43

Zuhruf

Mekki 89 Ayet Cüz 25
الزخرف
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
43:1
حمٓ Ha mim hha-meem
Ha mim
١ (1)
(1)
Ha, Mim,
43:2
وَٱلْكِتَـٰبِ Kitaba andolsun ki wal-kitābi
Kitaba andolsun ki
ٱلْمُبِينِ apaçık l-mubīni
apaçık
٢ (2)
(2)
Apaçık Kitap'a and olsun ki, akledesiniz diye Kuran'ı Arapça okunan bir Kitap kılmışızdır.
43:3
إِنَّا elbette biz innā
elbette biz
جَعَلْنَـٰهُ onu yaptık jaʿalnāhu
onu yaptık
قُرْءَٰنًا bir Kur'an qur'ānan
bir Kur'an
عَرَبِيًّۭا Arapça ʿarabiyyan
Arapça
لَّعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki
تَعْقِلُونَ düşünüp anlarsınız taʿqilūna
düşünüp anlarsınız
٣ (3)
(3)
Apaçık Kitap'a and olsun ki, akledesiniz diye Kuran'ı Arapça okunan bir Kitap kılmışızdır.
43:4
وَإِنَّهُۥ gerçekten O wa-innahu
gerçekten O
فِىٓ içindedir
içindedir
أُمِّ ana ummi
ana
ٱلْكِتَـٰبِ Kitap l-kitābi
Kitap
لَدَيْنَا katımızda bulunan ladaynā
katımızda bulunan
لَعَلِىٌّ elbette yücedir laʿaliyyun
elbette yücedir
حَكِيمٌ hikmetlidir ḥakīmun
hikmetlidir
٤ (4)
(4)
Şüphesiz o, Bizim katımızda Ana Kitap'ta mevcut, yüce ve hikmet dolu bir Kitap'dır.
43:5
أَفَنَضْرِبُ bırakalım mı? afanaḍribu
bırakalım mı?
عَنكُمُ sizi ʿankumu
sizi
ٱلذِّكْرَ uyarmaktan l-dhik'ra
uyarmaktan
صَفْحًا vazgeçip ṣafḥan
vazgeçip
أَن diye an
diye
كُنتُمْ oldunuz kuntum
oldunuz
قَوْمًۭا bir kavim qawman
bir kavim
مُّسْرِفِينَ aşırı giden mus'rifīna
aşırı giden
٥ (5)
(5)
Ey inkarcılar! Aşırı giden kimselersiniz diye sizi Kuran'la uyarmaktan vaz mı geçelim?
43:6
وَكَمْ ve nice wakam
ve nice
أَرْسَلْنَا biz gönderdik arsalnā
biz gönderdik
مِن peygamber min
peygamber
نَّبِىٍّۢ a Prophet nabiyyin
a Prophet
فِى içinde
içinde
ٱلْأَوَّلِينَ önce gelenler l-awalīna
önce gelenler
٦ (6)
(6)
Öncekilere nice peygamberler göndermişizdir.
43:7
وَمَا ve wamā
ve
يَأْتِيهِم onlara gelmezdi yatīhim
onlara gelmezdi
مِّن hiçbir min
hiçbir
نَّبِىٍّ peygamber nabiyyin
peygamber
إِلَّا etmedikleri illā
etmedikleri
كَانُوا۟ they used to kānū
they used to
بِهِۦ onunla bihi
onunla
يَسْتَهْزِءُونَ alay yastahziūna
alay
٧ (7)
(7)
Kendilerine gelen her peygamberi onlar mutlaka alaya alırlardı.
43:8
فَأَهْلَكْنَآ biz de helak ettik fa-ahlaknā
biz de helak ettik
أَشَدَّ daha güçlü olanı ashadda
daha güçlü olanı
مِنْهُم bunlardan min'hum
bunlardan
بَطْشًۭا yakalayarak baṭshan
yakalayarak
وَمَضَىٰ ve geçti wamaḍā
ve geçti
مَثَلُ örneği mathalu
örneği
ٱلْأَوَّلِينَ öncekilerin l-awalīna
öncekilerin
٨ (8)
(8)
Bunun için Biz de, bunlardan daha kuvvetli olanları yok etmişizdir. Öncekilere dair nice misaller geçmiştir.
43:9
وَلَئِن andolsun eğer wala-in
andolsun eğer
سَأَلْتَهُم onlara sorsan sa-altahum
onlara sorsan
مَّنْ kim? man
kim?
خَلَقَ yarattı khalaqa
yarattı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri
وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri
لَيَقُولُنَّ elbette diyecekler ki layaqūlunna
elbette diyecekler ki
خَلَقَهُنَّ onları yarattı khalaqahunna
onları yarattı
ٱلْعَزِيزُ çok üstün olan l-ʿazīzu
çok üstün olan
ٱلْعَلِيمُ çok bilen l-ʿalīmu
çok bilen
٩ (9)
(9)
And olsun ki onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, "Onları güçlü olan, her şeyi bilen yaratmıştır" derler.
43:10
ٱلَّذِى O ki alladhī
O ki
جَعَلَ kılandır jaʿala
kılandır
لَكُمُ sizin için lakumu
sizin için
ٱلْأَرْضَ yeri l-arḍa
yeri
مَهْدًۭا bir beşik mahdan
bir beşik
وَجَعَلَ ve yapandır wajaʿala
ve yapandır
لَكُمْ size lakum
size
فِيهَا orada fīhā
orada
سُبُلًۭا yollar subulan
yollar
لَّعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki
تَهْتَدُونَ hidayete eresiniz tahtadūna
hidayete eresiniz
١٠ (10)
(10)
O, size yeri beşik kılmış ve orada, doğru gidesiniz diye yollar var etmiştir.
43:11
وَٱلَّذِى ve o ki wa-alladhī
ve o ki
نَزَّلَ indirendir nazzala
indirendir
مِنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky
مَآءًۢ su māan
su
بِقَدَرٍۢ bir ölçü ile biqadarin
bir ölçü ile
فَأَنشَرْنَا böylece canlandırdık fa-ansharnā
böylece canlandırdık
بِهِۦ onunla bihi
onunla
بَلْدَةًۭ bir ülkeyi baldatan
bir ülkeyi
مَّيْتًۭا ۚ ölü maytan
ölü
كَذَٰلِكَ işte öyle kadhālika
işte öyle
تُخْرَجُونَ siz de çıkarılacaksınız tukh'rajūna
siz de çıkarılacaksınız
١١ (11)
(11)
O, suyu gökten bir ölçüye göre indirir. Biz onunla ölü memleketi diriltiriz. İşte siz de böyle diriltileceksiniz.
43:12
وَٱلَّذِى ve O ki wa-alladhī
ve O ki
خَلَقَ yaratandır khalaqa
yaratandır
ٱلْأَزْوَٰجَ çiftleri l-azwāja
çiftleri
كُلَّهَا bütün kullahā
bütün
وَجَعَلَ ve var edendir wajaʿala
ve var edendir
لَكُم size lakum
size
مِّنَ gemiler mina
gemiler
ٱلْفُلْكِ the ships l-ful'ki
the ships
وَٱلْأَنْعَـٰمِ ve hayvanlar wal-anʿāmi
ve hayvanlar
مَا bineceğiniz
bineceğiniz
تَرْكَبُونَ you ride tarkabūna
you ride
١٢ (12)
(12)
Her sınıf varlığı yaratan O'dur. Gemiler ve hayvanlardan binesiniz diye size binekler var etmiştir. Bütün bunlar; üzerlerine oturunca Rabbinizin nimetini anarak: "Bunları buyruğumuza veren ne yücedir; zaten bizim takatimiz bunlara yetmezdi; şüphesiz Rabbimize döneceğiz" demeniz içindir.
43:13
لِتَسْتَوُۥا۟ binmeniz için litastawū
binmeniz için
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
ظُهُورِهِۦ onların sırtları ẓuhūrihi
onların sırtları
ثُمَّ sonra thumma
sonra
تَذْكُرُوا۟ anmanız için tadhkurū
anmanız için
نِعْمَةَ ni'metini niʿ'mata
ni'metini
رَبِّكُمْ Rabbinizin rabbikum
Rabbinizin
إِذَا zaman idhā
zaman
ٱسْتَوَيْتُمْ bindiğiniz is'tawaytum
bindiğiniz
عَلَيْهِ onlara ʿalayhi
onlara
وَتَقُولُوا۟ ve (şöyle) demeniz için wataqūlū
ve (şöyle) demeniz için
سُبْحَـٰنَ şanı yücedir sub'ḥāna
şanı yücedir
ٱلَّذِى hizmetimize verenin alladhī
hizmetimize verenin
سَخَّرَ (has) subjected sakhara
(has) subjected
لَنَا bizim lanā
bizim
هَـٰذَا bunu hādhā
bunu
وَمَا yoksa wamā
yoksa
كُنَّا biz değildik kunnā
biz değildik
لَهُۥ bunu lahu
bunu
مُقْرِنِينَ (hizmetimize) yanaştıracak muq'rinīna
(hizmetimize) yanaştıracak
١٣ (13)
(13)
Her sınıf varlığı yaratan O'dur. Gemiler ve hayvanlardan binesiniz diye size binekler var etmiştir. Bütün bunlar; üzerlerine oturunca Rabbinizin nimetini anarak: "Bunları buyruğumuza veren ne yücedir; zaten bizim takatimiz bunlara yetmezdi; şüphesiz Rabbimize döneceğiz" demeniz içindir.
43:14
وَإِنَّآ biz elbette wa-innā
biz elbette
إِلَىٰ Rabbimize ilā
Rabbimize
رَبِّنَا our Lord rabbinā
our Lord
لَمُنقَلِبُونَ döneceğiz lamunqalibūna
döneceğiz
١٤ (14)
(14)
Her sınıf varlığı yaratan O'dur. Gemiler ve hayvanlardan binesiniz diye size binekler var etmiştir. Bütün bunlar; üzerlerine oturunca Rabbinizin nimetini anarak: "Bunları buyruğumuza veren ne yücedir; zaten bizim takatimiz bunlara yetmezdi; şüphesiz Rabbimize döneceğiz" demeniz içindir.
43:15
وَجَعَلُوا۟ ve tasarladılar wajaʿalū
ve tasarladılar
لَهُۥ O'na lahu
O'na
مِنْ kullarından min
kullarından
عِبَادِهِۦ His slaves ʿibādihi
His slaves
جُزْءًا ۚ bir parça juz'an
bir parça
إِنَّ gerçekten inna
gerçekten
ٱلْإِنسَـٰنَ insan l-insāna
insan
لَكَفُورٌۭ bir nankördür lakafūrun
bir nankördür
مُّبِينٌ apaçık mubīnun
apaçık
١٥ (15)
(15)
Ama inkarcılar O'na çocuk isnat ettiler. İnsan gerçekten apaçık nankördür.
43:16
أَمِ yoksa ami
yoksa
ٱتَّخَذَ kendisine aldı (mı?) ittakhadha
kendisine aldı (mı?)
مِمَّا yarattıklarından mimmā
yarattıklarından
يَخْلُقُ He has created yakhluqu
He has created
بَنَاتٍۢ kızları banātin
kızları
وَأَصْفَىٰكُم ve size seçti wa-aṣfākum
ve size seçti
بِٱلْبَنِينَ oğulları bil-banīna
oğulları
١٦ (16)
(16)
Demek O yarattıkları arasından kızları kendisine alıp da oğulları size verdi öyle mi?
43:17
وَإِذَا ve ne zaman ki wa-idhā
ve ne zaman ki
بُشِّرَ müjdelense bushira
müjdelense
أَحَدُهُم onlardan birine aḥaduhum
onlardan birine
بِمَا anlattığı bimā
anlattığı
ضَرَبَ he sets up ḍaraba
he sets up
لِلرَّحْمَـٰنِ Rahman'a lilrraḥmāni
Rahman'a
مَثَلًۭا benzer olarak mathalan
benzer olarak
ظَلَّ kesilir ẓalla
kesilir
وَجْهُهُۥ yüzü wajhuhu
yüzü
مُسْوَدًّۭا kapkara mus'waddan
kapkara
وَهُوَ ve o wahuwa
ve o
كَظِيمٌ öfkesinden yutkunup durur kaẓīmun
öfkesinden yutkunup durur
١٧ (17)
(17)
Ama Rahman olan Allah'a isnat ettiği kız evlat kendilerinden birine müjdelenince, o kimsenin içi gayzla dolarak yüzü simsiyah kesilir.
43:18
أَوَمَن kimseyi mi? awaman
kimseyi mi?
يُنَشَّؤُا۟ yetiştirilen yunasha-u
yetiştirilen
فِى içinde
içinde
ٱلْحِلْيَةِ süs l-ḥil'yati
süs
وَهُوَ ve wahuwa
ve
فِى mücadelede
mücadelede
ٱلْخِصَامِ the dispute l-khiṣāmi
the dispute
غَيْرُ olmayan ghayru
olmayan
مُبِينٍۢ açık mubīnin
açık
١٨ (18)
(18)
Demek, süs içinde yetiştirilecek de çekişmeyi beceremeyecek olanı Allah'a değil mi?
43:19
وَجَعَلُوا۟ ve saydılar wajaʿalū
ve saydılar
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ melekleri l-malāikata
melekleri
ٱلَّذِينَ olan alladhīna
olan
هُمْ onlar hum
onlar
عِبَـٰدُ kulları ʿibādu
kulları
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman'ın l-raḥmāni
Rahman'ın
إِنَـٰثًا ۚ dişi ināthan
dişi
أَشَهِدُوا۟ şahid mi oldular? ashahidū
şahid mi oldular?
خَلْقَهُمْ ۚ onların yaratılışlarına khalqahum
onların yaratılışlarına
سَتُكْتَبُ yazılacaktır satuk'tabu
yazılacaktır
شَهَـٰدَتُهُمْ şahidlikleri shahādatuhum
şahidlikleri
وَيُسْـَٔلُونَ ve (bundan) sorulacaklardır wayus'alūna
ve (bundan) sorulacaklardır
١٩ (19)
(19)
Onlar, Rahman olan Allah'ın kulları melekleri de dişi saydılar. Yaratılışlarını mı görmüşler? Onların bu şahidlikleri yazılacak ve sorguya çekileceklerdir.
43:20
وَقَالُوا۟ ve dediler ki waqālū
ve dediler ki
لَوْ eğer law
eğer
شَآءَ dileseydi shāa
dileseydi
ٱلرَّحْمَـٰنُ Rahman l-raḥmānu
Rahman
مَا biz onlara tapmazdık
biz onlara tapmazdık
عَبَدْنَـٰهُم ۗ we would not have worshipped them ʿabadnāhum
we would not have worshipped them
مَّا yoktur
yoktur
لَهُم onların lahum
onların
بِذَٰلِكَ bu hususta bidhālika
bu hususta
مِنْ hiçbir min
hiçbir
عِلْمٍ ۖ bilgileri ʿil'min
bilgileri
إِنْ onlar in
onlar
هُمْ they (do) hum
they (do)
إِلَّا sadece illā
sadece
يَخْرُصُونَ saçmalıyorlar yakhruṣūna
saçmalıyorlar
٢٠ (20)
(20)
"Eğer Rahman dilemiş olsaydı, biz bunlara kulluk etmezdik" derler. Buna dair bir bilgileri yoktur; onlar sadece vehimde bulunuyorlar.
43:21
أَمْ yoksa? am
yoksa?
ءَاتَيْنَـٰهُمْ onlara (mı) vermişiz? ātaynāhum
onlara (mı) vermişiz?
كِتَـٰبًۭا bir Kitap kitāban
bir Kitap
مِّن bundan önce min
bundan önce
قَبْلِهِۦ before it qablihi
before it
فَهُم onlar fahum
onlar
بِهِۦ ona bihi
ona
مُسْتَمْسِكُونَ sarılıyorlar mus'tamsikūna
sarılıyorlar
٢١ (21)
(21)
Yoksa onlara daha önce bir kitap verdik de ona mı bağlanıyorlar?
43:22
بَلْ hayır bal
hayır
قَالُوٓا۟ dediler ki qālū
dediler ki
إِنَّا elbette biz innā
elbette biz
وَجَدْنَآ bulduk wajadnā
bulduk
ءَابَآءَنَا babalarımızı ābāanā
babalarımızı
عَلَىٰٓ üzerinde ʿalā
üzerinde
أُمَّةٍۢ bir din ummatin
bir din
وَإِنَّا ve elbette biz de wa-innā
ve elbette biz de
عَلَىٰٓ üzerinde ʿalā
üzerinde
ءَاثَـٰرِهِم onların izleri āthārihim
onların izleri
مُّهْتَدُونَ gidiyoruz muh'tadūna
gidiyoruz
٢٢ (22)
(22)
Hayır; "Doğrusu Biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerinden gitmekteyiz" derler.
43:23
وَكَذَٰلِكَ ve işte böyle wakadhālika
ve işte böyle
مَآ göndermedik
göndermedik
أَرْسَلْنَا We sent arsalnā
We sent
مِن senden önce min
senden önce
قَبْلِكَ before you qablika
before you
فِى herhangi
herhangi
قَرْيَةٍۢ bir kente qaryatin
bir kente
مِّن hiçbir min
hiçbir
نَّذِيرٍ uyarıcı nadhīrin
uyarıcı
إِلَّا dışında illā
dışında
قَالَ diyenlerden qāla
diyenlerden
مُتْرَفُوهَآ oranın zenginleri mut'rafūhā
oranın zenginleri
إِنَّا elbette biz innā
elbette biz
وَجَدْنَآ bulduk wajadnā
bulduk
ءَابَآءَنَا babalarımızı ābāanā
babalarımızı
عَلَىٰٓ üzerinde ʿalā
üzerinde
أُمَّةٍۢ bir din ummatin
bir din
وَإِنَّا ve biz de wa-innā
ve biz de
عَلَىٰٓ onların izlerine ʿalā
onların izlerine
ءَاثَـٰرِهِم their footsteps āthārihim
their footsteps
مُّقْتَدُونَ uyarız muq'tadūna
uyarız
٢٣ (23)
(23)
Senden önce, herhangi bir şehre gönderdiğimiz uyarıcıya, şımarık varlıklıları sadece: "Doğrusu babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerini izlemekteyiz" dediler.
43:24
۞ قَـٰلَ dedi qāla
dedi
أَوَلَوْ şayet awalaw
şayet
جِئْتُكُم ben size getirsem de mi? ji'tukum
ben size getirsem de mi?
بِأَهْدَىٰ daha doğrusunu bi-ahdā
daha doğrusunu
مِمَّا şeyden mimmā
şeyden
وَجَدتُّمْ bulduğunuz wajadttum
bulduğunuz
عَلَيْهِ üzerinde ʿalayhi
üzerinde
ءَابَآءَكُمْ ۖ babalarınızı ābāakum
babalarınızı
قَالُوٓا۟ dediler qālū
dediler
إِنَّا doğrusu biz innā
doğrusu biz
بِمَآ şeyi bimā
şeyi
أُرْسِلْتُم sizinle gönderilen ur'sil'tum
sizinle gönderilen
بِهِۦ onu bihi
onu
كَـٰفِرُونَ inkar ediyoruz kāfirūna
inkar ediyoruz
٢٤ (24)
(24)
Gönderilen uyarıcı: "Eğer size, babalarınızı üzerinde bulduğunuz dinden daha doğrusunu getirmiş isem de mi bana uymazsınız?" dedi. Onlar: "Doğrusu sizinle gönderilen şeyi inkar ediyoruz" dediler.
43:25
فَٱنتَقَمْنَا biz de öc aldık fa-intaqamnā
biz de öc aldık
مِنْهُمْ ۖ onlardan min'hum
onlardan
فَٱنظُرْ bak fa-unẓur
bak
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
كَانَ oldu kāna
oldu
عَـٰقِبَةُ sonu ʿāqibatu
sonu
ٱلْمُكَذِّبِينَ yalanlayanların l-mukadhibīna
yalanlayanların
٢٥ (25)
(25)
Bunun üzerine Biz de onlardan öç aldık. Yalancıların sonunun nasıl olduğuna bir bak!
43:26
وَإِذْ bir zaman wa-idh
bir zaman
قَالَ demişti ki qāla
demişti ki
إِبْرَٰهِيمُ İbrahim ib'rāhīmu
İbrahim
لِأَبِيهِ babasına li-abīhi
babasına
وَقَوْمِهِۦٓ ve kavmine waqawmihi
ve kavmine
إِنَّنِى şüphesiz ben innanī
şüphesiz ben
بَرَآءٌۭ uzağım barāon
uzağım
مِّمَّا şeylerden mimmā
şeylerden
تَعْبُدُونَ sizin taptığınız taʿbudūna
sizin taptığınız
٢٦ (26)
(26)
İbrahim, babasına ve milletine demişti ki: "Beni yaratan hariç, sizin taptığınız şeylerden uzağım. Beni doğru yola eriştirecek olan şüphesiz O'dur."
43:27
إِلَّا yalnızca illā
yalnızca
ٱلَّذِى beni yaratana alladhī
beni yaratana
فَطَرَنِى created me faṭaranī
created me
فَإِنَّهُۥ çünkü O fa-innahu
çünkü O
سَيَهْدِينِ bana doğru yolu gösterecektir sayahdīni
bana doğru yolu gösterecektir
٢٧ (27)
(27)
İbrahim, babasına ve milletine demişti ki: "Beni yaratan hariç, sizin taptığınız şeylerden uzağım. Beni doğru yola eriştirecek olan şüphesiz O'dur."
43:28
وَجَعَلَهَا ve onu yaptı wajaʿalahā
ve onu yaptı
كَلِمَةًۢ bir söz kalimatan
bir söz
بَاقِيَةًۭ kalıcı bāqiyatan
kalıcı
فِى arasında
arasında
عَقِبِهِۦ kendinden sonrakiler ʿaqibihi
kendinden sonrakiler
لَعَلَّهُمْ umulur ki laʿallahum
umulur ki
يَرْجِعُونَ dönerler (diye) yarjiʿūna
dönerler (diye)
٢٨ (28)
(28)
İbrahim ardından geleceklere bu sözü, devamlı kalacak bir miras olarak bıraktı. Artık belki doğru yola dönerler.
43:29
بَلْ doğrusu bal
doğrusu
مَتَّعْتُ yaşattım mattaʿtu
yaşattım
هَـٰٓؤُلَآءِ bunları hāulāi
bunları
وَءَابَآءَهُمْ ve babalarını waābāahum
ve babalarını
حَتَّىٰ dek ḥattā
dek
جَآءَهُمُ kendilerine gelinceye jāahumu
kendilerine gelinceye
ٱلْحَقُّ gerçek söz l-ḥaqu
gerçek söz
وَرَسُولٌۭ ve elçi warasūlun
ve elçi
مُّبِينٌۭ açıklayan mubīnun
açıklayan
٢٩ (29)
(29)
Hayır; Ben bunları ve babalarını gerçek ve onu açıklayan bir peygamber gelene kadar geçindirdim.
43:30
وَلَمَّا fakat walammā
fakat
جَآءَهُمُ onlara gelince jāahumu
onlara gelince
ٱلْحَقُّ gerçek l-ḥaqu
gerçek
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
هَـٰذَا bu hādhā
bu
سِحْرٌۭ büyüdür siḥ'run
büyüdür
وَإِنَّا ve elbette biz wa-innā
ve elbette biz
بِهِۦ onu bihi
onu
كَـٰفِرُونَ tanımayız kāfirūna
tanımayız
٣٠ (30)
(30)
Gerçek kendilerine geldiği zaman: "Bu bir büyüdür. Doğrusu biz onu inkar ediyoruz" dediler.
43:31
وَقَالُوا۟ ve dediler ki waqālū
ve dediler ki
لَوْلَا değil miydi? lawlā
değil miydi?
نُزِّلَ indirilmeli nuzzila
indirilmeli
هَـٰذَا bu hādhā
bu
ٱلْقُرْءَانُ Kur'an l-qur'ānu
Kur'an
عَلَىٰ bir adama ʿalā
bir adama
رَجُلٍۢ a man rajulin
a man
مِّنَ iki kentten mina
iki kentten
ٱلْقَرْيَتَيْنِ the two towns l-qaryatayni
the two towns
عَظِيمٍ büyük ʿaẓīmin
büyük
٣١ (31)
(31)
"Bu Kuran, iki şehrin birinden bir büyük adama indirilmeli değil miydi?" dediler.
43:32
أَهُمْ onlar mı? ahum
onlar mı?
يَقْسِمُونَ bölüştürüyorlar yaqsimūna
bölüştürüyorlar
رَحْمَتَ rahmetini raḥmata
rahmetini
رَبِّكَ ۚ Rabbinin rabbika
Rabbinin
نَحْنُ biz naḥnu
biz
قَسَمْنَا taksim ettik qasamnā
taksim ettik
بَيْنَهُم aralarında baynahum
aralarında
مَّعِيشَتَهُمْ onların geçimliklerini maʿīshatahum
onların geçimliklerini
فِى hayatında
hayatında
ٱلْحَيَوٰةِ the life l-ḥayati
the life
ٱلدُّنْيَا ۚ dünya l-dun'yā
dünya
وَرَفَعْنَا ve üstün kıldık warafaʿnā
ve üstün kıldık
بَعْضَهُمْ onlardan kimini baʿḍahum
onlardan kimini
فَوْقَ üzerine fawqa
üzerine
بَعْضٍۢ ötekiler baʿḍin
ötekiler
دَرَجَـٰتٍۢ derecelerle darajātin
derecelerle
لِّيَتَّخِذَ edinmeleri için liyattakhidha
edinmeleri için
بَعْضُهُم biri baʿḍuhum
biri
بَعْضًۭا diğerine baʿḍan
diğerine
سُخْرِيًّۭا ۗ hizmetçi çalışan' sukh'riyyan
hizmetçi çalışan'
وَرَحْمَتُ ve rahmeti waraḥmatu
ve rahmeti
رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin
خَيْرٌۭ daha hayırlıdır khayrun
daha hayırlıdır
مِّمَّا şeylerden mimmā
şeylerden
يَجْمَعُونَ onların toplayıp yığdıkları yajmaʿūna
onların toplayıp yığdıkları
٣٢ (32)
(32)
Rabbinin rahmetini onlar mı taksim edip paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında Biz taksim ettik; birbirlerine iş gördürmeleri için kimini kimine derecelerle üstün kıldık; Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri şeylerden daha iyidir.
43:33
وَلَوْلَآ (sözkonusu) olmasaydı walawlā
(sözkonusu) olmasaydı
أَن olması an
olması
يَكُونَ (would) become yakūna
(would) become
ٱلنَّاسُ insanların l-nāsu
insanların
أُمَّةًۭ ümmet ummatan
ümmet
وَٰحِدَةًۭ bir tek wāḥidatan
bir tek
لَّجَعَلْنَا yapardık lajaʿalnā
yapardık
لِمَن kimseler için liman
kimseler için
يَكْفُرُ inkar eden yakfuru
inkar eden
بِٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman'ı bil-raḥmāni
Rahman'ı
لِبُيُوتِهِمْ evlerine libuyūtihim
evlerine
سُقُفًۭا tavanlar suqufan
tavanlar
مِّن gümüşten min
gümüşten
فِضَّةٍۢ silver fiḍḍatin
silver
وَمَعَارِجَ ve merdivenler wamaʿārija
ve merdivenler
عَلَيْهَا üzerine ʿalayhā
üzerine
يَظْهَرُونَ binip çıkacakları yaẓharūna
binip çıkacakları
٣٣ (33)
(33)
Eğer bütün insanlar tek ümmet olma durumuna gelmeyecek olsaydı, Rahman olan Allah'ı inkar edenlerin evlerinin tavanlarını, üzerinde yükseldikleri merdivenleri, evlerinin kapılarını, üzerine yaslanacakları kerevetleri gümüşten yapar ve altın bezeklerle işlerdik. Bunların hepsi ancak dünya hayatının geçimliğidir. Ahiret, Rabbinin katında O'na karşı gelmekten sakınanlaradır.
43:34
وَلِبُيُوتِهِمْ ve evlerine walibuyūtihim
ve evlerine
أَبْوَٰبًۭا kapılar abwāban
kapılar
وَسُرُرًا ve koltuklar wasururan
ve koltuklar
عَلَيْهَا üzerine ʿalayhā
üzerine
يَتَّكِـُٔونَ yaslanacakları yattakiūna
yaslanacakları
٣٤ (34)
(34)
Eğer bütün insanlar tek ümmet olma durumuna gelmeyecek olsaydı, Rahman olan Allah'ı inkar edenlerin evlerinin tavanlarını, üzerinde yükseldikleri merdivenleri, evlerinin kapılarını, üzerine yaslanacakları kerevetleri gümüşten yapar ve altın bezeklerle işlerdik. Bunların hepsi ancak dünya hayatının geçimliğidir. Ahiret, Rabbinin katında O'na karşı gelmekten sakınanlaradır.
43:35
وَزُخْرُفًۭا ۚ ve (nice) süsler wazukh'rufan
ve (nice) süsler
وَإِن (başka) değil wa-in
(başka) değil
كُلُّ bütün kullu
bütün
ذَٰلِكَ bunlar dhālika
bunlar
لَمَّا sadece lammā
sadece
مَتَـٰعُ geçici menfaatleridir matāʿu
geçici menfaatleridir
ٱلْحَيَوٰةِ hayatının l-ḥayati
hayatının
ٱلدُّنْيَا ۚ dünya l-dun'yā
dünya
وَٱلْـَٔاخِرَةُ ahiret ise wal-ākhiratu
ahiret ise
عِندَ katında ʿinda
katında
رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin
لِلْمُتَّقِينَ muttakiler içindir lil'muttaqīna
muttakiler içindir
٣٥ (35)
(35)
Eğer bütün insanlar tek ümmet olma durumuna gelmeyecek olsaydı, Rahman olan Allah'ı inkar edenlerin evlerinin tavanlarını, üzerinde yükseldikleri merdivenleri, evlerinin kapılarını, üzerine yaslanacakları kerevetleri gümüşten yapar ve altın bezeklerle işlerdik. Bunların hepsi ancak dünya hayatının geçimliğidir. Ahiret, Rabbinin katında O'na karşı gelmekten sakınanlaradır.
43:36
وَمَن ve kim waman
ve kim
يَعْشُ yüz çevirirse yaʿshu
yüz çevirirse
عَن zikrinden ʿan
zikrinden
ذِكْرِ (the) remembrance dhik'ri
(the) remembrance
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman'ın l-raḥmāni
Rahman'ın
نُقَيِّضْ sardırırız nuqayyiḍ
sardırırız
لَهُۥ ona lahu
ona
شَيْطَـٰنًۭا bir şeytanı shayṭānan
bir şeytanı
فَهُوَ artık o fahuwa
artık o
لَهُۥ onun lahu
onun
قَرِينٌۭ arkadaşı olur qarīnun
arkadaşı olur
٣٦ (36)
(36)
Rahman olan Allah'ı anmayı görmezlikten gelene, yanından ayrılmayacak bir şeytanı arkadaş veririz.
43:37
وَإِنَّهُمْ elbette onlar wa-innahum
elbette onlar
لَيَصُدُّونَهُمْ onları engellerler layaṣuddūnahum
onları engellerler
عَنِ yoldan ʿani
yoldan
ٱلسَّبِيلِ the Path l-sabīli
the Path
وَيَحْسَبُونَ fakat sanırlar wayaḥsabūna
fakat sanırlar
أَنَّهُم bunlar annahum
bunlar
مُّهْتَدُونَ doğru yolda olduklarını muh'tadūna
doğru yolda olduklarını
٣٧ (37)
(37)
Şüphesiz onlar bunları yoldan alıkorlar, bunlar da doğru yola eriştiklerini sanırlar.
43:38
حَتَّىٰٓ nihayet ḥattā
nihayet
إِذَا zaman idhā
zaman
جَآءَنَا bize geldiği jāanā
bize geldiği
قَالَ der ki qāla
der ki
يَـٰلَيْتَ ey keşke olsaydı yālayta
ey keşke olsaydı
بَيْنِى benimle baynī
benimle
وَبَيْنَكَ senin aranda wabaynaka
senin aranda
بُعْدَ kadar uzaklık buʿ'da
kadar uzaklık
ٱلْمَشْرِقَيْنِ iki doğu l-mashriqayni
iki doğu
فَبِئْسَ meğer ne kötü fabi'sa
meğer ne kötü
ٱلْقَرِينُ arkadaş(mışsın) l-qarīnu
arkadaş(mışsın)
٣٨ (38)
(38)
Sonunda Bize gelince arkadaşına: "Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arasındaki kadar uzaklık olsaydı, sen ne kötü arkadaş imişsin!" der. Nedametin bugün size hiç faydası dokunmaz; zira haksızlık etmiştiniz, şimdi azabda ortaksınız.
43:39
وَلَن ve asla walan
ve asla
يَنفَعَكُمُ size bir yarar sağlamaz yanfaʿakumu
size bir yarar sağlamaz
ٱلْيَوْمَ bugün l-yawma
bugün
إِذ çünkü idh
çünkü
ظَّلَمْتُمْ zulmettiniz ẓalamtum
zulmettiniz
أَنَّكُمْ siz annakum
siz
فِى azabda
azabda
ٱلْعَذَابِ the punishment l-ʿadhābi
the punishment
مُشْتَرِكُونَ ortaksınız mush'tarikūna
ortaksınız
٣٩ (39)
(39)
Sonunda Bize gelince arkadaşına: "Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arasındaki kadar uzaklık olsaydı, sen ne kötü arkadaş imişsin!" der. Nedametin bugün size hiç faydası dokunmaz; zira haksızlık etmiştiniz, şimdi azabda ortaksınız.
43:40
أَفَأَنتَ sen mi? afa-anta
sen mi?
تُسْمِعُ işittireceksin tus'miʿu
işittireceksin
ٱلصُّمَّ sağıra l-ṣuma
sağıra
أَوْ yahut; aw
yahut;
تَهْدِى yola ileteceksin tahdī
yola ileteceksin
ٱلْعُمْىَ körü l-ʿum'ya
körü
وَمَن ve kimseyi waman
ve kimseyi
كَانَ olan kāna
olan
فِى sapıklıkta
sapıklıkta
ضَلَـٰلٍۢ an error ḍalālin
an error
مُّبِينٍۢ apaçık mubīnin
apaçık
٤٠ (40)
(40)
Sağırlara sen mi duyuracaksın? Yoksa körleri ve apaçık sapıklıkta olanları doğru yola sen mi eriştireceksin?
43:41
فَإِمَّا bile fa-immā
bile
نَذْهَبَنَّ biz alıp götürsek nadhhabanna
biz alıp götürsek
بِكَ seni bika
seni
فَإِنَّا muhakkak biz fa-innā
muhakkak biz
مِنْهُم onlardan min'hum
onlardan
مُّنتَقِمُونَ öc alırız muntaqimūna
öc alırız
٤١ (41)
(41)
Seni onlardan uzaklaştırsak bile doğrusu Biz kendilerinden öç alırız; yahut onlara vadettiğimizi sana gösteririz. Çünkü onlara karşı gücü yetenleriz.
43:42
أَوْ yahut aw
yahut
نُرِيَنَّكَ sana gösteririz nuriyannaka
sana gösteririz
ٱلَّذِى şeyi alladhī
şeyi
وَعَدْنَـٰهُمْ onları uyardığımız waʿadnāhum
onları uyardığımız
فَإِنَّا şüphesiz bizim fa-innā
şüphesiz bizim
عَلَيْهِم onlara ʿalayhim
onlara
مُّقْتَدِرُونَ gücümüz yeter muq'tadirūna
gücümüz yeter
٤٢ (42)
(42)
Seni onlardan uzaklaştırsak bile doğrusu Biz kendilerinden öç alırız; yahut onlara vadettiğimizi sana gösteririz. Çünkü onlara karşı gücü yetenleriz.
43:43
فَٱسْتَمْسِكْ sen sımsıkı sarıl fa-is'tamsik
sen sımsıkı sarıl
بِٱلَّذِىٓ vahyedilene bi-alladhī
vahyedilene
أُوحِىَ is revealed ūḥiya
is revealed
إِلَيْكَ ۖ sana ilayka
sana
إِنَّكَ çünkü sen innaka
çünkü sen
عَلَىٰ üzerindesin ʿalā
üzerindesin
صِرَٰطٍۢ yol ṣirāṭin
yol
مُّسْتَقِيمٍۢ doğru mus'taqīmin
doğru
٤٣ (43)
(43)
Sana vahyolunana sarıl, sen, şüphesiz doğru yol üzerindesin.
43:44
وَإِنَّهُۥ şüphesiz O (Kur'an) wa-innahu
şüphesiz O (Kur'an)
لَذِكْرٌۭ bir Zikir'dir ladhik'run
bir Zikir'dir
لَّكَ sana laka
sana
وَلِقَوْمِكَ ۖ ve kavmine waliqawmika
ve kavmine
وَسَوْفَ ve yakında wasawfa
ve yakında
تُسْـَٔلُونَ sorulacaksınız tus'alūna
sorulacaksınız
٤٤ (44)
(44)
Doğrusu bu Kuran sana ve ümmetine bir öğüttür, ondan sorumlu tutulacaksınız.
43:45
وَسْـَٔلْ ve sor wasal
ve sor
مَنْ kimseye man
kimseye
أَرْسَلْنَا gönderdiğimiz arsalnā
gönderdiğimiz
مِن senden önce min
senden önce
قَبْلِكَ before you qablika
before you
مِن elçilerimizden min
elçilerimizden
رُّسُلِنَآ Our Messengers rusulinā
Our Messengers
أَجَعَلْنَا yapmış mıyız? ajaʿalnā
yapmış mıyız?
مِن başka min
başka
دُونِ besides dūni
besides
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman'dan l-raḥmāni
Rahman'dan
ءَالِهَةًۭ tanrılar ālihatan
tanrılar
يُعْبَدُونَ tapılacak yuʿ'badūna
tapılacak
٤٥ (45)
(45)
Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizden sor; Biz, Rahman olan Allah'tan başka, kulluk edilecek tanrılar meşru kılmış mıyız?
43:46
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
أَرْسَلْنَا biz gönderdik arsalnā
biz gönderdik
مُوسَىٰ Musa'yı mūsā
Musa'yı
بِـَٔايَـٰتِنَآ ayetlerimizle biāyātinā
ayetlerimizle
إِلَىٰ Fir'avn'a ilā
Fir'avn'a
فِرْعَوْنَ Firaun fir'ʿawna
Firaun
وَمَلَإِي۟هِۦ ve ileri gelen adamlarına wamala-ihi
ve ileri gelen adamlarına
فَقَالَ dedi faqāla
dedi
إِنِّى elbette ben innī
elbette ben
رَسُولُ elçisiyim rasūlu
elçisiyim
رَبِّ Rabbinin rabbi
Rabbinin
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin
٤٦ (46)
(46)
And olsun ki Biz Musa'yı mucizelerimizle Firavun'a ve erkanına göndermiştik, "Şüphesiz ben, Alemlerin Rabbinin elçisiyim" demişti.
43:47
فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki
جَآءَهُم onlara gelince jāahum
onlara gelince
بِـَٔايَـٰتِنَآ ayetlerimizle biāyātinā
ayetlerimizle
إِذَا hemen idhā
hemen
هُم onlar hum
onlar
مِّنْهَا onlarla min'hā
onlarla
يَضْحَكُونَ (alay edip) gülmeğe başladılar yaḍḥakūna
(alay edip) gülmeğe başladılar
٤٧ (47)
(47)
Onlara mucizelerimizi getirdiği zaman, bunlara gülüvermişlerdi.
43:48
وَمَا ve wamā
ve
نُرِيهِم onlara göstermeyiz nurīhim
onlara göstermeyiz
مِّنْ hiçbir min
hiçbir
ءَايَةٍ mu'cize āyatin
mu'cize
إِلَّا başkasını illā
başkasını
هِىَ o hiya
o
أَكْبَرُ daha büyük (olandan) akbaru
daha büyük (olandan)
مِنْ ötekinden min
ötekinden
أُخْتِهَا ۖ its sister ukh'tihā
its sister
وَأَخَذْنَـٰهُم ve onları yakaladık wa-akhadhnāhum
ve onları yakaladık
بِٱلْعَذَابِ azab(lar) ile bil-ʿadhābi
azab(lar) ile
لَعَلَّهُمْ umulur ki laʿallahum
umulur ki
يَرْجِعُونَ dönerler yarjiʿūna
dönerler
٤٨ (48)
(48)
Onlara gösterdiğimiz her mucize diğerinden daha büyüktü; doğru yola dönmeleri için onları azaba uğrattık.
43:49
وَقَالُوا۟ ve dediler ki waqālū
ve dediler ki
يَـٰٓأَيُّهَ ey yāayyuha
ey
ٱلسَّاحِرُ büyücü l-sāḥiru
büyücü
ٱدْعُ du'a et ud'ʿu
du'a et
لَنَا bizim için lanā
bizim için
رَبَّكَ Rabbine rabbaka
Rabbine
بِمَا hürmetine bimā
hürmetine
عَهِدَ söz ʿahida
söz
عِندَكَ sana verdiği ʿindaka
sana verdiği
إِنَّنَا artık biz innanā
artık biz
لَمُهْتَدُونَ yola geleceğiz lamuh'tadūna
yola geleceğiz
٤٩ (49)
(49)
"Ey Sihirbaz! Sana verdiği ahde göre Rabbine bizim için yalvar da doğru yola erişelim" dediler.
43:50
فَلَمَّا fakat falammā
fakat
كَشَفْنَا biz kaldırınca kashafnā
biz kaldırınca
عَنْهُمُ onlardan ʿanhumu
onlardan
ٱلْعَذَابَ azabı l-ʿadhāba
azabı
إِذَا hemen idhā
hemen
هُمْ onlar hum
onlar
يَنكُثُونَ sözlerinden dönüyorlar yankuthūna
sözlerinden dönüyorlar
٥٠ (50)
(50)
Ama, azabı üzerlerinden kaldırdığımızda hemen sözlerinden döndüler.
43:51
وَنَادَىٰ ve seslendi wanādā
ve seslendi
فِرْعَوْنُ Fir'avn fir'ʿawnu
Fir'avn
فِى içinde
içinde
قَوْمِهِۦ kavminin qawmihi
kavminin
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
يَـٰقَوْمِ ey kavmim yāqawmi
ey kavmim
أَلَيْسَ değil mi? alaysa
değil mi?
لِى benim
benim
مُلْكُ mülkü mul'ku
mülkü
مِصْرَ Mısır miṣ'ra
Mısır
وَهَـٰذِهِ ve şu wahādhihi
ve şu
ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar
تَجْرِى akıp giden tajrī
akıp giden
مِن altımdan min
altımdan
تَحْتِىٓ ۖ underneath me taḥtī
underneath me
أَفَلَا görmüyor musunuz? afalā
görmüyor musunuz?
تُبْصِرُونَ you see tub'ṣirūna
you see
٥١ (51)
(51)
Firavun, milletine şöyle seslendi: "Ey milletim! Mısır hükümdarlığı ve memleketimde akan bu ırmaklar benim değil mi? Görmüyor musunuz?"
43:52
أَمْ yahut (değil miyim?) am
yahut (değil miyim?)
أَنَا۠ ben anā
ben
خَيْرٌۭ daha iyi khayrun
daha iyi
مِّنْ şundan min
şundan
هَـٰذَا this hādhā
this
ٱلَّذِى ki alladhī
ki
هُوَ o huwa
o
مَهِينٌۭ aşağılıktır mahīnun
aşağılıktır
وَلَا ve olmayandır walā
ve olmayandır
يَكَادُ nerdeyse yakādu
nerdeyse
يُبِينُ söz anlatacak durumda yubīnu
söz anlatacak durumda
٥٢ (52)
(52)
"Yahut, ben zavallı ve nerdeyse konuşamayan bu kimseden daha üstün değil miyim?"
43:53
فَلَوْلَآ değil miydi? falawlā
değil miydi?
أُلْقِىَ atılmalı ul'qiya
atılmalı
عَلَيْهِ üzerine ʿalayhi
üzerine
أَسْوِرَةٌۭ bilezikler aswiratun
bilezikler
مِّن altından min
altından
ذَهَبٍ gold dhahabin
gold
أَوْ yahut aw
yahut
جَآءَ gelmeli (değil miydi?) jāa
gelmeli (değil miydi?)
مَعَهُ yanında maʿahu
yanında
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ melekler l-malāikatu
melekler
مُقْتَرِنِينَ yakın muq'tarinīna
yakın
٥٣ (53)
(53)
"Ona altın bilezikler verilmeli veya yanında ona yardım edecek melekler gelmeli değil mi?"
43:54
فَٱسْتَخَفَّ küçümsedi fa-is'takhaffa
küçümsedi
قَوْمَهُۥ kavmini qawmahu
kavmini
فَأَطَاعُوهُ ۚ onlar da ona boyun eğdiler fa-aṭāʿūhu
onlar da ona boyun eğdiler
إِنَّهُمْ çünkü onlar innahum
çünkü onlar
كَانُوا۟ idiler kānū
idiler
قَوْمًۭا bir kavim qawman
bir kavim
فَـٰسِقِينَ yoldan çıkmış fāsiqīna
yoldan çıkmış
٥٤ (54)
(54)
Firavun, milletini küçümsedi ama, onlar kendisine yine de itaat ettiler. Doğrusu onlar yoldan çıkmış bir milletti.
43:55
فَلَمَّآ onlar bizi kızdırınca falammā
onlar bizi kızdırınca
ءَاسَفُونَا they angered Us āsafūnā
they angered Us
ٱنتَقَمْنَا biz de öc aldık intaqamnā
biz de öc aldık
مِنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan
فَأَغْرَقْنَـٰهُمْ ve onları boğduk fa-aghraqnāhum
ve onları boğduk
أَجْمَعِينَ hepsini ajmaʿīna
hepsini
٥٥ (55)
(55)
Böylece Bizi öfkelendirince onlardan öç aldık, hepsini suda boğduk.
43:56
فَجَعَلْنَـٰهُمْ onları yaptık fajaʿalnāhum
onları yaptık
سَلَفًۭا geçmiş ataları salafan
geçmiş ataları
وَمَثَلًۭا ve örneği wamathalan
ve örneği
لِّلْـَٔاخِرِينَ sonradan gelenlerin lil'ākhirīna
sonradan gelenlerin
٥٦ (56)
(56)
Onları, sonradan gelecek inkarcılara ibret alınacak bir geçmiş kıldık.
43:57
۞ وَلَمَّا ve ne zaman ki walammā
ve ne zaman ki
ضُرِبَ anlatılınca ḍuriba
anlatılınca
ٱبْنُ oğlu ub'nu
oğlu
مَرْيَمَ Meryem maryama
Meryem
مَثَلًا bir misal olarak mathalan
bir misal olarak
إِذَا hemen idhā
hemen
قَوْمُكَ kavmin qawmuka
kavmin
مِنْهُ ondan ötürü min'hu
ondan ötürü
يَصِدُّونَ yaygarayı bastılar yaṣiddūna
yaygarayı bastılar
٥٧ (57)
(57)
Meryem oğlu misal verilince, senin milletin buna gülüp geçiverdi.
43:58
وَقَالُوٓا۟ ve dediler waqālū
ve dediler
ءَأَـٰلِهَتُنَا bizim tanrılarımız mı? aālihatunā
bizim tanrılarımız mı?
خَيْرٌ hayırlıdır khayrun
hayırlıdır
أَمْ yoksa am
yoksa
هُوَ ۚ o mu? huwa
o mu?
مَا bunu misal vermediler
bunu misal vermediler
ضَرَبُوهُ they present it ḍarabūhu
they present it
لَكَ sana laka
sana
إِلَّا dışında bir sebeple illā
dışında bir sebeple
جَدَلًۢا ۚ tartışmak jadalan
tartışmak
بَلْ doğrusu bal
doğrusu
هُمْ onlar hum
onlar
قَوْمٌ bir toplumdur qawmun
bir toplumdur
خَصِمُونَ kavgacı khaṣimūna
kavgacı
٥٨ (58)
(58)
"Bizim tanrımız mı yoksa o mu daha iyidir?" dediler. Sana böyle söylemeleri, sadece, tartışmaya girişmek içindir. Onlar şüphesiz kavgacı bir millettir.
43:59
إِنْ değildir in
değildir
هُوَ O huwa
O
إِلَّا başkası illā
başkası
عَبْدٌ bir kul(dan) ʿabdun
bir kul(dan)
أَنْعَمْنَا ni'met verdiğimiz anʿamnā
ni'met verdiğimiz
عَلَيْهِ kendisine ʿalayhi
kendisine
وَجَعَلْنَـٰهُ ve kıldığımız wajaʿalnāhu
ve kıldığımız
مَثَلًۭا örnek mathalan
örnek
لِّبَنِىٓ oğullarına libanī
oğullarına
إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail
٥٩ (59)
(59)
Meryemoğlu, ancak kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğullarına örnek kıldığımız bir kuldur.
43:60
وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer
نَشَآءُ dileseydik nashāu
dileseydik
لَجَعَلْنَا elbette yapardık lajaʿalnā
elbette yapardık
مِنكُم sizden minkum
sizden
مَّلَـٰٓئِكَةًۭ melekler malāikatan
melekler
فِى (şu) dünyada
(şu) dünyada
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
يَخْلُفُونَ yerinize geçen yakhlufūna
yerinize geçen
٦٠ (60)
(60)
Eğer dileseydik, size bedel yeryüzünde sizin yerinizi tutacak melekler var ederdik.
43:61
وَإِنَّهُۥ ve şüphesiz O wa-innahu
ve şüphesiz O
لَعِلْمٌۭ ilmidir laʿil'mun
ilmidir
لِّلسَّاعَةِ kıyametin lilssāʿati
kıyametin
فَلَا hiç falā
hiç
تَمْتَرُنَّ şüphe etmeyin tamtarunna
şüphe etmeyin
بِهَا ondan bihā
ondan
وَٱتَّبِعُونِ ۚ ve bana uyun wa-ittabiʿūni
ve bana uyun
هَـٰذَا budur hādhā
budur
صِرَٰطٌۭ yol ṣirāṭun
yol
مُّسْتَقِيمٌۭ doğru mus'taqīmun
doğru
٦١ (61)
(61)
O kıyametin kopacağını bildirir; o saatin geleceğinden şüphe etmeyin, Bana uyun, bu doğru yoldur.
43:62
وَلَا sizi (bundan) alıkoymasın walā
sizi (bundan) alıkoymasın
يَصُدَّنَّكُمُ avert you yaṣuddannakumu
avert you
ٱلشَّيْطَـٰنُ ۖ şeytan l-shayṭānu
şeytan
إِنَّهُۥ çünkü o innahu
çünkü o
لَكُمْ sizin için lakum
sizin için
عَدُوٌّۭ bir düşmandır ʿaduwwun
bir düşmandır
مُّبِينٌۭ açık mubīnun
açık
٦٢ (62)
(62)
Sakın şeytan sizi bu yoldan alıkoymasın; şüphesiz o size apaçık bir düşmandır.
43:63
وَلَمَّا ne zaman ki walammā
ne zaman ki
جَآءَ gelince jāa
gelince
عِيسَىٰ Îsa ʿīsā
Îsa
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ açık kanıtlarla bil-bayināti
açık kanıtlarla
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
قَدْ elbette qad
elbette
جِئْتُكُم ben size geldim ji'tukum
ben size geldim
بِٱلْحِكْمَةِ hikmet ile bil-ḥik'mati
hikmet ile
وَلِأُبَيِّنَ ve açıklamak için (geldim) wali-ubayyina
ve açıklamak için (geldim)
لَكُم size lakum
size
بَعْضَ bir kısmını baʿḍa
bir kısmını
ٱلَّذِى şeylerden alladhī
şeylerden
تَخْتَلِفُونَ ayrılığa düştünüğünüz takhtalifūna
ayrılığa düştünüğünüz
فِيهِ ۖ onda fīhi
onda
فَٱتَّقُوا۟ o halde korkun fa-ittaqū
o halde korkun
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
وَأَطِيعُونِ ve bana ita'at edin wa-aṭīʿūni
ve bana ita'at edin
٦٣ (63)
(63)
İsa, belgeleri getirdiği zaman demişti ki: "Size hikmetle ve ayrılığa düştüğünüz şeylerin bir kısmını açıklamak üzere geldim. Allah'a karşı gelmekten sakının, bana itaat edin."
43:64
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
هُوَ O'dur huwa
O'dur
رَبِّى benim Rabbim rabbī
benim Rabbim
وَرَبُّكُمْ ve sizin Rabbiniz warabbukum
ve sizin Rabbiniz
فَٱعْبُدُوهُ ۚ O'na tapın fa-uʿ'budūhu
O'na tapın
هَـٰذَا budur hādhā
budur
صِرَٰطٌۭ yol ṣirāṭun
yol
مُّسْتَقِيمٌۭ doğru mus'taqīmun
doğru
٦٤ (64)
(64)
"Doğrusu Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir, artık O'na kulluk edin, bu, doğru yoldur."
43:65
فَٱخْتَلَفَ birbirleriyle ihtilafa düştüler fa-ikh'talafa
birbirleriyle ihtilafa düştüler
ٱلْأَحْزَابُ guruplar l-aḥzābu
guruplar
مِنۢ aralarından çıkan min
aralarından çıkan
بَيْنِهِمْ ۖ among them baynihim
among them
فَوَيْلٌۭ vay haline fawaylun
vay haline
لِّلَّذِينَ zulmedenlerin lilladhīna
zulmedenlerin
ظَلَمُوا۟ wronged ẓalamū
wronged
مِنْ azabından min
azabından
عَذَابِ (the) punishment ʿadhābi
(the) punishment
يَوْمٍ bir günün yawmin
bir günün
أَلِيمٍ acıklı alīmin
acıklı
٦٥ (65)
(65)
Ama, aralarında guruplaştılar, ayrılığa düştüler. Kıyamet gününün can yakıcı azabına uğrayacak zalimlerin vay haline!
43:66
هَلْ bekliyorlar-mı? hal
bekliyorlar-mı?
يَنظُرُونَ bekliyorlar yanẓurūna
bekliyorlar
إِلَّا except illā
except
ٱلسَّاعَةَ sa'atin l-sāʿata
sa'atin
أَن başlarına gelmesinden an
başlarına gelmesinden
تَأْتِيَهُم it should come on them tatiyahum
it should come on them
بَغْتَةًۭ ansızın baghtatan
ansızın
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
لَا hiç
hiç
يَشْعُرُونَ farkında değillerken yashʿurūna
farkında değillerken
٦٦ (66)
(66)
Onlar farkında değillerken kıyamet gününün kendilerine ansızın gelmesini mi bekliyorlar?
43:67
ٱلْأَخِلَّآءُ dostlar al-akhilāu
dostlar
يَوْمَئِذٍۭ o gün yawma-idhin
o gün
بَعْضُهُمْ bir kısmı baʿḍuhum
bir kısmı
لِبَعْضٍ diğerine libaʿḍin
diğerine
عَدُوٌّ düşmandır ʿaduwwun
düşmandır
إِلَّا dışında illā
dışında
ٱلْمُتَّقِينَ muttakiler l-mutaqīna
muttakiler
٦٧ (67)
(67)
O gün Allah'a karşı gelmekten sakınanlar dışında, dost olanlar birbirine düşman olurlar.
43:68
يَـٰعِبَادِ ey kullarım yāʿibādi
ey kullarım
لَا yoktur
yoktur
خَوْفٌ korku khawfun
korku
عَلَيْكُمُ size ʿalaykumu
size
ٱلْيَوْمَ bugün l-yawma
bugün
وَلَآ ve ne de walā
ve ne de
أَنتُمْ siz antum
siz
تَحْزَنُونَ üzülmeyeceksiniz taḥzanūna
üzülmeyeceksiniz
٦٨ (68)
(68)
Allah: "Ey kullarım! Bugün size korku yoktur, siz üzülmeyeceksiniz" der.
43:69
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ iman eden(ler) āmanū
iman eden(ler)
بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimize biāyātinā
ayetlerimize
وَكَانُوا۟ ve olanlar wakānū
ve olanlar
مُسْلِمِينَ müslüman mus'limīna
müslüman
٦٩ (69)
(69)
Bunlar, ayetlerimize inanmış ve kendilerini Bize vermişlerdir.
43:70
ٱدْخُلُوا۟ haydi girin ud'khulū
haydi girin
ٱلْجَنَّةَ cennete l-janata
cennete
أَنتُمْ siz antum
siz
وَأَزْوَٰجُكُمْ ve eşleriniz wa-azwājukum
ve eşleriniz
تُحْبَرُونَ ağırlanıp sevindirileceksiniz tuḥ'barūna
ağırlanıp sevindirileceksiniz
٧٠ (70)
(70)
Şöyle denir: "Siz ve eşleriniz, ağırlanmış olarak cennete giriniz."
43:71
يُطَافُ dolaştırılır yuṭāfu
dolaştırılır
عَلَيْهِم onların önünde ʿalayhim
onların önünde
بِصِحَافٍۢ tepsiler biṣiḥāfin
tepsiler
مِّن altından min
altından
ذَهَبٍۢ gold dhahabin
gold
وَأَكْوَابٍۢ ۖ ve kadehler wa-akwābin
ve kadehler
وَفِيهَا orada vardır wafīhā
orada vardır
مَا her şey
her şey
تَشْتَهِيهِ canların çektiği tashtahīhi
canların çektiği
ٱلْأَنفُسُ nefislerinin l-anfusu
nefislerinin
وَتَلَذُّ ve hoşlandığı wataladhu
ve hoşlandığı
ٱلْأَعْيُنُ ۖ gözlerin l-aʿyunu
gözlerin
وَأَنتُمْ ve siz wa-antum
ve siz
فِيهَا orada fīhā
orada
خَـٰلِدُونَ ebedi kalacaksınız khālidūna
ebedi kalacaksınız
٧١ (71)
(71)
Onlar için altın kadeh ve tepsiler dolaştırılır, canlarının istediği ve gözlerinin hoşlandığı her şey oradadır. Siz orada ebedi kalacaksınız.
43:72
وَتِلْكَ işte watil'ka
işte
ٱلْجَنَّةُ cennet l-janatu
cennet
ٱلَّتِىٓ size miras verilen allatī
size miras verilen
أُورِثْتُمُوهَا you are made to inherit ūrith'tumūhā
you are made to inherit
بِمَا karşılık bimā
karşılık
كُنتُمْ olduklarınıza kuntum
olduklarınıza
تَعْمَلُونَ yapıyor(lar) taʿmalūna
yapıyor(lar)
٧٢ (72)
(72)
İşlediklerinize karşılık, size miras verilen işte bu cennettir.
43:73
لَكُمْ sizin için vardır lakum
sizin için vardır
فِيهَا orada fīhā
orada
فَـٰكِهَةٌۭ meyva fākihatun
meyva
كَثِيرَةٌۭ çok kathīratun
çok
مِّنْهَا onlardan min'hā
onlardan
تَأْكُلُونَ yersiniz takulūna
yersiniz
٧٣ (73)
(73)
Orada sizin için bol yemiş vardır, onlardan yersiniz.
43:74
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلْمُجْرِمِينَ suçlular l-muj'rimīna
suçlular
فِى azabında
azabında
عَذَابِ (the) punishment ʿadhābi
(the) punishment
جَهَنَّمَ cehennem jahannama
cehennem
خَـٰلِدُونَ sürekli kalacaklardır khālidūna
sürekli kalacaklardır
٧٤ (74)
(74)
Doğrusu suçlular, temelli kalacakları cehennemin azabı içindedirler.
43:75
لَا hiç
hiç
يُفَتَّرُ hafifletilmeyecektir yufattaru
hafifletilmeyecektir
عَنْهُمْ kendilerinden ʿanhum
kendilerinden
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
فِيهِ onun içinde fīhi
onun içinde
مُبْلِسُونَ umutsuzdurlar mub'lisūna
umutsuzdurlar
٧٥ (75)
(75)
Azaba hiç ara verilmez, onlar orada tamamen umutsuzdurlar.
43:76
وَمَا biz onlara zulmetmedik wamā
biz onlara zulmetmedik
ظَلَمْنَـٰهُمْ We wronged them ẓalamnāhum
We wronged them
وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat
كَانُوا۟ idiler kānū
idiler
هُمُ onlar humu
onlar
ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimler l-ẓālimīna
zalimler
٧٦ (76)
(76)
Biz onlara zulmetmedik, ama onlar zalim kimselerdi.
43:77
وَنَادَوْا۟ ve seslendiler wanādaw
ve seslendiler
يَـٰمَـٰلِكُ ey Malik yāmāliku
ey Malik
لِيَقْضِ hüküm versin liyaqḍi
hüküm versin
عَلَيْنَا bizim hakkımızda ʿalaynā
bizim hakkımızda
رَبُّكَ ۖ Rabbin rabbuka
Rabbin
قَالَ dedi qāla
dedi
إِنَّكُم siz innakum
siz
مَّـٰكِثُونَ kalacaksınız mākithūna
kalacaksınız
٧٧ (77)
(77)
Cehennemde şöyle seslenilir: "Ey Nöbetçi! Rabbin hiç değilse canımızı alsın." Nöbetçi: "Siz böyle kalacaksınız" der.
43:78
لَقَدْ andolsun laqad
andolsun
جِئْنَـٰكُم biz size getirdik ji'nākum
biz size getirdik
بِٱلْحَقِّ hakkı bil-ḥaqi
hakkı
وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat
أَكْثَرَكُمْ sizin çoğunuz aktharakum
sizin çoğunuz
لِلْحَقِّ haktan lil'ḥaqqi
haktan
كَـٰرِهُونَ hoşlanmıyorsunuz kārihūna
hoşlanmıyorsunuz
٧٨ (78)
(78)
And olsun ki, size gerçeği getirdik; fakat çoğunuz gerçeği sevmiyorsunuz.
43:79
أَمْ yoksa am
yoksa
أَبْرَمُوٓا۟ kararlaştırdılar (mı?) abramū
kararlaştırdılar (mı?)
أَمْرًۭا bir iş amran
bir iş
فَإِنَّا elbette biz de fa-innā
elbette biz de
مُبْرِمُونَ kararlıyız mub'rimūna
kararlıyız
٧٩ (79)
(79)
Yoksa bir işe mi karar verdiler? Doğrusu Biz de kararlıyız.
43:80
أَمْ yoksa am
yoksa
يَحْسَبُونَ sanıyorlar (mı?) yaḥsabūna
sanıyorlar (mı?)
أَنَّا biz annā
biz
لَا işitmiyoruz
işitmiyoruz
نَسْمَعُ hear nasmaʿu
hear
سِرَّهُمْ onların sırlarını sirrahum
onların sırlarını
وَنَجْوَىٰهُم ۚ ve gizli konuşmalarını wanajwāhum
ve gizli konuşmalarını
بَلَىٰ hayır (işitiriz) balā
hayır (işitiriz)
وَرُسُلُنَا ve elçilerimiz warusulunā
ve elçilerimiz
لَدَيْهِمْ yanlarında bulunan ladayhim
yanlarında bulunan
يَكْتُبُونَ yazarlar yaktubūna
yazarlar
٨٠ (80)
(80)
Yoksa, kendilerinin gizli veya açık konuşmalarını duymayız mı sanırlar? Hayır; öyle değil; yanlarındaki elçilerimiz yazmaktadır.
43:81
قُلْ de ki qul
de ki
إِن eğer in
eğer
كَانَ olsaydı kāna
olsaydı
لِلرَّحْمَـٰنِ Rahman'ın lilrraḥmāni
Rahman'ın
وَلَدٌۭ çocuğu waladun
çocuğu
فَأَنَا۠ ben olurdum fa-anā
ben olurdum
أَوَّلُ ilki awwalu
ilki
ٱلْعَـٰبِدِينَ tapanların l-ʿābidīna
tapanların
٨١ (81)
(81)
De ki: "Eğer Rahman olan Allah'ın çocuğu olsa, kulluk edenlerin ilki ben olurdum."
43:82
سُبْحَـٰنَ münezzehtir sub'ḥāna
münezzehtir
رَبِّ Rabbi rabbi
Rabbi
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin
رَبِّ Rabbi rabbi
Rabbi
ٱلْعَرْشِ Arş'ın l-ʿarshi
Arş'ın
عَمَّا onların nitelendirmelerinden ʿammā
onların nitelendirmelerinden
يَصِفُونَ they ascribe yaṣifūna
they ascribe
٨٢ (82)
(82)
Göklerin ve yerin Rabbi, Arşın Rabbi onların vasıflandırmalarından münezzehtir.
43:83
فَذَرْهُمْ bırak onları fadharhum
bırak onları
يَخُوضُوا۟ dalsınlar yakhūḍū
dalsınlar
وَيَلْعَبُوا۟ ve oynasınlar wayalʿabū
ve oynasınlar
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
يُلَـٰقُوا۟ kavuşuncaya yulāqū
kavuşuncaya
يَوْمَهُمُ günlerine yawmahumu
günlerine
ٱلَّذِى kendilerine vadedilen alladhī
kendilerine vadedilen
يُوعَدُونَ they are promised yūʿadūna
they are promised
٨٣ (83)
(83)
Bırak onları, kendilerine söz verilen güne kavuşana kadar, dalsınlar, oynasınlar.
43:84
وَهُوَ ve O'dur wahuwa
ve O'dur
ٱلَّذِى ki alladhī
ki
فِى gökte
gökte
ٱلسَّمَآءِ the heaven l-samāi
the heaven
إِلَـٰهٌۭ Tanrı'dır ilāhun
Tanrı'dır
وَفِى ve wafī
ve
ٱلْأَرْضِ yerde l-arḍi
yerde
إِلَـٰهٌۭ ۚ Tanrı'dır ilāhun
Tanrı'dır
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
ٱلْحَكِيمُ hakimdir l-ḥakīmu
hakimdir
ٱلْعَلِيمُ bilendir l-ʿalīmu
bilendir
٨٤ (84)
(84)
Gökte de Tanrı, yerde de Tanrı O'dur. Hakim olan, her şeyi bilen O'dur.
43:85
وَتَبَارَكَ ve ne yücedir watabāraka
ve ne yücedir
ٱلَّذِى kendisine ait olan alladhī
kendisine ait olan
لَهُۥ to Whom lahu
to Whom
مُلْكُ mülkü mul'ku
mülkü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin
وَمَا ve bulunan her şeyin wamā
ve bulunan her şeyin
بَيْنَهُمَا ikisi arasında baynahumā
ikisi arasında
وَعِندَهُۥ O'nun yanındadır waʿindahu
O'nun yanındadır
عِلْمُ bilgisi ʿil'mu
bilgisi
ٱلسَّاعَةِ sa'atin l-sāʿati
sa'atin
وَإِلَيْهِ ve O'na wa-ilayhi
ve O'na
تُرْجَعُونَ döndürüleceksiniz tur'jaʿūna
döndürüleceksiniz
٨٥ (85)
(85)
Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların hükümranlığı kendisinin olan Allah ne yücedir! Kıyamet saatini bilmek O'na aittir. O'na döneceksiniz.
43:86
وَلَا ve değillerdir walā
ve değillerdir
يَمْلِكُ sahip yamliku
sahip
ٱلَّذِينَ şeyler alladhīna
şeyler
يَدْعُونَ yalvardıkları yadʿūna
yalvardıkları
مِن O'ndan başka min
O'ndan başka
دُونِهِ besides Him dūnihi
besides Him
ٱلشَّفَـٰعَةَ şefa'at (yetkisin)e l-shafāʿata
şefa'at (yetkisin)e
إِلَّا ancak bunun dışındadır illā
ancak bunun dışındadır
مَن kimseler man
kimseler
شَهِدَ şahidlik eden shahida
şahidlik eden
بِٱلْحَقِّ hakka bil-ḥaqi
hakka
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
يَعْلَمُونَ bilerek yaʿlamūna
bilerek
٨٦ (86)
(86)
Allah'ı bırakıp yalvardıkları şeyler, şefaat edemezler. Ancak hakkı bilip ona şahidlik edenler bunun dışındadır.
43:87
وَلَئِن ve andolsun wala-in
ve andolsun
سَأَلْتَهُم onlara sorsan sa-altahum
onlara sorsan
مَّنْ kim? man
kim?
خَلَقَهُمْ onları yarattı khalaqahum
onları yarattı
لَيَقُولُنَّ elbette derler layaqūlunna
elbette derler
ٱللَّهُ ۖ Allah l-lahu
Allah
فَأَنَّىٰ o halde nasıl? fa-annā
o halde nasıl?
يُؤْفَكُونَ çevriliyorlar yu'fakūna
çevriliyorlar
٨٧ (87)
(87)
And olsun ki, onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan: "Allah" derler. Öyleyken nasıl da aldatılıp döndürülüyorlar?
43:88
وَقِيلِهِۦ ve onun demesi(ne andolsun) waqīlihi
ve onun demesi(ne andolsun)
يَـٰرَبِّ ya Rab yārabbi
ya Rab
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
هَـٰٓؤُلَآءِ bunlar hāulāi
bunlar
قَوْمٌۭ bir kavimdir qawmun
bir kavimdir
لَّا inanmayan
inanmayan
يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe
٨٨ (88)
(88)
Onlar hakkında: "Ey Rabbim! Bunlar inanmayan bir millettir" demesi üzerine Allah: "Onlardan geç, esenlik dile; yakında bileceklerdir" buyurdu.
43:89
فَٱصْفَحْ şimdi sen geç fa-iṣ'faḥ
şimdi sen geç
عَنْهُمْ onlardan ʿanhum
onlardan
وَقُلْ ve de ki waqul
ve de ki
سَلَـٰمٌۭ ۚ selam olsun salāmun
selam olsun
فَسَوْفَ yakında fasawfa
yakında
يَعْلَمُونَ bileceklerdir yaʿlamūna
bileceklerdir
٨٩ (89)
(89)
Onlar hakkında: "Ey Rabbim! Bunlar inanmayan bir millettir" demesi üzerine Allah: "Onlardan geç, esenlik dile; yakında bileceklerdir" buyurdu.