25

Furkan

Mekki 77 Ayet Cüz 18
الفرقان

Furkan Suresi (الفرقان), Kur’an-ı Kerim’in 25. suresidir — Mekki, 77 ayetten oluşan bir suredir. Mekkî sureler, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Medine’ye hicretinden önce inmiştir ve genellikle iman, Allah’ın birliği ve ahiret üzerinde durur.

Besmele
بِسْمِadıylabis'miٱللَّهِAllah'ınl-lahiٱلرَّحْمَـٰنِRahmanl-raḥmāniٱلرَّحِيمِRahiml-raḥīmi
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
25:1
تَبَارَكَpek kutludurtabārakaٱلَّذِىindirenalladhīنَزَّلَsent downnazzalaٱلْفُرْقَانَFurkanıl-fur'qānaعَلَىٰüzerineʿalāعَبْدِهِۦkuluʿabdihiلِيَكُونَolması içinliyakūnaلِلْعَـٰلَمِينَalemlerelil'ʿālamīnaنَذِيرًاuyarıcınadhīran١
Göklerin ve yerin hükümranlığı kendisinin olan, çocuk edinmeyen, hükümranlıkta ortağı bulunmayan, herşeyi yaratıp bir ölçüye göre düzenleyen ve dünyaları uyarmak üzere kuluna hakkı batıldan ayırdeden Kuran'ı indiren Allah yücelerin yücesidir.
25:2
ٱلَّذِىöyle kialladhīلَهُۥO'nundurlahuمُلْكُmülkümul'kuٱلسَّمَـٰوَٰتِgöklerinl-samāwātiوَٱلْأَرْضِve yerinwal-arḍiوَلَمْvewalamيَتَّخِذْO edinmemiştiryattakhidhوَلَدًۭاbir çocukwaladanوَلَمْvewalamيَكُنyokturyakunلَّهُۥO'nunlahuشَرِيكٌۭortağısharīkunفِىmülkündeٱلْمُلْكِthe dominionl-mul'kiوَخَلَقَve yaratmıştırwakhalaqaكُلَّherkullaشَىْءٍۢşeyishayinفَقَدَّرَهُۥve takdir etmiştir onafaqaddarahuتَقْدِيرًۭاölçü biçim ve düzentaqdīran٢
Göklerin ve yerin hükümranlığı kendisinin olan, çocuk edinmeyen, hükümranlıkta ortağı bulunmayan, herşeyi yaratıp bir ölçüye göre düzenleyen ve dünyaları uyarmak üzere kuluna hakkı batıldan ayırdeden Kuran'ı indiren Allah yücelerin yücesidir.
25:3
وَٱتَّخَذُوا۟ve edindilerwa-ittakhadhūمِنO'ndan ayrı olarakminدُونِهِۦٓbesides Himdūnihiءَالِهَةًۭbirtakım tanrılarālihatanلَّاyaratmayanيَخْلُقُونَthey createyakhluqūnaشَيْـًۭٔاhiçbir şeyshayanوَهُمْve kendileriwahumيُخْلَقُونَyaratılanyukh'laqūnaوَلَاvewalāيَمْلِكُونَgüçleri yetmeyenyamlikūnaلِأَنفُسِهِمْkendilerine dahili-anfusihimضَرًّۭاzarar vermeyeḍarranوَلَاne dewalāنَفْعًۭاyarar vermeyenafʿanوَلَاvewalāيَمْلِكُونَgüçleri yetmeyenyamlikūnaمَوْتًۭاöldüremeyemawtanوَلَاne dewalāحَيَوٰةًۭyaşatamayaḥayatanوَلَاve ne dewalāنُشُورًۭا(ölüleri diriltip) kaldıramayanushūran٣
Kafirler, O'nu bırakıp, birşey yaratamayan, bilakis kendileri yaratılmış olan, kendilerine ne zarar ve ne de fayda verebilen; öldürmeye, diriltmeye ve ölümden sonra tekrar canlandırmaya güçleri yetmeyen tanrılar edindiler.
25:4
وَقَالَve dedi kiwaqālaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaكَفَرُوٓا۟inkar eden(ler)kafarūإِنْdeğildirinهَـٰذَآbuhādhāإِلَّآbaşka bir şeyillāإِفْكٌyalandanif'kunٱفْتَرَىٰهُonu uydurduif'tarāhuوَأَعَانَهُۥve yardım ettiwa-aʿānahuعَلَيْهِkendisineʿalayhiقَوْمٌbir toplulukqawmunءَاخَرُونَ ۖbaşkaākharūnaفَقَدْböylecefaqadجَآءُوvardılarjāūظُلْمًۭاkesin bir haksızlığaẓul'manوَزُورًۭاve iftirayawazūran٤
İnkar edenler: "Bu Kuran uydurmadır, ona başka bir topluluk yardım etmiştir" diyerek haksız ve asılsız bir söz uydurdular.
25:5
وَقَالُوٓا۟ve dedilerwaqālūأَسَـٰطِيرُmasallarıasāṭīruٱلْأَوَّلِينَevvelkilerinl-awalīnaٱكْتَتَبَهَاonları yazmışik'tatabahāفَهِىَonlarfahiyaتُمْلَىٰyazdırılıyortum'lāعَلَيْهِkendisineʿalayhiبُكْرَةًۭsabahbuk'ratanوَأَصِيلًۭاve akşamwa-aṣīlan٥
"Kuran öncekilerin masallarıdır; başkalarına yazdırıp sabah akşam kendisine okunmaktadır" dediler.
25:6
قُلْde kiqulأَنزَلَهُonu indirdianzalahuٱلَّذِىbilenalladhīيَعْلَمُknowsyaʿlamuٱلسِّرَّgizleril-siraفِىgöklerdekiٱلسَّمَـٰوَٰتِthe heavensl-samāwātiوَٱلْأَرْضِ ۚve yerdekiwal-arḍiإِنَّهُۥşüphesiz oinnahuكَانَçok bağışlayandırkānaغَفُورًۭاOft-Forgivingghafūranرَّحِيمًۭاçok esirgeyendirraḥīman٦
De ki: "Onu, göklerin ve yerin sırrını bilen indirmiştir. Şüphesiz O, bağışlayandır, merhamet edendir."
25:7
وَقَالُوا۟ve dediler kiwaqālūمَالِne oluyor ki?māliهَـٰذَاbuhādhāٱلرَّسُولِelçiyel-rasūliيَأْكُلُyiyoryakuluٱلطَّعَامَyemekl-ṭaʿāmaوَيَمْشِىve geziyorwayamshīفِىçarşılardaٱلْأَسْوَاقِ ۙthe marketsl-aswāqiلَوْلَآdeğil mi?lawlāأُنزِلَindirilmeliunzilaإِلَيْهِonailayhiمَلَكٌۭbir melekmalakunفَيَكُونَolsunfayakūnaمَعَهُۥkendisiyle berabermaʿahuنَذِيرًاuyarıcınadhīran٧
Şöyle dediler: "Bu ne biçim peygamber ki yemek yer, sokaklarda gezer? Ona, beraberinde bulunup uyaran bir melek indirilseydi ya! Yahut, kendisine bir hazine verilseydi, veya besleneceği bir bahçe olsaydı ya!" Bu zalimler, inananlara: "Siz sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediler.
25:8
أَوْyahut değil mi?awيُلْقَىٰٓatılmalıyul'qāإِلَيْهِüstüneilayhiكَنزٌbir hazinekanzunأَوْyahutawتَكُونُolmalı değil mi?takūnuلَهُۥkendisininlahuجَنَّةٌۭbir bahçesijannatunيَأْكُلُyiyeceğiyakuluمِنْهَا ۚondan (ürününden)min'hāوَقَالَve dediler kiwaqālaٱلظَّـٰلِمُونَzalimlerl-ẓālimūnaإِنsiz uymuyorsunuzinتَتَّبِعُونَyou followtattabiʿūnaإِلَّاbaşkasınaillāرَجُلًۭاbir adam(dan)rajulanمَّسْحُورًاbüyülenmişmasḥūran٨
Şöyle dediler: "Bu ne biçim peygamber ki yemek yer, sokaklarda gezer? Ona, beraberinde bulunup uyaran bir melek indirilseydi ya! Yahut, kendisine bir hazine verilseydi, veya besleneceği bir bahçe olsaydı ya!" Bu zalimler, inananlara: "Siz sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediler.
25:9
ٱنظُرْbakunẓurكَيْفَnasılkayfaضَرَبُوا۟misal verdilerḍarabūلَكَsenin içinlakaٱلْأَمْثَـٰلَbenzetmelerlel-amthālaفَضَلُّوا۟saptılarfaḍallūفَلَاartıkfalāيَسْتَطِيعُونَbulamazlaryastaṭīʿūnaسَبِيلًۭاyolusabīlan٩
Sana nasıl misaller getirdiklerine bir bak! Onlar sapmışlardır, yol bulamazlar.
25:10
تَبَارَكَyücedirtabārakaٱلَّذِىٓO kialladhīإِنeğerinشَآءَdilerseshāaجَعَلَverirjaʿalaلَكَsanalakaخَيْرًۭاdaha hayırlısınıkhayranمِّنbundanminذَٰلِكَthat dhālikaجَنَّـٰتٍۢbahçelerjannātinتَجْرِىakantajrīمِنaltlarındanminتَحْتِهَاunderneath ittaḥtihāٱلْأَنْهَـٰرُırmaklarl-anhāruوَيَجْعَلve yaparwayajʿalلَّكَsenin içinlakaقُصُورًۢاsaraylarquṣūran١٠
Dilerse sana, bunlardan daha iyi olan, içlerinden ırmaklar akan cennetler verebilen ve köşkler kurabilen Allah yücelerin yücesidir.
25:11
بَلْbilakisbalكَذَّبُوا۟onlar yalanladılarkadhabūبِٱلسَّاعَةِ ۖ(duruşma) sa'atinibil-sāʿatiوَأَعْتَدْنَاve biz hazırlamışızdırwa-aʿtadnāلِمَنkimselerelimanكَذَّبَyalanlayankadhabaبِٱلسَّاعَةِsa'atibil-sāʿatiسَعِيرًاalevli bir ateşsaʿīran١١
Zaten onlar, kıyamet saatini de yalanladılar. O saatin geleceğini yalanlayanlara çılgın alevli bir ateş hazırlamışızdır.
25:12
إِذَاne zaman kiidhāرَأَتْهُمonları görüncera-athumمِّنbir yerdenminمَّكَانٍۭa placemakāninبَعِيدٍۢuzakbaʿīdinسَمِعُوا۟onlar işitirlersamiʿūلَهَاbununlahāتَغَيُّظًۭاöfkesinitaghayyuẓanوَزَفِيرًۭاve homurtusunuwazafīran١٢
Bu ateş, onlara uzak bir yerden gözükünce, onun kaynamasını ve uğultusunu işitirler.
25:13
وَإِذَآve zamanwa-idhāأُلْقُوا۟atıldıklarıul'qūمِنْهَاonunmin'hāمَكَانًۭاbir yerinemakānanضَيِّقًۭاdarḍayyiqanمُّقَرَّنِينَbağlı olarakmuqarranīnaدَعَوْا۟çağırırlardaʿawهُنَالِكَoradahunālikaثُبُورًۭاhelâkithubūran١٣
Elleri boyunlarına bağlanarak, dar bir yerden atıldıkları zaman, orada, yok olup gitmeyi isterler.
25:14
لَّاçağırmayınتَدْعُوا۟calltadʿūٱلْيَوْمَbugünl-yawmaثُبُورًۭاhelâkithubūranوَٰحِدًۭاbir tekwāḥidanوَٱدْعُوا۟çağırınwa-id'ʿūثُبُورًۭاhelâkithubūranكَثِيرًۭاbirçokkathīran١٤
"Bir kere yok olmayı değil, birçok defa yok olmayı isteyin" denir.
25:15
قُلْde kiqulأَذَٰلِكَbu mu?adhālikaخَيْرٌdaha iyikhayrunأَمْyoksaamجَنَّةُcennet (mi?)jannatuٱلْخُلْدِebedil-khul'diٱلَّتِىva'dedilenallatīوُعِدَis promisedwuʿidaٱلْمُتَّقُونَ ۚmuttakilerel-mutaqūnaكَانَتْolankānatلَهُمْonlar içinlahumجَزَآءًۭmükafatjazāanوَمَصِيرًۭاve varış yeriwamaṣīran١٥
De ki: "Bu mu iyidir, yoksa Allah'a karşı gelmekten sakınanlara mükafat ve gidilecek yer olarak söz verilen ebedi cennet mi daha iyidir?"
25:16
لَّهُمْonlara vardırlahumفِيهَاoradafīhāمَاneيَشَآءُونَistiyorlarsayashāūnaخَـٰلِدِينَ ۚve sürekli kalırlarkhālidīnaكَانَbukānaعَلَىٰüzerineʿalāرَبِّكَRabbininrabbikaوَعْدًۭاbir va'didirwaʿdanمَّسْـُٔولًۭاsorumluluk gerektirenmasūlan١٦
Temelli kalacakları cennette diledikleri şeyleri bulurlar. Bu, Rabbinin yerine getirilmesi istenen bir vaadidir.
25:17
وَيَوْمَve günwayawmaيَحْشُرُهُمْonları toplayacağıyaḥshuruhumوَمَاşeyleriwamāيَعْبُدُونَtaptıklarıyaʿbudūnaمِنbaşkaminدُونِbesides AllahdūniٱللَّهِAllah'tanl-lahiفَيَقُولُder kifayaqūluءَأَنتُمْsiz mi?a-antumأَضْلَلْتُمْsaptırdınızaḍlaltumعِبَادِىkullarımıʿibādīهَـٰٓؤُلَآءِbuhāulāiأَمْyoksaamهُمْkendileri (mi)humضَلُّوا۟sapıttılarḍallūٱلسَّبِيلَyolul-sabīla١٧
O gün Rabbin onları ve Allah'ı bırakıp da taptıkları şeyleri toplar ve: "Bu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendi kendilerine mi yoldan saptılar?" der.
25:18
قَالُوا۟derler kiqālūسُبْحَـٰنَكَsenin şanın yücedirsub'ḥānakaمَاdeğildiكَانَit was properkānaيَنۢبَغِىyaraşıryanbaghīلَنَآbizelanāأَنedinmekanنَّتَّخِذَwe takenattakhidhaمِنsenden başkaminدُونِكَbesides Youdūnikaمِنْvelilerminأَوْلِيَآءَprotectorsawliyāaوَلَـٰكِنfakatwalākinمَّتَّعْتَهُمْsen onları ni'metlendirdinmattaʿtahumوَءَابَآءَهُمْve atalarınıwaābāahumحَتَّىٰkadarḥattāنَسُوا۟unutuncayanasūٱلذِّكْرَanmayıl-dhik'raوَكَانُوا۟ve oldularwakānūقَوْمًۢاbir toplulukqawmanبُورًۭاhelaki hak edenbūran١٨
Onlar: "Haşa; Seni bırakıp başka dostlar edinmek bize yaraşmaz; fakat Sen onlara ve babalarına nimetler verdin de sonunda Seni anmayı unuttular ve helaki hak eden bir millet oldular" derler.
25:19
فَقَدْiştefaqadكَذَّبُوكُمsizi yalanladılarkadhabūkumبِمَاşeylerbimāتَقُولُونَdedikleriniztaqūlūnaفَمَاartıkfamāتَسْتَطِيعُونَgücünüz yetmeztastaṭīʿūnaصَرْفًۭا(azabı) geri çevirmeğeṣarfanوَلَاne dewalāنَصْرًۭا ۚyardım bulabilirsiniznaṣranوَمَنve kimwamanيَظْلِمzulmederseyaẓlimمِّنكُمْsizdenminkumنُذِقْهُona taddırırıznudhiq'huعَذَابًۭاbir azabʿadhābanكَبِيرًۭاbüyükkabīran١٩
"Söylediklerinizde sizi yalancı çıkardılar, artık kendinizden azabı çeviremez, yardım da göremezsiniz. Zulmedenlerinize büyük bir azap tattıracağız" denir.
25:20
وَمَآvewamāأَرْسَلْنَاgöndermedikarsalnāقَبْلَكَsenden önceqablakaمِنَelçilerdenminaٱلْمُرْسَلِينَMessengersl-mur'salīnaإِلَّآbaşkasınıillāإِنَّهُمْşüphesiz onlarinnahumلَيَأْكُلُونَyerlerdilayakulūnaٱلطَّعَامَyemekl-ṭaʿāmaوَيَمْشُونَve gezerlerdiwayamshūnaفِىçarşılardaٱلْأَسْوَاقِ ۗthe marketsl-aswāqiوَجَعَلْنَاve biz yaptıkwajaʿalnāبَعْضَكُمْkiminizibaʿḍakumلِبَعْضٍۢkiminiz içinlibaʿḍinفِتْنَةًbir sınavfit'natanأَتَصْبِرُونَ ۗsabrediyor musunuz?ataṣbirūnaوَكَانَvewakānaرَبُّكَRabbinrabbukaبَصِيرًۭا(herşeyi) görendirbaṣīran٢٠
Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberler de, şüphesiz, yemek yerler, sokaklarda gezerlerdi. Ey insanlar! Sabreder misiniz diye sizi birbirinizle sınarız. Rabbin her şeyi görür.
25:21
۞ وَقَالَve dedi(ler)waqālaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaلَاummayan(lar)يَرْجُونَexpectyarjūnaلِقَآءَنَاbizimle karşılaşmayıliqāanāلَوْلَآdeğil mi?lawlāأُنزِلَindirilmeliunzilaعَلَيْنَاbizeʿalaynāٱلْمَلَـٰٓئِكَةُmeleklerl-malāikatuأَوْyahutawنَرَىٰgörmeliydiknarāرَبَّنَا ۗRabbimizirabbanāلَقَدِandolsun kilaqadiٱسْتَكْبَرُوا۟onlar büyüklük tasladılaris'takbarūفِىٓiçlerindeأَنفُسِهِمْkendianfusihimوَعَتَوْve haddi aştılarwaʿatawعُتُوًّۭاbir azgınlıklaʿutuwwanكَبِيرًۭاbüyükkabīran٢١
Bizimle karşılaşmayı ummayanlar: "Bize ya melekler indirilmeli, ya da Rabbimiz'i görmeliyiz" derler. And olsun ki kendi kendilerine büyüklenmişler, azgınlıkta pek ileri gitmişlerdir.
25:22
يَوْمَgünyawmaيَرَوْنَgördükleriyarawnaٱلْمَلَـٰٓئِكَةَmelekleril-malāikataلَاyokturبُشْرَىٰmüjdebush'rāيَوْمَئِذٍۢişte o günyawma-idhinلِّلْمُجْرِمِينَsuçlularalil'muj'rimīnaوَيَقُولُونَve onlar derlerwayaqūlūnaحِجْرًۭاyasaktırḥij'ranمَّحْجُورًۭاyasaklanmıştırmaḥjūran٢٢
Melekleri gördükleri gün, işte o gün, suçlulara iyi haber yoktur. Melekler: "İyi haber size yasaktır, yasak!" derler.
25:23
وَقَدِمْنَآönüne geçiririzwaqadim'nāإِلَىٰşeyiilāمَاwhateverعَمِلُوا۟yaptıklarıʿamilūمِنْherminعَمَلٍۢişinʿamalinفَجَعَلْنَـٰهُve onu getiririrzfajaʿalnāhuهَبَآءًۭtoz zerreleri halinehabāanمَّنثُورًاsaçılmışmanthūran٢٣
Yaptıkları her işi ele alır, onu toz duman ederiz.
25:24
أَصْحَـٰبُhalkınınaṣḥābuٱلْجَنَّةِcennetl-janatiيَوْمَئِذٍo günyawma-idhinخَيْرٌۭdaha iyidirkhayrunمُّسْتَقَرًّۭاkalacakları yermus'taqarranوَأَحْسَنُve daha güzeldirwa-aḥsanuمَقِيلًۭاdinlenecekleri yermaqīlan٢٤
O gün, cennetliklerin kalacağı yer çok iyi, dinlenecekleri yer çok güzeldir.
25:25
وَيَوْمَve günwayawmaتَشَقَّقُparçalandığıtashaqqaquٱلسَّمَآءُgöğünl-samāuبِٱلْغَمَـٰمِbulutlarıbil-ghamāmiوَنُزِّلَve indirildiğiwanuzzilaٱلْمَلَـٰٓئِكَةُmeleklerinl-malāikatuتَنزِيلًاbir indirilişletanzīlan٢٥
O gün, gök beyaz bulutlar halinde parçalanacak ve melekler bölük bölük indirilecektir.
25:26
ٱلْمُلْكُmülkal-mul'kuيَوْمَئِذٍo günyawma-idhinٱلْحَقُّgerçekl-ḥaquلِلرَّحْمَـٰنِ ۚRahmanın'dırlilrraḥmāniوَكَانَvewakānaيَوْمًاbir gündüryawmanعَلَىiçinʿalāٱلْكَـٰفِرِينَkafirlerl-kāfirīnaعَسِيرًۭاçetinʿasīran٢٦
O gün gerçek hükümdarlık Rahman'ındır. İnkarcılar için yaman bir gündür.
25:27
وَيَوْمَve o günwayawmaيَعَضُّısırıryaʿaḍḍuٱلظَّالِمُzaliml-ẓālimuعَلَىٰelleriniʿalāيَدَيْهِhis handsyadayhiيَقُولُderyaqūluيَـٰلَيْتَنِىey! ne olurdu keşkeyālaytanīٱتَّخَذْتُben edineydimittakhadhtuمَعَberabermaʿaٱلرَّسُولِelçiylel-rasūliسَبِيلًۭاbir yolsabīlan٢٧
O gün, zalim kimse ellerini ısırıp: "Keşke Peygamberle beraber bir yol tutsaydım, vay başıma gelene; keşke falancayı dost edinmeseydim. And olsun ki beni, bana gelen Kuran'dan o saptırdı. Şeytan insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor" der.
25:28
يَـٰوَيْلَتَىٰeyvah banayāwaylatāلَيْتَنِىne olurdulaytanīلَمْben tutmasaydımlamأَتَّخِذْI had takenattakhidhفُلَانًاfalanıfulānanخَلِيلًۭاdostkhalīlan٢٨
O gün, zalim kimse ellerini ısırıp: "Keşke Peygamberle beraber bir yol tutsaydım, vay başıma gelene; keşke falancayı dost edinmeseydim. And olsun ki beni, bana gelen Kuran'dan o saptırdı. Şeytan insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor" der.
25:29
لَّقَدْgerçektenlaqadأَضَلَّنِىo beni saptırdıaḍallanīعَنِZikirdenʿaniٱلذِّكْرِthe Reminderl-dhik'riبَعْدَsonrabaʿdaإِذْbana gelenidhجَآءَنِى ۗit (had) come to mejāanīوَكَانَzatenwakānaٱلشَّيْطَـٰنُşeytanl-shayṭānuلِلْإِنسَـٰنِinsan içinlil'insāniخَذُولًۭاyüzüstü bırakandırkhadhūlan٢٩
O gün, zalim kimse ellerini ısırıp: "Keşke Peygamberle beraber bir yol tutsaydım, vay başıma gelene; keşke falancayı dost edinmeseydim. And olsun ki beni, bana gelen Kuran'dan o saptırdı. Şeytan insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor" der.
25:30
وَقَالَve dedi kiwaqālaٱلرَّسُولُElçil-rasūluيَـٰرَبِّya Rabbiyārabbiإِنَّşüphesizinnaقَوْمِىkavmimqawmīٱتَّخَذُوا۟bıraktılarittakhadhūهَـٰذَاbuhādhāٱلْقُرْءَانَKur'an'ıl-qur'ānaمَهْجُورًۭاterk edilmişmahjūran٣٠
Peygamber: "Ey Rabbim! Doğrusu milletim bu Kuran'ı terketmişti" der.
25:31
وَكَذَٰلِكَve böylecewakadhālikaجَعَلْنَاbiz var ettikjaʿalnāلِكُلِّherlikulliنَبِىٍّelçiyenabiyyinعَدُوًّۭاbir düşmanʿaduwwanمِّنَsuçlulardanminaٱلْمُجْرِمِينَ ۗthe criminalsl-muj'rimīnaوَكَفَىٰyeterwakafāبِرَبِّكَRabbinbirabbikaهَادِيًۭاyol gösterici olarakhādiyanوَنَصِيرًۭاve yardımcı olarakwanaṣīran٣١
Her peygamber için, böylece suçlulardan bir düşman ortaya koyarız. Doğruyu gösterici ve yardımcı olarak, Rabbin yeter.
25:32
وَقَالَve dedi(ler)waqālaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(ler)kafarūلَوْلَاdeğil miydi?lawlāنُزِّلَindirilmelinuzzilaعَلَيْهِonaʿalayhiٱلْقُرْءَانُKur'anl-qur'ānuجُمْلَةًۭtoptanjum'latanوَٰحِدَةًۭ ۚbir defadawāḥidatanكَذَٰلِكَböyle yaptıkkadhālikaلِنُثَبِّتَbiz sağlamlaştırmak içinlinuthabbitaبِهِۦonunlabihiفُؤَادَكَ ۖsenin kalbinifuādakaوَرَتَّلْنَـٰهُve onu okudukwarattalnāhuتَرْتِيلًۭاağır ağırtartīlan٣٢
İnkar edenler: "Kuran ona bir defada indirilmeliydi" derler. Oysa Biz onu böylece senin kalbine yerleştirmek için azar azar indirir ve onu ağır ağır okuruz.
25:33
وَلَاvewalāيَأْتُونَكَsana getiremezleryatūnakaبِمَثَلٍhiçbir misalbimathalinإِلَّاdışındaillāجِئْنَـٰكَsana getirdiğimizji'nākaبِٱلْحَقِّgerçeğibil-ḥaqiوَأَحْسَنَve en güzelwa-aḥsanaتَفْسِيرًاaçıklamayıtafsīran٣٣
Sana bir misal vermezler ki, Biz onun gerçeğini ve en iyi anlaşılanını sana vermemiş olalım.
25:34
ٱلَّذِينَolanlaralladhīnaيُحْشَرُونَtoplanacakyuḥ'sharūnaعَلَىٰüzerineʿalāوُجُوهِهِمْyüzleriwujūhihimإِلَىٰcehennemeilāجَهَنَّمَHelljahannamaأُو۟لَـٰٓئِكَişte onlarulāikaشَرٌّۭçok kötüdürsharrunمَّكَانًۭاyerlerimakānanوَأَضَلُّve çok sapıktırwa-aḍalluسَبِيلًۭاyollarısabīlan٣٤
Cehennemde yüzü koyun toplanacak olanlar, işte onların yerleri en kötü ve yolları da en sapıktır.
25:35
وَلَقَدْve andolsunwalaqadءَاتَيْنَاbiz verdikātaynāمُوسَىMusa'yamūsāٱلْكِتَـٰبَKitabıl-kitābaوَجَعَلْنَاve yaptıkwajaʿalnāمَعَهُۥٓkendisinin yanındamaʿahuأَخَاهُkardeşiakhāhuهَـٰرُونَHarun'uhārūnaوَزِيرًۭاvezirwazīran٣٥
And olsun ki Musa'ya Kitap verdik, kardeşi Harun'u da kendisine vezir yaptık.
25:36
فَقُلْنَاdedik kifaqul'nāٱذْهَبَآgidinidh'habāإِلَىkavmeilāٱلْقَوْمِthe peoplel-qawmiٱلَّذِينَonlar kialladhīnaكَذَّبُوا۟yalanlıyorlarkadhabūبِـَٔايَـٰتِنَاayetlerimizibiāyātināفَدَمَّرْنَـٰهُمْve onları yok ettikfadammarnāhumتَدْمِيرًۭاyıkılışlatadmīran٣٦
"Ayetlerimizi yalanlayan millete gidin" dedik. Sonunda o milleti yerle bir ettik.
25:37
وَقَوْمَve kavmiwaqawmaنُوحٍۢNuhnūḥinلَّمَّاvakitlammāكَذَّبُوا۟yalanladıklarıkadhabūٱلرُّسُلَpeygamberleril-rusulaأَغْرَقْنَـٰهُمْonları boğdukaghraqnāhumوَجَعَلْنَـٰهُمْve onları yaptıkwajaʿalnāhumلِلنَّاسِinsanlaralilnnāsiءَايَةًۭ ۖbir ibretāyatanوَأَعْتَدْنَاve hazırladıkwa-aʿtadnāلِلظَّـٰلِمِينَzalimlerelilẓẓālimīnaعَذَابًاbir azabʿadhābanأَلِيمًۭاacıklıalīman٣٧
Nuh milletini de, peygamberleri yalanladıkları zaman suda boğduk ve kendilerini insanlar için bir ibret kıldık. Zalimlere can yakıcı azap hazırlamışızdır.
25:38
وَعَادًۭاve Ad'ıwaʿādanوَثَمُودَا۟ve Semud'uwathamūdāوَأَصْحَـٰبَve halkınıwa-aṣḥābaٱلرَّسِّResl-rasiوَقُرُونًۢاve nesilleriwaqurūnanبَيْنَarasındabaynaذَٰلِكَbunundhālikaكَثِيرًۭاdaha birçoğunukathīran٣٨
Ad, Semud milletleri ile Ress'lileri ve bunların arasında birçok nesilleri de yerle bir ettik.
25:39
وَكُلًّۭاhepsinewakullanضَرَبْنَاgetirdikḍarabnāلَهُonlaralahuٱلْأَمْثَـٰلَ ۖmisallerl-amthālaوَكُلًّۭاve hepsiniwakullanتَبَّرْنَاhelak ettiktabbarnāتَتْبِيرًۭاhelaklatatbīran٣٩
Her birine misaller vermiştik ama, dinlemedikleri için hepsini kırdık geçirdik.
25:40
وَلَقَدْve andolsunwalaqadأَتَوْا۟vardılaratawعَلَىkenteʿalāٱلْقَرْيَةِthe townl-qaryatiٱلَّتِىٓyağmura tutulanallatīأُمْطِرَتْwas showeredum'ṭiratمَطَرَyağmurunamaṭaraٱلسَّوْءِ ۚbelal-sawiأَفَلَمْonu görmüyorlar mıydı?afalamيَكُونُوا۟they [were]yakūnūيَرَوْنَهَا ۚsee ityarawnahāبَلْhayırbalكَانُوا۟onlarkānūلَاummuyorlardıيَرْجُونَexpectingyarjūnaنُشُورًۭاtekrar dirilip kalkmayınushūran٤٠
Bu putperestler and olsun ki, bela yağmuruna tutulmuş olan kasabaya uğramışlardı. Onu görmediler mi? Hayır; tekrar dirilmeyi ummuyorlardı.
25:41
وَإِذَاve zamanwa-idhāرَأَوْكَseni gördüklerira-awkaإِنseni yapmıyorlarinيَتَّخِذُونَكَthey take youyattakhidhūnakaإِلَّاbaşka bir şeyillāهُزُوًاeğlence konusundanhuzuwanأَهَـٰذَاbunu mu?ahādhāٱلَّذِىgöndermişalladhīبَعَثَAllah has sentbaʿathaٱللَّهُAllahl-lahuرَسُولًاelçirasūlan٤١
Seni gördükleri zaman, "Allah'ın gönderdiği elçi bu mudur?" diye alaya almaktan başka birşey yapmazlar.
25:42
إِنnerdeyseinكَادَHe would have almostkādaلَيُضِلُّنَاbizi saptıracaktı (diyorlar)layuḍillunāعَنْtanrılarımızdanʿanءَالِهَتِنَاour godsālihatināلَوْلَآeğer etmeseydiklawlāأَنbiz kararlılıkanصَبَرْنَاwe had been steadfastṣabarnāعَلَيْهَا ۚondaʿalayhāوَسَوْفَve yakındawasawfaيَعْلَمُونَbileceklerdiryaʿlamūnaحِينَzamanḥīnaيَرَوْنَgördükleriyarawnaٱلْعَذَابَazabıl-ʿadhābaمَنْkiminmanأَضَلُّsapık olduğunuaḍalluسَبِيلًاyolununsabīlan٤٢
"Tanrılarımız üzerinde direnmeseydik, doğrusu neredeyse bizi onlardan uzaklaştıracaktı" derler. Azabı gördükleri zaman, kimin yolunun sapık olduğunu bileceklerdir.
25:43
أَرَءَيْتَgördün mü?ara-aytaمَنِkimseyimaniٱتَّخَذَedinenittakhadhaإِلَـٰهَهُۥtanrıilāhahuهَوَىٰهُarzusunuhawāhuأَفَأَنتَsen mi?afa-antaتَكُونُolacaksıntakūnuعَلَيْهِonun üstüneʿalayhiوَكِيلًاbekçiwakīlan٤٣
Hevesini kendine tanrı edineni gördün mü? Ona sen mi vekil olacaksın?
25:44
أَمْyoksaamتَحْسَبُsanıyor musun ki?taḥsabuأَنَّgerçektenannaأَكْثَرَهُمْonların çoğuaktharahumيَسْمَعُونَişitiyorlaryasmaʿūnaأَوْveyaawيَعْقِلُونَ ۚdüşünüyorlaryaʿqilūnaإِنْdeğildirinهُمْonlarhumإِلَّاancakillāكَٱلْأَنْعَـٰمِ ۖhayvanlar gibidirkal-anʿāmiبَلْhattabalهُمْonlarhumأَضَلُّdaha sapıktıraḍalluسَبِيلًاyolcasabīlan٤٤
Yoksa çoklarının söz dinlediklerini veya aklettiklerini mi sanırsın? Onlar şüphesiz davarlar gibidir, belki daha da sapık yolludurlar.
25:45
أَلَمْgörmedin mi?alamتَرَseetaraإِلَىٰRabbiniilāرَبِّكَyour Lordrabbikaكَيْفَnasıl?kayfaمَدَّuzattımaddaٱلظِّلَّgölgeyil-ẓilaوَلَوْve şayetwalawشَآءَdileseydishāaلَجَعَلَهُۥonu yapardılajaʿalahuسَاكِنًۭاdurgunsākinanثُمَّsonrathummaجَعَلْنَاkıldıkjaʿalnāٱلشَّمْسَgüneşil-shamsaعَلَيْهِonaʿalayhiدَلِيلًۭاbir delildalīlan٤٥
Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu durdururdu. Sonra Biz güneşi, ona delil kılıp yavaş yavaş kendimize çekmişizdir.
25:46
ثُمَّsonrathummaقَبَضْنَـٰهُçekip aldıkqabaḍnāhuإِلَيْنَاkendimizeilaynāقَبْضًۭاyavaş yavaşqabḍanيَسِيرًۭاkolaycayasīran٤٦
Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu durdururdu. Sonra Biz güneşi, ona delil kılıp yavaş yavaş kendimize çekmişizdir.
25:47
وَهُوَOwahuwaٱلَّذِىkialladhīجَعَلَyaptıjaʿalaلَكُمُsizin içinlakumuٱلَّيْلَgeceyial-laylaلِبَاسًۭاelbiselibāsanوَٱلنَّوْمَve uykuyuwal-nawmaسُبَاتًۭاdinlenmesubātanوَجَعَلَve yaptıwajaʿalaٱلنَّهَارَgündüzül-nahāraنُشُورًۭاkalkıp çalışma zamanınushūran٤٧
Size geceyi örtü, uykuyu rahatlık kılan, gündüzü çalışma zamanı yapan Allah'tır.
25:48
وَهُوَve Owahuwaٱلَّذِىٓkialladhīأَرْسَلَgönderdiarsalaٱلرِّيَـٰحَrüzgarlarıl-riyāḥaبُشْرًۢاmüjdecibush'ranبَيْنَarasında (önünde)baynaيَدَىْellerinin (önünde)yadayرَحْمَتِهِۦ ۚrahmetininraḥmatihiوَأَنزَلْنَاve indirdikwa-anzalnāمِنَgöktenminaٱلسَّمَآءِthe skyl-samāiمَآءًۭbir sumāanطَهُورًۭاtertemizṭahūran٤٨
Rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci gönderen O'dur. Ölü bir yeri diriltmek ve yarattığımız nice hayvan ve insanları sulamak için gökten tertemiz su indirmişizdir.
25:49
لِّنُحْـِۧىَdiriltelim diyelinuḥ'yiyaبِهِۦonunlabihiبَلْدَةًۭbir ülkeyibaldatanمَّيْتًۭاölümaytanوَنُسْقِيَهُۥve onunla sulayalım diyewanus'qiyahuمِمَّاyarattığımızmimmāخَلَقْنَآ(to those) We createdkhalaqnāأَنْعَـٰمًۭاhayvanlardan;anʿāmanوَأَنَاسِىَّve insanlardanwa-anāsiyyaكَثِيرًۭاbirçoğunukathīran٤٩
Rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci gönderen O'dur. Ölü bir yeri diriltmek ve yarattığımız nice hayvan ve insanları sulamak için gökten tertemiz su indirmişizdir.
25:50
وَلَقَدْve andolsunwalaqadصَرَّفْنَـٰهُetraflıca anlattıkṣarrafnāhuبَيْنَهُمْonların aralarındabaynahumلِيَذَّكَّرُوا۟öğüt alsınlar diyeliyadhakkarūفَأَبَىٰٓama direnmektedirfa-abāأَكْثَرُçoğuaktharuٱلنَّاسِinsanlarınl-nāsiإِلَّاancakillāكُفُورًۭاinkardakufūran٥٠
And olsun ki öğüt almaları için ülkeler arasında yer yer türlü türlü yağmur yağdırmışızdır. Buna rağmen insanların çoğu nankörlükte direnmiştir.
25:51
وَلَوْve eğerwalawشِئْنَاbiz dileseydikshi'nāلَبَعَثْنَاgönderirdiklabaʿathnāفِىherكُلِّeverykulliقَرْيَةٍۢkenteqaryatinنَّذِيرًۭاbir uyarıcınadhīran٥١
Dileseydik, her kente bir uyarıcı gönderirdik.
25:52
فَلَاboyun eğmefalāتُطِعِobeytuṭiʿiٱلْكَـٰفِرِينَkafirlerel-kāfirīnaوَجَـٰهِدْهُمve onlarla cihad etwajāhid'humبِهِۦbununla (Kur'an)bihiجِهَادًۭاbir cihadlajihādanكَبِيرًۭاbüyükkabīran٥٢
Sen, inkarcılara uyma, onlara karşı olanca gücünle mücadele et.
25:53
۞ وَهُوَve Owahuwaٱلَّذِىbirbirine salmıştıralladhīمَرَجَ(has) releasedmarajaٱلْبَحْرَيْنِiki denizil-baḥrayniهَـٰذَاbuhādhāعَذْبٌۭtatlıʿadhbunفُرَاتٌۭsusuzluğu gidericifurātunوَهَـٰذَاve buwahādhāمِلْحٌtuzlumil'ḥunأُجَاجٌۭve acıdırujājunوَجَعَلَve koymuşturwajaʿalaبَيْنَهُمَاikisinin arasınabaynahumāبَرْزَخًۭاbir engelbarzakhanوَحِجْرًۭاve bir perdewaḥij'ranمَّحْجُورًۭاkavuşmalarına engelmaḥjūran٥٣
Birinin suyu tatlı ve kolay içimli, diğerininki tuzlu ve acı olan iki denizi salıverip aralarına da, karışmalarına engel olan bir sınır koyan Allah'tır.
25:54
وَهُوَve Owahuwaٱلَّذِىyarattıalladhīخَلَقَhas createdkhalaqaمِنَsudanminaٱلْمَآءِthe waterl-māiبَشَرًۭاbir insanbasharanفَجَعَلَهُۥve onu kıldıfajaʿalahuنَسَبًۭاnesepnasabanوَصِهْرًۭا ۗve sıhrwaṣih'ranوَكَانَvewakānaرَبُّكَRabbinrabbukaقَدِيرًۭاher şeye gücü yetendirqadīran٥٤
İnsanı sudan yaratarak, ona soy sop veren O'dur. Rabbin herşeye Kadir'dir.
25:55
وَيَعْبُدُونَve tapıyorlarwayaʿbudūnaمِنbaşkaminدُونِbesides AllahdūniٱللَّهِAllah'tanl-lahiمَاşeylereلَاfayda vermeyenيَنفَعُهُمْnot profits themyanfaʿuhumوَلَاve ne dewalāيَضُرُّهُمْ ۗzarar vermeyenyaḍurruhumوَكَانَve olanwakānaٱلْكَافِرُkafirl-kāfiruعَلَىٰkarşıʿalāرَبِّهِۦRabbinerabbihiظَهِيرًۭا(şeytana) yardımcıdırẓahīran٥٥
Allah'ı bırakıp, kendilerine fayda da zarar da veremeyen şeylere kulluk ederler. İnkar eden, Rabbine karşı gelenin (şeytanın) yardımcısıdır.
25:56
وَمَآvewamāأَرْسَلْنَـٰكَbiz seni göndermedikarsalnākaإِلَّاdışındaillāمُبَشِّرًۭاmüjdeleyici olmakmubashiranوَنَذِيرًۭاve uyarıcıwanadhīran٥٦
Biz seni sadece müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.
25:57
قُلْde kiqulمَآistemiyorumأَسْـَٔلُكُمْI ask (of) youasalukumعَلَيْهِsizdenʿalayhiمِنْhiçbirminأَجْرٍücretajrinإِلَّاdışındaillāمَنistemenizmanشَآءَ(that) whoever willsshāaأَنtutmakanيَتَّخِذَtakeyattakhidhaإِلَىٰvaranilāرَبِّهِۦRabbinerabbihiسَبِيلًۭاyolusabīlan٥٧
De ki: "Ben buna karşı sizden bir ücret değil, ancak, Rabbine doğru bir yol tutmak dileyen kimseler olmanızı istiyorum."
25:58
وَتَوَكَّلْve tevekkül etwatawakkalعَلَىdiri olanaʿalāٱلْحَىِّthe Ever-Livingl-ḥayiٱلَّذِىöyle ki oalladhīلَاaslaيَمُوتُölmezyamūtuوَسَبِّحْve tesbih etwasabbiḥبِحَمْدِهِۦ ۚO'nu överekbiḥamdihiوَكَفَىٰve kafidirwakafāبِهِۦO'nunbihiبِذُنُوبِgünahlarınıbidhunūbiعِبَادِهِۦkullarınınʿibādihiخَبِيرًاbilmesikhabīran٥٨
Ölümsüz, diri olan Allah'a güven, O'nu överek tesbih et. Kullarının günahlarından haberdar olarak kendisi yeter.
25:59
ٱلَّذِىO kialladhīخَلَقَyarattıkhalaqaٱلسَّمَـٰوَٰتِgökleril-samāwātiوَٱلْأَرْضَve yeriwal-arḍaوَمَاve bulunanlarıwamāبَيْنَهُمَاikisinin arasındabaynahumāفِىaltıسِتَّةِsixsittatiأَيَّامٍۢgündeayyāminثُمَّsonrathummaٱسْتَوَىٰkurulduis'tawāعَلَىüzerineʿalāٱلْعَرْشِ ۚArşl-ʿarshiٱلرَّحْمَـٰنُRahman'dırl-raḥmānuفَسْـَٔلْsorfasalبِهِۦbunubihiخَبِيرًۭاbir bilenekhabīran٥٩
Gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan sonra da arşa hükmeden Rahman'dır. Bunu bir bilene sor.
25:60
وَإِذَاve ne zaman kiwa-idhāقِيلَdenildiqīlaلَهُمُonlaralahumuٱسْجُدُوا۟secde edinus'judūلِلرَّحْمَـٰنِRahman'alilrraḥmāniقَالُوا۟derlerqālūوَمَاnedir?wamāٱلرَّحْمَـٰنُRahmanl-raḥmānuأَنَسْجُدُsecde eder miyiz hiç?anasjuduلِمَاşeyelimāتَأْمُرُنَاsenin bize emrettiğintamurunāوَزَادَهُمْve onların artırırwazādahumنُفُورًۭا ۩nefretininufūran٦٠
Onlara: "Rahman'a secdeye varın" dendiği zaman "Rahman da nedir? Emrettiğine mi secdeye varacağız?" derler. Bu, onların nefretini artırır.
25:61
تَبَارَكَyücedirtabārakaٱلَّذِىO kialladhīجَعَلَyaptıjaʿalaفِىgökteٱلسَّمَآءِthe skiesl-samāiبُرُوجًۭاburçlarburūjanوَجَعَلَve var ettiwajaʿalaفِيهَاoradafīhāسِرَٰجًۭاbir kandilsirājanوَقَمَرًۭاve bir aywaqamaranمُّنِيرًۭاaydınlatıcımunīran٦١
Gökte burçlar vareden, orada ışık saçan güneş ve aydınlatan ayı yaratan Allah, yücelerin yücesidir.
25:62
وَهُوَve Owahuwaٱلَّذِىkialladhīجَعَلَyaptıjaʿalaٱلَّيْلَgeceyial-laylaوَٱلنَّهَارَve gündüzüwal-nahāraخِلْفَةًۭbirbirini izlerkhil'fatanلِّمَنْiçinlimanأَرَادَisteyenlerarādaأَنöğüt almakanيَذَّكَّرَrememberyadhakkaraأَوْveyaawأَرَادَisteyenler içinarādaشُكُورًۭاşükretmekshukūran٦٢
İbret almak veya şükretmek dileyen kimseler için gece ile gündüzü birbiri ardınca getiren O'dur.
25:63
وَعِبَادُve kullarıwaʿibāduٱلرَّحْمَـٰنِRahman'ınl-raḥmāniٱلَّذِينَöyle kimselerdir kialladhīnaيَمْشُونَyürürleryamshūnaعَلَىyeryüzündeʿalāٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiهَوْنًۭاmütevazi olarakhawnanوَإِذَاne zaman kiwa-idhāخَاطَبَهُمُkendilerine laf atarsakhāṭabahumuٱلْجَـٰهِلُونَcahillerl-jāhilūnaقَالُوا۟derlerqālūسَلَـٰمًۭاSelamsalāman٦٣
Rahman'ın kulları yeryüzünde mütevazı yürürler. Bilgisizler kendilerine takıldıkları zaman onlara güzel ve yumuşak söz söylerler.
25:64
وَٱلَّذِينَgecelerini geçirirlerwa-alladhīnaيَبِيتُونَspend (the) nightyabītūnaلِرَبِّهِمْRablerinelirabbihimسُجَّدًۭاsecde edereksujjadanوَقِيَـٰمًۭاve (Onun divanında) durarakwaqiyāman٦٤
Onlar, gecelerini Rableri için kıyama durarak ve secdeye vararak geçirirler.
25:65
وَٱلَّذِينَvewa-alladhīnaيَقُولُونَderleryaqūlūnaرَبَّنَاRabbimizrabbanāٱصْرِفْuzaklaştıriṣ'rifعَنَّاbizdenʿannāعَذَابَazabınıʿadhābaجَهَنَّمَ ۖcehenneminjahannamaإِنَّdoğrusuinnaعَذَابَهَاonun azabıʿadhābahāكَانَsargındırkānaغَرَامًاinseparablegharāman٦٥
Onlar, "Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır; doğrusu onun azabı sürekli ve acıdır. Orası şüphesiz kötü bir yer ve kötü bir duraktır" derler.
25:66
إِنَّهَاorasıinnahāسَآءَتْne kötüsāatمُسْتَقَرًّۭاbir karargahtırmus'taqarranوَمُقَامًۭاve bir makamdırwamuqāman٦٦
Onlar, "Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır; doğrusu onun azabı sürekli ve acıdır. Orası şüphesiz kötü bir yer ve kötü bir duraktır" derler.
25:67
وَٱلَّذِينَvewa-alladhīnaإِذَآzamanidhāأَنفَقُوا۟infak ettiklerianfaqūلَمْisraf etmezlerlamيُسْرِفُوا۟(are) not extravagantyus'rifūوَلَمْve etmezlerwalamيَقْتُرُوا۟cimrilikyaqturūوَكَانَve olurwakānaبَيْنَarasındabaynaذَٰلِكَbu (ikisinin)dhālikaقَوَامًۭاdengeliqawāman٦٧
Onlar, sarfettikleri zaman ne israf ederler ne de cimrilik, ikisi arasında orta bir yol tutarlar.
25:68
وَٱلَّذِينَve onlarwa-alladhīnaلَاyalvarmazlarيَدْعُونَinvokeyadʿūnaمَعَile berabermaʿaٱللَّهِAllahl-lahiإِلَـٰهًاtanrıyailāhanءَاخَرَbaşkaākharaوَلَاvewalāيَقْتُلُونَöldürmezleryaqtulūnaٱلنَّفْسَcanıl-nafsaٱلَّتِىöyle kiallatīحَرَّمَharam ettiğiḥarramaٱللَّهُAllah'ınl-lahuإِلَّاdışındaillāبِٱلْحَقِّhak(lı sebep)bil-ḥaqiوَلَاvewalāيَزْنُونَ ۚzina etmezleryaznūnaوَمَنve kimwamanيَفْعَلْyaparsayafʿalذَٰلِكَbunlarıdhālikaيَلْقَbuluryalqaأَثَامًۭاcezasınıathāman٦٨
Onlar, Allah'ın yanında başka tanrı tutup ona yalvarmazlar. Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar. Zina etmezler. Bunları yapan günaha girmiş olur.
25:69
يُضَـٰعَفْkat kat yapılıryuḍāʿafلَهُonun içinlahuٱلْعَذَابُazabl-ʿadhābuيَوْمَgünüyawmaٱلْقِيَـٰمَةِkıyametl-qiyāmatiوَيَخْلُدْve kalırwayakhludفِيهِۦonun içindefīhiمُهَانًاhor ve hakir olarakmuhānan٦٩
Kıyamet günü azabı kat kat olur, orada, alçaltılarak temelli kalır.
25:70
إِلَّاdışındaillāمَنkimse(ler)manتَابَtevbe edentābaوَءَامَنَve iman edenwaāmanaوَعَمِلَve yapanlarwaʿamilaعَمَلًۭاbir işʿamalanصَـٰلِحًۭاfaydalıṣāliḥanفَأُو۟لَـٰٓئِكَiştefa-ulāikaيُبَدِّلُdeğiştirecektiryubaddiluٱللَّهُAllahl-lahuسَيِّـَٔاتِهِمْonların kötülüklerinisayyiātihimحَسَنَـٰتٍۢ ۗiyiliklereḥasanātinوَكَانَvewakānaٱللَّهُAllahl-lahuغَفُورًۭاçok bağışlayandırghafūranرَّحِيمًۭاçok esirgeyendirraḥīman٧٠
Ancak tevbe eden, inanıp yararlı iş işleyenlerin, işte Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah bağışlar ve merhamet eder.
25:71
وَمَنve kimwamanتَابَtevbe edertābaوَعَمِلَve yaparsawaʿamilaصَـٰلِحًۭاfaydalı işṣāliḥanفَإِنَّهُۥşüphesizfa-innahuيَتُوبُdöneryatūbuإِلَىAllah'ailāٱللَّهِAllahl-lahiمَتَابًۭاtevbesi kabul edilmiş olarakmatāban٧١
Kim tevbe edip yararlı iş işlerse, şüphesiz o, Allah'a gereği gibi yönelmiş olur.
25:72
وَٱلَّذِينَonlarwa-alladhīnaلَاşahitlik etmezlerيَشْهَدُونَbear witnessyashhadūnaٱلزُّورَyalan ve boş sözel-zūraوَإِذَاve ne zaman kiwa-idhāمَرُّوا۟rastlarlarmarrūبِٱللَّغْوِboş sözebil-laghwiمَرُّوا۟geçip giderlermarrūكِرَامًۭاvekar ilekirāman٧٢
Onlar yalan yere şehadet etmezler; faydasız birşeye rastladıkları zaman yüz çevirip vakarla geçerler.
25:73
وَٱلَّذِينَve onlarwa-alladhīnaإِذَاzamanidhāذُكِّرُوا۟hatırlatıldığıdhukkirūبِـَٔايَـٰتِayetleribiāyātiرَبِّهِمْRablerininrabbihimلَمْdavranmazlarlamيَخِرُّوا۟fallyakhirrūعَلَيْهَاonlara karşıʿalayhāصُمًّۭاsağırṣummanوَعُمْيَانًۭاve körwaʿum'yānan٧٣
Kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığı zaman, onlara karşı kör ve sağır davranmazlar.
25:74
وَٱلَّذِينَve onlarwa-alladhīnaيَقُولُونَderleryaqūlūnaرَبَّنَاRabbimizrabbanāهَبْlutfeylehabلَنَاbizelanāمِنْeşlerimiziminأَزْوَٰجِنَاour spousesazwājināوَذُرِّيَّـٰتِنَاve çocuklarımızıwadhurriyyātināقُرَّةَsevinciqurrataأَعْيُنٍۢgözleraʿyuninوَٱجْعَلْنَاve bizi yapwa-ij'ʿalnāلِلْمُتَّقِينَmuttakilerelil'muttaqīnaإِمَامًاönderimāman٧٤
Onlar: "Rabbimiz! Bize eşlerimizden ve çocuklarımızdan gözümüzün aydınlığı olacak insanlar ihsan et ve bizi, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara önder yap" derler.
25:75
أُو۟لَـٰٓئِكَişte onlarulāikaيُجْزَوْنَödüllendireleceklerdiryuj'zawnaٱلْغُرْفَةَsaraylardal-ghur'fataبِمَاkarşılıkbimāصَبَرُوا۟sabretmelerineṣabarūوَيُلَقَّوْنَve karşılanacaklardırwayulaqqawnaفِيهَاoradafīhāتَحِيَّةًۭbir sağlık dileğitaḥiyyatanوَسَلَـٰمًاve selam ilewasalāman٧٥
İşte onlar, sabrettiklerinden ötürü cennetin en yüksek dereceleriyle mükafatlandırılırlar. Orada esenlik ve dirlik dilekleriyle karşılanırlar.
25:76
خَـٰلِدِينَebedi kalacaklardırkhālidīnaفِيهَا ۚoradafīhāحَسُنَتْne güzelḥasunatمُسْتَقَرًّۭاkarargahtırmus'taqarranوَمُقَامًۭاve makamdırwamuqāman٧٦
Orada temellidirler. Orası ne güzel bir yer ve ne güzel duraktır!
25:77
قُلْde kiqulمَاne diye?يَعْبَؤُا۟değer versinyaʿba-uبِكُمْsizebikumرَبِّىRabbimrabbīلَوْلَاolmadıktan sonralawlāدُعَآؤُكُمْ ۖdu'anız (ibadetiniz)duʿāukumفَقَدْandolsunfaqadكَذَّبْتُمْyalanladınızkadhabtumفَسَوْفَbu yüzdenfasawfaيَكُونُolacaktıryakūnuلِزَامًۢا(azab) kaçınılmazlizāman٧٧
De ki: "İbadetiniz (duanız) olmasa Rabbim size ne diye değer versin?" Ey inkarcılar! Yalanladığınız için, azap yakanızı bırakmayacaktır.