25

Furkan

Mekki 77 Ayet Cüz 18
الفرقان
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
25:1
تَبَارَكَ pek kutludur tabāraka
pek kutludur
ٱلَّذِى indiren alladhī
indiren
نَزَّلَ sent down nazzala
sent down
ٱلْفُرْقَانَ Furkanı l-fur'qāna
Furkanı
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
عَبْدِهِۦ kulu ʿabdihi
kulu
لِيَكُونَ olması için liyakūna
olması için
لِلْعَـٰلَمِينَ alemlere lil'ʿālamīna
alemlere
نَذِيرًا uyarıcı nadhīran
uyarıcı
١ (1)
(1)
Göklerin ve yerin hükümranlığı kendisinin olan, çocuk edinmeyen, hükümranlıkta ortağı bulunmayan, herşeyi yaratıp bir ölçüye göre düzenleyen ve dünyaları uyarmak üzere kuluna hakkı batıldan ayırdeden Kuran'ı indiren Allah yücelerin yücesidir.
25:2
ٱلَّذِى öyle ki alladhī
öyle ki
لَهُۥ O'nundur lahu
O'nundur
مُلْكُ mülkü mul'ku
mülkü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin
وَلَمْ ve walam
ve
يَتَّخِذْ O edinmemiştir yattakhidh
O edinmemiştir
وَلَدًۭا bir çocuk waladan
bir çocuk
وَلَمْ ve walam
ve
يَكُن yoktur yakun
yoktur
لَّهُۥ O'nun lahu
O'nun
شَرِيكٌۭ ortağı sharīkun
ortağı
فِى mülkünde
mülkünde
ٱلْمُلْكِ the dominion l-mul'ki
the dominion
وَخَلَقَ ve yaratmıştır wakhalaqa
ve yaratmıştır
كُلَّ her kulla
her
شَىْءٍۢ şeyi shayin
şeyi
فَقَدَّرَهُۥ ve takdir etmiştir ona faqaddarahu
ve takdir etmiştir ona
تَقْدِيرًۭا ölçü biçim ve düzen taqdīran
ölçü biçim ve düzen
٢ (2)
(2)
Göklerin ve yerin hükümranlığı kendisinin olan, çocuk edinmeyen, hükümranlıkta ortağı bulunmayan, herşeyi yaratıp bir ölçüye göre düzenleyen ve dünyaları uyarmak üzere kuluna hakkı batıldan ayırdeden Kuran'ı indiren Allah yücelerin yücesidir.
25:3
وَٱتَّخَذُوا۟ ve edindiler wa-ittakhadhū
ve edindiler
مِن O'ndan ayrı olarak min
O'ndan ayrı olarak
دُونِهِۦٓ besides Him dūnihi
besides Him
ءَالِهَةًۭ birtakım tanrılar ālihatan
birtakım tanrılar
لَّا yaratmayan
yaratmayan
يَخْلُقُونَ they create yakhluqūna
they create
شَيْـًۭٔا hiçbir şey shayan
hiçbir şey
وَهُمْ ve kendileri wahum
ve kendileri
يُخْلَقُونَ yaratılan yukh'laqūna
yaratılan
وَلَا ve walā
ve
يَمْلِكُونَ güçleri yetmeyen yamlikūna
güçleri yetmeyen
لِأَنفُسِهِمْ kendilerine dahi li-anfusihim
kendilerine dahi
ضَرًّۭا zarar vermeye ḍarran
zarar vermeye
وَلَا ne de walā
ne de
نَفْعًۭا yarar vermeye nafʿan
yarar vermeye
وَلَا ve walā
ve
يَمْلِكُونَ güçleri yetmeyen yamlikūna
güçleri yetmeyen
مَوْتًۭا öldüremeye mawtan
öldüremeye
وَلَا ne de walā
ne de
حَيَوٰةًۭ yaşatamaya ḥayatan
yaşatamaya
وَلَا ve ne de walā
ve ne de
نُشُورًۭا (ölüleri diriltip) kaldıramaya nushūran
(ölüleri diriltip) kaldıramaya
٣ (3)
(3)
Kafirler, O'nu bırakıp, birşey yaratamayan, bilakis kendileri yaratılmış olan, kendilerine ne zarar ve ne de fayda verebilen; öldürmeye, diriltmeye ve ölümden sonra tekrar canlandırmaya güçleri yetmeyen tanrılar edindiler.
25:4
وَقَالَ ve dedi ki waqāla
ve dedi ki
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوٓا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
إِنْ değildir in
değildir
هَـٰذَآ bu hādhā
bu
إِلَّآ başka bir şey illā
başka bir şey
إِفْكٌ yalandan if'kun
yalandan
ٱفْتَرَىٰهُ onu uydurdu if'tarāhu
onu uydurdu
وَأَعَانَهُۥ ve yardım etti wa-aʿānahu
ve yardım etti
عَلَيْهِ kendisine ʿalayhi
kendisine
قَوْمٌ bir topluluk qawmun
bir topluluk
ءَاخَرُونَ ۖ başka ākharūna
başka
فَقَدْ böylece faqad
böylece
جَآءُو vardılar jāū
vardılar
ظُلْمًۭا kesin bir haksızlığa ẓul'man
kesin bir haksızlığa
وَزُورًۭا ve iftiraya wazūran
ve iftiraya
٤ (4)
(4)
İnkar edenler: "Bu Kuran uydurmadır, ona başka bir topluluk yardım etmiştir" diyerek haksız ve asılsız bir söz uydurdular.
25:5
وَقَالُوٓا۟ ve dediler waqālū
ve dediler
أَسَـٰطِيرُ masalları asāṭīru
masalları
ٱلْأَوَّلِينَ evvelkilerin l-awalīna
evvelkilerin
ٱكْتَتَبَهَا onları yazmış ik'tatabahā
onları yazmış
فَهِىَ onlar fahiya
onlar
تُمْلَىٰ yazdırılıyor tum'lā
yazdırılıyor
عَلَيْهِ kendisine ʿalayhi
kendisine
بُكْرَةًۭ sabah buk'ratan
sabah
وَأَصِيلًۭا ve akşam wa-aṣīlan
ve akşam
٥ (5)
(5)
"Kuran öncekilerin masallarıdır; başkalarına yazdırıp sabah akşam kendisine okunmaktadır" dediler.
25:6
قُلْ de ki qul
de ki
أَنزَلَهُ onu indirdi anzalahu
onu indirdi
ٱلَّذِى bilen alladhī
bilen
يَعْلَمُ knows yaʿlamu
knows
ٱلسِّرَّ gizleri l-sira
gizleri
فِى göklerdeki
göklerdeki
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yerdeki wal-arḍi
ve yerdeki
إِنَّهُۥ şüphesiz o innahu
şüphesiz o
كَانَ çok bağışlayandır kāna
çok bağışlayandır
غَفُورًۭا Oft-Forgiving ghafūran
Oft-Forgiving
رَّحِيمًۭا çok esirgeyendir raḥīman
çok esirgeyendir
٦ (6)
(6)
De ki: "Onu, göklerin ve yerin sırrını bilen indirmiştir. Şüphesiz O, bağışlayandır, merhamet edendir."
25:7
وَقَالُوا۟ ve dediler ki waqālū
ve dediler ki
مَالِ ne oluyor ki? māli
ne oluyor ki?
هَـٰذَا bu hādhā
bu
ٱلرَّسُولِ elçiye l-rasūli
elçiye
يَأْكُلُ yiyor yakulu
yiyor
ٱلطَّعَامَ yemek l-ṭaʿāma
yemek
وَيَمْشِى ve geziyor wayamshī
ve geziyor
فِى çarşılarda
çarşılarda
ٱلْأَسْوَاقِ ۙ the markets l-aswāqi
the markets
لَوْلَآ değil mi? lawlā
değil mi?
أُنزِلَ indirilmeli unzila
indirilmeli
إِلَيْهِ ona ilayhi
ona
مَلَكٌۭ bir melek malakun
bir melek
فَيَكُونَ olsun fayakūna
olsun
مَعَهُۥ kendisiyle beraber maʿahu
kendisiyle beraber
نَذِيرًا uyarıcı nadhīran
uyarıcı
٧ (7)
(7)
Şöyle dediler: "Bu ne biçim peygamber ki yemek yer, sokaklarda gezer? Ona, beraberinde bulunup uyaran bir melek indirilseydi ya! Yahut, kendisine bir hazine verilseydi, veya besleneceği bir bahçe olsaydı ya!" Bu zalimler, inananlara: "Siz sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediler.
25:8
أَوْ yahut değil mi? aw
yahut değil mi?
يُلْقَىٰٓ atılmalı yul'qā
atılmalı
إِلَيْهِ üstüne ilayhi
üstüne
كَنزٌ bir hazine kanzun
bir hazine
أَوْ yahut aw
yahut
تَكُونُ olmalı değil mi? takūnu
olmalı değil mi?
لَهُۥ kendisinin lahu
kendisinin
جَنَّةٌۭ bir bahçesi jannatun
bir bahçesi
يَأْكُلُ yiyeceği yakulu
yiyeceği
مِنْهَا ۚ ondan (ürününden) min'hā
ondan (ürününden)
وَقَالَ ve dediler ki waqāla
ve dediler ki
ٱلظَّـٰلِمُونَ zalimler l-ẓālimūna
zalimler
إِن siz uymuyorsunuz in
siz uymuyorsunuz
تَتَّبِعُونَ you follow tattabiʿūna
you follow
إِلَّا başkasına illā
başkasına
رَجُلًۭا bir adam(dan) rajulan
bir adam(dan)
مَّسْحُورًا büyülenmiş masḥūran
büyülenmiş
٨ (8)
(8)
Şöyle dediler: "Bu ne biçim peygamber ki yemek yer, sokaklarda gezer? Ona, beraberinde bulunup uyaran bir melek indirilseydi ya! Yahut, kendisine bir hazine verilseydi, veya besleneceği bir bahçe olsaydı ya!" Bu zalimler, inananlara: "Siz sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediler.
25:9
ٱنظُرْ bak unẓur
bak
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
ضَرَبُوا۟ misal verdiler ḍarabū
misal verdiler
لَكَ senin için laka
senin için
ٱلْأَمْثَـٰلَ benzetmelerle l-amthāla
benzetmelerle
فَضَلُّوا۟ saptılar faḍallū
saptılar
فَلَا artık falā
artık
يَسْتَطِيعُونَ bulamazlar yastaṭīʿūna
bulamazlar
سَبِيلًۭا yolu sabīlan
yolu
٩ (9)
(9)
Sana nasıl misaller getirdiklerine bir bak! Onlar sapmışlardır, yol bulamazlar.
25:10
تَبَارَكَ yücedir tabāraka
yücedir
ٱلَّذِىٓ O ki alladhī
O ki
إِن eğer in
eğer
شَآءَ dilerse shāa
dilerse
جَعَلَ verir jaʿala
verir
لَكَ sana laka
sana
خَيْرًۭا daha hayırlısını khayran
daha hayırlısını
مِّن bundan min
bundan
ذَٰلِكَ that dhālika
that
جَنَّـٰتٍۢ bahçeler jannātin
bahçeler
تَجْرِى akan tajrī
akan
مِن altlarından min
altlarından
تَحْتِهَا underneath it taḥtihā
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar
وَيَجْعَل ve yapar wayajʿal
ve yapar
لَّكَ senin için laka
senin için
قُصُورًۢا saraylar quṣūran
saraylar
١٠ (10)
(10)
Dilerse sana, bunlardan daha iyi olan, içlerinden ırmaklar akan cennetler verebilen ve köşkler kurabilen Allah yücelerin yücesidir.
25:11
بَلْ bilakis bal
bilakis
كَذَّبُوا۟ onlar yalanladılar kadhabū
onlar yalanladılar
بِٱلسَّاعَةِ ۖ (duruşma) sa'atini bil-sāʿati
(duruşma) sa'atini
وَأَعْتَدْنَا ve biz hazırlamışızdır wa-aʿtadnā
ve biz hazırlamışızdır
لِمَن kimselere liman
kimselere
كَذَّبَ yalanlayan kadhaba
yalanlayan
بِٱلسَّاعَةِ sa'ati bil-sāʿati
sa'ati
سَعِيرًا alevli bir ateş saʿīran
alevli bir ateş
١١ (11)
(11)
Zaten onlar, kıyamet saatini de yalanladılar. O saatin geleceğini yalanlayanlara çılgın alevli bir ateş hazırlamışızdır.
25:12
إِذَا ne zaman ki idhā
ne zaman ki
رَأَتْهُم onları görünce ra-athum
onları görünce
مِّن bir yerden min
bir yerden
مَّكَانٍۭ a place makānin
a place
بَعِيدٍۢ uzak baʿīdin
uzak
سَمِعُوا۟ onlar işitirler samiʿū
onlar işitirler
لَهَا bunun lahā
bunun
تَغَيُّظًۭا öfkesini taghayyuẓan
öfkesini
وَزَفِيرًۭا ve homurtusunu wazafīran
ve homurtusunu
١٢ (12)
(12)
Bu ateş, onlara uzak bir yerden gözükünce, onun kaynamasını ve uğultusunu işitirler.
25:13
وَإِذَآ ve zaman wa-idhā
ve zaman
أُلْقُوا۟ atıldıkları ul'qū
atıldıkları
مِنْهَا onun min'hā
onun
مَكَانًۭا bir yerine makānan
bir yerine
ضَيِّقًۭا dar ḍayyiqan
dar
مُّقَرَّنِينَ bağlı olarak muqarranīna
bağlı olarak
دَعَوْا۟ çağırırlar daʿaw
çağırırlar
هُنَالِكَ orada hunālika
orada
ثُبُورًۭا helâki thubūran
helâki
١٣ (13)
(13)
Elleri boyunlarına bağlanarak, dar bir yerden atıldıkları zaman, orada, yok olup gitmeyi isterler.
25:14
لَّا çağırmayın
çağırmayın
تَدْعُوا۟ call tadʿū
call
ٱلْيَوْمَ bugün l-yawma
bugün
ثُبُورًۭا helâki thubūran
helâki
وَٰحِدًۭا bir tek wāḥidan
bir tek
وَٱدْعُوا۟ çağırın wa-id'ʿū
çağırın
ثُبُورًۭا helâki thubūran
helâki
كَثِيرًۭا birçok kathīran
birçok
١٤ (14)
(14)
"Bir kere yok olmayı değil, birçok defa yok olmayı isteyin" denir.
25:15
قُلْ de ki qul
de ki
أَذَٰلِكَ bu mu? adhālika
bu mu?
خَيْرٌ daha iyi khayrun
daha iyi
أَمْ yoksa am
yoksa
جَنَّةُ cennet (mi?) jannatu
cennet (mi?)
ٱلْخُلْدِ ebedi l-khul'di
ebedi
ٱلَّتِى va'dedilen allatī
va'dedilen
وُعِدَ is promised wuʿida
is promised
ٱلْمُتَّقُونَ ۚ muttakilere l-mutaqūna
muttakilere
كَانَتْ olan kānat
olan
لَهُمْ onlar için lahum
onlar için
جَزَآءًۭ mükafat jazāan
mükafat
وَمَصِيرًۭا ve varış yeri wamaṣīran
ve varış yeri
١٥ (15)
(15)
De ki: "Bu mu iyidir, yoksa Allah'a karşı gelmekten sakınanlara mükafat ve gidilecek yer olarak söz verilen ebedi cennet mi daha iyidir?"
25:16
لَّهُمْ onlara vardır lahum
onlara vardır
فِيهَا orada fīhā
orada
مَا ne
ne
يَشَآءُونَ istiyorlarsa yashāūna
istiyorlarsa
خَـٰلِدِينَ ۚ ve sürekli kalırlar khālidīna
ve sürekli kalırlar
كَانَ bu kāna
bu
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin
وَعْدًۭا bir va'didir waʿdan
bir va'didir
مَّسْـُٔولًۭا sorumluluk gerektiren masūlan
sorumluluk gerektiren
١٦ (16)
(16)
Temelli kalacakları cennette diledikleri şeyleri bulurlar. Bu, Rabbinin yerine getirilmesi istenen bir vaadidir.
25:17
وَيَوْمَ ve gün wayawma
ve gün
يَحْشُرُهُمْ onları toplayacağı yaḥshuruhum
onları toplayacağı
وَمَا şeyleri wamā
şeyleri
يَعْبُدُونَ taptıkları yaʿbudūna
taptıkları
مِن başka min
başka
دُونِ besides Allah dūni
besides Allah
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
فَيَقُولُ der ki fayaqūlu
der ki
ءَأَنتُمْ siz mi? a-antum
siz mi?
أَضْلَلْتُمْ saptırdınız aḍlaltum
saptırdınız
عِبَادِى kullarımı ʿibādī
kullarımı
هَـٰٓؤُلَآءِ bu hāulāi
bu
أَمْ yoksa am
yoksa
هُمْ kendileri (mi) hum
kendileri (mi)
ضَلُّوا۟ sapıttılar ḍallū
sapıttılar
ٱلسَّبِيلَ yolu l-sabīla
yolu
١٧ (17)
(17)
O gün Rabbin onları ve Allah'ı bırakıp da taptıkları şeyleri toplar ve: "Bu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendi kendilerine mi yoldan saptılar?" der.
25:18
قَالُوا۟ derler ki qālū
derler ki
سُبْحَـٰنَكَ senin şanın yücedir sub'ḥānaka
senin şanın yücedir
مَا değildi
değildi
كَانَ it was proper kāna
it was proper
يَنۢبَغِى yaraşır yanbaghī
yaraşır
لَنَآ bize lanā
bize
أَن edinmek an
edinmek
نَّتَّخِذَ we take nattakhidha
we take
مِن senden başka min
senden başka
دُونِكَ besides You dūnika
besides You
مِنْ veliler min
veliler
أَوْلِيَآءَ protectors awliyāa
protectors
وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat
مَّتَّعْتَهُمْ sen onları ni'metlendirdin mattaʿtahum
sen onları ni'metlendirdin
وَءَابَآءَهُمْ ve atalarını waābāahum
ve atalarını
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
نَسُوا۟ unutuncaya nasū
unutuncaya
ٱلذِّكْرَ anmayı l-dhik'ra
anmayı
وَكَانُوا۟ ve oldular wakānū
ve oldular
قَوْمًۢا bir topluluk qawman
bir topluluk
بُورًۭا helaki hak eden būran
helaki hak eden
١٨ (18)
(18)
Onlar: "Haşa; Seni bırakıp başka dostlar edinmek bize yaraşmaz; fakat Sen onlara ve babalarına nimetler verdin de sonunda Seni anmayı unuttular ve helaki hak eden bir millet oldular" derler.
25:19
فَقَدْ işte faqad
işte
كَذَّبُوكُم sizi yalanladılar kadhabūkum
sizi yalanladılar
بِمَا şeyler bimā
şeyler
تَقُولُونَ dedikleriniz taqūlūna
dedikleriniz
فَمَا artık famā
artık
تَسْتَطِيعُونَ gücünüz yetmez tastaṭīʿūna
gücünüz yetmez
صَرْفًۭا (azabı) geri çevirmeğe ṣarfan
(azabı) geri çevirmeğe
وَلَا ne de walā
ne de
نَصْرًۭا ۚ yardım bulabilirsiniz naṣran
yardım bulabilirsiniz
وَمَن ve kim waman
ve kim
يَظْلِم zulmederse yaẓlim
zulmederse
مِّنكُمْ sizden minkum
sizden
نُذِقْهُ ona taddırırız nudhiq'hu
ona taddırırız
عَذَابًۭا bir azab ʿadhāban
bir azab
كَبِيرًۭا büyük kabīran
büyük
١٩ (19)
(19)
"Söylediklerinizde sizi yalancı çıkardılar, artık kendinizden azabı çeviremez, yardım da göremezsiniz. Zulmedenlerinize büyük bir azap tattıracağız" denir.
25:20
وَمَآ ve wamā
ve
أَرْسَلْنَا göndermedik arsalnā
göndermedik
قَبْلَكَ senden önce qablaka
senden önce
مِنَ elçilerden mina
elçilerden
ٱلْمُرْسَلِينَ Messengers l-mur'salīna
Messengers
إِلَّآ başkasını illā
başkasını
إِنَّهُمْ şüphesiz onlar innahum
şüphesiz onlar
لَيَأْكُلُونَ yerlerdi layakulūna
yerlerdi
ٱلطَّعَامَ yemek l-ṭaʿāma
yemek
وَيَمْشُونَ ve gezerlerdi wayamshūna
ve gezerlerdi
فِى çarşılarda
çarşılarda
ٱلْأَسْوَاقِ ۗ the markets l-aswāqi
the markets
وَجَعَلْنَا ve biz yaptık wajaʿalnā
ve biz yaptık
بَعْضَكُمْ kiminizi baʿḍakum
kiminizi
لِبَعْضٍۢ kiminiz için libaʿḍin
kiminiz için
فِتْنَةً bir sınav fit'natan
bir sınav
أَتَصْبِرُونَ ۗ sabrediyor musunuz? ataṣbirūna
sabrediyor musunuz?
وَكَانَ ve wakāna
ve
رَبُّكَ Rabbin rabbuka
Rabbin
بَصِيرًۭا (herşeyi) görendir baṣīran
(herşeyi) görendir
٢٠ (20)
(20)
Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberler de, şüphesiz, yemek yerler, sokaklarda gezerlerdi. Ey insanlar! Sabreder misiniz diye sizi birbirinizle sınarız. Rabbin her şeyi görür.
25:21
۞ وَقَالَ ve dedi(ler) waqāla
ve dedi(ler)
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
لَا ummayan(lar)
ummayan(lar)
يَرْجُونَ expect yarjūna
expect
لِقَآءَنَا bizimle karşılaşmayı liqāanā
bizimle karşılaşmayı
لَوْلَآ değil mi? lawlā
değil mi?
أُنزِلَ indirilmeli unzila
indirilmeli
عَلَيْنَا bize ʿalaynā
bize
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ melekler l-malāikatu
melekler
أَوْ yahut aw
yahut
نَرَىٰ görmeliydik narā
görmeliydik
رَبَّنَا ۗ Rabbimizi rabbanā
Rabbimizi
لَقَدِ andolsun ki laqadi
andolsun ki
ٱسْتَكْبَرُوا۟ onlar büyüklük tasladılar is'takbarū
onlar büyüklük tasladılar
فِىٓ içlerinde
içlerinde
أَنفُسِهِمْ kendi anfusihim
kendi
وَعَتَوْ ve haddi aştılar waʿataw
ve haddi aştılar
عُتُوًّۭا bir azgınlıkla ʿutuwwan
bir azgınlıkla
كَبِيرًۭا büyük kabīran
büyük
٢١ (21)
(21)
Bizimle karşılaşmayı ummayanlar: "Bize ya melekler indirilmeli, ya da Rabbimiz'i görmeliyiz" derler. And olsun ki kendi kendilerine büyüklenmişler, azgınlıkta pek ileri gitmişlerdir.
25:22
يَوْمَ gün yawma
gün
يَرَوْنَ gördükleri yarawna
gördükleri
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ melekleri l-malāikata
melekleri
لَا yoktur
yoktur
بُشْرَىٰ müjde bush'rā
müjde
يَوْمَئِذٍۢ işte o gün yawma-idhin
işte o gün
لِّلْمُجْرِمِينَ suçlulara lil'muj'rimīna
suçlulara
وَيَقُولُونَ ve onlar derler wayaqūlūna
ve onlar derler
حِجْرًۭا yasaktır ḥij'ran
yasaktır
مَّحْجُورًۭا yasaklanmıştır maḥjūran
yasaklanmıştır
٢٢ (22)
(22)
Melekleri gördükleri gün, işte o gün, suçlulara iyi haber yoktur. Melekler: "İyi haber size yasaktır, yasak!" derler.
25:23
وَقَدِمْنَآ önüne geçiririz waqadim'nā
önüne geçiririz
إِلَىٰ şeyi ilā
şeyi
مَا whatever
whatever
عَمِلُوا۟ yaptıkları ʿamilū
yaptıkları
مِنْ her min
her
عَمَلٍۢ işin ʿamalin
işin
فَجَعَلْنَـٰهُ ve onu getiririrz fajaʿalnāhu
ve onu getiririrz
هَبَآءًۭ toz zerreleri haline habāan
toz zerreleri haline
مَّنثُورًا saçılmış manthūran
saçılmış
٢٣ (23)
(23)
Yaptıkları her işi ele alır, onu toz duman ederiz.
25:24
أَصْحَـٰبُ halkının aṣḥābu
halkının
ٱلْجَنَّةِ cennet l-janati
cennet
يَوْمَئِذٍ o gün yawma-idhin
o gün
خَيْرٌۭ daha iyidir khayrun
daha iyidir
مُّسْتَقَرًّۭا kalacakları yer mus'taqarran
kalacakları yer
وَأَحْسَنُ ve daha güzeldir wa-aḥsanu
ve daha güzeldir
مَقِيلًۭا dinlenecekleri yer maqīlan
dinlenecekleri yer
٢٤ (24)
(24)
O gün, cennetliklerin kalacağı yer çok iyi, dinlenecekleri yer çok güzeldir.
25:25
وَيَوْمَ ve gün wayawma
ve gün
تَشَقَّقُ parçalandığı tashaqqaqu
parçalandığı
ٱلسَّمَآءُ göğün l-samāu
göğün
بِٱلْغَمَـٰمِ bulutları bil-ghamāmi
bulutları
وَنُزِّلَ ve indirildiği wanuzzila
ve indirildiği
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ meleklerin l-malāikatu
meleklerin
تَنزِيلًا bir indirilişle tanzīlan
bir indirilişle
٢٥ (25)
(25)
O gün, gök beyaz bulutlar halinde parçalanacak ve melekler bölük bölük indirilecektir.
25:26
ٱلْمُلْكُ mülk al-mul'ku
mülk
يَوْمَئِذٍ o gün yawma-idhin
o gün
ٱلْحَقُّ gerçek l-ḥaqu
gerçek
لِلرَّحْمَـٰنِ ۚ Rahmanın'dır lilrraḥmāni
Rahmanın'dır
وَكَانَ ve wakāna
ve
يَوْمًا bir gündür yawman
bir gündür
عَلَى için ʿalā
için
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirler l-kāfirīna
kafirler
عَسِيرًۭا çetin ʿasīran
çetin
٢٦ (26)
(26)
O gün gerçek hükümdarlık Rahman'ındır. İnkarcılar için yaman bir gündür.
25:27
وَيَوْمَ ve o gün wayawma
ve o gün
يَعَضُّ ısırır yaʿaḍḍu
ısırır
ٱلظَّالِمُ zalim l-ẓālimu
zalim
عَلَىٰ ellerini ʿalā
ellerini
يَدَيْهِ his hands yadayhi
his hands
يَقُولُ der yaqūlu
der
يَـٰلَيْتَنِى ey! ne olurdu keşke yālaytanī
ey! ne olurdu keşke
ٱتَّخَذْتُ ben edineydim ittakhadhtu
ben edineydim
مَعَ beraber maʿa
beraber
ٱلرَّسُولِ elçiyle l-rasūli
elçiyle
سَبِيلًۭا bir yol sabīlan
bir yol
٢٧ (27)
(27)
O gün, zalim kimse ellerini ısırıp: "Keşke Peygamberle beraber bir yol tutsaydım, vay başıma gelene; keşke falancayı dost edinmeseydim. And olsun ki beni, bana gelen Kuran'dan o saptırdı. Şeytan insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor" der.
25:28
يَـٰوَيْلَتَىٰ eyvah bana yāwaylatā
eyvah bana
لَيْتَنِى ne olurdu laytanī
ne olurdu
لَمْ ben tutmasaydım lam
ben tutmasaydım
أَتَّخِذْ I had taken attakhidh
I had taken
فُلَانًا falanı fulānan
falanı
خَلِيلًۭا dost khalīlan
dost
٢٨ (28)
(28)
O gün, zalim kimse ellerini ısırıp: "Keşke Peygamberle beraber bir yol tutsaydım, vay başıma gelene; keşke falancayı dost edinmeseydim. And olsun ki beni, bana gelen Kuran'dan o saptırdı. Şeytan insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor" der.
25:29
لَّقَدْ gerçekten laqad
gerçekten
أَضَلَّنِى o beni saptırdı aḍallanī
o beni saptırdı
عَنِ Zikirden ʿani
Zikirden
ٱلذِّكْرِ the Reminder l-dhik'ri
the Reminder
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
إِذْ bana gelen idh
bana gelen
جَآءَنِى ۗ it (had) come to me jāanī
it (had) come to me
وَكَانَ zaten wakāna
zaten
ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan l-shayṭānu
şeytan
لِلْإِنسَـٰنِ insan için lil'insāni
insan için
خَذُولًۭا yüzüstü bırakandır khadhūlan
yüzüstü bırakandır
٢٩ (29)
(29)
O gün, zalim kimse ellerini ısırıp: "Keşke Peygamberle beraber bir yol tutsaydım, vay başıma gelene; keşke falancayı dost edinmeseydim. And olsun ki beni, bana gelen Kuran'dan o saptırdı. Şeytan insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor" der.
25:30
وَقَالَ ve dedi ki waqāla
ve dedi ki
ٱلرَّسُولُ Elçi l-rasūlu
Elçi
يَـٰرَبِّ ya Rabbi yārabbi
ya Rabbi
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
قَوْمِى kavmim qawmī
kavmim
ٱتَّخَذُوا۟ bıraktılar ittakhadhū
bıraktılar
هَـٰذَا bu hādhā
bu
ٱلْقُرْءَانَ Kur'an'ı l-qur'āna
Kur'an'ı
مَهْجُورًۭا terk edilmiş mahjūran
terk edilmiş
٣٠ (30)
(30)
Peygamber: "Ey Rabbim! Doğrusu milletim bu Kuran'ı terketmişti" der.
25:31
وَكَذَٰلِكَ ve böylece wakadhālika
ve böylece
جَعَلْنَا biz var ettik jaʿalnā
biz var ettik
لِكُلِّ her likulli
her
نَبِىٍّ elçiye nabiyyin
elçiye
عَدُوًّۭا bir düşman ʿaduwwan
bir düşman
مِّنَ suçlulardan mina
suçlulardan
ٱلْمُجْرِمِينَ ۗ the criminals l-muj'rimīna
the criminals
وَكَفَىٰ yeter wakafā
yeter
بِرَبِّكَ Rabbin birabbika
Rabbin
هَادِيًۭا yol gösterici olarak hādiyan
yol gösterici olarak
وَنَصِيرًۭا ve yardımcı olarak wanaṣīran
ve yardımcı olarak
٣١ (31)
(31)
Her peygamber için, böylece suçlulardan bir düşman ortaya koyarız. Doğruyu gösterici ve yardımcı olarak, Rabbin yeter.
25:32
وَقَالَ ve dedi(ler) waqāla
ve dedi(ler)
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
لَوْلَا değil miydi? lawlā
değil miydi?
نُزِّلَ indirilmeli nuzzila
indirilmeli
عَلَيْهِ ona ʿalayhi
ona
ٱلْقُرْءَانُ Kur'an l-qur'ānu
Kur'an
جُمْلَةًۭ toptan jum'latan
toptan
وَٰحِدَةًۭ ۚ bir defada wāḥidatan
bir defada
كَذَٰلِكَ böyle yaptık kadhālika
böyle yaptık
لِنُثَبِّتَ biz sağlamlaştırmak için linuthabbita
biz sağlamlaştırmak için
بِهِۦ onunla bihi
onunla
فُؤَادَكَ ۖ senin kalbini fuādaka
senin kalbini
وَرَتَّلْنَـٰهُ ve onu okuduk warattalnāhu
ve onu okuduk
تَرْتِيلًۭا ağır ağır tartīlan
ağır ağır
٣٢ (32)
(32)
İnkar edenler: "Kuran ona bir defada indirilmeliydi" derler. Oysa Biz onu böylece senin kalbine yerleştirmek için azar azar indirir ve onu ağır ağır okuruz.
25:33
وَلَا ve walā
ve
يَأْتُونَكَ sana getiremezler yatūnaka
sana getiremezler
بِمَثَلٍ hiçbir misal bimathalin
hiçbir misal
إِلَّا dışında illā
dışında
جِئْنَـٰكَ sana getirdiğimiz ji'nāka
sana getirdiğimiz
بِٱلْحَقِّ gerçeği bil-ḥaqi
gerçeği
وَأَحْسَنَ ve en güzel wa-aḥsana
ve en güzel
تَفْسِيرًا açıklamayı tafsīran
açıklamayı
٣٣ (33)
(33)
Sana bir misal vermezler ki, Biz onun gerçeğini ve en iyi anlaşılanını sana vermemiş olalım.
25:34
ٱلَّذِينَ olanlar alladhīna
olanlar
يُحْشَرُونَ toplanacak yuḥ'sharūna
toplanacak
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
وُجُوهِهِمْ yüzleri wujūhihim
yüzleri
إِلَىٰ cehenneme ilā
cehenneme
جَهَنَّمَ Hell jahannama
Hell
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar
شَرٌّۭ çok kötüdür sharrun
çok kötüdür
مَّكَانًۭا yerleri makānan
yerleri
وَأَضَلُّ ve çok sapıktır wa-aḍallu
ve çok sapıktır
سَبِيلًۭا yolları sabīlan
yolları
٣٤ (34)
(34)
Cehennemde yüzü koyun toplanacak olanlar, işte onların yerleri en kötü ve yolları da en sapıktır.
25:35
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
ءَاتَيْنَا biz verdik ātaynā
biz verdik
مُوسَى Musa'ya mūsā
Musa'ya
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı
وَجَعَلْنَا ve yaptık wajaʿalnā
ve yaptık
مَعَهُۥٓ kendisinin yanında maʿahu
kendisinin yanında
أَخَاهُ kardeşi akhāhu
kardeşi
هَـٰرُونَ Harun'u hārūna
Harun'u
وَزِيرًۭا vezir wazīran
vezir
٣٥ (35)
(35)
And olsun ki Musa'ya Kitap verdik, kardeşi Harun'u da kendisine vezir yaptık.
25:36
فَقُلْنَا dedik ki faqul'nā
dedik ki
ٱذْهَبَآ gidin idh'habā
gidin
إِلَى kavme ilā
kavme
ٱلْقَوْمِ the people l-qawmi
the people
ٱلَّذِينَ onlar ki alladhīna
onlar ki
كَذَّبُوا۟ yalanlıyorlar kadhabū
yalanlıyorlar
بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi
فَدَمَّرْنَـٰهُمْ ve onları yok ettik fadammarnāhum
ve onları yok ettik
تَدْمِيرًۭا yıkılışla tadmīran
yıkılışla
٣٦ (36)
(36)
"Ayetlerimizi yalanlayan millete gidin" dedik. Sonunda o milleti yerle bir ettik.
25:37
وَقَوْمَ ve kavmi waqawma
ve kavmi
نُوحٍۢ Nuh nūḥin
Nuh
لَّمَّا vakit lammā
vakit
كَذَّبُوا۟ yalanladıkları kadhabū
yalanladıkları
ٱلرُّسُلَ peygamberleri l-rusula
peygamberleri
أَغْرَقْنَـٰهُمْ onları boğduk aghraqnāhum
onları boğduk
وَجَعَلْنَـٰهُمْ ve onları yaptık wajaʿalnāhum
ve onları yaptık
لِلنَّاسِ insanlara lilnnāsi
insanlara
ءَايَةًۭ ۖ bir ibret āyatan
bir ibret
وَأَعْتَدْنَا ve hazırladık wa-aʿtadnā
ve hazırladık
لِلظَّـٰلِمِينَ zalimlere lilẓẓālimīna
zalimlere
عَذَابًا bir azab ʿadhāban
bir azab
أَلِيمًۭا acıklı alīman
acıklı
٣٧ (37)
(37)
Nuh milletini de, peygamberleri yalanladıkları zaman suda boğduk ve kendilerini insanlar için bir ibret kıldık. Zalimlere can yakıcı azap hazırlamışızdır.
25:38
وَعَادًۭا ve Ad'ı waʿādan
ve Ad'ı
وَثَمُودَا۟ ve Semud'u wathamūdā
ve Semud'u
وَأَصْحَـٰبَ ve halkını wa-aṣḥāba
ve halkını
ٱلرَّسِّ Res l-rasi
Res
وَقُرُونًۢا ve nesilleri waqurūnan
ve nesilleri
بَيْنَ arasında bayna
arasında
ذَٰلِكَ bunun dhālika
bunun
كَثِيرًۭا daha birçoğunu kathīran
daha birçoğunu
٣٨ (38)
(38)
Ad, Semud milletleri ile Ress'lileri ve bunların arasında birçok nesilleri de yerle bir ettik.
25:39
وَكُلًّۭا hepsine wakullan
hepsine
ضَرَبْنَا getirdik ḍarabnā
getirdik
لَهُ onlara lahu
onlara
ٱلْأَمْثَـٰلَ ۖ misaller l-amthāla
misaller
وَكُلًّۭا ve hepsini wakullan
ve hepsini
تَبَّرْنَا helak ettik tabbarnā
helak ettik
تَتْبِيرًۭا helakla tatbīran
helakla
٣٩ (39)
(39)
Her birine misaller vermiştik ama, dinlemedikleri için hepsini kırdık geçirdik.
25:40
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
أَتَوْا۟ vardılar ataw
vardılar
عَلَى kente ʿalā
kente
ٱلْقَرْيَةِ the town l-qaryati
the town
ٱلَّتِىٓ yağmura tutulan allatī
yağmura tutulan
أُمْطِرَتْ was showered um'ṭirat
was showered
مَطَرَ yağmuruna maṭara
yağmuruna
ٱلسَّوْءِ ۚ bela l-sawi
bela
أَفَلَمْ onu görmüyorlar mıydı? afalam
onu görmüyorlar mıydı?
يَكُونُوا۟ they [were] yakūnū
they [were]
يَرَوْنَهَا ۚ see it yarawnahā
see it
بَلْ hayır bal
hayır
كَانُوا۟ onlar kānū
onlar
لَا ummuyorlardı
ummuyorlardı
يَرْجُونَ expecting yarjūna
expecting
نُشُورًۭا tekrar dirilip kalkmayı nushūran
tekrar dirilip kalkmayı
٤٠ (40)
(40)
Bu putperestler and olsun ki, bela yağmuruna tutulmuş olan kasabaya uğramışlardı. Onu görmediler mi? Hayır; tekrar dirilmeyi ummuyorlardı.
25:41
وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman
رَأَوْكَ seni gördükleri ra-awka
seni gördükleri
إِن seni yapmıyorlar in
seni yapmıyorlar
يَتَّخِذُونَكَ they take you yattakhidhūnaka
they take you
إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey
هُزُوًا eğlence konusundan huzuwan
eğlence konusundan
أَهَـٰذَا bunu mu? ahādhā
bunu mu?
ٱلَّذِى göndermiş alladhī
göndermiş
بَعَثَ Allah has sent baʿatha
Allah has sent
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
رَسُولًا elçi rasūlan
elçi
٤١ (41)
(41)
Seni gördükleri zaman, "Allah'ın gönderdiği elçi bu mudur?" diye alaya almaktan başka birşey yapmazlar.
25:42
إِن nerdeyse in
nerdeyse
كَادَ He would have almost kāda
He would have almost
لَيُضِلُّنَا bizi saptıracaktı (diyorlar) layuḍillunā
bizi saptıracaktı (diyorlar)
عَنْ tanrılarımızdan ʿan
tanrılarımızdan
ءَالِهَتِنَا our gods ālihatinā
our gods
لَوْلَآ eğer etmeseydik lawlā
eğer etmeseydik
أَن biz kararlılık an
biz kararlılık
صَبَرْنَا we had been steadfast ṣabarnā
we had been steadfast
عَلَيْهَا ۚ onda ʿalayhā
onda
وَسَوْفَ ve yakında wasawfa
ve yakında
يَعْلَمُونَ bileceklerdir yaʿlamūna
bileceklerdir
حِينَ zaman ḥīna
zaman
يَرَوْنَ gördükleri yarawna
gördükleri
ٱلْعَذَابَ azabı l-ʿadhāba
azabı
مَنْ kimin man
kimin
أَضَلُّ sapık olduğunu aḍallu
sapık olduğunu
سَبِيلًا yolunun sabīlan
yolunun
٤٢ (42)
(42)
"Tanrılarımız üzerinde direnmeseydik, doğrusu neredeyse bizi onlardan uzaklaştıracaktı" derler. Azabı gördükleri zaman, kimin yolunun sapık olduğunu bileceklerdir.
25:43
أَرَءَيْتَ gördün mü? ara-ayta
gördün mü?
مَنِ kimseyi mani
kimseyi
ٱتَّخَذَ edinen ittakhadha
edinen
إِلَـٰهَهُۥ tanrı ilāhahu
tanrı
هَوَىٰهُ arzusunu hawāhu
arzusunu
أَفَأَنتَ sen mi? afa-anta
sen mi?
تَكُونُ olacaksın takūnu
olacaksın
عَلَيْهِ onun üstüne ʿalayhi
onun üstüne
وَكِيلًا bekçi wakīlan
bekçi
٤٣ (43)
(43)
Hevesini kendine tanrı edineni gördün mü? Ona sen mi vekil olacaksın?
25:44
أَمْ yoksa am
yoksa
تَحْسَبُ sanıyor musun ki? taḥsabu
sanıyor musun ki?
أَنَّ gerçekten anna
gerçekten
أَكْثَرَهُمْ onların çoğu aktharahum
onların çoğu
يَسْمَعُونَ işitiyorlar yasmaʿūna
işitiyorlar
أَوْ veya aw
veya
يَعْقِلُونَ ۚ düşünüyorlar yaʿqilūna
düşünüyorlar
إِنْ değildir in
değildir
هُمْ onlar hum
onlar
إِلَّا ancak illā
ancak
كَٱلْأَنْعَـٰمِ ۖ hayvanlar gibidir kal-anʿāmi
hayvanlar gibidir
بَلْ hatta bal
hatta
هُمْ onlar hum
onlar
أَضَلُّ daha sapıktır aḍallu
daha sapıktır
سَبِيلًا yolca sabīlan
yolca
٤٤ (44)
(44)
Yoksa çoklarının söz dinlediklerini veya aklettiklerini mi sanırsın? Onlar şüphesiz davarlar gibidir, belki daha da sapık yolludurlar.
25:45
أَلَمْ görmedin mi? alam
görmedin mi?
تَرَ see tara
see
إِلَىٰ Rabbini ilā
Rabbini
رَبِّكَ your Lord rabbika
your Lord
كَيْفَ nasıl? kayfa
nasıl?
مَدَّ uzattı madda
uzattı
ٱلظِّلَّ gölgeyi l-ẓila
gölgeyi
وَلَوْ ve şayet walaw
ve şayet
شَآءَ dileseydi shāa
dileseydi
لَجَعَلَهُۥ onu yapardı lajaʿalahu
onu yapardı
سَاكِنًۭا durgun sākinan
durgun
ثُمَّ sonra thumma
sonra
جَعَلْنَا kıldık jaʿalnā
kıldık
ٱلشَّمْسَ güneşi l-shamsa
güneşi
عَلَيْهِ ona ʿalayhi
ona
دَلِيلًۭا bir delil dalīlan
bir delil
٤٥ (45)
(45)
Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu durdururdu. Sonra Biz güneşi, ona delil kılıp yavaş yavaş kendimize çekmişizdir.
25:46
ثُمَّ sonra thumma
sonra
قَبَضْنَـٰهُ çekip aldık qabaḍnāhu
çekip aldık
إِلَيْنَا kendimize ilaynā
kendimize
قَبْضًۭا yavaş yavaş qabḍan
yavaş yavaş
يَسِيرًۭا kolayca yasīran
kolayca
٤٦ (46)
(46)
Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu durdururdu. Sonra Biz güneşi, ona delil kılıp yavaş yavaş kendimize çekmişizdir.
25:47
وَهُوَ O wahuwa
O
ٱلَّذِى ki alladhī
ki
جَعَلَ yaptı jaʿala
yaptı
لَكُمُ sizin için lakumu
sizin için
ٱلَّيْلَ geceyi al-layla
geceyi
لِبَاسًۭا elbise libāsan
elbise
وَٱلنَّوْمَ ve uykuyu wal-nawma
ve uykuyu
سُبَاتًۭا dinlenme subātan
dinlenme
وَجَعَلَ ve yaptı wajaʿala
ve yaptı
ٱلنَّهَارَ gündüzü l-nahāra
gündüzü
نُشُورًۭا kalkıp çalışma zamanı nushūran
kalkıp çalışma zamanı
٤٧ (47)
(47)
Size geceyi örtü, uykuyu rahatlık kılan, gündüzü çalışma zamanı yapan Allah'tır.
25:48
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
ٱلَّذِىٓ ki alladhī
ki
أَرْسَلَ gönderdi arsala
gönderdi
ٱلرِّيَـٰحَ rüzgarları l-riyāḥa
rüzgarları
بُشْرًۢا müjdeci bush'ran
müjdeci
بَيْنَ arasında (önünde) bayna
arasında (önünde)
يَدَىْ ellerinin (önünde) yaday
ellerinin (önünde)
رَحْمَتِهِۦ ۚ rahmetinin raḥmatihi
rahmetinin
وَأَنزَلْنَا ve indirdik wa-anzalnā
ve indirdik
مِنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky
مَآءًۭ bir su māan
bir su
طَهُورًۭا tertemiz ṭahūran
tertemiz
٤٨ (48)
(48)
Rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci gönderen O'dur. Ölü bir yeri diriltmek ve yarattığımız nice hayvan ve insanları sulamak için gökten tertemiz su indirmişizdir.
25:49
لِّنُحْـِۧىَ diriltelim diye linuḥ'yiya
diriltelim diye
بِهِۦ onunla bihi
onunla
بَلْدَةًۭ bir ülkeyi baldatan
bir ülkeyi
مَّيْتًۭا ölü maytan
ölü
وَنُسْقِيَهُۥ ve onunla sulayalım diye wanus'qiyahu
ve onunla sulayalım diye
مِمَّا yarattığımız mimmā
yarattığımız
خَلَقْنَآ (to those) We created khalaqnā
(to those) We created
أَنْعَـٰمًۭا hayvanlardan; anʿāman
hayvanlardan;
وَأَنَاسِىَّ ve insanlardan wa-anāsiyya
ve insanlardan
كَثِيرًۭا birçoğunu kathīran
birçoğunu
٤٩ (49)
(49)
Rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci gönderen O'dur. Ölü bir yeri diriltmek ve yarattığımız nice hayvan ve insanları sulamak için gökten tertemiz su indirmişizdir.
25:50
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
صَرَّفْنَـٰهُ etraflıca anlattık ṣarrafnāhu
etraflıca anlattık
بَيْنَهُمْ onların aralarında baynahum
onların aralarında
لِيَذَّكَّرُوا۟ öğüt alsınlar diye liyadhakkarū
öğüt alsınlar diye
فَأَبَىٰٓ ama direnmektedir fa-abā
ama direnmektedir
أَكْثَرُ çoğu aktharu
çoğu
ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların
إِلَّا ancak illā
ancak
كُفُورًۭا inkarda kufūran
inkarda
٥٠ (50)
(50)
And olsun ki öğüt almaları için ülkeler arasında yer yer türlü türlü yağmur yağdırmışızdır. Buna rağmen insanların çoğu nankörlükte direnmiştir.
25:51
وَلَوْ ve eğer walaw
ve eğer
شِئْنَا biz dileseydik shi'nā
biz dileseydik
لَبَعَثْنَا gönderirdik labaʿathnā
gönderirdik
فِى her
her
كُلِّ every kulli
every
قَرْيَةٍۢ kente qaryatin
kente
نَّذِيرًۭا bir uyarıcı nadhīran
bir uyarıcı
٥١ (51)
(51)
Dileseydik, her kente bir uyarıcı gönderirdik.
25:52
فَلَا boyun eğme falā
boyun eğme
تُطِعِ obey tuṭiʿi
obey
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirlere l-kāfirīna
kafirlere
وَجَـٰهِدْهُم ve onlarla cihad et wajāhid'hum
ve onlarla cihad et
بِهِۦ bununla (Kur'an) bihi
bununla (Kur'an)
جِهَادًۭا bir cihadla jihādan
bir cihadla
كَبِيرًۭا büyük kabīran
büyük
٥٢ (52)
(52)
Sen, inkarcılara uyma, onlara karşı olanca gücünle mücadele et.
25:53
۞ وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
ٱلَّذِى birbirine salmıştır alladhī
birbirine salmıştır
مَرَجَ (has) released maraja
(has) released
ٱلْبَحْرَيْنِ iki denizi l-baḥrayni
iki denizi
هَـٰذَا bu hādhā
bu
عَذْبٌۭ tatlı ʿadhbun
tatlı
فُرَاتٌۭ susuzluğu giderici furātun
susuzluğu giderici
وَهَـٰذَا ve bu wahādhā
ve bu
مِلْحٌ tuzlu mil'ḥun
tuzlu
أُجَاجٌۭ ve acıdır ujājun
ve acıdır
وَجَعَلَ ve koymuştur wajaʿala
ve koymuştur
بَيْنَهُمَا ikisinin arasına baynahumā
ikisinin arasına
بَرْزَخًۭا bir engel barzakhan
bir engel
وَحِجْرًۭا ve bir perde waḥij'ran
ve bir perde
مَّحْجُورًۭا kavuşmalarına engel maḥjūran
kavuşmalarına engel
٥٣ (53)
(53)
Birinin suyu tatlı ve kolay içimli, diğerininki tuzlu ve acı olan iki denizi salıverip aralarına da, karışmalarına engel olan bir sınır koyan Allah'tır.
25:54
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
ٱلَّذِى yarattı alladhī
yarattı
خَلَقَ has created khalaqa
has created
مِنَ sudan mina
sudan
ٱلْمَآءِ the water l-māi
the water
بَشَرًۭا bir insan basharan
bir insan
فَجَعَلَهُۥ ve onu kıldı fajaʿalahu
ve onu kıldı
نَسَبًۭا nesep nasaban
nesep
وَصِهْرًۭا ۗ ve sıhr waṣih'ran
ve sıhr
وَكَانَ ve wakāna
ve
رَبُّكَ Rabbin rabbuka
Rabbin
قَدِيرًۭا her şeye gücü yetendir qadīran
her şeye gücü yetendir
٥٤ (54)
(54)
İnsanı sudan yaratarak, ona soy sop veren O'dur. Rabbin herşeye Kadir'dir.
25:55
وَيَعْبُدُونَ ve tapıyorlar wayaʿbudūna
ve tapıyorlar
مِن başka min
başka
دُونِ besides Allah dūni
besides Allah
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
مَا şeylere
şeylere
لَا fayda vermeyen
fayda vermeyen
يَنفَعُهُمْ not profits them yanfaʿuhum
not profits them
وَلَا ve ne de walā
ve ne de
يَضُرُّهُمْ ۗ zarar vermeyen yaḍurruhum
zarar vermeyen
وَكَانَ ve olan wakāna
ve olan
ٱلْكَافِرُ kafir l-kāfiru
kafir
عَلَىٰ karşı ʿalā
karşı
رَبِّهِۦ Rabbine rabbihi
Rabbine
ظَهِيرًۭا (şeytana) yardımcıdır ẓahīran
(şeytana) yardımcıdır
٥٥ (55)
(55)
Allah'ı bırakıp, kendilerine fayda da zarar da veremeyen şeylere kulluk ederler. İnkar eden, Rabbine karşı gelenin (şeytanın) yardımcısıdır.
25:56
وَمَآ ve wamā
ve
أَرْسَلْنَـٰكَ biz seni göndermedik arsalnāka
biz seni göndermedik
إِلَّا dışında illā
dışında
مُبَشِّرًۭا müjdeleyici olmak mubashiran
müjdeleyici olmak
وَنَذِيرًۭا ve uyarıcı wanadhīran
ve uyarıcı
٥٦ (56)
(56)
Biz seni sadece müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.
25:57
قُلْ de ki qul
de ki
مَآ istemiyorum
istemiyorum
أَسْـَٔلُكُمْ I ask (of) you asalukum
I ask (of) you
عَلَيْهِ sizden ʿalayhi
sizden
مِنْ hiçbir min
hiçbir
أَجْرٍ ücret ajrin
ücret
إِلَّا dışında illā
dışında
مَن istemeniz man
istemeniz
شَآءَ (that) whoever wills shāa
(that) whoever wills
أَن tutmak an
tutmak
يَتَّخِذَ take yattakhidha
take
إِلَىٰ varan ilā
varan
رَبِّهِۦ Rabbine rabbihi
Rabbine
سَبِيلًۭا yolu sabīlan
yolu
٥٧ (57)
(57)
De ki: "Ben buna karşı sizden bir ücret değil, ancak, Rabbine doğru bir yol tutmak dileyen kimseler olmanızı istiyorum."
25:58
وَتَوَكَّلْ ve tevekkül et watawakkal
ve tevekkül et
عَلَى diri olana ʿalā
diri olana
ٱلْحَىِّ the Ever-Living l-ḥayi
the Ever-Living
ٱلَّذِى öyle ki o alladhī
öyle ki o
لَا asla
asla
يَمُوتُ ölmez yamūtu
ölmez
وَسَبِّحْ ve tesbih et wasabbiḥ
ve tesbih et
بِحَمْدِهِۦ ۚ O'nu överek biḥamdihi
O'nu överek
وَكَفَىٰ ve kafidir wakafā
ve kafidir
بِهِۦ O'nun bihi
O'nun
بِذُنُوبِ günahlarını bidhunūbi
günahlarını
عِبَادِهِۦ kullarının ʿibādihi
kullarının
خَبِيرًا bilmesi khabīran
bilmesi
٥٨ (58)
(58)
Ölümsüz, diri olan Allah'a güven, O'nu överek tesbih et. Kullarının günahlarından haberdar olarak kendisi yeter.
25:59
ٱلَّذِى O ki alladhī
O ki
خَلَقَ yarattı khalaqa
yarattı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri
وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri
وَمَا ve bulunanları wamā
ve bulunanları
بَيْنَهُمَا ikisinin arasında baynahumā
ikisinin arasında
فِى altı
altı
سِتَّةِ six sittati
six
أَيَّامٍۢ günde ayyāmin
günde
ثُمَّ sonra thumma
sonra
ٱسْتَوَىٰ kuruldu is'tawā
kuruldu
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلْعَرْشِ ۚ Arş l-ʿarshi
Arş
ٱلرَّحْمَـٰنُ Rahman'dır l-raḥmānu
Rahman'dır
فَسْـَٔلْ sor fasal
sor
بِهِۦ bunu bihi
bunu
خَبِيرًۭا bir bilene khabīran
bir bilene
٥٩ (59)
(59)
Gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan sonra da arşa hükmeden Rahman'dır. Bunu bir bilene sor.
25:60
وَإِذَا ve ne zaman ki wa-idhā
ve ne zaman ki
قِيلَ denildi qīla
denildi
لَهُمُ onlara lahumu
onlara
ٱسْجُدُوا۟ secde edin us'judū
secde edin
لِلرَّحْمَـٰنِ Rahman'a lilrraḥmāni
Rahman'a
قَالُوا۟ derler qālū
derler
وَمَا nedir? wamā
nedir?
ٱلرَّحْمَـٰنُ Rahman l-raḥmānu
Rahman
أَنَسْجُدُ secde eder miyiz hiç? anasjudu
secde eder miyiz hiç?
لِمَا şeye limā
şeye
تَأْمُرُنَا senin bize emrettiğin tamurunā
senin bize emrettiğin
وَزَادَهُمْ ve onların artırır wazādahum
ve onların artırır
نُفُورًۭا ۩ nefretini nufūran
nefretini
٦٠ (60)
(60)
Onlara: "Rahman'a secdeye varın" dendiği zaman "Rahman da nedir? Emrettiğine mi secdeye varacağız?" derler. Bu, onların nefretini artırır.
25:61
تَبَارَكَ yücedir tabāraka
yücedir
ٱلَّذِى O ki alladhī
O ki
جَعَلَ yaptı jaʿala
yaptı
فِى gökte
gökte
ٱلسَّمَآءِ the skies l-samāi
the skies
بُرُوجًۭا burçlar burūjan
burçlar
وَجَعَلَ ve var etti wajaʿala
ve var etti
فِيهَا orada fīhā
orada
سِرَٰجًۭا bir kandil sirājan
bir kandil
وَقَمَرًۭا ve bir ay waqamaran
ve bir ay
مُّنِيرًۭا aydınlatıcı munīran
aydınlatıcı
٦١ (61)
(61)
Gökte burçlar vareden, orada ışık saçan güneş ve aydınlatan ayı yaratan Allah, yücelerin yücesidir.
25:62
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
ٱلَّذِى ki alladhī
ki
جَعَلَ yaptı jaʿala
yaptı
ٱلَّيْلَ geceyi al-layla
geceyi
وَٱلنَّهَارَ ve gündüzü wal-nahāra
ve gündüzü
خِلْفَةًۭ birbirini izler khil'fatan
birbirini izler
لِّمَنْ için liman
için
أَرَادَ isteyenler arāda
isteyenler
أَن öğüt almak an
öğüt almak
يَذَّكَّرَ remember yadhakkara
remember
أَوْ veya aw
veya
أَرَادَ isteyenler için arāda
isteyenler için
شُكُورًۭا şükretmek shukūran
şükretmek
٦٢ (62)
(62)
İbret almak veya şükretmek dileyen kimseler için gece ile gündüzü birbiri ardınca getiren O'dur.
25:63
وَعِبَادُ ve kulları waʿibādu
ve kulları
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman'ın l-raḥmāni
Rahman'ın
ٱلَّذِينَ öyle kimselerdir ki alladhīna
öyle kimselerdir ki
يَمْشُونَ yürürler yamshūna
yürürler
عَلَى yeryüzünde ʿalā
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
هَوْنًۭا mütevazi olarak hawnan
mütevazi olarak
وَإِذَا ne zaman ki wa-idhā
ne zaman ki
خَاطَبَهُمُ kendilerine laf atarsa khāṭabahumu
kendilerine laf atarsa
ٱلْجَـٰهِلُونَ cahiller l-jāhilūna
cahiller
قَالُوا۟ derler qālū
derler
سَلَـٰمًۭا Selam salāman
Selam
٦٣ (63)
(63)
Rahman'ın kulları yeryüzünde mütevazı yürürler. Bilgisizler kendilerine takıldıkları zaman onlara güzel ve yumuşak söz söylerler.
25:64
وَٱلَّذِينَ gecelerini geçirirler wa-alladhīna
gecelerini geçirirler
يَبِيتُونَ spend (the) night yabītūna
spend (the) night
لِرَبِّهِمْ Rablerine lirabbihim
Rablerine
سُجَّدًۭا secde ederek sujjadan
secde ederek
وَقِيَـٰمًۭا ve (Onun divanında) durarak waqiyāman
ve (Onun divanında) durarak
٦٤ (64)
(64)
Onlar, gecelerini Rableri için kıyama durarak ve secdeye vararak geçirirler.
25:65
وَٱلَّذِينَ ve wa-alladhīna
ve
يَقُولُونَ derler yaqūlūna
derler
رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
ٱصْرِفْ uzaklaştır iṣ'rif
uzaklaştır
عَنَّا bizden ʿannā
bizden
عَذَابَ azabını ʿadhāba
azabını
جَهَنَّمَ ۖ cehennemin jahannama
cehennemin
إِنَّ doğrusu inna
doğrusu
عَذَابَهَا onun azabı ʿadhābahā
onun azabı
كَانَ sargındır kāna
sargındır
غَرَامًا inseparable gharāman
inseparable
٦٥ (65)
(65)
Onlar, "Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır; doğrusu onun azabı sürekli ve acıdır. Orası şüphesiz kötü bir yer ve kötü bir duraktır" derler.
25:66
إِنَّهَا orası innahā
orası
سَآءَتْ ne kötü sāat
ne kötü
مُسْتَقَرًّۭا bir karargahtır mus'taqarran
bir karargahtır
وَمُقَامًۭا ve bir makamdır wamuqāman
ve bir makamdır
٦٦ (66)
(66)
Onlar, "Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır; doğrusu onun azabı sürekli ve acıdır. Orası şüphesiz kötü bir yer ve kötü bir duraktır" derler.
25:67
وَٱلَّذِينَ ve wa-alladhīna
ve
إِذَآ zaman idhā
zaman
أَنفَقُوا۟ infak ettikleri anfaqū
infak ettikleri
لَمْ israf etmezler lam
israf etmezler
يُسْرِفُوا۟ (are) not extravagant yus'rifū
(are) not extravagant
وَلَمْ ve etmezler walam
ve etmezler
يَقْتُرُوا۟ cimrilik yaqturū
cimrilik
وَكَانَ ve olur wakāna
ve olur
بَيْنَ arasında bayna
arasında
ذَٰلِكَ bu (ikisinin) dhālika
bu (ikisinin)
قَوَامًۭا dengeli qawāman
dengeli
٦٧ (67)
(67)
Onlar, sarfettikleri zaman ne israf ederler ne de cimrilik, ikisi arasında orta bir yol tutarlar.
25:68
وَٱلَّذِينَ ve onlar wa-alladhīna
ve onlar
لَا yalvarmazlar
yalvarmazlar
يَدْعُونَ invoke yadʿūna
invoke
مَعَ ile beraber maʿa
ile beraber
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
إِلَـٰهًا tanrıya ilāhan
tanrıya
ءَاخَرَ başka ākhara
başka
وَلَا ve walā
ve
يَقْتُلُونَ öldürmezler yaqtulūna
öldürmezler
ٱلنَّفْسَ canı l-nafsa
canı
ٱلَّتِى öyle ki allatī
öyle ki
حَرَّمَ haram ettiği ḥarrama
haram ettiği
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
إِلَّا dışında illā
dışında
بِٱلْحَقِّ hak(lı sebep) bil-ḥaqi
hak(lı sebep)
وَلَا ve walā
ve
يَزْنُونَ ۚ zina etmezler yaznūna
zina etmezler
وَمَن ve kim waman
ve kim
يَفْعَلْ yaparsa yafʿal
yaparsa
ذَٰلِكَ bunları dhālika
bunları
يَلْقَ bulur yalqa
bulur
أَثَامًۭا cezasını athāman
cezasını
٦٨ (68)
(68)
Onlar, Allah'ın yanında başka tanrı tutup ona yalvarmazlar. Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar. Zina etmezler. Bunları yapan günaha girmiş olur.
25:69
يُضَـٰعَفْ kat kat yapılır yuḍāʿaf
kat kat yapılır
لَهُ onun için lahu
onun için
ٱلْعَذَابُ azab l-ʿadhābu
azab
يَوْمَ günü yawma
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
وَيَخْلُدْ ve kalır wayakhlud
ve kalır
فِيهِۦ onun içinde fīhi
onun içinde
مُهَانًا hor ve hakir olarak muhānan
hor ve hakir olarak
٦٩ (69)
(69)
Kıyamet günü azabı kat kat olur, orada, alçaltılarak temelli kalır.
25:70
إِلَّا dışında illā
dışında
مَن kimse(ler) man
kimse(ler)
تَابَ tevbe eden tāba
tevbe eden
وَءَامَنَ ve iman eden waāmana
ve iman eden
وَعَمِلَ ve yapanlar waʿamila
ve yapanlar
عَمَلًۭا bir iş ʿamalan
bir iş
صَـٰلِحًۭا faydalı ṣāliḥan
faydalı
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte fa-ulāika
işte
يُبَدِّلُ değiştirecektir yubaddilu
değiştirecektir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
سَيِّـَٔاتِهِمْ onların kötülüklerini sayyiātihim
onların kötülüklerini
حَسَنَـٰتٍۢ ۗ iyiliklere ḥasanātin
iyiliklere
وَكَانَ ve wakāna
ve
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
غَفُورًۭا çok bağışlayandır ghafūran
çok bağışlayandır
رَّحِيمًۭا çok esirgeyendir raḥīman
çok esirgeyendir
٧٠ (70)
(70)
Ancak tevbe eden, inanıp yararlı iş işleyenlerin, işte Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah bağışlar ve merhamet eder.
25:71
وَمَن ve kim waman
ve kim
تَابَ tevbe eder tāba
tevbe eder
وَعَمِلَ ve yaparsa waʿamila
ve yaparsa
صَـٰلِحًۭا faydalı iş ṣāliḥan
faydalı iş
فَإِنَّهُۥ şüphesiz fa-innahu
şüphesiz
يَتُوبُ döner yatūbu
döner
إِلَى Allah'a ilā
Allah'a
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
مَتَابًۭا tevbesi kabul edilmiş olarak matāban
tevbesi kabul edilmiş olarak
٧١ (71)
(71)
Kim tevbe edip yararlı iş işlerse, şüphesiz o, Allah'a gereği gibi yönelmiş olur.
25:72
وَٱلَّذِينَ onlar wa-alladhīna
onlar
لَا şahitlik etmezler
şahitlik etmezler
يَشْهَدُونَ bear witness yashhadūna
bear witness
ٱلزُّورَ yalan ve boş söze l-zūra
yalan ve boş söze
وَإِذَا ve ne zaman ki wa-idhā
ve ne zaman ki
مَرُّوا۟ rastlarlar marrū
rastlarlar
بِٱللَّغْوِ boş söze bil-laghwi
boş söze
مَرُّوا۟ geçip giderler marrū
geçip giderler
كِرَامًۭا vekar ile kirāman
vekar ile
٧٢ (72)
(72)
Onlar yalan yere şehadet etmezler; faydasız birşeye rastladıkları zaman yüz çevirip vakarla geçerler.
25:73
وَٱلَّذِينَ ve onlar wa-alladhīna
ve onlar
إِذَا zaman idhā
zaman
ذُكِّرُوا۟ hatırlatıldığı dhukkirū
hatırlatıldığı
بِـَٔايَـٰتِ ayetleri biāyāti
ayetleri
رَبِّهِمْ Rablerinin rabbihim
Rablerinin
لَمْ davranmazlar lam
davranmazlar
يَخِرُّوا۟ fall yakhirrū
fall
عَلَيْهَا onlara karşı ʿalayhā
onlara karşı
صُمًّۭا sağır ṣumman
sağır
وَعُمْيَانًۭا ve kör waʿum'yānan
ve kör
٧٣ (73)
(73)
Kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığı zaman, onlara karşı kör ve sağır davranmazlar.
25:74
وَٱلَّذِينَ ve onlar wa-alladhīna
ve onlar
يَقُولُونَ derler yaqūlūna
derler
رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
هَبْ lutfeyle hab
lutfeyle
لَنَا bize lanā
bize
مِنْ eşlerimizi min
eşlerimizi
أَزْوَٰجِنَا our spouses azwājinā
our spouses
وَذُرِّيَّـٰتِنَا ve çocuklarımızı wadhurriyyātinā
ve çocuklarımızı
قُرَّةَ sevinci qurrata
sevinci
أَعْيُنٍۢ gözler aʿyunin
gözler
وَٱجْعَلْنَا ve bizi yap wa-ij'ʿalnā
ve bizi yap
لِلْمُتَّقِينَ muttakilere lil'muttaqīna
muttakilere
إِمَامًا önder imāman
önder
٧٤ (74)
(74)
Onlar: "Rabbimiz! Bize eşlerimizden ve çocuklarımızdan gözümüzün aydınlığı olacak insanlar ihsan et ve bizi, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara önder yap" derler.
25:75
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar
يُجْزَوْنَ ödüllendireleceklerdir yuj'zawna
ödüllendireleceklerdir
ٱلْغُرْفَةَ saraylarda l-ghur'fata
saraylarda
بِمَا karşılık bimā
karşılık
صَبَرُوا۟ sabretmelerine ṣabarū
sabretmelerine
وَيُلَقَّوْنَ ve karşılanacaklardır wayulaqqawna
ve karşılanacaklardır
فِيهَا orada fīhā
orada
تَحِيَّةًۭ bir sağlık dileği taḥiyyatan
bir sağlık dileği
وَسَلَـٰمًا ve selam ile wasalāman
ve selam ile
٧٥ (75)
(75)
İşte onlar, sabrettiklerinden ötürü cennetin en yüksek dereceleriyle mükafatlandırılırlar. Orada esenlik ve dirlik dilekleriyle karşılanırlar.
25:76
خَـٰلِدِينَ ebedi kalacaklardır khālidīna
ebedi kalacaklardır
فِيهَا ۚ orada fīhā
orada
حَسُنَتْ ne güzel ḥasunat
ne güzel
مُسْتَقَرًّۭا karargahtır mus'taqarran
karargahtır
وَمُقَامًۭا ve makamdır wamuqāman
ve makamdır
٧٦ (76)
(76)
Orada temellidirler. Orası ne güzel bir yer ve ne güzel duraktır!
25:77
قُلْ de ki qul
de ki
مَا ne diye?
ne diye?
يَعْبَؤُا۟ değer versin yaʿba-u
değer versin
بِكُمْ size bikum
size
رَبِّى Rabbim rabbī
Rabbim
لَوْلَا olmadıktan sonra lawlā
olmadıktan sonra
دُعَآؤُكُمْ ۖ du'anız (ibadetiniz) duʿāukum
du'anız (ibadetiniz)
فَقَدْ andolsun faqad
andolsun
كَذَّبْتُمْ yalanladınız kadhabtum
yalanladınız
فَسَوْفَ bu yüzden fasawfa
bu yüzden
يَكُونُ olacaktır yakūnu
olacaktır
لِزَامًۢا (azab) kaçınılmaz lizāman
(azab) kaçınılmaz
٧٧ (77)
(77)
De ki: "İbadetiniz (duanız) olmasa Rabbim size ne diye değer versin?" Ey inkarcılar! Yalanladığınız için, azap yakanızı bırakmayacaktır.