17
İsra
الإسراء
Besmele
بِسْمِ
adıyla
bis'mi
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
17:1
سُبْحَـٰنَ
eksiklikten uzaktır
sub'ḥāna
eksiklikten uzaktır ٱلَّذِىٓ O (Allah) ki alladhī
O (Allah) ki أَسْرَىٰ yürüttü asrā
yürüttü بِعَبْدِهِۦ kulunu biʿabdihi
kulunu لَيْلًۭا gecenin bir vaktinde laylan
gecenin bir vaktinde مِّنَ Mescid-i mina
Mescid-i ٱلْمَسْجِدِ Al-Masjid Al-Haraam l-masjidi
Al-Masjid Al-Haraam ٱلْحَرَامِ Haram'dan l-ḥarāmi
Haram'dan إِلَى Mescid-i ilā
Mescid-i ٱلْمَسْجِدِ Al-Masjid Al-Aqsa l-masjidi
Al-Masjid Al-Aqsa ٱلْأَقْصَا Aksa'ya l-aqṣā
Aksa'ya ٱلَّذِى öyle ki alladhī
öyle ki بَـٰرَكْنَا bereketli kıldığımız bāraknā
bereketli kıldığımız حَوْلَهُۥ çevresini ḥawlahu
çevresini لِنُرِيَهُۥ kendisine göstermemiz için linuriyahu
kendisine göstermemiz için مِنْ bir bölümünü min
bir bölümünü ءَايَـٰتِنَآ ۚ ayetlerimizden āyātinā
ayetlerimizden إِنَّهُۥ gerçekten innahu
gerçekten هُوَ O huwa
O ٱلسَّمِيعُ işitendir l-samīʿu
işitendir ٱلْبَصِيرُ görendir l-baṣīru
görendir ١ (1)
(1)
eksiklikten uzaktır ٱلَّذِىٓ O (Allah) ki alladhī
O (Allah) ki أَسْرَىٰ yürüttü asrā
yürüttü بِعَبْدِهِۦ kulunu biʿabdihi
kulunu لَيْلًۭا gecenin bir vaktinde laylan
gecenin bir vaktinde مِّنَ Mescid-i mina
Mescid-i ٱلْمَسْجِدِ Al-Masjid Al-Haraam l-masjidi
Al-Masjid Al-Haraam ٱلْحَرَامِ Haram'dan l-ḥarāmi
Haram'dan إِلَى Mescid-i ilā
Mescid-i ٱلْمَسْجِدِ Al-Masjid Al-Aqsa l-masjidi
Al-Masjid Al-Aqsa ٱلْأَقْصَا Aksa'ya l-aqṣā
Aksa'ya ٱلَّذِى öyle ki alladhī
öyle ki بَـٰرَكْنَا bereketli kıldığımız bāraknā
bereketli kıldığımız حَوْلَهُۥ çevresini ḥawlahu
çevresini لِنُرِيَهُۥ kendisine göstermemiz için linuriyahu
kendisine göstermemiz için مِنْ bir bölümünü min
bir bölümünü ءَايَـٰتِنَآ ۚ ayetlerimizden āyātinā
ayetlerimizden إِنَّهُۥ gerçekten innahu
gerçekten هُوَ O huwa
O ٱلسَّمِيعُ işitendir l-samīʿu
işitendir ٱلْبَصِيرُ görendir l-baṣīru
görendir ١ (1)
(1)
Kulunu (Muhammed'i) bir gece Mescidi Haram'dan (Mekke'den), kendisine bir kısım ayetlerimizi göstermek için, çevresini mübarek kıldığımız Mescidi Aksa'ya (Kudüs'e) götüren Allah'ın şanı yücedir. Doğrusu O, işitir ve görür.
17:2
وَءَاتَيْنَا
ve biz verdik
waātaynā
ve biz verdik مُوسَى Musa'ya mūsā
Musa'ya ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı وَجَعَلْنَـٰهُ ve onu yaptık wajaʿalnāhu
ve onu yaptık هُدًۭى bir kılavuz hudan
bir kılavuz لِّبَنِىٓ oğullarına libanī
oğullarına إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail أَلَّا diye allā
diye تَتَّخِذُوا۟ edinmeyin tattakhidhū
edinmeyin مِن benden başka min
benden başka دُونِى other than Me dūnī
other than Me وَكِيلًۭا bir vekil wakīlan
bir vekil ٢ (2)
(2)
ve biz verdik مُوسَى Musa'ya mūsā
Musa'ya ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı وَجَعَلْنَـٰهُ ve onu yaptık wajaʿalnāhu
ve onu yaptık هُدًۭى bir kılavuz hudan
bir kılavuz لِّبَنِىٓ oğullarına libanī
oğullarına إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail أَلَّا diye allā
diye تَتَّخِذُوا۟ edinmeyin tattakhidhū
edinmeyin مِن benden başka min
benden başka دُونِى other than Me dūnī
other than Me وَكِيلًۭا bir vekil wakīlan
bir vekil ٢ (2)
(2)
Musa'ya kitap verdik. Ey Nuh'la beraber taşıyarak kurtardığımız kimselerin soyundan olanlar! Beni bırakıp başkasını vekil edinmeyesiniz diye onu İsrailoğullarına doğruluk rehberi kıldık. Doğrusu Nuh, çok şükreden bir kuldu.
17:3
ذُرِّيَّةَ
çocukları
dhurriyyata
çocukları مَنْ kimselerin man
kimselerin حَمَلْنَا taşıdığımız ḥamalnā
taşıdığımız مَعَ ile beraber maʿa
ile beraber نُوحٍ ۚ Nuh nūḥin
Nuh إِنَّهُۥ doğrusu o innahu
doğrusu o كَانَ idi kāna
idi عَبْدًۭا bir kul ʿabdan
bir kul شَكُورًۭا çok şükreden shakūran
çok şükreden ٣ (3)
(3)
çocukları مَنْ kimselerin man
kimselerin حَمَلْنَا taşıdığımız ḥamalnā
taşıdığımız مَعَ ile beraber maʿa
ile beraber نُوحٍ ۚ Nuh nūḥin
Nuh إِنَّهُۥ doğrusu o innahu
doğrusu o كَانَ idi kāna
idi عَبْدًۭا bir kul ʿabdan
bir kul شَكُورًۭا çok şükreden shakūran
çok şükreden ٣ (3)
(3)
Musa'ya kitap verdik. Ey Nuh'la beraber taşıyarak kurtardığımız kimselerin soyundan olanlar! Beni bırakıp başkasını vekil edinmeyesiniz diye onu İsrailoğullarına doğruluk rehberi kıldık. Doğrusu Nuh, çok şükreden bir kuldu.
17:4
وَقَضَيْنَآ
ve şu hükmü verdik
waqaḍaynā
ve şu hükmü verdik إِلَىٰ oğullarına ilā
oğullarına بَنِىٓ (the) Children banī
(the) Children إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail فِى Kitapta fī
Kitapta ٱلْكِتَـٰبِ the Book l-kitābi
the Book لَتُفْسِدُنَّ bozgunculuk yapacaksınız latuf'sidunna
bozgunculuk yapacaksınız فِى o ülkede fī
o ülkede ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth مَرَّتَيْنِ iki kez marratayni
iki kez وَلَتَعْلُنَّ ve çok böbürleneceksiniz walataʿlunna
ve çok böbürleneceksiniz عُلُوًّۭا büyüklenme ile ʿuluwwan
büyüklenme ile كَبِيرًۭا kibirli kabīran
kibirli ٤ (4)
(4)
ve şu hükmü verdik إِلَىٰ oğullarına ilā
oğullarına بَنِىٓ (the) Children banī
(the) Children إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail فِى Kitapta fī
Kitapta ٱلْكِتَـٰبِ the Book l-kitābi
the Book لَتُفْسِدُنَّ bozgunculuk yapacaksınız latuf'sidunna
bozgunculuk yapacaksınız فِى o ülkede fī
o ülkede ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth مَرَّتَيْنِ iki kez marratayni
iki kez وَلَتَعْلُنَّ ve çok böbürleneceksiniz walataʿlunna
ve çok böbürleneceksiniz عُلُوًّۭا büyüklenme ile ʿuluwwan
büyüklenme ile كَبِيرًۭا kibirli kabīran
kibirli ٤ (4)
(4)
İsrailoğullarına Kitap'da: "Doğrusu yeryüzünde iki defa bozgunculuk yapacak ve kibirlendikçe kibirleneceksiniz" diye bildirdik.
17:5
فَإِذَا
ne zaman ki
fa-idhā
ne zaman ki جَآءَ gelince jāa
gelince وَعْدُ zamanı waʿdu
zamanı أُولَىٰهُمَا birincisinin ūlāhumā
birincisinin بَعَثْنَا gönderdik baʿathnā
gönderdik عَلَيْكُمْ üzerinize ʿalaykum
üzerinize عِبَادًۭا kullarımızı ʿibādan
kullarımızı لَّنَآ bizim lanā
bizim أُو۟لِى çok güçlü ulī
çok güçlü بَأْسٍۢ çok güçlü basin
çok güçlü شَدِيدٍۢ çok güçlü shadīdin
çok güçlü فَجَاسُوا۟ (sizi) araştırdılar fajāsū
(sizi) araştırdılar خِلَـٰلَ aralarına girip khilāla
aralarına girip ٱلدِّيَارِ ۚ evlerin l-diyāri
evlerin وَكَانَ idi wakāna
idi وَعْدًۭا bir va'd waʿdan
bir va'd مَّفْعُولًۭا yapılması gereken mafʿūlan
yapılması gereken ٥ (5)
(5)
ne zaman ki جَآءَ gelince jāa
gelince وَعْدُ zamanı waʿdu
zamanı أُولَىٰهُمَا birincisinin ūlāhumā
birincisinin بَعَثْنَا gönderdik baʿathnā
gönderdik عَلَيْكُمْ üzerinize ʿalaykum
üzerinize عِبَادًۭا kullarımızı ʿibādan
kullarımızı لَّنَآ bizim lanā
bizim أُو۟لِى çok güçlü ulī
çok güçlü بَأْسٍۢ çok güçlü basin
çok güçlü شَدِيدٍۢ çok güçlü shadīdin
çok güçlü فَجَاسُوا۟ (sizi) araştırdılar fajāsū
(sizi) araştırdılar خِلَـٰلَ aralarına girip khilāla
aralarına girip ٱلدِّيَارِ ۚ evlerin l-diyāri
evlerin وَكَانَ idi wakāna
idi وَعْدًۭا bir va'd waʿdan
bir va'd مَّفْعُولًۭا yapılması gereken mafʿūlan
yapılması gereken ٥ (5)
(5)
"Bu ikiden birincisinin vakti gelince, üzerinize pek güçlü olan kullarımızı salacağız. Onlar memleketlerinizde her köşeyi kontrollerine alacaklar. Bu, yerine gelecek bir vaaddir."
17:6
ثُمَّ
sonra
thumma
sonra رَدَدْنَا verdik radadnā
verdik لَكُمُ size lakumu
size ٱلْكَرَّةَ tekrar l-karata
tekrar عَلَيْهِمْ onları yenme imkanı ʿalayhim
onları yenme imkanı وَأَمْدَدْنَـٰكُم ve sizi destekledik wa-amdadnākum
ve sizi destekledik بِأَمْوَٰلٍۢ mallarla bi-amwālin
mallarla وَبَنِينَ ve oğullarla wabanīna
ve oğullarla وَجَعَلْنَـٰكُمْ ve yaptık sizi wajaʿalnākum
ve yaptık sizi أَكْثَرَ daha çok akthara
daha çok نَفِيرًا savaşçılarınızı nafīran
savaşçılarınızı ٦ (6)
(6)
sonra رَدَدْنَا verdik radadnā
verdik لَكُمُ size lakumu
size ٱلْكَرَّةَ tekrar l-karata
tekrar عَلَيْهِمْ onları yenme imkanı ʿalayhim
onları yenme imkanı وَأَمْدَدْنَـٰكُم ve sizi destekledik wa-amdadnākum
ve sizi destekledik بِأَمْوَٰلٍۢ mallarla bi-amwālin
mallarla وَبَنِينَ ve oğullarla wabanīna
ve oğullarla وَجَعَلْنَـٰكُمْ ve yaptık sizi wajaʿalnākum
ve yaptık sizi أَكْثَرَ daha çok akthara
daha çok نَفِيرًا savaşçılarınızı nafīran
savaşçılarınızı ٦ (6)
(6)
"Bunun ardından sizi onlara galip getireceğiz; mallar ve oğullarla size yardım edecek ve sizin sayınızı artıracağız."
17:7
إِنْ
eğer
in
eğer أَحْسَنتُمْ iyilik ederseniz aḥsantum
iyilik ederseniz أَحْسَنتُمْ iyilik etmiş olursunuz aḥsantum
iyilik etmiş olursunuz لِأَنفُسِكُمْ ۖ kendinize li-anfusikum
kendinize وَإِنْ ve eğer wa-in
ve eğer أَسَأْتُمْ kötülük ederseniz asatum
kötülük ederseniz فَلَهَا ۚ o da aleyhinizedir falahā
o da aleyhinizedir فَإِذَا ne zaman ki fa-idhā
ne zaman ki جَآءَ gelince jāa
gelince وَعْدُ zamanı waʿdu
zamanı ٱلْـَٔاخِرَةِ sonuncusunun l-ākhirati
sonuncusunun لِيَسُـۥٓـُٔوا۟ kötü duruma soksunlar diye liyasūū
kötü duruma soksunlar diye وُجُوهَكُمْ yüzlerinizi wujūhakum
yüzlerinizi وَلِيَدْخُلُوا۟ ve girsinler diye waliyadkhulū
ve girsinler diye ٱلْمَسْجِدَ Mescid'e (Kudüs'e) l-masjida
Mescid'e (Kudüs'e) كَمَا gibi kamā
gibi دَخَلُوهُ girdikleri dakhalūhu
girdikleri أَوَّلَ ilk awwala
ilk مَرَّةٍۢ kez marratin
kez وَلِيُتَبِّرُوا۟ ve mahvetsinler diye waliyutabbirū
ve mahvetsinler diye مَا şeyleri mā
şeyleri عَلَوْا۟ ele geçirdikleri ʿalaw
ele geçirdikleri تَتْبِيرًا helak ederek tatbīran
helak ederek ٧ (7)
(7)
eğer أَحْسَنتُمْ iyilik ederseniz aḥsantum
iyilik ederseniz أَحْسَنتُمْ iyilik etmiş olursunuz aḥsantum
iyilik etmiş olursunuz لِأَنفُسِكُمْ ۖ kendinize li-anfusikum
kendinize وَإِنْ ve eğer wa-in
ve eğer أَسَأْتُمْ kötülük ederseniz asatum
kötülük ederseniz فَلَهَا ۚ o da aleyhinizedir falahā
o da aleyhinizedir فَإِذَا ne zaman ki fa-idhā
ne zaman ki جَآءَ gelince jāa
gelince وَعْدُ zamanı waʿdu
zamanı ٱلْـَٔاخِرَةِ sonuncusunun l-ākhirati
sonuncusunun لِيَسُـۥٓـُٔوا۟ kötü duruma soksunlar diye liyasūū
kötü duruma soksunlar diye وُجُوهَكُمْ yüzlerinizi wujūhakum
yüzlerinizi وَلِيَدْخُلُوا۟ ve girsinler diye waliyadkhulū
ve girsinler diye ٱلْمَسْجِدَ Mescid'e (Kudüs'e) l-masjida
Mescid'e (Kudüs'e) كَمَا gibi kamā
gibi دَخَلُوهُ girdikleri dakhalūhu
girdikleri أَوَّلَ ilk awwala
ilk مَرَّةٍۢ kez marratin
kez وَلِيُتَبِّرُوا۟ ve mahvetsinler diye waliyutabbirū
ve mahvetsinler diye مَا şeyleri mā
şeyleri عَلَوْا۟ ele geçirdikleri ʿalaw
ele geçirdikleri تَتْبِيرًا helak ederek tatbīran
helak ederek ٧ (7)
(7)
İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz. Kötülük ederseniz o da kendinizedir. İki vaadden ikincisinin vakti gelince, yüzünüzü üzüntüye sokmaları, kötülük yapmaları, önceden Mescid'e girdikleri gibi girmeleri, ele geçirdikleri yerleri harap etmeleri için onları tekrar göndereceğiz.
17:8
عَسَىٰ
belki
ʿasā
belki رَبُّكُمْ Rabbiniz rabbukum
Rabbiniz أَن size acır an
size acır يَرْحَمَكُمْ ۚ (may) have mercy upon you yarḥamakum
(may) have mercy upon you وَإِنْ ve eğer wa-in
ve eğer عُدتُّمْ siz dönerseniz ʿudttum
siz dönerseniz عُدْنَا ۘ biz de döneriz ʿud'nā
biz de döneriz وَجَعَلْنَا ve yapmışızdır wajaʿalnā
ve yapmışızdır جَهَنَّمَ cehennemi jahannama
cehennemi لِلْكَـٰفِرِينَ kafirler için lil'kāfirīna
kafirler için حَصِيرًا kuşatıcı ḥaṣīran
kuşatıcı ٨ (8)
(8)
belki رَبُّكُمْ Rabbiniz rabbukum
Rabbiniz أَن size acır an
size acır يَرْحَمَكُمْ ۚ (may) have mercy upon you yarḥamakum
(may) have mercy upon you وَإِنْ ve eğer wa-in
ve eğer عُدتُّمْ siz dönerseniz ʿudttum
siz dönerseniz عُدْنَا ۘ biz de döneriz ʿud'nā
biz de döneriz وَجَعَلْنَا ve yapmışızdır wajaʿalnā
ve yapmışızdır جَهَنَّمَ cehennemi jahannama
cehennemi لِلْكَـٰفِرِينَ kafirler için lil'kāfirīna
kafirler için حَصِيرًا kuşatıcı ḥaṣīran
kuşatıcı ٨ (8)
(8)
Umulur ki Rabbiniz size acır; ama siz dönerseniz Biz de döneriz. Cehennemi, inkarcılara bir zindan kılmışızdır.
17:9
إِنَّ
gerçekten
inna
gerçekten هَـٰذَا bu hādhā
bu ٱلْقُرْءَانَ Kur'an l-qur'āna
Kur'an يَهْدِى yola iletir yahdī
yola iletir لِلَّتِى ki lillatī
ki هِىَ o hiya
o أَقْوَمُ en doğru olana aqwamu
en doğru olana وَيُبَشِّرُ ve müjdeler wayubashiru
ve müjdeler ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlere l-mu'minīna
mü'minlere ٱلَّذِينَ yapan alladhīna
yapan يَعْمَلُونَ do yaʿmalūna
do ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz لَهُمْ kendileri için vardır lahum
kendileri için vardır أَجْرًۭا bir ecir ajran
bir ecir كَبِيرًۭا büyük kabīran
büyük ٩ (9)
(9)
gerçekten هَـٰذَا bu hādhā
bu ٱلْقُرْءَانَ Kur'an l-qur'āna
Kur'an يَهْدِى yola iletir yahdī
yola iletir لِلَّتِى ki lillatī
ki هِىَ o hiya
o أَقْوَمُ en doğru olana aqwamu
en doğru olana وَيُبَشِّرُ ve müjdeler wayubashiru
ve müjdeler ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlere l-mu'minīna
mü'minlere ٱلَّذِينَ yapan alladhīna
yapan يَعْمَلُونَ do yaʿmalūna
do ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz لَهُمْ kendileri için vardır lahum
kendileri için vardır أَجْرًۭا bir ecir ajran
bir ecir كَبِيرًۭا büyük kabīran
büyük ٩ (9)
(9)
Doğrusu bu Kuran en doğru yola götürür ve yararlı iş yapan müminlere büyük ecir olduğunu, ahirete inanmayanlara can yakıcı bir azap hazırladığımızı müjdeler.
17:10
وَأَنَّ
ve şüphesiz
wa-anna
ve şüphesiz ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere لَا inanmayan(lara) lā
inanmayan(lara) يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe بِٱلْـَٔاخِرَةِ Ahirete bil-ākhirati
Ahirete أَعْتَدْنَا hazırlamışızdır aʿtadnā
hazırlamışızdır لَهُمْ onlara lahum
onlara عَذَابًا bir azab ʿadhāban
bir azab أَلِيمًۭا acıklı alīman
acıklı ١٠ (10)
(10)
ve şüphesiz ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere لَا inanmayan(lara) lā
inanmayan(lara) يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe بِٱلْـَٔاخِرَةِ Ahirete bil-ākhirati
Ahirete أَعْتَدْنَا hazırlamışızdır aʿtadnā
hazırlamışızdır لَهُمْ onlara lahum
onlara عَذَابًا bir azab ʿadhāban
bir azab أَلِيمًۭا acıklı alīman
acıklı ١٠ (10)
(10)
Doğrusu bu Kuran en doğru yola götürür ve yararlı iş yapan müminlere büyük ecir olduğunu, ahirete inanmayanlara can yakıcı bir azap hazırladığımızı müjdeler.
17:11
وَيَدْعُ
ve du'a etmektedir
wayadʿu
ve du'a etmektedir ٱلْإِنسَـٰنُ insan l-insānu
insan بِٱلشَّرِّ şerre bil-shari
şerre دُعَآءَهُۥ du'a eder (gibi) duʿāahu
du'a eder (gibi) بِٱلْخَيْرِ ۖ hayra bil-khayri
hayra وَكَانَ ve wakāna
ve ٱلْإِنسَـٰنُ insan l-insānu
insan عَجُولًۭا pek acelecidir ʿajūlan
pek acelecidir ١١ (11)
(11)
ve du'a etmektedir ٱلْإِنسَـٰنُ insan l-insānu
insan بِٱلشَّرِّ şerre bil-shari
şerre دُعَآءَهُۥ du'a eder (gibi) duʿāahu
du'a eder (gibi) بِٱلْخَيْرِ ۖ hayra bil-khayri
hayra وَكَانَ ve wakāna
ve ٱلْإِنسَـٰنُ insan l-insānu
insan عَجُولًۭا pek acelecidir ʿajūlan
pek acelecidir ١١ (11)
(11)
İnsan iyiliğin gelmesine dua ettiği gibi, kötülüğün gelmesine de dua eder. Esasen insanoğlu acelecidir.
17:12
وَجَعَلْنَا
ve biz yaptık
wajaʿalnā
ve biz yaptık ٱلَّيْلَ geceyi al-layla
geceyi وَٱلنَّهَارَ ve gündüzü wal-nahāra
ve gündüzü ءَايَتَيْنِ ۖ iki ayet āyatayni
iki ayet فَمَحَوْنَآ (sonra) sildik famaḥawnā
(sonra) sildik ءَايَةَ ayetini āyata
ayetini ٱلَّيْلِ gecenin al-layli
gecenin وَجَعَلْنَآ ve yaptık wajaʿalnā
ve yaptık ءَايَةَ ayetini āyata
ayetini ٱلنَّهَارِ gündüz l-nahāri
gündüz مُبْصِرَةًۭ aydınlatıcı mub'ṣiratan
aydınlatıcı لِّتَبْتَغُوا۟ aramanız için litabtaghū
aramanız için فَضْلًۭا lutfunu faḍlan
lutfunu مِّن Rabbinizin min
Rabbinizin رَّبِّكُمْ your Lord rabbikum
your Lord وَلِتَعْلَمُوا۟ ve bilmeniz için walitaʿlamū
ve bilmeniz için عَدَدَ sayısını ʿadada
sayısını ٱلسِّنِينَ yılların l-sinīna
yılların وَٱلْحِسَابَ ۚ ve hesabı wal-ḥisāba
ve hesabı وَكُلَّ her wakulla
her شَىْءٍۢ şeyi shayin
şeyi فَصَّلْنَـٰهُ anlattık faṣṣalnāhu
anlattık تَفْصِيلًۭا açık açık tafṣīlan
açık açık ١٢ (12)
(12)
ve biz yaptık ٱلَّيْلَ geceyi al-layla
geceyi وَٱلنَّهَارَ ve gündüzü wal-nahāra
ve gündüzü ءَايَتَيْنِ ۖ iki ayet āyatayni
iki ayet فَمَحَوْنَآ (sonra) sildik famaḥawnā
(sonra) sildik ءَايَةَ ayetini āyata
ayetini ٱلَّيْلِ gecenin al-layli
gecenin وَجَعَلْنَآ ve yaptık wajaʿalnā
ve yaptık ءَايَةَ ayetini āyata
ayetini ٱلنَّهَارِ gündüz l-nahāri
gündüz مُبْصِرَةًۭ aydınlatıcı mub'ṣiratan
aydınlatıcı لِّتَبْتَغُوا۟ aramanız için litabtaghū
aramanız için فَضْلًۭا lutfunu faḍlan
lutfunu مِّن Rabbinizin min
Rabbinizin رَّبِّكُمْ your Lord rabbikum
your Lord وَلِتَعْلَمُوا۟ ve bilmeniz için walitaʿlamū
ve bilmeniz için عَدَدَ sayısını ʿadada
sayısını ٱلسِّنِينَ yılların l-sinīna
yılların وَٱلْحِسَابَ ۚ ve hesabı wal-ḥisāba
ve hesabı وَكُلَّ her wakulla
her شَىْءٍۢ şeyi shayin
şeyi فَصَّلْنَـٰهُ anlattık faṣṣalnāhu
anlattık تَفْصِيلًۭا açık açık tafṣīlan
açık açık ١٢ (12)
(12)
Gece ve gündüzü varlığımıza birer delil kıldık. Bir delil olan geceyi kaldırıp yine bir delil olan gündüzü Rabbinizin bol nimetini aramanız, yılların sayısını ve hesabını bilmeniz için aydınlık kıldık. Her şeyi uzun uzadıya açıkladık.
17:13
وَكُلَّ
her
wakulla
her إِنسَـٰنٍ insanın insānin
insanın أَلْزَمْنَـٰهُ bağladık alzamnāhu
bağladık طَـٰٓئِرَهُۥ kuşunu (kaderini) ṭāirahu
kuşunu (kaderini) فِى boynuna fī
boynuna عُنُقِهِۦ ۖ his neck ʿunuqihi
his neck وَنُخْرِجُ ve çıkarırız wanukh'riju
ve çıkarırız لَهُۥ onun için lahu
onun için يَوْمَ günü yawma
günü ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet كِتَـٰبًۭا bir Kitap kitāban
bir Kitap يَلْقَىٰهُ bulacağı yalqāhu
bulacağı مَنشُورًا açılmış olarak manshūran
açılmış olarak ١٣ (13)
(13)
her إِنسَـٰنٍ insanın insānin
insanın أَلْزَمْنَـٰهُ bağladık alzamnāhu
bağladık طَـٰٓئِرَهُۥ kuşunu (kaderini) ṭāirahu
kuşunu (kaderini) فِى boynuna fī
boynuna عُنُقِهِۦ ۖ his neck ʿunuqihi
his neck وَنُخْرِجُ ve çıkarırız wanukh'riju
ve çıkarırız لَهُۥ onun için lahu
onun için يَوْمَ günü yawma
günü ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet كِتَـٰبًۭا bir Kitap kitāban
bir Kitap يَلْقَىٰهُ bulacağı yalqāhu
bulacağı مَنشُورًا açılmış olarak manshūran
açılmış olarak ١٣ (13)
(13)
Her insanın boynuna işlediklerini dolarız ve kıyamet günü açılmış bulacağı Kitap'ı önüne çıkarırız.
17:14
ٱقْرَأْ
oku
iq'ra
oku كِتَـٰبَكَ Kitabını kitābaka
Kitabını كَفَىٰ yeter kafā
yeter بِنَفْسِكَ kendi nefsin binafsika
kendi nefsin ٱلْيَوْمَ bugün l-yawma
bugün عَلَيْكَ sana ʿalayka
sana حَسِيبًۭا hesapçı olarak ḥasīban
hesapçı olarak ١٤ (14)
(14)
oku كِتَـٰبَكَ Kitabını kitābaka
Kitabını كَفَىٰ yeter kafā
yeter بِنَفْسِكَ kendi nefsin binafsika
kendi nefsin ٱلْيَوْمَ bugün l-yawma
bugün عَلَيْكَ sana ʿalayka
sana حَسِيبًۭا hesapçı olarak ḥasīban
hesapçı olarak ١٤ (14)
(14)
"Kitabını oku, bugün, hesap görücü olarak sen kendine yetersin."
17:15
مَّنِ
kim
mani
kim ٱهْتَدَىٰ hihayeti seçerse ih'tadā
hihayeti seçerse فَإِنَّمَا şüphesiz fa-innamā
şüphesiz يَهْتَدِى seçmiş olur yahtadī
seçmiş olur لِنَفْسِهِۦ ۖ kendisi için linafsihi
kendisi için وَمَن ve kim waman
ve kim ضَلَّ saparsa ḍalla
saparsa فَإِنَّمَا şüphesiz fa-innamā
şüphesiz يَضِلُّ sapar yaḍillu
sapar عَلَيْهَا ۚ kendi aleyhine ʿalayhā
kendi aleyhine وَلَا ve walā
ve تَزِرُ taşımaz taziru
taşımaz وَازِرَةٌۭ hiçbir günahkar wāziratun
hiçbir günahkar وِزْرَ günah yükünü wiz'ra
günah yükünü أُخْرَىٰ ۗ başkasının ukh'rā
başkasının وَمَا ve wamā
ve كُنَّا değiliz kunnā
değiliz مُعَذِّبِينَ biz azab edecek muʿadhibīna
biz azab edecek حَتَّىٰ sürece ḥattā
sürece نَبْعَثَ göndermedikçe nabʿatha
göndermedikçe رَسُولًۭا elçi rasūlan
elçi ١٥ (15)
(15)
kim ٱهْتَدَىٰ hihayeti seçerse ih'tadā
hihayeti seçerse فَإِنَّمَا şüphesiz fa-innamā
şüphesiz يَهْتَدِى seçmiş olur yahtadī
seçmiş olur لِنَفْسِهِۦ ۖ kendisi için linafsihi
kendisi için وَمَن ve kim waman
ve kim ضَلَّ saparsa ḍalla
saparsa فَإِنَّمَا şüphesiz fa-innamā
şüphesiz يَضِلُّ sapar yaḍillu
sapar عَلَيْهَا ۚ kendi aleyhine ʿalayhā
kendi aleyhine وَلَا ve walā
ve تَزِرُ taşımaz taziru
taşımaz وَازِرَةٌۭ hiçbir günahkar wāziratun
hiçbir günahkar وِزْرَ günah yükünü wiz'ra
günah yükünü أُخْرَىٰ ۗ başkasının ukh'rā
başkasının وَمَا ve wamā
ve كُنَّا değiliz kunnā
değiliz مُعَذِّبِينَ biz azab edecek muʿadhibīna
biz azab edecek حَتَّىٰ sürece ḥattā
sürece نَبْعَثَ göndermedikçe nabʿatha
göndermedikçe رَسُولًۭا elçi rasūlan
elçi ١٥ (15)
(15)
Kim doğru yola gelirse ancak kendi lehine yola gelmiş ve kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapmıştır. Kimse kimsenin günahını çekmez. Biz peygamber göndermedikçe kimseye azabetmeyiz.
17:16
وَإِذَآ
ve zaman
wa-idhā
ve zaman أَرَدْنَآ biz istediğimiz aradnā
biz istediğimiz أَن helak etmek an
helak etmek نُّهْلِكَ We destroy nuh'lika
We destroy قَرْيَةً bir kenti qaryatan
bir kenti أَمَرْنَا emrederiz amarnā
emrederiz مُتْرَفِيهَا onun varlıklılarına mut'rafīhā
onun varlıklılarına فَفَسَقُوا۟ kötü işler yaparlar fafasaqū
kötü işler yaparlar فِيهَا orada fīhā
orada فَحَقَّ böylece gerekli olur faḥaqqa
böylece gerekli olur عَلَيْهَا onlara ʿalayhā
onlara ٱلْقَوْلُ (azab) karar(ı) l-qawlu
(azab) karar(ı) فَدَمَّرْنَـٰهَا biz de orayı yıkarız fadammarnāhā
biz de orayı yıkarız تَدْمِيرًۭا darmadağın tadmīran
darmadağın ١٦ (16)
(16)
ve zaman أَرَدْنَآ biz istediğimiz aradnā
biz istediğimiz أَن helak etmek an
helak etmek نُّهْلِكَ We destroy nuh'lika
We destroy قَرْيَةً bir kenti qaryatan
bir kenti أَمَرْنَا emrederiz amarnā
emrederiz مُتْرَفِيهَا onun varlıklılarına mut'rafīhā
onun varlıklılarına فَفَسَقُوا۟ kötü işler yaparlar fafasaqū
kötü işler yaparlar فِيهَا orada fīhā
orada فَحَقَّ böylece gerekli olur faḥaqqa
böylece gerekli olur عَلَيْهَا onlara ʿalayhā
onlara ٱلْقَوْلُ (azab) karar(ı) l-qawlu
(azab) karar(ı) فَدَمَّرْنَـٰهَا biz de orayı yıkarız fadammarnāhā
biz de orayı yıkarız تَدْمِيرًۭا darmadağın tadmīran
darmadağın ١٦ (16)
(16)
Bir şehri yok etmek istediğimiz zaman, şımarık varlıklarına yola gelmelerini emrederiz, ama onlar yoldan çıkarlar. Artık o şehir yok olmayı hakeder. Biz de onu yerle bir ederiz.
17:17
وَكَمْ
ve nice
wakam
ve nice أَهْلَكْنَا helak ettik ahlaknā
helak ettik مِنَ kuşakları mina
kuşakları ٱلْقُرُونِ the generations l-qurūni
the generations مِنۢ sonra min
sonra بَعْدِ after baʿdi
after نُوحٍۢ ۗ Nuh'dan nūḥin
Nuh'dan وَكَفَىٰ ve yeter wakafā
ve yeter بِرَبِّكَ Rabbin birabbika
Rabbin بِذُنُوبِ günahlarını bidhunūbi
günahlarını عِبَادِهِۦ kullarının ʿibādihi
kullarının خَبِيرًۢا haber alıcı khabīran
haber alıcı بَصِيرًۭا görücü olarak baṣīran
görücü olarak ١٧ (17)
(17)
ve nice أَهْلَكْنَا helak ettik ahlaknā
helak ettik مِنَ kuşakları mina
kuşakları ٱلْقُرُونِ the generations l-qurūni
the generations مِنۢ sonra min
sonra بَعْدِ after baʿdi
after نُوحٍۢ ۗ Nuh'dan nūḥin
Nuh'dan وَكَفَىٰ ve yeter wakafā
ve yeter بِرَبِّكَ Rabbin birabbika
Rabbin بِذُنُوبِ günahlarını bidhunūbi
günahlarını عِبَادِهِۦ kullarının ʿibādihi
kullarının خَبِيرًۢا haber alıcı khabīran
haber alıcı بَصِيرًۭا görücü olarak baṣīran
görücü olarak ١٧ (17)
(17)
Nuh'dan sonra nice nesilleri yok etmişizdir. Kullarının günahlarından haberdar ve onları gören olarak Rabbin yeter.
17:18
مَّن
kim
man
kim كَانَ ise kāna
ise يُرِيدُ istiyor (dünyayı) yurīdu
istiyor (dünyayı) ٱلْعَاجِلَةَ acele olanı l-ʿājilata
acele olanı عَجَّلْنَا çabucak veririz ʿajjalnā
çabucak veririz لَهُۥ ona lahu
ona فِيهَا orada fīhā
orada مَا kadar mā
kadar نَشَآءُ dilediğimiz nashāu
dilediğimiz لِمَن kimseye liman
kimseye نُّرِيدُ istediğimiz nurīdu
istediğimiz ثُمَّ sonra thumma
sonra جَعَلْنَا (yerini) yaparız jaʿalnā
(yerini) yaparız لَهُۥ ona lahu
ona جَهَنَّمَ cehennem jahannama
cehennem يَصْلَىٰهَا oraya girer yaṣlāhā
oraya girer مَذْمُومًۭا kınanmış olarak madhmūman
kınanmış olarak مَّدْحُورًۭا ve kovulmuş olarak madḥūran
ve kovulmuş olarak ١٨ (18)
(18)
kim كَانَ ise kāna
ise يُرِيدُ istiyor (dünyayı) yurīdu
istiyor (dünyayı) ٱلْعَاجِلَةَ acele olanı l-ʿājilata
acele olanı عَجَّلْنَا çabucak veririz ʿajjalnā
çabucak veririz لَهُۥ ona lahu
ona فِيهَا orada fīhā
orada مَا kadar mā
kadar نَشَآءُ dilediğimiz nashāu
dilediğimiz لِمَن kimseye liman
kimseye نُّرِيدُ istediğimiz nurīdu
istediğimiz ثُمَّ sonra thumma
sonra جَعَلْنَا (yerini) yaparız jaʿalnā
(yerini) yaparız لَهُۥ ona lahu
ona جَهَنَّمَ cehennem jahannama
cehennem يَصْلَىٰهَا oraya girer yaṣlāhā
oraya girer مَذْمُومًۭا kınanmış olarak madhmūman
kınanmış olarak مَّدْحُورًۭا ve kovulmuş olarak madḥūran
ve kovulmuş olarak ١٨ (18)
(18)
Dünyayı isteyene istediğimiz kimseye dilediğimiz kadar hemen veririz. Sonra ona cehennemi hazırlarız; yerilmiş ve kovulmuş olarak oraya girer.
17:19
وَمَنْ
ve kim de
waman
ve kim de أَرَادَ isterse arāda
isterse ٱلْـَٔاخِرَةَ ahireti l-ākhirata
ahireti وَسَعَىٰ ve çalışırsa wasaʿā
ve çalışırsa لَهَا ona lahā
ona سَعْيَهَا yaraşır biçimde saʿyahā
yaraşır biçimde وَهُوَ ve o wahuwa
ve o مُؤْمِنٌۭ inanarak mu'minun
inanarak فَأُو۟لَـٰٓئِكَ öylelerinin fa-ulāika
öylelerinin كَانَ çalışmalarının kāna
çalışmalarının سَعْيُهُم their effort saʿyuhum
their effort مَّشْكُورًۭا karşılığı verilir mashkūran
karşılığı verilir ١٩ (19)
(19)
ve kim de أَرَادَ isterse arāda
isterse ٱلْـَٔاخِرَةَ ahireti l-ākhirata
ahireti وَسَعَىٰ ve çalışırsa wasaʿā
ve çalışırsa لَهَا ona lahā
ona سَعْيَهَا yaraşır biçimde saʿyahā
yaraşır biçimde وَهُوَ ve o wahuwa
ve o مُؤْمِنٌۭ inanarak mu'minun
inanarak فَأُو۟لَـٰٓئِكَ öylelerinin fa-ulāika
öylelerinin كَانَ çalışmalarının kāna
çalışmalarının سَعْيُهُم their effort saʿyuhum
their effort مَّشْكُورًۭا karşılığı verilir mashkūran
karşılığı verilir ١٩ (19)
(19)
Ahireti isteyip, inanmış olarak onun için gerekli çalışmada bulunan kimselerin, işte onların çalışmaları şükre değer.
17:20
كُلًّۭا
hepsine
kullan
hepsine نُّمِدُّ uzatırız numiddu
uzatırız هَـٰٓؤُلَآءِ onlara da hāulāi
onlara da وَهَـٰٓؤُلَآءِ ve onlara da wahāulāi
ve onlara da مِنْ mükafatından min
mükafatından عَطَآءِ (the) gift ʿaṭāi
(the) gift رَبِّكَ ۚ Rabbinin rabbika
Rabbinin وَمَا ve wamā
ve كَانَ değildir kāna
değildir عَطَآءُ hediyesi ʿaṭāu
hediyesi رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin مَحْظُورًا kısıtlanmış maḥẓūran
kısıtlanmış ٢٠ (20)
(20)
hepsine نُّمِدُّ uzatırız numiddu
uzatırız هَـٰٓؤُلَآءِ onlara da hāulāi
onlara da وَهَـٰٓؤُلَآءِ ve onlara da wahāulāi
ve onlara da مِنْ mükafatından min
mükafatından عَطَآءِ (the) gift ʿaṭāi
(the) gift رَبِّكَ ۚ Rabbinin rabbika
Rabbinin وَمَا ve wamā
ve كَانَ değildir kāna
değildir عَطَآءُ hediyesi ʿaṭāu
hediyesi رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin مَحْظُورًا kısıtlanmış maḥẓūran
kısıtlanmış ٢٠ (20)
(20)
Onların ve bunların her birine Rabbinin nimetinden ulaştırırız. Esasen Rabbinin nimeti kimseye yasak kılınmış değildir.
17:21
ٱنظُرْ
bak
unẓur
bak كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl فَضَّلْنَا üstün yaptık faḍḍalnā
üstün yaptık بَعْضَهُمْ onların kimini baʿḍahum
onların kimini عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine بَعْضٍۢ ۚ kimi baʿḍin
kimi وَلَلْـَٔاخِرَةُ elbette ahiret walalākhiratu
elbette ahiret أَكْبَرُ daha büyüktür akbaru
daha büyüktür دَرَجَـٰتٍۢ dereceler bakımından darajātin
dereceler bakımından وَأَكْبَرُ ve daha büyüktür wa-akbaru
ve daha büyüktür تَفْضِيلًۭا üstünlük bakımından tafḍīlan
üstünlük bakımından ٢١ (21)
(21)
bak كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl فَضَّلْنَا üstün yaptık faḍḍalnā
üstün yaptık بَعْضَهُمْ onların kimini baʿḍahum
onların kimini عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine بَعْضٍۢ ۚ kimi baʿḍin
kimi وَلَلْـَٔاخِرَةُ elbette ahiret walalākhiratu
elbette ahiret أَكْبَرُ daha büyüktür akbaru
daha büyüktür دَرَجَـٰتٍۢ dereceler bakımından darajātin
dereceler bakımından وَأَكْبَرُ ve daha büyüktür wa-akbaru
ve daha büyüktür تَفْضِيلًۭا üstünlük bakımından tafḍīlan
üstünlük bakımından ٢١ (21)
(21)
Onları birbirlerinden nasıl üstün kıldığımıza bir bak! Doğrusu ahirette daha büyük dereceler ve daha büyük üstünlükler vardır.
17:22
لَّا
asla
lā
asla تَجْعَلْ edinme tajʿal
edinme مَعَ ile beraber maʿa
ile beraber ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah إِلَـٰهًا bir tanrı ilāhan
bir tanrı ءَاخَرَ başka ākhara
başka فَتَقْعُدَ sonra oturup kalırsın fataqʿuda
sonra oturup kalırsın مَذْمُومًۭا kınanmış olarak madhmūman
kınanmış olarak مَّخْذُولًۭا ve yalnız başına bırakılmış olarak makhdhūlan
ve yalnız başına bırakılmış olarak ٢٢ (22)
(22)
asla تَجْعَلْ edinme tajʿal
edinme مَعَ ile beraber maʿa
ile beraber ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah إِلَـٰهًا bir tanrı ilāhan
bir tanrı ءَاخَرَ başka ākhara
başka فَتَقْعُدَ sonra oturup kalırsın fataqʿuda
sonra oturup kalırsın مَذْمُومًۭا kınanmış olarak madhmūman
kınanmış olarak مَّخْذُولًۭا ve yalnız başına bırakılmış olarak makhdhūlan
ve yalnız başına bırakılmış olarak ٢٢ (22)
(22)
Allah'la beraber başka bir tanrı edinme, yoksa yerilmiş ve tek başına kalmış olursun.
17:23
۞ وَقَضَىٰ
ve emretti
waqaḍā
ve emretti رَبُّكَ Rabbin rabbuka
Rabbin أَلَّا tapmamanızı allā
tapmamanızı تَعْبُدُوٓا۟ worship taʿbudū
worship إِلَّآ başkasına illā
başkasına إِيَّاهُ kendisinden iyyāhu
kendisinden وَبِٱلْوَٰلِدَيْنِ ve anaya babaya wabil-wālidayni
ve anaya babaya إِحْسَـٰنًا ۚ iyilik etmenizi iḥ'sānan
iyilik etmenizi إِمَّا ulaşırsa immā
ulaşırsa يَبْلُغَنَّ reach yablughanna
reach عِندَكَ senin yanında ʿindaka
senin yanında ٱلْكِبَرَ ihtiyarlık çağına l-kibara
ihtiyarlık çağına أَحَدُهُمَآ ikisinden birisi aḥaduhumā
ikisinden birisi أَوْ yahut aw
yahut كِلَاهُمَا her ikisi kilāhumā
her ikisi فَلَا sakın falā
sakın تَقُل deme taqul
deme لَّهُمَآ onlara lahumā
onlara أُفٍّۢ Öf! uffin
Öf! وَلَا ve walā
ve تَنْهَرْهُمَا onları azarlama tanharhumā
onları azarlama وَقُل söyle waqul
söyle لَّهُمَا onlara lahumā
onlara قَوْلًۭا bir söz qawlan
bir söz كَرِيمًۭا güzel karīman
güzel ٢٣ (23)
(23)
ve emretti رَبُّكَ Rabbin rabbuka
Rabbin أَلَّا tapmamanızı allā
tapmamanızı تَعْبُدُوٓا۟ worship taʿbudū
worship إِلَّآ başkasına illā
başkasına إِيَّاهُ kendisinden iyyāhu
kendisinden وَبِٱلْوَٰلِدَيْنِ ve anaya babaya wabil-wālidayni
ve anaya babaya إِحْسَـٰنًا ۚ iyilik etmenizi iḥ'sānan
iyilik etmenizi إِمَّا ulaşırsa immā
ulaşırsa يَبْلُغَنَّ reach yablughanna
reach عِندَكَ senin yanında ʿindaka
senin yanında ٱلْكِبَرَ ihtiyarlık çağına l-kibara
ihtiyarlık çağına أَحَدُهُمَآ ikisinden birisi aḥaduhumā
ikisinden birisi أَوْ yahut aw
yahut كِلَاهُمَا her ikisi kilāhumā
her ikisi فَلَا sakın falā
sakın تَقُل deme taqul
deme لَّهُمَآ onlara lahumā
onlara أُفٍّۢ Öf! uffin
Öf! وَلَا ve walā
ve تَنْهَرْهُمَا onları azarlama tanharhumā
onları azarlama وَقُل söyle waqul
söyle لَّهُمَا onlara lahumā
onlara قَوْلًۭا bir söz qawlan
bir söz كَرِيمًۭا güzel karīman
güzel ٢٣ (23)
(23)
Rabbin, yalnız Kendisine tapmanızı ve ana babaya iyilik etmeyi buyurmuştur. Eğer ikisinden biri veya her ikisi, senin yanında iken ihtiyarlayacak olursa, onlara karşı "Öf" bile demeyesin, onları azarlamayasın. İkisine de hep tatlı söz söyleyesin.
17:24
وَٱخْفِضْ
ve indir
wa-ikh'fiḍ
ve indir لَهُمَا onlara lahumā
onlara جَنَاحَ kanadını janāḥa
kanadını ٱلذُّلِّ küçülme l-dhuli
küçülme مِنَ dolayı mina
dolayı ٱلرَّحْمَةِ acımadan l-raḥmati
acımadan وَقُل ve deki waqul
ve deki رَّبِّ Rabbim rabbi
Rabbim ٱرْحَمْهُمَا sen de bunlara acı ir'ḥamhumā
sen de bunlara acı كَمَا beni nasıl yetiştirdilerse kamā
beni nasıl yetiştirdilerse رَبَّيَانِى they brought me up rabbayānī
they brought me up صَغِيرًۭا küçükken ṣaghīran
küçükken ٢٤ (24)
(24)
ve indir لَهُمَا onlara lahumā
onlara جَنَاحَ kanadını janāḥa
kanadını ٱلذُّلِّ küçülme l-dhuli
küçülme مِنَ dolayı mina
dolayı ٱلرَّحْمَةِ acımadan l-raḥmati
acımadan وَقُل ve deki waqul
ve deki رَّبِّ Rabbim rabbi
Rabbim ٱرْحَمْهُمَا sen de bunlara acı ir'ḥamhumā
sen de bunlara acı كَمَا beni nasıl yetiştirdilerse kamā
beni nasıl yetiştirdilerse رَبَّيَانِى they brought me up rabbayānī
they brought me up صَغِيرًۭا küçükken ṣaghīran
küçükken ٢٤ (24)
(24)
Onlara acıyarak alçak gönüllülük kanatlarını ger ve: "Rabbim! Küçükken beni yetiştirdikleri gibi sen de onlara merhamet et!" de.
17:25
رَّبُّكُمْ
Rabbiniz
rabbukum
Rabbiniz أَعْلَمُ daha iyi bilir aʿlamu
daha iyi bilir بِمَا şeyleri bimā
şeyleri فِى içlerinizdeki fī
içlerinizdeki نُفُوسِكُمْ ۚ yourselves nufūsikum
yourselves إِن eğer in
eğer تَكُونُوا۟ siz olursanız takūnū
siz olursanız صَـٰلِحِينَ iyi kişiler ṣāliḥīna
iyi kişiler فَإِنَّهُۥ şüphesiz O fa-innahu
şüphesiz O كَانَ tevbe edenleri kāna
tevbe edenleri لِلْأَوَّٰبِينَ to those who often turn (to Him) lil'awwābīna
to those who often turn (to Him) غَفُورًۭا bağışlayandır ghafūran
bağışlayandır ٢٥ (25)
(25)
Rabbiniz أَعْلَمُ daha iyi bilir aʿlamu
daha iyi bilir بِمَا şeyleri bimā
şeyleri فِى içlerinizdeki fī
içlerinizdeki نُفُوسِكُمْ ۚ yourselves nufūsikum
yourselves إِن eğer in
eğer تَكُونُوا۟ siz olursanız takūnū
siz olursanız صَـٰلِحِينَ iyi kişiler ṣāliḥīna
iyi kişiler فَإِنَّهُۥ şüphesiz O fa-innahu
şüphesiz O كَانَ tevbe edenleri kāna
tevbe edenleri لِلْأَوَّٰبِينَ to those who often turn (to Him) lil'awwābīna
to those who often turn (to Him) غَفُورًۭا bağışlayandır ghafūran
bağışlayandır ٢٥ (25)
(25)
İçinizde olanı en iyi Rabbiniz bilir. İyi kimselerseniz bilin ki O şüphesiz, Kendine baş vuranları bağışlar.
17:26
وَءَاتِ
ve ver
waāti
ve ver ذَا akrabaya dhā
akrabaya ٱلْقُرْبَىٰ the relatives l-qur'bā
the relatives حَقَّهُۥ hakkını ḥaqqahu
hakkını وَٱلْمِسْكِينَ ve yoksula wal-mis'kīna
ve yoksula وَٱبْنَ ve yolcuya wa-ib'na
ve yolcuya ٱلسَّبِيلِ and the wayfarer l-sabīli
and the wayfarer وَلَا (fakat) walā
(fakat) تُبَذِّرْ saçıp savurma tubadhir
saçıp savurma تَبْذِيرًا savurarak tabdhīran
savurarak ٢٦ (26)
(26)
ve ver ذَا akrabaya dhā
akrabaya ٱلْقُرْبَىٰ the relatives l-qur'bā
the relatives حَقَّهُۥ hakkını ḥaqqahu
hakkını وَٱلْمِسْكِينَ ve yoksula wal-mis'kīna
ve yoksula وَٱبْنَ ve yolcuya wa-ib'na
ve yolcuya ٱلسَّبِيلِ and the wayfarer l-sabīli
and the wayfarer وَلَا (fakat) walā
(fakat) تُبَذِّرْ saçıp savurma tubadhir
saçıp savurma تَبْذِيرًا savurarak tabdhīran
savurarak ٢٦ (26)
(26)
Yakınına, düşküne, yolcuya hakkını ver; elindekileri saçıp savurma.
17:27
إِنَّ
çünkü
inna
çünkü ٱلْمُبَذِّرِينَ savurganlar l-mubadhirīna
savurganlar كَانُوٓا۟ olmuşlardır kānū
olmuşlardır إِخْوَٰنَ kardeşleri ikh'wāna
kardeşleri ٱلشَّيَـٰطِينِ ۖ şeytanların l-shayāṭīni
şeytanların وَكَانَ ve ise wakāna
ve ise ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan l-shayṭānu
şeytan لِرَبِّهِۦ Rabbine karşı lirabbihi
Rabbine karşı كَفُورًۭا çok nankördür kafūran
çok nankördür ٢٧ (27)
(27)
çünkü ٱلْمُبَذِّرِينَ savurganlar l-mubadhirīna
savurganlar كَانُوٓا۟ olmuşlardır kānū
olmuşlardır إِخْوَٰنَ kardeşleri ikh'wāna
kardeşleri ٱلشَّيَـٰطِينِ ۖ şeytanların l-shayāṭīni
şeytanların وَكَانَ ve ise wakāna
ve ise ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan l-shayṭānu
şeytan لِرَبِّهِۦ Rabbine karşı lirabbihi
Rabbine karşı كَفُورًۭا çok nankördür kafūran
çok nankördür ٢٧ (27)
(27)
Saçıp savuranlar, şüphesiz şeytanlarla kardeş olmuş olurlar; şeytan ise Rabbine karşı pek nankördür.
17:28
وَإِمَّا
ve eğer
wa-immā
ve eğer تُعْرِضَنَّ yüz çevirecek olursan tuʿ'riḍanna
yüz çevirecek olursan عَنْهُمُ onlardan ʿanhumu
onlardan ٱبْتِغَآءَ bekleyerek ib'tighāa
bekleyerek رَحْمَةٍۢ bir rahmeti raḥmatin
bir rahmeti مِّن Rabbinden min
Rabbinden رَّبِّكَ your Lord rabbika
your Lord تَرْجُوهَا umduğun tarjūhā
umduğun فَقُل bari söyle faqul
bari söyle لَّهُمْ onlara lahum
onlara قَوْلًۭا bir söz qawlan
bir söz مَّيْسُورًۭا yumuşak maysūran
yumuşak ٢٨ (28)
(28)
ve eğer تُعْرِضَنَّ yüz çevirecek olursan tuʿ'riḍanna
yüz çevirecek olursan عَنْهُمُ onlardan ʿanhumu
onlardan ٱبْتِغَآءَ bekleyerek ib'tighāa
bekleyerek رَحْمَةٍۢ bir rahmeti raḥmatin
bir rahmeti مِّن Rabbinden min
Rabbinden رَّبِّكَ your Lord rabbika
your Lord تَرْجُوهَا umduğun tarjūhā
umduğun فَقُل bari söyle faqul
bari söyle لَّهُمْ onlara lahum
onlara قَوْلًۭا bir söz qawlan
bir söz مَّيْسُورًۭا yumuşak maysūran
yumuşak ٢٨ (28)
(28)
Rabbin'den umduğun rahmeti elde etmek için, hak sahiblerinden yüz çevirmek zorunda kalırsan, onlara hiç değilse tatlı bir söz söyle.
17:29
وَلَا
ve asla
walā
ve asla تَجْعَلْ yapma tajʿal
yapma يَدَكَ el(ler)ini yadaka
el(ler)ini مَغْلُولَةً bağlanmış maghlūlatan
bağlanmış إِلَىٰ boynuna ilā
boynuna عُنُقِكَ your neck ʿunuqika
your neck وَلَا ve walā
ve تَبْسُطْهَا açma tabsuṭ'hā
açma كُلَّ tamamen kulla
tamamen ٱلْبَسْطِ açarak l-basṭi
açarak فَتَقْعُدَ sonra kalırsın fataqʿuda
sonra kalırsın مَلُومًۭا kınanmış malūman
kınanmış مَّحْسُورًا hasret içinde maḥsūran
hasret içinde ٢٩ (29)
(29)
ve asla تَجْعَلْ yapma tajʿal
yapma يَدَكَ el(ler)ini yadaka
el(ler)ini مَغْلُولَةً bağlanmış maghlūlatan
bağlanmış إِلَىٰ boynuna ilā
boynuna عُنُقِكَ your neck ʿunuqika
your neck وَلَا ve walā
ve تَبْسُطْهَا açma tabsuṭ'hā
açma كُلَّ tamamen kulla
tamamen ٱلْبَسْطِ açarak l-basṭi
açarak فَتَقْعُدَ sonra kalırsın fataqʿuda
sonra kalırsın مَلُومًۭا kınanmış malūman
kınanmış مَّحْسُورًا hasret içinde maḥsūran
hasret içinde ٢٩ (29)
(29)
Elini boynuna bağlayıp cimri kesilme, büsbütün de açıp tutumsuz olma, yoksa pişman olur, açıkta kalırsın.
17:30
إِنَّ
şüphesiz
inna
şüphesiz رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin يَبْسُطُ açar (bol bol verir) yabsuṭu
açar (bol bol verir) ٱلرِّزْقَ rızkı l-riz'qa
rızkı لِمَن kimseye liman
kimseye يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği وَيَقْدِرُ ۚ ve kısar wayaqdiru
ve kısar إِنَّهُۥ çünkü O innahu
çünkü O كَانَ kullarını kāna
kullarını بِعِبَادِهِۦ of His slaves biʿibādihi
of His slaves خَبِيرًۢا bilir khabīran
bilir بَصِيرًۭا görür baṣīran
görür ٣٠ (30)
(30)
şüphesiz رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin يَبْسُطُ açar (bol bol verir) yabsuṭu
açar (bol bol verir) ٱلرِّزْقَ rızkı l-riz'qa
rızkı لِمَن kimseye liman
kimseye يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği وَيَقْدِرُ ۚ ve kısar wayaqdiru
ve kısar إِنَّهُۥ çünkü O innahu
çünkü O كَانَ kullarını kāna
kullarını بِعِبَادِهِۦ of His slaves biʿibādihi
of His slaves خَبِيرًۢا bilir khabīran
bilir بَصِيرًۭا görür baṣīran
görür ٣٠ (30)
(30)
Doğrusu senin Rabbin dilediği kimsenin rızkını genişletir ve bir ölçüye göre verir. O kullarını gören ve haberdar olandır.
17:31
وَلَا
öldürmeyin
walā
öldürmeyin تَقْتُلُوٓا۟ kill taqtulū
kill أَوْلَـٰدَكُمْ çocuklarınızı awlādakum
çocuklarınızı خَشْيَةَ korkusuyla khashyata
korkusuyla إِمْلَـٰقٍۢ ۖ fakirlik im'lāqin
fakirlik نَّحْنُ biz naḥnu
biz نَرْزُقُهُمْ sizi de besliyoruz narzuquhum
sizi de besliyoruz وَإِيَّاكُمْ ۚ onları da wa-iyyākum
onları da إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz قَتْلَهُمْ onları öldürmek qatlahum
onları öldürmek كَانَ günahtır kāna
günahtır خِطْـًۭٔا a sin khiṭ'an
a sin كَبِيرًۭا büyük kabīran
büyük ٣١ (31)
(31)
öldürmeyin تَقْتُلُوٓا۟ kill taqtulū
kill أَوْلَـٰدَكُمْ çocuklarınızı awlādakum
çocuklarınızı خَشْيَةَ korkusuyla khashyata
korkusuyla إِمْلَـٰقٍۢ ۖ fakirlik im'lāqin
fakirlik نَّحْنُ biz naḥnu
biz نَرْزُقُهُمْ sizi de besliyoruz narzuquhum
sizi de besliyoruz وَإِيَّاكُمْ ۚ onları da wa-iyyākum
onları da إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz قَتْلَهُمْ onları öldürmek qatlahum
onları öldürmek كَانَ günahtır kāna
günahtır خِطْـًۭٔا a sin khiṭ'an
a sin كَبِيرًۭا büyük kabīran
büyük ٣١ (31)
(31)
Çocuklarınızı yoksulluk korkusuyla öldürmeyin. Biz onlara da size de rızık veririz. Onları öldürmek, şüphesiz büyük bir günahtır.
17:32
وَلَا
ve asla
walā
ve asla تَقْرَبُوا۟ yaklaşmayın taqrabū
yaklaşmayın ٱلزِّنَىٰٓ ۖ zinaya l-zinā
zinaya إِنَّهُۥ çünkü o innahu
çünkü o كَانَ açık bir kötülüktür kāna
açık bir kötülüktür فَـٰحِشَةًۭ an immorality fāḥishatan
an immorality وَسَآءَ ve çok kötü wasāa
ve çok kötü سَبِيلًۭا bir yoldur; sabīlan
bir yoldur; ٣٢ (32)
(32)
ve asla تَقْرَبُوا۟ yaklaşmayın taqrabū
yaklaşmayın ٱلزِّنَىٰٓ ۖ zinaya l-zinā
zinaya إِنَّهُۥ çünkü o innahu
çünkü o كَانَ açık bir kötülüktür kāna
açık bir kötülüktür فَـٰحِشَةًۭ an immorality fāḥishatan
an immorality وَسَآءَ ve çok kötü wasāa
ve çok kötü سَبِيلًۭا bir yoldur; sabīlan
bir yoldur; ٣٢ (32)
(32)
Sakın zinaya yaklaşmayın; doğrusu bu çirkindir, kötü bir yoldur.
17:33
وَلَا
ve asla
walā
ve asla تَقْتُلُوا۟ öldürmeyin taqtulū
öldürmeyin ٱلنَّفْسَ canı l-nafsa
canı ٱلَّتِى haram kıldığı allatī
haram kıldığı حَرَّمَ Allah has forbidden ḥarrama
Allah has forbidden ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın إِلَّا haksız yere illā
haksız yere بِٱلْحَقِّ ۗ by right bil-ḥaqi
by right وَمَن ve kim waman
ve kim قُتِلَ öldürülürse qutila
öldürülürse مَظْلُومًۭا haksızlıkla maẓlūman
haksızlıkla فَقَدْ muhakkak faqad
muhakkak جَعَلْنَا vermişizdir jaʿalnā
vermişizdir لِوَلِيِّهِۦ onun velisine liwaliyyihi
onun velisine سُلْطَـٰنًۭا bir yetki sul'ṭānan
bir yetki فَلَا fakat falā
fakat يُسْرِف aşırı gitmesin yus'rif
aşırı gitmesin فِّى öldürmede fī
öldürmede ٱلْقَتْلِ ۖ the killing l-qatli
the killing إِنَّهُۥ çünkü innahu
çünkü كَانَ kendisine yardım edilmiştir kāna
kendisine yardım edilmiştir مَنصُورًۭا helped manṣūran
helped ٣٣ (33)
(33)
ve asla تَقْتُلُوا۟ öldürmeyin taqtulū
öldürmeyin ٱلنَّفْسَ canı l-nafsa
canı ٱلَّتِى haram kıldığı allatī
haram kıldığı حَرَّمَ Allah has forbidden ḥarrama
Allah has forbidden ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın إِلَّا haksız yere illā
haksız yere بِٱلْحَقِّ ۗ by right bil-ḥaqi
by right وَمَن ve kim waman
ve kim قُتِلَ öldürülürse qutila
öldürülürse مَظْلُومًۭا haksızlıkla maẓlūman
haksızlıkla فَقَدْ muhakkak faqad
muhakkak جَعَلْنَا vermişizdir jaʿalnā
vermişizdir لِوَلِيِّهِۦ onun velisine liwaliyyihi
onun velisine سُلْطَـٰنًۭا bir yetki sul'ṭānan
bir yetki فَلَا fakat falā
fakat يُسْرِف aşırı gitmesin yus'rif
aşırı gitmesin فِّى öldürmede fī
öldürmede ٱلْقَتْلِ ۖ the killing l-qatli
the killing إِنَّهُۥ çünkü innahu
çünkü كَانَ kendisine yardım edilmiştir kāna
kendisine yardım edilmiştir مَنصُورًۭا helped manṣūran
helped ٣٣ (33)
(33)
Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın. Haksız yere öldürülenin velisine bir yetki tanımışızdır. Artık o da öldürmekte aşırı gitmesin. Zira kendisi ne de olsa yardım görmüştür.
17:34
وَلَا
ve asla
walā
ve asla تَقْرَبُوا۟ yaklaşmayın taqrabū
yaklaşmayın مَالَ malına māla
malına ٱلْيَتِيمِ yetimin l-yatīmi
yetimin إِلَّا dışında illā
dışında بِٱلَّتِى o bi-allatī
o هِىَ [it] is hiya
[it] is أَحْسَنُ en güzel tarz aḥsanu
en güzel tarz حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar يَبْلُغَ erginlik çağına yablugha
erginlik çağına أَشُدَّهُۥ ۚ erişinceye ashuddahu
erişinceye وَأَوْفُوا۟ ve yerine getirin wa-awfū
ve yerine getirin بِٱلْعَهْدِ ۖ ahdi bil-ʿahdi
ahdi إِنَّ çünkü inna
çünkü ٱلْعَهْدَ ahd'den l-ʿahda
ahd'den كَانَ sorulacaktır kāna
sorulacaktır مَسْـُٔولًۭا questioned masūlan
questioned ٣٤ (34)
(34)
ve asla تَقْرَبُوا۟ yaklaşmayın taqrabū
yaklaşmayın مَالَ malına māla
malına ٱلْيَتِيمِ yetimin l-yatīmi
yetimin إِلَّا dışında illā
dışında بِٱلَّتِى o bi-allatī
o هِىَ [it] is hiya
[it] is أَحْسَنُ en güzel tarz aḥsanu
en güzel tarz حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar يَبْلُغَ erginlik çağına yablugha
erginlik çağına أَشُدَّهُۥ ۚ erişinceye ashuddahu
erişinceye وَأَوْفُوا۟ ve yerine getirin wa-awfū
ve yerine getirin بِٱلْعَهْدِ ۖ ahdi bil-ʿahdi
ahdi إِنَّ çünkü inna
çünkü ٱلْعَهْدَ ahd'den l-ʿahda
ahd'den كَانَ sorulacaktır kāna
sorulacaktır مَسْـُٔولًۭا questioned masūlan
questioned ٣٤ (34)
(34)
Yetimin malına ergin çağa ulaşana kadar en güzel şeklin dışında yaklaşmayın. Ahdi de yerine getirin, doğrusu verilen ahidde sorumluluk vardır.
17:35
وَأَوْفُوا۟
tam yapın
wa-awfū
tam yapın ٱلْكَيْلَ ölçüyü l-kayla
ölçüyü إِذَا zaman idhā
zaman كِلْتُمْ ölçtüğünüz kil'tum
ölçtüğünüz وَزِنُوا۟ tartın wazinū
tartın بِٱلْقِسْطَاسِ terazi ile bil-qis'ṭāsi
terazi ile ٱلْمُسْتَقِيمِ ۚ doğru l-mus'taqīmi
doğru ذَٰلِكَ bu dhālika
bu خَيْرٌۭ daha iyidir khayrun
daha iyidir وَأَحْسَنُ ve daha güzeldir wa-aḥsanu
ve daha güzeldir تَأْوِيلًۭا sonuç bakımından tawīlan
sonuç bakımından ٣٥ (35)
(35)
tam yapın ٱلْكَيْلَ ölçüyü l-kayla
ölçüyü إِذَا zaman idhā
zaman كِلْتُمْ ölçtüğünüz kil'tum
ölçtüğünüz وَزِنُوا۟ tartın wazinū
tartın بِٱلْقِسْطَاسِ terazi ile bil-qis'ṭāsi
terazi ile ٱلْمُسْتَقِيمِ ۚ doğru l-mus'taqīmi
doğru ذَٰلِكَ bu dhālika
bu خَيْرٌۭ daha iyidir khayrun
daha iyidir وَأَحْسَنُ ve daha güzeldir wa-aḥsanu
ve daha güzeldir تَأْوِيلًۭا sonuç bakımından tawīlan
sonuç bakımından ٣٥ (35)
(35)
Bir şeyi ölçtüğünüz zaman, ölçüyü tam tutun, doğru teraziyle tartın. Böyle yapmak, sonuç itibariyle daha güzel ve daha iyidir.
17:36
وَلَا
ve
walā
ve تَقْفُ ardına düşme taqfu
ardına düşme مَا şeyin mā
şeyin لَيْسَ olmayan laysa
olmayan لَكَ senin laka
senin بِهِۦ hakkında bihi
hakkında عِلْمٌ ۚ bilgin ʿil'mun
bilgin إِنَّ çünkü inna
çünkü ٱلسَّمْعَ kulak l-samʿa
kulak وَٱلْبَصَرَ ve göz wal-baṣara
ve göz وَٱلْفُؤَادَ ve gönül wal-fuāda
ve gönül كُلُّ hepsi kullu
hepsi أُو۟لَـٰٓئِكَ bunların ulāika
bunların كَانَ o(yaptığı)ndan kāna
o(yaptığı)ndan عَنْهُ [about it] ʿanhu
[about it] مَسْـُٔولًۭا sorumludur masūlan
sorumludur ٣٦ (36)
(36)
ve تَقْفُ ardına düşme taqfu
ardına düşme مَا şeyin mā
şeyin لَيْسَ olmayan laysa
olmayan لَكَ senin laka
senin بِهِۦ hakkında bihi
hakkında عِلْمٌ ۚ bilgin ʿil'mun
bilgin إِنَّ çünkü inna
çünkü ٱلسَّمْعَ kulak l-samʿa
kulak وَٱلْبَصَرَ ve göz wal-baṣara
ve göz وَٱلْفُؤَادَ ve gönül wal-fuāda
ve gönül كُلُّ hepsi kullu
hepsi أُو۟لَـٰٓئِكَ bunların ulāika
bunların كَانَ o(yaptığı)ndan kāna
o(yaptığı)ndan عَنْهُ [about it] ʿanhu
[about it] مَسْـُٔولًۭا sorumludur masūlan
sorumludur ٣٦ (36)
(36)
Bilmediğin şeyin ardına düşme; doğrusu kulak, göz ve kalp, bunların hepsi o şeyden sorumlu olur.
17:37
وَلَا
ve
walā
ve تَمْشِ yürüme tamshi
yürüme فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth مَرَحًا ۖ kabara kabara maraḥan
kabara kabara إِنَّكَ çünkü sen innaka
çünkü sen لَن yırtamazsın lan
yırtamazsın تَخْرِقَ tear takhriqa
tear ٱلْأَرْضَ yeri l-arḍa
yeri وَلَن ve walan
ve تَبْلُغَ erişemezsin tablugha
erişemezsin ٱلْجِبَالَ dağlara l-jibāla
dağlara طُولًۭا boyca ṭūlan
boyca ٣٧ (37)
(37)
ve تَمْشِ yürüme tamshi
yürüme فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth مَرَحًا ۖ kabara kabara maraḥan
kabara kabara إِنَّكَ çünkü sen innaka
çünkü sen لَن yırtamazsın lan
yırtamazsın تَخْرِقَ tear takhriqa
tear ٱلْأَرْضَ yeri l-arḍa
yeri وَلَن ve walan
ve تَبْلُغَ erişemezsin tablugha
erişemezsin ٱلْجِبَالَ dağlara l-jibāla
dağlara طُولًۭا boyca ṭūlan
boyca ٣٧ (37)
(37)
Yeryüzünde böbürlenerek yürüme, çünkü sen ne yeri delebilir ve ne de boyca dağlara ulaşabilirsin.
17:38
كُلُّ
hepsi
kullu
hepsi ذَٰلِكَ bunların dhālika
bunların كَانَ olandır kāna
olandır سَيِّئُهُۥ kötü sayyi-uhu
kötü عِندَ katında ʿinda
katında رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin مَكْرُوهًۭا hoş görülmeyen şeylerdir makrūhan
hoş görülmeyen şeylerdir ٣٨ (38)
(38)
hepsi ذَٰلِكَ bunların dhālika
bunların كَانَ olandır kāna
olandır سَيِّئُهُۥ kötü sayyi-uhu
kötü عِندَ katında ʿinda
katında رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin مَكْرُوهًۭا hoş görülmeyen şeylerdir makrūhan
hoş görülmeyen şeylerdir ٣٨ (38)
(38)
Rabbinin katında bunların hepsi beğenilmeyen kötü şeylerdir.
17:39
ذَٰلِكَ
şunlar
dhālika
şunlar مِمَّآ şeyndendir mimmā
şeyndendir أَوْحَىٰٓ vahyettiği awḥā
vahyettiği إِلَيْكَ sana ilayka
sana رَبُّكَ Rabbinin rabbuka
Rabbinin مِنَ Hikmetten mina
Hikmetten ٱلْحِكْمَةِ ۗ the wisdom l-ḥik'mati
the wisdom وَلَا edinme walā
edinme تَجْعَلْ make tajʿal
make مَعَ ile bereber maʿa
ile bereber ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah إِلَـٰهًا tanrı ilāhan
tanrı ءَاخَرَ başka ākhara
başka فَتُلْقَىٰ sonra atılırsın fatul'qā
sonra atılırsın فِى cehenneme fī
cehenneme جَهَنَّمَ Hell jahannama
Hell مَلُومًۭا kınanmış olarak malūman
kınanmış olarak مَّدْحُورًا uzaklaştırılmış olarak madḥūran
uzaklaştırılmış olarak ٣٩ (39)
(39)
şunlar مِمَّآ şeyndendir mimmā
şeyndendir أَوْحَىٰٓ vahyettiği awḥā
vahyettiği إِلَيْكَ sana ilayka
sana رَبُّكَ Rabbinin rabbuka
Rabbinin مِنَ Hikmetten mina
Hikmetten ٱلْحِكْمَةِ ۗ the wisdom l-ḥik'mati
the wisdom وَلَا edinme walā
edinme تَجْعَلْ make tajʿal
make مَعَ ile bereber maʿa
ile bereber ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah إِلَـٰهًا tanrı ilāhan
tanrı ءَاخَرَ başka ākhara
başka فَتُلْقَىٰ sonra atılırsın fatul'qā
sonra atılırsın فِى cehenneme fī
cehenneme جَهَنَّمَ Hell jahannama
Hell مَلُومًۭا kınanmış olarak malūman
kınanmış olarak مَّدْحُورًا uzaklaştırılmış olarak madḥūran
uzaklaştırılmış olarak ٣٩ (39)
(39)
Bunlar Rabbinin sana bildirdiği hikmetlerdir. Sakın Allah'la beraber başka tanrı edinme. Yoksa yerilmiş ve kovulmuş olarak cehenneme atılırsın.
17:40
أَفَأَصْفَىٰكُمْ
size seçti (öyle) mi?'
afa-aṣfākum
size seçti (öyle) mi?' رَبُّكُم Rabbiniz rabbukum
Rabbiniz بِٱلْبَنِينَ oğulları bil-banīna
oğulları وَٱتَّخَذَ ve edindi (kendisine) wa-ittakhadha
ve edindi (kendisine) مِنَ meleklerden mina
meleklerden ٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ the Angels l-malāikati
the Angels إِنَـٰثًا ۚ kadınlar ināthan
kadınlar إِنَّكُمْ gerçekten siz innakum
gerçekten siz لَتَقُولُونَ söylüyorsunuz lataqūlūna
söylüyorsunuz قَوْلًا bir söz qawlan
bir söz عَظِيمًۭا büyük (çok tehlikeli) ʿaẓīman
büyük (çok tehlikeli) ٤٠ (40)
(40)
size seçti (öyle) mi?' رَبُّكُم Rabbiniz rabbukum
Rabbiniz بِٱلْبَنِينَ oğulları bil-banīna
oğulları وَٱتَّخَذَ ve edindi (kendisine) wa-ittakhadha
ve edindi (kendisine) مِنَ meleklerden mina
meleklerden ٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ the Angels l-malāikati
the Angels إِنَـٰثًا ۚ kadınlar ināthan
kadınlar إِنَّكُمْ gerçekten siz innakum
gerçekten siz لَتَقُولُونَ söylüyorsunuz lataqūlūna
söylüyorsunuz قَوْلًا bir söz qawlan
bir söz عَظِيمًۭا büyük (çok tehlikeli) ʿaẓīman
büyük (çok tehlikeli) ٤٠ (40)
(40)
Rabbiniz oğulları size ayırdı, seçti de kendisi için kız olarak melekleri mi edindi? Doğrusu siz büyük söz söylüyorsunuz.
17:41
وَلَقَدْ
andolsun
walaqad
andolsun صَرَّفْنَا biz türlü biçimlerde anlattık ṣarrafnā
biz türlü biçimlerde anlattık فِى bu fī
bu هَـٰذَا this hādhā
this ٱلْقُرْءَانِ Kur'an'da l-qur'āni
Kur'an'da لِيَذَّكَّرُوا۟ düşünüp anlasınlar diye liyadhakkarū
düşünüp anlasınlar diye وَمَا fakat (bu) wamā
fakat (bu) يَزِيدُهُمْ artırmıyor yazīduhum
artırmıyor إِلَّا başkasını illā
başkasını نُفُورًۭا nefretlerinden nufūran
nefretlerinden ٤١ (41)
(41)
andolsun صَرَّفْنَا biz türlü biçimlerde anlattık ṣarrafnā
biz türlü biçimlerde anlattık فِى bu fī
bu هَـٰذَا this hādhā
this ٱلْقُرْءَانِ Kur'an'da l-qur'āni
Kur'an'da لِيَذَّكَّرُوا۟ düşünüp anlasınlar diye liyadhakkarū
düşünüp anlasınlar diye وَمَا fakat (bu) wamā
fakat (bu) يَزِيدُهُمْ artırmıyor yazīduhum
artırmıyor إِلَّا başkasını illā
başkasını نُفُورًۭا nefretlerinden nufūran
nefretlerinden ٤١ (41)
(41)
Biz, and olsun ki öğüt almaları için bu Kuran'da bunları türlü türlü açıkladık. Fakat bu açıklamalar ancak onların nefretini artırmıştır.
17:42
قُل
de ki
qul
de ki لَّوْ eğer law
eğer كَانَ olsaydı kāna
olsaydı مَعَهُۥٓ O'nunla beraber maʿahu
O'nunla beraber ءَالِهَةٌۭ tanrılar ālihatun
tanrılar كَمَا gibi kamā
gibi يَقُولُونَ dedikleri yaqūlūna
dedikleri إِذًۭا o zaman idhan
o zaman لَّٱبْتَغَوْا۟ onlar da ararlardı la-ib'taghaw
onlar da ararlardı إِلَىٰ sahibine ilā
sahibine ذِى (the) Owner dhī
(the) Owner ٱلْعَرْشِ Arşın l-ʿarshi
Arşın سَبِيلًۭا bir yol sabīlan
bir yol ٤٢ (42)
(42)
de ki لَّوْ eğer law
eğer كَانَ olsaydı kāna
olsaydı مَعَهُۥٓ O'nunla beraber maʿahu
O'nunla beraber ءَالِهَةٌۭ tanrılar ālihatun
tanrılar كَمَا gibi kamā
gibi يَقُولُونَ dedikleri yaqūlūna
dedikleri إِذًۭا o zaman idhan
o zaman لَّٱبْتَغَوْا۟ onlar da ararlardı la-ib'taghaw
onlar da ararlardı إِلَىٰ sahibine ilā
sahibine ذِى (the) Owner dhī
(the) Owner ٱلْعَرْشِ Arşın l-ʿarshi
Arşın سَبِيلًۭا bir yol sabīlan
bir yol ٤٢ (42)
(42)
De ki: "Eğer dedikleri gibi Allah'la beraber tanrılar bulunsaydı, o takdirde hepsi arşın sahibiyle savaşmaya bir yol ararlardı."
17:43
سُبْحَـٰنَهُۥ
(haşa) münezzehtir O
sub'ḥānahu
(haşa) münezzehtir O وَتَعَـٰلَىٰ ve uludur wataʿālā
ve uludur عَمَّا onların dediklerinden ʿammā
onların dediklerinden يَقُولُونَ they say yaqūlūna
they say عُلُوًّۭا yücedir ʿuluwwan
yücedir كَبِيرًۭا çok kabīran
çok ٤٣ (43)
(43)
(haşa) münezzehtir O وَتَعَـٰلَىٰ ve uludur wataʿālā
ve uludur عَمَّا onların dediklerinden ʿammā
onların dediklerinden يَقُولُونَ they say yaqūlūna
they say عُلُوًّۭا yücedir ʿuluwwan
yücedir كَبِيرًۭا çok kabīran
çok ٤٣ (43)
(43)
O, onların söylediklerinden Münezzeh'tir, Yüce'dir, Ulu'dur.
17:44
تُسَبِّحُ
tesbih ederler
tusabbiḥu
tesbih ederler لَهُ O'nu lahu
O'nu ٱلسَّمَـٰوَٰتُ gök l-samāwātu
gök ٱلسَّبْعُ yedi l-sabʿu
yedi وَٱلْأَرْضُ ve yeryüzü wal-arḍu
ve yeryüzü وَمَن ve kimseler waman
ve kimseler فِيهِنَّ ۚ bunların içindeki fīhinna
bunların içindeki وَإِن ve yoktur wa-in
ve yoktur مِّن hiçbir min
hiçbir شَىْءٍ şey shayin
şey إِلَّا tesbih etmeyen illā
tesbih etmeyen يُسَبِّحُ glorifies yusabbiḥu
glorifies بِحَمْدِهِۦ hamd ile biḥamdihi
hamd ile وَلَـٰكِن ama walākin
ama لَّا siz anlamazsınız lā
siz anlamazsınız تَفْقَهُونَ you understand tafqahūna
you understand تَسْبِيحَهُمْ ۗ onların tesbihlerini tasbīḥahum
onların tesbihlerini إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O كَانَ halimdir kāna
halimdir حَلِيمًا Ever-Forbearing ḥalīman
Ever-Forbearing غَفُورًۭا çok bağışlayandır ghafūran
çok bağışlayandır ٤٤ (44)
(44)
tesbih ederler لَهُ O'nu lahu
O'nu ٱلسَّمَـٰوَٰتُ gök l-samāwātu
gök ٱلسَّبْعُ yedi l-sabʿu
yedi وَٱلْأَرْضُ ve yeryüzü wal-arḍu
ve yeryüzü وَمَن ve kimseler waman
ve kimseler فِيهِنَّ ۚ bunların içindeki fīhinna
bunların içindeki وَإِن ve yoktur wa-in
ve yoktur مِّن hiçbir min
hiçbir شَىْءٍ şey shayin
şey إِلَّا tesbih etmeyen illā
tesbih etmeyen يُسَبِّحُ glorifies yusabbiḥu
glorifies بِحَمْدِهِۦ hamd ile biḥamdihi
hamd ile وَلَـٰكِن ama walākin
ama لَّا siz anlamazsınız lā
siz anlamazsınız تَفْقَهُونَ you understand tafqahūna
you understand تَسْبِيحَهُمْ ۗ onların tesbihlerini tasbīḥahum
onların tesbihlerini إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O كَانَ halimdir kāna
halimdir حَلِيمًا Ever-Forbearing ḥalīman
Ever-Forbearing غَفُورًۭا çok bağışlayandır ghafūran
çok bağışlayandır ٤٤ (44)
(44)
Yedi gök, yer ve bunlarda bulunanlar O'nu tesbih eder; O'nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur; fakat siz onların tesbihlerini anlamazsınız. Doğrusu O Halim olandır, Bağışlayan'dır.
17:45
وَإِذَا
ve zaman
wa-idhā
ve zaman قَرَأْتَ okuduğun qarata
okuduğun ٱلْقُرْءَانَ Kur'an l-qur'āna
Kur'an جَعَلْنَا çekeriz jaʿalnā
çekeriz بَيْنَكَ seninle (aranıza) baynaka
seninle (aranıza) وَبَيْنَ arasına wabayna
arasına ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin لَا inanmayan(ların) lā
inanmayan(ların) يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe بِٱلْـَٔاخِرَةِ ahirete bil-ākhirati
ahirete حِجَابًۭا bir perde ḥijāban
bir perde مَّسْتُورًۭا gizli mastūran
gizli ٤٥ (45)
(45)
ve zaman قَرَأْتَ okuduğun qarata
okuduğun ٱلْقُرْءَانَ Kur'an l-qur'āna
Kur'an جَعَلْنَا çekeriz jaʿalnā
çekeriz بَيْنَكَ seninle (aranıza) baynaka
seninle (aranıza) وَبَيْنَ arasına wabayna
arasına ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin لَا inanmayan(ların) lā
inanmayan(ların) يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe بِٱلْـَٔاخِرَةِ ahirete bil-ākhirati
ahirete حِجَابًۭا bir perde ḥijāban
bir perde مَّسْتُورًۭا gizli mastūran
gizli ٤٥ (45)
(45)
Kuran okuduğun zaman senin ile ahirete inanmayan kimseler arasına görünmeyen bir perde çekeriz.
17:46
وَجَعَلْنَا
ve kılarız (koyarız)
wajaʿalnā
ve kılarız (koyarız) عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine قُلُوبِهِمْ kableri qulūbihim
kableri أَكِنَّةً kabuklar akinnatan
kabuklar أَن onu anlamalarına engel olacak an
onu anlamalarına engel olacak يَفْقَهُوهُ they understand it yafqahūhu
they understand it وَفِىٓ ve wafī
ve ءَاذَانِهِمْ kulaklarına ādhānihim
kulaklarına وَقْرًۭا ۚ bir ağırlık waqran
bir ağırlık وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman ذَكَرْتَ andığın dhakarta
andığın رَبَّكَ Rabbini rabbaka
Rabbini فِى Kur'an'da fī
Kur'an'da ٱلْقُرْءَانِ the Quran l-qur'āni
the Quran وَحْدَهُۥ birliğini waḥdahu
birliğini وَلَّوْا۟ dönüp wallaw
dönüp عَلَىٰٓ arkalarına ʿalā
arkalarına أَدْبَـٰرِهِمْ their backs adbārihim
their backs نُفُورًۭا kaçarlar nufūran
kaçarlar ٤٦ (46)
(46)
ve kılarız (koyarız) عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine قُلُوبِهِمْ kableri qulūbihim
kableri أَكِنَّةً kabuklar akinnatan
kabuklar أَن onu anlamalarına engel olacak an
onu anlamalarına engel olacak يَفْقَهُوهُ they understand it yafqahūhu
they understand it وَفِىٓ ve wafī
ve ءَاذَانِهِمْ kulaklarına ādhānihim
kulaklarına وَقْرًۭا ۚ bir ağırlık waqran
bir ağırlık وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman ذَكَرْتَ andığın dhakarta
andığın رَبَّكَ Rabbini rabbaka
Rabbini فِى Kur'an'da fī
Kur'an'da ٱلْقُرْءَانِ the Quran l-qur'āni
the Quran وَحْدَهُۥ birliğini waḥdahu
birliğini وَلَّوْا۟ dönüp wallaw
dönüp عَلَىٰٓ arkalarına ʿalā
arkalarına أَدْبَـٰرِهِمْ their backs adbārihim
their backs نُفُورًۭا kaçarlar nufūran
kaçarlar ٤٦ (46)
(46)
Kuran'ı anlarlar diye kalblerine örtüler ve kulaklarına da ağırlık koyduk. Kuran'da Rabbini bir tek olarak andığın zaman, onlar ürkerek ardlarına dönerler.
17:47
نَّحْنُ
biz
naḥnu
biz أَعْلَمُ gayet iyi biliyoruz aʿlamu
gayet iyi biliyoruz بِمَا ne sebeple bimā
ne sebeple يَسْتَمِعُونَ dinlediklerini yastamiʿūna
dinlediklerini بِهِۦٓ onların bihi
onların إِذْ dinlerken idh
dinlerken يَسْتَمِعُونَ they listen yastamiʿūna
they listen إِلَيْكَ seni ilayka
seni وَإِذْ ve zaman wa-idh
ve zaman هُمْ onlar hum
onlar نَجْوَىٰٓ fısıldaşırken najwā
fısıldaşırken إِذْ zaman idh
zaman يَقُولُ dedikleri yaqūlu
dedikleri ٱلظَّـٰلِمُونَ zalimlerin l-ẓālimūna
zalimlerin إِن siz uymuyorsunuz in
siz uymuyorsunuz تَتَّبِعُونَ you follow tattabiʿūna
you follow إِلَّا başkasına illā
başkasına رَجُلًۭا bir adamdan rajulan
bir adamdan مَّسْحُورًا büyülenmiş masḥūran
büyülenmiş ٤٧ (47)
(47)
biz أَعْلَمُ gayet iyi biliyoruz aʿlamu
gayet iyi biliyoruz بِمَا ne sebeple bimā
ne sebeple يَسْتَمِعُونَ dinlediklerini yastamiʿūna
dinlediklerini بِهِۦٓ onların bihi
onların إِذْ dinlerken idh
dinlerken يَسْتَمِعُونَ they listen yastamiʿūna
they listen إِلَيْكَ seni ilayka
seni وَإِذْ ve zaman wa-idh
ve zaman هُمْ onlar hum
onlar نَجْوَىٰٓ fısıldaşırken najwā
fısıldaşırken إِذْ zaman idh
zaman يَقُولُ dedikleri yaqūlu
dedikleri ٱلظَّـٰلِمُونَ zalimlerin l-ẓālimūna
zalimlerin إِن siz uymuyorsunuz in
siz uymuyorsunuz تَتَّبِعُونَ you follow tattabiʿūna
you follow إِلَّا başkasına illā
başkasına رَجُلًۭا bir adamdan rajulan
bir adamdan مَّسْحُورًا büyülenmiş masḥūran
büyülenmiş ٤٧ (47)
(47)
Seni dinledikleri zaman neye kulak verdiklerini ve gizli toplantılarında zalimlerin: "Siz sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediklerini Biz çok iyi biliriz.
17:48
ٱنظُرْ
bak
unẓur
bak كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl ضَرَبُوا۟ misaller verdiler ḍarabū
misaller verdiler لَكَ sana laka
sana ٱلْأَمْثَالَ bezetmelerle l-amthāla
bezetmelerle فَضَلُّوا۟ şaştılar faḍallū
şaştılar فَلَا artık bir daha falā
artık bir daha يَسْتَطِيعُونَ bulamazlar yastaṭīʿūna
bulamazlar سَبِيلًۭا yolu sabīlan
yolu ٤٨ (48)
(48)
bak كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl ضَرَبُوا۟ misaller verdiler ḍarabū
misaller verdiler لَكَ sana laka
sana ٱلْأَمْثَالَ bezetmelerle l-amthāla
bezetmelerle فَضَلُّوا۟ şaştılar faḍallū
şaştılar فَلَا artık bir daha falā
artık bir daha يَسْتَطِيعُونَ bulamazlar yastaṭīʿūna
bulamazlar سَبِيلًۭا yolu sabīlan
yolu ٤٨ (48)
(48)
Sana nasıl misaller verdiklerine bir bak! Bu yüzden sapmışlardır, artık bir yol da bulamamaktadırlar.
17:49
وَقَالُوٓا۟
ve dediler ki
waqālū
ve dediler ki أَءِذَا mi? a-idhā
mi? كُنَّا biz iken kunnā
biz iken عِظَـٰمًۭا kemikler ʿiẓāman
kemikler وَرُفَـٰتًا ve ufalanmış toprak warufātan
ve ufalanmış toprak أَءِنَّا biz miyiz? a-innā
biz miyiz? لَمَبْعُوثُونَ diriltilecek lamabʿūthūna
diriltilecek خَلْقًۭا yaratılışla khalqan
yaratılışla جَدِيدًۭا yeni bir jadīdan
yeni bir ٤٩ (49)
(49)
ve dediler ki أَءِذَا mi? a-idhā
mi? كُنَّا biz iken kunnā
biz iken عِظَـٰمًۭا kemikler ʿiẓāman
kemikler وَرُفَـٰتًا ve ufalanmış toprak warufātan
ve ufalanmış toprak أَءِنَّا biz miyiz? a-innā
biz miyiz? لَمَبْعُوثُونَ diriltilecek lamabʿūthūna
diriltilecek خَلْقًۭا yaratılışla khalqan
yaratılışla جَدِيدًۭا yeni bir jadīdan
yeni bir ٤٩ (49)
(49)
"Biz kemik ve ufalanmış toprak olduğumuz zaman, yeniden mutlaka dirilecek miyiz? derler.
17:50
۞ قُلْ
de ki
qul
de ki كُونُوا۟ (ister) olun kūnū
(ister) olun حِجَارَةً taş ḥijāratan
taş أَوْ veya aw
veya حَدِيدًا demir ḥadīdan
demir ٥٠ (50)
(50)
de ki كُونُوا۟ (ister) olun kūnū
(ister) olun حِجَارَةً taş ḥijāratan
taş أَوْ veya aw
veya حَدِيدًا demir ḥadīdan
demir ٥٠ (50)
(50)
De ki: "İster taş veya demir ya da kalbinizde büyüttüğünüz başka bir yaratık olun, yine de dirileceksiniz." "Bizi tekrar kim diriltir?" derler; de ki: "Sizi ilk defa yaratan." Sana başlarını sallayarak: "Ne zamandır bu?" derler. "Yakında olması mümkündür" de.
17:51
أَوْ
veya
aw
veya خَلْقًۭا yaratık khalqan
yaratık مِّمَّا herhangi bir mimmā
herhangi bir يَكْبُرُ büyüyen yakburu
büyüyen فِى gönlünüzde fī
gönlünüzde صُدُورِكُمْ ۚ your breasts ṣudūrikum
your breasts فَسَيَقُولُونَ diyecekler ki fasayaqūlūna
diyecekler ki مَن kim man
kim يُعِيدُنَا ۖ bizi tekrar döndürebilir yuʿīdunā
bizi tekrar döndürebilir قُلِ de ki quli
de ki ٱلَّذِى sizi yaratan alladhī
sizi yaratan فَطَرَكُمْ created you faṭarakum
created you أَوَّلَ ilk awwala
ilk مَرَّةٍۢ ۚ defa marratin
defa فَسَيُنْغِضُونَ alaylı alaylı sallayacaklar fasayun'ghiḍūna
alaylı alaylı sallayacaklar إِلَيْكَ sana ilayka
sana رُءُوسَهُمْ başlarını ruūsahum
başlarını وَيَقُولُونَ ve diyecekler wayaqūlūna
ve diyecekler مَتَىٰ Ne zaman? matā
Ne zaman? هُوَ ۖ o huwa
o قُلْ de ki qul
de ki عَسَىٰٓ belki de ʿasā
belki de أَن olabilir an
olabilir يَكُونَ (it) will be yakūna
(it) will be قَرِيبًۭا pek yakın qarīban
pek yakın ٥١ (51)
(51)
veya خَلْقًۭا yaratık khalqan
yaratık مِّمَّا herhangi bir mimmā
herhangi bir يَكْبُرُ büyüyen yakburu
büyüyen فِى gönlünüzde fī
gönlünüzde صُدُورِكُمْ ۚ your breasts ṣudūrikum
your breasts فَسَيَقُولُونَ diyecekler ki fasayaqūlūna
diyecekler ki مَن kim man
kim يُعِيدُنَا ۖ bizi tekrar döndürebilir yuʿīdunā
bizi tekrar döndürebilir قُلِ de ki quli
de ki ٱلَّذِى sizi yaratan alladhī
sizi yaratan فَطَرَكُمْ created you faṭarakum
created you أَوَّلَ ilk awwala
ilk مَرَّةٍۢ ۚ defa marratin
defa فَسَيُنْغِضُونَ alaylı alaylı sallayacaklar fasayun'ghiḍūna
alaylı alaylı sallayacaklar إِلَيْكَ sana ilayka
sana رُءُوسَهُمْ başlarını ruūsahum
başlarını وَيَقُولُونَ ve diyecekler wayaqūlūna
ve diyecekler مَتَىٰ Ne zaman? matā
Ne zaman? هُوَ ۖ o huwa
o قُلْ de ki qul
de ki عَسَىٰٓ belki de ʿasā
belki de أَن olabilir an
olabilir يَكُونَ (it) will be yakūna
(it) will be قَرِيبًۭا pek yakın qarīban
pek yakın ٥١ (51)
(51)
De ki: "İster taş veya demir ya da kalbinizde büyüttüğünüz başka bir yaratık olun, yine de dirileceksiniz." "Bizi tekrar kim diriltir?" derler; de ki: "Sizi ilk defa yaratan." Sana başlarını sallayarak: "Ne zamandır bu?" derler. "Yakında olması mümkündür" de.
17:52
يَوْمَ
gün
yawma
gün يَدْعُوكُمْ sizi çağıracağı yadʿūkum
sizi çağıracağı فَتَسْتَجِيبُونَ çağrısına uyarsınız fatastajībūna
çağrısına uyarsınız بِحَمْدِهِۦ O'na hamdederek biḥamdihi
O'na hamdederek وَتَظُنُّونَ ve sanırsınız wataẓunnūna
ve sanırsınız إِن (dünyada) kalmadınız in
(dünyada) kalmadınız لَّبِثْتُمْ you had remained labith'tum
you had remained إِلَّا dışında illā
dışında قَلِيلًۭا pek az (bir süre) qalīlan
pek az (bir süre) ٥٢ (52)
(52)
gün يَدْعُوكُمْ sizi çağıracağı yadʿūkum
sizi çağıracağı فَتَسْتَجِيبُونَ çağrısına uyarsınız fatastajībūna
çağrısına uyarsınız بِحَمْدِهِۦ O'na hamdederek biḥamdihi
O'na hamdederek وَتَظُنُّونَ ve sanırsınız wataẓunnūna
ve sanırsınız إِن (dünyada) kalmadınız in
(dünyada) kalmadınız لَّبِثْتُمْ you had remained labith'tum
you had remained إِلَّا dışında illā
dışında قَلِيلًۭا pek az (bir süre) qalīlan
pek az (bir süre) ٥٢ (52)
(52)
Sizi çağırdığı gün, O'na hamdederek davetine uyarsınız ve kabirlerinizde pek az bir müddet kaldığınızı sanırsınız.
17:53
وَقُل
ve söyle
waqul
ve söyle لِّعِبَادِى kullarıma liʿibādī
kullarıma يَقُولُوا۟ söylesinler yaqūlū
söylesinler ٱلَّتِى o allatī
o هِىَ which hiya
which أَحْسَنُ ۚ en güzel (sözü) aḥsanu
en güzel (sözü) إِنَّ çünkü inna
çünkü ٱلشَّيْطَـٰنَ şeytan l-shayṭāna
şeytan يَنزَغُ girer yanzaghu
girer بَيْنَهُمْ ۚ aralarına baynahum
aralarına إِنَّ doğrusu inna
doğrusu ٱلشَّيْطَـٰنَ şeytan l-shayṭāna
şeytan كَانَ insanın kāna
insanın لِلْإِنسَـٰنِ to the man lil'insāni
to the man عَدُوًّۭا düşmanıdır ʿaduwwan
düşmanıdır مُّبِينًۭا apaçık mubīnan
apaçık ٥٣ (53)
(53)
ve söyle لِّعِبَادِى kullarıma liʿibādī
kullarıma يَقُولُوا۟ söylesinler yaqūlū
söylesinler ٱلَّتِى o allatī
o هِىَ which hiya
which أَحْسَنُ ۚ en güzel (sözü) aḥsanu
en güzel (sözü) إِنَّ çünkü inna
çünkü ٱلشَّيْطَـٰنَ şeytan l-shayṭāna
şeytan يَنزَغُ girer yanzaghu
girer بَيْنَهُمْ ۚ aralarına baynahum
aralarına إِنَّ doğrusu inna
doğrusu ٱلشَّيْطَـٰنَ şeytan l-shayṭāna
şeytan كَانَ insanın kāna
insanın لِلْإِنسَـٰنِ to the man lil'insāni
to the man عَدُوًّۭا düşmanıdır ʿaduwwan
düşmanıdır مُّبِينًۭا apaçık mubīnan
apaçık ٥٣ (53)
(53)
İnanan kullarıma söyle, en güzel şekilde konuşsunlar. Doğrusu şeytan aralarını bozmak ister. Şeytan şüphesiz insanın apaçık düşmanıdır.
17:54
رَّبُّكُمْ
Rabbiniz
rabbukum
Rabbiniz أَعْلَمُ daha iyi bilir aʿlamu
daha iyi bilir بِكُمْ ۖ sizi bikum
sizi إِن eğer in
eğer يَشَأْ dilerse yasha
dilerse يَرْحَمْكُمْ size acır yarḥamkum
size acır أَوْ veya aw
veya إِن eğer in
eğer يَشَأْ dilerse yasha
dilerse يُعَذِّبْكُمْ ۚ size azabeder yuʿadhib'kum
size azabeder وَمَآ biz seni göndermedik wamā
biz seni göndermedik أَرْسَلْنَـٰكَ We have sent you arsalnāka
We have sent you عَلَيْهِمْ onların üzerine ʿalayhim
onların üzerine وَكِيلًۭا bir vekil wakīlan
bir vekil ٥٤ (54)
(54)
Rabbiniz أَعْلَمُ daha iyi bilir aʿlamu
daha iyi bilir بِكُمْ ۖ sizi bikum
sizi إِن eğer in
eğer يَشَأْ dilerse yasha
dilerse يَرْحَمْكُمْ size acır yarḥamkum
size acır أَوْ veya aw
veya إِن eğer in
eğer يَشَأْ dilerse yasha
dilerse يُعَذِّبْكُمْ ۚ size azabeder yuʿadhib'kum
size azabeder وَمَآ biz seni göndermedik wamā
biz seni göndermedik أَرْسَلْنَـٰكَ We have sent you arsalnāka
We have sent you عَلَيْهِمْ onların üzerine ʿalayhim
onların üzerine وَكِيلًۭا bir vekil wakīlan
bir vekil ٥٤ (54)
(54)
Rabbiniz sizi daha iyi bilir. Dilerse size merhamet eder veya dilerse size azabeder. Biz seni onlara vekil olarak göndermedik.
17:55
وَرَبُّكَ
ve Rabbin
warabbuka
ve Rabbin أَعْلَمُ daha iyi bilir aʿlamu
daha iyi bilir بِمَن olanları biman
olanları فِى göklerde fī
göklerde ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens وَٱلْأَرْضِ ۗ ve yerde wal-arḍi
ve yerde وَلَقَدْ ve andolsun ki walaqad
ve andolsun ki فَضَّلْنَا biz üstün kıldık faḍḍalnā
biz üstün kıldık بَعْضَ kimini baʿḍa
kimini ٱلنَّبِيِّـۧنَ peygamberlerin l-nabiyīna
peygamberlerin عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine بَعْضٍۢ ۖ kimi baʿḍin
kimi وَءَاتَيْنَا ve verdik waātaynā
ve verdik دَاوُۥدَ Davud'a da dāwūda
Davud'a da زَبُورًۭا Zebur'u zabūran
Zebur'u ٥٥ (55)
(55)
ve Rabbin أَعْلَمُ daha iyi bilir aʿlamu
daha iyi bilir بِمَن olanları biman
olanları فِى göklerde fī
göklerde ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens وَٱلْأَرْضِ ۗ ve yerde wal-arḍi
ve yerde وَلَقَدْ ve andolsun ki walaqad
ve andolsun ki فَضَّلْنَا biz üstün kıldık faḍḍalnā
biz üstün kıldık بَعْضَ kimini baʿḍa
kimini ٱلنَّبِيِّـۧنَ peygamberlerin l-nabiyīna
peygamberlerin عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine بَعْضٍۢ ۖ kimi baʿḍin
kimi وَءَاتَيْنَا ve verdik waātaynā
ve verdik دَاوُۥدَ Davud'a da dāwūda
Davud'a da زَبُورًۭا Zebur'u zabūran
Zebur'u ٥٥ (55)
(55)
Göklerde ve yerde olan kimseleri Rabbin daha iyi bilir. And olsun ki peygamberleri birbirinden üstün kılmış ve Davud'a Zebur vermişizdir.
17:56
قُلِ
de ki
quli
de ki ٱدْعُوا۟ yalvarın id'ʿū
yalvarın ٱلَّذِينَ (tanrı olduğunu) sandığınız şeylere alladhīna
(tanrı olduğunu) sandığınız şeylere زَعَمْتُم you claimed zaʿamtum
you claimed مِّن O'ndan başka min
O'ndan başka دُونِهِۦ besides Him dūnihi
besides Him فَلَا (fakat) falā
(fakat) يَمْلِكُونَ güçleri yetmez yamlikūna
güçleri yetmez كَشْفَ gidermeye kashfa
gidermeye ٱلضُّرِّ sıkıntıyı l-ḍuri
sıkıntıyı عَنكُمْ sizden ʿankum
sizden وَلَا ve walā
ve تَحْوِيلًا değiştirmeye taḥwīlan
değiştirmeye ٥٦ (56)
(56)
de ki ٱدْعُوا۟ yalvarın id'ʿū
yalvarın ٱلَّذِينَ (tanrı olduğunu) sandığınız şeylere alladhīna
(tanrı olduğunu) sandığınız şeylere زَعَمْتُم you claimed zaʿamtum
you claimed مِّن O'ndan başka min
O'ndan başka دُونِهِۦ besides Him dūnihi
besides Him فَلَا (fakat) falā
(fakat) يَمْلِكُونَ güçleri yetmez yamlikūna
güçleri yetmez كَشْفَ gidermeye kashfa
gidermeye ٱلضُّرِّ sıkıntıyı l-ḍuri
sıkıntıyı عَنكُمْ sizden ʿankum
sizden وَلَا ve walā
ve تَحْوِيلًا değiştirmeye taḥwīlan
değiştirmeye ٥٦ (56)
(56)
De ki: "Allah'tan başka tanrı olduğunu sandıklarınızı çağırın; sizin bir sıkıntınızı gidermeye ve onu değiştirmeye güçleri yetmez."
17:57
أُو۟لَـٰٓئِكَ
onların
ulāika
onların ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler يَدْعُونَ yalvardıkları yadʿūna
yalvardıkları يَبْتَغُونَ ararlar yabtaghūna
ararlar إِلَىٰ Rablerine ilā
Rablerine رَبِّهِمُ their Lord rabbihimu
their Lord ٱلْوَسِيلَةَ bir vesile l-wasīlata
bir vesile أَيُّهُمْ hangisi ayyuhum
hangisi أَقْرَبُ en yakın (diye) aqrabu
en yakın (diye) وَيَرْجُونَ ve umarlar wayarjūna
ve umarlar رَحْمَتَهُۥ O'nun merhametini raḥmatahu
O'nun merhametini وَيَخَافُونَ ve korkarlar wayakhāfūna
ve korkarlar عَذَابَهُۥٓ ۚ azabından ʿadhābahu
azabından إِنَّ çünkü inna
çünkü عَذَابَ azabı ʿadhāba
azabı رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin كَانَ cidden korkunçtur kāna
cidden korkunçtur مَحْذُورًۭا (ever) feared maḥdhūran
(ever) feared ٥٧ (57)
(57)
onların ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler يَدْعُونَ yalvardıkları yadʿūna
yalvardıkları يَبْتَغُونَ ararlar yabtaghūna
ararlar إِلَىٰ Rablerine ilā
Rablerine رَبِّهِمُ their Lord rabbihimu
their Lord ٱلْوَسِيلَةَ bir vesile l-wasīlata
bir vesile أَيُّهُمْ hangisi ayyuhum
hangisi أَقْرَبُ en yakın (diye) aqrabu
en yakın (diye) وَيَرْجُونَ ve umarlar wayarjūna
ve umarlar رَحْمَتَهُۥ O'nun merhametini raḥmatahu
O'nun merhametini وَيَخَافُونَ ve korkarlar wayakhāfūna
ve korkarlar عَذَابَهُۥٓ ۚ azabından ʿadhābahu
azabından إِنَّ çünkü inna
çünkü عَذَابَ azabı ʿadhāba
azabı رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin كَانَ cidden korkunçtur kāna
cidden korkunçtur مَحْذُورًۭا (ever) feared maḥdhūran
(ever) feared ٥٧ (57)
(57)
Taptıkları putlar Rablerine daha yakın olmak için vesile ararlar. O'nun rahmetini umar, azabından korkarlar. Zira Rabbinin azabı korkmağa değer.
17:58
وَإِن
yoktur ki
wa-in
yoktur ki مِّن hiçbir min
hiçbir قَرْيَةٍ kent qaryatin
kent إِلَّا ancak illā
ancak نَحْنُ biz naḥnu
biz مُهْلِكُوهَا onu yok ederiz muh'likūhā
onu yok ederiz قَبْلَ önce qabla
önce يَوْمِ gününden yawmi
gününden ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet أَوْ yahut aw
yahut مُعَذِّبُوهَا ona azab ederiz muʿadhibūhā
ona azab ederiz عَذَابًۭا azap ile ʿadhāban
azap ile شَدِيدًۭا ۚ şiddetli bir shadīdan
şiddetli bir كَانَ Bu kāna
Bu ذَٰلِكَ That is dhālika
That is فِى Kitapta fī
Kitapta ٱلْكِتَـٰبِ the Book l-kitābi
the Book مَسْطُورًۭا yazılmıştır masṭūran
yazılmıştır ٥٨ (58)
(58)
yoktur ki مِّن hiçbir min
hiçbir قَرْيَةٍ kent qaryatin
kent إِلَّا ancak illā
ancak نَحْنُ biz naḥnu
biz مُهْلِكُوهَا onu yok ederiz muh'likūhā
onu yok ederiz قَبْلَ önce qabla
önce يَوْمِ gününden yawmi
gününden ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet أَوْ yahut aw
yahut مُعَذِّبُوهَا ona azab ederiz muʿadhibūhā
ona azab ederiz عَذَابًۭا azap ile ʿadhāban
azap ile شَدِيدًۭا ۚ şiddetli bir shadīdan
şiddetli bir كَانَ Bu kāna
Bu ذَٰلِكَ That is dhālika
That is فِى Kitapta fī
Kitapta ٱلْكِتَـٰبِ the Book l-kitābi
the Book مَسْطُورًۭا yazılmıştır masṭūran
yazılmıştır ٥٨ (58)
(58)
Kıyamet gününden önce ortadan kaldırmayacağımız veya çetin azaba uğratmayacağımız bir şehir yoktur. Bu, Kitap'da yazılıdır.
17:59
وَمَا
ve yoktur
wamā
ve yoktur مَنَعَنَآ bizi alıkoyan manaʿanā
bizi alıkoyan أَن göndermekten an
göndermekten نُّرْسِلَ We send nur'sila
We send بِٱلْـَٔايَـٰتِ ayetler (mu'cizeler) bil-āyāti
ayetler (mu'cizeler) إِلَّآ dışında illā
dışında أَن yalanlamaları an
yalanlamaları كَذَّبَ denied kadhaba
denied بِهَا (onları) bihā
(onları) ٱلْأَوَّلُونَ ۚ evvelkilerin l-awalūna
evvelkilerin وَءَاتَيْنَا ve verdik waātaynā
ve verdik ثَمُودَ Semud'a thamūda
Semud'a ٱلنَّاقَةَ dişi deveyi l-nāqata
dişi deveyi مُبْصِرَةًۭ açık bir mu'cize olarak mub'ṣiratan
açık bir mu'cize olarak فَظَلَمُوا۟ o zulmetmelerine sebeb oldu faẓalamū
o zulmetmelerine sebeb oldu بِهَا ۚ onlara bihā
onlara وَمَا ve wamā
ve نُرْسِلُ biz göndermeyiz nur'silu
biz göndermeyiz بِٱلْـَٔايَـٰتِ mu'cizeleri bil-āyāti
mu'cizeleri إِلَّا dışında illā
dışında تَخْوِيفًۭا korkutmak takhwīfan
korkutmak ٥٩ (59)
(59)
ve yoktur مَنَعَنَآ bizi alıkoyan manaʿanā
bizi alıkoyan أَن göndermekten an
göndermekten نُّرْسِلَ We send nur'sila
We send بِٱلْـَٔايَـٰتِ ayetler (mu'cizeler) bil-āyāti
ayetler (mu'cizeler) إِلَّآ dışında illā
dışında أَن yalanlamaları an
yalanlamaları كَذَّبَ denied kadhaba
denied بِهَا (onları) bihā
(onları) ٱلْأَوَّلُونَ ۚ evvelkilerin l-awalūna
evvelkilerin وَءَاتَيْنَا ve verdik waātaynā
ve verdik ثَمُودَ Semud'a thamūda
Semud'a ٱلنَّاقَةَ dişi deveyi l-nāqata
dişi deveyi مُبْصِرَةًۭ açık bir mu'cize olarak mub'ṣiratan
açık bir mu'cize olarak فَظَلَمُوا۟ o zulmetmelerine sebeb oldu faẓalamū
o zulmetmelerine sebeb oldu بِهَا ۚ onlara bihā
onlara وَمَا ve wamā
ve نُرْسِلُ biz göndermeyiz nur'silu
biz göndermeyiz بِٱلْـَٔايَـٰتِ mu'cizeleri bil-āyāti
mu'cizeleri إِلَّا dışında illā
dışında تَخْوِيفًۭا korkutmak takhwīfan
korkutmak ٥٩ (59)
(59)
Bizi mucize göndermekten alıkoyan, ancak, öncekilerin onları yalanlamış olmalarıdır. Semud milletine gözle görülebilen bir mucize, bir dişi deve vermiştik de ona zulmetmişlerdi. Oysa Biz mucizeleri yalnız korkutmak için göndeririz.
17:60
وَإِذْ
bir zaman
wa-idh
bir zaman قُلْنَا demiştik qul'nā
demiştik لَكَ sana laka
sana إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin أَحَاطَ kuşatmıştır aḥāṭa
kuşatmıştır بِٱلنَّاسِ ۚ insanları bil-nāsi
insanları وَمَا biz yapmadık wamā
biz yapmadık جَعَلْنَا We made jaʿalnā
We made ٱلرُّءْيَا rü'yayı l-ru'yā
rü'yayı ٱلَّتِىٓ sana gösterdiğimiz allatī
sana gösterdiğimiz أَرَيْنَـٰكَ We showed you araynāka
We showed you إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey فِتْنَةًۭ sınama (aracı) fit'natan
sınama (aracı) لِّلنَّاسِ insanlar için lilnnāsi
insanlar için وَٱلشَّجَرَةَ ve ağacı wal-shajarata
ve ağacı ٱلْمَلْعُونَةَ la'netlenmiş l-malʿūnata
la'netlenmiş فِى Kur'an'da fī
Kur'an'da ٱلْقُرْءَانِ ۚ the Quran l-qur'āni
the Quran وَنُخَوِّفُهُمْ biz onları korkutuyoruz wanukhawwifuhum
biz onları korkutuyoruz فَمَا fakat famā
fakat يَزِيدُهُمْ artırmıyor yazīduhum
artırmıyor إِلَّا başkasını illā
başkasını طُغْيَـٰنًۭا azgınlıklarından ṭugh'yānan
azgınlıklarından كَبِيرًۭا daha da fazla kabīran
daha da fazla ٦٠ (60)
(60)
bir zaman قُلْنَا demiştik qul'nā
demiştik لَكَ sana laka
sana إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin أَحَاطَ kuşatmıştır aḥāṭa
kuşatmıştır بِٱلنَّاسِ ۚ insanları bil-nāsi
insanları وَمَا biz yapmadık wamā
biz yapmadık جَعَلْنَا We made jaʿalnā
We made ٱلرُّءْيَا rü'yayı l-ru'yā
rü'yayı ٱلَّتِىٓ sana gösterdiğimiz allatī
sana gösterdiğimiz أَرَيْنَـٰكَ We showed you araynāka
We showed you إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey فِتْنَةًۭ sınama (aracı) fit'natan
sınama (aracı) لِّلنَّاسِ insanlar için lilnnāsi
insanlar için وَٱلشَّجَرَةَ ve ağacı wal-shajarata
ve ağacı ٱلْمَلْعُونَةَ la'netlenmiş l-malʿūnata
la'netlenmiş فِى Kur'an'da fī
Kur'an'da ٱلْقُرْءَانِ ۚ the Quran l-qur'āni
the Quran وَنُخَوِّفُهُمْ biz onları korkutuyoruz wanukhawwifuhum
biz onları korkutuyoruz فَمَا fakat famā
fakat يَزِيدُهُمْ artırmıyor yazīduhum
artırmıyor إِلَّا başkasını illā
başkasını طُغْيَـٰنًۭا azgınlıklarından ṭugh'yānan
azgınlıklarından كَبِيرًۭا daha da fazla kabīran
daha da fazla ٦٠ (60)
(60)
Sana: "Rabbin şüphesiz insanları kuşatmıştır" demiştik; sana gösterdiğimiz rüya ile ve Kuran'da lanetlenmiş ağaçla, sadece insanları denedik. Biz onları korkutuyoruz, fakat bu onlara büyük taşkınlık vermekten başka birşeye yaramıyor.
17:61
وَإِذْ
bir zaman
wa-idh
bir zaman قُلْنَا demiştik qul'nā
demiştik لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ meleklere lil'malāikati
meleklere ٱسْجُدُوا۟ secde edin us'judū
secde edin لِـَٔادَمَ Adem'e liādama
Adem'e فَسَجَدُوٓا۟ secde ettiler fasajadū
secde ettiler إِلَّآ dışında illā
dışında إِبْلِيسَ İblis ib'līsa
İblis قَالَ dedi qāla
dedi ءَأَسْجُدُ ben mi secde edeceğim? a-asjudu
ben mi secde edeceğim? لِمَنْ kimseye liman
kimseye خَلَقْتَ yarattığın khalaqta
yarattığın طِينًۭا çamur olarak ṭīnan
çamur olarak ٦١ (61)
(61)
bir zaman قُلْنَا demiştik qul'nā
demiştik لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ meleklere lil'malāikati
meleklere ٱسْجُدُوا۟ secde edin us'judū
secde edin لِـَٔادَمَ Adem'e liādama
Adem'e فَسَجَدُوٓا۟ secde ettiler fasajadū
secde ettiler إِلَّآ dışında illā
dışında إِبْلِيسَ İblis ib'līsa
İblis قَالَ dedi qāla
dedi ءَأَسْجُدُ ben mi secde edeceğim? a-asjudu
ben mi secde edeceğim? لِمَنْ kimseye liman
kimseye خَلَقْتَ yarattığın khalaqta
yarattığın طِينًۭا çamur olarak ṭīnan
çamur olarak ٦١ (61)
(61)
Meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik, İblis'ten başka hepsi secde etmiş, o ise: "çamurdan yarattığına mı secde edeceğim?" demişti.
17:62
قَالَ
dedi
qāla
dedi أَرَءَيْتَكَ gördün mü? ara-aytaka
gördün mü? هَـٰذَا şu hādhā
şu ٱلَّذِى üstün yaptığını alladhī
üstün yaptığını كَرَّمْتَ You have honored karramta
You have honored عَلَىَّ benden ʿalayya
benden لَئِنْ andolsun eğer la-in
andolsun eğer أَخَّرْتَنِ beni ertelersen akhartani
beni ertelersen إِلَىٰ kadar ilā
kadar يَوْمِ gününe yawmi
gününe ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet لَأَحْتَنِكَنَّ hakimiyetime alacağım la-aḥtanikanna
hakimiyetime alacağım ذُرِّيَّتَهُۥٓ onun zürriyetini dhurriyyatahu
onun zürriyetini إِلَّا hariç illā
hariç قَلِيلًۭا pek azı qalīlan
pek azı ٦٢ (62)
(62)
dedi أَرَءَيْتَكَ gördün mü? ara-aytaka
gördün mü? هَـٰذَا şu hādhā
şu ٱلَّذِى üstün yaptığını alladhī
üstün yaptığını كَرَّمْتَ You have honored karramta
You have honored عَلَىَّ benden ʿalayya
benden لَئِنْ andolsun eğer la-in
andolsun eğer أَخَّرْتَنِ beni ertelersen akhartani
beni ertelersen إِلَىٰ kadar ilā
kadar يَوْمِ gününe yawmi
gününe ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet لَأَحْتَنِكَنَّ hakimiyetime alacağım la-aḥtanikanna
hakimiyetime alacağım ذُرِّيَّتَهُۥٓ onun zürriyetini dhurriyyatahu
onun zürriyetini إِلَّا hariç illā
hariç قَلِيلًۭا pek azı qalīlan
pek azı ٦٢ (62)
(62)
"Benden üstün kıldığını görüyor musun? Kıyamet gününe kadar beni ertelersen, and olsun ki, azı bir yana, onun soyunu kendi buyruğum altına alacağım" demişti.
17:63
قَالَ
(Allah) dedi ki
qāla
(Allah) dedi ki ٱذْهَبْ git idh'hab
git فَمَن kim faman
kim تَبِعَكَ sana uyarsa tabiʿaka
sana uyarsa مِنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz جَهَنَّمَ cehennemdir jahannama
cehennemdir جَزَآؤُكُمْ cezanız jazāukum
cezanız جَزَآءًۭ bir ceza jazāan
bir ceza مَّوْفُورًۭا mükemmel mawfūran
mükemmel ٦٣ (63)
(63)
(Allah) dedi ki ٱذْهَبْ git idh'hab
git فَمَن kim faman
kim تَبِعَكَ sana uyarsa tabiʿaka
sana uyarsa مِنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz جَهَنَّمَ cehennemdir jahannama
cehennemdir جَزَآؤُكُمْ cezanız jazāukum
cezanız جَزَآءًۭ bir ceza jazāan
bir ceza مَّوْفُورًۭا mükemmel mawfūran
mükemmel ٦٣ (63)
(63)
Allah: "Haydi git! Onlardan sana kim uyarsa bil ki, cehennem hepinizin cezası olur, hem de tam bir ceza" dedi.
17:64
وَٱسْتَفْزِزْ
yerinden oynat
wa-is'tafziz
yerinden oynat مَنِ kimseyi mani
kimseyi ٱسْتَطَعْتَ gücünün yettiği is'taṭaʿta
gücünün yettiği مِنْهُم onlardan min'hum
onlardan بِصَوْتِكَ sesinle biṣawtika
sesinle وَأَجْلِبْ ve yaygarayı bas wa-ajlib
ve yaygarayı bas عَلَيْهِم onların üzerine ʿalayhim
onların üzerine بِخَيْلِكَ atlılarınla bikhaylika
atlılarınla وَرَجِلِكَ ve yayalarınla warajilika
ve yayalarınla وَشَارِكْهُمْ ve onlara ortak ol washārik'hum
ve onlara ortak ol فِى mallarda fī
mallarda ٱلْأَمْوَٰلِ the wealth l-amwāli
the wealth وَٱلْأَوْلَـٰدِ ve evladlarda wal-awlādi
ve evladlarda وَعِدْهُمْ ۚ ve onlara va'dler yap waʿid'hum
ve onlara va'dler yap وَمَا onlara va'detmez wamā
onlara va'detmez يَعِدُهُمُ promises them yaʿiduhumu
promises them ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan l-shayṭānu
şeytan إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey غُرُورًا aldatıştan ghurūran
aldatıştan ٦٤ (64)
(64)
yerinden oynat مَنِ kimseyi mani
kimseyi ٱسْتَطَعْتَ gücünün yettiği is'taṭaʿta
gücünün yettiği مِنْهُم onlardan min'hum
onlardan بِصَوْتِكَ sesinle biṣawtika
sesinle وَأَجْلِبْ ve yaygarayı bas wa-ajlib
ve yaygarayı bas عَلَيْهِم onların üzerine ʿalayhim
onların üzerine بِخَيْلِكَ atlılarınla bikhaylika
atlılarınla وَرَجِلِكَ ve yayalarınla warajilika
ve yayalarınla وَشَارِكْهُمْ ve onlara ortak ol washārik'hum
ve onlara ortak ol فِى mallarda fī
mallarda ٱلْأَمْوَٰلِ the wealth l-amwāli
the wealth وَٱلْأَوْلَـٰدِ ve evladlarda wal-awlādi
ve evladlarda وَعِدْهُمْ ۚ ve onlara va'dler yap waʿid'hum
ve onlara va'dler yap وَمَا onlara va'detmez wamā
onlara va'detmez يَعِدُهُمُ promises them yaʿiduhumu
promises them ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan l-shayṭānu
şeytan إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey غُرُورًا aldatıştan ghurūran
aldatıştan ٦٤ (64)
(64)
"Sesinle, gücünün yettiğini yerinden oynat, onlara karşı yaya ve atlılarınla haykırarak yürü, mallarına ve çocuklarına ortak ol, onlara vaadlerde bulun ama şeytan sadece onları aldatmak için vaadeder.
17:65
إِنَّ
şüphesiz
inna
şüphesiz عِبَادِى benim kullarıma ʿibādī
benim kullarıma لَيْسَ yoktur laysa
yoktur لَكَ senin laka
senin عَلَيْهِمْ onların üzerinde ʿalayhim
onların üzerinde سُلْطَـٰنٌۭ ۚ bir gücün sul'ṭānun
bir gücün وَكَفَىٰ ve yeter wakafā
ve yeter بِرَبِّكَ Rabbin birabbika
Rabbin وَكِيلًۭا vekil olarak wakīlan
vekil olarak ٦٥ (65)
(65)
şüphesiz عِبَادِى benim kullarıma ʿibādī
benim kullarıma لَيْسَ yoktur laysa
yoktur لَكَ senin laka
senin عَلَيْهِمْ onların üzerinde ʿalayhim
onların üzerinde سُلْطَـٰنٌۭ ۚ bir gücün sul'ṭānun
bir gücün وَكَفَىٰ ve yeter wakafā
ve yeter بِرَبِّكَ Rabbin birabbika
Rabbin وَكِيلًۭا vekil olarak wakīlan
vekil olarak ٦٥ (65)
(65)
Doğrusu Benim mümin kullarım üzerinde senin bir hakimiyetin olamaz. Rabbin vekil olarak yeter."
17:66
رَّبُّكُمُ
Rabbiniz
rabbukumu
Rabbiniz ٱلَّذِى O'dur ki alladhī
O'dur ki يُزْجِى yürütür yuz'jī
yürütür لَكُمُ size lakumu
size ٱلْفُلْكَ gemileri l-ful'ka
gemileri فِى denizde fī
denizde ٱلْبَحْرِ the sea l-baḥri
the sea لِتَبْتَغُوا۟ (payınızı) aramanız için litabtaghū
(payınızı) aramanız için مِن lutfundan min
lutfundan فَضْلِهِۦٓ ۚ His Bounty faḍlihi
His Bounty إِنَّهُۥ doğrsu O innahu
doğrsu O كَانَ size kāna
size بِكُمْ to you bikum
to you رَحِيمًۭا çok acır raḥīman
çok acır ٦٦ (66)
(66)
Rabbiniz ٱلَّذِى O'dur ki alladhī
O'dur ki يُزْجِى yürütür yuz'jī
yürütür لَكُمُ size lakumu
size ٱلْفُلْكَ gemileri l-ful'ka
gemileri فِى denizde fī
denizde ٱلْبَحْرِ the sea l-baḥri
the sea لِتَبْتَغُوا۟ (payınızı) aramanız için litabtaghū
(payınızı) aramanız için مِن lutfundan min
lutfundan فَضْلِهِۦٓ ۚ His Bounty faḍlihi
His Bounty إِنَّهُۥ doğrsu O innahu
doğrsu O كَانَ size kāna
size بِكُمْ to you bikum
to you رَحِيمًۭا çok acır raḥīman
çok acır ٦٦ (66)
(66)
Rabbiniz, bol nimetinden elde edesiniz diye, denizde gemileri sizin için yüzdürür. O, size merhamet eder.
17:67
وَإِذَا
zaman
wa-idhā
zaman مَسَّكُمُ size dokunduğu massakumu
size dokunduğu ٱلضُّرُّ bir sıkıntı l-ḍuru
bir sıkıntı فِى denizde fī
denizde ٱلْبَحْرِ the sea l-baḥri
the sea ضَلَّ kaybolur ḍalla
kaybolur مَن bütün yalvardıklarınız man
bütün yalvardıklarınız تَدْعُونَ you call tadʿūna
you call إِلَّآ başka illā
başka إِيَّاهُ ۖ O'ndan iyyāhu
O'ndan فَلَمَّا fakat (O) falammā
fakat (O) نَجَّىٰكُمْ sizi kurtarıp çıkarınca najjākum
sizi kurtarıp çıkarınca إِلَى karaya ilā
karaya ٱلْبَرِّ the land l-bari
the land أَعْرَضْتُمْ ۚ yine yüz çevirirsiniz aʿraḍtum
yine yüz çevirirsiniz وَكَانَ gerçekten wakāna
gerçekten ٱلْإِنسَـٰنُ insan l-insānu
insan كَفُورًا nankördür kafūran
nankördür ٦٧ (67)
(67)
zaman مَسَّكُمُ size dokunduğu massakumu
size dokunduğu ٱلضُّرُّ bir sıkıntı l-ḍuru
bir sıkıntı فِى denizde fī
denizde ٱلْبَحْرِ the sea l-baḥri
the sea ضَلَّ kaybolur ḍalla
kaybolur مَن bütün yalvardıklarınız man
bütün yalvardıklarınız تَدْعُونَ you call tadʿūna
you call إِلَّآ başka illā
başka إِيَّاهُ ۖ O'ndan iyyāhu
O'ndan فَلَمَّا fakat (O) falammā
fakat (O) نَجَّىٰكُمْ sizi kurtarıp çıkarınca najjākum
sizi kurtarıp çıkarınca إِلَى karaya ilā
karaya ٱلْبَرِّ the land l-bari
the land أَعْرَضْتُمْ ۚ yine yüz çevirirsiniz aʿraḍtum
yine yüz çevirirsiniz وَكَانَ gerçekten wakāna
gerçekten ٱلْإِنسَـٰنُ insan l-insānu
insan كَفُورًا nankördür kafūran
nankördür ٦٧ (67)
(67)
Denizde bir sıkıntıya düştüğünüz zaman, Allah'tan başka yalvardıklarınız kaybolup gider, fakat O sizi karaya çıkararak kurtarınca yüz çevirirsiniz. Zaten insan pek nankördür.
17:68
أَفَأَمِنتُمْ
emin misiniz?
afa-amintum
emin misiniz? أَن batırmayacağından an
batırmayacağından يَخْسِفَ He will cause to swallow yakhsifa
He will cause to swallow بِكُمْ sizi bikum
sizi جَانِبَ ters çevirip jāniba
ters çevirip ٱلْبَرِّ karayı l-bari
karayı أَوْ yahut aw
yahut يُرْسِلَ göndermeyeceğinden yur'sila
göndermeyeceğinden عَلَيْكُمْ üzerinize ʿalaykum
üzerinize حَاصِبًۭا taşlar savuran bir kasırga ḥāṣiban
taşlar savuran bir kasırga ثُمَّ sonra thumma
sonra لَا bulamazsınız lā
bulamazsınız تَجِدُوا۟ you will find tajidū
you will find لَكُمْ kendinize lakum
kendinize وَكِيلًا bir koruyucu wakīlan
bir koruyucu ٦٨ (68)
(68)
emin misiniz? أَن batırmayacağından an
batırmayacağından يَخْسِفَ He will cause to swallow yakhsifa
He will cause to swallow بِكُمْ sizi bikum
sizi جَانِبَ ters çevirip jāniba
ters çevirip ٱلْبَرِّ karayı l-bari
karayı أَوْ yahut aw
yahut يُرْسِلَ göndermeyeceğinden yur'sila
göndermeyeceğinden عَلَيْكُمْ üzerinize ʿalaykum
üzerinize حَاصِبًۭا taşlar savuran bir kasırga ḥāṣiban
taşlar savuran bir kasırga ثُمَّ sonra thumma
sonra لَا bulamazsınız lā
bulamazsınız تَجِدُوا۟ you will find tajidū
you will find لَكُمْ kendinize lakum
kendinize وَكِيلًا bir koruyucu wakīlan
bir koruyucu ٦٨ (68)
(68)
Onun karada da, sizi yere batırmasından veya başınıza taş yağdırmasından güvende misiniz? Sonra kendinize bir koruyucu da bulamazsınız.
17:69
أَمْ
yoksa
am
yoksa أَمِنتُمْ emin misiniz? amintum
emin misiniz? أَن sizi gönderip an
sizi gönderip يُعِيدَكُمْ He will send you back yuʿīdakum
He will send you back فِيهِ oraya fīhi
oraya تَارَةً bir kez daha tāratan
bir kez daha أُخْرَىٰ bir kez daha ukh'rā
bir kez daha فَيُرْسِلَ salarak fayur'sila
salarak عَلَيْكُمْ üstünüze ʿalaykum
üstünüze قَاصِفًۭا bir fırtına qāṣifan
bir fırtına مِّنَ kırıp geçiren mina
kırıp geçiren ٱلرِّيحِ the wind l-rīḥi
the wind فَيُغْرِقَكُم ve sizi boğmayacağından fayugh'riqakum
ve sizi boğmayacağından بِمَا dolayı bimā
dolayı كَفَرْتُمْ ۙ inkar ettiğinizden kafartum
inkar ettiğinizden ثُمَّ O zaman thumma
O zaman لَا bulamazsınız lā
bulamazsınız تَجِدُوا۟ you will find tajidū
you will find لَكُمْ kendinize lakum
kendinize عَلَيْنَا bize karşı ʿalaynā
bize karşı بِهِۦ onu bihi
onu تَبِيعًۭا izleyip koruyacak birini tabīʿan
izleyip koruyacak birini ٦٩ (69)
(69)
yoksa أَمِنتُمْ emin misiniz? amintum
emin misiniz? أَن sizi gönderip an
sizi gönderip يُعِيدَكُمْ He will send you back yuʿīdakum
He will send you back فِيهِ oraya fīhi
oraya تَارَةً bir kez daha tāratan
bir kez daha أُخْرَىٰ bir kez daha ukh'rā
bir kez daha فَيُرْسِلَ salarak fayur'sila
salarak عَلَيْكُمْ üstünüze ʿalaykum
üstünüze قَاصِفًۭا bir fırtına qāṣifan
bir fırtına مِّنَ kırıp geçiren mina
kırıp geçiren ٱلرِّيحِ the wind l-rīḥi
the wind فَيُغْرِقَكُم ve sizi boğmayacağından fayugh'riqakum
ve sizi boğmayacağından بِمَا dolayı bimā
dolayı كَفَرْتُمْ ۙ inkar ettiğinizden kafartum
inkar ettiğinizden ثُمَّ O zaman thumma
O zaman لَا bulamazsınız lā
bulamazsınız تَجِدُوا۟ you will find tajidū
you will find لَكُمْ kendinize lakum
kendinize عَلَيْنَا bize karşı ʿalaynā
bize karşı بِهِۦ onu bihi
onu تَبِيعًۭا izleyip koruyacak birini tabīʿan
izleyip koruyacak birini ٦٩ (69)
(69)
Yoksa sizi tekrar denize döndürüp, üzerinize ortalığı yıkan bir fırtına gönderip, inkarlarınızdan ötürü sizi suda boğmasından güvende misiniz? O zaman bize soru soracak bir yardımcı da bulamazsınız.
17:70
۞ وَلَقَدْ
ve andolsun
walaqad
ve andolsun كَرَّمْنَا biz çok ikram ettik karramnā
biz çok ikram ettik بَنِىٓ oğullarına banī
oğullarına ءَادَمَ Adem ādama
Adem وَحَمَلْنَـٰهُمْ ve onları taşıdık waḥamalnāhum
ve onları taşıdık فِى karada fī
karada ٱلْبَرِّ the land l-bari
the land وَٱلْبَحْرِ ve denizde wal-baḥri
ve denizde وَرَزَقْنَـٰهُم ve onları besledik warazaqnāhum
ve onları besledik مِّنَ güzel rızıklarla mina
güzel rızıklarla ٱلطَّيِّبَـٰتِ the good things l-ṭayibāti
the good things وَفَضَّلْنَـٰهُمْ ve onları üstün kıldık wafaḍḍalnāhum
ve onları üstün kıldık عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine كَثِيرٍۢ bir çoğu kathīrin
bir çoğu مِّمَّنْ yarattıklarımızın mimman
yarattıklarımızın خَلَقْنَا We have created khalaqnā
We have created تَفْضِيلًۭا tam bir üstünlükle tafḍīlan
tam bir üstünlükle ٧٠ (70)
(70)
ve andolsun كَرَّمْنَا biz çok ikram ettik karramnā
biz çok ikram ettik بَنِىٓ oğullarına banī
oğullarına ءَادَمَ Adem ādama
Adem وَحَمَلْنَـٰهُمْ ve onları taşıdık waḥamalnāhum
ve onları taşıdık فِى karada fī
karada ٱلْبَرِّ the land l-bari
the land وَٱلْبَحْرِ ve denizde wal-baḥri
ve denizde وَرَزَقْنَـٰهُم ve onları besledik warazaqnāhum
ve onları besledik مِّنَ güzel rızıklarla mina
güzel rızıklarla ٱلطَّيِّبَـٰتِ the good things l-ṭayibāti
the good things وَفَضَّلْنَـٰهُمْ ve onları üstün kıldık wafaḍḍalnāhum
ve onları üstün kıldık عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine كَثِيرٍۢ bir çoğu kathīrin
bir çoğu مِّمَّنْ yarattıklarımızın mimman
yarattıklarımızın خَلَقْنَا We have created khalaqnā
We have created تَفْضِيلًۭا tam bir üstünlükle tafḍīlan
tam bir üstünlükle ٧٠ (70)
(70)
And olsun ki, biz insanoğullarını şerefli kıldık, onların karada ve denizde gezmesini sağladık, temiz şeylerle onları rızıklandırdık, yaratıklarımızın pek çoğundan üstün kıldık.
17:71
يَوْمَ
gün
yawma
gün نَدْعُوا۟ çağırdığımız nadʿū
çağırdığımız كُلَّ her kulla
her أُنَاسٍۭ milleti unāsin
milleti بِإِمَـٰمِهِمْ ۖ imamıyla bi-imāmihim
imamıyla فَمَنْ kimlerin faman
kimlerin أُوتِىَ verilirse ūtiya
verilirse كِتَـٰبَهُۥ Kitabı kitābahu
Kitabı بِيَمِينِهِۦ sağından biyamīnihi
sağından فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar fa-ulāika
işte onlar يَقْرَءُونَ okurlar yaqraūna
okurlar كِتَـٰبَهُمْ Kitaplarını kitābahum
Kitaplarını وَلَا ve walā
ve يُظْلَمُونَ haksızlığa uğratılmazlar yuẓ'lamūna
haksızlığa uğratılmazlar فَتِيلًۭا en ufak fatīlan
en ufak ٧١ (71)
(71)
gün نَدْعُوا۟ çağırdığımız nadʿū
çağırdığımız كُلَّ her kulla
her أُنَاسٍۭ milleti unāsin
milleti بِإِمَـٰمِهِمْ ۖ imamıyla bi-imāmihim
imamıyla فَمَنْ kimlerin faman
kimlerin أُوتِىَ verilirse ūtiya
verilirse كِتَـٰبَهُۥ Kitabı kitābahu
Kitabı بِيَمِينِهِۦ sağından biyamīnihi
sağından فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar fa-ulāika
işte onlar يَقْرَءُونَ okurlar yaqraūna
okurlar كِتَـٰبَهُمْ Kitaplarını kitābahum
Kitaplarını وَلَا ve walā
ve يُظْلَمُونَ haksızlığa uğratılmazlar yuẓ'lamūna
haksızlığa uğratılmazlar فَتِيلًۭا en ufak fatīlan
en ufak ٧١ (71)
(71)
Bir gün bütün insanları önderleriyle beraber çağırırız. O gün kitabı sağından verilenler, işte onlar kitablarını okurlar. Onlara kıl kadar haksizlik edilmez.
17:72
وَمَن
ve kimse
waman
ve kimse كَانَ olan kāna
olan فِى şu (dünyada) fī
şu (dünyada) هَـٰذِهِۦٓ this (world) hādhihi
this (world) أَعْمَىٰ kör aʿmā
kör فَهُوَ o fahuwa
o فِى ahirette de fī
ahirette de ٱلْـَٔاخِرَةِ the Hereafter l-ākhirati
the Hereafter أَعْمَىٰ kördür aʿmā
kördür وَأَضَلُّ ve daha da sapıktır wa-aḍallu
ve daha da sapıktır سَبِيلًۭا yolu sabīlan
yolu ٧٢ (72)
(72)
ve kimse كَانَ olan kāna
olan فِى şu (dünyada) fī
şu (dünyada) هَـٰذِهِۦٓ this (world) hādhihi
this (world) أَعْمَىٰ kör aʿmā
kör فَهُوَ o fahuwa
o فِى ahirette de fī
ahirette de ٱلْـَٔاخِرَةِ the Hereafter l-ākhirati
the Hereafter أَعْمَىٰ kördür aʿmā
kördür وَأَضَلُّ ve daha da sapıktır wa-aḍallu
ve daha da sapıktır سَبِيلًۭا yolu sabīlan
yolu ٧٢ (72)
(72)
Bu dünyada kalbi kör olan, ahirette de kör ve daha şaşkındır.
17:73
وَإِن
ve eğer
wa-in
ve eğer كَادُوا۟ az daha onlar kādū
az daha onlar لَيَفْتِنُونَكَ seni kandıracaklardı layaftinūnaka
seni kandıracaklardı عَنِ vahyettiğimizden ʿani
vahyettiğimizden ٱلَّذِىٓ that which alladhī
that which أَوْحَيْنَآ We revealed awḥaynā
We revealed إِلَيْكَ sana ilayka
sana لِتَفْتَرِىَ iftira atman için litaftariya
iftira atman için عَلَيْنَا üstümüze ʿalaynā
üstümüze غَيْرَهُۥ ۖ ondan başkasını ghayrahu
ondan başkasını وَإِذًۭا işte o zaman wa-idhan
işte o zaman لَّٱتَّخَذُوكَ seni edinirlerdi la-ittakhadhūka
seni edinirlerdi خَلِيلًۭا dost khalīlan
dost ٧٣ (73)
(73)
ve eğer كَادُوا۟ az daha onlar kādū
az daha onlar لَيَفْتِنُونَكَ seni kandıracaklardı layaftinūnaka
seni kandıracaklardı عَنِ vahyettiğimizden ʿani
vahyettiğimizden ٱلَّذِىٓ that which alladhī
that which أَوْحَيْنَآ We revealed awḥaynā
We revealed إِلَيْكَ sana ilayka
sana لِتَفْتَرِىَ iftira atman için litaftariya
iftira atman için عَلَيْنَا üstümüze ʿalaynā
üstümüze غَيْرَهُۥ ۖ ondan başkasını ghayrahu
ondan başkasını وَإِذًۭا işte o zaman wa-idhan
işte o zaman لَّٱتَّخَذُوكَ seni edinirlerdi la-ittakhadhūka
seni edinirlerdi خَلِيلًۭا dost khalīlan
dost ٧٣ (73)
(73)
Seni, sana vahyettiğimizden ayırıp başka bir şeyi Bize karşı uydurman için uğraşırlar. O zaman seni dost edinirler.
17:74
وَلَوْلَآ
eğer olmasaydık
walawlā
eğer olmasaydık أَن biz seni sağlamlaştırmış an
biz seni sağlamlaştırmış ثَبَّتْنَـٰكَ We (had) strengthened you thabbatnāka
We (had) strengthened you لَقَدْ gerçekten laqad
gerçekten كِدتَّ neredeyse kidtta
neredeyse تَرْكَنُ yanaşacaktın tarkanu
yanaşacaktın إِلَيْهِمْ onlara ilayhim
onlara شَيْـًۭٔا bir parça shayan
bir parça قَلِيلًا a little qalīlan
a little ٧٤ (74)
(74)
eğer olmasaydık أَن biz seni sağlamlaştırmış an
biz seni sağlamlaştırmış ثَبَّتْنَـٰكَ We (had) strengthened you thabbatnāka
We (had) strengthened you لَقَدْ gerçekten laqad
gerçekten كِدتَّ neredeyse kidtta
neredeyse تَرْكَنُ yanaşacaktın tarkanu
yanaşacaktın إِلَيْهِمْ onlara ilayhim
onlara شَيْـًۭٔا bir parça shayan
bir parça قَلِيلًا a little qalīlan
a little ٧٤ (74)
(74)
Sana sebat vermemiş olsaydık, and olsun ki, az da olsa onlara meyledecektin.
17:75
إِذًۭا
o takdirde
idhan
o takdirde لَّأَذَقْنَـٰكَ sana taddırırdık la-adhaqnāka
sana taddırırdık ضِعْفَ kat kat ḍiʿ'fa
kat kat ٱلْحَيَوٰةِ hayatı l-ḥayati
hayatı وَضِعْفَ ve kat kat waḍiʿ'fa
ve kat kat ٱلْمَمَاتِ ölümü l-mamāti
ölümü ثُمَّ sonra thumma
sonra لَا bulamazdın lā
bulamazdın تَجِدُ you (would) have found tajidu
you (would) have found لَكَ kendine laka
kendine عَلَيْنَا bize karşı ʿalaynā
bize karşı نَصِيرًۭا bir yardımcı naṣīran
bir yardımcı ٧٥ (75)
(75)
o takdirde لَّأَذَقْنَـٰكَ sana taddırırdık la-adhaqnāka
sana taddırırdık ضِعْفَ kat kat ḍiʿ'fa
kat kat ٱلْحَيَوٰةِ hayatı l-ḥayati
hayatı وَضِعْفَ ve kat kat waḍiʿ'fa
ve kat kat ٱلْمَمَاتِ ölümü l-mamāti
ölümü ثُمَّ sonra thumma
sonra لَا bulamazdın lā
bulamazdın تَجِدُ you (would) have found tajidu
you (would) have found لَكَ kendine laka
kendine عَلَيْنَا bize karşı ʿalaynā
bize karşı نَصِيرًۭا bir yardımcı naṣīran
bir yardımcı ٧٥ (75)
(75)
O takdirde sana, hayatın da ölümün de, kat kat azabını tattırırdık. Sonra bize karşı bir yardımcı da bulamazdın.
17:76
وَإِن
ve
wa-in
ve كَادُوا۟ neredeyse kādū
neredeyse لَيَسْتَفِزُّونَكَ seni tedirgin edeceklerdi layastafizzūnaka
seni tedirgin edeceklerdi مِنَ yurdundan mina
yurdundan ٱلْأَرْضِ the land l-arḍi
the land لِيُخْرِجُوكَ çıkarmak için liyukh'rijūka
çıkarmak için مِنْهَا ۖ oradan min'hā
oradan وَإِذًۭا o takdirde wa-idhan
o takdirde لَّا kalamazlar lā
kalamazlar يَلْبَثُونَ they (would) have stayed yalbathūna
they (would) have stayed خِلَـٰفَكَ senin ardından khilāfaka
senin ardından إِلَّا ancak illā
ancak قَلِيلًۭا pek az qalīlan
pek az ٧٦ (76)
(76)
ve كَادُوا۟ neredeyse kādū
neredeyse لَيَسْتَفِزُّونَكَ seni tedirgin edeceklerdi layastafizzūnaka
seni tedirgin edeceklerdi مِنَ yurdundan mina
yurdundan ٱلْأَرْضِ the land l-arḍi
the land لِيُخْرِجُوكَ çıkarmak için liyukh'rijūka
çıkarmak için مِنْهَا ۖ oradan min'hā
oradan وَإِذًۭا o takdirde wa-idhan
o takdirde لَّا kalamazlar lā
kalamazlar يَلْبَثُونَ they (would) have stayed yalbathūna
they (would) have stayed خِلَـٰفَكَ senin ardından khilāfaka
senin ardından إِلَّا ancak illā
ancak قَلِيلًۭا pek az qalīlan
pek az ٧٦ (76)
(76)
Memleketinden çıkarmak için seni nerdeyse zorlayacaklardı. O takdirde senin ardından onlar da pek az kalabilirlerdi.
17:77
سُنَّةَ
yasası (budur)
sunnata
yasası (budur) مَن kimsenin man
kimsenin قَدْ gönderdiğimiz qad
gönderdiğimiz أَرْسَلْنَا We sent arsalnā
We sent قَبْلَكَ senden önce qablaka
senden önce مِن elçilerimizden min
elçilerimizden رُّسُلِنَا ۖ Our Messengers rusulinā
Our Messengers وَلَا ve asla walā
ve asla تَجِدُ bulamazsın tajidu
bulamazsın لِسُنَّتِنَا bizim yasamızda lisunnatinā
bizim yasamızda تَحْوِيلًا bir değişiklik taḥwīlan
bir değişiklik ٧٧ (77)
(77)
yasası (budur) مَن kimsenin man
kimsenin قَدْ gönderdiğimiz qad
gönderdiğimiz أَرْسَلْنَا We sent arsalnā
We sent قَبْلَكَ senden önce qablaka
senden önce مِن elçilerimizden min
elçilerimizden رُّسُلِنَا ۖ Our Messengers rusulinā
Our Messengers وَلَا ve asla walā
ve asla تَجِدُ bulamazsın tajidu
bulamazsın لِسُنَّتِنَا bizim yasamızda lisunnatinā
bizim yasamızda تَحْوِيلًا bir değişiklik taḥwīlan
bir değişiklik ٧٧ (77)
(77)
Bu, senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimize de uyguladığımız yasadır. Sen bizim yasamızda değişiklik bulamazsın.
17:78
أَقِمِ
kıl
aqimi
kıl ٱلصَّلَوٰةَ namaz l-ṣalata
namaz لِدُلُوكِ sarkmasından lidulūki
sarkmasından ٱلشَّمْسِ güneşin l-shamsi
güneşin إِلَىٰ kadar ilā
kadar غَسَقِ kararmasına ghasaqi
kararmasına ٱلَّيْلِ gecenin al-layli
gecenin وَقُرْءَانَ ve Kur'an'ını da (unutma) waqur'āna
ve Kur'an'ını da (unutma) ٱلْفَجْرِ ۖ sabahın l-fajri
sabahın إِنَّ çünkü inna
çünkü قُرْءَانَ Kur'an qur'āna
Kur'an ٱلْفَجْرِ sabah l-fajri
sabah كَانَ görülecek şeydir kāna
görülecek şeydir مَشْهُودًۭا ever witnessed mashhūdan
ever witnessed ٧٨ (78)
(78)
kıl ٱلصَّلَوٰةَ namaz l-ṣalata
namaz لِدُلُوكِ sarkmasından lidulūki
sarkmasından ٱلشَّمْسِ güneşin l-shamsi
güneşin إِلَىٰ kadar ilā
kadar غَسَقِ kararmasına ghasaqi
kararmasına ٱلَّيْلِ gecenin al-layli
gecenin وَقُرْءَانَ ve Kur'an'ını da (unutma) waqur'āna
ve Kur'an'ını da (unutma) ٱلْفَجْرِ ۖ sabahın l-fajri
sabahın إِنَّ çünkü inna
çünkü قُرْءَانَ Kur'an qur'āna
Kur'an ٱلْفَجْرِ sabah l-fajri
sabah كَانَ görülecek şeydir kāna
görülecek şeydir مَشْهُودًۭا ever witnessed mashhūdan
ever witnessed ٧٨ (78)
(78)
Güneşin batıya yönelmesinden gecenin kararmasına kadar namaz kıl; sabah vakti de namaz kıl, zira sabah namazına melekler şahit olur.
17:79
وَمِنَ
bir kısmında
wamina
bir kısmında ٱلَّيْلِ gecenin al-layli
gecenin فَتَهَجَّدْ uyan (teheccüd kıl) fatahajjad
uyan (teheccüd kıl) بِهِۦ özgü olarak bihi
özgü olarak نَافِلَةًۭ (as) additional nāfilatan
(as) additional لَّكَ sana laka
sana عَسَىٰٓ umulur ki ʿasā
umulur ki أَن seni ulaştırır an
seni ulaştırır يَبْعَثَكَ will raise you yabʿathaka
will raise you رَبُّكَ Rabbin rabbuka
Rabbin مَقَامًۭا bir makama maqāman
bir makama مَّحْمُودًۭا güzel maḥmūdan
güzel ٧٩ (79)
(79)
bir kısmında ٱلَّيْلِ gecenin al-layli
gecenin فَتَهَجَّدْ uyan (teheccüd kıl) fatahajjad
uyan (teheccüd kıl) بِهِۦ özgü olarak bihi
özgü olarak نَافِلَةًۭ (as) additional nāfilatan
(as) additional لَّكَ sana laka
sana عَسَىٰٓ umulur ki ʿasā
umulur ki أَن seni ulaştırır an
seni ulaştırır يَبْعَثَكَ will raise you yabʿathaka
will raise you رَبُّكَ Rabbin rabbuka
Rabbin مَقَامًۭا bir makama maqāman
bir makama مَّحْمُودًۭا güzel maḥmūdan
güzel ٧٩ (79)
(79)
Geceleyin uyanıp, yalnız sana mahsus olarak fazladan namaz kıl. Belki de Rabbin seni övülecek makama yükseltir.
17:80
وَقُل
ve de ki
waqul
ve de ki رَّبِّ Rabbim rabbi
Rabbim أَدْخِلْنِى beni girdir adkhil'nī
beni girdir مُدْخَلَ girdirişiyle mud'khala
girdirişiyle صِدْقٍۢ doğruluk ṣid'qin
doğruluk وَأَخْرِجْنِى ve beni çıkar wa-akhrij'nī
ve beni çıkar مُخْرَجَ çıkarışiyle mukh'raja
çıkarışiyle صِدْقٍۢ doğruluk ṣid'qin
doğruluk وَٱجْعَل ve ver wa-ij'ʿal
ve ver لِّى bana lī
bana مِن katından min
katından لَّدُنكَ near You ladunka
near You سُلْطَـٰنًۭا bir güç sul'ṭānan
bir güç نَّصِيرًۭا yardımcı naṣīran
yardımcı ٨٠ (80)
(80)
ve de ki رَّبِّ Rabbim rabbi
Rabbim أَدْخِلْنِى beni girdir adkhil'nī
beni girdir مُدْخَلَ girdirişiyle mud'khala
girdirişiyle صِدْقٍۢ doğruluk ṣid'qin
doğruluk وَأَخْرِجْنِى ve beni çıkar wa-akhrij'nī
ve beni çıkar مُخْرَجَ çıkarışiyle mukh'raja
çıkarışiyle صِدْقٍۢ doğruluk ṣid'qin
doğruluk وَٱجْعَل ve ver wa-ij'ʿal
ve ver لِّى bana lī
bana مِن katından min
katından لَّدُنكَ near You ladunka
near You سُلْطَـٰنًۭا bir güç sul'ṭānan
bir güç نَّصِيرًۭا yardımcı naṣīran
yardımcı ٨٠ (80)
(80)
De ki: "Rabbim! Beni dahil edeceğin yere hoşnutluk ve esenlikle dahil et; çıkaracağın yerden de hoşnutluk ve esenlikle çıkar. Katından beni destekleyecek bir kuvvet ver."
17:81
وَقُلْ
ve de ki
waqul
ve de ki جَآءَ geldi jāa
geldi ٱلْحَقُّ Hak l-ḥaqu
Hak وَزَهَقَ ve gitti; wazahaqa
ve gitti; ٱلْبَـٰطِلُ ۚ batıl l-bāṭilu
batıl إِنَّ zaten inna
zaten ٱلْبَـٰطِلَ batıl l-bāṭila
batıl كَانَ yok olmağa mahkumdur kāna
yok olmağa mahkumdur زَهُوقًۭا (bound) to perish zahūqan
(bound) to perish ٨١ (81)
(81)
ve de ki جَآءَ geldi jāa
geldi ٱلْحَقُّ Hak l-ḥaqu
Hak وَزَهَقَ ve gitti; wazahaqa
ve gitti; ٱلْبَـٰطِلُ ۚ batıl l-bāṭilu
batıl إِنَّ zaten inna
zaten ٱلْبَـٰطِلَ batıl l-bāṭila
batıl كَانَ yok olmağa mahkumdur kāna
yok olmağa mahkumdur زَهُوقًۭا (bound) to perish zahūqan
(bound) to perish ٨١ (81)
(81)
De ki: "Hak geldi, batıl ortadan kalkmaya mahkumdur."
17:82
وَنُنَزِّلُ
ve biz indiriyoruz
wanunazzilu
ve biz indiriyoruz مِنَ Kur'andan mina
Kur'andan ٱلْقُرْءَانِ the Quran l-qur'āni
the Quran مَا şeyler mā
şeyler هُوَ o huwa
o شِفَآءٌۭ şifa (olan) shifāon
şifa (olan) وَرَحْمَةٌۭ ve rahmet waraḥmatun
ve rahmet لِّلْمُؤْمِنِينَ ۙ mü'minlere lil'mu'minīna
mü'minlere وَلَا ama (bu) walā
ama (bu) يَزِيدُ artırmaz yazīdu
artırmaz ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimlerin l-ẓālimīna
zalimlerin إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey خَسَارًۭا ziyanından khasāran
ziyanından ٨٢ (82)
(82)
ve biz indiriyoruz مِنَ Kur'andan mina
Kur'andan ٱلْقُرْءَانِ the Quran l-qur'āni
the Quran مَا şeyler mā
şeyler هُوَ o huwa
o شِفَآءٌۭ şifa (olan) shifāon
şifa (olan) وَرَحْمَةٌۭ ve rahmet waraḥmatun
ve rahmet لِّلْمُؤْمِنِينَ ۙ mü'minlere lil'mu'minīna
mü'minlere وَلَا ama (bu) walā
ama (bu) يَزِيدُ artırmaz yazīdu
artırmaz ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimlerin l-ẓālimīna
zalimlerin إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey خَسَارًۭا ziyanından khasāran
ziyanından ٨٢ (82)
(82)
Kuran'dan inananlara rahmet ve şifa olan şeyler indiriyoruz. O, zalimlerin ise sadece kaybını artırır.
17:83
وَإِذَآ
ne zaman
wa-idhā
ne zaman أَنْعَمْنَا ni'met versek anʿamnā
ni'met versek عَلَى insana ʿalā
insana ٱلْإِنسَـٰنِ man l-insāni
man أَعْرَضَ yüz çevirip aʿraḍa
yüz çevirip وَنَـَٔا döner wanaā
döner بِجَانِبِهِۦ ۖ yanını bijānibihi
yanını وَإِذَا ve ne zaman ki wa-idhā
ve ne zaman ki مَسَّهُ ona dokunsa massahu
ona dokunsa ٱلشَّرُّ bir zarar l-sharu
bir zarar كَانَ umutsuzluğa düşer kāna
umutsuzluğa düşer يَـُٔوسًۭا (in) despair yaūsan
(in) despair ٨٣ (83)
(83)
ne zaman أَنْعَمْنَا ni'met versek anʿamnā
ni'met versek عَلَى insana ʿalā
insana ٱلْإِنسَـٰنِ man l-insāni
man أَعْرَضَ yüz çevirip aʿraḍa
yüz çevirip وَنَـَٔا döner wanaā
döner بِجَانِبِهِۦ ۖ yanını bijānibihi
yanını وَإِذَا ve ne zaman ki wa-idhā
ve ne zaman ki مَسَّهُ ona dokunsa massahu
ona dokunsa ٱلشَّرُّ bir zarar l-sharu
bir zarar كَانَ umutsuzluğa düşer kāna
umutsuzluğa düşer يَـُٔوسًۭا (in) despair yaūsan
(in) despair ٨٣ (83)
(83)
İnsana nimet verdiğimiz zaman yüz çevirerek yan çizer; başına bir kötülük gelince de yese düşer.
17:84
قُلْ
de ki
qul
de ki كُلٌّۭ herkes kullun
herkes يَعْمَلُ hareket eder yaʿmalu
hareket eder عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine شَاكِلَتِهِۦ kendi karakteri shākilatihi
kendi karakteri فَرَبُّكُمْ Rabbiniz farabbukum
Rabbiniz أَعْلَمُ daha iyi bilir aʿlamu
daha iyi bilir بِمَنْ kimin biman
kimin هُوَ o huwa
o أَهْدَىٰ en doğru ahdā
en doğru سَبِيلًۭا yoldadır sabīlan
yoldadır ٨٤ (84)
(84)
de ki كُلٌّۭ herkes kullun
herkes يَعْمَلُ hareket eder yaʿmalu
hareket eder عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine شَاكِلَتِهِۦ kendi karakteri shākilatihi
kendi karakteri فَرَبُّكُمْ Rabbiniz farabbukum
Rabbiniz أَعْلَمُ daha iyi bilir aʿlamu
daha iyi bilir بِمَنْ kimin biman
kimin هُوَ o huwa
o أَهْدَىٰ en doğru ahdā
en doğru سَبِيلًۭا yoldadır sabīlan
yoldadır ٨٤ (84)
(84)
De ki: "Herkes yaradılışına göre davranır. Rabbiniz kimin en doğru yolda olduğunu bilir."
17:85
وَيَسْـَٔلُونَكَ
ve sana sorarlar
wayasalūnaka
ve sana sorarlar عَنِ ruhtan ʿani
ruhtan ٱلرُّوحِ ۖ the soul l-rūḥi
the soul قُلِ de ki quli
de ki ٱلرُّوحُ Ruh l-rūḥu
Ruh مِنْ emrindendir min
emrindendir أَمْرِ (the) affair amri
(the) affair رَبِّى Rabbimin rabbī
Rabbimin وَمَآ ve wamā
ve أُوتِيتُم size verilmemiştir ūtītum
size verilmemiştir مِّنَ ilimden mina
ilimden ٱلْعِلْمِ the knowledge l-ʿil'mi
the knowledge إِلَّا dışında illā
dışında قَلِيلًۭا pek az bir şey qalīlan
pek az bir şey ٨٥ (85)
(85)
ve sana sorarlar عَنِ ruhtan ʿani
ruhtan ٱلرُّوحِ ۖ the soul l-rūḥi
the soul قُلِ de ki quli
de ki ٱلرُّوحُ Ruh l-rūḥu
Ruh مِنْ emrindendir min
emrindendir أَمْرِ (the) affair amri
(the) affair رَبِّى Rabbimin rabbī
Rabbimin وَمَآ ve wamā
ve أُوتِيتُم size verilmemiştir ūtītum
size verilmemiştir مِّنَ ilimden mina
ilimden ٱلْعِلْمِ the knowledge l-ʿil'mi
the knowledge إِلَّا dışında illā
dışında قَلِيلًۭا pek az bir şey qalīlan
pek az bir şey ٨٥ (85)
(85)
Sana ruhun ne olduğunu soruyorlar, de ki: "Ruh, Rabbimin emrinden ibarettir. Bu hususta size pek az bilgi verilmiştir."
17:86
وَلَئِن
andolsun eğer
wala-in
andolsun eğer شِئْنَا biz dilesek shi'nā
biz dilesek لَنَذْهَبَنَّ tamamen gideririz lanadhhabanna
tamamen gideririz بِٱلَّذِىٓ vahyettiğimizi bi-alladhī
vahyettiğimizi أَوْحَيْنَآ We have revealed awḥaynā
We have revealed إِلَيْكَ sana ilayka
sana ثُمَّ sonra thumma
sonra لَا bulamazsın lā
bulamazsın تَجِدُ you would find tajidu
you would find لَكَ sana laka
sana بِهِۦ bu konuda bihi
bu konuda عَلَيْنَا bize karşı ʿalaynā
bize karşı وَكِيلًا bir yardımcı wakīlan
bir yardımcı ٨٦ (86)
(86)
andolsun eğer شِئْنَا biz dilesek shi'nā
biz dilesek لَنَذْهَبَنَّ tamamen gideririz lanadhhabanna
tamamen gideririz بِٱلَّذِىٓ vahyettiğimizi bi-alladhī
vahyettiğimizi أَوْحَيْنَآ We have revealed awḥaynā
We have revealed إِلَيْكَ sana ilayka
sana ثُمَّ sonra thumma
sonra لَا bulamazsın lā
bulamazsın تَجِدُ you would find tajidu
you would find لَكَ sana laka
sana بِهِۦ bu konuda bihi
bu konuda عَلَيْنَا bize karşı ʿalaynā
bize karşı وَكِيلًا bir yardımcı wakīlan
bir yardımcı ٨٦ (86)
(86)
Dileseydik and olsun ki, sana vahyettiğimizi alıp götürürdük. Sonra bize karşı duracak bir vekil de bulamazdın.
17:87
إِلَّا
ancak hariç
illā
ancak hariç رَحْمَةًۭ rahmeti raḥmatan
rahmeti مِّن Rabbinin min
Rabbinin رَّبِّكَ ۚ your Lord rabbika
your Lord إِنَّ çünkü inna
çünkü فَضْلَهُۥ O'nun lutfu faḍlahu
O'nun lutfu كَانَ sana olan kāna
sana olan عَلَيْكَ upon you ʿalayka
upon you كَبِيرًۭا cidden büyüktür kabīran
cidden büyüktür ٨٧ (87)
(87)
ancak hariç رَحْمَةًۭ rahmeti raḥmatan
rahmeti مِّن Rabbinin min
Rabbinin رَّبِّكَ ۚ your Lord rabbika
your Lord إِنَّ çünkü inna
çünkü فَضْلَهُۥ O'nun lutfu faḍlahu
O'nun lutfu كَانَ sana olan kāna
sana olan عَلَيْكَ upon you ʿalayka
upon you كَبِيرًۭا cidden büyüktür kabīran
cidden büyüktür ٨٧ (87)
(87)
Bunu yapmayışı ancak Rabbinin sana merhamet etmesindendir. Çünkü O'nun sana olan nimeti büyüktür.
17:88
قُل
de ki
qul
de ki لَّئِنِ andolsun eğer la-ini
andolsun eğer ٱجْتَمَعَتِ toplansalar ij'tamaʿati
toplansalar ٱلْإِنسُ insan(lar) l-insu
insan(lar) وَٱلْجِنُّ ve cin(ler) wal-jinu
ve cin(ler) عَلَىٰٓ üzere ʿalā
üzere أَن getirmek an
getirmek يَأْتُوا۟ bring yatū
bring بِمِثْلِ bir benzerini bimith'li
bir benzerini هَـٰذَا bu hādhā
bu ٱلْقُرْءَانِ Kur'an'ın l-qur'āni
Kur'an'ın لَا getiremezler lā
getiremezler يَأْتُونَ they (could) bring yatūna
they (could) bring بِمِثْلِهِۦ onun benzerini bimith'lihi
onun benzerini وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer كَانَ olsalar kāna
olsalar بَعْضُهُمْ biri baʿḍuhum
biri لِبَعْضٍۢ diğerine libaʿḍin
diğerine ظَهِيرًۭا arka (destek) ẓahīran
arka (destek) ٨٨ (88)
(88)
de ki لَّئِنِ andolsun eğer la-ini
andolsun eğer ٱجْتَمَعَتِ toplansalar ij'tamaʿati
toplansalar ٱلْإِنسُ insan(lar) l-insu
insan(lar) وَٱلْجِنُّ ve cin(ler) wal-jinu
ve cin(ler) عَلَىٰٓ üzere ʿalā
üzere أَن getirmek an
getirmek يَأْتُوا۟ bring yatū
bring بِمِثْلِ bir benzerini bimith'li
bir benzerini هَـٰذَا bu hādhā
bu ٱلْقُرْءَانِ Kur'an'ın l-qur'āni
Kur'an'ın لَا getiremezler lā
getiremezler يَأْتُونَ they (could) bring yatūna
they (could) bring بِمِثْلِهِۦ onun benzerini bimith'lihi
onun benzerini وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer كَانَ olsalar kāna
olsalar بَعْضُهُمْ biri baʿḍuhum
biri لِبَعْضٍۢ diğerine libaʿḍin
diğerine ظَهِيرًۭا arka (destek) ẓahīran
arka (destek) ٨٨ (88)
(88)
De ki: "İnsanlar ve cinler, birbirine yardımcı olarak bu Kuran'ın bir benzerini ortaya koymak için bir araya gelseler, and olsun ki, yine de benzerini ortaya koyamazlar."
17:89
وَلَقَدْ
ve andolsun
walaqad
ve andolsun صَرَّفْنَا biz türlü biçimlerde anlattık ṣarrafnā
biz türlü biçimlerde anlattık لِلنَّاسِ insanlara lilnnāsi
insanlara فِى bu fī
bu هَـٰذَا this hādhā
this ٱلْقُرْءَانِ Kur'an'da l-qur'āni
Kur'an'da مِن her min
her كُلِّ çeşit kulli
çeşit مَثَلٍۢ misali mathalin
misali فَأَبَىٰٓ ama direttiler fa-abā
ama direttiler أَكْثَرُ çoğu aktharu
çoğu ٱلنَّاسِ insanlardan l-nāsi
insanlardan إِلَّا ancak illā
ancak كُفُورًۭا inkarda kufūran
inkarda ٨٩ (89)
(89)
ve andolsun صَرَّفْنَا biz türlü biçimlerde anlattık ṣarrafnā
biz türlü biçimlerde anlattık لِلنَّاسِ insanlara lilnnāsi
insanlara فِى bu fī
bu هَـٰذَا this hādhā
this ٱلْقُرْءَانِ Kur'an'da l-qur'āni
Kur'an'da مِن her min
her كُلِّ çeşit kulli
çeşit مَثَلٍۢ misali mathalin
misali فَأَبَىٰٓ ama direttiler fa-abā
ama direttiler أَكْثَرُ çoğu aktharu
çoğu ٱلنَّاسِ insanlardan l-nāsi
insanlardan إِلَّا ancak illā
ancak كُفُورًۭا inkarda kufūran
inkarda ٨٩ (89)
(89)
And olsun ki, biz Kuran'da insanlara türlü türlü misal gösterip açıkladık. Öyleyken insanların çoğu nankör olmakta direndiler.
17:90
وَقَالُوا۟
dediler ki
waqālū
dediler ki لَن inanmayız lan
inanmayız نُّؤْمِنَ we will believe nu'mina
we will believe لَكَ sana laka
sana حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar تَفْجُرَ fışkırtıncaya tafjura
fışkırtıncaya لَنَا bize lanā
bize مِنَ yeryüzünden mina
yeryüzünden ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth يَنۢبُوعًا bir göze yanbūʿan
bir göze ٩٠ (90)
(90)
dediler ki لَن inanmayız lan
inanmayız نُّؤْمِنَ we will believe nu'mina
we will believe لَكَ sana laka
sana حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar تَفْجُرَ fışkırtıncaya tafjura
fışkırtıncaya لَنَا bize lanā
bize مِنَ yeryüzünden mina
yeryüzünden ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth يَنۢبُوعًا bir göze yanbūʿan
bir göze ٩٠ (90)
(90)
Şöyle söylediler: "Bize, yerden kaynaklar fışkırtmadıkça sana inanmayacağız",
17:91
أَوْ
yahut
aw
yahut تَكُونَ olmalı takūna
olmalı لَكَ senin laka
senin جَنَّةٌۭ bir bahçen jannatun
bir bahçen مِّن hurmalardan min
hurmalardan نَّخِيلٍۢ date-palms nakhīlin
date-palms وَعِنَبٍۢ ve üzümlerden waʿinabin
ve üzümlerden فَتُفَجِّرَ fışkırtmalısın fatufajjira
fışkırtmalısın ٱلْأَنْهَـٰرَ ırmaklar l-anhāra
ırmaklar خِلَـٰلَهَا aralarından khilālahā
aralarından تَفْجِيرًا gürül gürül tafjīran
gürül gürül ٩١ (91)
(91)
yahut تَكُونَ olmalı takūna
olmalı لَكَ senin laka
senin جَنَّةٌۭ bir bahçen jannatun
bir bahçen مِّن hurmalardan min
hurmalardan نَّخِيلٍۢ date-palms nakhīlin
date-palms وَعِنَبٍۢ ve üzümlerden waʿinabin
ve üzümlerden فَتُفَجِّرَ fışkırtmalısın fatufajjira
fışkırtmalısın ٱلْأَنْهَـٰرَ ırmaklar l-anhāra
ırmaklar خِلَـٰلَهَا aralarından khilālahā
aralarından تَفْجِيرًا gürül gürül tafjīran
gürül gürül ٩١ (91)
(91)
"Veya hurmalıkların, bağların olup, aralarında ırmaklar akıtmalısın."
17:92
أَوْ
yahut
aw
yahut تُسْقِطَ düşürmelisin tus'qiṭa
düşürmelisin ٱلسَّمَآءَ gökten l-samāa
gökten كَمَا gibi kamā
gibi زَعَمْتَ zannettiğin zaʿamta
zannettiğin عَلَيْنَا üzerimize ʿalaynā
üzerimize كِسَفًا parçalar kisafan
parçalar أَوْ yahut aw
yahut تَأْتِىَ getirmelisin tatiya
getirmelisin بِٱللَّهِ Allah'ı bil-lahi
Allah'ı وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ ve melekleri wal-malāikati
ve melekleri قَبِيلًا karşımıza qabīlan
karşımıza ٩٢ (92)
(92)
yahut تُسْقِطَ düşürmelisin tus'qiṭa
düşürmelisin ٱلسَّمَآءَ gökten l-samāa
gökten كَمَا gibi kamā
gibi زَعَمْتَ zannettiğin zaʿamta
zannettiğin عَلَيْنَا üzerimize ʿalaynā
üzerimize كِسَفًا parçalar kisafan
parçalar أَوْ yahut aw
yahut تَأْتِىَ getirmelisin tatiya
getirmelisin بِٱللَّهِ Allah'ı bil-lahi
Allah'ı وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ ve melekleri wal-malāikati
ve melekleri قَبِيلًا karşımıza qabīlan
karşımıza ٩٢ (92)
(92)
"Yahut da iddia ettiğin gibi, göğü tepemize parça parça düşürmeli, ya da Allah'ı ve melekleri karşımıza getirmelisin."
17:93
أَوْ
yahut
aw
yahut يَكُونَ olmalı yakūna
olmalı لَكَ senin laka
senin بَيْتٌۭ bir evin baytun
bir evin مِّن altından min
altından زُخْرُفٍ ornament zukh'rufin
ornament أَوْ ya da aw
ya da تَرْقَىٰ çıkmalısın tarqā
çıkmalısın فِى göğe fī
göğe ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky وَلَن ama asla walan
ama asla نُّؤْمِنَ inanmayız nu'mina
inanmayız لِرُقِيِّكَ senin (göğe) çıkmana liruqiyyika
senin (göğe) çıkmana حَتَّىٰ indirmedikçe ḥattā
indirmedikçe تُنَزِّلَ you bring down tunazzila
you bring down عَلَيْنَا üzerimize ʿalaynā
üzerimize كِتَـٰبًۭا bir Kitap kitāban
bir Kitap نَّقْرَؤُهُۥ ۗ okuyacağımız naqra-uhu
okuyacağımız قُلْ de ki qul
de ki سُبْحَانَ şanı yücedir sub'ḥāna
şanı yücedir رَبِّى Rabbimin rabbī
Rabbimin هَلْ miyim? hal
miyim? كُنتُ ben kuntu
ben إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey بَشَرًۭا bir insan(dan) basharan
bir insan(dan) رَّسُولًۭا elçi ol(arak gönderil)en rasūlan
elçi ol(arak gönderil)en ٩٣ (93)
(93)
yahut يَكُونَ olmalı yakūna
olmalı لَكَ senin laka
senin بَيْتٌۭ bir evin baytun
bir evin مِّن altından min
altından زُخْرُفٍ ornament zukh'rufin
ornament أَوْ ya da aw
ya da تَرْقَىٰ çıkmalısın tarqā
çıkmalısın فِى göğe fī
göğe ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky وَلَن ama asla walan
ama asla نُّؤْمِنَ inanmayız nu'mina
inanmayız لِرُقِيِّكَ senin (göğe) çıkmana liruqiyyika
senin (göğe) çıkmana حَتَّىٰ indirmedikçe ḥattā
indirmedikçe تُنَزِّلَ you bring down tunazzila
you bring down عَلَيْنَا üzerimize ʿalaynā
üzerimize كِتَـٰبًۭا bir Kitap kitāban
bir Kitap نَّقْرَؤُهُۥ ۗ okuyacağımız naqra-uhu
okuyacağımız قُلْ de ki qul
de ki سُبْحَانَ şanı yücedir sub'ḥāna
şanı yücedir رَبِّى Rabbimin rabbī
Rabbimin هَلْ miyim? hal
miyim? كُنتُ ben kuntu
ben إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey بَشَرًۭا bir insan(dan) basharan
bir insan(dan) رَّسُولًۭا elçi ol(arak gönderil)en rasūlan
elçi ol(arak gönderil)en ٩٣ (93)
(93)
"Veya altın bir evin olmalı, yahut göğe yükselmelisin ama oradan okuyacağımız bir kitap indirmezsen yine o yükselmene inanmayacağız." De ki: "Fesubhanallah! Ben peygamber olan bir insandan başka bir şey miyim? "
17:94
وَمَا
ve
wamā
ve مَنَعَ alıkoyan şey manaʿa
alıkoyan şey ٱلنَّاسَ insanları l-nāsa
insanları أَن iman etmekten an
iman etmekten يُؤْمِنُوٓا۟ they believe yu'minū
they believe إِذْ zaman idh
zaman جَآءَهُمُ kendilerine geldiği jāahumu
kendilerine geldiği ٱلْهُدَىٰٓ hidayet l-hudā
hidayet إِلَّآ ancak illā
ancak أَن demeleridir an
demeleridir قَالُوٓا۟ they said qālū
they said أَبَعَثَ mı gönderdi? abaʿatha
mı gönderdi? ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah بَشَرًۭا bir insanı basharan
bir insanı رَّسُولًۭا elçi olarak rasūlan
elçi olarak ٩٤ (94)
(94)
ve مَنَعَ alıkoyan şey manaʿa
alıkoyan şey ٱلنَّاسَ insanları l-nāsa
insanları أَن iman etmekten an
iman etmekten يُؤْمِنُوٓا۟ they believe yu'minū
they believe إِذْ zaman idh
zaman جَآءَهُمُ kendilerine geldiği jāahumu
kendilerine geldiği ٱلْهُدَىٰٓ hidayet l-hudā
hidayet إِلَّآ ancak illā
ancak أَن demeleridir an
demeleridir قَالُوٓا۟ they said qālū
they said أَبَعَثَ mı gönderdi? abaʿatha
mı gönderdi? ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah بَشَرًۭا bir insanı basharan
bir insanı رَّسُولًۭا elçi olarak rasūlan
elçi olarak ٩٤ (94)
(94)
İnsanlara doğruluk rehberi geldiği zaman, inanmalarına engel olan, sadece: "Allah peygamber olarak bir insan mı gönderdi?" demiş olmalarıdır.
17:95
قُل
de ki
qul
de ki لَّوْ eğer law
eğer كَانَ olsaydı kāna
olsaydı فِى yer yüzünde fī
yer yüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth مَلَـٰٓئِكَةٌۭ melekler malāikatun
melekler يَمْشُونَ yürüyen yamshūna
yürüyen مُطْمَئِنِّينَ uslu uslu muṭ'ma-innīna
uslu uslu لَنَزَّلْنَا elbette gönderirdik lanazzalnā
elbette gönderirdik عَلَيْهِم onlara ʿalayhim
onlara مِّنَ gökten mina
gökten ٱلسَّمَآءِ the heaven l-samāi
the heaven مَلَكًۭا bir meleği malakan
bir meleği رَّسُولًۭا elçi rasūlan
elçi ٩٥ (95)
(95)
de ki لَّوْ eğer law
eğer كَانَ olsaydı kāna
olsaydı فِى yer yüzünde fī
yer yüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth مَلَـٰٓئِكَةٌۭ melekler malāikatun
melekler يَمْشُونَ yürüyen yamshūna
yürüyen مُطْمَئِنِّينَ uslu uslu muṭ'ma-innīna
uslu uslu لَنَزَّلْنَا elbette gönderirdik lanazzalnā
elbette gönderirdik عَلَيْهِم onlara ʿalayhim
onlara مِّنَ gökten mina
gökten ٱلسَّمَآءِ the heaven l-samāi
the heaven مَلَكًۭا bir meleği malakan
bir meleği رَّسُولًۭا elçi rasūlan
elçi ٩٥ (95)
(95)
De ki: "Yeryüzünde yerleşip dolaşanlar melek olsalardı, biz de onlara gökten peygamber olarak bir melek gönderirdik."
17:96
قُلْ
de ki
qul
de ki كَفَىٰ yeter kafā
yeter بِٱللَّهِ Allah bil-lahi
Allah شَهِيدًۢا şahid olarak shahīdan
şahid olarak بَيْنِى benimle baynī
benimle وَبَيْنَكُمْ ۚ sizin aranızda wabaynakum
sizin aranızda إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O كَانَ kullarını kāna
kullarını بِعِبَادِهِۦ of His slaves biʿibādihi
of His slaves خَبِيرًۢا haber alır khabīran
haber alır بَصِيرًۭا görür baṣīran
görür ٩٦ (96)
(96)
de ki كَفَىٰ yeter kafā
yeter بِٱللَّهِ Allah bil-lahi
Allah شَهِيدًۢا şahid olarak shahīdan
şahid olarak بَيْنِى benimle baynī
benimle وَبَيْنَكُمْ ۚ sizin aranızda wabaynakum
sizin aranızda إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O كَانَ kullarını kāna
kullarını بِعِبَادِهِۦ of His slaves biʿibādihi
of His slaves خَبِيرًۢا haber alır khabīran
haber alır بَصِيرًۭا görür baṣīran
görür ٩٦ (96)
(96)
De ki: "Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Doğrusu O, kullarını görür, haberdardır."
17:97
وَمَن
ve kime
waman
ve kime يَهْدِ hidayet ederse yahdi
hidayet ederse ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah فَهُوَ işte odur fahuwa
işte odur ٱلْمُهْتَدِ ۖ doğru yolu bulan l-muh'tadi
doğru yolu bulan وَمَن kimi de waman
kimi de يُضْلِلْ sapıklıkta bırakırsa yuḍ'lil
sapıklıkta bırakırsa فَلَن artık falan
artık تَجِدَ bulamazsın tajida
bulamazsın لَهُمْ onlar için lahum
onlar için أَوْلِيَآءَ veliler awliyāa
veliler مِن O'ndan başka min
O'ndan başka دُونِهِۦ ۖ besides Him dūnihi
besides Him وَنَحْشُرُهُمْ ve onları süreriz wanaḥshuruhum
ve onları süreriz يَوْمَ günü yawma
günü ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet عَلَىٰ üyerine ʿalā
üyerine وُجُوهِهِمْ yüzleri wujūhihim
yüzleri عُمْيًۭا kör ʿum'yan
kör وَبُكْمًۭا ve dilsiz wabuk'man
ve dilsiz وَصُمًّۭا ۖ ve sağır waṣumman
ve sağır مَّأْوَىٰهُمْ varacakları yer mawāhum
varacakları yer جَهَنَّمُ ۖ cehennemdir jahannamu
cehennemdir كُلَّمَا her seferinde kullamā
her seferinde خَبَتْ (ateş) dindiği khabat
(ateş) dindiği زِدْنَـٰهُمْ onlara artırırız zid'nāhum
onlara artırırız سَعِيرًۭا çılgın alevi saʿīran
çılgın alevi ٩٧ (97)
(97)
ve kime يَهْدِ hidayet ederse yahdi
hidayet ederse ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah فَهُوَ işte odur fahuwa
işte odur ٱلْمُهْتَدِ ۖ doğru yolu bulan l-muh'tadi
doğru yolu bulan وَمَن kimi de waman
kimi de يُضْلِلْ sapıklıkta bırakırsa yuḍ'lil
sapıklıkta bırakırsa فَلَن artık falan
artık تَجِدَ bulamazsın tajida
bulamazsın لَهُمْ onlar için lahum
onlar için أَوْلِيَآءَ veliler awliyāa
veliler مِن O'ndan başka min
O'ndan başka دُونِهِۦ ۖ besides Him dūnihi
besides Him وَنَحْشُرُهُمْ ve onları süreriz wanaḥshuruhum
ve onları süreriz يَوْمَ günü yawma
günü ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet عَلَىٰ üyerine ʿalā
üyerine وُجُوهِهِمْ yüzleri wujūhihim
yüzleri عُمْيًۭا kör ʿum'yan
kör وَبُكْمًۭا ve dilsiz wabuk'man
ve dilsiz وَصُمًّۭا ۖ ve sağır waṣumman
ve sağır مَّأْوَىٰهُمْ varacakları yer mawāhum
varacakları yer جَهَنَّمُ ۖ cehennemdir jahannamu
cehennemdir كُلَّمَا her seferinde kullamā
her seferinde خَبَتْ (ateş) dindiği khabat
(ateş) dindiği زِدْنَـٰهُمْ onlara artırırız zid'nāhum
onlara artırırız سَعِيرًۭا çılgın alevi saʿīran
çılgın alevi ٩٧ (97)
(97)
Allah'ın doğru yola eriştirdiği kimse hak yoldadır. Kimleri de saptırırsa, artık onlar için Allah'dan başka dostlar bulamazsın. Biz onları kıyamet günü yüzükoyun, körler, dilsizler ve sağırlar olarak haşrederiz. Varacakları yer cehennemdir. Onun ateşi ne zaman sönmeye yüz tutsa hemen alevini artırırız.
17:98
ذَٰلِكَ
işte budur
dhālika
işte budur جَزَآؤُهُم cezaları jazāuhum
cezaları بِأَنَّهُمْ çünkü onlar bi-annahum
çünkü onlar كَفَرُوا۟ inkar ettiler kafarū
inkar ettiler بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi وَقَالُوٓا۟ ve dediler waqālū
ve dediler أَءِذَا sonra mı? a-idhā
sonra mı? كُنَّا biz olduktan kunnā
biz olduktan عِظَـٰمًۭا kemikler ʿiẓāman
kemikler وَرُفَـٰتًا ve ufalanmış toprak warufātan
ve ufalanmış toprak أَءِنَّا biz mi? a-innā
biz mi? لَمَبْعُوثُونَ diriltileceğiz lamabʿūthūna
diriltileceğiz خَلْقًۭا bir yaratılışla khalqan
bir yaratılışla جَدِيدًا yeni jadīdan
yeni ٩٨ (98)
(98)
işte budur جَزَآؤُهُم cezaları jazāuhum
cezaları بِأَنَّهُمْ çünkü onlar bi-annahum
çünkü onlar كَفَرُوا۟ inkar ettiler kafarū
inkar ettiler بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi وَقَالُوٓا۟ ve dediler waqālū
ve dediler أَءِذَا sonra mı? a-idhā
sonra mı? كُنَّا biz olduktan kunnā
biz olduktan عِظَـٰمًۭا kemikler ʿiẓāman
kemikler وَرُفَـٰتًا ve ufalanmış toprak warufātan
ve ufalanmış toprak أَءِنَّا biz mi? a-innā
biz mi? لَمَبْعُوثُونَ diriltileceğiz lamabʿūthūna
diriltileceğiz خَلْقًۭا bir yaratılışla khalqan
bir yaratılışla جَدِيدًا yeni jadīdan
yeni ٩٨ (98)
(98)
Bu, ayetlerimizi inkar etmelerinin ve: "Kemik ve ufalanmış toprak olduğumuzda mı yeniden dirileceğiz?" demelerinin cezasıdır.
17:99
۞ أَوَلَمْ
görmediler mi ki?
awalam
görmediler mi ki? يَرَوْا۟ they see yaraw
they see أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah ٱلَّذِى yaratan alladhī
yaratan خَلَقَ created khalaqa
created ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri قَادِرٌ kadirdir qādirun
kadirdir عَلَىٰٓ yaratmağa da ʿalā
yaratmağa da أَن to an
to يَخْلُقَ create yakhluqa
create مِثْلَهُمْ kendilerinin benzerini mith'lahum
kendilerinin benzerini وَجَعَلَ ve koymuştur wajaʿala
ve koymuştur لَهُمْ kendileri için lahum
kendileri için أَجَلًۭا bir süre ajalan
bir süre لَّا yoktur lā
yoktur رَيْبَ şüphe rayba
şüphe فِيهِ onda fīhi
onda فَأَبَى ama yapmazlar fa-abā
ama yapmazlar ٱلظَّـٰلِمُونَ zalimler l-ẓālimūna
zalimler إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey كُفُورًۭا inkardan kufūran
inkardan ٩٩ (99)
(99)
görmediler mi ki? يَرَوْا۟ they see yaraw
they see أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah ٱلَّذِى yaratan alladhī
yaratan خَلَقَ created khalaqa
created ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri قَادِرٌ kadirdir qādirun
kadirdir عَلَىٰٓ yaratmağa da ʿalā
yaratmağa da أَن to an
to يَخْلُقَ create yakhluqa
create مِثْلَهُمْ kendilerinin benzerini mith'lahum
kendilerinin benzerini وَجَعَلَ ve koymuştur wajaʿala
ve koymuştur لَهُمْ kendileri için lahum
kendileri için أَجَلًۭا bir süre ajalan
bir süre لَّا yoktur lā
yoktur رَيْبَ şüphe rayba
şüphe فِيهِ onda fīhi
onda فَأَبَى ama yapmazlar fa-abā
ama yapmazlar ٱلظَّـٰلِمُونَ zalimler l-ẓālimūna
zalimler إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey كُفُورًۭا inkardan kufūran
inkardan ٩٩ (99)
(99)
Gökleri ve yeri yaratan Allah'ın, onların benzerlerini de tekrar yaratmaya Kadir olduğunu görmezler mi? Onlar için şüphe götürmeyen bir süre tayin etmiştir. Öyleyken, zalimler, inkarcılıkta hala direnirler.
17:100
قُل
de ki
qul
de ki لَّوْ eğer law
eğer أَنتُمْ siz antum
siz تَمْلِكُونَ sahip olsaydınız tamlikūna
sahip olsaydınız خَزَآئِنَ hazinelerine khazāina
hazinelerine رَحْمَةِ rahmet raḥmati
rahmet رَبِّىٓ Rabbimin rabbī
Rabbimin إِذًۭا o zaman idhan
o zaman لَّأَمْسَكْتُمْ tutardınız la-amsaktum
tutardınız خَشْيَةَ korkarak khashyata
korkarak ٱلْإِنفَاقِ ۚ harcamaktan l-infāqi
harcamaktan وَكَانَ gerçekten wakāna
gerçekten ٱلْإِنسَـٰنُ insan l-insānu
insan قَتُورًۭا çok cimridir qatūran
çok cimridir ١٠٠ (100)
(100)
de ki لَّوْ eğer law
eğer أَنتُمْ siz antum
siz تَمْلِكُونَ sahip olsaydınız tamlikūna
sahip olsaydınız خَزَآئِنَ hazinelerine khazāina
hazinelerine رَحْمَةِ rahmet raḥmati
rahmet رَبِّىٓ Rabbimin rabbī
Rabbimin إِذًۭا o zaman idhan
o zaman لَّأَمْسَكْتُمْ tutardınız la-amsaktum
tutardınız خَشْيَةَ korkarak khashyata
korkarak ٱلْإِنفَاقِ ۚ harcamaktan l-infāqi
harcamaktan وَكَانَ gerçekten wakāna
gerçekten ٱلْإِنسَـٰنُ insan l-insānu
insan قَتُورًۭا çok cimridir qatūran
çok cimridir ١٠٠ (100)
(100)
De ki: "Rabbimin rahmet hazinelerine siz sahip olsaydınız, tükenir korkusuyla yine de cimrilik ederdiniz. Zaten insanlar pek cimridir."
17:101
وَلَقَدْ
andolsun
walaqad
andolsun ءَاتَيْنَا biz vermiştik ātaynā
biz vermiştik مُوسَىٰ Musa'ya mūsā
Musa'ya تِسْعَ dokuz tis'ʿa
dokuz ءَايَـٰتٍۭ mu'cize āyātin
mu'cize بَيِّنَـٰتٍۢ ۖ açık açık bayyinātin
açık açık فَسْـَٔلْ sor fasal
sor بَنِىٓ oğullarına banī
oğullarına إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail إِذْ zaman idh
zaman جَآءَهُمْ (Musa) onlara geldiği jāahum
(Musa) onlara geldiği فَقَالَ demişti faqāla
demişti لَهُۥ ona lahu
ona فِرْعَوْنُ Fir'avn fir'ʿawnu
Fir'avn إِنِّى şüphesiz ben innī
şüphesiz ben لَأَظُنُّكَ sanıyorum ki sen la-aẓunnuka
sanıyorum ki sen يَـٰمُوسَىٰ Ey Musa yāmūsā
Ey Musa مَسْحُورًۭا büyülenmişsin masḥūran
büyülenmişsin ١٠١ (101)
(101)
andolsun ءَاتَيْنَا biz vermiştik ātaynā
biz vermiştik مُوسَىٰ Musa'ya mūsā
Musa'ya تِسْعَ dokuz tis'ʿa
dokuz ءَايَـٰتٍۭ mu'cize āyātin
mu'cize بَيِّنَـٰتٍۢ ۖ açık açık bayyinātin
açık açık فَسْـَٔلْ sor fasal
sor بَنِىٓ oğullarına banī
oğullarına إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail إِذْ zaman idh
zaman جَآءَهُمْ (Musa) onlara geldiği jāahum
(Musa) onlara geldiği فَقَالَ demişti faqāla
demişti لَهُۥ ona lahu
ona فِرْعَوْنُ Fir'avn fir'ʿawnu
Fir'avn إِنِّى şüphesiz ben innī
şüphesiz ben لَأَظُنُّكَ sanıyorum ki sen la-aẓunnuka
sanıyorum ki sen يَـٰمُوسَىٰ Ey Musa yāmūsā
Ey Musa مَسْحُورًۭا büyülenmişsin masḥūran
büyülenmişsin ١٠١ (101)
(101)
And olsun ki, Musa'ya dokuz tane apaçık mucize verdik. İsrailoğullarına sor, Musa onlara geldiğinde, Firavun kendisine: "Ey Musa! Ben seni büyülenmiş sanıyorum" demişti.
17:102
قَالَ
(Musa) dedi ki
qāla
(Musa) dedi ki لَقَدْ andolsun laqad
andolsun عَلِمْتَ sen biliyorsun ki ʿalim'ta
sen biliyorsun ki مَآ indirmez mā
indirmez أَنزَلَ has sent down anzala
has sent down هَـٰٓؤُلَآءِ bunları hāulāi
bunları إِلَّا başkası illā
başkası رَبُّ Rabbinden rabbu
Rabbinden ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin بَصَآئِرَ kanıtlar olarak baṣāira
kanıtlar olarak وَإِنِّى şüphesiz ben de wa-innī
şüphesiz ben de لَأَظُنُّكَ seni görüyorum la-aẓunnuka
seni görüyorum يَـٰفِرْعَوْنُ Ey Fir'avn yāfir'ʿawnu
Ey Fir'avn مَثْبُورًۭا mahvolmuş mathbūran
mahvolmuş ١٠٢ (102)
(102)
(Musa) dedi ki لَقَدْ andolsun laqad
andolsun عَلِمْتَ sen biliyorsun ki ʿalim'ta
sen biliyorsun ki مَآ indirmez mā
indirmez أَنزَلَ has sent down anzala
has sent down هَـٰٓؤُلَآءِ bunları hāulāi
bunları إِلَّا başkası illā
başkası رَبُّ Rabbinden rabbu
Rabbinden ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin بَصَآئِرَ kanıtlar olarak baṣāira
kanıtlar olarak وَإِنِّى şüphesiz ben de wa-innī
şüphesiz ben de لَأَظُنُّكَ seni görüyorum la-aẓunnuka
seni görüyorum يَـٰفِرْعَوْنُ Ey Fir'avn yāfir'ʿawnu
Ey Fir'avn مَثْبُورًۭا mahvolmuş mathbūran
mahvolmuş ١٠٢ (102)
(102)
Musa da: "And olsun ki, bunları göklerin ve yerin Rabbinin açık belgeler olarak indirdiğini biliyorsun. Ey Firavun! Doğrusu senin mahvolacağını sanıyorum" demişti.
17:103
فَأَرَادَ
(Fir'avn) istedi
fa-arāda
(Fir'avn) istedi أَن onları sürüp çıkarmak an
onları sürüp çıkarmak يَسْتَفِزَّهُم drive them out yastafizzahum
drive them out مِّنَ o ülkeden mina
o ülkeden ٱلْأَرْضِ the land l-arḍi
the land فَأَغْرَقْنَـٰهُ biz de onu boğduk fa-aghraqnāhu
biz de onu boğduk وَمَن kimselerle waman
kimselerle مَّعَهُۥ yanındaki maʿahu
yanındaki جَمِيعًۭا toptan jamīʿan
toptan ١٠٣ (103)
(103)
(Fir'avn) istedi أَن onları sürüp çıkarmak an
onları sürüp çıkarmak يَسْتَفِزَّهُم drive them out yastafizzahum
drive them out مِّنَ o ülkeden mina
o ülkeden ٱلْأَرْضِ the land l-arḍi
the land فَأَغْرَقْنَـٰهُ biz de onu boğduk fa-aghraqnāhu
biz de onu boğduk وَمَن kimselerle waman
kimselerle مَّعَهُۥ yanındaki maʿahu
yanındaki جَمِيعًۭا toptan jamīʿan
toptan ١٠٣ (103)
(103)
Firavun bunun üzerine onları memleketten sürmek istedi. Biz de onu ve beraberindekilerin hepsini suda boğduk.
17:104
وَقُلْنَا
ve dedik
waqul'nā
ve dedik مِنۢ onun ardından min
onun ardından بَعْدِهِۦ after him baʿdihi
after him لِبَنِىٓ oğullarına libanī
oğullarına إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail ٱسْكُنُوا۟ oturun us'kunū
oturun ٱلْأَرْضَ o ülkede l-arḍa
o ülkede فَإِذَا gelince fa-idhā
gelince جَآءَ comes jāa
comes وَعْدُ zamanı waʿdu
zamanı ٱلْـَٔاخِرَةِ ahiret l-ākhirati
ahiret جِئْنَا getireceğiz ji'nā
getireceğiz بِكُمْ hepinizi bikum
hepinizi لَفِيفًۭا bir araya lafīfan
bir araya ١٠٤ (104)
(104)
ve dedik مِنۢ onun ardından min
onun ardından بَعْدِهِۦ after him baʿdihi
after him لِبَنِىٓ oğullarına libanī
oğullarına إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail ٱسْكُنُوا۟ oturun us'kunū
oturun ٱلْأَرْضَ o ülkede l-arḍa
o ülkede فَإِذَا gelince fa-idhā
gelince جَآءَ comes jāa
comes وَعْدُ zamanı waʿdu
zamanı ٱلْـَٔاخِرَةِ ahiret l-ākhirati
ahiret جِئْنَا getireceğiz ji'nā
getireceğiz بِكُمْ hepinizi bikum
hepinizi لَفِيفًۭا bir araya lafīfan
bir araya ١٠٤ (104)
(104)
Sonra İsrailoğullarına: "Bu memlekette siz oturun, kıyamet koptuğunda hepinizi bir araya getiririz." dedik.
17:105
وَبِٱلْحَقِّ
ve hak olarak
wabil-ḥaqi
ve hak olarak أَنزَلْنَـٰهُ biz o(Kur'a)nı indirdik anzalnāhu
biz o(Kur'a)nı indirdik وَبِٱلْحَقِّ ve hak ile wabil-ḥaqi
ve hak ile نَزَلَ ۗ inmiştir nazala
inmiştir وَمَآ seni göndermedik wamā
seni göndermedik أَرْسَلْنَـٰكَ We sent you arsalnāka
We sent you إِلَّا dışında illā
dışında مُبَشِّرًۭا müjdeleyici olmak mubashiran
müjdeleyici olmak وَنَذِيرًۭا ve uyarıcı olmak wanadhīran
ve uyarıcı olmak ١٠٥ (105)
(105)
ve hak olarak أَنزَلْنَـٰهُ biz o(Kur'a)nı indirdik anzalnāhu
biz o(Kur'a)nı indirdik وَبِٱلْحَقِّ ve hak ile wabil-ḥaqi
ve hak ile نَزَلَ ۗ inmiştir nazala
inmiştir وَمَآ seni göndermedik wamā
seni göndermedik أَرْسَلْنَـٰكَ We sent you arsalnāka
We sent you إِلَّا dışında illā
dışında مُبَشِّرًۭا müjdeleyici olmak mubashiran
müjdeleyici olmak وَنَذِيرًۭا ve uyarıcı olmak wanadhīran
ve uyarıcı olmak ١٠٥ (105)
(105)
Kuran'ı ancak hak olarak indirdik ve o da indiği gibi hak olarak kaldı. Seni de yalnız müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.
17:106
وَقُرْءَانًۭا
ve Kur'an'ı
waqur'ānan
ve Kur'an'ı فَرَقْنَـٰهُ parçalara ayırdık faraqnāhu
parçalara ayırdık لِتَقْرَأَهُۥ okuman için litaqra-ahu
okuman için عَلَى insanlara ʿalā
insanlara ٱلنَّاسِ the people l-nāsi
the people عَلَىٰ ağır ağır ʿalā
ağır ağır مُكْثٍۢ intervals muk'thin
intervals وَنَزَّلْنَـٰهُ ve onu indirdik wanazzalnāhu
ve onu indirdik تَنزِيلًۭا birbiri ardınca tanzīlan
birbiri ardınca ١٠٦ (106)
(106)
ve Kur'an'ı فَرَقْنَـٰهُ parçalara ayırdık faraqnāhu
parçalara ayırdık لِتَقْرَأَهُۥ okuman için litaqra-ahu
okuman için عَلَى insanlara ʿalā
insanlara ٱلنَّاسِ the people l-nāsi
the people عَلَىٰ ağır ağır ʿalā
ağır ağır مُكْثٍۢ intervals muk'thin
intervals وَنَزَّلْنَـٰهُ ve onu indirdik wanazzalnāhu
ve onu indirdik تَنزِيلًۭا birbiri ardınca tanzīlan
birbiri ardınca ١٠٦ (106)
(106)
Kuran'ı, insanlara ağır ağır okuman için, bölüm bölüm indirdik ve onu gerektikçe indirdik.
17:107
قُلْ
de ki
qul
de ki ءَامِنُوا۟ siz inanın āminū
siz inanın بِهِۦٓ ona bihi
ona أَوْ veya aw
veya لَا inanmayın lā
inanmayın تُؤْمِنُوٓا۟ ۚ believe tu'minū
believe إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere أُوتُوا۟ verilen(ler) ūtū
verilen(ler) ٱلْعِلْمَ bilgi l-ʿil'ma
bilgi مِن daha önce min
daha önce قَبْلِهِۦٓ before it qablihi
before it إِذَا zaman idhā
zaman يُتْلَىٰ okunduğu yut'lā
okunduğu عَلَيْهِمْ kendilerine ʿalayhim
kendilerine يَخِرُّونَ onlar derhal kapanırlar yakhirrūna
onlar derhal kapanırlar لِلْأَذْقَانِ çeneleri üstüne lil'adhqāni
çeneleri üstüne سُجَّدًۭا secdeye sujjadan
secdeye ١٠٧ (107)
(107)
de ki ءَامِنُوا۟ siz inanın āminū
siz inanın بِهِۦٓ ona bihi
ona أَوْ veya aw
veya لَا inanmayın lā
inanmayın تُؤْمِنُوٓا۟ ۚ believe tu'minū
believe إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere أُوتُوا۟ verilen(ler) ūtū
verilen(ler) ٱلْعِلْمَ bilgi l-ʿil'ma
bilgi مِن daha önce min
daha önce قَبْلِهِۦٓ before it qablihi
before it إِذَا zaman idhā
zaman يُتْلَىٰ okunduğu yut'lā
okunduğu عَلَيْهِمْ kendilerine ʿalayhim
kendilerine يَخِرُّونَ onlar derhal kapanırlar yakhirrūna
onlar derhal kapanırlar لِلْأَذْقَانِ çeneleri üstüne lil'adhqāni
çeneleri üstüne سُجَّدًۭا secdeye sujjadan
secdeye ١٠٧ (107)
(107)
De ki: "Kuran'a ister inanın, isten inanmayın, O'ndan önceki bilginlere o okunduğu zaman, yüzleri üzerine secdeye varırlar" ve "Rabbimiz münezzehtir. Rabbimiz'in sözü şüphesiz yerine gelecektir" derler.
17:108
وَيَقُولُونَ
ve derler
wayaqūlūna
ve derler سُبْحَـٰنَ şanı yücedir sub'ḥāna
şanı yücedir رَبِّنَآ Rabbimizin rabbinā
Rabbimizin إِن gerçekten in
gerçekten كَانَ va'di (sözü) kāna
va'di (sözü) وَعْدُ (the) promise waʿdu
(the) promise رَبِّنَا Rabbimizin rabbinā
Rabbimizin لَمَفْعُولًۭا mutlaka yerine getirilir lamafʿūlan
mutlaka yerine getirilir ١٠٨ (108)
(108)
ve derler سُبْحَـٰنَ şanı yücedir sub'ḥāna
şanı yücedir رَبِّنَآ Rabbimizin rabbinā
Rabbimizin إِن gerçekten in
gerçekten كَانَ va'di (sözü) kāna
va'di (sözü) وَعْدُ (the) promise waʿdu
(the) promise رَبِّنَا Rabbimizin rabbinā
Rabbimizin لَمَفْعُولًۭا mutlaka yerine getirilir lamafʿūlan
mutlaka yerine getirilir ١٠٨ (108)
(108)
De ki: "Kuran'a ister inanın, isten inanmayın, O'ndan önceki bilginlere o okunduğu zaman, yüzleri üzerine secdeye varırlar" ve "Rabbimiz münezzehtir. Rabbimiz'in sözü şüphesiz yerine gelecektir" derler.
17:109
وَيَخِرُّونَ
ve kapanırlar
wayakhirrūna
ve kapanırlar لِلْأَذْقَانِ çeneleri üstüne lil'adhqāni
çeneleri üstüne يَبْكُونَ ağlayarak yabkūna
ağlayarak وَيَزِيدُهُمْ ve onların (Kur'an) artırır wayazīduhum
ve onların (Kur'an) artırır خُشُوعًۭا ۩ derin saygısını khushūʿan
derin saygısını ١٠٩ (109)
(109)
ve kapanırlar لِلْأَذْقَانِ çeneleri üstüne lil'adhqāni
çeneleri üstüne يَبْكُونَ ağlayarak yabkūna
ağlayarak وَيَزِيدُهُمْ ve onların (Kur'an) artırır wayazīduhum
ve onların (Kur'an) artırır خُشُوعًۭا ۩ derin saygısını khushūʿan
derin saygısını ١٠٩ (109)
(109)
Ağlayarak yüz üstü yere kapanırlar; bu, onların gönüllerindeki saygıyı artırır.
17:110
قُلِ
de ki
quli
de ki ٱدْعُوا۟ dua edin (çağırın) id'ʿū
dua edin (çağırın) ٱللَّهَ Allah diye l-laha
Allah diye أَوِ veya awi
veya ٱدْعُوا۟ dua edin (çağırın) id'ʿū
dua edin (çağırın) ٱلرَّحْمَـٰنَ ۖ Rahman diye l-raḥmāna
Rahman diye أَيًّۭا hangisiyle ayyan
hangisiyle مَّا çağırsanız mā
çağırsanız تَدْعُوا۟ you invoke tadʿū
you invoke فَلَهُ O'nundur falahu
O'nundur ٱلْأَسْمَآءُ isimler l-asmāu
isimler ٱلْحُسْنَىٰ ۚ en güzel l-ḥus'nā
en güzel وَلَا pek bağırma walā
pek bağırma تَجْهَرْ be loud tajhar
be loud بِصَلَاتِكَ namazında biṣalātika
namazında وَلَا pek de gizleme walā
pek de gizleme تُخَافِتْ be silent tukhāfit
be silent بِهَا onu (sesini) bihā
onu (sesini) وَٱبْتَغِ tut wa-ib'taghi
tut بَيْنَ arasında bayna
arasında ذَٰلِكَ bunun dhālika
bunun سَبِيلًۭا bir yol sabīlan
bir yol ١١٠ (110)
(110)
de ki ٱدْعُوا۟ dua edin (çağırın) id'ʿū
dua edin (çağırın) ٱللَّهَ Allah diye l-laha
Allah diye أَوِ veya awi
veya ٱدْعُوا۟ dua edin (çağırın) id'ʿū
dua edin (çağırın) ٱلرَّحْمَـٰنَ ۖ Rahman diye l-raḥmāna
Rahman diye أَيًّۭا hangisiyle ayyan
hangisiyle مَّا çağırsanız mā
çağırsanız تَدْعُوا۟ you invoke tadʿū
you invoke فَلَهُ O'nundur falahu
O'nundur ٱلْأَسْمَآءُ isimler l-asmāu
isimler ٱلْحُسْنَىٰ ۚ en güzel l-ḥus'nā
en güzel وَلَا pek bağırma walā
pek bağırma تَجْهَرْ be loud tajhar
be loud بِصَلَاتِكَ namazında biṣalātika
namazında وَلَا pek de gizleme walā
pek de gizleme تُخَافِتْ be silent tukhāfit
be silent بِهَا onu (sesini) bihā
onu (sesini) وَٱبْتَغِ tut wa-ib'taghi
tut بَيْنَ arasında bayna
arasında ذَٰلِكَ bunun dhālika
bunun سَبِيلًۭا bir yol sabīlan
bir yol ١١٠ (110)
(110)
De ki: "İster Allah deyin, ister Rahman deyin, hangisini derseniz deyin, en güzel isimler O'nundur." Namaz kılarken sesini yükseltme, gizli de okuma, ikisi ortasında bir yol tut.
17:111
وَقُلِ
ve de ki
waquli
ve de ki ٱلْحَمْدُ hamdolsun l-ḥamdu
hamdolsun لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a ٱلَّذِى edinmeyen alladhī
edinmeyen لَمْ has not taken lam
has not taken يَتَّخِذْ has not taken yattakhidh
has not taken وَلَدًۭا çocuk waladan
çocuk وَلَمْ ve walam
ve يَكُن olmayan yakun
olmayan لَّهُۥ onun lahu
onun شَرِيكٌۭ ortağı sharīkun
ortağı فِى mülkte fī
mülkte ٱلْمُلْكِ the dominion l-mul'ki
the dominion وَلَمْ ve walam
ve يَكُن (ihtiyacı) olmayan yakun
(ihtiyacı) olmayan لَّهُۥ onun lahu
onun وَلِىٌّۭ yardımcıya waliyyun
yardımcıya مِّنَ acze düşüp de mina
acze düşüp de ٱلذُّلِّ ۖ weakness l-dhuli
weakness وَكَبِّرْهُ ve O'nu yücelt wakabbir'hu
ve O'nu yücelt تَكْبِيرًۢا tam bir yüceltme ile takbīran
tam bir yüceltme ile ١١١ (111)
(111)
ve de ki ٱلْحَمْدُ hamdolsun l-ḥamdu
hamdolsun لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a ٱلَّذِى edinmeyen alladhī
edinmeyen لَمْ has not taken lam
has not taken يَتَّخِذْ has not taken yattakhidh
has not taken وَلَدًۭا çocuk waladan
çocuk وَلَمْ ve walam
ve يَكُن olmayan yakun
olmayan لَّهُۥ onun lahu
onun شَرِيكٌۭ ortağı sharīkun
ortağı فِى mülkte fī
mülkte ٱلْمُلْكِ the dominion l-mul'ki
the dominion وَلَمْ ve walam
ve يَكُن (ihtiyacı) olmayan yakun
(ihtiyacı) olmayan لَّهُۥ onun lahu
onun وَلِىٌّۭ yardımcıya waliyyun
yardımcıya مِّنَ acze düşüp de mina
acze düşüp de ٱلذُّلِّ ۖ weakness l-dhuli
weakness وَكَبِّرْهُ ve O'nu yücelt wakabbir'hu
ve O'nu yücelt تَكْبِيرًۢا tam bir yüceltme ile takbīran
tam bir yüceltme ile ١١١ (111)
(111)
De ki: "Hamd, çocuk edinmemiş olan, hükümranlığında ortağı bulunmayan, düşkün olmayıp yardımcıya da ihtiyaç göstermeyen Allah'a mahsustur." O'nu gereği gibi büyükle.