederlerse āmanū
iman ederlerse
بِمِثْلِ gibi bimith'li
gibi
مَآ sizin iman ettiğiniz
sizin iman ettiğiniz
ءَامَنتُم you have believed āmantum
you have believed
بِهِۦ ona bihi
ona
فَقَدِ elbette faqadi
elbette
ٱهْتَدَوا۟ ۖ doğru yolu bulmuş olurlar ih'tadaw
doğru yolu bulmuş olurlar
وَّإِن eğer wa-in
eğer
تَوَلَّوْا۟ dönerlerse tawallaw
dönerlerse
فَإِنَّمَا mutlaka fa-innamā
mutlaka
هُمْ onlar hum
onlar
فِى içine
içine
شِقَاقٍۢ ۖ anlaşmazlık (düşerler) shiqāqin
anlaşmazlık (düşerler)
فَسَيَكْفِيكَهُمُ onlara karşı sana yeter fasayakfīkahumu
onlara karşı sana yeter
ٱللَّهُ ۚ Allah l-lahu
Allah
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
ٱلسَّمِيعُ işitendir l-samīʿu
işitendir
ٱلْعَلِيمُ bilendir l-ʿalīmu
bilendir
١٣٧ (137)
(137)
Sizin inandığınız gibi inanmış olsalar, doğru yolu bulmuş olurlar. Yüz çevirirlerse, şüphesiz onlar çıkmazdadırlar. Onlara karşı sana Allah yetecektir. O, işitir ve bilir.
2:138
صِبْغَةَ boyası (ile boyan) ṣib'ghata
boyası (ile boyan)
ٱللَّهِ ۖ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَمَنْ ve kimdir waman
ve kimdir
أَحْسَنُ daha güzeli aḥsanu
daha güzeli
مِنَ Allah'tan mina
Allah'tan
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
صِبْغَةًۭ ۖ boyası ṣib'ghatan
boyası
وَنَحْنُ ve biz ancak wanaḥnu
ve biz ancak
لَهُۥ O'na lahu
O'na
عَـٰبِدُونَ kulluk ederiz ʿābidūna
kulluk ederiz
١٣٨ (138)
(138)
Allah'ın verdiği renge uyun; rengi Allah'ınkinden daha güzel olan kim vardır? "Biz O'na kulluk edenleriz" deyin.
2:139
قُلْ söyle (onlara) qul
söyle (onlara)
أَتُحَآجُّونَنَا bizimle tartışıyor musunuz? atuḥājjūnanā
bizimle tartışıyor musunuz?
فِى hakkında
hakkında
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَهُوَ O iken wahuwa
O iken
رَبُّنَا bizim de Rabbimiz rabbunā
bizim de Rabbimiz
وَرَبُّكُمْ sizin de Rabbiniz warabbukum
sizin de Rabbiniz
وَلَنَآ bizimdir walanā
bizimdir
أَعْمَـٰلُنَا bizim yaptıklarımız aʿmālunā
bizim yaptıklarımız
وَلَكُمْ sizindir walakum
sizindir
أَعْمَـٰلُكُمْ sizin yaptıklarınız aʿmālukum
sizin yaptıklarınız
وَنَحْنُ ve biz wanaḥnu
ve biz
لَهُۥ O'na lahu
O'na
مُخْلِصُونَ gönülden bağlananlarız mukh'liṣūna
gönülden bağlananlarız
١٣٩ (139)
(139)
De ki: "Bizim ve sizin Rabbiniz olan Allah hakkında bize karşı hüccet mi gösteriyorsunuz? Bizim yaptıklarımız kendimize, sizin yaptıklarınız de kendinize aittir. Biz O'na karşı samimiyiz".
2:140
أَمْ yoksa am
yoksa
تَقُولُونَ söylüyor(mu)sunuz taqūlūna
söylüyor(mu)sunuz
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
إِبْرَٰهِـۧمَ İbrahim ib'rāhīma
İbrahim
وَإِسْمَـٰعِيلَ ve İsma'il wa-is'māʿīla
ve İsma'il
وَإِسْحَـٰقَ ve İshak wa-is'ḥāqa
ve İshak
وَيَعْقُوبَ ve Ya'kub wayaʿqūba
ve Ya'kub
وَٱلْأَسْبَاطَ ve torunlarının wal-asbāṭa
ve torunlarının
كَانُوا۟ olduklarını kānū
olduklarını
هُودًا yahudi hūdan
yahudi
أَوْ yahut aw
yahut
نَصَـٰرَىٰ ۗ hıristiyan naṣārā
hıristiyan
قُلْ de ki qul
de ki
ءَأَنتُمْ siz mi a-antum
siz mi
أَعْلَمُ daha iyi bilirsiniz aʿlamu
daha iyi bilirsiniz
أَمِ yoksa ami
yoksa
ٱللَّهُ ۗ Allah (mı) l-lahu
Allah (mı)
وَمَنْ ve kimdir waman
ve kimdir
أَظْلَمُ daha zalim aẓlamu
daha zalim
مِمَّن kimseden mimman
kimseden
كَتَمَ gizleyen katama
gizleyen
شَهَـٰدَةً şahitliği shahādatan
şahitliği
عِندَهُۥ yanında bulunan ʿindahu
yanında bulunan
مِنَ tarafından mina
tarafından
ٱللَّهِ ۗ Allah l-lahi
Allah
وَمَا ve değildir wamā
ve değildir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِغَـٰفِلٍ gafil bighāfilin
gafil
عَمَّا yaptıklarınızdan ʿammā
yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ you do taʿmalūna
you do
١٤٠ (140)
(140)
Yoksa İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarının Yahudi veya Hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? Peki, siz mi yoksa Allah mı daha iyi bilir? de. Allah tarafından kendisine bildirilen bir gerçeği gizleyenden daha zalim kim vardır? Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.
2:141
تِلْكَ İşte onlar til'ka
İşte onlar
أُمَّةٌۭ bir ümmetti ummatun
bir ümmetti
قَدْ ki qad
ki
خَلَتْ ۖ gelip geçti khalat
gelip geçti
لَهَا onlarındır lahā
onlarındır
مَا şeyler
şeyler
كَسَبَتْ kazandıkları kasabat
kazandıkları
وَلَكُم ve sizindir walakum
ve sizindir
مَّا şeyler
şeyler
كَسَبْتُمْ ۖ sizin kazandıklarınız kasabtum
sizin kazandıklarınız
وَلَا sorulmazsınız walā
sorulmazsınız
تُسْـَٔلُونَ you will be asked tus'alūna
you will be asked
عَمَّا şeylerden ʿammā
şeylerden
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
يَعْمَلُونَ onların yapıyor yaʿmalūna
onların yapıyor
١٤١ (141)
(141)
Onlar geçmiş birer ümmettir. Kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız da sizedir. Onların yapmış olduklarından sorumlu değilsiniz.
2:142
۞ سَيَقُولُ diyecekler ki sayaqūlu
diyecekler ki
ٱلسُّفَهَآءُ bazı beyinsizler l-sufahāu
bazı beyinsizler
مِنَ insanlardan mina
insanlardan
ٱلنَّاسِ the people l-nāsi
the people
مَا nedir
nedir
وَلَّىٰهُمْ onları çeviren wallāhum
onları çeviren
عَن kıblelerinden ʿan
kıblelerinden
قِبْلَتِهِمُ their direction of prayer qib'latihimu
their direction of prayer
ٱلَّتِى o ki allatī
o ki
كَانُوا۟ bulunurlar kānū
bulunurlar
عَلَيْهَا ۚ üzerinde ʿalayhā
üzerinde
قُل de ki qul
de ki
لِّلَّهِ Allah'ındır lillahi
Allah'ındır
ٱلْمَشْرِقُ doğu l-mashriqu
doğu
وَٱلْمَغْرِبُ ۚ ve batı wal-maghribu
ve batı
يَهْدِى O iletir yahdī
O iletir
مَن kimseyi man
kimseyi
يَشَآءُ dilediğini (dileyeni) yashāu
dilediğini (dileyeni)
إِلَىٰ yola ilā
yola
صِرَٰطٍۢ a path ṣirāṭin
a path
مُّسْتَقِيمٍۢ doğru mus'taqīmin
doğru
١٤٢ (142)
(142)
İnsanların beyinsizleri, "Yöneldikleri kıbleden onları çeviren nedir?" diyecekler; de ki: "Doğu ve batı Allah'ındır. O, dilediğini doğru yola eriştirir".
2:143
وَكَذَٰلِكَ ve böylece wakadhālika
ve böylece
جَعَلْنَـٰكُمْ sizi kıldık jaʿalnākum
sizi kıldık
أُمَّةًۭ bir ümmet ummatan
bir ümmet
وَسَطًۭا vasat wasaṭan
vasat
لِّتَكُونُوا۟ olmanız için litakūnū
olmanız için
شُهَدَآءَ şahit shuhadāa
şahit
عَلَى insanlara ʿalā
insanlara
ٱلنَّاسِ the mankind l-nāsi
the mankind
وَيَكُونَ ve olması için wayakūna
ve olması için
ٱلرَّسُولُ rasulün (de) l-rasūlu
rasulün (de)
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
شَهِيدًۭا ۗ şahit shahīdan
şahit
وَمَا ve yap(ma)dık wamā
ve yap(ma)dık
جَعَلْنَا We made jaʿalnā
We made
ٱلْقِبْلَةَ bir kıble l-qib'lata
bir kıble
ٱلَّتِى olduğunuzu allatī
olduğunuzu
كُنتَ you were used to kunta
you were used to
عَلَيْهَآ üzerinde ʿalayhā
üzerinde
إِلَّا sadece (yaptık) illā
sadece (yaptık)
لِنَعْلَمَ bilmek için linaʿlama
bilmek için
مَن kimseyi man
kimseyi
يَتَّبِعُ uyan yattabiʿu
uyan
ٱلرَّسُولَ Elçi'ye l-rasūla
Elçi'ye
مِمَّن kimseden mimman
kimseden
يَنقَلِبُ geriye dönen yanqalibu
geriye dönen
عَلَىٰ üzerinde ʿalā
üzerinde
عَقِبَيْهِ ۚ ökçesi ʿaqibayhi
ökçesi
وَإِن ve elbette wa-in
ve elbette
كَانَتْ ağır gelir kānat
ağır gelir
لَكَبِيرَةً certainly a great (test) lakabīratan
certainly a great (test)
إِلَّا başkasına illā
başkasına
عَلَى kimseye ʿalā
kimseye
ٱلَّذِينَ those whom alladhīna
those whom
هَدَى yol gösterdiği hadā
yol gösterdiği
ٱللَّهُ ۗ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
وَمَا değildir wamā
değildir
كَانَ Allah kāna
Allah
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لِيُضِيعَ zayi edecek liyuḍīʿa
zayi edecek
إِيمَـٰنَكُمْ ۚ sizin imanınızı īmānakum
sizin imanınızı
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
بِٱلنَّاسِ insanlara bil-nāsi
insanlara
لَرَءُوفٌۭ şefkatlidir laraūfun
şefkatlidir
رَّحِيمٌۭ merhametlidir raḥīmun
merhametlidir
١٤٣ (143)
(143)
Böylece sizi insanlara şahid ve örnek olmanız için tam ortada bulunan bir ümmet kıldık. Peygamber de size şahid ve örnektir. Senin yöneldiğin yönü, Peygambere uyanları, cayacaklardan ayırdetmek için kıble yaptık. Doğrusu Allah'ın yola koyduğu kimselerden başkasına bu ağır bir şeydir. Allah ibadetlerinizi boşa çıkaracak değildir. Doğrusu Allah insanlara şefkat gösterir, merhamet eder.
2:144
قَدْ elbette qad
elbette
نَرَىٰ görüyoruz narā
görüyoruz
تَقَلُّبَ çevrilip durduğunu taqalluba
çevrilip durduğunu
وَجْهِكَ yüzünün wajhika
yüzünün
فِى doğru
doğru
ٱلسَّمَآءِ ۖ göğe l-samāi
göğe
فَلَنُوَلِّيَنَّكَ elbette seni döndüreceğiz falanuwalliyannaka
elbette seni döndüreceğiz
قِبْلَةًۭ bir kıbleye qib'latan
bir kıbleye
تَرْضَىٰهَا ۚ hoşlanacağın tarḍāhā
hoşlanacağın
فَوَلِّ (Bundan böyle) çevir fawalli
(Bundan böyle) çevir
وَجْهَكَ yüzünü wajhaka
yüzünü
شَطْرَ tarafına shaṭra
tarafına
ٱلْمَسْجِدِ Mescid-i l-masjidi
Mescid-i
ٱلْحَرَامِ ۚ Haram'a l-ḥarāmi
Haram'a
وَحَيْثُ ve nerede waḥaythu
ve nerede
مَا olursanız
olursanız
كُنتُمْ you are kuntum
you are
فَوَلُّوا۟ çevirin fawallū
çevirin
وُجُوهَكُمْ yüzlerinizi wujūhakum
yüzlerinizi
شَطْرَهُۥ ۗ o yöne shaṭrahu
o yöne
وَإِنَّ şüphesiz wa-inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
أُوتُوا۟ verilen ūtū
verilen
ٱلْكِتَـٰبَ kitap l-kitāba
kitap
لَيَعْلَمُونَ elbette bilirler layaʿlamūna
elbette bilirler
أَنَّهُ bunun annahu
bunun
ٱلْحَقُّ bir gerçek olduğunu l-ḥaqu
bir gerçek olduğunu
مِن Rablerinden min
Rablerinden
رَّبِّهِمْ ۗ their Lord rabbihim
their Lord
وَمَا değildir wamā
değildir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِغَـٰفِلٍ habersiz bighāfilin
habersiz
عَمَّا onların yaptıklarından ʿammā
onların yaptıklarından
يَعْمَلُونَ they do yaʿmalūna
they do
١٤٤ (144)
(144)
Yüzünü göğe çevirip durduğunu görüyoruz. Hoşnud olacağın kıbleye seni elbette çevireceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram semtine çevir; bulunduğunuz yerde yüzlerinizi o yöne çevirin. Doğrusu Kitap verilenler, bunun Rab'lerinden bir gerçek olduğunu bilirler. Allah onların yaptıklarından gafil değildir.
2:145
وَلَئِنْ ve eğer wala-in
ve eğer
أَتَيْتَ sen getirsen atayta
sen getirsen
ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere
أُوتُوا۟ verilen ūtū
verilen
ٱلْكِتَـٰبَ Kitap l-kitāba
Kitap
بِكُلِّ her türlü bikulli
her türlü
ءَايَةٍۢ ayeti āyatin
ayeti
مَّا değildir
değildir
تَبِعُوا۟ uyacak tabiʿū
uyacak
قِبْلَتَكَ ۚ senin kıblene qib'lataka
senin kıblene
وَمَآ ve değilsin wamā
ve değilsin
أَنتَ sen (de) anta
sen (de)
بِتَابِعٍۢ uyacak bitābiʿin
uyacak
قِبْلَتَهُمْ ۚ onların kıblesine qib'latahum
onların kıblesine
وَمَا ve değildir wamā
ve değildir
بَعْضُهُم onların bazısı baʿḍuhum
onların bazısı
بِتَابِعٍۢ uymazlar bitābiʿin
uymazlar
قِبْلَةَ kıblesine qib'lata
kıblesine
بَعْضٍۢ ۚ diğerlerinin baʿḍin
diğerlerinin
وَلَئِنِ ve eğer wala-ini
ve eğer
ٱتَّبَعْتَ uyarsan ittabaʿta
uyarsan
أَهْوَآءَهُم onların keyiflerine ahwāahum
onların keyiflerine
مِّنۢ sonraden min
sonraden
بَعْدِ after baʿdi
after
مَا şey(den)
şey(den)
جَآءَكَ sana gelen jāaka
sana gelen
مِنَ ilimden mina
ilimden
ٱلْعِلْمِ ۙ the knowledge l-ʿil'mi
the knowledge
إِنَّكَ şüphesiz sen innaka
şüphesiz sen
إِذًۭا o takdirde idhan
o takdirde
لَّمِنَ zalimlerden (olursun) lamina
zalimlerden (olursun)
ٱلظَّـٰلِمِينَ the wrongdoers l-ẓālimīna
the wrongdoers
١٤٥ (145)
(145)
Sen, Kitap verilenlere her türlü delili getirsen, yine de kıblene uymazlar; sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. And olsun ki, eğer sana gelen ilimden sonra onların heveslerine uyarsan, şüphesiz o zaman zulmedenlerden olursun.
2:146
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَاتَيْنَـٰهُمُ kendilerine verdiğimiz ātaynāhumu
kendilerine verdiğimiz
ٱلْكِتَـٰبَ Kitap l-kitāba
Kitap
يَعْرِفُونَهُۥ onu tanırlar yaʿrifūnahu
onu tanırlar
كَمَا gibi kamā
gibi
يَعْرِفُونَ tanıdıkları yaʿrifūna
tanıdıkları
أَبْنَآءَهُمْ ۖ oğullarını abnāahum
oğullarını
وَإِنَّ ve (yine) elbette wa-inna
ve (yine) elbette
فَرِيقًۭا bir grup farīqan
bir grup
مِّنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan
لَيَكْتُمُونَ gizlerler layaktumūna
gizlerler
ٱلْحَقَّ gerçeği l-ḥaqa
gerçeği
وَهُمْ onlar wahum
onlar
يَعْلَمُونَ bildikleri (halde) yaʿlamūna
bildikleri (halde)
١٤٦ (146)
(146)
Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onu (peygamberi) oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Onlardan bir takımı, doğrusu bile bile hakkı gizlerler.
2:147
ٱلْحَقُّ Gerçek al-ḥaqu
Gerçek
مِن Rabbindendir min
Rabbindendir
رَّبِّكَ ۖ your Lord rabbika
your Lord
فَلَا artık olma falā
artık olma
تَكُونَنَّ be takūnanna
be
مِنَ kuşkulananlardan mina
kuşkulananlardan
ٱلْمُمْتَرِينَ the doubters l-mum'tarīna
the doubters
١٤٧ (147)
(147)
Gerçek Rabb'indendir, sakın şüphelenenlerden olma.
2:148
وَلِكُلٍّۢ her (ümmetin) vardır walikullin
her (ümmetin) vardır
وِجْهَةٌ bir yönü wij'hatun
bir yönü
هُوَ o(nun) huwa
o(nun)
مُوَلِّيهَا ۖ yöneldiği muwallīhā
yöneldiği
فَٱسْتَبِقُوا۟ O halde koşun fa-is'tabiqū
O halde koşun
ٱلْخَيْرَٰتِ ۚ hayır işlerine l-khayrāti
hayır işlerine
أَيْنَ nerede ayna
nerede
مَا olsanız
olsanız
تَكُونُوا۟ you will be takūnū
you will be
يَأْتِ getirir yati
getirir
بِكُمُ sizi bikumu
sizi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
جَمِيعًا ۚ bir araya jamīʿan
bir araya
إِنَّ kuşkusuz inna
kuşkusuz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
كُلِّ her kulli
her
شَىْءٍۢ şey shayin
şey
قَدِيرٌۭ kadirdir qadīrun
kadirdir
١٤٨ (148)
(148)
Herkesin yöneldiği bir yön vardır. Hayırlı işlerde birbirinizle yarışın. Nerede olursanız olun Allah sizi bir araya toplar, Allah şüphesiz her şeye Kadir'dir.
2:149
وَمِنْ ve wamin
ve
حَيْثُ nereden ḥaythu
nereden
خَرَجْتَ çıkarsan (yola) kharajta
çıkarsan (yola)
فَوَلِّ çevir fawalli
çevir
وَجْهَكَ yüzünü wajhaka
yüzünü
شَطْرَ tarafına shaṭra
tarafına
ٱلْمَسْجِدِ Mescid-i l-masjidi
Mescid-i
ٱلْحَرَامِ ۖ Haram l-ḥarāmi
Haram
وَإِنَّهُۥ bu elbette wa-innahu
bu elbette
لَلْحَقُّ bir gerçektir lalḥaqqu
bir gerçektir
مِن Rabbinden min
Rabbinden
رَّبِّكَ ۗ your Lord rabbika
your Lord
وَمَا ve değildir wamā
ve değildir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِغَـٰفِلٍ habersiz bighāfilin
habersiz
عَمَّا yaptıklarınızdan ʿammā
yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ you do taʿmalūna
you do
١٤٩ (149)
(149)
Her nereden yola çıkarsan, yüzünü Mescid-i Haram semtine çevir, şüphesiz bu Rabbinden bir haktır. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.
2:150
وَمِنْ ve wamin
ve
حَيْثُ nereden ḥaythu
nereden
خَرَجْتَ çıkarsan (yola) kharajta
çıkarsan (yola)
فَوَلِّ çevir fawalli
çevir
وَجْهَكَ yüzünü wajhaka
yüzünü
شَطْرَ doğru shaṭra
doğru
ٱلْمَسْجِدِ Mescid-i l-masjidi
Mescid-i
ٱلْحَرَامِ ۚ Haram'a l-ḥarāmi
Haram'a
وَحَيْثُ ve nerede waḥaythu
ve nerede
مَا olursanız
olursanız
كُنتُمْ you (all) are kuntum
you (all) are
فَوَلُّوا۟ çevirin fawallū
çevirin
وُجُوهَكُمْ yüzünüzü wujūhakum
yüzünüzü
شَطْرَهُۥ o yana shaṭrahu
o yana
لِئَلَّا diye li-allā
diye
يَكُونَ olmasın yakūna
olmasın
لِلنَّاسِ hiç kimsenin lilnnāsi
hiç kimsenin
عَلَيْكُمْ aleyhinizde ʿalaykum
aleyhinizde
حُجَّةٌ bir delili ḥujjatun
bir delili
إِلَّا başkasının illā
başkasının
ٱلَّذِينَ kimselerden alladhīna
kimselerden
ظَلَمُوا۟ zalim olan ẓalamū
zalim olan
مِنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan
فَلَا onlardan çekinmeyin falā
onlardan çekinmeyin
تَخْشَوْهُمْ fear them takhshawhum
fear them
وَٱخْشَوْنِى benden çekinin wa-ikh'shawnī
benden çekinin
وَلِأُتِمَّ ve tamamlayayım wali-utimma
ve tamamlayayım
نِعْمَتِى ni'metimi niʿ'matī
ni'metimi
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
وَلَعَلَّكُمْ umulur ki walaʿallakum
umulur ki
تَهْتَدُونَ hidayete erersiniz tahtadūna
hidayete erersiniz
١٥٠ (150)
(150)
Her nereden çıkarsan, yüzünü Mescid-i Haram semtine çevir. İnsanların zulmedenlerinden başkalarının size karşı gösterecekleri bir hüccet olmaması için, her nerede olursanız, yüzlerinizi oranın semtine çevirin, bu hususta onlardan korkmayın. Benden korkun da size olan nimetimi tamamlayayım. Böylece doğru yolu bulursunuz.
2:151
كَمَآ gibi kamā
gibi
أَرْسَلْنَا gönderdiğimiz arsalnā
gönderdiğimiz
فِيكُمْ kendi içinizden fīkum
kendi içinizden
رَسُولًۭا bir Elçi rasūlan
bir Elçi
مِّنكُمْ sizden olan minkum
sizden olan
يَتْلُوا۟ okuyan yatlū
okuyan
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
ءَايَـٰتِنَا ayetlerimizi āyātinā
ayetlerimizi
وَيُزَكِّيكُمْ ve sizi temizleyen wayuzakkīkum
ve sizi temizleyen
وَيُعَلِّمُكُمُ ve size öğreten wayuʿallimukumu
ve size öğreten
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı
وَٱلْحِكْمَةَ ve hikmeti wal-ḥik'mata
ve hikmeti
وَيُعَلِّمُكُم ve size öğreten wayuʿallimukum
ve size öğreten
مَّا şeyleri
şeyleri
لَمْ olduğunuz lam
olduğunuz
تَكُونُوا۟ you were takūnū
you were
تَعْلَمُونَ bilmiyor taʿlamūna
bilmiyor
١٥١ (151)
(151)
Nitekim Biz size, ayetlerimizi okuyacak, sizi her kötülükten arıtacak, size kitabı ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek aranızdan, bir Peygamber gönderdik.
2:152
فَٱذْكُرُونِىٓ Öyle ise beni anın fa-udh'kurūnī
Öyle ise beni anın
أَذْكُرْكُمْ ben de sizi anayım adhkur'kum
ben de sizi anayım
وَٱشْكُرُوا۟ ve şükredin wa-ush'kurū
ve şükredin
لِى bana
bana
وَلَا ve walā
ve
تَكْفُرُونِ inkar etmeyin takfurūni
inkar etmeyin
١٥٢ (152)
(152)
Artık Beni anın, Ben de sizi anayım; Bana şükredin, nankörlük etmeyin.
2:153
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan āmanū
inanan
ٱسْتَعِينُوا۟ (Allah'tan) yardım isteyin is'taʿīnū
(Allah'tan) yardım isteyin
بِٱلصَّبْرِ sabır ile bil-ṣabri
sabır ile
وَٱلصَّلَوٰةِ ۚ ve namazla wal-ṣalati
ve namazla
إِنَّ muhakkak ki inna
muhakkak ki
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
مَعَ beraberdir maʿa
beraberdir
ٱلصَّـٰبِرِينَ sabredenlerle l-ṣābirīna
sabredenlerle
١٥٣ (153)
(153)
Ey İnananlar! Sabır ve namazla yardım dileyin. Allah, muhakkak ki sabredenlerle beraberdir.
2:154
وَلَا demeyin walā
demeyin
تَقُولُوا۟ say taqūlū
say
لِمَن kimselere liman
kimselere
يُقْتَلُ öldürülen yuq'talu
öldürülen
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
أَمْوَٰتٌۢ ۚ ölüdürler amwātun
ölüdürler
بَلْ bilakis bal
bilakis
أَحْيَآءٌۭ onlar diridirler aḥyāon
onlar diridirler
وَلَـٰكِن ama walākin
ama
لَّا olmazsınız
olmazsınız
تَشْعُرُونَ siz farkında tashʿurūna
siz farkında
١٥٤ (154)
(154)
Allah yolunda öldürülenlere "Ölüler" demeyin, zira onlar diridirler, fakat siz farkında değilsiniz.
2:155
وَلَنَبْلُوَنَّكُم andolsun sizi imtihan edeceğiz walanabluwannakum
andolsun sizi imtihan edeceğiz
بِشَىْءٍۢ şeylerle bishayin
şeylerle
مِّنَ (gibi) mina
(gibi)
ٱلْخَوْفِ korku l-khawfi
korku
وَٱلْجُوعِ ve açlık wal-jūʿi
ve açlık
وَنَقْصٍۢ ve noksanlığı wanaqṣin
ve noksanlığı
مِّنَ mallarınızın mina
mallarınızın
ٱلْأَمْوَٰلِ [the] wealth l-amwāli
[the] wealth
وَٱلْأَنفُسِ ve canlarınızın wal-anfusi
ve canlarınızın
وَٱلثَّمَرَٰتِ ۗ ve ürünlerinizin wal-thamarāti
ve ürünlerinizin
وَبَشِّرِ ve müjdele wabashiri
ve müjdele
ٱلصَّـٰبِرِينَ sabredenleri l-ṣābirīna
sabredenleri
١٥٥ (155)
(155)
Muhakkak sizi biraz korku, biraz açlık ve mallardan, canlardan, ürünlerden biraz eksiltmekle deneriz, sabredenleri müjdele.
2:156
ٱلَّذِينَ onlar ki alladhīna
onlar ki
إِذَآ zaman idhā
zaman
أَصَـٰبَتْهُم onlara eriştiği aṣābathum
onlara eriştiği
مُّصِيبَةٌۭ bir bela muṣībatun
bir bela
قَالُوٓا۟ derler qālū
derler
إِنَّا şüphesiz biz innā
şüphesiz biz
لِلَّهِ Allah içiniz lillahi
Allah içiniz
وَإِنَّآ ve şüphesiz biz wa-innā
ve şüphesiz biz
إِلَيْهِ O'na ilayhi
O'na
رَٰجِعُونَ döneceğiz rājiʿūna
döneceğiz
١٥٦ (156)
(156)
Onlara bir musibet geldiğinde: "Biz Allah'ınız ve elbette O'na döneceğiz" derler.
2:157
أُو۟لَـٰٓئِكَ İşte ulāika
İşte
عَلَيْهِمْ hep onlar içindir ʿalayhim
hep onlar içindir
صَلَوَٰتٌۭ bağışlamalar ṣalawātun
bağışlamalar
مِّن Rablerinden min
Rablerinden
رَّبِّهِمْ their Lord rabbihim
their Lord
وَرَحْمَةٌۭ ۖ ve rahmet waraḥmatun
ve rahmet
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve işte wa-ulāika
ve işte
هُمُ onlardır humu
onlardır
ٱلْمُهْتَدُونَ doğru yolu bulanlar l-muh'tadūna
doğru yolu bulanlar
١٥٧ (157)
(157)
Rablerinin mağfiret ve rahmeti onlaradır. O'nun yolunda olanlar da onlardır.
2:158
۞ إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلصَّفَا Safa l-ṣafā
Safa
وَٱلْمَرْوَةَ ve Merve wal-marwata
ve Merve
مِن nişanlarındandır min
nişanlarındandır
شَعَآئِرِ (the) symbols shaʿāiri
(the) symbols
ٱللَّهِ ۖ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
فَمَنْ kim faman
kim
حَجَّ hacceder ḥajja
hacceder
ٱلْبَيْتَ Ev'i l-bayta
Ev'i
أَوِ ya da awi
ya da
ٱعْتَمَرَ ömre yaparsa iʿ'tamara
ömre yaparsa
فَلَا yoktur falā
yoktur
جُنَاحَ hiçbir günah junāḥa
hiçbir günah
عَلَيْهِ kendisine ʿalayhi
kendisine
أَن tavaf etmesinde an
tavaf etmesinde
يَطَّوَّفَ he walks yaṭṭawwafa
he walks
بِهِمَا ۚ onları bihimā
onları
وَمَن ve kim waman
ve kim
تَطَوَّعَ kendiliğinden yaparsa taṭawwaʿa
kendiliğinden yaparsa
خَيْرًۭا bir iyilik khayran
bir iyilik
فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
شَاكِرٌ karşılığını verir shākirun
karşılığını verir
عَلِيمٌ (yaptığını) bilir ʿalīmun
(yaptığını) bilir
١٥٨ (158)
(158)
Şüphesiz Safa ile Merve Allah'ın nişanelerindendir. Kim Kabe'yi hacceder veya umre yaparsa, bu ikisini de tavaf etmesinde bir beis yoktur. Kim gönülden iyilik yaparsa, karşılığını görür. Doğrusu Allah şükrün karşılığını verendir ve bilendir.
2:159
إِنَّ doğrusu inna
doğrusu
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
يَكْتُمُونَ gizleyen yaktumūna
gizleyen
مَآ şeyleri
şeyleri
أَنزَلْنَا indirdiğimiz anzalnā
indirdiğimiz
مِنَ açık delillerden mina
açık delillerden
ٱلْبَيِّنَـٰتِ the clear proofs l-bayināti
the clear proofs
وَٱلْهُدَىٰ ve hidayeti wal-hudā
ve hidayeti
مِنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
مَا biz açıkça belirttikten
biz açıkça belirttikten
بَيَّنَّـٰهُ We made clear bayyannāhu
We made clear
لِلنَّاسِ insanlara lilnnāsi
insanlara
فِى Kitapta
Kitapta
ٱلْكِتَـٰبِ ۙ the Book l-kitābi
the Book
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlara ulāika
işte onlara
يَلْعَنُهُمُ la'net eder yalʿanuhumu
la'net eder
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
وَيَلْعَنُهُمُ ve la'net eder wayalʿanuhumu
ve la'net eder
ٱللَّـٰعِنُونَ bütün la'net edebilenler l-lāʿinūna
bütün la'net edebilenler
١٥٩ (159)
(159)
İndirdiğimiz belgeleri ve doğru yolu Kitab'da insanlara açıkladıktan sonra, gizleyen kimseler var ya, onlara hem Allah lanet eder, hem lanetçiler lanet eder, ancak tevbe edenler, ıslah olanlar ve gerçeği ortaya koyanlar müstesna; işte onların tevbesini kabul ederim. Ben, tevbeleri daima kabul ve merhamet edenim.
2:160
إِلَّا ancak hariç illā
ancak hariç
ٱلَّذِينَ (kimseler) alladhīna
(kimseler)
تَابُوا۟ tevbe edip tābū
tevbe edip
وَأَصْلَحُوا۟ uslananlar wa-aṣlaḥū
uslananlar
وَبَيَّنُوا۟ ve (gerçeği) açıklayanlar wabayyanū
ve (gerçeği) açıklayanlar
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar fa-ulāika
işte onlar
أَتُوبُ tevbelerini kabul ederim atūbu
tevbelerini kabul ederim
عَلَيْهِمْ ۚ onların ʿalayhim
onların
وَأَنَا çünkü ben wa-anā
çünkü ben
ٱلتَّوَّابُ tevbeyi çok kabul edenim l-tawābu
tevbeyi çok kabul edenim
ٱلرَّحِيمُ çok esirgeyenim l-raḥīmu
çok esirgeyenim
١٦٠ (160)
(160)
İndirdiğimiz belgeleri ve doğru yolu Kitab'da insanlara açıkladıktan sonra, gizleyen kimseler var ya, onlara hem Allah lanet eder, hem lanetçiler lanet eder, ancak tevbe edenler, ıslah olanlar ve gerçeği ortaya koyanlar müstesna; işte onların tevbesini kabul ederim. Ben, tevbeleri daima kabul ve merhamet edenim.
2:161
إِنَّ doğrusu inna
doğrusu
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar edip te kafarū
inkar edip te
وَمَاتُوا۟ ölen wamātū
ölen
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
كُفَّارٌ kafir olarak kuffārun
kafir olarak
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte
عَلَيْهِمْ onların üstünedir ʿalayhim
onların üstünedir
لَعْنَةُ la'neti laʿnatu
la'neti
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ ve meleklerin wal-malāikati
ve meleklerin
وَٱلنَّاسِ ve insanların wal-nāsi
ve insanların
أَجْمَعِينَ tüm ajmaʿīna
tüm
١٦١ (161)
(161)
İnkar edip de o halde ölenler var ya, işte, Allah'ın, meleklerin, insanların hepsinin laneti onlaradır.
2:162
خَـٰلِدِينَ ebedi kalırlar khālidīna
ebedi kalırlar
فِيهَا ۖ (la'net) içinde fīhā
(la'net) içinde
لَا hafifletilmez
hafifletilmez
يُخَفَّفُ will be lightened yukhaffafu
will be lightened
عَنْهُمُ onlardan ʿanhumu
onlardan
ٱلْعَذَابُ azab; l-ʿadhābu
azab;
وَلَا ve yoktur walā
ve yoktur
هُمْ onlara hum
onlara
يُنظَرُونَ gözetme yunẓarūna
gözetme
١٦٢ (162)
(162)
Lanette temellidirler, onlardan azab hafifletilmez ve onların azabı geciktirilmez.
2:163
وَإِلَـٰهُكُمْ Tanrınız wa-ilāhukum
Tanrınız
إِلَـٰهٌۭ Tanrı'dır ilāhun
Tanrı'dır
وَٰحِدٌۭ ۖ bir tek wāḥidun
bir tek
لَّآ yoktur
yoktur
إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı
إِلَّا başka illā
başka
هُوَ O'ndan huwa
O'ndan
ٱلرَّحْمَـٰنُ Rahman'dır l-raḥmānu
Rahman'dır
ٱلرَّحِيمُ Rahim'dir l-raḥīmu
Rahim'dir
١٦٣ (163)
(163)
Tanrınız bir tek Tanrıdır. O, merhamet eden, merhametli olandan başka Tanrı yoktur.
2:164
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
فِى yaratılışında
yaratılışında
خَلْقِ (the) creation khalqi
(the) creation
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin
وَٱخْتِلَـٰفِ ve değişmesinde wa-ikh'tilāfi
ve değişmesinde
ٱلَّيْلِ gece al-layli
gece
وَٱلنَّهَارِ ve gündüzün wal-nahāri
ve gündüzün
وَٱلْفُلْكِ ve gemilerde wal-ful'ki
ve gemilerde
ٱلَّتِى taşıyıp giden allatī
taşıyıp giden
تَجْرِى sail tajrī
sail
فِى denizde
denizde
ٱلْبَحْرِ the sea l-baḥri
the sea
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
يَنفَعُ faydasına olan yanfaʿu
faydasına olan
ٱلنَّاسَ insanların l-nāsa
insanların
وَمَآ indirip wamā
indirip
أَنزَلَ (has) sent down anzala
(has) sent down
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
مِنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky
مِن su min
su
مَّآءٍۢ water māin
water
فَأَحْيَا dirilterek fa-aḥyā
dirilterek
بِهِ onunla bihi
onunla
ٱلْأَرْضَ yeri l-arḍa
yeri
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
مَوْتِهَا öldükten mawtihā
öldükten
وَبَثَّ yaymasında wabatha
yaymasında
فِيهَا orada fīhā
orada
مِن her çeşitten min
her çeşitten
كُلِّ every kulli
every
دَآبَّةٍۢ canlıyı dābbatin
canlıyı
وَتَصْرِيفِ ve evirip çevirmesinde wataṣrīfi
ve evirip çevirmesinde
ٱلرِّيَـٰحِ rüzgarları l-riyāḥi
rüzgarları
وَٱلسَّحَابِ ve bulutları wal-saḥābi
ve bulutları
ٱلْمُسَخَّرِ emre hazır bekleyen l-musakhari
emre hazır bekleyen
بَيْنَ arasında bayna
arasında
ٱلسَّمَآءِ yer l-samāi
yer
وَٱلْأَرْضِ ve gök wal-arḍi
ve gök
لَـَٔايَـٰتٍۢ elbette deliller vardır laāyātin
elbette deliller vardır
لِّقَوْمٍۢ bir topluluk için liqawmin
bir topluluk için
يَعْقِلُونَ düşünen yaʿqilūna
düşünen
١٦٤ (164)
(164)
Göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, insanlara yararlı şeylerle denizde süzülen gemilerde, Allah'ın gökten indirip yeri ölümünden sonra dirilttiği suda, her türlü canlıyı orada yaymasında, rüzgarları ve yerle gök arasında emre amade duran bulutları döndürmesinde, düşünen kimseler için deliller vardır.
2:165
وَمِنَ İnsanlardan wamina
İnsanlardan
ٱلنَّاسِ the mankind l-nāsi
the mankind
مَن kimi man
kimi
يَتَّخِذُ tutar yattakhidhu
tutar
مِن başka min
başka
دُونِ besides dūni
besides
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
أَندَادًۭا eşler andādan
eşler
يُحِبُّونَهُمْ onları severler yuḥibbūnahum
onları severler
كَحُبِّ sever gibi kaḥubbi
sever gibi
ٱللَّهِ ۖ Allah'ı l-lahi
Allah'ı
وَٱلَّذِينَ (kimseler) wa-alladhīna
(kimseler)
ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
أَشَدُّ en çok ashaddu
en çok
حُبًّۭا severler ḥubban
severler
لِّلَّهِ ۗ Allah'ı lillahi
Allah'ı
وَلَوْ keşke walaw
keşke
يَرَى görselerdi yarā
görselerdi
ٱلَّذِينَ (kimseler) alladhīna
(kimseler)
ظَلَمُوٓا۟ zulmedenler ẓalamū
zulmedenler
إِذْ zaman idh
zaman
يَرَوْنَ gördükleri yarawna
gördükleri
ٱلْعَذَابَ azabı l-ʿadhāba
azabı
أَنَّ gerçekten anna
gerçekten
ٱلْقُوَّةَ kuvvetin l-quwata
kuvvetin
لِلَّهِ Allah'a aittir lillahi
Allah'a aittir
جَمِيعًۭا bütünüyle jamīʿan
bütünüyle
وَأَنَّ ve gerçekten wa-anna
ve gerçekten
ٱللَّهَ Allah'ın l-laha
Allah'ın
شَدِيدُ şiddetlidir shadīdu
şiddetlidir
ٱلْعَذَابِ azabı l-ʿadhābi
azabı
١٦٥ (165)
(165)
İnsanlar arasında, Allah'ı bırakıp, O'na koştukları eşleri tanrı olarak benimseyenler ve onları, Allah'ı severcesine sevenler vardır. Müminlerin Allah'ı sevmesi ise hepsinden kuvvetlidir. Zalimler azabı gördükleri zaman, bütün kuvvetin Allah'a aid bulunacağını ve Allah'ın azabının şiddetli olduğunu keşke bilselerdi!
2:166
إِذْ işte idh
işte
تَبَرَّأَ uzak durdular tabarra-a
uzak durdular
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ٱتُّبِعُوا۟ uyulan ittubiʿū
uyulan
مِنَ kimselerden mina
kimselerden
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
ٱتَّبَعُوا۟ uyan ittabaʿū
uyan
وَرَأَوُا۟ gördüler wara-awū
gördüler
ٱلْعَذَابَ azabı l-ʿadhāba
azabı
وَتَقَطَّعَتْ kesildi wataqaṭṭaʿat
kesildi
بِهِمُ onların bihimu
onların
ٱلْأَسْبَابُ bağları l-asbābu
bağları
١٦٦ (166)
(166)
Nitekim, kendilerine uyulanlar, azabı görünce uyanlardan uzaklaşacaklar ve aralarındaki bağlar kopacaktır.
2:167
وَقَالَ ve şöyle dediler waqāla
ve şöyle dediler
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ٱتَّبَعُوا۟ uyan ittabaʿū
uyan
لَوْ keşke law
keşke
أَنَّ bizim için (mümkün olsaydı) anna
bizim için (mümkün olsaydı)
لَنَا for us lanā
for us
كَرَّةًۭ bir dönüş (dünyaya) karratan
bir dönüş (dünyaya)
فَنَتَبَرَّأَ uzak dursaydık fanatabarra-a
uzak dursaydık
مِنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan
كَمَا gibi kamā
gibi
تَبَرَّءُوا۟ uzak durdukları tabarraū
uzak durdukları
مِنَّا ۗ bizden minnā
bizden
كَذَٰلِكَ böylece kadhālika
böylece
يُرِيهِمُ onlara gösterir yurīhimu
onlara gösterir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
أَعْمَـٰلَهُمْ bütün fiillerini aʿmālahum
bütün fiillerini
حَسَرَٰتٍ hasretler (pişmanlık kaynağı olarak) ḥasarātin
hasretler (pişmanlık kaynağı olarak)
عَلَيْهِمْ ۖ onlara ʿalayhim
onlara
وَمَا ve değildir wamā
ve değildir
هُم onlar hum
onlar
بِخَـٰرِجِينَ çıkacak bikhārijīna
çıkacak
مِنَ ateşten mina
ateşten
ٱلنَّارِ the Fire l-nāri
the Fire
١٦٧ (167)
(167)
Uyanlar: "Keşke bizim için dünyaya bir dönüş olsa da, bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsak" derler. Böylece Allah onlara, hasretini çekecekleri işlerini gösterir. Onlar cehennemden çıkmayacaklardır.
2:168
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلنَّاسُ insanlar l-nāsu
insanlar
كُلُوا۟ yeyin kulū
yeyin
مِمَّا şeylerden mimmā
şeylerden
فِى bulunan
bulunan
ٱلْأَرْضِ yeryüzünde l-arḍi
yeryüzünde
حَلَـٰلًۭا helal ḥalālan
helal
طَيِّبًۭا temiz ṭayyiban
temiz
وَلَا ve izlemeyin walā
ve izlemeyin
تَتَّبِعُوا۟ follow tattabiʿū
follow
خُطُوَٰتِ adımlarını khuṭuwāti
adımlarını
ٱلشَّيْطَـٰنِ ۚ şeytanın l-shayṭāni
şeytanın
إِنَّهُۥ çünkü o innahu
çünkü o
لَكُمْ sizin lakum
sizin
عَدُوٌّۭ düşmanınızdır ʿaduwwun
düşmanınızdır
مُّبِينٌ apaçık mubīnun
apaçık
١٦٨ (168)
(168)
Ey İnsanlar! Yeryüzündeki temiz ve helal şeylerden yiyin, şeytana ayak uydurmayın, zira o sizin için apaçık bir düşmandır.
2:169
إِنَّمَا daima innamā
daima
يَأْمُرُكُم O size emreder yamurukum
O size emreder
بِٱلسُّوٓءِ kötülük bil-sūi
kötülük
وَٱلْفَحْشَآءِ ve hayasızlığı wal-faḥshāi
ve hayasızlığı
وَأَن ve söylemenizi wa-an
ve söylemenizi
تَقُولُوا۟ you say taqūlū
you say
عَلَى hakkında ʿalā
hakkında
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
مَا şeyleri
şeyleri
لَا bilmediğiniz
bilmediğiniz
تَعْلَمُونَ you know taʿlamūna
you know
١٦٩ (169)
(169)
Muhakkak size, kötülüğü, hayasızlığı, Allah'a karşı da bilmediğiniz şeyi söylemenizi emreder.
2:170
وَإِذَا zaman wa-idhā
zaman
قِيلَ dendiği qīla
dendiği
لَهُمُ onlara lahumu
onlara
ٱتَّبِعُوا۟ uyun ittabiʿū
uyun
مَآ şeye
şeye
أَنزَلَ indirdiği anzala
indirdiği
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
قَالُوا۟ derler qālū
derler
بَلْ hayır bilakis bal
hayır bilakis
نَتَّبِعُ uyarız nattabiʿu
uyarız
مَآ şeye (yola)
şeye (yola)
أَلْفَيْنَا biz bulduğumuz alfaynā
biz bulduğumuz
عَلَيْهِ üzerinde ʿalayhi
üzerinde
ءَابَآءَنَآ ۗ atalarımızı ābāanā
atalarımızı
أَوَلَوْ olsalarda mı? awalaw
olsalarda mı?
كَانَ [were] kāna
[were]
ءَابَآؤُهُمْ onların ataları ābāuhum
onların ataları
لَا düşünmeyen
düşünmeyen
يَعْقِلُونَ understand yaʿqilūna
understand
شَيْـًۭٔا bir şey shayan
bir şey
وَلَا ve doğru yolu bulamayan walā
ve doğru yolu bulamayan
يَهْتَدُونَ were they guided yahtadūna
were they guided
١٧٠ (170)
(170)
Onlara: "Allah'ın indirdiğine uyun" denilince, "Hayır, atalarımızı yapar bulduğumuz şeye uyarız" derler; ya ataları bir şey akledemeyen ve doğru olmayan kimseler idiyseler?
2:171
وَمَثَلُ durumu wamathalu
durumu
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
كَفَرُوا۟ inkar eden kafarū
inkar eden
كَمَثَلِ haline benzer kamathali
haline benzer
ٱلَّذِى kimsenin alladhī
kimsenin
يَنْعِقُ haykıran yanʿiqu
haykıran
بِمَا şeylere(hayvanlara) bimā
şeylere(hayvanlara)
لَا bir şey işitmeyen
bir şey işitmeyen
يَسْمَعُ (does) hear yasmaʿu
(does) hear
إِلَّا başka illā
başka
دُعَآءًۭ çağırmadan duʿāan
çağırmadan
وَنِدَآءًۭ ۚ ve bağırtıdan wanidāan
ve bağırtıdan
صُمٌّۢ sağırdırlar ṣummun
sağırdırlar
بُكْمٌ dilsizdirler buk'mun
dilsizdirler
عُمْىٌۭ kördürler ʿum'yun
kördürler
فَهُمْ onun için onlar fahum
onun için onlar
لَا düşünmezler
düşünmezler
يَعْقِلُونَ understand yaʿqilūna
understand
١٧١ (171)
(171)
İnkar edenlerin durumu, çağırma ve bağırmadan başkasını duymayarak haykıran gibidir. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, bu yüzden akledemezler.
2:172
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inananlar āmanū
inananlar
كُلُوا۟ yeyin kulū
yeyin
مِن iyilerinden min
iyilerinden
طَيِّبَـٰتِ (the) good ṭayyibāti
(the) good
مَا ne ki
ne ki
رَزَقْنَـٰكُمْ size rızık olarak verdik razaqnākum
size rızık olarak verdik
وَٱشْكُرُوا۟ ve şükredin wa-ush'kurū
ve şükredin
لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz
إِيَّاهُ yalnızca ona iyyāhu
yalnızca ona
تَعْبُدُونَ (ona) tapıyor taʿbudūna
(ona) tapıyor
١٧٢ (172)
(172)
Ey İnananlar! Sizi rızıklandırdığımızın temizlerinden yiyin; yalnız Allah'a kulluk ediyorsanız, O'na şükredin.
2:173
إِنَّمَا şüphesiz innamā
şüphesiz
حَرَّمَ haram kıldı ḥarrama
haram kıldı
عَلَيْكُمُ size ʿalaykumu
size
ٱلْمَيْتَةَ leş l-maytata
leş
وَٱلدَّمَ ve kan wal-dama
ve kan
وَلَحْمَ ve etini walaḥma
ve etini
ٱلْخِنزِيرِ domuz l-khinzīri
domuz
وَمَآ ve şeyleri wamā
ve şeyleri
أُهِلَّ kesilen uhilla
kesilen
بِهِۦ adına bihi
adına
لِغَيْرِ başkası lighayri
başkası
ٱللَّهِ ۖ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
فَمَنِ ama kim famani
ama kim
ٱضْطُرَّ mecbur kalırsa uḍ'ṭurra
mecbur kalırsa
غَيْرَ saldırmaksızın ghayra
saldırmaksızın
بَاغٍۢ (being) disobedient bāghin
(being) disobedient
وَلَا ve sınırı aşmaksızın walā
ve sınırı aşmaksızın
عَادٍۢ transgressor ʿādin
transgressor
فَلَآ yoktur falā
yoktur
إِثْمَ günah ith'ma
günah
عَلَيْهِ ۚ ona ʿalayhi
ona
إِنَّ muhakkak ki inna
muhakkak ki
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
غَفُورٌۭ çok bağışlayandır ghafūrun
çok bağışlayandır
رَّحِيمٌ çok esirgeyendir raḥīmun
çok esirgeyendir
١٧٣ (173)
(173)
Şüphesiz size ölü hayvan etini, kanı, domuz etini, Allah'tan başkası için kesilen hayvanı haram kılmıştır; fakat, darda kalana, başkasının payına el uzatmamak ve zaruret miktarını aşmamak üzere günah sayılmaz. Çünkü Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
2:174
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
يَكْتُمُونَ gizleyen yaktumūna
gizleyen
مَآ bir şey
bir şey
أَنزَلَ indirdiği anzala
indirdiği
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
مِنَ Kitaptan mina
Kitaptan
ٱلْكِتَـٰبِ the Book l-kitābi
the Book
وَيَشْتَرُونَ ve satanlar wayashtarūna
ve satanlar
بِهِۦ onu bihi
onu
ثَمَنًۭا paraya thamanan
paraya
قَلِيلًا ۙ azıcık qalīlan
azıcık
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar
مَا bir şey
bir şey
يَأْكُلُونَ yemezler yakulūna
yemezler
فِى karınlarına
karınlarına
بُطُونِهِمْ their bellies buṭūnihim
their bellies
إِلَّا başka illā
başka
ٱلنَّارَ ateşten l-nāra
ateşten
وَلَا onlara konuşmayacak walā
onlara konuşmayacak
يُكَلِّمُهُمُ will speak to them yukallimuhumu
will speak to them
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
يَوْمَ günü yawma
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ Kıyamet l-qiyāmati
Kıyamet
وَلَا ve onları temizlemeyecektir walā
ve onları temizlemeyecektir
يُزَكِّيهِمْ will He purify them yuzakkīhim
will He purify them
وَلَهُمْ ve onlar için vardır walahum
ve onlar için vardır
عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab
أَلِيمٌ acıklı alīmun
acıklı
١٧٤ (174)
(174)
Gerçekten, Allah'ın indirdiği Kitap'tan bir şeyi gizlemede bulunup onu az bir değere değişenler var ya, onların karınlarına tıkındıkları ancak ateştir. Allah kıyamet günü onlarla konuşmaz ve onları günahlardan arıtmaz. Onlara elem verici azab vardır.
2:175
أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar ulāika
onlar
ٱلَّذِينَ kimselerdir alladhīna
kimselerdir
ٱشْتَرَوُا۟ satın alan ish'tarawū
satın alan
ٱلضَّلَـٰلَةَ sapıklığı l-ḍalālata
sapıklığı
بِٱلْهُدَىٰ hidayet karşılığında bil-hudā
hidayet karşılığında
وَٱلْعَذَابَ ve azab wal-ʿadhāba
ve azab
بِٱلْمَغْفِرَةِ ۚ mağfiret karşılığında bil-maghfirati
mağfiret karşılığında
فَمَآ ne kadar famā
ne kadar
أَصْبَرَهُمْ cesaretlidirler aṣbarahum
cesaretlidirler
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱلنَّارِ ateşe l-nāri
ateşe
١٧٥ (175)
(175)
Onlar doğruluk yerine sapıklığı, mağfiret yerine azabı alanlardır.
2:176
ذَٰلِكَ işte böyle dhālika
işte böyle
بِأَنَّ gerçekten bi-anna
gerçekten
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
نَزَّلَ indirmiştir nazzala
indirmiştir
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı
بِٱلْحَقِّ ۗ hak olarak bil-ḥaqi
hak olarak
وَإِنَّ ve elbette wa-inna
ve elbette
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ٱخْتَلَفُوا۟ ayrılığa düşen ikh'talafū
ayrılığa düşen
فِى Kitapta
Kitapta
ٱلْكِتَـٰبِ the Book l-kitābi
the Book
لَفِى içindedirler lafī
içindedirler
شِقَاقٍۭ anlaşmazlık shiqāqin
anlaşmazlık
بَعِيدٍۢ derin bir baʿīdin
derin bir
١٧٦ (176)
(176)
Bu da, Allah'ın Kitab'ı doğru olarak indirmesinden ileri geliyor. Kitap hakkında ayrılığa düşenler doğrusu derin bir çıkmazdadırlar.
2:177
۞ لَّيْسَ değildir laysa
değildir
ٱلْبِرَّ iyilik l-bira
iyilik
أَن çevirmeniz an
çevirmeniz
تُوَلُّوا۟ you turn tuwallū
you turn
وُجُوهَكُمْ yüzlerinizi wujūhakum
yüzlerinizi
قِبَلَ tarafına qibala
tarafına
ٱلْمَشْرِقِ doğu l-mashriqi
doğu
وَٱلْمَغْرِبِ ve batı wal-maghribi
ve batı
وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat
ٱلْبِرَّ iyilik l-bira
iyilik
مَنْ kişinin man
kişinin
ءَامَنَ inanmasıdır āmana
inanmasıdır
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ ve gününe wal-yawmi
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ahiret l-ākhiri
ahiret
وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ ve meleklere wal-malāikati
ve meleklere
وَٱلْكِتَـٰبِ ve Kitaba wal-kitābi
ve Kitaba
وَٱلنَّبِيِّـۧنَ ve peygamberlere wal-nabiyīna
ve peygamberlere
وَءَاتَى ve vermesidir waātā
ve vermesidir
ٱلْمَالَ malını l-māla
malını
عَلَىٰ sevdiği ʿalā
sevdiği
حُبِّهِۦ spite of his love (for it) ḥubbihi
spite of his love (for it)
ذَوِى yakınlara dhawī
yakınlara
ٱلْقُرْبَىٰ (of) the near relatives l-qur'bā
(of) the near relatives
وَٱلْيَتَـٰمَىٰ ve yetimlere wal-yatāmā
ve yetimlere
وَٱلْمَسَـٰكِينَ ve yoksullara wal-masākīna
ve yoksullara
وَٱبْنَ ve wa-ib'na
ve
ٱلسَّبِيلِ yolda kalmışlara l-sabīli
yolda kalmışlara
وَٱلسَّآئِلِينَ ve dilencilere wal-sāilīna
ve dilencilere
وَفِى ve wafī
ve
ٱلرِّقَابِ kölelere l-riqābi
kölelere
وَأَقَامَ ve kılmasıdır wa-aqāma
ve kılmasıdır
ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı
وَءَاتَى ve vermesidir waātā
ve vermesidir
ٱلزَّكَوٰةَ zekatı l-zakata
zekatı
وَٱلْمُوفُونَ yerine getirmeleridir wal-mūfūna
yerine getirmeleridir
بِعَهْدِهِمْ andlaşmalarını biʿahdihim
andlaşmalarını
إِذَا zaman idhā
zaman
عَـٰهَدُوا۟ ۖ andlaşma yaptıkları ʿāhadū
andlaşma yaptıkları
وَٱلصَّـٰبِرِينَ ve sabrederler wal-ṣābirīna
ve sabrederler
فِى sıkıntıda
sıkıntıda
ٱلْبَأْسَآءِ [the] suffering l-basāi
[the] suffering
وَٱلضَّرَّآءِ ve hastalıkta wal-ḍarāi
ve hastalıkta
وَحِينَ ve zamanında waḥīna
ve zamanında
ٱلْبَأْسِ ۗ savaş l-basi
savaş
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar
ٱلَّذِينَ kimselerdir alladhīna
kimselerdir
صَدَقُوا۟ ۖ doğru olan ṣadaqū
doğru olan
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve işte onlar wa-ulāika
ve işte onlar
هُمُ onlardır humu
onlardır
ٱلْمُتَّقُونَ muttakiler l-mutaqūna
muttakiler
١٧٧ (177)
(177)
Yüzlerinizi doğudan yana ve batıdan yana çevirmeniz iyi olmak demek değildir; Lakin iyi olan, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitap'a, peygamberlere inanan, O'nun sevgisiyle, yakınlarına, yetimlere, düşkünlere, yolculara, yoksullara ve köleler uğrunda mal veren, namaz kılan, zekat veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler, zorda, darda ve savaş alanında sabredenlerdir. İşte onlar doğru olanlardır ve sakınanlar ancak onlardır.
2:178
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ iman edenler āmanū
iman edenler
كُتِبَ farz kılındı kutiba
farz kılındı
عَلَيْكُمُ size ʿalaykumu
size
ٱلْقِصَاصُ kısas l-qiṣāṣu
kısas
فِى öldürmelerde
öldürmelerde
ٱلْقَتْلَى ۖ (the matter of) the murdered l-qatlā
(the matter of) the murdered
ٱلْحُرُّ hür l-ḥuru
hür
بِٱلْحُرِّ hür ile bil-ḥuri
hür ile
وَٱلْعَبْدُ köle wal-ʿabdu
köle
بِٱلْعَبْدِ köle ile bil-ʿabdi
köle ile
وَٱلْأُنثَىٰ kadın wal-unthā
kadın
بِٱلْأُنثَىٰ ۚ kadın ile bil-unthā
kadın ile
فَمَنْ kimse faman
kimse
عُفِىَ affedilen ʿufiya
affedilen
لَهُۥ kendisi lahu
kendisi
مِنْ tarafından min
tarafından
أَخِيهِ kardeşi akhīhi
kardeşi
شَىْءٌۭ bir şey shayon
bir şey
فَٱتِّبَاعٌۢ artık uymalıdır fa-ittibāʿun
artık uymalıdır
بِٱلْمَعْرُوفِ örfe bil-maʿrūfi
örfe
وَأَدَآءٌ ve (diyeti) ödemelidir wa-adāon
ve (diyeti) ödemelidir
إِلَيْهِ ona ilayhi
ona
بِإِحْسَـٰنٍۢ ۗ güzelce bi-iḥ'sānin
güzelce
ذَٰلِكَ bu dhālika
bu
تَخْفِيفٌۭ bir hafifletme takhfīfun
bir hafifletme
مِّن tarafından min
tarafından
رَّبِّكُمْ Rabbiniz rabbikum
Rabbiniz
وَرَحْمَةٌۭ ۗ ve rahmettir waraḥmatun
ve rahmettir
فَمَنِ artk kim famani
artk kim
ٱعْتَدَىٰ haddi aşarsa iʿ'tadā
haddi aşarsa
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
ذَٰلِكَ bundan dhālika
bundan
فَلَهُۥ onun için vardır falahu
onun için vardır
عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab
أَلِيمٌۭ acıklı alīmun
acıklı
١٧٨ (178)
(178)
Ey İnananlar! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı: Hür ile hür insan, köle ile köle ve kadın ile kadın. Öldüren, ölenin kardeşi tarafından bağışlanmışsa, kendisine örfe uymak ve bağışlayana güzellikle diyet ödemek gerekir. Bu, Rabbiniz'den bir hafifletme ve rahmettir. Bundan sonra tecavüzde bulunana elem verici azab vardır.
2:179
وَلَكُمْ ve sizin için vardır walakum
ve sizin için vardır
فِى kısasta
kısasta
ٱلْقِصَاصِ the legal retribution l-qiṣāṣi
the legal retribution
حَيَوٰةٌۭ hayat ḥayatun
hayat
يَـٰٓأُو۟لِى Ey sahipleri yāulī
Ey sahipleri
ٱلْأَلْبَـٰبِ akıl l-albābi
akıl
لَعَلَّكُمْ böylece laʿallakum
böylece
تَتَّقُونَ korunursunuz tattaqūna
korunursunuz
١٧٩ (179)
(179)
Ey akıl sahibleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Artık, Allah'a karşı gelmekten sakınırsınız.
2:180
كُتِبَ yazıldı (farz kılındı) kutiba
yazıldı (farz kılındı)
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
إِذَا zaman idhā
zaman
حَضَرَ geldiği ḥaḍara
geldiği
أَحَدَكُمُ birinize aḥadakumu
birinize
ٱلْمَوْتُ ölüm l-mawtu
ölüm
إِن eğer in
eğer
تَرَكَ bırakacaksa taraka
bırakacaksa
خَيْرًا bir hayır (mal) khayran
bir hayır (mal)
ٱلْوَصِيَّةُ vasiyyet etmek l-waṣiyatu
vasiyyet etmek
لِلْوَٰلِدَيْنِ anaya babaya lil'wālidayni
anaya babaya
وَٱلْأَقْرَبِينَ ve yakınlara wal-aqrabīna
ve yakınlara
بِٱلْمَعْرُوفِ ۖ uygun bir biçimde bil-maʿrūfi
uygun bir biçimde
حَقًّا bir haktır (borçtur) ḥaqqan
bir haktır (borçtur)
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلْمُتَّقِينَ muttakiler l-mutaqīna
muttakiler
١٨٠ (180)
(180)
Birinize ölüm geldiği zaman, eğer mal bırakıyorsa, ana babaya, yakınlara, uygun bir tarzda vasiyet etmesi Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir borç olarak size farz kılındı.
2:181
فَمَنۢ artık kim faman
artık kim
بَدَّلَهُۥ (vasiyyeti) değiştirirse baddalahu
(vasiyyeti) değiştirirse
بَعْدَ مَا sonra bir şey baʿdamā
sonra bir şey
سَمِعَهُۥ işittikten samiʿahu
işittikten
فَإِنَّمَآ elbette fa-innamā
elbette
إِثْمُهُۥ günahı ith'muhu
günahı
عَلَى üzerinedir ʿalā
üzerinedir
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
يُبَدِّلُونَهُۥٓ ۚ onu değiştiren yubaddilūnahu
onu değiştiren
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah al-laha
Allah
سَمِيعٌ işitendir sami'un
işitendir
عَلِيمٌۭ bilendir alimun
bilendir
١٨١ (181)
(181)
Vasiyeti işittikten sonra değiştiren olursa, bunun günahı değiştirenin üzerinedir. Allah şüphesiz işitir ve bilir.
2:182
فَمَنْ her kim de faman
her kim de
خَافَ korkar da khāfa
korkar da
مِن vasiyyet edenden min
vasiyyet edenden
مُّوصٍۢ (the) testator mūṣin
(the) testator
جَنَفًا hata(sından) janafan
hata(sından)
أَوْ veya aw
veya
إِثْمًۭا günah(ından) ith'man
günah(ından)
فَأَصْلَحَ ve düzeltirse fa-aṣlaḥa
ve düzeltirse
بَيْنَهُمْ aralarını baynahum
aralarını
فَلَآ yoktur falā
yoktur
إِثْمَ günah ith'ma
günah
عَلَيْهِ ۚ ona ʿalayhi
ona
إِنَّ elbette inna
elbette
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir
١٨٢ (182)
(182)
Vasiyet edenin yanılacağından veya günaha gireceğinden endişe duyan kimse, ilgililerin arasını düzeltirse ona günah yoktur. Allah şüphesiz bağışlar ve merhamet eder.
2:183
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ iman eden āmanū
iman eden
كُتِبَ yazıldı kutiba
yazıldı
عَلَيْكُمُ sizin üzerinize de ʿalaykumu
sizin üzerinize de
ٱلصِّيَامُ oruç l-ṣiyāmu
oruç
كَمَا gibi kamā
gibi
كُتِبَ yazıldığı kutiba
yazıldığı
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
مِن sizden önceki(ler) min
sizden önceki(ler)
قَبْلِكُمْ before you qablikum
before you
لَعَلَّكُمْ umulur ki siz laʿallakum
umulur ki siz
تَتَّقُونَ korunursunuz tattaqūna
korunursunuz
١٨٣ (183)
(183)
Ey İnananlar! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah'a karşı gelmekten sakınasınız diye, size sayılı günlerde farz kılındı. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutar. Oruca dayanamıyanlar, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir. Kim gönülden iyilik yaparsa o iyilik kendisinedir. Oruç tutmanız eğer bilirseniz sizin için hayırlıdır.
2:184
أَيَّامًۭا günlerdir ayyāman
günlerdir
مَّعْدُودَٰتٍۢ ۚ sayılı maʿdūdātin
sayılı
فَمَن kim faman
kim
كَانَ olursa kāna
olursa
مِنكُم sizden minkum
sizden
مَّرِيضًا hasta marīḍan
hasta
أَوْ veya aw
veya
عَلَىٰ seferde ʿalā
seferde
سَفَرٍۢ a journey safarin
a journey
فَعِدَّةٌۭ sayısınca tutar faʿiddatun
sayısınca tutar
مِّنْ günlerde min
günlerde
أَيَّامٍ days ayyāmin
days
أُخَرَ ۚ başka ukhara
başka
وَعَلَى ve (lazımdır) waʿalā
ve (lazımdır)
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
يُطِيقُونَهُۥ ona (güç) dayanan(lar) yuṭīqūnahu
ona (güç) dayanan(lar)
فِدْيَةٌۭ fidye vermesi fid'yatun
fidye vermesi
طَعَامُ doyuracak ṭaʿāmu
doyuracak
مِسْكِينٍۢ ۖ bir yoksulu mis'kīnin
bir yoksulu
فَمَن artık kim faman
artık kim
تَطَوَّعَ gönülden taṭawwaʿa
gönülden
خَيْرًۭا bir iyilik yaparsa khayran
bir iyilik yaparsa
فَهُوَ o fahuwa
o
خَيْرٌۭ hayırlıdır khayrun
hayırlıdır
لَّهُۥ ۚ kendisi için lahu
kendisi için
وَأَن ve wa-an
ve
تَصُومُوا۟ oruç tutmanız taṣūmū
oruç tutmanız
خَيْرٌۭ daha hayırlıdır khayrun
daha hayırlıdır
لَّكُمْ ۖ sizin için lakum
sizin için
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ siz kuntum
siz
تَعْلَمُونَ bilirseniz taʿlamūna
bilirseniz
١٨٤ (184)
(184)
Ey İnananlar! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah'a karşı gelmekten sakınasınız diye, size sayılı günlerde farz kılındı. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutar. Oruca dayanamıyanlar, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir. Kim gönülden iyilik yaparsa o iyilik kendisinedir. Oruç tutmanız eğer bilirseniz sizin için hayırlıdır.
2:185
شَهْرُ ayı shahru
ayı
رَمَضَانَ ramazan ramaḍāna
ramazan
ٱلَّذِىٓ ki alladhī
ki
أُنزِلَ indirilmiştir unzila
indirilmiştir
فِيهِ onda fīhi
onda
ٱلْقُرْءَانُ Kur'an l-qur'ānu
Kur'an
هُدًۭى hidayet olarak hudan
hidayet olarak
لِّلنَّاسِ insanlara lilnnāsi
insanlara
وَبَيِّنَـٰتٍۢ ve açıklayıcı wabayyinātin
ve açıklayıcı
مِّنَ hidayeti mina
hidayeti
ٱلْهُدَىٰ [the] Guidance l-hudā
[the] Guidance
وَٱلْفُرْقَانِ ۚ doğruyu ve yanlışı ayırdetmeyi wal-fur'qāni
doğruyu ve yanlışı ayırdetmeyi
فَمَن kim faman
kim
شَهِدَ şahit olursa shahida
şahit olursa
مِنكُمُ içinizden minkumu
içinizden
ٱلشَّهْرَ o aya l-shahra
o aya
فَلْيَصُمْهُ ۖ oruç tutsun falyaṣum'hu
oruç tutsun
وَمَن kim waman
kim
كَانَ olur kāna
olur
مَرِيضًا hasta marīḍan
hasta
أَوْ yahut aw
yahut
عَلَىٰ üzere olursa ʿalā
üzere olursa
سَفَرٍۢ sefer safarin
sefer
فَعِدَّةٌۭ sayısınca tutsun faʿiddatun
sayısınca tutsun
مِّنْ günlerde min
günlerde
أَيَّامٍ days ayyāmin
days
أُخَرَ ۗ başka ukhara
başka
يُرِيدُ ister yurīdu
ister
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِكُمُ sizin için bikumu
sizin için
ٱلْيُسْرَ kolaylık l-yus'ra
kolaylık
وَلَا istemez walā
istemez
يُرِيدُ intends yurīdu
intends
بِكُمُ sizin için bikumu
sizin için
ٱلْعُسْرَ güçlük l-ʿus'ra
güçlük
وَلِتُكْمِلُوا۟ ve tamamlamanızı (ister) walituk'milū
ve tamamlamanızı (ister)
ٱلْعِدَّةَ sayıyı l-ʿidata
sayıyı
وَلِتُكَبِّرُوا۟ ve yüceltmenizi (ister) walitukabbirū
ve yüceltmenizi (ister)
ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı
عَلَىٰ dolayı ʿalā
dolayı
مَا size doğru yolu gösterdiğinden
size doğru yolu gösterdiğinden
هَدَىٰكُمْ He guided you hadākum
He guided you
وَلَعَلَّكُمْ ve umulur ki siz walaʿallakum
ve umulur ki siz
تَشْكُرُونَ şükredersiniz tashkurūna
şükredersiniz
١٨٥ (185)
(185)
Ramazan ayı, ki onda Kuran, insanlara yol gösterici ve doğruyu yanlıştan ayırıcı belgeler olarak indirildi. Sizden bu ayı idrak eden, onda oruç tutsun; hasta veya yolculukta olan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutsun. Allah size kolaylık ister, zorluk istemez. Bu kolaylıkları, sayıyı tamamlamanız ve size yol gösterdiğine karşılık O'nu ululamanız için meşru kılmıştır; ola ki şükredersiniz.
2:186
وَإِذَا ve ne zaman wa-idhā
ve ne zaman
سَأَلَكَ sana sorar(lar)sa sa-alaka
sana sorar(lar)sa
عِبَادِى kullarım ʿibādī
kullarım
عَنِّى benden ʿannī
benden
فَإِنِّى şüphesiz ben fa-innī
şüphesiz ben
قَرِيبٌ ۖ (onlara) yakınım qarībun
(onlara) yakınım
أُجِيبُ karşılık veririm ujību
karşılık veririm
دَعْوَةَ du'asına daʿwata
du'asına
ٱلدَّاعِ du'a edenin l-dāʿi
du'a edenin
إِذَا zaman idhā
zaman
دَعَانِ ۖ bana du'a ettiği daʿāni
bana du'a ettiği
فَلْيَسْتَجِيبُوا۟ O halde onlar da karşılık versinler falyastajībū
O halde onlar da karşılık versinler
لِى bana
bana
وَلْيُؤْمِنُوا۟ inansınlar ki walyu'minū
inansınlar ki
بِى bana
bana
لَعَلَّهُمْ böylece onlar laʿallahum
böylece onlar
يَرْشُدُونَ doğru yola erişirler yarshudūna
doğru yola erişirler
١٨٦ (186)
(186)
Kullarım sana Beni sorarlarsa, bilsinler ki Ben, şüphesiz onlara yakınım. Benden isteyenin, dua ettiğinde duasını kabul ederim. Artık onlar da davetimi kabul edip Bana inansınlar ki doğru yolda yürüyenlerden olsunlar.
2:187
أُحِلَّ helal kılındı uḥilla
helal kılındı
لَكُمْ size lakum
size
لَيْلَةَ gecesi laylata
gecesi
ٱلصِّيَامِ oruç l-ṣiyāmi
oruç
ٱلرَّفَثُ yaklaşmak l-rafathu
yaklaşmak
إِلَىٰ kadınlarınıza ilā
kadınlarınıza
نِسَآئِكُمْ ۚ your wives nisāikum
your wives
هُنَّ onlar hunna
onlar
لِبَاسٌۭ elbisenizdir libāsun
elbisenizdir
لَّكُمْ sizin lakum
sizin
وَأَنتُمْ ve siz de wa-antum
ve siz de
لِبَاسٌۭ elbisesisiniz libāsun
elbisesisiniz
لَّهُنَّ ۗ onların lahunna
onların
عَلِمَ bildi ʿalima
bildi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
أَنَّكُمْ gerçekten siz annakum
gerçekten siz
كُنتُمْ olduğunuzu kuntum
olduğunuzu
تَخْتَانُونَ yazık ediyorsunuz takhtānūna
yazık ediyorsunuz
أَنفُسَكُمْ kendinize anfusakum
kendinize
فَتَابَ tevbenizi kabul etti fatāba
tevbenizi kabul etti
عَلَيْكُمْ sizden ʿalaykum
sizden
وَعَفَا ve affetti waʿafā
ve affetti
عَنكُمْ ۖ sizi ʿankum
sizi
فَٱلْـَٔـٰنَ artık şimdi fal-āna
artık şimdi
بَـٰشِرُوهُنَّ onlara yaklaşın bāshirūhunna
onlara yaklaşın
وَٱبْتَغُوا۟ ve arayın wa-ib'taghū
ve arayın
مَا şeyleri
şeyleri
كَتَبَ yaz(ıp takdir etmiş ol)duğu kataba
yaz(ıp takdir etmiş ol)duğu
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
لَكُمْ ۚ sizin için lakum
sizin için
وَكُلُوا۟ ve yiyin wakulū
ve yiyin
وَٱشْرَبُوا۟ ve için wa-ish'rabū
ve için
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
يَتَبَيَّنَ ayırdelinceye yatabayyana
ayırdelinceye
لَكُمُ sizce lakumu
sizce
ٱلْخَيْطُ iplik l-khayṭu
iplik
ٱلْأَبْيَضُ beyaz l-abyaḍu
beyaz
مِنَ iplikten mina
iplikten
ٱلْخَيْطِ the thread l-khayṭi
the thread
ٱلْأَسْوَدِ siyah l-aswadi
siyah
مِنَ şafağın mina
şafağın
ٱلْفَجْرِ ۖ [the] dawn l-fajri
[the] dawn
ثُمَّ sonra thumma
sonra
أَتِمُّوا۟ tamamlayın atimmū
tamamlayın
ٱلصِّيَامَ orucu l-ṣiyāma
orucu
إِلَى dek ilā
dek
ٱلَّيْلِ ۚ gece (oluncaya) al-layli
gece (oluncaya)
وَلَا (kadınlara) yaklaşmayın walā
(kadınlara) yaklaşmayın
تُبَـٰشِرُوهُنَّ have relations with them tubāshirūhunna
have relations with them
وَأَنتُمْ siz wa-antum
siz
عَـٰكِفُونَ ibadete çekilmiş iken ʿākifūna
ibadete çekilmiş iken
فِى mescidlerde
mescidlerde
ٱلْمَسَـٰجِدِ ۗ the masajid l-masājidi
the masajid
تِلْكَ bunlar til'ka
bunlar
حُدُودُ sınırlarıdır ḥudūdu
sınırlarıdır
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
فَلَا bunlara yaklaşmayın falā
bunlara yaklaşmayın
تَقْرَبُوهَا ۗ approach them taqrabūhā
approach them
كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle
يُبَيِّنُ açıklar ki yubayyinu
açıklar ki
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ءَايَـٰتِهِۦ ayetlerini āyātihi
ayetlerini
لِلنَّاسِ insanlara lilnnāsi
insanlara
لَعَلَّهُمْ umulur ki laʿallahum
umulur ki
يَتَّقُونَ korunup sakınırlar yattaqūna
korunup sakınırlar
١٨٧ (187)
(187)
Oruç tuttuğunuz günlerin gecesi kadınlarınıza yaklaşmanız size helal kılındı, onlar sizin örtünüz, siz de onların örtülerisiniz. Allah, nefsinize güvenemiyeceğinizi biliyordu, bu sebeple tevbenizi kabul edip sizi affetti; artık onlara yaklaşabilirsiniz. Allah'ın sizin için takdir ettiğini dileyin. Tan yerinde, beyaz iplik siyah iplikten sizce ayırdedilinceye kadar, yiyin için, sonra orucu geceye kadar tamamlayın. Mescidlerde itikafa çekildiğinizde kadınlarınıza yaklaşmayın. Allah insanlara yasaklardan sakınsınlar diye ayetlerini böylece apaçık bildirir.
2:188
وَلَا yemeyin walā
yemeyin
تَأْكُلُوٓا۟ eat takulū
eat
أَمْوَٰلَكُم mallarınızı amwālakum
mallarınızı
بَيْنَكُم aranızda baynakum
aranızda
بِٱلْبَـٰطِلِ batıl (sebepler) ile bil-bāṭili
batıl (sebepler) ile
وَتُدْلُوا۟ ve atmayın watud'lū
ve atmayın
بِهَآ onları bihā
onları
إِلَى hakimler(in önün)e ilā
hakimler(in önün)e
ٱلْحُكَّامِ the authorities l-ḥukāmi
the authorities
لِتَأْكُلُوا۟ yemeniz için litakulū
yemeniz için
فَرِيقًۭا bir kısmını farīqan
bir kısmını
مِّنْ mallarından min
mallarından
أَمْوَٰلِ (the) wealth amwāli
(the) wealth
ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların
بِٱلْإِثْمِ günah bir biçimde bil-ith'mi
günah bir biçimde
وَأَنتُمْ ve siz wa-antum
ve siz
تَعْلَمُونَ bildiğiniz halde taʿlamūna
bildiğiniz halde
١٨٨ (188)
(188)
Aranızda mallarınızı haksızlıkla yemeyin; bildiğiniz halde günaha girerek insanların mallarından bir kısmını yemek için onu hakimlere aktarmayın.
2:189
۞ يَسْـَٔلُونَكَ sana soruyorlar yasalūnaka
sana soruyorlar
عَنِ hilallerden ʿani
hilallerden
ٱلْأَهِلَّةِ ۖ the new moons l-ahilati
the new moons
قُلْ de ki qul
de ki
هِىَ onlar hiya
onlar
مَوَٰقِيتُ vakit ölçüleridir mawāqītu
vakit ölçüleridir
لِلنَّاسِ insanlar için lilnnāsi
insanlar için
وَٱلْحَجِّ ۗ ve hac wal-ḥaji
ve hac
وَلَيْسَ ve değildir walaysa
ve değildir
ٱلْبِرُّ iyilik l-biru
iyilik
بِأَن girmek bi-an
girmek
تَأْتُوا۟ you come tatū
you come
ٱلْبُيُوتَ evlere l-buyūta
evlere
مِن arkalarından min
arkalarından
ظُهُورِهَا their backs ẓuhūrihā
their backs
وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat
ٱلْبِرَّ iyilik l-bira
iyilik
مَنِ kişinin mani
kişinin
ٱتَّقَىٰ ۗ takvasıdır ittaqā
takvasıdır
وَأْتُوا۟ ve girin watū
ve girin
ٱلْبُيُوتَ evlere l-buyūta
evlere
مِنْ kapılarından min
kapılarından
أَبْوَٰبِهَا ۚ their doors abwābihā
their doors
وَٱتَّقُوا۟ ve sakının wa-ittaqū
ve sakının
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
لَعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki
تُفْلِحُونَ kurtuluşa erersiniz tuf'liḥūna
kurtuluşa erersiniz
١٨٩ (189)
(189)
Sana hilal halindeki ayları sorarlar. De ki: "Onlar, insanların ve hac vakitlerinin ölçüsüdür". Evlere arkalarından girmeniz iyilik değildir; iyi kimse kötülükten sakınan kimsedir. Evlere kapılarından girin; Allah'tan sakının ki muradınıza erersiniz.
2:190
وَقَـٰتِلُوا۟ ve savaşın waqātilū
ve savaşın
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
ٱلَّذِينَ kimselerle alladhīna
kimselerle
يُقَـٰتِلُونَكُمْ sizinle savaşan(lar) yuqātilūnakum
sizinle savaşan(lar)
وَلَا aşırı gitmeyin walā
aşırı gitmeyin
تَعْتَدُوٓا۟ ۚ transgress taʿtadū
transgress
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَا sevmez
sevmez
يُحِبُّ like yuḥibbu
like
ٱلْمُعْتَدِينَ aşırı gidenleri l-muʿ'tadīna
aşırı gidenleri
١٩٠ (190)
(190)
Sizinle savaşanlarla Allah yolunda savaşın, aşırı gitmeyin; doğrusu Allah aşırı gidenleri sevmez.
2:191
وَٱقْتُلُوهُمْ ve onları öldürün wa-uq'tulūhum
ve onları öldürün
حَيْثُ nerede ḥaythu
nerede
ثَقِفْتُمُوهُمْ yakalarsanız thaqif'tumūhum
yakalarsanız
وَأَخْرِجُوهُم ve onları çıkarın wa-akhrijūhum
ve onları çıkarın
مِّنْ yer(Mekke)den min
yer(Mekke)den
حَيْثُ wherever ḥaythu
wherever
أَخْرَجُوكُمْ ۚ sizi çıkardıkları akhrajūkum
sizi çıkardıkları
وَٱلْفِتْنَةُ ve fitne wal-fit'natu
ve fitne
أَشَدُّ daha kötüdür ashaddu
daha kötüdür
مِنَ adam öldürmekten mina
adam öldürmekten
ٱلْقَتْلِ ۚ [the] killing l-qatli
[the] killing
وَلَا onlarla savaşmayın walā
onlarla savaşmayın
تُقَـٰتِلُوهُمْ fight them tuqātilūhum
fight them
عِندَ yanında ʿinda
yanında
ٱلْمَسْجِدِ Mescid-i l-masjidi
Mescid-i
ٱلْحَرَامِ Haram l-ḥarāmi
Haram
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
يُقَـٰتِلُوكُمْ sizinle savaşıncaya yuqātilūkum
sizinle savaşıncaya
فِيهِ ۖ orada fīhi
orada
فَإِن fakat eğer fa-in
fakat eğer
قَـٰتَلُوكُمْ onlar sizinle savaşırlarsa qātalūkum
onlar sizinle savaşırlarsa
فَٱقْتُلُوهُمْ ۗ hemen onları öldürün fa-uq'tulūhum
hemen onları öldürün
كَذَٰلِكَ böyledir kadhālika
böyledir
جَزَآءُ cezası jazāu
cezası
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirlerin l-kāfirīna
kafirlerin
١٩١ (191)
(191)
Onları bulduğunuz yerde öldürün. Sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne çıkarmak, adam öldürmekten daha kötüdür. Mescidi Haram'ın yanında, onlar savaşmadıkça siz de onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa onları öldürün. İnkar edenlerin cezası böyledir.
2:192
فَإِنِ eğer fa-ini
eğer
ٱنتَهَوْا۟ (saldırılarına) son verirlerse intahaw
(saldırılarına) son verirlerse
فَإِنَّ gerçekten fa-inna
gerçekten
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir
١٩٢ (192)
(192)
Vazgeçerlerse onları bağışlayın; şüphesiz Allah bağışlar ve merhamet eder.
2:193
وَقَـٰتِلُوهُمْ onlarla savaşın waqātilūhum
onlarla savaşın
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
لَا kalmayıncaya
kalmayıncaya
تَكُونَ (there) is takūna
(there) is
فِتْنَةٌۭ fitne fit'natun
fitne
وَيَكُونَ ve oluncaya (kadar) wayakūna
ve oluncaya (kadar)
ٱلدِّينُ din l-dīnu
din
لِلَّهِ ۖ Allah'ın lillahi
Allah'ın
فَإِنِ eğer fa-ini
eğer
ٱنتَهَوْا۟ (saldırılarına) son verirlerse intahaw
(saldırılarına) son verirlerse
فَلَا artık olmaz falā
artık olmaz
عُدْوَٰنَ düşmanlık ʿud'wāna
düşmanlık
إِلَّا başkasına illā
başkasına
عَلَى zalimlerden ʿalā
zalimlerden
ٱلظَّـٰلِمِينَ the oppressors l-ẓālimīna
the oppressors
١٩٣ (193)
(193)
Fitne kalmayıp, yalnız Allah'ın dini ortada kalana kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse sataşmayın. Zulmedenlerden başkasına düşmanlık yoktur.
2:194
ٱلشَّهْرُ ayı al-shahru
ayı
ٱلْحَرَامُ haram l-ḥarāmu
haram
بِٱلشَّهْرِ aya karşılıktır bil-shahri
aya karşılıktır
ٱلْحَرَامِ haram l-ḥarāmi
haram
وَٱلْحُرُمَـٰتُ ve hürmetler wal-ḥurumātu
ve hürmetler
قِصَاصٌۭ ۚ karşılıklıdır qiṣāṣun
karşılıklıdır
فَمَنِ kim; famani
kim;
ٱعْتَدَىٰ saldırırsa iʿ'tadā
saldırırsa
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
فَٱعْتَدُوا۟ siz de saldırın fa-iʿ'tadū
siz de saldırın
عَلَيْهِ ona ʿalayhi
ona
بِمِثْلِ gibi bimith'li
gibi
مَا saldırdığı
saldırdığı
ٱعْتَدَىٰ he transgressed iʿ'tadā
he transgressed
عَلَيْكُمْ ۚ size ʿalaykum
size
وَٱتَّقُوا۟ korkun wa-ittaqū
korkun
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
وَٱعْلَمُوٓا۟ bilin ki wa-iʿ'lamū
bilin ki
أَنَّ gerçekten anna
gerçekten
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
مَعَ beraberdir maʿa
beraberdir
ٱلْمُتَّقِينَ muttakilerle l-mutaqīna
muttakilerle
١٩٤ (194)
(194)
Hürmetli ay, hürmetli aya mukabildir, hürmetler karşılıklıdır; o halde, size tecavüz edene (saldırana), size saldırdıkları gibi saldırın. Allah'tan sakının ve Allah'ın sakınanlarla beraber olduğunu bilin.
2:195
وَأَنفِقُوا۟ infak edin wa-anfiqū
infak edin
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَلَا kendinizi atmayın walā
kendinizi atmayın
تُلْقُوا۟ throw (yourselves) tul'qū
throw (yourselves)
بِأَيْدِيكُمْ kendi ellerinizle bi-aydīkum
kendi ellerinizle
إِلَى tehlikeye ilā
tehlikeye
ٱلتَّهْلُكَةِ ۛ [the] destruction l-tahlukati
[the] destruction
وَأَحْسِنُوٓا۟ ۛ ve iyilik edin wa-aḥsinū
ve iyilik edin
إِنَّ doğrusu inna
doğrusu
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يُحِبُّ sever yuḥibbu
sever
ٱلْمُحْسِنِينَ iyilik edenleri l-muḥ'sinīna
iyilik edenleri
١٩٥ (195)
(195)
Allah yolunda sarf edin, kendinizi kendi elinizle tehlikeye atmayın, işlerinizi iyi yapın. Şüphesiz Allah iyi iş yapanları sever.
2:196
وَأَتِمُّوا۟ ve tamamlayın wa-atimmū
ve tamamlayın
ٱلْحَجَّ haccı l-ḥaja
haccı
وَٱلْعُمْرَةَ ve ömreyi wal-ʿum'rata
ve ömreyi
لِلَّهِ ۚ Allah için lillahi
Allah için
فَإِنْ eğer fa-in
eğer
أُحْصِرْتُمْ engellenmiş olursanız uḥ'ṣir'tum
engellenmiş olursanız
فَمَا şeyi (kesin) famā
şeyi (kesin)
ٱسْتَيْسَرَ kolayınıza gelen is'taysara
kolayınıza gelen
مِنَ kurbandan mina
kurbandan
ٱلْهَدْىِ ۖ the sacrificial animal l-hadyi
the sacrificial animal
وَلَا tıraş etmeyin walā
tıraş etmeyin
تَحْلِقُوا۟ shave taḥliqū
shave
رُءُوسَكُمْ başlarınızı ruūsakum
başlarınızı
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
يَبْلُغَ varıncaya yablugha
varıncaya
ٱلْهَدْىُ kurban l-hadyu
kurban
مَحِلَّهُۥ ۚ yerine maḥillahu
yerine
فَمَن kim (varsa) faman
kim (varsa)
كَانَ olan kāna
olan
مِنكُم içinizden minkum
içinizden
مَّرِيضًا hasta marīḍan
hasta
أَوْ ya da aw
ya da
بِهِۦٓ bulunan bihi
bulunan
أَذًۭى bir rahatsızlığı adhan
bir rahatsızlığı
مِّن başından min
başından
رَّأْسِهِۦ his head rasihi
his head
فَفِدْيَةٌۭ fidye (versin) fafid'yatun
fidye (versin)
مِّن oruçtan min
oruçtan
صِيَامٍ fasting ṣiyāmin
fasting
أَوْ veya aw
veya
صَدَقَةٍ sadakadan ṣadaqatin
sadakadan
أَوْ veya aw
veya
نُسُكٍۢ ۚ kurbandan nusukin
kurbandan
فَإِذَآ zaman fa-idhā
zaman
أَمِنتُمْ güvene kavuştuğunuz amintum
güvene kavuştuğunuz
فَمَن kimse faman
kimse
تَمَتَّعَ faydalanmak isteyen tamattaʿa
faydalanmak isteyen
بِٱلْعُمْرَةِ ömre ile bil-ʿum'rati
ömre ile
إِلَى kadar ilā
kadar
ٱلْحَجِّ hac (zamanın)a l-ḥaji
hac (zamanın)a
فَمَا şeyi (kessin) famā
şeyi (kessin)
ٱسْتَيْسَرَ kolayına geleni is'taysara
kolayına geleni
مِنَ kurbandan mina
kurbandan
ٱلْهَدْىِ ۚ the sacrificial animal l-hadyi
the sacrificial animal
فَمَن kimse faman
kimse
لَّمْ (kurban) bulamayan lam
(kurban) bulamayan
يَجِدْ find yajid
find
فَصِيَامُ oruç tutar faṣiyāmu
oruç tutar
ثَلَـٰثَةِ üç thalāthati
üç
أَيَّامٍۢ gün ayyāmin
gün
فِى hacda
hacda
ٱلْحَجِّ the Hajj l-ḥaji
the Hajj
وَسَبْعَةٍ ve yedi gün wasabʿatin
ve yedi gün
إِذَا zaman idhā
zaman
رَجَعْتُمْ ۗ döndüğünüz rajaʿtum
döndüğünüz
تِلْكَ böylece til'ka
böylece
عَشَرَةٌۭ on (gündür) ʿasharatun
on (gündür)
كَامِلَةٌۭ ۗ tamamı kāmilatun
tamamı
ذَٰلِكَ bu dhālika
bu
لِمَن kimseler içindir liman
kimseler içindir
لَّمْ olmayanlar lam
olmayanlar
يَكُنْ is yakun
is
أَهْلُهُۥ ailesi ahluhu
ailesi
حَاضِرِى hazır ḥāḍirī
hazır
ٱلْمَسْجِدِ Mescid-i l-masjidi
Mescid-i
ٱلْحَرَامِ ۚ Haram'da l-ḥarāmi
Haram'da
وَٱتَّقُوا۟ sakının wa-ittaqū
sakının
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
وَٱعْلَمُوٓا۟ ve bilin ki wa-iʿ'lamū
ve bilin ki
أَنَّ gerçekten anna
gerçekten
ٱللَّهَ Allah'ın l-laha
Allah'ın
شَدِيدُ şiddetlidir shadīdu
şiddetlidir
ٱلْعِقَابِ cezası l-ʿiqābi
cezası
١٩٦ (196)
(196)
Başladığınız hac ve umreyi Allah için tamamlayın. Alıkonursanız, kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Kurban, yerine ulaşıncaya kadar, başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizde hasta olan veya başından rahatsız bulunan varsa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi ya da kurban kesmesi gerekir. Güven içinde olursanız, hacca kadar umreden faydalanabilen kimseye kolayına gelen bir kurban kesmek, bulamayana, hac esnasında üç gün ve döndüğünüzde yedi gün, ki o tam on gündür oruç tutmak gerekir. Bu, ailesi Mescidi Haram'da oturmayan kimseler içindir. Allah'tan sakının ve Allah'ın cezasının şiddetli olacağını bilin.
2:197
ٱلْحَجُّ Hac al-ḥaju
Hac
أَشْهُرٌۭ aylardadır ashhurun
aylardadır
مَّعْلُومَـٰتٌۭ ۚ bilinen maʿlūmātun
bilinen
فَمَن kim faman
kim
فَرَضَ farz ederse (kendisine) faraḍa
farz ederse (kendisine)
فِيهِنَّ onda (o aylarda) fīhinna
onda (o aylarda)
ٱلْحَجَّ haccı l-ḥaja
haccı
فَلَا yoktur falā
yoktur
رَفَثَ kadına yaklaşmak rafatha
kadına yaklaşmak
وَلَا ve yoktur walā
ve yoktur
فُسُوقَ günaha sapmak fusūqa
günaha sapmak
وَلَا yoktur walā
yoktur
جِدَالَ kavga etmek jidāla
kavga etmek
فِى hacda
hacda
ٱلْحَجِّ ۗ the Hajj l-ḥaji
the Hajj
وَمَا ne varsa wamā
ne varsa
تَفْعَلُوا۟ yaptığınız tafʿalū
yaptığınız
مِنْ iyilikten min
iyilikten
خَيْرٍۢ good khayrin
good
يَعْلَمْهُ onu bilir yaʿlamhu
onu bilir
ٱللَّهُ ۗ Allah l-lahu
Allah
وَتَزَوَّدُوا۟ ve yanınıza azık alın watazawwadū
ve yanınıza azık alın
فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz
خَيْرَ en hayırlısı khayra
en hayırlısı
ٱلزَّادِ azığın l-zādi
azığın
ٱلتَّقْوَىٰ ۚ takvadır l-taqwā
takvadır
وَٱتَّقُونِ ve benden sakının wa-ittaqūni
ve benden sakının
يَـٰٓأُو۟لِى Ey sahipleri yāulī
Ey sahipleri
ٱلْأَلْبَـٰبِ akıl l-albābi
akıl
١٩٧ (197)
(197)
Hac bilinen aylardadır. O aylarda hacca girişen kimse bilmelidir ki, hacda kadına yaklaşmak, sövüşmek, dövüşmek yoktur. Ne iyilik yaparsanız Allah onu bilir. Kendinize azık edinin, şüphe yok ki azığın en iyisi Allah korkusudur. Ey akıl sahibleri! Benden korkun.
2:198
لَيْسَ yoktur laysa
yoktur
عَلَيْكُمْ sizin için ʿalaykum
sizin için
جُنَاحٌ bir günah junāḥun
bir günah
أَن aramanızda an
aramanızda
تَبْتَغُوا۟ you seek tabtaghū
you seek
فَضْلًۭا lutfunu faḍlan
lutfunu
مِّن Rabbinizin min
Rabbinizin
رَّبِّكُمْ ۚ your Lord rabbikum
your Lord
فَإِذَآ zaman fa-idhā
zaman
أَفَضْتُم ayrılıp akın ettiğiniz afaḍtum
ayrılıp akın ettiğiniz
مِّنْ Arafattan min
Arafattan
عَرَفَـٰتٍۢ (Mount) Arafat ʿarafātin
(Mount) Arafat
فَٱذْكُرُوا۟ anın (hatırlayın) fa-udh'kurū
anın (hatırlayın)
ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı
عِندَ yanında ʿinda
yanında
ٱلْمَشْعَرِ Meş'ar-i l-mashʿari
Meş'ar-i
ٱلْحَرَامِ ۖ Haram l-ḥarāmi
Haram
وَٱذْكُرُوهُ O'nu anın wa-udh'kurūhu
O'nu anın
كَمَا gibi kamā
gibi
هَدَىٰكُمْ sizi hidayet ettiği hadākum
sizi hidayet ettiği
وَإِن ve wa-in
ve
كُنتُم siz idiniz kuntum
siz idiniz
مِّن O'ndan önce min
O'ndan önce
قَبْلِهِۦ before [it] qablihi
before [it]
لَمِنَ sapıklardan lamina
sapıklardan
ٱلضَّآلِّينَ those who went astray l-ḍālīna
those who went astray
١٩٨ (198)
(198)
Rabbiniz'den refah istemenizde bir engel yoktur. Arafat'tan indiğinizde, Allah'ı Meşari Haram'da anın; O'nu, size gösterdiği şekilde zikredin. Nitekim siz önceleri hiç şüphesiz sapıklardandınız.
2:199
ثُمَّ sonra thumma
sonra
أَفِيضُوا۟ siz de akın edin afīḍū
siz de akın edin
مِنْ yerden min
yerden
حَيْثُ wherever ḥaythu
wherever
أَفَاضَ akın ettiği afāḍa
akın ettiği
ٱلنَّاسُ insanların l-nāsu
insanların
وَٱسْتَغْفِرُوا۟ ve mağfiret dileyin wa-is'taghfirū
ve mağfiret dileyin
ٱللَّهَ ۚ Allah'tan l-laha
Allah'tan
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
غَفُورٌۭ Gafurdur ghafūrun
Gafurdur
رَّحِيمٌۭ Rahimdir raḥīmun
Rahimdir
١٩٩ (199)
(199)
Sonra, insanların toplu olarak akın ettiği yerden, siz de akın edin. Allah'tan mağfiret dileyin. Allah bağışlar ve merhamet eder.
2:200
فَإِذَا zaman fa-idhā
zaman
قَضَيْتُم bitirince qaḍaytum
bitirince
مَّنَـٰسِكَكُمْ ibadetlerinizi manāsikakum
ibadetlerinizi
فَٱذْكُرُوا۟ anın fa-udh'kurū
anın
ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı
كَذِكْرِكُمْ andığınız gibi kadhik'rikum
andığınız gibi
ءَابَآءَكُمْ atalarınızı ābāakum
atalarınızı
أَوْ veya aw
veya
أَشَدَّ daha kuvvetli ashadda
daha kuvvetli
ذِكْرًۭا ۗ bir anışla dhik'ran
bir anışla
فَمِنَ insanlardan famina
insanlardan
ٱلنَّاسِ the people l-nāsi
the people
مَن kimi man
kimi
يَقُولُ der ki yaqūlu
der ki
رَبَّنَآ Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
ءَاتِنَا bize ver ātinā
bize ver
فِى dünyada
dünyada
ٱلدُّنْيَا the world l-dun'yā
the world
وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur
لَهُۥ onun lahu
onun
فِى ahirette
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ the Hereafter l-ākhirati
the Hereafter
مِنْ hiçbir min
hiçbir
خَلَـٰقٍۢ nasibi khalāqin
nasibi
٢٠٠ (200)
(200)
Hac ibadetinizi bitirdiğinizde, babalarınızı andığınız gibi, hatta ondan daha kuvvetli bir anışla Allah'ı anın. "Rabbimiz! Bize sadece dünyada ver" diyen insanlar vardır, öylesine, ahirette bir pay yoktur.
2:201
وَمِنْهُم ve onlardan wamin'hum
ve onlardan
مَّن kimi de man
kimi de
يَقُولُ derki yaqūlu
derki
رَبَّنَآ Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
ءَاتِنَا bize ver ātinā
bize ver
فِى dünyada da
dünyada da
ٱلدُّنْيَا the world l-dun'yā
the world
حَسَنَةًۭ güzellik ḥasanatan
güzellik
وَفِى ahirette de wafī
ahirette de
ٱلْـَٔاخِرَةِ the Hereafter l-ākhirati
the Hereafter
حَسَنَةًۭ güzellik ḥasanatan
güzellik
وَقِنَا ve bizi koru waqinā
ve bizi koru
عَذَابَ azabından ʿadhāba
azabından
ٱلنَّارِ ateş l-nāri
ateş
٢٠١ (201)
(201)
"Rabbimiz! Bize dünyada iyiyi, ahirette de iyiyi ver, bizi ateşin azabından koru" diyenler vardır.
2:202
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte
لَهُمْ onlara vardır lahum
onlara vardır
نَصِيبٌۭ bir pay naṣībun
bir pay
مِّمَّا kazandıklarından mimmā
kazandıklarından
كَسَبُوا۟ ۚ they earned kasabū
they earned
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
سَرِيعُ çabuk görendir sarīʿu
çabuk görendir
ٱلْحِسَابِ hesabı l-ḥisābi
hesabı
٢٠٢ (202)
(202)
İşte onlara, kazançlarından ötürü karşılık vardır. Allah hesabı çabuk görür.
2:203
۞ وَٱذْكُرُوا۟ ve anın wa-udh'kurū
ve anın
ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı
فِىٓ günlerde
günlerde
أَيَّامٍۢ days ayyāmin
days
مَّعْدُودَٰتٍۢ ۚ sayılı maʿdūdātin
sayılı
فَمَن kim faman
kim
تَعَجَّلَ acele ederse taʿajjala
acele ederse
فِى iki gün içinde
iki gün içinde
يَوْمَيْنِ two days yawmayni
two days
فَلَآ yoktur falā
yoktur
إِثْمَ günah ith'ma
günah
عَلَيْهِ ona ʿalayhi
ona
وَمَن ve kim waman
ve kim
تَأَخَّرَ geri kalırsa ta-akhara
geri kalırsa
فَلَآ yoktur falā
yoktur
إِثْمَ günah ith'ma
günah
عَلَيْهِ ۚ ona da ʿalayhi
ona da
لِمَنِ kimse için limani
kimse için
ٱتَّقَىٰ ۗ sakınan ittaqā
sakınan
وَٱتَّقُوا۟ korkun wa-ittaqū
korkun
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
وَٱعْلَمُوٓا۟ ve bilin ki wa-iʿ'lamū
ve bilin ki
أَنَّكُمْ şüphesiz siz annakum
şüphesiz siz
إِلَيْهِ O'nun huzuruna ilayhi
O'nun huzuruna
تُحْشَرُونَ toplanacaksınız tuḥ'sharūna
toplanacaksınız
٢٠٣ (203)
(203)
Allah'ı sayılı günlerde anın. Günahtan sakınan kimseye, acele edip, Mina'daki ibadeti iki günde bitirirse günah yoktur, geri kalsa da günah yoktur. Allah'tan sakının. O'nun katında toplanacağınızı bilin.
2:204
وَمِنَ insanlardan wamina
insanlardan
ٱلنَّاسِ the people l-nāsi
the people
مَن kiminin man
kiminin
يُعْجِبُكَ senin hoşuna gider yuʿ'jibuka
senin hoşuna gider
قَوْلُهُۥ sözü qawluhu
sözü
فِى dair
dair
ٱلْحَيَوٰةِ hayatına l-ḥayati
hayatına
ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya
وَيُشْهِدُ ve şahid tutar wayush'hidu
ve şahid tutar
ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı
عَلَىٰ olana ʿalā
olana
مَا what
what
فِى kalbinde
kalbinde
قَلْبِهِۦ his heart qalbihi
his heart
وَهُوَ oysa o wahuwa
oysa o
أَلَدُّ en azılısıdır aladdu
en azılısıdır
ٱلْخِصَامِ hasımların l-khiṣāmi
hasımların
٢٠٤ (204)
(204)
Dünya hayatına dair konuşması senin hoşuna giden, pek azılı düşman iken, kalbinde olana Allah'ı şahid tutan, işbaşına geçince, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekin ve nesli yok etmeğe çabalayan insanlar vardır. Allah bozgunculuğu sevmez.
2:205
وَإِذَا zaman wa-idhā
zaman
تَوَلَّىٰ döndüğü tawallā
döndüğü
سَعَىٰ çalışır saʿā
çalışır
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
لِيُفْسِدَ bozgunculuğa liyuf'sida
bozgunculuğa
فِيهَا orada fīhā
orada
وَيُهْلِكَ ve yok etmeğe wayuh'lika
ve yok etmeğe
ٱلْحَرْثَ ekin l-ḥartha
ekin
وَٱلنَّسْلَ ۗ ve nesli wal-nasla
ve nesli
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
لَا sevmez
sevmez
يُحِبُّ love yuḥibbu
love
ٱلْفَسَادَ bozgunculuğu l-fasāda
bozgunculuğu
٢٠٥ (205)
(205)
Dünya hayatına dair konuşması senin hoşuna giden, pek azılı düşman iken, kalbinde olana Allah'ı şahid tutan, işbaşına geçince, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekin ve nesli yok etmeğe çabalayan insanlar vardır. Allah bozgunculuğu sevmez.
2:206
وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman
قِيلَ dendiği qīla
dendiği
لَهُ ona lahu
ona
ٱتَّقِ kork ittaqi
kork
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
أَخَذَتْهُ kendisini sürükler akhadhathu
kendisini sürükler
ٱلْعِزَّةُ gururu l-ʿizatu
gururu
بِٱلْإِثْمِ ۚ günaha bil-ith'mi
günaha
فَحَسْبُهُۥ artık ona yeter faḥasbuhu
artık ona yeter
جَهَنَّمُ ۚ cehennem jahannamu
cehennem
وَلَبِئْسَ ve ne kötü walabi'sa
ve ne kötü
ٱلْمِهَادُ bir yataktır o l-mihādu
bir yataktır o
٢٠٦ (206)
(206)
Ona: "Allah'tan sakın" denince, gururu kendisine günah işletir, artık ona cehennem yetişir, ne kötü yataktır!..
2:207
وَمِنَ insanlardan wamina
insanlardan
ٱلنَّاسِ the people l-nāsi
the people
مَن öylesi var ki man
öylesi var ki
يَشْرِى satar yashrī
satar
نَفْسَهُ kendisini nafsahu
kendisini
ٱبْتِغَآءَ aramak için ib'tighāa
aramak için
مَرْضَاتِ rızasını marḍāti
rızasını
ٱللَّهِ ۗ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَٱللَّهُ Allah da wal-lahu
Allah da
رَءُوفٌۢ çok şefkatlidir raūfun
çok şefkatlidir
بِٱلْعِبَادِ kullar(ın)a bil-ʿibādi
kullar(ın)a
٢٠٧ (207)
(207)
İnsanlar arasında, Allah'ın rızasını kazanmak için canını verenler vardır. Allah kullarına karşı şefkatlidir.
2:208
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلَّذِينَ kimeler alladhīna
kimeler
ءَامَنُوا۟ iman eden(ler) āmanū
iman eden(ler)
ٱدْخُلُوا۟ girin ud'khulū
girin
فِى islama (veya barışa)
islama (veya barışa)
ٱلسِّلْمِ Islam l-sil'mi
Islam
كَآفَّةًۭ hepiniz birlikte kāffatan
hepiniz birlikte
وَلَا izlemeyin walā
izlemeyin
تَتَّبِعُوا۟ follow tattabiʿū
follow
خُطُوَٰتِ adımlarını khuṭuwāti
adımlarını
ٱلشَّيْطَـٰنِ ۚ şeytanın l-shayṭāni
şeytanın
إِنَّهُۥ çünkü o innahu
çünkü o
لَكُمْ size lakum
size
عَدُوٌّۭ düşmandır ʿaduwwun
düşmandır
مُّبِينٌۭ apaçık mubīnun
apaçık
٢٠٨ (208)
(208)
Ey İnananlar! Hep birden barışa girin, şeytana ayak uydurmayın, o sizin apaçık düşmanınızdır.
2:209
فَإِن eğer fa-in
eğer
زَلَلْتُم kayarsanız zalaltum
kayarsanız
مِّنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
مَا size geldikten
size geldikten
جَآءَتْكُمُ came to you jāatkumu
came to you
ٱلْبَيِّنَـٰتُ açık deliller l-bayinātu
açık deliller
فَٱعْلَمُوٓا۟ bilin ki fa-iʿ'lamū
bilin ki
أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
عَزِيزٌ daima üstündür ʿazīzun
daima üstündür
حَكِيمٌ hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmet sahibidir
٢٠٩ (209)
(209)
Size belgeler geldikten sonra kayarsanız, biliniz ki Allah güçlüdür, Hakim'dir.
2:210
هَلْ mı? hal
mı?
يَنظُرُونَ gözlüyorlar yanẓurūna
gözlüyorlar
إِلَّآ gelmesini illā
gelmesini
أَن that an
that
يَأْتِيَهُمُ comes to them yatiyahumu
comes to them
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
فِى içinde
içinde
ظُلَلٍۢ gölgeler ẓulalin
gölgeler
مِّنَ buluttan mina
buluttan
ٱلْغَمَامِ [the] clouds l-ghamāmi
[the] clouds
وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ ve meleklerin wal-malāikatu
ve meleklerin
وَقُضِىَ ve bitirilmesini waquḍiya
ve bitirilmesini
ٱلْأَمْرُ ۚ işin l-amru
işin
وَإِلَى (halbuki) wa-ilā
(halbuki)
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
تُرْجَعُ döndürülür tur'jaʿu
döndürülür
ٱلْأُمُورُ bütün işler l-umūru
bütün işler
٢١٠ (210)
(210)
Onlar, bulut gölgeleri içinde, Allah'ın azabının ve meleklerin tepelerine inip işin bitmesini mi bekliyorlar? Bütün işler Allah'a dönecektir.
2:211
سَلْ sor sal
sor
بَنِىٓ oğullarına banī
oğullarına
إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail
كَمْ nice kam
nice
ءَاتَيْنَـٰهُم onlara verdik ātaynāhum
onlara verdik
مِّنْ ayetlerden min
ayetlerden
ءَايَةٍۭ (the) Sign(s) āyatin
(the) Sign(s)
بَيِّنَةٍۢ ۗ açık bayyinatin
açık
وَمَن ve kim waman
ve kim
يُبَدِّلْ değiştirirse yubaddil
değiştirirse
نِعْمَةَ ni'metini niʿ'mata
ni'metini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
مِنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
مَا geldikten
geldikten
جَآءَتْهُ it (has) come to him jāathu
it (has) come to him
فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah'ın l-laha
Allah'ın
شَدِيدُ çetindir shadīdu
çetindir
ٱلْعِقَابِ cezası l-ʿiqābi
cezası
٢١١ (211)
(211)
İsrailoğullarına sor; onlara apaçık nice ayetler verdik, Allah'ın nimetini, kendisine geldikten sonra kim değiştirirse, bilsin ki, Allah'ın cezası şüphesiz şiddetlidir.
2:212
زُيِّنَ süslü gösterildi zuyyina
süslü gösterildi
لِلَّذِينَ kimselere lilladhīna
kimselere
كَفَرُوا۟ inkar edenlere kafarū
inkar edenlere
ٱلْحَيَوٰةُ hayatı l-ḥayatu
hayatı
ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya
وَيَسْخَرُونَ ve alay ederler wayaskharūna
ve alay ederler
مِنَ kimselerle mina
kimselerle
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
ءَامَنُوا۟ ۘ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
وَٱلَّذِينَ ve kimselerle wa-alladhīna
ve kimselerle
ٱتَّقَوْا۟ takva sahipleri ittaqaw
takva sahipleri
فَوْقَهُمْ onlardan üstündürler fawqahum
onlardan üstündürler
يَوْمَ gününde yawma
gününde
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۗ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
يَرْزُقُ rızık verir yarzuqu
rızık verir
مَن kimseye man
kimseye
يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği
بِغَيْرِ hesapsız bighayri
hesapsız
حِسَابٍۢ measure ḥisābin
measure
٢١٢ (212)
(212)
İnkar edenlere, dünya hayatı güzel görünür, onlar, inananlarla alay ederler, oysa, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar kıyamet günü onların üstünde olacaklardır. Allah dilediğini hesabsız şekilde rızıklandırır.
2:213
كَانَ idi kāna
idi
ٱلنَّاسُ insanlar l-nāsu
insanlar
أُمَّةًۭ ümmet ummatan
ümmet
وَٰحِدَةًۭ bir tek wāḥidatan
bir tek
فَبَعَثَ sonra gönderdi fabaʿatha
sonra gönderdi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلنَّبِيِّـۧنَ peygamberleri l-nabiyīna
peygamberleri
مُبَشِّرِينَ müjdeciler mubashirīna
müjdeciler
وَمُنذِرِينَ ve uyarıcılar olarak wamundhirīna
ve uyarıcılar olarak
وَأَنزَلَ ve indirdi wa-anzala
ve indirdi
مَعَهُمُ onlarla beraber maʿahumu
onlarla beraber
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı
بِٱلْحَقِّ hak olarak bil-ḥaqi
hak olarak
لِيَحْكُمَ hükmetmek üzere liyaḥkuma
hükmetmek üzere
بَيْنَ arasında bayna
arasında
ٱلنَّاسِ insanlar l-nāsi
insanlar
فِيمَا (konularda) fīmā
(konularda)
ٱخْتَلَفُوا۟ anlaşmazlığa düştükleri ikh'talafū
anlaşmazlığa düştükleri
فِيهِ ۚ onda fīhi
onda
وَمَا ve wamā
ve
ٱخْتَلَفَ anlaşmazlığa düştü(ler) ikh'talafa
anlaşmazlığa düştü(ler)
فِيهِ o(Kitap hakkı)nda fīhi
o(Kitap hakkı)nda
إِلَّا dışında illā
dışında
ٱلَّذِينَ kendilerine alladhīna
kendilerine
أُوتُوهُ (Kitap) verilmiş olanlar ūtūhu
(Kitap) verilmiş olanlar
مِنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
مَا kendilerine geldikten
kendilerine geldikten
جَآءَتْهُمُ came to them jāathumu
came to them
ٱلْبَيِّنَـٰتُ açık deliller l-bayinātu
açık deliller
بَغْيًۢا sırf kıskançlıktan ötürü baghyan
sırf kıskançlıktan ötürü
بَيْنَهُمْ ۖ aralarındaki baynahum
aralarındaki
فَهَدَى bunun üzerine iletti fahadā
bunun üzerine iletti
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
ءَامَنُوا۟ iman eden āmanū
iman eden
لِمَا ayrılığa düştükleri limā
ayrılığa düştükleri
ٱخْتَلَفُوا۟ they differed ikh'talafū
they differed
فِيهِ kendisinde fīhi
kendisinde
مِنَ gerçeğe mina
gerçeğe
ٱلْحَقِّ the Truth l-ḥaqi
the Truth
بِإِذْنِهِۦ ۗ kendi izniyle bi-idh'nihi
kendi izniyle
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
يَهْدِى iletir yahdī
iletir
مَن kimseyi man
kimseyi
يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği
إِلَىٰ yola ilā
yola
صِرَٰطٍۢ a path ṣirāṭin
a path
مُّسْتَقِيمٍ doğru mus'taqīmin
doğru
٢١٣ (213)
(213)
İnsanlar bir tek ümmetti. Allah peygamberleri müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdi; insanların ayrılığa düşecekleri hususlarda aralarında hüküm vermek için onlarla birlikte hak Kitaplar indirdi. Ancak Kitap verilenler, kendilerine belgeler geldikten sonra, aralarındaki ihtiras yüzünden onda ayrılığa düştüler. Allah, inananları, ayrılığa düştükleri gerçeğe kendi izni ile eriştirdi. Allah dilediğini doğru yola eriştirir.
2:214
أَمْ yoksa am
yoksa
حَسِبْتُمْ sandınız (mı) ḥasib'tum
sandınız (mı)
أَن ki an
ki
تَدْخُلُوا۟ gireceksiniz tadkhulū
gireceksiniz
ٱلْجَنَّةَ cennete l-janata
cennete
وَلَمَّا başınıza gelmeden walammā
başınıza gelmeden
يَأْتِكُم (has) come to you yatikum
(has) come to you
مَّثَلُ durumu mathalu
durumu
ٱلَّذِينَ geçenlerin alladhīna
geçenlerin
خَلَوْا۟ passed away khalaw
passed away
مِن sizden önce min
sizden önce
قَبْلِكُم ۖ before you qablikum
before you
مَّسَّتْهُمُ onlara dokunmuştu massathumu
onlara dokunmuştu
ٱلْبَأْسَآءُ sıkıntı l-basāu
sıkıntı
وَٱلضَّرَّآءُ ve yoksulluk wal-ḍarāu
ve yoksulluk
وَزُلْزِلُوا۟ ve sarsılmışlardı ki wazul'zilū
ve sarsılmışlardı ki
حَتَّىٰ nihayet ḥattā
nihayet
يَقُولَ diyorlardı yaqūla
diyorlardı
ٱلرَّسُولُ peygamber l-rasūlu
peygamber
وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan āmanū
inanan
مَعَهُۥ onunla birlikte maʿahu
onunla birlikte
مَتَىٰ ne zaman matā
ne zaman
نَصْرُ yardımı naṣru
yardımı
ٱللَّهِ ۗ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
أَلَآ İyi bilin ki alā
İyi bilin ki
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
نَصْرَ yardımı naṣra
yardımı
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
قَرِيبٌۭ yakındır qarībun
yakındır
٢١٤ (214)
(214)
Sizden önce gelenlerin durumu sizin başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi zannettiniz? Peygamber ve onunla beraber müminler: "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı; iyi bilin ki Allah'ın yardımı şüphesiz yakındır.
2:215
يَسْـَٔلُونَكَ sana soruyorlar yasalūnaka
sana soruyorlar
مَاذَا ne mādhā
ne
يُنفِقُونَ ۖ (Allah yolunda) harcayacaklarını yunfiqūna
(Allah yolunda) harcayacaklarını
قُلْ de ki qul
de ki
مَآ şey
şey
أَنفَقْتُم vereceğiniz anfaqtum
vereceğiniz
مِّنْ hayırdan min
hayırdan
خَيْرٍۢ good khayrin
good
فَلِلْوَٰلِدَيْنِ ana-baba içindir falil'wālidayni
ana-baba içindir
وَٱلْأَقْرَبِينَ ve yakınlar wal-aqrabīna
ve yakınlar
وَٱلْيَتَـٰمَىٰ ve öksüzler wal-yatāmā
ve öksüzler
وَٱلْمَسَـٰكِينِ ve yoksullar wal-masākīni
ve yoksullar
وَٱبْنِ ve yolda kalmış(lar) wa-ib'ni
ve yolda kalmış(lar)
ٱلسَّبِيلِ ۗ the wayfarer l-sabīli
the wayfarer
وَمَا ve ne wamā
ve ne
تَفْعَلُوا۟ yaparsanız tafʿalū
yaparsanız
مِنْ hayırdan min
hayırdan
خَيْرٍۢ good khayrin
good
فَإِنَّ muhakkak fa-inna
muhakkak
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
بِهِۦ onunla birlikte bihi
onunla birlikte
عَلِيمٌۭ bilir ʿalīmun
bilir
٢١٥ (215)
(215)
Sana, ne sarfedeceklerini sorarlar, de ki: "Sarfedeceğiniz mal, ana baba, yakınlar, yetimler, düşkünler, yolcular içindir. Yaptığınız her iyiliği Allah şüphesiz bilir".
2:216
كُتِبَ yazıldı (farz kılındı) kutiba
yazıldı (farz kılındı)
عَلَيْكُمُ size ʿalaykumu
size
ٱلْقِتَالُ savaş l-qitālu
savaş
وَهُوَ halbuki o wahuwa
halbuki o
كُرْهٌۭ hoşunuza gitmez kur'hun
hoşunuza gitmez
لَّكُمْ ۖ sizin lakum
sizin
وَعَسَىٰٓ olur ki bazen waʿasā
olur ki bazen
أَن hoşlanmadığınız an
hoşlanmadığınız
تَكْرَهُوا۟ you dislike takrahū
you dislike
شَيْـًۭٔا bir şey shayan
bir şey
وَهُوَ o wahuwa
o
خَيْرٌۭ hayırlıdır khayrun
hayırlıdır
لَّكُمْ ۖ sizin için lakum
sizin için
وَعَسَىٰٓ ve olur ki waʿasā
ve olur ki
أَن hoşlandığınız an
hoşlandığınız
تُحِبُّوا۟ you love tuḥibbū
you love
شَيْـًۭٔا bir şey (de) shayan
bir şey (de)
وَهُوَ o wahuwa
o
شَرٌّۭ kötüdür sharrun
kötüdür
لَّكُمْ ۗ sizin için lakum
sizin için
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir
وَأَنتُمْ siz ise wa-antum
siz ise
لَا bilmezsiniz
bilmezsiniz
تَعْلَمُونَ know taʿlamūna
know
٢١٦ (216)
(216)
Savaş, hoşunuza gitmediği halde size farz kılındı. İhtimal ki hoşlanmadığınız şey sizin iyiliğinizedir ve ihtimal ki sevdiğiniz bir şey sizin kötülüğünüzedir. Siz bilmezsiniz, Allah bilir.
2:217
يَسْـَٔلُونَكَ sana soruyorlar yasalūnaka
sana soruyorlar
عَنِ ayında ʿani
ayında
ٱلشَّهْرِ the month l-shahri
the month
ٱلْحَرَامِ haram l-ḥarāmi
haram
قِتَالٍۢ savaşmaktan qitālin
savaşmaktan
فِيهِ ۖ onda fīhi
onda
قُلْ de ki qul
de ki
قِتَالٌۭ savaş qitālun
savaş
فِيهِ O (aylar)da fīhi
O (aylar)da
كَبِيرٌۭ ۖ büyük bir günahtır kabīrun
büyük bir günahtır
وَصَدٌّ ve alıkoymak waṣaddun
ve alıkoymak
عَن yolundan ʿan
yolundan
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَكُفْرٌۢ ve inkar etmek wakuf'run
ve inkar etmek
بِهِۦ O'nu bihi
O'nu
وَٱلْمَسْجِدِ ve Mescid-i wal-masjidi
ve Mescid-i
ٱلْحَرَامِ Haram(dan) l-ḥarāmi
Haram(dan)
وَإِخْرَاجُ sürüp çıkarmak wa-ikh'rāju
sürüp çıkarmak
أَهْلِهِۦ halkını ahlihi
halkını
مِنْهُ ondan (Mekke'den) min'hu
ondan (Mekke'den)
أَكْبَرُ daha büyük (bir günahtır) akbaru
daha büyük (bir günahtır)
عِندَ yanında ʿinda
yanında
ٱللَّهِ ۚ Allah l-lahi
Allah
وَٱلْفِتْنَةُ ve fitne wal-fit'natu
ve fitne
أَكْبَرُ daha büyük(bir günah)tır akbaru
daha büyük(bir günah)tır
مِنَ öldürmekten mina
öldürmekten
ٱلْقَتْلِ ۗ [the] killing l-qatli
[the] killing
وَلَا vazgeçmezler walā
vazgeçmezler
يَزَالُونَ they will cease yazālūna
they will cease
يُقَـٰتِلُونَكُمْ sizinle savaşmaktan yuqātilūnakum
sizinle savaşmaktan
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
يَرُدُّوكُمْ sizi döndürünceye yaruddūkum
sizi döndürünceye
عَن dininizden ʿan
dininizden
دِينِكُمْ your religion dīnikum
your religion
إِنِ eğer ini
eğer
ٱسْتَطَـٰعُوا۟ ۚ güçleri yetse is'taṭāʿū
güçleri yetse
وَمَن ve kim waman
ve kim
يَرْتَدِدْ döner yartadid
döner
مِنكُمْ sizden minkum
sizden
عَن dininden ʿan
dininden
دِينِهِۦ his religion dīnihi
his religion
فَيَمُتْ ve ölürse fayamut
ve ölürse
وَهُوَ ve o wahuwa
ve o
كَافِرٌۭ kafir olarak kāfirun
kafir olarak
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte fa-ulāika
işte
حَبِطَتْ boşa çıkmıştır ḥabiṭat
boşa çıkmıştır
أَعْمَـٰلُهُمْ onların bütün yaptıkları aʿmāluhum
onların bütün yaptıkları
فِى dünyada (da)
dünyada (da)
ٱلدُّنْيَا the world l-dun'yā
the world
وَٱلْـَٔاخِرَةِ ۖ ahirette (de) wal-ākhirati
ahirette (de)
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve onlar wa-ulāika
ve onlar
أَصْحَـٰبُ halkıdır aṣḥābu
halkıdır
ٱلنَّارِ ۖ ateş l-nāri
ateş
هُمْ ve onlar hum
ve onlar
فِيهَا orada fīhā
orada
خَـٰلِدُونَ sürekli kalacaklardır khālidūna
sürekli kalacaklardır
٢١٧ (217)
(217)
Sana hürmet edilen ayı, o aydaki savaşı sorarlar. De ki: "O ayda savaşmak büyük suçtur. Allah yolundan alıkoymak, O'nu inkar etmek, Mescidi Haram'a engel olmak ve halkını oradan çıkarmak Allah katında daha büyük suçtur. Fitne çıkarmak ise öldürmekten daha büyüktür". Güçleri yeterse, dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşa devam ederler. İçinizden dininden dönüp kafir olarak ölen olursa, bunların işleri dünya ve ahirette boşa gitmiş olur. İşte cehennemlikler onlardır, onlar orada temellidirler.
2:218
إِنَّ muhakkak inna
muhakkak
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ iman edenler āmanū
iman edenler
وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler
هَاجَرُوا۟ ve hicret edenler hājarū
ve hicret edenler
وَجَـٰهَدُوا۟ ve cihat edenler wajāhadū
ve cihat edenler
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar
يَرْجُونَ umarlar yarjūna
umarlar
رَحْمَتَ rahmetini raḥmata
rahmetini
ٱللَّهِ ۚ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
غَفُورٌۭ çok bağışlayan ghafūrun
çok bağışlayan
رَّحِيمٌۭ çok merhamet edendir raḥīmun
çok merhamet edendir
٢١٨ (218)
(218)
İnananlar, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler Allah'ın rahmetini umarlar. Allah bağışlar ve merhamet eder.
2:219
۞ يَسْـَٔلُونَكَ sana soruyorlar yasalūnaka
sana soruyorlar
عَنِ şaraptan ʿani
şaraptan
ٱلْخَمْرِ [the] intoxicants l-khamri
[the] intoxicants
وَٱلْمَيْسِرِ ۖ ve kumardan wal-maysiri
ve kumardan
قُلْ de ki qul
de ki
فِيهِمَآ o ikisinde vardır fīhimā
o ikisinde vardır
إِثْمٌۭ günah ith'mun
günah
كَبِيرٌۭ büyük kabīrun
büyük
وَمَنَـٰفِعُ ve bazı yararlar wamanāfiʿu
ve bazı yararlar
لِلنَّاسِ insanlar için lilnnāsi
insanlar için
وَإِثْمُهُمَآ fakat onların günahı wa-ith'muhumā
fakat onların günahı
أَكْبَرُ daha büyüktür akbaru
daha büyüktür
مِن yararından min
yararından
نَّفْعِهِمَا ۗ (the) benefit of (the) two nafʿihimā
(the) benefit of (the) two
وَيَسْـَٔلُونَكَ ve sana soruyorlar wayasalūnaka
ve sana soruyorlar
مَاذَا ne mādhā
ne
يُنفِقُونَ infak edeceklerini yunfiqūna
infak edeceklerini
قُلِ de ki quli
de ki
ٱلْعَفْوَ ۗ Af (ihtiyaçlarınızdan fazlasını) l-ʿafwa
Af (ihtiyaçlarınızdan fazlasını)
كَذَٰلِكَ böyle kadhālika
böyle
يُبَيِّنُ açıklıyor yubayyinu
açıklıyor
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لَكُمُ size lakumu
size
ٱلْـَٔايَـٰتِ ayetleri l-āyāti
ayetleri
لَعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki
تَتَفَكَّرُونَ düşünürsünüz tatafakkarūna
düşünürsünüz
٢١٩ (219)
(219)
Sana içki ve kumarı sorarlar, de ki: "İkisinde hem büyük günah ve hem insanlara bazı faydalar vardır. Günahları faydasından daha büyüktür". Ne sarfedeceklerini sana sorarlar, de ki: "Artanı". Böylece Allah, dünya ve ahiret hususunda düşünesiniz diye size ayetleri açıklar.
2:220
فِى (hakkında)
(hakkında)
ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya
وَٱلْـَٔاخِرَةِ ۗ ve ahiret wal-ākhirati
ve ahiret
وَيَسْـَٔلُونَكَ ve sana soruyarlar wayasalūnaka
ve sana soruyarlar
عَنِ öksüzlerden ʿani
öksüzlerden
ٱلْيَتَـٰمَىٰ ۖ the orphans l-yatāmā
the orphans
قُلْ de ki qul
de ki
إِصْلَاحٌۭ ıslah etmek iṣ'lāḥun
ıslah etmek
لَّهُمْ onları(n durumlarını) lahum
onları(n durumlarını)
خَيْرٌۭ ۖ hayırlıdır khayrun
hayırlıdır
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
تُخَالِطُوهُمْ onlara karışırsanız tukhāliṭūhum
onlara karışırsanız
فَإِخْوَٰنُكُمْ ۚ sizin kardeşlerinizdir fa-ikh'wānukum
sizin kardeşlerinizdir
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir
ٱلْمُفْسِدَ bozanı l-muf'sida
bozanı
مِنَ ıslah edenden mina
ıslah edenden
ٱلْمُصْلِحِ ۚ the amender l-muṣ'liḥi
the amender
وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer
شَآءَ dileseydi shāa
dileseydi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لَأَعْنَتَكُمْ ۚ sizi zora sokardı la-aʿnatakum
sizi zora sokardı
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
عَزِيزٌ daima üstündür ʿazīzun
daima üstündür
حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmet sahibidir
٢٢٠ (220)
(220)
Sana yetimleri sorarlar, de ki: "Onların işlerini düzeltmek hayırlıdır". Eğer onlarla bir arada yaşarsanız, artık onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah düzeltenden bozanı ayırdetmesini bilir. Allah dileseydi sizi zora sokardı. Allah şüphesiz güçlüdür, Hakim'dir.
2:221
وَلَا evlenmeyin walā
evlenmeyin
تَنكِحُوا۟ [you] marry tankiḥū
[you] marry
ٱلْمُشْرِكَـٰتِ müşrik (Allah'a ortak koşan) kadınlarla l-mush'rikāti
müşrik (Allah'a ortak koşan) kadınlarla
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
يُؤْمِنَّ ۚ inanıncaya yu'minna
inanıncaya
وَلَأَمَةٌۭ bir cariye wala-amatun
bir cariye
مُّؤْمِنَةٌ inanan mu'minatun
inanan
خَيْرٌۭ daha hayırlıdır khayrun
daha hayırlıdır
مِّن ortak koşan (hür) kadından min
ortak koşan (hür) kadından
مُّشْرِكَةٍۢ a polytheistic woman mush'rikatin
a polytheistic woman
وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer
أَعْجَبَتْكُمْ ۗ hoşunuza gitse bile aʿjabatkum
hoşunuza gitse bile
وَلَا evlendirmeyin walā
evlendirmeyin
تُنكِحُوا۟ give in marriage (your women) tunkiḥū
give in marriage (your women)
ٱلْمُشْرِكِينَ ortak koşan erkeklerle l-mush'rikīna
ortak koşan erkeklerle
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
يُؤْمِنُوا۟ ۚ iman edinceye yu'minū
iman edinceye
وَلَعَبْدٌۭ ve bir köle walaʿabdun
ve bir köle
مُّؤْمِنٌ inanan mu'minun
inanan
خَيْرٌۭ daha hayırlıdır khayrun
daha hayırlıdır
مِّن müşrik erkekten min
müşrik erkekten
مُّشْرِكٍۢ a polytheistic man mush'rikin
a polytheistic man
وَلَوْ eğer walaw
eğer
أَعْجَبَكُمْ ۗ hoşunuza gitse bile aʿjabakum
hoşunuza gitse bile
أُو۟لَـٰٓئِكَ (Zira) onlar ulāika
(Zira) onlar
يَدْعُونَ çağırıyorlar yadʿūna
çağırıyorlar
إِلَى ateşe ilā
ateşe
ٱلنَّارِ ۖ the Fire l-nāri
the Fire
وَٱللَّهُ Allah ise wal-lahu
Allah ise
يَدْعُوٓا۟ çağırıyor yadʿū
çağırıyor
إِلَى cennete ilā
cennete
ٱلْجَنَّةِ Paradise l-janati
Paradise
وَٱلْمَغْفِرَةِ ve mağfirete wal-maghfirati
ve mağfirete
بِإِذْنِهِۦ ۖ izniyle bi-idh'nihi
izniyle
وَيُبَيِّنُ ve açıklar wayubayyinu
ve açıklar
ءَايَـٰتِهِۦ ayetlerini āyātihi
ayetlerini
لِلنَّاسِ insanlara lilnnāsi
insanlara
لَعَلَّهُمْ umulur ki laʿallahum
umulur ki
يَتَذَكَّرُونَ düşünürler yatadhakkarūna
düşünürler
٢٢١ (221)
(221)
Allah'a eş koşan kadınlarla onlar imana gelinceye kadar evlenmeyin. İnanan bir cariye, hoşunuza gitse de ortak koşan bir kadından daha iyidir. İnanmalarına kadar; ortak koşan erkeklerle mümin kadınları evlendirmeyin. İnanan bir köle, hoşunuza gitmiş olsa da, ortak koşan bir erkekten daha iyidir. İşte onlar ateşe çağırırlar, Allah ise izniyle cennete ve mağfirete çağırır ve insanlara ibret alsınlar diye ayetlerini açıklar.
2:222
وَيَسْـَٔلُونَكَ ve sana soruyorlar wayasalūnaka
ve sana soruyorlar
عَنِ adet görmeden ʿani
adet görmeden
ٱلْمَحِيضِ ۖ [the] menstruation l-maḥīḍi
[the] menstruation
قُلْ de ki qul
de ki
هُوَ o huwa
o
أَذًۭى eziyettir adhan
eziyettir
فَٱعْتَزِلُوا۟ çekilin fa-iʿ'tazilū
çekilin
ٱلنِّسَآءَ kadınlardan l-nisāa
kadınlardan
فِى süresince
süresince
ٱلْمَحِيضِ ۖ adet l-maḥīḍi
adet
وَلَا onlara yaklaşmayın walā
onlara yaklaşmayın
تَقْرَبُوهُنَّ approach them taqrabūhunna
approach them
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
يَطْهُرْنَ ۖ temizleninceye yaṭhur'na
temizleninceye
فَإِذَا zaman fa-idhā
zaman
تَطَهَّرْنَ temizlendikleri taṭahharna
temizlendikleri
فَأْتُوهُنَّ onlara varın fatūhunna
onlara varın
مِنْ yerden min
yerden
حَيْثُ where ḥaythu
where
أَمَرَكُمُ size emrettiği amarakumu
size emrettiği
ٱللَّهُ ۚ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يُحِبُّ sever yuḥibbu
sever
ٱلتَّوَّٰبِينَ tevbe edenleri l-tawābīna
tevbe edenleri
وَيُحِبُّ ve sever wayuḥibbu
ve sever
ٱلْمُتَطَهِّرِينَ temizlenenleri l-mutaṭahirīna
temizlenenleri
٢٢٢ (222)
(222)
Sana, kadınların aybaşı hali hakkında da sorarlar, de ki: "O bir ezadır (rahatsızlıktır)". Aybaşı halinde iken kadınlardan el çekin, temizlenmelerine kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri zaman, Allah'ın size buyurduğu yoldan yaklaşın. Allah şüphesiz daima tevbe edenleri sever, temizlenenleri de sever.
2:223
نِسَآؤُكُمْ kadınlarınız nisāukum
kadınlarınız
حَرْثٌۭ bir tarladır ḥarthun
bir tarladır
لَّكُمْ sizin için lakum
sizin için
فَأْتُوا۟ varın fatū
varın
حَرْثَكُمْ tarlanıza ḥarthakum
tarlanıza
أَنَّىٰ biçimde annā
biçimde
شِئْتُمْ ۖ dilediğiniz shi'tum
dilediğiniz
وَقَدِّمُوا۟ ve hazırlık yapın waqaddimū
ve hazırlık yapın
لِأَنفُسِكُمْ ۚ kendiniz için li-anfusikum
kendiniz için
وَٱتَّقُوا۟ ve sakının wa-ittaqū
ve sakının
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
وَٱعْلَمُوٓا۟ ve bilin ki wa-iʿ'lamū
ve bilin ki
أَنَّكُم şüphesiz siz annakum
şüphesiz siz
مُّلَـٰقُوهُ ۗ O'na kavuşacaksınız mulāqūhu
O'na kavuşacaksınız
وَبَشِّرِ ve müjdele; wabashiri
ve müjdele;
ٱلْمُؤْمِنِينَ İnananları l-mu'minīna
İnananları
٢٢٣ (223)
(223)
Kadınlarınız sizin tarlanızdır, tarlanıza istediğiniz gibi gelin. İstikbal için hazırlıklı olun, Allah'tan sakının. O'na, hiç şüphesiz kavuşacağınızı bilin, bunu inananlara müjdele.
2:224
وَلَا kılmayın walā
kılmayın
تَجْعَلُوا۟ make tajʿalū
make
ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı
عُرْضَةًۭ engel ʿur'ḍatan
engel
لِّأَيْمَـٰنِكُمْ yeminlerinize li-aymānikum
yeminlerinize
أَن iyilik etmenize an
iyilik etmenize
تَبَرُّوا۟ you do good tabarrū
you do good
وَتَتَّقُوا۟ ve sakınmanıza watattaqū
ve sakınmanıza
وَتُصْلِحُوا۟ ve düzetmeye watuṣ'liḥū
ve düzetmeye
بَيْنَ arasını bayna
arasını
ٱلنَّاسِ ۗ insanların l-nāsi
insanların
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
سَمِيعٌ işitendir samīʿun
işitendir
عَلِيمٌۭ bilendir ʿalīmun
bilendir
٢٢٤ (224)
(224)
İnsanların arasını düzeltmeniz, günahtan sakınmanız ve iyi olmanız için, Allah'a yaptığınız yeminleri engel kılmayın, Allah işitir ve bilir.
2:225
لَّا sizi sorumlu tutmaz
sizi sorumlu tutmaz
يُؤَاخِذُكُمُ will take you to task yuākhidhukumu
will take you to task
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِٱللَّغْوِ kasıtsız bil-laghwi
kasıtsız
فِىٓ dolayı
dolayı
أَيْمَـٰنِكُمْ yeminlerinizden aymānikum
yeminlerinizden
وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat
يُؤَاخِذُكُم sorumlu tutar yuākhidhukum
sorumlu tutar
بِمَا dolayı bimā
dolayı
كَسَبَتْ kazandığından kasabat
kazandığından
قُلُوبُكُمْ ۗ kalblerinizin qulūbukum
kalblerinizin
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
غَفُورٌ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır
حَلِيمٌۭ halimdir ḥalīmun
halimdir
٢٢٥ (225)
(225)
Allah sizi rastgele yeminlerinizden dolayı değil, fakat kalblerinizin kasdettiği yeminlerden dolayı sorumlu tutar. Allah bağışlayandır, Halim'dir.
2:226
لِّلَّذِينَ kimseler için lilladhīna
kimseler için
يُؤْلُونَ yaklaşmamağa yemin edenler yu'lūna
yaklaşmamağa yemin edenler
مِن kadınlarına min
kadınlarına
نِّسَآئِهِمْ their wives nisāihim
their wives
تَرَبُّصُ bekleme (hakkı) vardır tarabbuṣu
bekleme (hakkı) vardır
أَرْبَعَةِ dört arbaʿati
dört
أَشْهُرٍۢ ۖ ay ashhurin
ay
فَإِن eğer fa-in
eğer
فَآءُو (o süre içinde) dönerlerse fāū
(o süre içinde) dönerlerse
فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
غَفُورٌۭ bağışlayan ghafūrun
bağışlayan
رَّحِيمٌۭ merhamet edendir raḥīmun
merhamet edendir
٢٢٦ (226)
(226)
Kadınlarına yaklaşmamaya yemin edenler, dört ay bekleyebilirler; eğer yeminlerinden dönerlerse, bilsinler ki Allah bağışlar ve merhamet eder.
2:227
وَإِنْ eğer wa-in
eğer
عَزَمُوا۟ kesin karar verirlerse ʿazamū
kesin karar verirlerse
ٱلطَّلَـٰقَ boşamaya l-ṭalāqa
boşamaya
فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
سَمِيعٌ işitendir samīʿun
işitendir
عَلِيمٌۭ bilendir ʿalīmun
bilendir
٢٢٧ (227)
(227)
Şayet boşanmaya kararlı iseler, bilsinler ki Allah şüphesiz işitir ve bilir.
2:228
وَٱلْمُطَلَّقَـٰتُ boşanmış kadınlar wal-muṭalaqātu
boşanmış kadınlar
يَتَرَبَّصْنَ gözetlerler yatarabbaṣna
gözetlerler
بِأَنفُسِهِنَّ kendilerini bi-anfusihinna
kendilerini
ثَلَـٰثَةَ üç thalāthata
üç
قُرُوٓءٍۢ ۚ kur' (üç adet veya üç temizlik süresi) qurūin
kur' (üç adet veya üç temizlik süresi)
وَلَا helal olmaz walā
helal olmaz
يَحِلُّ lawful yaḥillu
lawful
لَهُنَّ kendilerine lahunna
kendilerine
أَن gizlemeleri an
gizlemeleri
يَكْتُمْنَ they conceal yaktum'na
they conceal
مَا yarattığını
yarattığını
خَلَقَ (has been) created khalaqa
(has been) created
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
فِىٓ kendi rahimlerinde
kendi rahimlerinde
أَرْحَامِهِنَّ their wombs arḥāmihinna
their wombs
إِن eğer in
eğer
كُنَّ idiyseler kunna
idiyseler
يُؤْمِنَّ inanıyor yu'minna
inanıyor
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ ve gününe wal-yawmi
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ۚ ahiret l-ākhiri
ahiret
وَبُعُولَتُهُنَّ kocaları wabuʿūlatuhunna
kocaları
أَحَقُّ hak sahibidirler aḥaqqu
hak sahibidirler
بِرَدِّهِنَّ onları geri almağa biraddihinna
onları geri almağa
فِى bu arada
bu arada
ذَٰلِكَ that (period) dhālika
that (period)
إِنْ eğer in
eğer
أَرَادُوٓا۟ isterlerse arādū
isterlerse
إِصْلَـٰحًۭا ۚ barışmak iṣ'lāḥan
barışmak
وَلَهُنَّ (kadınların) vardır walahunna
(kadınların) vardır
مِثْلُ gibi mith'lu
gibi
ٱلَّذِى (erkeklerin) kendileri üzerindeki alladhī
(erkeklerin) kendileri üzerindeki
عَلَيْهِنَّ (is) on them ʿalayhinna
(is) on them
بِٱلْمَعْرُوفِ ۚ (örfe uygun) hakları bil-maʿrūfi
(örfe uygun) hakları
وَلِلرِّجَالِ erkeklerin (hakları) walilrrijāli
erkeklerin (hakları)
عَلَيْهِنَّ onlar (kadınlar) üzerinde ʿalayhinna
onlar (kadınlar) üzerinde
دَرَجَةٌۭ ۗ bir derece fazladır darajatun
bir derece fazladır
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
عَزِيزٌ azizdir ʿazīzun
azizdir
حَكِيمٌ hakimdir ḥakīmun
hakimdir
٢٢٨ (228)
(228)
Boşanan kadınlar, kendi kendilerine üç aybaşı hali beklerler, eğer Allah'a ve ahiret gününe inanmışlarsa, rahimlerinde Allah'ın yarattığını gizlemeleri kendilerine helal değildir. Kocaları bu arada barışmak isterlerse, karılarını geri almakta daha çok hak sahibidirler. Kadınların hakları, örfe uygun bir şekilde vazifelerine denktir. Erkeklerin onlardan bir üstün derecesi vardır. Allah güçlüdür. Hakim'dir.
2:229
ٱلطَّلَـٰقُ boşama al-ṭalāqu
boşama
مَرَّتَانِ ۖ iki defadır marratāni
iki defadır
فَإِمْسَاكٌۢ ya tutmak (lazım)dır fa-im'sākun
ya tutmak (lazım)dır
بِمَعْرُوفٍ iyilikle bimaʿrūfin
iyilikle
أَوْ ya da aw
ya da
تَسْرِيحٌۢ salıvermek tasrīḥun
salıvermek
بِإِحْسَـٰنٍۢ ۗ güzelce bi-iḥ'sānin
güzelce
وَلَا helal değildir walā
helal değildir
يَحِلُّ lawful yaḥillu
lawful
لَكُمْ size lakum
size
أَن geri almanız an
geri almanız
تَأْخُذُوا۟ you take (back) takhudhū
you take (back)
مِمَّآ şeylerden mimmā
şeylerden
ءَاتَيْتُمُوهُنَّ onlara verdiğiniz ātaytumūhunna
onlara verdiğiniz
شَيْـًٔا bir şey shayan
bir şey
إِلَّآ başka illā
başka
أَن eğer an
eğer
يَخَافَآ korkarlarsa yakhāfā
korkarlarsa
أَلَّا koruyamamaktan allā
koruyamamaktan
يُقِيمَا they both (can) keep yuqīmā
they both (can) keep
حُدُودَ sınırlarını ḥudūda
sınırlarını
ٱللَّهِ ۖ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
فَإِنْ eğer fa-in
eğer
خِفْتُمْ korkarsanız khif'tum
korkarsanız
أَلَّا koruyamamaktan allā
koruyamamaktan
يُقِيمَا they both (can) keep yuqīmā
they both (can) keep
حُدُودَ sınırlarını ḥudūda
sınırlarını
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
فَلَا yoktur falā
yoktur
جُنَاحَ bir günah junāḥa
bir günah
عَلَيْهِمَا ikisine de ʿalayhimā
ikisine de
فِيمَا (kadının ayrılmak için verdiği) fīmā
(kadının ayrılmak için verdiği)
ٱفْتَدَتْ fidye if'tadat
fidye
بِهِۦ ۗ hakkında bihi
hakkında
تِلْكَ işte bunlar til'ka
işte bunlar
حُدُودُ sınırlarıdır ḥudūdu
sınırlarıdır
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
فَلَا sakın bunları aşmayın falā
sakın bunları aşmayın
تَعْتَدُوهَا ۚ transgress them taʿtadūhā
transgress them
وَمَن ve kim(ler) waman
ve kim(ler)
يَتَعَدَّ aşarsa yataʿadda
aşarsa
حُدُودَ sınırlarını ḥudūda
sınırlarını
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte fa-ulāika
işte
هُمُ onlar humu
onlar
ٱلظَّـٰلِمُونَ zalimlerdir l-ẓālimūna
zalimlerdir
٢٢٩ (229)
(229)
Boşanma iki defadır. Ya iyilikle tutma ya da iyilik yaparak bırakmadır. İkisi Allah'ın yasalarını koruyamamaktan korkmadıkça kadınlara verdiklerinizden (mehirden) bir şey almanız size helal değildir. Eğer Allah'ın yasalarını ikisi koruyamıyacaklar diye korkarsanız, o zaman kadının fidye vermesinde (mehrinden vazgeçerse) ikisine de günah yoktur. Bunlar Allah'ın yasalarıdır, onları bozmayın. Allah'ın yasalarını bozanlar ancak zalimlerdir.
2:230
فَإِن eğer fa-in
eğer
طَلَّقَهَا (erkek) yine boşarsa ṭallaqahā
(erkek) yine boşarsa
فَلَا helal olmaz falā
helal olmaz
تَحِلُّ lawful taḥillu
lawful
لَهُۥ ona lahu
ona
مِنۢ artık bundan sonra min
artık bundan sonra
بَعْدُ after (that) baʿdu
after (that)
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
تَنكِحَ (kadın) nikahlanıncaya tankiḥa
(kadın) nikahlanıncaya
زَوْجًا kocaya zawjan
kocaya
غَيْرَهُۥ ۗ başka bir ghayrahu
başka bir
فَإِن eğer fa-in
eğer
طَلَّقَهَا O (vardığı adam) da boşarsa ṭallaqahā
O (vardığı adam) da boşarsa
فَلَا yoktur falā
yoktur
جُنَاحَ bir günah junāḥa
bir günah
عَلَيْهِمَآ kendilerine ʿalayhimā
kendilerine
أَن tekrar birbirlerine dönmelerinde an
tekrar birbirlerine dönmelerinde
يَتَرَاجَعَآ they return to each other yatarājaʿā
they return to each other
إِن eğer in
eğer
ظَنَّآ inanırlarsa ẓannā
inanırlarsa
أَن koruyacaklarına an
koruyacaklarına
يُقِيمَا they (will be able to) keep yuqīmā
they (will be able to) keep
حُدُودَ sınırlarını ḥudūda
sınırlarını
ٱللَّهِ ۗ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَتِلْكَ işte bunlar watil'ka
işte bunlar
حُدُودُ sınırlarıdır ḥudūdu
sınırlarıdır
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
يُبَيِّنُهَا açıklamaktadır yubayyinuhā
açıklamaktadır
لِقَوْمٍۢ bir toplum için liqawmin
bir toplum için
يَعْلَمُونَ bilen yaʿlamūna
bilen
٢٣٠ (230)
(230)
Bundan sonra kadını boşarsa, kadın başka birisiyle evlenmedikçe bir daha kendisine helal olmaz. Eğer ikinci koca da onu boşarsa, Allah'ın yasalarını koruyacaklarını sanırlarsa eski karı kocanın birbirlerine dönmelerine bir engel yoktur. Bunlar, bilenkimseler için Allah'ın açıkladığı yasalardır.
2:231
وَإِذَا zaman wa-idhā
zaman
طَلَّقْتُمُ boşadığınız ṭallaqtumu
boşadığınız
ٱلنِّسَآءَ kadınları l-nisāa
kadınları
فَبَلَغْنَ ulaştıklarında fabalaghna
ulaştıklarında
أَجَلَهُنَّ (iddetlerinin) sonuna ajalahunna
(iddetlerinin) sonuna
فَأَمْسِكُوهُنَّ ya onları tutun fa-amsikūhunna
ya onları tutun
بِمَعْرُوفٍ iyilikle bimaʿrūfin
iyilikle
أَوْ ya da aw
ya da
سَرِّحُوهُنَّ bırakın sarriḥūhunna
bırakın
بِمَعْرُوفٍۢ ۚ iyilikle bimaʿrūfin
iyilikle
وَلَا onları (yanınızda) tutmayın walā
onları (yanınızda) tutmayın
تُمْسِكُوهُنَّ retain them tum'sikūhunna
retain them
ضِرَارًۭا zarar vermek için ḍirāran
zarar vermek için
لِّتَعْتَدُوا۟ ۚ haklarına tecavüz edip litaʿtadū
haklarına tecavüz edip
وَمَن kim waman
kim
يَفْعَلْ yaparsa yafʿal
yaparsa
ذَٰلِكَ bunu dhālika
bunu
فَقَدْ muhakkak faqad
muhakkak
ظَلَمَ zulmetmiştir ẓalama
zulmetmiştir
نَفْسَهُۥ ۚ kendine nafsahu
kendine
وَلَا edinmeyin walā
edinmeyin
تَتَّخِذُوٓا۟ take tattakhidhū
take
ءَايَـٰتِ ayetlerini āyāti
ayetlerini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
هُزُوًۭا ۚ eğlence huzuwan
eğlence
وَٱذْكُرُوا۟ düşünün wa-udh'kurū
düşünün
نِعْمَتَ ni'metini niʿ'mata
ni'metini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
عَلَيْكُمْ size olan ʿalaykum
size olan
وَمَآ indirdiklerini wamā
indirdiklerini
أَنزَلَ (is) revealed anzala
(is) revealed
عَلَيْكُم size ʿalaykum
size
مِّنَ Kitaptan mina
Kitaptan
ٱلْكِتَـٰبِ the Book l-kitābi
the Book
وَٱلْحِكْمَةِ ve Hikmet(ten) wal-ḥik'mati
ve Hikmet(ten)
يَعِظُكُم size öğüt vermek için yaʿiẓukum
size öğüt vermek için
بِهِۦ ۚ onunla bihi
onunla
وَٱتَّقُوا۟ ve korkun wa-ittaqū
ve korkun
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
وَٱعْلَمُوٓا۟ ve bilin ki wa-iʿ'lamū
ve bilin ki
أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
بِكُلِّ her bikulli
her
شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi
عَلِيمٌۭ bilir ʿalīmun
bilir
٢٣١ (231)
(231)
Kadınları boşadığınızda, müddetleri sona ererken, onları güzellikle tutun, ya da güzellikle bırakın, haklarına tecavüz etmek için onlara zararlı olacak şekilde tutmayın; böyle yapan şüphesiz kendisine yazık etmiş olur. Allah'ın ayetlerini de alaya almayın; Allah'ın üzerinize olan nimetini, öğüt vermek üzere size indirdiği Kitap ve hikmeti anın, Allah'tan sakının, Allah'ın her şeyi bildiğini bilin.
2:232
وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman
طَلَّقْتُمُ boşadığınız ṭallaqtumu
boşadığınız
ٱلنِّسَآءَ kadınları l-nisāa
kadınları
فَبَلَغْنَ ulaştıklarında fabalaghna
ulaştıklarında
أَجَلَهُنَّ (iddetlerinin) sonuna ajalahunna
(iddetlerinin) sonuna
فَلَا engel olmayın falā
engel olmayın
تَعْضُلُوهُنَّ hinder them taʿḍulūhunna
hinder them
أَن evlenmelerine an
evlenmelerine
يَنكِحْنَ (from) marrying yankiḥ'na
(from) marrying
أَزْوَٰجَهُنَّ (eski) kocalarıyla azwājahunna
(eski) kocalarıyla
إِذَا takdirde idhā
takdirde
تَرَٰضَوْا۟ anlaştıkları tarāḍaw
anlaştıkları
بَيْنَهُم kendi aralarında baynahum
kendi aralarında
بِٱلْمَعْرُوفِ ۗ güzelce bil-maʿrūfi
güzelce
ذَٰلِكَ bu dhālika
bu
يُوعَظُ verilen bir öğüttür yūʿaẓu
verilen bir öğüttür
بِهِۦ onunla bihi
onunla
مَن kimseye man
kimseye
كَانَ olan kāna
olan
مِنكُمْ içinizden minkum
içinizden
يُؤْمِنُ inanan yu'minu
inanan
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ ve gününe wal-yawmi
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ۗ ahiret l-ākhiri
ahiret
ذَٰلِكُمْ bu dhālikum
bu
أَزْكَىٰ daha iyi azkā
daha iyi
لَكُمْ sizin için lakum
sizin için
وَأَطْهَرُ ۗ ve daha temizdir wa-aṭharu
ve daha temizdir
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir
وَأَنتُمْ ve siz wa-antum
ve siz
لَا bilmezsiniz
bilmezsiniz
تَعْلَمُونَ know taʿlamūna
know
٢٣٢ (232)
(232)
Kadınları boşadığınızda, müddetleri sona ermişse, kocaları ile birbirleriyle güzellikle anlaşmışlarsa evlenmelerine engel olmayın. İçinizden Allah'a ve ahiret gününe inanan kimse bundan ibret alır. Bu sizin için daha nezih ve daha paktır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
2:233
۞ وَٱلْوَٰلِدَٰتُ ve anneler wal-wālidātu
ve anneler
يُرْضِعْنَ emzirirler yur'ḍiʿ'na
emzirirler
أَوْلَـٰدَهُنَّ çocuklarını awlādahunna
çocuklarını
حَوْلَيْنِ iki yıl ḥawlayni
iki yıl
كَامِلَيْنِ ۖ tam kāmilayni
tam
لِمَنْ kimse için liman
kimse için
أَرَادَ isteyen arāda
isteyen
أَن tamamlamak an
tamamlamak
يُتِمَّ complete yutimma
complete
ٱلرَّضَاعَةَ ۚ emzirmeyi l-raḍāʿata
emzirmeyi
وَعَلَى üzerinedir waʿalā
üzerinedir
ٱلْمَوْلُودِ babanın l-mawlūdi
babanın
لَهُۥ (çocuk kendisine ait olan) lahu
(çocuk kendisine ait olan)
رِزْقُهُنَّ onların yiyecekleri riz'quhunna
onların yiyecekleri
وَكِسْوَتُهُنَّ ve giyecekleri wakis'watuhunna
ve giyecekleri
بِٱلْمَعْرُوفِ ۚ uygun biçimde bil-maʿrūfi
uygun biçimde
لَا yükümlü tutulmaz
yükümlü tutulmaz
تُكَلَّفُ is burdened tukallafu
is burdened
نَفْسٌ hiç kimse nafsun
hiç kimse
إِلَّا başka illā
başka
وُسْعَهَا ۚ gücünün yettiğinden wus'ʿahā
gücünün yettiğinden
لَا zarara sokulmasın
zarara sokulmasın
تُضَآرَّ made to suffer tuḍārra
made to suffer
وَٰلِدَةٌۢ (ne) anne wālidatun
(ne) anne
بِوَلَدِهَا çocuğu yüzünden biwaladihā
çocuğu yüzünden
وَلَا ve (ne de) walā
ve (ne de)
مَوْلُودٌۭ baba mawlūdun
baba
لَّهُۥ (çocuğun aidolduğu) lahu
(çocuğun aidolduğu)
بِوَلَدِهِۦ ۚ çocuğu yüzünden biwaladihi
çocuğu yüzünden
وَعَلَى ve üzerinde waʿalā
ve üzerinde
ٱلْوَارِثِ mirasçının l-wārithi
mirasçının
مِثْلُ aynı (yükümlülük var)dır mith'lu
aynı (yükümlülük var)dır
ذَٰلِكَ ۗ bunun dhālika
bunun
فَإِنْ eğer fa-in
eğer
أَرَادَا isterlerse arādā
isterlerse
فِصَالًا sütten kesmek fiṣālan
sütten kesmek
عَن rızalarıyla ʿan
rızalarıyla
تَرَاضٍۢ mutual consent tarāḍin
mutual consent
مِّنْهُمَا kendi aralarında min'humā
kendi aralarında
وَتَشَاوُرٍۢ ve danışarak watashāwurin
ve danışarak
فَلَا yoktur falā
yoktur
جُنَاحَ günah junāḥa
günah
عَلَيْهِمَا ۗ kendilerine ʿalayhimā
kendilerine
وَإِنْ eğer wa-in
eğer
أَرَدتُّمْ isterseniz aradttum
isterseniz
أَن (sütannesi tutup) emzirtmek an
(sütannesi tutup) emzirtmek
تَسْتَرْضِعُوٓا۟ ask another women to suckle tastarḍiʿū
ask another women to suckle
أَوْلَـٰدَكُمْ çocuklarınızı awlādakum
çocuklarınızı
فَلَا yine yoktur falā
yine yoktur
جُنَاحَ bir günah junāḥa
bir günah
عَلَيْكُمْ üzerinize ʿalaykum
üzerinize
إِذَا sonra idhā
sonra
سَلَّمْتُم verdikten sallamtum
verdikten
مَّآ şeyi (ücreti)
şeyi (ücreti)
ءَاتَيْتُم verdiğiniz ātaytum
verdiğiniz
بِٱلْمَعْرُوفِ ۗ güzelce bil-maʿrūfi
güzelce
وَٱتَّقُوا۟ ve korkun wa-ittaqū
ve korkun
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
وَٱعْلَمُوٓا۟ ve bilin ki wa-iʿ'lamū
ve bilin ki
أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
بِمَا her şeyi bimā
her şeyi
تَعْمَلُونَ yaptığınız taʿmalūna
yaptığınız
بَصِيرٌۭ görmektedir baṣīrun
görmektedir
٢٣٣ (233)
(233)
Anneler çocuklarını, emzirmeyi tamamlatmak isteyen baba için, tam iki sene emzirirler. Anaların yiyecek ve giyeceğini uygun bir şekilde sağlamak çocuk kendisinin olan babaya borçtur. Herkese ancak gücü nisbetinde teklifte bulunulur. Ana çocuğundan, çocuk kendisinin olan baba da çocuğundan dolayı zarara sokulmasın. Mirasçıya da aynı şeyi yapmak borçtur. Ana baba aralarında danışarak ve anlaşarak sütten kesmek isterlerse, ikisine de sorumluluk yoktur. Çocuklarınızı sütanneye emzirtmek isterseniz, vereceğinizi örfe uygun bir şekilde öderseniz, size sorumluluk yoktur. Allah'tan sakının, yaptıklarınızı gördüğünü bilin.
2:234
وَٱلَّذِينَ kimselerin wa-alladhīna
kimselerin
يُتَوَفَّوْنَ ölen(ler) yutawaffawna
ölen(ler)
مِنكُمْ içinizden minkum
içinizden
وَيَذَرُونَ geriye bıraktıkları wayadharūna
geriye bıraktıkları
أَزْوَٰجًۭا eşleri azwājan
eşleri
يَتَرَبَّصْنَ (bekleyip) gözetlerler yatarabbaṣna
(bekleyip) gözetlerler
بِأَنفُسِهِنَّ kendilerini bi-anfusihinna
kendilerini
أَرْبَعَةَ dört arbaʿata
dört
أَشْهُرٍۢ ay ashhurin
ay
وَعَشْرًۭا ۖ ve on (gün) waʿashran
ve on (gün)
فَإِذَا zaman fa-idhā
zaman
بَلَغْنَ bitirdiği balaghna
bitirdiği
أَجَلَهُنَّ sürelerini ajalahunna
sürelerini
فَلَا yoktur falā
yoktur
جُنَاحَ bir günah junāḥa
bir günah
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
فِيمَا yapmalarında fīmā
yapmalarında
فَعَلْنَ they do faʿalna
they do
فِىٓ için
için
أَنفُسِهِنَّ kendileri anfusihinna
kendileri
بِٱلْمَعْرُوفِ ۗ uygun olanı bil-maʿrūfi
uygun olanı
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
بِمَا yaptıklarınızdan bimā
yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ you do taʿmalūna
you do
خَبِيرٌۭ haberdardır khabīrun
haberdardır
٢٣٤ (234)
(234)
İçinizden ölenlerin bırakmış olduğu eşler kendi kendilerine dört ay on gün beklerler; müddetleri sona erdiğinde, onların kendi haklarında uygun şekilde yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur. Allah işlediklerinizden haberdardır.
2:235
وَلَا yoktur walā
yoktur
جُنَاحَ bir günah junāḥa
bir günah
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
فِيمَا üstü kapalı biçimde bildirmenizden fīmā
üstü kapalı biçimde bildirmenizden
عَرَّضْتُم you hint ʿarraḍtum
you hint
بِهِۦ ona bihi
ona
مِنْ evlenme isteğinizi min
evlenme isteğinizi
خِطْبَةِ marriage proposal khiṭ'bati
marriage proposal
ٱلنِّسَآءِ kadınlara l-nisāi
kadınlara
أَوْ yahut aw
yahut
أَكْنَنتُمْ gizlemenizden aknantum
gizlemenizden
فِىٓ içinizde
içinizde
أَنفُسِكُمْ ۚ yourselves anfusikum
yourselves
عَلِمَ bilir ʿalima
bilir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
أَنَّكُمْ şüphesiz sizin annakum
şüphesiz sizin
سَتَذْكُرُونَهُنَّ onları anacağınızı satadhkurūnahunna
onları anacağınızı
وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat
لَّا sakın onlarla sözleşmeyin
sakın onlarla sözleşmeyin
تُوَاعِدُوهُنَّ promise them (widows) tuwāʿidūhunna
promise them (widows)
سِرًّا gizli(buluşma)ya sirran
gizli(buluşma)ya
إِلَّآ dışında illā
dışında
أَن söylemeniz an
söylemeniz
تَقُولُوا۟ you say taqūlū
you say
قَوْلًۭا bir söz qawlan
bir söz
مَّعْرُوفًۭا ۚ iyi (meşru) maʿrūfan
iyi (meşru)
وَلَا ve kalkışmayın walā
ve kalkışmayın
تَعْزِمُوا۟ resolve (on) taʿzimū
resolve (on)
عُقْدَةَ akdine (kıymaya) ʿuq'data
akdine (kıymaya)
ٱلنِّكَاحِ nikah l-nikāḥi
nikah
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
يَبْلُغَ ulaşıncaya yablugha
ulaşıncaya
ٱلْكِتَـٰبُ yazılanın (iddetinin) l-kitābu
yazılanın (iddetinin)
أَجَلَهُۥ ۚ sonuna ajalahu
sonuna
وَٱعْلَمُوٓا۟ ve bilin ki wa-iʿ'lamū
ve bilin ki
أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir
مَا şeyi
şeyi
فِىٓ içinizden geçen
içinizden geçen
أَنفُسِكُمْ yourselves anfusikum
yourselves
فَٱحْذَرُوهُ ۚ O'ndan sakının fa-iḥ'dharūhu
O'ndan sakının
وَٱعْلَمُوٓا۟ ve yine bilin ki wa-iʿ'lamū
ve yine bilin ki
أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
غَفُورٌ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır
حَلِيمٌۭ halimdir ḥalīmun
halimdir
٢٣٥ (235)
(235)
Böyle kadınlara kapalı bir şekilde evlenme teklif etmenizde veya içinizden onlarla evlenmeyi geçirmenizde size sorumluluk yoktur. Allah onları anacağınızı bilir. Sakın meşru sözler dışında onlarla gizlice sözleşmeyin, müddet sona erene kadar nikah akdine kalkışmayın. İçinizde olanı Allah'ın bildiğini bilin de O'ndan çekinin. Allah'ın bağışlayan ve Halim olduğunu bilin.
2:236
لَّا yoktur
yoktur
جُنَاحَ bir günah junāḥa
bir günah
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
إِن eğer in
eğer
طَلَّقْتُمُ boşarsınız ṭallaqtumu
boşarsınız
ٱلنِّسَآءَ kadınları l-nisāa
kadınları
مَا henüz dokunmadan
henüz dokunmadan
لَمْ not lam
not
تَمَسُّوهُنَّ you have touched tamassūhunna
you have touched
أَوْ ya da aw
ya da
تَفْرِضُوا۟ belirlemeden tafriḍū
belirlemeden
لَهُنَّ onlara lahunna
onlara
فَرِيضَةًۭ ۚ mehir(lerini) farīḍatan
mehir(lerini)
وَمَتِّعُوهُنَّ ve onları faydalandırsın wamattiʿūhunna
ve onları faydalandırsın
عَلَى eli geniş olan ʿalā
eli geniş olan
ٱلْمُوسِعِ the wealthy l-mūsiʿi
the wealthy
قَدَرُهُۥ kendi gücü nisbetinde qadaruhu
kendi gücü nisbetinde
وَعَلَى eli dar olan da waʿalā
eli dar olan da
ٱلْمُقْتِرِ the poor l-muq'tiri
the poor
قَدَرُهُۥ kendi gücü nisbetinde qadaruhu
kendi gücü nisbetinde
مَتَـٰعًۢا bir geçimlikle matāʿan
bir geçimlikle
بِٱلْمَعْرُوفِ ۖ güzel bil-maʿrūfi
güzel
حَقًّا bu bir borçtur ḥaqqan
bu bir borçtur
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلْمُحْسِنِينَ iyilik edenlerin l-muḥ'sinīna
iyilik edenlerin
٢٣٦ (236)
(236)
Kadınlara el sürmeden ve mehirlerini biçmeden onları boşarsanız size sorumluluk yoktur. Onları zengin kendi çapına, fakir kendi çapına uygun bir şekilde faydalandırın. Bu iyi davrananların şanına yakışır bir borçtur.
2:237
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
طَلَّقْتُمُوهُنَّ onları boşarsanız ṭallaqtumūhunna
onları boşarsanız
مِن önce min
önce
قَبْلِ before qabli
before
أَن henüz dokunmadan an
henüz dokunmadan
تَمَسُّوهُنَّ you (have) touched them tamassūhunna
you (have) touched them
وَقَدْ takdirde waqad
takdirde
فَرَضْتُمْ (bir mehir) tesbit ettiğiniz faraḍtum
(bir mehir) tesbit ettiğiniz
لَهُنَّ onlar için lahunna
onlar için
فَرِيضَةًۭ vermeniz gerekir farīḍatan
vermeniz gerekir
فَنِصْفُ yarısını faniṣ'fu
yarısını
مَا şeyin (mehrin)
şeyin (mehrin)
فَرَضْتُمْ tesbit ettiğiniz faraḍtum
tesbit ettiğiniz
إِلَّآ hariç illā
hariç
أَن (kadının) vazgeçmesi an
(kadının) vazgeçmesi
يَعْفُونَ they (women) forgo (it) yaʿfūna
they (women) forgo (it)
أَوْ veya aw
veya
يَعْفُوَا۟ vazgeçmesi yaʿfuwā
vazgeçmesi
ٱلَّذِى kimsenin (erkeğin) alladhī
kimsenin (erkeğin)
بِيَدِهِۦ elinde olan biyadihi
elinde olan
عُقْدَةُ akdi ʿuq'datu
akdi
ٱلنِّكَاحِ ۚ nikah l-nikāḥi
nikah
وَأَن (erkekler) sizin affetmeniz wa-an
(erkekler) sizin affetmeniz
تَعْفُوٓا۟ you forgo taʿfū
you forgo
أَقْرَبُ daha yakındır aqrabu
daha yakındır
لِلتَّقْوَىٰ ۚ takvaya lilttaqwā
takvaya
وَلَا unutmayın walā
unutmayın
تَنسَوُا۟ forget tansawū
forget
ٱلْفَضْلَ iyilik etmeyi l-faḍla
iyilik etmeyi
بَيْنَكُمْ ۚ birbirinize baynakum
birbirinize
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
تَعْمَلُونَ yaptıklarınız taʿmalūna
yaptıklarınız
بَصِيرٌ görür baṣīrun
görür
٢٣٧ (237)
(237)
Eğer onlara mehir biçer de el sürmeden onları boşarsanız, kendileri veya nikah akdi elinde olan erkeğin bağışlaması hali müstesna biçtiğinizin yarısını verin, bağışlamanız Allah'tan sakınmaya daha uygundur. Aranızdaki iyiliği unutmayın. Allah şüphesiz işlediklerinizi görür.
2:238
حَـٰفِظُوا۟ koruyun ḥāfiẓū
koruyun
عَلَى namazları ʿalā
namazları
ٱلصَّلَوَٰتِ the prayers l-ṣalawāti
the prayers
وَٱلصَّلَوٰةِ ve namazı wal-ṣalati
ve namazı
ٱلْوُسْطَىٰ orta l-wus'ṭā
orta
وَقُومُوا۟ ve durun waqūmū
ve durun
لِلَّهِ Allah('ın huzurun)a lillahi
Allah('ın huzurun)a
قَـٰنِتِينَ gönülden bağlılık ve saygı ile qānitīna
gönülden bağlılık ve saygı ile
٢٣٨ (238)
(238)
Namazlara ve orta namaza devam edin; gönülden boyun eğerek Allah için namaza durun.
2:239
فَإِنْ eğer fa-in
eğer
خِفْتُمْ (bir tehlikeden) korkarsanız khif'tum
(bir tehlikeden) korkarsanız
فَرِجَالًا yaya farijālan
yaya
أَوْ yahut aw
yahut
رُكْبَانًۭا ۖ binmiş olarak ruk'bānan
binmiş olarak
فَإِذَآ zaman da fa-idhā
zaman da
أَمِنتُمْ güvene kavuştuğunuz amintum
güvene kavuştuğunuz
فَٱذْكُرُوا۟ anın fa-udh'kurū
anın
ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı
كَمَا şekilde kamā
şekilde
عَلَّمَكُم size öğrettiği ʿallamakum
size öğrettiği
مَّا şeyleri
şeyleri
لَمْ olmadığınız lam
olmadığınız
تَكُونُوا۟ you were takūnū
you were
تَعْلَمُونَ biliyor taʿlamūna
biliyor
٢٣٩ (239)
(239)
Eğer korkarsanız, yaya yahut binekte iken kılın, güvene erişince, bilmediklerinizi öğrettiği gibi Allah'ı anın.
2:240
وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler
يُتَوَفَّوْنَ ölen yutawaffawna
ölen
مِنكُمْ içinizden minkum
içinizden
وَيَذَرُونَ ve geriye bırakan(erkek)ler wayadharūna
ve geriye bırakan(erkek)ler
أَزْوَٰجًۭا eşler azwājan
eşler
وَصِيَّةًۭ vasiyyet etsinler waṣiyyatan
vasiyyet etsinler
لِّأَزْوَٰجِهِم eşlerinin li-azwājihim
eşlerinin
مَّتَـٰعًا geçimlerinin sağlanmasını matāʿan
geçimlerinin sağlanmasını
إِلَى kadar ilā
kadar
ٱلْحَوْلِ bir yıla l-ḥawli
bir yıla
غَيْرَ (evlerinden) çıkarılmadan ghayra
(evlerinden) çıkarılmadan
إِخْرَاجٍۢ ۚ driving (them) out ikh'rājin
driving (them) out
فَإِنْ şayet fa-in
şayet
خَرَجْنَ kendileri çıkarlarsa kharajna
kendileri çıkarlarsa
فَلَا yoktur falā
yoktur
جُنَاحَ bir günah junāḥa
bir günah
عَلَيْكُمْ sizin için ʿalaykum
sizin için
فِى bir şey
bir şey
مَا what
what
فَعَلْنَ yapmalarında faʿalna
yapmalarında
فِىٓ hakkında
hakkında
أَنفُسِهِنَّ kendileri anfusihinna
kendileri
مِن uygun olanı min
uygun olanı
مَّعْرُوفٍۢ ۗ honorably maʿrūfin
honorably
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
عَزِيزٌ daima üstündür ʿazīzun
daima üstündür
حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmet sahibidir
٢٤٠ (240)
(240)
İçinizden ölüp, eşler bırakacak olanlar, evlerinden çıkarılmaksızın, senesine kadar eşlerinin geçimini sağlayacak şeyi vasiyet etsinler; eğer çıkarlarsa kendilerinin meşru olarak yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur. Allah güçlüdür, Hakim'dir.
2:241
وَلِلْمُطَلَّقَـٰتِ ve boşanmış kadınların walil'muṭallaqāti
ve boşanmış kadınların
مَتَـٰعٌۢ geçimlerini sağlamak matāʿun
geçimlerini sağlamak
بِٱلْمَعْرُوفِ ۖ uygun olan şekilde bil-maʿrūfi
uygun olan şekilde
حَقًّا bir haktır (borçtur) ḥaqqan
bir haktır (borçtur)
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلْمُتَّقِينَ müttakiler l-mutaqīna
müttakiler
٢٤١ (241)
(241)
Boşanan kadınları, haksızlıktan sakınanlara bir borç olmak üzere, uygun bir surette faydalandırma vardır.
2:242
كَذَٰلِكَ böyle kadhālika
böyle
يُبَيِّنُ açıklamaktadır yubayyinu
açıklamaktadır
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لَكُمْ size lakum
size
ءَايَـٰتِهِۦ ayetlerini āyātihi
ayetlerini
لَعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki
تَعْقِلُونَ düşünürsünüz taʿqilūna
düşünürsünüz
٢٤٢ (242)
(242)
Allah ayetlerini düşünesiniz diye böylece açıklamaktadır.
2:243
۞ أَلَمْ görmedin mi? alam
görmedin mi?
تَرَ you see tara
you see
إِلَى kimseleri ilā
kimseleri
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
خَرَجُوا۟ çıkanları kharajū
çıkanları
مِن yurtlarından min
yurtlarından
دِيَـٰرِهِمْ their homes diyārihim
their homes
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
أُلُوفٌ binlerce kişi iken ulūfun
binlerce kişi iken
حَذَرَ korkusuyla ḥadhara
korkusuyla
ٱلْمَوْتِ ölüm l-mawti
ölüm
فَقَالَ demişti faqāla
demişti
لَهُمُ onlara lahumu
onlara
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مُوتُوا۟ Ölün! mūtū
Ölün!
ثُمَّ sonra thumma
sonra
أَحْيَـٰهُمْ ۚ kendilerini diriltmişti aḥyāhum
kendilerini diriltmişti
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَذُو sahibidir ladhū
sahibidir
فَضْلٍ ikram faḍlin
ikram
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱلنَّاسِ insanlara l-nāsi
insanlara
وَلَـٰكِنَّ ama walākinna
ama
أَكْثَرَ çoğu akthara
çoğu
ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların
لَا şükretmezler
şükretmezler
يَشْكُرُونَ grateful yashkurūna
grateful
٢٤٣ (243)
(243)
Binlerce kişinin memleketlerinden ölüm korkusuyla çıktıklarını görmedin mi? Allah onlara "Ölün" dedi. Sonra onları diriltti. Allah insanlara bol nimet verir, fakat insanların çoğu şükretmezler.
2:244
وَقَـٰتِلُوا۟ ve savaşın waqātilū
ve savaşın
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَٱعْلَمُوٓا۟ ve bilin ki wa-iʿ'lamū
ve bilin ki
أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
سَمِيعٌ işitendir samīʿun
işitendir
عَلِيمٌۭ bilendir ʿalīmun
bilendir
٢٤٤ (244)
(244)
Allah yolunda savaşın; bilin ki Allah işitir ve bilir.
2:245
مَّن kimdir man
kimdir
ذَا o kimse dhā
o kimse
ٱلَّذِى who alladhī
who
يُقْرِضُ borç olarak verecek yuq'riḍu
borç olarak verecek
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
قَرْضًا bir borcu qarḍan
bir borcu
حَسَنًۭا güzel ḥasanan
güzel
فَيُضَـٰعِفَهُۥ arttırması karşılığnda fayuḍāʿifahu
arttırması karşılığnda
لَهُۥٓ ona lahu
ona
أَضْعَافًۭا fazlasıyla aḍʿāfan
fazlasıyla
كَثِيرَةًۭ ۚ kat kat kathīratan
kat kat
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
يَقْبِضُ (rızkı) kısar da yaqbiḍu
(rızkı) kısar da
وَيَبْصُۜطُ açar da wayabṣuṭu
açar da
وَإِلَيْهِ ve hep O'na wa-ilayhi
ve hep O'na
تُرْجَعُونَ döndürüleceksiniz tur'jaʿūna
döndürüleceksiniz
٢٤٥ (245)
(245)
Allah'a, kat kat karşılığını arttıracağı güzel bir ödünç takdiminde kim bulunur? Allah hem darlaştırır, hem bollaştırır; O'na döneceksiniz.
2:246
أَلَمْ görmedin mi? alam
görmedin mi?
تَرَ you see tara
you see
إِلَى ileri gelenlerini ilā
ileri gelenlerini
ٱلْمَلَإِ the chiefs l-mala-i
the chiefs
مِنۢ oğullarının min
oğullarının
بَنِىٓ (the) Children banī
(the) Children
إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail
مِنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
مُوسَىٰٓ Musa'dan mūsā
Musa'dan
إِذْ hani idh
hani
قَالُوا۟ demişlerdi qālū
demişlerdi
لِنَبِىٍّۢ Peygamberlerine linabiyyin
Peygamberlerine
لَّهُمُ onlar lahumu
onlar
ٱبْعَثْ gönder ib'ʿath
gönder
لَنَا bize lanā
bize
مَلِكًۭا bir hükümdar malikan
bir hükümdar
نُّقَـٰتِلْ (onun önderliğinde) savaşalım nuqātil
(onun önderliğinde) savaşalım
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ ۖ Allah l-lahi
Allah
قَالَ dedi qāla
dedi
هَلْ olurmu ki? hal
olurmu ki?
عَسَيْتُمْ you perhaps ʿasaytum
you perhaps
إِن eğer in
eğer
كُتِبَ yazılınca (farz kılınınca) kutiba
yazılınca (farz kılınınca)
عَلَيْكُمُ size ʿalaykumu
size
ٱلْقِتَالُ savaş l-qitālu
savaş
أَلَّا savaşmazsanız allā
savaşmazsanız
تُقَـٰتِلُوا۟ ۖ you fight tuqātilū
you fight
قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki
وَمَا bizler wamā
bizler
لَنَآ for us lanā
for us
أَلَّا neden savaşmayalım allā
neden savaşmayalım
نُقَـٰتِلَ we fight nuqātila
we fight
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَقَدْ oysa waqad
oysa
أُخْرِجْنَا biz çıkarılıp sürüldük ukh'rij'nā
biz çıkarılıp sürüldük
مِن yurtlarımızdan min
yurtlarımızdan
دِيَـٰرِنَا our homes diyārinā
our homes
وَأَبْنَآئِنَا ۖ ve oğullarımız(ın arasın)dan wa-abnāinā
ve oğullarımız(ın arasın)dan
فَلَمَّا fakat falammā
fakat
كُتِبَ yazılınca kutiba
yazılınca
عَلَيْهِمُ kendilerine ʿalayhimu
kendilerine
ٱلْقِتَالُ savaş l-qitālu
savaş
تَوَلَّوْا۟ yüz çevirdiler tawallaw
yüz çevirdiler
إِلَّا hariç illā
hariç
قَلِيلًۭا pek azı qalīlan
pek azı
مِّنْهُمْ ۗ içlerinden min'hum
içlerinden
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
عَلِيمٌۢ bilir ʿalīmun
bilir
بِٱلظَّـٰلِمِينَ zalimleri bil-ẓālimīna
zalimleri
٢٤٦ (246)
(246)
Musa'dan sonra İsrailoğullarının ileri gelenlerini görmedin mi? Peygamberlerinden birine, "Bize bir hükümdar gönder de Allah yolunda savaşalım" demişlerdi. "Ya savaş size farz kılındığında gitmeyecek olursanız?" demişti. "Memleketimizden ve çocuklarımızdan uzaklaştırıldığımıza göre niye Allah yolunda savaşmıyalım?" demişlerdi. Ama savaş onlara farz kılınınca, az bir kısmı müstesna yüz cevirdiler. Allah zalimleri bilir.
2:247
وَقَالَ ve dedi ki waqāla
ve dedi ki
لَهُمْ onlara lahum
onlara
نَبِيُّهُمْ peygamberleri nabiyyuhum
peygamberleri
إِنَّ gerçekten inna
gerçekten
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
قَدْ elbette qad
elbette
بَعَثَ gönderdi baʿatha
gönderdi
لَكُمْ size lakum
size
طَالُوتَ Talut'u ṭālūta
Talut'u
مَلِكًۭا ۚ hükümdar malikan
hükümdar
قَالُوٓا۟ dediler ki qālū
dediler ki
أَنَّىٰ nasıl annā
nasıl
يَكُونُ olabilir yakūnu
olabilir
لَهُ onun lahu
onun
ٱلْمُلْكُ hükümdarlık (mülk) l-mul'ku
hükümdarlık (mülk)
عَلَيْنَا bizim üzerimize ʿalaynā
bizim üzerimize
وَنَحْنُ biz wanaḥnu
biz
أَحَقُّ daha layıkız aḥaqqu
daha layıkız
بِٱلْمُلْكِ hükümdarlığa bil-mul'ki
hükümdarlığa
مِنْهُ ondan min'hu
ondan
وَلَمْ ve verilmemiştir walam
ve verilmemiştir
يُؤْتَ he has been given yu'ta
he has been given
سَعَةًۭ genişlik saʿatan
genişlik
مِّنَ maldan mina
maldan
ٱلْمَالِ ۚ [the] wealth l-māli
[the] wealth
قَالَ dedi qāla
dedi
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
ٱصْطَفَىٰهُ onu (hükümdar) seçti iṣ'ṭafāhu
onu (hükümdar) seçti
عَلَيْكُمْ sizin üzerinize ʿalaykum
sizin üzerinize
وَزَادَهُۥ ve onun artırdı wazādahu
ve onun artırdı
بَسْطَةًۭ gücünü basṭatan
gücünü
فِى bilgisinin
bilgisinin
ٱلْعِلْمِ [the] knowledge l-ʿil'mi
[the] knowledge
وَٱلْجِسْمِ ۖ ve cisminin wal-jis'mi
ve cisminin
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
يُؤْتِى verir yu'tī
verir
مُلْكَهُۥ mülkünü mul'kahu
mülkünü
مَن kimseye man
kimseye
يَشَآءُ ۚ dilediği yashāu
dilediği
وَٱللَّهُ Allah(ın) wal-lahu
Allah(ın)
وَٰسِعٌ (lutfu) geniştir wāsiʿun
(lutfu) geniştir
عَلِيمٌۭ (O herşeyi) bilendir ʿalīmun
(O herşeyi) bilendir
٢٤٧ (247)
(247)
Peygamberleri onlara "Allah size şüphesiz, Talut'u hükümdar olarak gönderdi" dedi. "Biz hükümdarlığa ondan layık iken ve ona malca da bir bolluk verilmemişken bize hükümdar olmağa o nasıl layık olabilir?" dediler, "Doğrusu Allah size onu seçti, bilgice ve vücutça gücünü artırdı" dedi. Allah mülkü dilediğine verir. Allah her şeyi kaplar ve bilir.
2:248
وَقَالَ ve dedi ki waqāla
ve dedi ki
لَهُمْ onlara lahum
onlara
نَبِيُّهُمْ peygamberleri nabiyyuhum
peygamberleri
إِنَّ muhakkak inna
muhakkak
ءَايَةَ alameti āyata
alameti
مُلْكِهِۦٓ onun hükümdarlığının mul'kihi
onun hükümdarlığının
أَن size gelmesidir an
size gelmesidir
يَأْتِيَكُمُ will come to you yatiyakumu
will come to you
ٱلتَّابُوتُ (Allah'ın Ahid sandığı) Tabut'un l-tābūtu
(Allah'ın Ahid sandığı) Tabut'un
فِيهِ onun içinde fīhi
onun içinde
سَكِينَةٌۭ bir huzur bulunan sakīnatun
bir huzur bulunan
مِّن Rabbinizden min
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ your Lord rabbikum
your Lord
وَبَقِيَّةٌۭ ve bir kalıntı wabaqiyyatun
ve bir kalıntı
مِّمَّا geriye bıraktığından mimmā
geriye bıraktığından
تَرَكَ (was) left taraka
(was) left
ءَالُ ailesinin ālu
ailesinin
مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa
وَءَالُ ve ailesinin waālu
ve ailesinin
هَـٰرُونَ Harun hārūna
Harun
تَحْمِلُهُ taşıdığı taḥmiluhu
taşıdığı
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ ۚ meleklerin l-malāikatu
meleklerin
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
فِى bunda
bunda
ذَٰلِكَ that dhālika
that
لَـَٔايَةًۭ kesin bir alamet vardır laāyatan
kesin bir alamet vardır
لَّكُمْ sizin için lakum
sizin için
إِن eğer in
eğer
كُنتُم iseniz kuntum
iseniz
مُّؤْمِنِينَ inanan kimseler mu'minīna
inanan kimseler
٢٤٨ (248)
(248)
Peygamberleri onlara, "Onun hükümdarlığının alameti, size sandığın gelmesidir, onda Rabbinizden gelen gönül rahatlığı ve Musa ailesinin ve Harun ailesinin bıraktıklarından kalanlar var; onu melekler taşır, eğer inanmışsanız bunda sizin için delil vardır" dedi.
2:249
فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki
فَصَلَ ayrıldığında faṣala
ayrıldığında
طَالُوتُ Talut ṭālūtu
Talut
بِٱلْجُنُودِ ordularla bil-junūdi
ordularla
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
مُبْتَلِيكُم sizi deneyecektir mub'talīkum
sizi deneyecektir
بِنَهَرٍۢ bir ırmakla binaharin
bir ırmakla
فَمَن kim faman
kim
شَرِبَ içerse shariba
içerse
مِنْهُ ondan min'hu
ondan
فَلَيْسَ değildir falaysa
değildir
مِنِّى benden minnī
benden
وَمَن ve kim waman
ve kim
لَّمْ ondan tadmazsa lam
ondan tadmazsa
يَطْعَمْهُ taste it yaṭʿamhu
taste it
فَإِنَّهُۥ şüphesiz o fa-innahu
şüphesiz o
مِنِّىٓ bendendir; minnī
bendendir;
إِلَّا dışında illā
dışında
مَنِ kimsenin mani
kimsenin
ٱغْتَرَفَ avuçlayan igh'tarafa
avuçlayan
غُرْفَةًۢ bir avuç ghur'fatan
bir avuç
بِيَدِهِۦ ۚ eliyle biyadihi
eliyle
فَشَرِبُوا۟ hepsi içtiler fasharibū
hepsi içtiler
مِنْهُ ondan min'hu
ondan
إِلَّا hariç illā
hariç
قَلِيلًۭا pek azı qalīlan
pek azı
مِّنْهُمْ ۚ içlerinden min'hum
içlerinden
فَلَمَّا nihayet falammā
nihayet
جَاوَزَهُۥ (ırmağı) geçince jāwazahu
(ırmağı) geçince
هُوَ o (Talut) huwa
o (Talut)
وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler
ءَامَنُوا۟ iman eden āmanū
iman eden
مَعَهُۥ beraberindekiler maʿahu
beraberindekiler
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
لَا gücümüz yok
gücümüz yok
طَاقَةَ strength ṭāqata
strength
لَنَا bizim lanā
bizim
ٱلْيَوْمَ bugün l-yawma
bugün
بِجَالُوتَ Calut'a bijālūta
Calut'a
وَجُنُودِهِۦ ۚ ve askerlerine karşı wajunūdihi
ve askerlerine karşı
قَالَ dedi qāla
dedi
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
يَظُنُّونَ kanaat getiren yaẓunnūna
kanaat getiren
أَنَّهُم elbette onların annahum
elbette onların
مُّلَـٰقُوا۟ kavuşacaklarına mulāqū
kavuşacaklarına
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
كَم nice kam
nice
مِّن topluluk min
topluluk
فِئَةٍۢ a company fi-atin
a company
قَلِيلَةٍ az olan qalīlatin
az olan
غَلَبَتْ galib gelmiştir ghalabat
galib gelmiştir
فِئَةًۭ topluluğa fi-atan
topluluğa
كَثِيرَةًۢ çok olan kathīratan
çok olan
بِإِذْنِ izniyle bi-idh'ni
izniyle
ٱللَّهِ ۗ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
مَعَ beraberdir maʿa
beraberdir
ٱلصَّـٰبِرِينَ sabredenlerle l-ṣābirīna
sabredenlerle
٢٤٩ (249)
(249)
Talut orduyla birlikte ayrıldıktan sonra, "Doğrusu Allah sizi bir ırmakla deneyecektir, ondan içen benden değildir, onu tatmayan eliyle sadece bir avuç avuçlayan müstesna şüphesiz bendendir" dedi. Onlardan pek azı hariç, sudan içtiler. Kendisi ve kendisiyle olan inananlar ırmağı geçince, "Bugün Calut ve ordusuna karşı koyacak gücümüz yok" dediler. Kendilerinin Allah'a kavuşacağını bilenler ise: "Nice az topluluk çok topluluğa Allah'ın izniyle üstün gelmiştir, Allah sabredenlerle beraberdir" dediler.
2:250
وَلَمَّا ne zaman walammā
ne zaman
بَرَزُوا۟ karşılaşsalar barazū
karşılaşsalar
لِجَالُوتَ Calut lijālūta
Calut
وَجُنُودِهِۦ ve askerleriyle wajunūdihi
ve askerleriyle
قَالُوا۟ şöyle dediler qālū
şöyle dediler
رَبَّنَآ Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
أَفْرِغْ dök afrigh
dök
عَلَيْنَا üzerimize ʿalaynā
üzerimize
صَبْرًۭا sabır ṣabran
sabır
وَثَبِّتْ ve sağlam tut wathabbit
ve sağlam tut
أَقْدَامَنَا ayaklarımızı aqdāmanā
ayaklarımızı
وَٱنصُرْنَا ve bize yardım et wa-unṣur'nā
ve bize yardım et
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱلْقَوْمِ topluluğuna l-qawmi
topluluğuna
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirler l-kāfirīna
kafirler
٢٥٠ (250)
(250)
Calut ve ordusuna karşı çıktıklarında, "Rabbimiz! Bize sabır ver, sebatımızı artır, inkar eden millete karşı bize yardım et" dediler.
2:251
فَهَزَمُوهُم derken onları bozdular fahazamūhum
derken onları bozdular
بِإِذْنِ izniyle bi-idh'ni
izniyle
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَقَتَلَ ve öldürdü waqatala
ve öldürdü
دَاوُۥدُ Davud dāwūdu
Davud
جَالُوتَ Calut'u jālūta
Calut'u
وَءَاتَىٰهُ ve ona (Davud'a) verdi waātāhu
ve ona (Davud'a) verdi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلْمُلْكَ hükümdarlık l-mul'ka
hükümdarlık
وَٱلْحِكْمَةَ ve hikmet wal-ḥik'mata
ve hikmet
وَعَلَّمَهُۥ ve ona öğretti waʿallamahu
ve ona öğretti
مِمَّا şeyleri mimmā
şeyleri
يَشَآءُ ۗ dilediği yashāu
dilediği
وَلَوْلَا eğer walawlā
eğer
دَفْعُ savmasaydı dafʿu
savmasaydı
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
ٱلنَّاسَ insanların l-nāsa
insanların
بَعْضَهُم bir kısmını baʿḍahum
bir kısmını
بِبَعْضٍۢ bir kısmıyle bibaʿḍin
bir kısmıyle
لَّفَسَدَتِ bozulurdu lafasadati
bozulurdu
ٱلْأَرْضُ dünya l-arḍu
dünya
وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
ذُو sahibidir dhū
sahibidir
فَضْلٍ lutuf faḍlin
lutuf
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱلْعَـٰلَمِينَ bütün alemlere l-ʿālamīna
bütün alemlere
٢٥١ (251)
(251)
Onları Allah'ın izniyle bozguna uğrattılar; Davud Calut'u öldürdü, Allah Davud'a hükümranlık ve hikmet verdi ve ona dilediğinden öğretti. Allah'ın insanları birbiriyle savması olmasaydı yeryüzünün düzeni bozulurdu. Fakat Allah alemlere lütufkardır.
2:252
تِلْكَ bunlar til'ka
bunlar
ءَايَـٰتُ ayetleridir āyātu
ayetleridir
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
نَتْلُوهَا okuyoruz (açıklıyoruz) natlūhā
okuyoruz (açıklıyoruz)
عَلَيْكَ sana ʿalayka
sana
بِٱلْحَقِّ ۚ hak olarak bil-ḥaqi
hak olarak
وَإِنَّكَ elbette sen wa-innaka
elbette sen
لَمِنَ gönderilenlerdensin lamina
gönderilenlerdensin
ٱلْمُرْسَلِينَ the Messengers l-mur'salīna
the Messengers
٢٥٢ (252)
(252)
İşte bunlar Allah'ın ayetleridir. Biz onları sana doğru olarak okuyoruz. Şüphesiz sen peygamberlerden birisin.
2:253
۞ تِلْكَ işte o til'ka
işte o
ٱلرُّسُلُ elçiler ki l-rusulu
elçiler ki
فَضَّلْنَا üstün kıldık faḍḍalnā
üstün kıldık
بَعْضَهُمْ kimini baʿḍahum
kimini
عَلَىٰ karşı ʿalā
karşı
بَعْضٍۢ ۘ kimine baʿḍin
kimine
مِّنْهُم onlardan min'hum
onlardan
مَّن kimine man
kimine
كَلَّمَ konuştu kallama
konuştu
ٱللَّهُ ۖ Allah l-lahu
Allah
وَرَفَعَ ve yükseltti warafaʿa
ve yükseltti
بَعْضَهُمْ kimini de baʿḍahum
kimini de
دَرَجَـٰتٍۢ ۚ derecelerle darajātin
derecelerle
وَءَاتَيْنَا ve verdik waātaynā
ve verdik
عِيسَى Îsa'ya ʿīsā
Îsa'ya
ٱبْنَ oğlu ib'na
oğlu
مَرْيَمَ Meryem maryama
Meryem
ٱلْبَيِّنَـٰتِ açık deliller l-bayināti
açık deliller
وَأَيَّدْنَـٰهُ ve onu destekledik wa-ayyadnāhu
ve onu destekledik
بِرُوحِ Ruh ile birūḥi
Ruh ile
ٱلْقُدُسِ ۗ Kudüs l-qudusi
Kudüs
وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer
شَآءَ dileseydi shāa
dileseydi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مَا öldürmezlerdi
öldürmezlerdi
ٱقْتَتَلَ (would have) fought each other iq'tatala
(would have) fought each other
ٱلَّذِينَ kimseleri (milletleri) alladhīna
kimseleri (milletleri)
مِنۢ onların arkasından gelen min
onların arkasından gelen
بَعْدِهِم after them baʿdihim
after them
مِّنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
مَا gelmiş olduktan
gelmiş olduktan
جَآءَتْهُمُ came to them jāathumu
came to them
ٱلْبَيِّنَـٰتُ açık deliller l-bayinātu
açık deliller
وَلَـٰكِنِ fakat walākini
fakat
ٱخْتَلَفُوا۟ anlaşmazlığa düştüler ikh'talafū
anlaşmazlığa düştüler
فَمِنْهُم onlardan famin'hum
onlardan
مَّنْ kimileri man
kimileri
ءَامَنَ inandı āmana
inandı
وَمِنْهُم ve onlardan wamin'hum
ve onlardan
مَّن kimi de man
kimi de
كَفَرَ ۚ inkar etti kafara
inkar etti
وَلَوْ eğer walaw
eğer
شَآءَ dileseydi shāa
dileseydi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مَا birbirlerini öldürmezlerdi
birbirlerini öldürmezlerdi
ٱقْتَتَلُوا۟ they (would have) fought each other iq'tatalū
they (would have) fought each other
وَلَـٰكِنَّ ama walākinna
ama
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يَفْعَلُ yapar yafʿalu
yapar
مَا şeyi
şeyi
يُرِيدُ dilediği yurīdu
dilediği
٢٥٣ (253)
(253)
İşte bu peygamberlerden bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık. Onlardan Allah'ın kendilerine hitabettiği, derecelerle yükselttikleri vardır. Meryem oğlu İsa'ya belgeler verdik, onu Ruhul Kudüs'le destekledik. Allah dileseydi, belgeler kendilerine geldikten sonra, peygamberlerin ardından birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat ayrılığa düştüler, kimi inandı, kimi inkar etti. Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi, lakin Allah istediğini yapar.
2:254
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
أَنفِقُوا۟ infak edin anfiqū
infak edin
مِمَّا size verdiğimiz rızıktan mimmā
size verdiğimiz rızıktan
رَزَقْنَـٰكُم We (have) provided you razaqnākum
We (have) provided you
مِّن önce min
önce
قَبْلِ before qabli
before
أَن gelmezden an
gelmezden
يَأْتِىَ comes yatiya
comes
يَوْمٌۭ gün yawmun
gün
لَّا olmadığı
olmadığı
بَيْعٌۭ alışverişin bayʿun
alışverişin
فِيهِ içinde fīhi
içinde
وَلَا ve hiçbir walā
ve hiçbir
خُلَّةٌۭ dostluğun khullatun
dostluğun
وَلَا ve hiçbir walā
ve hiçbir
شَفَـٰعَةٌۭ ۗ şefaatin shafāʿatun
şefaatin
وَٱلْكَـٰفِرُونَ ve kafirler wal-kāfirūna
ve kafirler
هُمُ ta kendileridir humu
ta kendileridir
ٱلظَّـٰلِمُونَ zalimlerin l-ẓālimūna
zalimlerin
٢٥٤ (254)
(254)
Ey inananlar! Alışverişin, dostluğun, şefaatin olmayacağı günün gelmesinden önce sizi rızıklandırdığımızdan hayra sarfedin. İnkar edenler ancak yazık edenlerdir.
2:255
ٱللَّهُ Allah (ki) al-lahu
Allah (ki)
لَآ yoktur
yoktur
إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı
إِلَّا başka illā
başka
هُوَ O'ndan huwa
O'ndan
ٱلْحَىُّ daima diridir l-ḥayu
daima diridir
ٱلْقَيُّومُ ۚ koruyup yöneticidir l-qayūmu
koruyup yöneticidir
لَا O'nu tutmaz
O'nu tutmaz
تَأْخُذُهُۥ overtakes Him takhudhuhu
overtakes Him
سِنَةٌۭ ne bir uyuklama sinatun
ne bir uyuklama
وَلَا ve ne de walā
ve ne de
نَوْمٌۭ ۚ bir uyku nawmun
bir uyku
لَّهُۥ O'nundur lahu
O'nundur
مَا ne
ne
فِى varsa
varsa
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerde l-samāwāti
göklerde
وَمَا ve ne wamā
ve ne
فِى varsa
varsa
ٱلْأَرْضِ ۗ yerde l-arḍi
yerde
مَن kimdir man
kimdir
ذَا ki dhā
ki
ٱلَّذِى who alladhī
who
يَشْفَعُ şefaat edebilir yashfaʿu
şefaat edebilir
عِندَهُۥٓ kendisinin katında ʿindahu
kendisinin katında
إِلَّا dışında illā
dışında
بِإِذْنِهِۦ ۚ O'nun izni bi-idh'nihi
O'nun izni
يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir
مَا olanı
olanı
بَيْنَ onların önünde bayna
onların önünde
أَيْدِيهِمْ before them aydīhim
before them
وَمَا ve olanı wamā
ve olanı
خَلْفَهُمْ ۖ arkalarında khalfahum
arkalarında
وَلَا kavrayamazlar walā
kavrayamazlar
يُحِيطُونَ they encompass yuḥīṭūna
they encompass
بِشَىْءٍۢ hiçbir şey bishayin
hiçbir şey
مِّنْ O'nun ilminden min
O'nun ilminden
عِلْمِهِۦٓ His Knowledge ʿil'mihi
His Knowledge
إِلَّا dışında illā
dışında
بِمَا şeyler bimā
şeyler
شَآءَ ۚ dilediği shāa
dilediği
وَسِعَ kaplamıştır wasiʿa
kaplamıştır
كُرْسِيُّهُ O'nun Kürsüsü kur'siyyuhu
O'nun Kürsüsü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri
وَٱلْأَرْضَ ۖ ve yeri wal-arḍa
ve yeri
وَلَا O'na ağır gelmez walā
O'na ağır gelmez
يَـُٔودُهُۥ tires Him yaūduhu
tires Him
حِفْظُهُمَا ۚ onları koru(yup gözet)mek ḥif'ẓuhumā
onları koru(yup gözet)mek
وَهُوَ O wahuwa
O
ٱلْعَلِىُّ yücedir l-ʿaliyu
yücedir
ٱلْعَظِيمُ büyüktür l-ʿaẓīmu
büyüktür
٢٥٥ (255)
(255)
Allah, O'ndan başka tanrı olmayan, kendisini uyuklama ve uyku tutmayan, diri, her an yaratıklarını gözetip durandır. Göklerde olan ve yerde olan ancak O'nundur. O'nun izni olmadan katında şefaat edecek kimdir? Onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir, dilediğinden başka ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar. Hükümranlığı gökleri ve yeri kaplamıştır, onların gözetilmesi O'na ağır gelmez. O yücedir, büyüktür.
2:256
لَآ yoktur
yoktur
إِكْرَاهَ zorlama ik'rāha
zorlama
فِى Dinde
Dinde
ٱلدِّينِ ۖ the religion l-dīni
the religion
قَد elbette qad
elbette
تَّبَيَّنَ seçilip belli olmuştur tabayyana
seçilip belli olmuştur
ٱلرُّشْدُ doğruluk l-rush'du
doğruluk
مِنَ sapıklıktan mina
sapıklıktan
ٱلْغَىِّ ۚ the wrong l-ghayi
the wrong
فَمَن kim faman
kim
يَكْفُرْ inkar eder yakfur
inkar eder
بِٱلطَّـٰغُوتِ tağut (şeytan)ı bil-ṭāghūti
tağut (şeytan)ı
وَيُؤْمِنۢ ve inanırsa wayu'min
ve inanırsa
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
فَقَدِ muhakkak ki o faqadi
muhakkak ki o
ٱسْتَمْسَكَ yapışmıştır is'tamsaka
yapışmıştır
بِٱلْعُرْوَةِ bir kulpa bil-ʿur'wati
bir kulpa
ٱلْوُثْقَىٰ sağlam l-wuth'qā
sağlam
لَا kopmayan
kopmayan
ٱنفِصَامَ (will) break infiṣāma
(will) break
لَهَا ۗ Allah lahā
Allah
وَٱللَّهُ And Allah wal-lahu
And Allah
سَمِيعٌ işitendir samīʿun
işitendir
عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir
٢٥٦ (256)
(256)
Dinde zorlama yoktur; Artık hak ile batıl iyice ayrılmıştır. Tağutu (saptırıcıları) inkar edip Allah'a inanan kimse, kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa sarılmıştır. Allah işitendir, bilendir.
2:257
ٱللَّهُ Allah al-lahu
Allah
وَلِىُّ dostudur waliyyu
dostudur
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
ءَامَنُوا۟ inananların āmanū
inananların
يُخْرِجُهُم onları çıkarır yukh'rijuhum
onları çıkarır
مِّنَ karanlıklardan mina
karanlıklardan
ٱلظُّلُمَـٰتِ [the] darkness l-ẓulumāti
[the] darkness
إِلَى aydınlığa ilā
aydınlığa
ٱلنُّورِ ۖ [the] light l-nūri
[the] light
وَٱلَّذِينَ kimselerin wa-alladhīna
kimselerin
كَفَرُوٓا۟ inkar eden kafarū
inkar eden
أَوْلِيَآؤُهُمُ dostları da awliyāuhumu
dostları da
ٱلطَّـٰغُوتُ tağuttur l-ṭāghūtu
tağuttur
يُخْرِجُونَهُم (O da) onları çıkarır yukh'rijūnahum
(O da) onları çıkarır
مِّنَ aydınlıktan mina
aydınlıktan
ٱلنُّورِ the light l-nūri
the light
إِلَى karanlıklara ilā
karanlıklara
ٱلظُّلُمَـٰتِ ۗ [the] darkness l-ẓulumāti
[the] darkness
أُو۟لَـٰٓئِكَ İşte onlar ulāika
İşte onlar
أَصْحَـٰبُ halkıdır aṣḥābu
halkıdır
ٱلنَّارِ ۖ ateş l-nāri
ateş
هُمْ onlar hum
onlar
فِيهَا orada fīhā
orada
خَـٰلِدُونَ ebedi kalacaklardır khālidūna
ebedi kalacaklardır
٢٥٧ (257)
(257)
Allah inananların dostudur, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkar edenlerin ise dostları tağuttur. Onları aydınlıktan karanlıklara sürüklerler. İşte onlar cehennemliklerdir, onlar orada temelli kalacaklardır.
2:258
أَلَمْ görmedin mi? alam
görmedin mi?
تَرَ you see tara
you see
إِلَى kimseyi ilā
kimseyi
ٱلَّذِى the one who alladhī
the one who
حَآجَّ tartışan ḥājja
tartışan
إِبْرَٰهِـۧمَ İbrahim'le ib'rāhīma
İbrahim'le
فِى hakkında
hakkında
رَبِّهِۦٓ Rabbi rabbihi
Rabbi
أَنْ diye an
diye
ءَاتَىٰهُ kendisine verdi ātāhu
kendisine verdi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلْمُلْكَ hükümdarlık l-mul'ka
hükümdarlık
إِذْ zaman idh
zaman
قَالَ dediği qāla
dediği
إِبْرَٰهِـۧمُ İbrahim ib'rāhīmu
İbrahim
رَبِّىَ benim Rabbim rabbiya
benim Rabbim
ٱلَّذِى ki alladhī
ki
يُحْىِۦ yaşatır yuḥ'yī
yaşatır
وَيُمِيتُ ve öldürür wayumītu
ve öldürür
قَالَ dedi qāla
dedi
أَنَا۠ ben de anā
ben de
أُحْىِۦ yaşatır uḥ'yī
yaşatır
وَأُمِيتُ ۖ ve öldürürüm wa-umītu
ve öldürürüm
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
إِبْرَٰهِـۧمُ İbrahim ib'rāhīmu
İbrahim
فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يَأْتِى getirir yatī
getirir
بِٱلشَّمْسِ güneşi bil-shamsi
güneşi
مِنَ doğudan mina
doğudan
ٱلْمَشْرِقِ the east l-mashriqi
the east
فَأْتِ sen de getir fati
sen de getir
بِهَا onu bihā
onu
مِنَ batıdan mina
batıdan
ٱلْمَغْرِبِ the west l-maghribi
the west
فَبُهِتَ şaşırıp kaldı fabuhita
şaşırıp kaldı
ٱلَّذِى kimse (o adam) alladhī
kimse (o adam)
كَفَرَ ۗ inkar eden kafara
inkar eden
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
لَا doğru yola iletmez
doğru yola iletmez
يَهْدِى guide yahdī
guide
ٱلْقَوْمَ toplumu l-qawma
toplumu
ٱلظَّـٰلِمِينَ zalim l-ẓālimīna
zalim
٢٥٨ (258)
(258)
Allah kendisine mülk verdi diye İbrahim ile Rabbi hakkında tartışanı görmedin mi? İbrahim: "Rabbim, dirilten ve öldürendir" demişti. "Ben de diriltir ve öldürürüm" dedi; İbrahim, "Şüphesiz Allah güneşi doğudan getiriyor, sen de batıdan getirsene" dedi. İnkar eden şaşırıp kaldı. Allah zulmeden kimseleri doğru yola eriştirmez.
2:259
أَوْ yahut aw
yahut
كَٱلَّذِى şu kimse gibi ki ka-alladhī
şu kimse gibi ki
مَرَّ uğramıştı marra
uğramıştı
عَلَىٰ bir kasabaya ʿalā
bir kasabaya
قَرْيَةٍۢ a township qaryatin
a township
وَهِىَ o kimse wahiya
o kimse
خَاوِيَةٌ (duvarları) yığılmış khāwiyatun
(duvarları) yığılmış
عَلَىٰ üstüne ʿalā
üstüne
عُرُوشِهَا çatıları ʿurūshihā
çatıları
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
أَنَّىٰ nasıl annā
nasıl
يُحْىِۦ diriltecek yuḥ'yī
diriltecek
هَـٰذِهِ bunu hādhihi
bunu
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
مَوْتِهَا ۖ öldükten mawtihā
öldükten
فَأَمَاتَهُ kendisini öldürüp fa-amātahu
kendisini öldürüp
ٱللَّهُ Allah (da) l-lahu
Allah (da)
مِا۟ئَةَ yüz mi-ata
yüz
عَامٍۢ sene ʿāmin
sene
ثُمَّ sonra thumma
sonra
بَعَثَهُۥ ۖ diriltti baʿathahu
diriltti
قَالَ dedi qāla
dedi
كَمْ ne kadar kam
ne kadar
لَبِثْتَ ۖ kaldın labith'ta
kaldın
قَالَ dedi qāla
dedi
لَبِثْتُ kaldım labith'tu
kaldım
يَوْمًا bir gün yawman
bir gün
أَوْ ya da aw
ya da
بَعْضَ birazı (kadar) baʿḍa
birazı (kadar)
يَوْمٍۢ ۖ bir günün yawmin
bir günün
قَالَ (Allah) dedi qāla
(Allah) dedi
بَل bilakis bal
bilakis
لَّبِثْتَ kaldın labith'ta
kaldın
مِا۟ئَةَ yüz mi-ata
yüz
عَامٍۢ yıl ʿāmin
yıl
فَٱنظُرْ bak fa-unẓur
bak
إِلَىٰ yiyeceğine ilā
yiyeceğine
طَعَامِكَ your food ṭaʿāmika
your food
وَشَرَابِكَ ve içeceğine washarābika
ve içeceğine
لَمْ bozulmamış lam
bozulmamış
يَتَسَنَّهْ ۖ change with time yatasannah
change with time
وَٱنظُرْ ve bak wa-unẓur
ve bak
إِلَىٰ eşeğine ilā
eşeğine
حِمَارِكَ your donkey ḥimārika
your donkey
وَلِنَجْعَلَكَ seni kılalım diye walinajʿalaka
seni kılalım diye
ءَايَةًۭ bir ibret āyatan
bir ibret
لِّلنَّاسِ ۖ insanlar için lilnnāsi
insanlar için
وَٱنظُرْ ve bak wa-unẓur
ve bak
إِلَى kemiklere ilā
kemiklere
ٱلْعِظَامِ the bones l-ʿiẓāmi
the bones
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
نُنشِزُهَا onları birbiri üstüne koyuyor nunshizuhā
onları birbiri üstüne koyuyor
ثُمَّ sonra thumma
sonra
نَكْسُوهَا onlara giydiriyoruz naksūhā
onlara giydiriyoruz
لَحْمًۭا ۚ et laḥman
et
فَلَمَّا bu işler falammā
bu işler
تَبَيَّنَ açıkça belli olunca tabayyana
açıkça belli olunca
لَهُۥ ona lahu
ona
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
أَعْلَمُ biliyorum ki aʿlamu
biliyorum ki
أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
عَلَىٰ her şeye ʿalā
her şeye
كُلِّ every kulli
every
شَىْءٍۢ thing shayin
thing
قَدِيرٌۭ kadirdir qadīrun
kadirdir
٢٥٩ (259)
(259)
Yahut altı üstüne gelmiş bir kasabaya uğrayan kimseyi görmedin mi? "Allah burayı ölümünden sonra acaba nasıl diriltecek?" dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra diriltti, "Ne kadar kaldın?" dedi, "Bir gün veya bir günden az kaldım" dedi, "Hayır yüz yıl kaldın, yiyeceğine içeceğine bak, bozulmamış; eşeğine bak ve hem seni insanlar için bir ibret kılacağız, kemiklere bak, onları nasıl birleştirip, sonra onlara et giydiriyoruz" dedi; bu ona apaçık belli olunca, "Artık Allah'ın her şeye Kadir olduğuna inanmış bulunuyorum" dedi.
2:260
وَإِذْ ve bir zaman wa-idh
ve bir zaman
قَالَ demişti qāla
demişti
إِبْرَٰهِـۧمُ İbrahim ib'rāhīmu
İbrahim
رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim
أَرِنِى bana göster arinī
bana göster
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
تُحْىِ dirilttiğini tuḥ'yī
dirilttiğini
ٱلْمَوْتَىٰ ۖ ölüleri l-mawtā
ölüleri
قَالَ (Allah) dedi qāla
(Allah) dedi
أَوَلَمْ yoksa awalam
yoksa
تُؤْمِن ۖ inanmadın mı tu'min
inanmadın mı
قَالَ (İbrahim) dedi ki qāla
(İbrahim) dedi ki
بَلَىٰ Hayır (inandım) balā
Hayır (inandım)
وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat
لِّيَطْمَئِنَّ tatmin olması için liyaṭma-inna
tatmin olması için
قَلْبِى ۖ kalbimin qalbī
kalbimin
قَالَ dedi qāla
dedi
فَخُذْ o halde tut fakhudh
o halde tut
أَرْبَعَةًۭ dördünü arbaʿatan
dördünü
مِّنَ kuşlardan mina
kuşlardan
ٱلطَّيْرِ the birds l-ṭayri
the birds
فَصُرْهُنَّ onları alıştır faṣur'hunna
onları alıştır
إِلَيْكَ kendine ilayka
kendine
ثُمَّ sonra thumma
sonra
ٱجْعَلْ koy ij'ʿal
koy
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
كُلِّ her kulli
her
جَبَلٍۢ dağın jabalin
dağın
مِّنْهُنَّ onlardan min'hunna
onlardan
جُزْءًۭا bir parça juz'an
bir parça
ثُمَّ sonra thumma
sonra
ٱدْعُهُنَّ onları (kendine) çağır ud'ʿuhunna
onları (kendine) çağır
يَأْتِينَكَ sana gelecekler yatīnaka
sana gelecekler
سَعْيًۭا ۚ koşarak saʿyan
koşarak
وَٱعْلَمْ bil ki wa-iʿ'lam
bil ki
أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
عَزِيزٌ daima üstün ʿazīzun
daima üstün
حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmet sahibidir
٢٦٠ (260)
(260)
İbrahim: "Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster" dediğinde, "İnanmıyor musun?" deyince de, "Hayır öyle değil, fakat kalbim iyice kansın" demişti. "Öyleyse dört çeşit kuş al, onları kendine alıştır, sonra onları parçalayıp her dağın üzerine bir parça koy, sonra onları çağır; koşarak sana gelirler. O halde Allah'ın güçlü ve Hakim olduğunu bil" demişti.
2:261
مَّثَلُ durumu mathalu
durumu
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
يُنفِقُونَ infak edenler(in) yunfiqūna
infak edenler(in)
أَمْوَٰلَهُمْ mallarını amwālahum
mallarını
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
كَمَثَلِ durumu gibidir kamathali
durumu gibidir
حَبَّةٍ bir tohumun ḥabbatin
bir tohumun
أَنۢبَتَتْ veren anbatat
veren
سَبْعَ yedi sabʿa
yedi
سَنَابِلَ başak sanābila
başak
فِى her
her
كُلِّ each kulli
each
سُنۢبُلَةٍۢ başağında sunbulatin
başağında
مِّا۟ئَةُ yüz mi-atu
yüz
حَبَّةٍۢ ۗ tohum ḥabbatin
tohum
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
يُضَـٰعِفُ kat kat verir yuḍāʿifu
kat kat verir
لِمَن kimseye liman
kimseye
يَشَآءُ ۗ dilediği yashāu
dilediği
وَٱللَّهُ Allah(ın) wal-lahu
Allah(ın)
وَٰسِعٌ (lutfu) geniştir wāsiʿun
(lutfu) geniştir
عَلِيمٌ (O) bilendir ʿalīmun
(O) bilendir
٢٦١ (261)
(261)
Mallarını Allah yolunda sarfedenlerin durumu, her başağında yüz tane olmak üzere yedi başak veren tanenin durumu gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah'ın lütfü geniştir, O her şeyi bilendir.
2:262
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
يُنفِقُونَ infak eden yunfiqūna
infak eden
أَمْوَٰلَهُمْ mallarını amwālahum
mallarını
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
ثُمَّ sonra thumma
sonra
لَا ardından
ardından
يُتْبِعُونَ they follow yut'biʿūna
they follow
مَآ şeyleri
şeyleri
أَنفَقُوا۟ verdikleri anfaqū
verdikleri
مَنًّۭا başa kakmayan mannan
başa kakmayan
وَلَآ ve eziyet etmeyenlerin walā
ve eziyet etmeyenlerin
أَذًۭى ۙ hurt adhan
hurt
لَّهُمْ vardır lahum
vardır
أَجْرُهُمْ ödülleri ajruhum
ödülleri
عِندَ katında ʿinda
katında
رَبِّهِمْ Rableri rabbihim
Rableri
وَلَا yoktur walā
yoktur
خَوْفٌ korku khawfun
korku
عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara
وَلَا ve onlar walā
ve onlar
هُمْ they hum
they
يَحْزَنُونَ üzülmeyeceklerdir yaḥzanūna
üzülmeyeceklerdir
٢٦٢ (262)
(262)
Mallarını Allah yolunda sarfedip sonra sarfettikleri şeyin ardından başa kakmayan ve eza etmeyenlerin ecirleri Rablerinin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
2:263
۞ قَوْلٌۭ bir söz (söylemek) qawlun
bir söz (söylemek)
مَّعْرُوفٌۭ güzel maʿrūfun
güzel
وَمَغْفِرَةٌ ve affetmek wamaghfiratun
ve affetmek
خَيْرٌۭ iyidir khayrun
iyidir
مِّن sadakadan min
sadakadan
صَدَقَةٍۢ a charity ṣadaqatin
a charity
يَتْبَعُهَآ peşinden gelen yatbaʿuhā
peşinden gelen
أَذًۭى ۗ eziyet adhan
eziyet
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
غَنِىٌّ zengindir ghaniyyun
zengindir
حَلِيمٌۭ halimdir ḥalīmun
halimdir
٢٦٣ (263)
(263)
Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden eza gelen bir sadakadan daha iyidir. Allah müstağnidir, Halim'dir.
2:264
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ iman edenler āmanū
iman edenler
لَا boşa çıkarmayın
boşa çıkarmayın
تُبْطِلُوا۟ render in vain tub'ṭilū
render in vain
صَدَقَـٰتِكُم sadakalarınızı ṣadaqātikum
sadakalarınızı
بِٱلْمَنِّ başa kakmakla bil-mani
başa kakmakla
وَٱلْأَذَىٰ ve eziyet etmekle wal-adhā
ve eziyet etmekle
كَٱلَّذِى gibi ka-alladhī
gibi
يُنفِقُ infak eden yunfiqu
infak eden
مَالَهُۥ malını mālahu
malını
رِئَآءَ gösteriş için riāa
gösteriş için
ٱلنَّاسِ insanlara l-nāsi
insanlara
وَلَا inanmayan walā
inanmayan
يُؤْمِنُ believe yu'minu
believe
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ ve gününe wal-yawmi
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ۖ ahiret l-ākhiri
ahiret
فَمَثَلُهُۥ öylesinin durumu famathaluhu
öylesinin durumu
كَمَثَلِ benzer ki kamathali
benzer ki
صَفْوَانٍ şu kayaya ṣafwānin
şu kayaya
عَلَيْهِ üzerinde bulunan ʿalayhi
üzerinde bulunan
تُرَابٌۭ toprak turābun
toprak
فَأَصَابَهُۥ ona isabet etttiğinde fa-aṣābahu
ona isabet etttiğinde
وَابِلٌۭ bir sağnak (yağmur) wābilun
bir sağnak (yağmur)
فَتَرَكَهُۥ onu bırakır fatarakahu
onu bırakır
صَلْدًۭا ۖ sert bir taş halinde ṣaldan
sert bir taş halinde
لَّا (Böyleleri) elde edemezler
(Böyleleri) elde edemezler
يَقْدِرُونَ they have control yaqdirūna
they have control
عَلَىٰ hiçbir ʿalā
hiçbir
شَىْءٍۢ şey shayin
şey
مِّمَّا şeylerden mimmā
şeylerden
كَسَبُوا۟ ۗ kazandıkları kasabū
kazandıkları
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
لَا doğru yola iletmez
doğru yola iletmez
يَهْدِى guide yahdī
guide
ٱلْقَوْمَ toplumunu l-qawma
toplumunu
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirler l-kāfirīna
kafirler
٢٦٤ (264)
(264)
Ey İnananlar! Allah'a ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara gösteriş için malını sarfeden kimse gibi, sadakalarınızı başa kakma ve eza etmekle boşa çıkarmayın. Onun durumu, üzerinde toprak bulunan kayanın durumu gibidir, üzerine bol yağmur yağdığındaonu cascavlak bırakır. Kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah inkar eden kimseleri doğru yola eriştirmez.
2:265
وَمَثَلُ durumu da wamathalu
durumu da
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
يُنفِقُونَ infak eden yunfiqūna
infak eden
أَمْوَٰلَهُمُ mallarını amwālahumu
mallarını
ٱبْتِغَآءَ kazanmak ib'tighāa
kazanmak
مَرْضَاتِ rızasını marḍāti
rızasını
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَتَثْبِيتًۭا ve kökleştirmek için watathbītan
ve kökleştirmek için
مِّنْ kendilerindekini (imanı) min
kendilerindekini (imanı)
أَنفُسِهِمْ their (inner) souls anfusihim
their (inner) souls
كَمَثَلِ benzer kamathali
benzer
جَنَّةٍۭ bir bahçeye jannatin
bir bahçeye
بِرَبْوَةٍ tepe üzerinde bulunan birabwatin
tepe üzerinde bulunan
أَصَابَهَا değince aṣābahā
değince
وَابِلٌۭ bol yağmur wābilun
bol yağmur
فَـَٔاتَتْ veren faātat
veren
أُكُلَهَا ürününü ukulahā
ürününü
ضِعْفَيْنِ iki kat ḍiʿ'fayni
iki kat
فَإِن eğer fa-in
eğer
لَّمْ değmese bile lam
değmese bile
يُصِبْهَا fall (on) it yuṣib'hā
fall (on) it
وَابِلٌۭ yağmur wābilun
yağmur
فَطَلٌّۭ ۗ çisinti olur faṭallun
çisinti olur
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
تَعْمَلُونَ yaptıklarınız taʿmalūna
yaptıklarınız
بَصِيرٌ görmektedir baṣīrun
görmektedir
٢٦٥ (265)
(265)
Allah'ın rızasını kazanmak ve kalblerini sağlamlaştırmak için mallarını sarfedenlerin durumu, yüksekçe bir tepede bulunan, bol yağmur aldığında yemişlerini iki kat veren, bol yağmur yağmasa bile çisentisi düşen bir bahçenin durumu gibidir. Allah işlediklerinizi görür.
2:266
أَيَوَدُّ ister mi ki? ayawaddu
ister mi ki?
أَحَدُكُمْ biriniz aḥadukum
biriniz
أَن olmasını an
olmasını
تَكُونَ it be takūna
it be
لَهُۥ kendisinin lahu
kendisinin
جَنَّةٌۭ bir bahçesi jannatun
bir bahçesi
مِّن hurmalardan min
hurmalardan
نَّخِيلٍۢ date-palms nakhīlin
date-palms
وَأَعْنَابٍۢ ve üzümler(den) wa-aʿnābin
ve üzümler(den)
تَجْرِى akan tajrī
akan
مِن altından min
altından
تَحْتِهَا underneath it taḥtihā
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar
لَهُۥ bulunan lahu
bulunan
فِيهَا içinde fīhā
içinde
مِن her çeşit min
her çeşit
كُلِّ all (kinds) kulli
all (kinds)
ٱلثَّمَرَٰتِ meyvası l-thamarāti
meyvası
وَأَصَابَهُ ve kendisine geldiğinde wa-aṣābahu
ve kendisine geldiğinde
ٱلْكِبَرُ ihtiyarlık l-kibaru
ihtiyarlık
وَلَهُۥ ve onun walahu
ve onun
ذُرِّيَّةٌۭ ve çocuklarının bulunduğu dhurriyyatun
ve çocuklarının bulunduğu
ضُعَفَآءُ aciz ḍuʿafāu
aciz
فَأَصَابَهَآ isabet etsin fa-aṣābahā
isabet etsin
إِعْصَارٌۭ birden bir kasırga iʿ'ṣārun
birden bir kasırga
فِيهِ onlara fīhi
onlara
نَارٌۭ ateşli nārun
ateşli
فَٱحْتَرَقَتْ ۗ yakıp kül etsin fa-iḥ'taraqat
yakıp kül etsin
كَذَٰلِكَ böylece kadhālika
böylece
يُبَيِّنُ açıklıyor yubayyinu
açıklıyor
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لَكُمُ size lakumu
size
ٱلْـَٔايَـٰتِ ayetleri l-āyāti
ayetleri
لَعَلَّكُمْ umulurki laʿallakum
umulurki
تَتَفَكَّرُونَ düşünürsünüz tatafakkarūna
düşünürsünüz
٢٦٦ (266)
(266)
Hangi biriniz, kendisi ihtiyarlamış ve çocukları da güçsüzken, altlarından ırmaklar akan, hurma, üzüm ve her çeşit meyveleri bulunan bahçesinin, ateşli bir kasırganın kopmasıyla yanmasını ister? Düşünesiniz diye Allah size ayetlerini böylece açıklar.
2:267
يَـٰٓأَيُّهَا Ey yāayyuhā
Ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوٓا۟ iman eden(ler) āmanū
iman eden(ler)
أَنفِقُوا۟ infak edin anfiqū
infak edin
مِن iyilerinden min
iyilerinden
طَيِّبَـٰتِ (the) good things ṭayyibāti
(the) good things
مَا şeylerin
şeylerin
كَسَبْتُمْ kazandıklarınız kasabtum
kazandıklarınız
وَمِمَّآ ve şeylerden wamimmā
ve şeylerden
أَخْرَجْنَا çıkardığımız akhrajnā
çıkardığımız
لَكُم sizin için lakum
sizin için
مِّنَ yerden mina
yerden
ٱلْأَرْضِ ۖ the earth l-arḍi
the earth
وَلَا kalkışmayın walā
kalkışmayın
تَيَمَّمُوا۟ aim (at) tayammamū
aim (at)
ٱلْخَبِيثَ kötü şeyleri l-khabītha
kötü şeyleri
مِنْهُ sadaka vermeye min'hu
sadaka vermeye
تُنفِقُونَ kendinize alamayacağınız tunfiqūna
kendinize alamayacağınız
وَلَسْتُم while you (would) not walastum
while you (would) not
بِـَٔاخِذِيهِ başka şekilde biākhidhīhi
başka şekilde
إِلَّآ göz yummadan illā
göz yummadan
أَن [that] an
[that]
تُغْمِضُوا۟ ondan tugh'miḍū
ondan
فِيهِ ۚ bilin ki fīhi
bilin ki
وَٱعْلَمُوٓا۟ şüphesiz wa-iʿ'lamū
şüphesiz
أَنَّ Allah anna
Allah
ٱللَّهَ zengindir l-laha
zengindir
غَنِىٌّ övülmüştür ghaniyyun
övülmüştür
حَمِيدٌ Praiseworthy ḥamīdun
Praiseworthy
٢٦٧ (267)
(267)
Ey İnananlar! Kazandıklarınızın temizlerinden ve size yerden çıkardıklarımızdan sarfedin; iğrenmeden alamıyacağınız pis şeyleri vermeye kalkmayın. Allah'ın müstağni ve övülmeye layık olduğunu bilin.
2:268
ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan al-shayṭānu
şeytan
يَعِدُكُمُ size vaad eder yaʿidukumu
size vaad eder
ٱلْفَقْرَ fakirliği l-faqra
fakirliği
وَيَأْمُرُكُم ve size emreder wayamurukum
ve size emreder
بِٱلْفَحْشَآءِ ۖ çirkin şeyleri yapmayı bil-faḥshāi
çirkin şeyleri yapmayı
وَٱللَّهُ Allah ise wal-lahu
Allah ise
يَعِدُكُم size va'adediyor yaʿidukum
size va'adediyor
مَّغْفِرَةًۭ bağışlama maghfiratan
bağışlama
مِّنْهُ kendi tarafından min'hu
kendi tarafından
وَفَضْلًۭا ۗ ve lutuf wafaḍlan
ve lutuf
وَٱللَّهُ şüphesiz Allah'ın wal-lahu
şüphesiz Allah'ın
وَٰسِعٌ (lutfu) geniştir wāsiʿun
(lutfu) geniştir
عَلِيمٌۭ (O) bilendir ʿalīmun
(O) bilendir
٢٦٨ (268)
(268)
Şeytan sizi fakirlikle korkutarak cimriliği ve hayasızlığı emreder; Allah ise kendisinden mağfiret ve bol nimet vadeder. Allah'ın lütfü boldur, O her şeyi bilir.
2:269
يُؤْتِى verir yu'tī
verir
ٱلْحِكْمَةَ Hikmeti l-ḥik'mata
Hikmeti
مَن kimseye man
kimseye
يَشَآءُ ۚ dilediği yashāu
dilediği
وَمَن ve kimse waman
ve kimse
يُؤْتَ verilen yu'ta
verilen
ٱلْحِكْمَةَ Hikmet l-ḥik'mata
Hikmet
فَقَدْ elbette faqad
elbette
أُوتِىَ verilmiştir ūtiya
verilmiştir
خَيْرًۭا hayır khayran
hayır
كَثِيرًۭا ۗ çok kathīran
çok
وَمَا bunu anlamaz wamā
bunu anlamaz
يَذَّكَّرُ remembers yadhakkaru
remembers
إِلَّآ başkası illā
başkası
أُو۟لُوا۟ sahiplerinden ulū
sahiplerinden
ٱلْأَلْبَـٰبِ akıl l-albābi
akıl
٢٦٩ (269)
(269)
Hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse şüphesiz ona çokça hayır verilmiştir. Bundan ancak akıl sahipleri ibret alır.
2:270
وَمَآ ve ne wamā
ve ne
أَنفَقْتُم infak ederseniz anfaqtum
infak ederseniz
مِّن nafaka olarak min
nafaka olarak
نَّفَقَةٍ (your) expenditures nafaqatin
(your) expenditures
أَوْ veya aw
veya
نَذَرْتُم (ne) adarsanız nadhartum
(ne) adarsanız
مِّن adak olarak min
adak olarak
نَّذْرٍۢ vow(s) nadhrin
vow(s)
فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يَعْلَمُهُۥ ۗ onu bilir yaʿlamuhu
onu bilir
وَمَا yoktur wamā
yoktur
لِلظَّـٰلِمِينَ zalimler için lilẓẓālimīna
zalimler için
مِنْ hiçbir min
hiçbir
أَنصَارٍ yardımcı anṣārin
yardımcı
٢٧٠ (270)
(270)
Sarfettiğiniz harcı ve adadığınız adağı şüphesiz Allah bilir. Zulmedenlerin hiç yardımcıları yoktur.
2:271
إِن eğer in
eğer
تُبْدُوا۟ açıktan verirseniz tub'dū
açıktan verirseniz
ٱلصَّدَقَـٰتِ sadakaları l-ṣadaqāti
sadakaları
فَنِعِمَّا ne güzeldir faniʿimmā
ne güzeldir
هِىَ ۖ bu hiya
bu
وَإِن eğer wa-in
eğer
تُخْفُوهَا onları gizler tukh'fūhā
onları gizler
وَتُؤْتُوهَا ve verirseniz watu'tūhā
ve verirseniz
ٱلْفُقَرَآءَ fakirlere l-fuqarāa
fakirlere
فَهُوَ bu fahuwa
bu
خَيْرٌۭ daha iyidir khayrun
daha iyidir
لَّكُمْ ۚ sizin için lakum
sizin için
وَيُكَفِّرُ ve kapatır wayukaffiru
ve kapatır
عَنكُم sizden ʿankum
sizden
مِّن bir kısmını min
bir kısmını
سَيِّـَٔاتِكُمْ ۗ günahlarınızın sayyiātikum
günahlarınızın
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
بِمَا şeylerden bimā
şeylerden
تَعْمَلُونَ yaptıklarınız taʿmalūna
yaptıklarınız
خَبِيرٌۭ haberdardır khabīrun
haberdardır
٢٧١ (271)
(271)
Sadakaları açıkça verirseniz o ne güzel! Eğer onları yoksullara gizlice verirseniz sizin için daha iyidir. Allah onları kötülüklerinizden bir kısmına karşı tutar. Allah işlediklerinizden haberdardır.
2:272
۞ لَّيْسَ değildir laysa
değildir
عَلَيْكَ senin üzerine ʿalayka
senin üzerine
هُدَىٰهُمْ onları hidayet etmek hudāhum
onları hidayet etmek
وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat
ٱللَّهَ Allah'tır l-laha
Allah'tır
يَهْدِى doğru yola ileten yahdī
doğru yola ileten
مَن kimseyi man
kimseyi
يَشَآءُ ۗ dilediği yashāu
dilediği
وَمَا verdiğiniz wamā
verdiğiniz
تُنفِقُوا۟ you spend tunfiqū
you spend
مِنْ her min
her
خَيْرٍۢ hayır khayrin
hayır
فَلِأَنفُسِكُمْ ۚ kendiniz içindir fali-anfusikum
kendiniz içindir
وَمَا infak edemezsiniz wamā
infak edemezsiniz
تُنفِقُونَ you spend tunfiqūna
you spend
إِلَّا dışında illā
dışında
ٱبْتِغَآءَ kazanmak için ib'tighāa
kazanmak için
وَجْهِ (yüzü) rızasını wajhi
(yüzü) rızasını
ٱللَّهِ ۚ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَمَا ve ne wamā
ve ne
تُنفِقُوا۟ verseniz tunfiqū
verseniz
مِنْ hayırdan min
hayırdan
خَيْرٍۢ good khayrin
good
يُوَفَّ tastamam verilir yuwaffa
tastamam verilir
إِلَيْكُمْ size ilaykum
size
وَأَنتُمْ ve siz wa-antum
ve siz
لَا asla
asla
تُظْلَمُونَ zulmedilmezsiniz tuẓ'lamūna
zulmedilmezsiniz
٢٧٢ (272)
(272)
Onların doğru yola iletilmeleri sana düşmez, fakat Allah dilediğini doğru yola eriştirir. Sarfettiğiniz iyi şey kendinizedir, zaten ancak Allah'ın rızasını kazanmak için sarfedersiniz. Sarfettiğiniz iyi bir şeyin karşılığı haksızlığa uğratılmaksızın size verilir.
2:273
لِلْفُقَرَآءِ (Sadakalar) fakirler içindir lil'fuqarāi
(Sadakalar) fakirler içindir
ٱلَّذِينَ kimseler (için) alladhīna
kimseler (için)
أُحْصِرُوا۟ kapanıp kalan uḥ'ṣirū
kapanıp kalan
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
لَا yoktur
yoktur
يَسْتَطِيعُونَ güçleri yastaṭīʿūna
güçleri
ضَرْبًۭا gezmeye ḍarban
gezmeye
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
يَحْسَبُهُمُ onları sanırlar yaḥsabuhumu
onları sanırlar
ٱلْجَاهِلُ bilmeyenler l-jāhilu
bilmeyenler
أَغْنِيَآءَ zengin aghniyāa
zengin
مِنَ dolayı mina
dolayı
ٱلتَّعَفُّفِ utangaçlıklarından l-taʿafufi
utangaçlıklarından
تَعْرِفُهُم onları tanırsın taʿrifuhum
onları tanırsın
بِسِيمَـٰهُمْ simalarından bisīmāhum
simalarından
لَا istemezler
istemezler
يَسْـَٔلُونَ (do) they ask yasalūna
(do) they ask
ٱلنَّاسَ insanlardan l-nāsa
insanlardan
إِلْحَافًۭا ۗ ısrarla il'ḥāfan
ısrarla
وَمَا ne varsa wamā
ne varsa
تُنفِقُوا۟ yaptığınız tunfiqū
yaptığınız
مِنْ hayırdan; min
hayırdan;
خَيْرٍۢ good khayrin
good
فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
بِهِۦ onu bihi
onu
عَلِيمٌ bilir ʿalīmun
bilir
٢٧٣ (273)
(273)
Sadakalarınızı, kendilerini Allah yoluna adayıp yeryüzünde dolaşamayanlara, hayalarından dolayı, kendilerini tanımayanların zengin saydıkları yoksullara verin. Onları yüzlerinden tanırsın, insanlardan yüzsüzlük ederek bir şey istemezler. Sarfettiğiniz iyi bir şeyi Allah şüphesiz bilir.
2:274
ٱلَّذِينَ o kimseler ki alladhīna
o kimseler ki
يُنفِقُونَ infak edenler yunfiqūna
infak edenler
أَمْوَٰلَهُم mallarını amwālahum
mallarını
بِٱلَّيْلِ gece bi-al-layli
gece
وَٱلنَّهَارِ ve gündüz wal-nahāri
ve gündüz
سِرًّۭا gizli sirran
gizli
وَعَلَانِيَةًۭ ve açık waʿalāniyatan
ve açık
فَلَهُمْ vardır falahum
vardır
أَجْرُهُمْ ödülü ajruhum
ödülü
عِندَ yanında ʿinda
yanında
رَبِّهِمْ Rableri rabbihim
Rableri
وَلَا yoktur walā
yoktur
خَوْفٌ korku khawfun
korku
عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara
وَلَا ve onlar walā
ve onlar
هُمْ they hum
they
يَحْزَنُونَ üzülmeyeceklerdir yaḥzanūna
üzülmeyeceklerdir
٢٧٤ (274)
(274)
Gece gündüz, açık gizli, mallarını sarfedenlerin mükafatlarını Rab'leri verecektir. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
2:275
ٱلَّذِينَ o kimseler ki alladhīna
o kimseler ki
يَأْكُلُونَ yerler yakulūna
yerler
ٱلرِّبَوٰا۟ Riba (faiz) l-riba
Riba (faiz)
لَا kalkamazlar
kalkamazlar
يَقُومُونَ they can stand yaqūmūna
they can stand
إِلَّا ancak illā
ancak
كَمَا gibi kamā
gibi
يَقُومُ kalkarlar yaqūmu
kalkarlar
ٱلَّذِى kimse alladhī
kimse
يَتَخَبَّطُهُ çarptığı yatakhabbaṭuhu
çarptığı
ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytanın l-shayṭānu
şeytanın
مِنَ dokunup mina
dokunup
ٱلْمَسِّ ۚ (his) touch l-masi
(his) touch
ذَٰلِكَ bu dhālika
bu
بِأَنَّهُمْ onların bi-annahum
onların
قَالُوٓا۟ demelerindendir qālū
demelerindendir
إِنَّمَا şüphesiz innamā
şüphesiz
ٱلْبَيْعُ alışveriş de l-bayʿu
alışveriş de
مِثْلُ gibidir mith'lu
gibidir
ٱلرِّبَوٰا۟ ۗ riba (faiz) l-riba
riba (faiz)
وَأَحَلَّ oysa helal kılmıştır wa-aḥalla
oysa helal kılmıştır
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلْبَيْعَ alış-verişi l-bayʿa
alış-verişi
وَحَرَّمَ ve haram kılmıştır waḥarrama
ve haram kılmıştır
ٱلرِّبَوٰا۟ ۚ ribayı l-riba
ribayı
فَمَن kime faman
kime
جَآءَهُۥ gelir de jāahu
gelir de
مَوْعِظَةٌۭ bir öğüt mawʿiẓatun
bir öğüt
مِّن Rabbinden min
Rabbinden
رَّبِّهِۦ His Lord rabbihi
His Lord
فَٱنتَهَىٰ (ribadan) vazgeçerse fa-intahā
(ribadan) vazgeçerse
فَلَهُۥ kendisinindir falahu
kendisinindir
مَا ne varsa
ne varsa
سَلَفَ geçmişte salafa
geçmişte
وَأَمْرُهُۥٓ ve işi de wa-amruhu
ve işi de
إِلَى kalmıştır ilā
kalmıştır
ٱللَّهِ ۖ Allah'a l-lahi
Allah'a
وَمَنْ kim waman
kim
عَادَ tekrar (ribaya) dönerse ʿāda
tekrar (ribaya) dönerse
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ onlar fa-ulāika
onlar
أَصْحَـٰبُ halkıdır aṣḥābu
halkıdır
ٱلنَّارِ ۖ ateş l-nāri
ateş
هُمْ onlar hum
onlar
فِيهَا orada fīhā
orada
خَـٰلِدُونَ ebedi kalacaklardır khālidūna
ebedi kalacaklardır
٢٧٥ (275)
(275)
Faiz yiyenler mahşerde ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların, "Zaten alışveriş de faiz gibidir" demelerindendir. Oysa Allah alışverişi helal, faizi haram kıldı. Kime Rabb'inden bir öğüt gelir de faizcilikten geri durursa, geçmişi kendisinedir, onun işi Allah'a aittir. Kim faizciliğe dönerse, işte onlar cehennemliktir, onlar orada temelli kalacaklardır.
2:276
يَمْحَقُ mahveder yamḥaqu
mahveder
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلرِّبَوٰا۟ ribayı l-riba
ribayı
وَيُرْبِى ve artırır wayur'bī
ve artırır
ٱلصَّدَقَـٰتِ ۗ sadakaları l-ṣadaqāti
sadakaları
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
لَا sevmez
sevmez
يُحِبُّ love yuḥibbu
love
كُلَّ hiçbir kulla
hiçbir
كَفَّارٍ inkarcıları kaffārin
inkarcıları
أَثِيمٍ günahkar athīmin
günahkar
٢٧٦ (276)
(276)
Allah faizi eksiltir, sadakaları bereketlendirir. Allah pek nankör olan hiçbir günahkarı sevmez.
2:277
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ iman eden āmanū
iman eden
وَعَمِلُوا۟ ve işler yapanlar waʿamilū
ve işler yapanlar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ salih (güzel) l-ṣāliḥāti
salih (güzel)
وَأَقَامُوا۟ ve kılanlar wa-aqāmū
ve kılanlar
ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı
وَءَاتَوُا۟ ve verenler waātawū
ve verenler
ٱلزَّكَوٰةَ zekatı l-zakata
zekatı
لَهُمْ işte onların lahum
işte onların
أَجْرُهُمْ ödülleri ajruhum
ödülleri
عِندَ yanındadır ʿinda
yanındadır
رَبِّهِمْ Rableri rabbihim
Rableri
وَلَا yoktur walā
yoktur
خَوْفٌ korku khawfun
korku
عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara
وَلَا ve onlar walā
ve onlar
هُمْ they hum
they
يَحْزَنُونَ üzülmeyeceklerdir yaḥzanūna
üzülmeyeceklerdir
٢٧٧ (277)
(277)
İnanıp yararlı işler işleyenlerin, namaz kılıp, zekat verenlerin Rab'leri katında ecirleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
2:278
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ iman eden(ler) āmanū
iman eden(ler)
ٱتَّقُوا۟ korkun ittaqū
korkun
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
وَذَرُوا۟ ve bırakın (almayın) wadharū
ve bırakın (almayın)
مَا ne varsa
ne varsa
بَقِىَ geri kalan baqiya
geri kalan
مِنَ ribadan mina
ribadan
ٱلرِّبَوٰٓا۟ [the] usury l-riba
[the] usury
إِن eğer in
eğer
كُنتُم idiyseniz kuntum
idiyseniz
مُّؤْمِنِينَ inanıyor mu'minīna
inanıyor
٢٧٨ (278)
(278)
Ey İnananlar! Allah'tan sakının, inanmışsanız, faizden arta kalmış hesabdan vazgeçin.
2:279
فَإِن eğer fa-in
eğer
لَّمْ böyle yapmazsanız lam
böyle yapmazsanız
تَفْعَلُوا۟ you do tafʿalū
you do
فَأْذَنُوا۟ bilin fadhanū
bilin
بِحَرْبٍۢ savaşa açıldığını biḥarbin
savaşa açıldığını
مِّنَ (tarafından) mina
(tarafından)
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَرَسُولِهِۦ ۖ ve Elçisi warasūlihi
ve Elçisi
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
تُبْتُمْ tevbe ederseniz tub'tum
tevbe ederseniz
فَلَكُمْ sizindir falakum
sizindir
رُءُوسُ ana ruūsu
ana
أَمْوَٰلِكُمْ malınız amwālikum
malınız
لَا ne haksızlık edersiniz
ne haksızlık edersiniz
تَظْلِمُونَ wrong taẓlimūna
wrong
وَلَا ne de haksızlığa uğratılırsınız walā
ne de haksızlığa uğratılırsınız
تُظْلَمُونَ you will be wronged tuẓ'lamūna
you will be wronged
٢٧٩ (279)
(279)
Böyle yapmazsanız, bunun Allah'a ve Peygamberine karşı açılmış bir savaş olduğunu bilin. Eğer tevbe ederseniz sermayeniz sizindir. Böylece haksızlık etmemiş ve haksızlığa uğramamış olursunuz.
2:280
وَإِن eğer (borçlu) wa-in
eğer (borçlu)
كَانَ ise kāna
ise
ذُو (içinde) dhū
(içinde)
عُسْرَةٍۢ darlık ʿus'ratin
darlık
فَنَظِرَةٌ beklemek (lazımdır) fanaẓiratun
beklemek (lazımdır)
إِلَىٰ kadar ilā
kadar
مَيْسَرَةٍۢ ۚ bir kolaylığa maysaratin
bir kolaylığa
وَأَن ve eğer wa-an
ve eğer
تَصَدَّقُوا۟ sadaka olarak bağışlarsanız taṣaddaqū
sadaka olarak bağışlarsanız
خَيْرٌۭ daha hayırlıdır khayrun
daha hayırlıdır
لَّكُمْ ۖ sizin için lakum
sizin için
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ bilirseniz kuntum
bilirseniz
تَعْلَمُونَ know taʿlamūna
know
٢٨٠ (280)
(280)
Borçlu darda ise, eli genişleyinceye kadar ona mühlet verin. Bilmiş olsanız borcu bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır.
2:281
وَٱتَّقُوا۟ sakının wa-ittaqū
sakının
يَوْمًۭا şu günden yawman
şu günden
تُرْجَعُونَ döndürüleceğiniz tur'jaʿūna
döndürüleceğiniz
فِيهِ onda fīhi
onda
إِلَى Allah'a ilā
Allah'a
ٱللَّهِ ۖ Allah l-lahi
Allah
ثُمَّ sonra thumma
sonra
تُوَفَّىٰ tastamam verilecektir tuwaffā
tastamam verilecektir
كُلُّ her kullu
her
نَفْسٍۢ kişiye nafsin
kişiye
مَّا ne
ne
كَسَبَتْ kazandıysa kasabat
kazandıysa
وَهُمْ ve onlara wahum
ve onlara
لَا haksızlık edilmeyecektir
haksızlık edilmeyecektir
يُظْلَمُونَ will be wronged yuẓ'lamūna
will be wronged
٢٨١ (281)
(281)
Allah'a döneceğiniz ve sonra haksızlığa uğramadan herkesin kazancının kendisine eksiksiz verileceği günden korkunuz.
2:282
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوٓا۟ iman eden(ler) āmanū
iman eden(ler)
إِذَا zaman idhā
zaman
تَدَايَنتُم birbirinize verdiğiniz tadāyantum
birbirinize verdiğiniz
بِدَيْنٍ borç bidaynin
borç
إِلَىٰٓ kadar ilā
kadar
أَجَلٍۢ süreye ajalin
süreye
مُّسَمًّۭى belirli bir musamman
belirli bir
فَٱكْتُبُوهُ ۚ onu yazın fa-uk'tubūhu
onu yazın
وَلْيَكْتُب ve yazsın walyaktub
ve yazsın
بَّيْنَكُمْ aranızda baynakum
aranızda
كَاتِبٌۢ bir yazıcı kātibun
bir yazıcı
بِٱلْعَدْلِ ۚ adaletle bil-ʿadli
adaletle
وَلَا kaçınmasın (yazsın) walā
kaçınmasın (yazsın)
يَأْبَ (should) refuse yaba
(should) refuse
كَاتِبٌ yazıcı kātibun
yazıcı
أَن yazmaktan an
yazmaktan
يَكْتُبَ he writes yaktuba
he writes
كَمَا şekilde kamā
şekilde
عَلَّمَهُ kendisine öğrettiği ʿallamahu
kendisine öğrettiği
ٱللَّهُ ۚ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
فَلْيَكْتُبْ yazdırsın falyaktub
yazdırsın
وَلْيُمْلِلِ yazdırsın walyum'lili
yazdırsın
ٱلَّذِى kimse alladhī
kimse
عَلَيْهِ üzerinde ʿalayhi
üzerinde
ٱلْحَقُّ hak olan (borçlu) l-ḥaqu
hak olan (borçlu)
وَلْيَتَّقِ korksun walyattaqi
korksun
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
رَبَّهُۥ Rabbi olan rabbahu
Rabbi olan
وَلَا eksik etmesin walā
eksik etmesin
يَبْخَسْ diminish yabkhas
diminish
مِنْهُ ondan (borcundan) min'hu
ondan (borcundan)
شَيْـًۭٔا ۚ hiçbir şeyi shayan
hiçbir şeyi
فَإِن eğer fa-in
eğer
كَانَ ise kāna
ise
ٱلَّذِى kimse alladhī
kimse
عَلَيْهِ borçlu olan ʿalayhi
borçlu olan
ٱلْحَقُّ (is) the right l-ḥaqu
(is) the right
سَفِيهًا aklı ermez safīhan
aklı ermez
أَوْ yahut aw
yahut
ضَعِيفًا zayıf ḍaʿīfan
zayıf
أَوْ ya da aw
ya da
لَا güç yetiremiyecek
güç yetiremiyecek
يَسْتَطِيعُ capable yastaṭīʿu
capable
أَن kendisi yazdırmaya an
kendisi yazdırmaya
يُمِلَّ (can) dictate yumilla
(can) dictate
هُوَ o huwa
o
فَلْيُمْلِلْ yazdırsın falyum'lil
yazdırsın
وَلِيُّهُۥ onun velisi waliyyuhu
onun velisi
بِٱلْعَدْلِ ۚ adaletle bil-ʿadli
adaletle
وَٱسْتَشْهِدُوا۟ şahid tutun wa-is'tashhidū
şahid tutun
شَهِيدَيْنِ iki şahidi shahīdayni
iki şahidi
مِن erkeklerinizden min
erkeklerinizden
رِّجَالِكُمْ ۖ your men rijālikum
your men
فَإِن eğer fa-in
eğer
لَّمْ yoksa lam
yoksa
يَكُونَا there are yakūnā
there are
رَجُلَيْنِ iki erkek rajulayni
iki erkek
فَرَجُلٌۭ (o zaman) bir erkek farajulun
(o zaman) bir erkek
وَٱمْرَأَتَانِ iki kadın wa-im'ra-atāni
iki kadın
مِمَّن kimse mimman
kimse
تَرْضَوْنَ razı olduğunuz tarḍawna
razı olduğunuz
مِنَ şahidlerden mina
şahidlerden
ٱلشُّهَدَآءِ [the] witnesses l-shuhadāi
[the] witnesses
أَن ta ki an
ta ki
تَضِلَّ şaşırırsa taḍilla
şaşırırsa
إِحْدَىٰهُمَا kadınlardan biri iḥ'dāhumā
kadınlardan biri
فَتُذَكِّرَ hatırlatması için fatudhakkira
hatırlatması için
إِحْدَىٰهُمَا biri iḥ'dāhumā
biri
ٱلْأُخْرَىٰ ۚ diğerine l-ukh'rā
diğerine
وَلَا kaçınmasınlar walā
kaçınmasınlar
يَأْبَ (should) refuse yaba
(should) refuse
ٱلشُّهَدَآءُ şahidler l-shuhadāu
şahidler
إِذَا zaman idhā
zaman
مَا bir şeye
bir şeye
دُعُوا۟ ۚ çağrıldıkları duʿū
çağrıldıkları
وَلَا üşenmeyin walā
üşenmeyin
تَسْـَٔمُوٓا۟ (be) weary tasamū
(be) weary
أَن yazmaktan an
yazmaktan
تَكْتُبُوهُ you write it taktubūhu
you write it
صَغِيرًا az olsun ṣaghīran
az olsun
أَوْ veya aw
veya
كَبِيرًا çok olsun kabīran
çok olsun
إِلَىٰٓ kadar ilā
kadar
أَجَلِهِۦ ۚ onu süresine ajalihi
onu süresine
ذَٰلِكُمْ bu dhālikum
bu
أَقْسَطُ daha adaletli aqsaṭu
daha adaletli
عِندَ katında ʿinda
katında
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَأَقْوَمُ ve daha sağlam wa-aqwamu
ve daha sağlam
لِلشَّهَـٰدَةِ şahidlik için lilshahādati
şahidlik için
وَأَدْنَىٰٓ ve daha elverişlidir wa-adnā
ve daha elverişlidir
أَلَّا kuşkulanmamanız için allā
kuşkulanmamanız için
تَرْتَابُوٓا۟ ۖ you (have) doubt tartābū
you (have) doubt
إِلَّآ ancak illā
ancak
أَن olursa an
olursa
تَكُونَ be takūna
be
تِجَـٰرَةً ticaret tijāratan
ticaret
حَاضِرَةًۭ peşin ḥāḍiratan
peşin
تُدِيرُونَهَا hemen alıp vereceğiniz tudīrūnahā
hemen alıp vereceğiniz
بَيْنَكُمْ aranızda baynakum
aranızda
فَلَيْسَ yoktur falaysa
yoktur
عَلَيْكُمْ üzerinize ʿalaykum
üzerinize
جُنَاحٌ bir günah junāḥun
bir günah
أَلَّا ötürü allā
ötürü
تَكْتُبُوهَا ۗ onu yazmamanızdan taktubūhā
onu yazmamanızdan
وَأَشْهِدُوٓا۟ ve şahid tutun wa-ashhidū
ve şahid tutun
إِذَا zaman da idhā
zaman da
تَبَايَعْتُمْ ۚ alışveriş yaptığınız tabāyaʿtum
alışveriş yaptığınız
وَلَا asla zarar verilmesin walā
asla zarar verilmesin
يُضَآرَّ (should) be harmed yuḍārra
(should) be harmed
كَاتِبٌۭ yazana da kātibun
yazana da
وَلَا ve walā
ve
شَهِيدٌۭ ۚ şahide de shahīdun
şahide de
وَإِن eğer wa-in
eğer
تَفْعَلُوا۟ (bir zarar) yaparsanız tafʿalū
(bir zarar) yaparsanız
فَإِنَّهُۥ şüphesiz fa-innahu
şüphesiz
فُسُوقٌۢ kötülük olur fusūqun
kötülük olur
بِكُمْ ۗ kendinize bikum
kendinize
وَٱتَّقُوا۟ korkun wa-ittaqū
korkun
ٱللَّهَ ۖ Allah'tan l-laha
Allah'tan
وَيُعَلِّمُكُمُ ve size öğretiyor wayuʿallimukumu
ve size öğretiyor
ٱللَّهُ ۗ Allah l-lahu
Allah
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
بِكُلِّ her bikulli
her
شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi
عَلِيمٌۭ bilir ʿalīmun
bilir
٢٨٢ (282)
(282)
Ey İnananlar! Birbirinize belirli bir süre için borçlandığınız zaman onu yazınız. İçinizden bir katip doğru olarak yazsın; katip onu Allah'ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan çekinmesin, yazsın. Borçlu olan da yazdırsın, Rabbi olan Allah'tan sakınsın, ondan bir şey eksiltmesin. Eğer borçlu, aptal veya aciz, ya da yazdıramıyacak durumda ise, velisi, doğru olarak yazdırsın. Erkeklerinizden iki şahid tutun; eğer iki erkek bulunmazsa, şahidlerden razı olacağınız bir erkek, biri unuttuğunda diğeri ona hatırlatacak iki kadın olabilir. Şahidler çağırıldıklarında çekinmesinler. Borç büyük veya küçük olsun, onu süresiyle beraber yazmaya üşenmeyin; bu, Allah katında en doğru, şahidlik için en sağlam ve şüphelenmenizden en uzak olandır. Ancak aranızdaki alışveriş peşin olursa, onu yazmamanızda size bir sorumluluk yoktur. Alışveriş yaptığınızda şahid tutun. Katibe de şahide de zarar verilmesin; eğer zarar verirseniz, o zaman doğru yoldan çıkmış olursunuz. Allah'tan sakının, Allah size öğretiyor; Allah her şeyi bilir.
2:283
۞ وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
كُنتُمْ olur da kuntum
olur da
عَلَىٰ seferde ʿalā
seferde
سَفَرٍۢ a journey safarin
a journey
وَلَمْ bulamazsanız walam
bulamazsanız
تَجِدُوا۟ you find tajidū
you find
كَاتِبًۭا yazacak birini kātiban
yazacak birini
فَرِهَـٰنٌۭ rehinler (yeter) farihānun
rehinler (yeter)
مَّقْبُوضَةٌۭ ۖ alınan maqbūḍatun
alınan
فَإِنْ eğer fa-in
eğer
أَمِنَ güvenirseniz amina
güvenirseniz
بَعْضُكُم biriniz baʿḍukum
biriniz
بَعْضًۭا diğerinize baʿḍan
diğerinize
فَلْيُؤَدِّ ödesin falyu-addi
ödesin
ٱلَّذِى kimse alladhī
kimse
ٱؤْتُمِنَ kendisine güvenilen u'tumina
kendisine güvenilen
أَمَـٰنَتَهُۥ emanetini amānatahu
emanetini
وَلْيَتَّقِ ve korksun walyattaqi
ve korksun
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
رَبَّهُۥ ۗ Rabbi olan rabbahu
Rabbi olan
وَلَا gizlemeyin walā
gizlemeyin
تَكْتُمُوا۟ conceal taktumū
conceal
ٱلشَّهَـٰدَةَ ۚ şahidliği l-shahādata
şahidliği
وَمَن ve kimse waman
ve kimse
يَكْتُمْهَا onu gizleyen yaktum'hā
onu gizleyen
فَإِنَّهُۥٓ şüphesiz o fa-innahu
şüphesiz o
ءَاثِمٌۭ günahkardır āthimun
günahkardır
قَلْبُهُۥ ۗ onun kalbi qalbuhu
onun kalbi
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
تَعْمَلُونَ yaptıklarınız taʿmalūna
yaptıklarınız
عَلِيمٌۭ bilir ʿalīmun
bilir
٢٨٣ (283)
(283)
Eğer yolculukta olup katip bulamazsanız alınan rehin yeter. Şayet birbirinize güvenirseniz, güvenilen kimse borcunu ödesin. Rabbi olan Allah'tan sakınsın. Şahidliği gizlemeyin, onu kim gizlerse şüphesiz kalbi günah işlemiş olur. Allah işlediklerinizi bilir.
2:284
لِّلَّهِ Allah'ındır lillahi
Allah'ındır
مَا ne
ne
فِى varsa
varsa
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerde l-samāwāti
göklerde
وَمَا ve ne wamā
ve ne
فِى varsa
varsa
ٱلْأَرْضِ ۗ yerde l-arḍi
yerde
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
تُبْدُوا۟ açıklasanız da tub'dū
açıklasanız da
مَا şeyi
şeyi
فِىٓ içlerinizdeki
içlerinizdeki
أَنفُسِكُمْ yourselves anfusikum
yourselves
أَوْ veya aw
veya
تُخْفُوهُ gizleseniz de tukh'fūhu
gizleseniz de
يُحَاسِبْكُم sizi hesaba çeker yuḥāsib'kum
sizi hesaba çeker
بِهِ onunla bihi
onunla
ٱللَّهُ ۖ Allah l-lahu
Allah
فَيَغْفِرُ bağışlar fayaghfiru
bağışlar
لِمَن kimseyi liman
kimseyi
يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği
وَيُعَذِّبُ azabeder wayuʿadhibu
azabeder
مَن kimseyi man
kimseyi
يَشَآءُ ۗ dilediği yashāu
dilediği
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
عَلَىٰ her ʿalā
her
كُلِّ every kulli
every
شَىْءٍۢ şeye shayin
şeye
قَدِيرٌ kadirdir qadīrun
kadirdir
٢٨٤ (284)
(284)
Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. İçinizdekini açıklasanız da gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çeker ve dilediğini bağışlar, dilediğine azabeder. Allah her şeye Kadir'dir.
2:285
ءَامَنَ inandı āmana
inandı
ٱلرَّسُولُ Resul l-rasūlu
Resul
بِمَآ şeye bimā
şeye
أُنزِلَ indirilen unzila
indirilen
إِلَيْهِ kendisine ilayhi
kendisine
مِن Rabbinden min
Rabbinden
رَّبِّهِۦ his Lord rabbihi
his Lord
وَٱلْمُؤْمِنُونَ ۚ ve mü'minler (de) wal-mu'minūna
ve mü'minler (de)
كُلٌّ hepsi kullun
hepsi
ءَامَنَ inandı āmana
inandı
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَمَلَـٰٓئِكَتِهِۦ ve meleklerine wamalāikatihi
ve meleklerine
وَكُتُبِهِۦ ve Kitaplarına wakutubihi
ve Kitaplarına
وَرُسُلِهِۦ ve peygamberlerine warusulihi
ve peygamberlerine
لَا ayırdetmeyiz (dediler)
ayırdetmeyiz (dediler)
نُفَرِّقُ we make distinction nufarriqu
we make distinction
بَيْنَ arasını bayna
arasını
أَحَدٍۢ hiçbirini aḥadin
hiçbirini
مِّن O'nun elçilerinden min
O'nun elçilerinden
رُّسُلِهِۦ ۚ His messengers rusulihi
His messengers
وَقَالُوا۟ ve dediler ki waqālū
ve dediler ki
سَمِعْنَا İşittik samiʿ'nā
İşittik
وَأَطَعْنَا ۖ ve ita'at ettik wa-aṭaʿnā
ve ita'at ettik
غُفْرَانَكَ bağışlamanı dileriz ghuf'rānaka
bağışlamanı dileriz
رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
وَإِلَيْكَ sanadır wa-ilayka
sanadır
ٱلْمَصِيرُ dönüş(ümüz) l-maṣīru
dönüş(ümüz)
٢٨٥ (285)
(285)
Peygamber ve inananlar, ona Rabb'inden indirilene inandı. Hepsi Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inandı. "Peygamberleri arasından hiçbirini ayırdetmeyiz, işittik, itaat ettik, Rabbimiz! Affını dileriz, dönüş Sanadır" dediler.
2:286
لَا teklif etmez
teklif etmez
يُكَلِّفُ burden yukallifu
burden
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
نَفْسًا kimseye nafsan
kimseye
إِلَّا başkasını illā
başkasını
وُسْعَهَا ۚ gücünün yettiğinden wus'ʿahā
gücünün yettiğinden
لَهَا (herkesin) kendine lahā
(herkesin) kendine
مَا şey
şey
كَسَبَتْ kazandığı kasabat
kazandığı
وَعَلَيْهَا ve aleyhinedir waʿalayhā
ve aleyhinedir
مَا şey (kötülük)
şey (kötülük)
ٱكْتَسَبَتْ ۗ işlediği ik'tasabat
işlediği
رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
لَا bizi sorumlu tutma
bizi sorumlu tutma
تُؤَاخِذْنَآ take us to task tuākhidh'nā
take us to task
إِن eğer in
eğer
نَّسِينَآ unutursak nasīnā
unutursak
أَوْ ya da aw
ya da
أَخْطَأْنَا ۚ yanılırsak akhṭanā
yanılırsak
رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
وَلَا yük yükleme walā
yük yükleme
تَحْمِلْ lay taḥmil
lay
عَلَيْنَآ bize ʿalaynā
bize
إِصْرًۭا ağır iṣ'ran
ağır
كَمَا gibi kamā
gibi
حَمَلْتَهُۥ yüklediğin ḥamaltahu
yüklediğin
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلَّذِينَ bizden öncekilerin alladhīna
bizden öncekilerin
مِن (were) from min
(were) from
قَبْلِنَا ۚ before us qablinā
before us
رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
وَلَا bize yükleme walā
bize yükleme
تُحَمِّلْنَا lay on us tuḥammil'nā
lay on us
مَا şeyleri
şeyleri
لَا gücümüzün yetmediğimiz
gücümüzün yetmediğimiz
طَاقَةَ (the) strength ṭāqata
(the) strength
لَنَا bizim lanā
bizim
بِهِۦ ۖ ona bihi
ona
وَٱعْفُ ve affet wa-uʿ'fu
ve affet
عَنَّا bizi ʿannā
bizi
وَٱغْفِرْ bağışla wa-igh'fir
bağışla
لَنَا bizi lanā
bizi
وَٱرْحَمْنَآ ۚ bize merhamet et wa-ir'ḥamnā
bize merhamet et
أَنتَ sen anta
sen
مَوْلَىٰنَا bizim sahibimizsin mawlānā
bizim sahibimizsin
فَٱنصُرْنَا bize yardım eyle fa-unṣur'nā
bize yardım eyle
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱلْقَوْمِ toplumuna l-qawmi
toplumuna
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirler l-kāfirīna
kafirler
٢٨٦ (286)
(286)
Allah kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükler; kazandığı iyilik lehine, ettiği kötülük de aleyhinedir. Rabbimiz! Eğer unutacak veya yanılacak olursak bizi sorumlu tutma. Rabbimiz bizden öncekilere yüklediğin gibi, bize de ağır yük yükleme. Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmeyeceği şeyi taşıtma, bizi affet, bizi bağışla, bize acı. Sen Mevlamızsın, kafirlere karşı bize yardım et.