67

Mülk

Mekki 30 Ayet Cüz 29
الملك
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
67:1
تَبَـٰرَكَ ne mübarektir tabāraka
ne mübarektir
ٱلَّذِى bulunan alladhī
bulunan
بِيَدِهِ elinde biyadihi
elinde
ٱلْمُلْكُ mülk l-mul'ku
mülk
وَهُوَ ve O'nun wahuwa
ve O'nun
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
كُلِّ her kulli
her
شَىْءٍۢ şey shayin
şey
قَدِيرٌ gücü yeter qadīrun
gücü yeter
١ (1)
(1)
Hükümranlık elinde olan Allah yücedir ve O herşeye Kadir'dir.
67:2
ٱلَّذِى O ki alladhī
O ki
خَلَقَ yarattı khalaqa
yarattı
ٱلْمَوْتَ ölümü l-mawta
ölümü
وَٱلْحَيَوٰةَ ve hayatı wal-ḥayata
ve hayatı
لِيَبْلُوَكُمْ sizi denemek için liyabluwakum
sizi denemek için
أَيُّكُمْ hanginizin ayyukum
hanginizin
أَحْسَنُ daha güzel aḥsanu
daha güzel
عَمَلًۭا ۚ iş yapacağınızı ʿamalan
iş yapacağınızı
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
ٱلْعَزِيزُ üstündür l-ʿazīzu
üstündür
ٱلْغَفُورُ bağışlayandır l-ghafūru
bağışlayandır
٢ (2)
(2)
Hanginizin daha iyi iş işlediğini belirtmek için, ölümü ve dirimi (hayatı) yaratan O'dur. O, güçlüdür, bağışlayandır.
67:3
ٱلَّذِى ki O alladhī
ki O
خَلَقَ yarattı khalaqa
yarattı
سَبْعَ yedi sabʿa
yedi
سَمَـٰوَٰتٍۢ göğü samāwātin
göğü
طِبَاقًۭا ۖ tabaka tabaka ṭibāqan
tabaka tabaka
مَّا görmezsin
görmezsin
تَرَىٰ you see tarā
you see
فِى yaratmasında
yaratmasında
خَلْقِ (the) creation khalqi
(the) creation
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman'ın l-raḥmāni
Rahman'ın
مِن hiçbir min
hiçbir
تَفَـٰوُتٍۢ ۖ aykırılık uygunsuzluk' tafāwutin
aykırılık uygunsuzluk'
فَٱرْجِعِ döndür de (bak) fa-ir'jiʿi
döndür de (bak)
ٱلْبَصَرَ gözü(nü) l-baṣara
gözü(nü)
هَلْ görüyormusun? hal
görüyormusun?
تَرَىٰ you see tarā
you see
مِن hiçbir min
hiçbir
فُطُورٍۢ bozukluk fuṭūrin
bozukluk
٣ (3)
(3)
Gökleri yedi kat üzerine yaratan O'dur. Rahman'ın bu yaratmasında bir düzensizlik bulamazsın. Gözünü bir çevir bak, bir çatlak görebilir misin?
67:4
ثُمَّ sonra thumma
sonra
ٱرْجِعِ döndür (bak) ir'jiʿi
döndür (bak)
ٱلْبَصَرَ gözü(nü) l-baṣara
gözü(nü)
كَرَّتَيْنِ iki kez daha karratayni
iki kez daha
يَنقَلِبْ döner yanqalib
döner
إِلَيْكَ sana ilayka
sana
ٱلْبَصَرُ göz l-baṣaru
göz
خَاسِئًۭا umudu keserek khāsi-an
umudu keserek
وَهُوَ ve o wahuwa
ve o
حَسِيرٌۭ hor ve bitkin ḥasīrun
hor ve bitkin
٤ (4)
(4)
Bir aksaklık bulmak için gözünü tekrar tekrar çevir bak; ama göz umduğunu bulamayıp bitkin ve yorgun düşer.
67:5
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
زَيَّنَّا biz donattık zayyannā
biz donattık
ٱلسَّمَآءَ göğü l-samāa
göğü
ٱلدُّنْيَا en yakın l-dun'yā
en yakın
بِمَصَـٰبِيحَ lambalarla bimaṣābīḥa
lambalarla
وَجَعَلْنَـٰهَا ve onları yaptık wajaʿalnāhā
ve onları yaptık
رُجُومًۭا taşlamalar rujūman
taşlamalar
لِّلشَّيَـٰطِينِ ۖ şeytanlar için lilshayāṭīni
şeytanlar için
وَأَعْتَدْنَا ve hazırladık wa-aʿtadnā
ve hazırladık
لَهُمْ onlara lahum
onlara
عَذَابَ azabı ʿadhāba
azabı
ٱلسَّعِيرِ çılgın ateş l-saʿīri
çılgın ateş
٥ (5)
(5)
And olsun ki, yakın göğü kandillerle donattık, onları şeytanlar için taşlamalar yaptık ve şeytanlara çılgın alev azabını hazırladık.
67:6
وَلِلَّذِينَ için vardır walilladhīna
için vardır
كَفَرُوا۟ inkar edenler kafarū
inkar edenler
بِرَبِّهِمْ Rablerini birabbihim
Rablerini
عَذَابُ azabı ʿadhābu
azabı
جَهَنَّمَ ۖ cehennem jahannama
cehennem
وَبِئْسَ ve ne kötü wabi'sa
ve ne kötü
ٱلْمَصِيرُ gidilecek sonuçtur l-maṣīru
gidilecek sonuçtur
٦ (6)
(6)
Rablerini inkar eden kimseler için cehennem azabı vardır. Ne kötü bir dönüştür!
67:7
إِذَآ zaman idhā
zaman
أُلْقُوا۟ atıldıkları ul'qū
atıldıkları
فِيهَا oraya fīhā
oraya
سَمِعُوا۟ işitirler samiʿū
işitirler
لَهَا onun lahā
onun
شَهِيقًۭا homurtusunu shahīqan
homurtusunu
وَهِىَ ve o wahiya
ve o
تَفُورُ kaynıyor tafūru
kaynıyor
٧ (7)
(7)
Oraya atıldıkları zaman, onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitirler.
67:8
تَكَادُ neredeyse takādu
neredeyse
تَمَيَّزُ çatlayacak tamayyazu
çatlayacak
مِنَ öfkeden mina
öfkeden
ٱلْغَيْظِ ۖ rage l-ghayẓi
rage
كُلَّمَآ her biri kullamā
her biri
أُلْقِىَ atıldıkça ul'qiya
atıldıkça
فِيهَا onun içine fīhā
onun içine
فَوْجٌۭ topluluk fawjun
topluluk
سَأَلَهُمْ onlara sordu(lar) sa-alahum
onlara sordu(lar)
خَزَنَتُهَآ onun bekçileri khazanatuhā
onun bekçileri
أَلَمْ size gelmedi mi? alam
size gelmedi mi?
يَأْتِكُمْ come to you yatikum
come to you
نَذِيرٌۭ bir uyarıcı nadhīrun
bir uyarıcı
٨ (8)
(8)
Nerede ise öfkesinden paralanacak! İçine her bir topluluğun atılmasında, bekçileri onlara: "Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?" diye sorarlar.
67:9
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
بَلَىٰ evet balā
evet
قَدْ andolsun qad
andolsun
جَآءَنَا bize geldi jāanā
bize geldi
نَذِيرٌۭ uyarıcı nadhīrun
uyarıcı
فَكَذَّبْنَا ama biz yalanladık fakadhabnā
ama biz yalanladık
وَقُلْنَا ve dedik ki waqul'nā
ve dedik ki
مَا indirmedi
indirmedi
نَزَّلَ has sent down nazzala
has sent down
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مِن hiçbir min
hiçbir
شَىْءٍ şey shayin
şey
إِنْ hayır in
hayır
أَنتُمْ siz antum
siz
إِلَّا ancak illā
ancak
فِى içindesiniz
içindesiniz
ضَلَـٰلٍۢ bir sapıklık ḍalālin
bir sapıklık
كَبِيرٍۢ büyük kabīrin
büyük
٩ (9)
(9)
Onlar: "Evet; doğrusu bize bir uyarıcı geldi, fakat biz yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz büyük bir sapıklık içindesiniz demiştik" derler.
67:10
وَقَالُوا۟ ve dediler ki waqālū
ve dediler ki
لَوْ eğer law
eğer
كُنَّا biz kunnā
biz
نَسْمَعُ söz dinleseydik nasmaʿu
söz dinleseydik
أَوْ yahut aw
yahut
نَعْقِلُ düşünseydik naʿqilu
düşünseydik
مَا bulunmazdık
bulunmazdık
كُنَّا we (would) have been kunnā
we (would) have been
فِىٓ arasında
arasında
أَصْحَـٰبِ halkı aṣḥābi
halkı
ٱلسَّعِيرِ çılgın ateşin l-saʿīri
çılgın ateşin
١٠ (10)
(10)
"Eğer kulak vermiş veya akletmiş olsaydık, çılgın alevli cehennemlikler içinde olmazdık" derler.
67:11
فَٱعْتَرَفُوا۟ itiraf ettiler fa-iʿ'tarafū
itiraf ettiler
بِذَنۢبِهِمْ günahlarını bidhanbihim
günahlarını
فَسُحْقًۭا uzak olsun fasuḥ'qan
uzak olsun
لِّأَصْحَـٰبِ halkı li-aṣḥābi
halkı
ٱلسَّعِيرِ çılgın ateş l-saʿīri
çılgın ateş
١١ (11)
(11)
Böylece, günahlarını itiraf ederler. Çılgın alevli cehennemlikler yok olsunlar!
67:12
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
يَخْشَوْنَ saygılı olan(lar) yakhshawna
saygılı olan(lar)
رَبَّهُم Rablerine rabbahum
Rablerine
بِٱلْغَيْبِ görmedikleri halde bil-ghaybi
görmedikleri halde
لَهُم onlar için vardır lahum
onlar için vardır
مَّغْفِرَةٌۭ bağış(lama) maghfiratun
bağış(lama)
وَأَجْرٌۭ ve mükafat wa-ajrun
ve mükafat
كَبِيرٌۭ büyük kabīrun
büyük
١٢ (12)
(12)
Doğrusu, görünmediği halde Rablerinden korkanlara, onlara, bağışlanma ve büyük ecir vardır.
67:13
وَأَسِرُّوا۟ gizleyin wa-asirrū
gizleyin
قَوْلَكُمْ sözünüzü qawlakum
sözünüzü
أَوِ yahut awi
yahut
ٱجْهَرُوا۟ açığa vurun ij'harū
açığa vurun
بِهِۦٓ ۖ onu bihi
onu
إِنَّهُۥ çünkü O innahu
çünkü O
عَلِيمٌۢ bilir ʿalīmun
bilir
بِذَاتِ özünü bidhāti
özünü
ٱلصُّدُورِ göğüslerin l-ṣudūri
göğüslerin
١٣ (13)
(13)
Sizler, sözlerinizi gizleseniz de açıklasanız da birdir; O, kalblerde olanı bilir.
67:14
أَلَا bilmez mi? alā
bilmez mi?
يَعْلَمُ know yaʿlamu
know
مَنْ kimse man
kimse
خَلَقَ yaratan khalaqa
yaratan
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
ٱللَّطِيفُ latiftir l-laṭīfu
latiftir
ٱلْخَبِيرُ haber alandır l-khabīru
haber alandır
١٤ (14)
(14)
Yaratan bilmez olur mu? O, Latif'tir, haberdardır.
67:15
هُوَ O huwa
O
ٱلَّذِى yapandır alladhī
yapandır
جَعَلَ made jaʿala
made
لَكُمُ size lakumu
size
ٱلْأَرْضَ yeri l-arḍa
yeri
ذَلُولًۭا boynu eğik dhalūlan
boynu eğik
فَٱمْشُوا۟ haydi yürüyün fa-im'shū
haydi yürüyün
فِى onun omuzlarında (yeryüzünde)
onun omuzlarında (yeryüzünde)
مَنَاكِبِهَا (the) paths thereof manākibihā
(the) paths thereof
وَكُلُوا۟ ve yeyin wakulū
ve yeyin
مِن O'nun rızkından min
O'nun rızkından
رِّزْقِهِۦ ۖ His provision riz'qihi
His provision
وَإِلَيْهِ ve O'nadır wa-ilayhi
ve O'nadır
ٱلنُّشُورُ dönüş l-nushūru
dönüş
١٥ (15)
(15)
Yeryüzünü, size boyun eğdiren O'dur; öyleyse yerin sırtlarında dolaşın, Allah'ın verdiği rızıktan yiyin; sonunda dönüş O'nadır.
67:16
ءَأَمِنتُم emin misiniz? a-amintum
emin misiniz?
مَّن olanın man
olanın
فِى gökte
gökte
ٱلسَّمَآءِ the heaven l-samāi
the heaven
أَن batırmayacağından an
batırmayacağından
يَخْسِفَ He will cause to swallow yakhsifa
He will cause to swallow
بِكُمُ sizi bikumu
sizi
ٱلْأَرْضَ yere l-arḍa
yere
فَإِذَا O zaman fa-idhā
O zaman
هِىَ o (yer) hiya
o (yer)
تَمُورُ birden sallanır tamūru
birden sallanır
١٦ (16)
(16)
Gökte olanın sizi yerin dibine geçirmesinden güvende misiniz? O zaman, yer, sarsıldıkça sarsılır.
67:17
أَمْ yoksa am
yoksa
أَمِنتُم siz emin misiniz? amintum
siz emin misiniz?
مَّن olanın man
olanın
فِى gökte
gökte
ٱلسَّمَآءِ the heaven l-samāi
the heaven
أَن göndermeyeceğinden an
göndermeyeceğinden
يُرْسِلَ He will send yur'sila
He will send
عَلَيْكُمْ üzerine ʿalaykum
üzerine
حَاصِبًۭا ۖ taş yağdıran (bir fırtına) ḥāṣiban
taş yağdıran (bir fırtına)
فَسَتَعْلَمُونَ bileceksiniz fasataʿlamūna
bileceksiniz
كَيْفَ nasıldır kayfa
nasıldır
نَذِيرِ tehdidim nadhīri
tehdidim
١٧ (17)
(17)
Gökte olanın başınıza taş yağdırmasından güvende misiniz? Benim uyarmamın nasıl olduğunu yakında bileceksiniz.
67:18
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
كَذَّبَ yalanladılar kadhaba
yalanladılar
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
مِن onlardan önceki min
onlardan önceki
قَبْلِهِمْ before them qablihim
before them
فَكَيْفَ ama nasıl? fakayfa
ama nasıl?
كَانَ oldu kāna
oldu
نَكِيرِ benim inkarım nakīri
benim inkarım
١٨ (18)
(18)
And olsun ki, bunlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Beni inkar etmek nasılmış?
67:19
أَوَلَمْ görmüyorlar mı? awalam
görmüyorlar mı?
يَرَوْا۟ they see yaraw
they see
إِلَى uçan kuşları ilā
uçan kuşları
ٱلطَّيْرِ the birds l-ṭayri
the birds
فَوْقَهُمْ üstlerinde fawqahum
üstlerinde
صَـٰٓفَّـٰتٍۢ sıra sıra ṣāffātin
sıra sıra
وَيَقْبِضْنَ ۚ açıp yumarak wayaqbiḍ'na
açıp yumarak
مَا onları (havada) tutmuyor
onları (havada) tutmuyor
يُمْسِكُهُنَّ holds them yum'sikuhunna
holds them
إِلَّا başkası illā
başkası
ٱلرَّحْمَـٰنُ ۚ Rahman'dan l-raḥmānu
Rahman'dan
إِنَّهُۥ doğrusu O innahu
doğrusu O
بِكُلِّ her bikulli
her
شَىْءٍۭ şeyi shayin
şeyi
بَصِيرٌ görmektedir baṣīrun
görmektedir
١٩ (19)
(19)
Üzerlerinde kanat çırpan dizi dizi kuşları görmezler mi? Onları havada Rahman olan Allah'tan başkası tutmuyor; doğrusu, O, herşeyi görendir.
67:20
أَمَّنْ yahut kimdir? amman
yahut kimdir?
هَـٰذَا şu hādhā
şu
ٱلَّذِى olan alladhī
olan
هُوَ o huwa
o
جُندٌۭ askeriniz jundun
askeriniz
لَّكُمْ sizin lakum
sizin
يَنصُرُكُم size yardım edecek yanṣurukum
size yardım edecek
مِّن dışında min
dışında
دُونِ besides dūni
besides
ٱلرَّحْمَـٰنِ ۚ Rahman'nın l-raḥmāni
Rahman'nın
إِنِ hayır ini
hayır
ٱلْكَـٰفِرُونَ kafirler l-kāfirūna
kafirler
إِلَّا ancak illā
ancak
فِى içindedirler
içindedirler
غُرُورٍ derin bir gaflet ve aldanma ghurūrin
derin bir gaflet ve aldanma
٢٠ (20)
(20)
Yahut, Rahman olan Allah'ın dışında size yardımda bulunabilecek taraftarlarınız kimdir? İnkarcılar sadece aldanmaktadırlar.
67:21
أَمَّنْ yahut kimdir? amman
yahut kimdir?
هَـٰذَا o hādhā
o
ٱلَّذِى olan alladhī
olan
يَرْزُقُكُمْ size rızık verecek yarzuqukum
size rızık verecek
إِنْ eğer in
eğer
أَمْسَكَ tutacak olursa amsaka
tutacak olursa
رِزْقَهُۥ ۚ O rızkını riz'qahu
O rızkını
بَل doğrusu bal
doğrusu
لَّجُّوا۟ onlar direnmektedirler lajjū
onlar direnmektedirler
فِى içinde
içinde
عُتُوٍّۢ azgınlık ʿutuwwin
azgınlık
وَنُفُورٍ ve nefret wanufūrin
ve nefret
٢١ (21)
(21)
Allah size verdiği rızkı kesiverirse, size rızık verecek başka kim vardır? Hayır; onlar, azgınlık ve nefrette direnmektedirler.
67:22
أَفَمَن kimse mi? afaman
kimse mi?
يَمْشِى yürüyen yamshī
yürüyen
مُكِبًّا kapanarak mukibban
kapanarak
عَلَىٰ yüzüstü ʿalā
yüzüstü
وَجْهِهِۦٓ his face wajhihi
his face
أَهْدَىٰٓ doğru gider ahdā
doğru gider
أَمَّن yoksa kimse mi? amman
yoksa kimse mi?
يَمْشِى yürüyen yamshī
yürüyen
سَوِيًّا düzgün sawiyyan
düzgün
عَلَىٰ üzerinde ʿalā
üzerinde
صِرَٰطٍۢ yol ṣirāṭin
yol
مُّسْتَقِيمٍۢ dosdoğru mus'taqīmin
dosdoğru
٢٢ (22)
(22)
Yüzükoyun sürünen mi, yoksa doğru yolda düpedüz yürüyen mi daha doğru yoldadır?
67:23
قُلْ de ki qul
de ki
هُوَ O'dur huwa
O'dur
ٱلَّذِىٓ sizi yaratan alladhī
sizi yaratan
أَنشَأَكُمْ produced you ansha-akum
produced you
وَجَعَلَ ve veren wajaʿala
ve veren
لَكُمُ size lakumu
size
ٱلسَّمْعَ işitme (duyusu) l-samʿa
işitme (duyusu)
وَٱلْأَبْصَـٰرَ ve gözler wal-abṣāra
ve gözler
وَٱلْأَفْـِٔدَةَ ۖ ve gönüller wal-afidata
ve gönüller
قَلِيلًۭا ne kadar az qalīlan
ne kadar az
مَّا şükrediyorsunuz
şükrediyorsunuz
تَشْكُرُونَ you give thanks tashkurūna
you give thanks
٢٣ (23)
(23)
De ki: "Sizi yaratan sizin için kulaklar, gözler ve kalbler var eden O'dur. Ne az şükrediyorsunuz!"
67:24
قُلْ de ki qul
de ki
هُوَ O'dur huwa
O'dur
ٱلَّذِى sizi üreten alladhī
sizi üreten
ذَرَأَكُمْ multiplied you dhara-akum
multiplied you
فِى yerde
yerde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
وَإِلَيْهِ ve O'na wa-ilayhi
ve O'na
تُحْشَرُونَ huzuruna toplanacaksınız tuḥ'sharūna
huzuruna toplanacaksınız
٢٤ (24)
(24)
Sizi yerde yaratıp yayan O'dur ve O'nun huzurunda toplanacaksınız.
67:25
وَيَقُولُونَ ve diyorlar wayaqūlūna
ve diyorlar
مَتَىٰ ne zaman? matā
ne zaman?
هَـٰذَا bu hādhā
bu
ٱلْوَعْدُ tehdid(ettiğiniz azab) l-waʿdu
tehdid(ettiğiniz azab)
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz
صَـٰدِقِينَ doğru (söylüyor) ṣādiqīna
doğru (söylüyor)
٢٥ (25)
(25)
"Doğru sözlü iseniz bildirin bu azap sözü ne zamandır?" derler.
67:26
قُلْ de ki qul
de ki
إِنَّمَا şüphesiz innamā
şüphesiz
ٱلْعِلْمُ bilgi l-ʿil'mu
bilgi
عِندَ yanındadır ʿinda
yanındadır
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَإِنَّمَآ ve ancak wa-innamā
ve ancak
أَنَا۠ ben anā
ben
نَذِيرٌۭ bir uyarıcıyım nadhīrun
bir uyarıcıyım
مُّبِينٌۭ apaçık mubīnun
apaçık
٢٦ (26)
(26)
De ki: "Onu bilmek ancak Allah'a mahsustur. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım."
67:27
فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki
رَأَوْهُ onu görünce ra-awhu
onu görünce
زُلْفَةًۭ yakından zul'fatan
yakından
سِيٓـَٔتْ kötüleşti sīat
kötüleşti
وُجُوهُ yüzleri wujūhu
yüzleri
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
كَفَرُوا۟ inkar eden(lerin) kafarū
inkar eden(lerin)
وَقِيلَ ve dendi waqīla
ve dendi
هَـٰذَا işte budur hādhā
işte budur
ٱلَّذِى olduğunuz şey alladhī
olduğunuz şey
كُنتُم you used to kuntum
you used to
بِهِۦ onu bihi
onu
تَدَّعُونَ çağırıyor(lar) taddaʿūna
çağırıyor(lar)
٢٧ (27)
(27)
Azabı yaklaşırken gördükleri zaman, inkar edenlerin yüzleri çirkinleşip kararır; onlara: "Sizin arayıp durduğunuz işte budur" denir.
67:28
قُلْ de ki qul
de ki
أَرَءَيْتُمْ baksanıza ara-aytum
baksanıza
إِنْ eğer in
eğer
أَهْلَكَنِىَ beni öldürse ahlakaniya
beni öldürse
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
وَمَن ve olanları waman
ve olanları
مَّعِىَ benimle beraber maʿiya
benimle beraber
أَوْ yahut aw
yahut
رَحِمَنَا bize acısa da raḥimanā
bize acısa da
فَمَن kim? faman
kim?
يُجِيرُ kurtarabilir yujīru
kurtarabilir
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirleri l-kāfirīna
kafirleri
مِنْ azabdan min
azabdan
عَذَابٍ a punishment ʿadhābin
a punishment
أَلِيمٍۢ acıklı alīmin
acıklı
٢٨ (28)
(28)
De ki: "Allah, beni ve benimle beraber bulunanları isterse yok eder veya isterse merhamet eder; söyleyin, bu takdirde inkarcıları, can yakıcı azabdan kim alıkoyabilir?"
67:29
قُلْ de ki qul
de ki
هُوَ O huwa
O
ٱلرَّحْمَـٰنُ çok merhametlidir l-raḥmānu
çok merhametlidir
ءَامَنَّا inanmışşızdır āmannā
inanmışşızdır
بِهِۦ O'na bihi
O'na
وَعَلَيْهِ ve O'na waʿalayhi
ve O'na
تَوَكَّلْنَا ۖ dayanmışızdır tawakkalnā
dayanmışızdır
فَسَتَعْلَمُونَ yakında bileceksiniz fasataʿlamūna
yakında bileceksiniz
مَنْ kimdir man
kimdir
هُوَ O huwa
O
فِى içinde olan
içinde olan
ضَلَـٰلٍۢ bir sapıklık ḍalālin
bir sapıklık
مُّبِينٍۢ apaçık mubīnin
apaçık
٢٩ (29)
(29)
De ki: "Bizim inandığımız ve kendisine güvendiğimiz, Rahman olan Allah'tır. Kimin apaçık bir sapıklıkta olduğunu yakında bileceksiniz."
67:30
قُلْ de ki qul
de ki
أَرَءَيْتُمْ baksanıza ara-aytum
baksanıza
إِنْ eğer in
eğer
أَصْبَحَ olsa aṣbaḥa
olsa
مَآؤُكُمْ suyunuz māukum
suyunuz
غَوْرًۭا çekilmiş ghawran
çekilmiş
فَمَن kim faman
kim
يَأْتِيكُم size getirebilir? yatīkum
size getirebilir?
بِمَآءٍۢ bir su bimāin
bir su
مَّعِينٍۭ akar maʿīnin
akar
٣٠ (30)
(30)
De ki: "Suyunuz yere batarsa, söyleyin, size kim temiz bir su kaynağı getirebilir?"