48
Fetih
الفتح
Besmele
بِسْمِ
adıyla
bis'mi
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
48:1
إِنَّا
elbette biz
innā
elbette biz فَتَحْنَا açtık (fetih verdik) fataḥnā
açtık (fetih verdik) لَكَ sana laka
sana فَتْحًۭا bir fetih fatḥan
bir fetih مُّبِينًۭا apaçık mubīnan
apaçık ١ (1)
(1)
elbette biz فَتَحْنَا açtık (fetih verdik) fataḥnā
açtık (fetih verdik) لَكَ sana laka
sana فَتْحًۭا bir fetih fatḥan
bir fetih مُّبِينًۭا apaçık mubīnan
apaçık ١ (1)
(1)
Doğrusu Biz sana apaçık bir zafer sağlamışızdır.
48:2
لِّيَغْفِرَ
ki bağışlasın (diye)
liyaghfira
ki bağışlasın (diye) لَكَ senin laka
senin ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah مَا ne varsa mā
ne varsa تَقَدَّمَ geçmiş taqaddama
geçmiş مِن günahlarından min
günahlarından ذَنۢبِكَ your sins dhanbika
your sins وَمَا ve ne varsa wamā
ve ne varsa تَأَخَّرَ gelecek (günahlarından) ta-akhara
gelecek (günahlarından) وَيُتِمَّ ve tamamlasın (diye) wayutimma
ve tamamlasın (diye) نِعْمَتَهُۥ ni'metini niʿ'matahu
ni'metini عَلَيْكَ sana olan ʿalayka
sana olan وَيَهْدِيَكَ ve seni iletsin (diye) wayahdiyaka
ve seni iletsin (diye) صِرَٰطًۭا bir yola ṣirāṭan
bir yola مُّسْتَقِيمًۭا doğru mus'taqīman
doğru ٢ (2)
(2)
ki bağışlasın (diye) لَكَ senin laka
senin ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah مَا ne varsa mā
ne varsa تَقَدَّمَ geçmiş taqaddama
geçmiş مِن günahlarından min
günahlarından ذَنۢبِكَ your sins dhanbika
your sins وَمَا ve ne varsa wamā
ve ne varsa تَأَخَّرَ gelecek (günahlarından) ta-akhara
gelecek (günahlarından) وَيُتِمَّ ve tamamlasın (diye) wayutimma
ve tamamlasın (diye) نِعْمَتَهُۥ ni'metini niʿ'matahu
ni'metini عَلَيْكَ sana olan ʿalayka
sana olan وَيَهْدِيَكَ ve seni iletsin (diye) wayahdiyaka
ve seni iletsin (diye) صِرَٰطًۭا bir yola ṣirāṭan
bir yola مُّسْتَقِيمًۭا doğru mus'taqīman
doğru ٢ (2)
(2)
Allah böylece, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlar, sana olan nimetini tamamlar, seni doğru yola eriştirir.
48:3
وَيَنصُرَكَ
ve sana yardım etsin (diye)
wayanṣuraka
ve sana yardım etsin (diye) ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah نَصْرًا bir yardımla (zaferle) naṣran
bir yardımla (zaferle) عَزِيزًا şanlı ʿazīzan
şanlı ٣ (3)
(3)
ve sana yardım etsin (diye) ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah نَصْرًا bir yardımla (zaferle) naṣran
bir yardımla (zaferle) عَزِيزًا şanlı ʿazīzan
şanlı ٣ (3)
(3)
Böylece sana, kimsenin güç yetiremeyeceği bir şekilde yardım eder.
48:4
هُوَ
O
huwa
O ٱلَّذِىٓ ki alladhī
ki أَنزَلَ indirendir anzala
indirendir ٱلسَّكِينَةَ huzur l-sakīnata
huzur فِى kalblerine fī
kalblerine قُلُوبِ (the) hearts qulūbi
(the) hearts ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlerin l-mu'minīna
mü'minlerin لِيَزْدَادُوٓا۟ artırmak için liyazdādū
artırmak için إِيمَـٰنًۭا imanlarını īmānan
imanlarını مَّعَ beraber maʿa
beraber إِيمَـٰنِهِمْ ۗ imanlarıyla īmānihim
imanlarıyla وَلِلَّهِ Allah'ındır walillahi
Allah'ındır جُنُودُ askerleri junūdu
askerleri ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yerin wal-arḍi
ve yerin وَكَانَ ve wakāna
ve ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَلِيمًا bilendir ʿalīman
bilendir حَكِيمًۭا hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīman
hüküm ve hikmet sahibidir ٤ (4)
(4)
O ٱلَّذِىٓ ki alladhī
ki أَنزَلَ indirendir anzala
indirendir ٱلسَّكِينَةَ huzur l-sakīnata
huzur فِى kalblerine fī
kalblerine قُلُوبِ (the) hearts qulūbi
(the) hearts ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlerin l-mu'minīna
mü'minlerin لِيَزْدَادُوٓا۟ artırmak için liyazdādū
artırmak için إِيمَـٰنًۭا imanlarını īmānan
imanlarını مَّعَ beraber maʿa
beraber إِيمَـٰنِهِمْ ۗ imanlarıyla īmānihim
imanlarıyla وَلِلَّهِ Allah'ındır walillahi
Allah'ındır جُنُودُ askerleri junūdu
askerleri ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yerin wal-arḍi
ve yerin وَكَانَ ve wakāna
ve ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَلِيمًا bilendir ʿalīman
bilendir حَكِيمًۭا hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīman
hüküm ve hikmet sahibidir ٤ (4)
(4)
İnananların, imanlarını kat kat artırmaları için, kalblerine güven indiren O'dur. Göklerdeki ve yerdeki ordular Allah'ındır. Allah bilendir, Hakim olandır.
48:5
لِّيُدْخِلَ
soksun diye
liyud'khila
soksun diye ٱلْمُؤْمِنِينَ inanan erkekleri l-mu'minīna
inanan erkekleri وَٱلْمُؤْمِنَـٰتِ ve inanan kadınları wal-mu'mināti
ve inanan kadınları جَنَّـٰتٍۢ cennetlere jannātin
cennetlere تَجْرِى akan tajrī
akan مِن altlarından min
altlarından تَحْتِهَا underneath them taḥtihā
underneath them ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar خَـٰلِدِينَ ebedi kalacakları khālidīna
ebedi kalacakları فِيهَا içinde fīhā
içinde وَيُكَفِّرَ ve örtsün diye wayukaffira
ve örtsün diye عَنْهُمْ onların ʿanhum
onların سَيِّـَٔاتِهِمْ ۚ kötülüklerini sayyiātihim
kötülüklerini وَكَانَ ve (gerçekten) wakāna
ve (gerçekten) ذَٰلِكَ bu dhālika
bu عِندَ katında ʿinda
katında ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah فَوْزًا bir başarıdır fawzan
bir başarıdır عَظِيمًۭا büyük ʿaẓīman
büyük ٥ (5)
(5)
soksun diye ٱلْمُؤْمِنِينَ inanan erkekleri l-mu'minīna
inanan erkekleri وَٱلْمُؤْمِنَـٰتِ ve inanan kadınları wal-mu'mināti
ve inanan kadınları جَنَّـٰتٍۢ cennetlere jannātin
cennetlere تَجْرِى akan tajrī
akan مِن altlarından min
altlarından تَحْتِهَا underneath them taḥtihā
underneath them ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar خَـٰلِدِينَ ebedi kalacakları khālidīna
ebedi kalacakları فِيهَا içinde fīhā
içinde وَيُكَفِّرَ ve örtsün diye wayukaffira
ve örtsün diye عَنْهُمْ onların ʿanhum
onların سَيِّـَٔاتِهِمْ ۚ kötülüklerini sayyiātihim
kötülüklerini وَكَانَ ve (gerçekten) wakāna
ve (gerçekten) ذَٰلِكَ bu dhālika
bu عِندَ katında ʿinda
katında ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah فَوْزًا bir başarıdır fawzan
bir başarıdır عَظِيمًۭا büyük ʿaẓīman
büyük ٥ (5)
(5)
İnanan erkek ve kadınları, içinde temelli kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar, onların kötülüklerini örter. Allah katında büyük kurtuluş işte budur.
48:6
وَيُعَذِّبَ
ve azabetsin diye
wayuʿadhiba
ve azabetsin diye ٱلْمُنَـٰفِقِينَ münafık erkeklere l-munāfiqīna
münafık erkeklere وَٱلْمُنَـٰفِقَـٰتِ ve münafık kadınlara wal-munāfiqāti
ve münafık kadınlara وَٱلْمُشْرِكِينَ ve ortak koşan erkeklere wal-mush'rikīna
ve ortak koşan erkeklere وَٱلْمُشْرِكَـٰتِ ve ortak koşan kadınlara wal-mush'rikāti
ve ortak koşan kadınlara ٱلظَّآنِّينَ zanda bulunan l-ẓānīna
zanda bulunan بِٱللَّهِ Allah hakkında bil-lahi
Allah hakkında ظَنَّ zan ile ẓanna
zan ile ٱلسَّوْءِ ۚ kötü l-sawi
kötü عَلَيْهِمْ başlarına gelsin! ʿalayhim
başlarına gelsin! دَآئِرَةُ çemberi (olaylar) dāiratu
çemberi (olaylar) ٱلسَّوْءِ ۖ kötülük l-sawi
kötülük وَغَضِبَ gazab etmiştir waghaḍiba
gazab etmiştir ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara وَلَعَنَهُمْ ve onları la'netlemiştir walaʿanahum
ve onları la'netlemiştir وَأَعَدَّ ve hazırlamıştır wa-aʿadda
ve hazırlamıştır لَهُمْ onlara lahum
onlara جَهَنَّمَ ۖ cehennemi jahannama
cehennemi وَسَآءَتْ ve orası ne kötü wasāat
ve orası ne kötü مَصِيرًۭا bir varılacak yerdir maṣīran
bir varılacak yerdir ٦ (6)
(6)
ve azabetsin diye ٱلْمُنَـٰفِقِينَ münafık erkeklere l-munāfiqīna
münafık erkeklere وَٱلْمُنَـٰفِقَـٰتِ ve münafık kadınlara wal-munāfiqāti
ve münafık kadınlara وَٱلْمُشْرِكِينَ ve ortak koşan erkeklere wal-mush'rikīna
ve ortak koşan erkeklere وَٱلْمُشْرِكَـٰتِ ve ortak koşan kadınlara wal-mush'rikāti
ve ortak koşan kadınlara ٱلظَّآنِّينَ zanda bulunan l-ẓānīna
zanda bulunan بِٱللَّهِ Allah hakkında bil-lahi
Allah hakkında ظَنَّ zan ile ẓanna
zan ile ٱلسَّوْءِ ۚ kötü l-sawi
kötü عَلَيْهِمْ başlarına gelsin! ʿalayhim
başlarına gelsin! دَآئِرَةُ çemberi (olaylar) dāiratu
çemberi (olaylar) ٱلسَّوْءِ ۖ kötülük l-sawi
kötülük وَغَضِبَ gazab etmiştir waghaḍiba
gazab etmiştir ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara وَلَعَنَهُمْ ve onları la'netlemiştir walaʿanahum
ve onları la'netlemiştir وَأَعَدَّ ve hazırlamıştır wa-aʿadda
ve hazırlamıştır لَهُمْ onlara lahum
onlara جَهَنَّمَ ۖ cehennemi jahannama
cehennemi وَسَآءَتْ ve orası ne kötü wasāat
ve orası ne kötü مَصِيرًۭا bir varılacak yerdir maṣīran
bir varılacak yerdir ٦ (6)
(6)
İnananlara yardım etmez diye Allah'a kötü sanıda bulunan ikiyüzlü erkek ve kadınlara, puta tapan erek ve kadınlara Allah azabetsin; kötü sanıları kendi baslarına gelsin! Allah onlara gazabetmiş, onları lanetlemiş ve cehennemi kendilerine hazırlamıştır. Ne kötü dönüş yeridir!
48:7
وَلِلَّهِ
Allah'ındır
walillahi
Allah'ındır جُنُودُ askerleri junūdu
askerleri ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yerin wal-arḍi
ve yerin وَكَانَ ve wakāna
ve ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَزِيزًا azizdir ʿazīzan
azizdir حَكِيمًا hakimdir ḥakīman
hakimdir ٧ (7)
(7)
Allah'ındır جُنُودُ askerleri junūdu
askerleri ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yerin wal-arḍi
ve yerin وَكَانَ ve wakāna
ve ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَزِيزًا azizdir ʿazīzan
azizdir حَكِيمًا hakimdir ḥakīman
hakimdir ٧ (7)
(7)
Göklerdeki ve yerdeki ordular Allah'ındır. Allah güçlü olandır. Hakim olandır.
48:8
إِنَّآ
elbette biz
innā
elbette biz أَرْسَلْنَـٰكَ seni gönderdik arsalnāka
seni gönderdik شَـٰهِدًۭا şahid shāhidan
şahid وَمُبَشِّرًۭا ve müjdeleyici wamubashiran
ve müjdeleyici وَنَذِيرًۭا ve uyarıcı wanadhīran
ve uyarıcı ٨ (8)
(8)
elbette biz أَرْسَلْنَـٰكَ seni gönderdik arsalnāka
seni gönderdik شَـٰهِدًۭا şahid shāhidan
şahid وَمُبَشِّرًۭا ve müjdeleyici wamubashiran
ve müjdeleyici وَنَذِيرًۭا ve uyarıcı wanadhīran
ve uyarıcı ٨ (8)
(8)
Doğrusu seni şahit, müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Ey insanlar, siz de Allah'a ve Peygamberine inanasınız, ona yardım edesiniz, O'na saygı gösteresiniz ve O'nu sabah akşam tesbih edesiniz.
48:9
لِّتُؤْمِنُوا۟
ki inanasınız
litu'minū
ki inanasınız بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a وَرَسُولِهِۦ ve Resulüne warasūlihi
ve Resulüne وَتُعَزِّرُوهُ O'nu destekleyesiniz watuʿazzirūhu
O'nu destekleyesiniz وَتُوَقِّرُوهُ Ona saygı gösteresiniz watuwaqqirūhu
Ona saygı gösteresiniz وَتُسَبِّحُوهُ ve O'nu tesbih edesiniz watusabbiḥūhu
ve O'nu tesbih edesiniz بُكْرَةًۭ sabah buk'ratan
sabah وَأَصِيلًا ve akşam wa-aṣīlan
ve akşam ٩ (9)
(9)
ki inanasınız بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a وَرَسُولِهِۦ ve Resulüne warasūlihi
ve Resulüne وَتُعَزِّرُوهُ O'nu destekleyesiniz watuʿazzirūhu
O'nu destekleyesiniz وَتُوَقِّرُوهُ Ona saygı gösteresiniz watuwaqqirūhu
Ona saygı gösteresiniz وَتُسَبِّحُوهُ ve O'nu tesbih edesiniz watusabbiḥūhu
ve O'nu tesbih edesiniz بُكْرَةًۭ sabah buk'ratan
sabah وَأَصِيلًا ve akşam wa-aṣīlan
ve akşam ٩ (9)
(9)
Doğrusu seni şahit, müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Ey insanlar, siz de Allah'a ve Peygamberine inanasınız, ona yardım edesiniz, O'na saygı gösteresiniz ve O'nu sabah akşam tesbih edesiniz.
48:10
إِنَّ
şüphesiz
inna
şüphesiz ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler يُبَايِعُونَكَ sana bi'at eden(ler) yubāyiʿūnaka
sana bi'at eden(ler) إِنَّمَا gerçekte innamā
gerçekte يُبَايِعُونَ bi'at etmektedirler yubāyiʿūna
bi'at etmektedirler ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a يَدُ eli yadu
eli ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın فَوْقَ üzerindedir fawqa
üzerindedir أَيْدِيهِمْ ۚ onların ellerinin aydīhim
onların ellerinin فَمَن o halde kim faman
o halde kim نَّكَثَ ahdini bozarsa nakatha
ahdini bozarsa فَإِنَّمَا şüphesiz fa-innamā
şüphesiz يَنكُثُ bozmuş olur yankuthu
bozmuş olur عَلَىٰ aleyhine ʿalā
aleyhine نَفْسِهِۦ ۖ kendi nafsihi
kendi وَمَنْ ve kim waman
ve kim أَوْفَىٰ tutarsa awfā
tutarsa بِمَا verdiği sözü bimā
verdiği sözü عَـٰهَدَ he has covenanted ʿāhada
he has covenanted عَلَيْهُ O'na ʿalayhu
O'na ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah فَسَيُؤْتِيهِ ona verecektir fasayu'tīhi
ona verecektir أَجْرًا bir mükafat ajran
bir mükafat عَظِيمًۭا büyük ʿaẓīman
büyük ١٠ (10)
(10)
şüphesiz ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler يُبَايِعُونَكَ sana bi'at eden(ler) yubāyiʿūnaka
sana bi'at eden(ler) إِنَّمَا gerçekte innamā
gerçekte يُبَايِعُونَ bi'at etmektedirler yubāyiʿūna
bi'at etmektedirler ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a يَدُ eli yadu
eli ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın فَوْقَ üzerindedir fawqa
üzerindedir أَيْدِيهِمْ ۚ onların ellerinin aydīhim
onların ellerinin فَمَن o halde kim faman
o halde kim نَّكَثَ ahdini bozarsa nakatha
ahdini bozarsa فَإِنَّمَا şüphesiz fa-innamā
şüphesiz يَنكُثُ bozmuş olur yankuthu
bozmuş olur عَلَىٰ aleyhine ʿalā
aleyhine نَفْسِهِۦ ۖ kendi nafsihi
kendi وَمَنْ ve kim waman
ve kim أَوْفَىٰ tutarsa awfā
tutarsa بِمَا verdiği sözü bimā
verdiği sözü عَـٰهَدَ he has covenanted ʿāhada
he has covenanted عَلَيْهُ O'na ʿalayhu
O'na ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah فَسَيُؤْتِيهِ ona verecektir fasayu'tīhi
ona verecektir أَجْرًا bir mükafat ajran
bir mükafat عَظِيمًۭا büyük ʿaẓīman
büyük ١٠ (10)
(10)
Şüphesiz sana baş eğerek ellerini verenler (biat edenler), Allah'a baş eğip el vermiş sayılırlar. Allah'ın eli onların ellerinin üstündedir. Verdiği bu sözden dönen, ancak kendi aleyhine dönmüş olur. Allah'a verdiği sözü yerine getirene, Allah büyük ecir verecektir.
48:11
سَيَقُولُ
diyecekler ki
sayaqūlu
diyecekler ki لَكَ sana laka
sana ٱلْمُخَلَّفُونَ geri bırakılanlar l-mukhalafūna
geri bırakılanlar مِنَ Araplardan mina
Araplardan ٱلْأَعْرَابِ the Bedouins l-aʿrābi
the Bedouins شَغَلَتْنَآ bizi alıkoydu shaghalatnā
bizi alıkoydu أَمْوَٰلُنَا mallarımız amwālunā
mallarımız وَأَهْلُونَا ve çocuklarımız wa-ahlūnā
ve çocuklarımız فَٱسْتَغْفِرْ mağfiret dile fa-is'taghfir
mağfiret dile لَنَا ۚ bizim için lanā
bizim için يَقُولُونَ onlar söylüyorlar yaqūlūna
onlar söylüyorlar بِأَلْسِنَتِهِم dilleriyle bi-alsinatihim
dilleriyle مَّا bir şeyi mā
bir şeyi لَيْسَ olmayan laysa
olmayan فِى kalblerinde fī
kalblerinde قُلُوبِهِمْ ۚ their hearts qulūbihim
their hearts قُلْ de ki qul
de ki فَمَن kim? faman
kim? يَمْلِكُ engel olabilir yamliku
engel olabilir لَكُم sizin için lakum
sizin için مِّنَ karşı mina
karşı ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a شَيْـًٔا herhangi bir şeyle shayan
herhangi bir şeyle إِنْ eğer in
eğer أَرَادَ istese arāda
istese بِكُمْ size bikum
size ضَرًّا bir zarar vermek ḍarran
bir zarar vermek أَوْ yahut aw
yahut أَرَادَ istese arāda
istese بِكُمْ size bikum
size نَفْعًۢا ۚ bir yarar vermek nafʿan
bir yarar vermek بَلْ hayır bal
hayır كَانَ Allah kāna
Allah ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah بِمَا olduklarınızı bimā
olduklarınızı تَعْمَلُونَ yapıyor(lar) taʿmalūna
yapıyor(lar) خَبِيرًۢا haber almaktadır khabīran
haber almaktadır ١١ (11)
(11)
diyecekler ki لَكَ sana laka
sana ٱلْمُخَلَّفُونَ geri bırakılanlar l-mukhalafūna
geri bırakılanlar مِنَ Araplardan mina
Araplardan ٱلْأَعْرَابِ the Bedouins l-aʿrābi
the Bedouins شَغَلَتْنَآ bizi alıkoydu shaghalatnā
bizi alıkoydu أَمْوَٰلُنَا mallarımız amwālunā
mallarımız وَأَهْلُونَا ve çocuklarımız wa-ahlūnā
ve çocuklarımız فَٱسْتَغْفِرْ mağfiret dile fa-is'taghfir
mağfiret dile لَنَا ۚ bizim için lanā
bizim için يَقُولُونَ onlar söylüyorlar yaqūlūna
onlar söylüyorlar بِأَلْسِنَتِهِم dilleriyle bi-alsinatihim
dilleriyle مَّا bir şeyi mā
bir şeyi لَيْسَ olmayan laysa
olmayan فِى kalblerinde fī
kalblerinde قُلُوبِهِمْ ۚ their hearts qulūbihim
their hearts قُلْ de ki qul
de ki فَمَن kim? faman
kim? يَمْلِكُ engel olabilir yamliku
engel olabilir لَكُم sizin için lakum
sizin için مِّنَ karşı mina
karşı ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a شَيْـًٔا herhangi bir şeyle shayan
herhangi bir şeyle إِنْ eğer in
eğer أَرَادَ istese arāda
istese بِكُمْ size bikum
size ضَرًّا bir zarar vermek ḍarran
bir zarar vermek أَوْ yahut aw
yahut أَرَادَ istese arāda
istese بِكُمْ size bikum
size نَفْعًۢا ۚ bir yarar vermek nafʿan
bir yarar vermek بَلْ hayır bal
hayır كَانَ Allah kāna
Allah ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah بِمَا olduklarınızı bimā
olduklarınızı تَعْمَلُونَ yapıyor(lar) taʿmalūna
yapıyor(lar) خَبِيرًۢا haber almaktadır khabīran
haber almaktadır ١١ (11)
(11)
Bedevilerin savaştan geri kalmış olanları, sana: "Bizi mallarımız ve ailelerimiz alıkoydu. Allah'tan bizim bağışlanmamızı dile" diyecekler. Dilleriyle, gönüllerinde bulunmayanı söylerler; de ki: "Allah size bir zarar gelmesini dilerse, yahut bir fayda elde etmenizi dilerse, O'na karşı kimin gücü bir şeye yeter? Kaldı ki, Allah yaptıklarınızdan haberdardır."
48:12
بَلْ
herhalde
bal
herhalde ظَنَنتُمْ siz sandınız ẓanantum
siz sandınız أَن ki an
ki لَّن dönmeyecekler lan
dönmeyecekler يَنقَلِبَ return yanqaliba
return ٱلرَّسُولُ elçi l-rasūlu
elçi وَٱلْمُؤْمِنُونَ ve mü'minler wal-mu'minūna
ve mü'minler إِلَىٰٓ ailelerine ilā
ailelerine أَهْلِيهِمْ their families ahlīhim
their families أَبَدًۭا bir daha asla abadan
bir daha asla وَزُيِّنَ ve süslendirildi wazuyyina
ve süslendirildi ذَٰلِكَ bu dhālika
bu فِى gönüllerinizde fī
gönüllerinizde قُلُوبِكُمْ your hearts qulūbikum
your hearts وَظَنَنتُمْ ve zanda bulundunuz waẓanantum
ve zanda bulundunuz ظَنَّ bir zan ile ẓanna
bir zan ile ٱلسَّوْءِ kötü l-sawi
kötü وَكُنتُمْ ve oldunuz wakuntum
ve oldunuz قَوْمًۢا bir topluluk qawman
bir topluluk بُورًۭا helaki hak etmiş būran
helaki hak etmiş ١٢ (12)
(12)
herhalde ظَنَنتُمْ siz sandınız ẓanantum
siz sandınız أَن ki an
ki لَّن dönmeyecekler lan
dönmeyecekler يَنقَلِبَ return yanqaliba
return ٱلرَّسُولُ elçi l-rasūlu
elçi وَٱلْمُؤْمِنُونَ ve mü'minler wal-mu'minūna
ve mü'minler إِلَىٰٓ ailelerine ilā
ailelerine أَهْلِيهِمْ their families ahlīhim
their families أَبَدًۭا bir daha asla abadan
bir daha asla وَزُيِّنَ ve süslendirildi wazuyyina
ve süslendirildi ذَٰلِكَ bu dhālika
bu فِى gönüllerinizde fī
gönüllerinizde قُلُوبِكُمْ your hearts qulūbikum
your hearts وَظَنَنتُمْ ve zanda bulundunuz waẓanantum
ve zanda bulundunuz ظَنَّ bir zan ile ẓanna
bir zan ile ٱلسَّوْءِ kötü l-sawi
kötü وَكُنتُمْ ve oldunuz wakuntum
ve oldunuz قَوْمًۢا bir topluluk qawman
bir topluluk بُورًۭا helaki hak etmiş būran
helaki hak etmiş ١٢ (12)
(12)
Aslında siz, Peygamberin ve inananların, ailelerine bir daha dönmeyeceklerini sanmıştınız. Bu, gönüllerinize güzel görünmüştü de kötü sanıda bulunmuştunuz. Hayırsız bir topluluk oldunuz.
48:13
وَمَن
ve kim
waman
ve kim لَّمْ inanmazsa lam
inanmazsa يُؤْمِنۢ (has) not believed yu'min
(has) not believed بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a وَرَسُولِهِۦ ve Elçisine warasūlihi
ve Elçisine فَإِنَّآ bilsin ki biz fa-innā
bilsin ki biz أَعْتَدْنَا hazırlamışızdır aʿtadnā
hazırlamışızdır لِلْكَـٰفِرِينَ kafirler için lil'kāfirīna
kafirler için سَعِيرًۭا alevli bir ateş saʿīran
alevli bir ateş ١٣ (13)
(13)
ve kim لَّمْ inanmazsa lam
inanmazsa يُؤْمِنۢ (has) not believed yu'min
(has) not believed بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a وَرَسُولِهِۦ ve Elçisine warasūlihi
ve Elçisine فَإِنَّآ bilsin ki biz fa-innā
bilsin ki biz أَعْتَدْنَا hazırlamışızdır aʿtadnā
hazırlamışızdır لِلْكَـٰفِرِينَ kafirler için lil'kāfirīna
kafirler için سَعِيرًۭا alevli bir ateş saʿīran
alevli bir ateş ١٣ (13)
(13)
Allah'a ve Peygamberine kim inanmamışsa bilsin ki, şüphesiz Biz, inkarcılar için çılgın alevli cehennemi hazırlamışızdır.
48:14
وَلِلَّهِ
ve Allah'ındır
walillahi
ve Allah'ındır مُلْكُ mülkü mul'ku
mülkü ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yerin wal-arḍi
ve yerin يَغْفِرُ bağışlar yaghfiru
bağışlar لِمَن kimseyi liman
kimseyi يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği وَيُعَذِّبُ ve azab eder wayuʿadhibu
ve azab eder مَن kimseyi man
kimseyi يَشَآءُ ۚ dilediği yashāu
dilediği وَكَانَ ve wakāna
ve ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah غَفُورًۭا bağışlayandır ghafūran
bağışlayandır رَّحِيمًۭا esirgeyendir raḥīman
esirgeyendir ١٤ (14)
(14)
ve Allah'ındır مُلْكُ mülkü mul'ku
mülkü ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yerin wal-arḍi
ve yerin يَغْفِرُ bağışlar yaghfiru
bağışlar لِمَن kimseyi liman
kimseyi يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği وَيُعَذِّبُ ve azab eder wayuʿadhibu
ve azab eder مَن kimseyi man
kimseyi يَشَآءُ ۚ dilediği yashāu
dilediği وَكَانَ ve wakāna
ve ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah غَفُورًۭا bağışlayandır ghafūran
bağışlayandır رَّحِيمًۭا esirgeyendir raḥīman
esirgeyendir ١٤ (14)
(14)
Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine azabeder. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
48:15
سَيَقُولُ
diyecekler
sayaqūlu
diyecekler ٱلْمُخَلَّفُونَ geri bırakılanlar l-mukhalafūna
geri bırakılanlar إِذَا zaman idhā
zaman ٱنطَلَقْتُمْ gittiğiniz inṭalaqtum
gittiğiniz إِلَىٰ ganimetlere ilā
ganimetlere مَغَانِمَ (the) spoils of war maghānima
(the) spoils of war لِتَأْخُذُوهَا onları almak için litakhudhūhā
onları almak için ذَرُونَا bizi bırakın dharūnā
bizi bırakın نَتَّبِعْكُمْ ۖ sizinle beraber gelelim nattabiʿ'kum
sizinle beraber gelelim يُرِيدُونَ onlar istiyorlar yurīdūna
onlar istiyorlar أَن değiştirmek an
değiştirmek يُبَدِّلُوا۟ change yubaddilū
change كَلَـٰمَ sözünü kalāma
sözünü ٱللَّهِ ۚ Allah'ın l-lahi
Allah'ın قُل de ki qul
de ki لَّن asla lan
asla تَتَّبِعُونَا siz bizimle gelemezsiniz tattabiʿūnā
siz bizimle gelemezsiniz كَذَٰلِكُمْ böyle kadhālikum
böyle قَالَ buyurdu qāla
buyurdu ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah مِن önceden min
önceden قَبْلُ ۖ before qablu
before فَسَيَقُولُونَ onlar diyecekler fasayaqūlūna
onlar diyecekler بَلْ hayır bal
hayır تَحْسُدُونَنَا ۚ bizi çekemiyorsunuz taḥsudūnanā
bizi çekemiyorsunuz بَلْ hayır bal
hayır كَانُوا۟ onlar kānū
onlar لَا anlamazlar lā
anlamazlar يَفْقَهُونَ understanding yafqahūna
understanding إِلَّا dışında illā
dışında قَلِيلًۭا pek azı qalīlan
pek azı ١٥ (15)
(15)
diyecekler ٱلْمُخَلَّفُونَ geri bırakılanlar l-mukhalafūna
geri bırakılanlar إِذَا zaman idhā
zaman ٱنطَلَقْتُمْ gittiğiniz inṭalaqtum
gittiğiniz إِلَىٰ ganimetlere ilā
ganimetlere مَغَانِمَ (the) spoils of war maghānima
(the) spoils of war لِتَأْخُذُوهَا onları almak için litakhudhūhā
onları almak için ذَرُونَا bizi bırakın dharūnā
bizi bırakın نَتَّبِعْكُمْ ۖ sizinle beraber gelelim nattabiʿ'kum
sizinle beraber gelelim يُرِيدُونَ onlar istiyorlar yurīdūna
onlar istiyorlar أَن değiştirmek an
değiştirmek يُبَدِّلُوا۟ change yubaddilū
change كَلَـٰمَ sözünü kalāma
sözünü ٱللَّهِ ۚ Allah'ın l-lahi
Allah'ın قُل de ki qul
de ki لَّن asla lan
asla تَتَّبِعُونَا siz bizimle gelemezsiniz tattabiʿūnā
siz bizimle gelemezsiniz كَذَٰلِكُمْ böyle kadhālikum
böyle قَالَ buyurdu qāla
buyurdu ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah مِن önceden min
önceden قَبْلُ ۖ before qablu
before فَسَيَقُولُونَ onlar diyecekler fasayaqūlūna
onlar diyecekler بَلْ hayır bal
hayır تَحْسُدُونَنَا ۚ bizi çekemiyorsunuz taḥsudūnanā
bizi çekemiyorsunuz بَلْ hayır bal
hayır كَانُوا۟ onlar kānū
onlar لَا anlamazlar lā
anlamazlar يَفْقَهُونَ understanding yafqahūna
understanding إِلَّا dışında illā
dışında قَلِيلًۭا pek azı qalīlan
pek azı ١٥ (15)
(15)
Savaştan geri kalmış olanlar, siz ganimetleri almaya giderken: "Bırakın, biz de sizinle gelelim" diyeceklerdir. Onlar Allah'ın sözünü değiştirmek isterler. De ki: "Bize uymayacaksınız; Allah sizin için önceden böyle buyurmuştur." Size: "Hayır, bizi çekemiyorsunuz" diyecekler. Aksine, kendileri ancak pek az söz anlayan kimselerdir.
48:16
قُل
de ki
qul
de ki لِّلْمُخَلَّفِينَ geride kalanlara lil'mukhallafīna
geride kalanlara مِنَ dan mina
dan ٱلْأَعْرَابِ the Bedouins l-aʿrābi
the Bedouins سَتُدْعَوْنَ siz yakında da'vet edileceksiniz satud'ʿawna
siz yakında da'vet edileceksiniz إِلَىٰ karşı ilā
karşı قَوْمٍ bir kavme qawmin
bir kavme أُو۟لِى sahibi ulī
sahibi بَأْسٍۢ güç basin
güç شَدِيدٍۢ çok kuvvetli shadīdin
çok kuvvetli تُقَـٰتِلُونَهُمْ onlarla savaşırsınız tuqātilūnahum
onlarla savaşırsınız أَوْ yahut aw
yahut يُسْلِمُونَ ۖ (onlar) müslüman olurlar yus'limūna
(onlar) müslüman olurlar فَإِن eğer fa-in
eğer تُطِيعُوا۟ ita'at ederseniz tuṭīʿū
ita'at ederseniz يُؤْتِكُمُ size verir yu'tikumu
size verir ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah أَجْرًا bir mükafat ajran
bir mükafat حَسَنًۭا ۖ güzel ḥasanan
güzel وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer تَتَوَلَّوْا۟ dönerseniz tatawallaw
dönerseniz كَمَا gibi kamā
gibi تَوَلَّيْتُم döndüğünüz tawallaytum
döndüğünüz مِّن önceden min
önceden قَبْلُ before qablu
before يُعَذِّبْكُمْ size azabeder yuʿadhib'kum
size azabeder عَذَابًا bir azapla ʿadhāban
bir azapla أَلِيمًۭا acıklı alīman
acıklı ١٦ (16)
(16)
de ki لِّلْمُخَلَّفِينَ geride kalanlara lil'mukhallafīna
geride kalanlara مِنَ dan mina
dan ٱلْأَعْرَابِ the Bedouins l-aʿrābi
the Bedouins سَتُدْعَوْنَ siz yakında da'vet edileceksiniz satud'ʿawna
siz yakında da'vet edileceksiniz إِلَىٰ karşı ilā
karşı قَوْمٍ bir kavme qawmin
bir kavme أُو۟لِى sahibi ulī
sahibi بَأْسٍۢ güç basin
güç شَدِيدٍۢ çok kuvvetli shadīdin
çok kuvvetli تُقَـٰتِلُونَهُمْ onlarla savaşırsınız tuqātilūnahum
onlarla savaşırsınız أَوْ yahut aw
yahut يُسْلِمُونَ ۖ (onlar) müslüman olurlar yus'limūna
(onlar) müslüman olurlar فَإِن eğer fa-in
eğer تُطِيعُوا۟ ita'at ederseniz tuṭīʿū
ita'at ederseniz يُؤْتِكُمُ size verir yu'tikumu
size verir ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah أَجْرًا bir mükafat ajran
bir mükafat حَسَنًۭا ۖ güzel ḥasanan
güzel وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer تَتَوَلَّوْا۟ dönerseniz tatawallaw
dönerseniz كَمَا gibi kamā
gibi تَوَلَّيْتُم döndüğünüz tawallaytum
döndüğünüz مِّن önceden min
önceden قَبْلُ before qablu
before يُعَذِّبْكُمْ size azabeder yuʿadhib'kum
size azabeder عَذَابًا bir azapla ʿadhāban
bir azapla أَلِيمًۭا acıklı alīman
acıklı ١٦ (16)
(16)
Bedevilerden geri kalmış olanlara de ki: "güçlü kuvvetli bir millete karşı, onlar müslüman olana kadar savaşmaya çağrılacaksanız; eğer itaat ederseniz Allah size güzel ecir verir, ama daha önce döndüğünüz gibi yine dönecek olursanız sizi can yakan bir azaba uğratır."
48:17
لَّيْسَ
yoktur
laysa
yoktur عَلَى köre ʿalā
köre ٱلْأَعْمَىٰ the blind l-aʿmā
the blind حَرَجٌۭ güçlük ḥarajun
güçlük وَلَا ve yoktur walā
ve yoktur عَلَى topala ʿalā
topala ٱلْأَعْرَجِ the lame l-aʿraji
the lame حَرَجٌۭ güçlük ḥarajun
güçlük وَلَا ve yoktur walā
ve yoktur عَلَى hastaya ʿalā
hastaya ٱلْمَرِيضِ the sick l-marīḍi
the sick حَرَجٌۭ ۗ güçlük ḥarajun
güçlük وَمَن ve kim waman
ve kim يُطِعِ ita'at ederse yuṭiʿi
ita'at ederse ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a وَرَسُولَهُۥ ve Elçisine; warasūlahu
ve Elçisine; يُدْخِلْهُ onu sokar yud'khil'hu
onu sokar جَنَّـٰتٍۢ cennetlere jannātin
cennetlere تَجْرِى akan tajrī
akan مِن altından min
altından تَحْتِهَا underneath them taḥtihā
underneath them ٱلْأَنْهَـٰرُ ۖ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar وَمَن ve kim waman
ve kim يَتَوَلَّ yüz çevirirse yatawalla
yüz çevirirse يُعَذِّبْهُ onu azablandırır yuʿadhib'hu
onu azablandırır عَذَابًا bir azaba ʿadhāban
bir azaba أَلِيمًۭا acıklı alīman
acıklı ١٧ (17)
(17)
yoktur عَلَى köre ʿalā
köre ٱلْأَعْمَىٰ the blind l-aʿmā
the blind حَرَجٌۭ güçlük ḥarajun
güçlük وَلَا ve yoktur walā
ve yoktur عَلَى topala ʿalā
topala ٱلْأَعْرَجِ the lame l-aʿraji
the lame حَرَجٌۭ güçlük ḥarajun
güçlük وَلَا ve yoktur walā
ve yoktur عَلَى hastaya ʿalā
hastaya ٱلْمَرِيضِ the sick l-marīḍi
the sick حَرَجٌۭ ۗ güçlük ḥarajun
güçlük وَمَن ve kim waman
ve kim يُطِعِ ita'at ederse yuṭiʿi
ita'at ederse ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a وَرَسُولَهُۥ ve Elçisine; warasūlahu
ve Elçisine; يُدْخِلْهُ onu sokar yud'khil'hu
onu sokar جَنَّـٰتٍۢ cennetlere jannātin
cennetlere تَجْرِى akan tajrī
akan مِن altından min
altından تَحْتِهَا underneath them taḥtihā
underneath them ٱلْأَنْهَـٰرُ ۖ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar وَمَن ve kim waman
ve kim يَتَوَلَّ yüz çevirirse yatawalla
yüz çevirirse يُعَذِّبْهُ onu azablandırır yuʿadhib'hu
onu azablandırır عَذَابًا bir azaba ʿadhāban
bir azaba أَلِيمًۭا acıklı alīman
acıklı ١٧ (17)
(17)
Ama, gözleri görmeyen kimse savaşa gelmezse ona bir sorumluluk yoktur; topala ve hastaya da sorumluluk yoktur. Kim Allah'a ve peygamberine itaat ederse, Allah onu, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Kim yüz çevirirse, onu can yakıcı azaba uğratır.
48:18
۞ لَّقَدْ
andolsun
laqad
andolsun رَضِىَ razı olmuştur raḍiya
razı olmuştur ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَنِ mü'minlerden ʿani
mü'minlerden ٱلْمُؤْمِنِينَ the believers l-mu'minīna
the believers إِذْ zaman idh
zaman يُبَايِعُونَكَ sana bi'at ettikleri yubāyiʿūnaka
sana bi'at ettikleri تَحْتَ altında taḥta
altında ٱلشَّجَرَةِ ağacın l-shajarati
ağacın فَعَلِمَ bildi faʿalima
bildi مَا olanı mā
olanı فِى onların kalplerinde fī
onların kalplerinde قُلُوبِهِمْ their hearts qulūbihim
their hearts فَأَنزَلَ ve indirdi fa-anzala
ve indirdi ٱلسَّكِينَةَ huzur ve güven l-sakīnata
huzur ve güven عَلَيْهِمْ onların üzerine ʿalayhim
onların üzerine وَأَثَـٰبَهُمْ ve onlara verdi wa-athābahum
ve onlara verdi فَتْحًۭا bir fetih fatḥan
bir fetih قَرِيبًۭا yakın qarīban
yakın ١٨ (18)
(18)
andolsun رَضِىَ razı olmuştur raḍiya
razı olmuştur ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَنِ mü'minlerden ʿani
mü'minlerden ٱلْمُؤْمِنِينَ the believers l-mu'minīna
the believers إِذْ zaman idh
zaman يُبَايِعُونَكَ sana bi'at ettikleri yubāyiʿūnaka
sana bi'at ettikleri تَحْتَ altında taḥta
altında ٱلشَّجَرَةِ ağacın l-shajarati
ağacın فَعَلِمَ bildi faʿalima
bildi مَا olanı mā
olanı فِى onların kalplerinde fī
onların kalplerinde قُلُوبِهِمْ their hearts qulūbihim
their hearts فَأَنزَلَ ve indirdi fa-anzala
ve indirdi ٱلسَّكِينَةَ huzur ve güven l-sakīnata
huzur ve güven عَلَيْهِمْ onların üzerine ʿalayhim
onların üzerine وَأَثَـٰبَهُمْ ve onlara verdi wa-athābahum
ve onlara verdi فَتْحًۭا bir fetih fatḥan
bir fetih قَرِيبًۭا yakın qarīban
yakın ١٨ (18)
(18)
Allah inananlardan, ağaç altında sana baş eğerek el verirlerken, and olsun ki hoşnut olmuştur. Gönüllerinde olanı da bilmiş, onlara güvenlik vermiş, onlara yakın bir zafer ve ele geçirecekleri bol ganimetler bahşetmiştir. Allah, güçlü olandır, Hakim olandır.
48:19
وَمَغَانِمَ
ve ganimetler (bahşeyledi)
wamaghānima
ve ganimetler (bahşeyledi) كَثِيرَةًۭ birçok kathīratan
birçok يَأْخُذُونَهَا ۗ alacakları yakhudhūnahā
alacakları وَكَانَ ve wakāna
ve ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَزِيزًا üstündür ʿazīzan
üstündür حَكِيمًۭا hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīman
hüküm ve hikmet sahibidir ١٩ (19)
(19)
ve ganimetler (bahşeyledi) كَثِيرَةًۭ birçok kathīratan
birçok يَأْخُذُونَهَا ۗ alacakları yakhudhūnahā
alacakları وَكَانَ ve wakāna
ve ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَزِيزًا üstündür ʿazīzan
üstündür حَكِيمًۭا hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīman
hüküm ve hikmet sahibidir ١٩ (19)
(19)
Allah inananlardan, ağaç altında sana baş eğerek el verirlerken, and olsun ki hoşnut olmuştur. Gönüllerinde olanı da bilmiş, onlara güvenlik vermiş, onlara yakın bir zafer ve ele geçirecekleri bol ganimetler bahşetmiştir. Allah, güçlü olandır, Hakim olandır.
48:20
وَعَدَكُمُ
size va'detti
waʿadakumu
size va'detti ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah مَغَانِمَ ganimetler maghānima
ganimetler كَثِيرَةًۭ birçok kathīratan
birçok تَأْخُذُونَهَا elde edeceğiniz takhudhūnahā
elde edeceğiniz فَعَجَّلَ şimdilik verdi faʿajjala
şimdilik verdi لَكُمْ size lakum
size هَـٰذِهِۦ bunu (Hudeybiye Barışı) hādhihi
bunu (Hudeybiye Barışı) وَكَفَّ ve çekti wakaffa
ve çekti أَيْدِىَ ellerini aydiya
ellerini ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların عَنكُمْ sizden ʿankum
sizden وَلِتَكُونَ olsun diye walitakūna
olsun diye ءَايَةًۭ bir ibret āyatan
bir ibret لِّلْمُؤْمِنِينَ inananlara lil'mu'minīna
inananlara وَيَهْدِيَكُمْ ve sizi iletsin diye wayahdiyakum
ve sizi iletsin diye صِرَٰطًۭا yola ṣirāṭan
yola مُّسْتَقِيمًۭا dosdoğru mus'taqīman
dosdoğru ٢٠ (20)
(20)
size va'detti ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah مَغَانِمَ ganimetler maghānima
ganimetler كَثِيرَةًۭ birçok kathīratan
birçok تَأْخُذُونَهَا elde edeceğiniz takhudhūnahā
elde edeceğiniz فَعَجَّلَ şimdilik verdi faʿajjala
şimdilik verdi لَكُمْ size lakum
size هَـٰذِهِۦ bunu (Hudeybiye Barışı) hādhihi
bunu (Hudeybiye Barışı) وَكَفَّ ve çekti wakaffa
ve çekti أَيْدِىَ ellerini aydiya
ellerini ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların عَنكُمْ sizden ʿankum
sizden وَلِتَكُونَ olsun diye walitakūna
olsun diye ءَايَةًۭ bir ibret āyatan
bir ibret لِّلْمُؤْمِنِينَ inananlara lil'mu'minīna
inananlara وَيَهْدِيَكُمْ ve sizi iletsin diye wayahdiyakum
ve sizi iletsin diye صِرَٰطًۭا yola ṣirāṭan
yola مُّسْتَقِيمًۭا dosdoğru mus'taqīman
dosdoğru ٢٠ (20)
(20)
Allah size, ele geçireceğiniz bol bol ganimetler vadetmiştir. İnananlar için bir belge olması, sizi doğru yola eriştirmesi için bunları size hemen vermiş ve insanların size uzanan ellerini önlemiştir.
48:21
وَأُخْرَىٰ
ve başka (şeyler)
wa-ukh'rā
ve başka (şeyler) لَمْ henüz ele geçiremediniz lam
henüz ele geçiremediniz تَقْدِرُوا۟ you had power taqdirū
you had power عَلَيْهَا onları ʿalayhā
onları قَدْ fakat qad
fakat أَحَاطَ kuşatmıştır aḥāṭa
kuşatmıştır ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah بِهَا ۚ onları bihā
onları وَكَانَ ve wakāna
ve ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine كُلِّ her kulli
her شَىْءٍۢ şey shayin
şey قَدِيرًۭا kadirdir qadīran
kadirdir ٢١ (21)
(21)
ve başka (şeyler) لَمْ henüz ele geçiremediniz lam
henüz ele geçiremediniz تَقْدِرُوا۟ you had power taqdirū
you had power عَلَيْهَا onları ʿalayhā
onları قَدْ fakat qad
fakat أَحَاطَ kuşatmıştır aḥāṭa
kuşatmıştır ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah بِهَا ۚ onları bihā
onları وَكَانَ ve wakāna
ve ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine كُلِّ her kulli
her شَىْءٍۢ şey shayin
şey قَدِيرًۭا kadirdir qadīran
kadirdir ٢١ (21)
(21)
Bundan başka, sizin gücünüzün yetmediği fakat Allah'ın sizin için sakladığı ganimetler de vardır. Allah her şeye Kadir olandır.
48:22
وَلَوْ
ve eğer
walaw
ve eğer قَـٰتَلَكُمُ sizinle savaşsalardı qātalakumu
sizinle savaşsalardı ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler) لَوَلَّوُا۟ dön(üp kaç)arlardı lawallawū
dön(üp kaç)arlardı ٱلْأَدْبَـٰرَ arkalarına l-adbāra
arkalarına ثُمَّ sonra thumma
sonra لَا bulamazlardı lā
bulamazlardı يَجِدُونَ they would find yajidūna
they would find وَلِيًّۭا bir koruyucu waliyyan
bir koruyucu وَلَا ne de walā
ne de نَصِيرًۭا bir yardımcı naṣīran
bir yardımcı ٢٢ (22)
(22)
ve eğer قَـٰتَلَكُمُ sizinle savaşsalardı qātalakumu
sizinle savaşsalardı ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler) لَوَلَّوُا۟ dön(üp kaç)arlardı lawallawū
dön(üp kaç)arlardı ٱلْأَدْبَـٰرَ arkalarına l-adbāra
arkalarına ثُمَّ sonra thumma
sonra لَا bulamazlardı lā
bulamazlardı يَجِدُونَ they would find yajidūna
they would find وَلِيًّۭا bir koruyucu waliyyan
bir koruyucu وَلَا ne de walā
ne de نَصِيرًۭا bir yardımcı naṣīran
bir yardımcı ٢٢ (22)
(22)
İnkar edenler sizinle savaşsalardı yüzgeri döneceklerdi. Sonra bir dost ve yardımcı da bulamayacaklardı.
48:23
سُنَّةَ
sünnetidir (yasasadır)
sunnata
sünnetidir (yasasadır) ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلَّتِى öyle ki allatī
öyle ki قَدْ süregelir qad
süregelir خَلَتْ passed away khalat
passed away مِن ötedenberi min
ötedenberi قَبْلُ ۖ before qablu
before وَلَن ve asla walan
ve asla تَجِدَ bulamazsın tajida
bulamazsın لِسُنَّةِ yasasında lisunnati
yasasında ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın تَبْدِيلًۭا bir değişme tabdīlan
bir değişme ٢٣ (23)
(23)
sünnetidir (yasasadır) ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلَّتِى öyle ki allatī
öyle ki قَدْ süregelir qad
süregelir خَلَتْ passed away khalat
passed away مِن ötedenberi min
ötedenberi قَبْلُ ۖ before qablu
before وَلَن ve asla walan
ve asla تَجِدَ bulamazsın tajida
bulamazsın لِسُنَّةِ yasasında lisunnati
yasasında ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın تَبْدِيلًۭا bir değişme tabdīlan
bir değişme ٢٣ (23)
(23)
Allah'ın önceden gelip geçmişlere uyguladığı yasası budur. Allah'ın yasasında değişme bulamazsın.
48:24
وَهُوَ
ve O'dur
wahuwa
ve O'dur ٱلَّذِى çeken alladhī
çeken كَفَّ withheld kaffa
withheld أَيْدِيَهُمْ onların ellerini aydiyahum
onların ellerini عَنكُمْ sizden ʿankum
sizden وَأَيْدِيَكُمْ ve sizin ellerinizi wa-aydiyakum
ve sizin ellerinizi عَنْهُم onlardan ʿanhum
onlardan بِبَطْنِ göbeğinde bibaṭni
göbeğinde مَكَّةَ Mekke'nin makkata
Mekke'nin مِنۢ sonra min
sonra بَعْدِ after baʿdi
after أَنْ sizi galip getirdikten an
sizi galip getirdikten أَظْفَرَكُمْ He gave you victory aẓfarakum
He gave you victory عَلَيْهِمْ ۚ onlara ʿalayhim
onlara وَكَانَ ve wakāna
ve ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah بِمَا yaptıklarınızı bimā
yaptıklarınızı تَعْمَلُونَ you do taʿmalūna
you do بَصِيرًا görmektedir baṣīran
görmektedir ٢٤ (24)
(24)
ve O'dur ٱلَّذِى çeken alladhī
çeken كَفَّ withheld kaffa
withheld أَيْدِيَهُمْ onların ellerini aydiyahum
onların ellerini عَنكُمْ sizden ʿankum
sizden وَأَيْدِيَكُمْ ve sizin ellerinizi wa-aydiyakum
ve sizin ellerinizi عَنْهُم onlardan ʿanhum
onlardan بِبَطْنِ göbeğinde bibaṭni
göbeğinde مَكَّةَ Mekke'nin makkata
Mekke'nin مِنۢ sonra min
sonra بَعْدِ after baʿdi
after أَنْ sizi galip getirdikten an
sizi galip getirdikten أَظْفَرَكُمْ He gave you victory aẓfarakum
He gave you victory عَلَيْهِمْ ۚ onlara ʿalayhim
onlara وَكَانَ ve wakāna
ve ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah بِمَا yaptıklarınızı bimā
yaptıklarınızı تَعْمَلُونَ you do taʿmalūna
you do بَصِيرًا görmektedir baṣīran
görmektedir ٢٤ (24)
(24)
Sizi onlara üstün kıldıktan sonra, Mekke bölgesinde, onların ellerini sizden, sizin ellerinizi onlardan geri tutan, savaşı önleyen O'dur. Allah yaptıklarınızı görendir.
48:25
هُمُ
onlar
humu
onlar ٱلَّذِينَ kimselerdir alladhīna
kimselerdir كَفَرُوا۟ inkar eden(lerdir) kafarū
inkar eden(lerdir) وَصَدُّوكُمْ ve size engel olanlardır waṣaddūkum
ve size engel olanlardır عَنِ Mescid-i-dan ʿani
Mescid-i-dan ٱلْمَسْجِدِ Mescid-i l-masjidi
Mescid-i ٱلْحَرَامِ Al-Masjid Al-Haraam l-ḥarāmi
Al-Masjid Al-Haraam وَٱلْهَدْىَ ve kurbanlardan wal-hadya
ve kurbanlardan مَعْكُوفًا bekletilen maʿkūfan
bekletilen أَن varmasına an
varmasına يَبْلُغَ reaching yablugha
reaching مَحِلَّهُۥ ۚ yerlerine maḥillahu
yerlerine وَلَوْلَا eğer olmasaydı walawlā
eğer olmasaydı رِجَالٌۭ erkekler rijālun
erkekler مُّؤْمِنُونَ inanmış mu'minūna
inanmış وَنِسَآءٌۭ ve kadınlar wanisāon
ve kadınlar مُّؤْمِنَـٰتٌۭ inanmış mu'minātun
inanmış لَّمْ bilmeyerek lam
bilmeyerek تَعْلَمُوهُمْ you knew them taʿlamūhum
you knew them أَن tepelediğiniz an
tepelediğiniz تَطَـُٔوهُمْ you may trample them taṭaūhum
you may trample them فَتُصِيبَكُم isabet edecek (olmasaydı) fatuṣībakum
isabet edecek (olmasaydı) مِّنْهُم onlardan min'hum
onlardan مَّعَرَّةٌۢ bir eziyet maʿarratun
bir eziyet بِغَيْرِ olmadan bighayri
olmadan عِلْمٍۢ ۖ bilginiz ʿil'min
bilginiz لِّيُدْخِلَ ki soksun liyud'khila
ki soksun ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah فِى rahmetine fī
rahmetine رَحْمَتِهِۦ His Mercy raḥmatihi
His Mercy مَن kimseyi man
kimseyi يَشَآءُ ۚ dilediği yashāu
dilediği لَوْ şayet law
şayet تَزَيَّلُوا۟ ayrılmış olsalardı tazayyalū
ayrılmış olsalardı لَعَذَّبْنَا elbette azab ederdik laʿadhabnā
elbette azab ederdik ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri كَفَرُوا۟ inkar eden(leri) kafarū
inkar eden(leri) مِنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan عَذَابًا bir azabla ʿadhāban
bir azabla أَلِيمًا acıklı alīman
acıklı ٢٥ (25)
(25)
onlar ٱلَّذِينَ kimselerdir alladhīna
kimselerdir كَفَرُوا۟ inkar eden(lerdir) kafarū
inkar eden(lerdir) وَصَدُّوكُمْ ve size engel olanlardır waṣaddūkum
ve size engel olanlardır عَنِ Mescid-i-dan ʿani
Mescid-i-dan ٱلْمَسْجِدِ Mescid-i l-masjidi
Mescid-i ٱلْحَرَامِ Al-Masjid Al-Haraam l-ḥarāmi
Al-Masjid Al-Haraam وَٱلْهَدْىَ ve kurbanlardan wal-hadya
ve kurbanlardan مَعْكُوفًا bekletilen maʿkūfan
bekletilen أَن varmasına an
varmasına يَبْلُغَ reaching yablugha
reaching مَحِلَّهُۥ ۚ yerlerine maḥillahu
yerlerine وَلَوْلَا eğer olmasaydı walawlā
eğer olmasaydı رِجَالٌۭ erkekler rijālun
erkekler مُّؤْمِنُونَ inanmış mu'minūna
inanmış وَنِسَآءٌۭ ve kadınlar wanisāon
ve kadınlar مُّؤْمِنَـٰتٌۭ inanmış mu'minātun
inanmış لَّمْ bilmeyerek lam
bilmeyerek تَعْلَمُوهُمْ you knew them taʿlamūhum
you knew them أَن tepelediğiniz an
tepelediğiniz تَطَـُٔوهُمْ you may trample them taṭaūhum
you may trample them فَتُصِيبَكُم isabet edecek (olmasaydı) fatuṣībakum
isabet edecek (olmasaydı) مِّنْهُم onlardan min'hum
onlardan مَّعَرَّةٌۢ bir eziyet maʿarratun
bir eziyet بِغَيْرِ olmadan bighayri
olmadan عِلْمٍۢ ۖ bilginiz ʿil'min
bilginiz لِّيُدْخِلَ ki soksun liyud'khila
ki soksun ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah فِى rahmetine fī
rahmetine رَحْمَتِهِۦ His Mercy raḥmatihi
His Mercy مَن kimseyi man
kimseyi يَشَآءُ ۚ dilediği yashāu
dilediği لَوْ şayet law
şayet تَزَيَّلُوا۟ ayrılmış olsalardı tazayyalū
ayrılmış olsalardı لَعَذَّبْنَا elbette azab ederdik laʿadhabnā
elbette azab ederdik ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri كَفَرُوا۟ inkar eden(leri) kafarū
inkar eden(leri) مِنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan عَذَابًا bir azabla ʿadhāban
bir azabla أَلِيمًا acıklı alīman
acıklı ٢٥ (25)
(25)
Onlar inkar edenlerdir, sizi Mescidi Haram'ı ziyaretten ve bağlı kurbanları yerlerine gitmekten alıkoyanlardır. Eğer, oradaki henüz tanımadığınız inanmış erkeklerle inanmış kadınları bilmeyerek ezmek suretiyle üzüntüye kapılmanız ihtimali olmasaydı Allah savaşı önlemezdi. Allah, dilediklerine rahmet etmek için böyle yapmıştır. Eğer inananlarla inkarcılar birbirinden ayrılmış olsalardı, inkar edenleri can yakıcı bir azaba uğratırdık.
48:26
إِذْ
o zaman
idh
o zaman جَعَلَ koymuşlardı jaʿala
koymuşlardı ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler) فِى kalblerine fī
kalblerine قُلُوبِهِمُ their hearts qulūbihimu
their hearts ٱلْحَمِيَّةَ öfke ve gayreti l-ḥamiyata
öfke ve gayreti حَمِيَّةَ öfke ve gayretini ḥamiyyata
öfke ve gayretini ٱلْجَـٰهِلِيَّةِ cahiliyye (çağının) l-jāhiliyati
cahiliyye (çağının) فَأَنزَلَ ve indirdi fa-anzala
ve indirdi ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah سَكِينَتَهُۥ huzur ve güvenini sakīnatahu
huzur ve güvenini عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine رَسُولِهِۦ Elçisi rasūlihi
Elçisi وَعَلَى ve üzerine waʿalā
ve üzerine ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlere l-mu'minīna
mü'minlere وَأَلْزَمَهُمْ ve onları bağladı wa-alzamahum
ve onları bağladı كَلِمَةَ kelimesine kalimata
kelimesine ٱلتَّقْوَىٰ takva l-taqwā
takva وَكَانُوٓا۟ zaten onlar idiler wakānū
zaten onlar idiler أَحَقَّ daha layık aḥaqqa
daha layık بِهَا buna bihā
buna وَأَهْلَهَا ۚ ve ehil wa-ahlahā
ve ehil وَكَانَ ve wakāna
ve ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah بِكُلِّ her bikulli
her شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi عَلِيمًۭا bilendir ʿalīman
bilendir ٢٦ (26)
(26)
o zaman جَعَلَ koymuşlardı jaʿala
koymuşlardı ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler) فِى kalblerine fī
kalblerine قُلُوبِهِمُ their hearts qulūbihimu
their hearts ٱلْحَمِيَّةَ öfke ve gayreti l-ḥamiyata
öfke ve gayreti حَمِيَّةَ öfke ve gayretini ḥamiyyata
öfke ve gayretini ٱلْجَـٰهِلِيَّةِ cahiliyye (çağının) l-jāhiliyati
cahiliyye (çağının) فَأَنزَلَ ve indirdi fa-anzala
ve indirdi ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah سَكِينَتَهُۥ huzur ve güvenini sakīnatahu
huzur ve güvenini عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine رَسُولِهِۦ Elçisi rasūlihi
Elçisi وَعَلَى ve üzerine waʿalā
ve üzerine ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlere l-mu'minīna
mü'minlere وَأَلْزَمَهُمْ ve onları bağladı wa-alzamahum
ve onları bağladı كَلِمَةَ kelimesine kalimata
kelimesine ٱلتَّقْوَىٰ takva l-taqwā
takva وَكَانُوٓا۟ zaten onlar idiler wakānū
zaten onlar idiler أَحَقَّ daha layık aḥaqqa
daha layık بِهَا buna bihā
buna وَأَهْلَهَا ۚ ve ehil wa-ahlahā
ve ehil وَكَانَ ve wakāna
ve ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah بِكُلِّ her bikulli
her شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi عَلِيمًۭا bilendir ʿalīman
bilendir ٢٦ (26)
(26)
İnkar edenler, gönüllerindeki cahiliyye çağının asabiyet ateşini ateşlendirdiklerinde, Allah, Peygamberine ve inananlara huzur indirdi; onların takva sözünü tutmalarını sağladı. Onlar, bu söze layık ve ehil kimselerdi. Allah her şeyi bilmektedir.
48:27
لَّقَدْ
andolsun
laqad
andolsun صَدَقَ doğruladı ṣadaqa
doğruladı ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah رَسُولَهُ Elçisinin rasūlahu
Elçisinin ٱلرُّءْيَا rüyasını l-ru'yā
rüyasını بِٱلْحَقِّ ۖ hak ile bil-ḥaqi
hak ile لَتَدْخُلُنَّ gireceksiniz latadkhulunna
gireceksiniz ٱلْمَسْجِدَ Mescid-i l-masjida
Mescid-i ٱلْحَرَامَ Haram'a l-ḥarāma
Haram'a إِن eğer in
eğer شَآءَ dilerse shāa
dilerse ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah ءَامِنِينَ güven içinde āminīna
güven içinde مُحَلِّقِينَ traş ederek muḥalliqīna
traş ederek رُءُوسَكُمْ başlarınızı ruūsakum
başlarınızı وَمُقَصِّرِينَ ve(ya) kısaltarak wamuqaṣṣirīna
ve(ya) kısaltarak لَا korkmadan lā
korkmadan تَخَافُونَ ۖ fearing takhāfūna
fearing فَعَلِمَ böylece bildi faʿalima
böylece bildi مَا şeyi mā
şeyi لَمْ sizin bilmediğiniz lam
sizin bilmediğiniz تَعْلَمُوا۟ you knew taʿlamū
you knew فَجَعَلَ ve verdi fajaʿala
ve verdi مِن başka min
başka دُونِ besides dūni
besides ذَٰلِكَ bundan dhālika
bundan فَتْحًۭا bir fetih fatḥan
bir fetih قَرِيبًا yakın qarīban
yakın ٢٧ (27)
(27)
andolsun صَدَقَ doğruladı ṣadaqa
doğruladı ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah رَسُولَهُ Elçisinin rasūlahu
Elçisinin ٱلرُّءْيَا rüyasını l-ru'yā
rüyasını بِٱلْحَقِّ ۖ hak ile bil-ḥaqi
hak ile لَتَدْخُلُنَّ gireceksiniz latadkhulunna
gireceksiniz ٱلْمَسْجِدَ Mescid-i l-masjida
Mescid-i ٱلْحَرَامَ Haram'a l-ḥarāma
Haram'a إِن eğer in
eğer شَآءَ dilerse shāa
dilerse ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah ءَامِنِينَ güven içinde āminīna
güven içinde مُحَلِّقِينَ traş ederek muḥalliqīna
traş ederek رُءُوسَكُمْ başlarınızı ruūsakum
başlarınızı وَمُقَصِّرِينَ ve(ya) kısaltarak wamuqaṣṣirīna
ve(ya) kısaltarak لَا korkmadan lā
korkmadan تَخَافُونَ ۖ fearing takhāfūna
fearing فَعَلِمَ böylece bildi faʿalima
böylece bildi مَا şeyi mā
şeyi لَمْ sizin bilmediğiniz lam
sizin bilmediğiniz تَعْلَمُوا۟ you knew taʿlamū
you knew فَجَعَلَ ve verdi fajaʿala
ve verdi مِن başka min
başka دُونِ besides dūni
besides ذَٰلِكَ bundan dhālika
bundan فَتْحًۭا bir fetih fatḥan
bir fetih قَرِيبًا yakın qarīban
yakın ٢٧ (27)
(27)
And olsun ki Allah, Peygamberinin rüyasının gerçek olduğunu tasdik eder. Ey inananlar! Siz, Allah dilerse, güven içinde, başlarınızı tıraş etmiş veya saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan Mescidi Haram'a gireceksiniz. Allah, sizin bilmediğinizi bilir. Size, bundan başka, yakın zamanda bir zafer verecektir.
48:28
هُوَ
O
huwa
O ٱلَّذِىٓ gönderendir alladhī
gönderendir أَرْسَلَ (has) sent arsala
(has) sent رَسُولَهُۥ Elçisini rasūlahu
Elçisini بِٱلْهُدَىٰ hidayet ile bil-hudā
hidayet ile وَدِينِ ve din ile wadīni
ve din ile ٱلْحَقِّ hak l-ḥaqi
hak لِيُظْهِرَهُۥ onu üstün kılmak için liyuẓ'hirahu
onu üstün kılmak için عَلَى dinlere ʿalā
dinlere ٱلدِّينِ the religions l-dīni
the religions كُلِّهِۦ ۚ bütün kullihi
bütün وَكَفَىٰ ve yeter wakafā
ve yeter بِٱللَّهِ Allah bil-lahi
Allah شَهِيدًۭا şahid olarak shahīdan
şahid olarak ٢٨ (28)
(28)
O ٱلَّذِىٓ gönderendir alladhī
gönderendir أَرْسَلَ (has) sent arsala
(has) sent رَسُولَهُۥ Elçisini rasūlahu
Elçisini بِٱلْهُدَىٰ hidayet ile bil-hudā
hidayet ile وَدِينِ ve din ile wadīni
ve din ile ٱلْحَقِّ hak l-ḥaqi
hak لِيُظْهِرَهُۥ onu üstün kılmak için liyuẓ'hirahu
onu üstün kılmak için عَلَى dinlere ʿalā
dinlere ٱلدِّينِ the religions l-dīni
the religions كُلِّهِۦ ۚ bütün kullihi
bütün وَكَفَىٰ ve yeter wakafā
ve yeter بِٱللَّهِ Allah bil-lahi
Allah شَهِيدًۭا şahid olarak shahīdan
şahid olarak ٢٨ (28)
(28)
Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Peygamberini, doğruluk rehberi Kuran ve hak din ile gönderen O'dur. Şahit olarak Allah yeter.
48:29
مُّحَمَّدٌۭ
Muhammed
muḥammadun
Muhammed رَّسُولُ elçisidir rasūlu
elçisidir ٱللَّهِ ۚ Allah'ın l-lahi
Allah'ın وَٱلَّذِينَ ve bulunanlar wa-alladhīna
ve bulunanlar مَعَهُۥٓ onun yanında maʿahu
onun yanında أَشِدَّآءُ katı ashiddāu
katı عَلَى karşı ʿalā
karşı ٱلْكُفَّارِ kafirlere l-kufāri
kafirlere رُحَمَآءُ merhametlidirler ruḥamāu
merhametlidirler بَيْنَهُمْ ۖ birbirlerine karşı baynahum
birbirlerine karşı تَرَىٰهُمْ onları görürsün tarāhum
onları görürsün رُكَّعًۭا rüku' ederek rukkaʿan
rüku' ederek سُجَّدًۭا secde ederek sujjadan
secde ederek يَبْتَغُونَ aradıklarını yabtaghūna
aradıklarını فَضْلًۭا bir lutuf faḍlan
bir lutuf مِّنَ Allahdan mina
Allahdan ٱللَّهِ from Allah l-lahi
from Allah وَرِضْوَٰنًۭا ۖ ve rızasını wariḍ'wānan
ve rızasını سِيمَاهُمْ nişanları vardır sīmāhum
nişanları vardır فِى yüzlerinde fī
yüzlerinde وُجُوهِهِم their faces wujūhihim
their faces مِّنْ izinden min
izinden أَثَرِ (the) trace athari
(the) trace ٱلسُّجُودِ ۚ secde l-sujūdi
secde ذَٰلِكَ şöyledir dhālika
şöyledir مَثَلُهُمْ onların vasıfları mathaluhum
onların vasıfları فِى Tevrat'taki fī
Tevrat'taki ٱلتَّوْرَىٰةِ ۚ the Taurah l-tawrāti
the Taurah وَمَثَلُهُمْ ve vasıfları wamathaluhum
ve vasıfları فِى İncildeki fī
İncildeki ٱلْإِنجِيلِ the Injeel l-injīli
the Injeel كَزَرْعٍ bir ekin gibidir kazarʿin
bir ekin gibidir أَخْرَجَ çıkaran akhraja
çıkaran شَطْـَٔهُۥ filizini shaṭahu
filizini فَـَٔازَرَهُۥ onu güçlendiren faāzarahu
onu güçlendiren فَٱسْتَغْلَظَ sonra kalınlaşan fa-is'taghlaẓa
sonra kalınlaşan فَٱسْتَوَىٰ derken dikilen fa-is'tawā
derken dikilen عَلَىٰ üstüne ʿalā
üstüne سُوقِهِۦ gövdesinin sūqihi
gövdesinin يُعْجِبُ hoşuna gider yuʿ'jibu
hoşuna gider ٱلزُّرَّاعَ ekincilerin l-zurāʿa
ekincilerin لِيَغِيظَ öfkelendirsin diye liyaghīẓa
öfkelendirsin diye بِهِمُ onlara karşı bihimu
onlara karşı ٱلْكُفَّارَ ۗ kafirleri l-kufāra
kafirleri وَعَدَ va'detmiştir waʿada
va'detmiştir ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah ٱلَّذِينَ inananlara alladhīna
inananlara ءَامَنُوا۟ believe āmanū
believe وَعَمِلُوا۟ ve yapanlara waʿamilū
ve yapanlara ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler مِنْهُم onlardan min'hum
onlardan مَّغْفِرَةًۭ mağfiret maghfiratan
mağfiret وَأَجْرًا ve mükafat wa-ajran
ve mükafat عَظِيمًۢا büyük ʿaẓīman
büyük ٢٩ (29)
(29)
Muhammed رَّسُولُ elçisidir rasūlu
elçisidir ٱللَّهِ ۚ Allah'ın l-lahi
Allah'ın وَٱلَّذِينَ ve bulunanlar wa-alladhīna
ve bulunanlar مَعَهُۥٓ onun yanında maʿahu
onun yanında أَشِدَّآءُ katı ashiddāu
katı عَلَى karşı ʿalā
karşı ٱلْكُفَّارِ kafirlere l-kufāri
kafirlere رُحَمَآءُ merhametlidirler ruḥamāu
merhametlidirler بَيْنَهُمْ ۖ birbirlerine karşı baynahum
birbirlerine karşı تَرَىٰهُمْ onları görürsün tarāhum
onları görürsün رُكَّعًۭا rüku' ederek rukkaʿan
rüku' ederek سُجَّدًۭا secde ederek sujjadan
secde ederek يَبْتَغُونَ aradıklarını yabtaghūna
aradıklarını فَضْلًۭا bir lutuf faḍlan
bir lutuf مِّنَ Allahdan mina
Allahdan ٱللَّهِ from Allah l-lahi
from Allah وَرِضْوَٰنًۭا ۖ ve rızasını wariḍ'wānan
ve rızasını سِيمَاهُمْ nişanları vardır sīmāhum
nişanları vardır فِى yüzlerinde fī
yüzlerinde وُجُوهِهِم their faces wujūhihim
their faces مِّنْ izinden min
izinden أَثَرِ (the) trace athari
(the) trace ٱلسُّجُودِ ۚ secde l-sujūdi
secde ذَٰلِكَ şöyledir dhālika
şöyledir مَثَلُهُمْ onların vasıfları mathaluhum
onların vasıfları فِى Tevrat'taki fī
Tevrat'taki ٱلتَّوْرَىٰةِ ۚ the Taurah l-tawrāti
the Taurah وَمَثَلُهُمْ ve vasıfları wamathaluhum
ve vasıfları فِى İncildeki fī
İncildeki ٱلْإِنجِيلِ the Injeel l-injīli
the Injeel كَزَرْعٍ bir ekin gibidir kazarʿin
bir ekin gibidir أَخْرَجَ çıkaran akhraja
çıkaran شَطْـَٔهُۥ filizini shaṭahu
filizini فَـَٔازَرَهُۥ onu güçlendiren faāzarahu
onu güçlendiren فَٱسْتَغْلَظَ sonra kalınlaşan fa-is'taghlaẓa
sonra kalınlaşan فَٱسْتَوَىٰ derken dikilen fa-is'tawā
derken dikilen عَلَىٰ üstüne ʿalā
üstüne سُوقِهِۦ gövdesinin sūqihi
gövdesinin يُعْجِبُ hoşuna gider yuʿ'jibu
hoşuna gider ٱلزُّرَّاعَ ekincilerin l-zurāʿa
ekincilerin لِيَغِيظَ öfkelendirsin diye liyaghīẓa
öfkelendirsin diye بِهِمُ onlara karşı bihimu
onlara karşı ٱلْكُفَّارَ ۗ kafirleri l-kufāra
kafirleri وَعَدَ va'detmiştir waʿada
va'detmiştir ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah ٱلَّذِينَ inananlara alladhīna
inananlara ءَامَنُوا۟ believe āmanū
believe وَعَمِلُوا۟ ve yapanlara waʿamilū
ve yapanlara ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler مِنْهُم onlardan min'hum
onlardan مَّغْفِرَةًۭ mağfiret maghfiratan
mağfiret وَأَجْرًا ve mükafat wa-ajran
ve mükafat عَظِيمًۢا büyük ʿaẓīman
büyük ٢٩ (29)
(29)
Muhammed Allah'ın elçisidir. Onun beraberinde bulunanlar, inkarcılara karşı sert, birbirlerine merhametlidirler. Onları rükua varırken, secde ederken, Allah'tan lütuf ve hoşnudluk dilerken görürsün. Onlar, yüzlerindeki secde izi ile tanınırlar. İşte bu, onların Tevrat'ta anlatılan vasıflarıdır. İncil'de de şöyle vasıflandırılmışlardı: Filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ekincilerin hoşuna giden ekin gibidirler. Allah böylece bunları çoğaltıp kuvvetlendirmekle inkarcıları öfkelendirir. Allah, inanıp yararlı işler işleyenlere, bağışlama ve büyük ecir vadetmiştir.