24

Nur

Medeni 64 Ayet Cüz 18
النور
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
24:1
سُورَةٌ bir suredir sūratun
bir suredir
أَنزَلْنَـٰهَا bu indirdiğimiz anzalnāhā
bu indirdiğimiz
وَفَرَضْنَـٰهَا ve farz kıldığımız wafaraḍnāhā
ve farz kıldığımız
وَأَنزَلْنَا ve indirdik wa-anzalnā
ve indirdik
فِيهَآ onda fīhā
onda
ءَايَـٰتٍۭ ayetler āyātin
ayetler
بَيِّنَـٰتٍۢ açık açık bayyinātin
açık açık
لَّعَلَّكُمْ belki laʿallakum
belki
تَذَكَّرُونَ düşünüp öğüt alırsınız tadhakkarūna
düşünüp öğüt alırsınız
١ (1)
(1)
Bu, indirip, hükümlerini kesinleştirdiğimiz suredir. Öğüt alasınız diye onda apaçık ayetler indirdik.
24:2
ٱلزَّانِيَةُ zina eden kadına al-zāniyatu
zina eden kadına
وَٱلزَّانِى ve zina eden erkeğe wal-zānī
ve zina eden erkeğe
فَٱجْلِدُوا۟ vurun fa-ij'lidū
vurun
كُلَّ her kulla
her
وَٰحِدٍۢ birine wāḥidin
birine
مِّنْهُمَا onlardan min'humā
onlardan
مِا۟ئَةَ yüz mi-ata
yüz
جَلْدَةٍۢ ۖ değnek jaldatin
değnek
وَلَا ve asla walā
ve asla
تَأْخُذْكُم sizi tutmasın takhudh'kum
sizi tutmasın
بِهِمَا onlara karşı bihimā
onlara karşı
رَأْفَةٌۭ acıma duygusu rafatun
acıma duygusu
فِى dininde (cezasını uygulamada)
dininde (cezasını uygulamada)
دِينِ (the) religion of Allah dīni
(the) religion of Allah
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz
تُؤْمِنُونَ inananlar tu'minūna
inananlar
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ ve gününe wal-yawmi
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ۖ ahiret l-ākhiri
ahiret
وَلْيَشْهَدْ ve şahid olsun walyashhad
ve şahid olsun
عَذَابَهُمَا onlara yapılan azaba ʿadhābahumā
onlara yapılan azaba
طَآئِفَةٌۭ bir grup ṭāifatun
bir grup
مِّنَ mü'minlerden mina
mü'minlerden
ٱلْمُؤْمِنِينَ the believers l-mu'minīna
the believers
٢ (2)
(2)
Zina eden kadın ve erkeğin her birine yüzer değnek vurun. Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah'ın dini konusunda o ikisine acımayın. Onların ceza görmesine, inananlardan bir topluluk da şahit olsun.
24:3
ٱلزَّانِى zina eden erkek al-zānī
zina eden erkek
لَا evlenmez
evlenmez
يَنكِحُ marry yankiḥu
marry
إِلَّا başkasıyla illā
başkasıyla
زَانِيَةً zina eden kadından zāniyatan
zina eden kadından
أَوْ veya aw
veya
مُشْرِكَةًۭ müşrik kadından mush'rikatan
müşrik kadından
وَٱلزَّانِيَةُ ve zina eden kadın wal-zāniyatu
ve zina eden kadın
لَا evlenmez
evlenmez
يَنكِحُهَآ marry her yankiḥuhā
marry her
إِلَّا başkasıyla illā
başkasıyla
زَانٍ zina eden erkekten zānin
zina eden erkekten
أَوْ veya aw
veya
مُشْرِكٌۭ ۚ müşrik erkekten mush'rikun
müşrik erkekten
وَحُرِّمَ haram kılınmıştır waḥurrima
haram kılınmıştır
ذَٰلِكَ bu dhālika
bu
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minler l-mu'minīna
mü'minler
٣ (3)
(3)
Zina eden erkek, ancak zina eden veya putperest bir kadınla evlenebilir. Zina eden kadınla da, ancak zina eden veya putperest olan bir erkek evlenebilir. Bu, müminlere yasak edilmiştir.
24:4
وَٱلَّذِينَ zina ile suçlayan wa-alladhīna
zina ile suçlayan
يَرْمُونَ accuse yarmūna
accuse
ٱلْمُحْصَنَـٰتِ namuslu kadınları l-muḥ'ṣanāti
namuslu kadınları
ثُمَّ sonra thumma
sonra
لَمْ getirmeyenlere lam
getirmeyenlere
يَأْتُوا۟ they bring yatū
they bring
بِأَرْبَعَةِ dört bi-arbaʿati
dört
شُهَدَآءَ şahid shuhadāa
şahid
فَٱجْلِدُوهُمْ vurun onlara fa-ij'lidūhum
vurun onlara
ثَمَـٰنِينَ seksen thamānīna
seksen
جَلْدَةًۭ değnek jaldatan
değnek
وَلَا ve artık walā
ve artık
تَقْبَلُوا۟ kabul etmeyin taqbalū
kabul etmeyin
لَهُمْ onların lahum
onların
شَهَـٰدَةً şahidliğini shahādatan
şahidliğini
أَبَدًۭا ۚ asla abadan
asla
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve işte wa-ulāika
ve işte
هُمُ onlar humu
onlar
ٱلْفَـٰسِقُونَ yoldan çıkmış kimselerdir l-fāsiqūna
yoldan çıkmış kimselerdir
٤ (4)
(4)
İffetli kadınlara zina isnat edip de, sonra dört şahit getiremeyenlere seksen değnek vurun; ebediyen onların şahidliğini kabul etmeyin. İşte onlar yoldan çıkmış kimselerdir.
24:5
إِلَّا ancak hariçtir illā
ancak hariçtir
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
تَابُوا۟ tevbe eden(ler) tābū
tevbe eden(ler)
مِنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
ذَٰلِكَ bundan dhālika
bundan
وَأَصْلَحُوا۟ ve uslananlar wa-aṣlaḥū
ve uslananlar
فَإِنَّ çünkü fa-inna
çünkü
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
غَفُورٌۭ çok bağışlayandır ghafūrun
çok bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ çok esirgeyendir raḥīmun
çok esirgeyendir
٥ (5)
(5)
Ama bundan sonra, tevbe edip düzelenler bunun dışındadır. Şüphesiz Allah bağışlar ve merhamet eder.
24:6
وَٱلَّذِينَ kimseler wa-alladhīna
kimseler
يَرْمُونَ zina ile suçlayan yarmūna
zina ile suçlayan
أَزْوَٰجَهُمْ eşlerini azwājahum
eşlerini
وَلَمْ ve walam
ve
يَكُن bulunmayanlar yakun
bulunmayanlar
لَّهُمْ onların lahum
onların
شُهَدَآءُ şahidleri shuhadāu
şahidleri
إِلَّآ başka illā
başka
أَنفُسُهُمْ kendilerinden anfusuhum
kendilerinden
فَشَهَـٰدَةُ (o halde) şahidliği fashahādatu
(o halde) şahidliği
أَحَدِهِمْ onlardan her birinin aḥadihim
onlardan her birinin
أَرْبَعُ dört defa arbaʿu
dört defa
شَهَـٰدَٰتٍۭ şahid tutmasıdır shahādātin
şahid tutmasıdır
بِٱللَّهِ ۙ Allah'ı bil-lahi
Allah'ı
إِنَّهُۥ kendisinin mutlaka innahu
kendisinin mutlaka
لَمِنَ doğru söyleyenlerden olduğuna lamina
doğru söyleyenlerden olduğuna
ٱلصَّـٰدِقِينَ the truthful l-ṣādiqīna
the truthful
٦ (6)
(6)
Karılarına zina isnat edip de kendilerinden başka şahidleri olmayanların şahidliği, kendisinin doğru sözlülerden olduğuna Allah'ı dört defa şahit tutmasıyla olur. Beşincisinde, eğer yalancılardan ise Allah'ın lanetinin kendisine olmasını diler.
24:7
وَٱلْخَـٰمِسَةُ beşinci defasında wal-khāmisatu
beşinci defasında
أَنَّ kuşkusuz anna
kuşkusuz
لَعْنَتَ la'netinin laʿnata
la'netinin
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
عَلَيْهِ kendi üzerine olmasını diler ʿalayhi
kendi üzerine olmasını diler
إِن eğer in
eğer
كَانَ ise kāna
ise
مِنَ yalan söyleyenlerden mina
yalan söyleyenlerden
ٱلْكَـٰذِبِينَ the liars l-kādhibīna
the liars
٧ (7)
(7)
Karılarına zina isnat edip de kendilerinden başka şahidleri olmayanların şahidliği, kendisinin doğru sözlülerden olduğuna Allah'ı dört defa şahit tutmasıyla olur. Beşincisinde, eğer yalancılardan ise Allah'ın lanetinin kendisine olmasını diler.
24:8
وَيَدْرَؤُا۟ ve kaldırır wayadra-u
ve kaldırır
عَنْهَا kendisinden ʿanhā
kendisinden
ٱلْعَذَابَ azabı l-ʿadhāba
azabı
أَن kadının şahidlik etmesi an
kadının şahidlik etmesi
تَشْهَدَ she bears witness tashhada
she bears witness
أَرْبَعَ dört defa arbaʿa
dört defa
شَهَـٰدَٰتٍۭ şahid tutup shahādātin
şahid tutup
بِٱللَّهِ ۙ Allah'ı bil-lahi
Allah'ı
إِنَّهُۥ onun (kocasının) innahu
onun (kocasının)
لَمِنَ yalan söyleyenlerden olduğuna lamina
yalan söyleyenlerden olduğuna
ٱلْكَـٰذِبِينَ the liars l-kādhibīna
the liars
٨ (8)
(8)
Kocasının yalancılardan olduğuna Allah'ı dört defa şahit tutması, cezayı kadından savar. Beşincisinde, kocası doğrulardan ise kendisinin Allah'ın gazabına uğramasını diler.
24:9
وَٱلْخَـٰمِسَةَ beşinci defa da wal-khāmisata
beşinci defa da
أَنَّ kuşkusuz anna
kuşkusuz
غَضَبَ gazabının ghaḍaba
gazabının
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
عَلَيْهَآ kendi üzerine olmasını diler ʿalayhā
kendi üzerine olmasını diler
إِن eğer in
eğer
كَانَ (kocası) ise kāna
(kocası) ise
مِنَ doğrulardan mina
doğrulardan
ٱلصَّـٰدِقِينَ the truthful l-ṣādiqīna
the truthful
٩ (9)
(9)
Kocasının yalancılardan olduğuna Allah'ı dört defa şahit tutması, cezayı kadından savar. Beşincisinde, kocası doğrulardan ise kendisinin Allah'ın gazabına uğramasını diler.
24:10
وَلَوْلَا ya olmasaydı walawlā
ya olmasaydı
فَضْلُ lutfu faḍlu
lutfu
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
وَرَحْمَتُهُۥ ve rahmeti waraḥmatuhu
ve rahmeti
وَأَنَّ ve şüphesiz wa-anna
ve şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
تَوَّابٌ tevbeleri çok kabul edendir tawwābun
tevbeleri çok kabul edendir
حَكِيمٌ hikmet sahibidir ḥakīmun
hikmet sahibidir
١٠ (10)
(10)
Allah'ın size nimet ve rahmeti bulunmasa ve Allah tevbeleri kabul eden ve Hakim olmasaydı suçlunun hemen cezasını verirdi.
24:11
إِنَّ kuşkusuz inna
kuşkusuz
ٱلَّذِينَ getirenler alladhīna
getirenler
جَآءُو brought jāū
brought
بِٱلْإِفْكِ iftirayı bil-if'ki
iftirayı
عُصْبَةٌۭ bir topluluktur ʿuṣ'batun
bir topluluktur
مِّنكُمْ ۚ içinizden minkum
içinizden
لَا onu sanmayın
onu sanmayın
تَحْسَبُوهُ think it taḥsabūhu
think it
شَرًّۭا şer sharran
şer
لَّكُم ۖ sizin için lakum
sizin için
بَلْ bilakis bal
bilakis
هُوَ o huwa
o
خَيْرٌۭ hayırdır khayrun
hayırdır
لَّكُمْ ۚ sizin için lakum
sizin için
لِكُلِّ her (karşılığını görecektir) likulli
her (karşılığını görecektir)
ٱمْرِئٍۢ kişi im'ri-in
kişi
مِّنْهُم onlardan min'hum
onlardan
مَّا ne
ne
ٱكْتَسَبَ işledi (ise) ik'tasaba
işledi (ise)
مِنَ günahının mina
günahının
ٱلْإِثْمِ ۚ the sin l-ith'mi
the sin
وَٱلَّذِى kimseye wa-alladhī
kimseye
تَوَلَّىٰ yüklenen tawallā
yüklenen
كِبْرَهُۥ en büyüğünü kib'rahu
en büyüğünü
مِنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan
لَهُۥ onun (yalanın) lahu
onun (yalanın)
عَذَابٌ bir azab (vardır) ʿadhābun
bir azab (vardır)
عَظِيمٌۭ büyük ʿaẓīmun
büyük
١١ (11)
(11)
(Peygamber'in eşi hakkında) o yalanı uyduranlar içinizden bir güruhtur. Bunu kendiniz için kötü sanmayın, o sizin için hayırlı olmuştur. O kimselerden her birine kazandığı günah karşılığı ceza vardır; içlerinden elebaşılık yapana ise büyük azap vardır.
24:12
لَّوْلَآ gerekmez miydi? lawlā
gerekmez miydi?
إِذْ zaman idh
zaman
سَمِعْتُمُوهُ onu işittiğiniz samiʿ'tumūhu
onu işittiğiniz
ظَنَّ zanda bulunup ẓanna
zanda bulunup
ٱلْمُؤْمِنُونَ inanan erkeklerin l-mu'minūna
inanan erkeklerin
وَٱلْمُؤْمِنَـٰتُ ve inanan kadınların wal-mu'minātu
ve inanan kadınların
بِأَنفُسِهِمْ kendiliklerinden bi-anfusihim
kendiliklerinden
خَيْرًۭا güzel khayran
güzel
وَقَالُوا۟ ve demeleri waqālū
ve demeleri
هَـٰذَآ bu hādhā
bu
إِفْكٌۭ bir iftiradır if'kun
bir iftiradır
مُّبِينٌۭ apaçık mubīnun
apaçık
١٢ (12)
(12)
Onu işittiğiniz zaman, erkek kadın müminlerin, kendiliklerinden hüsnü zanda bulunup da: "Bu apaçık bir iftiradır" demeleri gerekmez miydi?
24:13
لَّوْلَا gerekmez miydi? lawlā
gerekmez miydi?
جَآءُو getirmeleri jāū
getirmeleri
عَلَيْهِ ona ʿalayhi
ona
بِأَرْبَعَةِ dört bi-arbaʿati
dört
شُهَدَآءَ ۚ şahid shuhadāa
şahid
فَإِذْ madem ki fa-idh
madem ki
لَمْ getirmediler lam
getirmediler
يَأْتُوا۟ they brought yatū
they brought
بِٱلشُّهَدَآءِ şahidleri bil-shuhadāi
şahidleri
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ o halde onlar fa-ulāika
o halde onlar
عِندَ yanında ʿinda
yanında
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
هُمُ onlar humu
onlar
ٱلْكَـٰذِبُونَ yalancılardır l-kādhibūna
yalancılardır
١٣ (13)
(13)
Dört şahit getirmeleri gerekmez miydi? İşte bunlar, şahit getirmedikçe Allah katında yalancı olanlardır.
24:14
وَلَوْلَا ve eğer olmasaydı walawlā
ve eğer olmasaydı
فَضْلُ lutfu faḍlu
lutfu
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
وَرَحْمَتُهُۥ ve rahmeti waraḥmatuhu
ve rahmeti
فِى dünyada
dünyada
ٱلدُّنْيَا the world l-dun'yā
the world
وَٱلْـَٔاخِرَةِ ve ahirette wal-ākhirati
ve ahirette
لَمَسَّكُمْ size mutlaka dokunurdu lamassakum
size mutlaka dokunurdu
فِى hakkında
hakkında
مَآ şey (iftira)
şey (iftira)
أَفَضْتُمْ daldığınız afaḍtum
daldığınız
فِيهِ içine fīhi
içine
عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab
عَظِيمٌ büyük ʿaẓīmun
büyük
١٤ (14)
(14)
Allah'ın dünya ve ahirette size lütuf ve merhameti olmasaydı, o kötü sözü yaymanızdan ötürü büyük bir azaba uğrardınız.
24:15
إِذْ çünkü idh
çünkü
تَلَقَّوْنَهُۥ siz onu alıveriyorsunuz talaqqawnahu
siz onu alıveriyorsunuz
بِأَلْسِنَتِكُمْ dillerinizle bi-alsinatikum
dillerinizle
وَتَقُولُونَ ve söylüyorsunuz wataqūlūna
ve söylüyorsunuz
بِأَفْوَاهِكُم ağızlarınızla bi-afwāhikum
ağızlarınızla
مَّا bir şeyi
bir şeyi
لَيْسَ hiç olmayan laysa
hiç olmayan
لَكُم sizin lakum
sizin
بِهِۦ hakkında bihi
hakkında
عِلْمٌۭ bilgi(niz) ʿil'mun
bilgi(niz)
وَتَحْسَبُونَهُۥ ve onu sanıyorsunuz wataḥsabūnahu
ve onu sanıyorsunuz
هَيِّنًۭا önemsiz bir iş hayyinan
önemsiz bir iş
وَهُوَ oysa o wahuwa
oysa o
عِندَ yanında ʿinda
yanında
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
عَظِيمٌۭ büyüktür ʿaẓīmun
büyüktür
١٥ (15)
(15)
Onu dilinize dolamıştınız. Bilmediğiniz şeyleri ağzınıza alıyordunuz. Onu önemsiz bir şey sanıyordunuz, oysa Allah katında önemi büyüktü.
24:16
وَلَوْلَآ gerekmez miydi? walawlā
gerekmez miydi?
إِذْ zaman idh
zaman
سَمِعْتُمُوهُ onu işittiğiniz samiʿ'tumūhu
onu işittiğiniz
قُلْتُم demeniz qul'tum
demeniz
مَّا yakışmaz
yakışmaz
يَكُونُ it is yakūnu
it is
لَنَآ bize lanā
bize
أَن konuşmamız an
konuşmamız
نَّتَكَلَّمَ we speak natakallama
we speak
بِهَـٰذَا bunu bihādhā
bunu
سُبْحَـٰنَكَ Seni tenzih ederiz sub'ḥānaka
Seni tenzih ederiz
هَـٰذَا bu hādhā
bu
بُهْتَـٰنٌ bir iftiradır buh'tānun
bir iftiradır
عَظِيمٌۭ büyük ʿaẓīmun
büyük
١٦ (16)
(16)
O'nu işittiğinizde: "Bu konuda konuşmamız yakışık almaz; haşa, bu büyük bir iftiradır" demeniz gerekmez miydi?
24:17
يَعِظُكُمُ size öğüt veriyor yaʿiẓukumu
size öğüt veriyor
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
أَن dönmemeniz için an
dönmemeniz için
تَعُودُوا۟ you return taʿūdū
you return
لِمِثْلِهِۦٓ böyle bir şeye limith'lihi
böyle bir şeye
أَبَدًا bir daha asla abadan
bir daha asla
إِن eğer in
eğer
كُنتُم iseniz kuntum
iseniz
مُّؤْمِنِينَ inananlar mu'minīna
inananlar
١٧ (17)
(17)
Eğer mümin kişilerdenseniz, Allah buna benzer bir şeye bir daha dönmemenizi tavsiye eder.
24:18
وَيُبَيِّنُ ve açıklıyor wayubayyinu
ve açıklıyor
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لَكُمُ size lakumu
size
ٱلْـَٔايَـٰتِ ۚ ayetleri(ni) l-āyāti
ayetleri(ni)
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir
حَكِيمٌ hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmet sahibidir
١٨ (18)
(18)
Allah size ayetleri açıkça bildirir. Allah bilendir, Hakim'dir.
24:19
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere
يُحِبُّونَ isteyenlere yuḥibbūna
isteyenlere
أَن yayılmasını an
yayılmasını
تَشِيعَ (should) spread tashīʿa
(should) spread
ٱلْفَـٰحِشَةُ edepsizliğin l-fāḥishatu
edepsizliğin
فِى içinde
içinde
ٱلَّذِينَ inananlar alladhīna
inananlar
ءَامَنُوا۟ believe āmanū
believe
لَهُمْ vardır lahum
vardır
عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab
أَلِيمٌۭ acıklı alīmun
acıklı
فِى dünyada
dünyada
ٱلدُّنْيَا the world l-dun'yā
the world
وَٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ ve ahirette wal-ākhirati
ve ahirette
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir
وَأَنتُمْ ancak siz wa-antum
ancak siz
لَا bilmezsiniz
bilmezsiniz
تَعْلَمُونَ know taʿlamūna
know
١٩ (19)
(19)
Müminler arasından hayasızlığın yayılmasını arzu edenlere, işte onlara, dünya ve ahirette can yakıcı azap vardır. Allah bilir, siz ise bilmezsiniz.
24:20
وَلَوْلَا ve eğer olmasaydı walawlā
ve eğer olmasaydı
فَضْلُ lutfu faḍlu
lutfu
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
وَرَحْمَتُهُۥ ve rahmeti waraḥmatuhu
ve rahmeti
وَأَنَّ ve kuşkusuz wa-anna
ve kuşkusuz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
رَءُوفٌۭ çok şefkatlidir raūfun
çok şefkatlidir
رَّحِيمٌۭ merhametlidir raḥīmun
merhametlidir
٢٠ (20)
(20)
Allah'ın size lütuf ve merhameti bulunmasaydı, Allah şefkatli ve merhametli olmasaydı hemen cezanızı verirdi.
24:21
۞ يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
لَا izlemeyin
izlemeyin
تَتَّبِعُوا۟ follow tattabiʿū
follow
خُطُوَٰتِ adımlarını khuṭuwāti
adımlarını
ٱلشَّيْطَـٰنِ ۚ şeytanın l-shayṭāni
şeytanın
وَمَن ve kim waman
ve kim
يَتَّبِعْ izlerse yattabiʿ
izlerse
خُطُوَٰتِ adımlarını khuṭuwāti
adımlarını
ٱلشَّيْطَـٰنِ şeytanın l-shayṭāni
şeytanın
فَإِنَّهُۥ muhakkak o fa-innahu
muhakkak o
يَأْمُرُ (ona) emreder yamuru
(ona) emreder
بِٱلْفَحْشَآءِ edepsizliği bil-faḥshāi
edepsizliği
وَٱلْمُنكَرِ ۚ ve kötülüğü wal-munkari
ve kötülüğü
وَلَوْلَا ve eğer olmasaydı walawlā
ve eğer olmasaydı
فَضْلُ lutfu faḍlu
lutfu
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
وَرَحْمَتُهُۥ ve rahmeti waraḥmatuhu
ve rahmeti
مَا temizlemezdi
temizlemezdi
زَكَىٰ (would) have been pure zakā
(would) have been pure
مِنكُم sizden minkum
sizden
مِّنْ hiç min
hiç
أَحَدٍ birinizi aḥadin
birinizi
أَبَدًۭا asla abadan
asla
وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يُزَكِّى arındırır yuzakkī
arındırır
مَن kimseyi man
kimseyi
يَشَآءُ ۗ dilediği yashāu
dilediği
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
سَمِيعٌ işitendir samīʿun
işitendir
عَلِيمٌۭ bilendir ʿalīmun
bilendir
٢١ (21)
(21)
Ey İnananlar! Şeytana ayak uydurmayın. Kim şeytanın ardına takılırsa, bilsin ki, o, hayasızlığı ve fenalığı emreder. Allah'ın size lütuf ve merhameti bulunmasaydı, hiçbiriniz ebediyen temize çıkamazdı. Fakat Allah dilediğini temize çıkarır. Allah işitir ve bilir.
24:22
وَلَا ve walā
ve
يَأْتَلِ yemin etmesinler yatali
yemin etmesinler
أُو۟لُوا۟ sahipleri ulū
sahipleri
ٱلْفَضْلِ fazilet l-faḍli
fazilet
مِنكُمْ sizden minkum
sizden
وَٱلسَّعَةِ ve servet wal-saʿati
ve servet
أَن (bir şey) vermemeğe an
(bir şey) vermemeğe
يُؤْتُوٓا۟ they give yu'tū
they give
أُو۟لِى sahipleri (akrabalara) ulī
sahipleri (akrabalara)
ٱلْقُرْبَىٰ yakınlık (akrabalara) l-qur'bā
yakınlık (akrabalara)
وَٱلْمَسَـٰكِينَ ve yoksullara wal-masākīna
ve yoksullara
وَٱلْمُهَـٰجِرِينَ ve hicret edenlere wal-muhājirīna
ve hicret edenlere
فِى yolunda
yolunda
سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way
ٱللَّهِ ۖ Allah l-lahi
Allah
وَلْيَعْفُوا۟ ve affetsinler walyaʿfū
ve affetsinler
وَلْيَصْفَحُوٓا۟ ۗ ve hoşgörsünler walyaṣfaḥū
ve hoşgörsünler
أَلَا sevmez misiniz? alā
sevmez misiniz?
تُحِبُّونَ you like tuḥibbūna
you like
أَن bağışlamasını an
bağışlamasını
يَغْفِرَ Allah should forgive yaghfira
Allah should forgive
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
لَكُمْ ۗ sizi lakum
sizi
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
غَفُورٌۭ bağışlayandır ghafūrun
bağışlayandır
رَّحِيمٌ esirgeyendir raḥīmun
esirgeyendir
٢٢ (22)
(22)
İçinizde lütuf ve servet sahibi olanlar, yakınlarına, düşkünlere ve Allah yolunda hicret edenlere, vermemek için yemin etmesinler, affetsinler, geçsinler. Allah'ın sizi bağışlamasından hoşlanmaz mısınız? Allah bağışlayandır, merhametli olandır.
24:23
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ edenler alladhīna
edenler
يَرْمُونَ zina iftirası yarmūna
zina iftirası
ٱلْمُحْصَنَـٰتِ namuslu kadınlara l-muḥ'ṣanāti
namuslu kadınlara
ٱلْغَـٰفِلَـٰتِ bir şeyden habersiz l-ghāfilāti
bir şeyden habersiz
ٱلْمُؤْمِنَـٰتِ inanmış kadınlara l-mu'mināti
inanmış kadınlara
لُعِنُوا۟ la'netlenmişlerdir luʿinū
la'netlenmişlerdir
فِى dünya'da
dünya'da
ٱلدُّنْيَا the world l-dun'yā
the world
وَٱلْـَٔاخِرَةِ ve ahirette wal-ākhirati
ve ahirette
وَلَهُمْ ve onlar için vardır walahum
ve onlar için vardır
عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab
عَظِيمٌۭ büyük ʿaẓīmun
büyük
٢٣ (23)
(23)
İffetli, habersiz, mümin kadınlara zina isnat edenler dünya ve ahirette lanetlenmişlerdir. Kendi dilleri, elleri ve ayakları, yapmış olduklarına şahidlik ettikleri gün onlar büyük azaba uğrayacaklardır.
24:24
يَوْمَ o gün yawma
o gün
تَشْهَدُ şahidlik edecektir tashhadu
şahidlik edecektir
عَلَيْهِمْ kendilerine ʿalayhim
kendilerine
أَلْسِنَتُهُمْ dilleri alsinatuhum
dilleri
وَأَيْدِيهِمْ ve elleri wa-aydīhim
ve elleri
وَأَرْجُلُهُم ve ayakları wa-arjuluhum
ve ayakları
بِمَا şeylere bimā
şeylere
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
يَعْمَلُونَ yapıyor(lar) yaʿmalūna
yapıyor(lar)
٢٤ (24)
(24)
İffetli, habersiz, mümin kadınlara zina isnat edenler dünya ve ahirette lanetlenmişlerdir. Kendi dilleri, elleri ve ayakları, yapmış olduklarına şahidlik ettikleri gün onlar büyük azaba uğrayacaklardır.
24:25
يَوْمَئِذٍۢ o gün yawma-idhin
o gün
يُوَفِّيهِمُ onlara tam verir yuwaffīhimu
onlara tam verir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
دِينَهُمُ cezalarını dīnahumu
cezalarını
ٱلْحَقَّ hak ettikleri l-ḥaqa
hak ettikleri
وَيَعْلَمُونَ ve onlar bilirler wayaʿlamūna
ve onlar bilirler
أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
هُوَ O huwa
O
ٱلْحَقُّ Hak'tır l-ḥaqu
Hak'tır
ٱلْمُبِينُ apaçık l-mubīnu
apaçık
٢٥ (25)
(25)
O gün, Allah onlara kesinleşmiş cezalarını verecektir. Allah'ın apaçık hak olduğunu bileceklerdir.
24:26
ٱلْخَبِيثَـٰتُ kötü kadınlar al-khabīthātu
kötü kadınlar
لِلْخَبِيثِينَ kötü erkeklere lil'khabīthīna
kötü erkeklere
وَٱلْخَبِيثُونَ kötü erkekler wal-khabīthūna
kötü erkekler
لِلْخَبِيثَـٰتِ ۖ kötü kadınlara lil'khabīthāti
kötü kadınlara
وَٱلطَّيِّبَـٰتُ iyi kadınlar wal-ṭayibātu
iyi kadınlar
لِلطَّيِّبِينَ iyi erkeklere lilṭṭayyibīna
iyi erkeklere
وَٱلطَّيِّبُونَ iyi erkekler wal-ṭayibūna
iyi erkekler
لِلطَّيِّبَـٰتِ ۚ iyi kadınlara lilṭṭayyibāti
iyi kadınlara
أُو۟لَـٰٓئِكَ bunlar ulāika
bunlar
مُبَرَّءُونَ uzaktırlar mubarraūna
uzaktırlar
مِمَّا şeylerden mimmā
şeylerden
يَقُولُونَ ۖ onların söyledikleri yaqūlūna
onların söyledikleri
لَهُم bunlara vardır lahum
bunlara vardır
مَّغْفِرَةٌۭ bir bağışlama maghfiratun
bir bağışlama
وَرِزْقٌۭ ve bir rızık wariz'qun
ve bir rızık
كَرِيمٌۭ cömertçe karīmun
cömertçe
٢٦ (26)
(26)
Kötü kadınlar kötü erkeklere, kötü erkekler kötü kadınlara yakışırlar. İyi kadınlar iyi erkeklere, iyi erkekler de iyi kadınlara yakışırlar. Bunlar, onların söylediklerinden uzaktırlar. İşte bunlara mağfiret ve cömertçe verilmiş rızık vardır.
24:27
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
لَا girmeyin
girmeyin
تَدْخُلُوا۟ enter tadkhulū
enter
بُيُوتًا evlere buyūtan
evlere
غَيْرَ başka ghayra
başka
بُيُوتِكُمْ kendi evlerinizden buyūtikum
kendi evlerinizden
حَتَّىٰ ta ki ḥattā
ta ki
تَسْتَأْنِسُوا۟ izin almadan tastanisū
izin almadan
وَتُسَلِّمُوا۟ ve selam vermeden watusallimū
ve selam vermeden
عَلَىٰٓ üzerine ʿalā
üzerine
أَهْلِهَا ۚ (ev) halkı ahlihā
(ev) halkı
ذَٰلِكُمْ herhalde bu dhālikum
herhalde bu
خَيْرٌۭ daha hayırlıdır khayrun
daha hayırlıdır
لَّكُمْ sizin için lakum
sizin için
لَعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki
تَذَكَّرُونَ düşünüp anlarsınız tadhakkarūna
düşünüp anlarsınız
٢٧ (27)
(27)
Ey inananlar! Evlerinizden başka evlere, izin almadan, seslenip sahiplerine selam vermeden girmeyiniz. Eğer düşünürseniz bu sizin için daha iyidir.
24:28
فَإِن eğer fa-in
eğer
لَّمْ bulamazsanız lam
bulamazsanız
تَجِدُوا۟ you find tajidū
you find
فِيهَآ orada fīhā
orada
أَحَدًۭا kimseyi aḥadan
kimseyi
فَلَا oraya girmeyin falā
oraya girmeyin
تَدْخُلُوهَا enter it tadkhulūhā
enter it
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
يُؤْذَنَ izin verilinceye yu'dhana
izin verilinceye
لَكُمْ ۖ size lakum
size
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
قِيلَ denirse qīla
denirse
لَكُمُ size lakumu
size
ٱرْجِعُوا۟ dönün! ir'jiʿū
dönün!
فَٱرْجِعُوا۟ ۖ o halde dönün fa-ir'jiʿū
o halde dönün
هُوَ o huwa
o
أَزْكَىٰ daha temizdir azkā
daha temizdir
لَكُمْ ۚ sizin için lakum
sizin için
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
تَعْمَلُونَ yaptıklarınız taʿmalūna
yaptıklarınız
عَلِيمٌۭ bilendir ʿalīmun
bilendir
٢٨ (28)
(28)
Eğer evde kimseyi bulamazsanız, yine de size izin verilmedikçe içeriye girmeyiniz. Size "Dönün" denirse dönün. Bu, sizi daha çok temize çıkarır. Allah yaptıklarınızı bilir.
24:29
لَّيْسَ yoktur laysa
yoktur
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
جُنَاحٌ bir günah junāḥun
bir günah
أَن (izinsiz) girmenizden dolayı an
(izinsiz) girmenizden dolayı
تَدْخُلُوا۟ you enter tadkhulū
you enter
بُيُوتًا evlere buyūtan
evlere
غَيْرَ oturulmayan ghayra
oturulmayan
مَسْكُونَةٍۢ inhabited maskūnatin
inhabited
فِيهَا içinde fīhā
içinde
مَتَـٰعٌۭ eşyanız bulunan matāʿun
eşyanız bulunan
لَّكُمْ ۚ sizin lakum
sizin
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir
مَا şeyi
şeyi
تُبْدُونَ açığa vurduğunuz tub'dūna
açığa vurduğunuz
وَمَا ve şeyi wamā
ve şeyi
تَكْتُمُونَ gizlediğiniz taktumūna
gizlediğiniz
٢٩ (29)
(29)
İçinde malınız bulunan boş evlere girmenizde bir sorumluluk yoktur. Allah, açığa vurduğunuzu da, gizlediğinizi de bilir.
24:30
قُل söyle qul
söyle
لِّلْمُؤْمِنِينَ inanan erkeklere lil'mu'minīna
inanan erkeklere
يَغُضُّوا۟ sakınsınlar yaghuḍḍū
sakınsınlar
مِنْ bakışlarını min
bakışlarını
أَبْصَـٰرِهِمْ their gaze abṣārihim
their gaze
وَيَحْفَظُوا۟ ve korusunlar wayaḥfaẓū
ve korusunlar
فُرُوجَهُمْ ۚ ırzlarını furūjahum
ırzlarını
ذَٰلِكَ bu dhālika
bu
أَزْكَىٰ daha temizdir azkā
daha temizdir
لَهُمْ ۗ onlar için lahum
onlar için
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
خَبِيرٌۢ haber almaktadır khabīrun
haber almaktadır
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
يَصْنَعُونَ her yaptıkları yaṣnaʿūna
her yaptıkları
٣٠ (30)
(30)
Mümin erkeklere söyle: Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, mahrem yerlerini, korusunlar. Bu, onların arınmasını daha iyi sağlar. Allah yaptıklarından şüphesiz haberdardır.
24:31
وَقُل ve söyle waqul
ve söyle
لِّلْمُؤْمِنَـٰتِ inanan kadınlara lil'mu'mināti
inanan kadınlara
يَغْضُضْنَ sakınsınlar yaghḍuḍ'na
sakınsınlar
مِنْ bakışlarını min
bakışlarını
أَبْصَـٰرِهِنَّ their gaze abṣārihinna
their gaze
وَيَحْفَظْنَ ve korusunlar wayaḥfaẓna
ve korusunlar
فُرُوجَهُنَّ ırzlarını furūjahunna
ırzlarını
وَلَا ve walā
ve
يُبْدِينَ göstermesinler yub'dīna
göstermesinler
زِينَتَهُنَّ süslerini zīnatahunna
süslerini
إِلَّا ancak hariç illā
ancak hariç
مَا görünenler
görünenler
ظَهَرَ is apparent ẓahara
is apparent
مِنْهَا ۖ ondan min'hā
ondan
وَلْيَضْرِبْنَ ve koysunlar walyaḍrib'na
ve koysunlar
بِخُمُرِهِنَّ başörtülerini bikhumurihinna
başörtülerini
عَلَىٰ üstüne ʿalā
üstüne
جُيُوبِهِنَّ ۖ (göğüs) yırtmaçlarının juyūbihinna
(göğüs) yırtmaçlarının
وَلَا ve walā
ve
يُبْدِينَ göstermesinler yub'dīna
göstermesinler
زِينَتَهُنَّ süslerini zīnatahunna
süslerini
إِلَّا dışındakilere illā
dışındakilere
لِبُعُولَتِهِنَّ kocaları libuʿūlatihinna
kocaları
أَوْ yahut aw
yahut
ءَابَآئِهِنَّ babaları ābāihinna
babaları
أَوْ yahut aw
yahut
ءَابَآءِ babaları ābāi
babaları
بُعُولَتِهِنَّ kocalarının buʿūlatihinna
kocalarının
أَوْ yahut aw
yahut
أَبْنَآئِهِنَّ oğulları abnāihinna
oğulları
أَوْ yahut aw
yahut
أَبْنَآءِ oğulları abnāi
oğulları
بُعُولَتِهِنَّ kocalarının buʿūlatihinna
kocalarının
أَوْ yahut aw
yahut
إِخْوَٰنِهِنَّ kardeşleri ikh'wānihinna
kardeşleri
أَوْ yahut aw
yahut
بَنِىٓ oğulları banī
oğulları
إِخْوَٰنِهِنَّ kardeşlerinin ikh'wānihinna
kardeşlerinin
أَوْ yahut aw
yahut
بَنِىٓ oğulları banī
oğulları
أَخَوَٰتِهِنَّ kızkardeşlerinin akhawātihinna
kızkardeşlerinin
أَوْ yahut aw
yahut
نِسَآئِهِنَّ kadınları nisāihinna
kadınları
أَوْ yahut aw
yahut
مَا sahip oldukları (köleleri)
sahip oldukları (köleleri)
مَلَكَتْ possess malakat
possess
أَيْمَـٰنُهُنَّ ellerinin aymānuhunna
ellerinin
أَوِ yahut awi
yahut
ٱلتَّـٰبِعِينَ tabi'leri (hizmetlileri) l-tābiʿīna
tabi'leri (hizmetlileri)
غَيْرِ bulunmayan ghayri
bulunmayan
أُو۟لِى kadına ihtiyacı ulī
kadına ihtiyacı
ٱلْإِرْبَةِ having no physical desire l-ir'bati
having no physical desire
مِنَ erkeklerden mina
erkeklerden
ٱلرِّجَالِ [the] men l-rijāli
[the] men
أَوِ yahut awi
yahut
ٱلطِّفْلِ çocuklara l-ṭif'li
çocuklara
ٱلَّذِينَ onlar ki alladhīna
onlar ki
لَمْ henüz anlamazlar lam
henüz anlamazlar
يَظْهَرُوا۟ aware yaẓharū
aware
عَلَىٰ mahrem yerlerini; ʿalā
mahrem yerlerini;
عَوْرَٰتِ private aspects ʿawrāti
private aspects
ٱلنِّسَآءِ ۖ kadınların l-nisāi
kadınların
وَلَا ve walā
ve
يَضْرِبْنَ vurmasınlar yaḍrib'na
vurmasınlar
بِأَرْجُلِهِنَّ ayaklarını bi-arjulihinna
ayaklarını
لِيُعْلَمَ bilinmesi için liyuʿ'lama
bilinmesi için
مَا şeylerin
şeylerin
يُخْفِينَ gizledikleri yukh'fīna
gizledikleri
مِن süslerinden min
süslerinden
زِينَتِهِنَّ ۚ their adornment zīnatihinna
their adornment
وَتُوبُوٓا۟ ve tevbe edin watūbū
ve tevbe edin
إِلَى Allah'a ilā
Allah'a
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
جَمِيعًا topluca jamīʿan
topluca
أَيُّهَ ey ayyuha
ey
ٱلْمُؤْمِنُونَ mü'minler l-mu'minūna
mü'minler
لَعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki
تُفْلِحُونَ felaha erersiniz tuf'liḥūna
felaha erersiniz
٣١ (31)
(31)
Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, iffetlerini korusunlar. Süslerini, kendiliğinden görünen kısmı müstesna, açmasınlar. Baş örtülerini yakalarının üzerine salsınlar. Süslerini kocaları veya babaları ve kayınpederleri veya oğulları veya kocalarının oğulları veya kardeşleri veya erkek kardeşlerinin oğulları veya kızkardeşlerinin oğulları veya müslüman kadınları veya cariyeleri veya erkekliği kalmamış hizmetçiler, ya da kadınların mahrem yerlerini henüz anlamayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süslerin bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar. Ey inananlar! Saadete ermeniz için hepiniz tevbe ederek Allah'ın hükmüne dönün.
24:32
وَأَنكِحُوا۟ ve evlendirin wa-ankiḥū
ve evlendirin
ٱلْأَيَـٰمَىٰ bekarları l-ayāmā
bekarları
مِنكُمْ içinizden minkum
içinizden
وَٱلصَّـٰلِحِينَ ve iyileri wal-ṣāliḥīna
ve iyileri
مِنْ kölelerinizden min
kölelerinizden
عِبَادِكُمْ your male slaves ʿibādikum
your male slaves
وَإِمَآئِكُمْ ۚ ve cariyeleriniz(den) wa-imāikum
ve cariyeleriniz(den)
إِن eğer in
eğer
يَكُونُوا۟ iseler yakūnū
iseler
فُقَرَآءَ yoksul fuqarāa
yoksul
يُغْنِهِمُ onları zengin eder yugh'nihimu
onları zengin eder
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مِن lutfundan min
lutfundan
فَضْلِهِۦ ۗ His Bounty faḍlihi
His Bounty
وَٱللَّهُ ve Allahın wal-lahu
ve Allahın
وَٰسِعٌ (mülkü) geniştir wāsiʿun
(mülkü) geniştir
عَلِيمٌۭ (her şeyi) bilendir ʿalīmun
(her şeyi) bilendir
٣٢ (32)
(32)
İçinizdeki bekarları, kölelerinizden ve cariyelerinizden iyi olanları evlendirin. Eğer yoksul iseler, Allah onları lütfü ile zenginleştirir. Allah lütfü bol olandır, bilendir.
24:33
وَلْيَسْتَعْفِفِ ve iffetlerini korusunlar walyastaʿfifi
ve iffetlerini korusunlar
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
لَا bulamayan(lar)
bulamayan(lar)
يَجِدُونَ find yajidūna
find
نِكَاحًا evlenme (imkanı) nikāḥan
evlenme (imkanı)
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
يُغْنِيَهُمُ kendilerini zengin edinceye yugh'niyahumu
kendilerini zengin edinceye
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مِن lutfundan min
lutfundan
فَضْلِهِۦ ۗ His Bounty faḍlihi
His Bounty
وَٱلَّذِينَ ve kimselerle wa-alladhīna
ve kimselerle
يَبْتَغُونَ isteyen(lerle) yabtaghūna
isteyen(lerle)
ٱلْكِتَـٰبَ mükatebe (sözleşme) yapmak l-kitāba
mükatebe (sözleşme) yapmak
مِمَّا sahip olduklarından mimmā
sahip olduklarından
مَلَكَتْ possess malakat
possess
أَيْمَـٰنُكُمْ ellerinizin aymānukum
ellerinizin
فَكَاتِبُوهُمْ mükatebe yapın fakātibūhum
mükatebe yapın
إِنْ eğer in
eğer
عَلِمْتُمْ bilirseniz ʿalim'tum
bilirseniz
فِيهِمْ onlar hakında fīhim
onlar hakında
خَيْرًۭا ۖ hayırlı olduğunu khayran
hayırlı olduğunu
وَءَاتُوهُم ve onlara verin waātūhum
ve onlara verin
مِّن malından min
malından
مَّالِ the wealth of Allah māli
the wealth of Allah
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلَّذِىٓ size verdiği alladhī
size verdiği
ءَاتَىٰكُمْ ۚ He has given you ātākum
He has given you
وَلَا ve walā
ve
تُكْرِهُوا۟ zorlamayın tuk'rihū
zorlamayın
فَتَيَـٰتِكُمْ cariyelerinizi fatayātikum
cariyelerinizi
عَلَى fuhşa ʿalā
fuhşa
ٱلْبِغَآءِ [the] prostitution l-bighāi
[the] prostitution
إِنْ eğer in
eğer
أَرَدْنَ istiyorlarsa aradna
istiyorlarsa
تَحَصُّنًۭا namuslu kalmayı taḥaṣṣunan
namuslu kalmayı
لِّتَبْتَغُوا۟ elde etmek için litabtaghū
elde etmek için
عَرَضَ geçici menfaatini ʿaraḍa
geçici menfaatini
ٱلْحَيَوٰةِ hayatının l-ḥayati
hayatının
ٱلدُّنْيَا ۚ dünya l-dun'yā
dünya
وَمَن ve kim waman
ve kim
يُكْرِههُّنَّ onları zorlarsa yuk'rihhunna
onları zorlarsa
فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
مِنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
إِكْرَٰهِهِنَّ zorlanmalarından ik'rāhihinna
zorlanmalarından
غَفُورٌۭ bağışlayıcı ghafūrun
bağışlayıcı
رَّحِيمٌۭ esirgeyicidir raḥīmun
esirgeyicidir
٣٣ (33)
(33)
Evlenemeyenler, Allah kendilerini lütfü ile zenginleştirene kadar iffetli davransınlar. Kölelerinizden hür olmak için bedel vermek isteyenlerin, onlarda bir iyilik görürseniz, bedel vermelerini kabul edin. Onlara Allah'ın size verdiği maldan verin. Dünya hayatının geçici menfaatini elde etmek için, iffetli olmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları buna zorlarsa bilsin ki Allah hiç şüphesiz onu değil zorlanan kadınları bağışlar ve merhamet eder.
24:34
وَلَقَدْ ve andolsun ki walaqad
ve andolsun ki
أَنزَلْنَآ indirdik anzalnā
indirdik
إِلَيْكُمْ size ilaykum
size
ءَايَـٰتٍۢ ayetler āyātin
ayetler
مُّبَيِّنَـٰتٍۢ açıklayıcı mubayyinātin
açıklayıcı
وَمَثَلًۭا ve bir temsil wamathalan
ve bir temsil
مِّنَ kimselerden mina
kimselerden
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
خَلَوْا۟ gelip geçen khalaw
gelip geçen
مِن sizden önce min
sizden önce
قَبْلِكُمْ before you qablikum
before you
وَمَوْعِظَةًۭ ve bir öğüt wamawʿiẓatan
ve bir öğüt
لِّلْمُتَّقِينَ muttakiler için lil'muttaqīna
muttakiler için
٣٤ (34)
(34)
And olsun ki, size apaçık ayetler, sizden önce geçenlerden misal ve sakınanlara öğüt indirdik.
24:35
۞ ٱللَّهُ Allah al-lahu
Allah
نُورُ nurudur nūru
nurudur
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yerin wal-arḍi
ve yerin
مَثَلُ benzer mathalu
benzer
نُورِهِۦ O'nun nuru nūrihi
O'nun nuru
كَمِشْكَوٰةٍۢ bir kandile kamish'katin
bir kandile
فِيهَا içinde bulunan fīhā
içinde bulunan
مِصْبَاحٌ ۖ lamba miṣ'bāḥun
lamba
ٱلْمِصْبَاحُ lamba l-miṣ'bāḥu
lamba
فِى içerisindedir
içerisindedir
زُجَاجَةٍ ۖ cam zujājatin
cam
ٱلزُّجَاجَةُ cam l-zujājatu
cam
كَأَنَّهَا sanki (gibidir) ka-annahā
sanki (gibidir)
كَوْكَبٌۭ bir yıldız kawkabun
bir yıldız
دُرِّىٌّۭ inciden durriyyun
inciden
يُوقَدُ yakılır yūqadu
yakılır
مِن bir ağacı(nın yağı)ndan min
bir ağacı(nın yağı)ndan
شَجَرَةٍۢ a tree shajaratin
a tree
مُّبَـٰرَكَةٍۢ mübarek mubārakatin
mübarek
زَيْتُونَةٍۢ zeytin zaytūnatin
zeytin
لَّا ne
ne
شَرْقِيَّةٍۢ doğudan sharqiyyatin
doğudan
وَلَا ve ne de walā
ve ne de
غَرْبِيَّةٍۢ batıdan gharbiyyatin
batıdan
يَكَادُ öyle ki neredeyse yakādu
öyle ki neredeyse
زَيْتُهَا onun yağı zaytuhā
onun yağı
يُضِىٓءُ ışık verir yuḍīu
ışık verir
وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer
لَمْ değmese (bile) lam
değmese (bile)
تَمْسَسْهُ touched it tamsashu
touched it
نَارٌۭ ۚ ateş nārun
ateş
نُّورٌ nur nūrun
nur
عَلَىٰ üstüne ʿalā
üstüne
نُورٍۢ ۗ nur nūrin
nur
يَهْدِى hidayet eder yahdī
hidayet eder
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لِنُورِهِۦ nuruna linūrihi
nuruna
مَن kimseyi man
kimseyi
يَشَآءُ ۚ dilediği yashāu
dilediği
وَيَضْرِبُ misaller verir wayaḍribu
misaller verir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلْأَمْثَـٰلَ benzetmelerle l-amthāla
benzetmelerle
لِلنَّاسِ ۗ insanlara lilnnāsi
insanlara
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
بِكُلِّ her bikulli
her
شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi
عَلِيمٌۭ bilir ʿalīmun
bilir
٣٥ (35)
(35)
Allah göklerin ve yerin Nur'udur. O'nun nuru, içinde ışık bulunan bir kandil yuvasına benzer. O ışık bir cam içindedir, cam ise, sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır; bu ne yalnız doğuda ve ne de yalnız batıda bulunan bereketli zeytin ağacından yakılır. Ateş değmese bile, nerdeyse yağın kendisi aydınlatacak! Nur üstüne nurdur. Allah dilediğini nuruna kavuşturur. Allah insanlara misaller verir. O, herşeyi bilir.
24:36
فِى evlerdedir
evlerdedir
بُيُوتٍ houses buyūtin
houses
أَذِنَ izin verdiği adhina
izin verdiği
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
أَن yükseltilmesine an
yükseltilmesine
تُرْفَعَ they be raised tur'faʿa
they be raised
وَيُذْكَرَ ve anılmasına wayudh'kara
ve anılmasına
فِيهَا içlerinde fīhā
içlerinde
ٱسْمُهُۥ adının us'muhu
adının
يُسَبِّحُ tesbih ederler yusabbiḥu
tesbih ederler
لَهُۥ O'nu lahu
O'nu
فِيهَا onların içinde fīhā
onların içinde
بِٱلْغُدُوِّ sabah bil-ghuduwi
sabah
وَٱلْـَٔاصَالِ ve akşam wal-āṣāli
ve akşam
٣٦ (36)
(36)
Allah'ın yüksek tutulmasına ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerde, insanlar sabah akşam O'nu tesbih ederler.
24:37
رِجَالٌۭ erkekler (ki) rijālun
erkekler (ki)
لَّا kendilerini alıkoymaz
kendilerini alıkoymaz
تُلْهِيهِمْ distracts them tul'hīhim
distracts them
تِجَـٰرَةٌۭ ticaret tijāratun
ticaret
وَلَا ve ne de walā
ve ne de
بَيْعٌ alışveriş bayʿun
alışveriş
عَن anmaktan ʿan
anmaktan
ذِكْرِ (the) remembrance of Allah dhik'ri
(the) remembrance of Allah
ٱللَّهِ Allah'ı l-lahi
Allah'ı
وَإِقَامِ ve kılmaktan wa-iqāmi
ve kılmaktan
ٱلصَّلَوٰةِ namaz l-ṣalati
namaz
وَإِيتَآءِ ve vermekten waītāi
ve vermekten
ٱلزَّكَوٰةِ ۙ zekat l-zakati
zekat
يَخَافُونَ onlar korkarlar yakhāfūna
onlar korkarlar
يَوْمًۭا günden yawman
günden
تَتَقَلَّبُ ters döneceği tataqallabu
ters döneceği
فِيهِ onda fīhi
onda
ٱلْقُلُوبُ yüreklerin l-qulūbu
yüreklerin
وَٱلْأَبْصَـٰرُ ve gözlerin wal-abṣāru
ve gözlerin
٣٧ (37)
(37)
Bunları ne ticaret ve ne de alışveriş Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan, zekat vermekten alıkoyar. Bunlar, gönüllerin ve gözlerin döneceği günden korkarlar.
24:38
لِيَجْزِيَهُمُ karşılığını vermesi için liyajziyahumu
karşılığını vermesi için
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
أَحْسَنَ en güzel aḥsana
en güzel
مَا şeylerin
şeylerin
عَمِلُوا۟ yaptıkları ʿamilū
yaptıkları
وَيَزِيدَهُم ve daha fazlası için wayazīdahum
ve daha fazlası için
مِّن lutfundan min
lutfundan
فَضْلِهِۦ ۗ His Bounty faḍlihi
His Bounty
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
يَرْزُقُ rızıklandırır yarzuqu
rızıklandırır
مَن kimseyi man
kimseyi
يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği
بِغَيْرِ hesapsız olarak bighayri
hesapsız olarak
حِسَابٍۢ measure ḥisābin
measure
٣٨ (38)
(38)
Allah, onları işlediklerinin en güzeliyle mükafatlandırır ve lütfundan onlara fazlasıyla verir. Allah dilediğini hesapsız şekilde rızıklandırır.
24:39
وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler
كَفَرُوٓا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
أَعْمَـٰلُهُمْ onların işleri aʿmāluhum
onların işleri
كَسَرَابٍۭ serap gibidir kasarābin
serap gibidir
بِقِيعَةٍۢ düz arazideki biqīʿatin
düz arazideki
يَحْسَبُهُ onu sanır yaḥsabuhu
onu sanır
ٱلظَّمْـَٔانُ susayan l-ẓamānu
susayan
مَآءً su māan
su
حَتَّىٰٓ fakat ḥattā
fakat
إِذَا ne zaman ki idhā
ne zaman ki
جَآءَهُۥ yanına gelince jāahu
yanına gelince
لَمْ bulamaz lam
bulamaz
يَجِدْهُ he finds it yajid'hu
he finds it
شَيْـًۭٔا hiçbir şey shayan
hiçbir şey
وَوَجَدَ ve bulur wawajada
ve bulur
ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı
عِندَهُۥ yanında ʿindahu
yanında
فَوَفَّىٰهُ tam görür fawaffāhu
tam görür
حِسَابَهُۥ ۗ onun hesabını ḥisābahu
onun hesabını
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
سَرِيعُ çabuk görendir sarīʿu
çabuk görendir
ٱلْحِسَابِ hesabı l-ḥisābi
hesabı
٣٩ (39)
(39)
İnkar edenlerin işleri engin çöllerdeki serap gibidir. Susayan kimse onu su zanneder, fakat oraya geldiğinde hiçbir şey bulamaz. Orada Allah'ı bulur ve O da hesabını görür. Allah hesabı çabuk görendir.
24:40
أَوْ yahut aw
yahut
كَظُلُمَـٰتٍۢ karanlıklar gibidir kaẓulumātin
karanlıklar gibidir
فِى içindeki
içindeki
بَحْرٍۢ bir deniz baḥrin
bir deniz
لُّجِّىٍّۢ derin lujjiyyin
derin
يَغْشَىٰهُ ki üstünü örten yaghshāhu
ki üstünü örten
مَوْجٌۭ bir dalga mawjun
bir dalga
مِّن onun üstünden min
onun üstünden
فَوْقِهِۦ on it fawqihi
on it
مَوْجٌۭ bir dalga mawjun
bir dalga
مِّن onun üstünden min
onun üstünden
فَوْقِهِۦ on it fawqihi
on it
سَحَابٌۭ ۚ bir bulut saḥābun
bir bulut
ظُلُمَـٰتٌۢ karanlıklar ẓulumātun
karanlıklar
بَعْضُهَا onun biri baʿḍuhā
onun biri
فَوْقَ üstüne fawqa
üstüne
بَعْضٍ diğerinin baʿḍin
diğerinin
إِذَآ ne zaman ki idhā
ne zaman ki
أَخْرَجَ çıkarsa akhraja
çıkarsa
يَدَهُۥ elini yadahu
elini
لَمْ neredeyse lam
neredeyse
يَكَدْ hardly yakad
hardly
يَرَىٰهَا ۗ onu dahi göremez yarāhā
onu dahi göremez
وَمَن bir kimseye waman
bir kimseye
لَّمْ vermemişse lam
vermemişse
يَجْعَلِ Allah (has) made yajʿali
Allah (has) made
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لَهُۥ ona lahu
ona
نُورًۭا bir nur nūran
bir nur
فَمَا artık olmaz famā
artık olmaz
لَهُۥ onun lahu
onun
مِن hiçbir min
hiçbir
نُّورٍ nuru nūrin
nuru
٤٠ (40)
(40)
Veya derin denizin karanlıklarına benzer. Onu üstüste dalgalar ve dalgaların üstünde de bulutlar örter; karanlıklar üstünde karanlıklar; insan elini uzattığı zaman, nerdeyse onu bile göremez. Allah'ın nur vermediği kimsenin nuru olmaz.
24:41
أَلَمْ görmedin mi? alam
görmedin mi?
تَرَ you see tara
you see
أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı
يُسَبِّحُ tesbih ederler yusabbiḥu
tesbih ederler
لَهُۥ onu lahu
onu
مَن kimseler man
kimseler
فِى olan
olan
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerde l-samāwāti
göklerde
وَٱلْأَرْضِ ve yerde olan wal-arḍi
ve yerde olan
وَٱلطَّيْرُ ve kuşlar wal-ṭayru
ve kuşlar
صَـٰٓفَّـٰتٍۢ ۖ saflar halinde uçan ṣāffātin
saflar halinde uçan
كُلٌّۭ her biri kullun
her biri
قَدْ andolsun qad
andolsun
عَلِمَ bilir ʿalima
bilir
صَلَاتَهُۥ kendi du'asını ṣalātahu
kendi du'asını
وَتَسْبِيحَهُۥ ۗ ve tesbihini watasbīḥahu
ve tesbihini
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
عَلِيمٌۢ bilmektedir ʿalīmun
bilmektedir
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
يَفْعَلُونَ onların yaptıkları yafʿalūna
onların yaptıkları
٤١ (41)
(41)
Göklerde ve yerde olan kimselerin, sıra sıra uçan kuşların Allah'ı tesbih ettiğini görmez misin? Her biri kendi niyaz ve tesbihini bilir. Allah, onların yaptıklarını bilendir.
24:42
وَلِلَّهِ ve Allah'ındır walillahi
ve Allah'ındır
مُلْكُ mülkü mul'ku
mülkü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۖ ve yerin wal-arḍi
ve yerin
وَإِلَى ve wa-ilā
ve
ٱللَّهِ Allah'adır l-lahi
Allah'adır
ٱلْمَصِيرُ dönüş l-maṣīru
dönüş
٤٢ (42)
(42)
Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Dönüş Allah'adır.
24:43
أَلَمْ görmedin mi? alam
görmedin mi?
تَرَ you see tara
you see
أَنَّ şüphesiz ki anna
şüphesiz ki
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يُزْجِى sürer yuz'jī
sürer
سَحَابًۭا bulutları saḥāban
bulutları
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يُؤَلِّفُ birleştirir yu-allifu
birleştirir
بَيْنَهُۥ onların arasını baynahu
onların arasını
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يَجْعَلُهُۥ onları yığar (sıkıştırır) yajʿaluhu
onları yığar (sıkıştırır)
رُكَامًۭا birbiri üstüne rukāman
birbiri üstüne
فَتَرَى sonra görürsün fatarā
sonra görürsün
ٱلْوَدْقَ yağmurun l-wadqa
yağmurun
يَخْرُجُ çıktığını yakhruju
çıktığını
مِنْ arasından min
arasından
خِلَـٰلِهِۦ their midst khilālihi
their midst
وَيُنَزِّلُ ve indirir wayunazzilu
ve indirir
مِنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ (the) sky l-samāi
(the) sky
مِن dağlardan min
dağlardan
جِبَالٍۢ mountains jibālin
mountains
فِيهَا orada fīhā
orada
مِنۢ bir dolu min
bir dolu
بَرَدٍۢ (is) hail baradin
(is) hail
فَيُصِيبُ vurur fayuṣību
vurur
بِهِۦ onunla bihi
onunla
مَن dilediğini man
dilediğini
يَشَآءُ He wills yashāu
He wills
وَيَصْرِفُهُۥ ve onu öteye çevirir wayaṣrifuhu
ve onu öteye çevirir
عَن dilediğinden ʿan
dilediğinden
مَّن whom man
whom
يَشَآءُ ۖ He wills yashāu
He wills
يَكَادُ neredeyse yakādu
neredeyse
سَنَا parıltısı sanā
parıltısı
بَرْقِهِۦ şimşeğinin barqihi
şimşeğinin
يَذْهَبُ alır yadhhabu
alır
بِٱلْأَبْصَـٰرِ gözleri bil-abṣāri
gözleri
٤٣ (43)
(43)
Bilmez misiniz ki, Allah bulutları sürer, sonra onları bir araya getirir; üstüste yığar, sen de onların arasından yağmur yağdığını görürsün. Gökten içinde dolu bulunan dağlar gibi bulutlar indirir, dilediğini ona uğratır, dilediğinden de uzak tutar. Bu bulutların şimşeğinin parıltısı nerdeyse gözleri alır!
24:44
يُقَلِّبُ çevirir yuqallibu
çevirir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلَّيْلَ gece al-layla
gece
وَٱلنَّهَارَ ۚ ve gündüzü wal-nahāra
ve gündüzü
إِنَّ kuşkusuz inna
kuşkusuz
فِى vardır
vardır
ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda
لَعِبْرَةًۭ bir ibret laʿib'ratan
bir ibret
لِّأُو۟لِى olanlar için li-ulī
olanlar için
ٱلْأَبْصَـٰرِ gözleri l-abṣāri
gözleri
٤٤ (44)
(44)
Allah geceyi gündüze, gündüzü geceye çevirir. Doğrusu, görebilenler için bunda ibretler vardır.
24:45
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
خَلَقَ yarattı khalaqa
yarattı
كُلَّ her kulla
her
دَآبَّةٍۢ canlıyı dābbatin
canlıyı
مِّن sudan min
sudan
مَّآءٍۢ ۖ water māin
water
فَمِنْهُم onlardan famin'hum
onlardan
مَّن kimi man
kimi
يَمْشِى yürür yamshī
yürür
عَلَىٰ üzerinde (sürünerek) ʿalā
üzerinde (sürünerek)
بَطْنِهِۦ karnı baṭnihi
karnı
وَمِنْهُم ve onlardan wamin'hum
ve onlardan
مَّن kimi man
kimi
يَمْشِى yürür yamshī
yürür
عَلَىٰ üstünde ʿalā
üstünde
رِجْلَيْنِ iki ayak rij'layni
iki ayak
وَمِنْهُم ve onlardan wamin'hum
ve onlardan
مَّن kimi man
kimi
يَمْشِى yürür yamshī
yürür
عَلَىٰٓ üstünde ʿalā
üstünde
أَرْبَعٍۢ ۚ dört (ayak) arbaʿin
dört (ayak)
يَخْلُقُ yaratır yakhluqu
yaratır
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مَا ne
ne
يَشَآءُ ۚ dilerse yashāu
dilerse
إِنَّ çünkü inna
çünkü
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
عَلَىٰ zerine ʿalā
zerine
كُلِّ her kulli
her
شَىْءٍۢ şey shayin
şey
قَدِيرٌۭ kadirdir qadīrun
kadirdir
٤٥ (45)
(45)
Allah bütün canlıları sudan yaratmıştır. Kimi karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayakla yürür, kimi dört ayakla yürür. Allah dilediğini yaratır, Allah şüphesiz herşeye Kadir'dir.
24:46
لَّقَدْ andolsun laqad
andolsun
أَنزَلْنَآ biz indirdik anzalnā
biz indirdik
ءَايَـٰتٍۢ ayetler āyātin
ayetler
مُّبَيِّنَـٰتٍۢ ۚ (gerçekleri) açıklayan mubayyinātin
(gerçekleri) açıklayan
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
يَهْدِى iletir yahdī
iletir
مَن kimseyi man
kimseyi
يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği
إِلَىٰ yola ilā
yola
صِرَٰطٍۢ a path ṣirāṭin
a path
مُّسْتَقِيمٍۢ doğru mus'taqīmin
doğru
٤٦ (46)
(46)
And olsun ki, açıklayıcı ayetler indirmişizdir. Allah dilediğini doğru yola eriştirir.
24:47
وَيَقُولُونَ ve diyorlar wayaqūlūna
ve diyorlar
ءَامَنَّا inandık āmannā
inandık
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَبِٱلرَّسُولِ ve Rasule wabil-rasūli
ve Rasule
وَأَطَعْنَا ve ita'at ettik wa-aṭaʿnā
ve ita'at ettik
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يَتَوَلَّىٰ dönüyor yatawallā
dönüyor
فَرِيقٌۭ bir grup farīqun
bir grup
مِّنْهُم onladan min'hum
onladan
مِّنۢ ardından min
ardından
بَعْدِ after baʿdi
after
ذَٰلِكَ ۚ bunun dhālika
bunun
وَمَآ ve değillerdir wamā
ve değillerdir
أُو۟لَـٰٓئِكَ bunlar ulāika
bunlar
بِٱلْمُؤْمِنِينَ inanmış bil-mu'minīna
inanmış
٤٧ (47)
(47)
Münafıklar: "Allah'a ve Peygamber'e inandık, itaat ettik" derler; sonra da bir takımı yüz çevirirler. İşte bunlar inanmış değillerdir.
24:48
وَإِذَا zaman wa-idhā
zaman
دُعُوٓا۟ çağırıldıkları duʿū
çağırıldıkları
إِلَى Allah'a ilā
Allah'a
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَرَسُولِهِۦ ve Rasulüne warasūlihi
ve Rasulüne
لِيَحْكُمَ hükmetmesi için liyaḥkuma
hükmetmesi için
بَيْنَهُمْ aralarında baynahum
aralarında
إِذَا hemen idhā
hemen
فَرِيقٌۭ bir grup farīqun
bir grup
مِّنْهُم onlardan min'hum
onlardan
مُّعْرِضُونَ yüz çevirirler muʿ'riḍūna
yüz çevirirler
٤٨ (48)
(48)
Aralarında hüküm vermek üzere Allah'a ve Peygamberine çağırıldıkları zaman, bir takımı hemen yüz çevirirler. İşte bunlar inanmış değillerdir.
24:49
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
يَكُن olursa yakun
olursa
لَّهُمُ kendi lehlerine lahumu
kendi lehlerine
ٱلْحَقُّ hüküm l-ḥaqu
hüküm
يَأْتُوٓا۟ gelirler yatū
gelirler
إِلَيْهِ ona ilayhi
ona
مُذْعِنِينَ ita'at ederek mudh'ʿinīna
ita'at ederek
٤٩ (49)
(49)
Ama hak kendilerinden tarafa ise, itaatle koşa koşa gelirler.
24:50
أَفِى kalblerinde-mı var? afī
kalblerinde-mı var?
قُلُوبِهِم kalblerinde qulūbihim
kalblerinde
مَّرَضٌ a disease maraḍun
a disease
أَمِ yoksa ami
yoksa
ٱرْتَابُوٓا۟ şüphe mi ettiler? ir'tābū
şüphe mi ettiler?
أَمْ yoksa am
yoksa
يَخَافُونَ korkuyorlar mı? yakhāfūna
korkuyorlar mı?
أَن diye an
diye
يَحِيفَ haksızlık yapacak yaḥīfa
haksızlık yapacak
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
عَلَيْهِمْ kendilerine ʿalayhim
kendilerine
وَرَسُولُهُۥ ۚ ve Elçisinin warasūluhu
ve Elçisinin
بَلْ hayır bal
hayır
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte
هُمُ onlar humu
onlar
ٱلظَّـٰلِمُونَ zalimlerdir l-ẓālimūna
zalimlerdir
٥٠ (50)
(50)
Kalplerinde hastalık mı var, yoksa şüphelenmişler midir, yahut Allah'ın ve Peygamberinin onlara haksızlık yapacağından mı korkmaktadırlar? Hayır; onlar sadece zalimdirler.
24:51
إِنَّمَا ancak innamā
ancak
كَانَ sözü kāna
sözü
قَوْلَ (the) statement qawla
(the) statement
ٱلْمُؤْمِنِينَ inananların l-mu'minīna
inananların
إِذَا zaman idhā
zaman
دُعُوٓا۟ çağırıldıkları duʿū
çağırıldıkları
إِلَى Allah'a ilā
Allah'a
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَرَسُولِهِۦ ve Rasulüne warasūlihi
ve Rasulüne
لِيَحْكُمَ hükmetmesi için liyaḥkuma
hükmetmesi için
بَيْنَهُمْ aralarında baynahum
aralarında
أَن demeleridir an
demeleridir
يَقُولُوا۟ they say yaqūlū
they say
سَمِعْنَا işittik samiʿ'nā
işittik
وَأَطَعْنَا ۚ ve ita'at ettik wa-aṭaʿnā
ve ita'at ettik
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte wa-ulāika
işte
هُمُ onlardır humu
onlardır
ٱلْمُفْلِحُونَ kurtuluşa erenler l-muf'liḥūna
kurtuluşa erenler
٥١ (51)
(51)
Aralarında hüküm verilmek üzere Allah'a ve Peygambere çağırıldıkları vakit: "İşittik, itaat ettik" demek, ancak müminlerin sözüdür, işte saadete erenler onlardır.
24:52
وَمَن ve kim(ler) waman
ve kim(ler)
يُطِعِ ita'at ederse yuṭiʿi
ita'at ederse
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ ve Resulüne warasūlahu
ve Resulüne
وَيَخْشَ ve korkarsa wayakhsha
ve korkarsa
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
وَيَتَّقْهِ ve sakınırsa wayattaqhi
ve sakınırsa
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte fa-ulāika
işte
هُمُ onlardır humu
onlardır
ٱلْفَآئِزُونَ kazananlar l-fāizūna
kazananlar
٥٢ (52)
(52)
Allah'a ve Peygambere itaat eden, Allah'tan korkan ve O'ndan sakınan kimseler, işte onlar kurtulanlardır.
24:53
۞ وَأَقْسَمُوا۟ ve yemin ettiler wa-aqsamū
ve yemin ettiler
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
جَهْدَ var gücüyle jahda
var gücüyle
أَيْمَـٰنِهِمْ yeminlerinin aymānihim
yeminlerinin
لَئِنْ eğer la-in
eğer
أَمَرْتَهُمْ onlara emredersen amartahum
onlara emredersen
لَيَخْرُجُنَّ ۖ (savaşa) çıkacaklarına layakhrujunna
(savaşa) çıkacaklarına
قُل de ki qul
de ki
لَّا yemin etmeyin
yemin etmeyin
تُقْسِمُوا۟ ۖ swear tuq'simū
swear
طَاعَةٌۭ itaatiniz ṭāʿatun
itaatiniz
مَّعْرُوفَةٌ ۚ malumdur maʿrūfatun
malumdur
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
خَبِيرٌۢ haberdardır khabīrun
haberdardır
بِمَا şeylerden bimā
şeylerden
تَعْمَلُونَ yaptıklarınız taʿmalūna
yaptıklarınız
٥٣ (53)
(53)
Eğer kendilerine emredersen, o iki yüzlüler, savaşa çıkacaklarına bütün güçleriyle yemin ederler. De ki: "Yemin etmeyin; itaatiniz malumdur. Allah yaptıklarınızdan şüphesiz haberdardır."
24:54
قُلْ de ki qul
de ki
أَطِيعُوا۟ ita'at edin aṭīʿū
ita'at edin
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
وَأَطِيعُوا۟ ve ita'at edin wa-aṭīʿū
ve ita'at edin
ٱلرَّسُولَ ۖ Rasule l-rasūla
Rasule
فَإِن eğer fa-in
eğer
تَوَلَّوْا۟ dönerseniz tawallaw
dönerseniz
فَإِنَّمَا artık ancak fa-innamā
artık ancak
عَلَيْهِ onun sorumluluğu ʿalayhi
onun sorumluluğu
مَا şeydir
şeydir
حُمِّلَ kendisine yükletilen ḥummila
kendisine yükletilen
وَعَلَيْكُم ve sizin sorumluluğunuz waʿalaykum
ve sizin sorumluluğunuz
مَّا şeydir
şeydir
حُمِّلْتُمْ ۖ size yükletilen ḥummil'tum
size yükletilen
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
تُطِيعُوهُ ona ita'at ederseniz tuṭīʿūhu
ona ita'at ederseniz
تَهْتَدُوا۟ ۚ doğru yolu bulursunuz tahtadū
doğru yolu bulursunuz
وَمَا ve değildir wamā
ve değildir
عَلَى düşen ʿalā
düşen
ٱلرَّسُولِ Rasule l-rasūli
Rasule
إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey
ٱلْبَلَـٰغُ duyurmaktan l-balāghu
duyurmaktan
ٱلْمُبِينُ açık bir şekilde l-mubīnu
açık bir şekilde
٥٤ (54)
(54)
De ki: "Allah'a itaat edin; Peygambere itaat edin." Eğer yüz çevirirseniz, bilin ki o Peygamber, kendisine yükletilenden ve siz de kendinize yükletilenden sorumlusunuz. Eğer O'na itaat ederseniz doğru yolu bulursunuz, Peygambere düşen sadece, apaçık tebliğdir.
24:55
وَعَدَ va'detmiştir waʿada
va'detmiştir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere
ءَامَنُوا۟ inanan(lara) āmanū
inanan(lara)
مِنكُمْ sizden minkum
sizden
وَعَمِلُوا۟ ve yapanlara waʿamilū
ve yapanlara
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler
لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ onları hükümran kılacaktır layastakhlifannahum
onları hükümran kılacaktır
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
كَمَا gibi kamā
gibi
ٱسْتَخْلَفَ hükümran kıldığı is'takhlafa
hükümran kıldığı
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
مِن onlardan önceki min
onlardan önceki
قَبْلِهِمْ (were) before them qablihim
(were) before them
وَلَيُمَكِّنَنَّ ve sağlamlaştıracaktır walayumakkinanna
ve sağlamlaştıracaktır
لَهُمْ kendilerine lahum
kendilerine
دِينَهُمُ dinlerini dīnahumu
dinlerini
ٱلَّذِى razı olduğu alladhī
razı olduğu
ٱرْتَضَىٰ He has approved ir'taḍā
He has approved
لَهُمْ kendileri için lahum
kendileri için
وَلَيُبَدِّلَنَّهُم ve onları erdirecektir walayubaddilannahum
ve onları erdirecektir
مِّنۢ ardından min
ardından
بَعْدِ after baʿdi
after
خَوْفِهِمْ korkularının khawfihim
korkularının
أَمْنًۭا ۚ (tam) bir güvene amnan
(tam) bir güvene
يَعْبُدُونَنِى bana kulluk edecekler yaʿbudūnanī
bana kulluk edecekler
لَا ortak koşmayacaklar
ortak koşmayacaklar
يُشْرِكُونَ they associate yush'rikūna
they associate
بِى bana
bana
شَيْـًۭٔا ۚ hiçbir şeyi shayan
hiçbir şeyi
وَمَن ama kim(ler) waman
ama kim(ler)
كَفَرَ inkar ederse kafara
inkar ederse
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
ذَٰلِكَ bundan dhālika
bundan
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte fa-ulāika
işte
هُمُ onlar humu
onlar
ٱلْفَـٰسِقُونَ yoldan çıkanlardır l-fāsiqūna
yoldan çıkanlardır
٥٥ (55)
(55)
Allah, içinizden inanıp yararlı iş işleyenlere, onlardan öncekileri halef kıldığı gibi, onları da yeryüzüne halef kılacağına, onlar için beğendiği dini temelli yerleştireceğine, korkularını güvene çevireceğine dair söz vermiştir. Çünkü onlar Bana kulluk eder, hiçbir şeyi Bana ortak koşmazlar. Bundan sonra inkar eden kimseler, işte onlar artık yoldan çıkmış olanlardır.
24:56
وَأَقِيمُوا۟ ve kılın wa-aqīmū
ve kılın
ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı
وَءَاتُوا۟ ve verin waātū
ve verin
ٱلزَّكَوٰةَ zekatı l-zakata
zekatı
وَأَطِيعُوا۟ ve ita'at edin wa-aṭīʿū
ve ita'at edin
ٱلرَّسُولَ Elçiye l-rasūla
Elçiye
لَعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki
تُرْحَمُونَ merhamet olunursunuz tur'ḥamūna
merhamet olunursunuz
٥٦ (56)
(56)
Namaz kılın, zekat verin, Peygambere itaat edin ki size merhamet edilsin.
24:57
لَا sanma
sanma
تَحْسَبَنَّ think taḥsabanna
think
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
كَفَرُوا۟ inkar eden(lerin) kafarū
inkar eden(lerin)
مُعْجِزِينَ (Allah'ı) aciz bırakacaklarını muʿ'jizīna
(Allah'ı) aciz bırakacaklarını
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ ۚ the earth l-arḍi
the earth
وَمَأْوَىٰهُمُ ve onların varacağı yer wamawāhumu
ve onların varacağı yer
ٱلنَّارُ ۖ ateştir l-nāru
ateştir
وَلَبِئْسَ ve ne kötü walabi'sa
ve ne kötü
ٱلْمَصِيرُ bir varış yeridir l-maṣīru
bir varış yeridir
٥٧ (57)
(57)
İnkar edenlerin, Bizi yeryüzünde aciz bırakacaklarını sanmayasın. Varacakları yer ateştir. Ne kötü dönüştür!
24:58
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
لِيَسْتَـْٔذِنكُمُ izin istesinler liyastadhinkumu
izin istesinler
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
مَلَكَتْ altında bulunan (köle ve hizmetçi) malakat
altında bulunan (köle ve hizmetçi)
أَيْمَـٰنُكُمْ ellerinizin aymānukum
ellerinizin
وَٱلَّذِينَ ve olanlar wa-alladhīna
ve olanlar
لَمْ henüz ermemiş lam
henüz ermemiş
يَبْلُغُوا۟ reached yablughū
reached
ٱلْحُلُمَ erginliğe l-ḥuluma
erginliğe
مِنكُمْ sizden minkum
sizden
ثَلَـٰثَ üç thalātha
üç
مَرَّٰتٍۢ ۚ vakitte marrātin
vakitte
مِّن önce min
önce
قَبْلِ before qabli
before
صَلَوٰةِ namazından ṣalati
namazından
ٱلْفَجْرِ sabah l-fajri
sabah
وَحِينَ ve zaman waḥīna
ve zaman
تَضَعُونَ çıkar(ıp yat)acağınız taḍaʿūna
çıkar(ıp yat)acağınız
ثِيَابَكُم elbisenizi thiyābakum
elbisenizi
مِّنَ öğle vakti mina
öğle vakti
ٱلظَّهِيرَةِ noon l-ẓahīrati
noon
وَمِنۢ ve wamin
ve
بَعْدِ sonra baʿdi
sonra
صَلَوٰةِ namazından ṣalati
namazından
ٱلْعِشَآءِ ۚ yatsı l-ʿishāi
yatsı
ثَلَـٰثُ üç vakittir thalāthu
üç vakittir
عَوْرَٰتٍۢ mahrem olan ʿawrātin
mahrem olan
لَّكُمْ ۚ sizin için lakum
sizin için
لَيْسَ yoktur laysa
yoktur
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
وَلَا ve yoktur walā
ve yoktur
عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara
جُنَاحٌۢ bir günah junāḥun
bir günah
بَعْدَهُنَّ ۚ bunların dışında baʿdahunna
bunların dışında
طَوَّٰفُونَ girip çıkarsınız ṭawwāfūna
girip çıkarsınız
عَلَيْكُم yanına ʿalaykum
yanına
بَعْضُكُمْ biriniz baʿḍukum
biriniz
عَلَىٰ diğerinin ʿalā
diğerinin
بَعْضٍۢ ۚ others baʿḍin
others
كَذَٰلِكَ böyle kadhālika
böyle
يُبَيِّنُ açıklar yubayyinu
açıklar
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لَكُمُ size lakumu
size
ٱلْـَٔايَـٰتِ ۗ ayetleri l-āyāti
ayetleri
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir
حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmet sahibidir
٥٨ (58)
(58)
Ey inananlar! Ellerinizin altında olan köle ve cariyeler ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar, sabah namazından önce, öğle sıcağında soyunduğunuzda ve yatsı namazından sonra yanınıza gireceklerinde üç defa izin istesinler. Bunlar, sizin açık bulunabileceğiniz üç vakittir. Bu vakitlerin dışında birbirinizin yanına girip çıkmakta size de, onlara da bir sorumluluk yoktur. Allah size ayetlerini böylece açıklar. Allah bilendir, Hakim'dir.
24:59
وَإِذَا zaman wa-idhā
zaman
بَلَغَ erdikleri balagha
erdikleri
ٱلْأَطْفَـٰلُ çocuklarınız l-aṭfālu
çocuklarınız
مِنكُمُ sizin minkumu
sizin
ٱلْحُلُمَ erginlik çağına l-ḥuluma
erginlik çağına
فَلْيَسْتَـْٔذِنُوا۟ izin istesinler falyastadhinū
izin istesinler
كَمَا gibi kamā
gibi
ٱسْتَـْٔذَنَ izin istedikleri is'tadhana
izin istedikleri
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
مِن kendilerinden önceki min
kendilerinden önceki
قَبْلِهِمْ ۚ (were) before them qablihim
(were) before them
كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle
يُبَيِّنُ açıklıyor yubayyinu
açıklıyor
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لَكُمْ size lakum
size
ءَايَـٰتِهِۦ ۗ ayetlerini āyātihi
ayetlerini
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
عَلِيمٌ bilendir ʿalīmun
bilendir
حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmet sahibidir ḥakīmun
hüküm ve hikmet sahibidir
٥٩ (59)
(59)
Çocuklarınız erginlik çağına gelince, büyüklerinin izin istediği gibi, onlar da her defasında izin istesinler. Allah size ayetlerini böylece açıklar. Allah bilendir, Hakim'dir.
24:60
وَٱلْقَوَٰعِدُ ve (ihtiyar) oturan wal-qawāʿidu
ve (ihtiyar) oturan
مِنَ kadınlardan mina
kadınlardan
ٱلنِّسَآءِ the women l-nisāi
the women
ٱلَّـٰتِى ki allātī
ki
لَا ümidi kalmamıştır
ümidi kalmamıştır
يَرْجُونَ have desire yarjūna
have desire
نِكَاحًۭا evlenmeye nikāḥan
evlenmeye
فَلَيْسَ yoktur falaysa
yoktur
عَلَيْهِنَّ kendileri için ʿalayhinna
kendileri için
جُنَاحٌ bir günah junāḥun
bir günah
أَن bırakmalarında an
bırakmalarında
يَضَعْنَ they put aside yaḍaʿna
they put aside
ثِيَابَهُنَّ dış örtülerini thiyābahunna
dış örtülerini
غَيْرَ göstermeden ghayra
göstermeden
مُتَبَرِّجَـٰتٍۭ displaying mutabarrijātin
displaying
بِزِينَةٍۢ ۖ süslerini bizīnatin
süslerini
وَأَن ama wa-an
ama
يَسْتَعْفِفْنَ sakınmaları yastaʿfif'na
sakınmaları
خَيْرٌۭ daha hayırlıdır khayrun
daha hayırlıdır
لَّهُنَّ ۗ kendileri için lahunna
kendileri için
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
سَمِيعٌ işitendir samīʿun
işitendir
عَلِيمٌۭ bilendir ʿalīmun
bilendir
٦٠ (60)
(60)
Evlenme ümidi kalmayan, ihtiyarlayıp oturmuş kadınlara, süslerini açığa vurmamak şartiyle, dış esvaplarını çıkarmaktan ötürü sorumluluk yoktur; ama sakınmaları kendileri için daha iyi olur. Allah işitir ve bilir.
24:61
لَّيْسَ yoktur laysa
yoktur
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلْأَعْمَىٰ kör l-aʿmā
kör
حَرَجٌۭ bir güçlük ḥarajun
bir güçlük
وَلَا ve yoktur walā
ve yoktur
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلْأَعْرَجِ topal l-aʿraji
topal
حَرَجٌۭ bir güçlük ḥarajun
bir güçlük
وَلَا ve yoktur walā
ve yoktur
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلْمَرِيضِ hasta l-marīḍi
hasta
حَرَجٌۭ güçlük ḥarajun
güçlük
وَلَا ve (bir güçlük) yoktur walā
ve (bir güçlük) yoktur
عَلَىٰٓ üzerinize ʿalā
üzerinize
أَنفُسِكُمْ sizin anfusikum
sizin
أَن yemenizde an
yemenizde
تَأْكُلُوا۟ you eat takulū
you eat
مِنۢ kendi evlerinizden min
kendi evlerinizden
بُيُوتِكُمْ your houses buyūtikum
your houses
أَوْ yahut aw
yahut
بُيُوتِ evlerinden buyūti
evlerinden
ءَابَآئِكُمْ babalarınızın ābāikum
babalarınızın
أَوْ yahut aw
yahut
بُيُوتِ evlerinden buyūti
evlerinden
أُمَّهَـٰتِكُمْ annelerinizin ummahātikum
annelerinizin
أَوْ yahut aw
yahut
بُيُوتِ evlerinden buyūti
evlerinden
إِخْوَٰنِكُمْ kardeşlerinizin ikh'wānikum
kardeşlerinizin
أَوْ yahut aw
yahut
بُيُوتِ evlerinden buyūti
evlerinden
أَخَوَٰتِكُمْ kızkardeşlerinizin akhawātikum
kızkardeşlerinizin
أَوْ yahut aw
yahut
بُيُوتِ evlerinden buyūti
evlerinden
أَعْمَـٰمِكُمْ amcalarınızın aʿmāmikum
amcalarınızın
أَوْ yahut aw
yahut
بُيُوتِ evlerinden buyūti
evlerinden
عَمَّـٰتِكُمْ halalarınızın ʿammātikum
halalarınızın
أَوْ yahut aw
yahut
بُيُوتِ evlerinden buyūti
evlerinden
أَخْوَٰلِكُمْ dayılarınızın akhwālikum
dayılarınızın
أَوْ yahut aw
yahut
بُيُوتِ evlerinden buyūti
evlerinden
خَـٰلَـٰتِكُمْ teyzelerinizin khālātikum
teyzelerinizin
أَوْ yahut aw
yahut
مَا sahip olduğunuzun
sahip olduğunuzun
مَلَكْتُم you possess malaktum
you possess
مَّفَاتِحَهُۥٓ anahtarlarına mafātiḥahu
anahtarlarına
أَوْ yahut aw
yahut
صَدِيقِكُمْ ۚ arkadaşınızın ṣadīqikum
arkadaşınızın
لَيْسَ yoktur laysa
yoktur
عَلَيْكُمْ üzerinize ʿalaykum
üzerinize
جُنَاحٌ bir günah junāḥun
bir günah
أَن yemenizde an
yemenizde
تَأْكُلُوا۟ you eat takulū
you eat
جَمِيعًا toplu olarak jamīʿan
toplu olarak
أَوْ yahut aw
yahut
أَشْتَاتًۭا ۚ ayrı ayrı ashtātan
ayrı ayrı
فَإِذَا zaman fa-idhā
zaman
دَخَلْتُم girdiğiniz dakhaltum
girdiğiniz
بُيُوتًۭا evlere buyūtan
evlere
فَسَلِّمُوا۟ selam verin; fasallimū
selam verin;
عَلَىٰٓ kendinize ʿalā
kendinize
أَنفُسِكُمْ yourselves anfusikum
yourselves
تَحِيَّةًۭ (bir yaşam) dileğiyle taḥiyyatan
(bir yaşam) dileğiyle
مِّنْ tarafından min
tarafından
عِندِ from ʿindi
from
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
مُبَـٰرَكَةًۭ bereketli mubārakatan
bereketli
طَيِّبَةًۭ ۚ güzel ṭayyibatan
güzel
كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle
يُبَيِّنُ açıklıyor yubayyinu
açıklıyor
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لَكُمُ size lakumu
size
ٱلْـَٔايَـٰتِ ayetleri l-āyāti
ayetleri
لَعَلَّكُمْ umulur ki laʿallakum
umulur ki
تَعْقِلُونَ aklınızı kullanırsınız taʿqilūna
aklınızı kullanırsınız
٦١ (61)
(61)
Kör için bir sorumluluk yoktur. Topal için bir sorumluluk yoktur. Hastaya da bir sorumluluk yoktur. Evlerinizde veya babalarınızın evlerinde veya annelerinizin evlerinde veya erkek kardeşlerinizin evlerinde veya kız kardeşlerinizin evlerinde veya amcalarınızın evlerinde veya halalarınızın evlerinde veya dayılarınızın evlerinde veya teyzelerinizin evlerinde veya kahyası olup anahtarları elinde olan evlerde, ya da dostlarınızın evlerinde izinsiz yemek yemenizde bir sorumluluk yoktur. Bir arada veya ayrı ayrı yemenizde de bir sorumluluk yoktur. Evlere girdiğiniz zaman, kendinize ehlinize Allah katından bereket, esenlik ve güzellik dileyerek selam verin. Allah size ayetleri, düşünesiniz diye böylece açıklar.
24:62
إِنَّمَا şüphesiz innamā
şüphesiz
ٱلْمُؤْمِنُونَ mü'minler l-mu'minūna
mü'minler
ٱلَّذِينَ inanırlar alladhīna
inanırlar
ءَامَنُوا۟ believe āmanū
believe
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَرَسُولِهِۦ ve Elçisine warasūlihi
ve Elçisine
وَإِذَا ve ne zaman ki wa-idhā
ve ne zaman ki
كَانُوا۟ olurlar kānū
olurlar
مَعَهُۥ onunla beraber maʿahu
onunla beraber
عَلَىٰٓ için ʿalā
için
أَمْرٍۢ bir iş amrin
bir iş
جَامِعٍۢ toplumsal jāmiʿin
toplumsal
لَّمْ gitmezler lam
gitmezler
يَذْهَبُوا۟ they go yadhhabū
they go
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
يَسْتَـْٔذِنُوهُ ۚ ondan izin alıncaya yastadhinūhu
ondan izin alıncaya
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ senden izin alanlar alladhīna
senden izin alanlar
يَسْتَـْٔذِنُونَكَ ask your permission yastadhinūnaka
ask your permission
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlardır ulāika
işte onlardır
ٱلَّذِينَ inananlar alladhīna
inananlar
يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَرَسُولِهِۦ ۚ ve Elçisine warasūlihi
ve Elçisine
فَإِذَا zaman fa-idhā
zaman
ٱسْتَـْٔذَنُوكَ senden izin istedikleri is'tadhanūka
senden izin istedikleri
لِبَعْضِ bazı libaʿḍi
bazı
شَأْنِهِمْ işleri için shanihim
işleri için
فَأْذَن izin ver fadhan
izin ver
لِّمَن kimseye liman
kimseye
شِئْتَ dilediğin shi'ta
dilediğin
مِنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan
وَٱسْتَغْفِرْ ve mağfiret dile wa-is'taghfir
ve mağfiret dile
لَهُمُ onlar için lahumu
onlar için
ٱللَّهَ ۚ Allah'tan l-laha
Allah'tan
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
غَفُورٌۭ çok bağışlayandır ghafūrun
çok bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ çok esirgeyendir raḥīmun
çok esirgeyendir
٦٢ (62)
(62)
Doğrusu Allah'a ve Peygamberine inanan Müminler, Peygamberle beraber bir işe karar vermek için toplandıklarında, ondan izin almaksızın gitmezler. Senden izin isteyenler, işte onlar, Allah'a ve Peygamberine inananlardır. Bazı işleri için senden izin isterlerse, içlerinden dilediğine izin ver, Allah'tan, onların bağışlanmalarını dile. Allah şüphesiz bağışlar, merhamet eder.
24:63
لَّا bir tutmayın
bir tutmayın
تَجْعَلُوا۟ make tajʿalū
make
دُعَآءَ davetini duʿāa
davetini
ٱلرَّسُولِ Rasulün l-rasūli
Rasulün
بَيْنَكُمْ aranızda baynakum
aranızda
كَدُعَآءِ daveti gibi kaduʿāi
daveti gibi
بَعْضِكُم herhangi birinizin baʿḍikum
herhangi birinizin
بَعْضًۭا ۚ diğerini baʿḍan
diğerini
قَدْ andolsun qad
andolsun
يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلَّذِينَ sıvışıp gidenleri alladhīna
sıvışıp gidenleri
يَتَسَلَّلُونَ slip away yatasallalūna
slip away
مِنكُمْ içinizden minkum
içinizden
لِوَاذًۭا ۚ birbirinin arkasına gizlenerek liwādhan
birbirinin arkasına gizlenerek
فَلْيَحْذَرِ o halde sakınsınlar falyaḥdhari
o halde sakınsınlar
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
يُخَالِفُونَ aykırı davranan(lar) yukhālifūna
aykırı davranan(lar)
عَنْ onun emrine ʿan
onun emrine
أَمْرِهِۦٓ his orders amrihi
his orders
أَن kendilerine uğramasından an
kendilerine uğramasından
تُصِيبَهُمْ befalls them tuṣībahum
befalls them
فِتْنَةٌ bir belanın fit'natun
bir belanın
أَوْ yahut aw
yahut
يُصِيبَهُمْ onlara çarpmasından yuṣībahum
onlara çarpmasından
عَذَابٌ bir azabın ʿadhābun
bir azabın
أَلِيمٌ acıklı alīmun
acıklı
٦٣ (63)
(63)
Peygamberin çağrısını, kendi aranızda birbirinizi çağırmanız gibi tutmayın. Allah, içinizden sıvışıp gidenleri şüphesiz bilir. O'nun buyruğuna aykırı hareket edenler, başlarına bir belanın gelmesinden veya can yakıcı bir azaba uğramaktan sakınsınlar.
24:64
أَلَآ iyi bilinki alā
iyi bilinki
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
لِلَّهِ Allah'ındır lillahi
Allah'ındır
مَا olanlar
olanlar
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ۖ ve yerde wal-arḍi
ve yerde
قَدْ andolsun qad
andolsun
يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir
مَآ ne iş
ne iş
أَنتُمْ sizin antum
sizin
عَلَيْهِ üzerinde olduğunuzu ʿalayhi
üzerinde olduğunuzu
وَيَوْمَ ve gün wayawma
ve gün
يُرْجَعُونَ döndürül(üp götürül)dükleri yur'jaʿūna
döndürül(üp götürül)dükleri
إِلَيْهِ O'na ilayhi
O'na
فَيُنَبِّئُهُم onlara haber verir fayunabbi-uhum
onlara haber verir
بِمَا ne bimā
ne
عَمِلُوا۟ ۗ yaptıklarını ʿamilū
yaptıklarını
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
بِكُلِّ her bikulli
her
شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi
عَلِيمٌۢ bilendir ʿalīmun
bilendir
٦٤ (64)
(64)
Dikkat edin; göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. O, içinde bulunduğunuz durumu da, kendisine döndürüleceğiniz günü de gerçekten bilir. Onlara işlediklerini haber verir. Allah herşeyi bilir.