69

Hakka

Mekki 52 Ayet Cüz 29
الحاقة
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
69:1
ٱلْحَآقَّةُ gerçekleşen al-ḥāqatu
gerçekleşen
١ (1)
(1)
Gerçekleşecek olan!
69:2
مَا nedir?
nedir?
ٱلْحَآقَّةُ gerçekleşen l-ḥāqatu
gerçekleşen
٢ (2)
(2)
Nedir o gerçekleşecek olan gün?
69:3
وَمَآ nerden? wamā
nerden?
أَدْرَىٰكَ bileceksin adrāka
bileceksin
مَا ne olduğunu
ne olduğunu
ٱلْحَآقَّةُ gerçekleşenin l-ḥāqatu
gerçekleşenin
٣ (3)
(3)
Gerçekleşecek olanın ne olduğunu sana ne bildirir?
69:4
كَذَّبَتْ yalanladılar kadhabat
yalanladılar
ثَمُودُ Semud thamūdu
Semud
وَعَادٌۢ ve 'Ad waʿādun
ve 'Ad
بِٱلْقَارِعَةِ başa çarpan olayı bil-qāriʿati
başa çarpan olayı
٤ (4)
(4)
Semud ve Ad milletleri tepelerine inecek bu gerçeği yalanladılar.
69:5
فَأَمَّا bu yüzden fa-ammā
bu yüzden
ثَمُودُ Semud thamūdu
Semud
فَأُهْلِكُوا۟ helak edildiler fa-uh'likū
helak edildiler
بِٱلطَّاغِيَةِ azgın bir vak'a ile bil-ṭāghiyati
azgın bir vak'a ile
٥ (5)
(5)
Bu yüzden Semud milleti zorlu bir sarsıntı ile yok edildi.
69:6
وَأَمَّا ve wa-ammā
ve
عَادٌۭ Ad (kavmi ise) ʿādun
Ad (kavmi ise)
فَأُهْلِكُوا۟ helak edildiler fa-uh'likū
helak edildiler
بِرِيحٍۢ bir kasırga ile birīḥin
bir kasırga ile
صَرْصَرٍ uğultulu ṣarṣarin
uğultulu
عَاتِيَةٍۢ azgın ʿātiyatin
azgın
٦ (6)
(6)
Ad milleti de bu yüzden önünde durulmaz, dondurucu bir rüzgarla yok edildi.
69:7
سَخَّرَهَا onu saldı sakharahā
onu saldı
عَلَيْهِمْ onların üzerine ʿalayhim
onların üzerine
سَبْعَ yedi sabʿa
yedi
لَيَالٍۢ gece layālin
gece
وَثَمَـٰنِيَةَ ve sekiz wathamāniyata
ve sekiz
أَيَّامٍ gün ayyāmin
gün
حُسُومًۭا ardı ardına ḥusūman
ardı ardına
فَتَرَى görürsün fatarā
görürsün
ٱلْقَوْمَ o kavmi l-qawma
o kavmi
فِيهَا orada fīhā
orada
صَرْعَىٰ serilmiş ṣarʿā
serilmiş
كَأَنَّهُمْ sanki onlar ka-annahum
sanki onlar
أَعْجَازُ kütükleridir aʿjāzu
kütükleridir
نَخْلٍ hurma nakhlin
hurma
خَاوِيَةٍۢ içi boş khāwiyatin
içi boş
٧ (7)
(7)
Allah onların kökünü kesmek üzere, üzerlerine o rüzgarı yedi gece sekiz gün, estirdi. Halkın, kökünden çıkarılmış hurma kütükleri gibi yere yıkıldıklarını görürsün.
69:8
فَهَلْ görüyormusun? fahal
görüyormusun?
تَرَىٰ you see tarā
you see
لَهُم onlardan lahum
onlardan
مِّنۢ hiç min
hiç
بَاقِيَةٍۢ geri kalan bāqiyatin
geri kalan
٨ (8)
(8)
Onlardan arda kalmış bir şey görür müsün?
69:9
وَجَآءَ ve geldiler wajāa
ve geldiler
فِرْعَوْنُ Fir'avn fir'ʿawnu
Fir'avn
وَمَن ve kimseler waman
ve kimseler
قَبْلَهُۥ ondan önceki qablahu
ondan önceki
وَٱلْمُؤْتَفِكَـٰتُ ve altüst olmuş kentler wal-mu'tafikātu
ve altüst olmuş kentler
بِٱلْخَاطِئَةِ hatalı iş ile bil-khāṭi-ati
hatalı iş ile
٩ (9)
(9)
Firavun, ondan öncekiler ve alt üst olmuş kasabalarda oturanlar da suç işlemişlerdi.
69:10
فَعَصَوْا۟ karşı geldiler faʿaṣaw
karşı geldiler
رَسُولَ elçisine rasūla
elçisine
رَبِّهِمْ Rablerinin rabbihim
Rablerinin
فَأَخَذَهُمْ O da onları yakaladı fa-akhadhahum
O da onları yakaladı
أَخْذَةًۭ bir yakalayışla akhdhatan
bir yakalayışla
رَّابِيَةً şiddeti gittikçe artan rābiyatan
şiddeti gittikçe artan
١٠ (10)
(10)
Rabbinin peygamberine baş kaldırmışlardı. Bunun üzerine Rableri onları şiddeti arttıkça artan bir şekilde yakaladı.
69:11
إِنَّا elbette biz innā
elbette biz
لَمَّا kabarınca lammā
kabarınca
طَغَا overflowed ṭaghā
overflowed
ٱلْمَآءُ su(lar) l-māu
su(lar)
حَمَلْنَـٰكُمْ sizi taşıdık ḥamalnākum
sizi taşıdık
فِى akıp gidende (gemi)
akıp gidende (gemi)
ٱلْجَارِيَةِ the sailing (ship) l-jāriyati
the sailing (ship)
١١ (11)
(11)
Su taştığı vakit, size bir ibret olmak üzere, anlayışlı kulaklar anlasın diye süzülen gemide, sizi Biz taşımışızdır.
69:12
لِنَجْعَلَهَا onu yapalım diye linajʿalahā
onu yapalım diye
لَكُمْ size lakum
size
تَذْكِرَةًۭ bir ibret tadhkiratan
bir ibret
وَتَعِيَهَآ ve onu bellesin wataʿiyahā
ve onu bellesin
أُذُنٌۭ kulak(lar) udhunun
kulak(lar)
وَٰعِيَةٌۭ belleyen wāʿiyatun
belleyen
١٢ (12)
(12)
Su taştığı vakit, size bir ibret olmak üzere, anlayışlı kulaklar anlasın diye süzülen gemide, sizi Biz taşımışızdır.
69:13
فَإِذَا zaman fa-idhā
zaman
نُفِخَ üflendiği nufikha
üflendiği
فِى Sur'a
Sur'a
ٱلصُّورِ the trumpet l-ṣūri
the trumpet
نَفْخَةٌۭ üfleme nafkhatun
üfleme
وَٰحِدَةٌۭ bir tek wāḥidatun
bir tek
١٣ (13)
(13)
Sura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar.
69:14
وَحُمِلَتِ yerlerinden kaldırıldığı waḥumilati
yerlerinden kaldırıldığı
ٱلْأَرْضُ arz l-arḍu
arz
وَٱلْجِبَالُ ve dağlar wal-jibālu
ve dağlar
فَدُكَّتَا çarpıştırıldığı fadukkatā
çarpıştırıldığı
دَكَّةًۭ çarpma ile dakkatan
çarpma ile
وَٰحِدَةًۭ bir tek wāḥidatan
bir tek
١٤ (14)
(14)
Sura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar.
69:15
فَيَوْمَئِذٍۢ işte o gün fayawma-idhin
işte o gün
وَقَعَتِ vuku bulur waqaʿati
vuku bulur
ٱلْوَاقِعَةُ olacak olan l-wāqiʿatu
olacak olan
١٥ (15)
(15)
Sura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar.
69:16
وَٱنشَقَّتِ yarılmıştır wa-inshaqqati
yarılmıştır
ٱلسَّمَآءُ gök l-samāu
gök
فَهِىَ o fahiya
o
يَوْمَئِذٍۢ o gün yawma-idhin
o gün
وَاهِيَةٌۭ zayıftır wāhiyatun
zayıftır
١٦ (16)
(16)
Gök yarılır; o gün düzeni bozulur.
69:17
وَٱلْمَلَكُ vre melekler de wal-malaku
vre melekler de
عَلَىٰٓ onun kenarlarındadır ʿalā
onun kenarlarındadır
أَرْجَآئِهَا ۚ its edges arjāihā
its edges
وَيَحْمِلُ ve taşır wayaḥmilu
ve taşır
عَرْشَ tahtını ʿarsha
tahtını
رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin
فَوْقَهُمْ üstlerinde fawqahum
üstlerinde
يَوْمَئِذٍۢ o gün yawma-idhin
o gün
ثَمَـٰنِيَةٌۭ sekiz (melek) thamāniyatun
sekiz (melek)
١٧ (17)
(17)
Melekler onun çevresindedirler; o gün Rabbinin arşını onlardan başka sekiz tanesi yüklenir.
69:18
يَوْمَئِذٍۢ o gün yawma-idhin
o gün
تُعْرَضُونَ arz olunursunuz tuʿ'raḍūna
arz olunursunuz
لَا gizli kalmaz
gizli kalmaz
تَخْفَىٰ will be hidden takhfā
will be hidden
مِنكُمْ sizden minkum
sizden
خَافِيَةٌۭ hiçbir giz khāfiyatun
hiçbir giz
١٨ (18)
(18)
O gün siz huzura alınırsınız, hiçbir şeyiniz gizli kalmaz.
69:19
فَأَمَّا o zaman fa-ammā
o zaman
مَنْ kimse man
kimse
أُوتِىَ verilen ūtiya
verilen
كِتَـٰبَهُۥ Kitabı kitābahu
Kitabı
بِيَمِينِهِۦ sağından biyamīnihi
sağından
فَيَقُولُ der ki fayaqūlu
der ki
هَآؤُمُ alın hāumu
alın
ٱقْرَءُوا۟ okuyun iq'raū
okuyun
كِتَـٰبِيَهْ Kitabımı kitābiyah
Kitabımı
١٩ (19)
(19)
Kitabı sağından verilen; "Alın, kitabımı okuyun, doğrusu bir hesaplaşma ile karşılaşacağımı umuyordum" der.
69:20
إِنِّى süphesiz ben innī
süphesiz ben
ظَنَنتُ sezmiştim ẓanantu
sezmiştim
أَنِّى elbette benim annī
elbette benim
مُلَـٰقٍ karşılaşacağımı mulāqin
karşılaşacağımı
حِسَابِيَهْ hesabımla ḥisābiyah
hesabımla
٢٠ (20)
(20)
Kitabı sağından verilen; "Alın, kitabımı okuyun, doğrusu bir hesaplaşma ile karşılaşacağımı umuyordum" der.
69:21
فَهُوَ artık o fahuwa
artık o
فِى içindedir
içindedir
عِيشَةٍۢ bir yaşam ʿīshatin
bir yaşam
رَّاضِيَةٍۢ memmun eden rāḍiyatin
memmun eden
٢١ (21)
(21)
Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir.
69:22
فِى bir bahçede
bir bahçede
جَنَّةٍ a Garden jannatin
a Garden
عَالِيَةٍۢ yüksek ʿāliyatin
yüksek
٢٢ (22)
(22)
Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir.
69:23
قُطُوفُهَا meyveleri quṭūfuhā
meyveleri
دَانِيَةٌۭ aşağıya sarkmış dāniyatun
aşağıya sarkmış
٢٣ (23)
(23)
Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir.
69:24
كُلُوا۟ yeyin kulū
yeyin
وَٱشْرَبُوا۟ ve için wa-ish'rabū
ve için
هَنِيٓـًٔۢا afiyetle hanīan
afiyetle
بِمَآ ötürü bimā
ötürü
أَسْلَفْتُمْ yaptığınız işlerden aslaftum
yaptığınız işlerden
فِى günlerde
günlerde
ٱلْأَيَّامِ the days l-ayāmi
the days
ٱلْخَالِيَةِ geçmiş l-khāliyati
geçmiş
٢٤ (24)
(24)
Onlara şöyle denir: "Geçmiş günlerde, peşinen işlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz içiniz."
69:25
وَأَمَّا o zaman wa-ammā
o zaman
مَنْ kimse man
kimse
أُوتِىَ verilen ūtiya
verilen
كِتَـٰبَهُۥ Kitabı kitābahu
Kitabı
بِشِمَالِهِۦ sol tarafından bishimālihi
sol tarafından
فَيَقُولُ der ki fayaqūlu
der ki
يَـٰلَيْتَنِى ey keşke bana yālaytanī
ey keşke bana
لَمْ verilmeseydi lam
verilmeseydi
أُوتَ I had been given ūta
I had been given
كِتَـٰبِيَهْ Kitabım kitābiyah
Kitabım
٢٥ (25)
(25)
Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.
69:26
وَلَمْ ve hiç walam
ve hiç
أَدْرِ bilmeseydim adri
bilmeseydim
مَا nedir
nedir
حِسَابِيَهْ hesabım ḥisābiyah
hesabım
٢٦ (26)
(26)
Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.
69:27
يَـٰلَيْتَهَا ey keşke yālaytahā
ey keşke
كَانَتِ olsaydı kānati
olsaydı
ٱلْقَاضِيَةَ işimi bitirmiş l-qāḍiyata
işimi bitirmiş
٢٧ (27)
(27)
Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.
69:28
مَآ hiçbir
hiçbir
أَغْنَىٰ yarar sağlamadı aghnā
yarar sağlamadı
عَنِّى bana ʿannī
bana
مَالِيَهْ ۜ malım māliyah
malım
٢٨ (28)
(28)
Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.
69:29
هَلَكَ yok olup gitti halaka
yok olup gitti
عَنِّى benden ʿannī
benden
سُلْطَـٰنِيَهْ gücüm (saltanatım) sul'ṭāniyah
gücüm (saltanatım)
٢٩ (29)
(29)
Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.
69:30
خُذُوهُ tutun onu khudhūhu
tutun onu
فَغُلُّوهُ bağlayın onu faghullūhu
bağlayın onu
٣٠ (30)
(30)
İlgililere şöyle buyurulur: "O'nu alın, bağlayın."
69:31
ثُمَّ sonra thumma
sonra
ٱلْجَحِيمَ cehenneme l-jaḥīma
cehenneme
صَلُّوهُ sallayın onu ṣallūhu
sallayın onu
٣١ (31)
(31)
"Sonra cehenneme yaslayın"
69:32
ثُمَّ sonra thumma
sonra
فِى zincire
zincire
سِلْسِلَةٍۢ a chain sil'silatin
a chain
ذَرْعُهَا uzunluğu dharʿuhā
uzunluğu
سَبْعُونَ yetmiş sabʿūna
yetmiş
ذِرَاعًۭا arşın dhirāʿan
arşın
فَٱسْلُكُوهُ vurun onu fa-us'lukūhu
vurun onu
٣٢ (32)
(32)
"Sonra onu boyu yetmiş arşın olan zincire vurun";
69:33
إِنَّهُۥ çünkü o innahu
çünkü o
كَانَ idi kāna
idi
لَا inanmıyor
inanmıyor
يُؤْمِنُ believing yu'minu
believing
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
ٱلْعَظِيمِ büyük l-ʿaẓīmi
büyük
٣٣ (33)
(33)
"Çünkü, o, yüce Allah'a inanmazdı."
69:34
وَلَا ve walā
ve
يَحُضُّ ön ayak olmuyurdu yaḥuḍḍu
ön ayak olmuyurdu
عَلَىٰ doyurmaya ʿalā
doyurmaya
طَعَامِ (the) feeding ṭaʿāmi
(the) feeding
ٱلْمِسْكِينِ yoksulu l-mis'kīni
yoksulu
٣٤ (34)
(34)
"Yoksulun yiyeceği ile ilgilenmezdi."
69:35
فَلَيْسَ yoktur falaysa
yoktur
لَهُ onun için lahu
onun için
ٱلْيَوْمَ bugün l-yawma
bugün
هَـٰهُنَا burada hāhunā
burada
حَمِيمٌۭ candan bir dost ḥamīmun
candan bir dost
٣٥ (35)
(35)
"Bu sebeple burada bugün onun bir acıyanı yoktur."
69:36
وَلَا ve yoktur walā
ve yoktur
طَعَامٌ yiyecek ṭaʿāmun
yiyecek
إِلَّا başka illā
başka
مِنْ irinden min
irinden
غِسْلِينٍۢ (the) discharge of wounds ghis'līnin
(the) discharge of wounds
٣٦ (36)
(36)
"Günahkarların yiyeceği olan kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur."
69:37
لَّا onu yemez
onu yemez
يَأْكُلُهُۥٓ will eat it yakuluhu
will eat it
إِلَّا başkası illā
başkası
ٱلْخَـٰطِـُٔونَ hata işleyenlerden l-khāṭiūna
hata işleyenlerden
٣٧ (37)
(37)
"Günahkarların yiyeceği olan kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur."
69:38
فَلَآ hayır falā
hayır
أُقْسِمُ yemin ederim uq'simu
yemin ederim
بِمَا şeylere bimā
şeylere
تُبْصِرُونَ gördükleriniz tub'ṣirūna
gördükleriniz
٣٨ (38)
(38)
Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.
69:39
وَمَا ve şeylere wamā
ve şeylere
لَا görmedikleriniz
görmedikleriniz
تُبْصِرُونَ you see tub'ṣirūna
you see
٣٩ (39)
(39)
Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.
69:40
إِنَّهُۥ şüphesiz o innahu
şüphesiz o
لَقَوْلُ elbette sözüdür laqawlu
elbette sözüdür
رَسُولٍۢ bir elçinin rasūlin
bir elçinin
كَرِيمٍۢ değerli karīmin
değerli
٤٠ (40)
(40)
Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.
69:41
وَمَا ve değildir wamā
ve değildir
هُوَ O huwa
O
بِقَوْلِ sözü biqawli
sözü
شَاعِرٍۢ ۚ bir şa'irin shāʿirin
bir şa'irin
قَلِيلًۭا az qalīlan
az
مَّا ne de
ne de
تُؤْمِنُونَ inanıyorsunuz tu'minūna
inanıyorsunuz
٤١ (41)
(41)
O, şair sözü değildir; ne az inanıyorsunuz!
69:42
وَلَا ve değildir walā
ve değildir
بِقَوْلِ sözü biqawli
sözü
كَاهِنٍۢ ۚ bir kahinin kāhinin
bir kahinin
قَلِيلًۭا az qalīlan
az
مَّا ne de
ne de
تَذَكَّرُونَ düşünüyorsunuz tadhakkarūna
düşünüyorsunuz
٤٢ (42)
(42)
Kahin sözü de değildir; ne az düşünüyorsunuz!
69:43
تَنزِيلٌۭ indirilmiştir tanzīlun
indirilmiştir
مِّن tarafından min
tarafından
رَّبِّ Rabbi rabbi
Rabbi
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin
٤٣ (43)
(43)
Kuran, Alemlerin Rabbinden indirilmedir.
69:44
وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer
تَقَوَّلَ iftira etseydi taqawwala
iftira etseydi
عَلَيْنَا bize ʿalaynā
bize
بَعْضَ bazı baʿḍa
bazı
ٱلْأَقَاوِيلِ laflar uydurup l-aqāwīli
laflar uydurup
٤٤ (44)
(44)
Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık.
69:45
لَأَخَذْنَا elbette alırdık la-akhadhnā
elbette alırdık
مِنْهُ onun min'hu
onun
بِٱلْيَمِينِ sağını bil-yamīni
sağını
٤٥ (45)
(45)
Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık.
69:46
ثُمَّ sonra thumma
sonra
لَقَطَعْنَا keserdik laqaṭaʿnā
keserdik
مِنْهُ onun min'hu
onun
ٱلْوَتِينَ can damarını l-watīna
can damarını
٤٦ (46)
(46)
Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık.
69:47
فَمَا olamazdı famā
olamazdı
مِنكُم sizden minkum
sizden
مِّنْ hiçbir min
hiçbir
أَحَدٍ kimse aḥadin
kimse
عَنْهُ ondan ʿanhu
ondan
حَـٰجِزِينَ engel ḥājizīna
engel
٤٧ (47)
(47)
Hiçbiriniz de onu koruyamazdınız.
69:48
وَإِنَّهُۥ şüphesiz O wa-innahu
şüphesiz O
لَتَذْكِرَةٌۭ bir öğüttür latadhkiratun
bir öğüttür
لِّلْمُتَّقِينَ muttakiler için lil'muttaqīna
muttakiler için
٤٨ (48)
(48)
Doğrusu Kuran Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür.
69:49
وَإِنَّا ve elbette biz wa-innā
ve elbette biz
لَنَعْلَمُ elbette biliyoruz lanaʿlamu
elbette biliyoruz
أَنَّ muhakkak anna
muhakkak
مِنكُم içinizdeki minkum
içinizdeki
مُّكَذِّبِينَ yalanlayıcıları mukadhibīna
yalanlayıcıları
٤٩ (49)
(49)
İçinizde yalanlayanlar bulunduğunu şüphesiz bilmekteyiz.
69:50
وَإِنَّهُۥ doğrusu o wa-innahu
doğrusu o
لَحَسْرَةٌ elbette hasrettir laḥasratun
elbette hasrettir
عَلَى için ʿalā
için
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirler l-kāfirīna
kafirler
٥٠ (50)
(50)
Doğrusu Kuran, inkarcılar için bir üzüntüdür.
69:51
وَإِنَّهُۥ ve şüphesiz O wa-innahu
ve şüphesiz O
لَحَقُّ muhakkak gerçektir laḥaqqu
muhakkak gerçektir
ٱلْيَقِينِ kesin l-yaqīni
kesin
٥١ (51)
(51)
O, şüphesiz kesin gerçektir.
69:52
فَسَبِّحْ öyleyse tesbih et fasabbiḥ
öyleyse tesbih et
بِٱسْمِ adını bi-is'mi
adını
رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin
ٱلْعَظِيمِ ulu l-ʿaẓīmi
ulu
٥٢ (52)
(52)
Öyleyse çok büyük olan Rabbinin adını tesbih et.