44

Duhan

Mekki 59 Ayet Cüz 25
الدخان
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
44:1
حمٓ Hâ Mîm hha-meem
Hâ Mîm
١ (1)
(1)
Ha, Mim.
44:2
وَٱلْكِتَـٰبِ Kitaba andolsun ki wal-kitābi
Kitaba andolsun ki
ٱلْمُبِينِ apaçık l-mubīni
apaçık
٢ (2)
(2)
Apaçık olan Kitap'a and olsun ki, Biz onu, kutlu bir gecede indirdik. Doğrusu Biz, insanları uyarmaktayız.
44:3
إِنَّآ elbette biz innā
elbette biz
أَنزَلْنَـٰهُ onu indirdik anzalnāhu
onu indirdik
فِى bir gecede
bir gecede
لَيْلَةٍۢ a Night laylatin
a Night
مُّبَـٰرَكَةٍ ۚ mübarek mubārakatin
mübarek
إِنَّا çünkü biz innā
çünkü biz
كُنَّا biz kunnā
biz
مُنذِرِينَ uyarıcıyız mundhirīna
uyarıcıyız
٣ (3)
(3)
Apaçık olan Kitap'a and olsun ki, Biz onu, kutlu bir gecede indirdik. Doğrusu Biz, insanları uyarmaktayız.
44:4
فِيهَا onda (o gecede) fīhā
onda (o gecede)
يُفْرَقُ ayırdedilir yuf'raqu
ayırdedilir
كُلُّ her kullu
her
أَمْرٍ emir amrin
emir
حَكِيمٍ hikmetli ḥakīmin
hikmetli
٤ (4)
(4)
Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.
44:5
أَمْرًۭا emir amran
emir
مِّنْ katımızdan olan min
katımızdan olan
عِندِنَآ ۚ Us ʿindinā
Us
إِنَّا çünkü biz innā
çünkü biz
كُنَّا biz kunnā
biz
مُرْسِلِينَ elçi göndericiyiz mur'silīna
elçi göndericiyiz
٥ (5)
(5)
Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.
44:6
رَحْمَةًۭ rahmet olarak raḥmatan
rahmet olarak
مِّن Rabbinden min
Rabbinden
رَّبِّكَ ۚ your Lord rabbika
your Lord
إِنَّهُۥ doğrusu O innahu
doğrusu O
هُوَ O huwa
O
ٱلسَّمِيعُ işitendir l-samīʿu
işitendir
ٱلْعَلِيمُ bilendir l-ʿalīmu
bilendir
٦ (6)
(6)
Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.
44:7
رَبِّ Rabbidir rabbi
Rabbidir
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin
وَمَا ve bulunanların wamā
ve bulunanların
بَيْنَهُمَآ ۖ ikisi arasında baynahumā
ikisi arasında
إِن eğer in
eğer
كُنتُم iseniz kuntum
iseniz
مُّوقِنِينَ kesin olarak inanıyor mūqinīna
kesin olarak inanıyor
٧ (7)
(7)
Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.
44:8
لَآ yoktur
yoktur
إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı
إِلَّا başka illā
başka
هُوَ O'ndan huwa
O'ndan
يُحْىِۦ yaşatır yuḥ'yī
yaşatır
وَيُمِيتُ ۖ ve öldürür wayumītu
ve öldürür
رَبُّكُمْ sizin de Rabbinizdir rabbukum
sizin de Rabbinizdir
وَرَبُّ ve Rabbidir warabbu
ve Rabbidir
ءَابَآئِكُمُ atalarınızın ābāikumu
atalarınızın
ٱلْأَوَّلِينَ önceki l-awalīna
önceki
٨ (8)
(8)
O'ndan başka tanrı yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz önceki atalarınızın da Rabbidir.
44:9
بَلْ ama bal
ama
هُمْ onlar hum
onlar
فِى içinde
içinde
شَكٍّۢ şüphe shakkin
şüphe
يَلْعَبُونَ oynuyorlar yalʿabūna
oynuyorlar
٩ (9)
(9)
Ama inkarcılar, dirilmekten şüphededirler, bunu eğlenceye alırlar.
44:10
فَٱرْتَقِبْ o halde gözetle fa-ir'taqib
o halde gözetle
يَوْمَ günü yawma
günü
تَأْتِى getireceği tatī
getireceği
ٱلسَّمَآءُ göğün l-samāu
göğün
بِدُخَانٍۢ bir duman bidukhānin
bir duman
مُّبِينٍۢ açık mubīnin
açık
١٠ (10)
(10)
Göğün, insanları bürüyecek ve gözle görülecek bir duman çıkaracağı günü bekle; bu, can yakan bir azabdır.
44:11
يَغْشَى sarar yaghshā
sarar
ٱلنَّاسَ ۖ insanları l-nāsa
insanları
هَـٰذَا bu hādhā
bu
عَذَابٌ bir azabdır ʿadhābun
bir azabdır
أَلِيمٌۭ acı alīmun
acı
١١ (11)
(11)
Göğün, insanları bürüyecek ve gözle görülecek bir duman çıkaracağı günü bekle; bu, can yakan bir azabdır.
44:12
رَّبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
ٱكْشِفْ kaldır ik'shif
kaldır
عَنَّا bizden ʿannā
bizden
ٱلْعَذَابَ azabı l-ʿadhāba
azabı
إِنَّا çünkü biz innā
çünkü biz
مُؤْمِنُونَ inanıyoruz mu'minūna
inanıyoruz
١٢ (12)
(12)
İnsanlar: "Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır; doğrusu artık biz inananlarız" derler.
44:13
أَنَّىٰ ne kadar uzak annā
ne kadar uzak
لَهُمُ onlar için lahumu
onlar için
ٱلذِّكْرَىٰ öğüt almak l-dhik'rā
öğüt almak
وَقَدْ oysa elbette waqad
oysa elbette
جَآءَهُمْ kendilerine gelmişti jāahum
kendilerine gelmişti
رَسُولٌۭ bir elçi rasūlun
bir elçi
مُّبِينٌۭ apaçık mubīnun
apaçık
١٣ (13)
(13)
Nerde onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti ve ondan yüz çevirmişler, "Belletilmiş bir deli" demişlerdi.
44:14
ثُمَّ sonra thumma
sonra
تَوَلَّوْا۟ yüz çevirdiler tawallaw
yüz çevirdiler
عَنْهُ ondan ʿanhu
ondan
وَقَالُوا۟ ve dediler waqālū
ve dediler
مُعَلَّمٌۭ öğretilmiştir muʿallamun
öğretilmiştir
مَّجْنُونٌ cinlenmiştir majnūnun
cinlenmiştir
١٤ (14)
(14)
Nerde onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti ve ondan yüz çevirmişler, "Belletilmiş bir deli" demişlerdi.
44:15
إِنَّا elbette biz innā
elbette biz
كَاشِفُوا۟ kaldırırız kāshifū
kaldırırız
ٱلْعَذَابِ azabı l-ʿadhābi
azabı
قَلِيلًا ۚ birazcık qalīlan
birazcık
إِنَّكُمْ ama siz innakum
ama siz
عَآئِدُونَ dönersiniz ʿāidūna
dönersiniz
١٥ (15)
(15)
Biz sizden azabı az bir süre için kaldıracağız, siz yine de eski inkarcılığınıza döneceksiniz.
44:16
يَوْمَ o gün yawma
o gün
نَبْطِشُ vururuz nabṭishu
vururuz
ٱلْبَطْشَةَ vuruşla l-baṭshata
vuruşla
ٱلْكُبْرَىٰٓ büyük l-kub'rā
büyük
إِنَّا zira biz innā
zira biz
مُنتَقِمُونَ öc alıcıyız muntaqimūna
öc alıcıyız
١٦ (16)
(16)
Onları çarptıkça çarpacağımız gün öcümüzü şüphesiz alırız.
44:17
۞ وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
فَتَنَّا sınadık fatannā
sınadık
قَبْلَهُمْ onlardan önce qablahum
onlardan önce
قَوْمَ toplumunu qawma
toplumunu
فِرْعَوْنَ Fir'avn fir'ʿawna
Fir'avn
وَجَآءَهُمْ ve onlara geldi wajāahum
ve onlara geldi
رَسُولٌۭ bir elçi rasūlun
bir elçi
كَرِيمٌ değerli karīmun
değerli
١٧ (17)
(17)
And olsun ki, onlardan önce, Firavun milletini denemiştik. Onlara gelen değerli bir peygamber demişti ki:
44:18
أَنْ diye an
diye
أَدُّوٓا۟ teslim edin addū
teslim edin
إِلَىَّ bana ilayya
bana
عِبَادَ kullarını ʿibāda
kullarını
ٱللَّهِ ۖ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
إِنِّى çünkü ben innī
çünkü ben
لَكُمْ sizin için lakum
sizin için
رَسُولٌ bir elçiyim rasūlun
bir elçiyim
أَمِينٌۭ güvenilir amīnun
güvenilir
١٨ (18)
(18)
"Ey Allah'ın kulları! Bana gelin, doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
44:19
وَأَن ve diye wa-an
ve diye
لَّا ululanmayın
ululanmayın
تَعْلُوا۟ exalt yourselves taʿlū
exalt yourselves
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱللَّهِ ۖ Allah'a l-lahi
Allah'a
إِنِّىٓ elbette ben innī
elbette ben
ءَاتِيكُم size getiriyorum ātīkum
size getiriyorum
بِسُلْطَـٰنٍۢ bir delil bisul'ṭānin
bir delil
مُّبِينٍۢ apaçık mubīnin
apaçık
١٩ (19)
(19)
"Allah'a karşı üstün gelmeye kalkışmayın; doğrusu ben size apaçık bir delil getirdim."
44:20
وَإِنِّى ve elbette ben wa-innī
ve elbette ben
عُذْتُ sığındım ʿudh'tu
sığındım
بِرَبِّى benim Rabbim birabbī
benim Rabbim
وَرَبِّكُمْ ve sizin Rabbiniz olana warabbikum
ve sizin Rabbiniz olana
أَن beni taşla(yıp öldür)menizden an
beni taşla(yıp öldür)menizden
تَرْجُمُونِ you stone me tarjumūni
you stone me
٢٠ (20)
(20)
"Beni taşlamanızdan ötürü, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım."
44:21
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
لَّمْ inanmadınızsa lam
inanmadınızsa
تُؤْمِنُوا۟ you believe tu'minū
you believe
لِى bana
bana
فَٱعْتَزِلُونِ benden uzaklaşın fa-iʿ'tazilūni
benden uzaklaşın
٢١ (21)
(21)
"Bana inanmazsanız, başımdan çekilin."
44:22
فَدَعَا sonra du'a etti fadaʿā
sonra du'a etti
رَبَّهُۥٓ Rabbine rabbahu
Rabbine
أَنَّ ki gerçekten anna
ki gerçekten
هَـٰٓؤُلَآءِ bunlar hāulāi
bunlar
قَوْمٌۭ bir toplumdur qawmun
bir toplumdur
مُّجْرِمُونَ suç işleyen muj'rimūna
suç işleyen
٢٢ (22)
(22)
Bunlar, suçlu bir millet olduğu için, Rabbine yardım etmesi için yalvardı.
44:23
فَأَسْرِ o halde yürüt fa-asri
o halde yürüt
بِعِبَادِى kullarımı biʿibādī
kullarımı
لَيْلًا geceleyin laylan
geceleyin
إِنَّكُم çünkü innakum
çünkü
مُّتَّبَعُونَ takibedileceksiniz muttabaʿūna
takibedileceksiniz
٢٣ (23)
(23)
Allah da şöyle buyurdu: "Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz takip olunacaksınız."
44:24
وَٱتْرُكِ ve bırak wa-ut'ruki
ve bırak
ٱلْبَحْرَ denizi l-baḥra
denizi
رَهْوًا ۖ açık rahwan
açık
إِنَّهُمْ çünkü onlar innahum
çünkü onlar
جُندٌۭ bir ordudur jundun
bir ordudur
مُّغْرَقُونَ boğulacak mugh'raqūna
boğulacak
٢٤ (24)
(24)
"Denizi sakin iken geride bırak, doğrusu onlar suda boğulacak bir ordudur."
44:25
كَمْ nice şeyler kam
nice şeyler
تَرَكُوا۟ onlar geride bıraktılar tarakū
onlar geride bıraktılar
مِن bahçelerden min
bahçelerden
جَنَّـٰتٍۢ gardens jannātin
gardens
وَعُيُونٍۢ ve çeşmeler(den) waʿuyūnin
ve çeşmeler(den)
٢٥ (25)
(25)
Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı.
44:26
وَزُرُوعٍۢ ve ekinler(den) wazurūʿin
ve ekinler(den)
وَمَقَامٍۢ ve makamlar(dan) wamaqāmin
ve makamlar(dan)
كَرِيمٍۢ güzel karīmin
güzel
٢٦ (26)
(26)
Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı.
44:27
وَنَعْمَةٍۢ ve ni'metler(den) wanaʿmatin
ve ni'metler(den)
كَانُوا۟ onlar kānū
onlar
فِيهَا orada fīhā
orada
فَـٰكِهِينَ zevkü sefa sürüyorlardı fākihīna
zevkü sefa sürüyorlardı
٢٧ (27)
(27)
Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı.
44:28
كَذَٰلِكَ ۖ işte böyle oldu kadhālika
işte böyle oldu
وَأَوْرَثْنَـٰهَا ve biz onları miras verdik wa-awrathnāhā
ve biz onları miras verdik
قَوْمًا bir topluma qawman
bir topluma
ءَاخَرِينَ başka ākharīna
başka
٢٨ (28)
(28)
Bu böyledir; onları başka bir millete miras bıraktık.
44:29
فَمَا ağlamadı famā
ağlamadı
بَكَتْ wept bakat
wept
عَلَيْهِمُ onlara ʿalayhimu
onlara
ٱلسَّمَآءُ gök l-samāu
gök
وَٱلْأَرْضُ ve yer wal-arḍu
ve yer
وَمَا ve wamā
ve
كَانُوا۟ olmadılar kānū
olmadılar
مُنظَرِينَ fırsat verilenlerden munẓarīna
fırsat verilenlerden
٢٩ (29)
(29)
Gök ve yer, onlar için gözyaşı dökmedi, onlar erteye bırakılmamışlardı.
44:30
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
نَجَّيْنَا biz kurtardık najjaynā
biz kurtardık
بَنِىٓ oğullarını banī
oğullarını
إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail
مِنَ azabdan mina
azabdan
ٱلْعَذَابِ the punishment l-ʿadhābi
the punishment
ٱلْمُهِينِ küçültücü l-muhīni
küçültücü
٣٠ (30)
(30)
And olsun ki, İsrailoğullarını, azgın bir zorba olan Firavun'un alçaltıcı azabından kurtardık.
44:31
مِن Fir'avndan min
Fir'avndan
فِرْعَوْنَ ۚ Firaun fir'ʿawna
Firaun
إِنَّهُۥ çünkü o innahu
çünkü o
كَانَ idi kāna
idi
عَالِيًۭا ululanan ʿāliyan
ululanan
مِّنَ sınırı aşanlardan mina
sınırı aşanlardan
ٱلْمُسْرِفِينَ the transgressors l-mus'rifīna
the transgressors
٣١ (31)
(31)
And olsun ki, İsrailoğullarını, azgın bir zorba olan Firavun'un alçaltıcı azabından kurtardık.
44:32
وَلَقَدِ ve andolsun walaqadi
ve andolsun
ٱخْتَرْنَـٰهُمْ biz onları üstün kıldık ikh'tarnāhum
biz onları üstün kıldık
عَلَىٰ göre ʿalā
göre
عِلْمٍ bir bilgiye ʿil'min
bir bilgiye
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemler l-ʿālamīna
alemler
٣٢ (32)
(32)
And olsun ki, onların durumunu bilerek dünyaların üzerinde seçkin kıldık.
44:33
وَءَاتَيْنَـٰهُم ve onlara verdik waātaynāhum
ve onlara verdik
مِّنَ ayetlerden mina
ayetlerden
ٱلْـَٔايَـٰتِ the Signs l-āyāti
the Signs
مَا bulunan
bulunan
فِيهِ içinde fīhi
içinde
بَلَـٰٓؤٌۭا۟ bir sınav balāon
bir sınav
مُّبِينٌ açık mubīnun
açık
٣٣ (33)
(33)
Onlara, her birinde açıkça bir imtihan bulunan, mucizeler verdik.
44:34
إِنَّ gerçekten inna
gerçekten
هَـٰٓؤُلَآءِ şunlar hāulāi
şunlar
لَيَقُولُونَ diyorlar ki layaqūlūna
diyorlar ki
٣٤ (34)
(34)
Doğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler.
44:35
إِنْ değildir in
değildir
هِىَ o hiya
o
إِلَّا başkası illā
başkası
مَوْتَتُنَا ölümümüzden mawtatunā
ölümümüzden
ٱلْأُولَىٰ ilk l-ūlā
ilk
وَمَا ve değiliz wamā
ve değiliz
نَحْنُ biz naḥnu
biz
بِمُنشَرِينَ diriltilecek bimunsharīna
diriltilecek
٣٥ (35)
(35)
Doğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler.
44:36
فَأْتُوا۟ getirin fatū
getirin
بِـَٔابَآئِنَآ babalarımızı biābāinā
babalarımızı
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz
صَـٰدِقِينَ doğrulardan ṣādiqīna
doğrulardan
٣٦ (36)
(36)
Doğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler.
44:37
أَهُمْ onlar mı ahum
onlar mı
خَيْرٌ hayırlı khayrun
hayırlı
أَمْ yoksa am
yoksa
قَوْمُ kavmi qawmu
kavmi
تُبَّعٍۢ Tubba' tubbaʿin
Tubba'
وَٱلَّذِينَ ve wa-alladhīna
ve
مِن onlardan öncekiler (mi?) min
onlardan öncekiler (mi?)
قَبْلِهِمْ ۚ before them qablihim
before them
أَهْلَكْنَـٰهُمْ ۖ biz onları helak ettik ahlaknāhum
biz onları helak ettik
إِنَّهُمْ çünkü onlar innahum
çünkü onlar
كَانُوا۟ idiler kānū
idiler
مُجْرِمِينَ suç işliyorlar muj'rimīna
suç işliyorlar
٣٧ (37)
(37)
Bunlar mı daha üstün yoksa Tubba milleti ve onlardan öncekiler mi? Onları yok etmişizdir, çünkü onlar suçlu idiler.
44:38
وَمَا ve wamā
ve
خَلَقْنَا biz yaratmadık khalaqnā
biz yaratmadık
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri
وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri
وَمَا ve bulunanları wamā
ve bulunanları
بَيْنَهُمَا bunlar arasında baynahumā
bunlar arasında
لَـٰعِبِينَ eğlenmek için lāʿibīna
eğlenmek için
٣٨ (38)
(38)
Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları oyun olsun diye yaratmadık.
44:39
مَا onları yaratmadık
onları yaratmadık
خَلَقْنَـٰهُمَآ We created both of them khalaqnāhumā
We created both of them
إِلَّا dışında bir sebeple illā
dışında bir sebeple
بِٱلْحَقِّ hikmetli bir gaye bil-ḥaqi
hikmetli bir gaye
وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat
أَكْثَرَهُمْ onların çoğu aktharahum
onların çoğu
لَا bilmiyorlar
bilmiyorlar
يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know
٣٩ (39)
(39)
Biz onları, ancak ve ancak gerektiği gibi yarattık, ama insanların çoğu bilmezler.
44:40
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
يَوْمَ günü yawma
günü
ٱلْفَصْلِ hüküm l-faṣli
hüküm
مِيقَـٰتُهُمْ varacağı gündür mīqātuhum
varacağı gündür
أَجْمَعِينَ hepsinin ajmaʿīna
hepsinin
٤٠ (40)
(40)
Doğrusu hüküm günü hepsinin bir arada bulunacağı gündür.
44:41
يَوْمَ o gün yawma
o gün
لَا savamaz
savamaz
يُغْنِى will avail yugh'nī
will avail
مَوْلًى dost mawlan
dost
عَن dostundan ʿan
dostundan
مَّوْلًۭى a relation mawlan
a relation
شَيْـًۭٔا bir şey shayan
bir şey
وَلَا ve olmaz walā
ve olmaz
هُمْ onlar hum
onlar
يُنصَرُونَ yardım edilenlerden yunṣarūna
yardım edilenlerden
٤١ (41)
(41)
O gün, dostun dosta hiçbir faydası olmaz, yardım da görmezler.
44:42
إِلَّا ancak hariçtir illā
ancak hariçtir
مَن kimseler man
kimseler
رَّحِمَ acıdığı raḥima
acıdığı
ٱللَّهُ ۚ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O
هُوَ O huwa
O
ٱلْعَزِيزُ üstündür l-ʿazīzu
üstündür
ٱلرَّحِيمُ esirgeyendir l-raḥīmu
esirgeyendir
٤٢ (42)
(42)
Yalnız, Allah'ın merhamet ettiği kimseler bunların dışındadır. O, şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
44:43
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
شَجَرَتَ ağacı shajarata
ağacı
ٱلزَّقُّومِ Zakkum l-zaqūmi
Zakkum
٤٣ (43)
(43)
Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.
44:44
طَعَامُ yemeğidir ṭaʿāmu
yemeğidir
ٱلْأَثِيمِ günahkarların l-athīmi
günahkarların
٤٤ (44)
(44)
Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.
44:45
كَٱلْمُهْلِ erimiş maden gibi kal-muh'li
erimiş maden gibi
يَغْلِى kaynar yaghlī
kaynar
فِى karınlarda
karınlarda
ٱلْبُطُونِ the bellies l-buṭūni
the bellies
٤٥ (45)
(45)
Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.
44:46
كَغَلْىِ kaynaması gibi kaghalyi
kaynaması gibi
ٱلْحَمِيمِ sıcak suyun l-ḥamīmi
sıcak suyun
٤٦ (46)
(46)
Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.
44:47
خُذُوهُ tutun onu khudhūhu
tutun onu
فَٱعْتِلُوهُ sürükleyin fa-iʿ'tilūhu
sürükleyin
إِلَىٰ ortasına ilā
ortasına
سَوَآءِ (the) midst sawāi
(the) midst
ٱلْجَحِيمِ cehennemin l-jaḥīmi
cehennemin
٤٧ (47)
(47)
"Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir.
44:48
ثُمَّ sonra thumma
sonra
صُبُّوا۟ dökün ṣubbū
dökün
فَوْقَ üstüne fawqa
üstüne
رَأْسِهِۦ başının rasihi
başının
مِنْ azabından min
azabından
عَذَابِ (the) punishment ʿadhābi
(the) punishment
ٱلْحَمِيمِ kaynar su l-ḥamīmi
kaynar su
٤٨ (48)
(48)
"Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir.
44:49
ذُقْ tad dhuq
tad
إِنَّكَ zira sen innaka
zira sen
أَنتَ kendince anta
kendince
ٱلْعَزِيزُ üstündün l-ʿazīzu
üstündün
ٱلْكَرِيمُ şerefliydin l-karīmu
şerefliydin
٤٩ (49)
(49)
"Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir.
44:50
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
هَـٰذَا o hādhā
o
مَا şeydir
şeydir
كُنتُم olduğunuz kuntum
olduğunuz
بِهِۦ ondan bihi
ondan
تَمْتَرُونَ kuşkulanmış tamtarūna
kuşkulanmış
٥٠ (50)
(50)
"Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir.
44:51
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلْمُتَّقِينَ muttakiler l-mutaqīna
muttakiler
فِى bir makamdadır
bir makamdadır
مَقَامٍ a place maqāmin
a place
أَمِينٍۢ güvenli amīnin
güvenli
٥١ (51)
(51)
Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar ise, güvenli bir yerde, bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.
44:52
فِى bahçelerde
bahçelerde
جَنَّـٰتٍۢ gardens jannātin
gardens
وَعُيُونٍۢ ve çeşme başlarında waʿuyūnin
ve çeşme başlarında
٥٢ (52)
(52)
Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar ise, güvenli bir yerde, bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.
44:53
يَلْبَسُونَ giysiler giyerler yalbasūna
giysiler giyerler
مِن ince ipekten min
ince ipekten
سُندُسٍۢ fine silk sundusin
fine silk
وَإِسْتَبْرَقٍۢ ve parlak atlastan wa-is'tabraqin
ve parlak atlastan
مُّتَقَـٰبِلِينَ karşılıklı otururlar mutaqābilīna
karşılıklı otururlar
٥٣ (53)
(53)
İnce ipekten ve parlak atlastan giyinerek karşılıklı otururlar.
44:54
كَذَٰلِكَ ayrıca kadhālika
ayrıca
وَزَوَّجْنَـٰهُم onları evlendirmişizdir wazawwajnāhum
onları evlendirmişizdir
بِحُورٍ hurilerle biḥūrin
hurilerle
عِينٍۢ iri gözlü ʿīnin
iri gözlü
٥٤ (54)
(54)
Bu böyledir; onları iri siyah gözlü hurilerle eşlendiririz.
44:55
يَدْعُونَ isterler yadʿūna
isterler
فِيهَا orada fīhā
orada
بِكُلِّ her bikulli
her
فَـٰكِهَةٍ meyveyi fākihatin
meyveyi
ءَامِنِينَ güven içinde āminīna
güven içinde
٥٥ (55)
(55)
Orada, güven içinde olarak her yemişi isteyebilirler.
44:56
لَا tadmazlar
tadmazlar
يَذُوقُونَ they will taste yadhūqūna
they will taste
فِيهَا orada fīhā
orada
ٱلْمَوْتَ ölüm l-mawta
ölüm
إِلَّا başka illā
başka
ٱلْمَوْتَةَ ölümden l-mawtata
ölümden
ٱلْأُولَىٰ ۖ ilk l-ūlā
ilk
وَوَقَىٰهُمْ ve onları korur wawaqāhum
ve onları korur
عَذَابَ azabından ʿadhāba
azabından
ٱلْجَحِيمِ cehennem l-jaḥīmi
cehennem
٥٦ (56)
(56)
Orada, ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Rabbin lütfuyla onları cehennem azabından korumuştur. İşte büyük kurtuluş budur.
44:57
فَضْلًۭا bir lutuf olarak faḍlan
bir lutuf olarak
مِّن Rabbinden min
Rabbinden
رَّبِّكَ ۚ your Lord rabbika
your Lord
ذَٰلِكَ işte budur dhālika
işte budur
هُوَ o huwa
o
ٱلْفَوْزُ başarı l-fawzu
başarı
ٱلْعَظِيمُ büyük l-ʿaẓīmu
büyük
٥٧ (57)
(57)
Orada, ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Rabbin lütfuyla onları cehennem azabından korumuştur. İşte büyük kurtuluş budur.
44:58
فَإِنَّمَا kesinlikle fa-innamā
kesinlikle
يَسَّرْنَـٰهُ biz o'nu kolaylaştırdık yassarnāhu
biz o'nu kolaylaştırdık
بِلِسَانِكَ senin diline bilisānika
senin diline
لَعَلَّهُمْ umulur ki laʿallahum
umulur ki
يَتَذَكَّرُونَ düşünüp öğüt alırlar yatadhakkarūna
düşünüp öğüt alırlar
٥٨ (58)
(58)
Biz, öğüt alırlar diye, Kuran'ı senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık. Sen bekle, onlar da beklemektedirler.
44:59
فَٱرْتَقِبْ biraz bekle fa-ir'taqib
biraz bekle
إِنَّهُم onlar da innahum
onlar da
مُّرْتَقِبُونَ beklemektedirler mur'taqibūna
beklemektedirler
٥٩ (59)
(59)
Biz, öğüt alırlar diye, Kuran'ı senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık. Sen bekle, onlar da beklemektedirler.