69
Hakka
الحاقة
Besmele
بِسْمِ
adıyla
bis'mi
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
69:1
ٱلْحَآقَّةُ
gerçekleşen
al-ḥāqatu
gerçekleşen ١ (1)
(1)
gerçekleşen ١ (1)
(1)
Gerçekleşecek olan!
69:2
مَا
nedir?
mā
nedir? ٱلْحَآقَّةُ gerçekleşen l-ḥāqatu
gerçekleşen ٢ (2)
(2)
nedir? ٱلْحَآقَّةُ gerçekleşen l-ḥāqatu
gerçekleşen ٢ (2)
(2)
Nedir o gerçekleşecek olan gün?
69:3
وَمَآ
nerden?
wamā
nerden? أَدْرَىٰكَ bileceksin adrāka
bileceksin مَا ne olduğunu mā
ne olduğunu ٱلْحَآقَّةُ gerçekleşenin l-ḥāqatu
gerçekleşenin ٣ (3)
(3)
nerden? أَدْرَىٰكَ bileceksin adrāka
bileceksin مَا ne olduğunu mā
ne olduğunu ٱلْحَآقَّةُ gerçekleşenin l-ḥāqatu
gerçekleşenin ٣ (3)
(3)
Gerçekleşecek olanın ne olduğunu sana ne bildirir?
69:4
كَذَّبَتْ
yalanladılar
kadhabat
yalanladılar ثَمُودُ Semud thamūdu
Semud وَعَادٌۢ ve 'Ad waʿādun
ve 'Ad بِٱلْقَارِعَةِ başa çarpan olayı bil-qāriʿati
başa çarpan olayı ٤ (4)
(4)
yalanladılar ثَمُودُ Semud thamūdu
Semud وَعَادٌۢ ve 'Ad waʿādun
ve 'Ad بِٱلْقَارِعَةِ başa çarpan olayı bil-qāriʿati
başa çarpan olayı ٤ (4)
(4)
Semud ve Ad milletleri tepelerine inecek bu gerçeği yalanladılar.
69:5
فَأَمَّا
bu yüzden
fa-ammā
bu yüzden ثَمُودُ Semud thamūdu
Semud فَأُهْلِكُوا۟ helak edildiler fa-uh'likū
helak edildiler بِٱلطَّاغِيَةِ azgın bir vak'a ile bil-ṭāghiyati
azgın bir vak'a ile ٥ (5)
(5)
bu yüzden ثَمُودُ Semud thamūdu
Semud فَأُهْلِكُوا۟ helak edildiler fa-uh'likū
helak edildiler بِٱلطَّاغِيَةِ azgın bir vak'a ile bil-ṭāghiyati
azgın bir vak'a ile ٥ (5)
(5)
Bu yüzden Semud milleti zorlu bir sarsıntı ile yok edildi.
69:6
وَأَمَّا
ve
wa-ammā
ve عَادٌۭ Ad (kavmi ise) ʿādun
Ad (kavmi ise) فَأُهْلِكُوا۟ helak edildiler fa-uh'likū
helak edildiler بِرِيحٍۢ bir kasırga ile birīḥin
bir kasırga ile صَرْصَرٍ uğultulu ṣarṣarin
uğultulu عَاتِيَةٍۢ azgın ʿātiyatin
azgın ٦ (6)
(6)
ve عَادٌۭ Ad (kavmi ise) ʿādun
Ad (kavmi ise) فَأُهْلِكُوا۟ helak edildiler fa-uh'likū
helak edildiler بِرِيحٍۢ bir kasırga ile birīḥin
bir kasırga ile صَرْصَرٍ uğultulu ṣarṣarin
uğultulu عَاتِيَةٍۢ azgın ʿātiyatin
azgın ٦ (6)
(6)
Ad milleti de bu yüzden önünde durulmaz, dondurucu bir rüzgarla yok edildi.
69:7
سَخَّرَهَا
onu saldı
sakharahā
onu saldı عَلَيْهِمْ onların üzerine ʿalayhim
onların üzerine سَبْعَ yedi sabʿa
yedi لَيَالٍۢ gece layālin
gece وَثَمَـٰنِيَةَ ve sekiz wathamāniyata
ve sekiz أَيَّامٍ gün ayyāmin
gün حُسُومًۭا ardı ardına ḥusūman
ardı ardına فَتَرَى görürsün fatarā
görürsün ٱلْقَوْمَ o kavmi l-qawma
o kavmi فِيهَا orada fīhā
orada صَرْعَىٰ serilmiş ṣarʿā
serilmiş كَأَنَّهُمْ sanki onlar ka-annahum
sanki onlar أَعْجَازُ kütükleridir aʿjāzu
kütükleridir نَخْلٍ hurma nakhlin
hurma خَاوِيَةٍۢ içi boş khāwiyatin
içi boş ٧ (7)
(7)
onu saldı عَلَيْهِمْ onların üzerine ʿalayhim
onların üzerine سَبْعَ yedi sabʿa
yedi لَيَالٍۢ gece layālin
gece وَثَمَـٰنِيَةَ ve sekiz wathamāniyata
ve sekiz أَيَّامٍ gün ayyāmin
gün حُسُومًۭا ardı ardına ḥusūman
ardı ardına فَتَرَى görürsün fatarā
görürsün ٱلْقَوْمَ o kavmi l-qawma
o kavmi فِيهَا orada fīhā
orada صَرْعَىٰ serilmiş ṣarʿā
serilmiş كَأَنَّهُمْ sanki onlar ka-annahum
sanki onlar أَعْجَازُ kütükleridir aʿjāzu
kütükleridir نَخْلٍ hurma nakhlin
hurma خَاوِيَةٍۢ içi boş khāwiyatin
içi boş ٧ (7)
(7)
Allah onların kökünü kesmek üzere, üzerlerine o rüzgarı yedi gece sekiz gün, estirdi. Halkın, kökünden çıkarılmış hurma kütükleri gibi yere yıkıldıklarını görürsün.
69:8
فَهَلْ
görüyormusun?
fahal
görüyormusun? تَرَىٰ you see tarā
you see لَهُم onlardan lahum
onlardan مِّنۢ hiç min
hiç بَاقِيَةٍۢ geri kalan bāqiyatin
geri kalan ٨ (8)
(8)
görüyormusun? تَرَىٰ you see tarā
you see لَهُم onlardan lahum
onlardan مِّنۢ hiç min
hiç بَاقِيَةٍۢ geri kalan bāqiyatin
geri kalan ٨ (8)
(8)
Onlardan arda kalmış bir şey görür müsün?
69:9
وَجَآءَ
ve geldiler
wajāa
ve geldiler فِرْعَوْنُ Fir'avn fir'ʿawnu
Fir'avn وَمَن ve kimseler waman
ve kimseler قَبْلَهُۥ ondan önceki qablahu
ondan önceki وَٱلْمُؤْتَفِكَـٰتُ ve altüst olmuş kentler wal-mu'tafikātu
ve altüst olmuş kentler بِٱلْخَاطِئَةِ hatalı iş ile bil-khāṭi-ati
hatalı iş ile ٩ (9)
(9)
ve geldiler فِرْعَوْنُ Fir'avn fir'ʿawnu
Fir'avn وَمَن ve kimseler waman
ve kimseler قَبْلَهُۥ ondan önceki qablahu
ondan önceki وَٱلْمُؤْتَفِكَـٰتُ ve altüst olmuş kentler wal-mu'tafikātu
ve altüst olmuş kentler بِٱلْخَاطِئَةِ hatalı iş ile bil-khāṭi-ati
hatalı iş ile ٩ (9)
(9)
Firavun, ondan öncekiler ve alt üst olmuş kasabalarda oturanlar da suç işlemişlerdi.
69:10
فَعَصَوْا۟
karşı geldiler
faʿaṣaw
karşı geldiler رَسُولَ elçisine rasūla
elçisine رَبِّهِمْ Rablerinin rabbihim
Rablerinin فَأَخَذَهُمْ O da onları yakaladı fa-akhadhahum
O da onları yakaladı أَخْذَةًۭ bir yakalayışla akhdhatan
bir yakalayışla رَّابِيَةً şiddeti gittikçe artan rābiyatan
şiddeti gittikçe artan ١٠ (10)
(10)
karşı geldiler رَسُولَ elçisine rasūla
elçisine رَبِّهِمْ Rablerinin rabbihim
Rablerinin فَأَخَذَهُمْ O da onları yakaladı fa-akhadhahum
O da onları yakaladı أَخْذَةًۭ bir yakalayışla akhdhatan
bir yakalayışla رَّابِيَةً şiddeti gittikçe artan rābiyatan
şiddeti gittikçe artan ١٠ (10)
(10)
Rabbinin peygamberine baş kaldırmışlardı. Bunun üzerine Rableri onları şiddeti arttıkça artan bir şekilde yakaladı.
69:11
إِنَّا
elbette biz
innā
elbette biz لَمَّا kabarınca lammā
kabarınca طَغَا overflowed ṭaghā
overflowed ٱلْمَآءُ su(lar) l-māu
su(lar) حَمَلْنَـٰكُمْ sizi taşıdık ḥamalnākum
sizi taşıdık فِى akıp gidende (gemi) fī
akıp gidende (gemi) ٱلْجَارِيَةِ the sailing (ship) l-jāriyati
the sailing (ship) ١١ (11)
(11)
elbette biz لَمَّا kabarınca lammā
kabarınca طَغَا overflowed ṭaghā
overflowed ٱلْمَآءُ su(lar) l-māu
su(lar) حَمَلْنَـٰكُمْ sizi taşıdık ḥamalnākum
sizi taşıdık فِى akıp gidende (gemi) fī
akıp gidende (gemi) ٱلْجَارِيَةِ the sailing (ship) l-jāriyati
the sailing (ship) ١١ (11)
(11)
Su taştığı vakit, size bir ibret olmak üzere, anlayışlı kulaklar anlasın diye süzülen gemide, sizi Biz taşımışızdır.
69:12
لِنَجْعَلَهَا
onu yapalım diye
linajʿalahā
onu yapalım diye لَكُمْ size lakum
size تَذْكِرَةًۭ bir ibret tadhkiratan
bir ibret وَتَعِيَهَآ ve onu bellesin wataʿiyahā
ve onu bellesin أُذُنٌۭ kulak(lar) udhunun
kulak(lar) وَٰعِيَةٌۭ belleyen wāʿiyatun
belleyen ١٢ (12)
(12)
onu yapalım diye لَكُمْ size lakum
size تَذْكِرَةًۭ bir ibret tadhkiratan
bir ibret وَتَعِيَهَآ ve onu bellesin wataʿiyahā
ve onu bellesin أُذُنٌۭ kulak(lar) udhunun
kulak(lar) وَٰعِيَةٌۭ belleyen wāʿiyatun
belleyen ١٢ (12)
(12)
Su taştığı vakit, size bir ibret olmak üzere, anlayışlı kulaklar anlasın diye süzülen gemide, sizi Biz taşımışızdır.
69:13
فَإِذَا
zaman
fa-idhā
zaman نُفِخَ üflendiği nufikha
üflendiği فِى Sur'a fī
Sur'a ٱلصُّورِ the trumpet l-ṣūri
the trumpet نَفْخَةٌۭ üfleme nafkhatun
üfleme وَٰحِدَةٌۭ bir tek wāḥidatun
bir tek ١٣ (13)
(13)
zaman نُفِخَ üflendiği nufikha
üflendiği فِى Sur'a fī
Sur'a ٱلصُّورِ the trumpet l-ṣūri
the trumpet نَفْخَةٌۭ üfleme nafkhatun
üfleme وَٰحِدَةٌۭ bir tek wāḥidatun
bir tek ١٣ (13)
(13)
Sura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar.
69:14
وَحُمِلَتِ
yerlerinden kaldırıldığı
waḥumilati
yerlerinden kaldırıldığı ٱلْأَرْضُ arz l-arḍu
arz وَٱلْجِبَالُ ve dağlar wal-jibālu
ve dağlar فَدُكَّتَا çarpıştırıldığı fadukkatā
çarpıştırıldığı دَكَّةًۭ çarpma ile dakkatan
çarpma ile وَٰحِدَةًۭ bir tek wāḥidatan
bir tek ١٤ (14)
(14)
yerlerinden kaldırıldığı ٱلْأَرْضُ arz l-arḍu
arz وَٱلْجِبَالُ ve dağlar wal-jibālu
ve dağlar فَدُكَّتَا çarpıştırıldığı fadukkatā
çarpıştırıldığı دَكَّةًۭ çarpma ile dakkatan
çarpma ile وَٰحِدَةًۭ bir tek wāḥidatan
bir tek ١٤ (14)
(14)
Sura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar.
69:15
فَيَوْمَئِذٍۢ
işte o gün
fayawma-idhin
işte o gün وَقَعَتِ vuku bulur waqaʿati
vuku bulur ٱلْوَاقِعَةُ olacak olan l-wāqiʿatu
olacak olan ١٥ (15)
(15)
işte o gün وَقَعَتِ vuku bulur waqaʿati
vuku bulur ٱلْوَاقِعَةُ olacak olan l-wāqiʿatu
olacak olan ١٥ (15)
(15)
Sura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar.
69:16
وَٱنشَقَّتِ
yarılmıştır
wa-inshaqqati
yarılmıştır ٱلسَّمَآءُ gök l-samāu
gök فَهِىَ o fahiya
o يَوْمَئِذٍۢ o gün yawma-idhin
o gün وَاهِيَةٌۭ zayıftır wāhiyatun
zayıftır ١٦ (16)
(16)
yarılmıştır ٱلسَّمَآءُ gök l-samāu
gök فَهِىَ o fahiya
o يَوْمَئِذٍۢ o gün yawma-idhin
o gün وَاهِيَةٌۭ zayıftır wāhiyatun
zayıftır ١٦ (16)
(16)
Gök yarılır; o gün düzeni bozulur.
69:17
وَٱلْمَلَكُ
vre melekler de
wal-malaku
vre melekler de عَلَىٰٓ onun kenarlarındadır ʿalā
onun kenarlarındadır أَرْجَآئِهَا ۚ its edges arjāihā
its edges وَيَحْمِلُ ve taşır wayaḥmilu
ve taşır عَرْشَ tahtını ʿarsha
tahtını رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin فَوْقَهُمْ üstlerinde fawqahum
üstlerinde يَوْمَئِذٍۢ o gün yawma-idhin
o gün ثَمَـٰنِيَةٌۭ sekiz (melek) thamāniyatun
sekiz (melek) ١٧ (17)
(17)
vre melekler de عَلَىٰٓ onun kenarlarındadır ʿalā
onun kenarlarındadır أَرْجَآئِهَا ۚ its edges arjāihā
its edges وَيَحْمِلُ ve taşır wayaḥmilu
ve taşır عَرْشَ tahtını ʿarsha
tahtını رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin فَوْقَهُمْ üstlerinde fawqahum
üstlerinde يَوْمَئِذٍۢ o gün yawma-idhin
o gün ثَمَـٰنِيَةٌۭ sekiz (melek) thamāniyatun
sekiz (melek) ١٧ (17)
(17)
Melekler onun çevresindedirler; o gün Rabbinin arşını onlardan başka sekiz tanesi yüklenir.
69:18
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
yawma-idhin
o gün تُعْرَضُونَ arz olunursunuz tuʿ'raḍūna
arz olunursunuz لَا gizli kalmaz lā
gizli kalmaz تَخْفَىٰ will be hidden takhfā
will be hidden مِنكُمْ sizden minkum
sizden خَافِيَةٌۭ hiçbir giz khāfiyatun
hiçbir giz ١٨ (18)
(18)
o gün تُعْرَضُونَ arz olunursunuz tuʿ'raḍūna
arz olunursunuz لَا gizli kalmaz lā
gizli kalmaz تَخْفَىٰ will be hidden takhfā
will be hidden مِنكُمْ sizden minkum
sizden خَافِيَةٌۭ hiçbir giz khāfiyatun
hiçbir giz ١٨ (18)
(18)
O gün siz huzura alınırsınız, hiçbir şeyiniz gizli kalmaz.
69:19
فَأَمَّا
o zaman
fa-ammā
o zaman مَنْ kimse man
kimse أُوتِىَ verilen ūtiya
verilen كِتَـٰبَهُۥ Kitabı kitābahu
Kitabı بِيَمِينِهِۦ sağından biyamīnihi
sağından فَيَقُولُ der ki fayaqūlu
der ki هَآؤُمُ alın hāumu
alın ٱقْرَءُوا۟ okuyun iq'raū
okuyun كِتَـٰبِيَهْ Kitabımı kitābiyah
Kitabımı ١٩ (19)
(19)
o zaman مَنْ kimse man
kimse أُوتِىَ verilen ūtiya
verilen كِتَـٰبَهُۥ Kitabı kitābahu
Kitabı بِيَمِينِهِۦ sağından biyamīnihi
sağından فَيَقُولُ der ki fayaqūlu
der ki هَآؤُمُ alın hāumu
alın ٱقْرَءُوا۟ okuyun iq'raū
okuyun كِتَـٰبِيَهْ Kitabımı kitābiyah
Kitabımı ١٩ (19)
(19)
Kitabı sağından verilen; "Alın, kitabımı okuyun, doğrusu bir hesaplaşma ile karşılaşacağımı umuyordum" der.
69:20
إِنِّى
süphesiz ben
innī
süphesiz ben ظَنَنتُ sezmiştim ẓanantu
sezmiştim أَنِّى elbette benim annī
elbette benim مُلَـٰقٍ karşılaşacağımı mulāqin
karşılaşacağımı حِسَابِيَهْ hesabımla ḥisābiyah
hesabımla ٢٠ (20)
(20)
süphesiz ben ظَنَنتُ sezmiştim ẓanantu
sezmiştim أَنِّى elbette benim annī
elbette benim مُلَـٰقٍ karşılaşacağımı mulāqin
karşılaşacağımı حِسَابِيَهْ hesabımla ḥisābiyah
hesabımla ٢٠ (20)
(20)
Kitabı sağından verilen; "Alın, kitabımı okuyun, doğrusu bir hesaplaşma ile karşılaşacağımı umuyordum" der.
69:21
فَهُوَ
artık o
fahuwa
artık o فِى içindedir fī
içindedir عِيشَةٍۢ bir yaşam ʿīshatin
bir yaşam رَّاضِيَةٍۢ memmun eden rāḍiyatin
memmun eden ٢١ (21)
(21)
artık o فِى içindedir fī
içindedir عِيشَةٍۢ bir yaşam ʿīshatin
bir yaşam رَّاضِيَةٍۢ memmun eden rāḍiyatin
memmun eden ٢١ (21)
(21)
Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir.
69:22
فِى
bir bahçede
fī
bir bahçede جَنَّةٍ a Garden jannatin
a Garden عَالِيَةٍۢ yüksek ʿāliyatin
yüksek ٢٢ (22)
(22)
bir bahçede جَنَّةٍ a Garden jannatin
a Garden عَالِيَةٍۢ yüksek ʿāliyatin
yüksek ٢٢ (22)
(22)
Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir.
69:23
قُطُوفُهَا
meyveleri
quṭūfuhā
meyveleri دَانِيَةٌۭ aşağıya sarkmış dāniyatun
aşağıya sarkmış ٢٣ (23)
(23)
meyveleri دَانِيَةٌۭ aşağıya sarkmış dāniyatun
aşağıya sarkmış ٢٣ (23)
(23)
Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir.
69:24
كُلُوا۟
yeyin
kulū
yeyin وَٱشْرَبُوا۟ ve için wa-ish'rabū
ve için هَنِيٓـًٔۢا afiyetle hanīan
afiyetle بِمَآ ötürü bimā
ötürü أَسْلَفْتُمْ yaptığınız işlerden aslaftum
yaptığınız işlerden فِى günlerde fī
günlerde ٱلْأَيَّامِ the days l-ayāmi
the days ٱلْخَالِيَةِ geçmiş l-khāliyati
geçmiş ٢٤ (24)
(24)
yeyin وَٱشْرَبُوا۟ ve için wa-ish'rabū
ve için هَنِيٓـًٔۢا afiyetle hanīan
afiyetle بِمَآ ötürü bimā
ötürü أَسْلَفْتُمْ yaptığınız işlerden aslaftum
yaptığınız işlerden فِى günlerde fī
günlerde ٱلْأَيَّامِ the days l-ayāmi
the days ٱلْخَالِيَةِ geçmiş l-khāliyati
geçmiş ٢٤ (24)
(24)
Onlara şöyle denir: "Geçmiş günlerde, peşinen işlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz içiniz."
69:25
وَأَمَّا
o zaman
wa-ammā
o zaman مَنْ kimse man
kimse أُوتِىَ verilen ūtiya
verilen كِتَـٰبَهُۥ Kitabı kitābahu
Kitabı بِشِمَالِهِۦ sol tarafından bishimālihi
sol tarafından فَيَقُولُ der ki fayaqūlu
der ki يَـٰلَيْتَنِى ey keşke bana yālaytanī
ey keşke bana لَمْ verilmeseydi lam
verilmeseydi أُوتَ I had been given ūta
I had been given كِتَـٰبِيَهْ Kitabım kitābiyah
Kitabım ٢٥ (25)
(25)
o zaman مَنْ kimse man
kimse أُوتِىَ verilen ūtiya
verilen كِتَـٰبَهُۥ Kitabı kitābahu
Kitabı بِشِمَالِهِۦ sol tarafından bishimālihi
sol tarafından فَيَقُولُ der ki fayaqūlu
der ki يَـٰلَيْتَنِى ey keşke bana yālaytanī
ey keşke bana لَمْ verilmeseydi lam
verilmeseydi أُوتَ I had been given ūta
I had been given كِتَـٰبِيَهْ Kitabım kitābiyah
Kitabım ٢٥ (25)
(25)
Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.
69:26
وَلَمْ
ve hiç
walam
ve hiç أَدْرِ bilmeseydim adri
bilmeseydim مَا nedir mā
nedir حِسَابِيَهْ hesabım ḥisābiyah
hesabım ٢٦ (26)
(26)
ve hiç أَدْرِ bilmeseydim adri
bilmeseydim مَا nedir mā
nedir حِسَابِيَهْ hesabım ḥisābiyah
hesabım ٢٦ (26)
(26)
Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.
69:27
يَـٰلَيْتَهَا
ey keşke
yālaytahā
ey keşke كَانَتِ olsaydı kānati
olsaydı ٱلْقَاضِيَةَ işimi bitirmiş l-qāḍiyata
işimi bitirmiş ٢٧ (27)
(27)
ey keşke كَانَتِ olsaydı kānati
olsaydı ٱلْقَاضِيَةَ işimi bitirmiş l-qāḍiyata
işimi bitirmiş ٢٧ (27)
(27)
Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.
69:28
مَآ
hiçbir
mā
hiçbir أَغْنَىٰ yarar sağlamadı aghnā
yarar sağlamadı عَنِّى bana ʿannī
bana مَالِيَهْ ۜ malım māliyah
malım ٢٨ (28)
(28)
hiçbir أَغْنَىٰ yarar sağlamadı aghnā
yarar sağlamadı عَنِّى bana ʿannī
bana مَالِيَهْ ۜ malım māliyah
malım ٢٨ (28)
(28)
Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.
69:29
هَلَكَ
yok olup gitti
halaka
yok olup gitti عَنِّى benden ʿannī
benden سُلْطَـٰنِيَهْ gücüm (saltanatım) sul'ṭāniyah
gücüm (saltanatım) ٢٩ (29)
(29)
yok olup gitti عَنِّى benden ʿannī
benden سُلْطَـٰنِيَهْ gücüm (saltanatım) sul'ṭāniyah
gücüm (saltanatım) ٢٩ (29)
(29)
Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.
69:30
خُذُوهُ
tutun onu
khudhūhu
tutun onu فَغُلُّوهُ bağlayın onu faghullūhu
bağlayın onu ٣٠ (30)
(30)
tutun onu فَغُلُّوهُ bağlayın onu faghullūhu
bağlayın onu ٣٠ (30)
(30)
İlgililere şöyle buyurulur: "O'nu alın, bağlayın."
69:31
ثُمَّ
sonra
thumma
sonra ٱلْجَحِيمَ cehenneme l-jaḥīma
cehenneme صَلُّوهُ sallayın onu ṣallūhu
sallayın onu ٣١ (31)
(31)
sonra ٱلْجَحِيمَ cehenneme l-jaḥīma
cehenneme صَلُّوهُ sallayın onu ṣallūhu
sallayın onu ٣١ (31)
(31)
"Sonra cehenneme yaslayın"
69:32
ثُمَّ
sonra
thumma
sonra فِى zincire fī
zincire سِلْسِلَةٍۢ a chain sil'silatin
a chain ذَرْعُهَا uzunluğu dharʿuhā
uzunluğu سَبْعُونَ yetmiş sabʿūna
yetmiş ذِرَاعًۭا arşın dhirāʿan
arşın فَٱسْلُكُوهُ vurun onu fa-us'lukūhu
vurun onu ٣٢ (32)
(32)
sonra فِى zincire fī
zincire سِلْسِلَةٍۢ a chain sil'silatin
a chain ذَرْعُهَا uzunluğu dharʿuhā
uzunluğu سَبْعُونَ yetmiş sabʿūna
yetmiş ذِرَاعًۭا arşın dhirāʿan
arşın فَٱسْلُكُوهُ vurun onu fa-us'lukūhu
vurun onu ٣٢ (32)
(32)
"Sonra onu boyu yetmiş arşın olan zincire vurun";
69:33
إِنَّهُۥ
çünkü o
innahu
çünkü o كَانَ idi kāna
idi لَا inanmıyor lā
inanmıyor يُؤْمِنُ believing yu'minu
believing بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a ٱلْعَظِيمِ büyük l-ʿaẓīmi
büyük ٣٣ (33)
(33)
çünkü o كَانَ idi kāna
idi لَا inanmıyor lā
inanmıyor يُؤْمِنُ believing yu'minu
believing بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a ٱلْعَظِيمِ büyük l-ʿaẓīmi
büyük ٣٣ (33)
(33)
"Çünkü, o, yüce Allah'a inanmazdı."
69:34
وَلَا
ve
walā
ve يَحُضُّ ön ayak olmuyurdu yaḥuḍḍu
ön ayak olmuyurdu عَلَىٰ doyurmaya ʿalā
doyurmaya طَعَامِ (the) feeding ṭaʿāmi
(the) feeding ٱلْمِسْكِينِ yoksulu l-mis'kīni
yoksulu ٣٤ (34)
(34)
ve يَحُضُّ ön ayak olmuyurdu yaḥuḍḍu
ön ayak olmuyurdu عَلَىٰ doyurmaya ʿalā
doyurmaya طَعَامِ (the) feeding ṭaʿāmi
(the) feeding ٱلْمِسْكِينِ yoksulu l-mis'kīni
yoksulu ٣٤ (34)
(34)
"Yoksulun yiyeceği ile ilgilenmezdi."
69:35
فَلَيْسَ
yoktur
falaysa
yoktur لَهُ onun için lahu
onun için ٱلْيَوْمَ bugün l-yawma
bugün هَـٰهُنَا burada hāhunā
burada حَمِيمٌۭ candan bir dost ḥamīmun
candan bir dost ٣٥ (35)
(35)
yoktur لَهُ onun için lahu
onun için ٱلْيَوْمَ bugün l-yawma
bugün هَـٰهُنَا burada hāhunā
burada حَمِيمٌۭ candan bir dost ḥamīmun
candan bir dost ٣٥ (35)
(35)
"Bu sebeple burada bugün onun bir acıyanı yoktur."
69:36
وَلَا
ve yoktur
walā
ve yoktur طَعَامٌ yiyecek ṭaʿāmun
yiyecek إِلَّا başka illā
başka مِنْ irinden min
irinden غِسْلِينٍۢ (the) discharge of wounds ghis'līnin
(the) discharge of wounds ٣٦ (36)
(36)
ve yoktur طَعَامٌ yiyecek ṭaʿāmun
yiyecek إِلَّا başka illā
başka مِنْ irinden min
irinden غِسْلِينٍۢ (the) discharge of wounds ghis'līnin
(the) discharge of wounds ٣٦ (36)
(36)
"Günahkarların yiyeceği olan kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur."
69:37
لَّا
onu yemez
lā
onu yemez يَأْكُلُهُۥٓ will eat it yakuluhu
will eat it إِلَّا başkası illā
başkası ٱلْخَـٰطِـُٔونَ hata işleyenlerden l-khāṭiūna
hata işleyenlerden ٣٧ (37)
(37)
onu yemez يَأْكُلُهُۥٓ will eat it yakuluhu
will eat it إِلَّا başkası illā
başkası ٱلْخَـٰطِـُٔونَ hata işleyenlerden l-khāṭiūna
hata işleyenlerden ٣٧ (37)
(37)
"Günahkarların yiyeceği olan kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur."
69:38
فَلَآ
hayır
falā
hayır أُقْسِمُ yemin ederim uq'simu
yemin ederim بِمَا şeylere bimā
şeylere تُبْصِرُونَ gördükleriniz tub'ṣirūna
gördükleriniz ٣٨ (38)
(38)
hayır أُقْسِمُ yemin ederim uq'simu
yemin ederim بِمَا şeylere bimā
şeylere تُبْصِرُونَ gördükleriniz tub'ṣirūna
gördükleriniz ٣٨ (38)
(38)
Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.
69:39
وَمَا
ve şeylere
wamā
ve şeylere لَا görmedikleriniz lā
görmedikleriniz تُبْصِرُونَ you see tub'ṣirūna
you see ٣٩ (39)
(39)
ve şeylere لَا görmedikleriniz lā
görmedikleriniz تُبْصِرُونَ you see tub'ṣirūna
you see ٣٩ (39)
(39)
Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.
69:40
إِنَّهُۥ
şüphesiz o
innahu
şüphesiz o لَقَوْلُ elbette sözüdür laqawlu
elbette sözüdür رَسُولٍۢ bir elçinin rasūlin
bir elçinin كَرِيمٍۢ değerli karīmin
değerli ٤٠ (40)
(40)
şüphesiz o لَقَوْلُ elbette sözüdür laqawlu
elbette sözüdür رَسُولٍۢ bir elçinin rasūlin
bir elçinin كَرِيمٍۢ değerli karīmin
değerli ٤٠ (40)
(40)
Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.
69:41
وَمَا
ve değildir
wamā
ve değildir هُوَ O huwa
O بِقَوْلِ sözü biqawli
sözü شَاعِرٍۢ ۚ bir şa'irin shāʿirin
bir şa'irin قَلِيلًۭا az qalīlan
az مَّا ne de mā
ne de تُؤْمِنُونَ inanıyorsunuz tu'minūna
inanıyorsunuz ٤١ (41)
(41)
ve değildir هُوَ O huwa
O بِقَوْلِ sözü biqawli
sözü شَاعِرٍۢ ۚ bir şa'irin shāʿirin
bir şa'irin قَلِيلًۭا az qalīlan
az مَّا ne de mā
ne de تُؤْمِنُونَ inanıyorsunuz tu'minūna
inanıyorsunuz ٤١ (41)
(41)
O, şair sözü değildir; ne az inanıyorsunuz!
69:42
وَلَا
ve değildir
walā
ve değildir بِقَوْلِ sözü biqawli
sözü كَاهِنٍۢ ۚ bir kahinin kāhinin
bir kahinin قَلِيلًۭا az qalīlan
az مَّا ne de mā
ne de تَذَكَّرُونَ düşünüyorsunuz tadhakkarūna
düşünüyorsunuz ٤٢ (42)
(42)
ve değildir بِقَوْلِ sözü biqawli
sözü كَاهِنٍۢ ۚ bir kahinin kāhinin
bir kahinin قَلِيلًۭا az qalīlan
az مَّا ne de mā
ne de تَذَكَّرُونَ düşünüyorsunuz tadhakkarūna
düşünüyorsunuz ٤٢ (42)
(42)
Kahin sözü de değildir; ne az düşünüyorsunuz!
69:43
تَنزِيلٌۭ
indirilmiştir
tanzīlun
indirilmiştir مِّن tarafından min
tarafından رَّبِّ Rabbi rabbi
Rabbi ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ٤٣ (43)
(43)
indirilmiştir مِّن tarafından min
tarafından رَّبِّ Rabbi rabbi
Rabbi ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ٤٣ (43)
(43)
Kuran, Alemlerin Rabbinden indirilmedir.
69:44
وَلَوْ
ve eğer
walaw
ve eğer تَقَوَّلَ iftira etseydi taqawwala
iftira etseydi عَلَيْنَا bize ʿalaynā
bize بَعْضَ bazı baʿḍa
bazı ٱلْأَقَاوِيلِ laflar uydurup l-aqāwīli
laflar uydurup ٤٤ (44)
(44)
ve eğer تَقَوَّلَ iftira etseydi taqawwala
iftira etseydi عَلَيْنَا bize ʿalaynā
bize بَعْضَ bazı baʿḍa
bazı ٱلْأَقَاوِيلِ laflar uydurup l-aqāwīli
laflar uydurup ٤٤ (44)
(44)
Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık.
69:45
لَأَخَذْنَا
elbette alırdık
la-akhadhnā
elbette alırdık مِنْهُ onun min'hu
onun بِٱلْيَمِينِ sağını bil-yamīni
sağını ٤٥ (45)
(45)
elbette alırdık مِنْهُ onun min'hu
onun بِٱلْيَمِينِ sağını bil-yamīni
sağını ٤٥ (45)
(45)
Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık.
69:46
ثُمَّ
sonra
thumma
sonra لَقَطَعْنَا keserdik laqaṭaʿnā
keserdik مِنْهُ onun min'hu
onun ٱلْوَتِينَ can damarını l-watīna
can damarını ٤٦ (46)
(46)
sonra لَقَطَعْنَا keserdik laqaṭaʿnā
keserdik مِنْهُ onun min'hu
onun ٱلْوَتِينَ can damarını l-watīna
can damarını ٤٦ (46)
(46)
Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık.
69:47
فَمَا
olamazdı
famā
olamazdı مِنكُم sizden minkum
sizden مِّنْ hiçbir min
hiçbir أَحَدٍ kimse aḥadin
kimse عَنْهُ ondan ʿanhu
ondan حَـٰجِزِينَ engel ḥājizīna
engel ٤٧ (47)
(47)
olamazdı مِنكُم sizden minkum
sizden مِّنْ hiçbir min
hiçbir أَحَدٍ kimse aḥadin
kimse عَنْهُ ondan ʿanhu
ondan حَـٰجِزِينَ engel ḥājizīna
engel ٤٧ (47)
(47)
Hiçbiriniz de onu koruyamazdınız.
69:48
وَإِنَّهُۥ
şüphesiz O
wa-innahu
şüphesiz O لَتَذْكِرَةٌۭ bir öğüttür latadhkiratun
bir öğüttür لِّلْمُتَّقِينَ muttakiler için lil'muttaqīna
muttakiler için ٤٨ (48)
(48)
şüphesiz O لَتَذْكِرَةٌۭ bir öğüttür latadhkiratun
bir öğüttür لِّلْمُتَّقِينَ muttakiler için lil'muttaqīna
muttakiler için ٤٨ (48)
(48)
Doğrusu Kuran Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür.
69:49
وَإِنَّا
ve elbette biz
wa-innā
ve elbette biz لَنَعْلَمُ elbette biliyoruz lanaʿlamu
elbette biliyoruz أَنَّ muhakkak anna
muhakkak مِنكُم içinizdeki minkum
içinizdeki مُّكَذِّبِينَ yalanlayıcıları mukadhibīna
yalanlayıcıları ٤٩ (49)
(49)
ve elbette biz لَنَعْلَمُ elbette biliyoruz lanaʿlamu
elbette biliyoruz أَنَّ muhakkak anna
muhakkak مِنكُم içinizdeki minkum
içinizdeki مُّكَذِّبِينَ yalanlayıcıları mukadhibīna
yalanlayıcıları ٤٩ (49)
(49)
İçinizde yalanlayanlar bulunduğunu şüphesiz bilmekteyiz.
69:50
وَإِنَّهُۥ
doğrusu o
wa-innahu
doğrusu o لَحَسْرَةٌ elbette hasrettir laḥasratun
elbette hasrettir عَلَى için ʿalā
için ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirler l-kāfirīna
kafirler ٥٠ (50)
(50)
doğrusu o لَحَسْرَةٌ elbette hasrettir laḥasratun
elbette hasrettir عَلَى için ʿalā
için ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirler l-kāfirīna
kafirler ٥٠ (50)
(50)
Doğrusu Kuran, inkarcılar için bir üzüntüdür.
69:51
وَإِنَّهُۥ
ve şüphesiz O
wa-innahu
ve şüphesiz O لَحَقُّ muhakkak gerçektir laḥaqqu
muhakkak gerçektir ٱلْيَقِينِ kesin l-yaqīni
kesin ٥١ (51)
(51)
ve şüphesiz O لَحَقُّ muhakkak gerçektir laḥaqqu
muhakkak gerçektir ٱلْيَقِينِ kesin l-yaqīni
kesin ٥١ (51)
(51)
O, şüphesiz kesin gerçektir.
69:52
فَسَبِّحْ
öyleyse tesbih et
fasabbiḥ
öyleyse tesbih et بِٱسْمِ adını bi-is'mi
adını رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin ٱلْعَظِيمِ ulu l-ʿaẓīmi
ulu ٥٢ (52)
(52)
öyleyse tesbih et بِٱسْمِ adını bi-is'mi
adını رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin ٱلْعَظِيمِ ulu l-ʿaẓīmi
ulu ٥٢ (52)
(52)
Öyleyse çok büyük olan Rabbinin adını tesbih et.