2
Bakara
البقرة
Bakara Suresi (البقرة), Kur’an-ı Kerim’in 2. suresidir — Medeni, 286 ayetten oluşan bir suredir. Medenî sureler hicretten sonra inmiştir ve genellikle ibadet, hukuk ve Müslüman toplum hayatını konu alır.
Bookmarks (0)
No bookmarks yet. Click the bookmark icon next to any ayah to save it.
Besmele
بِسْمِadıylabis'miٱللَّهِAllah'ınl-lahiٱلرَّحْمَـٰنِRahmanl-raḥmāniٱلرَّحِيمِRahiml-raḥīmi
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
2:1
الٓمٓElif Lâm Mîmalif-lam-meem١
Elif, Lam, Mim.
2:2
ذَٰلِكَişte odhālikaٱلْكِتَـٰبُKitapl-kitābuلَاyokturlāرَيْبَ ۛhiç şüpheraybaفِيهِ ۛkendisindefīhiهُدًۭىyol göstericidirhudanلِّلْمُتَّقِينَmüttakiler içinlil'muttaqīna٢
Bu, doğruluğu şüphe götürmeyen ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yol gösteren Kitap'dır.
2:3
ٱلَّذِينَonlar kialladhīnaيُؤْمِنُونَinanırlaryu'minūnaبِٱلْغَيْبِgaybde(gizlide)bil-ghaybiوَيُقِيمُونَve kılarlarwayuqīmūnaٱلصَّلَوٰةَnamazlarınıl-ṣalataوَمِمَّاve şeydenwamimmāرَزَقْنَـٰهُمْkendilerini rızıklandırdığımızrazaqnāhumيُنفِقُونَinfak ederleryunfiqūna٣
Onlar, gaybe inanırlar, namazı kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarfederler.
2:4
وَٱلَّذِينَve onlar kiwa-alladhīnaيُؤْمِنُونَiman ederleryu'minūnaبِمَآşeyebimāأُنزِلَindirilenunzilaإِلَيْكَsanailaykaوَمَآve şeyewamāأُنزِلَindirilenunzilaمِنsenden önceminقَبْلِكَbefore youqablikaوَبِٱلْـَٔاخِرَةِve ahirete dewabil-ākhiratiهُمْonlarhumيُوقِنُونَkesinlikle inanırlaryūqinūna٤
Onlar, sana indirilen Kitap'a da, senden önce indirilenlere de inanırlar; ahirete de yalnız onlar kesinlikle inanırlar.
2:5
أُو۟لَـٰٓئِكَişte onlarulāikaعَلَىٰüzeredirlerʿalāهُدًۭىbir hidayethudanمِّنRablerindenminرَّبِّهِمْ ۖtheir Lordrabbihimوَأُو۟لَـٰٓئِكَve iştewa-ulāikaهُمُonlardırhumuٱلْمُفْلِحُونَumduklarına erenlerl-muf'liḥūna٥
İşte Rab'lerinin yolunda olanlar ve saadete erişenler bunlardır.
2:6
إِنَّelbetteinnaٱلَّذِينَkialladhīnaكَفَرُوا۟inkar edenlerkafarūسَوَآءٌeşittirsawāonعَلَيْهِمْonlaraʿalayhimءَأَنذَرْتَهُمْonları uyarmana-andhartahumأَمْyadaamلَمْuyarmasan dalamتُنذِرْهُمْyou warn themtundhir'humلَاinanmazlarlāيُؤْمِنُونَthey believeyu'minūna٦
Şüphe yok ki, inkar edenleri, başlarına gelecekle uyarsan da uyarmasan da birdir, inanmazlar.
2:7
خَتَمَmühürlemiştirkhatamaٱللَّهُAllahl-lahuعَلَىٰüzeriniʿalāقُلُوبِهِمْkalblerininqulūbihimوَعَلَىٰve üzeriniwaʿalāسَمْعِهِمْ ۖkulaklarınınsamʿihimوَعَلَىٰٓve üzerinewaʿalāأَبْصَـٰرِهِمْgözlerininabṣārihimغِشَـٰوَةٌۭ ۖperde inmiştirghishāwatunوَلَهُمْOnlar için vardırwalahumعَذَابٌbir azabʿadhābunعَظِيمٌۭbüyükʿaẓīmun٧
Allah onların kalblerini ve kulaklarını mühürlemiştir, gözlerinde de perde vardır ve büyük azab onlar içindir.
2:8
وَمِنَvewaminaٱلنَّاسِinsanlardanl-nāsiمَنöyleleri demanيَقُولُderleryaqūluءَامَنَّاinandıkāmannāبِٱللَّهِAllahabil-lahiوَبِٱلْيَوْمِve gününewabil-yawmiٱلْـَٔاخِرِahiretl-ākhiriوَمَاolmadıkları haldewamāهُمonlarhumبِمُؤْمِنِينَinanıyorbimu'minīna٨
İnsanlardan, inanmadıkları halde, "Allah'a ve ahiret gününe inandık" diyenler vardır.
2:9
يُخَـٰدِعُونَaldatmağa çalışırlaryukhādiʿūnaٱللَّهَAllah'ıl-lahaوَٱلَّذِينَve kimseleriwa-alladhīnaءَامَنُوا۟inananāmanūوَمَاaldatamazlarwamāيَخْدَعُونَthey deceiveyakhdaʿūnaإِلَّآbaşkasınıillāأَنفُسَهُمْkendilerindenanfusahumوَمَاdeğillerwamāيَشْعُرُونَfarkındayashʿurūna٩
Bunlar Allah'ı ve inananları aldatmaya çalışırlar, oysa sadece kendilerini aldatırlar da farkında değildirler.
2:10
فِىonların kablerindefīقُلُوبِهِمtheir heartsqulūbihimمَّرَضٌۭhastalık vardırmaraḍunفَزَادَهُمُartırmıştırfazādahumuٱللَّهُAllahl-lahuمَرَضًۭا ۖhastalıklarınımaraḍanوَلَهُمْonlara vardırwalahumعَذَابٌbir azabʿadhābunأَلِيمٌۢacıalīmunبِمَاötürübimāكَانُوا۟olduklarındankānūيَكْذِبُونَyalancıyakdhibūna١٠
Kalblerinde hastalık vardır, Allah hastalıklarını artırmıştır. Yalan söyleye geldikleri için onlara elem verici azab vardır.
2:11
وَإِذَاzamanwa-idhāقِيلَdenildiğiqīlaلَهُمْonlaralahumلَاyapmayınlāتُفْسِدُوا۟bozgunculuktuf'sidūفِىyeryüzündefīٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiقَالُوٓا۟derlerqālūإِنَّمَاsadeceinnamāنَحْنُbiznaḥnuمُصْلِحُونَdüzelticilerizmuṣ'liḥūna١١
Kendilerine: "Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın" dendiği zaman, "Bizler sadece ıslah edicileriz" derler.
2:12
أَلَآİyi bilin kialāإِنَّهُمْmuhakkakinnahumهُمُonlarhumuٱلْمُفْسِدُونَbozgunculardırl-muf'sidūnaوَلَـٰكِنfakatwalākinلَّاdeğildirlāيَشْعُرُونَanlayanlardanyashʿurūna١٢
İyi bilin ki, asıl bozguncular kendileridir, lakin farkında değillerdir.
2:13
وَإِذَاzamanwa-idhāقِيلَdenildiğiqīlaلَهُمْonlaralahumءَامِنُوا۟iman edināminūكَمَآgibikamāءَامَنَinandıklarıāmanaٱلنَّاسُinsanlarınl-nāsuقَالُوٓا۟derlerqālūأَنُؤْمِنُinanır mıyız?anu'minuكَمَآgibikamāءَامَنَinandığıāmanaٱلسُّفَهَآءُ ۗbeyinsizlerinl-sufahāuأَلَآiyi bilin kialāإِنَّهُمْdoğrusu onlardırinnahumهُمُonlarhumuٱلسُّفَهَآءُasıl beyinsizlerl-sufahāuوَلَـٰكِنfakatwalākinلَّاdeğildirlāيَعْلَمُونَbilenlerdenyaʿlamūna١٣
Onlara "Müslümanların inandığı gibi siz de inanın" denilince de, "Beyinsizlerin inandığı gibi mi inanalım?" derler; iyi bilin ki asıl beyinsizler kendileridir, fakat bilmezler.
2:14
وَإِذَاzamanwa-idhāلَقُوا۟rastladıklarılaqūٱلَّذِينَkimselerealladhīnaءَامَنُوا۟inananāmanūقَالُوٓا۟derlerqālūءَامَنَّاinandıkāmannāوَإِذَاve zamanwa-idhāخَلَوْا۟yalnız kaldıklarıkhalawإِلَىٰileilāشَيَـٰطِينِهِمْşeytanlarıshayāṭīnihimقَالُوٓا۟derlerqālūإِنَّاşüphesiz bizinnāمَعَكُمْsizinle beraberizmaʿakumإِنَّمَاelbette sadeceinnamāنَحْنُbiznaḥnuمُسْتَهْزِءُونَ(onlarla) alay ediyoruzmus'tahziūna١٤
İnananlara rastladıkları zaman, "İnandık" derler, elebaşılarıyla baş başa kaldıklarında, "Biz şüphesiz sizinleyiz, onlarla sadece alay etmekteyiz" derler.
2:15
ٱللَّهُAllahal-lahuيَسْتَهْزِئُalay ederyastahzi-uبِهِمْkendileriylebihimوَيَمُدُّهُمْve onları bırakırwayamudduhumفِىiçindefīطُغْيَـٰنِهِمْtaşkınlarıṭugh'yānihimيَعْمَهُونَbocalayıp dururlaryaʿmahūna١٥
Onlarla Allah alay eder ve taşkınlıkları içinde bocalar durumda bırakır.
2:16
أُو۟لَـٰٓئِكَişte onlarulāikaٱلَّذِينَsatın aldılaralladhīnaٱشْتَرَوُا۟boughtish'tarawūٱلضَّلَـٰلَةَsapıklığıl-ḍalālataبِٱلْهُدَىٰhidayet karşılığındabil-hudāفَمَاetmedifamāرَبِحَتkârrabiḥatتِّجَـٰرَتُهُمْticaretleritijāratuhumوَمَاve değildirwamāكَانُوا۟olanlardankānūمُهْتَدِينَdoğru yolu bulanmuh'tadīna١٦
Onlar, doğruluk yerine sapıklığı aldılar da alışverişleri kar getirmedi; doğru yolu bulamamışlardı.
2:17
مَثَلُهُمْOnların durumumathaluhumكَمَثَلِdurumu gibidirkamathaliٱلَّذِىkişininalladhīٱسْتَوْقَدَyakanis'tawqadaنَارًۭاateşnāranفَلَمَّآne zaman kifalammāأَضَآءَتْaydınlatıraḍāatمَاçevresinimāحَوْلَهُۥ(was) around himḥawlahuذَهَبَgiderdidhahabaٱللَّهُAllahl-lahuبِنُورِهِمْonların nurunubinūrihimوَتَرَكَهُمْve onları bıraktıwatarakahumفِىiçindefīظُلُمَـٰتٍۢkaranlıklarẓulumātinلَّاdeğildirlāيُبْصِرُونَgörenlerdenyub'ṣirūna١٧
Onlar, çevresini aydınlatmak için ateş yakan kimseye benzerler ki, Allah ışıklarını yok edince, onları karanlıklar içinde görmez bir halde bırakmıştır.
2:18
صُمٌّۢsağırdırlarṣummunبُكْمٌdilsizdirlerbuk'munعُمْىٌۭkördürlerʿum'yunفَهُمْonlarfahumلَاdeğildirlāيَرْجِعُونَdönecekyarjiʿūna١٨
Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, bu yüzden doğru yola dönmezler.
2:19
أَوْya da (onlar)awكَصَيِّبٍۢboşanan yağmur gibikaṣayyibinمِّنَgöktenminaٱلسَّمَآءِthe skyl-samāiفِيهِiçindefīhiظُلُمَـٰتٌۭkaranlıklarẓulumātunوَرَعْدٌۭve gök gürlemesiwaraʿdunوَبَرْقٌۭve şimşek (ler)wabarqunيَجْعَلُونَtıkarlaryajʿalūnaأَصَـٰبِعَهُمْparmaklarınıaṣābiʿahumفِىٓiçinefīءَاذَانِهِمkulaklarıādhānihimمِّنَyıldırım seslerindenminaٱلصَّوَٰعِقِthe thunderclapsl-ṣawāʿiqiحَذَرَkorkusuylaḥadharaٱلْمَوْتِ ۚölüml-mawtiوَٱللَّهُoysa Allahwal-lahuمُحِيطٌۢtamamen kuşatmıştırmuḥīṭunبِٱلْكَـٰفِرِينَinkarcılarıbil-kāfirīna١٩
Bir kısmı da, karanlıklarda, gök gürlemeleri ve şimşek arasında gökten boşanan sağanağa tutulup, yıldırımlardan ölmek korkusu ile parmaklarını kulaklarına tıkayan kimseye benzer.
2:20
يَكَادُneredeyseyakāduٱلْبَرْقُşimşekl-barquيَخْطَفُkapıverecekyakhṭafuأَبْصَـٰرَهُمْ ۖgözleriniabṣārahumكُلَّمَآzamankullamāأَضَآءَaydınlattığıaḍāaلَهُمonlarılahumمَّشَوْا۟yürürlermashawفِيهِo(nun ışığı)ndafīhiوَإِذَآzamanwa-idhāأَظْلَمَkaranlık çöktüğüaẓlamaعَلَيْهِمْüzerlerineʿalayhimقَامُوا۟ ۚdikilip kalırlarqāmūوَلَوْeğerwalawشَآءَdileseydishāaٱللَّهُAllahl-lahuلَذَهَبَelbette götürürdüladhahabaبِسَمْعِهِمْişitmelerinibisamʿihimوَأَبْصَـٰرِهِمْ ۚve görmeleriniwa-abṣārihimإِنَّŞüphesizinnaٱللَّهَAllah'ınl-lahaعَلَىٰüzerineʿalāكُلِّherkulliشَىْءٍۢşeyshayinقَدِيرٌۭgücü yeterqadīrun٢٠
Şimşeğin çakması neredeyse gözlerini alır; onları aydınlattıkça ışığında yürürler ve üzerlerine karanlık basınca durakalırlar. Allah dileseydi işitme ve görmelerini giderirdi. Doğrusu Allah her şeye Kadir'dir.
2:21
يَـٰٓأَيُّهَاEy!yāayyuhāٱلنَّاسُinsanlarl-nāsuٱعْبُدُوا۟kulluk edinuʿ'budūرَبَّكُمُRabbinizerabbakumuٱلَّذِىo ki;alladhīخَلَقَكُمْsizi yarattıkhalaqakumوَٱلَّذِينَve o ki;wa-alladhīnaمِنsizden öncekileriminقَبْلِكُمْbefore youqablikumلَعَلَّكُمْbelkilaʿallakumتَتَّقُونَkorunursunuztattaqūna٢١
Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz ki, O'na karşı gelmekten korunmuş olabilesiniz.
2:22
ٱلَّذِىO (Rabb) kialladhīجَعَلَkıldıjaʿalaلَكُمُsizin içinlakumuٱلْأَرْضَyeril-arḍaفِرَٰشًۭاdöşekfirāshanوَٱلسَّمَآءَve göğüwal-samāaبِنَآءًۭbinabināanوَأَنزَلَve indirdiwa-anzalaمِنَgöktenminaٱلسَّمَآءِthe skyl-samāiمَآءًۭsumāanفَأَخْرَجَçıkardıfa-akhrajaبِهِۦonunlabihiمِنَçeşitli ürünlerdenminaٱلثَّمَرَٰتِthe fruitsl-thamarātiرِزْقًۭاrızık olarakriz'qanلَّكُمْ ۖsizin içinlakumفَلَاöyleysefalāتَجْعَلُوا۟koşmayıntajʿalūلِلَّهِAllah'alillahiأَندَادًۭاeşler (denk)andādanوَأَنتُمْve siz dewa-antumتَعْلَمُونَbile biletaʿlamūna٢٢
O, yeryüzünü size bir döşek ve göğü de bir bina kıldı. Gökten su indirip onunla size rızık olmak üzere ürünler meydana getirdi; artık Allah'a, bile bile eş koşmayın.
2:23
وَإِنeğerwa-inكُنتُمْisenizkuntumفِىiçindefīرَيْبٍۢşüpheraybinمِّمَّاsana indirdiğimizdenmimmāنَزَّلْنَاWe have revealednazzalnāعَلَىٰkulumuz (Muhammed)eʿalāعَبْدِنَاOur slaveʿabdināفَأْتُوا۟haydi getirinfatūبِسُورَةٍۢbir surebisūratinمِّنonun gibiminمِّثْلِهِۦlike itmith'lihiوَٱدْعُوا۟ve çağırınwa-id'ʿūشُهَدَآءَكُمşahitlerinizishuhadāakumمِّنbaşkadanminدُونِother thandūniٱللَّهِAllahl-lahiإِنeğerinكُنتُمْisenizkuntumصَـٰدِقِينَdoğruṣādiqīna٢٣
Kulumuza indirdiğimiz Kuran'dan şüphe ediyorsanız, siz de onun benzeri bir sure meydana getirin; eğer doğru sözlü iseniz, Allah'tan başka, güvendiklerinizi de yardıma çağırın.
2:24
فَإِنyok eğerfa-inلَّمْyapmadınızsalamتَفْعَلُوا۟you dotafʿalūوَلَنki aslawalanتَفْعَلُوا۟yapamayacaksınıztafʿalūفَٱتَّقُوا۟o halde sakınınfa-ittaqūٱلنَّارَateştenl-nāraٱلَّتِىkiallatīوَقُودُهَاonun yakıtıwaqūduhāٱلنَّاسُinsanlarl-nāsuوَٱلْحِجَارَةُ ۖve taşlardırwal-ḥijāratuأُعِدَّتْhazırlanmışuʿiddatلِلْكَـٰفِرِينَinkarcılar içinlil'kāfirīna٢٤
Yapamazsanız ki yapamayacaksınız o takdirde, inkar edenler için hazırlanan ve yakıtı insanlarla taş olan ateşten sakının.
2:25
وَبَشِّرِve müjdelewabashiriٱلَّذِينَkimselerialladhīnaءَامَنُوا۟inananāmanūوَعَمِلُوا۟ve işleyenwaʿamilūٱلصَّـٰلِحَـٰتِsalih işlerl-ṣāliḥātiأَنَّmuhakkakannaلَهُمْonlar için vardırlahumجَنَّـٰتٍۢcennetlerjannātinتَجْرِىakantajrīمِنaltlarındanminتَحْتِهَاunder themtaḥtihāٱلْأَنْهَـٰرُ ۖırmaklarl-anhāruكُلَّمَاherkullamāرُزِقُوا۟rızıklandırıldıklarındaruziqūمِنْهَاonlardakimin'hāمِنmeyvedenminثَمَرَةٍۢfruitthamaratinرِّزْقًۭا ۙrızk olarakriz'qanقَالُوا۟derlerqālūهَـٰذَاBuhādhāٱلَّذِىşeydiralladhīرُزِقْنَاrızıklandığımızruziq'nāمِنdaha öncedenminقَبْلُ ۖbeforeqabluوَأُتُوا۟verilmiştirwa-utūبِهِۦonlarabihiمُتَشَـٰبِهًۭا ۖona benzermutashābihanوَلَهُمْOnlar için vardırwalahumفِيهَآoradafīhāأَزْوَٰجٌۭeşlerazwājunمُّطَهَّرَةٌۭ ۖtertemizmuṭahharatunوَهُمْve onlarwahumفِيهَاoradafīhāخَـٰلِدُونَebedi kalacaklardırkhālidūna٢٥
İnananlar ve yararlı işler yapanlara, kendilerine altlarından ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele. Onlara buranın bir ürünü rızık olarak verildiğinde, "Bu daha önce de rızıklandığımızdır" derler. Bunlar, söylediklerinin benzerleri olarak sunulmuştur. Onlara orada tertemiz eşler vardır ve orada temelli kalırlar.
2:26
۞ إِنَّmuhakkakinnaٱللَّهَAllahl-lahaلَاdeğildirlāيَسْتَحْىِۦٓçekinecekyastaḥyīأَنmisal vermektenanيَضْرِبَset forthyaḍribaمَثَلًۭاbir örneğimathalanمَّاgibimāبَعُوضَةًۭbir sivrisineğibaʿūḍatanفَمَاhatta olanıfamāفَوْقَهَا ۚonun da üstündefawqahāفَأَمَّاgerçektenfa-ammāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَامَنُوا۟inananāmanūفَيَعْلَمُونَbilirlerfayaʿlamūnaأَنَّهُkesinlikle oannahuٱلْحَقُّhaktır (gerçektir)l-ḥaquمِنRablerindenminرَّبِّهِمْ ۖtheir Lordrabbihimوَأَمَّاve isewa-ammāٱلَّذِينَedenleralladhīnaكَفَرُوا۟inkarkafarūفَيَقُولُونَderler kifayaqūlūnaمَاذَآneyimādhāأَرَادَistedi (kasdetti)arādaٱللَّهُAllahl-lahuبِهَـٰذَاbubihādhāمَثَلًۭا ۘmisallemathalanيُضِلُّsaptırıryuḍilluبِهِۦonunlabihiكَثِيرًۭاbir çoğunukathīranوَيَهْدِىve yine yola getirirwayahdīبِهِۦonunlabihiكَثِيرًۭا ۚbir çoğunukathīranوَمَاsaptırmazwamāيُضِلُّHe lets go astrayyuḍilluبِهِۦٓonunlabihiإِلَّاbaşkasınıillāٱلْفَـٰسِقِينَfasıklardanl-fāsiqīna٢٦
Allah sivrisineği ve onun üstününü misal olarak vermekten çekinmez. İnananlar bunun Rablerinden bir gerçek olduğunu bilirler. İnkar edenler ise "Allah bu misalle neyi murad etti?" derler, O, bu misalle birçoğunu saptırır, birçoğunu da yola getirir. Onunla saptırdığı yalnız fasıklardır ki onlar Allah'la yapılan sözleşmeyi kabulden sonra bozarlar. Allah'ın birleştirilmesini buyurduğu şeyi ayırırlar ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar; zarara uğrayanlar işte onlardır.
2:27
ٱلَّذِينَonlar kialladhīnaيَنقُضُونَbozarlaryanquḍūnaعَهْدَ(verdikleri) sözüʿahdaٱللَّهِAllah'al-lahiمِنۢsonradanminبَعْدِafterbaʿdiمِيثَـٰقِهِۦsöz verip bağlandıktanmīthāqihiوَيَقْطَعُونَve keserlerwayaqṭaʿūnaمَآşeyimāأَمَرَemrettiğiamaraٱللَّهُAllah'ınl-lahuبِهِۦٓkendisiylebihiأَنbirleştirmesinianيُوصَلَbe joinedyūṣalaوَيُفْسِدُونَve bozgunculuk yaparlarwayuf'sidūnaفِىyeryüzündefīٱلْأَرْضِ ۚthe earthl-arḍiأُو۟لَـٰٓئِكَişteulāikaهُمُonlardırhumuٱلْخَـٰسِرُونَziyana uğrayanlarl-khāsirūna٢٧
Allah sivrisineği ve onun üstününü misal olarak vermekten çekinmez. İnananlar bunun Rablerinden bir gerçek olduğunu bilirler. İnkar edenler ise "Allah bu misalle neyi murad etti?" derler, O, bu misalle birçoğunu saptırır, birçoğunu da yola getirir. Onunla saptırdığı yalnız fasıklardır ki onlar Allah'la yapılan sözleşmeyi kabulden sonra bozarlar. Allah'ın birleştirilmesini buyurduğu şeyi ayırırlar ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar; zarara uğrayanlar işte onlardır.
2:28
كَيْفَnasılkayfaتَكْفُرُونَinkar edersiniztakfurūnaبِٱللَّهِAllah'abil-lahiوَكُنتُمْsiz ikenwakuntumأَمْوَٰتًۭاölüleramwātanفَأَحْيَـٰكُمْ ۖO sizi dirilttifa-aḥyākumثُمَّsonrathummaيُمِيتُكُمْöldürecekyumītukumثُمَّsonrathummaيُحْيِيكُمْdiriltecekyuḥ'yīkumثُمَّsonrathummaإِلَيْهِO'nailayhiتُرْجَعُونَdöndürüleceksiniztur'jaʿūna٢٨
Ölü idiniz sizleri diriltti, sonra öldürecek sonra tekrar diriltecek ve sonunda O'na döneceksiniz; öyleyken Allah'ı nasıl inkar edersiniz?
2:29
هُوَOhuwaٱلَّذِىkialladhīخَلَقَyarattıkhalaqaلَكُمsizin içinlakumمَّاnemāفِىvarsafīٱلْأَرْضِyeryüzündel-arḍiجَمِيعًۭاhepsinijamīʿanثُمَّsonrathummaٱسْتَوَىٰٓyöneldiis'tawāإِلَىgökeilāٱلسَّمَآءِthe heavenl-samāiفَسَوَّىٰهُنَّonları düzenledifasawwāhunnaسَبْعَyedisabʿaسَمَـٰوَٰتٍۢ ۚgök (olarak)samāwātinوَهُوَve Owahuwaبِكُلِّherbikulliشَىْءٍşeyishayinعَلِيمٌۭbilirʿalīmun٢٩
Yerde olanların hepsini; sizin için yaratan O'dur. Sonra, göğe doğru yönelerek yedi gök olarak onları düzenlemiştir. O her şeyi bilir.
2:30
وَإِذْbir zamanlarwa-idhقَالَdedi kiqālaرَبُّكَRabbinrabbukaلِلْمَلَـٰٓئِكَةِmeleklerelil'malāikatiإِنِّىşüphesiz beninnīجَاعِلٌۭyaratacağımjāʿilunفِىyeryüzündefīٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiخَلِيفَةًۭ ۖbir halifekhalīfatanقَالُوٓا۟dediler (melekler)qālūأَتَجْعَلُmi yaratacaksın?atajʿaluفِيهَاoradafīhāمَنkimsemanيُفْسِدُbozgunculuk yapanyuf'siduفِيهَاoradafīhāوَيَسْفِكُdökenwayasfikuٱلدِّمَآءَkanl-dimāaوَنَحْنُoysa bizwanaḥnuنُسَبِّحُtesbih ediyornusabbiḥuبِحَمْدِكَseni överekbiḥamdikaوَنُقَدِّسُve takdis ediyoruzwanuqaddisuلَكَ ۖsenilakaقَالَdediqālaإِنِّىٓşüphesiz beninnīأَعْلَمُbilirimaʿlamuمَاşeylerimāلَاdeğilsinizlāتَعْلَمُونَsiz biliyortaʿlamūna٣٠
Rabbin meleklere "Ben yeryüzünde bir halife var edeceğim" demişti; melekler, "Orada bozgunculuk yapacak, kanlar akıtacak birini mi var edeceksin? Oysa biz Seni överek yüceltiyor ve Seni devamlı takdis ediyoruz" dediler; Allah "Ben şüphesiz sizin bilmediklerinizi bilirim" dedi.
2:31
وَعَلَّمَve öğrettiwaʿallamaءَادَمَAdem'eādamaٱلْأَسْمَآءَisimleril-asmāaكُلَّهَاbütünkullahāثُمَّsonrathummaعَرَضَهُمْonları sunupʿaraḍahumعَلَىmeleklereʿalāٱلْمَلَـٰٓئِكَةِthe angelsl-malāikatiفَقَالَve dedifaqālaأَنۢبِـُٔونِىbana söyleyinanbiūnīبِأَسْمَآءِisimlerinibi-asmāiهَـٰٓؤُلَآءِonlarınhāulāiإِنeğerinكُنتُمْisenizkuntumصَـٰدِقِينَdoğru kimselerṣādiqīna٣١
Ve Adem'e bütün isimleri öğretti, sonra eşyayı meleklere gösterdi. "Eğer sözünüzde samimi iseniz bunların isimlerini bana söyleyin" dedi.
2:32
قَالُوا۟dediler kiqālūسُبْحَـٰنَكَSeni tesbih ederizsub'ḥānakaلَاyokturlāعِلْمَbilgimizʿil'maلَنَآbizimlanāإِلَّاbaşkaillāمَاşeydenmāعَلَّمْتَنَآ ۖbize öğrettiğinʿallamtanāإِنَّكَşüphesiz seninnakaأَنتَsenantaٱلْعَلِيمُbilensinl-ʿalīmuٱلْحَكِيمُhakim olansınl-ḥakīmu٣٢
Cevap verdiler: "Sen münezzehsin, öğrettiğinden başka bizim bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz Sen hem bilensin, hem Hakim'sin".
2:33
قَالَ(Allah) dedi kiqālaيَـٰٓـَٔادَمُey Ademyāādamuأَنۢبِئْهُمbunlara haber veranbi'humبِأَسْمَآئِهِمْ ۖonların isimlerinibi-asmāihimفَلَمَّآne zaman kifalammāأَنۢبَأَهُمbunlara haber verinceanba-ahumبِأَسْمَآئِهِمْonların isimlerinibi-asmāihimقَالَ(Allah) dedi kiqālaأَلَمْdeğil miydim?alamأَقُلsize demişaqulلَّكُمْsizelakumإِنِّىٓşüphesiz beninnīأَعْلَمُbilirimaʿlamuغَيْبَgayblarınıghaybaٱلسَّمَـٰوَٰتِgöklerinl-samāwātiوَٱلْأَرْضِve yerinwal-arḍiوَأَعْلَمُve bilirimwa-aʿlamuمَاşeylerimāتُبْدُونَsizin açıkladıklarınıztub'dūnaوَمَاve şeyleriwamāكُنتُمْolduğunuzkuntumتَكْتُمُونَgizlemektetaktumūna٣٣
Allah "Ey Adem onlara isimlerini söyle" dedi. Adem isimlerini söyleyince, Allah "Ben gökler ve yerde görünmeyeni biliyorum, sizin açıkladığınızı ve gizlemekte olduğunuzu da bilirim, diye size söylememiş miydim?" dedi.
2:34
وَإِذْhaniwa-idhقُلْنَاdemiştikqul'nāلِلْمَلَـٰٓئِكَةِMeleklerelil'malāikatiٱسْجُدُوا۟secde edinus'judūلِـَٔادَمَAdem'eliādamaفَسَجَدُوٓا۟hemen secde ettilerfasajadūإِلَّآhariçillāإِبْلِيسَİblisib'līsaأَبَىٰkaçındıabāوَٱسْتَكْبَرَve kibirlendiwa-is'takbaraوَكَانَve olduwakānaمِنَinkarcılardanminaٱلْكَـٰفِرِينَthe disbelieversl-kāfirīna٣٤
Meleklere, "Adem'e secde edin" demiştik, İblis müstesna hepsi secde ettiler, o ise kaçındı, büyüklük tasladı ve inkar edenlerden oldu.
2:35
وَقُلْنَاve dedik kiwaqul'nāيَـٰٓـَٔادَمُey Ademyāādamuٱسْكُنْoturunus'kunأَنتَsenantaوَزَوْجُكَve eşinwazawjukaٱلْجَنَّةَcennettel-janataوَكُلَاve yeyinwakulāمِنْهَاondanmin'hāرَغَدًاbol bolraghadanحَيْثُyerdeḥaythuشِئْتُمَاdilediğinizshi'tumāوَلَاyaklaşmayınwalāتَقْرَبَا[you two] approachtaqrabāهَـٰذِهِşuhādhihiٱلشَّجَرَةَağacal-shajarataفَتَكُونَاolursunuzfatakūnāمِنَzalimlerdenminaٱلظَّـٰلِمِينَthe wrongdoersl-ẓālimīna٣٥
"Ey Adem! Eşin ve sen cennette kal, orada olandan istediğiniz yerde bol bol yiyin, yalnız şu ağaca yaklaşmayın; yoksa zalimlerden olursunuz" dedik.
2:36
فَأَزَلَّهُمَاonlar(ın ayağın)ı kaydırdıfa-azallahumāٱلشَّيْطَـٰنُşeytanl-shayṭānuعَنْهَاoradanʿanhāفَأَخْرَجَهُمَاçıkardıfa-akhrajahumāمِمَّاyerdenmimmāكَانَاbulunduklarıkānāفِيهِ ۖiçindefīhiوَقُلْنَاve dedik kiwaqul'nāٱهْبِطُوا۟ininih'biṭūبَعْضُكُمْkiminizbaʿḍukumلِبَعْضٍkiminizelibaʿḍinعَدُوٌّۭ ۖdüşman olarakʿaduwwunوَلَكُمْsizin için vardırwalakumفِىyeryüzündefīٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiمُسْتَقَرٌّۭkalmakmus'taqarrunوَمَتَـٰعٌve nimetwamatāʿunإِلَىٰbir süreilāحِينٍۢa periodḥīnin٣٦
Şeytan oradan ikisinin de ayağını kaydırttı, onları bulundukları yerden çıkardı, onlara "Birbirinize düşman olarak inin, yeryüzünde bir müddet için yerleşip geçineceksiniz" dedik.
2:37
فَتَلَقَّىٰٓderken aldıfatalaqqāءَادَمُAdemādamuمِنRabbindenminرَّبِّهِۦhis Lordrabbihiكَلِمَـٰتٍۢkelimelerkalimātinفَتَابَtevbesini kabul ettifatābaعَلَيْهِ ۚonunʿalayhiإِنَّهُۥşüphesizinnahuهُوَOhuwaٱلتَّوَّابُtevbeyi çok kabul edendirl-tawābuٱلرَّحِيمُçok esirgeyendirl-raḥīmu٣٧
Adem, Rabbi'nden emirler aldı; onları yerine getirdi. Rabb'i de bunun üzerine tevbesini kabul etti. Şüphesiz o tevbeleri daima kabul edendir, merhametli olandır.
2:38
قُلْنَاdedikqul'nāٱهْبِطُوا۟ininih'biṭūمِنْهَاoradanmin'hāجَمِيعًۭا ۖhepinizjamīʿanفَإِمَّاzamanfa-immāيَأْتِيَنَّكُمsize geldiğiyatiyannakumمِّنِّىbendenminnīهُدًۭىbir hidayethudanفَمَنkimlerfamanتَبِعَuyarsatabiʿaهُدَاىَbenim hidayetimehudāyaفَلَاartık yokturfalāخَوْفٌbir korkukhawfunعَلَيْهِمْonlaraʿalayhimوَلَاve olmazlarwalāهُمْonlarhumيَحْزَنُونَüzülenlerdenyaḥzanūna٣٨
"İnin oradan hepiniz, tarafımdan size bir yol gösteren gelecektir; Benim yoluma uyanlar için artık korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir" dedik.
2:39
وَٱلَّذِينَve kimselerwa-alladhīnaكَفَرُوا۟inkar edenkafarūوَكَذَّبُوا۟ve yalanlayanwakadhabūبِـَٔايَـٰتِنَآayetlerimizibiāyātināأُو۟لَـٰٓئِكَişte onlarulāikaأَصْحَـٰبُhalkıdıraṣḥābuٱلنَّارِ ۖateşl-nāriهُمْonlarhumفِيهَاoradafīhāخَـٰلِدُونَebedi kalacaklardırkhālidūna٣٩
İnkar eden kimseler ve ayetlerimizi yalan sayanlar cehennemlik olanlardır, onlar orada temelli kalacaklardır.
2:40
يَـٰبَنِىٓey oğullarıyābanīإِسْرَٰٓءِيلَİsrailis'rāīlaٱذْكُرُوا۟hatırlayınudh'kurūنِعْمَتِىَni'metleriniʿ'matiyaٱلَّتِىٓo ki;allatīأَنْعَمْتُni'metlendirdimanʿamtuعَلَيْكُمْsizleriʿalaykumوَأَوْفُوا۟ve tutunwa-awfūبِعَهْدِىٓbana verdiğiniz sözübiʿahdīأُوفِben de tutayımūfiبِعَهْدِكُمْsize verdiğim sözübiʿahdikumوَإِيَّـٰىَve sadece bendenwa-iyyāyaفَٱرْهَبُونِkorkunfa-ir'habūni٤٠
Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti hatırlayın ve ahdimi yerine getirin ki Ben de yerine getireyim; yoksa benden korkun.
2:41
وَءَامِنُوا۟ve inanınwaāminūبِمَآşeyebimāأَنزَلْتُindirdiğimanzaltuمُصَدِّقًۭاdoğrulayıcı olarakmuṣaddiqanلِّمَاbulunanılimāمَعَكُمْsizin yanınızdamaʿakumوَلَاve olmayınwalāتَكُونُوٓا۟betakūnūأَوَّلَilkawwalaكَافِرٍۭinkar edenkāfirinبِهِۦ ۖonubihiوَلَاve satmayınwalāتَشْتَرُوا۟exchangetashtarūبِـَٔايَـٰتِىbenim ayetlerimibiāyātīثَمَنًۭاbedelethamananقَلِيلًۭاazıcıkqalīlanوَإِيَّـٰىَve bendenwa-iyyāyaفَٱتَّقُونِsakınınfa-ittaqūni٤١
Yanınızdaki Tevrat'ı tasdik ederek indirdiğim Kuran'a, inanın; onu ilk inkar edenler siz olmayın, ayetlerimi hiçbir değere karşılık değiştirmeyin ve bile bile hakkı gizlemeyin.
2:42
وَلَاve katıştırmayınwalāتَلْبِسُوا۟mixtalbisūٱلْحَقَّgerçeğil-ḥaqaبِٱلْبَـٰطِلِbatıllabil-bāṭiliوَتَكْتُمُوا۟ve gizlemeyinwataktumūٱلْحَقَّhakkıl-ḥaqaوَأَنتُمْsizwa-antumتَعْلَمُونَbildiğiniz haldetaʿlamūna٤٢
Hakkı batıla karıştırmayın ve bile bile hakkı gizlemeyin.
2:43
وَأَقِيمُوا۟ve kılınwa-aqīmūٱلصَّلَوٰةَnamazıl-ṣalataوَءَاتُوا۟ve verinwaātūٱلزَّكَوٰةَzekatıl-zakataوَٱرْكَعُوا۟ve ruku edinwa-ir'kaʿūمَعَberabermaʿaٱلرَّٰكِعِينَrüku edenlerlel-rākiʿīna٤٣
Namazı kılın, zekatı verin, rüku edenlerle birlikte rüku edin.
2:44
۞ أَتَأْمُرُونَemir mi ediyorsunuzatamurūnaٱلنَّاسَinsanlaral-nāsaبِٱلْبِرِّiyiliğibil-biriوَتَنسَوْنَunutuyorsunuz dawatansawnaأَنفُسَكُمْkendinizianfusakumوَأَنتُمْve sizwa-antumتَتْلُونَokuduğunuz haldetatlūnaٱلْكِتَـٰبَ ۚKitabıl-kitābaأَفَلَاhâlâafalāتَعْقِلُونَaklınızı kullanmıyor musunuz?taʿqilūna٤٤
Kitap'ı okuyup durduğunuz halde kendinizi unutur da başkalarına mı iyilikle emredersiniz? Düşünmez misiniz?
2:45
وَٱسْتَعِينُوا۟yardım dileyinwa-is'taʿīnūبِٱلصَّبْرِsabırlabil-ṣabriوَٱلصَّلَوٰةِ ۚve namazlawal-ṣalatiوَإِنَّهَاşüphesiz buwa-innahāلَكَبِيرَةٌağır gelirlakabīratunإِلَّاbaşkasınaillāعَلَىsaygı gösterenlerdenʿalāٱلْخَـٰشِعِينَthe humble onesl-khāshiʿīna٤٥
Sabır ve namazla Allah'a sığınıp yardım isteyin; Rablerine kavuşacaklarını ve Ona döneceklerini umanlar ve huşu duyanlardan başkasına namaz elbette ağır gelir.
2:46
ٱلَّذِينَonlar kialladhīnaيَظُنُّونَbilirleryaẓunnūnaأَنَّهُمşüphesiz onlarannahumمُّلَـٰقُوا۟kavuşacaklardırmulāqūرَبِّهِمْRablerinerabbihimوَأَنَّهُمْve gerçekten onlarwa-annahumإِلَيْهِO'nailayhiرَٰجِعُونَdöneceklerdirrājiʿūna٤٦
Sabır ve namazla Allah'a sığınıp yardım isteyin; Rablerine kavuşacaklarını ve Ona döneceklerini umanlar ve huşu duyanlardan başkasına namaz elbette ağır gelir.
2:47
يَـٰبَنِىٓey oğullarıyābanīإِسْرَٰٓءِيلَİsrailis'rāīlaٱذْكُرُوا۟hatırlayınudh'kurūنِعْمَتِىَni'metiminiʿ'matiyaٱلَّتِىٓkiallatīأَنْعَمْتُni'metlendirdimanʿamtuعَلَيْكُمْsiziʿalaykumوَأَنِّىve şüphesizwa-annīفَضَّلْتُكُمْsizi üstün kıldımfaḍḍaltukumعَلَىüzerineʿalāٱلْعَـٰلَمِينَalemlerl-ʿālamīna٤٧
Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti ve sizi bir zamanlar alemlere üstün kıldığımı hatırlayın.
2:48
وَٱتَّقُوا۟ve sakınınwa-ittaqūيَوْمًۭاgündenyawmanلَّاcezalandırılmazlāتَجْزِىavailtajzīنَفْسٌhiç kimsenafsunعَنkimseden(günahından)ʿanنَّفْسٍۢ(another) soulnafsinشَيْـًۭٔاbir şeyshayanوَلَاkabul edilmezwalāيُقْبَلُwill be acceptedyuq'baluمِنْهَاkimsedenmin'hāشَفَـٰعَةٌۭşefaat dashafāʿatunوَلَاve alınmazwalāيُؤْخَذُwill be takenyu'khadhuمِنْهَاondanmin'hāعَدْلٌۭfidye deʿadlunوَلَاve yapılamazwalāهُمْonlarahumيُنصَرُونَhiçbir yardımyunṣarūna٤٨
Kimsenin kimseden faydalanamayacağı, kimseden bir şefaat kabul edilmeyeceği, kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği günden korunun.
2:49
وَإِذْhaniwa-idhنَجَّيْنَـٰكُمsizi kurtarmıştıknajjaynākumمِّنْailesindenminءَالِ(the) peopleāliفِرْعَوْنَFir'avnfir'ʿawnaيَسُومُونَكُمْonlar size reva görüyoryasūmūnakumسُوٓءَen kötüsünüsūaٱلْعَذَابِazabınl-ʿadhābiيُذَبِّحُونَboğazlayıpyudhabbiḥūnaأَبْنَآءَكُمْoğullarınızıabnāakumوَيَسْتَحْيُونَsağ bırakıyorlardıwayastaḥyūnaنِسَآءَكُمْ ۚkadınlarınızınisāakumوَفِىve vardıwafīذَٰلِكُمbunda sizin içindhālikumبَلَآءٌۭbir imtihanbalāonمِّنRabbinizdenminرَّبِّكُمْyour Lordrabbikumعَظِيمٌۭbüyükʿaẓīmun٤٩
Size işkence eden, kadınlarınızı sağ bırakıp oğullarınızı boğazlayan Firavun ailesinden sizi kurtarmıştık; bu Rabbinizin büyük bir imtihanı idi.
2:50
وَإِذْhaniwa-idhفَرَقْنَاyarmıştık;faraqnāبِكُمُsizin içinbikumuٱلْبَحْرَdenizil-baḥraفَأَنجَيْنَـٰكُمْsizi kurtarmışfa-anjaynākumوَأَغْرَقْنَآve boğmuştukwa-aghraqnāءَالَailesiniālaفِرْعَوْنَFir'avnfir'ʿawnaوَأَنتُمْve siz dewa-antumتَنظُرُونَgörüyordunuztanẓurūna٥٠
Denizi yarıp sizi kurtarmış ve gözlerinizin önünde Firavun ailesini batırmıştık.
2:51
وَإِذْhaniwa-idhوَٰعَدْنَاsözleşmiştikwāʿadnāمُوسَىٰٓMusa ilemūsāأَرْبَعِينَkırkarbaʿīnaلَيْلَةًۭgece içinlaylatanثُمَّsonrathummaٱتَّخَذْتُمُsiz (tanrı) edinmiştinizittakhadhtumuٱلْعِجْلَbuzağıyıl-ʿij'laمِنۢonun ardındanminبَعْدِهِۦafter himbaʿdihiوَأَنتُمْve sizwa-antumظَـٰلِمُونَzalimlerdinizẓālimūna٥١
Musa'ya kırk gece vade vermiştik. Sonra onun arkasından, kendinize yazık ederek, buzağıyı tanrı edinmiştiniz.
2:52
ثُمَّsonrathummaعَفَوْنَاaffetmiştikʿafawnāعَنكُمsiziʿankumمِّنۢardındanminبَعْدِafterbaʿdiذَٰلِكَbunundhālikaلَعَلَّكُمْbelkilaʿallakumتَشْكُرُونَşükredersiniz (diye)tashkurūna٥٢
Sonra bunun ardından, şükredersiniz diye, sizi bağışlamıştık.
2:53
وَإِذْve haniwa-idhءَاتَيْنَاvermiştikātaynāمُوسَىMusa'yamūsāٱلْكِتَـٰبَKitapl-kitābaوَٱلْفُرْقَانَve furkanwal-fur'qānaلَعَلَّكُمْbelkilaʿallakumتَهْتَدُونَhidayete erersiniz (diye)tahtadūna٥٣
Doğru yola gidesiniz diye Musa'ya hakkı batıldan ayıran Kitabı vermiştik.
2:54
وَإِذْve haniwa-idhقَالَdemişti kiqālaمُوسَىٰMusamūsāلِقَوْمِهِۦkavmineliqawmihiيَـٰقَوْمِey kavmimyāqawmiإِنَّكُمْşüphesiz sizlerinnakumظَلَمْتُمْzulmettinizẓalamtumأَنفُسَكُمkendinizeanfusakumبِٱتِّخَاذِكُمُ(tanrı) edinmeklebi-ittikhādhikumuٱلْعِجْلَbuzağıyıl-ʿij'laفَتُوبُوٓا۟gelin tevbe edin defatūbūإِلَىٰyaratıcınızailāبَارِئِكُمْyour Creatorbāri-ikumفَٱقْتُلُوٓا۟ve öldürünfa-uq'tulūأَنفُسَكُمْnefislerinizianfusakumذَٰلِكُمْbudhālikumخَيْرٌۭdaha iyidirkhayrunلَّكُمْsizin içinlakumعِندَkatındaʿindaبَارِئِكُمْyaratıcınızbāri-ikumفَتَابَtevbenizi kabul buyurmuş olurfatābaعَلَيْكُمْ ۚsizinʿalaykumإِنَّهُۥşüphesizinnahuهُوَOhuwaٱلتَّوَّابُtevbeyi çok kabul edendirl-tawābuٱلرَّحِيمُmerhametlidirl-raḥīmu٥٤
Musa milletine "Ey milletim! Buzağıyı tanrı olarak benimsemekle kendinize yazık ettiniz. Yaratanınıza tevbe edin ve nefislerinizi öldürün, bu Yaratanınız katında sizin için hayırlı olur; O daima tevbeleri kabul ve merhamet eden olduğu için tevbenizikabul eder" demişti.
2:55
وَإِذْve haniwa-idhقُلْتُمْdemiştinizqul'tumيَـٰمُوسَىٰey Musayāmūsāلَنinanmayızlanنُّؤْمِنَ(will) we believenu'minaلَكَsanalakaحَتَّىٰkadarḥattāنَرَىgörünceyenarāٱللَّهَAllah'ıl-lahaجَهْرَةًۭaçıkçajahratanفَأَخَذَتْكُمُderhal sizi yakalamıştıfa-akhadhatkumuٱلصَّـٰعِقَةُyıldırım gürültüsül-ṣāʿiqatuوَأَنتُمْsiz dewa-antumتَنظُرُونَbunu görüyordunuztanẓurūna٥٥
"Ya Musa! Allah'ı apaçık görmedikçe sana inanmayacağız" demiştiniz de gözleriniz göre göre sizi yıldırım çarpmıştı.
2:56
ثُمَّsonrathummaبَعَثْنَـٰكُمsizi tekrar diriltmiştikbaʿathnākumمِّنۢardındanminبَعْدِafterbaʿdiمَوْتِكُمْölümünüzünmawtikumلَعَلَّكُمْbelkilaʿallakumتَشْكُرُونَşükredersiniz (diye)tashkurūna٥٦
Ölümünüzden sonra, şükredesiniz diye sizi tekrar diriltmiştik.
2:57
وَظَلَّلْنَاve gölgelendirdikwaẓallalnāعَلَيْكُمُüstünüzeʿalaykumuٱلْغَمَامَbulutul-ghamāmaوَأَنزَلْنَاve indirdikwa-anzalnāعَلَيْكُمُsizeʿalaykumuٱلْمَنَّkudret helvasıl-manaوَٱلسَّلْوَىٰ ۖve bıldırcınwal-salwāكُلُوا۟yeyinkulūمِنgüzelliklerdenminطَيِّبَـٰتِ(the) good thingsṭayyibātiمَاşeylerimāرَزَقْنَـٰكُمْ ۖrızık olarak verdiğimizrazaqnākumوَمَاve değildiwamāظَلَمُونَاbize zulmediyorẓalamūnāوَلَـٰكِنamawalākinكَانُوٓا۟idilerkānūأَنفُسَهُمْkendilerineanfusahumيَظْلِمُونَzulmetmekteleryaẓlimūna٥٧
Bulutla sizi gölgelendirdik, kudret helvası ve bıldırcın indirdik, "Verdiğimiz rızıkların iyi ve güzel olanlarından yiyin" dedik. Onlar Bize değil, fakat kendilerine yazık ediyorlardı.
2:58
وَإِذْhaniwa-idhقُلْنَاdemiştik kiqul'nāٱدْخُلُوا۟girinud'khulūهَـٰذِهِşuhādhihiٱلْقَرْيَةَkentel-qaryataفَكُلُوا۟yeyinfakulūمِنْهَاoradanmin'hāحَيْثُyerdeḥaythuشِئْتُمْdilediğinizshi'tumرَغَدًۭاbol bolraghadanوَٱدْخُلُوا۟girinwa-ud'khulūٱلْبَابَkapıdanl-bābaسُجَّدًۭاsecde edereksujjadanوَقُولُوا۟ve deyinwaqūlūحِطَّةٌۭhitta (ya Rabbi bizi affet)ḥiṭṭatunنَّغْفِرْbiz de bağışlayalımnaghfirلَكُمْsizinlakumخَطَـٰيَـٰكُمْ ۚhatalarınızıkhaṭāyākumوَسَنَزِيدُve daha fazlasını vereceğizwasanazīduٱلْمُحْسِنِينَgüzel davrananlaral-muḥ'sinīna٥٨
"Şu şehre girin, orada dilediğiniz gibi, bol bol yiyin, secde ederek kapısından girin, "bağışla!" deyin, Biz de yanılmalarınızı bağışlarız, iyilere daha da artırırız" demiştik.
2:59
فَبَدَّلَfakat değiştirdilerfabaddalaٱلَّذِينَonlar kialladhīnaظَلَمُوا۟zalimlerẓalamūقَوْلًاbir sözleqawlanغَيْرَbaşkaghayraٱلَّذِىsöylenendenalladhīقِيلَwas saidqīlaلَهُمْkendilerinelahumفَأَنزَلْنَاbiz de indirdikfa-anzalnāعَلَىüzerineʿalāٱلَّذِينَzulmedenlerinalladhīnaظَلَمُوا۟wrongedẓalamūرِجْزًۭاbir azabrij'zanمِّنَgöktenminaٱلسَّمَآءِthe skyl-samāiبِمَاdolayıbimāكَانُوا۟yaptıklarıkānūيَفْسُقُونَkötülüklerdenyafsuqūna٥٩
Ama zulmedenler, kendilerine söylenmiş olan sözü başka sözle değiştirdiler. Biz de, zalimlere, yoldan çıkmalarından dolayı gökten azab indirdik.
2:60
۞ وَإِذِhaniwa-idhiٱسْتَسْقَىٰsu istemiştiis'tasqāمُوسَىٰMusamūsāلِقَوْمِهِۦkavmi içinliqawmihiفَقُلْنَاdemiştikfaqul'nāٱضْرِبvuriḍ'ribبِّعَصَاكَasanlabiʿaṣākaٱلْحَجَرَ ۖtaşal-ḥajaraفَٱنفَجَرَتْfışkırmıştıfa-infajaratمِنْهُondanmin'huٱثْنَتَاon ikiith'natāعَشْرَةَtwelveʿashrataعَيْنًۭا ۖgöze (pınar)ʿaynanقَدْelbetteqadعَلِمَbilmiştiʿalimaكُلُّbütünkulluأُنَاسٍۢinsanlarunāsinمَّشْرَبَهُمْ ۖkendi içecekleri yerimashrabahumكُلُوا۟yeyinkulūوَٱشْرَبُوا۟ve içinwa-ish'rabūمِنrızkındanminرِّزْقِ(the) provision (of)riz'qiٱللَّهِAllah'ınl-lahiوَلَاve (başkalarına) saldırmayınwalāتَعْثَوْا۟act wickedlytaʿthawفِىyeryüzündefīٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiمُفْسِدِينَbozgunculuk yaparakmuf'sidīna٦٠
Musa, milleti için su aramıştı; "Asanla taşa vur" dedik; ondan on iki pınar fışkırdı, herkes içeceği yeri bildi. Allah'ın rızkından yiyin, için, yalnız yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.
2:61
وَإِذْhaniwa-idhقُلْتُمْsiz demiştiniz kiqul'tumيَـٰمُوسَىٰey Musayāmūsāلَنaslalanنَّصْبِرَbiz dayanamayıznaṣbiraعَلَىٰyemeğeʿalāطَعَامٍۢfoodṭaʿāminوَٰحِدٍۢbirwāḥidinفَٱدْعُdu'a etfa-ud'ʿuلَنَاbizim içinlanāرَبَّكَRabbinerabbakaيُخْرِجْçıkarsınyukh'rijلَنَاbizelanāمِمَّاşeylerdenmimmāتُنۢبِتُbitirdiğitunbituٱلْأَرْضُyerinl-arḍuمِنۢsebzesindenminبَقْلِهَاits herbsbaqlihāوَقِثَّآئِهَاve acurundanwaqithāihāوَفُومِهَاve sarımsağındanwafūmihāوَعَدَسِهَاve mercimeğindenwaʿadasihāوَبَصَلِهَا ۖve soğanındanwabaṣalihāقَالَdedi kiqālaأَتَسْتَبْدِلُونَdeğiştirmek mi istiyorsunuz?atastabdilūnaٱلَّذِىolanıalladhīهُوَohuwaأَدْنَىٰdaha aşağıadnāبِٱلَّذِىolanlabi-alladhīهُوَohuwaخَيْرٌ ۚiyikhayrunٱهْبِطُوا۟ininih'biṭūمِصْرًۭاbir şehremiṣ'ranفَإِنَّşüphesizfa-innaلَكُمsizin için vardırlakumمَّاşeylermāسَأَلْتُمْ ۗistediğinizsa-altumوَضُرِبَتْve vurulduwaḍuribatعَلَيْهِمُüzerlerineʿalayhimuٱلذِّلَّةُalçaklıkl-dhilatuوَٱلْمَسْكَنَةُve yoksulluk (damgası)wal-maskanatuوَبَآءُوve uğradılarwabāūبِغَضَبٍۢbir gazababighaḍabinمِّنَAllahtanminaٱللَّهِ ۗAllahl-lahiذَٰلِكَişte budhālikaبِأَنَّهُمْşüphesiz öylebi-annahumكَانُوا۟oldukānūيَكْفُرُونَ(çünkü) inkar ediyorlaryakfurūnaبِـَٔايَـٰتِayetlerinibiāyātiٱللَّهِAllah'ınl-lahiوَيَقْتُلُونَve öldürüyorlardıwayaqtulūnaٱلنَّبِيِّـۧنَpeygamberleril-nabiyīnaبِغَيْرِetmediği haldebighayriٱلْحَقِّ ۗhakl-ḥaqiذَٰلِكَişte budhālikaبِمَاsebebiyledirbimāعَصَوا۟isyan etmeleriʿaṣawوَّكَانُوا۟ve olduklarıwakānūيَعْتَدُونَsınırı aşmışyaʿtadūna٦١
"Ey Musa! Bir çeşit yemeğe dayanamayacağız, bizim için Rabbine yalvar, bize, yerin bitirdiği sebze, hıyar, sarımsak, mercimek ve soğan yetiştirsin" demiştiniz de, "Hayırlı olanı daha düşük şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? Bir şehre inin, şüphesiz orada istediğiniz vardır" demişti. Onlara yoksulluk ve düşkünlük damgası vuruldu, Allah'ın gazabına uğradılar. Bu, Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri ve haksız yere peygamberleri öldürmelerindendi; bu, karşı gelmeleri ve taşkınlık yapmalarındandı.
2:62
إِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَinananlaralladhīnaءَامَنُوا۟believedāmanūوَٱلَّذِينَve yahudilerwa-alladhīnaهَادُوا۟became Jewshādūوَٱلنَّصَـٰرَىٰve hıristiyanlarwal-naṣārāوَٱلصَّـٰبِـِٔينَve sabiilerwal-ṣābiīnaمَنْkimmanءَامَنَinanırsaāmanaبِٱللَّهِAllah'abil-lahiوَٱلْيَوْمِve gününewal-yawmiٱلْـَٔاخِرِahiretl-ākhiriوَعَمِلَve yaparsawaʿamilaصَـٰلِحًۭاiyi işlerṣāliḥanفَلَهُمْonlar için vardırfalahumأَجْرُهُمْmükafatlarıajruhumعِندَkatındaʿindaرَبِّهِمْrablerininrabbihimوَلَاve yokturwalāخَوْفٌkorkukhawfunعَلَيْهِمْonlaraʿalayhimوَلَاve yokturwalāهُمْonlarahumيَحْزَنُونَhüzünyaḥzanūna٦٢
Şüphesiz, inananlar, Yahudi olanlar, Hıristiyanlar ve Sabiilerden Allah'a ve ahiret gününe inanıp yararlı iş yapanların ecirleri Rablerinin katındadır. Onlar için artık korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir.
2:63
وَإِذْhaniwa-idhأَخَذْنَاalmıştıkakhadhnāمِيثَـٰقَكُمْsizin sözünüzümīthāqakumوَرَفَعْنَاve kaldırmıştıkwarafaʿnāفَوْقَكُمُüzerinizefawqakumuٱلطُّورَdağıl-ṭūraخُذُوا۟tutunkhudhūمَآşeyimāءَاتَيْنَـٰكُمsize verdiğimizātaynākumبِقُوَّةٍۢkuvvetlebiquwwatinوَٱذْكُرُوا۟ve hatırlayınwa-udh'kurūمَاşeyimāفِيهِiçinde olanfīhiلَعَلَّكُمْbelki de sizlaʿallakumتَتَّقُونَkorunursunuztattaqūna٦٣
Sizden kesin söz almıştık. Tur dağını yükselterek tepenize dikmiştik. "Allah'a karşı gelmekten sakınanlardan olabilmeniz için, size verdiğimiz Kitab'a kuvvetle sarılın, onda bulunanları hatırda tutun" demiştik.
2:64
ثُمَّsonrathummaتَوَلَّيْتُمdönmüştünüztawallaytumمِّنۢardındanminبَعْدِafterbaʿdiذَٰلِكَ ۖbunundhālikaفَلَوْلَاeğer olmasaydıfalawlāفَضْلُiyiliğifaḍluٱللَّهِAllah'ınl-lahiعَلَيْكُمْsizeʿalaykumوَرَحْمَتُهُۥve merhametiwaraḥmatuhuلَكُنتُمelbette olurdunuzlakuntumمِّنَziyana uğrayanlardanminaٱلْخَـٰسِرِينَthe losersl-khāsirīna٦٤
Bundan sonra yine yüz çevirdiniz; eğer Allah'ın size bol nimeti ve merhameti olmasaydı, muhakkak zarara uğrayanlardan olurdunuz.
2:65
وَلَقَدْve elbettewalaqadعَلِمْتُمُbilmişsinizdirʿalim'tumuٱلَّذِينَhaddi aşanlarıalladhīnaٱعْتَدَوْا۟transgressediʿ'tadawمِنكُمْiçinizdenminkumفِىcumartesi günündefīٱلسَّبْتِthe (matter of) Sabbathl-sabtiفَقُلْنَاişte dedik kifaqul'nāلَهُمْonlaralahumكُونُوا۟olunkūnūقِرَدَةًmaymunlarqiradatanخَـٰسِـِٔينَaşağılıkkhāsiīna٦٥
İçinizden cumartesi günü azgınlık edenleri elbette biliyorsunuz. Onlara "Aşağılık birer maymun olunuz" dedik; bunu, çağdaşlarına ve sonradan geleceklere bir ceza örneği ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlara öğüt olsun diye yaptık.
2:66
فَجَعَلْنَـٰهَاve bunu yaptıkfajaʿalnāhāنَكَـٰلًۭاibretlik bir cezanakālanلِّمَاşey içinlimāبَيْنَarasındaki (önündeki)baynaيَدَيْهَاonların iki eliyadayhāوَمَاve şey (için)wamāخَلْفَهَاardından gelenkhalfahāوَمَوْعِظَةًۭve bir öğütwamawʿiẓatanلِّلْمُتَّقِينَmüttakiler içinlil'muttaqīna٦٦
İçinizden cumartesi günü azgınlık edenleri elbette biliyorsunuz. Onlara "Aşağılık birer maymun olunuz" dedik; bunu, çağdaşlarına ve sonradan geleceklere bir ceza örneği ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlara öğüt olsun diye yaptık.
2:67
وَإِذْhaniwa-idhقَالَdemiştiqālaمُوسَىٰMusamūsāلِقَوْمِهِۦٓkavmineliqawmihiإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaيَأْمُرُكُمْsize emrediyoryamurukumأَنkesmenizianتَذْبَحُوا۟you slaughtertadhbaḥūبَقَرَةًۭ ۖbir inekbaqaratanقَالُوٓا۟dedilerqālūأَتَتَّخِذُنَاbizimle ediyor musun?atattakhidhunāهُزُوًۭا ۖalayhuzuwanقَالَdediqālaأَعُوذُsığınırımaʿūdhuبِٱللَّهِAllah'abil-lahiأَنْolmaktananأَكُونَI beakūnaمِنَcahillerdenminaٱلْجَـٰهِلِينَthe ignorantl-jāhilīna٦٧
Musa milletine: "Allah muhakkak bir sığır boğazlamanızı buyuruyor" demişti; "Bizi alaya mı alıyorsun?" dediklerinde de: "Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım" dedi.
2:68
قَالُوا۟dedilerqālūٱدْعُdu'a etud'ʿuلَنَاbizim içinlanāرَبَّكَRabbinerabbakaيُبَيِّنaçıklasınyubayyinلَّنَاbizelanāمَاne olduğunumāهِىَ ۚonunhiyaقَالَdedi kiqālaإِنَّهُۥşüphesiz Oinnahuيَقُولُdiyor kiyaqūluإِنَّهَاgerçekten oinnahāبَقَرَةٌۭbir inektirbaqaratunلَّاolmayanlāفَارِضٌۭyaşlıfāriḍunوَلَاve olmayanwalāبِكْرٌkörpebik'runعَوَانٌۢorta yaşlıʿawānunبَيْنَarasındabaynaذَٰلِكَ ۖbunundhālikaفَٱفْعَلُوا۟haydi yapınfa-if'ʿalūمَاşeyimāتُؤْمَرُونَsize emredilentu'marūna٦٨
"Rabbine bizim adımıza yalvar da onun mahiyetini bize bildirsin" dediler, "O, onun ne pek kart, ne pek körpe, ikisi ortası bir sığır olduğunu söylüyor, size emrolunanı yapın" dedi.
2:69
قَالُوا۟dediler kiqālūٱدْعُdu'a etud'ʿuلَنَاbizim içinlanāرَبَّكَRabbinerabbakaيُبَيِّنaçıklasınyubayyinلَّنَاbizelanāمَاnedirmāلَوْنُهَا ۚonun rengilawnuhāقَالَdedi kiqālaإِنَّهُۥşüphesiz Oinnahuيَقُولُdiyoryaqūluإِنَّهَاgerçekten oinnahāبَقَرَةٌۭbir inektirbaqaratunصَفْرَآءُsarı rengindeṣafrāuفَاقِعٌۭparlakfāqiʿunلَّوْنُهَاonun rengilawnuhāتَسُرُّsevinç verirtasurruٱلنَّـٰظِرِينَbakanlaral-nāẓirīna٦٩
"Rabbine bizim adımıza yalvar da ne renk olduğunu bize bildirsin" dediler. "O, onun, bakanların içini açan parlak sarı renkli bir sığır olduğunu söylüyor" dedi.
2:70
قَالُوا۟dediler kiqālūٱدْعُdu'a etud'ʿuلَنَاbizim içinlanāرَبَّكَRabbinerabbakaيُبَيِّنaçıklasınyubayyinلَّنَاbizelanāمَاnasıl bir şey olduğunumāهِىَonunhiyaإِنَّzirainnaٱلْبَقَرَo inekl-baqaraتَشَـٰبَهَbenzer gelditashābahaعَلَيْنَاbizeʿalaynāوَإِنَّآama mutlaka bizwa-innāإِنeğerinشَآءَdilerseshāaٱللَّهُAllahl-lahuلَمُهْتَدُونَhidayeti buluruzlamuh'tadūna٧٠
"Rabbine bizim adımıza yalvar da, mahiyetini bize bildirsin, çünkü sığırlar, bizce, birbirine benzemektedir. Allah dilerse biz şüphesiz doğruyu bulmuş oluruz" dediler.
2:71
قَالَdedi kiqālaإِنَّهُۥşüphesiz Oinnahuيَقُولُşöyle diyoryaqūluإِنَّهَاgerçekten oinnahāبَقَرَةٌۭbir inektirbaqaratunلَّاolmayanlāذَلُولٌۭboyundurluk altındadhalūlunتُثِيرُsürmek içintuthīruٱلْأَرْضَyeril-arḍaوَلَاve sulamazwalāتَسْقِىwatertasqīٱلْحَرْثَekinl-ḥarthaمُسَلَّمَةٌۭkusursuzmusallamatunلَّاyokturlāشِيَةَhiçbir alacasıshiyataفِيهَا ۚondafīhāقَالُوا۟dedilerqālūٱلْـَٔـٰنَişte şimdil-ānaجِئْتَgetirdinji'taبِٱلْحَقِّ ۚdoğruyubil-ḥaqiفَذَبَحُوهَاve boğazladılar onufadhabaḥūhāوَمَاaz dahawamāكَادُوا۟they were nearkādūيَفْعَلُونَyapmayacaklardıyafʿalūna٧١
"Yeri sürüp, ekini sulayarak boyunduruk altında ezilmemiş, kusursuz, alacasız bir sığır olduğunu söylüyor" dedi. "Şimdi gerçeği bildirdin" deyip sığırı boğazladılar; az kalsın bunu yapmayacaklardı.
2:72
وَإِذْhaniwa-idhقَتَلْتُمْsiz öldürmüştünüzqataltumنَفْسًۭاbir adamnafsanفَٱدَّٰرَْٰٔتُمْbirbirinizle atışmıştınızfa-iddāratumفِيهَا ۖonun hakkındafīhāوَٱللَّهُoysa Allahwal-lahuمُخْرِجٌۭortaya çıkarıcıdırmukh'rijunمَّاşeyimāكُنتُمْolduğunuzkuntumتَكْتُمُونَgizlemiştaktumūna٧٢
Siz bir kimseyi öldürmüş ve bunu birbirinize atmıştınız; oysa Allah gizlemekte olduğunuzu ortaya çıkaracaktı.
2:73
فَقُلْنَاdedik kifaqul'nāٱضْرِبُوهُvurun ona (öldürülene)iḍ'ribūhuبِبَعْضِهَا ۚ(ineğin) bir parçasıylabibaʿḍihāكَذَٰلِكَişte böylecekadhālikaيُحْىِdiriltiryuḥ'yīٱللَّهُAllahl-lahuٱلْمَوْتَىٰölüleril-mawtāوَيُرِيكُمْve size gösterirwayurīkumءَايَـٰتِهِۦayetleriniāyātihiلَعَلَّكُمْumulur kilaʿallakumتَعْقِلُونَdüşünürsünüztaʿqilūna٧٣
"Sığırın bir parçasıyla ona vurun" dedik. İşte böylece Allah ölüleri diriltir ve aklınızı kullanasınız diye size ayetlerini gösterir.
2:74
ثُمَّsonra yinethummaقَسَتْkatılaştıqasatقُلُوبُكُمkalblerinizqulūbukumمِّنۢardındanminبَعْدِafterbaʿdiذَٰلِكَbunundhālikaفَهِىَşimdi onlarfahiyaكَٱلْحِجَارَةِtaş gibikal-ḥijāratiأَوْhattaawأَشَدُّdaha daashadduقَسْوَةًۭ ۚkatıdırqaswatanوَإِنَّçünküwa-innaمِنَöyle taşminaٱلْحِجَارَةِthe stonesl-ḥijāratiلَمَاvar kilamāيَتَفَجَّرُfışkırıryatafajjaruمِنْهُiçindenmin'huٱلْأَنْهَـٰرُ ۚırmaklarl-anhāruوَإِنَّve şüphesizwa-innaمِنْهَاöylesi demin'hāلَمَاvar kilamāيَشَّقَّقُçatlayıverir deyashaqqaquفَيَخْرُجُçıkarfayakhrujuمِنْهُondanmin'huٱلْمَآءُ ۚsul-māuوَإِنَّve şüphesizwa-innaمِنْهَاondanmin'hāلَمَاöylesi de var kilamāيَهْبِطُaşağı yuvarlanıryahbiṭuمِنْkorkusundanminخَشْيَةِfearkhashyatiٱللَّهِ ۗAllahl-lahiوَمَاve değildirwamāٱللَّهُAllahl-lahuبِغَـٰفِلٍgafilbighāfilinعَمَّاyaptıklarınızdanʿammāتَعْمَلُونَyou dotaʿmalūna٧٤
Sonra kalbleriniz yine katılaştı, taş gibi, hatta daha da katı oldu. Nitekim taşlar arasında kendisinden ırmaklar fışkıran vardır; yarılıp su çıkan vardır; Allah korkusundan yuvarlananlar vardır. Allah yaptıklarınızı bilmez değildir.
2:75
۞ أَفَتَطْمَعُونَumuyor musunuz?afataṭmaʿūnaأَنkianيُؤْمِنُوا۟inanacaklaryu'minūلَكُمْsizelakumوَقَدْoysawaqadكَانَvardı kikānaفَرِيقٌۭbir grupfarīqunمِّنْهُمْbunlardanmin'humيَسْمَعُونَişitirlerdi deyasmaʿūnaكَلَـٰمَsözünükalāmaٱللَّهِAllah'ınl-lahiثُمَّsonrathummaيُحَرِّفُونَهُۥonu değiştirirlerdiyuḥarrifūnahuمِنۢardındanminبَعْدِafterbaʿdiمَاdüşünüp akıl erdirdiktenmāعَقَلُوهُthey understood itʿaqalūhuوَهُمْve onlarwahumيَعْلَمُونَbildikleri haldeyaʿlamūna٧٥
Size inanacaklarını umuyor musunuz? Oysa onlardan bir takımı Allah'ın sözünü işitiyor, ona akılları yattıktan sonra, bile bile onu tahrif ediyorlardı.
2:76
وَإِذَاzamanwa-idhāلَقُوا۟rastladıklarılaqūٱلَّذِينَkimselerlealladhīnaءَامَنُوا۟inananāmanūقَالُوٓا۟derlerqālūءَامَنَّاinandıkāmannāوَإِذَاzamanwa-idhāخَلَاyalnız kaldıklarıkhalāبَعْضُهُمْonların bazısıbaʿḍuhumإِلَىٰbazısınailāبَعْضٍۢsome (others)baʿḍinقَالُوٓا۟derlerqālūأَتُحَدِّثُونَهُمonlara haber mi veriyorsunuzatuḥaddithūnahumبِمَاşeyleribimāفَتَحَaçtığıfataḥaٱللَّهُAllah'ınl-lahuعَلَيْكُمْsizeʿalaykumلِيُحَآجُّوكُمsizin aleyhinizde delil olarak kullansınlarliyuḥājjūkumبِهِۦonubihiعِندَkatındaʿindaرَبِّكُمْ ۚRabbinizrabbikumأَفَلَاAklınızı kullanmıyor musunuz?afalāتَعْقِلُونَunderstandtaʿqilūna٧٦
İnananlarla karşılaştıkları zaman, "İnandık" derlerdi; birbirleriyle yalnız kaldıklarında, "Rabbinizin katında size karşı hüccet göstersinler diye mi Allah'ın size açıkladığını onlara anlatıyorsunuz? Bunu akletmiyor musunuz?" derlerdi.
2:77
أَوَلَاbilmiyorlar mı ki?awalāيَعْلَمُونَthey knowyaʿlamūnaأَنَّşüphesizannaٱللَّهَAllahl-lahaيَعْلَمُbiliryaʿlamuمَاşeylerimāيُسِرُّونَonların gizledikleriyusirrūnaوَمَاve şeyleriwamāيُعْلِنُونَaçığa vurduklarıyuʿ'linūna٧٧
Gizlediklerini de, açıkladıklarını da Allah'ın bildiğini bilmiyorlar mı?
2:78
وَمِنْهُمْonların içinde vardırwamin'humأُمِّيُّونَümmilerummiyyūnaلَاbilmezlerlāيَعْلَمُونَknowyaʿlamūnaٱلْكِتَـٰبَKitabıl-kitābaإِلَّآdışındaillāأَمَانِىَّkuruntularıamāniyyaوَإِنْonlarwa-inهُمْtheyhumإِلَّاsadeceillāيَظُنُّونَzannediyorlaryaẓunnūna٧٨
Onların bir kısmının okuyup yazması yoktu. Kitab'ı bilmezlerdi; bildikleri sadece bir takım yalan ve kuruntulardı. Onlar ancak vehim içindedirler.
2:79
فَوَيْلٌۭvay halinefawaylunلِّلَّذِينَo kimselerin kililladhīnaيَكْتُبُونَyazıyorlaryaktubūnaٱلْكِتَـٰبَKitabıl-kitābaبِأَيْدِيهِمْelleriylebi-aydīhimثُمَّsonrathummaيَقُولُونَdiyorlaryaqūlūnaهَـٰذَاbuhādhāمِنْkatındandırminعِندِfromʿindiٱللَّهِAllahl-lahiلِيَشْتَرُوا۟satmak içinliyashtarūبِهِۦonubihiثَمَنًۭاparayathamananقَلِيلًۭا ۖazıcıkqalīlanفَوَيْلٌۭvay halinefawaylunلَّهُمonlarınlahumمِّمَّاötürümimmāكَتَبَتْyazdığındankatabatأَيْدِيهِمْellerininaydīhimوَوَيْلٌۭvay halinewawaylunلَّهُمonlarınlahumمِّمَّاötürümimmāيَكْسِبُونَkazandıklarındanyaksibūna٧٩
Vay, Kitabı elleriyle yazıp, sonra da onu az bir değere satmak için, "Bu Allah katındandır" diyenlere! Vay ellerinin yazdıklarına! Vay kazandıklarına!
2:80
وَقَالُوا۟Bir de dediler kiwaqālūلَنaslalanتَمَسَّنَاbize dokunmayacaktırtamassanāٱلنَّارُateşl-nāruإِلَّآdışındaillāأَيَّامًۭاgünayyāmanمَّعْدُودَةًۭ ۚsayılı birkaçmaʿdūdatanقُلْDe kiqulأَتَّخَذْتُمْaldınız mı?attakhadhtumعِندَkatındaʿindaٱللَّهِAllahl-lahiعَهْدًۭاbir söz (bu hususta)ʿahdanفَلَنöyleysefalanيُخْلِفَdönmezyukh'lifaٱللَّهُAllahl-lahuعَهْدَهُۥٓ ۖsözündenʿahdahuأَمْyoksaamتَقُولُونَsöylüyorsunuztaqūlūnaعَلَىhakkındaʿalāٱللَّهِAllahl-lahiمَاbir şeymāلَاbilmediğinizlāتَعْلَمُونَyou knowtaʿlamūna٨٠
"Ateş bize sadece sayılı birkaç gün değecektir", derler; sor, "Allah katından siz söz mü aldınız?", eğer öyle ise Allah sözünden caymayacaktır. "Yoksa Allah'a karşı bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz?"
2:81
بَلَىٰevetbalāمَنkimmanكَسَبَkazanırkasabaسَيِّئَةًۭbir günahsayyi-atanوَأَحَـٰطَتْve kuşatmış olursawa-aḥāṭatبِهِۦkendisinibihiخَطِيٓـَٔتُهُۥsuçukhaṭīatuhuفَأُو۟لَـٰٓئِكَişte onlarfa-ulāikaأَصْحَـٰبُhalkıdıraṣḥābuٱلنَّارِ ۖateşl-nāriهُمْonlarhumفِيهَاoradafīhāخَـٰلِدُونَsürekli kalacaklardırkhālidūna٨١
Hayır öyle değil; kötülük işleyip suçu kendisini kuşatmış olan kimseler; cehennemlikler işte onlardır. Onlar orada temellidirler.
2:82
وَٱلَّذِينَkimselerwa-alladhīnaءَامَنُوا۟inananāmanūوَعَمِلُوا۟ve yapanlarwaʿamilūٱلصَّـٰلِحَـٰتِyararlı işlerl-ṣāliḥātiأُو۟لَـٰٓئِكَişte onlar daulāikaأَصْحَـٰبُhalkıdıraṣḥābuٱلْجَنَّةِ ۖcennetl-janatiهُمْonlarhumفِيهَاoradafīhāخَـٰلِدُونَsürekli kalacaklardırkhālidūna٨٢
İnanıp yararlı işler yapan kimseler cennetlik olanlardır, onlar da orada temellidirler.
2:83
وَإِذْve haniwa-idhأَخَذْنَاbiz almıştıkakhadhnāمِيثَـٰقَbir sözmīthāqaبَنِىٓoğullarındanbanīإِسْرَٰٓءِيلَİsrailis'rāīlaلَاkulluk etmeyeceksinizlāتَعْبُدُونَyou will worshiptaʿbudūnaإِلَّاbaşkasınaillāٱللَّهَAllah'tanl-lahaوَبِٱلْوَٰلِدَيْنِve anaya-babayawabil-wālidayniإِحْسَانًۭاiyilik edeceksiniziḥ'sānanوَذِىvewadhīٱلْقُرْبَىٰyakınlaral-qur'bāوَٱلْيَتَـٰمَىٰve yetimlerewal-yatāmāوَٱلْمَسَـٰكِينِve yoksullarawal-masākīniوَقُولُوا۟ve söyleyinwaqūlūلِلنَّاسِinsanlaralilnnāsiحُسْنًۭاgüzel sözḥus'nanوَأَقِيمُوا۟ve kılınwa-aqīmūٱلصَّلَوٰةَnamazıl-ṣalataوَءَاتُوا۟ve verinwaātūٱلزَّكَوٰةَzekatıl-zakataثُمَّsonrathummaتَوَلَّيْتُمْdöndünüztawallaytumإِلَّاhariçillāقَلِيلًۭاpek azınızqalīlanمِّنكُمْsizden olanminkumوَأَنتُمve sizwa-antumمُّعْرِضُونَyüz çeviriyorsunuzmuʿ'riḍūna٨٣
İsrailoğullarından, "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, anne babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere iyilik edin, insanlarla güzel güzel konuşun, namazı kılın, zekatı verin" diye söz almıştık. Sonra siz pek azınız müstesna, döndünüz; hala da yüz çevirip duruyorsunuz.
2:84
وَإِذْhaniwa-idhأَخَذْنَاalmıştıkakhadhnāمِيثَـٰقَكُمْsizden kesin sözmīthāqakumلَاdökmeyeceksinizlāتَسْفِكُونَwill you shedtasfikūnaدِمَآءَكُمْbirbirinizin kanınıdimāakumوَلَاçıkarmayacaksınızwalāتُخْرِجُونَ(will) evicttukh'rijūnaأَنفُسَكُمbirbirinizianfusakumمِّنyurtlarınızdanminدِيَـٰرِكُمْyour homesdiyārikumثُمَّsonrathummaأَقْرَرْتُمْkabul etmiştinizaqrartumوَأَنتُمْve sizwa-antumتَشْهَدُونَşahidsiniztashhadūna٨٤
Kanınızı dökmeyin, birbirinizi yurdunuzdan sürmeyin diye sizden söz almıştık, sonra bunu böylece kabul etmiştiniz, buna siz şahidsiniz.
2:85
ثُمَّAmathummaأَنتُمْsizantumهَـٰٓؤُلَآءِöldürüyorsunuzhāulāiتَقْتُلُونَ(who) killtaqtulūnaأَنفُسَكُمْbirbirinizianfusakumوَتُخْرِجُونَve çıkarıyorsunuzwatukh'rijūnaفَرِيقًۭاbir grubufarīqanمِّنكُمsizdenminkumمِّنyurtlarındanminدِيَـٰرِهِمْtheir homesdiyārihimتَظَـٰهَرُونَbirleşiyorsunuztaẓāharūnaعَلَيْهِمonlara karşıʿalayhimبِٱلْإِثْمِgünahbil-ith'miوَٱلْعُدْوَٰنِve düşmanlıklawal-ʿud'wāniوَإِنve eğerwa-inيَأْتُوكُمْsize geldiklerindeyatūkumأُسَـٰرَىٰesir olarakusārāتُفَـٰدُوهُمْfidyelerini veriyorsunuztufādūhumوَهُوَve owahuwaمُحَرَّمٌyasaklanmış ikenmuḥarramunعَلَيْكُمْsizeʿalaykumإِخْرَاجُهُمْ ۚonları çıkarmakikh'rājuhumأَفَتُؤْمِنُونَyoksa siz inanıyorsunuz daafatu'minūnaبِبَعْضِbir kısmınabibaʿḍiٱلْكِتَـٰبِKitabınl-kitābiوَتَكْفُرُونَinkar mı ediyorsunuzwatakfurūnaبِبَعْضٍۢ ۚbir kısmınıbibaʿḍinفَمَاnedir?famāجَزَآءُcezasıjazāuمَنkimseninmanيَفْعَلُyapanyafʿaluذَٰلِكَbunudhālikaمِنكُمْsizdenminkumإِلَّاbaşkaillāخِزْىٌۭrezil olmaktankhiz'yunفِىhayatındafīٱلْحَيَوٰةِthe lifel-ḥayatiٱلدُّنْيَا ۖdünyal-dun'yāوَيَوْمَve günündewayawmaٱلْقِيَـٰمَةِkıyametl-qiyāmatiيُرَدُّونَonlar itilirleryuraddūnaإِلَىٰٓen şiddetlisineilāأَشَدِّ(the) most severeashaddiٱلْعَذَابِ ۗazabınl-ʿadhābiوَمَاdeğildirwamāٱللَّهُAllahl-lahuبِغَـٰفِلٍgafilbighāfilinعَمَّاyaptıklarınızdanʿammāتَعْمَلُونَyou dotaʿmalūna٨٥
Sonra siz, birbirinizi öldüren, aranızdan bir takımı memleketlerinden süren, onlara karşı günah ve düşmanlıkta birleşen, onları çıkarmak haramken size esir olarak geldiklerinde fidyelerini vermeye kalkan kimselersiniz. Kitabın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Aranızda böyle yapanın cezası ancak dünya hayatında rezil olmaktır. Ahiret gününde de azabın en şiddetlisine onlar uğratılırlar. Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.
2:86
أُو۟لَـٰٓئِكَişte onlarulāikaٱلَّذِينَkimselerdiralladhīnaٱشْتَرَوُا۟satın alanish'tarawūٱلْحَيَوٰةَhayatınıl-ḥayataٱلدُّنْيَاdünyal-dun'yāبِٱلْـَٔاخِرَةِ ۖahireti veripbil-ākhiratiفَلَاhiç hafifletilmezfalāيُخَفَّفُwill be lightenedyukhaffafuعَنْهُمُonlardanʿanhumuٱلْعَذَابُazabl-ʿadhābuوَلَاve hiçwalāهُمْonlarahumيُنصَرُونَyardım edilmezyunṣarūna٨٦
Onlar ahiret karşılığında dünya hayatını satın alan kimselerdir, bu yüzden azabları hafifletilmez, onlar yardım da görmezler.
2:87
وَلَقَدْve andolsunwalaqadءَاتَيْنَاverdikātaynāمُوسَىMusa'yamūsāٱلْكِتَـٰبَKitabıl-kitābaوَقَفَّيْنَاbirbiri ardınca gönderdikwaqaffaynāمِنۢarkasındanminبَعْدِهِۦafter himbaʿdihiبِٱلرُّسُلِ ۖpeygamberlerbil-rusuliوَءَاتَيْنَاve verdikwaātaynāعِيسَىÎsa'yaʿīsāٱبْنَoğluib'naمَرْيَمَMeryemmaryamaٱلْبَيِّنَـٰتِaçık delillerl-bayinātiوَأَيَّدْنَـٰهُve onu destekledikwa-ayyadnāhuبِرُوحِRuh ile (Ruh'ül-Kudüs)birūḥiٱلْقُدُسِ ۗKudüs (Ruh'ül-Kudüs)l-qudusiأَفَكُلَّمَاöyle mi?afakullamāجَآءَكُمْsize gelsejāakumرَسُولٌۢbir peygamberrasūlunبِمَاşey ilebimāلَاistemediğilāتَهْوَىٰٓdesiretahwāأَنفُسُكُمُcanınızın;anfusukumuٱسْتَكْبَرْتُمْbüyüklük taslayarakis'takbartumفَفَرِيقًۭاkiminifafarīqanكَذَّبْتُمْyalanlayacakkadhabtumوَفَرِيقًۭاkimini dewafarīqanتَقْتُلُونَöldüreceksiniztaqtulūna٨٧
And olsun ki, Musa'ya kitap verdik, ondan sonra ardarda peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa'ya belgeler verdik, onu Ruhul Kudüs ile destekledik. Size bir peygamber nefsinizin hoşlanmadığı bir şey getirdikçe, büyüklük taslayarak, bir kısmını yalancı sayıp, bir kısmını öldürür müsünüz?
2:88
وَقَالُوا۟ve dedilerwaqālūقُلُوبُنَاkalblerimizqulūbunāغُلْفٌۢ ۚperdelidirghul'funبَلbilakisbalلَّعَنَهُمُonları la'netlemiştirlaʿanahumuٱللَّهُAllahl-lahuبِكُفْرِهِمْinkarlarından dolayıbikuf'rihimفَقَلِيلًۭاartık çok azfaqalīlanمَّاinanırlarmāيُؤْمِنُونَthey believeyu'minūna٨٨
"Kalplerimiz perdelidir" dediler, hayır, Allah inkarlarından dolayı onları lanetlemiştir. Onların pek azı inanırlar.
2:89
وَلَمَّاNe zaman kiwalammāجَآءَهُمْonlara geldijāahumكِتَـٰبٌۭbir Kitap (Kur'an)kitābunمِّنْkatındanminعِندِfromʿindiٱللَّهِAllahl-lahiمُصَدِّقٌۭdoğrulayıcımuṣaddiqunلِّمَاşeyilimāمَعَهُمْyanlarında bulunan (Tevrat)ımaʿahumوَكَانُوا۟ve idilerwakānūمِنdaha önceminقَبْلُbeforeqabluيَسْتَفْتِحُونَyardım istedikleriyastaftiḥūnaعَلَىkarşıʿalāٱلَّذِينَkimselerealladhīnaكَفَرُوا۟inkar edenkafarūفَلَمَّاne zamanfalammāجَآءَهُمkendilerine gelincejāahumمَّاşeymāعَرَفُوا۟o bildikleri (Kur'an)ʿarafūكَفَرُوا۟inkar ettilerkafarūبِهِۦ ۚonubihiفَلَعْنَةُartık la'netifalaʿnatuٱللَّهِAllah'ınl-lahiعَلَىüzerine olsun!ʿalāٱلْكَـٰفِرِينَinkarcılarınl-kāfirīna٨٩
Vaktaki Allah katından onlara, kendilerinde olanı tasdik eden Kitap geldi ki onlar bundan önceleri, inkar edenlere karşı kendilerine yardım gelmesini beklerlerdi, bildikleri gelince onu inkar ettiler. Allah'ın laneti, inkar edenlerin üzerine olsun.
2:90
بِئْسَمَاne kötüdürbi'samāٱشْتَرَوْا۟sattıkları şeyish'tarawبِهِۦٓonunlabihiأَنفُسَهُمْkendilerinianfusahumأَنiçinanيَكْفُرُوا۟inkar etmekyakfurūبِمَآşeyibimāأَنزَلَindirdiğianzalaٱللَّهُAllah'ınl-lahuبَغْيًاçekemeyerekbaghyanأَن(vahiy) indirmesinianيُنَزِّلَsends downyunazzilaٱللَّهُAllah'ınl-lahuمِنlutfundanminفَضْلِهِۦHis Gracefaḍlihiعَلَىٰüzerineʿalāمَنkimseninmanيَشَآءُdilediğiyashāuمِنْkullarındanminعِبَادِهِۦ ۖHis servantsʿibādihiفَبَآءُوuğradılarfabāūبِغَضَبٍgazabbighaḍabinعَلَىٰüstüneʿalāغَضَبٍۢ ۚgazabaghaḍabinوَلِلْكَـٰفِرِينَve inkar edenler içinwalil'kāfirīnaعَذَابٌۭbir azab vardırʿadhābunمُّهِينٌۭalçaltıcımuhīnun٩٠
Allah'ın kullarından dilediğine, bol ihsanından indirmesini çekemeyerek, Allah'ın indirdiğini inkar etmekle, kendilerini ne kötü bir şey karşılığında sattılar. Bu yüzden gazab üstüne gazaba uğradılar. Kafirlere alçaltıcı bir azab vardır.
2:91
وَإِذَاzamanwa-idhāقِيلَdenildiğiqīlaلَهُمْonlaralahumءَامِنُوا۟inanınāminūبِمَآşeyebimāأَنزَلَindirdiğianzalaٱللَّهُAllah'ınl-lahuقَالُوا۟derlerqālūنُؤْمِنُinanırıznu'minuبِمَآşeyebimāأُنزِلَindirilenunzilaعَلَيْنَاbizeʿalaynāوَيَكْفُرُونَve inkar ederlerwayakfurūnaبِمَاşeyibimāوَرَآءَهُۥondan sonra gelenwarāahuوَهُوَhalbuki owahuwaٱلْحَقُّhaktırl-ḥaquمُصَدِّقًۭاdoğrulayanmuṣaddiqanلِّمَاşeyilimāمَعَهُمْ ۗyanlarında bulunanmaʿahumقُلْde kiqulفَلِمَneden?falimaتَقْتُلُونَöldürüyordunuztaqtulūnaأَنۢبِيَآءَpeygamberlerinianbiyāaٱللَّهِAllah'ınl-lahiمِنdaha önceminقَبْلُbeforeqabluإِنgerçekteninكُنتُمidiysenizkuntumمُّؤْمِنِينَinanıyormu'minīna٩١
Onlara, "Allah'ın indirdiğine inanın" denildiğinde "Bize indirilene inanırız" deyip ondan sonra gelen Kuran'ı inkar ederler; halbuki o, ellerinde bulunan Tevrat'ı tasdik eden hak bir Kitap'dır. Onlara "Eğer inanıyor idiyseniz niçin daha önce Allah'ın peygamberlerini öldürüyordunuz?" diye sor.
2:92
۞ وَلَقَدْAndolsunwalaqadجَآءَكُمsize gelmiştijāakumمُّوسَىٰMusamūsāبِٱلْبَيِّنَـٰتِapaçık delillerlebil-bayinātiثُمَّsonrathummaٱتَّخَذْتُمُ(ilah) edinmiştinizittakhadhtumuٱلْعِجْلَbuzağıyıl-ʿij'laمِنۢardındanminبَعْدِهِۦafter himbaʿdihiوَأَنتُمْve sizwa-antumظَـٰلِمُونَzalimler olarakẓālimūna٩٢
And olsun ki, Musa size mucizeler getirdi, sonra ardından kendinize yazık ederek buzağıyı tanrı olarak benimsediniz.
2:93
وَإِذْhani bir zamanwa-idhأَخَذْنَاalmıştıkakhadhnāمِيثَـٰقَكُمْkesin sözünüzümīthāqakumوَرَفَعْنَاve kaldırmıştıkwarafaʿnāفَوْقَكُمُüzerinizefawqakumuٱلطُّورَTur(dağın)ıl-ṭūraخُذُوا۟tutunkhudhūمَآşeyimāءَاتَيْنَـٰكُمsize verdiğimizātaynākumبِقُوَّةٍۢkuvvetlebiquwwatinوَٱسْمَعُوا۟ ۖdinleyin (demiştik)wa-is'maʿūقَالُوا۟dedilerqālūسَمِعْنَاdinlediksamiʿ'nāوَعَصَيْنَاve isyan ettikwaʿaṣaynāوَأُشْرِبُوا۟ve içirildiwa-ush'ribūفِىkalblerinefīقُلُوبِهِمُtheir heartsqulūbihimuٱلْعِجْلَbuzağı (sevgisi)l-ʿij'laبِكُفْرِهِمْ ۚinkarlarıylabikuf'rihimقُلْde kiqulبِئْسَمَاne kötü şeybi'samāيَأْمُرُكُمsize emrediyoryamurukumبِهِۦٓonunlabihiإِيمَـٰنُكُمْimanınızīmānukumإِنeğerinكُنتُمisenizkuntumمُّؤْمِنِينَinanan kimselermu'minīna٩٣
Sizden kesin söz almış ve Tur'u tepenize dikmiştik, "Size verdiğimize kuvvetle sarılın ve dinleyin" demiştik "İşittik ve karşı geldik" dediler de inkarları yüzünden buzağı sevgisi kalblerine sindirildi. De ki, "Eğer inanmışsanız, imanınız size ne kötü şey emrediyor?"
2:94
قُلْde kiqulإِنeğerinكَانَتْisekānatلَكُمُsize aitlakumuٱلدَّارُyurdul-dāruٱلْـَٔاخِرَةُahiretl-ākhiratuعِندَkatındaʿindaٱللَّهِAllahl-lahiخَالِصَةًۭgerçektenkhāliṣatanمِّن(değil de)minدُونِbaşkasınındūniٱلنَّاسِinsanlardanl-nāsiفَتَمَنَّوُا۟haydi temenni edinfatamannawūٱلْمَوْتَölümül-mawtaإِنeğerinكُنتُمْisenizkuntumصَـٰدِقِينَsözünüzde doğruṣādiqīna٩٤
De ki, "Eğer ahiret yurdu Allah katında başkalarına değil de yalnız size mahsus ise ve eğer doğru sözlü iseniz, ölümü dilesenize!"
2:95
وَلَنfakat (ölümü) istemezlerwalanيَتَمَنَّوْهُthey wish for ityatamannawhuأَبَدًۢاaslaabadanبِمَاdolayıbimāقَدَّمَتْyapıp sunduğu işlerdenqaddamatأَيْدِيهِمْ ۗellerininaydīhimوَٱللَّهُAllahwal-lahuعَلِيمٌۢbilirʿalīmunبِٱلظَّـٰلِمِينَzalimleribil-ẓālimīna٩٥
Bunu, önceden işlediklerinden ötürü, asla dilemeyeceklerdir. Allah zalimleri bilir.
2:96
وَلَتَجِدَنَّهُمْonları bulursunwalatajidannahumأَحْرَصَen düşkünüaḥraṣaٱلنَّاسِinsanlarınl-nāsiعَلَىٰhayataʿalāحَيَوٰةٍۢlifeḥayatinوَمِنَkimselerdenwaminaٱلَّذِينَthose whoalladhīnaأَشْرَكُوا۟ ۚortak koşan(lar)ashrakūيَوَدُّisteryawadduأَحَدُهُمْher biriaḥaduhumلَوْolsalawيُعَمَّرُyaşatılmasınıyuʿammaruأَلْفَbinalfaسَنَةٍۢyılsanatinوَمَاve değildirwamāهُوَohuwaبِمُزَحْزِحِهِۦonu uzaklaştıracakbimuzaḥziḥihiمِنَazabdanminaٱلْعَذَابِthe punishmentl-ʿadhābiأَنoysaanيُعَمَّرَ ۗ(o kadar) yaşamasıyuʿammaraوَٱللَّهُAllahwal-lahuبَصِيرٌۢgörüyorbaṣīrunبِمَاşeyleribimāيَعْمَلُونَyaptıklarıyaʿmalūna٩٦
And olsun ki, onların hayata diğer insanlardan ve hatta Allah'a eş koşanlardan da daha düşkün olduklarını görürsün. Her biri ömrünün bin yıl olmasını ister. Oysa uzun ömürlü olması onu azabdan uzaklaştırmaz. Allah onların yaptıklarını görür.
2:97
قُلْde kiqulمَنkimmanكَانَise (bilsin ki)kānaعَدُوًّۭاdüşmandırʿaduwwanلِّجِبْرِيلَCebrail'elijib'rīlaفَإِنَّهُۥşüphesiz ofa-innahuنَزَّلَهُۥonu indirmiştirnazzalahuعَلَىٰkalbineʿalāقَلْبِكَyour heartqalbikaبِإِذْنِizniylebi-idh'niٱللَّهِAllah'ınl-lahiمُصَدِّقًۭاdoğrulayıcı olarakmuṣaddiqanلِّمَاkendinden öncekilerilimāبَيْنَ(was)baynaيَدَيْهِbefore ityadayhiوَهُدًۭىve hidayetwahudanوَبُشْرَىٰve müjdeciwabush'rāلِلْمُؤْمِنِينَinananlar içinlil'mu'minīna٩٧
De ki, "Cebrail'e düşman olan kimse Allah'a düşmandır", çünkü O, Kuran'ı Allah'ın izniyle kendinden öncekini tasdik ederek, yol gösterici ve inananlara müjdeci olarak senin kalbine indirmiştir.
2:98
مَنkimmanكَانَisekānaعَدُوًّۭاdüşmanʿaduwwanلِّلَّهِAllah'alillahiوَمَلَـٰٓئِكَتِهِۦve meleklerinewamalāikatihiوَرُسُلِهِۦve resullerinewarusulihiوَجِبْرِيلَve Cebrail'ewajib'rīlaوَمِيكَىٰلَve Mikail'ewamīkālaفَإِنَّşüphesizfa-innaٱللَّهَAllah dal-lahaعَدُوٌّۭdüşmanıdırʿaduwwunلِّلْكَـٰفِرِينَinkar edenlerinlil'kāfirīna٩٨
Allah'a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail'e ve Mikail'e düşman olan kimse inkar etmiş olur. Allah şüphesiz, inkar edenlerin düşmanıdır.
2:99
وَلَقَدْandolsunwalaqadأَنزَلْنَآindirdikanzalnāإِلَيْكَsanailaykaءَايَـٰتٍۭayetlerāyātinبَيِّنَـٰتٍۢ ۖapaçıkbayyinātinوَمَاve etmezwamāيَكْفُرُinkaryakfuruبِهَآonlarıbihāإِلَّاbaşkasıillāٱلْفَـٰسِقُونَfasıklardanl-fāsiqūna٩٩
And olsun ki, sana apaçık ayetler indirdik. Onları sadece yoldan çıkmışlar inkar eder.
2:100
أَوَكُلَّمَاne zamanawakullamāعَـٰهَدُوا۟anlaştılarsaʿāhadūعَهْدًۭاahitleʿahdanنَّبَذَهُۥonu bozdularnabadhahuفَرِيقٌۭbir grupfarīqunمِّنْهُم ۚonlardanmin'humبَلْzatenbalأَكْثَرُهُمْçoklarıaktharuhumلَاinanmazlarlāيُؤْمِنُونَbelieveyu'minūna١٠٠
Onlar, her ne zaman bir ahidde bulunmuşlarsa içlerinden bir takımı onu bozmamış mıdır? Zaten onların çoğu inanmazlar.
2:101
وَلَمَّاne zamanwalammāجَآءَهُمْonlara geldiysejāahumرَسُولٌۭbir elçirasūlunمِّنْkatındanminعِندِfromʿindiٱللَّهِAllah'ınl-lahiمُصَدِّقٌۭdoğrulayanmuṣaddiqunلِّمَاşeylerilimāمَعَهُمْyanlarındakimaʿahumنَبَذَattılarnabadhaفَرِيقٌۭbir gurupfarīqunمِّنَkendilerineminaٱلَّذِينَthose whoalladhīnaأُوتُوا۟verilenlerdenūtūٱلْكِتَـٰبَkitapl-kitābaكِتَـٰبَkitabıkitābaٱللَّهِAllah'ınl-lahiوَرَآءَarkasınawarāaظُهُورِهِمْsırtlarınınẓuhūrihimكَأَنَّهُمْsanki gibika-annahumلَاbilmiyorlarmışlāيَعْلَمُونَknowyaʿlamūna١٠١
Yanlarındakini doğrulayan bir Peygamber, Allah katından onlara gelince Kitap verilenlerden bir takımı, bilmiyorlarmış gibi, Allah'ın Kitabı'nı arkalarına attılar.
2:102
وَٱتَّبَعُوا۟ve uydularwa-ittabaʿūمَاşeyemāتَتْلُوا۟uydurduğutatlūٱلشَّيَـٰطِينُşeytanlarınl-shayāṭīnuعَلَىٰhakkındaʿalāمُلْكِmülkümul'kiسُلَيْمَـٰنَ ۖSüleyman'ınsulaymānaوَمَاküfre girmediwamāكَفَرَdisbelievedkafaraسُلَيْمَـٰنُSüleymansulaymānuوَلَـٰكِنَّfakatwalākinnaٱلشَّيَـٰطِينَşeytanlarl-shayāṭīnaكَفَرُوا۟küfre girdilerkafarūيُعَلِّمُونَöğreterekyuʿallimūnaٱلنَّاسَinsanlaral-nāsaٱلسِّحْرَsihril-siḥ'raوَمَآve şeyiwamāأُنزِلَindirilenunzilaعَلَىiki meleğeʿalāٱلْمَلَكَيْنِthe two angelsl-malakayniبِبَابِلَBabil'debibābilaهَـٰرُوتَHaruthārūtaوَمَـٰرُوتَ ۚve Marut (isimli)wamārūtaوَمَاonlar öğretmezlerdiwamāيُعَلِّمَانِthey both teachyuʿallimāniمِنْhiç kimseyeminأَحَدٍoneaḥadinحَتَّىٰdemedikçeḥattāيَقُولَآthey [both] sayyaqūlāإِنَّمَاşüphesizinnamāنَحْنُbiznaḥnuفِتْنَةٌۭfitneyizfit'natunفَلَاsakın küfre girmeyinfalāتَكْفُرْ ۖdisbelievetakfurفَيَتَعَلَّمُونَfakat öğreniyorlardıfayataʿallamūnaمِنْهُمَاbunlardanmin'humāمَاşeyimāيُفَرِّقُونَayıranyufarriqūnaبِهِۦonunlabihiبَيْنَarasınıbaynaٱلْمَرْءِeşil-mariوَزَوْجِهِۦ ۚve karısınınwazawjihiوَمَاve değildirwamāهُمama onlarhumبِضَآرِّينَzarar veriyorbiḍārrīnaبِهِۦonunlabihiمِنْhiç kimseyeminأَحَدٍoneaḥadinإِلَّاbaşkaillāبِإِذْنِiznindenbi-idh'niٱللَّهِ ۚAllah'ınl-lahiوَيَتَعَلَّمُونَonlar öğreniyorlardıwayataʿallamūnaمَاşeyimāيَضُرُّهُمْzarar verenyaḍurruhumوَلَاdeğilwalāيَنفَعُهُمْ ۚyarar vereniyanfaʿuhumوَلَقَدْandolsunwalaqadعَلِمُوا۟gayet iyi biliyorlardı kiʿalimūلَمَنِkimseninlamaniٱشْتَرَىٰهُonu satın alanish'tarāhuمَاyokturmāلَهُۥonunlahuفِىahirettefīٱلْـَٔاخِرَةِthe Hereafterl-ākhiratiمِنْbir nasibiminخَلَـٰقٍۢ ۚsharekhalāqinوَلَبِئْسَve ne kötüdürwalabi'saمَاşeymāشَرَوْا۟sattıklarısharawبِهِۦٓonunlabihiأَنفُسَهُمْ ۚkendilerinianfusahumلَوْkeşkelawكَانُوا۟(bunu) bilselerdi!kānūيَعْلَمُونَ(to) knowyaʿlamūna١٠٢
Şeytanların Süleyman'ın hükümdarlığı hakkında söylediklerine uydular. Oysa Süleyman kafir değildi, ama insanlara sihri öğreten şeytanlar kafir olmuşlardı. Babil'de, melek denilen Harut ve Marut'a bir şey indirilmemişti. Bu ikisi "Biz sadece imtihan ediyoruz, sakın inkar etme" demedikçe kimseye bir şey öğretmezlerdi. Halbuki bu ikisinden, koca ile karısının arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Oysa Allah'ın izni olmadıkça onlar kimseye zarar veremezlerdi. Kendilerine zarar verecek, faydalı olmayacak şeyler öğreniyorlardı. And olsun ki, onu satın alanın ahiretten bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şeyin ne kötü olduğunu keşke bilselerdi!
2:103
وَلَوْve eğerwalawأَنَّهُمْşüphesiz onlarannahumءَامَنُوا۟iman etselerāmanūوَٱتَّقَوْا۟ve sakınmış olsalardıwa-ittaqawلَمَثُوبَةٌۭsevabılamathūbatunمِّنْkatındanminعِندِfromʿindiٱللَّهِAllah'ınl-lahiخَيْرٌۭ ۖdaha hayırlı (olurdu)khayrunلَّوْkeşkelawكَانُوا۟idikānūيَعْلَمُونَbilseleryaʿlamūna١٠٣
Onlar inanıp, Allah'a karşı gelmekten sakınsalardı, Allah katından olan sevab daha hayırlı olurdu. Keşke bilselerdi!
2:104
يَـٰٓأَيُّهَاEyyāayyuhāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَامَنُوا۟inanan(lar)āmanūلَاdemeyinlāتَقُولُوا۟saytaqūlūرَٰعِنَاRa'ina (bizi gözet yahut: kaba söz)rāʿināوَقُولُوا۟deyinwaqūlūٱنظُرْنَاunzurna (bize bak)unẓur'nāوَٱسْمَعُوا۟ ۗve dinleyinwa-is'maʿūوَلِلْكَـٰفِرِينَve kafirler için vardırwalil'kāfirīnaعَذَابٌbir azabʿadhābunأَلِيمٌۭacıalīmun١٠٤
Ey inananlar! Peygamber'e, "Bizi de dinle" (raina; kötü anlama gelebilecek söz) demeyin, "Bizi gözet" (unzurna) deyin ve dinleyin, inkar edenlere elem verici azab vardır.
2:105
مَّاarzu etmezlermāيَوَدُّlikeyawadduٱلَّذِينَkimseleralladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(ler)kafarūمِنْehlindenminأَهْلِ(the) Peopleahliٱلْكِتَـٰبِkitabl-kitābiوَلَاve müşriklerdenwalāٱلْمُشْرِكِينَthose who associate partners (with Allah)l-mush'rikīnaأَنindirilmesinianيُنَزَّلَ(there should) be sent downyunazzalaعَلَيْكُمsizeʿalaykumمِّنْhiçbirminخَيْرٍۢhayırkhayrinمِّنRabbinizdenminرَّبِّكُمْ ۗyour Lordrabbikumوَٱللَّهُoysa Allahwal-lahuيَخْتَصُّtahsis ederyakhtaṣṣuبِرَحْمَتِهِۦrahmetinibiraḥmatihiمَنkimseyemanيَشَآءُ ۚdilediğiyashāuوَٱللَّهُAllahwal-lahuذُوsahibidirdhūٱلْفَضْلِlutufl-faḍliٱلْعَظِيمِbüyükl-ʿaẓīmi١٠٥
Kitap ehlinden ve Allah'a eş koşanlardan inkar edenler, Rabbinizden size bir iyilik gelmesini istemezler. Allah, rahmetini dilediğine tahsis eder. Allah büyük nimet sahibidir.
2:106
۞ مَاne kimāنَنسَخْbiz neshederseknansakhمِنْ(bir parça)minءَايَةٍayetiāyatinأَوْveyaawنُنسِهَاonu unutturursaknunsihāنَأْتِgetiririznatiبِخَيْرٍۢdaha iyisinibikhayrinمِّنْهَآondanmin'hāأَوْya daawمِثْلِهَآ ۗbenzerinimith'lihāأَلَمْbilmez misin?alamتَعْلَمْyou knowtaʿlamأَنَّşüphesizannaٱللَّهَAllah'ınl-lahaعَلَىٰher şeyeʿalāكُلِّeverykulliشَىْءٍۢthingshayinقَدِيرٌgücü yeterqadīrun١٠٦
Herhangi bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya unutturursak, onun yerine daha hayırlısını veya onun benzerini getiririz. Allah'ın her şeye kadir olduğunu bilmez misin?
2:107
أَلَمْbilmez misin?alamتَعْلَمْyou knowtaʿlamأَنَّşüphesizannaٱللَّهَAllahl-lahaلَهُۥonundurlahuمُلْكُmülkümul'kuٱلسَّمَـٰوَٰتِgöklerinl-samāwātiوَٱلْأَرْضِ ۗve yerinwal-arḍiوَمَاve yokturwamāلَكُمsizelakumمِّنbaşkaminدُونِbesidesdūniٱللَّهِAllah'tanl-lahiمِنhiçbirminوَلِىٍّۢkoruyucuwaliyyinوَلَاve (ne de)walāنَصِيرٍbir yardımcınaṣīrin١٠٧
Göklerin ve yerin Hükümdarlığının Allah'a aid olduğunu bilmez misin? Allah'tan başka dost ve yardımcınız yoktur.
2:108
أَمْyoksaamتُرِيدُونَarzu (mu) ediyorsunuz?turīdūnaأَنistekte bulunmayıanتَسْـَٔلُوا۟you asktasalūرَسُولَكُمْrasulunüzdenrasūlakumكَمَاgibikamāسُئِلَistediklerisu-ilaمُوسَىٰMusa'danmūsāمِنdaha önceminقَبْلُ ۗbeforeqabluوَمَنve kimwamanيَتَبَدَّلِdeğiştirirseyatabaddaliٱلْكُفْرَinkarıl-kuf'raبِٱلْإِيمَـٰنِimanabil-īmāniفَقَدْşüphesiz (o)faqadضَلَّsapıtmıştırḍallaسَوَآءَdümdüzsawāaٱلسَّبِيلِyolul-sabīli١٠٨
Yoksa, daha önce Musa'nın sorguya çekildiği gibi, siz de peygamberinizi sorguya mı çekmek istiyorsunuz? İmanı inkarla değiştiren, şüphesiz doğru yoldan sapmış olur.
2:109
وَدَّisterlerwaddaكَثِيرٌۭbir çoğukathīrunمِّنْehlindenminأَهْلِ(the) Peopleahliٱلْكِتَـٰبِkitapl-kitābiلَوْşayetlawيَرُدُّونَكُمsizi döndürmekyaruddūnakumمِّنۢsonraminبَعْدِafterbaʿdiإِيمَـٰنِكُمْimanınızdanīmānikumكُفَّارًاkafirler olarakkuffāranحَسَدًۭاhasetleḥasadanمِّنْiçlerindekiminعِندِ(of)ʿindiأَنفُسِهِمthemselvesanfusihimمِّنۢsonraminبَعْدِafterbaʿdiمَاapaçık belli olduktanmāتَبَيَّنَbecame cleartabayyanaلَهُمُonlaralahumuٱلْحَقُّ ۖgerçekl-ḥaquفَٱعْفُوا۟affedinfa-iʿ'fūوَٱصْفَحُوا۟hoş görünwa-iṣ'faḥūحَتَّىٰkadarḥattāيَأْتِىَgetirinceyeyatiyaٱللَّهُAllahl-lahuبِأَمْرِهِۦٓ ۗemrinibi-amrihiإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaعَلَىٰherʿalāكُلِّeverykulliشَىْءٍۢşeyeshayinقَدِيرٌۭgücü yetendirqadīrun١٠٩
Kitap ehlinin çoğu, hak kendilerine apaçık belli olduktan sonra, içlerindeki çekememezlikten ötürü, sizi, inandıktan sonra küfre döndürmeyi isterler. Allah'ın emri gelene kadar onları affedin, geçin. Allah muhakkak her şeye Kadir'dir.
2:110
وَأَقِيمُوا۟ve kılınwa-aqīmūٱلصَّلَوٰةَnamazıl-ṣalataوَءَاتُوا۟ve verinwaātūٱلزَّكَوٰةَ ۚzekatıl-zakataوَمَاne kiwamāتُقَدِّمُوا۟ne gönderirsiniztuqaddimūلِأَنفُسِكُمkendiniz içinli-anfusikumمِّنْhayırdanminخَيْرٍۢgood (deeds)khayrinتَجِدُوهُbulursunuztajidūhuعِندَkatındaʿindaٱللَّهِ ۗAllah'ınl-lahiإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaبِمَاşeyleribimāتَعْمَلُونَyaptıklarınıztaʿmalūnaبَصِيرٌۭgörürbaṣīrun١١٠
Namazı kılın, zekatı verin, kendiniz için önden gönderdiğiniz her hayrı Allah katında bulacaksınız. Allah yaptıklarınızı şüphesiz görür.
2:111
وَقَالُوا۟ve dedilerwaqālūلَنasla giremezlanيَدْخُلَwill enteryadkhulaٱلْجَنَّةَcennetel-janataإِلَّاbaşkasıillāمَنkimsedenmanكَانَolankānaهُودًاYahudihūdanأَوْveyahutawنَصَـٰرَىٰ ۗhıristiyannaṣārāتِلْكَişte butil'kaأَمَانِيُّهُمْ ۗonların kuruntusuduramāniyyuhumقُلْde kiqulهَاتُوا۟getirinhātūبُرْهَـٰنَكُمْdelilinizibur'hānakumإِنeğerinكُنتُمْisenizkuntumصَـٰدِقِينَdoğruṣādiqīna١١١
"Yahudi veya Hıristiyan olmayan kimse elbette cennete girmeyecek" dediler; bu onların kuruntularıdır. De ki: "Sözünüz doğru ise delillerinizi getirin".
2:112
بَلَىٰhayırbalāمَنْkimmanأَسْلَمَteslim ederseaslamaوَجْهَهُۥyüzünüwajhahuلِلَّهِAllah'alillahiوَهُوَve owahuwaمُحْسِنٌۭişini güzel yaparakmuḥ'sinunفَلَهُۥٓonunfalahuأَجْرُهُۥmükafatıajruhuعِندَyanındadırʿindaرَبِّهِۦRabbininrabbihiوَلَاve yokturwalāخَوْفٌkorkukhawfunعَلَيْهِمْonlaraʿalayhimوَلَاve yokturwalāهُمْonlarahumيَحْزَنُونَüzülmekyaḥzanūna١١٢
Hayır, öyle değil; iyilik yaparak kendini Allah'a veren kimsenin ecri Rabbi'nin katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.
2:113
وَقَالَتِve dediler kiwaqālatiٱلْيَهُودُYahudilerl-yahūduلَيْسَتِdeğillerlaysatiٱلنَّصَـٰرَىٰHıristiyanlarl-naṣārāعَلَىٰüzerindeʿalāشَىْءٍۢbir şey (temel)shayinوَقَالَتِve dediler kiwaqālatiٱلنَّصَـٰرَىٰHıristiyanlar dal-naṣārāلَيْسَتِdeğildirlerlaysatiٱلْيَهُودُYahudilerl-yahūduعَلَىٰüzerindeʿalāشَىْءٍۢbir şey (temel)shayinوَهُمْoysa onlarwahumيَتْلُونَokuyorlaryatlūnaٱلْكِتَـٰبَ ۗKitabıl-kitābaكَذَٰلِكَböylecekadhālikaقَالَsöyledilerqālaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaلَاbilmeyen(ler)lāيَعْلَمُونَknowyaʿlamūnaمِثْلَbenzerinimith'laقَوْلِهِمْ ۚonların sözlerininqawlihimفَٱللَّهُartık Allahfal-lahuيَحْكُمُhüküm verecektiryaḥkumuبَيْنَهُمْaralarındabaynahumيَوْمَgünüyawmaٱلْقِيَـٰمَةِkıyametl-qiyāmatiفِيمَاşey hakkındafīmāكَانُوا۟olduklarıkānūفِيهِondafīhiيَخْتَلِفُونَihtilaf halindeyakhtalifūna١١٣
Yahudiler "Hıristiyanlar bir temel üzerinde değil" dediler, Hıristiyanlar da "Yahudiler bir temel üzerinde değil" dediler; oysa onlar Kitaplarını da okuyorlar. Bilgisizler de tıpkı onların söylediklerini söylemiştir. Allah, kıyamet günü, anlaşmazlığa düştükleri şeylerde onların arasında hüküm verecektir.
2:114
وَمَنْve kim olabilirwamanأَظْلَمُdaha zalimaẓlamuمِمَّنkimsedenmimmanمَّنَعَmen edenmanaʿaمَسَـٰجِدَmescidlerindemasājidaٱللَّهِAllah'ınl-lahiأَنanılmasınaanيُذْكَرَbe mentionedyudh'karaفِيهَاiçindefīhāٱسْمُهُۥismininus'muhuوَسَعَىٰve çalışandanwasaʿāفِىonların harabolmasınafīخَرَابِهَآ ۚtheir destructionkharābihāأُو۟لَـٰٓئِكَişteulāikaمَاyokturmāكَانَolmalarıkānaلَهُمْonlar içinlahumأَنgirmelerianيَدْخُلُوهَآthey enter themyadkhulūhāإِلَّاdışındaillāخَآئِفِينَ ۚkorka korkakhāifīnaلَهُمْonlar için vardırlahumفِىdünyadafīٱلدُّنْيَاthe worldl-dun'yāخِزْىٌۭrezillikkhiz'yunوَلَهُمْve vardırwalahumفِىahirettefīٱلْـَٔاخِرَةِthe Hereafterl-ākhiratiعَذَابٌazapʿadhābunعَظِيمٌۭbüyük birʿaẓīmun١١٤
Allah'ın mescidlerinde O'nun isminin anılmasını yasak eden ve oraların yıkılmasına çalışan kimseden daha zalim kim vardır? Onların oralara korkmadan girememeleri gerekir. Dünyada rezillik onlaradır, ahirette büyük azab da onlaradır.
2:115
وَلِلَّهِve Allah'ındırwalillahiٱلْمَشْرِقُdoğu dal-mashriquوَٱلْمَغْرِبُ ۚbatı dawal-maghribuفَأَيْنَمَاnereyefa-aynamāتُوَلُّوا۟dönerseniztuwallūفَثَمَّoradadırfathammaوَجْهُyüzü (zatı)wajhuٱللَّهِ ۚAllah'ınl-lahiإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllah'(ın)l-lahaوَٰسِعٌ(rahmeti ve ni'meti) boldurwāsiʿunعَلِيمٌۭ(her şeyi) bilendirʿalīmun١١٥
Doğu da batı da Allah'ındır, nereye dönerseniz Allah'ın yönü orasıdır. Doğrusu Allah her yeri kaplar ve her şeyi bilir.
2:116
وَقَالُوا۟ve dediler kiwaqālūٱتَّخَذَedindiittakhadhaٱللَّهُAllahl-lahuوَلَدًۭا ۗçocukwaladanسُبْحَـٰنَهُۥ ۖO yücedirsub'ḥānahuبَلbilakisbalلَّهُۥonundurlahuمَاne varsamāفِىgöklerdefīٱلسَّمَـٰوَٰتِthe heavensl-samāwātiوَٱلْأَرْضِ ۖve yerdewal-arḍiكُلٌّۭhepsikullunلَّهُۥO'nalahuقَـٰنِتُونَboyun eğmiştirqānitūna١١٦
"Allah oğul edindi" dediler; haşa, oysa, göklerde ve yerde olanlar O'nundur. Hepsi O'na boyun eğmişlerdir.
2:117
بَدِيعُ(O) yaratıcısıdırbadīʿuٱلسَّمَـٰوَٰتِgöklerinl-samāwātiوَٱلْأَرْضِ ۖve yerinwal-arḍiوَإِذَاzamanwa-idhāقَضَىٰٓhükmettiğiqaḍāأَمْرًۭاbir işe (şeye)amranفَإِنَّمَاşüphesiz sadecefa-innamāيَقُولُderyaqūluلَهُۥonalahuكُنolkunفَيَكُونُhemen oluverirfayakūnu١١٧
Gökleri ve yeri yoktan var eden Allah'tır. O, bir işin olmasını dilerse, ona ancak "ol" der ve olur.
2:118
وَقَالَdediler kiwaqālaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaلَاbilmeyen(ler)lāيَعْلَمُونَknowyaʿlamūnaلَوْلَاdeğil miydi?lawlāيُكَلِّمُنَاbizimle konuşmalıyukallimunāٱللَّهُAllahl-lahuأَوْya daawتَأْتِينَآbize gelmelitatīnāءَايَةٌۭ ۗbir ayet (mu'cize)āyatunكَذَٰلِكَişte böylekadhālikaقَالَsöyle(mişler)diqālaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaمِنonlardan önceki(ler de)minقَبْلِهِمbefore themqablihimمِّثْلَbenzerinimith'laقَوْلِهِمْ ۘonların dediklerininqawlihimتَشَـٰبَهَتْbirbirine benzeditashābahatقُلُوبُهُمْ ۗkalbleriqulūbuhumقَدْelbetteqadبَيَّنَّاiyice açıkladıkbayyannāٱلْـَٔايَـٰتِayetleril-āyātiلِقَوْمٍۢkavimler içinliqawminيُوقِنُونَbilmek isteyenyūqinūna١١٨
Bilmeyenler: "Allah bizimle konuşmalı veya bize bir ayet gelmeli değil miydi?" dediler. Onlardan öncekiler de onların söylediklerinin tıpkısını söylemişlerdi. Kalbleri birbirine benzedi. Kesinlikle inanan kimseler için ayetleri açıklamışızdır.
2:119
إِنَّآdoğrusu bizinnāأَرْسَلْنَـٰكَseni gönderdikarsalnākaبِٱلْحَقِّgerçeklebil-ḥaqiبَشِيرًۭاmüjdeleyicibashīranوَنَذِيرًۭا ۖve uyarıcı olarakwanadhīranوَلَاdeğilsinwalāتُسْـَٔلُsen sorumlutus'aluعَنْhalkındanʿanأَصْحَـٰبِ(the) companionsaṣḥābiٱلْجَحِيمِcehenneml-jaḥīmi١١٩
Doğrusu Biz, seni hak ile, müjdeci ve uyarıcı olarak göndermişizdir. Sen, cehennemliklerden sorumlu tutulmayacaksın.
2:120
وَلَنve olmazlarwalanتَرْضَىٰrazıtarḍāعَنكَsendenʿankaٱلْيَهُودُ(ne) yahudilerl-yahūduوَلَا(ne de)walāٱلنَّصَـٰرَىٰhıristiyanlarl-naṣārāحَتَّىٰkadarḥattāتَتَّبِعَsen uyuncayatattabiʿaمِلَّتَهُمْ ۗonların milletine (dinine)millatahumقُلْde kiqulإِنَّşüphesizinnaهُدَىhidayetihudāٱللَّهِAllah'ınl-lahiهُوَodurhuwaٱلْهُدَىٰ ۗasıl doğru yoll-hudāوَلَئِنِeğerwala-iniٱتَّبَعْتَuyarsanittabaʿtaأَهْوَآءَهُمonların arzularınaahwāahumبَعْدَsonrabaʿdaٱلَّذِىsana gelenalladhīجَآءَكَhas come to youjāakaمِنَilimdenminaٱلْعِلْمِ ۙthe knowledgel-ʿil'miمَاyokturmāلَكَsanalakaمِنَAllah'tanminaٱللَّهِAllahl-lahiمِنhiçminوَلِىٍّۢbir dostwaliyyinوَلَاve hiçwalāنَصِيرٍbir yardımcınaṣīrin١٢٠
Kendi dinlerine uymadıkça, Yahudi ve Hıristiyanlar senden asla hoşnud olmayacaklardır. De ki: "Doğru yol, ancak Allah'ın yoludur". Sana gelen ilimden sonra onların heveslerine uyarsan, and olsun ki, Allah'tan sana ne bir dost ve ne de bir yardımcı olur.
2:121
ٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَاتَيْنَـٰهُمُkendilerine verdiğimizātaynāhumuٱلْكِتَـٰبَKitabıl-kitābaيَتْلُونَهُۥonu okuyanlaryatlūnahuحَقَّdoğru birḥaqqaتِلَاوَتِهِۦٓokuyuşlatilāwatihiأُو۟لَـٰٓئِكَişte onlarulāikaيُؤْمِنُونَinananlardıryu'minūnaبِهِۦ ۗonabihiوَمَنve kimwamanيَكْفُرْinkar ederseyakfurبِهِۦonubihiفَأُو۟لَـٰٓئِكَiştefa-ulāikaهُمُonlarhumuٱلْخَـٰسِرُونَziyana uğrayanlardırl-khāsirūna١٢١
Kendilerine verdiğimiz Kitabı gereğince okuyanlar var ya, işte ona ancak onlar inanırlar. Onu inkar edenler ise kaybedenlerdir.
2:122
يَـٰبَنِىٓEy oğullarıyābanīإِسْرَٰٓءِيلَİsrailis'rāīlaٱذْكُرُوا۟hatırlayınudh'kurūنِعْمَتِىَni'metiniʿ'matiyaٱلَّتِىٓverdiğimallatīأَنْعَمْتُI bestowedanʿamtuعَلَيْكُمْsizeʿalaykumوَأَنِّىgerçektenwa-annīفَضَّلْتُكُمْsizi üstün kıldığımıfaḍḍaltukumعَلَىüzerineʿalāٱلْعَـٰلَمِينَalemlerl-ʿālamīna١٢٢
Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti ve sizi bir zamanlar alemlere üstün tuttuğumu hatırlayın.
2:123
وَٱتَّقُوا۟sakınınwa-ittaqūيَوْمًۭاşu günden (ki)yawmanلَّاcezasını çekmezlāتَجْزِىwill availtajzīنَفْسٌkimsenafsunعَنkimseninʿanنَّفْسٍۢ(another) soulnafsinشَيْـًۭٔاbir şeyleshayanوَلَاve kabul edilmezwalāيُقْبَلُwill be acceptedyuq'baluمِنْهَاondanmin'hāعَدْلٌۭfidyeʿadlunوَلَاona fayda vermezwalāتَنفَعُهَاwill benefit ittanfaʿuhāشَفَـٰعَةٌۭşefaatshafāʿatunوَلَاonlarawalāهُمْtheyhumيُنصَرُونَyardım da edilmezyunṣarūna١٢٣
Kimsenin kimse namına bir şey ödemeyeceği, hiç kimseden fidye alınmayacağı, kimseye şefaatin yarar sağlamayacağı ve onların yardım görmeyeceği günden korunun.
2:124
۞ وَإِذِzamanwa-idhiٱبْتَلَىٰٓimtihan ettiği;ib'talāإِبْرَٰهِـۧمَİbrahim'iib'rāhīmaرَبُّهُۥRabbirabbuhuبِكَلِمَـٰتٍۢkelimelerlebikalimātinفَأَتَمَّهُنَّ ۖo da onları tamamlamıştıfa-atammahunnaقَالَ(Allah) dedi kiqālaإِنِّىşüphesiz beninnīجَاعِلُكَseni yapacağımjāʿilukaلِلنَّاسِinsanlar içinlilnnāsiإِمَامًۭا ۖönderimāmanقَالَ(İbrahim) dedi kiqālaوَمِنbenim soyumdan dawaminذُرِّيَّتِى ۖmy offspringdhurriyyatīقَالَbuyurduqālaلَاulaşmazlāيَنَالُreachyanāluعَهْدِىahdimʿahdīٱلظَّـٰلِمِينَzalimlerel-ẓālimīna١٢٤
Rabbi İbrahim'i bir takım emirlerle denemiş, o da onları yerine getirmişti. Allah, "seni insanlara önder kılacağım" demişti. O "soyumdan da" deyince, "zalimler benim ahdime erişemez" buyurmuştu.
2:125
وَإِذْhaniwa-idhجَعَلْنَاbiz kıldıkjaʿalnāٱلْبَيْتَBeyt'i (Ka'be'yi)l-baytaمَثَابَةًۭtoplanma yerimathābatanلِّلنَّاسِinsanlaralilnnāsiوَأَمْنًۭاve güven yeriwa-amnanوَٱتَّخِذُوا۟siz de edininwa-ittakhidhūمِنmakamındanminمَّقَامِ(the) standing placemaqāmiإِبْرَٰهِـۧمَİbrahim'inib'rāhīmaمُصَلًّۭى ۖbir namaz yerimuṣallanوَعَهِدْنَآve emretmiştikwaʿahid'nāإِلَىٰٓİbrahim'eilāإِبْرَٰهِـۧمَIbrahimib'rāhīmaوَإِسْمَـٰعِيلَve İsma'il'ewa-is'māʿīlaأَنtemizlemesinianطَهِّرَا[You both] purifyṭahhirāبَيْتِىَev'imibaytiyaلِلطَّآئِفِينَtavaf edenler içinlilṭṭāifīnaوَٱلْعَـٰكِفِينَibadete kapananlarwal-ʿākifīnaوَٱلرُّكَّعِve rüku edenlerwal-rukaʿiٱلسُّجُودِsecde edenlerl-sujūdi١٢٥
Kabeyi, insanlar için toplanma ve güven yeri kılmıştık. İbrahim'in makamını namaz yeri edinin, dedik. Evimi ziyaret edenler, kendini ibadete verenler, rüku ve secde edenler için temiz tutun diye İbrahim ve İsmail'e ahd verdik.
2:126
وَإِذْve haniwa-idhقَالَdemişti kiqālaإِبْرَٰهِـۧمُİbrahimib'rāhīmuرَبِّRabbimrabbiٱجْعَلْkılij'ʿalهَـٰذَاbuhādhāبَلَدًاşehribaladanءَامِنًۭاgüvenliāminanوَٱرْزُقْve rızıklandırwa-ur'zuqأَهْلَهُۥhalkınıahlahuمِنَürünlerleminaٱلثَّمَرَٰتِfruitsl-thamarātiمَنْkimselerimanءَامَنَinananāmanaمِنْهُمonlardanmin'humبِٱللَّهِAllah'abil-lahiوَٱلْيَوْمِve gününewal-yawmiٱلْـَٔاخِرِ ۖahiretl-ākhiriقَالَ(Rabbi) buyurdu kiqālaوَمَنkimseyiwamanكَفَرَinkar edenkafaraفَأُمَتِّعُهُۥonu geçindiririmfa-umattiʿuhuقَلِيلًۭاaz bir (süre)qalīlanثُمَّsonrathummaأَضْطَرُّهُۥٓonu mahkum ederimaḍṭarruhuإِلَىٰazabınailāعَذَابِ(the) punishmentʿadhābiٱلنَّارِ ۖcehenneml-nāriوَبِئْسَve ne kötüwabi'saٱلْمَصِيرُdönüş yeridirl-maṣīru١٢٦
İbrahim: "Rabbim! Burasını emin bir şehir kıl, halkından, Allah'a ve ahiret gününe inananları ürünlerle rızıklandır" demişti. Allah da: "İnkar edeni de az bir müddet geçindirir, sonra da onu ateşin azabına uğramak zorunda bırakırım, ne kötü sonuç" buyurmuştu.
2:127
وَإِذْve haniwa-idhيَرْفَعُyükseltiyorduyarfaʿuإِبْرَٰهِـۧمُİbrahimib'rāhīmuٱلْقَوَاعِدَtemellerinil-qawāʿidaمِنَEv'inminaٱلْبَيْتِthe Housel-baytiوَإِسْمَـٰعِيلُİsma'il'(le beraber)wa-is'māʿīluرَبَّنَاRabbi'imizrabbanāتَقَبَّلْkabul buyurtaqabbalمِنَّآ ۖbizdenminnāإِنَّكَkuşkusuz seninnakaأَنتَ(yalnız) senantaٱلسَّمِيعُişitensinl-samīʿuٱلْعَلِيمُbilensinl-ʿalīmu١٢٧
İbrahim ve İsmail, Kabenin temellerini yükseltiyordu: "Rabbimiz! Yaptığımızı kabul buyur. Şüphesiz ki, Sen hem işitir hem bilirsin"
2:128
رَبَّنَاRabbimizrabbanāوَٱجْعَلْنَاbizi yapwa-ij'ʿalnāمُسْلِمَيْنِteslim olanlardanmus'limayniلَكَsanalakaوَمِنneslimizden dewaminذُرِّيَّتِنَآour offspringdhurriyyatināأُمَّةًۭbir ümmet (çıkar)ummatanمُّسْلِمَةًۭteslim olanmus'limatanلَّكَsanalakaوَأَرِنَاve bize gösterwa-arināمَنَاسِكَنَاibadet yollarımızımanāsikanāوَتُبْve tevbemizi kabul etwatubعَلَيْنَآ ۖbizdenʿalaynāإِنَّكَşüphesiz seninnakaأَنتَ(ancak) sensinantaٱلتَّوَّابُtevbeleri kabul edenl-tawābuٱلرَّحِيمُçok merhametli olanl-raḥīmu١٢٨
"Rabbimiz! İkimizi Sana teslim olanlardan kıl, soyumuzdan da Sana teslim olanlardan bir ümmet yetiştir. Bize ibadet yollarımızı göster, tevbemizi kabul buyur, çünkü tevbeleri daima kabul eden, merhametli olan ancak Sensin".
2:129
رَبَّنَاRabbimizrabbanāوَٱبْعَثْgönderwa-ib'ʿathفِيهِمْonlarafīhimرَسُولًۭاbir elçirasūlanمِّنْهُمْkendi içlerindenmin'humيَتْلُوا۟okuyacakyatlūعَلَيْهِمْkendilerineʿalayhimءَايَـٰتِكَsenin ayetleriniāyātikaوَيُعَلِّمُهُمُve onlara öğretecekwayuʿallimuhumuٱلْكِتَـٰبَKitabıl-kitābaوَٱلْحِكْمَةَve hikmetiwal-ḥik'mataوَيُزَكِّيهِمْ ۚve onları temizleyecekwayuzakkīhimإِنَّكَşüphesiz sensininnakaأَنتَyalnız senantaٱلْعَزِيزُAziz olanl-ʿazīzuٱلْحَكِيمُHakim olanl-ḥakīmu١٢٩
"Rabbimiz! İçlerinden onlara Senin ayetlerini okuyan, Kitabı ve hikmeti öğreten, onları her kötülükten arıtan bir peygamber gönder. Doğrusu güçlü ve Hakim olan ancak Sensin".
2:130
وَمَنve kim kiwamanيَرْغَبُyüz çeviriryarghabuعَنmilletinden (dininden)ʿanمِّلَّةِ(the) religionmillatiإِبْرَٰهِـۧمَİbrahim'inib'rāhīmaإِلَّاbaşkaillāمَنkimseenmanسَفِهَsefih kılansafihaنَفْسَهُۥ ۚnefsininafsahuوَلَقَدِAndolsun kiwalaqadiٱصْطَفَيْنَـٰهُbiz onu seçmiştikiṣ'ṭafaynāhuفِىdünyadafīٱلدُّنْيَا ۖthe worldl-dun'yāوَإِنَّهُۥve şüphesiz owa-innahuفِىahirette defīٱلْـَٔاخِرَةِthe Hereafterl-ākhiratiلَمِنَsalihlerdendirlaminaٱلصَّـٰلِحِينَthe righteousl-ṣāliḥīna١٣٠
Kendini bilmezden başkası İbrahim'in dininden yüz çevirmez. And olsun ki, dünyada onu seçtik, şüphesiz o, ahirette de iyilerdendir.
2:131
إِذْhaniidhقَالَdemiştiqālaلَهُۥonalahuرَبُّهُۥٓRabbirabbuhuأَسْلِمْ ۖİslam ol (teslim ol)aslimقَالَdediqālaأَسْلَمْتُteslim oldumaslamtuلِرَبِّRabbinelirabbiٱلْعَـٰلَمِينَalemlerinl-ʿālamīna١٣١
Rabbi ona: "Teslim ol" buyurduğunda, "Alemlerin Rabbine teslim oldum" demişti.
2:132
وَوَصَّىٰve vasiyyet ettiwawaṣṣāبِهَآbunubihāإِبْرَٰهِـۧمُİbrahimib'rāhīmuبَنِيهِkendi oğullarınabanīhiوَيَعْقُوبُve Ya'kub dawayaʿqūbuيَـٰبَنِىَّEy oğullarımyābaniyyaإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaٱصْطَفَىٰseçtiiṣ'ṭafāلَكُمُsizin içinlakumuٱلدِّينَbu dinil-dīnaفَلَاöyleyse ölmeyinfalāتَمُوتُنَّ(should) you dietamūtunnaإِلَّاbaşka (bir şekilde)illāوَأَنتُمsizlerwa-antumمُّسْلِمُونَmüslümanlar olmaktanmus'limūna١٣٢
İbrahim bunu oğullarına vasiyet etti. Yakub da: "Oğullarım! Allah dini size seçti, siz de ancak O'na teslim olmuş olarak can verin" dedi.
2:133
أَمْyoksaamكُنتُمْsizkuntumشُهَدَآءَşahit miydinizshuhadāaإِذْzamanidhحَضَرَgeldiğiḥaḍaraيَعْقُوبَYa'kub'ayaʿqūbaٱلْمَوْتُölüm halil-mawtuإِذْo zamanidhقَالَ(Ya'kub) dedi kiqālaلِبَنِيهِoğullarınalibanīhiمَاneyemāتَعْبُدُونَkulluk edeceksiniztaʿbudūnaمِنۢbenden sonraminبَعْدِىafter mebaʿdīقَالُوا۟dediler kiqālūنَعْبُدُkulluk edeceğiznaʿbuduإِلَـٰهَكَsenin tanrınailāhakaوَإِلَـٰهَve tanrısınawa-ilāhaءَابَآئِكَatalarınābāikaإِبْرَٰهِـۧمَİbrahimib'rāhīmaوَإِسْمَـٰعِيلَve İsma'ilwa-is'māʿīlaوَإِسْحَـٰقَve İshak'ınwa-is'ḥāqaإِلَـٰهًۭاTanrı'sınailāhanوَٰحِدًۭاtekwāḥidanوَنَحْنُve bizwanaḥnuلَهُۥO'nalahuمُسْلِمُونَteslim olanlarızmus'limūna١٣٣
Yoksa Yakub can verirken sizler yanında mı idiniz? O, oğullarına: "Benden sonra kime kulluk edeceksiniz?" diye sormuştu; Onlar da: "Senin Tanrına ve ataların İbrahim, İsmail, İshak'ın Tanrısı olan tek Tanrıya kulluk edeceğiz, bizler O'na teslim olmuşuzdur" demişlerdi.
2:134
تِلْكَonlartil'kaأُمَّةٌۭbir ümmettiummatunقَدْelbetteqadخَلَتْ ۖgelip geçtikhalatلَهَاkendilerinelahāمَاşeylermāكَسَبَتْonların kazandıklarıkasabatوَلَكُمsize aittirwalakumمَّاşeylermāكَسَبْتُمْ ۖsizin kazandıklarınızkasabtumوَلَاsiz sorulmazsınızwalāتُسْـَٔلُونَyou will be askedtus'alūnaعَمَّاşeydenʿammāكَانُوا۟olduklarıkānūيَعْمَلُونَonların yapıyoryaʿmalūna١٣٤
Onlar geçmiş birer ümmettir. Kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız da sizedir. Onların yapmış olduklarından sorumlu değilsiniz.
2:135
وَقَالُوا۟ve dedilerwaqālūكُونُوا۟olun kikūnūهُودًاYahudihūdanأَوْveyaawنَصَـٰرَىٰhıristiyannaṣārāتَهْتَدُوا۟ ۗdoğru yolu bulasınıztahtadūقُلْde kiqulبَلْbilakis (uyarız)balمِلَّةَmilletine (dinine)millataإِبْرَٰهِـۧمَİbrahim'inib'rāhīmaحَنِيفًۭا ۖhanifḥanīfanوَمَاO değildiwamāكَانَhe waskānaمِنَortak koşanlardanminaٱلْمُشْرِكِينَthose who associated partners (with Allah)l-mush'rikīna١٣٥
"Yahudi veya Hıristiyan olun ki doğru yolu bulasınız" dediler. "Doğruya yönelmiş olan ve Allah'a eş koşanlardan olmayan İbrahim'in dinine uyarız" de.
2:136
قُولُوٓا۟deyinqūlūءَامَنَّاinandıkāmannāبِٱللَّهِAllah'abil-lahiوَمَآve şeyewamāأُنزِلَindirilenunzilaإِلَيْنَاbizeilaynāوَمَآve şeyewamāأُنزِلَindirilenunzilaإِلَىٰٓİbrahim'eilāإِبْرَٰهِـۧمَIbrahimib'rāhīmaوَإِسْمَـٰعِيلَve İsma'il'ewa-is'māʿīlaوَإِسْحَـٰقَve İshak'awa-is'ḥāqaوَيَعْقُوبَve Ya'kub'awayaʿqūbaوَٱلْأَسْبَاطِve torunlarınawal-asbāṭiوَمَآve şeyewamāأُوتِىَverilenūtiyaمُوسَىٰMusa'yamūsāوَعِيسَىٰve Îsa'yawaʿīsāوَمَآve şeyewamāأُوتِىَverilenūtiyaٱلنَّبِيُّونَpeygamberlerel-nabiyūnaمِنRablerindenminرَّبِّهِمْtheir Lordrabbihimلَاayırım yapmayızlāنُفَرِّقُwe make distinctionnufarriquبَيْنَarasındabaynaأَحَدٍۢhiçbiriaḥadinمِّنْهُمْonlarınmin'humوَنَحْنُve bizwanaḥnuلَهُۥO'nalahuمُسْلِمُونَteslim olanlarızmus'limūna١٣٦
"Allah'a, bize gönderilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına gönderilene, Musa ve İsa'ya verilene, Rableri tarafından peygamberlere verilene, onları birbirinden ayırt etmeyerek inandık, biz O'na teslim olanlarız" deyin.
2:137
فَإِنْeğerfa-inءَامَنُوا۟iman ederlerseāmanūبِمِثْلِgibibimith'liمَآsizin iman ettiğinizmāءَامَنتُمyou have believedāmantumبِهِۦonabihiفَقَدِelbettefaqadiٱهْتَدَوا۟ ۖdoğru yolu bulmuş olurlarih'tadawوَّإِنeğerwa-inتَوَلَّوْا۟dönerlersetawallawفَإِنَّمَاmutlakafa-innamāهُمْonlarhumفِىiçinefīشِقَاقٍۢ ۖanlaşmazlık (düşerler)shiqāqinفَسَيَكْفِيكَهُمُonlara karşı sana yeterfasayakfīkahumuٱللَّهُ ۚAllahl-lahuوَهُوَve Owahuwaٱلسَّمِيعُişitendirl-samīʿuٱلْعَلِيمُbilendirl-ʿalīmu١٣٧
Sizin inandığınız gibi inanmış olsalar, doğru yolu bulmuş olurlar. Yüz çevirirlerse, şüphesiz onlar çıkmazdadırlar. Onlara karşı sana Allah yetecektir. O, işitir ve bilir.
2:138
صِبْغَةَboyası (ile boyan)ṣib'ghataٱللَّهِ ۖAllah'ınl-lahiوَمَنْve kimdirwamanأَحْسَنُdaha güzeliaḥsanuمِنَAllah'tanminaٱللَّهِAllahl-lahiصِبْغَةًۭ ۖboyasıṣib'ghatanوَنَحْنُve biz ancakwanaḥnuلَهُۥO'nalahuعَـٰبِدُونَkulluk ederizʿābidūna١٣٨
Allah'ın verdiği renge uyun; rengi Allah'ınkinden daha güzel olan kim vardır? "Biz O'na kulluk edenleriz" deyin.
2:139
قُلْsöyle (onlara)qulأَتُحَآجُّونَنَاbizimle tartışıyor musunuz?atuḥājjūnanāفِىhakkındafīٱللَّهِAllahl-lahiوَهُوَO ikenwahuwaرَبُّنَاbizim de Rabbimizrabbunāوَرَبُّكُمْsizin de Rabbinizwarabbukumوَلَنَآbizimdirwalanāأَعْمَـٰلُنَاbizim yaptıklarımızaʿmālunāوَلَكُمْsizindirwalakumأَعْمَـٰلُكُمْsizin yaptıklarınızaʿmālukumوَنَحْنُve bizwanaḥnuلَهُۥO'nalahuمُخْلِصُونَgönülden bağlananlarızmukh'liṣūna١٣٩
De ki: "Bizim ve sizin Rabbiniz olan Allah hakkında bize karşı hüccet mi gösteriyorsunuz? Bizim yaptıklarımız kendimize, sizin yaptıklarınız de kendinize aittir. Biz O'na karşı samimiyiz".
2:140
أَمْyoksaamتَقُولُونَsöylüyor(mu)sunuztaqūlūnaإِنَّşüphesizinnaإِبْرَٰهِـۧمَİbrahimib'rāhīmaوَإِسْمَـٰعِيلَve İsma'ilwa-is'māʿīlaوَإِسْحَـٰقَve İshakwa-is'ḥāqaوَيَعْقُوبَve Ya'kubwayaʿqūbaوَٱلْأَسْبَاطَve torunlarınınwal-asbāṭaكَانُوا۟olduklarınıkānūهُودًاyahudihūdanأَوْyahutawنَصَـٰرَىٰ ۗhıristiyannaṣārāقُلْde kiqulءَأَنتُمْsiz mia-antumأَعْلَمُdaha iyi bilirsinizaʿlamuأَمِyoksaamiٱللَّهُ ۗAllah (mı)l-lahuوَمَنْve kimdirwamanأَظْلَمُdaha zalimaẓlamuمِمَّنkimsedenmimmanكَتَمَgizleyenkatamaشَهَـٰدَةًşahitliğishahādatanعِندَهُۥyanında bulunanʿindahuمِنَtarafındanminaٱللَّهِ ۗAllahl-lahiوَمَاve değildirwamāٱللَّهُAllahl-lahuبِغَـٰفِلٍgafilbighāfilinعَمَّاyaptıklarınızdanʿammāتَعْمَلُونَyou dotaʿmalūna١٤٠
Yoksa İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarının Yahudi veya Hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? Peki, siz mi yoksa Allah mı daha iyi bilir? de. Allah tarafından kendisine bildirilen bir gerçeği gizleyenden daha zalim kim vardır? Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.
2:141
تِلْكَİşte onlartil'kaأُمَّةٌۭbir ümmettiummatunقَدْkiqadخَلَتْ ۖgelip geçtikhalatلَهَاonlarındırlahāمَاşeylermāكَسَبَتْkazandıklarıkasabatوَلَكُمve sizindirwalakumمَّاşeylermāكَسَبْتُمْ ۖsizin kazandıklarınızkasabtumوَلَاsorulmazsınızwalāتُسْـَٔلُونَyou will be askedtus'alūnaعَمَّاşeylerdenʿammāكَانُوا۟olduklarıkānūيَعْمَلُونَonların yapıyoryaʿmalūna١٤١
Onlar geçmiş birer ümmettir. Kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız da sizedir. Onların yapmış olduklarından sorumlu değilsiniz.
2:142
۞ سَيَقُولُdiyecekler kisayaqūluٱلسُّفَهَآءُbazı beyinsizlerl-sufahāuمِنَinsanlardanminaٱلنَّاسِthe peoplel-nāsiمَاnedirmāوَلَّىٰهُمْonları çevirenwallāhumعَنkıblelerindenʿanقِبْلَتِهِمُtheir direction of prayerqib'latihimuٱلَّتِىo kiallatīكَانُوا۟bulunurlarkānūعَلَيْهَا ۚüzerindeʿalayhāقُلde kiqulلِّلَّهِAllah'ındırlillahiٱلْمَشْرِقُdoğul-mashriquوَٱلْمَغْرِبُ ۚve batıwal-maghribuيَهْدِىO iletiryahdīمَنkimseyimanيَشَآءُdilediğini (dileyeni)yashāuإِلَىٰyolailāصِرَٰطٍۢa pathṣirāṭinمُّسْتَقِيمٍۢdoğrumus'taqīmin١٤٢
İnsanların beyinsizleri, "Yöneldikleri kıbleden onları çeviren nedir?" diyecekler; de ki: "Doğu ve batı Allah'ındır. O, dilediğini doğru yola eriştirir".
2:143
وَكَذَٰلِكَve böylecewakadhālikaجَعَلْنَـٰكُمْsizi kıldıkjaʿalnākumأُمَّةًۭbir ümmetummatanوَسَطًۭاvasatwasaṭanلِّتَكُونُوا۟olmanız içinlitakūnūشُهَدَآءَşahitshuhadāaعَلَىinsanlaraʿalāٱلنَّاسِthe mankindl-nāsiوَيَكُونَve olması içinwayakūnaٱلرَّسُولُrasulün (de)l-rasūluعَلَيْكُمْsizeʿalaykumشَهِيدًۭا ۗşahitshahīdanوَمَاve yap(ma)dıkwamāجَعَلْنَاWe madejaʿalnāٱلْقِبْلَةَbir kıblel-qib'lataٱلَّتِىolduğunuzuallatīكُنتَyou were used tokuntaعَلَيْهَآüzerindeʿalayhāإِلَّاsadece (yaptık)illāلِنَعْلَمَbilmek içinlinaʿlamaمَنkimseyimanيَتَّبِعُuyanyattabiʿuٱلرَّسُولَElçi'yel-rasūlaمِمَّنkimsedenmimmanيَنقَلِبُgeriye dönenyanqalibuعَلَىٰüzerindeʿalāعَقِبَيْهِ ۚökçesiʿaqibayhiوَإِنve elbettewa-inكَانَتْağır gelirkānatلَكَبِيرَةًcertainly a great (test)lakabīratanإِلَّاbaşkasınaillāعَلَىkimseyeʿalāٱلَّذِينَthose whomalladhīnaهَدَىyol gösterdiğihadāٱللَّهُ ۗAllah'ınl-lahuوَمَاdeğildirwamāكَانَAllahkānaٱللَّهُAllahl-lahuلِيُضِيعَzayi edecekliyuḍīʿaإِيمَـٰنَكُمْ ۚsizin imanınızıīmānakumإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaبِٱلنَّاسِinsanlarabil-nāsiلَرَءُوفٌۭşefkatlidirlaraūfunرَّحِيمٌۭmerhametlidirraḥīmun١٤٣
Böylece sizi insanlara şahid ve örnek olmanız için tam ortada bulunan bir ümmet kıldık. Peygamber de size şahid ve örnektir. Senin yöneldiğin yönü, Peygambere uyanları, cayacaklardan ayırdetmek için kıble yaptık. Doğrusu Allah'ın yola koyduğu kimselerden başkasına bu ağır bir şeydir. Allah ibadetlerinizi boşa çıkaracak değildir. Doğrusu Allah insanlara şefkat gösterir, merhamet eder.
2:144
قَدْelbetteqadنَرَىٰgörüyoruznarāتَقَلُّبَçevrilip durduğunutaqallubaوَجْهِكَyüzününwajhikaفِىdoğrufīٱلسَّمَآءِ ۖgöğel-samāiفَلَنُوَلِّيَنَّكَelbette seni döndüreceğizfalanuwalliyannakaقِبْلَةًۭbir kıbleyeqib'latanتَرْضَىٰهَا ۚhoşlanacağıntarḍāhāفَوَلِّ(Bundan böyle) çevirfawalliوَجْهَكَyüzünüwajhakaشَطْرَtarafınashaṭraٱلْمَسْجِدِMescid-il-masjidiٱلْحَرَامِ ۚHaram'al-ḥarāmiوَحَيْثُve neredewaḥaythuمَاolursanızmāكُنتُمْyou arekuntumفَوَلُّوا۟çevirinfawallūوُجُوهَكُمْyüzleriniziwujūhakumشَطْرَهُۥ ۗo yöneshaṭrahuوَإِنَّşüphesizwa-innaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaأُوتُوا۟verilenūtūٱلْكِتَـٰبَkitapl-kitābaلَيَعْلَمُونَelbette bilirlerlayaʿlamūnaأَنَّهُbununannahuٱلْحَقُّbir gerçek olduğunul-ḥaquمِنRablerindenminرَّبِّهِمْ ۗtheir LordrabbihimوَمَاdeğildirwamāٱللَّهُAllahl-lahuبِغَـٰفِلٍhabersizbighāfilinعَمَّاonların yaptıklarındanʿammāيَعْمَلُونَthey doyaʿmalūna١٤٤
Yüzünü göğe çevirip durduğunu görüyoruz. Hoşnud olacağın kıbleye seni elbette çevireceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram semtine çevir; bulunduğunuz yerde yüzlerinizi o yöne çevirin. Doğrusu Kitap verilenler, bunun Rab'lerinden bir gerçek olduğunu bilirler. Allah onların yaptıklarından gafil değildir.
2:145
وَلَئِنْve eğerwala-inأَتَيْتَsen getirsenataytaٱلَّذِينَkimselerealladhīnaأُوتُوا۟verilenūtūٱلْكِتَـٰبَKitapl-kitābaبِكُلِّher türlübikulliءَايَةٍۢayetiāyatinمَّاdeğildirmāتَبِعُوا۟uyacaktabiʿūقِبْلَتَكَ ۚsenin kıbleneqib'latakaوَمَآve değilsinwamāأَنتَsen (de)antaبِتَابِعٍۢuyacakbitābiʿinقِبْلَتَهُمْ ۚonların kıblesineqib'latahumوَمَاve değildirwamāبَعْضُهُمonların bazısıbaʿḍuhumبِتَابِعٍۢuymazlarbitābiʿinقِبْلَةَkıblesineqib'lataبَعْضٍۢ ۚdiğerlerininbaʿḍinوَلَئِنِve eğerwala-iniٱتَّبَعْتَuyarsanittabaʿtaأَهْوَآءَهُمonların keyiflerineahwāahumمِّنۢsonradenminبَعْدِafterbaʿdiمَاşey(den)māجَآءَكَsana gelenjāakaمِنَilimdenminaٱلْعِلْمِ ۙthe knowledgel-ʿil'miإِنَّكَşüphesiz seninnakaإِذًۭاo takdirdeidhanلَّمِنَzalimlerden (olursun)laminaٱلظَّـٰلِمِينَthe wrongdoersl-ẓālimīna١٤٥
Sen, Kitap verilenlere her türlü delili getirsen, yine de kıblene uymazlar; sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. And olsun ki, eğer sana gelen ilimden sonra onların heveslerine uyarsan, şüphesiz o zaman zulmedenlerden olursun.
2:146
ٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَاتَيْنَـٰهُمُkendilerine verdiğimizātaynāhumuٱلْكِتَـٰبَKitapl-kitābaيَعْرِفُونَهُۥonu tanırlaryaʿrifūnahuكَمَاgibikamāيَعْرِفُونَtanıdıklarıyaʿrifūnaأَبْنَآءَهُمْ ۖoğullarınıabnāahumوَإِنَّve (yine) elbettewa-innaفَرِيقًۭاbir grupfarīqanمِّنْهُمْonlardanmin'humلَيَكْتُمُونَgizlerlerlayaktumūnaٱلْحَقَّgerçeğil-ḥaqaوَهُمْonlarwahumيَعْلَمُونَbildikleri (halde)yaʿlamūna١٤٦
Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onu (peygamberi) oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Onlardan bir takımı, doğrusu bile bile hakkı gizlerler.
2:147
ٱلْحَقُّGerçekal-ḥaquمِنRabbindendirminرَّبِّكَ ۖyour Lordrabbikaفَلَاartık olmafalāتَكُونَنَّbetakūnannaمِنَkuşkulananlardanminaٱلْمُمْتَرِينَthe doubtersl-mum'tarīna١٤٧
Gerçek Rabb'indendir, sakın şüphelenenlerden olma.
2:148
وَلِكُلٍّۢher (ümmetin) vardırwalikullinوِجْهَةٌbir yönüwij'hatunهُوَo(nun)huwaمُوَلِّيهَا ۖyöneldiğimuwallīhāفَٱسْتَبِقُوا۟O halde koşunfa-is'tabiqūٱلْخَيْرَٰتِ ۚhayır işlerinel-khayrātiأَيْنَneredeaynaمَاolsanızmāتَكُونُوا۟you will betakūnūيَأْتِgetiriryatiبِكُمُsizibikumuٱللَّهُAllahl-lahuجَمِيعًا ۚbir arayajamīʿanإِنَّkuşkusuzinnaٱللَّهَAllahl-lahaعَلَىٰüzerineʿalāكُلِّherkulliشَىْءٍۢşeyshayinقَدِيرٌۭkadirdirqadīrun١٤٨
Herkesin yöneldiği bir yön vardır. Hayırlı işlerde birbirinizle yarışın. Nerede olursanız olun Allah sizi bir araya toplar, Allah şüphesiz her şeye Kadir'dir.
2:149
وَمِنْvewaminحَيْثُneredenḥaythuخَرَجْتَçıkarsan (yola)kharajtaفَوَلِّçevirfawalliوَجْهَكَyüzünüwajhakaشَطْرَtarafınashaṭraٱلْمَسْجِدِMescid-il-masjidiٱلْحَرَامِ ۖHaraml-ḥarāmiوَإِنَّهُۥbu elbettewa-innahuلَلْحَقُّbir gerçektirlalḥaqquمِنRabbindenminرَّبِّكَ ۗyour Lordrabbikaوَمَاve değildirwamāٱللَّهُAllahl-lahuبِغَـٰفِلٍhabersizbighāfilinعَمَّاyaptıklarınızdanʿammāتَعْمَلُونَyou dotaʿmalūna١٤٩
Her nereden yola çıkarsan, yüzünü Mescid-i Haram semtine çevir, şüphesiz bu Rabbinden bir haktır. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.
2:150
وَمِنْvewaminحَيْثُneredenḥaythuخَرَجْتَçıkarsan (yola)kharajtaفَوَلِّçevirfawalliوَجْهَكَyüzünüwajhakaشَطْرَdoğrushaṭraٱلْمَسْجِدِMescid-il-masjidiٱلْحَرَامِ ۚHaram'al-ḥarāmiوَحَيْثُve neredewaḥaythuمَاolursanızmāكُنتُمْyou (all) arekuntumفَوَلُّوا۟çevirinfawallūوُجُوهَكُمْyüzünüzüwujūhakumشَطْرَهُۥo yanashaṭrahuلِئَلَّاdiyeli-allāيَكُونَolmasınyakūnaلِلنَّاسِhiç kimseninlilnnāsiعَلَيْكُمْaleyhinizdeʿalaykumحُجَّةٌbir deliliḥujjatunإِلَّاbaşkasınınillāٱلَّذِينَkimselerdenalladhīnaظَلَمُوا۟zalim olanẓalamūمِنْهُمْonlardanmin'humفَلَاonlardan çekinmeyinfalāتَخْشَوْهُمْfear themtakhshawhumوَٱخْشَوْنِىbenden çekininwa-ikh'shawnīوَلِأُتِمَّve tamamlayayımwali-utimmaنِعْمَتِىni'metiminiʿ'matīعَلَيْكُمْsizeʿalaykumوَلَعَلَّكُمْumulur kiwalaʿallakumتَهْتَدُونَhidayete erersiniztahtadūna١٥٠
Her nereden çıkarsan, yüzünü Mescid-i Haram semtine çevir. İnsanların zulmedenlerinden başkalarının size karşı gösterecekleri bir hüccet olmaması için, her nerede olursanız, yüzlerinizi oranın semtine çevirin, bu hususta onlardan korkmayın. Benden korkun da size olan nimetimi tamamlayayım. Böylece doğru yolu bulursunuz.
2:151
كَمَآgibikamāأَرْسَلْنَاgönderdiğimizarsalnāفِيكُمْkendi içinizdenfīkumرَسُولًۭاbir Elçirasūlanمِّنكُمْsizden olanminkumيَتْلُوا۟okuyanyatlūعَلَيْكُمْsizeʿalaykumءَايَـٰتِنَاayetlerimiziāyātināوَيُزَكِّيكُمْve sizi temizleyenwayuzakkīkumوَيُعَلِّمُكُمُve size öğretenwayuʿallimukumuٱلْكِتَـٰبَKitabıl-kitābaوَٱلْحِكْمَةَve hikmetiwal-ḥik'mataوَيُعَلِّمُكُمve size öğretenwayuʿallimukumمَّاşeylerimāلَمْolduğunuzlamتَكُونُوا۟you weretakūnūتَعْلَمُونَbilmiyortaʿlamūna١٥١
Nitekim Biz size, ayetlerimizi okuyacak, sizi her kötülükten arıtacak, size kitabı ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek aranızdan, bir Peygamber gönderdik.
2:152
فَٱذْكُرُونِىٓÖyle ise beni anınfa-udh'kurūnīأَذْكُرْكُمْben de sizi anayımadhkur'kumوَٱشْكُرُوا۟ve şükredinwa-ush'kurūلِىbanalīوَلَاvewalāتَكْفُرُونِinkar etmeyintakfurūni١٥٢
Artık Beni anın, Ben de sizi anayım; Bana şükredin, nankörlük etmeyin.
2:153
يَـٰٓأَيُّهَاEyyāayyuhāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَامَنُوا۟inananāmanūٱسْتَعِينُوا۟(Allah'tan) yardım isteyinis'taʿīnūبِٱلصَّبْرِsabır ilebil-ṣabriوَٱلصَّلَوٰةِ ۚve namazlawal-ṣalatiإِنَّmuhakkak kiinnaٱللَّهَAllahl-lahaمَعَberaberdirmaʿaٱلصَّـٰبِرِينَsabredenlerlel-ṣābirīna١٥٣
Ey İnananlar! Sabır ve namazla yardım dileyin. Allah, muhakkak ki sabredenlerle beraberdir.
2:154
وَلَاdemeyinwalāتَقُولُوا۟saytaqūlūلِمَنkimselerelimanيُقْتَلُöldürülenyuq'taluفِىyolundafīسَبِيلِ(the) waysabīliٱللَّهِAllahl-lahiأَمْوَٰتٌۢ ۚölüdürleramwātunبَلْbilakisbalأَحْيَآءٌۭonlar diridirleraḥyāonوَلَـٰكِنamawalākinلَّاolmazsınızlāتَشْعُرُونَsiz farkındatashʿurūna١٥٤
Allah yolunda öldürülenlere "Ölüler" demeyin, zira onlar diridirler, fakat siz farkında değilsiniz.
2:155
وَلَنَبْلُوَنَّكُمandolsun sizi imtihan edeceğizwalanabluwannakumبِشَىْءٍۢşeylerlebishayinمِّنَ(gibi)minaٱلْخَوْفِkorkul-khawfiوَٱلْجُوعِve açlıkwal-jūʿiوَنَقْصٍۢve noksanlığıwanaqṣinمِّنَmallarınızınminaٱلْأَمْوَٰلِ[the] wealthl-amwāliوَٱلْأَنفُسِve canlarınızınwal-anfusiوَٱلثَّمَرَٰتِ ۗve ürünlerinizinwal-thamarātiوَبَشِّرِve müjdelewabashiriٱلصَّـٰبِرِينَsabredenleril-ṣābirīna١٥٥
Muhakkak sizi biraz korku, biraz açlık ve mallardan, canlardan, ürünlerden biraz eksiltmekle deneriz, sabredenleri müjdele.
2:156
ٱلَّذِينَonlar kialladhīnaإِذَآzamanidhāأَصَـٰبَتْهُمonlara eriştiğiaṣābathumمُّصِيبَةٌۭbir belamuṣībatunقَالُوٓا۟derlerqālūإِنَّاşüphesiz bizinnāلِلَّهِAllah içinizlillahiوَإِنَّآve şüphesiz bizwa-innāإِلَيْهِO'nailayhiرَٰجِعُونَdöneceğizrājiʿūna١٥٦
Onlara bir musibet geldiğinde: "Biz Allah'ınız ve elbette O'na döneceğiz" derler.
2:157
أُو۟لَـٰٓئِكَİşteulāikaعَلَيْهِمْhep onlar içindirʿalayhimصَلَوَٰتٌۭbağışlamalarṣalawātunمِّنRablerindenminرَّبِّهِمْtheir Lordrabbihimوَرَحْمَةٌۭ ۖve rahmetwaraḥmatunوَأُو۟لَـٰٓئِكَve iştewa-ulāikaهُمُonlardırhumuٱلْمُهْتَدُونَdoğru yolu bulanlarl-muh'tadūna١٥٧
Rablerinin mağfiret ve rahmeti onlaradır. O'nun yolunda olanlar da onlardır.
2:158
۞ إِنَّşüphesizinnaٱلصَّفَاSafal-ṣafāوَٱلْمَرْوَةَve Mervewal-marwataمِنnişanlarındandırminشَعَآئِرِ(the) symbolsshaʿāiriٱللَّهِ ۖAllah'ınl-lahiفَمَنْkimfamanحَجَّhaccederḥajjaٱلْبَيْتَEv'il-baytaأَوِya daawiٱعْتَمَرَömre yaparsaiʿ'tamaraفَلَاyokturfalāجُنَاحَhiçbir günahjunāḥaعَلَيْهِkendisineʿalayhiأَنtavaf etmesindeanيَطَّوَّفَhe walksyaṭṭawwafaبِهِمَا ۚonlarıbihimāوَمَنve kimwamanتَطَوَّعَkendiliğinden yaparsataṭawwaʿaخَيْرًۭاbir iyilikkhayranفَإِنَّşüphesizfa-innaٱللَّهَAllahl-lahaشَاكِرٌkarşılığını verirshākirunعَلِيمٌ(yaptığını) bilirʿalīmun١٥٨
Şüphesiz Safa ile Merve Allah'ın nişanelerindendir. Kim Kabe'yi hacceder veya umre yaparsa, bu ikisini de tavaf etmesinde bir beis yoktur. Kim gönülden iyilik yaparsa, karşılığını görür. Doğrusu Allah şükrün karşılığını verendir ve bilendir.
2:159
إِنَّdoğrusuinnaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaيَكْتُمُونَgizleyenyaktumūnaمَآşeylerimāأَنزَلْنَاindirdiğimizanzalnāمِنَaçık delillerdenminaٱلْبَيِّنَـٰتِthe clear proofsl-bayinātiوَٱلْهُدَىٰve hidayetiwal-hudāمِنۢsonraminبَعْدِafterbaʿdiمَاbiz açıkça belirttiktenmāبَيَّنَّـٰهُWe made clearbayyannāhuلِلنَّاسِinsanlaralilnnāsiفِىKitaptafīٱلْكِتَـٰبِ ۙthe Book l-kitābiأُو۟لَـٰٓئِكَişte onlaraulāikaيَلْعَنُهُمُla'net ederyalʿanuhumuٱللَّهُAllahl-lahuوَيَلْعَنُهُمُve la'net ederwayalʿanuhumuٱللَّـٰعِنُونَbütün la'net edebilenlerl-lāʿinūna١٥٩
İndirdiğimiz belgeleri ve doğru yolu Kitab'da insanlara açıkladıktan sonra, gizleyen kimseler var ya, onlara hem Allah lanet eder, hem lanetçiler lanet eder, ancak tevbe edenler, ıslah olanlar ve gerçeği ortaya koyanlar müstesna; işte onların tevbesini kabul ederim. Ben, tevbeleri daima kabul ve merhamet edenim.
2:160
إِلَّاancak hariçillāٱلَّذِينَ(kimseler)alladhīnaتَابُوا۟tevbe ediptābūوَأَصْلَحُوا۟uslananlarwa-aṣlaḥūوَبَيَّنُوا۟ve (gerçeği) açıklayanlarwabayyanūفَأُو۟لَـٰٓئِكَişte onlarfa-ulāikaأَتُوبُtevbelerini kabul ederimatūbuعَلَيْهِمْ ۚonlarınʿalayhimوَأَنَاçünkü benwa-anāٱلتَّوَّابُtevbeyi çok kabul edeniml-tawābuٱلرَّحِيمُçok esirgeyeniml-raḥīmu١٦٠
İndirdiğimiz belgeleri ve doğru yolu Kitab'da insanlara açıkladıktan sonra, gizleyen kimseler var ya, onlara hem Allah lanet eder, hem lanetçiler lanet eder, ancak tevbe edenler, ıslah olanlar ve gerçeği ortaya koyanlar müstesna; işte onların tevbesini kabul ederim. Ben, tevbeleri daima kabul ve merhamet edenim.
2:161
إِنَّdoğrusuinnaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaكَفَرُوا۟inkar edip tekafarūوَمَاتُوا۟ölenwamātūوَهُمْve onlarwahumكُفَّارٌkafir olarakkuffārunأُو۟لَـٰٓئِكَişteulāikaعَلَيْهِمْonların üstünedirʿalayhimلَعْنَةُla'netilaʿnatuٱللَّهِAllah'ınl-lahiوَٱلْمَلَـٰٓئِكَةِve meleklerinwal-malāikatiوَٱلنَّاسِve insanlarınwal-nāsiأَجْمَعِينَtümajmaʿīna١٦١
İnkar edip de o halde ölenler var ya, işte, Allah'ın, meleklerin, insanların hepsinin laneti onlaradır.
2:162
خَـٰلِدِينَebedi kalırlarkhālidīnaفِيهَا ۖ(la'net) içindefīhāلَاhafifletilmezlāيُخَفَّفُwill be lightenedyukhaffafuعَنْهُمُonlardanʿanhumuٱلْعَذَابُazab;l-ʿadhābuوَلَاve yokturwalāهُمْonlarahumيُنظَرُونَgözetmeyunẓarūna١٦٢
Lanette temellidirler, onlardan azab hafifletilmez ve onların azabı geciktirilmez.
2:163
وَإِلَـٰهُكُمْTanrınızwa-ilāhukumإِلَـٰهٌۭTanrı'dırilāhunوَٰحِدٌۭ ۖbir tekwāḥidunلَّآyokturlāإِلَـٰهَtanrıilāhaإِلَّاbaşkaillāهُوَO'ndanhuwaٱلرَّحْمَـٰنُRahman'dırl-raḥmānuٱلرَّحِيمُRahim'dirl-raḥīmu١٦٣
Tanrınız bir tek Tanrıdır. O, merhamet eden, merhametli olandan başka Tanrı yoktur.
2:164
إِنَّşüphesizinnaفِىyaratılışındafīخَلْقِ(the) creationkhalqiٱلسَّمَـٰوَٰتِgöklerinl-samāwātiوَٱلْأَرْضِve yerinwal-arḍiوَٱخْتِلَـٰفِve değişmesindewa-ikh'tilāfiٱلَّيْلِgeceal-layliوَٱلنَّهَارِve gündüzünwal-nahāriوَٱلْفُلْكِve gemilerdewal-ful'kiٱلَّتِىtaşıyıp gidenallatīتَجْرِىsailtajrīفِىdenizdefīٱلْبَحْرِthe seal-baḥriبِمَاşeyleribimāيَنفَعُfaydasına olanyanfaʿuٱلنَّاسَinsanlarınl-nāsaوَمَآindiripwamāأَنزَلَ(has) sent downanzalaٱللَّهُAllah'ınl-lahuمِنَgöktenminaٱلسَّمَآءِthe skyl-samāiمِنsuminمَّآءٍۢwatermāinفَأَحْيَاdirilterekfa-aḥyāبِهِonunlabihiٱلْأَرْضَyeril-arḍaبَعْدَsonrabaʿdaمَوْتِهَاöldüktenmawtihāوَبَثَّyaymasındawabathaفِيهَاoradafīhāمِنher çeşittenminكُلِّeverykulliدَآبَّةٍۢcanlıyıdābbatinوَتَصْرِيفِve evirip çevirmesindewataṣrīfiٱلرِّيَـٰحِrüzgarlarıl-riyāḥiوَٱلسَّحَابِve bulutlarıwal-saḥābiٱلْمُسَخَّرِemre hazır bekleyenl-musakhariبَيْنَarasındabaynaٱلسَّمَآءِyerl-samāiوَٱلْأَرْضِve gökwal-arḍiلَـَٔايَـٰتٍۢelbette deliller vardırlaāyātinلِّقَوْمٍۢbir topluluk içinliqawminيَعْقِلُونَdüşünenyaʿqilūna١٦٤
Göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, insanlara yararlı şeylerle denizde süzülen gemilerde, Allah'ın gökten indirip yeri ölümünden sonra dirilttiği suda, her türlü canlıyı orada yaymasında, rüzgarları ve yerle gök arasında emre amade duran bulutları döndürmesinde, düşünen kimseler için deliller vardır.
2:165
وَمِنَİnsanlardanwaminaٱلنَّاسِthe mankindl-nāsiمَنkimimanيَتَّخِذُtutaryattakhidhuمِنbaşkaminدُونِbesidesdūniٱللَّهِAllah'tanl-lahiأَندَادًۭاeşlerandādanيُحِبُّونَهُمْonları severleryuḥibbūnahumكَحُبِّsever gibikaḥubbiٱللَّهِ ۖAllah'ıl-lahiوَٱلَّذِينَ(kimseler)wa-alladhīnaءَامَنُوٓا۟inanan(lar)āmanūأَشَدُّen çokashadduحُبًّۭاseverlerḥubbanلِّلَّهِ ۗAllah'ılillahiوَلَوْkeşkewalawيَرَىgörselerdiyarāٱلَّذِينَ(kimseler)alladhīnaظَلَمُوٓا۟zulmedenlerẓalamūإِذْzamanidhيَرَوْنَgördükleriyarawnaٱلْعَذَابَazabıl-ʿadhābaأَنَّgerçektenannaٱلْقُوَّةَkuvvetinl-quwataلِلَّهِAllah'a aittirlillahiجَمِيعًۭاbütünüylejamīʿanوَأَنَّve gerçektenwa-annaٱللَّهَAllah'ınl-lahaشَدِيدُşiddetlidirshadīduٱلْعَذَابِazabıl-ʿadhābi١٦٥
İnsanlar arasında, Allah'ı bırakıp, O'na koştukları eşleri tanrı olarak benimseyenler ve onları, Allah'ı severcesine sevenler vardır. Müminlerin Allah'ı sevmesi ise hepsinden kuvvetlidir. Zalimler azabı gördükleri zaman, bütün kuvvetin Allah'a aid bulunacağını ve Allah'ın azabının şiddetli olduğunu keşke bilselerdi!
2:166
إِذْişteidhتَبَرَّأَuzak durdulartabarra-aٱلَّذِينَkimseleralladhīnaٱتُّبِعُوا۟uyulanittubiʿūمِنَkimselerdenminaٱلَّذِينَthose whoalladhīnaٱتَّبَعُوا۟uyanittabaʿūوَرَأَوُا۟gördülerwara-awūٱلْعَذَابَazabıl-ʿadhābaوَتَقَطَّعَتْkesildiwataqaṭṭaʿatبِهِمُonlarınbihimuٱلْأَسْبَابُbağlarıl-asbābu١٦٦
Nitekim, kendilerine uyulanlar, azabı görünce uyanlardan uzaklaşacaklar ve aralarındaki bağlar kopacaktır.
2:167
وَقَالَve şöyle dedilerwaqālaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaٱتَّبَعُوا۟uyanittabaʿūلَوْkeşkelawأَنَّbizim için (mümkün olsaydı)annaلَنَاfor uslanāكَرَّةًۭbir dönüş (dünyaya)karratanفَنَتَبَرَّأَuzak dursaydıkfanatabarra-aمِنْهُمْonlardanmin'humكَمَاgibikamāتَبَرَّءُوا۟uzak durduklarıtabarraūمِنَّا ۗbizdenminnāكَذَٰلِكَböylecekadhālikaيُرِيهِمُonlara gösteriryurīhimuٱللَّهُAllahl-lahuأَعْمَـٰلَهُمْbütün fiilleriniaʿmālahumحَسَرَٰتٍhasretler (pişmanlık kaynağı olarak)ḥasarātinعَلَيْهِمْ ۖonlaraʿalayhimوَمَاve değildirwamāهُمonlarhumبِخَـٰرِجِينَçıkacakbikhārijīnaمِنَateştenminaٱلنَّارِthe Firel-nāri١٦٧
Uyanlar: "Keşke bizim için dünyaya bir dönüş olsa da, bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsak" derler. Böylece Allah onlara, hasretini çekecekleri işlerini gösterir. Onlar cehennemden çıkmayacaklardır.
2:168
يَـٰٓأَيُّهَاEyyāayyuhāٱلنَّاسُinsanlarl-nāsuكُلُوا۟yeyinkulūمِمَّاşeylerdenmimmāفِىbulunanfīٱلْأَرْضِyeryüzündel-arḍiحَلَـٰلًۭاhelalḥalālanطَيِّبًۭاtemizṭayyibanوَلَاve izlemeyinwalāتَتَّبِعُوا۟followtattabiʿūخُطُوَٰتِadımlarınıkhuṭuwātiٱلشَّيْطَـٰنِ ۚşeytanınl-shayṭāniإِنَّهُۥçünkü oinnahuلَكُمْsizinlakumعَدُوٌّۭdüşmanınızdırʿaduwwunمُّبِينٌapaçıkmubīnun١٦٨
Ey İnsanlar! Yeryüzündeki temiz ve helal şeylerden yiyin, şeytana ayak uydurmayın, zira o sizin için apaçık bir düşmandır.
2:169
إِنَّمَاdaimainnamāيَأْمُرُكُمO size emrederyamurukumبِٱلسُّوٓءِkötülükbil-sūiوَٱلْفَحْشَآءِve hayasızlığıwal-faḥshāiوَأَنve söylemeniziwa-anتَقُولُوا۟you saytaqūlūعَلَىhakkındaʿalāٱللَّهِAllahl-lahiمَاşeylerimāلَاbilmediğinizlāتَعْلَمُونَyou knowtaʿlamūna١٦٩
Muhakkak size, kötülüğü, hayasızlığı, Allah'a karşı da bilmediğiniz şeyi söylemenizi emreder.
2:170
وَإِذَاzamanwa-idhāقِيلَdendiğiqīlaلَهُمُonlaralahumuٱتَّبِعُوا۟uyunittabiʿūمَآşeyemāأَنزَلَindirdiğianzalaٱللَّهُAllah'ınl-lahuقَالُوا۟derlerqālūبَلْhayır bilakisbalنَتَّبِعُuyarıznattabiʿuمَآşeye (yola)māأَلْفَيْنَاbiz bulduğumuzalfaynāعَلَيْهِüzerindeʿalayhiءَابَآءَنَآ ۗatalarımızıābāanāأَوَلَوْolsalarda mı?awalawكَانَ[were]kānaءَابَآؤُهُمْonların atalarıābāuhumلَاdüşünmeyenlāيَعْقِلُونَunderstandyaʿqilūnaشَيْـًۭٔاbir şeyshayanوَلَاve doğru yolu bulamayanwalāيَهْتَدُونَwere they guidedyahtadūna١٧٠
Onlara: "Allah'ın indirdiğine uyun" denilince, "Hayır, atalarımızı yapar bulduğumuz şeye uyarız" derler; ya ataları bir şey akledemeyen ve doğru olmayan kimseler idiyseler?
2:171
وَمَثَلُdurumuwamathaluٱلَّذِينَkimselerinalladhīnaكَفَرُوا۟inkar edenkafarūكَمَثَلِhaline benzerkamathaliٱلَّذِىkimseninalladhīيَنْعِقُhaykıranyanʿiquبِمَاşeylere(hayvanlara)bimāلَاbir şey işitmeyenlāيَسْمَعُ(does) hearyasmaʿuإِلَّاbaşkaillāدُعَآءًۭçağırmadanduʿāanوَنِدَآءًۭ ۚve bağırtıdanwanidāanصُمٌّۢsağırdırlarṣummunبُكْمٌdilsizdirlerbuk'munعُمْىٌۭkördürlerʿum'yunفَهُمْonun için onlarfahumلَاdüşünmezlerlāيَعْقِلُونَunderstandyaʿqilūna١٧١
İnkar edenlerin durumu, çağırma ve bağırmadan başkasını duymayarak haykıran gibidir. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, bu yüzden akledemezler.
2:172
يَـٰٓأَيُّهَاEyyāayyuhāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَامَنُوا۟inananlarāmanūكُلُوا۟yeyinkulūمِنiyilerindenminطَيِّبَـٰتِ(the) goodṭayyibātiمَاne kimāرَزَقْنَـٰكُمْsize rızık olarak verdikrazaqnākumوَٱشْكُرُوا۟ve şükredinwa-ush'kurūلِلَّهِAllah'alillahiإِنeğerinكُنتُمْisenizkuntumإِيَّاهُyalnızca onaiyyāhuتَعْبُدُونَ(ona) tapıyortaʿbudūna١٧٢
Ey İnananlar! Sizi rızıklandırdığımızın temizlerinden yiyin; yalnız Allah'a kulluk ediyorsanız, O'na şükredin.
2:173
إِنَّمَاşüphesizinnamāحَرَّمَharam kıldıḥarramaعَلَيْكُمُsizeʿalaykumuٱلْمَيْتَةَleşl-maytataوَٱلدَّمَve kanwal-damaوَلَحْمَve etiniwalaḥmaٱلْخِنزِيرِdomuzl-khinzīriوَمَآve şeyleriwamāأُهِلَّkesilenuhillaبِهِۦadınabihiلِغَيْرِbaşkasılighayriٱللَّهِ ۖAllah'tanl-lahiفَمَنِama kimfamaniٱضْطُرَّmecbur kalırsauḍ'ṭurraغَيْرَsaldırmaksızınghayraبَاغٍۢ(being) disobedientbāghinوَلَاve sınırı aşmaksızınwalāعَادٍۢtransgressorʿādinفَلَآyokturfalāإِثْمَgünahith'maعَلَيْهِ ۚonaʿalayhiإِنَّmuhakkak kiinnaٱللَّهَAllahl-lahaغَفُورٌۭçok bağışlayandırghafūrunرَّحِيمٌçok esirgeyendirraḥīmun١٧٣
Şüphesiz size ölü hayvan etini, kanı, domuz etini, Allah'tan başkası için kesilen hayvanı haram kılmıştır; fakat, darda kalana, başkasının payına el uzatmamak ve zaruret miktarını aşmamak üzere günah sayılmaz. Çünkü Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
2:174
إِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaيَكْتُمُونَgizleyenyaktumūnaمَآbir şeymāأَنزَلَindirdiğianzalaٱللَّهُAllah'ınl-lahuمِنَKitaptanminaٱلْكِتَـٰبِthe Bookl-kitābiوَيَشْتَرُونَve satanlarwayashtarūnaبِهِۦonubihiثَمَنًۭاparayathamananقَلِيلًا ۙazıcıkqalīlanأُو۟لَـٰٓئِكَişte onlarulāikaمَاbir şeymāيَأْكُلُونَyemezleryakulūnaفِىkarınlarınafīبُطُونِهِمْtheir belliesbuṭūnihimإِلَّاbaşkaillāٱلنَّارَateştenl-nāraوَلَاonlara konuşmayacakwalāيُكَلِّمُهُمُwill speak to themyukallimuhumuٱللَّهُAllahl-lahuيَوْمَgünüyawmaٱلْقِيَـٰمَةِKıyametl-qiyāmatiوَلَاve onları temizlemeyecektirwalāيُزَكِّيهِمْwill He purify themyuzakkīhimوَلَهُمْve onlar için vardırwalahumعَذَابٌbir azabʿadhābunأَلِيمٌacıklıalīmun١٧٤
Gerçekten, Allah'ın indirdiği Kitap'tan bir şeyi gizlemede bulunup onu az bir değere değişenler var ya, onların karınlarına tıkındıkları ancak ateştir. Allah kıyamet günü onlarla konuşmaz ve onları günahlardan arıtmaz. Onlara elem verici azab vardır.
2:175
أُو۟لَـٰٓئِكَonlarulāikaٱلَّذِينَkimselerdiralladhīnaٱشْتَرَوُا۟satın alanish'tarawūٱلضَّلَـٰلَةَsapıklığıl-ḍalālataبِٱلْهُدَىٰhidayet karşılığındabil-hudāوَٱلْعَذَابَve azabwal-ʿadhābaبِٱلْمَغْفِرَةِ ۚmağfiret karşılığındabil-maghfiratiفَمَآne kadarfamāأَصْبَرَهُمْcesaretlidirleraṣbarahumعَلَىkarşıʿalāٱلنَّارِateşel-nāri١٧٥
Onlar doğruluk yerine sapıklığı, mağfiret yerine azabı alanlardır.
2:176
ذَٰلِكَişte böyledhālikaبِأَنَّgerçektenbi-annaٱللَّهَAllahl-lahaنَزَّلَindirmiştirnazzalaٱلْكِتَـٰبَKitabıl-kitābaبِٱلْحَقِّ ۗhak olarakbil-ḥaqiوَإِنَّve elbettewa-innaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaٱخْتَلَفُوا۟ayrılığa düşenikh'talafūفِىKitaptafīٱلْكِتَـٰبِthe Bookl-kitābiلَفِىiçindedirlerlafīشِقَاقٍۭanlaşmazlıkshiqāqinبَعِيدٍۢderin birbaʿīdin١٧٦
Bu da, Allah'ın Kitab'ı doğru olarak indirmesinden ileri geliyor. Kitap hakkında ayrılığa düşenler doğrusu derin bir çıkmazdadırlar.
2:177
۞ لَّيْسَdeğildirlaysaٱلْبِرَّiyilikl-biraأَنçevirmenizanتُوَلُّوا۟you turntuwallūوُجُوهَكُمْyüzleriniziwujūhakumقِبَلَtarafınaqibalaٱلْمَشْرِقِdoğul-mashriqiوَٱلْمَغْرِبِve batıwal-maghribiوَلَـٰكِنَّfakatwalākinnaٱلْبِرَّiyilikl-biraمَنْkişininmanءَامَنَinanmasıdırāmanaبِٱللَّهِAllah'abil-lahiوَٱلْيَوْمِve gününewal-yawmiٱلْـَٔاخِرِahiretl-ākhiriوَٱلْمَلَـٰٓئِكَةِve meleklerewal-malāikatiوَٱلْكِتَـٰبِve Kitabawal-kitābiوَٱلنَّبِيِّـۧنَve peygamberlerewal-nabiyīnaوَءَاتَىve vermesidirwaātāٱلْمَالَmalınıl-mālaعَلَىٰsevdiğiʿalāحُبِّهِۦspite of his love (for it)ḥubbihiذَوِىyakınlaradhawīٱلْقُرْبَىٰ(of) the near relativesl-qur'bāوَٱلْيَتَـٰمَىٰve yetimlerewal-yatāmāوَٱلْمَسَـٰكِينَve yoksullarawal-masākīnaوَٱبْنَvewa-ib'naٱلسَّبِيلِyolda kalmışlaral-sabīliوَٱلسَّآئِلِينَve dilencilerewal-sāilīnaوَفِىvewafīٱلرِّقَابِkölelerel-riqābiوَأَقَامَve kılmasıdırwa-aqāmaٱلصَّلَوٰةَnamazıl-ṣalataوَءَاتَىve vermesidirwaātāٱلزَّكَوٰةَzekatıl-zakataوَٱلْمُوفُونَyerine getirmeleridirwal-mūfūnaبِعَهْدِهِمْandlaşmalarınıbiʿahdihimإِذَاzamanidhāعَـٰهَدُوا۟ ۖandlaşma yaptıklarıʿāhadūوَٱلصَّـٰبِرِينَve sabrederlerwal-ṣābirīnaفِىsıkıntıdafīٱلْبَأْسَآءِ[the] sufferingl-basāiوَٱلضَّرَّآءِve hastalıktawal-ḍarāiوَحِينَve zamanındawaḥīnaٱلْبَأْسِ ۗsavaşl-basiأُو۟لَـٰٓئِكَişte onlarulāikaٱلَّذِينَkimselerdiralladhīnaصَدَقُوا۟ ۖdoğru olanṣadaqūوَأُو۟لَـٰٓئِكَve işte onlarwa-ulāikaهُمُonlardırhumuٱلْمُتَّقُونَmuttakilerl-mutaqūna١٧٧
Yüzlerinizi doğudan yana ve batıdan yana çevirmeniz iyi olmak demek değildir; Lakin iyi olan, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitap'a, peygamberlere inanan, O'nun sevgisiyle, yakınlarına, yetimlere, düşkünlere, yolculara, yoksullara ve köleler uğrunda mal veren, namaz kılan, zekat veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler, zorda, darda ve savaş alanında sabredenlerdir. İşte onlar doğru olanlardır ve sakınanlar ancak onlardır.
2:178
يَـٰٓأَيُّهَاEyyāayyuhāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَامَنُوا۟iman edenlerāmanūكُتِبَfarz kılındıkutibaعَلَيْكُمُsizeʿalaykumuٱلْقِصَاصُkısasl-qiṣāṣuفِىöldürmelerdefīٱلْقَتْلَى ۖ(the matter of) the murderedl-qatlāٱلْحُرُّhürl-ḥuruبِٱلْحُرِّhür ilebil-ḥuriوَٱلْعَبْدُkölewal-ʿabduبِٱلْعَبْدِköle ilebil-ʿabdiوَٱلْأُنثَىٰkadınwal-unthāبِٱلْأُنثَىٰ ۚkadın ilebil-unthāفَمَنْkimsefamanعُفِىَaffedilenʿufiyaلَهُۥkendisilahuمِنْtarafındanminأَخِيهِkardeşiakhīhiشَىْءٌۭbir şeyshayonفَٱتِّبَاعٌۢartık uymalıdırfa-ittibāʿunبِٱلْمَعْرُوفِörfebil-maʿrūfiوَأَدَآءٌve (diyeti) ödemelidirwa-adāonإِلَيْهِonailayhiبِإِحْسَـٰنٍۢ ۗgüzelcebi-iḥ'sāninذَٰلِكَbudhālikaتَخْفِيفٌۭbir hafifletmetakhfīfunمِّنtarafındanminرَّبِّكُمْRabbinizrabbikumوَرَحْمَةٌۭ ۗve rahmettirwaraḥmatunفَمَنِartk kimfamaniٱعْتَدَىٰhaddi aşarsaiʿ'tadāبَعْدَsonrabaʿdaذَٰلِكَbundandhālikaفَلَهُۥonun için vardırfalahuعَذَابٌbir azabʿadhābunأَلِيمٌۭacıklıalīmun١٧٨
Ey İnananlar! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı: Hür ile hür insan, köle ile köle ve kadın ile kadın. Öldüren, ölenin kardeşi tarafından bağışlanmışsa, kendisine örfe uymak ve bağışlayana güzellikle diyet ödemek gerekir. Bu, Rabbiniz'den bir hafifletme ve rahmettir. Bundan sonra tecavüzde bulunana elem verici azab vardır.
2:179
وَلَكُمْve sizin için vardırwalakumفِىkısastafīٱلْقِصَاصِthe legal retributionl-qiṣāṣiحَيَوٰةٌۭhayatḥayatunيَـٰٓأُو۟لِىEy sahipleriyāulīٱلْأَلْبَـٰبِakıll-albābiلَعَلَّكُمْböylecelaʿallakumتَتَّقُونَkorunursunuztattaqūna١٧٩
Ey akıl sahibleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Artık, Allah'a karşı gelmekten sakınırsınız.
2:180
كُتِبَyazıldı (farz kılındı)kutibaعَلَيْكُمْsizeʿalaykumإِذَاzamanidhāحَضَرَgeldiğiḥaḍaraأَحَدَكُمُbirinizeaḥadakumuٱلْمَوْتُölüml-mawtuإِنeğerinتَرَكَbırakacaksatarakaخَيْرًاbir hayır (mal)khayranٱلْوَصِيَّةُvasiyyet etmekl-waṣiyatuلِلْوَٰلِدَيْنِanaya babayalil'wālidayniوَٱلْأَقْرَبِينَve yakınlarawal-aqrabīnaبِٱلْمَعْرُوفِ ۖuygun bir biçimdebil-maʿrūfiحَقًّاbir haktır (borçtur)ḥaqqanعَلَىüzerineʿalāٱلْمُتَّقِينَmuttakilerl-mutaqīna١٨٠
Birinize ölüm geldiği zaman, eğer mal bırakıyorsa, ana babaya, yakınlara, uygun bir tarzda vasiyet etmesi Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir borç olarak size farz kılındı.
2:181
فَمَنۢartık kimfamanبَدَّلَهُۥ(vasiyyeti) değiştirirsebaddalahuبَعْدَ مَاsonra bir şeybaʿdamāسَمِعَهُۥişittiktensamiʿahuفَإِنَّمَآelbettefa-innamāإِثْمُهُۥgünahıith'muhuعَلَىüzerinedirʿalāٱلَّذِينَkimselerinalladhīnaيُبَدِّلُونَهُۥٓ ۚonu değiştirenyubaddilūnahuإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahal-lahaسَمِيعٌişitendirsami'unعَلِيمٌۭbilendiralimun١٨١
Vasiyeti işittikten sonra değiştiren olursa, bunun günahı değiştirenin üzerinedir. Allah şüphesiz işitir ve bilir.
2:182
فَمَنْher kim defamanخَافَkorkar dakhāfaمِنvasiyyet edendenminمُّوصٍۢ(the) testatormūṣinجَنَفًاhata(sından)janafanأَوْveyaawإِثْمًۭاgünah(ından)ith'manفَأَصْلَحَve düzeltirsefa-aṣlaḥaبَيْنَهُمْaralarınıbaynahumفَلَآyokturfalāإِثْمَgünahith'maعَلَيْهِ ۚonaʿalayhiإِنَّelbetteinnaٱللَّهَAllahl-lahaغَفُورٌۭbağışlayandırghafūrunرَّحِيمٌۭesirgeyendirraḥīmun١٨٢
Vasiyet edenin yanılacağından veya günaha gireceğinden endişe duyan kimse, ilgililerin arasını düzeltirse ona günah yoktur. Allah şüphesiz bağışlar ve merhamet eder.
2:183
يَـٰٓأَيُّهَاeyyāayyuhāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَامَنُوا۟iman edenāmanūكُتِبَyazıldıkutibaعَلَيْكُمُsizin üzerinize deʿalaykumuٱلصِّيَامُoruçl-ṣiyāmuكَمَاgibikamāكُتِبَyazıldığıkutibaعَلَىüzerineʿalāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaمِنsizden önceki(ler)minقَبْلِكُمْbefore youqablikumلَعَلَّكُمْumulur ki sizlaʿallakumتَتَّقُونَkorunursunuztattaqūna١٨٣
Ey İnananlar! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah'a karşı gelmekten sakınasınız diye, size sayılı günlerde farz kılındı. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutar. Oruca dayanamıyanlar, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir. Kim gönülden iyilik yaparsa o iyilik kendisinedir. Oruç tutmanız eğer bilirseniz sizin için hayırlıdır.
2:184
أَيَّامًۭاgünlerdirayyāmanمَّعْدُودَٰتٍۢ ۚsayılımaʿdūdātinفَمَنkimfamanكَانَolursakānaمِنكُمsizdenminkumمَّرِيضًاhastamarīḍanأَوْveyaawعَلَىٰseferdeʿalāسَفَرٍۢa journeysafarinفَعِدَّةٌۭsayısınca tutarfaʿiddatunمِّنْgünlerdeminأَيَّامٍdaysayyāminأُخَرَ ۚbaşkaukharaوَعَلَىve (lazımdır)waʿalāٱلَّذِينَkimselerinalladhīnaيُطِيقُونَهُۥona (güç) dayanan(lar)yuṭīqūnahuفِدْيَةٌۭfidye vermesifid'yatunطَعَامُdoyuracakṭaʿāmuمِسْكِينٍۢ ۖbir yoksulumis'kīninفَمَنartık kimfamanتَطَوَّعَgönüldentaṭawwaʿaخَيْرًۭاbir iyilik yaparsakhayranفَهُوَofahuwaخَيْرٌۭhayırlıdırkhayrunلَّهُۥ ۚkendisi içinlahuوَأَنvewa-anتَصُومُوا۟oruç tutmanıztaṣūmūخَيْرٌۭdaha hayırlıdırkhayrunلَّكُمْ ۖsizin içinlakumإِنeğerinكُنتُمْsizkuntumتَعْلَمُونَbilirseniztaʿlamūna١٨٤
Ey İnananlar! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah'a karşı gelmekten sakınasınız diye, size sayılı günlerde farz kılındı. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutar. Oruca dayanamıyanlar, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir. Kim gönülden iyilik yaparsa o iyilik kendisinedir. Oruç tutmanız eğer bilirseniz sizin için hayırlıdır.
2:185
شَهْرُayıshahruرَمَضَانَramazanramaḍānaٱلَّذِىٓkialladhīأُنزِلَindirilmiştirunzilaفِيهِondafīhiٱلْقُرْءَانُKur'anl-qur'ānuهُدًۭىhidayet olarakhudanلِّلنَّاسِinsanlaralilnnāsiوَبَيِّنَـٰتٍۢve açıklayıcıwabayyinātinمِّنَhidayetiminaٱلْهُدَىٰ[the] Guidancel-hudāوَٱلْفُرْقَانِ ۚdoğruyu ve yanlışı ayırdetmeyiwal-fur'qāniفَمَنkimfamanشَهِدَşahit olursashahidaمِنكُمُiçinizdenminkumuٱلشَّهْرَo ayal-shahraفَلْيَصُمْهُ ۖoruç tutsunfalyaṣum'huوَمَنkimwamanكَانَolurkānaمَرِيضًاhastamarīḍanأَوْyahutawعَلَىٰüzere olursaʿalāسَفَرٍۢsefersafarinفَعِدَّةٌۭsayısınca tutsunfaʿiddatunمِّنْgünlerdeminأَيَّامٍdaysayyāminأُخَرَ ۗbaşkaukharaيُرِيدُisteryurīduٱللَّهُAllahl-lahuبِكُمُsizin içinbikumuٱلْيُسْرَkolaylıkl-yus'raوَلَاistemezwalāيُرِيدُintendsyurīduبِكُمُsizin içinbikumuٱلْعُسْرَgüçlükl-ʿus'raوَلِتُكْمِلُوا۟ve tamamlamanızı (ister)walituk'milūٱلْعِدَّةَsayıyıl-ʿidataوَلِتُكَبِّرُوا۟ve yüceltmenizi (ister)walitukabbirūٱللَّهَAllah'ıl-lahaعَلَىٰdolayıʿalāمَاsize doğru yolu gösterdiğindenmāهَدَىٰكُمْHe guided youhadākumوَلَعَلَّكُمْve umulur ki sizwalaʿallakumتَشْكُرُونَşükredersiniztashkurūna١٨٥
Ramazan ayı, ki onda Kuran, insanlara yol gösterici ve doğruyu yanlıştan ayırıcı belgeler olarak indirildi. Sizden bu ayı idrak eden, onda oruç tutsun; hasta veya yolculukta olan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutsun. Allah size kolaylık ister, zorluk istemez. Bu kolaylıkları, sayıyı tamamlamanız ve size yol gösterdiğine karşılık O'nu ululamanız için meşru kılmıştır; ola ki şükredersiniz.
2:186
وَإِذَاve ne zamanwa-idhāسَأَلَكَsana sorar(lar)sasa-alakaعِبَادِىkullarımʿibādīعَنِّىbendenʿannīفَإِنِّىşüphesiz benfa-innīقَرِيبٌ ۖ(onlara) yakınımqarībunأُجِيبُkarşılık veririmujībuدَعْوَةَdu'asınadaʿwataٱلدَّاعِdu'a edeninl-dāʿiإِذَاzamanidhāدَعَانِ ۖbana du'a ettiğidaʿāniفَلْيَسْتَجِيبُوا۟O halde onlar da karşılık versinlerfalyastajībūلِىbanalīوَلْيُؤْمِنُوا۟inansınlar kiwalyu'minūبِىbanabīلَعَلَّهُمْböylece onlarlaʿallahumيَرْشُدُونَdoğru yola erişirleryarshudūna١٨٦
Kullarım sana Beni sorarlarsa, bilsinler ki Ben, şüphesiz onlara yakınım. Benden isteyenin, dua ettiğinde duasını kabul ederim. Artık onlar da davetimi kabul edip Bana inansınlar ki doğru yolda yürüyenlerden olsunlar.
2:187
أُحِلَّhelal kılındıuḥillaلَكُمْsizelakumلَيْلَةَgecesilaylataٱلصِّيَامِoruçl-ṣiyāmiٱلرَّفَثُyaklaşmakl-rafathuإِلَىٰkadınlarınızailāنِسَآئِكُمْ ۚyour wivesnisāikumهُنَّonlarhunnaلِبَاسٌۭelbisenizdirlibāsunلَّكُمْsizinlakumوَأَنتُمْve siz dewa-antumلِبَاسٌۭelbisesisinizlibāsunلَّهُنَّ ۗonlarınlahunnaعَلِمَbildiʿalimaٱللَّهُAllahl-lahuأَنَّكُمْgerçekten sizannakumكُنتُمْolduğunuzukuntumتَخْتَانُونَyazık ediyorsunuztakhtānūnaأَنفُسَكُمْkendinizeanfusakumفَتَابَtevbenizi kabul ettifatābaعَلَيْكُمْsizdenʿalaykumوَعَفَاve affettiwaʿafāعَنكُمْ ۖsiziʿankumفَٱلْـَٔـٰنَartık şimdifal-ānaبَـٰشِرُوهُنَّonlara yaklaşınbāshirūhunnaوَٱبْتَغُوا۟ve arayınwa-ib'taghūمَاşeylerimāكَتَبَyaz(ıp takdir etmiş ol)duğukatabaٱللَّهُAllah'ınl-lahuلَكُمْ ۚsizin içinlakumوَكُلُوا۟ve yiyinwakulūوَٱشْرَبُوا۟ve içinwa-ish'rabūحَتَّىٰkadarḥattāيَتَبَيَّنَayırdelinceyeyatabayyanaلَكُمُsizcelakumuٱلْخَيْطُiplikl-khayṭuٱلْأَبْيَضُbeyazl-abyaḍuمِنَipliktenminaٱلْخَيْطِthe threadl-khayṭiٱلْأَسْوَدِsiyahl-aswadiمِنَşafağınminaٱلْفَجْرِ ۖ[the] dawnl-fajriثُمَّsonrathummaأَتِمُّوا۟tamamlayınatimmūٱلصِّيَامَorucul-ṣiyāmaإِلَىdekilāٱلَّيْلِ ۚgece (oluncaya)al-layliوَلَا(kadınlara) yaklaşmayınwalāتُبَـٰشِرُوهُنَّhave relations with themtubāshirūhunnaوَأَنتُمْsizwa-antumعَـٰكِفُونَibadete çekilmiş ikenʿākifūnaفِىmescidlerdefīٱلْمَسَـٰجِدِ ۗthe masajidl-masājidiتِلْكَbunlartil'kaحُدُودُsınırlarıdırḥudūduٱللَّهِAllah'ınl-lahiفَلَاbunlara yaklaşmayınfalāتَقْرَبُوهَا ۗapproach themtaqrabūhāكَذَٰلِكَişte böylekadhālikaيُبَيِّنُaçıklar kiyubayyinuٱللَّهُAllahl-lahuءَايَـٰتِهِۦayetleriniāyātihiلِلنَّاسِinsanlaralilnnāsiلَعَلَّهُمْumulur kilaʿallahumيَتَّقُونَkorunup sakınırlaryattaqūna١٨٧
Oruç tuttuğunuz günlerin gecesi kadınlarınıza yaklaşmanız size helal kılındı, onlar sizin örtünüz, siz de onların örtülerisiniz. Allah, nefsinize güvenemiyeceğinizi biliyordu, bu sebeple tevbenizi kabul edip sizi affetti; artık onlara yaklaşabilirsiniz. Allah'ın sizin için takdir ettiğini dileyin. Tan yerinde, beyaz iplik siyah iplikten sizce ayırdedilinceye kadar, yiyin için, sonra orucu geceye kadar tamamlayın. Mescidlerde itikafa çekildiğinizde kadınlarınıza yaklaşmayın. Allah insanlara yasaklardan sakınsınlar diye ayetlerini böylece apaçık bildirir.
2:188
وَلَاyemeyinwalāتَأْكُلُوٓا۟eattakulūأَمْوَٰلَكُمmallarınızıamwālakumبَيْنَكُمaranızdabaynakumبِٱلْبَـٰطِلِbatıl (sebepler) ilebil-bāṭiliوَتُدْلُوا۟ve atmayınwatud'lūبِهَآonlarıbihāإِلَىhakimler(in önün)eilāٱلْحُكَّامِthe authoritiesl-ḥukāmiلِتَأْكُلُوا۟yemeniz içinlitakulūفَرِيقًۭاbir kısmınıfarīqanمِّنْmallarındanminأَمْوَٰلِ(the) wealthamwāliٱلنَّاسِinsanlarınl-nāsiبِٱلْإِثْمِgünah bir biçimdebil-ith'miوَأَنتُمْve sizwa-antumتَعْلَمُونَbildiğiniz haldetaʿlamūna١٨٨
Aranızda mallarınızı haksızlıkla yemeyin; bildiğiniz halde günaha girerek insanların mallarından bir kısmını yemek için onu hakimlere aktarmayın.
2:189
۞ يَسْـَٔلُونَكَsana soruyorlaryasalūnakaعَنِhilallerdenʿaniٱلْأَهِلَّةِ ۖthe new moonsl-ahilatiقُلْde kiqulهِىَonlarhiyaمَوَٰقِيتُvakit ölçüleridirmawāqītuلِلنَّاسِinsanlar içinlilnnāsiوَٱلْحَجِّ ۗve hacwal-ḥajiوَلَيْسَve değildirwalaysaٱلْبِرُّiyilikl-biruبِأَنgirmekbi-anتَأْتُوا۟you cometatūٱلْبُيُوتَevlerel-buyūtaمِنarkalarındanminظُهُورِهَاtheir backsẓuhūrihāوَلَـٰكِنَّfakatwalākinnaٱلْبِرَّiyilikl-biraمَنِkişininmaniٱتَّقَىٰ ۗtakvasıdırittaqāوَأْتُوا۟ve girinwatūٱلْبُيُوتَevlerel-buyūtaمِنْkapılarındanminأَبْوَٰبِهَا ۚtheir doorsabwābihāوَٱتَّقُوا۟ve sakınınwa-ittaqūٱللَّهَAllah'tanl-lahaلَعَلَّكُمْumulur kilaʿallakumتُفْلِحُونَkurtuluşa erersiniztuf'liḥūna١٨٩
Sana hilal halindeki ayları sorarlar. De ki: "Onlar, insanların ve hac vakitlerinin ölçüsüdür". Evlere arkalarından girmeniz iyilik değildir; iyi kimse kötülükten sakınan kimsedir. Evlere kapılarından girin; Allah'tan sakının ki muradınıza erersiniz.
2:190
وَقَـٰتِلُوا۟ve savaşınwaqātilūفِىyolundafīسَبِيلِ(the) waysabīliٱللَّهِAllahl-lahiٱلَّذِينَkimselerlealladhīnaيُقَـٰتِلُونَكُمْsizinle savaşan(lar)yuqātilūnakumوَلَاaşırı gitmeyinwalāتَعْتَدُوٓا۟ ۚtransgresstaʿtadūإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaلَاsevmezlāيُحِبُّlikeyuḥibbuٱلْمُعْتَدِينَaşırı gidenleril-muʿ'tadīna١٩٠
Sizinle savaşanlarla Allah yolunda savaşın, aşırı gitmeyin; doğrusu Allah aşırı gidenleri sevmez.
2:191
وَٱقْتُلُوهُمْve onları öldürünwa-uq'tulūhumحَيْثُneredeḥaythuثَقِفْتُمُوهُمْyakalarsanızthaqif'tumūhumوَأَخْرِجُوهُمve onları çıkarınwa-akhrijūhumمِّنْyer(Mekke)denminحَيْثُwhereverḥaythuأَخْرَجُوكُمْ ۚsizi çıkardıklarıakhrajūkumوَٱلْفِتْنَةُve fitnewal-fit'natuأَشَدُّdaha kötüdürashadduمِنَadam öldürmektenminaٱلْقَتْلِ ۚ[the] killingl-qatliوَلَاonlarla savaşmayınwalāتُقَـٰتِلُوهُمْfight themtuqātilūhumعِندَyanındaʿindaٱلْمَسْجِدِMescid-il-masjidiٱلْحَرَامِHaraml-ḥarāmiحَتَّىٰkadarḥattāيُقَـٰتِلُوكُمْsizinle savaşıncayayuqātilūkumفِيهِ ۖoradafīhiفَإِنfakat eğerfa-inقَـٰتَلُوكُمْonlar sizinle savaşırlarsaqātalūkumفَٱقْتُلُوهُمْ ۗhemen onları öldürünfa-uq'tulūhumكَذَٰلِكَböyledirkadhālikaجَزَآءُcezasıjazāuٱلْكَـٰفِرِينَkafirlerinl-kāfirīna١٩١
Onları bulduğunuz yerde öldürün. Sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne çıkarmak, adam öldürmekten daha kötüdür. Mescidi Haram'ın yanında, onlar savaşmadıkça siz de onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa onları öldürün. İnkar edenlerin cezası böyledir.
2:192
فَإِنِeğerfa-iniٱنتَهَوْا۟(saldırılarına) son verirlerseintahawفَإِنَّgerçektenfa-innaٱللَّهَAllahl-lahaغَفُورٌۭbağışlayandırghafūrunرَّحِيمٌۭesirgeyendirraḥīmun١٩٢
Vazgeçerlerse onları bağışlayın; şüphesiz Allah bağışlar ve merhamet eder.
2:193
وَقَـٰتِلُوهُمْonlarla savaşınwaqātilūhumحَتَّىٰkadarḥattāلَاkalmayıncayalāتَكُونَ(there) istakūnaفِتْنَةٌۭfitnefit'natunوَيَكُونَve oluncaya (kadar)wayakūnaٱلدِّينُdinl-dīnuلِلَّهِ ۖAllah'ınlillahiفَإِنِeğerfa-iniٱنتَهَوْا۟(saldırılarına) son verirlerseintahawفَلَاartık olmazfalāعُدْوَٰنَdüşmanlıkʿud'wānaإِلَّاbaşkasınaillāعَلَىzalimlerdenʿalāٱلظَّـٰلِمِينَthe oppressorsl-ẓālimīna١٩٣
Fitne kalmayıp, yalnız Allah'ın dini ortada kalana kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse sataşmayın. Zulmedenlerden başkasına düşmanlık yoktur.
2:194
ٱلشَّهْرُayıal-shahruٱلْحَرَامُharaml-ḥarāmuبِٱلشَّهْرِaya karşılıktırbil-shahriٱلْحَرَامِharaml-ḥarāmiوَٱلْحُرُمَـٰتُve hürmetlerwal-ḥurumātuقِصَاصٌۭ ۚkarşılıklıdırqiṣāṣunفَمَنِkim;famaniٱعْتَدَىٰsaldırırsaiʿ'tadāعَلَيْكُمْsizeʿalaykumفَٱعْتَدُوا۟siz de saldırınfa-iʿ'tadūعَلَيْهِonaʿalayhiبِمِثْلِgibibimith'liمَاsaldırdığımāٱعْتَدَىٰhe transgressediʿ'tadāعَلَيْكُمْ ۚsizeʿalaykumوَٱتَّقُوا۟korkunwa-ittaqūٱللَّهَAllah'tanl-lahaوَٱعْلَمُوٓا۟bilin kiwa-iʿ'lamūأَنَّgerçektenannaٱللَّهَAllahl-lahaمَعَberaberdirmaʿaٱلْمُتَّقِينَmuttakilerlel-mutaqīna١٩٤
Hürmetli ay, hürmetli aya mukabildir, hürmetler karşılıklıdır; o halde, size tecavüz edene (saldırana), size saldırdıkları gibi saldırın. Allah'tan sakının ve Allah'ın sakınanlarla beraber olduğunu bilin.
2:195
وَأَنفِقُوا۟infak edinwa-anfiqūفِىyolundafīسَبِيلِ(the) waysabīliٱللَّهِAllahl-lahiوَلَاkendinizi atmayınwalāتُلْقُوا۟throw (yourselves)tul'qūبِأَيْدِيكُمْkendi ellerinizlebi-aydīkumإِلَىtehlikeyeilāٱلتَّهْلُكَةِ ۛ[the] destructionl-tahlukatiوَأَحْسِنُوٓا۟ ۛve iyilik edinwa-aḥsinūإِنَّdoğrusuinnaٱللَّهَAllahl-lahaيُحِبُّseveryuḥibbuٱلْمُحْسِنِينَiyilik edenleril-muḥ'sinīna١٩٥
Allah yolunda sarf edin, kendinizi kendi elinizle tehlikeye atmayın, işlerinizi iyi yapın. Şüphesiz Allah iyi iş yapanları sever.
2:196
وَأَتِمُّوا۟ve tamamlayınwa-atimmūٱلْحَجَّhaccıl-ḥajaوَٱلْعُمْرَةَve ömreyiwal-ʿum'rataلِلَّهِ ۚAllah içinlillahiفَإِنْeğerfa-inأُحْصِرْتُمْengellenmiş olursanızuḥ'ṣir'tumفَمَاşeyi (kesin)famāٱسْتَيْسَرَkolayınıza gelenis'taysaraمِنَkurbandanminaٱلْهَدْىِ ۖthe sacrificial animall-hadyiوَلَاtıraş etmeyinwalāتَحْلِقُوا۟shavetaḥliqūرُءُوسَكُمْbaşlarınızıruūsakumحَتَّىٰkadarḥattāيَبْلُغَvarıncayayablughaٱلْهَدْىُkurbanl-hadyuمَحِلَّهُۥ ۚyerinemaḥillahuفَمَنkim (varsa)famanكَانَolankānaمِنكُمiçinizdenminkumمَّرِيضًاhastamarīḍanأَوْya daawبِهِۦٓbulunanbihiأَذًۭىbir rahatsızlığıadhanمِّنbaşındanminرَّأْسِهِۦhis headrasihiفَفِدْيَةٌۭfidye (versin)fafid'yatunمِّنoruçtanminصِيَامٍfastingṣiyāminأَوْveyaawصَدَقَةٍsadakadanṣadaqatinأَوْveyaawنُسُكٍۢ ۚkurbandannusukinفَإِذَآzamanfa-idhāأَمِنتُمْgüvene kavuştuğunuzamintumفَمَنkimsefamanتَمَتَّعَfaydalanmak isteyentamattaʿaبِٱلْعُمْرَةِömre ilebil-ʿum'ratiإِلَىkadarilāٱلْحَجِّhac (zamanın)al-ḥajiفَمَاşeyi (kessin)famāٱسْتَيْسَرَkolayına geleniis'taysaraمِنَkurbandanminaٱلْهَدْىِ ۚthe sacrificial animall-hadyiفَمَنkimsefamanلَّمْ(kurban) bulamayanlamيَجِدْfind yajidفَصِيَامُoruç tutarfaṣiyāmuثَلَـٰثَةِüçthalāthatiأَيَّامٍۢgünayyāminفِىhacdafīٱلْحَجِّthe Hajjl-ḥajiوَسَبْعَةٍve yedi günwasabʿatinإِذَاzamanidhāرَجَعْتُمْ ۗdöndüğünüzrajaʿtumتِلْكَböylecetil'kaعَشَرَةٌۭon (gündür)ʿasharatunكَامِلَةٌۭ ۗtamamıkāmilatunذَٰلِكَbudhālikaلِمَنkimseler içindirlimanلَّمْolmayanlarlamيَكُنْisyakunأَهْلُهُۥailesiahluhuحَاضِرِىhazırḥāḍirīٱلْمَسْجِدِMescid-il-masjidiٱلْحَرَامِ ۚHaram'dal-ḥarāmiوَٱتَّقُوا۟sakınınwa-ittaqūٱللَّهَAllah'tanl-lahaوَٱعْلَمُوٓا۟ve bilin kiwa-iʿ'lamūأَنَّgerçektenannaٱللَّهَAllah'ınl-lahaشَدِيدُşiddetlidirshadīduٱلْعِقَابِcezasıl-ʿiqābi١٩٦
Başladığınız hac ve umreyi Allah için tamamlayın. Alıkonursanız, kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Kurban, yerine ulaşıncaya kadar, başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizde hasta olan veya başından rahatsız bulunan varsa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi ya da kurban kesmesi gerekir. Güven içinde olursanız, hacca kadar umreden faydalanabilen kimseye kolayına gelen bir kurban kesmek, bulamayana, hac esnasında üç gün ve döndüğünüzde yedi gün, ki o tam on gündür oruç tutmak gerekir. Bu, ailesi Mescidi Haram'da oturmayan kimseler içindir. Allah'tan sakının ve Allah'ın cezasının şiddetli olacağını bilin.
2:197
ٱلْحَجُّHacal-ḥajuأَشْهُرٌۭaylardadırashhurunمَّعْلُومَـٰتٌۭ ۚbilinenmaʿlūmātunفَمَنkimfamanفَرَضَfarz ederse (kendisine)faraḍaفِيهِنَّonda (o aylarda)fīhinnaٱلْحَجَّhaccıl-ḥajaفَلَاyokturfalāرَفَثَkadına yaklaşmakrafathaوَلَاve yokturwalāفُسُوقَgünaha sapmakfusūqaوَلَاyokturwalāجِدَالَkavga etmekjidālaفِىhacdafīٱلْحَجِّ ۗthe Hajjl-ḥajiوَمَاne varsawamāتَفْعَلُوا۟yaptığınıztafʿalūمِنْiyiliktenminخَيْرٍۢgoodkhayrinيَعْلَمْهُonu biliryaʿlamhuٱللَّهُ ۗAllahl-lahuوَتَزَوَّدُوا۟ve yanınıza azık alınwatazawwadūفَإِنَّşüphesizfa-innaخَيْرَen hayırlısıkhayraٱلزَّادِazığınl-zādiٱلتَّقْوَىٰ ۚtakvadırl-taqwāوَٱتَّقُونِve benden sakınınwa-ittaqūniيَـٰٓأُو۟لِىEy sahipleriyāulīٱلْأَلْبَـٰبِakıll-albābi١٩٧
Hac bilinen aylardadır. O aylarda hacca girişen kimse bilmelidir ki, hacda kadına yaklaşmak, sövüşmek, dövüşmek yoktur. Ne iyilik yaparsanız Allah onu bilir. Kendinize azık edinin, şüphe yok ki azığın en iyisi Allah korkusudur. Ey akıl sahibleri! Benden korkun.
2:198
لَيْسَyokturlaysaعَلَيْكُمْsizin içinʿalaykumجُنَاحٌbir günahjunāḥunأَنaramanızdaanتَبْتَغُوا۟you seektabtaghūفَضْلًۭاlutfunufaḍlanمِّنRabbinizinminرَّبِّكُمْ ۚyour Lordrabbikumفَإِذَآzamanfa-idhāأَفَضْتُمayrılıp akın ettiğinizafaḍtumمِّنْArafattanminعَرَفَـٰتٍۢ(Mount) Arafatʿarafātinفَٱذْكُرُوا۟anın (hatırlayın)fa-udh'kurūٱللَّهَAllah'ıl-lahaعِندَyanındaʿindaٱلْمَشْعَرِMeş'ar-il-mashʿariٱلْحَرَامِ ۖHaraml-ḥarāmiوَٱذْكُرُوهُO'nu anınwa-udh'kurūhuكَمَاgibikamāهَدَىٰكُمْsizi hidayet ettiğihadākumوَإِنvewa-inكُنتُمsiz idinizkuntumمِّنO'ndan önceminقَبْلِهِۦbefore [it]qablihiلَمِنَsapıklardanlaminaٱلضَّآلِّينَthose who went astrayl-ḍālīna١٩٨
Rabbiniz'den refah istemenizde bir engel yoktur. Arafat'tan indiğinizde, Allah'ı Meşari Haram'da anın; O'nu, size gösterdiği şekilde zikredin. Nitekim siz önceleri hiç şüphesiz sapıklardandınız.
2:199
ثُمَّsonrathummaأَفِيضُوا۟siz de akın edinafīḍūمِنْyerdenminحَيْثُwhereverḥaythuأَفَاضَakın ettiğiafāḍaٱلنَّاسُinsanlarınl-nāsuوَٱسْتَغْفِرُوا۟ve mağfiret dileyinwa-is'taghfirūٱللَّهَ ۚAllah'tanl-lahaإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaغَفُورٌۭGafurdurghafūrunرَّحِيمٌۭRahimdirraḥīmun١٩٩
Sonra, insanların toplu olarak akın ettiği yerden, siz de akın edin. Allah'tan mağfiret dileyin. Allah bağışlar ve merhamet eder.
2:200
فَإِذَاzamanfa-idhāقَضَيْتُمbitirinceqaḍaytumمَّنَـٰسِكَكُمْibadetlerinizimanāsikakumفَٱذْكُرُوا۟anınfa-udh'kurūٱللَّهَAllah'ıl-lahaكَذِكْرِكُمْandığınız gibikadhik'rikumءَابَآءَكُمْatalarınızıābāakumأَوْveyaawأَشَدَّdaha kuvvetliashaddaذِكْرًۭا ۗbir anışladhik'ranفَمِنَinsanlardanfaminaٱلنَّاسِthe peoplel-nāsiمَنkimimanيَقُولُder kiyaqūluرَبَّنَآRabbimizrabbanāءَاتِنَاbize verātināفِىdünyadafīٱلدُّنْيَاthe worldl-dun'yāوَمَاve yokturwamāلَهُۥonunlahuفِىahirettefīٱلْـَٔاخِرَةِthe Hereafterl-ākhiratiمِنْhiçbirminخَلَـٰقٍۢnasibikhalāqin٢٠٠
Hac ibadetinizi bitirdiğinizde, babalarınızı andığınız gibi, hatta ondan daha kuvvetli bir anışla Allah'ı anın. "Rabbimiz! Bize sadece dünyada ver" diyen insanlar vardır, öylesine, ahirette bir pay yoktur.
2:201
وَمِنْهُمve onlardanwamin'humمَّنkimi demanيَقُولُderkiyaqūluرَبَّنَآRabbimizrabbanāءَاتِنَاbize verātināفِىdünyada dafīٱلدُّنْيَاthe worldl-dun'yāحَسَنَةًۭgüzellikḥasanatanوَفِىahirette dewafīٱلْـَٔاخِرَةِthe Hereafterl-ākhiratiحَسَنَةًۭgüzellikḥasanatanوَقِنَاve bizi koruwaqināعَذَابَazabındanʿadhābaٱلنَّارِateşl-nāri٢٠١
"Rabbimiz! Bize dünyada iyiyi, ahirette de iyiyi ver, bizi ateşin azabından koru" diyenler vardır.
2:202
أُو۟لَـٰٓئِكَişteulāikaلَهُمْonlara vardırlahumنَصِيبٌۭbir paynaṣībunمِّمَّاkazandıklarındanmimmāكَسَبُوا۟ ۚthey earnedkasabūوَٱللَّهُAllahwal-lahuسَرِيعُçabuk görendirsarīʿuٱلْحِسَابِhesabıl-ḥisābi٢٠٢
İşte onlara, kazançlarından ötürü karşılık vardır. Allah hesabı çabuk görür.
2:203
۞ وَٱذْكُرُوا۟ve anınwa-udh'kurūٱللَّهَAllah'ıl-lahaفِىٓgünlerdefīأَيَّامٍۢdaysayyāminمَّعْدُودَٰتٍۢ ۚsayılımaʿdūdātinفَمَنkimfamanتَعَجَّلَacele edersetaʿajjalaفِىiki gün içindefīيَوْمَيْنِtwo daysyawmayniفَلَآyokturfalāإِثْمَgünahith'maعَلَيْهِonaʿalayhiوَمَنve kimwamanتَأَخَّرَgeri kalırsata-akharaفَلَآyokturfalāإِثْمَgünahith'maعَلَيْهِ ۚona daʿalayhiلِمَنِkimse içinlimaniٱتَّقَىٰ ۗsakınanittaqāوَٱتَّقُوا۟korkunwa-ittaqūٱللَّهَAllah'tanl-lahaوَٱعْلَمُوٓا۟ve bilin kiwa-iʿ'lamūأَنَّكُمْşüphesiz sizannakumإِلَيْهِO'nun huzurunailayhiتُحْشَرُونَtoplanacaksınıztuḥ'sharūna٢٠٣
Allah'ı sayılı günlerde anın. Günahtan sakınan kimseye, acele edip, Mina'daki ibadeti iki günde bitirirse günah yoktur, geri kalsa da günah yoktur. Allah'tan sakının. O'nun katında toplanacağınızı bilin.
2:204
وَمِنَinsanlardanwaminaٱلنَّاسِthe peoplel-nāsiمَنkimininmanيُعْجِبُكَsenin hoşuna gideryuʿ'jibukaقَوْلُهُۥsözüqawluhuفِىdairfīٱلْحَيَوٰةِhayatınal-ḥayatiٱلدُّنْيَاdünyal-dun'yāوَيُشْهِدُve şahid tutarwayush'hiduٱللَّهَAllah'ıl-lahaعَلَىٰolanaʿalāمَاwhatmāفِىkalbindefīقَلْبِهِۦhis heartqalbihiوَهُوَoysa owahuwaأَلَدُّen azılısıdıraladduٱلْخِصَامِhasımlarınl-khiṣāmi٢٠٤
Dünya hayatına dair konuşması senin hoşuna giden, pek azılı düşman iken, kalbinde olana Allah'ı şahid tutan, işbaşına geçince, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekin ve nesli yok etmeğe çabalayan insanlar vardır. Allah bozgunculuğu sevmez.
2:205
وَإِذَاzamanwa-idhāتَوَلَّىٰdöndüğütawallāسَعَىٰçalışırsaʿāفِىyeryüzündefīٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiلِيُفْسِدَbozgunculuğaliyuf'sidaفِيهَاoradafīhāوَيُهْلِكَve yok etmeğewayuh'likaٱلْحَرْثَekinl-ḥarthaوَٱلنَّسْلَ ۗve nesliwal-naslaوَٱللَّهُAllahwal-lahuلَاsevmezlāيُحِبُّloveyuḥibbuٱلْفَسَادَbozgunculuğul-fasāda٢٠٥
Dünya hayatına dair konuşması senin hoşuna giden, pek azılı düşman iken, kalbinde olana Allah'ı şahid tutan, işbaşına geçince, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekin ve nesli yok etmeğe çabalayan insanlar vardır. Allah bozgunculuğu sevmez.
2:206
وَإِذَاve zamanwa-idhāقِيلَdendiğiqīlaلَهُonalahuٱتَّقِkorkittaqiٱللَّهَAllah'tanl-lahaأَخَذَتْهُkendisini sürüklerakhadhathuٱلْعِزَّةُgururul-ʿizatuبِٱلْإِثْمِ ۚgünahabil-ith'miفَحَسْبُهُۥartık ona yeterfaḥasbuhuجَهَنَّمُ ۚcehennemjahannamuوَلَبِئْسَve ne kötüwalabi'saٱلْمِهَادُbir yataktır ol-mihādu٢٠٦
Ona: "Allah'tan sakın" denince, gururu kendisine günah işletir, artık ona cehennem yetişir, ne kötü yataktır!..
2:207
وَمِنَinsanlardanwaminaٱلنَّاسِthe peoplel-nāsiمَنöylesi var kimanيَشْرِىsataryashrīنَفْسَهُkendisininafsahuٱبْتِغَآءَaramak içinib'tighāaمَرْضَاتِrızasınımarḍātiٱللَّهِ ۗAllah'ınl-lahiوَٱللَّهُAllah dawal-lahuرَءُوفٌۢçok şefkatlidirraūfunبِٱلْعِبَادِkullar(ın)abil-ʿibādi٢٠٧
İnsanlar arasında, Allah'ın rızasını kazanmak için canını verenler vardır. Allah kullarına karşı şefkatlidir.
2:208
يَـٰٓأَيُّهَاeyyāayyuhāٱلَّذِينَkimeleralladhīnaءَامَنُوا۟iman eden(ler)āmanūٱدْخُلُوا۟girinud'khulūفِىislama (veya barışa)fīٱلسِّلْمِIslaml-sil'miكَآفَّةًۭhepiniz birliktekāffatanوَلَاizlemeyinwalāتَتَّبِعُوا۟followtattabiʿūخُطُوَٰتِadımlarınıkhuṭuwātiٱلشَّيْطَـٰنِ ۚşeytanınl-shayṭāniإِنَّهُۥçünkü oinnahuلَكُمْsizelakumعَدُوٌّۭdüşmandırʿaduwwunمُّبِينٌۭapaçıkmubīnun٢٠٨
Ey İnananlar! Hep birden barışa girin, şeytana ayak uydurmayın, o sizin apaçık düşmanınızdır.
2:209
فَإِنeğerfa-inزَلَلْتُمkayarsanızzalaltumمِّنۢsonraminبَعْدِafterbaʿdiمَاsize geldiktenmāجَآءَتْكُمُcame to youjāatkumuٱلْبَيِّنَـٰتُaçık delillerl-bayinātuفَٱعْلَمُوٓا۟bilin kifa-iʿ'lamūأَنَّşüphesizannaٱللَّهَAllahl-lahaعَزِيزٌdaima üstündürʿazīzunحَكِيمٌhüküm ve hikmet sahibidirḥakīmun٢٠٩
Size belgeler geldikten sonra kayarsanız, biliniz ki Allah güçlüdür, Hakim'dir.
2:210
هَلْmı?halيَنظُرُونَgözlüyorlaryanẓurūnaإِلَّآgelmesiniillāأَنthatanيَأْتِيَهُمُcomes to themyatiyahumuٱللَّهُAllah'ınl-lahuفِىiçindefīظُلَلٍۢgölgelerẓulalinمِّنَbuluttanminaٱلْغَمَامِ[the] cloudsl-ghamāmiوَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُve meleklerinwal-malāikatuوَقُضِىَve bitirilmesiniwaquḍiyaٱلْأَمْرُ ۚişinl-amruوَإِلَى(halbuki)wa-ilāٱللَّهِAllah'al-lahiتُرْجَعُdöndürülürtur'jaʿuٱلْأُمُورُbütün işlerl-umūru٢١٠
Onlar, bulut gölgeleri içinde, Allah'ın azabının ve meleklerin tepelerine inip işin bitmesini mi bekliyorlar? Bütün işler Allah'a dönecektir.
2:211
سَلْsorsalبَنِىٓoğullarınabanīإِسْرَٰٓءِيلَİsrailis'rāīlaكَمْnicekamءَاتَيْنَـٰهُمonlara verdikātaynāhumمِّنْayetlerdenminءَايَةٍۭ(the) Sign(s)āyatinبَيِّنَةٍۢ ۗaçıkbayyinatinوَمَنve kimwamanيُبَدِّلْdeğiştirirseyubaddilنِعْمَةَni'metininiʿ'mataٱللَّهِAllah'ınl-lahiمِنۢsonraminبَعْدِafterbaʿdiمَاgeldiktenmāجَآءَتْهُit (has) come to him jāathuفَإِنَّşüphesizfa-innaٱللَّهَAllah'ınl-lahaشَدِيدُçetindirshadīduٱلْعِقَابِcezasıl-ʿiqābi٢١١
İsrailoğullarına sor; onlara apaçık nice ayetler verdik, Allah'ın nimetini, kendisine geldikten sonra kim değiştirirse, bilsin ki, Allah'ın cezası şüphesiz şiddetlidir.
2:212
زُيِّنَsüslü gösterildizuyyinaلِلَّذِينَkimselerelilladhīnaكَفَرُوا۟inkar edenlerekafarūٱلْحَيَوٰةُhayatıl-ḥayatuٱلدُّنْيَاdünyal-dun'yāوَيَسْخَرُونَve alay ederlerwayaskharūnaمِنَkimselerleminaٱلَّذِينَthose whoalladhīnaءَامَنُوا۟ ۘinanan(lar)āmanūوَٱلَّذِينَve kimselerlewa-alladhīnaٱتَّقَوْا۟takva sahipleriittaqawفَوْقَهُمْonlardan üstündürlerfawqahumيَوْمَgünündeyawmaٱلْقِيَـٰمَةِ ۗkıyametl-qiyāmatiوَٱللَّهُAllahwal-lahuيَرْزُقُrızık veriryarzuquمَنkimseyemanيَشَآءُdilediğiyashāuبِغَيْرِhesapsızbighayriحِسَابٍۢmeasureḥisābin٢١٢
İnkar edenlere, dünya hayatı güzel görünür, onlar, inananlarla alay ederler, oysa, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar kıyamet günü onların üstünde olacaklardır. Allah dilediğini hesabsız şekilde rızıklandırır.
2:213
كَانَidikānaٱلنَّاسُinsanlarl-nāsuأُمَّةًۭümmetummatanوَٰحِدَةًۭbir tekwāḥidatanفَبَعَثَsonra gönderdifabaʿathaٱللَّهُAllahl-lahuٱلنَّبِيِّـۧنَpeygamberleril-nabiyīnaمُبَشِّرِينَmüjdecilermubashirīnaوَمُنذِرِينَve uyarıcılar olarakwamundhirīnaوَأَنزَلَve indirdiwa-anzalaمَعَهُمُonlarla berabermaʿahumuٱلْكِتَـٰبَKitabıl-kitābaبِٱلْحَقِّhak olarakbil-ḥaqiلِيَحْكُمَhükmetmek üzereliyaḥkumaبَيْنَarasındabaynaٱلنَّاسِinsanlarl-nāsiفِيمَا(konularda)fīmāٱخْتَلَفُوا۟anlaşmazlığa düştükleriikh'talafūفِيهِ ۚondafīhiوَمَاvewamāٱخْتَلَفَanlaşmazlığa düştü(ler)ikh'talafaفِيهِo(Kitap hakkı)ndafīhiإِلَّاdışındaillāٱلَّذِينَkendilerinealladhīnaأُوتُوهُ(Kitap) verilmiş olanlarūtūhuمِنۢsonraminبَعْدِafterbaʿdiمَاkendilerine geldiktenmāجَآءَتْهُمُcame to themjāathumuٱلْبَيِّنَـٰتُaçık delillerl-bayinātuبَغْيًۢاsırf kıskançlıktan ötürübaghyanبَيْنَهُمْ ۖaralarındakibaynahumفَهَدَىbunun üzerine ilettifahadāٱللَّهُAllahl-lahuٱلَّذِينَkimselerialladhīnaءَامَنُوا۟iman edenāmanūلِمَاayrılığa düştüklerilimāٱخْتَلَفُوا۟they differedikh'talafūفِيهِkendisindefīhiمِنَgerçeğeminaٱلْحَقِّthe Truthl-ḥaqiبِإِذْنِهِۦ ۗkendi izniylebi-idh'nihiوَٱللَّهُAllahwal-lahuيَهْدِىiletiryahdīمَنkimseyimanيَشَآءُdilediğiyashāuإِلَىٰyolailāصِرَٰطٍۢa pathṣirāṭinمُّسْتَقِيمٍdoğrumus'taqīmin٢١٣
İnsanlar bir tek ümmetti. Allah peygamberleri müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdi; insanların ayrılığa düşecekleri hususlarda aralarında hüküm vermek için onlarla birlikte hak Kitaplar indirdi. Ancak Kitap verilenler, kendilerine belgeler geldikten sonra, aralarındaki ihtiras yüzünden onda ayrılığa düştüler. Allah, inananları, ayrılığa düştükleri gerçeğe kendi izni ile eriştirdi. Allah dilediğini doğru yola eriştirir.
2:214
أَمْyoksaamحَسِبْتُمْsandınız (mı)ḥasib'tumأَنkianتَدْخُلُوا۟gireceksiniztadkhulūٱلْجَنَّةَcennetel-janataوَلَمَّاbaşınıza gelmedenwalammāيَأْتِكُم(has) come to youyatikumمَّثَلُdurumumathaluٱلَّذِينَgeçenlerinalladhīnaخَلَوْا۟passed awaykhalawمِنsizden önceminقَبْلِكُم ۖbefore youqablikumمَّسَّتْهُمُonlara dokunmuştumassathumuٱلْبَأْسَآءُsıkıntıl-basāuوَٱلضَّرَّآءُve yoksullukwal-ḍarāuوَزُلْزِلُوا۟ve sarsılmışlardı kiwazul'zilūحَتَّىٰnihayetḥattāيَقُولَdiyorlardıyaqūlaٱلرَّسُولُpeygamberl-rasūluوَٱلَّذِينَve kimselerwa-alladhīnaءَامَنُوا۟inananāmanūمَعَهُۥonunla birliktemaʿahuمَتَىٰne zamanmatāنَصْرُyardımınaṣruٱللَّهِ ۗAllah'ınl-lahiأَلَآİyi bilin kialāإِنَّşüphesizinnaنَصْرَyardımınaṣraٱللَّهِAllah'ınl-lahiقَرِيبٌۭyakındırqarībun٢١٤
Sizden önce gelenlerin durumu sizin başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi zannettiniz? Peygamber ve onunla beraber müminler: "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı; iyi bilin ki Allah'ın yardımı şüphesiz yakındır.
2:215
يَسْـَٔلُونَكَsana soruyorlaryasalūnakaمَاذَاnemādhāيُنفِقُونَ ۖ(Allah yolunda) harcayacaklarınıyunfiqūnaقُلْde kiqulمَآşeymāأَنفَقْتُمvereceğinizanfaqtumمِّنْhayırdanminخَيْرٍۢgoodkhayrinفَلِلْوَٰلِدَيْنِana-baba içindirfalil'wālidayniوَٱلْأَقْرَبِينَve yakınlarwal-aqrabīnaوَٱلْيَتَـٰمَىٰve öksüzlerwal-yatāmāوَٱلْمَسَـٰكِينِve yoksullarwal-masākīniوَٱبْنِve yolda kalmış(lar)wa-ib'niٱلسَّبِيلِ ۗthe wayfarerl-sabīliوَمَاve newamāتَفْعَلُوا۟yaparsanıztafʿalūمِنْhayırdanminخَيْرٍۢgoodkhayrinفَإِنَّmuhakkakfa-innaٱللَّهَAllahl-lahaبِهِۦonunla birliktebihiعَلِيمٌۭbilirʿalīmun٢١٥
Sana, ne sarfedeceklerini sorarlar, de ki: "Sarfedeceğiniz mal, ana baba, yakınlar, yetimler, düşkünler, yolcular içindir. Yaptığınız her iyiliği Allah şüphesiz bilir".
2:216
كُتِبَyazıldı (farz kılındı)kutibaعَلَيْكُمُsizeʿalaykumuٱلْقِتَالُsavaşl-qitāluوَهُوَhalbuki owahuwaكُرْهٌۭhoşunuza gitmezkur'hunلَّكُمْ ۖsizinlakumوَعَسَىٰٓolur ki bazenwaʿasāأَنhoşlanmadığınızanتَكْرَهُوا۟you disliketakrahūشَيْـًۭٔاbir şeyshayanوَهُوَowahuwaخَيْرٌۭhayırlıdırkhayrunلَّكُمْ ۖsizin içinlakumوَعَسَىٰٓve olur kiwaʿasāأَنhoşlandığınızanتُحِبُّوا۟you lovetuḥibbūشَيْـًۭٔاbir şey (de)shayanوَهُوَowahuwaشَرٌّۭkötüdürsharrunلَّكُمْ ۗsizin içinlakumوَٱللَّهُAllahwal-lahuيَعْلَمُbiliryaʿlamuوَأَنتُمْsiz isewa-antumلَاbilmezsinizlāتَعْلَمُونَknowtaʿlamūna٢١٦
Savaş, hoşunuza gitmediği halde size farz kılındı. İhtimal ki hoşlanmadığınız şey sizin iyiliğinizedir ve ihtimal ki sevdiğiniz bir şey sizin kötülüğünüzedir. Siz bilmezsiniz, Allah bilir.
2:217
يَسْـَٔلُونَكَsana soruyorlaryasalūnakaعَنِayındaʿaniٱلشَّهْرِthe monthl-shahriٱلْحَرَامِharaml-ḥarāmiقِتَالٍۢsavaşmaktanqitālinفِيهِ ۖondafīhiقُلْde kiqulقِتَالٌۭsavaşqitālunفِيهِO (aylar)dafīhiكَبِيرٌۭ ۖbüyük bir günahtırkabīrunوَصَدٌّve alıkoymakwaṣaddunعَنyolundanʿanسَبِيلِ(the) waysabīliٱللَّهِAllahl-lahiوَكُفْرٌۢve inkar etmekwakuf'runبِهِۦO'nubihiوَٱلْمَسْجِدِve Mescid-iwal-masjidiٱلْحَرَامِHaram(dan)l-ḥarāmiوَإِخْرَاجُsürüp çıkarmakwa-ikh'rājuأَهْلِهِۦhalkınıahlihiمِنْهُondan (Mekke'den)min'huأَكْبَرُdaha büyük (bir günahtır)akbaruعِندَyanındaʿindaٱللَّهِ ۚAllahl-lahiوَٱلْفِتْنَةُve fitnewal-fit'natuأَكْبَرُdaha büyük(bir günah)tırakbaruمِنَöldürmektenminaٱلْقَتْلِ ۗ[the] killingl-qatliوَلَاvazgeçmezlerwalāيَزَالُونَthey will ceaseyazālūnaيُقَـٰتِلُونَكُمْsizinle savaşmaktanyuqātilūnakumحَتَّىٰkadarḥattāيَرُدُّوكُمْsizi döndürünceyeyaruddūkumعَنdininizdenʿanدِينِكُمْyour religiondīnikumإِنِeğeriniٱسْتَطَـٰعُوا۟ ۚgüçleri yetseis'taṭāʿūوَمَنve kimwamanيَرْتَدِدْdöneryartadidمِنكُمْsizdenminkumعَنdinindenʿanدِينِهِۦhis religiondīnihiفَيَمُتْve ölürsefayamutوَهُوَve owahuwaكَافِرٌۭkafir olarakkāfirunفَأُو۟لَـٰٓئِكَiştefa-ulāikaحَبِطَتْboşa çıkmıştırḥabiṭatأَعْمَـٰلُهُمْonların bütün yaptıklarıaʿmāluhumفِىdünyada (da)fīٱلدُّنْيَاthe worldl-dun'yāوَٱلْـَٔاخِرَةِ ۖahirette (de)wal-ākhiratiوَأُو۟لَـٰٓئِكَve onlarwa-ulāikaأَصْحَـٰبُhalkıdıraṣḥābuٱلنَّارِ ۖateşl-nāriهُمْve onlarhumفِيهَاoradafīhāخَـٰلِدُونَsürekli kalacaklardırkhālidūna٢١٧
Sana hürmet edilen ayı, o aydaki savaşı sorarlar. De ki: "O ayda savaşmak büyük suçtur. Allah yolundan alıkoymak, O'nu inkar etmek, Mescidi Haram'a engel olmak ve halkını oradan çıkarmak Allah katında daha büyük suçtur. Fitne çıkarmak ise öldürmekten daha büyüktür". Güçleri yeterse, dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşa devam ederler. İçinizden dininden dönüp kafir olarak ölen olursa, bunların işleri dünya ve ahirette boşa gitmiş olur. İşte cehennemlikler onlardır, onlar orada temellidirler.
2:218
إِنَّmuhakkakinnaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَامَنُوا۟iman edenlerāmanūوَٱلَّذِينَve kimselerwa-alladhīnaهَاجَرُوا۟ve hicret edenlerhājarūوَجَـٰهَدُوا۟ve cihat edenlerwajāhadūفِىyolundafīسَبِيلِ(the) waysabīliٱللَّهِAllahl-lahiأُو۟لَـٰٓئِكَişte onlarulāikaيَرْجُونَumarlaryarjūnaرَحْمَتَrahmetiniraḥmataٱللَّهِ ۚAllah'ınl-lahiوَٱللَّهُAllahwal-lahuغَفُورٌۭçok bağışlayanghafūrunرَّحِيمٌۭçok merhamet edendirraḥīmun٢١٨
İnananlar, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler Allah'ın rahmetini umarlar. Allah bağışlar ve merhamet eder.
2:219
۞ يَسْـَٔلُونَكَsana soruyorlaryasalūnakaعَنِşaraptanʿaniٱلْخَمْرِ[the] intoxicantsl-khamriوَٱلْمَيْسِرِ ۖve kumardanwal-maysiriقُلْde kiqulفِيهِمَآo ikisinde vardırfīhimāإِثْمٌۭgünahith'munكَبِيرٌۭbüyükkabīrunوَمَنَـٰفِعُve bazı yararlarwamanāfiʿuلِلنَّاسِinsanlar içinlilnnāsiوَإِثْمُهُمَآfakat onların günahıwa-ith'muhumāأَكْبَرُdaha büyüktürakbaruمِنyararındanminنَّفْعِهِمَا ۗ(the) benefit of (the) twonafʿihimāوَيَسْـَٔلُونَكَve sana soruyorlarwayasalūnakaمَاذَاnemādhāيُنفِقُونَinfak edecekleriniyunfiqūnaقُلِde kiquliٱلْعَفْوَ ۗAf (ihtiyaçlarınızdan fazlasını)l-ʿafwaكَذَٰلِكَböylekadhālikaيُبَيِّنُaçıklıyoryubayyinuٱللَّهُAllahl-lahuلَكُمُsizelakumuٱلْـَٔايَـٰتِayetleril-āyātiلَعَلَّكُمْumulur kilaʿallakumتَتَفَكَّرُونَdüşünürsünüztatafakkarūna٢١٩
Sana içki ve kumarı sorarlar, de ki: "İkisinde hem büyük günah ve hem insanlara bazı faydalar vardır. Günahları faydasından daha büyüktür". Ne sarfedeceklerini sana sorarlar, de ki: "Artanı". Böylece Allah, dünya ve ahiret hususunda düşünesiniz diye size ayetleri açıklar.
2:220
فِى(hakkında)fīٱلدُّنْيَاdünyal-dun'yāوَٱلْـَٔاخِرَةِ ۗve ahiretwal-ākhiratiوَيَسْـَٔلُونَكَve sana soruyarlarwayasalūnakaعَنِöksüzlerdenʿaniٱلْيَتَـٰمَىٰ ۖthe orphansl-yatāmāقُلْde kiqulإِصْلَاحٌۭıslah etmekiṣ'lāḥunلَّهُمْonları(n durumlarını)lahumخَيْرٌۭ ۖhayırlıdırkhayrunوَإِنve eğerwa-inتُخَالِطُوهُمْonlara karışırsanıztukhāliṭūhumفَإِخْوَٰنُكُمْ ۚsizin kardeşlerinizdirfa-ikh'wānukumوَٱللَّهُAllahwal-lahuيَعْلَمُbiliryaʿlamuٱلْمُفْسِدَbozanıl-muf'sidaمِنَıslah edendenminaٱلْمُصْلِحِ ۚthe amenderl-muṣ'liḥiوَلَوْve eğerwalawشَآءَdileseydishāaٱللَّهُAllahl-lahuلَأَعْنَتَكُمْ ۚsizi zora sokardıla-aʿnatakumإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaعَزِيزٌdaima üstündürʿazīzunحَكِيمٌۭhüküm ve hikmet sahibidirḥakīmun٢٢٠
Sana yetimleri sorarlar, de ki: "Onların işlerini düzeltmek hayırlıdır". Eğer onlarla bir arada yaşarsanız, artık onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah düzeltenden bozanı ayırdetmesini bilir. Allah dileseydi sizi zora sokardı. Allah şüphesiz güçlüdür, Hakim'dir.
2:221
وَلَاevlenmeyinwalāتَنكِحُوا۟[you] marrytankiḥūٱلْمُشْرِكَـٰتِmüşrik (Allah'a ortak koşan) kadınlarlal-mush'rikātiحَتَّىٰkadarḥattāيُؤْمِنَّ ۚinanıncayayu'minnaوَلَأَمَةٌۭbir cariyewala-amatunمُّؤْمِنَةٌinananmu'minatunخَيْرٌۭdaha hayırlıdırkhayrunمِّنortak koşan (hür) kadındanminمُّشْرِكَةٍۢa polytheistic womanmush'rikatinوَلَوْve eğerwalawأَعْجَبَتْكُمْ ۗhoşunuza gitse bileaʿjabatkumوَلَاevlendirmeyinwalāتُنكِحُوا۟give in marriage (your women)tunkiḥūٱلْمُشْرِكِينَortak koşan erkeklerlel-mush'rikīnaحَتَّىٰkadarḥattāيُؤْمِنُوا۟ ۚiman edinceyeyu'minūوَلَعَبْدٌۭve bir kölewalaʿabdunمُّؤْمِنٌinananmu'minunخَيْرٌۭdaha hayırlıdırkhayrunمِّنmüşrik erkektenminمُّشْرِكٍۢa polytheistic manmush'rikinوَلَوْeğerwalawأَعْجَبَكُمْ ۗhoşunuza gitse bileaʿjabakumأُو۟لَـٰٓئِكَ(Zira) onlarulāikaيَدْعُونَçağırıyorlaryadʿūnaإِلَىateşeilāٱلنَّارِ ۖthe Firel-nāriوَٱللَّهُAllah isewal-lahuيَدْعُوٓا۟çağırıyoryadʿūإِلَىcenneteilāٱلْجَنَّةِParadisel-janatiوَٱلْمَغْفِرَةِve mağfiretewal-maghfiratiبِإِذْنِهِۦ ۖizniylebi-idh'nihiوَيُبَيِّنُve açıklarwayubayyinuءَايَـٰتِهِۦayetleriniāyātihiلِلنَّاسِinsanlaralilnnāsiلَعَلَّهُمْumulur kilaʿallahumيَتَذَكَّرُونَdüşünürleryatadhakkarūna٢٢١
Allah'a eş koşan kadınlarla onlar imana gelinceye kadar evlenmeyin. İnanan bir cariye, hoşunuza gitse de ortak koşan bir kadından daha iyidir. İnanmalarına kadar; ortak koşan erkeklerle mümin kadınları evlendirmeyin. İnanan bir köle, hoşunuza gitmiş olsa da, ortak koşan bir erkekten daha iyidir. İşte onlar ateşe çağırırlar, Allah ise izniyle cennete ve mağfirete çağırır ve insanlara ibret alsınlar diye ayetlerini açıklar.
2:222
وَيَسْـَٔلُونَكَve sana soruyorlarwayasalūnakaعَنِadet görmedenʿaniٱلْمَحِيضِ ۖ[the] menstruationl-maḥīḍiقُلْde kiqulهُوَohuwaأَذًۭىeziyettiradhanفَٱعْتَزِلُوا۟çekilinfa-iʿ'tazilūٱلنِّسَآءَkadınlardanl-nisāaفِىsüresincefīٱلْمَحِيضِ ۖadetl-maḥīḍiوَلَاonlara yaklaşmayınwalāتَقْرَبُوهُنَّapproach themtaqrabūhunnaحَتَّىٰkadarḥattāيَطْهُرْنَ ۖtemizleninceyeyaṭhur'naفَإِذَاzamanfa-idhāتَطَهَّرْنَtemizlendikleritaṭahharnaفَأْتُوهُنَّonlara varınfatūhunnaمِنْyerdenminحَيْثُwhereḥaythuأَمَرَكُمُsize emrettiğiamarakumuٱللَّهُ ۚAllah'ınl-lahuإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaيُحِبُّseveryuḥibbuٱلتَّوَّٰبِينَtevbe edenleril-tawābīnaوَيُحِبُّve severwayuḥibbuٱلْمُتَطَهِّرِينَtemizlenenleril-mutaṭahirīna٢٢٢
Sana, kadınların aybaşı hali hakkında da sorarlar, de ki: "O bir ezadır (rahatsızlıktır)". Aybaşı halinde iken kadınlardan el çekin, temizlenmelerine kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri zaman, Allah'ın size buyurduğu yoldan yaklaşın. Allah şüphesiz daima tevbe edenleri sever, temizlenenleri de sever.
2:223
نِسَآؤُكُمْkadınlarınıznisāukumحَرْثٌۭbir tarladırḥarthunلَّكُمْsizin içinlakumفَأْتُوا۟varınfatūحَرْثَكُمْtarlanızaḥarthakumأَنَّىٰbiçimdeannāشِئْتُمْ ۖdilediğinizshi'tumوَقَدِّمُوا۟ve hazırlık yapınwaqaddimūلِأَنفُسِكُمْ ۚkendiniz içinli-anfusikumوَٱتَّقُوا۟ve sakınınwa-ittaqūٱللَّهَAllah'tanl-lahaوَٱعْلَمُوٓا۟ve bilin kiwa-iʿ'lamūأَنَّكُمşüphesiz sizannakumمُّلَـٰقُوهُ ۗO'na kavuşacaksınızmulāqūhuوَبَشِّرِve müjdele;wabashiriٱلْمُؤْمِنِينَİnananlarıl-mu'minīna٢٢٣
Kadınlarınız sizin tarlanızdır, tarlanıza istediğiniz gibi gelin. İstikbal için hazırlıklı olun, Allah'tan sakının. O'na, hiç şüphesiz kavuşacağınızı bilin, bunu inananlara müjdele.
2:224
وَلَاkılmayınwalāتَجْعَلُوا۟maketajʿalūٱللَّهَAllah'ıl-lahaعُرْضَةًۭengelʿur'ḍatanلِّأَيْمَـٰنِكُمْyeminlerinizeli-aymānikumأَنiyilik etmenizeanتَبَرُّوا۟you do goodtabarrūوَتَتَّقُوا۟ve sakınmanızawatattaqūوَتُصْلِحُوا۟ve düzetmeyewatuṣ'liḥūبَيْنَarasınıbaynaٱلنَّاسِ ۗinsanlarınl-nāsiوَٱللَّهُAllahwal-lahuسَمِيعٌişitendirsamīʿunعَلِيمٌۭbilendirʿalīmun٢٢٤
İnsanların arasını düzeltmeniz, günahtan sakınmanız ve iyi olmanız için, Allah'a yaptığınız yeminleri engel kılmayın, Allah işitir ve bilir.
2:225
لَّاsizi sorumlu tutmazlāيُؤَاخِذُكُمُwill take you to taskyuākhidhukumuٱللَّهُAllahl-lahuبِٱللَّغْوِkasıtsızbil-laghwiفِىٓdolayıfīأَيْمَـٰنِكُمْyeminlerinizdenaymānikumوَلَـٰكِنfakatwalākinيُؤَاخِذُكُمsorumlu tutaryuākhidhukumبِمَاdolayıbimāكَسَبَتْkazandığındankasabatقُلُوبُكُمْ ۗkalblerinizinqulūbukumوَٱللَّهُAllahwal-lahuغَفُورٌbağışlayandırghafūrunحَلِيمٌۭhalimdirḥalīmun٢٢٥
Allah sizi rastgele yeminlerinizden dolayı değil, fakat kalblerinizin kasdettiği yeminlerden dolayı sorumlu tutar. Allah bağışlayandır, Halim'dir.
2:226
لِّلَّذِينَkimseler içinlilladhīnaيُؤْلُونَyaklaşmamağa yemin edenleryu'lūnaمِنkadınlarınaminنِّسَآئِهِمْtheir wivesnisāihimتَرَبُّصُbekleme (hakkı) vardırtarabbuṣuأَرْبَعَةِdörtarbaʿatiأَشْهُرٍۢ ۖayashhurinفَإِنeğerfa-inفَآءُو(o süre içinde) dönerlersefāūفَإِنَّşüphesizfa-innaٱللَّهَAllahl-lahaغَفُورٌۭbağışlayanghafūrunرَّحِيمٌۭmerhamet edendirraḥīmun٢٢٦
Kadınlarına yaklaşmamaya yemin edenler, dört ay bekleyebilirler; eğer yeminlerinden dönerlerse, bilsinler ki Allah bağışlar ve merhamet eder.
2:227
وَإِنْeğerwa-inعَزَمُوا۟kesin karar verirlerseʿazamūٱلطَّلَـٰقَboşamayal-ṭalāqaفَإِنَّşüphesizfa-innaٱللَّهَAllahl-lahaسَمِيعٌişitendirsamīʿunعَلِيمٌۭbilendirʿalīmun٢٢٧
Şayet boşanmaya kararlı iseler, bilsinler ki Allah şüphesiz işitir ve bilir.
2:228
وَٱلْمُطَلَّقَـٰتُboşanmış kadınlarwal-muṭalaqātuيَتَرَبَّصْنَgözetlerleryatarabbaṣnaبِأَنفُسِهِنَّkendilerinibi-anfusihinnaثَلَـٰثَةَüçthalāthataقُرُوٓءٍۢ ۚkur' (üç adet veya üç temizlik süresi)qurūinوَلَاhelal olmazwalāيَحِلُّlawfulyaḥilluلَهُنَّkendilerinelahunnaأَنgizlemelerianيَكْتُمْنَthey concealyaktum'naمَاyarattığınımāخَلَقَ(has been) createdkhalaqaٱللَّهُAllah'ınl-lahuفِىٓkendi rahimlerindefīأَرْحَامِهِنَّtheir wombsarḥāmihinnaإِنeğerinكُنَّidiyselerkunnaيُؤْمِنَّinanıyoryu'minnaبِٱللَّهِAllah'abil-lahiوَٱلْيَوْمِve gününewal-yawmiٱلْـَٔاخِرِ ۚahiretl-ākhiriوَبُعُولَتُهُنَّkocalarıwabuʿūlatuhunnaأَحَقُّhak sahibidirleraḥaqquبِرَدِّهِنَّonları geri almağabiraddihinnaفِىbu aradafīذَٰلِكَthat (period)dhālikaإِنْeğerinأَرَادُوٓا۟isterlersearādūإِصْلَـٰحًۭا ۚbarışmakiṣ'lāḥanوَلَهُنَّ(kadınların) vardırwalahunnaمِثْلُgibimith'luٱلَّذِى(erkeklerin) kendileri üzerindekialladhīعَلَيْهِنَّ(is) on themʿalayhinnaبِٱلْمَعْرُوفِ ۚ(örfe uygun) haklarıbil-maʿrūfiوَلِلرِّجَالِerkeklerin (hakları)walilrrijāliعَلَيْهِنَّonlar (kadınlar) üzerindeʿalayhinnaدَرَجَةٌۭ ۗbir derece fazladırdarajatunوَٱللَّهُAllahwal-lahuعَزِيزٌazizdirʿazīzunحَكِيمٌhakimdirḥakīmun٢٢٨
Boşanan kadınlar, kendi kendilerine üç aybaşı hali beklerler, eğer Allah'a ve ahiret gününe inanmışlarsa, rahimlerinde Allah'ın yarattığını gizlemeleri kendilerine helal değildir. Kocaları bu arada barışmak isterlerse, karılarını geri almakta daha çok hak sahibidirler. Kadınların hakları, örfe uygun bir şekilde vazifelerine denktir. Erkeklerin onlardan bir üstün derecesi vardır. Allah güçlüdür. Hakim'dir.
2:229
ٱلطَّلَـٰقُboşamaal-ṭalāquمَرَّتَانِ ۖiki defadırmarratāniفَإِمْسَاكٌۢya tutmak (lazım)dırfa-im'sākunبِمَعْرُوفٍiyiliklebimaʿrūfinأَوْya daawتَسْرِيحٌۢsalıvermektasrīḥunبِإِحْسَـٰنٍۢ ۗgüzelcebi-iḥ'sāninوَلَاhelal değildirwalāيَحِلُّlawfulyaḥilluلَكُمْsizelakumأَنgeri almanızanتَأْخُذُوا۟you take (back)takhudhūمِمَّآşeylerdenmimmāءَاتَيْتُمُوهُنَّonlara verdiğinizātaytumūhunnaشَيْـًٔاbir şeyshayanإِلَّآbaşkaillāأَنeğeranيَخَافَآkorkarlarsayakhāfāأَلَّاkoruyamamaktanallāيُقِيمَاthey both (can) keepyuqīmāحُدُودَsınırlarınıḥudūdaٱللَّهِ ۖAllah'ınl-lahiفَإِنْeğerfa-inخِفْتُمْkorkarsanızkhif'tumأَلَّاkoruyamamaktanallāيُقِيمَاthey both (can) keepyuqīmāحُدُودَsınırlarınıḥudūdaٱللَّهِAllah'ınl-lahiفَلَاyokturfalāجُنَاحَbir günahjunāḥaعَلَيْهِمَاikisine deʿalayhimāفِيمَا(kadının ayrılmak için verdiği)fīmāٱفْتَدَتْfidyeif'tadatبِهِۦ ۗhakkındabihiتِلْكَişte bunlartil'kaحُدُودُsınırlarıdırḥudūduٱللَّهِAllah'ınl-lahiفَلَاsakın bunları aşmayınfalāتَعْتَدُوهَا ۚtransgress themtaʿtadūhāوَمَنve kim(ler)wamanيَتَعَدَّaşarsayataʿaddaحُدُودَsınırlarınıḥudūdaٱللَّهِAllah'ınl-lahiفَأُو۟لَـٰٓئِكَiştefa-ulāikaهُمُonlarhumuٱلظَّـٰلِمُونَzalimlerdirl-ẓālimūna٢٢٩
Boşanma iki defadır. Ya iyilikle tutma ya da iyilik yaparak bırakmadır. İkisi Allah'ın yasalarını koruyamamaktan korkmadıkça kadınlara verdiklerinizden (mehirden) bir şey almanız size helal değildir. Eğer Allah'ın yasalarını ikisi koruyamıyacaklar diye korkarsanız, o zaman kadının fidye vermesinde (mehrinden vazgeçerse) ikisine de günah yoktur. Bunlar Allah'ın yasalarıdır, onları bozmayın. Allah'ın yasalarını bozanlar ancak zalimlerdir.
2:230
فَإِنeğerfa-inطَلَّقَهَا(erkek) yine boşarsaṭallaqahāفَلَاhelal olmazfalāتَحِلُّlawfultaḥilluلَهُۥonalahuمِنۢartık bundan sonraminبَعْدُafter (that)baʿduحَتَّىٰkadarḥattāتَنكِحَ(kadın) nikahlanıncayatankiḥaزَوْجًاkocayazawjanغَيْرَهُۥ ۗbaşka birghayrahuفَإِنeğerfa-inطَلَّقَهَاO (vardığı adam) da boşarsaṭallaqahāفَلَاyokturfalāجُنَاحَbir günahjunāḥaعَلَيْهِمَآkendilerineʿalayhimāأَنtekrar birbirlerine dönmelerindeanيَتَرَاجَعَآthey return to each otheryatarājaʿāإِنeğerinظَنَّآinanırlarsaẓannāأَنkoruyacaklarınaanيُقِيمَاthey (will be able to) keepyuqīmāحُدُودَsınırlarınıḥudūdaٱللَّهِ ۗAllah'ınl-lahiوَتِلْكَişte bunlarwatil'kaحُدُودُsınırlarıdırḥudūduٱللَّهِAllah'ınl-lahiيُبَيِّنُهَاaçıklamaktadıryubayyinuhāلِقَوْمٍۢbir toplum içinliqawminيَعْلَمُونَbilenyaʿlamūna٢٣٠
Bundan sonra kadını boşarsa, kadın başka birisiyle evlenmedikçe bir daha kendisine helal olmaz. Eğer ikinci koca da onu boşarsa, Allah'ın yasalarını koruyacaklarını sanırlarsa eski karı kocanın birbirlerine dönmelerine bir engel yoktur. Bunlar, bilenkimseler için Allah'ın açıkladığı yasalardır.
2:231
وَإِذَاzamanwa-idhāطَلَّقْتُمُboşadığınızṭallaqtumuٱلنِّسَآءَkadınlarıl-nisāaفَبَلَغْنَulaştıklarındafabalaghnaأَجَلَهُنَّ(iddetlerinin) sonunaajalahunnaفَأَمْسِكُوهُنَّya onları tutunfa-amsikūhunnaبِمَعْرُوفٍiyiliklebimaʿrūfinأَوْya daawسَرِّحُوهُنَّbırakınsarriḥūhunnaبِمَعْرُوفٍۢ ۚiyiliklebimaʿrūfinوَلَاonları (yanınızda) tutmayınwalāتُمْسِكُوهُنَّretain themtum'sikūhunnaضِرَارًۭاzarar vermek içinḍirāranلِّتَعْتَدُوا۟ ۚhaklarına tecavüz ediplitaʿtadūوَمَنkimwamanيَفْعَلْyaparsayafʿalذَٰلِكَbunudhālikaفَقَدْmuhakkakfaqadظَلَمَzulmetmiştirẓalamaنَفْسَهُۥ ۚkendinenafsahuوَلَاedinmeyinwalāتَتَّخِذُوٓا۟taketattakhidhūءَايَـٰتِayetleriniāyātiٱللَّهِAllah'ınl-lahiهُزُوًۭا ۚeğlencehuzuwanوَٱذْكُرُوا۟düşününwa-udh'kurūنِعْمَتَni'metininiʿ'mataٱللَّهِAllah'ınl-lahiعَلَيْكُمْsize olanʿalaykumوَمَآindirdikleriniwamāأَنزَلَ(is) revealedanzalaعَلَيْكُمsizeʿalaykumمِّنَKitaptanminaٱلْكِتَـٰبِthe Bookl-kitābiوَٱلْحِكْمَةِve Hikmet(ten)wal-ḥik'matiيَعِظُكُمsize öğüt vermek içinyaʿiẓukumبِهِۦ ۚonunlabihiوَٱتَّقُوا۟ve korkunwa-ittaqūٱللَّهَAllah'tanl-lahaوَٱعْلَمُوٓا۟ve bilin kiwa-iʿ'lamūأَنَّşüphesizannaٱللَّهَAllahl-lahaبِكُلِّherbikulliشَىْءٍşeyishayinعَلِيمٌۭbilirʿalīmun٢٣١
Kadınları boşadığınızda, müddetleri sona ererken, onları güzellikle tutun, ya da güzellikle bırakın, haklarına tecavüz etmek için onlara zararlı olacak şekilde tutmayın; böyle yapan şüphesiz kendisine yazık etmiş olur. Allah'ın ayetlerini de alaya almayın; Allah'ın üzerinize olan nimetini, öğüt vermek üzere size indirdiği Kitap ve hikmeti anın, Allah'tan sakının, Allah'ın her şeyi bildiğini bilin.
2:232
وَإِذَاve zamanwa-idhāطَلَّقْتُمُboşadığınızṭallaqtumuٱلنِّسَآءَkadınlarıl-nisāaفَبَلَغْنَulaştıklarındafabalaghnaأَجَلَهُنَّ(iddetlerinin) sonunaajalahunnaفَلَاengel olmayınfalāتَعْضُلُوهُنَّhinder themtaʿḍulūhunnaأَنevlenmelerineanيَنكِحْنَ(from) marryingyankiḥ'naأَزْوَٰجَهُنَّ(eski) kocalarıylaazwājahunnaإِذَاtakdirdeidhāتَرَٰضَوْا۟anlaştıklarıtarāḍawبَيْنَهُمkendi aralarındabaynahumبِٱلْمَعْرُوفِ ۗgüzelcebil-maʿrūfiذَٰلِكَbudhālikaيُوعَظُverilen bir öğüttüryūʿaẓuبِهِۦonunlabihiمَنkimseyemanكَانَolankānaمِنكُمْiçinizdenminkumيُؤْمِنُinananyu'minuبِٱللَّهِAllah'abil-lahiوَٱلْيَوْمِve gününewal-yawmiٱلْـَٔاخِرِ ۗahiretl-ākhiriذَٰلِكُمْbudhālikumأَزْكَىٰdaha iyiazkāلَكُمْsizin içinlakumوَأَطْهَرُ ۗve daha temizdirwa-aṭharuوَٱللَّهُAllahwal-lahuيَعْلَمُbiliryaʿlamuوَأَنتُمْve sizwa-antumلَاbilmezsinizlāتَعْلَمُونَknowtaʿlamūna٢٣٢
Kadınları boşadığınızda, müddetleri sona ermişse, kocaları ile birbirleriyle güzellikle anlaşmışlarsa evlenmelerine engel olmayın. İçinizden Allah'a ve ahiret gününe inanan kimse bundan ibret alır. Bu sizin için daha nezih ve daha paktır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
2:233
۞ وَٱلْوَٰلِدَٰتُve annelerwal-wālidātuيُرْضِعْنَemzirirleryur'ḍiʿ'naأَوْلَـٰدَهُنَّçocuklarınıawlādahunnaحَوْلَيْنِiki yılḥawlayniكَامِلَيْنِ ۖtamkāmilayniلِمَنْkimse içinlimanأَرَادَisteyenarādaأَنtamamlamakanيُتِمَّcompleteyutimmaٱلرَّضَاعَةَ ۚemzirmeyil-raḍāʿataوَعَلَىüzerinedirwaʿalāٱلْمَوْلُودِbabanınl-mawlūdiلَهُۥ(çocuk kendisine ait olan)lahuرِزْقُهُنَّonların yiyecekleririz'quhunnaوَكِسْوَتُهُنَّve giyecekleriwakis'watuhunnaبِٱلْمَعْرُوفِ ۚuygun biçimdebil-maʿrūfiلَاyükümlü tutulmazlāتُكَلَّفُis burdenedtukallafuنَفْسٌhiç kimsenafsunإِلَّاbaşkaillāوُسْعَهَا ۚgücünün yettiğindenwus'ʿahāلَاzarara sokulmasınlāتُضَآرَّmade to suffertuḍārraوَٰلِدَةٌۢ(ne) annewālidatunبِوَلَدِهَاçocuğu yüzündenbiwaladihāوَلَاve (ne de)walāمَوْلُودٌۭbabamawlūdunلَّهُۥ(çocuğun aidolduğu)lahuبِوَلَدِهِۦ ۚçocuğu yüzündenbiwaladihiوَعَلَىve üzerindewaʿalāٱلْوَارِثِmirasçınınl-wārithiمِثْلُaynı (yükümlülük var)dırmith'luذَٰلِكَ ۗbunundhālikaفَإِنْeğerfa-inأَرَادَاisterlersearādāفِصَالًاsütten kesmekfiṣālanعَنrızalarıylaʿanتَرَاضٍۢmutual consenttarāḍinمِّنْهُمَاkendi aralarındamin'humāوَتَشَاوُرٍۢve danışarakwatashāwurinفَلَاyokturfalāجُنَاحَgünahjunāḥaعَلَيْهِمَا ۗkendilerineʿalayhimāوَإِنْeğerwa-inأَرَدتُّمْistersenizaradttumأَن(sütannesi tutup) emzirtmekanتَسْتَرْضِعُوٓا۟ask another women to suckletastarḍiʿūأَوْلَـٰدَكُمْçocuklarınızıawlādakumفَلَاyine yokturfalāجُنَاحَbir günahjunāḥaعَلَيْكُمْüzerinizeʿalaykumإِذَاsonraidhāسَلَّمْتُمverdiktensallamtumمَّآşeyi (ücreti)māءَاتَيْتُمverdiğinizātaytumبِٱلْمَعْرُوفِ ۗgüzelcebil-maʿrūfiوَٱتَّقُوا۟ve korkunwa-ittaqūٱللَّهَAllah'tanl-lahaوَٱعْلَمُوٓا۟ve bilin kiwa-iʿ'lamūأَنَّşüphesizannaٱللَّهَAllahl-lahaبِمَاher şeyibimāتَعْمَلُونَyaptığınıztaʿmalūnaبَصِيرٌۭgörmektedirbaṣīrun٢٣٣
Anneler çocuklarını, emzirmeyi tamamlatmak isteyen baba için, tam iki sene emzirirler. Anaların yiyecek ve giyeceğini uygun bir şekilde sağlamak çocuk kendisinin olan babaya borçtur. Herkese ancak gücü nisbetinde teklifte bulunulur. Ana çocuğundan, çocuk kendisinin olan baba da çocuğundan dolayı zarara sokulmasın. Mirasçıya da aynı şeyi yapmak borçtur. Ana baba aralarında danışarak ve anlaşarak sütten kesmek isterlerse, ikisine de sorumluluk yoktur. Çocuklarınızı sütanneye emzirtmek isterseniz, vereceğinizi örfe uygun bir şekilde öderseniz, size sorumluluk yoktur. Allah'tan sakının, yaptıklarınızı gördüğünü bilin.
2:234
وَٱلَّذِينَkimselerinwa-alladhīnaيُتَوَفَّوْنَölen(ler)yutawaffawnaمِنكُمْiçinizdenminkumوَيَذَرُونَgeriye bıraktıklarıwayadharūnaأَزْوَٰجًۭاeşleriazwājanيَتَرَبَّصْنَ(bekleyip) gözetlerleryatarabbaṣnaبِأَنفُسِهِنَّkendilerinibi-anfusihinnaأَرْبَعَةَdörtarbaʿataأَشْهُرٍۢayashhurinوَعَشْرًۭا ۖve on (gün)waʿashranفَإِذَاzamanfa-idhāبَلَغْنَbitirdiğibalaghnaأَجَلَهُنَّsüreleriniajalahunnaفَلَاyokturfalāجُنَاحَbir günahjunāḥaعَلَيْكُمْsizeʿalaykumفِيمَاyapmalarındafīmāفَعَلْنَthey dofaʿalnaفِىٓiçinfīأَنفُسِهِنَّkendilerianfusihinnaبِٱلْمَعْرُوفِ ۗuygun olanıbil-maʿrūfiوَٱللَّهُAllahwal-lahuبِمَاyaptıklarınızdanbimāتَعْمَلُونَyou dotaʿmalūnaخَبِيرٌۭhaberdardırkhabīrun٢٣٤
İçinizden ölenlerin bırakmış olduğu eşler kendi kendilerine dört ay on gün beklerler; müddetleri sona erdiğinde, onların kendi haklarında uygun şekilde yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur. Allah işlediklerinizden haberdardır.
2:235
وَلَاyokturwalāجُنَاحَbir günahjunāḥaعَلَيْكُمْsizeʿalaykumفِيمَاüstü kapalı biçimde bildirmenizdenfīmāعَرَّضْتُمyou hintʿarraḍtumبِهِۦonabihiمِنْevlenme isteğiniziminخِطْبَةِmarriage proposalkhiṭ'batiٱلنِّسَآءِkadınlaral-nisāiأَوْyahutawأَكْنَنتُمْgizlemenizdenaknantumفِىٓiçinizdefīأَنفُسِكُمْ ۚyourselvesanfusikumعَلِمَbilirʿalimaٱللَّهُAllahl-lahuأَنَّكُمْşüphesiz sizinannakumسَتَذْكُرُونَهُنَّonları anacağınızısatadhkurūnahunnaوَلَـٰكِنfakatwalākinلَّاsakın onlarla sözleşmeyinlāتُوَاعِدُوهُنَّpromise them (widows)tuwāʿidūhunnaسِرًّاgizli(buluşma)yasirranإِلَّآdışındaillāأَنsöylemenizanتَقُولُوا۟you saytaqūlūقَوْلًۭاbir sözqawlanمَّعْرُوفًۭا ۚiyi (meşru)maʿrūfanوَلَاve kalkışmayınwalāتَعْزِمُوا۟resolve (on)taʿzimūعُقْدَةَakdine (kıymaya)ʿuq'dataٱلنِّكَاحِnikahl-nikāḥiحَتَّىٰkadarḥattāيَبْلُغَulaşıncayayablughaٱلْكِتَـٰبُyazılanın (iddetinin)l-kitābuأَجَلَهُۥ ۚsonunaajalahuوَٱعْلَمُوٓا۟ve bilin kiwa-iʿ'lamūأَنَّşüphesizannaٱللَّهَAllahl-lahaيَعْلَمُbiliryaʿlamuمَاşeyimāفِىٓiçinizden geçenfīأَنفُسِكُمْyourselvesanfusikumفَٱحْذَرُوهُ ۚO'ndan sakınınfa-iḥ'dharūhuوَٱعْلَمُوٓا۟ve yine bilin kiwa-iʿ'lamūأَنَّşüphesizannaٱللَّهَAllahl-lahaغَفُورٌbağışlayandırghafūrunحَلِيمٌۭhalimdirḥalīmun٢٣٥
Böyle kadınlara kapalı bir şekilde evlenme teklif etmenizde veya içinizden onlarla evlenmeyi geçirmenizde size sorumluluk yoktur. Allah onları anacağınızı bilir. Sakın meşru sözler dışında onlarla gizlice sözleşmeyin, müddet sona erene kadar nikah akdine kalkışmayın. İçinizde olanı Allah'ın bildiğini bilin de O'ndan çekinin. Allah'ın bağışlayan ve Halim olduğunu bilin.
2:236
لَّاyokturlāجُنَاحَbir günahjunāḥaعَلَيْكُمْsizeʿalaykumإِنeğerinطَلَّقْتُمُboşarsınızṭallaqtumuٱلنِّسَآءَkadınlarıl-nisāaمَاhenüz dokunmadanmāلَمْnotlamتَمَسُّوهُنَّyou have touchedtamassūhunnaأَوْya daawتَفْرِضُوا۟belirlemedentafriḍūلَهُنَّonlaralahunnaفَرِيضَةًۭ ۚmehir(lerini)farīḍatanوَمَتِّعُوهُنَّve onları faydalandırsınwamattiʿūhunnaعَلَىeli geniş olanʿalāٱلْمُوسِعِthe wealthyl-mūsiʿiقَدَرُهُۥkendi gücü nisbetindeqadaruhuوَعَلَىeli dar olan dawaʿalāٱلْمُقْتِرِthe poorl-muq'tiriقَدَرُهُۥkendi gücü nisbetindeqadaruhuمَتَـٰعًۢاbir geçimliklematāʿanبِٱلْمَعْرُوفِ ۖgüzelbil-maʿrūfiحَقًّاbu bir borçturḥaqqanعَلَىüzerineʿalāٱلْمُحْسِنِينَiyilik edenlerinl-muḥ'sinīna٢٣٦
Kadınlara el sürmeden ve mehirlerini biçmeden onları boşarsanız size sorumluluk yoktur. Onları zengin kendi çapına, fakir kendi çapına uygun bir şekilde faydalandırın. Bu iyi davrananların şanına yakışır bir borçtur.
2:237
وَإِنve eğerwa-inطَلَّقْتُمُوهُنَّonları boşarsanızṭallaqtumūhunnaمِنönceminقَبْلِbeforeqabliأَنhenüz dokunmadananتَمَسُّوهُنَّyou (have) touched themtamassūhunnaوَقَدْtakdirdewaqadفَرَضْتُمْ(bir mehir) tesbit ettiğinizfaraḍtumلَهُنَّonlar içinlahunnaفَرِيضَةًۭvermeniz gerekirfarīḍatanفَنِصْفُyarısınıfaniṣ'fuمَاşeyin (mehrin)māفَرَضْتُمْtesbit ettiğinizfaraḍtumإِلَّآhariçillāأَن(kadının) vazgeçmesianيَعْفُونَthey (women) forgo (it)yaʿfūnaأَوْveyaawيَعْفُوَا۟vazgeçmesiyaʿfuwāٱلَّذِىkimsenin (erkeğin)alladhīبِيَدِهِۦelinde olanbiyadihiعُقْدَةُakdiʿuq'datuٱلنِّكَاحِ ۚnikahl-nikāḥiوَأَن(erkekler) sizin affetmenizwa-anتَعْفُوٓا۟you forgotaʿfūأَقْرَبُdaha yakındıraqrabuلِلتَّقْوَىٰ ۚtakvayalilttaqwāوَلَاunutmayınwalāتَنسَوُا۟forgettansawūٱلْفَضْلَiyilik etmeyil-faḍlaبَيْنَكُمْ ۚbirbirinizebaynakumإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaبِمَاşeyleribimāتَعْمَلُونَyaptıklarınıztaʿmalūnaبَصِيرٌgörürbaṣīrun٢٣٧
Eğer onlara mehir biçer de el sürmeden onları boşarsanız, kendileri veya nikah akdi elinde olan erkeğin bağışlaması hali müstesna biçtiğinizin yarısını verin, bağışlamanız Allah'tan sakınmaya daha uygundur. Aranızdaki iyiliği unutmayın. Allah şüphesiz işlediklerinizi görür.
2:238
حَـٰفِظُوا۟koruyunḥāfiẓūعَلَىnamazlarıʿalāٱلصَّلَوَٰتِthe prayersl-ṣalawātiوَٱلصَّلَوٰةِve namazıwal-ṣalatiٱلْوُسْطَىٰortal-wus'ṭāوَقُومُوا۟ve durunwaqūmūلِلَّهِAllah('ın huzurun)alillahiقَـٰنِتِينَgönülden bağlılık ve saygı ileqānitīna٢٣٨
Namazlara ve orta namaza devam edin; gönülden boyun eğerek Allah için namaza durun.
2:239
فَإِنْeğerfa-inخِفْتُمْ(bir tehlikeden) korkarsanızkhif'tumفَرِجَالًاyayafarijālanأَوْyahutawرُكْبَانًۭا ۖbinmiş olarakruk'bānanفَإِذَآzaman dafa-idhāأَمِنتُمْgüvene kavuştuğunuzamintumفَٱذْكُرُوا۟anınfa-udh'kurūٱللَّهَAllah'ıl-lahaكَمَاşekildekamāعَلَّمَكُمsize öğrettiğiʿallamakumمَّاşeylerimāلَمْolmadığınızlamتَكُونُوا۟you weretakūnūتَعْلَمُونَbiliyortaʿlamūna٢٣٩
Eğer korkarsanız, yaya yahut binekte iken kılın, güvene erişince, bilmediklerinizi öğrettiği gibi Allah'ı anın.
2:240
وَٱلَّذِينَve kimselerwa-alladhīnaيُتَوَفَّوْنَölenyutawaffawnaمِنكُمْiçinizdenminkumوَيَذَرُونَve geriye bırakan(erkek)lerwayadharūnaأَزْوَٰجًۭاeşlerazwājanوَصِيَّةًۭvasiyyet etsinlerwaṣiyyatanلِّأَزْوَٰجِهِمeşlerininli-azwājihimمَّتَـٰعًاgeçimlerinin sağlanmasınımatāʿanإِلَىkadarilāٱلْحَوْلِbir yılal-ḥawliغَيْرَ(evlerinden) çıkarılmadanghayraإِخْرَاجٍۢ ۚdriving (them) outikh'rājinفَإِنْşayetfa-inخَرَجْنَkendileri çıkarlarsakharajnaفَلَاyokturfalāجُنَاحَbir günahjunāḥaعَلَيْكُمْsizin içinʿalaykumفِىbir şeyfīمَاwhatmāفَعَلْنَyapmalarındafaʿalnaفِىٓhakkındafīأَنفُسِهِنَّkendilerianfusihinnaمِنuygun olanıminمَّعْرُوفٍۢ ۗhonorablymaʿrūfinوَٱللَّهُAllahwal-lahuعَزِيزٌdaima üstündürʿazīzunحَكِيمٌۭhüküm ve hikmet sahibidirḥakīmun٢٤٠
İçinizden ölüp, eşler bırakacak olanlar, evlerinden çıkarılmaksızın, senesine kadar eşlerinin geçimini sağlayacak şeyi vasiyet etsinler; eğer çıkarlarsa kendilerinin meşru olarak yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur. Allah güçlüdür, Hakim'dir.
2:241
وَلِلْمُطَلَّقَـٰتِve boşanmış kadınlarınwalil'muṭallaqātiمَتَـٰعٌۢgeçimlerini sağlamakmatāʿunبِٱلْمَعْرُوفِ ۖuygun olan şekildebil-maʿrūfiحَقًّاbir haktır (borçtur)ḥaqqanعَلَىüzerineʿalāٱلْمُتَّقِينَmüttakilerl-mutaqīna٢٤١
Boşanan kadınları, haksızlıktan sakınanlara bir borç olmak üzere, uygun bir surette faydalandırma vardır.
2:242
كَذَٰلِكَböylekadhālikaيُبَيِّنُaçıklamaktadıryubayyinuٱللَّهُAllahl-lahuلَكُمْsizelakumءَايَـٰتِهِۦayetleriniāyātihiلَعَلَّكُمْumulur kilaʿallakumتَعْقِلُونَdüşünürsünüztaʿqilūna٢٤٢
Allah ayetlerini düşünesiniz diye böylece açıklamaktadır.
2:243
۞ أَلَمْgörmedin mi?alamتَرَyou seetaraإِلَىkimseleriilāٱلَّذِينَthose whoalladhīnaخَرَجُوا۟çıkanlarıkharajūمِنyurtlarındanminدِيَـٰرِهِمْtheir homesdiyārihimوَهُمْve onlarwahumأُلُوفٌbinlerce kişi ikenulūfunحَذَرَkorkusuylaḥadharaٱلْمَوْتِölüml-mawtiفَقَالَdemiştifaqālaلَهُمُonlaralahumuٱللَّهُAllahl-lahuمُوتُوا۟Ölün!mūtūثُمَّsonrathummaأَحْيَـٰهُمْ ۚkendilerini diriltmiştiaḥyāhumإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaلَذُوsahibidirladhūفَضْلٍikramfaḍlinعَلَىkarşıʿalāٱلنَّاسِinsanlaral-nāsiوَلَـٰكِنَّamawalākinnaأَكْثَرَçoğuaktharaٱلنَّاسِinsanlarınl-nāsiلَاşükretmezlerlāيَشْكُرُونَgratefulyashkurūna٢٤٣
Binlerce kişinin memleketlerinden ölüm korkusuyla çıktıklarını görmedin mi? Allah onlara "Ölün" dedi. Sonra onları diriltti. Allah insanlara bol nimet verir, fakat insanların çoğu şükretmezler.
2:244
وَقَـٰتِلُوا۟ve savaşınwaqātilūفِىyolundafīسَبِيلِ(the) waysabīliٱللَّهِAllahl-lahiوَٱعْلَمُوٓا۟ve bilin kiwa-iʿ'lamūأَنَّşüphesizannaٱللَّهَAllahl-lahaسَمِيعٌişitendirsamīʿunعَلِيمٌۭbilendirʿalīmun٢٤٤
Allah yolunda savaşın; bilin ki Allah işitir ve bilir.
2:245
مَّنkimdirmanذَاo kimsedhāٱلَّذِىwhoalladhīيُقْرِضُborç olarak verecekyuq'riḍuٱللَّهَAllah'al-lahaقَرْضًاbir borcuqarḍanحَسَنًۭاgüzelḥasananفَيُضَـٰعِفَهُۥarttırması karşılığndafayuḍāʿifahuلَهُۥٓonalahuأَضْعَافًۭاfazlasıylaaḍʿāfanكَثِيرَةًۭ ۚkat katkathīratanوَٱللَّهُAllahwal-lahuيَقْبِضُ(rızkı) kısar dayaqbiḍuوَيَبْصُۜطُaçar dawayabṣuṭuوَإِلَيْهِve hep O'nawa-ilayhiتُرْجَعُونَdöndürüleceksiniztur'jaʿūna٢٤٥
Allah'a, kat kat karşılığını arttıracağı güzel bir ödünç takdiminde kim bulunur? Allah hem darlaştırır, hem bollaştırır; O'na döneceksiniz.
2:246
أَلَمْgörmedin mi?alamتَرَyou seetaraإِلَىileri gelenleriniilāٱلْمَلَإِthe chiefsl-mala-iمِنۢoğullarınınminبَنِىٓ(the) Childrenbanīإِسْرَٰٓءِيلَİsrailis'rāīlaمِنۢsonraminبَعْدِafterbaʿdiمُوسَىٰٓMusa'danmūsāإِذْhaniidhقَالُوا۟demişlerdiqālūلِنَبِىٍّۢPeygamberlerinelinabiyyinلَّهُمُonlarlahumuٱبْعَثْgönderib'ʿathلَنَاbizelanāمَلِكًۭاbir hükümdarmalikanنُّقَـٰتِلْ(onun önderliğinde) savaşalımnuqātilفِىyolundafīسَبِيلِ(the) waysabīliٱللَّهِ ۖAllahl-lahiقَالَdediqālaهَلْolurmu ki?halعَسَيْتُمْyou perhaps ʿasaytumإِنeğerinكُتِبَyazılınca (farz kılınınca)kutibaعَلَيْكُمُsizeʿalaykumuٱلْقِتَالُsavaşl-qitāluأَلَّاsavaşmazsanızallāتُقَـٰتِلُوا۟ ۖyou fighttuqātilūقَالُوا۟dediler kiqālūوَمَاbizlerwamāلَنَآfor uslanāأَلَّاneden savaşmayalımallāنُقَـٰتِلَwe fightnuqātilaفِىyolundafīسَبِيلِ(the) waysabīliٱللَّهِAllahl-lahiوَقَدْoysawaqadأُخْرِجْنَاbiz çıkarılıp sürüldükukh'rij'nāمِنyurtlarımızdanminدِيَـٰرِنَاour homesdiyārināوَأَبْنَآئِنَا ۖve oğullarımız(ın arasın)danwa-abnāināفَلَمَّاfakatfalammāكُتِبَyazılıncakutibaعَلَيْهِمُkendilerineʿalayhimuٱلْقِتَالُsavaşl-qitāluتَوَلَّوْا۟yüz çevirdilertawallawإِلَّاhariçillāقَلِيلًۭاpek azıqalīlanمِّنْهُمْ ۗiçlerindenmin'humوَٱللَّهُAllahwal-lahuعَلِيمٌۢbilirʿalīmunبِٱلظَّـٰلِمِينَzalimleribil-ẓālimīna٢٤٦
Musa'dan sonra İsrailoğullarının ileri gelenlerini görmedin mi? Peygamberlerinden birine, "Bize bir hükümdar gönder de Allah yolunda savaşalım" demişlerdi. "Ya savaş size farz kılındığında gitmeyecek olursanız?" demişti. "Memleketimizden ve çocuklarımızdan uzaklaştırıldığımıza göre niye Allah yolunda savaşmıyalım?" demişlerdi. Ama savaş onlara farz kılınınca, az bir kısmı müstesna yüz cevirdiler. Allah zalimleri bilir.
2:247
وَقَالَve dedi kiwaqālaلَهُمْonlaralahumنَبِيُّهُمْpeygamberlerinabiyyuhumإِنَّgerçekteninnaٱللَّهَAllahl-lahaقَدْelbetteqadبَعَثَgönderdibaʿathaلَكُمْsizelakumطَالُوتَTalut'uṭālūtaمَلِكًۭا ۚhükümdarmalikanقَالُوٓا۟dediler kiqālūأَنَّىٰnasılannāيَكُونُolabiliryakūnuلَهُonunlahuٱلْمُلْكُhükümdarlık (mülk)l-mul'kuعَلَيْنَاbizim üzerimizeʿalaynāوَنَحْنُbizwanaḥnuأَحَقُّdaha layıkızaḥaqquبِٱلْمُلْكِhükümdarlığabil-mul'kiمِنْهُondanmin'huوَلَمْve verilmemiştirwalamيُؤْتَhe has been givenyu'taسَعَةًۭgenişliksaʿatanمِّنَmaldanminaٱلْمَالِ ۚ[the] wealthl-māliقَالَdediqālaإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaٱصْطَفَىٰهُonu (hükümdar) seçtiiṣ'ṭafāhuعَلَيْكُمْsizin üzerinizeʿalaykumوَزَادَهُۥve onun artırdıwazādahuبَسْطَةًۭgücünübasṭatanفِىbilgisininfīٱلْعِلْمِ[the] knowledgel-ʿil'miوَٱلْجِسْمِ ۖve cismininwal-jis'miوَٱللَّهُAllahwal-lahuيُؤْتِىveriryu'tīمُلْكَهُۥmülkünümul'kahuمَنkimseyemanيَشَآءُ ۚdilediğiyashāuوَٱللَّهُAllah(ın)wal-lahuوَٰسِعٌ(lutfu) geniştirwāsiʿunعَلِيمٌۭ(O herşeyi) bilendirʿalīmun٢٤٧
Peygamberleri onlara "Allah size şüphesiz, Talut'u hükümdar olarak gönderdi" dedi. "Biz hükümdarlığa ondan layık iken ve ona malca da bir bolluk verilmemişken bize hükümdar olmağa o nasıl layık olabilir?" dediler, "Doğrusu Allah size onu seçti, bilgice ve vücutça gücünü artırdı" dedi. Allah mülkü dilediğine verir. Allah her şeyi kaplar ve bilir.
2:248
وَقَالَve dedi kiwaqālaلَهُمْonlaralahumنَبِيُّهُمْpeygamberlerinabiyyuhumإِنَّmuhakkakinnaءَايَةَalametiāyataمُلْكِهِۦٓonun hükümdarlığınınmul'kihiأَنsize gelmesidiranيَأْتِيَكُمُwill come to youyatiyakumuٱلتَّابُوتُ(Allah'ın Ahid sandığı) Tabut'unl-tābūtuفِيهِonun içindefīhiسَكِينَةٌۭbir huzur bulunansakīnatunمِّنRabbinizdenminرَّبِّكُمْyour Lordrabbikumوَبَقِيَّةٌۭve bir kalıntıwabaqiyyatunمِّمَّاgeriye bıraktığındanmimmāتَرَكَ(was) lefttarakaءَالُailesinināluمُوسَىٰMusamūsāوَءَالُve ailesininwaāluهَـٰرُونَHarunhārūnaتَحْمِلُهُtaşıdığıtaḥmiluhuٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ ۚmeleklerinl-malāikatuإِنَّşüphesizinnaفِىbundafīذَٰلِكَthatdhālikaلَـَٔايَةًۭkesin bir alamet vardırlaāyatanلَّكُمْsizin içinlakumإِنeğerinكُنتُمisenizkuntumمُّؤْمِنِينَinanan kimselermu'minīna٢٤٨
Peygamberleri onlara, "Onun hükümdarlığının alameti, size sandığın gelmesidir, onda Rabbinizden gelen gönül rahatlığı ve Musa ailesinin ve Harun ailesinin bıraktıklarından kalanlar var; onu melekler taşır, eğer inanmışsanız bunda sizin için delil vardır" dedi.
2:249
فَلَمَّاne zaman kifalammāفَصَلَayrıldığındafaṣalaطَالُوتُTalutṭālūtuبِٱلْجُنُودِordularlabil-junūdiقَالَdedi kiqālaإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaمُبْتَلِيكُمsizi deneyecektirmub'talīkumبِنَهَرٍۢbir ırmaklabinaharinفَمَنkimfamanشَرِبَiçersesharibaمِنْهُondanmin'huفَلَيْسَdeğildirfalaysaمِنِّىbendenminnīوَمَنve kimwamanلَّمْondan tadmazsalamيَطْعَمْهُtaste ityaṭʿamhuفَإِنَّهُۥşüphesiz ofa-innahuمِنِّىٓbendendir;minnīإِلَّاdışındaillāمَنِkimseninmaniٱغْتَرَفَavuçlayanigh'tarafaغُرْفَةًۢbir avuçghur'fatanبِيَدِهِۦ ۚeliylebiyadihiفَشَرِبُوا۟hepsi içtilerfasharibūمِنْهُondanmin'huإِلَّاhariçillāقَلِيلًۭاpek azıqalīlanمِّنْهُمْ ۚiçlerindenmin'humفَلَمَّاnihayetfalammāجَاوَزَهُۥ(ırmağı) geçincejāwazahuهُوَo (Talut)huwaوَٱلَّذِينَve kimselerwa-alladhīnaءَامَنُوا۟iman edenāmanūمَعَهُۥberaberindekilermaʿahuقَالُوا۟dedilerqālūلَاgücümüz yoklāطَاقَةَstrengthṭāqataلَنَاbizimlanāٱلْيَوْمَbugünl-yawmaبِجَالُوتَCalut'abijālūtaوَجُنُودِهِۦ ۚve askerlerine karşıwajunūdihiقَالَdediqālaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaيَظُنُّونَkanaat getirenyaẓunnūnaأَنَّهُمelbette onlarınannahumمُّلَـٰقُوا۟kavuşacaklarınamulāqūٱللَّهِAllah'al-lahiكَمnicekamمِّنtoplulukminفِئَةٍۢa companyfi-atinقَلِيلَةٍaz olanqalīlatinغَلَبَتْgalib gelmiştirghalabatفِئَةًۭtopluluğafi-atanكَثِيرَةًۢçok olankathīratanبِإِذْنِizniylebi-idh'niٱللَّهِ ۗAllah'ınl-lahiوَٱللَّهُAllahwal-lahuمَعَberaberdirmaʿaٱلصَّـٰبِرِينَsabredenlerlel-ṣābirīna٢٤٩
Talut orduyla birlikte ayrıldıktan sonra, "Doğrusu Allah sizi bir ırmakla deneyecektir, ondan içen benden değildir, onu tatmayan eliyle sadece bir avuç avuçlayan müstesna şüphesiz bendendir" dedi. Onlardan pek azı hariç, sudan içtiler. Kendisi ve kendisiyle olan inananlar ırmağı geçince, "Bugün Calut ve ordusuna karşı koyacak gücümüz yok" dediler. Kendilerinin Allah'a kavuşacağını bilenler ise: "Nice az topluluk çok topluluğa Allah'ın izniyle üstün gelmiştir, Allah sabredenlerle beraberdir" dediler.
2:250
وَلَمَّاne zamanwalammāبَرَزُوا۟karşılaşsalarbarazūلِجَالُوتَCalutlijālūtaوَجُنُودِهِۦve askerleriylewajunūdihiقَالُوا۟şöyle dedilerqālūرَبَّنَآRabbimizrabbanāأَفْرِغْdökafrighعَلَيْنَاüzerimizeʿalaynāصَبْرًۭاsabırṣabranوَثَبِّتْve sağlam tutwathabbitأَقْدَامَنَاayaklarımızıaqdāmanāوَٱنصُرْنَاve bize yardım etwa-unṣur'nāعَلَىkarşıʿalāٱلْقَوْمِtopluluğunal-qawmiٱلْكَـٰفِرِينَkafirlerl-kāfirīna٢٥٠
Calut ve ordusuna karşı çıktıklarında, "Rabbimiz! Bize sabır ver, sebatımızı artır, inkar eden millete karşı bize yardım et" dediler.
2:251
فَهَزَمُوهُمderken onları bozdularfahazamūhumبِإِذْنِizniylebi-idh'niٱللَّهِAllah'ınl-lahiوَقَتَلَve öldürdüwaqatalaدَاوُۥدُDavuddāwūduجَالُوتَCalut'ujālūtaوَءَاتَىٰهُve ona (Davud'a) verdiwaātāhuٱللَّهُAllahl-lahuٱلْمُلْكَhükümdarlıkl-mul'kaوَٱلْحِكْمَةَve hikmetwal-ḥik'mataوَعَلَّمَهُۥve ona öğrettiwaʿallamahuمِمَّاşeylerimimmāيَشَآءُ ۗdilediğiyashāuوَلَوْلَاeğerwalawlāدَفْعُsavmasaydıdafʿuٱللَّهِAllahl-lahiٱلنَّاسَinsanlarınl-nāsaبَعْضَهُمbir kısmınıbaʿḍahumبِبَعْضٍۢbir kısmıylebibaʿḍinلَّفَسَدَتِbozulurdulafasadatiٱلْأَرْضُdünyal-arḍuوَلَـٰكِنَّfakatwalākinnaٱللَّهَAllahl-lahaذُوsahibidirdhūفَضْلٍlutuffaḍlinعَلَىkarşıʿalāٱلْعَـٰلَمِينَbütün alemlerel-ʿālamīna٢٥١
Onları Allah'ın izniyle bozguna uğrattılar; Davud Calut'u öldürdü, Allah Davud'a hükümranlık ve hikmet verdi ve ona dilediğinden öğretti. Allah'ın insanları birbiriyle savması olmasaydı yeryüzünün düzeni bozulurdu. Fakat Allah alemlere lütufkardır.
2:252
تِلْكَbunlartil'kaءَايَـٰتُayetleridirāyātuٱللَّهِAllah'ınl-lahiنَتْلُوهَاokuyoruz (açıklıyoruz)natlūhāعَلَيْكَsanaʿalaykaبِٱلْحَقِّ ۚhak olarakbil-ḥaqiوَإِنَّكَelbette senwa-innakaلَمِنَgönderilenlerdensinlaminaٱلْمُرْسَلِينَthe Messengersl-mur'salīna٢٥٢
İşte bunlar Allah'ın ayetleridir. Biz onları sana doğru olarak okuyoruz. Şüphesiz sen peygamberlerden birisin.
2:253
۞ تِلْكَişte otil'kaٱلرُّسُلُelçiler kil-rusuluفَضَّلْنَاüstün kıldıkfaḍḍalnāبَعْضَهُمْkiminibaʿḍahumعَلَىٰkarşıʿalāبَعْضٍۢ ۘkiminebaʿḍinمِّنْهُمonlardanmin'humمَّنkiminemanكَلَّمَkonuştukallamaٱللَّهُ ۖAllahl-lahuوَرَفَعَve yükselttiwarafaʿaبَعْضَهُمْkimini debaʿḍahumدَرَجَـٰتٍۢ ۚderecelerledarajātinوَءَاتَيْنَاve verdikwaātaynāعِيسَىÎsa'yaʿīsāٱبْنَoğluib'naمَرْيَمَMeryemmaryamaٱلْبَيِّنَـٰتِaçık delillerl-bayinātiوَأَيَّدْنَـٰهُve onu destekledikwa-ayyadnāhuبِرُوحِRuh ilebirūḥiٱلْقُدُسِ ۗKudüsl-qudusiوَلَوْve eğerwalawشَآءَdileseydishāaٱللَّهُAllahl-lahuمَاöldürmezlerdimāٱقْتَتَلَ(would have) fought each otheriq'tatalaٱلَّذِينَkimseleri (milletleri)alladhīnaمِنۢonların arkasından gelenminبَعْدِهِمafter thembaʿdihimمِّنۢsonraminبَعْدِafterbaʿdiمَاgelmiş olduktanmāجَآءَتْهُمُcame to themjāathumuٱلْبَيِّنَـٰتُaçık delillerl-bayinātuوَلَـٰكِنِfakatwalākiniٱخْتَلَفُوا۟anlaşmazlığa düştülerikh'talafūفَمِنْهُمonlardanfamin'humمَّنْkimilerimanءَامَنَinandıāmanaوَمِنْهُمve onlardanwamin'humمَّنkimi demanكَفَرَ ۚinkar ettikafaraوَلَوْeğerwalawشَآءَdileseydishāaٱللَّهُAllahl-lahuمَاbirbirlerini öldürmezlerdimāٱقْتَتَلُوا۟they (would have) fought each otheriq'tatalūوَلَـٰكِنَّamawalākinnaٱللَّهَAllahl-lahaيَفْعَلُyaparyafʿaluمَاşeyimāيُرِيدُdilediğiyurīdu٢٥٣
İşte bu peygamberlerden bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık. Onlardan Allah'ın kendilerine hitabettiği, derecelerle yükselttikleri vardır. Meryem oğlu İsa'ya belgeler verdik, onu Ruhul Kudüs'le destekledik. Allah dileseydi, belgeler kendilerine geldikten sonra, peygamberlerin ardından birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat ayrılığa düştüler, kimi inandı, kimi inkar etti. Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi, lakin Allah istediğini yapar.
2:254
يَـٰٓأَيُّهَاeyyāayyuhāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَامَنُوٓا۟inanan(lar)āmanūأَنفِقُوا۟infak edinanfiqūمِمَّاsize verdiğimiz rızıktanmimmāرَزَقْنَـٰكُمWe (have) provided yourazaqnākumمِّنönceminقَبْلِbeforeqabliأَنgelmezdenanيَأْتِىَcomesyatiyaيَوْمٌۭgünyawmunلَّاolmadığılāبَيْعٌۭalışverişinbayʿunفِيهِiçindefīhiوَلَاve hiçbirwalāخُلَّةٌۭdostluğunkhullatunوَلَاve hiçbirwalāشَفَـٰعَةٌۭ ۗşefaatinshafāʿatunوَٱلْكَـٰفِرُونَve kafirlerwal-kāfirūnaهُمُta kendileridirhumuٱلظَّـٰلِمُونَzalimlerinl-ẓālimūna٢٥٤
Ey inananlar! Alışverişin, dostluğun, şefaatin olmayacağı günün gelmesinden önce sizi rızıklandırdığımızdan hayra sarfedin. İnkar edenler ancak yazık edenlerdir.
2:255
ٱللَّهُAllah (ki)al-lahuلَآyokturlāإِلَـٰهَtanrıilāhaإِلَّاbaşkaillāهُوَO'ndanhuwaٱلْحَىُّdaima diridirl-ḥayuٱلْقَيُّومُ ۚkoruyup yöneticidirl-qayūmuلَاO'nu tutmazlāتَأْخُذُهُۥovertakes Himtakhudhuhuسِنَةٌۭne bir uyuklamasinatunوَلَاve ne dewalāنَوْمٌۭ ۚbir uykunawmunلَّهُۥO'nundurlahuمَاnemāفِىvarsafīٱلسَّمَـٰوَٰتِgöklerdel-samāwātiوَمَاve newamāفِىvarsafīٱلْأَرْضِ ۗyerdel-arḍiمَنkimdirmanذَاkidhāٱلَّذِىwhoalladhīيَشْفَعُşefaat edebiliryashfaʿuعِندَهُۥٓkendisinin katındaʿindahuإِلَّاdışındaillāبِإِذْنِهِۦ ۚO'nun iznibi-idh'nihiيَعْلَمُbiliryaʿlamuمَاolanımāبَيْنَonların önündebaynaأَيْدِيهِمْbefore themaydīhimوَمَاve olanıwamāخَلْفَهُمْ ۖarkalarındakhalfahumوَلَاkavrayamazlarwalāيُحِيطُونَthey encompassyuḥīṭūnaبِشَىْءٍۢhiçbir şeybishayinمِّنْO'nun ilmindenminعِلْمِهِۦٓHis Knowledgeʿil'mihiإِلَّاdışındaillāبِمَاşeylerbimāشَآءَ ۚdilediğishāaوَسِعَkaplamıştırwasiʿaكُرْسِيُّهُO'nun Kürsüsükur'siyyuhuٱلسَّمَـٰوَٰتِgökleril-samāwātiوَٱلْأَرْضَ ۖve yeriwal-arḍaوَلَاO'na ağır gelmezwalāيَـُٔودُهُۥtires Himyaūduhuحِفْظُهُمَا ۚonları koru(yup gözet)mekḥif'ẓuhumāوَهُوَOwahuwaٱلْعَلِىُّyücedirl-ʿaliyuٱلْعَظِيمُbüyüktürl-ʿaẓīmu٢٥٥
Allah, O'ndan başka tanrı olmayan, kendisini uyuklama ve uyku tutmayan, diri, her an yaratıklarını gözetip durandır. Göklerde olan ve yerde olan ancak O'nundur. O'nun izni olmadan katında şefaat edecek kimdir? Onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir, dilediğinden başka ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar. Hükümranlığı gökleri ve yeri kaplamıştır, onların gözetilmesi O'na ağır gelmez. O yücedir, büyüktür.
2:256
لَآyokturlāإِكْرَاهَzorlamaik'rāhaفِىDindefīٱلدِّينِ ۖthe religionl-dīniقَدelbetteqadتَّبَيَّنَseçilip belli olmuşturtabayyanaٱلرُّشْدُdoğrulukl-rush'duمِنَsapıklıktanminaٱلْغَىِّ ۚthe wrongl-ghayiفَمَنkimfamanيَكْفُرْinkar ederyakfurبِٱلطَّـٰغُوتِtağut (şeytan)ıbil-ṭāghūtiوَيُؤْمِنۢve inanırsawayu'minبِٱللَّهِAllah'abil-lahiفَقَدِmuhakkak ki ofaqadiٱسْتَمْسَكَyapışmıştıris'tamsakaبِٱلْعُرْوَةِbir kulpabil-ʿur'watiٱلْوُثْقَىٰsağlaml-wuth'qāلَاkopmayanlāٱنفِصَامَ(will) breakinfiṣāmaلَهَا ۗAllahlahāوَٱللَّهُAnd Allahwal-lahuسَمِيعٌişitendirsamīʿunعَلِيمٌbilendirʿalīmun٢٥٦
Dinde zorlama yoktur; Artık hak ile batıl iyice ayrılmıştır. Tağutu (saptırıcıları) inkar edip Allah'a inanan kimse, kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa sarılmıştır. Allah işitendir, bilendir.
2:257
ٱللَّهُAllahal-lahuوَلِىُّdostudurwaliyyuٱلَّذِينَkimselerinalladhīnaءَامَنُوا۟inananlarınāmanūيُخْرِجُهُمonları çıkarıryukh'rijuhumمِّنَkaranlıklardanminaٱلظُّلُمَـٰتِ[the] darknessl-ẓulumātiإِلَىaydınlığailāٱلنُّورِ ۖ[the] lightl-nūriوَٱلَّذِينَkimselerinwa-alladhīnaكَفَرُوٓا۟inkar edenkafarūأَوْلِيَآؤُهُمُdostları daawliyāuhumuٱلطَّـٰغُوتُtağutturl-ṭāghūtuيُخْرِجُونَهُم(O da) onları çıkarıryukh'rijūnahumمِّنَaydınlıktanminaٱلنُّورِthe lightl-nūriإِلَىkaranlıklarailāٱلظُّلُمَـٰتِ ۗ[the] darknessl-ẓulumātiأُو۟لَـٰٓئِكَİşte onlarulāikaأَصْحَـٰبُhalkıdıraṣḥābuٱلنَّارِ ۖateşl-nāriهُمْonlarhumفِيهَاoradafīhāخَـٰلِدُونَebedi kalacaklardırkhālidūna٢٥٧
Allah inananların dostudur, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkar edenlerin ise dostları tağuttur. Onları aydınlıktan karanlıklara sürüklerler. İşte onlar cehennemliklerdir, onlar orada temelli kalacaklardır.
2:258
أَلَمْgörmedin mi?alamتَرَyou seetaraإِلَىkimseyiilāٱلَّذِىthe one whoalladhīحَآجَّtartışanḥājjaإِبْرَٰهِـۧمَİbrahim'leib'rāhīmaفِىhakkındafīرَبِّهِۦٓRabbirabbihiأَنْdiyeanءَاتَىٰهُkendisine verdiātāhuٱللَّهُAllahl-lahuٱلْمُلْكَhükümdarlıkl-mul'kaإِذْzamanidhقَالَdediğiqālaإِبْرَٰهِـۧمُİbrahimib'rāhīmuرَبِّىَbenim Rabbimrabbiyaٱلَّذِىkialladhīيُحْىِۦyaşatıryuḥ'yīوَيُمِيتُve öldürürwayumītuقَالَdediqālaأَنَا۠ben deanāأُحْىِۦyaşatıruḥ'yīوَأُمِيتُ ۖve öldürürümwa-umītuقَالَdedi kiqālaإِبْرَٰهِـۧمُİbrahimib'rāhīmuفَإِنَّşüphesizfa-innaٱللَّهَAllahl-lahaيَأْتِىgetiriryatīبِٱلشَّمْسِgüneşibil-shamsiمِنَdoğudanminaٱلْمَشْرِقِthe eastl-mashriqiفَأْتِsen de getirfatiبِهَاonubihāمِنَbatıdanminaٱلْمَغْرِبِthe westl-maghribiفَبُهِتَşaşırıp kaldıfabuhitaٱلَّذِىkimse (o adam)alladhīكَفَرَ ۗinkar edenkafaraوَٱللَّهُAllahwal-lahuلَاdoğru yola iletmezlāيَهْدِىguideyahdīٱلْقَوْمَtoplumul-qawmaٱلظَّـٰلِمِينَzaliml-ẓālimīna٢٥٨
Allah kendisine mülk verdi diye İbrahim ile Rabbi hakkında tartışanı görmedin mi? İbrahim: "Rabbim, dirilten ve öldürendir" demişti. "Ben de diriltir ve öldürürüm" dedi; İbrahim, "Şüphesiz Allah güneşi doğudan getiriyor, sen de batıdan getirsene" dedi. İnkar eden şaşırıp kaldı. Allah zulmeden kimseleri doğru yola eriştirmez.
2:259
أَوْyahutawكَٱلَّذِىşu kimse gibi kika-alladhīمَرَّuğramıştımarraعَلَىٰbir kasabayaʿalāقَرْيَةٍۢa townshipqaryatinوَهِىَo kimsewahiyaخَاوِيَةٌ(duvarları) yığılmışkhāwiyatunعَلَىٰüstüneʿalāعُرُوشِهَاçatılarıʿurūshihāقَالَdedi kiqālaأَنَّىٰnasılannāيُحْىِۦdiriltecekyuḥ'yīهَـٰذِهِbunuhādhihiٱللَّهُAllahl-lahuبَعْدَsonrabaʿdaمَوْتِهَا ۖöldüktenmawtihāفَأَمَاتَهُkendisini öldürüpfa-amātahuٱللَّهُAllah (da)l-lahuمِا۟ئَةَyüzmi-ataعَامٍۢseneʿāminثُمَّsonrathummaبَعَثَهُۥ ۖdirilttibaʿathahuقَالَdediqālaكَمْne kadarkamلَبِثْتَ ۖkaldınlabith'taقَالَdediqālaلَبِثْتُkaldımlabith'tuيَوْمًاbir günyawmanأَوْya daawبَعْضَbirazı (kadar)baʿḍaيَوْمٍۢ ۖbir gününyawminقَالَ(Allah) dediqālaبَلbilakisbalلَّبِثْتَkaldınlabith'taمِا۟ئَةَyüzmi-ataعَامٍۢyılʿāminفَٱنظُرْbakfa-unẓurإِلَىٰyiyeceğineilāطَعَامِكَyour foodṭaʿāmikaوَشَرَابِكَve içeceğinewasharābikaلَمْbozulmamışlamيَتَسَنَّهْ ۖchange with timeyatasannahوَٱنظُرْve bakwa-unẓurإِلَىٰeşeğineilāحِمَارِكَyour donkeyḥimārikaوَلِنَجْعَلَكَseni kılalım diyewalinajʿalakaءَايَةًۭbir ibretāyatanلِّلنَّاسِ ۖinsanlar içinlilnnāsiوَٱنظُرْve bakwa-unẓurإِلَىkemiklereilāٱلْعِظَامِthe bonesl-ʿiẓāmiكَيْفَnasılkayfaنُنشِزُهَاonları birbiri üstüne koyuyornunshizuhāثُمَّsonrathummaنَكْسُوهَاonlara giydiriyoruznaksūhāلَحْمًۭا ۚetlaḥmanفَلَمَّاbu işlerfalammāتَبَيَّنَaçıkça belli oluncatabayyanaلَهُۥonalahuقَالَdedi kiqālaأَعْلَمُbiliyorum kiaʿlamuأَنَّşüphesizannaٱللَّهَAllahl-lahaعَلَىٰher şeyeʿalāكُلِّeverykulliشَىْءٍۢthingshayinقَدِيرٌۭkadirdirqadīrun٢٥٩
Yahut altı üstüne gelmiş bir kasabaya uğrayan kimseyi görmedin mi? "Allah burayı ölümünden sonra acaba nasıl diriltecek?" dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra diriltti, "Ne kadar kaldın?" dedi, "Bir gün veya bir günden az kaldım" dedi, "Hayır yüz yıl kaldın, yiyeceğine içeceğine bak, bozulmamış; eşeğine bak ve hem seni insanlar için bir ibret kılacağız, kemiklere bak, onları nasıl birleştirip, sonra onlara et giydiriyoruz" dedi; bu ona apaçık belli olunca, "Artık Allah'ın her şeye Kadir olduğuna inanmış bulunuyorum" dedi.
2:260
وَإِذْve bir zamanwa-idhقَالَdemiştiqālaإِبْرَٰهِـۧمُİbrahimib'rāhīmuرَبِّRabbimrabbiأَرِنِىbana gösterarinīكَيْفَnasılkayfaتُحْىِdirilttiğinituḥ'yīٱلْمَوْتَىٰ ۖölüleril-mawtāقَالَ(Allah) dediqālaأَوَلَمْyoksaawalamتُؤْمِن ۖinanmadın mıtu'minقَالَ(İbrahim) dedi kiqālaبَلَىٰHayır (inandım)balāوَلَـٰكِنfakatwalākinلِّيَطْمَئِنَّtatmin olması içinliyaṭma-innaقَلْبِى ۖkalbiminqalbīقَالَdediqālaفَخُذْo halde tutfakhudhأَرْبَعَةًۭdördünüarbaʿatanمِّنَkuşlardanminaٱلطَّيْرِthe birdsl-ṭayriفَصُرْهُنَّonları alıştırfaṣur'hunnaإِلَيْكَkendineilaykaثُمَّsonrathummaٱجْعَلْkoyij'ʿalعَلَىٰüzerineʿalāكُلِّherkulliجَبَلٍۢdağınjabalinمِّنْهُنَّonlardanmin'hunnaجُزْءًۭاbir parçajuz'anثُمَّsonrathummaٱدْعُهُنَّonları (kendine) çağırud'ʿuhunnaيَأْتِينَكَsana gelecekleryatīnakaسَعْيًۭا ۚkoşaraksaʿyanوَٱعْلَمْbil kiwa-iʿ'lamأَنَّşüphesizannaٱللَّهَAllahl-lahaعَزِيزٌdaima üstünʿazīzunحَكِيمٌۭhüküm ve hikmet sahibidirḥakīmun٢٦٠
İbrahim: "Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster" dediğinde, "İnanmıyor musun?" deyince de, "Hayır öyle değil, fakat kalbim iyice kansın" demişti. "Öyleyse dört çeşit kuş al, onları kendine alıştır, sonra onları parçalayıp her dağın üzerine bir parça koy, sonra onları çağır; koşarak sana gelirler. O halde Allah'ın güçlü ve Hakim olduğunu bil" demişti.
2:261
مَّثَلُdurumumathaluٱلَّذِينَkimselerinalladhīnaيُنفِقُونَinfak edenler(in)yunfiqūnaأَمْوَٰلَهُمْmallarınıamwālahumفِىyolundafīسَبِيلِ(the) waysabīliٱللَّهِAllahl-lahiكَمَثَلِdurumu gibidirkamathaliحَبَّةٍbir tohumunḥabbatinأَنۢبَتَتْverenanbatatسَبْعَyedisabʿaسَنَابِلَbaşaksanābilaفِىherfīكُلِّeachkulliسُنۢبُلَةٍۢbaşağındasunbulatinمِّا۟ئَةُyüzmi-atuحَبَّةٍۢ ۗtohumḥabbatinوَٱللَّهُAllahwal-lahuيُضَـٰعِفُkat kat veriryuḍāʿifuلِمَنkimseyelimanيَشَآءُ ۗdilediğiyashāuوَٱللَّهُAllah(ın)wal-lahuوَٰسِعٌ(lutfu) geniştirwāsiʿunعَلِيمٌ(O) bilendirʿalīmun٢٦١
Mallarını Allah yolunda sarfedenlerin durumu, her başağında yüz tane olmak üzere yedi başak veren tanenin durumu gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah'ın lütfü geniştir, O her şeyi bilendir.
2:262
ٱلَّذِينَkimseleralladhīnaيُنفِقُونَinfak edenyunfiqūnaأَمْوَٰلَهُمْmallarınıamwālahumفِىyolundafīسَبِيلِ(the) waysabīliٱللَّهِAllahl-lahiثُمَّsonrathummaلَاardındanlāيُتْبِعُونَthey followyut'biʿūnaمَآşeylerimāأَنفَقُوا۟verdiklerianfaqūمَنًّۭاbaşa kakmayanmannanوَلَآve eziyet etmeyenlerinwalāأَذًۭى ۙhurt adhanلَّهُمْvardırlahumأَجْرُهُمْödülleriajruhumعِندَkatındaʿindaرَبِّهِمْRablerirabbihimوَلَاyokturwalāخَوْفٌkorkukhawfunعَلَيْهِمْonlaraʿalayhimوَلَاve onlarwalāهُمْtheyhumيَحْزَنُونَüzülmeyeceklerdiryaḥzanūna٢٦٢
Mallarını Allah yolunda sarfedip sonra sarfettikleri şeyin ardından başa kakmayan ve eza etmeyenlerin ecirleri Rablerinin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
2:263
۞ قَوْلٌۭbir söz (söylemek)qawlunمَّعْرُوفٌۭgüzelmaʿrūfunوَمَغْفِرَةٌve affetmekwamaghfiratunخَيْرٌۭiyidirkhayrunمِّنsadakadanminصَدَقَةٍۢa charityṣadaqatinيَتْبَعُهَآpeşinden gelenyatbaʿuhāأَذًۭى ۗeziyetadhanوَٱللَّهُAllahwal-lahuغَنِىٌّzengindirghaniyyunحَلِيمٌۭhalimdirḥalīmun٢٦٣
Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden eza gelen bir sadakadan daha iyidir. Allah müstağnidir, Halim'dir.
2:264
يَـٰٓأَيُّهَاEyyāayyuhāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَامَنُوا۟iman edenlerāmanūلَاboşa çıkarmayınlāتُبْطِلُوا۟render in vaintub'ṭilūصَدَقَـٰتِكُمsadakalarınızıṣadaqātikumبِٱلْمَنِّbaşa kakmaklabil-maniوَٱلْأَذَىٰve eziyet etmeklewal-adhāكَٱلَّذِىgibika-alladhīيُنفِقُinfak edenyunfiquمَالَهُۥmalınımālahuرِئَآءَgösteriş içinriāaٱلنَّاسِinsanlaral-nāsiوَلَاinanmayanwalāيُؤْمِنُbelieveyu'minuبِٱللَّهِAllah'abil-lahiوَٱلْيَوْمِve gününewal-yawmiٱلْـَٔاخِرِ ۖahiretl-ākhiriفَمَثَلُهُۥöylesinin durumufamathaluhuكَمَثَلِbenzer kikamathaliصَفْوَانٍşu kayayaṣafwāninعَلَيْهِüzerinde bulunanʿalayhiتُرَابٌۭtoprakturābunفَأَصَابَهُۥona isabet etttiğindefa-aṣābahuوَابِلٌۭbir sağnak (yağmur)wābilunفَتَرَكَهُۥonu bırakırfatarakahuصَلْدًۭا ۖsert bir taş halindeṣaldanلَّا(Böyleleri) elde edemezlerlāيَقْدِرُونَthey have controlyaqdirūnaعَلَىٰhiçbirʿalāشَىْءٍۢşeyshayinمِّمَّاşeylerdenmimmāكَسَبُوا۟ ۗkazandıklarıkasabūوَٱللَّهُAllahwal-lahuلَاdoğru yola iletmezlāيَهْدِىguideyahdīٱلْقَوْمَtoplumunul-qawmaٱلْكَـٰفِرِينَkafirlerl-kāfirīna٢٦٤
Ey İnananlar! Allah'a ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara gösteriş için malını sarfeden kimse gibi, sadakalarınızı başa kakma ve eza etmekle boşa çıkarmayın. Onun durumu, üzerinde toprak bulunan kayanın durumu gibidir, üzerine bol yağmur yağdığındaonu cascavlak bırakır. Kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah inkar eden kimseleri doğru yola eriştirmez.
2:265
وَمَثَلُdurumu dawamathaluٱلَّذِينَkimselerinalladhīnaيُنفِقُونَinfak edenyunfiqūnaأَمْوَٰلَهُمُmallarınıamwālahumuٱبْتِغَآءَkazanmakib'tighāaمَرْضَاتِrızasınımarḍātiٱللَّهِAllah'ınl-lahiوَتَثْبِيتًۭاve kökleştirmek içinwatathbītanمِّنْkendilerindekini (imanı)minأَنفُسِهِمْtheir (inner) soulsanfusihimكَمَثَلِbenzerkamathaliجَنَّةٍۭbir bahçeyejannatinبِرَبْوَةٍtepe üzerinde bulunanbirabwatinأَصَابَهَاdeğinceaṣābahāوَابِلٌۭbol yağmurwābilunفَـَٔاتَتْverenfaātatأُكُلَهَاürününüukulahāضِعْفَيْنِiki katḍiʿ'fayniفَإِنeğerfa-inلَّمْdeğmese bilelamيُصِبْهَاfall (on) ityuṣib'hāوَابِلٌۭyağmurwābilunفَطَلٌّۭ ۗçisinti olurfaṭallunوَٱللَّهُAllahwal-lahuبِمَاşeyleribimāتَعْمَلُونَyaptıklarınıztaʿmalūnaبَصِيرٌgörmektedirbaṣīrun٢٦٥
Allah'ın rızasını kazanmak ve kalblerini sağlamlaştırmak için mallarını sarfedenlerin durumu, yüksekçe bir tepede bulunan, bol yağmur aldığında yemişlerini iki kat veren, bol yağmur yağmasa bile çisentisi düşen bir bahçenin durumu gibidir. Allah işlediklerinizi görür.
2:266
أَيَوَدُّister mi ki?ayawadduأَحَدُكُمْbirinizaḥadukumأَنolmasınıanتَكُونَit betakūnaلَهُۥkendisininlahuجَنَّةٌۭbir bahçesijannatunمِّنhurmalardanminنَّخِيلٍۢdate-palmsnakhīlinوَأَعْنَابٍۢve üzümler(den)wa-aʿnābinتَجْرِىakantajrīمِنaltındanminتَحْتِهَاunderneath ittaḥtihāٱلْأَنْهَـٰرُırmaklarl-anhāruلَهُۥbulunanlahuفِيهَاiçindefīhāمِنher çeşitminكُلِّall (kinds)kulliٱلثَّمَرَٰتِmeyvasıl-thamarātiوَأَصَابَهُve kendisine geldiğindewa-aṣābahuٱلْكِبَرُihtiyarlıkl-kibaruوَلَهُۥve onunwalahuذُرِّيَّةٌۭve çocuklarının bulunduğudhurriyyatunضُعَفَآءُacizḍuʿafāuفَأَصَابَهَآisabet etsinfa-aṣābahāإِعْصَارٌۭbirden bir kasırgaiʿ'ṣārunفِيهِonlarafīhiنَارٌۭateşlinārunفَٱحْتَرَقَتْ ۗyakıp kül etsinfa-iḥ'taraqatكَذَٰلِكَböylecekadhālikaيُبَيِّنُaçıklıyoryubayyinuٱللَّهُAllahl-lahuلَكُمُsizelakumuٱلْـَٔايَـٰتِayetleril-āyātiلَعَلَّكُمْumulurkilaʿallakumتَتَفَكَّرُونَdüşünürsünüztatafakkarūna٢٦٦
Hangi biriniz, kendisi ihtiyarlamış ve çocukları da güçsüzken, altlarından ırmaklar akan, hurma, üzüm ve her çeşit meyveleri bulunan bahçesinin, ateşli bir kasırganın kopmasıyla yanmasını ister? Düşünesiniz diye Allah size ayetlerini böylece açıklar.
2:267
يَـٰٓأَيُّهَاEyyāayyuhāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَامَنُوٓا۟iman eden(ler)āmanūأَنفِقُوا۟infak edinanfiqūمِنiyilerindenminطَيِّبَـٰتِ(the) good thingsṭayyibātiمَاşeylerinmāكَسَبْتُمْkazandıklarınızkasabtumوَمِمَّآve şeylerdenwamimmāأَخْرَجْنَاçıkardığımızakhrajnāلَكُمsizin içinlakumمِّنَyerdenminaٱلْأَرْضِ ۖthe earthl-arḍiوَلَاkalkışmayınwalāتَيَمَّمُوا۟aim (at)tayammamūٱلْخَبِيثَkötü şeyleril-khabīthaمِنْهُsadaka vermeyemin'huتُنفِقُونَkendinize alamayacağınıztunfiqūnaوَلَسْتُمwhile you (would) notwalastumبِـَٔاخِذِيهِbaşka şekildebiākhidhīhiإِلَّآgöz yummadanillāأَن[that]anتُغْمِضُوا۟ondantugh'miḍūفِيهِ ۚbilin kifīhiوَٱعْلَمُوٓا۟şüphesizwa-iʿ'lamūأَنَّAllahannaٱللَّهَzengindirl-lahaغَنِىٌّövülmüştürghaniyyunحَمِيدٌPraiseworthyḥamīdun٢٦٧
Ey İnananlar! Kazandıklarınızın temizlerinden ve size yerden çıkardıklarımızdan sarfedin; iğrenmeden alamıyacağınız pis şeyleri vermeye kalkmayın. Allah'ın müstağni ve övülmeye layık olduğunu bilin.
2:268
ٱلشَّيْطَـٰنُşeytanal-shayṭānuيَعِدُكُمُsize vaad ederyaʿidukumuٱلْفَقْرَfakirliğil-faqraوَيَأْمُرُكُمve size emrederwayamurukumبِٱلْفَحْشَآءِ ۖçirkin şeyleri yapmayıbil-faḥshāiوَٱللَّهُAllah isewal-lahuيَعِدُكُمsize va'adediyoryaʿidukumمَّغْفِرَةًۭbağışlamamaghfiratanمِّنْهُkendi tarafındanmin'huوَفَضْلًۭا ۗve lutufwafaḍlanوَٱللَّهُşüphesiz Allah'ınwal-lahuوَٰسِعٌ(lutfu) geniştirwāsiʿunعَلِيمٌۭ(O) bilendirʿalīmun٢٦٨
Şeytan sizi fakirlikle korkutarak cimriliği ve hayasızlığı emreder; Allah ise kendisinden mağfiret ve bol nimet vadeder. Allah'ın lütfü boldur, O her şeyi bilir.
2:269
يُؤْتِىveriryu'tīٱلْحِكْمَةَHikmetil-ḥik'mataمَنkimseyemanيَشَآءُ ۚdilediğiyashāuوَمَنve kimsewamanيُؤْتَverilenyu'taٱلْحِكْمَةَHikmetl-ḥik'mataفَقَدْelbettefaqadأُوتِىَverilmiştirūtiyaخَيْرًۭاhayırkhayranكَثِيرًۭا ۗçokkathīranوَمَاbunu anlamazwamāيَذَّكَّرُremembersyadhakkaruإِلَّآbaşkasıillāأُو۟لُوا۟sahiplerindenulūٱلْأَلْبَـٰبِakıll-albābi٢٦٩
Hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse şüphesiz ona çokça hayır verilmiştir. Bundan ancak akıl sahipleri ibret alır.
2:270
وَمَآve newamāأَنفَقْتُمinfak edersenizanfaqtumمِّنnafaka olarakminنَّفَقَةٍ(your) expendituresnafaqatinأَوْveyaawنَذَرْتُم(ne) adarsanıznadhartumمِّنadak olarakminنَّذْرٍۢvow(s)nadhrinفَإِنَّşüphesizfa-innaٱللَّهَAllahl-lahaيَعْلَمُهُۥ ۗonu biliryaʿlamuhuوَمَاyokturwamāلِلظَّـٰلِمِينَzalimler içinlilẓẓālimīnaمِنْhiçbirminأَنصَارٍyardımcıanṣārin٢٧٠
Sarfettiğiniz harcı ve adadığınız adağı şüphesiz Allah bilir. Zulmedenlerin hiç yardımcıları yoktur.
2:271
إِنeğerinتُبْدُوا۟açıktan verirseniztub'dūٱلصَّدَقَـٰتِsadakalarıl-ṣadaqātiفَنِعِمَّاne güzeldirfaniʿimmāهِىَ ۖbuhiyaوَإِنeğerwa-inتُخْفُوهَاonları gizlertukh'fūhāوَتُؤْتُوهَاve verirsenizwatu'tūhāٱلْفُقَرَآءَfakirlerel-fuqarāaفَهُوَbufahuwaخَيْرٌۭdaha iyidirkhayrunلَّكُمْ ۚsizin içinlakumوَيُكَفِّرُve kapatırwayukaffiruعَنكُمsizdenʿankumمِّنbir kısmınıminسَيِّـَٔاتِكُمْ ۗgünahlarınızınsayyiātikumوَٱللَّهُAllahwal-lahuبِمَاşeylerdenbimāتَعْمَلُونَyaptıklarınıztaʿmalūnaخَبِيرٌۭhaberdardırkhabīrun٢٧١
Sadakaları açıkça verirseniz o ne güzel! Eğer onları yoksullara gizlice verirseniz sizin için daha iyidir. Allah onları kötülüklerinizden bir kısmına karşı tutar. Allah işlediklerinizden haberdardır.
2:272
۞ لَّيْسَdeğildirlaysaعَلَيْكَsenin üzerineʿalaykaهُدَىٰهُمْonları hidayet etmekhudāhumوَلَـٰكِنَّfakatwalākinnaٱللَّهَAllah'tırl-lahaيَهْدِىdoğru yola iletenyahdīمَنkimseyimanيَشَآءُ ۗdilediğiyashāuوَمَاverdiğinizwamāتُنفِقُوا۟you spendtunfiqūمِنْherminخَيْرٍۢhayırkhayrinفَلِأَنفُسِكُمْ ۚkendiniz içindirfali-anfusikumوَمَاinfak edemezsinizwamāتُنفِقُونَyou spendtunfiqūnaإِلَّاdışındaillāٱبْتِغَآءَkazanmak içinib'tighāaوَجْهِ(yüzü) rızasınıwajhiٱللَّهِ ۚAllah'ınl-lahiوَمَاve newamāتُنفِقُوا۟verseniztunfiqūمِنْhayırdanminخَيْرٍۢgoodkhayrinيُوَفَّtastamam veriliryuwaffaإِلَيْكُمْsizeilaykumوَأَنتُمْve sizwa-antumلَاaslalāتُظْلَمُونَzulmedilmezsiniztuẓ'lamūna٢٧٢
Onların doğru yola iletilmeleri sana düşmez, fakat Allah dilediğini doğru yola eriştirir. Sarfettiğiniz iyi şey kendinizedir, zaten ancak Allah'ın rızasını kazanmak için sarfedersiniz. Sarfettiğiniz iyi bir şeyin karşılığı haksızlığa uğratılmaksızın size verilir.
2:273
لِلْفُقَرَآءِ(Sadakalar) fakirler içindirlil'fuqarāiٱلَّذِينَkimseler (için)alladhīnaأُحْصِرُوا۟kapanıp kalanuḥ'ṣirūفِىyolundafīسَبِيلِ(the) waysabīliٱللَّهِAllahl-lahiلَاyokturlāيَسْتَطِيعُونَgüçleriyastaṭīʿūnaضَرْبًۭاgezmeyeḍarbanفِىyeryüzündefīٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiيَحْسَبُهُمُonları sanırlaryaḥsabuhumuٱلْجَاهِلُbilmeyenlerl-jāhiluأَغْنِيَآءَzenginaghniyāaمِنَdolayıminaٱلتَّعَفُّفِutangaçlıklarındanl-taʿafufiتَعْرِفُهُمonları tanırsıntaʿrifuhumبِسِيمَـٰهُمْsimalarındanbisīmāhumلَاistemezlerlāيَسْـَٔلُونَ(do) they askyasalūnaٱلنَّاسَinsanlardanl-nāsaإِلْحَافًۭا ۗısrarlail'ḥāfanوَمَاne varsawamāتُنفِقُوا۟yaptığınıztunfiqūمِنْhayırdan;minخَيْرٍۢgoodkhayrinفَإِنَّşüphesizfa-innaٱللَّهَAllahl-lahaبِهِۦonubihiعَلِيمٌbilirʿalīmun٢٧٣
Sadakalarınızı, kendilerini Allah yoluna adayıp yeryüzünde dolaşamayanlara, hayalarından dolayı, kendilerini tanımayanların zengin saydıkları yoksullara verin. Onları yüzlerinden tanırsın, insanlardan yüzsüzlük ederek bir şey istemezler. Sarfettiğiniz iyi bir şeyi Allah şüphesiz bilir.
2:274
ٱلَّذِينَo kimseler kialladhīnaيُنفِقُونَinfak edenleryunfiqūnaأَمْوَٰلَهُمmallarınıamwālahumبِٱلَّيْلِgecebi-al-layliوَٱلنَّهَارِve gündüzwal-nahāriسِرًّۭاgizlisirranوَعَلَانِيَةًۭve açıkwaʿalāniyatanفَلَهُمْvardırfalahumأَجْرُهُمْödülüajruhumعِندَyanındaʿindaرَبِّهِمْRablerirabbihimوَلَاyokturwalāخَوْفٌkorkukhawfunعَلَيْهِمْonlaraʿalayhimوَلَاve onlarwalāهُمْtheyhumيَحْزَنُونَüzülmeyeceklerdiryaḥzanūna٢٧٤
Gece gündüz, açık gizli, mallarını sarfedenlerin mükafatlarını Rab'leri verecektir. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
2:275
ٱلَّذِينَo kimseler kialladhīnaيَأْكُلُونَyerleryakulūnaٱلرِّبَوٰا۟Riba (faiz)l-ribaلَاkalkamazlarlāيَقُومُونَthey can standyaqūmūnaإِلَّاancakillāكَمَاgibikamāيَقُومُkalkarlaryaqūmuٱلَّذِىkimsealladhīيَتَخَبَّطُهُçarptığıyatakhabbaṭuhuٱلشَّيْطَـٰنُşeytanınl-shayṭānuمِنَdokunupminaٱلْمَسِّ ۚ(his) touchl-masiذَٰلِكَbudhālikaبِأَنَّهُمْonlarınbi-annahumقَالُوٓا۟demelerindendirqālūإِنَّمَاşüphesizinnamāٱلْبَيْعُalışveriş del-bayʿuمِثْلُgibidirmith'luٱلرِّبَوٰا۟ ۗriba (faiz)l-ribaوَأَحَلَّoysa helal kılmıştırwa-aḥallaٱللَّهُAllahl-lahuٱلْبَيْعَalış-verişil-bayʿaوَحَرَّمَve haram kılmıştırwaḥarramaٱلرِّبَوٰا۟ ۚribayıl-ribaفَمَنkimefamanجَآءَهُۥgelir dejāahuمَوْعِظَةٌۭbir öğütmawʿiẓatunمِّنRabbindenminرَّبِّهِۦHis Lordrabbihiفَٱنتَهَىٰ(ribadan) vazgeçersefa-intahāفَلَهُۥkendisinindirfalahuمَاne varsamāسَلَفَgeçmiştesalafaوَأَمْرُهُۥٓve işi dewa-amruhuإِلَىkalmıştırilāٱللَّهِ ۖAllah'al-lahiوَمَنْkimwamanعَادَtekrar (ribaya) dönerseʿādaفَأُو۟لَـٰٓئِكَonlarfa-ulāikaأَصْحَـٰبُhalkıdıraṣḥābuٱلنَّارِ ۖateşl-nāriهُمْonlarhumفِيهَاoradafīhāخَـٰلِدُونَebedi kalacaklardırkhālidūna٢٧٥
Faiz yiyenler mahşerde ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların, "Zaten alışveriş de faiz gibidir" demelerindendir. Oysa Allah alışverişi helal, faizi haram kıldı. Kime Rabb'inden bir öğüt gelir de faizcilikten geri durursa, geçmişi kendisinedir, onun işi Allah'a aittir. Kim faizciliğe dönerse, işte onlar cehennemliktir, onlar orada temelli kalacaklardır.
2:276
يَمْحَقُmahvederyamḥaquٱللَّهُAllahl-lahuٱلرِّبَوٰا۟ribayıl-ribaوَيُرْبِىve artırırwayur'bīٱلصَّدَقَـٰتِ ۗsadakalarıl-ṣadaqātiوَٱللَّهُAllahwal-lahuلَاsevmezlāيُحِبُّloveyuḥibbuكُلَّhiçbirkullaكَفَّارٍinkarcılarıkaffārinأَثِيمٍgünahkarathīmin٢٧٦
Allah faizi eksiltir, sadakaları bereketlendirir. Allah pek nankör olan hiçbir günahkarı sevmez.
2:277
إِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَامَنُوا۟iman edenāmanūوَعَمِلُوا۟ve işler yapanlarwaʿamilūٱلصَّـٰلِحَـٰتِsalih (güzel)l-ṣāliḥātiوَأَقَامُوا۟ve kılanlarwa-aqāmūٱلصَّلَوٰةَnamazıl-ṣalataوَءَاتَوُا۟ve verenlerwaātawūٱلزَّكَوٰةَzekatıl-zakataلَهُمْişte onlarınlahumأَجْرُهُمْödülleriajruhumعِندَyanındadırʿindaرَبِّهِمْRablerirabbihimوَلَاyokturwalāخَوْفٌkorkukhawfunعَلَيْهِمْonlaraʿalayhimوَلَاve onlarwalāهُمْtheyhumيَحْزَنُونَüzülmeyeceklerdiryaḥzanūna٢٧٧
İnanıp yararlı işler işleyenlerin, namaz kılıp, zekat verenlerin Rab'leri katında ecirleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
2:278
يَـٰٓأَيُّهَاeyyāayyuhāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَامَنُوا۟iman eden(ler)āmanūٱتَّقُوا۟korkunittaqūٱللَّهَAllah'tanl-lahaوَذَرُوا۟ve bırakın (almayın)wadharūمَاne varsamāبَقِىَgeri kalanbaqiyaمِنَribadanminaٱلرِّبَوٰٓا۟[the] usuryl-ribaإِنeğerinكُنتُمidiysenizkuntumمُّؤْمِنِينَinanıyormu'minīna٢٧٨
Ey İnananlar! Allah'tan sakının, inanmışsanız, faizden arta kalmış hesabdan vazgeçin.
2:279
فَإِنeğerfa-inلَّمْböyle yapmazsanızlamتَفْعَلُوا۟you dotafʿalūفَأْذَنُوا۟bilinfadhanūبِحَرْبٍۢsavaşa açıldığınıbiḥarbinمِّنَ(tarafından)minaٱللَّهِAllahl-lahiوَرَسُولِهِۦ ۖve Elçisiwarasūlihiوَإِنve eğerwa-inتُبْتُمْtevbe ederseniztub'tumفَلَكُمْsizindirfalakumرُءُوسُanaruūsuأَمْوَٰلِكُمْmalınızamwālikumلَاne haksızlık edersinizlāتَظْلِمُونَwrongtaẓlimūnaوَلَاne de haksızlığa uğratılırsınızwalāتُظْلَمُونَyou will be wrongedtuẓ'lamūna٢٧٩
Böyle yapmazsanız, bunun Allah'a ve Peygamberine karşı açılmış bir savaş olduğunu bilin. Eğer tevbe ederseniz sermayeniz sizindir. Böylece haksızlık etmemiş ve haksızlığa uğramamış olursunuz.
2:280
وَإِنeğer (borçlu)wa-inكَانَisekānaذُو(içinde)dhūعُسْرَةٍۢdarlıkʿus'ratinفَنَظِرَةٌbeklemek (lazımdır)fanaẓiratunإِلَىٰkadarilāمَيْسَرَةٍۢ ۚbir kolaylığamaysaratinوَأَنve eğerwa-anتَصَدَّقُوا۟sadaka olarak bağışlarsanıztaṣaddaqūخَيْرٌۭdaha hayırlıdırkhayrunلَّكُمْ ۖsizin içinlakumإِنeğerinكُنتُمْbilirsenizkuntumتَعْلَمُونَknowtaʿlamūna٢٨٠
Borçlu darda ise, eli genişleyinceye kadar ona mühlet verin. Bilmiş olsanız borcu bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır.
2:281
وَٱتَّقُوا۟sakınınwa-ittaqūيَوْمًۭاşu gündenyawmanتُرْجَعُونَdöndürüleceğiniztur'jaʿūnaفِيهِondafīhiإِلَىAllah'ailāٱللَّهِ ۖAllahl-lahiثُمَّsonrathummaتُوَفَّىٰtastamam verilecektirtuwaffāكُلُّherkulluنَفْسٍۢkişiyenafsinمَّاnemāكَسَبَتْkazandıysakasabatوَهُمْve onlarawahumلَاhaksızlık edilmeyecektirlāيُظْلَمُونَwill be wrongedyuẓ'lamūna٢٨١
Allah'a döneceğiniz ve sonra haksızlığa uğramadan herkesin kazancının kendisine eksiksiz verileceği günden korkunuz.
2:282
يَـٰٓأَيُّهَاeyyāayyuhāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَامَنُوٓا۟iman eden(ler)āmanūإِذَاzamanidhāتَدَايَنتُمbirbirinize verdiğiniztadāyantumبِدَيْنٍborçbidayninإِلَىٰٓkadarilāأَجَلٍۢsüreyeajalinمُّسَمًّۭىbelirli birmusammanفَٱكْتُبُوهُ ۚonu yazınfa-uk'tubūhuوَلْيَكْتُبve yazsınwalyaktubبَّيْنَكُمْaranızdabaynakumكَاتِبٌۢbir yazıcıkātibunبِٱلْعَدْلِ ۚadaletlebil-ʿadliوَلَاkaçınmasın (yazsın)walāيَأْبَ(should) refuseyabaكَاتِبٌyazıcıkātibunأَنyazmaktananيَكْتُبَhe writesyaktubaكَمَاşekildekamāعَلَّمَهُkendisine öğrettiğiʿallamahuٱللَّهُ ۚAllah'ınl-lahuفَلْيَكْتُبْyazdırsınfalyaktubوَلْيُمْلِلِyazdırsınwalyum'liliٱلَّذِىkimsealladhīعَلَيْهِüzerindeʿalayhiٱلْحَقُّhak olan (borçlu)l-ḥaquوَلْيَتَّقِkorksunwalyattaqiٱللَّهَAllah'tanl-lahaرَبَّهُۥRabbi olanrabbahuوَلَاeksik etmesinwalāيَبْخَسْdiminishyabkhasمِنْهُondan (borcundan)min'huشَيْـًۭٔا ۚhiçbir şeyishayanفَإِنeğerfa-inكَانَisekānaٱلَّذِىkimsealladhīعَلَيْهِborçlu olanʿalayhiٱلْحَقُّ(is) the rightl-ḥaquسَفِيهًاaklı ermezsafīhanأَوْyahutawضَعِيفًاzayıfḍaʿīfanأَوْya daawلَاgüç yetiremiyeceklāيَسْتَطِيعُcapableyastaṭīʿuأَنkendisi yazdırmayaanيُمِلَّ(can) dictateyumillaهُوَohuwaفَلْيُمْلِلْyazdırsınfalyum'lilوَلِيُّهُۥonun velisiwaliyyuhuبِٱلْعَدْلِ ۚadaletlebil-ʿadliوَٱسْتَشْهِدُوا۟şahid tutunwa-is'tashhidūشَهِيدَيْنِiki şahidishahīdayniمِنerkeklerinizdenminرِّجَالِكُمْ ۖyour menrijālikumفَإِنeğerfa-inلَّمْyoksalamيَكُونَاthere areyakūnāرَجُلَيْنِiki erkekrajulayniفَرَجُلٌۭ(o zaman) bir erkekfarajulunوَٱمْرَأَتَانِiki kadınwa-im'ra-atāniمِمَّنkimsemimmanتَرْضَوْنَrazı olduğunuztarḍawnaمِنَşahidlerdenminaٱلشُّهَدَآءِ[the] witnessesl-shuhadāiأَنta kianتَضِلَّşaşırırsataḍillaإِحْدَىٰهُمَاkadınlardan biriiḥ'dāhumāفَتُذَكِّرَhatırlatması içinfatudhakkiraإِحْدَىٰهُمَاbiriiḥ'dāhumāٱلْأُخْرَىٰ ۚdiğerinel-ukh'rāوَلَاkaçınmasınlarwalāيَأْبَ(should) refuseyabaٱلشُّهَدَآءُşahidlerl-shuhadāuإِذَاzamanidhāمَاbir şeyemāدُعُوا۟ ۚçağrıldıklarıduʿūوَلَاüşenmeyinwalāتَسْـَٔمُوٓا۟(be) wearytasamūأَنyazmaktananتَكْتُبُوهُyou write it taktubūhuصَغِيرًاaz olsunṣaghīranأَوْveyaawكَبِيرًاçok olsunkabīranإِلَىٰٓkadarilāأَجَلِهِۦ ۚonu süresineajalihiذَٰلِكُمْbudhālikumأَقْسَطُdaha adaletliaqsaṭuعِندَkatındaʿindaٱللَّهِAllahl-lahiوَأَقْوَمُve daha sağlamwa-aqwamuلِلشَّهَـٰدَةِşahidlik içinlilshahādatiوَأَدْنَىٰٓve daha elverişlidirwa-adnāأَلَّاkuşkulanmamanız içinallāتَرْتَابُوٓا۟ ۖyou (have) doubttartābūإِلَّآancakillāأَنolursaanتَكُونَbetakūnaتِجَـٰرَةًticarettijāratanحَاضِرَةًۭpeşinḥāḍiratanتُدِيرُونَهَاhemen alıp vereceğiniztudīrūnahāبَيْنَكُمْaranızdabaynakumفَلَيْسَyokturfalaysaعَلَيْكُمْüzerinizeʿalaykumجُنَاحٌbir günahjunāḥunأَلَّاötürüallāتَكْتُبُوهَا ۗonu yazmamanızdantaktubūhāوَأَشْهِدُوٓا۟ve şahid tutunwa-ashhidūإِذَاzaman daidhāتَبَايَعْتُمْ ۚalışveriş yaptığınıztabāyaʿtumوَلَاasla zarar verilmesinwalāيُضَآرَّ(should) be harmedyuḍārraكَاتِبٌۭyazana dakātibunوَلَاvewalāشَهِيدٌۭ ۚşahide deshahīdunوَإِنeğerwa-inتَفْعَلُوا۟(bir zarar) yaparsanıztafʿalūفَإِنَّهُۥşüphesizfa-innahuفُسُوقٌۢkötülük olurfusūqunبِكُمْ ۗkendinizebikumوَٱتَّقُوا۟korkunwa-ittaqūٱللَّهَ ۖAllah'tanl-lahaوَيُعَلِّمُكُمُve size öğretiyorwayuʿallimukumuٱللَّهُ ۗAllahl-lahuوَٱللَّهُAllahwal-lahuبِكُلِّherbikulliشَىْءٍşeyishayinعَلِيمٌۭbilirʿalīmun٢٨٢
Ey İnananlar! Birbirinize belirli bir süre için borçlandığınız zaman onu yazınız. İçinizden bir katip doğru olarak yazsın; katip onu Allah'ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan çekinmesin, yazsın. Borçlu olan da yazdırsın, Rabbi olan Allah'tan sakınsın, ondan bir şey eksiltmesin. Eğer borçlu, aptal veya aciz, ya da yazdıramıyacak durumda ise, velisi, doğru olarak yazdırsın. Erkeklerinizden iki şahid tutun; eğer iki erkek bulunmazsa, şahidlerden razı olacağınız bir erkek, biri unuttuğunda diğeri ona hatırlatacak iki kadın olabilir. Şahidler çağırıldıklarında çekinmesinler. Borç büyük veya küçük olsun, onu süresiyle beraber yazmaya üşenmeyin; bu, Allah katında en doğru, şahidlik için en sağlam ve şüphelenmenizden en uzak olandır. Ancak aranızdaki alışveriş peşin olursa, onu yazmamanızda size bir sorumluluk yoktur. Alışveriş yaptığınızda şahid tutun. Katibe de şahide de zarar verilmesin; eğer zarar verirseniz, o zaman doğru yoldan çıkmış olursunuz. Allah'tan sakının, Allah size öğretiyor; Allah her şeyi bilir.
2:283
۞ وَإِنve eğerwa-inكُنتُمْolur dakuntumعَلَىٰseferdeʿalāسَفَرٍۢa journeysafarinوَلَمْbulamazsanızwalamتَجِدُوا۟you findtajidūكَاتِبًۭاyazacak birinikātibanفَرِهَـٰنٌۭrehinler (yeter)farihānunمَّقْبُوضَةٌۭ ۖalınanmaqbūḍatunفَإِنْeğerfa-inأَمِنَgüvenirsenizaminaبَعْضُكُمbirinizbaʿḍukumبَعْضًۭاdiğerinizebaʿḍanفَلْيُؤَدِّödesinfalyu-addiٱلَّذِىkimsealladhīٱؤْتُمِنَkendisine güvenilenu'tuminaأَمَـٰنَتَهُۥemanetiniamānatahuوَلْيَتَّقِve korksunwalyattaqiٱللَّهَAllah'tanl-lahaرَبَّهُۥ ۗRabbi olanrabbahuوَلَاgizlemeyinwalāتَكْتُمُوا۟concealtaktumūٱلشَّهَـٰدَةَ ۚşahidliğil-shahādataوَمَنve kimsewamanيَكْتُمْهَاonu gizleyenyaktum'hāفَإِنَّهُۥٓşüphesiz ofa-innahuءَاثِمٌۭgünahkardırāthimunقَلْبُهُۥ ۗonun kalbiqalbuhuوَٱللَّهُAllahwal-lahuبِمَاşeyleribimāتَعْمَلُونَyaptıklarınıztaʿmalūnaعَلِيمٌۭbilirʿalīmun٢٨٣
Eğer yolculukta olup katip bulamazsanız alınan rehin yeter. Şayet birbirinize güvenirseniz, güvenilen kimse borcunu ödesin. Rabbi olan Allah'tan sakınsın. Şahidliği gizlemeyin, onu kim gizlerse şüphesiz kalbi günah işlemiş olur. Allah işlediklerinizi bilir.
2:284
لِّلَّهِAllah'ındırlillahiمَاnemāفِىvarsafīٱلسَّمَـٰوَٰتِgöklerdel-samāwātiوَمَاve newamāفِىvarsafīٱلْأَرْضِ ۗyerdel-arḍiوَإِنve eğerwa-inتُبْدُوا۟açıklasanız datub'dūمَاşeyimāفِىٓiçlerinizdekifīأَنفُسِكُمْyourselvesanfusikumأَوْveyaawتُخْفُوهُgizleseniz detukh'fūhuيُحَاسِبْكُمsizi hesaba çekeryuḥāsib'kumبِهِonunlabihiٱللَّهُ ۖAllahl-lahuفَيَغْفِرُbağışlarfayaghfiruلِمَنkimseyilimanيَشَآءُdilediğiyashāuوَيُعَذِّبُazabederwayuʿadhibuمَنkimseyimanيَشَآءُ ۗdilediğiyashāuوَٱللَّهُAllahwal-lahuعَلَىٰherʿalāكُلِّeverykulliشَىْءٍۢşeyeshayinقَدِيرٌkadirdirqadīrun٢٨٤
Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. İçinizdekini açıklasanız da gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çeker ve dilediğini bağışlar, dilediğine azabeder. Allah her şeye Kadir'dir.
2:285
ءَامَنَinandıāmanaٱلرَّسُولُResull-rasūluبِمَآşeyebimāأُنزِلَindirilenunzilaإِلَيْهِkendisineilayhiمِنRabbindenminرَّبِّهِۦhis Lordrabbihiوَٱلْمُؤْمِنُونَ ۚve mü'minler (de)wal-mu'minūnaكُلٌّhepsikullunءَامَنَinandıāmanaبِٱللَّهِAllah'abil-lahiوَمَلَـٰٓئِكَتِهِۦve meleklerinewamalāikatihiوَكُتُبِهِۦve Kitaplarınawakutubihiوَرُسُلِهِۦve peygamberlerinewarusulihiلَاayırdetmeyiz (dediler)lāنُفَرِّقُwe make distinctionnufarriquبَيْنَarasınıbaynaأَحَدٍۢhiçbiriniaḥadinمِّنO'nun elçilerindenminرُّسُلِهِۦ ۚHis messengersrusulihiوَقَالُوا۟ve dediler kiwaqālūسَمِعْنَاİşittiksamiʿ'nāوَأَطَعْنَا ۖve ita'at ettikwa-aṭaʿnāغُفْرَانَكَbağışlamanı dilerizghuf'rānakaرَبَّنَاRabbimizrabbanāوَإِلَيْكَsanadırwa-ilaykaٱلْمَصِيرُdönüş(ümüz)l-maṣīru٢٨٥
Peygamber ve inananlar, ona Rabb'inden indirilene inandı. Hepsi Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inandı. "Peygamberleri arasından hiçbirini ayırdetmeyiz, işittik, itaat ettik, Rabbimiz! Affını dileriz, dönüş Sanadır" dediler.
2:286
لَاteklif etmezlāيُكَلِّفُburdenyukallifuٱللَّهُAllahl-lahuنَفْسًاkimseyenafsanإِلَّاbaşkasınıillāوُسْعَهَا ۚgücünün yettiğindenwus'ʿahāلَهَا(herkesin) kendinelahāمَاşeymāكَسَبَتْkazandığıkasabatوَعَلَيْهَاve aleyhinedirwaʿalayhāمَاşey (kötülük)māٱكْتَسَبَتْ ۗişlediğiik'tasabatرَبَّنَاRabbimizrabbanāلَاbizi sorumlu tutmalāتُؤَاخِذْنَآtake us to tasktuākhidh'nāإِنeğerinنَّسِينَآunutursaknasīnāأَوْya daawأَخْطَأْنَا ۚyanılırsakakhṭanāرَبَّنَاRabbimizrabbanāوَلَاyük yüklemewalāتَحْمِلْlaytaḥmilعَلَيْنَآbizeʿalaynāإِصْرًۭاağıriṣ'ranكَمَاgibikamāحَمَلْتَهُۥyüklediğinḥamaltahuعَلَىüzerineʿalāٱلَّذِينَbizden öncekilerinalladhīnaمِن(were) fromminقَبْلِنَا ۚbefore usqablināرَبَّنَاRabbimizrabbanāوَلَاbize yüklemewalāتُحَمِّلْنَاlay on ustuḥammil'nāمَاşeylerimāلَاgücümüzün yetmediğimizlāطَاقَةَ(the) strengthṭāqataلَنَاbizimlanāبِهِۦ ۖonabihiوَٱعْفُve affetwa-uʿ'fuعَنَّاbiziʿannāوَٱغْفِرْbağışlawa-igh'firلَنَاbizilanāوَٱرْحَمْنَآ ۚbize merhamet etwa-ir'ḥamnāأَنتَsenantaمَوْلَىٰنَاbizim sahibimizsinmawlānāفَٱنصُرْنَاbize yardım eylefa-unṣur'nāعَلَىkarşıʿalāٱلْقَوْمِtoplumunal-qawmiٱلْكَـٰفِرِينَkafirlerl-kāfirīna٢٨٦
Allah kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükler; kazandığı iyilik lehine, ettiği kötülük de aleyhinedir. Rabbimiz! Eğer unutacak veya yanılacak olursak bizi sorumlu tutma. Rabbimiz bizden öncekilere yüklediğin gibi, bize de ağır yük yükleme. Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmeyeceği şeyi taşıtma, bizi affet, bizi bağışla, bize acı. Sen Mevlamızsın, kafirlere karşı bize yardım et.
—
—
—
—
Loading…