45

Casiye

Mekki 37 Ayet Cüz 25
الجاثية
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
45:1
حمٓ Hâ Mîm hha-meem
Hâ Mîm
١ (1)
(1)
Ha, Mim.
45:2
تَنزِيلُ indirilmesi tanzīlu
indirilmesi
ٱلْكِتَـٰبِ Kitabın l-kitābi
Kitabın
مِنَ (tarafın)dandır mina
(tarafın)dandır
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
ٱلْعَزِيزِ üstün l-ʿazīzi
üstün
ٱلْحَكِيمِ hüküm ve hikmet sahibi l-ḥakīmi
hüküm ve hikmet sahibi
٢ (2)
(2)
Kitap'ın indirilmesi, güçlü ve Hakim olan Allah katındandır.
45:3
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ve yerde wal-arḍi
ve yerde
لَـَٔايَـٰتٍۢ ibretler vardır laāyātin
ibretler vardır
لِّلْمُؤْمِنِينَ inananlar için lil'mu'minīna
inananlar için
٣ (3)
(3)
Göklerde ve yerde inananlara nice dersler vardır.
45:4
وَفِى ve wafī
ve
خَلْقِكُمْ sizin yaratılışınızda khalqikum
sizin yaratılışınızda
وَمَا ve wamā
ve
يَبُثُّ yaymakta olduğunda yabuthu
yaymakta olduğunda
مِن canlılardan min
canlılardan
دَآبَّةٍ (the) moving creatures dābbatin
(the) moving creatures
ءَايَـٰتٌۭ ibretler vardır āyātun
ibretler vardır
لِّقَوْمٍۢ kavimler için liqawmin
kavimler için
يُوقِنُونَ kesin olarak inanan yūqinūna
kesin olarak inanan
٤ (4)
(4)
Ey insanlar! Sizin yaratılmanızda ve canlıların yeryüzünde yayılmasında, kesin olarak inanan kimseler için ibretler vardır.
45:5
وَٱخْتِلَـٰفِ ve değişmesinde wa-ikh'tilāfi
ve değişmesinde
ٱلَّيْلِ gecenin al-layli
gecenin
وَٱلنَّهَارِ ve gündüzün wal-nahāri
ve gündüzün
وَمَآ ve wamā
ve
أَنزَلَ indirmesinde anzala
indirmesinde
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
مِنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky
مِن (sebebi) min
(sebebi)
رِّزْقٍۢ rızık riz'qin
rızık
فَأَحْيَا ve diriltmesinde fa-aḥyā
ve diriltmesinde
بِهِ onunla bihi
onunla
ٱلْأَرْضَ yeri l-arḍa
yeri
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
مَوْتِهَا ölümünden mawtihā
ölümünden
وَتَصْرِيفِ ve estirmesinde wataṣrīfi
ve estirmesinde
ٱلرِّيَـٰحِ rüzgarları l-riyāḥi
rüzgarları
ءَايَـٰتٌۭ ibretler vardır āyātun
ibretler vardır
لِّقَوْمٍۢ bir toplum için liqawmin
bir toplum için
يَعْقِلُونَ düşünen yaʿqilūna
düşünen
٥ (5)
(5)
Gece ile gündüzün birbiri ardından gelmesinde, gökten, Allah'ın rızık vermek için yağmur indirip, yeri onunla, ölümünden sonra diriltmesinde, rüzgarları yönetmesinde, akleden kimseler için dersler vardır.
45:6
تِلْكَ işte şunlar til'ka
işte şunlar
ءَايَـٰتُ ayetleridir āyātu
ayetleridir
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
نَتْلُوهَا onları okuyoruz natlūhā
onları okuyoruz
عَلَيْكَ sana ʿalayka
sana
بِٱلْحَقِّ ۖ gerçek ile bil-ḥaqi
gerçek ile
فَبِأَىِّ hangi fabi-ayyi
hangi
حَدِيثٍۭ söze ḥadīthin
söze
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
وَءَايَـٰتِهِۦ ve O'nun ayetlerinden waāyātihi
ve O'nun ayetlerinden
يُؤْمِنُونَ inanacaklar yu'minūna
inanacaklar
٦ (6)
(6)
İşte sana gerçek olarak anlattığımız bunlar, Allah'ın varlığının delilleridir. Artık Allah'tan ve O'nun delillerinden sonra hangi söze inanırlar?
45:7
وَيْلٌۭ yuh olsun waylun
yuh olsun
لِّكُلِّ her likulli
her
أَفَّاكٍ yalancı affākin
yalancı
أَثِيمٍۢ günah yüklü kimseye athīmin
günah yüklü kimseye
٧ (7)
(7)
Kendine okunan Allah'ın ayetlerini dinleyip, sonra, onları hiç duymamış gibi büyüklük taslamakta direnen, yalancı ve günahkar kişinin vay haline! Ona can yakıcı bir azap müjdele.
45:8
يَسْمَعُ o işitir yasmaʿu
o işitir
ءَايَـٰتِ ayetlerinin āyāti
ayetlerinin
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
تُتْلَىٰ okunduğunu tut'lā
okunduğunu
عَلَيْهِ kendisine ʿalayhi
kendisine
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يُصِرُّ direnir yuṣirru
direnir
مُسْتَكْبِرًۭا büyüklük taslar mus'takbiran
büyüklük taslar
كَأَن sanki ka-an
sanki
لَّمْ hiç onları işitmemiş lam
hiç onları işitmemiş
يَسْمَعْهَا ۖ he heard them yasmaʿhā
he heard them
فَبَشِّرْهُ onu müjdele fabashir'hu
onu müjdele
بِعَذَابٍ bir azab ile biʿadhābin
bir azab ile
أَلِيمٍۢ acı alīmin
acı
٨ (8)
(8)
Kendine okunan Allah'ın ayetlerini dinleyip, sonra, onları hiç duymamış gibi büyüklük taslamakta direnen, yalancı ve günahkar kişinin vay haline! Ona can yakıcı bir azap müjdele.
45:9
وَإِذَا zaman wa-idhā
zaman
عَلِمَ öğrendiği ʿalima
öğrendiği
مِنْ bizim ayetlerimizden min
bizim ayetlerimizden
ءَايَـٰتِنَا Our Verses āyātinā
Our Verses
شَيْـًٔا bir şey shayan
bir şey
ٱتَّخَذَهَا onu edinir ittakhadhahā
onu edinir
هُزُوًا ۚ alay konusu huzuwan
alay konusu
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte
لَهُمْ öyleleri için vardır lahum
öyleleri için vardır
عَذَابٌۭ bir azab ʿadhābun
bir azab
مُّهِينٌۭ alçaltıcı muhīnun
alçaltıcı
٩ (9)
(9)
Ayetlerimizden bir şey öğrendiğinde onu alaya alır. İşte bunlara alçaltıcı bir azap ve ardından da cehennem vardır. Kazandıkları şeyler de, Allah'ı bırakıp edindikleri dostlar da onlara bir fayda vermez. Büyük azap onlaradır.
45:10
مِّن ötelerinden de min
ötelerinden de
وَرَآئِهِمْ Before them warāihim
Before them
جَهَنَّمُ ۖ cehennem jahannamu
cehennem
وَلَا ve walā
ve
يُغْنِى bir yarar sağlamaz yugh'nī
bir yarar sağlamaz
عَنْهُم kendilerine ʿanhum
kendilerine
مَّا kazandıkları
kazandıkları
كَسَبُوا۟ they had earned kasabū
they had earned
شَيْـًۭٔا şeyler shayan
şeyler
وَلَا ve (sağlamaz) walā
ve (sağlamaz)
مَا şeyler
şeyler
ٱتَّخَذُوا۟ edindikleri ittakhadhū
edindikleri
مِن başka min
başka
دُونِ besides dūni
besides
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
أَوْلِيَآءَ ۖ veliler awliyāa
veliler
وَلَهُمْ ve onlar için vardır walahum
ve onlar için vardır
عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab
عَظِيمٌ büyük ʿaẓīmun
büyük
١٠ (10)
(10)
Ayetlerimizden bir şey öğrendiğinde onu alaya alır. İşte bunlara alçaltıcı bir azap ve ardından da cehennem vardır. Kazandıkları şeyler de, Allah'ı bırakıp edindikleri dostlar da onlara bir fayda vermez. Büyük azap onlaradır.
45:11
هَـٰذَا işte budur hādhā
işte budur
هُدًۭى ۖ yol gösterici hudan
yol gösterici
وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini biāyāti
ayetlerini
رَبِّهِمْ Rablerinin rabbihim
Rablerinin
لَهُمْ onlar için vardır lahum
onlar için vardır
عَذَابٌۭ bir azab ʿadhābun
bir azab
مِّن çok çetin min
çok çetin
رِّجْزٍ filth rij'zin
filth
أَلِيمٌ incitici alīmun
incitici
١١ (11)
(11)
İşte bu Kuran doğruluk rehberidir. Rablerinin ayetlerini inkar edenlere, onlara, tiksindiren, can yakan bir azap vardır.
45:12
۞ ٱللَّهُ Allah'tır al-lahu
Allah'tır
ٱلَّذِى O ki alladhī
O ki
سَخَّرَ boyun eğdirdi sakhara
boyun eğdirdi
لَكُمُ size lakumu
size
ٱلْبَحْرَ denizi l-baḥra
denizi
لِتَجْرِىَ akıp gitsin diye litajriya
akıp gitsin diye
ٱلْفُلْكُ gemiler l-ful'ku
gemiler
فِيهِ onun içinde fīhi
onun içinde
بِأَمْرِهِۦ buyruğuyla bi-amrihi
buyruğuyla
وَلِتَبْتَغُوا۟ ve payınızı arayasınız diye walitabtaghū
ve payınızı arayasınız diye
مِن O'nun lutfundan min
O'nun lutfundan
فَضْلِهِۦ His Bounty faḍlihi
His Bounty
وَلَعَلَّكُمْ ve umulur ki walaʿallakum
ve umulur ki
تَشْكُرُونَ şükredersiniz tashkurūna
şükredersiniz
١٢ (12)
(12)
Emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri, lütfedip verdiği rızkı aramanız için denizi buyruğunuz altına veren Allah'tır, belki artık şükredersiniz.
45:13
وَسَخَّرَ ve boyun eğdirdi wasakhara
ve boyun eğdirdi
لَكُم size lakum
size
مَّا bulunan şeyleri
bulunan şeyleri
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَمَا ve bulunan şeyleri wamā
ve bulunan şeyleri
فِى yerde
yerde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
جَمِيعًۭا hepsini jamīʿan
hepsini
مِّنْهُ ۚ kendisinden min'hu
kendisinden
إِنَّ elbette inna
elbette
فِى vardır
vardır
ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda
لَـَٔايَـٰتٍۢ ibretler laāyātin
ibretler
لِّقَوْمٍۢ bir toplum için liqawmin
bir toplum için
يَتَفَكَّرُونَ düşünen yatafakkarūna
düşünen
١٣ (13)
(13)
Göklerde olanları, yerde olanları, hepsini sizin buyruğunuz altına vermiştir. Doğrusu bunlarda, düşünen kimseler için dersler vardır.
45:14
قُل söyle qul
söyle
لِّلَّذِينَ kimselere lilladhīna
kimselere
ءَامَنُوا۟ inanan(lara) āmanū
inanan(lara)
يَغْفِرُوا۟ affetsinler yaghfirū
affetsinler
لِلَّذِينَ kimseleri lilladhīna
kimseleri
لَا ummayan(ları)
ummayan(ları)
يَرْجُونَ hope yarjūna
hope
أَيَّامَ günlerini ayyāma
günlerini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
لِيَجْزِىَ cezalandırması için liyajziya
cezalandırması için
قَوْمًۢا bir toplumu qawman
bir toplumu
بِمَا sebebiyle bimā
sebebiyle
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
يَكْسِبُونَ yapıyorlar yaksibūna
yapıyorlar
١٤ (14)
(14)
İnanmışlara de ki: Allah'ın bir milleti yaptıklarına karşılık cezalandıracağı günlerin geleceğini ummayanları şimdilik bağışlasınlar.
45:15
مَنْ kim man
kim
عَمِلَ yaparsa ʿamila
yaparsa
صَـٰلِحًۭا iyi bir iş ṣāliḥan
iyi bir iş
فَلِنَفْسِهِۦ ۖ yararı kendisinedir falinafsihi
yararı kendisinedir
وَمَنْ ve kim waman
ve kim
أَسَآءَ kötülük yaparsa asāa
kötülük yaparsa
فَعَلَيْهَا ۖ zararı kendisinedir faʿalayhā
zararı kendisinedir
ثُمَّ sonunda thumma
sonunda
إِلَىٰ Rabbinize ilā
Rabbinize
رَبِّكُمْ your Lord rabbikum
your Lord
تُرْجَعُونَ döndürüleceksiniz tur'jaʿūna
döndürüleceksiniz
١٥ (15)
(15)
Kim yararlı iş işlerse kendinedir; kim kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Sonra Rabbinize döndürülürsünüz.
45:16
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
ءَاتَيْنَا biz verdik ātaynā
biz verdik
بَنِىٓ oğullarına banī
oğullarına
إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail
ٱلْكِتَـٰبَ Kitap l-kitāba
Kitap
وَٱلْحُكْمَ ve hüküm wal-ḥuk'ma
ve hüküm
وَٱلنُّبُوَّةَ ve peygamberlik wal-nubuwata
ve peygamberlik
وَرَزَقْنَـٰهُم ve onları besledik warazaqnāhum
ve onları besledik
مِّنَ güzel rızıklarla mina
güzel rızıklarla
ٱلطَّيِّبَـٰتِ the good things l-ṭayibāti
the good things
وَفَضَّلْنَـٰهُمْ ve onları üstün kıldık wafaḍḍalnāhum
ve onları üstün kıldık
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemler l-ʿālamīna
alemler
١٦ (16)
(16)
And olsun ki Biz, İsrailoğullarına Kitap, hüküm ve peygamberlik verdik; onları temiz şeylerle rızıklandırdık; onları dünyalara üstün kıldık.
45:17
وَءَاتَيْنَـٰهُم ve onlara verdik waātaynāhum
ve onlara verdik
بَيِّنَـٰتٍۢ açık deliller bayyinātin
açık deliller
مِّنَ bu işde mina
bu işde
ٱلْأَمْرِ ۖ the matter l-amri
the matter
فَمَا onlar ayrılığa düşmediler famā
onlar ayrılığa düşmediler
ٱخْتَلَفُوٓا۟ they differed ikh'talafū
they differed
إِلَّا sadece (yüzünden) illā
sadece (yüzünden)
مِنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
مَا kendilerine geldikten
kendilerine geldikten
جَآءَهُمُ came to them jāahumu
came to them
ٱلْعِلْمُ bilgi l-ʿil'mu
bilgi
بَغْيًۢا çekememezlik baghyan
çekememezlik
بَيْنَهُمْ ۚ aralarındaki baynahum
aralarındaki
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin
يَقْضِى hüküm verecektir yaqḍī
hüküm verecektir
بَيْنَهُمْ onlar arasında baynahum
onlar arasında
يَوْمَ günü yawma
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
فِيمَا şeylerde fīmā
şeylerde
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
فِيهِ onda fīhi
onda
يَخْتَلِفُونَ ayrılığa düşüyor(lar) yakhtalifūna
ayrılığa düşüyor(lar)
١٧ (17)
(17)
Din konusunda, onlara belgeler verdik; ancak, kendilerine ilim geldikten sonra birbirini çekememezlikten ayrılığa düştüler. Rabbin kıyamet günü, ayrılığa düştükleri şeyler hakkında şüphesiz aralarında hükmedecektir.
45:18
ثُمَّ sonra thumma
sonra
جَعَلْنَـٰكَ seni koyduk jaʿalnāka
seni koyduk
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
شَرِيعَةٍۢ bir şeriat sharīʿatin
bir şeriat
مِّنَ emrimizden mina
emrimizden
ٱلْأَمْرِ the matter l-amri
the matter
فَٱتَّبِعْهَا sen ona uy fa-ittabiʿ'hā
sen ona uy
وَلَا ve walā
ve
تَتَّبِعْ uyma tattabiʿ
uyma
أَهْوَآءَ keyiflerine ahwāa
keyiflerine
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
لَا bilmeyen(lerin)
bilmeyen(lerin)
يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know
١٨ (18)
(18)
Sonra seni de din konusunda bir şeriat sahibi kıldık, ona uy; bilmeyenlerin heveslerine uyma.
45:19
إِنَّهُمْ çünkü onlar innahum
çünkü onlar
لَن asla lan
asla
يُغْنُوا۟ savamazlar yugh'nū
savamazlar
عَنكَ senden ʿanka
senden
مِنَ Allahtan mina
Allahtan
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
شَيْـًۭٔا ۚ hiçbir şeyi shayan
hiçbir şeyi
وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz
ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimler l-ẓālimīna
zalimler
بَعْضُهُمْ bir kısmı baʿḍuhum
bir kısmı
أَوْلِيَآءُ velisidirler awliyāu
velisidirler
بَعْضٍۢ ۖ diğerinin baʿḍin
diğerinin
وَٱللَّهُ Allah ise wal-lahu
Allah ise
وَلِىُّ velisidir waliyyu
velisidir
ٱلْمُتَّقِينَ muttakilerin l-mutaqīna
muttakilerin
١٩ (19)
(19)
Şüphesiz onlar, seni Allah'tan müstağni kılamazlar. Doğrusu zalimler birbirlerinin dostudurlar. Sakınanların dostu ise Allah'tır.
45:20
هَـٰذَا bu (Kur'an) hādhā
bu (Kur'an)
بَصَـٰٓئِرُ kanıtlar(sunmakta)dır baṣāiru
kanıtlar(sunmakta)dır
لِلنَّاسِ insanlara lilnnāsi
insanlara
وَهُدًۭى ve yol göstericidir wahudan
ve yol göstericidir
وَرَحْمَةٌۭ ve rahmettir waraḥmatun
ve rahmettir
لِّقَوْمٍۢ kavimler için liqawmin
kavimler için
يُوقِنُونَ kesin olarak inanan yūqinūna
kesin olarak inanan
٢٠ (20)
(20)
Bu Kuran, insanlar için açık belgeler; kesin olarak inanan millet için doğruluk rehberi ve rahmettir.
45:21
أَمْ yoksa am
yoksa
حَسِبَ sandılar (mı ki?) ḥasiba
sandılar (mı ki?)
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ٱجْتَرَحُوا۟ işleyen ij'taraḥū
işleyen
ٱلسَّيِّـَٔاتِ kötülükleri l-sayiāti
kötülükleri
أَن onları yapacağımızı an
onları yapacağımızı
نَّجْعَلَهُمْ We will make them najʿalahum
We will make them
كَٱلَّذِينَ kimseler gibi ka-alladhīna
kimseler gibi
ءَامَنُوا۟ inanan āmanū
inanan
وَعَمِلُوا۟ ve yapan waʿamilū
ve yapan
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi ameller l-ṣāliḥāti
iyi ameller
سَوَآءًۭ bir olacak (öyle mi?) sawāan
bir olacak (öyle mi?)
مَّحْيَاهُمْ yaşamaları maḥyāhum
yaşamaları
وَمَمَاتُهُمْ ۚ ve ölümleri wamamātuhum
ve ölümleri
سَآءَ ne kötü sāa
ne kötü
مَا hüküm veriyorlar
hüküm veriyorlar
يَحْكُمُونَ they judge yaḥkumūna
they judge
٢١ (21)
(21)
Yoksa, kötülük işleyen kimseler, ölümlerinde ve diriliklerinde kendilerini, inanıp yararlı iş işleyen kimseler ile bir mi tutacağımızı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar!
45:22
وَخَلَقَ ve yaratmıştır wakhalaqa
ve yaratmıştır
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri
وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri
بِٱلْحَقِّ gerçek olarak bil-ḥaqi
gerçek olarak
وَلِتُجْزَىٰ cezalandırılsın diye walituj'zā
cezalandırılsın diye
كُلُّ her kullu
her
نَفْسٍۭ can nafsin
can
بِمَا şey ile bimā
şey ile
كَسَبَتْ kazandığı kasabat
kazandığı
وَهُمْ ve onlara wahum
ve onlara
لَا asla
asla
يُظْلَمُونَ haksızlık edilmesin yuẓ'lamūna
haksızlık edilmesin
٢٢ (22)
(22)
Allah gökleri ve yeri gerçekle yaratmıştır; her cana, kazandığının karşılığı verilir, onlara zulmedilmez.
45:23
أَفَرَءَيْتَ gördün mü? afara-ayta
gördün mü?
مَنِ kimseyi mani
kimseyi
ٱتَّخَذَ edinen ittakhadha
edinen
إِلَـٰهَهُۥ tanrı ilāhahu
tanrı
هَوَىٰهُ keyfini hawāhu
keyfini
وَأَضَلَّهُ ve saptırdığı wa-aḍallahu
ve saptırdığı
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
عَلَىٰ bir bilgiye göre ʿalā
bir bilgiye göre
عِلْمٍۢ knowingly ʿil'min
knowingly
وَخَتَمَ ve mühürlediği wakhatama
ve mühürlediği
عَلَىٰ üzerini ʿalā
üzerini
سَمْعِهِۦ kulağının samʿihi
kulağının
وَقَلْبِهِۦ ve kalbini waqalbihi
ve kalbini
وَجَعَلَ ve çektiği wajaʿala
ve çektiği
عَلَىٰ üstüne ʿalā
üstüne
بَصَرِهِۦ gözünün baṣarihi
gözünün
غِشَـٰوَةًۭ perde ghishāwatan
perde
فَمَن şimdi kim? faman
şimdi kim?
يَهْدِيهِ ona doğru yolu gösterecek yahdīhi
ona doğru yolu gösterecek
مِنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
ٱللَّهِ ۚ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
أَفَلَا düşünmüyor musunuz? afalā
düşünmüyor musunuz?
تَذَكَّرُونَ you receive admonition tadhakkarūna
you receive admonition
٢٣ (23)
(23)
Heva ve hevesini tanrı edinen, bilgisi olduğu halde Allah'ın şaşırttığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünü perdelediği kimseyi gördün mü? Onu Allah'tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Ey insanlar! Anlamaz mısınız?
45:24
وَقَالُوا۟ ve dediler ki waqālū
ve dediler ki
مَا yoktur
yoktur
هِىَ başka bir şey hiya
başka bir şey
إِلَّا (is) but illā
(is) but
حَيَاتُنَا hayatımızdan ḥayātunā
hayatımızdan
ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya
نَمُوتُ ölürüz namūtu
ölürüz
وَنَحْيَا ve yaşarız wanaḥyā
ve yaşarız
وَمَا ve wamā
ve
يُهْلِكُنَآ bizi helak etmiyor yuh'likunā
bizi helak etmiyor
إِلَّا başkası illā
başkası
ٱلدَّهْرُ ۚ zamandan l-dahru
zamandan
وَمَا fakat yoktur wamā
fakat yoktur
لَهُم onların lahum
onların
بِذَٰلِكَ bu hususta bidhālika
bu hususta
مِنْ hiçbir min
hiçbir
عِلْمٍ ۖ bilgileri ʿil'min
bilgileri
إِنْ (hayır) in
(hayır)
هُمْ onlar hum
onlar
إِلَّا sadece illā
sadece
يَظُنُّونَ zannediyorlar yaẓunnūna
zannediyorlar
٢٤ (24)
(24)
"Hayat, ancak bu dünyadaki hayatımızdır. Ölürüz ve yaşarız; bizi ancak zamanın geçişi yokluğa sürükler" derler. Onların bu hususta bir bilgisi yoktur, sadece böyle sanırlar.
45:25
وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman
تُتْلَىٰ okunduğu tut'lā
okunduğu
عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara
ءَايَـٰتُنَا ayetlerimiz āyātunā
ayetlerimiz
بَيِّنَـٰتٍۢ açık açık bayyinātin
açık açık
مَّا olmamıştır
olmamıştır
كَانَ is kāna
is
حُجَّتَهُمْ bir delilleri ḥujjatahum
bir delilleri
إِلَّآ başka illā
başka
أَن demelerinden an
demelerinden
قَالُوا۟ they say qālū
they say
ٱئْتُوا۟ getirin i'tū
getirin
بِـَٔابَآئِنَآ babalarımızı biābāinā
babalarımızı
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz
صَـٰدِقِينَ doğrular(dan) ṣādiqīna
doğrular(dan)
٢٥ (25)
(25)
Ayetlerimiz onlara açıkça okunduğu zaman, delilleri yalnızca: "Doğru sözlü iseniz babalarımızı getirin bakalım" demek olur.
45:26
قُلِ de ki quli
de ki
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
يُحْيِيكُمْ sizi yaşatıyor yuḥ'yīkum
sizi yaşatıyor
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يُمِيتُكُمْ sizi öldürüyor yumītukum
sizi öldürüyor
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يَجْمَعُكُمْ sizi toplayıp getirecektir yajmaʿukum
sizi toplayıp getirecektir
إِلَىٰ gününe ilā
gününe
يَوْمِ (the) Day yawmi
(the) Day
ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
لَا asla
asla
رَيْبَ şüphe yoktur rayba
şüphe yoktur
فِيهِ bunda fīhi
bunda
وَلَـٰكِنَّ ama walākinna
ama
أَكْثَرَ çoğu akthara
çoğu
ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların
لَا bilmezler
bilmezler
يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know
٢٦ (26)
(26)
De ki: "Sizi Allah diriltir, sonra öldürür, sonra sizi şüphe götürmeyen kıyamet gününde toplar. Ama insanların çoğu bilmezler."
45:27
وَلِلَّهِ Allah'ındır walillahi
Allah'ındır
مُلْكُ mülkü mul'ku
mülkü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yerin wal-arḍi
ve yerin
وَيَوْمَ ve gün wayawma
ve gün
تَقُومُ başladığı taqūmu
başladığı
ٱلسَّاعَةُ sa'at l-sāʿatu
sa'at
يَوْمَئِذٍۢ işte o gün yawma-idhin
işte o gün
يَخْسَرُ hüsrana uğrayacaktır yakhsaru
hüsrana uğrayacaktır
ٱلْمُبْطِلُونَ iptalciler l-mub'ṭilūna
iptalciler
٢٧ (27)
(27)
Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Kıyamet kopacağı gün, işte o gün, batıl sözlere uymuş olanlar hüsranda kalırlar.
45:28
وَتَرَىٰ ve görürsün watarā
ve görürsün
كُلَّ her kulla
her
أُمَّةٍۢ ümmeti ummatin
ümmeti
جَاثِيَةًۭ ۚ toplanmış jāthiyatan
toplanmış
كُلُّ her kullu
her
أُمَّةٍۢ ümmet ummatin
ümmet
تُدْعَىٰٓ çağırılır tud'ʿā
çağırılır
إِلَىٰ kendi Kitabına ilā
kendi Kitabına
كِتَـٰبِهَا its record kitābihā
its record
ٱلْيَوْمَ bugün l-yawma
bugün
تُجْزَوْنَ cezalandırılacaksınız tuj'zawna
cezalandırılacaksınız
مَا şeylerle
şeylerle
كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz
تَعْمَلُونَ yapıyor(lar) taʿmalūna
yapıyor(lar)
٢٨ (28)
(28)
Her ümmeti diz üstü çökmüş olarak görürsün. Her ümmet kitabına çağrılır. Onlara denir ki: "Bugün, size işlediğinizin karşılığı verilecektir."
45:29
هَـٰذَا işte hādhā
işte
كِتَـٰبُنَا Kitabımız kitābunā
Kitabımız
يَنطِقُ söylüyor yanṭiqu
söylüyor
عَلَيْكُم aleyhinize ʿalaykum
aleyhinize
بِٱلْحَقِّ ۚ gerçeği bil-ḥaqi
gerçeği
إِنَّا çünkü biz innā
çünkü biz
كُنَّا idik kunnā
idik
نَسْتَنسِخُ yazıyor nastansikhu
yazıyor
مَا şeyleri
şeyleri
كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz
تَعْمَلُونَ yapıyor(lar) taʿmalūna
yapıyor(lar)
٢٩ (29)
(29)
"Bu kitabımız gerçekten sizin aleyhinize konuşur. Biz yaptıklarınızı şüphesiz bir bir kaydediyorduk."
45:30
فَأَمَّا gelince fa-ammā
gelince
ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere
ءَامَنُوا۟ inanan(lara) āmanū
inanan(lara)
وَعَمِلُوا۟ ve yapanlara waʿamilū
ve yapanlara
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler
فَيُدْخِلُهُمْ onları sokar fayud'khiluhum
onları sokar
رَبُّهُمْ Rableri rabbuhum
Rableri
فِى rahmetine
rahmetine
رَحْمَتِهِۦ ۚ His mercy raḥmatihi
His mercy
ذَٰلِكَ işte dhālika
işte
هُوَ budur huwa
budur
ٱلْفَوْزُ başarı l-fawzu
başarı
ٱلْمُبِينُ apaçık l-mubīnu
apaçık
٣٠ (30)
(30)
İnanıp, yararlı iş işleyenlere gelince, Rableri onları rahmetine garkeder. İşte bu, apaçık kurtuluştur.
45:31
وَأَمَّا ama gelince wa-ammā
ama gelince
ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere
كَفَرُوٓا۟ inkar eden(lere) kafarū
inkar eden(lere)
أَفَلَمْ değil mi? afalam
değil mi?
تَكُنْ Then were not takun
Then were not
ءَايَـٰتِى ayetlerim āyātī
ayetlerim
تُتْلَىٰ okunurdu tut'lā
okunurdu
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
فَٱسْتَكْبَرْتُمْ fakat siz büyüklük tasladınız fa-is'takbartum
fakat siz büyüklük tasladınız
وَكُنتُمْ ve oldunuz wakuntum
ve oldunuz
قَوْمًۭا bir toplum qawman
bir toplum
مُّجْرِمِينَ suçlulardan muj'rimīna
suçlulardan
٣١ (31)
(31)
Ama, inkar eden kimselere denir ki: "Ayetlerim size okunmuş, siz de büyüklenip suçlu bir millet olmuştunuz değil mi?"
45:32
وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman
قِيلَ dendiği qīla
dendiği
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
وَعْدَ va'di waʿda
va'di
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
حَقٌّۭ gerçektir ḥaqqun
gerçektir
وَٱلسَّاعَةُ ve sa'atte wal-sāʿatu
ve sa'atte
لَا yoktur
yoktur
رَيْبَ şüphe rayba
şüphe
فِيهَا onda fīhā
onda
قُلْتُم demiştiniz qul'tum
demiştiniz
مَّا bilmiyoruz
bilmiyoruz
نَدْرِى we know nadrī
we know
مَا nedir
nedir
ٱلسَّاعَةُ Sa'at l-sāʿatu
Sa'at
إِن (hayır) in
(hayır)
نَّظُنُّ sanıyoruz ki naẓunnu
sanıyoruz ki
إِلَّا sadece illā
sadece
ظَنًّۭا bir kuruntudur ẓannan
bir kuruntudur
وَمَا ve değiliz wamā
ve değiliz
نَحْنُ biz naḥnu
biz
بِمُسْتَيْقِنِينَ inananlardan bimus'tayqinīna
inananlardan
٣٢ (32)
(32)
"Doğrusu Allah'ın verdiği söz gerçektir, kıyamet saati şüphe götürmez" dendiği zaman: "Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz, yalnız yoktur sanıyoruz, buna dair kesin bir bilgi elde etmiş değiliz" derdiniz.
45:33
وَبَدَا ve göründü wabadā
ve göründü
لَهُمْ onlara lahum
onlara
سَيِّـَٔاتُ kötülükleri sayyiātu
kötülükleri
مَا şeylerin
şeylerin
عَمِلُوا۟ yaptıkları ʿamilū
yaptıkları
وَحَاقَ ve kuşattı waḥāqa
ve kuşattı
بِهِم onları bihim
onları
مَّا şey
şey
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
بِهِۦ onunla bihi
onunla
يَسْتَهْزِءُونَ alay ediyor(lar) yastahziūna
alay ediyor(lar)
٣٣ (33)
(33)
İşledikleri kötülükler kendilerine belli oldu ve onları, alaya aldıkları şeyler kuşatıp mahvetti.
45:34
وَقِيلَ ve denildi waqīla
ve denildi
ٱلْيَوْمَ bugün l-yawma
bugün
نَنسَىٰكُمْ sizi unuttuk nansākum
sizi unuttuk
كَمَا gibi kamā
gibi
نَسِيتُمْ unuttuğunuz nasītum
unuttuğunuz
لِقَآءَ karşılaşmayı liqāa
karşılaşmayı
يَوْمِكُمْ gününüzle yawmikum
gününüzle
هَـٰذَا bu hādhā
bu
وَمَأْوَىٰكُمُ ve yeriniz wamawākumu
ve yeriniz
ٱلنَّارُ ateştir l-nāru
ateştir
وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur
لَكُم sizin için lakum
sizin için
مِّن hiçbir min
hiçbir
نَّـٰصِرِينَ yardımcınız nāṣirīna
yardımcınız
٣٤ (34)
(34)
Onlara denir ki: "Bugüne kavuşacağınızı unuttuğunuz gibi Biz de sizi unuttuk; varacağınız yer ateştir, yardımcılarınız da yoktur."
45:35
ذَٰلِكُم böyledir dhālikum
böyledir
بِأَنَّكُمُ çünkü siz bi-annakumu
çünkü siz
ٱتَّخَذْتُمْ edindiniz ittakhadhtum
edindiniz
ءَايَـٰتِ ayetlerini āyāti
ayetlerini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
هُزُوًۭا eğlence huzuwan
eğlence
وَغَرَّتْكُمُ ve sizi aldattı wagharratkumu
ve sizi aldattı
ٱلْحَيَوٰةُ hayatı l-ḥayatu
hayatı
ٱلدُّنْيَا ۚ dünya l-dun'yā
dünya
فَٱلْيَوْمَ artık bugün fal-yawma
artık bugün
لَا onlar çıkarılmazlar
onlar çıkarılmazlar
يُخْرَجُونَ they will be brought forth yukh'rajūna
they will be brought forth
مِنْهَا ondan (ateşten) min'hā
ondan (ateşten)
وَلَا ve olmaz walā
ve olmaz
هُمْ onlar hum
onlar
يُسْتَعْتَبُونَ mazeret istenenlerden yus'taʿtabūna
mazeret istenenlerden
٣٥ (35)
(35)
"Bu, Allah'ın ayetlerini alaya almanızdan ve dünya hayatının sizi aldatmış olmasından ötürüdür." O gün, ne oradan çıkarılırlar ve ne de özürleri dinlenir.
45:36
فَلِلَّهِ Allah'a mahsustur falillahi
Allah'a mahsustur
ٱلْحَمْدُ hamd l-ḥamdu
hamd
رَبِّ Rabbi rabbi
Rabbi
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin
وَرَبِّ ve Rabbi warabbi
ve Rabbi
ٱلْأَرْضِ yerin l-arḍi
yerin
رَبِّ Rabbi rabbi
Rabbi
ٱلْعَـٰلَمِينَ bütün alemlerin l-ʿālamīna
bütün alemlerin
٣٦ (36)
(36)
Övülmek, göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve alemlerin Rabbi olan Allah içindir.
45:37
وَلَهُ yalnız O'na aittir walahu
yalnız O'na aittir
ٱلْكِبْرِيَآءُ ululuk l-kib'riyāu
ululuk
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ۖ ve yerde wal-arḍi
ve yerde
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
ٱلْعَزِيزُ azizdir l-ʿazīzu
azizdir
ٱلْحَكِيمُ hakimdir l-ḥakīmu
hakimdir
٣٧ (37)
(37)
Göklerde ve yerde azamet O'nundur, O, güçlüdür, Hakim'dir.