68

Kalem

Mekki 52 Ayet Cüz 29
القلم
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
68:1
نٓ ۚ Nun noon
Nun
وَٱلْقَلَمِ kaleme andolsun wal-qalami
kaleme andolsun
وَمَا ve wamā
ve
يَسْطُرُونَ yazdıklarına yasṭurūna
yazdıklarına
١ (1)
(1)
Nun; kalem ve onunla yazılanlara and olsun ki, sen Rabbinin nimetine uğramış bir kimsesin, deli (cinlenmiş) değilsin.
68:2
مَآ değilsin
değilsin
أَنتَ sen anta
sen
بِنِعْمَةِ ni'metiyle biniʿ'mati
ni'metiyle
رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin
بِمَجْنُونٍۢ cinlenmiş (deli) bimajnūnin
cinlenmiş (deli)
٢ (2)
(2)
Nun; kalem ve onunla yazılanlara and olsun ki, sen Rabbinin nimetine uğramış bir kimsesin, deli (cinlenmiş) değilsin.
68:3
وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz
لَكَ senin için vardır laka
senin için vardır
لَأَجْرًا bir mükafat la-ajran
bir mükafat
غَيْرَ olmayan ghayra
olmayan
مَمْنُونٍۢ kesintisi mamnūnin
kesintisi
٣ (3)
(3)
Doğrusu sana kesintisiz bir ecir vardır.
68:4
وَإِنَّكَ ve şüphesiz sen wa-innaka
ve şüphesiz sen
لَعَلَىٰ üzerindesin laʿalā
üzerindesin
خُلُقٍ bir ahlak khuluqin
bir ahlak
عَظِيمٍۢ büyük ʿaẓīmin
büyük
٤ (4)
(4)
Şüphesiz sen büyük bir ahlaka sahipsindir.
68:5
فَسَتُبْصِرُ göreceksin fasatub'ṣiru
göreceksin
وَيُبْصِرُونَ onlar da görecekler wayub'ṣirūna
onlar da görecekler
٥ (5)
(5)
Hanginizin aklından zoru olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler.
68:6
بِأَييِّكُمُ hanginiz bi-ayyikumu
hanginiz
ٱلْمَفْتُونُ fitnelenmiştir l-maftūnu
fitnelenmiştir
٦ (6)
(6)
Hanginizin aklından zoru olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler.
68:7
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin
هُوَ O'dur huwa
O'dur
أَعْلَمُ en iyi bilen aʿlamu
en iyi bilen
بِمَن kim(ler) biman
kim(ler)
ضَلَّ sapmıştır ḍalla
sapmıştır
عَن kendi yolundan ʿan
kendi yolundan
سَبِيلِهِۦ His way sabīlihi
His way
وَهُوَ ve O'dur wahuwa
ve O'dur
أَعْلَمُ en iyi bilen aʿlamu
en iyi bilen
بِٱلْمُهْتَدِينَ doğru yoldadır bil-muh'tadīna
doğru yoldadır
٧ (7)
(7)
Doğrusu senin Rabbin, yolundan sapıtanları çok iyi bilir; O, doğru yolda olanları da çok iyi bilir.
68:8
فَلَا öyleyse falā
öyleyse
تُطِعِ ita'at etme tuṭiʿi
ita'at etme
ٱلْمُكَذِّبِينَ yalanlayanlara l-mukadhibīna
yalanlayanlara
٨ (8)
(8)
Bundan böyle, yalanlayanlara itaat etme;
68:9
وَدُّوا۟ istediler ki waddū
istediler ki
لَوْ keşke law
keşke
تُدْهِنُ sen yağcılık yapasın tud'hinu
sen yağcılık yapasın
فَيُدْهِنُونَ onlar da yağcılık yapsınlar fayud'hinūna
onlar da yağcılık yapsınlar
٩ (9)
(9)
(Onlar sana indirilen ayetlerden beğenmediklerini bırakman suretiyle senin) kendilerine yumuşak davranmanı isterler; böyle yapsan, onlar da seni över, yumuşak davranırlar.
68:10
وَلَا ve walā
ve
تُطِعْ ita'at etme tuṭiʿ
ita'at etme
كُلَّ hiçbirine kulla
hiçbirine
حَلَّافٍۢ yemin edip duran ḥallāfin
yemin edip duran
مَّهِينٍ aşağılık mahīnin
aşağılık
١٠ (10)
(10)
Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.
68:11
هَمَّازٍۢ kötüleyip duran hammāzin
kötüleyip duran
مَّشَّآءٍۭ götürüp getiren mashāin
götürüp getiren
بِنَمِيمٍۢ söz binamīmin
söz
١١ (11)
(11)
Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.
68:12
مَّنَّاعٍۢ engel olan mannāʿin
engel olan
لِّلْخَيْرِ hayra lil'khayri
hayra
مُعْتَدٍ saldırgan muʿ'tadin
saldırgan
أَثِيمٍ günahkar athīmin
günahkar
١٢ (12)
(12)
Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.
68:13
عُتُلٍّۭ kaba ʿutullin
kaba
بَعْدَ sonra da baʿda
sonra da
ذَٰلِكَ bundan dhālika
bundan
زَنِيمٍ kötülükle damgalı zanīmin
kötülükle damgalı
١٣ (13)
(13)
Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.
68:14
أَن diye an
diye
كَانَ olmuş kāna
olmuş
ذَا sahibi dhā
sahibi
مَالٍۢ mal mālin
mal
وَبَنِينَ ve oğullar wabanīna
ve oğullar
١٤ (14)
(14)
Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.
68:15
إِذَا zaman idhā
zaman
تُتْلَىٰ okunduğu tut'lā
okunduğu
عَلَيْهِ kendisine ʿalayhi
kendisine
ءَايَـٰتُنَا ayetlerimiz āyātunā
ayetlerimiz
قَالَ der qāla
der
أَسَـٰطِيرُ masallarıdır asāṭīru
masallarıdır
ٱلْأَوَّلِينَ eskilerin l-awalīna
eskilerin
١٥ (15)
(15)
Ayetlerimiz ona okunduğu zaman: "Öncekilerin masalları" der.
68:16
سَنَسِمُهُۥ biz onu damgalayacağız sanasimuhu
biz onu damgalayacağız
عَلَى üzerini ʿalā
üzerini
ٱلْخُرْطُومِ burnunun l-khur'ṭūmi
burnunun
١٦ (16)
(16)
Onun havada olan burnunu yakında yere sürteceğiz.
68:17
إِنَّا elbette biz innā
elbette biz
بَلَوْنَـٰهُمْ bunlara da bela verdik balawnāhum
bunlara da bela verdik
كَمَا gibi kamā
gibi
بَلَوْنَآ bela verdiğimiz balawnā
bela verdiğimiz
أَصْحَـٰبَ sahiplerine aṣḥāba
sahiplerine
ٱلْجَنَّةِ bahçe l-janati
bahçe
إِذْ hani idh
hani
أَقْسَمُوا۟ onlar yemin etmişlerdi aqsamū
onlar yemin etmişlerdi
لَيَصْرِمُنَّهَا bahçeyi mutlaka devşireceklerine layaṣrimunnahā
bahçeyi mutlaka devşireceklerine
مُصْبِحِينَ sabah olunca muṣ'biḥīna
sabah olunca
١٧ (17)
(17)
Biz bunları, vaktiyle bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik. Sahipleri daha sabah olmadan, bahçeyi devşireceklerine bir istisna payı bırakmaksızın yemin etmişlerdi.
68:18
وَلَا ve walā
ve
يَسْتَثْنُونَ istisna da etmiyorlardı yastathnūna
istisna da etmiyorlardı
١٨ (18)
(18)
Biz bunları, vaktiyle bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik. Sahipleri daha sabah olmadan, bahçeyi devşireceklerine bir istisna payı bırakmaksızın yemin etmişlerdi.
68:19
فَطَافَ fakat sardı faṭāfa
fakat sardı
عَلَيْهَا onu ʿalayhā
onu
طَآئِفٌۭ dolaşıcı bir bela ṭāifun
dolaşıcı bir bela
مِّن Rabbinden min
Rabbinden
رَّبِّكَ your Lord rabbika
your Lord
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
نَآئِمُونَ uyurlarken nāimūna
uyurlarken
١٩ (19)
(19)
Ama onlar daha uykudayken Rabbinin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de bahçe kapkara kesilmişti.
68:20
فَأَصْبَحَتْ (bahçe) kesiliverdi fa-aṣbaḥat
(bahçe) kesiliverdi
كَٱلصَّرِيمِ simsiyah kal-ṣarīmi
simsiyah
٢٠ (20)
(20)
Ama onlar daha uykudayken Rabbinin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de bahçe kapkara kesilmişti.
68:21
فَتَنَادَوْا۟ birbirlerine seslendiler fatanādaw
birbirlerine seslendiler
مُصْبِحِينَ sabahleyin muṣ'biḥīna
sabahleyin
٢١ (21)
(21)
Sabah erken: "Ürünlerinizi devşirecekseniz erken çıkın" diye birbirlerine seslendiler.
68:22
أَنِ diye ani
diye
ٱغْدُوا۟ erkenden gidin igh'dū
erkenden gidin
عَلَىٰ ekininize ʿalā
ekininize
حَرْثِكُمْ your crop ḥarthikum
your crop
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ devşirecekseniz kuntum
devşirecekseniz
صَـٰرِمِينَ pluck (the) fruit ṣārimīna
pluck (the) fruit
٢٢ (22)
(22)
Sabah erken: "Ürünlerinizi devşirecekseniz erken çıkın" diye birbirlerine seslendiler.
68:23
فَٱنطَلَقُوا۟ derken yürüdüler fa-inṭalaqū
derken yürüdüler
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
يَتَخَـٰفَتُونَ fısıldaşıyorlardı yatakhāfatūna
fısıldaşıyorlardı
٢٣ (23)
(23)
"Bugün orada, hiçbir düşkün kimse yanımıza sokulmasın" diye gizli gizli konuşarak yürüyorlardı.
68:24
أَن diye an
diye
لَّا sakın sokulmasın
sakın sokulmasın
يَدْخُلَنَّهَا will enter it yadkhulannahā
will enter it
ٱلْيَوْمَ bugün l-yawma
bugün
عَلَيْكُم yanınıza ʿalaykum
yanınıza
مِّسْكِينٌۭ hiçbir yoksul mis'kīnun
hiçbir yoksul
٢٤ (24)
(24)
"Bugün orada, hiçbir düşkün kimse yanımıza sokulmasın" diye gizli gizli konuşarak yürüyorlardı.
68:25
وَغَدَوْا۟ ve erkenden gittiler waghadaw
ve erkenden gittiler
عَلَىٰ engellemeye ʿalā
engellemeye
حَرْدٍۢ determination ḥardin
determination
قَـٰدِرِينَ güçleri yettiği halde qādirīna
güçleri yettiği halde
٢٥ (25)
(25)
Yoksullara yardım etmeye güçleri yeterken böyle konuşarak erkenden gittiler.
68:26
فَلَمَّا fakat falammā
fakat
رَأَوْهَا bahçeyi görünce ra-awhā
bahçeyi görünce
قَالُوٓا۟ dediler qālū
dediler
إِنَّا elbette biz innā
elbette biz
لَضَآلُّونَ biz (yolu) şaşırdık laḍāllūna
biz (yolu) şaşırdık
٢٦ (26)
(26)
Bahçeyi gördüklerinde: "Herhalde yolumuzu şaşırmış olacağız; belki de biz yoksun bırakıldık" dediler.
68:27
بَلْ hayır bal
hayır
نَحْنُ biz naḥnu
biz
مَحْرُومُونَ mahrum bırakıldık maḥrūmūna
mahrum bırakıldık
٢٧ (27)
(27)
Bahçeyi gördüklerinde: "Herhalde yolumuzu şaşırmış olacağız; belki de biz yoksun bırakıldık" dediler.
68:28
قَالَ dedi qāla
dedi
أَوْسَطُهُمْ orta yol üzere olanları awsaṭuhum
orta yol üzere olanları
أَلَمْ ben demedim mi? alam
ben demedim mi?
أَقُل I tell aqul
I tell
لَّكُمْ size lakum
size
لَوْلَا gerekmez miydi? lawlā
gerekmez miydi?
تُسَبِّحُونَ tesbih etmeniz tusabbiḥūna
tesbih etmeniz
٢٨ (28)
(28)
Ortancaları: "Ben size Allah'ı anmanız gerekmez mi, dememiş miydim?" dedi.
68:29
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
سُبْحَـٰنَ tesbih ederiz sub'ḥāna
tesbih ederiz
رَبِّنَآ Rabbimizi rabbinā
Rabbimizi
إِنَّا doğrusu biz innā
doğrusu biz
كُنَّا zulmedenlermişiz kunnā
zulmedenlermişiz
ظَـٰلِمِينَ wrongdoers ẓālimīna
wrongdoers
٢٩ (29)
(29)
"Rabbimizi tenzih ederiz; doğrusu biz yazık etmiştik" dediler.
68:30
فَأَقْبَلَ dönüp başladılar fa-aqbala
dönüp başladılar
بَعْضُهُمْ bir kısmı baʿḍuhum
bir kısmı
عَلَىٰ diğerini ʿalā
diğerini
بَعْضٍۢ others baʿḍin
others
يَتَلَـٰوَمُونَ kınamağa yatalāwamūna
kınamağa
٣٠ (30)
(30)
Birbirlerini yermeye başladılar.
68:31
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
يَـٰوَيْلَنَآ ey yazık bize yāwaylanā
ey yazık bize
إِنَّا elbette biz innā
elbette biz
كُنَّا azgınlarmışız kunnā
azgınlarmışız
طَـٰغِينَ transgressors ṭāghīna
transgressors
٣١ (31)
(31)
Sonra şöyle dediler: "Yazıklar olsun bize; doğrusu azgınlık edenlerdendik."
68:32
عَسَىٰ belki ʿasā
belki
رَبُّنَآ Rabbimiz rabbunā
Rabbimiz
أَن bize onun yerine verir an
bize onun yerine verir
يُبْدِلَنَا will substitute for us yub'dilanā
will substitute for us
خَيْرًۭا daha iyisini khayran
daha iyisini
مِّنْهَآ ondan min'hā
ondan
إِنَّآ elbette biz innā
elbette biz
إِلَىٰ Rabbimizi ilā
Rabbimizi
رَبِّنَا our Lord rabbinā
our Lord
رَٰغِبُونَ arzulayanlarız rāghibūna
arzulayanlarız
٣٢ (32)
(32)
"Belki Rabbimiz bize bundan daha iyisini verir; doğrusu artık, Rabbimizden dilemekteyiz."
68:33
كَذَٰلِكَ işte böyledir kadhālika
işte böyledir
ٱلْعَذَابُ ۖ azab l-ʿadhābu
azab
وَلَعَذَابُ ve azabı ise walaʿadhābu
ve azabı ise
ٱلْـَٔاخِرَةِ ahiret l-ākhirati
ahiret
أَكْبَرُ ۚ daha büyüktür akbaru
daha büyüktür
لَوْ keşke law
keşke
كَانُوا۟ idi kānū
idi
يَعْلَمُونَ bilseler yaʿlamūna
bilseler
٣٣ (33)
(33)
İşte azap böyledir; ama ahiret azabı daha büyüktür; keşke bilseler!
68:34
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
لِلْمُتَّقِينَ muttakiler için vardır lil'muttaqīna
muttakiler için vardır
عِندَ katında ʿinda
katında
رَبِّهِمْ Rableri rabbihim
Rableri
جَنَّـٰتِ bahçeleri jannāti
bahçeleri
ٱلنَّعِيمِ ni'met l-naʿīmi
ni'met
٣٤ (34)
(34)
Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, Rableri katında nimet cennetleri vardır.
68:35
أَفَنَجْعَلُ biz yapar mıyız? afanajʿalu
biz yapar mıyız?
ٱلْمُسْلِمِينَ müslümanları l-mus'limīna
müslümanları
كَٱلْمُجْرِمِينَ suçlular gibi kal-muj'rimīna
suçlular gibi
٣٥ (35)
(35)
Kendilerini Allah'a vermiş olanları hiç suçlular gibi tutar mıyız?
68:36
مَا neyiniz var?
neyiniz var?
لَكُمْ (is) for you lakum
(is) for you
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
تَحْكُمُونَ hüküm veriyorsunuz taḥkumūna
hüküm veriyorsunuz
٣٦ (36)
(36)
Ne oluyorsunuz? Ne biçim hükmediyorsunuz?
68:37
أَمْ yoksa am
yoksa
لَكُمْ sizin var mı? lakum
sizin var mı?
كِتَـٰبٌۭ bir Kitabınız kitābun
bir Kitabınız
فِيهِ onda (mı?) fīhi
onda (mı?)
تَدْرُسُونَ okuyorsunuz tadrusūna
okuyorsunuz
٣٧ (37)
(37)
Yoksa okuduğunuz bir kitabınız mı var?
68:38
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
لَكُمْ sizin için var lakum
sizin için var
فِيهِ onda fīhi
onda
لَمَا her şey lamā
her şey
تَخَيَّرُونَ istediğiniz takhayyarūna
istediğiniz
٣٨ (38)
(38)
Seçtikleriniz herhalde orada olacaktır.
68:39
أَمْ yoksa am
yoksa
لَكُمْ sizin -mı var? lakum
sizin -mı var?
أَيْمَـٰنٌ oaths aymānun
oaths
عَلَيْنَا üzerimizde ʿalaynā
üzerimizde
بَـٰلِغَةٌ sürecek bālighatun
sürecek
إِلَىٰ kadar ilā
kadar
يَوْمِ gününe yawmi
gününe
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۙ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
لَكُمْ sizindir lakum
sizindir
لَمَا ne lamā
ne
تَحْكُمُونَ hükmederseniz taḥkumūna
hükmederseniz
٣٩ (39)
(39)
Yoksa aleyhimizde, kıyamet gününe kadar süregidecek ahidleriniz mi var ki, kendinize hükmettikleriniz sizin olacaktır?
68:40
سَلْهُمْ sor onlara salhum
sor onlara
أَيُّهُم onların hangisi? ayyuhum
onların hangisi?
بِذَٰلِكَ buna bidhālika
buna
زَعِيمٌ kefildir zaʿīmun
kefildir
٤٠ (40)
(40)
Sor onlara: "Bunu kim üzerine alır?"
68:41
أَمْ yoksa am
yoksa
لَهُمْ kendilerinin -mı var? lahum
kendilerinin -mı var?
شُرَكَآءُ partners shurakāu
partners
فَلْيَأْتُوا۟ o halde çağırsınlar falyatū
o halde çağırsınlar
بِشُرَكَآئِهِمْ ortaklarını bishurakāihim
ortaklarını
إِن eğer in
eğer
كَانُوا۟ iseler kānū
iseler
صَـٰدِقِينَ doğrulardan ṣādiqīna
doğrulardan
٤١ (41)
(41)
Yoksa onların ortakları mı vardır? Doğru sözlü iseler ortaklarını getirsinler.
68:42
يَوْمَ gün yawma
gün
يُكْشَفُ açılacağı sıvanacağı' yuk'shafu
açılacağı sıvanacağı'
عَن bacakların ʿan
bacakların
سَاقٍۢ the shin sāqin
the shin
وَيُدْعَوْنَ ve da'vet edilecekleri wayud'ʿawna
ve da'vet edilecekleri
إِلَى secdeye; ilā
secdeye;
ٱلسُّجُودِ prostrate l-sujūdi
prostrate
فَلَا güçleri yetmez falā
güçleri yetmez
يَسْتَطِيعُونَ they will be able yastaṭīʿūna
they will be able
٤٢ (42)
(42)
O gün işin dehşetinden baldırlar açılır; gözleri dönmüş olarak yüzlerini zillet bürür; secdeye çağırılırlar ama buna güçleri yetmez. Oysa, kendileri sapasağlam oldukları zaman secdeye çağırılmışlardı.
68:43
خَـٰشِعَةً korkuyla khāshiʿatan
korkuyla
أَبْصَـٰرُهُمْ gözleri abṣāruhum
gözleri
تَرْهَقُهُمْ onları kaplar tarhaquhum
onları kaplar
ذِلَّةٌۭ ۖ bir zillet dhillatun
bir zillet
وَقَدْ halbuki waqad
halbuki
كَانُوا۟ da'vet edilirlerdi kānū
da'vet edilirlerdi
يُدْعَوْنَ called yud'ʿawna
called
إِلَى secdeye ilā
secdeye
ٱلسُّجُودِ prostrate l-sujūdi
prostrate
وَهُمْ onlar wahum
onlar
سَـٰلِمُونَ sağlam iken sālimūna
sağlam iken
٤٣ (43)
(43)
O gün işin dehşetinden baldırlar açılır; gözleri dönmüş olarak yüzlerini zillet bürür; secdeye çağırılırlar ama buna güçleri yetmez. Oysa, kendileri sapasağlam oldukları zaman secdeye çağırılmışlardı.
68:44
فَذَرْنِى bana bırak fadharnī
bana bırak
وَمَن kimseyi waman
kimseyi
يُكَذِّبُ yalanlayan yukadhibu
yalanlayan
بِهَـٰذَا bu bihādhā
bu
ٱلْحَدِيثِ ۖ sözü l-ḥadīthi
sözü
سَنَسْتَدْرِجُهُم onları derece derece yaklaştıracağız sanastadrijuhum
onları derece derece yaklaştıracağız
مِّنْ yerden min
yerden
حَيْثُ where ḥaythu
where
لَا bilmedikleri
bilmedikleri
يَعْلَمُونَ they know yaʿlamūna
they know
٤٤ (44)
(44)
Kuran'ı yalanlayanları Bana bırak; Biz onları bilmedikleri yerden yavaş yavaş azaba yaklaştıracağız.
68:45
وَأُمْلِى mühlet veriyorum wa-um'lī
mühlet veriyorum
لَهُمْ ۚ onlara lahum
onlara
إِنَّ doğrusu inna
doğrusu
كَيْدِى benim tuzağım kaydī
benim tuzağım
مَتِينٌ sağlamdır matīnun
sağlamdır
٤٥ (45)
(45)
Onlara mehil veriyorum; doğrusu Benim tuzağım sağlamdır.
68:46
أَمْ yoksa am
yoksa
تَسْـَٔلُهُمْ sen istiyorsun (da) tasaluhum
sen istiyorsun (da)
أَجْرًۭا bir ücret (mi?) ajran
bir ücret (mi?)
فَهُم onlardan fahum
onlardan
مِّن borçtan (dolayı) min
borçtan (dolayı)
مَّغْرَمٍۢ (the) debt maghramin
(the) debt
مُّثْقَلُونَ ağır bir yük altındadırlar muth'qalūna
ağır bir yük altındadırlar
٤٦ (46)
(46)
Yoksa, sen onlardan ücret istiyorsun da, ağır bir borç altında mı kalıyorlar? Elbette hayır.
68:47
أَمْ yoksa am
yoksa
عِندَهُمُ yanlarında (mıdır?) ʿindahumu
yanlarında (mıdır?)
ٱلْغَيْبُ gayb l-ghaybu
gayb
فَهُمْ onlar fahum
onlar
يَكْتُبُونَ yazıyorlar yaktubūna
yazıyorlar
٤٧ (47)
(47)
Yoksa, gaybın bilgisi kendilerinin katında da onlar mı yazıyorlar?
68:48
فَٱصْبِرْ sen sabret fa-iṣ'bir
sen sabret
لِحُكْمِ hükmüne liḥuk'mi
hükmüne
رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin
وَلَا ve walā
ve
تَكُن olma takun
olma
كَصَاحِبِ sahibi gibi (Yunus) kaṣāḥibi
sahibi gibi (Yunus)
ٱلْحُوتِ balık l-ḥūti
balık
إِذْ hani idh
hani
نَادَىٰ seslenmişti nādā
seslenmişti
وَهُوَ ve o wahuwa
ve o
مَكْظُومٌۭ sıkıntıdan yutkunarak makẓūmun
sıkıntıdan yutkunarak
٤٨ (48)
(48)
Sen Rabbinin hükmüne kadar sabret; balık sahibi (Yunus) gibi olma, o, pek üzgün olarak Rabbine seslenmişti.
68:49
لَّوْلَآ eğer olmasaydı lawlā
eğer olmasaydı
أَن ona yetişmesi an
ona yetişmesi
تَدَٰرَكَهُۥ overtook him tadārakahu
overtook him
نِعْمَةٌۭ bir ni'metin niʿ'matun
bir ni'metin
مِّن Rabbinden min
Rabbinden
رَّبِّهِۦ his Lord rabbihi
his Lord
لَنُبِذَ elbette atılırdı lanubidha
elbette atılırdı
بِٱلْعَرَآءِ çıplak bir yere bil-ʿarāi
çıplak bir yere
وَهُوَ ve o wahuwa
ve o
مَذْمُومٌۭ kınananrak madhmūmun
kınananrak
٤٩ (49)
(49)
Rabbinin katından ona bir nimet ulaşmasaydı, kınanmış olarak sahile atılacaktı.
68:50
فَٱجْتَبَـٰهُ onun du'asını kabul etti fa-ij'tabāhu
onun du'asını kabul etti
رَبُّهُۥ Rabbi rabbuhu
Rabbi
فَجَعَلَهُۥ ve onu yaptı fajaʿalahu
ve onu yaptı
مِنَ salihlerden mina
salihlerden
ٱلصَّـٰلِحِينَ the righteous l-ṣāliḥīna
the righteous
٥٠ (50)
(50)
Rabbi onu seçip iyilerden kıldı. Doğrusu inkar edenler, Kuran'ı dinlediklerinde nerdeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi. "O delidir" diyorlardı.
68:51
وَإِن ve wa-in
ve
يَكَادُ neredeyse yakādu
neredeyse
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
لَيُزْلِقُونَكَ seni devireceklerdi layuz'liqūnaka
seni devireceklerdi
بِأَبْصَـٰرِهِمْ gözleriyle bi-abṣārihim
gözleriyle
لَمَّا zaman lammā
zaman
سَمِعُوا۟ işittikleri samiʿū
işittikleri
ٱلذِّكْرَ Zikr(Kur'an)'ı l-dhik'ra
Zikr(Kur'an)'ı
وَيَقُولُونَ ve diyorlardı wayaqūlūna
ve diyorlardı
إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O
لَمَجْنُونٌۭ mecnundur lamajnūnun
mecnundur
٥١ (51)
(51)
Rabbi onu seçip iyilerden kıldı. Doğrusu inkar edenler, Kuran'ı dinlediklerinde nerdeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi. "O delidir" diyorlardı.
68:52
وَمَا halbuki değildir wamā
halbuki değildir
هُوَ o huwa
o
إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey
ذِكْرٌۭ uyarıdan dhik'run
uyarıdan
لِّلْعَـٰلَمِينَ alemler için lil'ʿālamīna
alemler için
٥٢ (52)
(52)
Oysa Kuran, alemler için bir öğütten başka bir şey değildir.