68
Kalem
القلم
Besmele
بِسْمِ
adıyla
bis'mi
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
68:1
نٓ ۚ
Nun
noon
Nun وَٱلْقَلَمِ kaleme andolsun wal-qalami
kaleme andolsun وَمَا ve wamā
ve يَسْطُرُونَ yazdıklarına yasṭurūna
yazdıklarına ١ (1)
(1)
Nun وَٱلْقَلَمِ kaleme andolsun wal-qalami
kaleme andolsun وَمَا ve wamā
ve يَسْطُرُونَ yazdıklarına yasṭurūna
yazdıklarına ١ (1)
(1)
Nun; kalem ve onunla yazılanlara and olsun ki, sen Rabbinin nimetine uğramış bir kimsesin, deli (cinlenmiş) değilsin.
68:2
مَآ
değilsin
mā
değilsin أَنتَ sen anta
sen بِنِعْمَةِ ni'metiyle biniʿ'mati
ni'metiyle رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin بِمَجْنُونٍۢ cinlenmiş (deli) bimajnūnin
cinlenmiş (deli) ٢ (2)
(2)
değilsin أَنتَ sen anta
sen بِنِعْمَةِ ni'metiyle biniʿ'mati
ni'metiyle رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin بِمَجْنُونٍۢ cinlenmiş (deli) bimajnūnin
cinlenmiş (deli) ٢ (2)
(2)
Nun; kalem ve onunla yazılanlara and olsun ki, sen Rabbinin nimetine uğramış bir kimsesin, deli (cinlenmiş) değilsin.
68:3
وَإِنَّ
ve şüphesiz
wa-inna
ve şüphesiz لَكَ senin için vardır laka
senin için vardır لَأَجْرًا bir mükafat la-ajran
bir mükafat غَيْرَ olmayan ghayra
olmayan مَمْنُونٍۢ kesintisi mamnūnin
kesintisi ٣ (3)
(3)
ve şüphesiz لَكَ senin için vardır laka
senin için vardır لَأَجْرًا bir mükafat la-ajran
bir mükafat غَيْرَ olmayan ghayra
olmayan مَمْنُونٍۢ kesintisi mamnūnin
kesintisi ٣ (3)
(3)
Doğrusu sana kesintisiz bir ecir vardır.
68:4
وَإِنَّكَ
ve şüphesiz sen
wa-innaka
ve şüphesiz sen لَعَلَىٰ üzerindesin laʿalā
üzerindesin خُلُقٍ bir ahlak khuluqin
bir ahlak عَظِيمٍۢ büyük ʿaẓīmin
büyük ٤ (4)
(4)
ve şüphesiz sen لَعَلَىٰ üzerindesin laʿalā
üzerindesin خُلُقٍ bir ahlak khuluqin
bir ahlak عَظِيمٍۢ büyük ʿaẓīmin
büyük ٤ (4)
(4)
Şüphesiz sen büyük bir ahlaka sahipsindir.
68:5
فَسَتُبْصِرُ
göreceksin
fasatub'ṣiru
göreceksin وَيُبْصِرُونَ onlar da görecekler wayub'ṣirūna
onlar da görecekler ٥ (5)
(5)
göreceksin وَيُبْصِرُونَ onlar da görecekler wayub'ṣirūna
onlar da görecekler ٥ (5)
(5)
Hanginizin aklından zoru olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler.
68:6
بِأَييِّكُمُ
hanginiz
bi-ayyikumu
hanginiz ٱلْمَفْتُونُ fitnelenmiştir l-maftūnu
fitnelenmiştir ٦ (6)
(6)
hanginiz ٱلْمَفْتُونُ fitnelenmiştir l-maftūnu
fitnelenmiştir ٦ (6)
(6)
Hanginizin aklından zoru olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler.
68:7
إِنَّ
şüphesiz
inna
şüphesiz رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin هُوَ O'dur huwa
O'dur أَعْلَمُ en iyi bilen aʿlamu
en iyi bilen بِمَن kim(ler) biman
kim(ler) ضَلَّ sapmıştır ḍalla
sapmıştır عَن kendi yolundan ʿan
kendi yolundan سَبِيلِهِۦ His way sabīlihi
His way وَهُوَ ve O'dur wahuwa
ve O'dur أَعْلَمُ en iyi bilen aʿlamu
en iyi bilen بِٱلْمُهْتَدِينَ doğru yoldadır bil-muh'tadīna
doğru yoldadır ٧ (7)
(7)
şüphesiz رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin هُوَ O'dur huwa
O'dur أَعْلَمُ en iyi bilen aʿlamu
en iyi bilen بِمَن kim(ler) biman
kim(ler) ضَلَّ sapmıştır ḍalla
sapmıştır عَن kendi yolundan ʿan
kendi yolundan سَبِيلِهِۦ His way sabīlihi
His way وَهُوَ ve O'dur wahuwa
ve O'dur أَعْلَمُ en iyi bilen aʿlamu
en iyi bilen بِٱلْمُهْتَدِينَ doğru yoldadır bil-muh'tadīna
doğru yoldadır ٧ (7)
(7)
Doğrusu senin Rabbin, yolundan sapıtanları çok iyi bilir; O, doğru yolda olanları da çok iyi bilir.
68:8
فَلَا
öyleyse
falā
öyleyse تُطِعِ ita'at etme tuṭiʿi
ita'at etme ٱلْمُكَذِّبِينَ yalanlayanlara l-mukadhibīna
yalanlayanlara ٨ (8)
(8)
öyleyse تُطِعِ ita'at etme tuṭiʿi
ita'at etme ٱلْمُكَذِّبِينَ yalanlayanlara l-mukadhibīna
yalanlayanlara ٨ (8)
(8)
Bundan böyle, yalanlayanlara itaat etme;
68:9
وَدُّوا۟
istediler ki
waddū
istediler ki لَوْ keşke law
keşke تُدْهِنُ sen yağcılık yapasın tud'hinu
sen yağcılık yapasın فَيُدْهِنُونَ onlar da yağcılık yapsınlar fayud'hinūna
onlar da yağcılık yapsınlar ٩ (9)
(9)
istediler ki لَوْ keşke law
keşke تُدْهِنُ sen yağcılık yapasın tud'hinu
sen yağcılık yapasın فَيُدْهِنُونَ onlar da yağcılık yapsınlar fayud'hinūna
onlar da yağcılık yapsınlar ٩ (9)
(9)
(Onlar sana indirilen ayetlerden beğenmediklerini bırakman suretiyle senin) kendilerine yumuşak davranmanı isterler; böyle yapsan, onlar da seni över, yumuşak davranırlar.
68:10
وَلَا
ve
walā
ve تُطِعْ ita'at etme tuṭiʿ
ita'at etme كُلَّ hiçbirine kulla
hiçbirine حَلَّافٍۢ yemin edip duran ḥallāfin
yemin edip duran مَّهِينٍ aşağılık mahīnin
aşağılık ١٠ (10)
(10)
ve تُطِعْ ita'at etme tuṭiʿ
ita'at etme كُلَّ hiçbirine kulla
hiçbirine حَلَّافٍۢ yemin edip duran ḥallāfin
yemin edip duran مَّهِينٍ aşağılık mahīnin
aşağılık ١٠ (10)
(10)
Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.
68:11
هَمَّازٍۢ
kötüleyip duran
hammāzin
kötüleyip duran مَّشَّآءٍۭ götürüp getiren mashāin
götürüp getiren بِنَمِيمٍۢ söz binamīmin
söz ١١ (11)
(11)
kötüleyip duran مَّشَّآءٍۭ götürüp getiren mashāin
götürüp getiren بِنَمِيمٍۢ söz binamīmin
söz ١١ (11)
(11)
Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.
68:12
مَّنَّاعٍۢ
engel olan
mannāʿin
engel olan لِّلْخَيْرِ hayra lil'khayri
hayra مُعْتَدٍ saldırgan muʿ'tadin
saldırgan أَثِيمٍ günahkar athīmin
günahkar ١٢ (12)
(12)
engel olan لِّلْخَيْرِ hayra lil'khayri
hayra مُعْتَدٍ saldırgan muʿ'tadin
saldırgan أَثِيمٍ günahkar athīmin
günahkar ١٢ (12)
(12)
Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.
68:13
عُتُلٍّۭ
kaba
ʿutullin
kaba بَعْدَ sonra da baʿda
sonra da ذَٰلِكَ bundan dhālika
bundan زَنِيمٍ kötülükle damgalı zanīmin
kötülükle damgalı ١٣ (13)
(13)
kaba بَعْدَ sonra da baʿda
sonra da ذَٰلِكَ bundan dhālika
bundan زَنِيمٍ kötülükle damgalı zanīmin
kötülükle damgalı ١٣ (13)
(13)
Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.
68:14
أَن
diye
an
diye كَانَ olmuş kāna
olmuş ذَا sahibi dhā
sahibi مَالٍۢ mal mālin
mal وَبَنِينَ ve oğullar wabanīna
ve oğullar ١٤ (14)
(14)
diye كَانَ olmuş kāna
olmuş ذَا sahibi dhā
sahibi مَالٍۢ mal mālin
mal وَبَنِينَ ve oğullar wabanīna
ve oğullar ١٤ (14)
(14)
Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.
68:15
إِذَا
zaman
idhā
zaman تُتْلَىٰ okunduğu tut'lā
okunduğu عَلَيْهِ kendisine ʿalayhi
kendisine ءَايَـٰتُنَا ayetlerimiz āyātunā
ayetlerimiz قَالَ der qāla
der أَسَـٰطِيرُ masallarıdır asāṭīru
masallarıdır ٱلْأَوَّلِينَ eskilerin l-awalīna
eskilerin ١٥ (15)
(15)
zaman تُتْلَىٰ okunduğu tut'lā
okunduğu عَلَيْهِ kendisine ʿalayhi
kendisine ءَايَـٰتُنَا ayetlerimiz āyātunā
ayetlerimiz قَالَ der qāla
der أَسَـٰطِيرُ masallarıdır asāṭīru
masallarıdır ٱلْأَوَّلِينَ eskilerin l-awalīna
eskilerin ١٥ (15)
(15)
Ayetlerimiz ona okunduğu zaman: "Öncekilerin masalları" der.
68:16
سَنَسِمُهُۥ
biz onu damgalayacağız
sanasimuhu
biz onu damgalayacağız عَلَى üzerini ʿalā
üzerini ٱلْخُرْطُومِ burnunun l-khur'ṭūmi
burnunun ١٦ (16)
(16)
biz onu damgalayacağız عَلَى üzerini ʿalā
üzerini ٱلْخُرْطُومِ burnunun l-khur'ṭūmi
burnunun ١٦ (16)
(16)
Onun havada olan burnunu yakında yere sürteceğiz.
68:17
إِنَّا
elbette biz
innā
elbette biz بَلَوْنَـٰهُمْ bunlara da bela verdik balawnāhum
bunlara da bela verdik كَمَا gibi kamā
gibi بَلَوْنَآ bela verdiğimiz balawnā
bela verdiğimiz أَصْحَـٰبَ sahiplerine aṣḥāba
sahiplerine ٱلْجَنَّةِ bahçe l-janati
bahçe إِذْ hani idh
hani أَقْسَمُوا۟ onlar yemin etmişlerdi aqsamū
onlar yemin etmişlerdi لَيَصْرِمُنَّهَا bahçeyi mutlaka devşireceklerine layaṣrimunnahā
bahçeyi mutlaka devşireceklerine مُصْبِحِينَ sabah olunca muṣ'biḥīna
sabah olunca ١٧ (17)
(17)
elbette biz بَلَوْنَـٰهُمْ bunlara da bela verdik balawnāhum
bunlara da bela verdik كَمَا gibi kamā
gibi بَلَوْنَآ bela verdiğimiz balawnā
bela verdiğimiz أَصْحَـٰبَ sahiplerine aṣḥāba
sahiplerine ٱلْجَنَّةِ bahçe l-janati
bahçe إِذْ hani idh
hani أَقْسَمُوا۟ onlar yemin etmişlerdi aqsamū
onlar yemin etmişlerdi لَيَصْرِمُنَّهَا bahçeyi mutlaka devşireceklerine layaṣrimunnahā
bahçeyi mutlaka devşireceklerine مُصْبِحِينَ sabah olunca muṣ'biḥīna
sabah olunca ١٧ (17)
(17)
Biz bunları, vaktiyle bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik. Sahipleri daha sabah olmadan, bahçeyi devşireceklerine bir istisna payı bırakmaksızın yemin etmişlerdi.
68:18
وَلَا
ve
walā
ve يَسْتَثْنُونَ istisna da etmiyorlardı yastathnūna
istisna da etmiyorlardı ١٨ (18)
(18)
ve يَسْتَثْنُونَ istisna da etmiyorlardı yastathnūna
istisna da etmiyorlardı ١٨ (18)
(18)
Biz bunları, vaktiyle bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik. Sahipleri daha sabah olmadan, bahçeyi devşireceklerine bir istisna payı bırakmaksızın yemin etmişlerdi.
68:19
فَطَافَ
fakat sardı
faṭāfa
fakat sardı عَلَيْهَا onu ʿalayhā
onu طَآئِفٌۭ dolaşıcı bir bela ṭāifun
dolaşıcı bir bela مِّن Rabbinden min
Rabbinden رَّبِّكَ your Lord rabbika
your Lord وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar نَآئِمُونَ uyurlarken nāimūna
uyurlarken ١٩ (19)
(19)
fakat sardı عَلَيْهَا onu ʿalayhā
onu طَآئِفٌۭ dolaşıcı bir bela ṭāifun
dolaşıcı bir bela مِّن Rabbinden min
Rabbinden رَّبِّكَ your Lord rabbika
your Lord وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar نَآئِمُونَ uyurlarken nāimūna
uyurlarken ١٩ (19)
(19)
Ama onlar daha uykudayken Rabbinin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de bahçe kapkara kesilmişti.
68:20
فَأَصْبَحَتْ
(bahçe) kesiliverdi
fa-aṣbaḥat
(bahçe) kesiliverdi كَٱلصَّرِيمِ simsiyah kal-ṣarīmi
simsiyah ٢٠ (20)
(20)
(bahçe) kesiliverdi كَٱلصَّرِيمِ simsiyah kal-ṣarīmi
simsiyah ٢٠ (20)
(20)
Ama onlar daha uykudayken Rabbinin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de bahçe kapkara kesilmişti.
68:21
فَتَنَادَوْا۟
birbirlerine seslendiler
fatanādaw
birbirlerine seslendiler مُصْبِحِينَ sabahleyin muṣ'biḥīna
sabahleyin ٢١ (21)
(21)
birbirlerine seslendiler مُصْبِحِينَ sabahleyin muṣ'biḥīna
sabahleyin ٢١ (21)
(21)
Sabah erken: "Ürünlerinizi devşirecekseniz erken çıkın" diye birbirlerine seslendiler.
68:22
أَنِ
diye
ani
diye ٱغْدُوا۟ erkenden gidin igh'dū
erkenden gidin عَلَىٰ ekininize ʿalā
ekininize حَرْثِكُمْ your crop ḥarthikum
your crop إِن eğer in
eğer كُنتُمْ devşirecekseniz kuntum
devşirecekseniz صَـٰرِمِينَ pluck (the) fruit ṣārimīna
pluck (the) fruit ٢٢ (22)
(22)
diye ٱغْدُوا۟ erkenden gidin igh'dū
erkenden gidin عَلَىٰ ekininize ʿalā
ekininize حَرْثِكُمْ your crop ḥarthikum
your crop إِن eğer in
eğer كُنتُمْ devşirecekseniz kuntum
devşirecekseniz صَـٰرِمِينَ pluck (the) fruit ṣārimīna
pluck (the) fruit ٢٢ (22)
(22)
Sabah erken: "Ürünlerinizi devşirecekseniz erken çıkın" diye birbirlerine seslendiler.
68:23
فَٱنطَلَقُوا۟
derken yürüdüler
fa-inṭalaqū
derken yürüdüler وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar يَتَخَـٰفَتُونَ fısıldaşıyorlardı yatakhāfatūna
fısıldaşıyorlardı ٢٣ (23)
(23)
derken yürüdüler وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar يَتَخَـٰفَتُونَ fısıldaşıyorlardı yatakhāfatūna
fısıldaşıyorlardı ٢٣ (23)
(23)
"Bugün orada, hiçbir düşkün kimse yanımıza sokulmasın" diye gizli gizli konuşarak yürüyorlardı.
68:24
أَن
diye
an
diye لَّا sakın sokulmasın lā
sakın sokulmasın يَدْخُلَنَّهَا will enter it yadkhulannahā
will enter it ٱلْيَوْمَ bugün l-yawma
bugün عَلَيْكُم yanınıza ʿalaykum
yanınıza مِّسْكِينٌۭ hiçbir yoksul mis'kīnun
hiçbir yoksul ٢٤ (24)
(24)
diye لَّا sakın sokulmasın lā
sakın sokulmasın يَدْخُلَنَّهَا will enter it yadkhulannahā
will enter it ٱلْيَوْمَ bugün l-yawma
bugün عَلَيْكُم yanınıza ʿalaykum
yanınıza مِّسْكِينٌۭ hiçbir yoksul mis'kīnun
hiçbir yoksul ٢٤ (24)
(24)
"Bugün orada, hiçbir düşkün kimse yanımıza sokulmasın" diye gizli gizli konuşarak yürüyorlardı.
68:25
وَغَدَوْا۟
ve erkenden gittiler
waghadaw
ve erkenden gittiler عَلَىٰ engellemeye ʿalā
engellemeye حَرْدٍۢ determination ḥardin
determination قَـٰدِرِينَ güçleri yettiği halde qādirīna
güçleri yettiği halde ٢٥ (25)
(25)
ve erkenden gittiler عَلَىٰ engellemeye ʿalā
engellemeye حَرْدٍۢ determination ḥardin
determination قَـٰدِرِينَ güçleri yettiği halde qādirīna
güçleri yettiği halde ٢٥ (25)
(25)
Yoksullara yardım etmeye güçleri yeterken böyle konuşarak erkenden gittiler.
68:26
فَلَمَّا
fakat
falammā
fakat رَأَوْهَا bahçeyi görünce ra-awhā
bahçeyi görünce قَالُوٓا۟ dediler qālū
dediler إِنَّا elbette biz innā
elbette biz لَضَآلُّونَ biz (yolu) şaşırdık laḍāllūna
biz (yolu) şaşırdık ٢٦ (26)
(26)
fakat رَأَوْهَا bahçeyi görünce ra-awhā
bahçeyi görünce قَالُوٓا۟ dediler qālū
dediler إِنَّا elbette biz innā
elbette biz لَضَآلُّونَ biz (yolu) şaşırdık laḍāllūna
biz (yolu) şaşırdık ٢٦ (26)
(26)
Bahçeyi gördüklerinde: "Herhalde yolumuzu şaşırmış olacağız; belki de biz yoksun bırakıldık" dediler.
68:27
بَلْ
hayır
bal
hayır نَحْنُ biz naḥnu
biz مَحْرُومُونَ mahrum bırakıldık maḥrūmūna
mahrum bırakıldık ٢٧ (27)
(27)
hayır نَحْنُ biz naḥnu
biz مَحْرُومُونَ mahrum bırakıldık maḥrūmūna
mahrum bırakıldık ٢٧ (27)
(27)
Bahçeyi gördüklerinde: "Herhalde yolumuzu şaşırmış olacağız; belki de biz yoksun bırakıldık" dediler.
68:28
قَالَ
dedi
qāla
dedi أَوْسَطُهُمْ orta yol üzere olanları awsaṭuhum
orta yol üzere olanları أَلَمْ ben demedim mi? alam
ben demedim mi? أَقُل I tell aqul
I tell لَّكُمْ size lakum
size لَوْلَا gerekmez miydi? lawlā
gerekmez miydi? تُسَبِّحُونَ tesbih etmeniz tusabbiḥūna
tesbih etmeniz ٢٨ (28)
(28)
dedi أَوْسَطُهُمْ orta yol üzere olanları awsaṭuhum
orta yol üzere olanları أَلَمْ ben demedim mi? alam
ben demedim mi? أَقُل I tell aqul
I tell لَّكُمْ size lakum
size لَوْلَا gerekmez miydi? lawlā
gerekmez miydi? تُسَبِّحُونَ tesbih etmeniz tusabbiḥūna
tesbih etmeniz ٢٨ (28)
(28)
Ortancaları: "Ben size Allah'ı anmanız gerekmez mi, dememiş miydim?" dedi.
68:29
قَالُوا۟
dediler
qālū
dediler سُبْحَـٰنَ tesbih ederiz sub'ḥāna
tesbih ederiz رَبِّنَآ Rabbimizi rabbinā
Rabbimizi إِنَّا doğrusu biz innā
doğrusu biz كُنَّا zulmedenlermişiz kunnā
zulmedenlermişiz ظَـٰلِمِينَ wrongdoers ẓālimīna
wrongdoers ٢٩ (29)
(29)
dediler سُبْحَـٰنَ tesbih ederiz sub'ḥāna
tesbih ederiz رَبِّنَآ Rabbimizi rabbinā
Rabbimizi إِنَّا doğrusu biz innā
doğrusu biz كُنَّا zulmedenlermişiz kunnā
zulmedenlermişiz ظَـٰلِمِينَ wrongdoers ẓālimīna
wrongdoers ٢٩ (29)
(29)
"Rabbimizi tenzih ederiz; doğrusu biz yazık etmiştik" dediler.
68:30
فَأَقْبَلَ
dönüp başladılar
fa-aqbala
dönüp başladılar بَعْضُهُمْ bir kısmı baʿḍuhum
bir kısmı عَلَىٰ diğerini ʿalā
diğerini بَعْضٍۢ others baʿḍin
others يَتَلَـٰوَمُونَ kınamağa yatalāwamūna
kınamağa ٣٠ (30)
(30)
dönüp başladılar بَعْضُهُمْ bir kısmı baʿḍuhum
bir kısmı عَلَىٰ diğerini ʿalā
diğerini بَعْضٍۢ others baʿḍin
others يَتَلَـٰوَمُونَ kınamağa yatalāwamūna
kınamağa ٣٠ (30)
(30)
Birbirlerini yermeye başladılar.
68:31
قَالُوا۟
dediler
qālū
dediler يَـٰوَيْلَنَآ ey yazık bize yāwaylanā
ey yazık bize إِنَّا elbette biz innā
elbette biz كُنَّا azgınlarmışız kunnā
azgınlarmışız طَـٰغِينَ transgressors ṭāghīna
transgressors ٣١ (31)
(31)
dediler يَـٰوَيْلَنَآ ey yazık bize yāwaylanā
ey yazık bize إِنَّا elbette biz innā
elbette biz كُنَّا azgınlarmışız kunnā
azgınlarmışız طَـٰغِينَ transgressors ṭāghīna
transgressors ٣١ (31)
(31)
Sonra şöyle dediler: "Yazıklar olsun bize; doğrusu azgınlık edenlerdendik."
68:32
عَسَىٰ
belki
ʿasā
belki رَبُّنَآ Rabbimiz rabbunā
Rabbimiz أَن bize onun yerine verir an
bize onun yerine verir يُبْدِلَنَا will substitute for us yub'dilanā
will substitute for us خَيْرًۭا daha iyisini khayran
daha iyisini مِّنْهَآ ondan min'hā
ondan إِنَّآ elbette biz innā
elbette biz إِلَىٰ Rabbimizi ilā
Rabbimizi رَبِّنَا our Lord rabbinā
our Lord رَٰغِبُونَ arzulayanlarız rāghibūna
arzulayanlarız ٣٢ (32)
(32)
belki رَبُّنَآ Rabbimiz rabbunā
Rabbimiz أَن bize onun yerine verir an
bize onun yerine verir يُبْدِلَنَا will substitute for us yub'dilanā
will substitute for us خَيْرًۭا daha iyisini khayran
daha iyisini مِّنْهَآ ondan min'hā
ondan إِنَّآ elbette biz innā
elbette biz إِلَىٰ Rabbimizi ilā
Rabbimizi رَبِّنَا our Lord rabbinā
our Lord رَٰغِبُونَ arzulayanlarız rāghibūna
arzulayanlarız ٣٢ (32)
(32)
"Belki Rabbimiz bize bundan daha iyisini verir; doğrusu artık, Rabbimizden dilemekteyiz."
68:33
كَذَٰلِكَ
işte böyledir
kadhālika
işte böyledir ٱلْعَذَابُ ۖ azab l-ʿadhābu
azab وَلَعَذَابُ ve azabı ise walaʿadhābu
ve azabı ise ٱلْـَٔاخِرَةِ ahiret l-ākhirati
ahiret أَكْبَرُ ۚ daha büyüktür akbaru
daha büyüktür لَوْ keşke law
keşke كَانُوا۟ idi kānū
idi يَعْلَمُونَ bilseler yaʿlamūna
bilseler ٣٣ (33)
(33)
işte böyledir ٱلْعَذَابُ ۖ azab l-ʿadhābu
azab وَلَعَذَابُ ve azabı ise walaʿadhābu
ve azabı ise ٱلْـَٔاخِرَةِ ahiret l-ākhirati
ahiret أَكْبَرُ ۚ daha büyüktür akbaru
daha büyüktür لَوْ keşke law
keşke كَانُوا۟ idi kānū
idi يَعْلَمُونَ bilseler yaʿlamūna
bilseler ٣٣ (33)
(33)
İşte azap böyledir; ama ahiret azabı daha büyüktür; keşke bilseler!
68:34
إِنَّ
şüphesiz
inna
şüphesiz لِلْمُتَّقِينَ muttakiler için vardır lil'muttaqīna
muttakiler için vardır عِندَ katında ʿinda
katında رَبِّهِمْ Rableri rabbihim
Rableri جَنَّـٰتِ bahçeleri jannāti
bahçeleri ٱلنَّعِيمِ ni'met l-naʿīmi
ni'met ٣٤ (34)
(34)
şüphesiz لِلْمُتَّقِينَ muttakiler için vardır lil'muttaqīna
muttakiler için vardır عِندَ katında ʿinda
katında رَبِّهِمْ Rableri rabbihim
Rableri جَنَّـٰتِ bahçeleri jannāti
bahçeleri ٱلنَّعِيمِ ni'met l-naʿīmi
ni'met ٣٤ (34)
(34)
Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, Rableri katında nimet cennetleri vardır.
68:35
أَفَنَجْعَلُ
biz yapar mıyız?
afanajʿalu
biz yapar mıyız? ٱلْمُسْلِمِينَ müslümanları l-mus'limīna
müslümanları كَٱلْمُجْرِمِينَ suçlular gibi kal-muj'rimīna
suçlular gibi ٣٥ (35)
(35)
biz yapar mıyız? ٱلْمُسْلِمِينَ müslümanları l-mus'limīna
müslümanları كَٱلْمُجْرِمِينَ suçlular gibi kal-muj'rimīna
suçlular gibi ٣٥ (35)
(35)
Kendilerini Allah'a vermiş olanları hiç suçlular gibi tutar mıyız?
68:36
مَا
neyiniz var?
mā
neyiniz var? لَكُمْ (is) for you lakum
(is) for you كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl تَحْكُمُونَ hüküm veriyorsunuz taḥkumūna
hüküm veriyorsunuz ٣٦ (36)
(36)
neyiniz var? لَكُمْ (is) for you lakum
(is) for you كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl تَحْكُمُونَ hüküm veriyorsunuz taḥkumūna
hüküm veriyorsunuz ٣٦ (36)
(36)
Ne oluyorsunuz? Ne biçim hükmediyorsunuz?
68:37
أَمْ
yoksa
am
yoksa لَكُمْ sizin var mı? lakum
sizin var mı? كِتَـٰبٌۭ bir Kitabınız kitābun
bir Kitabınız فِيهِ onda (mı?) fīhi
onda (mı?) تَدْرُسُونَ okuyorsunuz tadrusūna
okuyorsunuz ٣٧ (37)
(37)
yoksa لَكُمْ sizin var mı? lakum
sizin var mı? كِتَـٰبٌۭ bir Kitabınız kitābun
bir Kitabınız فِيهِ onda (mı?) fīhi
onda (mı?) تَدْرُسُونَ okuyorsunuz tadrusūna
okuyorsunuz ٣٧ (37)
(37)
Yoksa okuduğunuz bir kitabınız mı var?
68:38
إِنَّ
şüphesiz
inna
şüphesiz لَكُمْ sizin için var lakum
sizin için var فِيهِ onda fīhi
onda لَمَا her şey lamā
her şey تَخَيَّرُونَ istediğiniz takhayyarūna
istediğiniz ٣٨ (38)
(38)
şüphesiz لَكُمْ sizin için var lakum
sizin için var فِيهِ onda fīhi
onda لَمَا her şey lamā
her şey تَخَيَّرُونَ istediğiniz takhayyarūna
istediğiniz ٣٨ (38)
(38)
Seçtikleriniz herhalde orada olacaktır.
68:39
أَمْ
yoksa
am
yoksa لَكُمْ sizin -mı var? lakum
sizin -mı var? أَيْمَـٰنٌ oaths aymānun
oaths عَلَيْنَا üzerimizde ʿalaynā
üzerimizde بَـٰلِغَةٌ sürecek bālighatun
sürecek إِلَىٰ kadar ilā
kadar يَوْمِ gününe yawmi
gününe ٱلْقِيَـٰمَةِ ۙ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz لَكُمْ sizindir lakum
sizindir لَمَا ne lamā
ne تَحْكُمُونَ hükmederseniz taḥkumūna
hükmederseniz ٣٩ (39)
(39)
yoksa لَكُمْ sizin -mı var? lakum
sizin -mı var? أَيْمَـٰنٌ oaths aymānun
oaths عَلَيْنَا üzerimizde ʿalaynā
üzerimizde بَـٰلِغَةٌ sürecek bālighatun
sürecek إِلَىٰ kadar ilā
kadar يَوْمِ gününe yawmi
gününe ٱلْقِيَـٰمَةِ ۙ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz لَكُمْ sizindir lakum
sizindir لَمَا ne lamā
ne تَحْكُمُونَ hükmederseniz taḥkumūna
hükmederseniz ٣٩ (39)
(39)
Yoksa aleyhimizde, kıyamet gününe kadar süregidecek ahidleriniz mi var ki, kendinize hükmettikleriniz sizin olacaktır?
68:40
سَلْهُمْ
sor onlara
salhum
sor onlara أَيُّهُم onların hangisi? ayyuhum
onların hangisi? بِذَٰلِكَ buna bidhālika
buna زَعِيمٌ kefildir zaʿīmun
kefildir ٤٠ (40)
(40)
sor onlara أَيُّهُم onların hangisi? ayyuhum
onların hangisi? بِذَٰلِكَ buna bidhālika
buna زَعِيمٌ kefildir zaʿīmun
kefildir ٤٠ (40)
(40)
Sor onlara: "Bunu kim üzerine alır?"
68:41
أَمْ
yoksa
am
yoksa لَهُمْ kendilerinin -mı var? lahum
kendilerinin -mı var? شُرَكَآءُ partners shurakāu
partners فَلْيَأْتُوا۟ o halde çağırsınlar falyatū
o halde çağırsınlar بِشُرَكَآئِهِمْ ortaklarını bishurakāihim
ortaklarını إِن eğer in
eğer كَانُوا۟ iseler kānū
iseler صَـٰدِقِينَ doğrulardan ṣādiqīna
doğrulardan ٤١ (41)
(41)
yoksa لَهُمْ kendilerinin -mı var? lahum
kendilerinin -mı var? شُرَكَآءُ partners shurakāu
partners فَلْيَأْتُوا۟ o halde çağırsınlar falyatū
o halde çağırsınlar بِشُرَكَآئِهِمْ ortaklarını bishurakāihim
ortaklarını إِن eğer in
eğer كَانُوا۟ iseler kānū
iseler صَـٰدِقِينَ doğrulardan ṣādiqīna
doğrulardan ٤١ (41)
(41)
Yoksa onların ortakları mı vardır? Doğru sözlü iseler ortaklarını getirsinler.
68:42
يَوْمَ
gün
yawma
gün يُكْشَفُ açılacağı sıvanacağı' yuk'shafu
açılacağı sıvanacağı' عَن bacakların ʿan
bacakların سَاقٍۢ the shin sāqin
the shin وَيُدْعَوْنَ ve da'vet edilecekleri wayud'ʿawna
ve da'vet edilecekleri إِلَى secdeye; ilā
secdeye; ٱلسُّجُودِ prostrate l-sujūdi
prostrate فَلَا güçleri yetmez falā
güçleri yetmez يَسْتَطِيعُونَ they will be able yastaṭīʿūna
they will be able ٤٢ (42)
(42)
gün يُكْشَفُ açılacağı sıvanacağı' yuk'shafu
açılacağı sıvanacağı' عَن bacakların ʿan
bacakların سَاقٍۢ the shin sāqin
the shin وَيُدْعَوْنَ ve da'vet edilecekleri wayud'ʿawna
ve da'vet edilecekleri إِلَى secdeye; ilā
secdeye; ٱلسُّجُودِ prostrate l-sujūdi
prostrate فَلَا güçleri yetmez falā
güçleri yetmez يَسْتَطِيعُونَ they will be able yastaṭīʿūna
they will be able ٤٢ (42)
(42)
O gün işin dehşetinden baldırlar açılır; gözleri dönmüş olarak yüzlerini zillet bürür; secdeye çağırılırlar ama buna güçleri yetmez. Oysa, kendileri sapasağlam oldukları zaman secdeye çağırılmışlardı.
68:43
خَـٰشِعَةً
korkuyla
khāshiʿatan
korkuyla أَبْصَـٰرُهُمْ gözleri abṣāruhum
gözleri تَرْهَقُهُمْ onları kaplar tarhaquhum
onları kaplar ذِلَّةٌۭ ۖ bir zillet dhillatun
bir zillet وَقَدْ halbuki waqad
halbuki كَانُوا۟ da'vet edilirlerdi kānū
da'vet edilirlerdi يُدْعَوْنَ called yud'ʿawna
called إِلَى secdeye ilā
secdeye ٱلسُّجُودِ prostrate l-sujūdi
prostrate وَهُمْ onlar wahum
onlar سَـٰلِمُونَ sağlam iken sālimūna
sağlam iken ٤٣ (43)
(43)
korkuyla أَبْصَـٰرُهُمْ gözleri abṣāruhum
gözleri تَرْهَقُهُمْ onları kaplar tarhaquhum
onları kaplar ذِلَّةٌۭ ۖ bir zillet dhillatun
bir zillet وَقَدْ halbuki waqad
halbuki كَانُوا۟ da'vet edilirlerdi kānū
da'vet edilirlerdi يُدْعَوْنَ called yud'ʿawna
called إِلَى secdeye ilā
secdeye ٱلسُّجُودِ prostrate l-sujūdi
prostrate وَهُمْ onlar wahum
onlar سَـٰلِمُونَ sağlam iken sālimūna
sağlam iken ٤٣ (43)
(43)
O gün işin dehşetinden baldırlar açılır; gözleri dönmüş olarak yüzlerini zillet bürür; secdeye çağırılırlar ama buna güçleri yetmez. Oysa, kendileri sapasağlam oldukları zaman secdeye çağırılmışlardı.
68:44
فَذَرْنِى
bana bırak
fadharnī
bana bırak وَمَن kimseyi waman
kimseyi يُكَذِّبُ yalanlayan yukadhibu
yalanlayan بِهَـٰذَا bu bihādhā
bu ٱلْحَدِيثِ ۖ sözü l-ḥadīthi
sözü سَنَسْتَدْرِجُهُم onları derece derece yaklaştıracağız sanastadrijuhum
onları derece derece yaklaştıracağız مِّنْ yerden min
yerden حَيْثُ where ḥaythu
where لَا bilmedikleri lā
bilmedikleri يَعْلَمُونَ they know yaʿlamūna
they know ٤٤ (44)
(44)
bana bırak وَمَن kimseyi waman
kimseyi يُكَذِّبُ yalanlayan yukadhibu
yalanlayan بِهَـٰذَا bu bihādhā
bu ٱلْحَدِيثِ ۖ sözü l-ḥadīthi
sözü سَنَسْتَدْرِجُهُم onları derece derece yaklaştıracağız sanastadrijuhum
onları derece derece yaklaştıracağız مِّنْ yerden min
yerden حَيْثُ where ḥaythu
where لَا bilmedikleri lā
bilmedikleri يَعْلَمُونَ they know yaʿlamūna
they know ٤٤ (44)
(44)
Kuran'ı yalanlayanları Bana bırak; Biz onları bilmedikleri yerden yavaş yavaş azaba yaklaştıracağız.
68:45
وَأُمْلِى
mühlet veriyorum
wa-um'lī
mühlet veriyorum لَهُمْ ۚ onlara lahum
onlara إِنَّ doğrusu inna
doğrusu كَيْدِى benim tuzağım kaydī
benim tuzağım مَتِينٌ sağlamdır matīnun
sağlamdır ٤٥ (45)
(45)
mühlet veriyorum لَهُمْ ۚ onlara lahum
onlara إِنَّ doğrusu inna
doğrusu كَيْدِى benim tuzağım kaydī
benim tuzağım مَتِينٌ sağlamdır matīnun
sağlamdır ٤٥ (45)
(45)
Onlara mehil veriyorum; doğrusu Benim tuzağım sağlamdır.
68:46
أَمْ
yoksa
am
yoksa تَسْـَٔلُهُمْ sen istiyorsun (da) tasaluhum
sen istiyorsun (da) أَجْرًۭا bir ücret (mi?) ajran
bir ücret (mi?) فَهُم onlardan fahum
onlardan مِّن borçtan (dolayı) min
borçtan (dolayı) مَّغْرَمٍۢ (the) debt maghramin
(the) debt مُّثْقَلُونَ ağır bir yük altındadırlar muth'qalūna
ağır bir yük altındadırlar ٤٦ (46)
(46)
yoksa تَسْـَٔلُهُمْ sen istiyorsun (da) tasaluhum
sen istiyorsun (da) أَجْرًۭا bir ücret (mi?) ajran
bir ücret (mi?) فَهُم onlardan fahum
onlardan مِّن borçtan (dolayı) min
borçtan (dolayı) مَّغْرَمٍۢ (the) debt maghramin
(the) debt مُّثْقَلُونَ ağır bir yük altındadırlar muth'qalūna
ağır bir yük altındadırlar ٤٦ (46)
(46)
Yoksa, sen onlardan ücret istiyorsun da, ağır bir borç altında mı kalıyorlar? Elbette hayır.
68:47
أَمْ
yoksa
am
yoksa عِندَهُمُ yanlarında (mıdır?) ʿindahumu
yanlarında (mıdır?) ٱلْغَيْبُ gayb l-ghaybu
gayb فَهُمْ onlar fahum
onlar يَكْتُبُونَ yazıyorlar yaktubūna
yazıyorlar ٤٧ (47)
(47)
yoksa عِندَهُمُ yanlarında (mıdır?) ʿindahumu
yanlarında (mıdır?) ٱلْغَيْبُ gayb l-ghaybu
gayb فَهُمْ onlar fahum
onlar يَكْتُبُونَ yazıyorlar yaktubūna
yazıyorlar ٤٧ (47)
(47)
Yoksa, gaybın bilgisi kendilerinin katında da onlar mı yazıyorlar?
68:48
فَٱصْبِرْ
sen sabret
fa-iṣ'bir
sen sabret لِحُكْمِ hükmüne liḥuk'mi
hükmüne رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin وَلَا ve walā
ve تَكُن olma takun
olma كَصَاحِبِ sahibi gibi (Yunus) kaṣāḥibi
sahibi gibi (Yunus) ٱلْحُوتِ balık l-ḥūti
balık إِذْ hani idh
hani نَادَىٰ seslenmişti nādā
seslenmişti وَهُوَ ve o wahuwa
ve o مَكْظُومٌۭ sıkıntıdan yutkunarak makẓūmun
sıkıntıdan yutkunarak ٤٨ (48)
(48)
sen sabret لِحُكْمِ hükmüne liḥuk'mi
hükmüne رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin وَلَا ve walā
ve تَكُن olma takun
olma كَصَاحِبِ sahibi gibi (Yunus) kaṣāḥibi
sahibi gibi (Yunus) ٱلْحُوتِ balık l-ḥūti
balık إِذْ hani idh
hani نَادَىٰ seslenmişti nādā
seslenmişti وَهُوَ ve o wahuwa
ve o مَكْظُومٌۭ sıkıntıdan yutkunarak makẓūmun
sıkıntıdan yutkunarak ٤٨ (48)
(48)
Sen Rabbinin hükmüne kadar sabret; balık sahibi (Yunus) gibi olma, o, pek üzgün olarak Rabbine seslenmişti.
68:49
لَّوْلَآ
eğer olmasaydı
lawlā
eğer olmasaydı أَن ona yetişmesi an
ona yetişmesi تَدَٰرَكَهُۥ overtook him tadārakahu
overtook him نِعْمَةٌۭ bir ni'metin niʿ'matun
bir ni'metin مِّن Rabbinden min
Rabbinden رَّبِّهِۦ his Lord rabbihi
his Lord لَنُبِذَ elbette atılırdı lanubidha
elbette atılırdı بِٱلْعَرَآءِ çıplak bir yere bil-ʿarāi
çıplak bir yere وَهُوَ ve o wahuwa
ve o مَذْمُومٌۭ kınananrak madhmūmun
kınananrak ٤٩ (49)
(49)
eğer olmasaydı أَن ona yetişmesi an
ona yetişmesi تَدَٰرَكَهُۥ overtook him tadārakahu
overtook him نِعْمَةٌۭ bir ni'metin niʿ'matun
bir ni'metin مِّن Rabbinden min
Rabbinden رَّبِّهِۦ his Lord rabbihi
his Lord لَنُبِذَ elbette atılırdı lanubidha
elbette atılırdı بِٱلْعَرَآءِ çıplak bir yere bil-ʿarāi
çıplak bir yere وَهُوَ ve o wahuwa
ve o مَذْمُومٌۭ kınananrak madhmūmun
kınananrak ٤٩ (49)
(49)
Rabbinin katından ona bir nimet ulaşmasaydı, kınanmış olarak sahile atılacaktı.
68:50
فَٱجْتَبَـٰهُ
onun du'asını kabul etti
fa-ij'tabāhu
onun du'asını kabul etti رَبُّهُۥ Rabbi rabbuhu
Rabbi فَجَعَلَهُۥ ve onu yaptı fajaʿalahu
ve onu yaptı مِنَ salihlerden mina
salihlerden ٱلصَّـٰلِحِينَ the righteous l-ṣāliḥīna
the righteous ٥٠ (50)
(50)
onun du'asını kabul etti رَبُّهُۥ Rabbi rabbuhu
Rabbi فَجَعَلَهُۥ ve onu yaptı fajaʿalahu
ve onu yaptı مِنَ salihlerden mina
salihlerden ٱلصَّـٰلِحِينَ the righteous l-ṣāliḥīna
the righteous ٥٠ (50)
(50)
Rabbi onu seçip iyilerden kıldı. Doğrusu inkar edenler, Kuran'ı dinlediklerinde nerdeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi. "O delidir" diyorlardı.
68:51
وَإِن
ve
wa-in
ve يَكَادُ neredeyse yakādu
neredeyse ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler) لَيُزْلِقُونَكَ seni devireceklerdi layuz'liqūnaka
seni devireceklerdi بِأَبْصَـٰرِهِمْ gözleriyle bi-abṣārihim
gözleriyle لَمَّا zaman lammā
zaman سَمِعُوا۟ işittikleri samiʿū
işittikleri ٱلذِّكْرَ Zikr(Kur'an)'ı l-dhik'ra
Zikr(Kur'an)'ı وَيَقُولُونَ ve diyorlardı wayaqūlūna
ve diyorlardı إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O لَمَجْنُونٌۭ mecnundur lamajnūnun
mecnundur ٥١ (51)
(51)
ve يَكَادُ neredeyse yakādu
neredeyse ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler) لَيُزْلِقُونَكَ seni devireceklerdi layuz'liqūnaka
seni devireceklerdi بِأَبْصَـٰرِهِمْ gözleriyle bi-abṣārihim
gözleriyle لَمَّا zaman lammā
zaman سَمِعُوا۟ işittikleri samiʿū
işittikleri ٱلذِّكْرَ Zikr(Kur'an)'ı l-dhik'ra
Zikr(Kur'an)'ı وَيَقُولُونَ ve diyorlardı wayaqūlūna
ve diyorlardı إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O لَمَجْنُونٌۭ mecnundur lamajnūnun
mecnundur ٥١ (51)
(51)
Rabbi onu seçip iyilerden kıldı. Doğrusu inkar edenler, Kuran'ı dinlediklerinde nerdeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi. "O delidir" diyorlardı.
68:52
وَمَا
halbuki değildir
wamā
halbuki değildir هُوَ o huwa
o إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey ذِكْرٌۭ uyarıdan dhik'run
uyarıdan لِّلْعَـٰلَمِينَ alemler için lil'ʿālamīna
alemler için ٥٢ (52)
(52)
halbuki değildir هُوَ o huwa
o إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey ذِكْرٌۭ uyarıdan dhik'run
uyarıdan لِّلْعَـٰلَمِينَ alemler için lil'ʿālamīna
alemler için ٥٢ (52)
(52)
Oysa Kuran, alemler için bir öğütten başka bir şey değildir.