26
Şuara
الشعراء
Besmele
بِسْمِ
adıyla
bis'mi
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
26:1
طسٓمٓ
Ta sin mim
tta-seen-meem
Ta sin mim ١ (1)
(1)
Ta sin mim ١ (1)
(1)
Ta, Sin, Mim.
26:2
تِلْكَ
şunlar
til'ka
şunlar ءَايَـٰتُ ayetleridir āyātu
ayetleridir ٱلْكِتَـٰبِ Kitabın l-kitābi
Kitabın ٱلْمُبِينِ apaçık l-mubīni
apaçık ٢ (2)
(2)
şunlar ءَايَـٰتُ ayetleridir āyātu
ayetleridir ٱلْكِتَـٰبِ Kitabın l-kitābi
Kitabın ٱلْمُبِينِ apaçık l-mubīni
apaçık ٢ (2)
(2)
Bunlar apaçık Kitap'ın ayetleridir.
26:3
لَعَلَّكَ
sen neredeyse
laʿallaka
sen neredeyse بَـٰخِعٌۭ helak edeceksin bākhiʿun
helak edeceksin نَّفْسَكَ kendini nafsaka
kendini أَلَّا diye allā
diye يَكُونُوا۟ etmiyorlar yakūnū
etmiyorlar مُؤْمِنِينَ iman mu'minīna
iman ٣ (3)
(3)
sen neredeyse بَـٰخِعٌۭ helak edeceksin bākhiʿun
helak edeceksin نَّفْسَكَ kendini nafsaka
kendini أَلَّا diye allā
diye يَكُونُوا۟ etmiyorlar yakūnū
etmiyorlar مُؤْمِنِينَ iman mu'minīna
iman ٣ (3)
(3)
İnanmıyorlar diye nerdeyse kendini mahvedeceksin.
26:4
إِن
eğer
in
eğer نَّشَأْ dilesek nasha
dilesek نُنَزِّلْ indiririz nunazzil
indiririz عَلَيْهِم onların üzerine ʿalayhim
onların üzerine مِّنَ gökten mina
gökten ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky ءَايَةًۭ bir mu'cize āyatan
bir mu'cize فَظَلَّتْ ve oluverir faẓallat
ve oluverir أَعْنَـٰقُهُمْ boyunları aʿnāquhum
boyunları لَهَا ona lahā
ona خَـٰضِعِينَ eğilip kalmış khāḍiʿīna
eğilip kalmış ٤ (4)
(4)
eğer نَّشَأْ dilesek nasha
dilesek نُنَزِّلْ indiririz nunazzil
indiririz عَلَيْهِم onların üzerine ʿalayhim
onların üzerine مِّنَ gökten mina
gökten ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky ءَايَةًۭ bir mu'cize āyatan
bir mu'cize فَظَلَّتْ ve oluverir faẓallat
ve oluverir أَعْنَـٰقُهُمْ boyunları aʿnāquhum
boyunları لَهَا ona lahā
ona خَـٰضِعِينَ eğilip kalmış khāḍiʿīna
eğilip kalmış ٤ (4)
(4)
Biz dilesek onlara gökten bir mucize indiririz de ona boyun eğip kalırlar.
26:5
وَمَا
ve
wamā
ve يَأْتِيهِم onlara gelmez yatīhim
onlara gelmez مِّن hiçbir min
hiçbir ذِكْرٍۢ Zikir (uyarı) dhik'rin
Zikir (uyarı) مِّنَ Rahmandan mina
Rahmandan ٱلرَّحْمَـٰنِ the Most Gracious l-raḥmāni
the Most Gracious مُحْدَثٍ yeni muḥ'dathin
yeni إِلَّا olmadıkları illā
olmadıkları كَانُوا۟ they kānū
they عَنْهُ ondan ʿanhu
ondan مُعْرِضِينَ yüz çevirici muʿ'riḍīna
yüz çevirici ٥ (5)
(5)
ve يَأْتِيهِم onlara gelmez yatīhim
onlara gelmez مِّن hiçbir min
hiçbir ذِكْرٍۢ Zikir (uyarı) dhik'rin
Zikir (uyarı) مِّنَ Rahmandan mina
Rahmandan ٱلرَّحْمَـٰنِ the Most Gracious l-raḥmāni
the Most Gracious مُحْدَثٍ yeni muḥ'dathin
yeni إِلَّا olmadıkları illā
olmadıkları كَانُوا۟ they kānū
they عَنْهُ ondan ʿanhu
ondan مُعْرِضِينَ yüz çevirici muʿ'riḍīna
yüz çevirici ٥ (5)
(5)
Rahman'dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler.
26:6
فَقَدْ
şüphesiz
faqad
şüphesiz كَذَّبُوا۟ yalanladılar kadhabū
yalanladılar فَسَيَأْتِيهِمْ ama kendilerine gelecektir fasayatīhim
ama kendilerine gelecektir أَنۢبَـٰٓؤُا۟ haberleri anbāu
haberleri مَا şeyin mā
şeyin كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları بِهِۦ onunla bihi
onunla يَسْتَهْزِءُونَ alay edip duruyor(lar) yastahziūna
alay edip duruyor(lar) ٦ (6)
(6)
şüphesiz كَذَّبُوا۟ yalanladılar kadhabū
yalanladılar فَسَيَأْتِيهِمْ ama kendilerine gelecektir fasayatīhim
ama kendilerine gelecektir أَنۢبَـٰٓؤُا۟ haberleri anbāu
haberleri مَا şeyin mā
şeyin كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları بِهِۦ onunla bihi
onunla يَسْتَهْزِءُونَ alay edip duruyor(lar) yastahziūna
alay edip duruyor(lar) ٦ (6)
(6)
Evet, yalanladılar; alay edip durdukları şeylerin haberleri kendilerine ulaşacaktır.
26:7
أَوَلَمْ
bakmadılar mı?
awalam
bakmadılar mı? يَرَوْا۟ they see yaraw
they see إِلَى yeryüzüne ilā
yeryüzüne ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth كَمْ kaç kam
kaç أَنۢبَتْنَا bitirmişizdir anbatnā
bitirmişizdir فِيهَا orada fīhā
orada مِن çeşitten min
çeşitten كُلِّ her kulli
her زَوْجٍۢ çifti zawjin
çifti كَرِيمٍ güzel karīmin
güzel ٧ (7)
(7)
bakmadılar mı? يَرَوْا۟ they see yaraw
they see إِلَى yeryüzüne ilā
yeryüzüne ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth كَمْ kaç kam
kaç أَنۢبَتْنَا bitirmişizdir anbatnā
bitirmişizdir فِيهَا orada fīhā
orada مِن çeşitten min
çeşitten كُلِّ her kulli
her زَوْجٍۢ çifti zawjin
çifti كَرِيمٍ güzel karīmin
güzel ٧ (7)
(7)
Yeryüzüne bakmazlar mı? Orada, bitkilerden nice güzel çiftler yetiştirmişizdir.
26:8
إِنَّ
şüphesiz
inna
şüphesiz فِى vardır fī
vardır ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda لَـَٔايَةًۭ ۖ bir ibret laāyatan
bir ibret وَمَا ama yine wamā
ama yine كَانَ değillerdir kāna
değillerdir أَكْثَرُهُم çokları aktharuhum
çokları مُّؤْمِنِينَ inanıcı mu'minīna
inanıcı ٨ (8)
(8)
şüphesiz فِى vardır fī
vardır ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda لَـَٔايَةًۭ ۖ bir ibret laāyatan
bir ibret وَمَا ama yine wamā
ama yine كَانَ değillerdir kāna
değillerdir أَكْثَرُهُم çokları aktharuhum
çokları مُّؤْمِنِينَ inanıcı mu'minīna
inanıcı ٨ (8)
(8)
Şüphesiz bunlarda Allah'ın kudretine işaret vardır, ama çoğu inanmazlar.
26:9
وَإِنَّ
ve şüphesiz
wa-inna
ve şüphesiz رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin لَهُوَ işte O lahuwa
işte O ٱلْعَزِيزُ üstündür l-ʿazīzu
üstündür ٱلرَّحِيمُ merhamet edendir l-raḥīmu
merhamet edendir ٩ (9)
(9)
ve şüphesiz رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin لَهُوَ işte O lahuwa
işte O ٱلْعَزِيزُ üstündür l-ʿazīzu
üstündür ٱلرَّحِيمُ merhamet edendir l-raḥīmu
merhamet edendir ٩ (9)
(9)
Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
26:10
وَإِذْ
hani
wa-idh
hani نَادَىٰ seslenmişti nādā
seslenmişti رَبُّكَ Rabbin rabbuka
Rabbin مُوسَىٰٓ Musa'ya mūsā
Musa'ya أَنِ diye ani
diye ٱئْتِ git i'ti
git ٱلْقَوْمَ kavmine l-qawma
kavmine ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimler l-ẓālimīna
zalimler ١٠ (10)
(10)
hani نَادَىٰ seslenmişti nādā
seslenmişti رَبُّكَ Rabbin rabbuka
Rabbin مُوسَىٰٓ Musa'ya mūsā
Musa'ya أَنِ diye ani
diye ٱئْتِ git i'ti
git ٱلْقَوْمَ kavmine l-qawma
kavmine ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimler l-ẓālimīna
zalimler ١٠ (10)
(10)
Rabbin Musa'ya: "Haksızlık eden millete, Firavun'un milletine git" diye nida etmişti. "Haksızlıktan sakınmazlar mı?"
26:11
قَوْمَ
kavmine
qawma
kavmine فِرْعَوْنَ ۚ Fir'avn'ın fir'ʿawna
Fir'avn'ın أَلَا onlar korunmayacaklar mı? alā
onlar korunmayacaklar mı? يَتَّقُونَ they fear yattaqūna
they fear ١١ (11)
(11)
kavmine فِرْعَوْنَ ۚ Fir'avn'ın fir'ʿawna
Fir'avn'ın أَلَا onlar korunmayacaklar mı? alā
onlar korunmayacaklar mı? يَتَّقُونَ they fear yattaqūna
they fear ١١ (11)
(11)
Rabbin Musa'ya: "Haksızlık eden millete, Firavun'un milletine git" diye nida etmişti. "Haksızlıktan sakınmazlar mı?"
26:12
قَالَ
(Musa) dedi
qāla
(Musa) dedi رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim إِنِّىٓ şüphesiz ben innī
şüphesiz ben أَخَافُ korkuyorum akhāfu
korkuyorum أَن diye an
diye يُكَذِّبُونِ beni yalanlayacaklar yukadhibūni
beni yalanlayacaklar ١٢ (12)
(12)
(Musa) dedi رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim إِنِّىٓ şüphesiz ben innī
şüphesiz ben أَخَافُ korkuyorum akhāfu
korkuyorum أَن diye an
diye يُكَذِّبُونِ beni yalanlayacaklar yukadhibūni
beni yalanlayacaklar ١٢ (12)
(12)
Musa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti.
26:13
وَيَضِيقُ
ve daralıyor
wayaḍīqu
ve daralıyor صَدْرِى göğsüm ṣadrī
göğsüm وَلَا ve walā
ve يَنطَلِقُ açılmıyor yanṭaliqu
açılmıyor لِسَانِى dilim lisānī
dilim فَأَرْسِلْ onun için elçilik ver fa-arsil
onun için elçilik ver إِلَىٰ Harun'a da ilā
Harun'a da هَـٰرُونَ Harun hārūna
Harun ١٣ (13)
(13)
ve daralıyor صَدْرِى göğsüm ṣadrī
göğsüm وَلَا ve walā
ve يَنطَلِقُ açılmıyor yanṭaliqu
açılmıyor لِسَانِى dilim lisānī
dilim فَأَرْسِلْ onun için elçilik ver fa-arsil
onun için elçilik ver إِلَىٰ Harun'a da ilā
Harun'a da هَـٰرُونَ Harun hārūna
Harun ١٣ (13)
(13)
Musa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti.
26:14
وَلَهُمْ
ve onların var
walahum
ve onların var عَلَىَّ bana yükledikleri ʿalayya
bana yükledikleri ذَنۢبٌۭ bir suç dhanbun
bir suç فَأَخَافُ korkuyorum fa-akhāfu
korkuyorum أَن diye an
diye يَقْتُلُونِ beni öldürecekler yaqtulūni
beni öldürecekler ١٤ (14)
(14)
ve onların var عَلَىَّ bana yükledikleri ʿalayya
bana yükledikleri ذَنۢبٌۭ bir suç dhanbun
bir suç فَأَخَافُ korkuyorum fa-akhāfu
korkuyorum أَن diye an
diye يَقْتُلُونِ beni öldürecekler yaqtulūni
beni öldürecekler ١٤ (14)
(14)
Musa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti.
26:15
قَالَ
(Allah) dedi
qāla
(Allah) dedi كَلَّا ۖ hayır kallā
hayır فَٱذْهَبَا ikiniz de gidin fa-idh'habā
ikiniz de gidin بِـَٔايَـٰتِنَآ ۖ ayetlerimizle biāyātinā
ayetlerimizle إِنَّا şüphesiz biz innā
şüphesiz biz مَعَكُم sizinle beraberiz maʿakum
sizinle beraberiz مُّسْتَمِعُونَ dinliyoruz mus'tamiʿūna
dinliyoruz ١٥ (15)
(15)
(Allah) dedi كَلَّا ۖ hayır kallā
hayır فَٱذْهَبَا ikiniz de gidin fa-idh'habā
ikiniz de gidin بِـَٔايَـٰتِنَآ ۖ ayetlerimizle biāyātinā
ayetlerimizle إِنَّا şüphesiz biz innā
şüphesiz biz مَعَكُم sizinle beraberiz maʿakum
sizinle beraberiz مُّسْتَمِعُونَ dinliyoruz mus'tamiʿūna
dinliyoruz ١٥ (15)
(15)
Allah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti.
26:16
فَأْتِيَا
gidin ikiniz
fatiyā
gidin ikiniz فِرْعَوْنَ Fir'avn'e fir'ʿawna
Fir'avn'e فَقُولَآ ve deyin ki faqūlā
ve deyin ki إِنَّا gerçekten biz innā
gerçekten biz رَسُولُ elçisiyiz rasūlu
elçisiyiz رَبِّ Rabbinin rabbi
Rabbinin ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ١٦ (16)
(16)
gidin ikiniz فِرْعَوْنَ Fir'avn'e fir'ʿawna
Fir'avn'e فَقُولَآ ve deyin ki faqūlā
ve deyin ki إِنَّا gerçekten biz innā
gerçekten biz رَسُولُ elçisiyiz rasūlu
elçisiyiz رَبِّ Rabbinin rabbi
Rabbinin ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ١٦ (16)
(16)
Allah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti.
26:17
أَنْ
gönder
an
gönder أَرْسِلْ send arsil
send مَعَنَا bizimle beraber maʿanā
bizimle beraber بَنِىٓ oğullarını banī
oğullarını إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail ١٧ (17)
(17)
gönder أَرْسِلْ send arsil
send مَعَنَا bizimle beraber maʿanā
bizimle beraber بَنِىٓ oğullarını banī
oğullarını إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail ١٧ (17)
(17)
Allah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti.
26:18
قَالَ
(Fir'avn) dedi ki
qāla
(Fir'avn) dedi ki أَلَمْ biz seni yetiştirmedik mi? alam
biz seni yetiştirmedik mi? نُرَبِّكَ we bring you up nurabbika
we bring you up فِينَا içimizden fīnā
içimizden وَلِيدًۭا bir çocuk olarak walīdan
bir çocuk olarak وَلَبِثْتَ ve kalmadın mı? walabith'ta
ve kalmadın mı? فِينَا aramızda fīnā
aramızda مِنْ ömründen min
ömründen عُمُرِكَ your life ʿumurika
your life سِنِينَ nice yıllar sinīna
nice yıllar ١٨ (18)
(18)
(Fir'avn) dedi ki أَلَمْ biz seni yetiştirmedik mi? alam
biz seni yetiştirmedik mi? نُرَبِّكَ we bring you up nurabbika
we bring you up فِينَا içimizden fīnā
içimizden وَلِيدًۭا bir çocuk olarak walīdan
bir çocuk olarak وَلَبِثْتَ ve kalmadın mı? walabith'ta
ve kalmadın mı? فِينَا aramızda fīnā
aramızda مِنْ ömründen min
ömründen عُمُرِكَ your life ʿumurika
your life سِنِينَ nice yıllar sinīna
nice yıllar ١٨ (18)
(18)
Firavun Musa'ya: "Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün birisin" dedi.
26:19
وَفَعَلْتَ
ve yaptın
wafaʿalta
ve yaptın فَعْلَتَكَ yaptığın faʿlataka
yaptığın ٱلَّتِى o (kötü) işi allatī
o (kötü) işi فَعَلْتَ you did faʿalta
you did وَأَنتَ ve sen wa-anta
ve sen مِنَ nankörlerden(sin) mina
nankörlerden(sin) ٱلْكَـٰفِرِينَ the ungrateful l-kāfirīna
the ungrateful ١٩ (19)
(19)
ve yaptın فَعْلَتَكَ yaptığın faʿlataka
yaptığın ٱلَّتِى o (kötü) işi allatī
o (kötü) işi فَعَلْتَ you did faʿalta
you did وَأَنتَ ve sen wa-anta
ve sen مِنَ nankörlerden(sin) mina
nankörlerden(sin) ٱلْكَـٰفِرِينَ the ungrateful l-kāfirīna
the ungrateful ١٩ (19)
(19)
Firavun Musa'ya: "Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün birisin" dedi.
26:20
قَالَ
(Musa) dedi
qāla
(Musa) dedi فَعَلْتُهَآ onu yaptığım faʿaltuhā
onu yaptığım إِذًۭا zaman idhan
zaman وَأَنَا۠ ben wa-anā
ben مِنَ dalalette idim mina
dalalette idim ٱلضَّآلِّينَ those who are astray l-ḍālīna
those who are astray ٢٠ (20)
(20)
(Musa) dedi فَعَلْتُهَآ onu yaptığım faʿaltuhā
onu yaptığım إِذًۭا zaman idhan
zaman وَأَنَا۠ ben wa-anā
ben مِنَ dalalette idim mina
dalalette idim ٱلضَّآلِّينَ those who are astray l-ḍālīna
those who are astray ٢٠ (20)
(20)
Musa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi.
26:21
فَفَرَرْتُ
kaçtım
fafarartu
kaçtım مِنكُمْ aranızdan minkum
aranızdan لَمَّا sizden korkunca lammā
sizden korkunca خِفْتُكُمْ I feared you khif'tukum
I feared you فَوَهَبَ sonra verdi fawahaba
sonra verdi لِى bana lī
bana رَبِّى Rabbim rabbī
Rabbim حُكْمًۭا hükümdarlık ḥuk'man
hükümdarlık وَجَعَلَنِى ve beni yaptı wajaʿalanī
ve beni yaptı مِنَ elçilerden mina
elçilerden ٱلْمُرْسَلِينَ the Messengers l-mur'salīna
the Messengers ٢١ (21)
(21)
kaçtım مِنكُمْ aranızdan minkum
aranızdan لَمَّا sizden korkunca lammā
sizden korkunca خِفْتُكُمْ I feared you khif'tukum
I feared you فَوَهَبَ sonra verdi fawahaba
sonra verdi لِى bana lī
bana رَبِّى Rabbim rabbī
Rabbim حُكْمًۭا hükümdarlık ḥuk'man
hükümdarlık وَجَعَلَنِى ve beni yaptı wajaʿalanī
ve beni yaptı مِنَ elçilerden mina
elçilerden ٱلْمُرْسَلِينَ the Messengers l-mur'salīna
the Messengers ٢١ (21)
(21)
Musa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi.
26:22
وَتِلْكَ
ve işte
watil'ka
ve işte نِعْمَةٌۭ ni'met niʿ'matun
ni'met تَمُنُّهَا kaktığın tamunnuhā
kaktığın عَلَىَّ başıma ʿalayya
başıma أَنْ (yüzündendir) an
(yüzündendir) عَبَّدتَّ köle yapman ʿabbadtta
köle yapman بَنِىٓ oğullarını banī
oğullarını إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail ٢٢ (22)
(22)
ve işte نِعْمَةٌۭ ni'met niʿ'matun
ni'met تَمُنُّهَا kaktığın tamunnuhā
kaktığın عَلَىَّ başıma ʿalayya
başıma أَنْ (yüzündendir) an
(yüzündendir) عَبَّدتَّ köle yapman ʿabbadtta
köle yapman بَنِىٓ oğullarını banī
oğullarını إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail ٢٢ (22)
(22)
Musa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi.
26:23
قَالَ
dedi ki
qāla
dedi ki فِرْعَوْنُ Fir'avn fir'ʿawnu
Fir'avn وَمَا nedir? wamā
nedir? رَبُّ Rabbi rabbu
Rabbi ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ٢٣ (23)
(23)
dedi ki فِرْعَوْنُ Fir'avn fir'ʿawnu
Fir'avn وَمَا nedir? wamā
nedir? رَبُّ Rabbi rabbu
Rabbi ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ٢٣ (23)
(23)
Firavun: "Alemlerin Rabbi de nedir?" dedi.
26:24
قَالَ
dedi ki
qāla
dedi ki رَبُّ Rabbidir rabbu
Rabbidir ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin وَمَا ve olanların wamā
ve olanların بَيْنَهُمَآ ۖ ikisi arasında baynahumā
ikisi arasında إِن eğer in
eğer كُنتُم iseniz kuntum
iseniz مُّوقِنِينَ gerçekten inanan kimseler mūqinīna
gerçekten inanan kimseler ٢٤ (24)
(24)
dedi ki رَبُّ Rabbidir rabbu
Rabbidir ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin وَمَا ve olanların wamā
ve olanların بَيْنَهُمَآ ۖ ikisi arasında baynahumā
ikisi arasında إِن eğer in
eğer كُنتُم iseniz kuntum
iseniz مُّوقِنِينَ gerçekten inanan kimseler mūqinīna
gerçekten inanan kimseler ٢٤ (24)
(24)
Musa: "Kesin olarak inanacaksanız, bilin ki O göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir" dedi.
26:25
قَالَ
(Fir'avn) dedi
qāla
(Fir'avn) dedi لِمَنْ kimselere liman
kimselere حَوْلَهُۥٓ çevresinde bulunan ḥawlahu
çevresinde bulunan أَلَا işitiyor musunuz? alā
işitiyor musunuz? تَسْتَمِعُونَ you hear tastamiʿūna
you hear ٢٥ (25)
(25)
(Fir'avn) dedi لِمَنْ kimselere liman
kimselere حَوْلَهُۥٓ çevresinde bulunan ḥawlahu
çevresinde bulunan أَلَا işitiyor musunuz? alā
işitiyor musunuz? تَسْتَمِعُونَ you hear tastamiʿūna
you hear ٢٥ (25)
(25)
Yanında bulunanlara: "İşitmiyor musunuz?" dedi.
26:26
قَالَ
(Musa) dedi
qāla
(Musa) dedi رَبُّكُمْ sizin Rabbinizdir rabbukum
sizin Rabbinizdir وَرَبُّ ve Rabbidir warabbu
ve Rabbidir ءَابَآئِكُمُ atalarınızın ābāikumu
atalarınızın ٱلْأَوَّلِينَ önceki l-awalīna
önceki ٢٦ (26)
(26)
(Musa) dedi رَبُّكُمْ sizin Rabbinizdir rabbukum
sizin Rabbinizdir وَرَبُّ ve Rabbidir warabbu
ve Rabbidir ءَابَآئِكُمُ atalarınızın ābāikumu
atalarınızın ٱلْأَوَّلِينَ önceki l-awalīna
önceki ٢٦ (26)
(26)
"O sizin de Rabbiniz, önce geçmiş atalarınızın da Rabbidir" dedi.
26:27
قَالَ
(Fir'avn) dedi
qāla
(Fir'avn) dedi إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz رَسُولَكُمُ elçiniz rasūlakumu
elçiniz ٱلَّذِىٓ gönderilen alladhī
gönderilen أُرْسِلَ has been sent ur'sila
has been sent إِلَيْكُمْ size ilaykum
size لَمَجْنُونٌۭ mutlaka delidir lamajnūnun
mutlaka delidir ٢٧ (27)
(27)
(Fir'avn) dedi إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz رَسُولَكُمُ elçiniz rasūlakumu
elçiniz ٱلَّذِىٓ gönderilen alladhī
gönderilen أُرْسِلَ has been sent ur'sila
has been sent إِلَيْكُمْ size ilaykum
size لَمَجْنُونٌۭ mutlaka delidir lamajnūnun
mutlaka delidir ٢٧ (27)
(27)
Firavun, çevresindekilere: "Size gönderilen peygamberiniz şüphesiz delidir" dedi.
26:28
قَالَ
(Musa) dedi
qāla
(Musa) dedi رَبُّ Rabbidir rabbu
Rabbidir ٱلْمَشْرِقِ doğunun l-mashriqi
doğunun وَٱلْمَغْرِبِ ve batının wal-maghribi
ve batının وَمَا ve olanların wamā
ve olanların بَيْنَهُمَآ ۖ bunlar arasında baynahumā
bunlar arasında إِن eğer in
eğer كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz تَعْقِلُونَ düşünüyor taʿqilūna
düşünüyor ٢٨ (28)
(28)
(Musa) dedi رَبُّ Rabbidir rabbu
Rabbidir ٱلْمَشْرِقِ doğunun l-mashriqi
doğunun وَٱلْمَغْرِبِ ve batının wal-maghribi
ve batının وَمَا ve olanların wamā
ve olanların بَيْنَهُمَآ ۖ bunlar arasında baynahumā
bunlar arasında إِن eğer in
eğer كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz تَعْقِلُونَ düşünüyor taʿqilūna
düşünüyor ٢٨ (28)
(28)
Musa: "Eğer akledebilen kimselerseniz bilin ki O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir" dedi.
26:29
قَالَ
(Fir'avn) dedi
qāla
(Fir'avn) dedi لَئِنِ andolsun ki eğer la-ini
andolsun ki eğer ٱتَّخَذْتَ edinirsen ittakhadhta
edinirsen إِلَـٰهًا bir tanrı ilāhan
bir tanrı غَيْرِى benden başka ghayrī
benden başka لَأَجْعَلَنَّكَ seni mutlaka yapacağım la-ajʿalannaka
seni mutlaka yapacağım مِنَ zindana atılanlardan mina
zindana atılanlardan ٱلْمَسْجُونِينَ those imprisoned l-masjūnīna
those imprisoned ٢٩ (29)
(29)
(Fir'avn) dedi لَئِنِ andolsun ki eğer la-ini
andolsun ki eğer ٱتَّخَذْتَ edinirsen ittakhadhta
edinirsen إِلَـٰهًا bir tanrı ilāhan
bir tanrı غَيْرِى benden başka ghayrī
benden başka لَأَجْعَلَنَّكَ seni mutlaka yapacağım la-ajʿalannaka
seni mutlaka yapacağım مِنَ zindana atılanlardan mina
zindana atılanlardan ٱلْمَسْجُونِينَ those imprisoned l-masjūnīna
those imprisoned ٢٩ (29)
(29)
Firavun: "Benden başkasını tanrı edinirsen, and olsun ki seni zindanlık ederim" dedi.
26:30
قَالَ
(Musa) dedi
qāla
(Musa) dedi أَوَلَوْ sana getirsem de mi? awalaw
sana getirsem de mi? جِئْتُكَ I bring you ji'tuka
I bring you بِشَىْءٍۢ bir şey bishayin
bir şey مُّبِينٍۢ apaçık mubīnin
apaçık ٣٠ (30)
(30)
(Musa) dedi أَوَلَوْ sana getirsem de mi? awalaw
sana getirsem de mi? جِئْتُكَ I bring you ji'tuka
I bring you بِشَىْءٍۢ bir şey bishayin
bir şey مُّبِينٍۢ apaçık mubīnin
apaçık ٣٠ (30)
(30)
Musa: "Sana apaçık bir şey getirmiş isem de mi?" dedi.
26:31
قَالَ
(Fir'avn) dedi
qāla
(Fir'avn) dedi فَأْتِ getir fati
getir بِهِۦٓ onu bihi
onu إِن eğer in
eğer كُنتَ isen kunta
isen مِنَ doğrulardan mina
doğrulardan ٱلصَّـٰدِقِينَ the truthful l-ṣādiqīna
the truthful ٣١ (31)
(31)
(Fir'avn) dedi فَأْتِ getir fati
getir بِهِۦٓ onu bihi
onu إِن eğer in
eğer كُنتَ isen kunta
isen مِنَ doğrulardan mina
doğrulardan ٱلصَّـٰدِقِينَ the truthful l-ṣādiqīna
the truthful ٣١ (31)
(31)
Firavun: "Doğru sözlülerden isen haydi getir" dedi.
26:32
فَأَلْقَىٰ
sonra attı
fa-alqā
sonra attı عَصَاهُ asasını ʿaṣāhu
asasını فَإِذَا bir de (baktılar ki) fa-idhā
bir de (baktılar ki) هِىَ o hiya
o ثُعْبَانٌۭ bir ejderha thuʿ'bānun
bir ejderha مُّبِينٌۭ apaçık mubīnun
apaçık ٣٢ (32)
(32)
sonra attı عَصَاهُ asasını ʿaṣāhu
asasını فَإِذَا bir de (baktılar ki) fa-idhā
bir de (baktılar ki) هِىَ o hiya
o ثُعْبَانٌۭ bir ejderha thuʿ'bānun
bir ejderha مُّبِينٌۭ apaçık mubīnun
apaçık ٣٢ (32)
(32)
Bunun üzerine Musa değneğini attı, besbelli bir yılan oluverdi.
26:33
وَنَزَعَ
ve çıkardı
wanazaʿa
ve çıkardı يَدَهُۥ elini yadahu
elini فَإِذَا işte fa-idhā
işte هِىَ o (da) hiya
o (da) بَيْضَآءُ parıl parıl parlıyor(du) bayḍāu
parıl parıl parlıyor(du) لِلنَّـٰظِرِينَ bakanlara lilnnāẓirīna
bakanlara ٣٣ (33)
(33)
ve çıkardı يَدَهُۥ elini yadahu
elini فَإِذَا işte fa-idhā
işte هِىَ o (da) hiya
o (da) بَيْضَآءُ parıl parıl parlıyor(du) bayḍāu
parıl parıl parlıyor(du) لِلنَّـٰظِرِينَ bakanlara lilnnāẓirīna
bakanlara ٣٣ (33)
(33)
Elini çıkardı, bakanlara bembeyaz göründü.
26:34
قَالَ
(Fir'avn) dedi
qāla
(Fir'avn) dedi لِلْمَلَإِ ileri gelenlere lil'mala-i
ileri gelenlere حَوْلَهُۥٓ çevresindeki ḥawlahu
çevresindeki إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz هَـٰذَا bu hādhā
bu لَسَـٰحِرٌ bir büyücüdür lasāḥirun
bir büyücüdür عَلِيمٌۭ bilen ʿalīmun
bilen ٣٤ (34)
(34)
(Fir'avn) dedi لِلْمَلَإِ ileri gelenlere lil'mala-i
ileri gelenlere حَوْلَهُۥٓ çevresindeki ḥawlahu
çevresindeki إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz هَـٰذَا bu hādhā
bu لَسَـٰحِرٌ bir büyücüdür lasāḥirun
bir büyücüdür عَلِيمٌۭ bilen ʿalīmun
bilen ٣٤ (34)
(34)
Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Doğrusu bu bilgin bir sihirbaz; sizi sihirle yurdunuzdan çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" dedi.
26:35
يُرِيدُ
istiyor
yurīdu
istiyor أَن sizi çıkarmak an
sizi çıkarmak يُخْرِجَكُم drive you out yukh'rijakum
drive you out مِّنْ toprağınızdan min
toprağınızdan أَرْضِكُم your land arḍikum
your land بِسِحْرِهِۦ büyüsüyle bisiḥ'rihi
büyüsüyle فَمَاذَا o halde ne? famādhā
o halde ne? تَأْمُرُونَ buyurursunuz tamurūna
buyurursunuz ٣٥ (35)
(35)
istiyor أَن sizi çıkarmak an
sizi çıkarmak يُخْرِجَكُم drive you out yukh'rijakum
drive you out مِّنْ toprağınızdan min
toprağınızdan أَرْضِكُم your land arḍikum
your land بِسِحْرِهِۦ büyüsüyle bisiḥ'rihi
büyüsüyle فَمَاذَا o halde ne? famādhā
o halde ne? تَأْمُرُونَ buyurursunuz tamurūna
buyurursunuz ٣٥ (35)
(35)
Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Doğrusu bu bilgin bir sihirbaz; sizi sihirle yurdunuzdan çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" dedi.
26:36
قَالُوٓا۟
dediler ki
qālū
dediler ki أَرْجِهْ onu beklet arjih
onu beklet وَأَخَاهُ ve kardeşini wa-akhāhu
ve kardeşini وَٱبْعَثْ ve gönder wa-ib'ʿath
ve gönder فِى kentlere fī
kentlere ٱلْمَدَآئِنِ the cities l-madāini
the cities حَـٰشِرِينَ toplayıcılar ḥāshirīna
toplayıcılar ٣٦ (36)
(36)
dediler ki أَرْجِهْ onu beklet arjih
onu beklet وَأَخَاهُ ve kardeşini wa-akhāhu
ve kardeşini وَٱبْعَثْ ve gönder wa-ib'ʿath
ve gönder فِى kentlere fī
kentlere ٱلْمَدَآئِنِ the cities l-madāini
the cities حَـٰشِرِينَ toplayıcılar ḥāshirīna
toplayıcılar ٣٦ (36)
(36)
"Onu ve kardeşini alıkoy, şehirlere, sana bütün bilgin sihirbazları getirecek toplayıcılar gönder" dediler.
26:37
يَأْتُوكَ
sana getirsinler
yatūka
sana getirsinler بِكُلِّ bütün bikulli
bütün سَحَّارٍ büyücüleri saḥḥārin
büyücüleri عَلِيمٍۢ bilgin ʿalīmin
bilgin ٣٧ (37)
(37)
sana getirsinler بِكُلِّ bütün bikulli
bütün سَحَّارٍ büyücüleri saḥḥārin
büyücüleri عَلِيمٍۢ bilgin ʿalīmin
bilgin ٣٧ (37)
(37)
"Onu ve kardeşini alıkoy, şehirlere, sana bütün bilgin sihirbazları getirecek toplayıcılar gönder" dediler.
26:38
فَجُمِعَ
ve bir araya getirildi
fajumiʿa
ve bir araya getirildi ٱلسَّحَرَةُ büyücüler l-saḥaratu
büyücüler لِمِيقَـٰتِ belirlenen vaktinde limīqāti
belirlenen vaktinde يَوْمٍۢ bir günün yawmin
bir günün مَّعْلُومٍۢ belli maʿlūmin
belli ٣٨ (38)
(38)
ve bir araya getirildi ٱلسَّحَرَةُ büyücüler l-saḥaratu
büyücüler لِمِيقَـٰتِ belirlenen vaktinde limīqāti
belirlenen vaktinde يَوْمٍۢ bir günün yawmin
bir günün مَّعْلُومٍۢ belli maʿlūmin
belli ٣٨ (38)
(38)
Sihirbazlar, belirli bir günün bildirilen vaktinde toplandılar.
26:39
وَقِيلَ
ve denildi
waqīla
ve denildi لِلنَّاسِ halka da lilnnāsi
halka da هَلْ musunuz? hal
musunuz? أَنتُم siz de antum
siz de مُّجْتَمِعُونَ toplanıyor muj'tamiʿūna
toplanıyor ٣٩ (39)
(39)
ve denildi لِلنَّاسِ halka da lilnnāsi
halka da هَلْ musunuz? hal
musunuz? أَنتُم siz de antum
siz de مُّجْتَمِعُونَ toplanıyor muj'tamiʿūna
toplanıyor ٣٩ (39)
(39)
İnsanlara: "Siz de toplanır mısınız?" denildi.
26:40
لَعَلَّنَا
umarız ki
laʿallanā
umarız ki نَتَّبِعُ onlara uyarız nattabiʿu
onlara uyarız ٱلسَّحَرَةَ büyücülere l-saḥarata
büyücülere إِن eğer in
eğer كَانُوا۟ ise kānū
ise هُمُ onlar humu
onlar ٱلْغَـٰلِبِينَ üstün gelirler l-ghālibīna
üstün gelirler ٤٠ (40)
(40)
umarız ki نَتَّبِعُ onlara uyarız nattabiʿu
onlara uyarız ٱلسَّحَرَةَ büyücülere l-saḥarata
büyücülere إِن eğer in
eğer كَانُوا۟ ise kānū
ise هُمُ onlar humu
onlar ٱلْغَـٰلِبِينَ üstün gelirler l-ghālibīna
üstün gelirler ٤٠ (40)
(40)
"Sihirbazlar üstün gelirlerse biz de onlara uyarız" dediler.
26:41
فَلَمَّا
ne zaman ki
falammā
ne zaman ki جَآءَ geldi(ler) jāa
geldi(ler) ٱلسَّحَرَةُ büyücüler l-saḥaratu
büyücüler قَالُوا۟ dediler qālū
dediler لِفِرْعَوْنَ Fir'avn'a lifir'ʿawna
Fir'avn'a أَئِنَّ var değil mi? a-inna
var değil mi? لَنَا bize lanā
bize لَأَجْرًا bir ücret la-ajran
bir ücret إِن eğer in
eğer كُنَّا olursak kunnā
olursak نَحْنُ biz naḥnu
biz ٱلْغَـٰلِبِينَ üstün gelenler l-ghālibīna
üstün gelenler ٤١ (41)
(41)
ne zaman ki جَآءَ geldi(ler) jāa
geldi(ler) ٱلسَّحَرَةُ büyücüler l-saḥaratu
büyücüler قَالُوا۟ dediler qālū
dediler لِفِرْعَوْنَ Fir'avn'a lifir'ʿawna
Fir'avn'a أَئِنَّ var değil mi? a-inna
var değil mi? لَنَا bize lanā
bize لَأَجْرًا bir ücret la-ajran
bir ücret إِن eğer in
eğer كُنَّا olursak kunnā
olursak نَحْنُ biz naḥnu
biz ٱلْغَـٰلِبِينَ üstün gelenler l-ghālibīna
üstün gelenler ٤١ (41)
(41)
Sihirbazlar geldiklerinde, Firavun'a; "Biz üstün gelirsek, şüphesiz bize bir ücret vardır değil mi?" dediler.
26:42
قَالَ
dedi
qāla
dedi نَعَمْ evet naʿam
evet وَإِنَّكُمْ şüphesiz siz wa-innakum
şüphesiz siz إِذًۭا o takdirde idhan
o takdirde لَّمِنَ yakınlardan olacaksınız lamina
yakınlardan olacaksınız ٱلْمُقَرَّبِينَ the ones who are brought near l-muqarabīna
the ones who are brought near ٤٢ (42)
(42)
dedi نَعَمْ evet naʿam
evet وَإِنَّكُمْ şüphesiz siz wa-innakum
şüphesiz siz إِذًۭا o takdirde idhan
o takdirde لَّمِنَ yakınlardan olacaksınız lamina
yakınlardan olacaksınız ٱلْمُقَرَّبِينَ the ones who are brought near l-muqarabīna
the ones who are brought near ٤٢ (42)
(42)
Firavun: "Evet; o takdirde siz gözde kimselerden olacaksınız" dedi.
26:43
قَالَ
dedi
qāla
dedi لَهُم onlara lahum
onlara مُّوسَىٰٓ Musa mūsā
Musa أَلْقُوا۟ atın alqū
atın مَآ şeyi mā
şeyi أَنتُم siz antum
siz مُّلْقُونَ atacağınız mul'qūna
atacağınız ٤٣ (43)
(43)
dedi لَهُم onlara lahum
onlara مُّوسَىٰٓ Musa mūsā
Musa أَلْقُوا۟ atın alqū
atın مَآ şeyi mā
şeyi أَنتُم siz antum
siz مُّلْقُونَ atacağınız mul'qūna
atacağınız ٤٣ (43)
(43)
Musa onlara: "Ne atacaksanız atın" dedi.
26:44
فَأَلْقَوْا۟
sonra attılar
fa-alqaw
sonra attılar حِبَالَهُمْ iplerini ḥibālahum
iplerini وَعِصِيَّهُمْ ve değneklerini waʿiṣiyyahum
ve değneklerini وَقَالُوا۟ ve dediler waqālū
ve dediler بِعِزَّةِ şerefine biʿizzati
şerefine فِرْعَوْنَ Fir'avn'ın fir'ʿawna
Fir'avn'ın إِنَّا biz innā
biz لَنَحْنُ elbette biz lanaḥnu
elbette biz ٱلْغَـٰلِبُونَ galib geleceğiz l-ghālibūna
galib geleceğiz ٤٤ (44)
(44)
sonra attılar حِبَالَهُمْ iplerini ḥibālahum
iplerini وَعِصِيَّهُمْ ve değneklerini waʿiṣiyyahum
ve değneklerini وَقَالُوا۟ ve dediler waqālū
ve dediler بِعِزَّةِ şerefine biʿizzati
şerefine فِرْعَوْنَ Fir'avn'ın fir'ʿawna
Fir'avn'ın إِنَّا biz innā
biz لَنَحْنُ elbette biz lanaḥnu
elbette biz ٱلْغَـٰلِبُونَ galib geleceğiz l-ghālibūna
galib geleceğiz ٤٤ (44)
(44)
Onlar da iplerini ve değneklerini attılar ve: "Firavun hakkı için, şüphesiz, biz üstün geleceğiz" dediler.
26:45
فَأَلْقَىٰ
attı
fa-alqā
attı مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa عَصَاهُ asasını ʿaṣāhu
asasını فَإِذَا birden fa-idhā
birden هِىَ o hiya
o تَلْقَفُ yutmağa başladı talqafu
yutmağa başladı مَا şey(ler)i mā
şey(ler)i يَأْفِكُونَ onların uydurdukları yafikūna
onların uydurdukları ٤٥ (45)
(45)
attı مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa عَصَاهُ asasını ʿaṣāhu
asasını فَإِذَا birden fa-idhā
birden هِىَ o hiya
o تَلْقَفُ yutmağa başladı talqafu
yutmağa başladı مَا şey(ler)i mā
şey(ler)i يَأْفِكُونَ onların uydurdukları yafikūna
onların uydurdukları ٤٥ (45)
(45)
Bunun üzerine Musa değneğini attı; onların uydurduklarını yutmağa başlayıverdi.
26:46
فَأُلْقِىَ
derhal kapandılar
fa-ul'qiya
derhal kapandılar ٱلسَّحَرَةُ büyücüler l-saḥaratu
büyücüler سَـٰجِدِينَ secdeye sājidīna
secdeye ٤٦ (46)
(46)
derhal kapandılar ٱلسَّحَرَةُ büyücüler l-saḥaratu
büyücüler سَـٰجِدِينَ secdeye sājidīna
secdeye ٤٦ (46)
(46)
Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.
26:47
قَالُوٓا۟
dediler
qālū
dediler ءَامَنَّا inandık āmannā
inandık بِرَبِّ Rabbine birabbi
Rabbine ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ٤٧ (47)
(47)
dediler ءَامَنَّا inandık āmannā
inandık بِرَبِّ Rabbine birabbi
Rabbine ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ٤٧ (47)
(47)
Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.
26:48
رَبِّ
Rabbine
rabbi
Rabbine مُوسَىٰ Musa'nın mūsā
Musa'nın وَهَـٰرُونَ ve Harun'un wahārūna
ve Harun'un ٤٨ (48)
(48)
Rabbine مُوسَىٰ Musa'nın mūsā
Musa'nın وَهَـٰرُونَ ve Harun'un wahārūna
ve Harun'un ٤٨ (48)
(48)
Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.
26:49
قَالَ
(Fir'avn) dedi
qāla
(Fir'avn) dedi ءَامَنتُمْ inandınız mı? āmantum
inandınız mı? لَهُۥ ona lahu
ona قَبْلَ önce qabla
önce أَنْ ben izin vermeden an
ben izin vermeden ءَاذَنَ I gave permission ādhana
I gave permission لَكُمْ ۖ size lakum
size إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O لَكَبِيرُكُمُ büyüğünüzdür lakabīrukumu
büyüğünüzdür ٱلَّذِى size öğreten alladhī
size öğreten عَلَّمَكُمُ has taught you ʿallamakumu
has taught you ٱلسِّحْرَ büyüyü l-siḥ'ra
büyüyü فَلَسَوْفَ öyleyse yakında falasawfa
öyleyse yakında تَعْلَمُونَ ۚ bileceksiniz taʿlamūna
bileceksiniz لَأُقَطِّعَنَّ mutlaka keseceğim la-uqaṭṭiʿanna
mutlaka keseceğim أَيْدِيَكُمْ ellerinizi aydiyakum
ellerinizi وَأَرْجُلَكُم ve ayaklarınızı wa-arjulakum
ve ayaklarınızı مِّنْ çapraz olarak min
çapraz olarak خِلَـٰفٍۢ opposite sides khilāfin
opposite sides وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ ve asacağım wala-uṣallibannakum
ve asacağım أَجْمَعِينَ hepinizi ajmaʿīna
hepinizi ٤٩ (49)
(49)
(Fir'avn) dedi ءَامَنتُمْ inandınız mı? āmantum
inandınız mı? لَهُۥ ona lahu
ona قَبْلَ önce qabla
önce أَنْ ben izin vermeden an
ben izin vermeden ءَاذَنَ I gave permission ādhana
I gave permission لَكُمْ ۖ size lakum
size إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O لَكَبِيرُكُمُ büyüğünüzdür lakabīrukumu
büyüğünüzdür ٱلَّذِى size öğreten alladhī
size öğreten عَلَّمَكُمُ has taught you ʿallamakumu
has taught you ٱلسِّحْرَ büyüyü l-siḥ'ra
büyüyü فَلَسَوْفَ öyleyse yakında falasawfa
öyleyse yakında تَعْلَمُونَ ۚ bileceksiniz taʿlamūna
bileceksiniz لَأُقَطِّعَنَّ mutlaka keseceğim la-uqaṭṭiʿanna
mutlaka keseceğim أَيْدِيَكُمْ ellerinizi aydiyakum
ellerinizi وَأَرْجُلَكُم ve ayaklarınızı wa-arjulakum
ve ayaklarınızı مِّنْ çapraz olarak min
çapraz olarak خِلَـٰفٍۢ opposite sides khilāfin
opposite sides وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ ve asacağım wala-uṣallibannakum
ve asacağım أَجْمَعِينَ hepinizi ajmaʿīna
hepinizi ٤٩ (49)
(49)
Firavun: "Ben size izin vermeden ona iman mı ettiniz? Muhakkak ki o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi bileceksiniz; ellerinizi ayaklarınızı, and olsun, çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım" dedi.
26:50
قَالُوا۟
dediler
qālū
dediler لَا yok lā
yok ضَيْرَ ۖ zarar ḍayra
zarar إِنَّآ muhakkak biz innā
muhakkak biz إِلَىٰ Rabbimize ilā
Rabbimize رَبِّنَا our Lord rabbinā
our Lord مُنقَلِبُونَ döneceğiz munqalibūna
döneceğiz ٥٠ (50)
(50)
dediler لَا yok lā
yok ضَيْرَ ۖ zarar ḍayra
zarar إِنَّآ muhakkak biz innā
muhakkak biz إِلَىٰ Rabbimize ilā
Rabbimize رَبِّنَا our Lord rabbinā
our Lord مُنقَلِبُونَ döneceğiz munqalibūna
döneceğiz ٥٠ (50)
(50)
İman eden sihirbazlar: "Zararı yok, biz şüphesiz Rabbimize doneceğiz; inananların ilki olmamızdan ötürü, Rabbimizin kusurlarımızı bize bağışlayacağını umarız" dediler.
26:51
إِنَّا
şüphesiz biz
innā
şüphesiz biz نَطْمَعُ umarız naṭmaʿu
umarız أَن bağışlayacağını an
bağışlayacağını يَغْفِرَ will forgive yaghfira
will forgive لَنَا bizi lanā
bizi رَبُّنَا Rabbimizin rabbunā
Rabbimizin خَطَـٰيَـٰنَآ hatalarımızı khaṭāyānā
hatalarımızı أَن için an
için كُنَّآ olduğumuz kunnā
olduğumuz أَوَّلَ ilk awwala
ilk ٱلْمُؤْمِنِينَ inananlar l-mu'minīna
inananlar ٥١ (51)
(51)
şüphesiz biz نَطْمَعُ umarız naṭmaʿu
umarız أَن bağışlayacağını an
bağışlayacağını يَغْفِرَ will forgive yaghfira
will forgive لَنَا bizi lanā
bizi رَبُّنَا Rabbimizin rabbunā
Rabbimizin خَطَـٰيَـٰنَآ hatalarımızı khaṭāyānā
hatalarımızı أَن için an
için كُنَّآ olduğumuz kunnā
olduğumuz أَوَّلَ ilk awwala
ilk ٱلْمُؤْمِنِينَ inananlar l-mu'minīna
inananlar ٥١ (51)
(51)
İman eden sihirbazlar: "Zararı yok, biz şüphesiz Rabbimize doneceğiz; inananların ilki olmamızdan ötürü, Rabbimizin kusurlarımızı bize bağışlayacağını umarız" dediler.
26:52
۞ وَأَوْحَيْنَآ
ve vahyettik
wa-awḥaynā
ve vahyettik إِلَىٰ Musa'ya ilā
Musa'ya مُوسَىٰٓ Musa mūsā
Musa أَنْ diye an
diye أَسْرِ geceleyin yürüt asri
geceleyin yürüt بِعِبَادِىٓ kullarımı biʿibādī
kullarımı إِنَّكُم siz mutlaka innakum
siz mutlaka مُّتَّبَعُونَ takibedileceksiniz muttabaʿūna
takibedileceksiniz ٥٢ (52)
(52)
ve vahyettik إِلَىٰ Musa'ya ilā
Musa'ya مُوسَىٰٓ Musa mūsā
Musa أَنْ diye an
diye أَسْرِ geceleyin yürüt asri
geceleyin yürüt بِعِبَادِىٓ kullarımı biʿibādī
kullarımı إِنَّكُم siz mutlaka innakum
siz mutlaka مُّتَّبَعُونَ takibedileceksiniz muttabaʿūna
takibedileceksiniz ٥٢ (52)
(52)
Biz Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz takip edileceksiniz" diye vahyettik.
26:53
فَأَرْسَلَ
sonra gönderdi
fa-arsala
sonra gönderdi فِرْعَوْنُ Fir'avn fir'ʿawnu
Fir'avn فِى kentlere fī
kentlere ٱلْمَدَآئِنِ the cities l-madāini
the cities حَـٰشِرِينَ (asker) toplayıcılar ḥāshirīna
(asker) toplayıcılar ٥٣ (53)
(53)
sonra gönderdi فِرْعَوْنُ Fir'avn fir'ʿawnu
Fir'avn فِى kentlere fī
kentlere ٱلْمَدَآئِنِ the cities l-madāini
the cities حَـٰشِرِينَ (asker) toplayıcılar ḥāshirīna
(asker) toplayıcılar ٥٣ (53)
(53)
Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi.
26:54
إِنَّ
şüphesiz
inna
şüphesiz هَـٰٓؤُلَآءِ şunlar hāulāi
şunlar لَشِرْذِمَةٌۭ topluluktur lashir'dhimatun
topluluktur قَلِيلُونَ az bir qalīlūna
az bir ٥٤ (54)
(54)
şüphesiz هَـٰٓؤُلَآءِ şunlar hāulāi
şunlar لَشِرْذِمَةٌۭ topluluktur lashir'dhimatun
topluluktur قَلِيلُونَ az bir qalīlūna
az bir ٥٤ (54)
(54)
Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi.
26:55
وَإِنَّهُمْ
ve elbette onlar
wa-innahum
ve elbette onlar لَنَا bizi lanā
bizi لَغَآئِظُونَ kızdırmaktadırlar laghāiẓūna
kızdırmaktadırlar ٥٥ (55)
(55)
ve elbette onlar لَنَا bizi lanā
bizi لَغَآئِظُونَ kızdırmaktadırlar laghāiẓūna
kızdırmaktadırlar ٥٥ (55)
(55)
Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi.
26:56
وَإِنَّا
ve mutlaka biz;
wa-innā
ve mutlaka biz; لَجَمِيعٌ bir cemaatiz lajamīʿun
bir cemaatiz حَـٰذِرُونَ ihtiyatlı ḥādhirūna
ihtiyatlı ٥٦ (56)
(56)
ve mutlaka biz; لَجَمِيعٌ bir cemaatiz lajamīʿun
bir cemaatiz حَـٰذِرُونَ ihtiyatlı ḥādhirūna
ihtiyatlı ٥٦ (56)
(56)
Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi.
26:57
فَأَخْرَجْنَـٰهُم
böylece biz onları çıkardık
fa-akhrajnāhum
böylece biz onları çıkardık مِّن bahçeler(in)den min
bahçeler(in)den جَنَّـٰتٍۢ gardens jannātin
gardens وَعُيُونٍۢ ve çeşmeler(inden) waʿuyūnin
ve çeşmeler(inden) ٥٧ (57)
(57)
böylece biz onları çıkardık مِّن bahçeler(in)den min
bahçeler(in)den جَنَّـٰتٍۢ gardens jannātin
gardens وَعُيُونٍۢ ve çeşmeler(inden) waʿuyūnin
ve çeşmeler(inden) ٥٧ (57)
(57)
Ama biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık.
26:58
وَكُنُوزٍۢ
ve hazineler(inden)
wakunūzin
ve hazineler(inden) وَمَقَامٍۢ ve yer(lerinden) wamaqāmin
ve yer(lerinden) كَرِيمٍۢ o güzel karīmin
o güzel ٥٨ (58)
(58)
ve hazineler(inden) وَمَقَامٍۢ ve yer(lerinden) wamaqāmin
ve yer(lerinden) كَرِيمٍۢ o güzel karīmin
o güzel ٥٨ (58)
(58)
Ama biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık.
26:59
كَذَٰلِكَ
böylece
kadhālika
böylece وَأَوْرَثْنَـٰهَا bunları miras yaptık wa-awrathnāhā
bunları miras yaptık بَنِىٓ oğullarına banī
oğullarına إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail ٥٩ (59)
(59)
böylece وَأَوْرَثْنَـٰهَا bunları miras yaptık wa-awrathnāhā
bunları miras yaptık بَنِىٓ oğullarına banī
oğullarına إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail ٥٩ (59)
(59)
Ama biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık.
26:60
فَأَتْبَعُوهُم
onların ardına düştüler
fa-atbaʿūhum
onların ardına düştüler مُّشْرِقِينَ güneş doğarken mush'riqīna
güneş doğarken ٦٠ (60)
(60)
onların ardına düştüler مُّشْرِقِينَ güneş doğarken mush'riqīna
güneş doğarken ٦٠ (60)
(60)
Firavun ve adamları güneş üzerlerine doğarken onların ardına düştüler.
26:61
فَلَمَّا
ne zaman ki
falammā
ne zaman ki تَرَٰٓءَا birbirini görünce tarāā
birbirini görünce ٱلْجَمْعَانِ iki topluluk l-jamʿāni
iki topluluk قَالَ dedi(ler) qāla
dedi(ler) أَصْحَـٰبُ adamları aṣḥābu
adamları مُوسَىٰٓ Musa'nın mūsā
Musa'nın إِنَّا şüphesiz biz innā
şüphesiz biz لَمُدْرَكُونَ işte yakalandık lamud'rakūna
işte yakalandık ٦١ (61)
(61)
ne zaman ki تَرَٰٓءَا birbirini görünce tarāā
birbirini görünce ٱلْجَمْعَانِ iki topluluk l-jamʿāni
iki topluluk قَالَ dedi(ler) qāla
dedi(ler) أَصْحَـٰبُ adamları aṣḥābu
adamları مُوسَىٰٓ Musa'nın mūsā
Musa'nın إِنَّا şüphesiz biz innā
şüphesiz biz لَمُدْرَكُونَ işte yakalandık lamud'rakūna
işte yakalandık ٦١ (61)
(61)
İki topluluk birbirini gördüğünde, Musa'nın adamları: "İşte yakalandık" dediler.
26:62
قَالَ
(Musa) dedi
qāla
(Musa) dedi كَلَّآ ۖ hayır kallā
hayır إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz مَعِىَ benimle beraberdir maʿiya
benimle beraberdir رَبِّى Rabbim rabbī
Rabbim سَيَهْدِينِ bana yol gösterecektir sayahdīni
bana yol gösterecektir ٦٢ (62)
(62)
(Musa) dedi كَلَّآ ۖ hayır kallā
hayır إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz مَعِىَ benimle beraberdir maʿiya
benimle beraberdir رَبِّى Rabbim rabbī
Rabbim سَيَهْدِينِ bana yol gösterecektir sayahdīni
bana yol gösterecektir ٦٢ (62)
(62)
Musa: "Hayır; Rabbim benimle beraberdir, bana elbette yol gösterecektir" dedi.
26:63
فَأَوْحَيْنَآ
diye vahyettik
fa-awḥaynā
diye vahyettik إِلَىٰ Musa'ya ilā
Musa'ya مُوسَىٰٓ Musa mūsā
Musa أَنِ vur ani
vur ٱضْرِب Strike iḍ'rib
Strike بِّعَصَاكَ değneğinle biʿaṣāka
değneğinle ٱلْبَحْرَ ۖ denize l-baḥra
denize فَٱنفَلَقَ sonra yarıldı fa-infalaqa
sonra yarıldı فَكَانَ ve oldu fakāna
ve oldu كُلُّ her kullu
her فِرْقٍۢ bölüm fir'qin
bölüm كَٱلطَّوْدِ bir dağ gibi kal-ṭawdi
bir dağ gibi ٱلْعَظِيمِ kocaman l-ʿaẓīmi
kocaman ٦٣ (63)
(63)
diye vahyettik إِلَىٰ Musa'ya ilā
Musa'ya مُوسَىٰٓ Musa mūsā
Musa أَنِ vur ani
vur ٱضْرِب Strike iḍ'rib
Strike بِّعَصَاكَ değneğinle biʿaṣāka
değneğinle ٱلْبَحْرَ ۖ denize l-baḥra
denize فَٱنفَلَقَ sonra yarıldı fa-infalaqa
sonra yarıldı فَكَانَ ve oldu fakāna
ve oldu كُلُّ her kullu
her فِرْقٍۢ bölüm fir'qin
bölüm كَٱلطَّوْدِ bir dağ gibi kal-ṭawdi
bir dağ gibi ٱلْعَظِيمِ kocaman l-ʿaẓīmi
kocaman ٦٣ (63)
(63)
Bunun üzerine Biz Musa'ya: "Değneğinle denize vur" diye vahyettik. Hemen deniz ikiye ayrıldı, her parçası yüce bir dağ gibiydi.
26:64
وَأَزْلَفْنَا
ve yaklaştırdık
wa-azlafnā
ve yaklaştırdık ثَمَّ buraya thamma
buraya ٱلْـَٔاخَرِينَ ötekileri l-ākharīna
ötekileri ٦٤ (64)
(64)
ve yaklaştırdık ثَمَّ buraya thamma
buraya ٱلْـَٔاخَرِينَ ötekileri l-ākharīna
ötekileri ٦٤ (64)
(64)
İşte oraya, geridekileri de yaklaştırdık.
26:65
وَأَنجَيْنَا
ve kurtardık
wa-anjaynā
ve kurtardık مُوسَىٰ Musa'yı mūsā
Musa'yı وَمَن ve olanları waman
ve olanları مَّعَهُۥٓ beraberinde maʿahu
beraberinde أَجْمَعِينَ hepsini ajmaʿīna
hepsini ٦٥ (65)
(65)
ve kurtardık مُوسَىٰ Musa'yı mūsā
Musa'yı وَمَن ve olanları waman
ve olanları مَّعَهُۥٓ beraberinde maʿahu
beraberinde أَجْمَعِينَ hepsini ajmaʿīna
hepsini ٦٥ (65)
(65)
Musa ve beraberinde bulunanların hepsini kurtardık.
26:66
ثُمَّ
sonra
thumma
sonra أَغْرَقْنَا boğduk aghraqnā
boğduk ٱلْـَٔاخَرِينَ ötekilerini l-ākharīna
ötekilerini ٦٦ (66)
(66)
sonra أَغْرَقْنَا boğduk aghraqnā
boğduk ٱلْـَٔاخَرِينَ ötekilerini l-ākharīna
ötekilerini ٦٦ (66)
(66)
Öbürlerini suda boğduk.
26:67
إِنَّ
muhakkak ki
inna
muhakkak ki فِى vardır fī
vardır ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda لَـَٔايَةًۭ ۖ bir ibret laāyatan
bir ibret وَمَا ama wamā
ama كَانَ çokları kāna
çokları أَكْثَرُهُم most of them aktharuhum
most of them مُّؤْمِنِينَ inanmazlar mu'minīna
inanmazlar ٦٧ (67)
(67)
muhakkak ki فِى vardır fī
vardır ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda لَـَٔايَةًۭ ۖ bir ibret laāyatan
bir ibret وَمَا ama wamā
ama كَانَ çokları kāna
çokları أَكْثَرُهُم most of them aktharuhum
most of them مُّؤْمِنِينَ inanmazlar mu'minīna
inanmazlar ٦٧ (67)
(67)
Bunda şüphesiz ders vardır, ama çoğu inanmamıştır.
26:68
وَإِنَّ
ve şüphesiz
wa-inna
ve şüphesiz رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin لَهُوَ O'dur lahuwa
O'dur ٱلْعَزِيزُ üstün olan l-ʿazīzu
üstün olan ٱلرَّحِيمُ merhamet eden l-raḥīmu
merhamet eden ٦٨ (68)
(68)
ve şüphesiz رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin لَهُوَ O'dur lahuwa
O'dur ٱلْعَزِيزُ üstün olan l-ʿazīzu
üstün olan ٱلرَّحِيمُ merhamet eden l-raḥīmu
merhamet eden ٦٨ (68)
(68)
Doğrusu Rabbin, güçlü olandır, merhamet edendir.
26:69
وَٱتْلُ
oku
wa-ut'lu
oku عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara نَبَأَ haberini naba-a
haberini إِبْرَٰهِيمَ İbrahim'in ib'rāhīma
İbrahim'in ٦٩ (69)
(69)
oku عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara نَبَأَ haberini naba-a
haberini إِبْرَٰهِيمَ İbrahim'in ib'rāhīma
İbrahim'in ٦٩ (69)
(69)
Onlara İbrahim'in kıssasını anlat.
26:70
إِذْ
hani
idh
hani قَالَ demişti qāla
demişti لِأَبِيهِ babasına li-abīhi
babasına وَقَوْمِهِۦ ve kavmine waqawmihi
ve kavmine مَا neye? mā
neye? تَعْبُدُونَ tapıyorsunuz taʿbudūna
tapıyorsunuz ٧٠ (70)
(70)
hani قَالَ demişti qāla
demişti لِأَبِيهِ babasına li-abīhi
babasına وَقَوْمِهِۦ ve kavmine waqawmihi
ve kavmine مَا neye? mā
neye? تَعْبُدُونَ tapıyorsunuz taʿbudūna
tapıyorsunuz ٧٠ (70)
(70)
İbrahim, babasına ve milletine: "Nelere tapıyorsunuz?" demişti.
26:71
قَالُوا۟
dediler
qālū
dediler نَعْبُدُ tapıyoruz naʿbudu
tapıyoruz أَصْنَامًۭا putlara aṣnāman
putlara فَنَظَلُّ duruyoruz fanaẓallu
duruyoruz لَهَا onların önünde lahā
onların önünde عَـٰكِفِينَ ibadete ʿākifīna
ibadete ٧١ (71)
(71)
dediler نَعْبُدُ tapıyoruz naʿbudu
tapıyoruz أَصْنَامًۭا putlara aṣnāman
putlara فَنَظَلُّ duruyoruz fanaẓallu
duruyoruz لَهَا onların önünde lahā
onların önünde عَـٰكِفِينَ ibadete ʿākifīna
ibadete ٧١ (71)
(71)
"Putlara tapıyoruz, onlara bağlanıp duruyoruz" demişlerdi.
26:72
قَالَ
dedi ki
qāla
dedi ki هَلْ onlar sizi işitiyorlarmı? hal
onlar sizi işitiyorlarmı? يَسْمَعُونَكُمْ they hear you yasmaʿūnakum
they hear you إِذْ zaman idh
zaman تَدْعُونَ du'a ettiğiniz tadʿūna
du'a ettiğiniz ٧٢ (72)
(72)
dedi ki هَلْ onlar sizi işitiyorlarmı? hal
onlar sizi işitiyorlarmı? يَسْمَعُونَكُمْ they hear you yasmaʿūnakum
they hear you إِذْ zaman idh
zaman تَدْعُونَ du'a ettiğiniz tadʿūna
du'a ettiğiniz ٧٢ (72)
(72)
İbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar veya size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti.
26:73
أَوْ
yahut
aw
yahut يَنفَعُونَكُمْ size fayda verebiliyorlar (mı?) yanfaʿūnakum
size fayda verebiliyorlar (mı?) أَوْ veya aw
veya يَضُرُّونَ zarar verebiliyorlar( mı)? yaḍurrūna
zarar verebiliyorlar( mı)? ٧٣ (73)
(73)
yahut يَنفَعُونَكُمْ size fayda verebiliyorlar (mı?) yanfaʿūnakum
size fayda verebiliyorlar (mı?) أَوْ veya aw
veya يَضُرُّونَ zarar verebiliyorlar( mı)? yaḍurrūna
zarar verebiliyorlar( mı)? ٧٣ (73)
(73)
İbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar veya size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti.
26:74
قَالُوا۟
dediler
qālū
dediler بَلْ hayır bal
hayır وَجَدْنَآ bulduk wajadnā
bulduk ءَابَآءَنَا babalarımızı ābāanā
babalarımızı كَذَٰلِكَ böyle kadhālika
böyle يَفْعَلُونَ yaparlarken yafʿalūna
yaparlarken ٧٤ (74)
(74)
dediler بَلْ hayır bal
hayır وَجَدْنَآ bulduk wajadnā
bulduk ءَابَآءَنَا babalarımızı ābāanā
babalarımızı كَذَٰلِكَ böyle kadhālika
böyle يَفْعَلُونَ yaparlarken yafʿalūna
yaparlarken ٧٤ (74)
(74)
"Hayır ama, babalarımızı da bu şekilde ibadet ederken bulduk" demişlerdi.
26:75
قَالَ
dedi
qāla
dedi أَفَرَءَيْتُم gördünüz mü? afara-aytum
gördünüz mü? مَّا neye mā
neye كُنتُمْ tapıyorsunuz kuntum
tapıyorsunuz تَعْبُدُونَ worshipping taʿbudūna
worshipping ٧٥ (75)
(75)
dedi أَفَرَءَيْتُم gördünüz mü? afara-aytum
gördünüz mü? مَّا neye mā
neye كُنتُمْ tapıyorsunuz kuntum
tapıyorsunuz تَعْبُدُونَ worshipping taʿbudūna
worshipping ٧٥ (75)
(75)
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
26:76
أَنتُمْ
siz
antum
siz وَءَابَآؤُكُمُ ve atalarınız waābāukumu
ve atalarınız ٱلْأَقْدَمُونَ eski l-aqdamūna
eski ٧٦ (76)
(76)
siz وَءَابَآؤُكُمُ ve atalarınız waābāukumu
ve atalarınız ٱلْأَقْدَمُونَ eski l-aqdamūna
eski ٧٦ (76)
(76)
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
26:77
فَإِنَّهُمْ
onlar
fa-innahum
onlar عَدُوٌّۭ düşmanımdır ʿaduwwun
düşmanımdır لِّىٓ benim lī
benim إِلَّا yalnız hariç illā
yalnız hariç رَبَّ Rabbi rabba
Rabbi ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ٧٧ (77)
(77)
onlar عَدُوٌّۭ düşmanımdır ʿaduwwun
düşmanımdır لِّىٓ benim lī
benim إِلَّا yalnız hariç illā
yalnız hariç رَبَّ Rabbi rabba
Rabbi ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ٧٧ (77)
(77)
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
26:78
ٱلَّذِى
beni yaratan
alladhī
beni yaratan خَلَقَنِى created me khalaqanī
created me فَهُوَ O'dur fahuwa
O'dur يَهْدِينِ bana yol gösteren yahdīni
bana yol gösteren ٧٨ (78)
(78)
beni yaratan خَلَقَنِى created me khalaqanī
created me فَهُوَ O'dur fahuwa
O'dur يَهْدِينِ bana yol gösteren yahdīni
bana yol gösteren ٧٨ (78)
(78)
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
26:79
وَٱلَّذِى
ve
wa-alladhī
ve هُوَ O'dur huwa
O'dur يُطْعِمُنِى bana yediren yuṭ'ʿimunī
bana yediren وَيَسْقِينِ ve içiren wayasqīni
ve içiren ٧٩ (79)
(79)
ve هُوَ O'dur huwa
O'dur يُطْعِمُنِى bana yediren yuṭ'ʿimunī
bana yediren وَيَسْقِينِ ve içiren wayasqīni
ve içiren ٧٩ (79)
(79)
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
26:80
وَإِذَا
ve zaman
wa-idhā
ve zaman مَرِضْتُ hastalandığım mariḍ'tu
hastalandığım فَهُوَ O'dur fahuwa
O'dur يَشْفِينِ bana şifa veren yashfīni
bana şifa veren ٨٠ (80)
(80)
ve zaman مَرِضْتُ hastalandığım mariḍ'tu
hastalandığım فَهُوَ O'dur fahuwa
O'dur يَشْفِينِ bana şifa veren yashfīni
bana şifa veren ٨٠ (80)
(80)
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
26:81
وَٱلَّذِى
O'dur
wa-alladhī
O'dur يُمِيتُنِى beni öldürecek olan yumītunī
beni öldürecek olan ثُمَّ sonra thumma
sonra يُحْيِينِ diriltecek olan yuḥ'yīni
diriltecek olan ٨١ (81)
(81)
O'dur يُمِيتُنِى beni öldürecek olan yumītunī
beni öldürecek olan ثُمَّ sonra thumma
sonra يُحْيِينِ diriltecek olan yuḥ'yīni
diriltecek olan ٨١ (81)
(81)
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
26:82
وَٱلَّذِىٓ
ve O'dur
wa-alladhī
ve O'dur أَطْمَعُ umduğum aṭmaʿu
umduğum أَن afftmesini an
afftmesini يَغْفِرَ He will forgive yaghfira
He will forgive لِى beni lī
beni خَطِيٓـَٔتِى hatamı khaṭīatī
hatamı يَوْمَ günü yawma
günü ٱلدِّينِ din (ceza) l-dīni
din (ceza) ٨٢ (82)
(82)
ve O'dur أَطْمَعُ umduğum aṭmaʿu
umduğum أَن afftmesini an
afftmesini يَغْفِرَ He will forgive yaghfira
He will forgive لِى beni lī
beni خَطِيٓـَٔتِى hatamı khaṭīatī
hatamı يَوْمَ günü yawma
günü ٱلدِّينِ din (ceza) l-dīni
din (ceza) ٨٢ (82)
(82)
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
26:83
رَبِّ
Rabbim
rabbi
Rabbim هَبْ ver hab
ver لِى bana lī
bana حُكْمًۭا hüküm ḥuk'man
hüküm وَأَلْحِقْنِى ve beni kat wa-alḥiq'nī
ve beni kat بِٱلصَّـٰلِحِينَ Salihler arasına bil-ṣāliḥīna
Salihler arasına ٨٣ (83)
(83)
Rabbim هَبْ ver hab
ver لِى bana lī
bana حُكْمًۭا hüküm ḥuk'man
hüküm وَأَلْحِقْنِى ve beni kat wa-alḥiq'nī
ve beni kat بِٱلصَّـٰلِحِينَ Salihler arasına bil-ṣāliḥīna
Salihler arasına ٨٣ (83)
(83)
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
26:84
وَٱجْعَل
ve nasib eyle
wa-ij'ʿal
ve nasib eyle لِّى bana lī
bana لِسَانَ dili lisāna
dili صِدْقٍۢ doğruluk ṣid'qin
doğruluk فِى içinde fī
içinde ٱلْـَٔاخِرِينَ sonra gelenler l-ākhirīna
sonra gelenler ٨٤ (84)
(84)
ve nasib eyle لِّى bana lī
bana لِسَانَ dili lisāna
dili صِدْقٍۢ doğruluk ṣid'qin
doğruluk فِى içinde fī
içinde ٱلْـَٔاخِرِينَ sonra gelenler l-ākhirīna
sonra gelenler ٨٤ (84)
(84)
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.
26:85
وَٱجْعَلْنِى
ve beni kıl
wa-ij'ʿalnī
ve beni kıl مِن varislerinden min
varislerinden وَرَثَةِ (the) inheritors warathati
(the) inheritors جَنَّةِ cennetinin jannati
cennetinin ٱلنَّعِيمِ ni'met(i bol olan) l-naʿīmi
ni'met(i bol olan) ٨٥ (85)
(85)
ve beni kıl مِن varislerinden min
varislerinden وَرَثَةِ (the) inheritors warathati
(the) inheritors جَنَّةِ cennetinin jannati
cennetinin ٱلنَّعِيمِ ni'met(i bol olan) l-naʿīmi
ni'met(i bol olan) ٨٥ (85)
(85)
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.
26:86
وَٱغْفِرْ
ve bağışla
wa-igh'fir
ve bağışla لِأَبِىٓ babamı li-abī
babamı إِنَّهُۥ çünkü o innahu
çünkü o كَانَ -dandır kāna
-dandır مِنَ sapıklardandır mina
sapıklardandır ٱلضَّآلِّينَ those astray l-ḍālīna
those astray ٨٦ (86)
(86)
ve bağışla لِأَبِىٓ babamı li-abī
babamı إِنَّهُۥ çünkü o innahu
çünkü o كَانَ -dandır kāna
-dandır مِنَ sapıklardandır mina
sapıklardandır ٱلضَّآلِّينَ those astray l-ḍālīna
those astray ٨٦ (86)
(86)
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.
26:87
وَلَا
beni utandırma
walā
beni utandırma تُخْزِنِى disgrace me tukh'zinī
disgrace me يَوْمَ gün yawma
gün يُبْعَثُونَ diriltilecekleri yub'ʿathūna
diriltilecekleri ٨٧ (87)
(87)
beni utandırma تُخْزِنِى disgrace me tukh'zinī
disgrace me يَوْمَ gün yawma
gün يُبْعَثُونَ diriltilecekleri yub'ʿathūna
diriltilecekleri ٨٧ (87)
(87)
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.
26:88
يَوْمَ
o gün
yawma
o gün لَا fayda vermez lā
fayda vermez يَنفَعُ will benefit yanfaʿu
will benefit مَالٌۭ (ne) mal mālun
(ne) mal وَلَا ne de walā
ne de بَنُونَ oğullar banūna
oğullar ٨٨ (88)
(88)
o gün لَا fayda vermez lā
fayda vermez يَنفَعُ will benefit yanfaʿu
will benefit مَالٌۭ (ne) mal mālun
(ne) mal وَلَا ne de walā
ne de بَنُونَ oğullar banūna
oğullar ٨٨ (88)
(88)
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.
26:89
إِلَّا
dışındakine
illā
dışındakine مَنْ kimse man
kimse أَتَى getiren atā
getiren ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a بِقَلْبٍۢ kalb biqalbin
kalb سَلِيمٍۢ sağlam ve temiz salīmin
sağlam ve temiz ٨٩ (89)
(89)
dışındakine مَنْ kimse man
kimse أَتَى getiren atā
getiren ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a بِقَلْبٍۢ kalb biqalbin
kalb سَلِيمٍۢ sağlam ve temiz salīmin
sağlam ve temiz ٨٩ (89)
(89)
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.
26:90
وَأُزْلِفَتِ
ve yaklaştırılır
wa-uz'lifati
ve yaklaştırılır ٱلْجَنَّةُ cennet l-janatu
cennet لِلْمُتَّقِينَ muttakiler için lil'muttaqīna
muttakiler için ٩٠ (90)
(90)
ve yaklaştırılır ٱلْجَنَّةُ cennet l-janatu
cennet لِلْمُتَّقِينَ muttakiler için lil'muttaqīna
muttakiler için ٩٠ (90)
(90)
O gün cennet Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır. Cehennem de azgınlara gösterilir.
26:91
وَبُرِّزَتِ
ve karşısına çıkarılır
waburrizati
ve karşısına çıkarılır ٱلْجَحِيمُ cehennem l-jaḥīmu
cehennem لِلْغَاوِينَ azgınların lil'ghāwīna
azgınların ٩١ (91)
(91)
ve karşısına çıkarılır ٱلْجَحِيمُ cehennem l-jaḥīmu
cehennem لِلْغَاوِينَ azgınların lil'ghāwīna
azgınların ٩١ (91)
(91)
O gün cennet Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır. Cehennem de azgınlara gösterilir.
26:92
وَقِيلَ
ve denilir
waqīla
ve denilir لَهُمْ onlara lahum
onlara أَيْنَ hani nerede? ayna
hani nerede? مَا şeyler mā
şeyler كُنتُمْ taptıklarınız kuntum
taptıklarınız تَعْبُدُونَ (to) worship taʿbudūna
(to) worship ٩٢ (92)
(92)
ve denilir لَهُمْ onlara lahum
onlara أَيْنَ hani nerede? ayna
hani nerede? مَا şeyler mā
şeyler كُنتُمْ taptıklarınız kuntum
taptıklarınız تَعْبُدُونَ (to) worship taʿbudūna
(to) worship ٩٢ (92)
(92)
Onlara: "Allah'ı bırakıp taptıklarınız nerededir. Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denilir.
26:93
مِن
başkası
min
başkası دُونِ Besides Allah dūni
Besides Allah ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan هَلْ size yardım ediyorlarmı? hal
size yardım ediyorlarmı? يَنصُرُونَكُمْ they help you yanṣurūnakum
they help you أَوْ yahut aw
yahut يَنتَصِرُونَ kendilerine yardımları dokunuyor (mu?) yantaṣirūna
kendilerine yardımları dokunuyor (mu?) ٩٣ (93)
(93)
başkası دُونِ Besides Allah dūni
Besides Allah ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan هَلْ size yardım ediyorlarmı? hal
size yardım ediyorlarmı? يَنصُرُونَكُمْ they help you yanṣurūnakum
they help you أَوْ yahut aw
yahut يَنتَصِرُونَ kendilerine yardımları dokunuyor (mu?) yantaṣirūna
kendilerine yardımları dokunuyor (mu?) ٩٣ (93)
(93)
Onlara: "Allah'ı bırakıp taptıklarınız nerededir. Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denilir.
26:94
فَكُبْكِبُوا۟
tepe taklak atılırlar
fakub'kibū
tepe taklak atılırlar فِيهَا oraya fīhā
oraya هُمْ onlar hum
onlar وَٱلْغَاوُۥنَ ve azgınlar wal-ghāwūna
ve azgınlar ٩٤ (94)
(94)
tepe taklak atılırlar فِيهَا oraya fīhā
oraya هُمْ onlar hum
onlar وَٱلْغَاوُۥنَ ve azgınlar wal-ghāwūna
ve azgınlar ٩٤ (94)
(94)
Onlar, azgınlar ve İblis'in adamları, hepsi, tepetakla oraya atılırlar.
26:95
وَجُنُودُ
ve askerleri
wajunūdu
ve askerleri إِبْلِيسَ İblis'in ib'līsa
İblis'in أَجْمَعُونَ bütün ajmaʿūna
bütün ٩٥ (95)
(95)
ve askerleri إِبْلِيسَ İblis'in ib'līsa
İblis'in أَجْمَعُونَ bütün ajmaʿūna
bütün ٩٥ (95)
(95)
Onlar, azgınlar ve İblis'in adamları, hepsi, tepetakla oraya atılırlar.
26:96
قَالُوا۟
derler ki
qālū
derler ki وَهُمْ onlar wahum
onlar فِيهَا orada fīhā
orada يَخْتَصِمُونَ çekişerek yakhtaṣimūna
çekişerek ٩٦ (96)
(96)
derler ki وَهُمْ onlar wahum
onlar فِيهَا orada fīhā
orada يَخْتَصِمُونَ çekişerek yakhtaṣimūna
çekişerek ٩٦ (96)
(96)
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
26:97
تَٱللَّهِ
vallahi
tal-lahi
vallahi إِن gerçekten in
gerçekten كُنَّا biz -imişiz kunnā
biz -imişiz لَفِى içinde lafī
içinde ضَلَـٰلٍۢ bir sapıklık ḍalālin
bir sapıklık مُّبِينٍ apaçık mubīnin
apaçık ٩٧ (97)
(97)
vallahi إِن gerçekten in
gerçekten كُنَّا biz -imişiz kunnā
biz -imişiz لَفِى içinde lafī
içinde ضَلَـٰلٍۢ bir sapıklık ḍalālin
bir sapıklık مُّبِينٍ apaçık mubīnin
apaçık ٩٧ (97)
(97)
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
26:98
إِذْ
çünkü
idh
çünkü نُسَوِّيكُم sizi eşit tutuyorduk nusawwīkum
sizi eşit tutuyorduk بِرَبِّ Rabbine birabbi
Rabbine ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ٩٨ (98)
(98)
çünkü نُسَوِّيكُم sizi eşit tutuyorduk nusawwīkum
sizi eşit tutuyorduk بِرَبِّ Rabbine birabbi
Rabbine ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ٩٨ (98)
(98)
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
26:99
وَمَآ
bizi saptıramazlar
wamā
bizi saptıramazlar أَضَلَّنَآ misguided us aḍallanā
misguided us إِلَّا başkası illā
başkası ٱلْمُجْرِمُونَ suçlulardan l-muj'rimūna
suçlulardan ٩٩ (99)
(99)
bizi saptıramazlar أَضَلَّنَآ misguided us aḍallanā
misguided us إِلَّا başkası illā
başkası ٱلْمُجْرِمُونَ suçlulardan l-muj'rimūna
suçlulardan ٩٩ (99)
(99)
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
26:100
فَمَا
artık yoktur
famā
artık yoktur لَنَا bizim lanā
bizim مِن şefa'atçilerimiz min
şefa'atçilerimiz شَـٰفِعِينَ intercessors shāfiʿīna
intercessors ١٠٠ (100)
(100)
artık yoktur لَنَا bizim lanā
bizim مِن şefa'atçilerimiz min
şefa'atçilerimiz شَـٰفِعِينَ intercessors shāfiʿīna
intercessors ١٠٠ (100)
(100)
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
26:101
وَلَا
ve yoktur
walā
ve yoktur صَدِيقٍ bir dostumuz ṣadīqin
bir dostumuz حَمِيمٍۢ sıcak ḥamīmin
sıcak ١٠١ (101)
(101)
ve yoktur صَدِيقٍ bir dostumuz ṣadīqin
bir dostumuz حَمِيمٍۢ sıcak ḥamīmin
sıcak ١٠١ (101)
(101)
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
26:102
فَلَوْ
ah keşke
falaw
ah keşke أَنَّ bizim için olsa anna
bizim için olsa لَنَا we had lanā
we had كَرَّةًۭ bir (dönüş) daha karratan
bir (dönüş) daha فَنَكُونَ ve olsak fanakūna
ve olsak مِنَ inananlardan mina
inananlardan ٱلْمُؤْمِنِينَ the believers l-mu'minīna
the believers ١٠٢ (102)
(102)
ah keşke أَنَّ bizim için olsa anna
bizim için olsa لَنَا we had lanā
we had كَرَّةًۭ bir (dönüş) daha karratan
bir (dönüş) daha فَنَكُونَ ve olsak fanakūna
ve olsak مِنَ inananlardan mina
inananlardan ٱلْمُؤْمِنِينَ the believers l-mu'minīna
the believers ١٠٢ (102)
(102)
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
26:103
إِنَّ
muhakkak ki
inna
muhakkak ki فِى vardır fī
vardır ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda لَـَٔايَةًۭ ۖ bir ibret laāyatan
bir ibret وَمَا ama yine wamā
ama yine كَانَ olmazlar kāna
olmazlar أَكْثَرُهُم çokları aktharuhum
çokları مُّؤْمِنِينَ inananlardan mu'minīna
inananlardan ١٠٣ (103)
(103)
muhakkak ki فِى vardır fī
vardır ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda لَـَٔايَةًۭ ۖ bir ibret laāyatan
bir ibret وَمَا ama yine wamā
ama yine كَانَ olmazlar kāna
olmazlar أَكْثَرُهُم çokları aktharuhum
çokları مُّؤْمِنِينَ inananlardan mu'minīna
inananlardan ١٠٣ (103)
(103)
Bunda şüphesiz bir ders vardır ama çoğu inanmamıştır.
26:104
وَإِنَّ
şüphesiz
wa-inna
şüphesiz رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin لَهُوَ O'dur lahuwa
O'dur ٱلْعَزِيزُ üstün olan l-ʿazīzu
üstün olan ٱلرَّحِيمُ merhamet eden l-raḥīmu
merhamet eden ١٠٤ (104)
(104)
şüphesiz رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin لَهُوَ O'dur lahuwa
O'dur ٱلْعَزِيزُ üstün olan l-ʿazīzu
üstün olan ٱلرَّحِيمُ merhamet eden l-raḥīmu
merhamet eden ١٠٤ (104)
(104)
Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
26:105
كَذَّبَتْ
yalanladı
kadhabat
yalanladı قَوْمُ kavmi qawmu
kavmi نُوحٍ Nuh nūḥin
Nuh ٱلْمُرْسَلِينَ gönderilen elçileri l-mur'salīna
gönderilen elçileri ١٠٥ (105)
(105)
yalanladı قَوْمُ kavmi qawmu
kavmi نُوحٍ Nuh nūḥin
Nuh ٱلْمُرْسَلِينَ gönderilen elçileri l-mur'salīna
gönderilen elçileri ١٠٥ (105)
(105)
Nuh'un milleti peygamberlerini yalanladı.
26:106
إِذْ
hani
idh
hani قَالَ demişti qāla
demişti لَهُمْ onlara lahum
onlara أَخُوهُمْ kardeşleri akhūhum
kardeşleri نُوحٌ Nuh nūḥun
Nuh أَلَا korunmaz mısınız? alā
korunmaz mısınız? تَتَّقُونَ you fear (Allah) tattaqūna
you fear (Allah) ١٠٦ (106)
(106)
hani قَالَ demişti qāla
demişti لَهُمْ onlara lahum
onlara أَخُوهُمْ kardeşleri akhūhum
kardeşleri نُوحٌ Nuh nūḥun
Nuh أَلَا korunmaz mısınız? alā
korunmaz mısınız? تَتَّقُونَ you fear (Allah) tattaqūna
you fear (Allah) ١٠٦ (106)
(106)
Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi.
26:107
إِنِّى
muhakkak ben
innī
muhakkak ben لَكُمْ sizin için lakum
sizin için رَسُولٌ bir elçiyim rasūlun
bir elçiyim أَمِينٌۭ güvenilir amīnun
güvenilir ١٠٧ (107)
(107)
muhakkak ben لَكُمْ sizin için lakum
sizin için رَسُولٌ bir elçiyim rasūlun
bir elçiyim أَمِينٌۭ güvenilir amīnun
güvenilir ١٠٧ (107)
(107)
Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi.
26:108
فَٱتَّقُوا۟
korkun
fa-ittaqū
korkun ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan وَأَطِيعُونِ ve bana ita'at edin wa-aṭīʿūni
ve bana ita'at edin ١٠٨ (108)
(108)
korkun ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan وَأَطِيعُونِ ve bana ita'at edin wa-aṭīʿūni
ve bana ita'at edin ١٠٨ (108)
(108)
Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi.
26:109
وَمَآ
ve
wamā
ve أَسْـَٔلُكُمْ ben sizden istemiyorum asalukum
ben sizden istemiyorum عَلَيْهِ buna karşı ʿalayhi
buna karşı مِنْ hiç min
hiç أَجْرٍ ۖ bir ücret ajrin
bir ücret إِنْ yoktur in
yoktur أَجْرِىَ bana bir ücret ajriya
bana bir ücret إِلَّا başka illā
başka عَلَىٰ ait olandan ʿalā
ait olandan رَبِّ Rabbine rabbi
Rabbine ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ١٠٩ (109)
(109)
ve أَسْـَٔلُكُمْ ben sizden istemiyorum asalukum
ben sizden istemiyorum عَلَيْهِ buna karşı ʿalayhi
buna karşı مِنْ hiç min
hiç أَجْرٍ ۖ bir ücret ajrin
bir ücret إِنْ yoktur in
yoktur أَجْرِىَ bana bir ücret ajriya
bana bir ücret إِلَّا başka illā
başka عَلَىٰ ait olandan ʿalā
ait olandan رَبِّ Rabbine rabbi
Rabbine ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ١٠٩ (109)
(109)
Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi.
26:110
فَٱتَّقُوا۟
öyle ise korkun
fa-ittaqū
öyle ise korkun ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan وَأَطِيعُونِ ve bana ita'at edin wa-aṭīʿūni
ve bana ita'at edin ١١٠ (110)
(110)
öyle ise korkun ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan وَأَطِيعُونِ ve bana ita'at edin wa-aṭīʿūni
ve bana ita'at edin ١١٠ (110)
(110)
Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi.
26:111
۞ قَالُوٓا۟
dediler ki
qālū
dediler ki أَنُؤْمِنُ biz inanır mıyız? anu'minu
biz inanır mıyız? لَكَ sana laka
sana وَٱتَّبَعَكَ uymuşken wa-ittabaʿaka
uymuşken ٱلْأَرْذَلُونَ bayağı kimseler l-ardhalūna
bayağı kimseler ١١١ (111)
(111)
dediler ki أَنُؤْمِنُ biz inanır mıyız? anu'minu
biz inanır mıyız? لَكَ sana laka
sana وَٱتَّبَعَكَ uymuşken wa-ittabaʿaka
uymuşken ٱلْأَرْذَلُونَ bayağı kimseler l-ardhalūna
bayağı kimseler ١١١ (111)
(111)
"Sana mı inanacağız? Sana en rezil kimseler uymaktadır" dediler.
26:112
قَالَ
dedi ki
qāla
dedi ki وَمَا ve wamā
ve عِلْمِى ben bilmem ʿil'mī
ben bilmem بِمَا şeyleri bimā
şeyleri كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları يَعْمَلُونَ onların yapıyor yaʿmalūna
onların yapıyor ١١٢ (112)
(112)
dedi ki وَمَا ve wamā
ve عِلْمِى ben bilmem ʿil'mī
ben bilmem بِمَا şeyleri bimā
şeyleri كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları يَعْمَلُونَ onların yapıyor yaʿmalūna
onların yapıyor ١١٢ (112)
(112)
Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi.
26:113
إِنْ
doğrusu
in
doğrusu حِسَابُهُمْ onların hesabı ḥisābuhum
onların hesabı إِلَّا ancak illā
ancak عَلَىٰ aittir ʿalā
aittir رَبِّى ۖ Rabbime rabbī
Rabbime لَوْ eğer law
eğer تَشْعُرُونَ düşünürseniz tashʿurūna
düşünürseniz ١١٣ (113)
(113)
doğrusu حِسَابُهُمْ onların hesabı ḥisābuhum
onların hesabı إِلَّا ancak illā
ancak عَلَىٰ aittir ʿalā
aittir رَبِّى ۖ Rabbime rabbī
Rabbime لَوْ eğer law
eğer تَشْعُرُونَ düşünürseniz tashʿurūna
düşünürseniz ١١٣ (113)
(113)
Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi.
26:114
وَمَآ
ve değilim
wamā
ve değilim أَنَا۠ ben anā
ben بِطَارِدِ kovacak biṭāridi
kovacak ٱلْمُؤْمِنِينَ inananları l-mu'minīna
inananları ١١٤ (114)
(114)
ve değilim أَنَا۠ ben anā
ben بِطَارِدِ kovacak biṭāridi
kovacak ٱلْمُؤْمِنِينَ inananları l-mu'minīna
inananları ١١٤ (114)
(114)
Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi.
26:115
إِنْ
değilim
in
değilim أَنَا۠ ben anā
ben إِلَّا başka illā
başka نَذِيرٌۭ bir uyarıcı(dan) nadhīrun
bir uyarıcı(dan) مُّبِينٌۭ apaçık mubīnun
apaçık ١١٥ (115)
(115)
değilim أَنَا۠ ben anā
ben إِلَّا başka illā
başka نَذِيرٌۭ bir uyarıcı(dan) nadhīrun
bir uyarıcı(dan) مُّبِينٌۭ apaçık mubīnun
apaçık ١١٥ (115)
(115)
Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi.
26:116
قَالُوا۟
dediler
qālū
dediler لَئِن eğer la-in
eğer لَّمْ vazgeçmezsen lam
vazgeçmezsen تَنتَهِ you desist tantahi
you desist يَـٰنُوحُ ey Nuh yānūḥu
ey Nuh لَتَكُونَنَّ mutlaka olacaksın latakūnanna
mutlaka olacaksın مِنَ taşlananlardan mina
taşlananlardan ٱلْمَرْجُومِينَ those who are stoned l-marjūmīna
those who are stoned ١١٦ (116)
(116)
dediler لَئِن eğer la-in
eğer لَّمْ vazgeçmezsen lam
vazgeçmezsen تَنتَهِ you desist tantahi
you desist يَـٰنُوحُ ey Nuh yānūḥu
ey Nuh لَتَكُونَنَّ mutlaka olacaksın latakūnanna
mutlaka olacaksın مِنَ taşlananlardan mina
taşlananlardan ٱلْمَرْجُومِينَ those who are stoned l-marjūmīna
those who are stoned ١١٦ (116)
(116)
"Ey Nuh! Eğer bu işe son vermezsen, şüphesiz taşlanacaklardan olacaksın" dediler.
26:117
قَالَ
(Nuh) dedi
qāla
(Nuh) dedi رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz قَوْمِى kavmim qawmī
kavmim كَذَّبُونِ beni yalanladı kadhabūni
beni yalanladı ١١٧ (117)
(117)
(Nuh) dedi رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz قَوْمِى kavmim qawmī
kavmim كَذَّبُونِ beni yalanladı kadhabūni
beni yalanladı ١١٧ (117)
(117)
Nuh: "Rabbim! Milletim beni yalanladı. Benimle onların arasında Sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki inananları kurtar" dedi.
26:118
فَٱفْتَحْ
o halde aç
fa-if'taḥ
o halde aç بَيْنِى benimle baynī
benimle وَبَيْنَهُمْ onların arasını wabaynahum
onların arasını فَتْحًۭا (kesin hükümle) açarak fatḥan
(kesin hükümle) açarak وَنَجِّنِى ve beni kurtar wanajjinī
ve beni kurtar وَمَن ve bulunanları waman
ve bulunanları مَّعِىَ benimle beraber maʿiya
benimle beraber مِنَ mü'minlerden mina
mü'minlerden ٱلْمُؤْمِنِينَ the believers l-mu'minīna
the believers ١١٨ (118)
(118)
o halde aç بَيْنِى benimle baynī
benimle وَبَيْنَهُمْ onların arasını wabaynahum
onların arasını فَتْحًۭا (kesin hükümle) açarak fatḥan
(kesin hükümle) açarak وَنَجِّنِى ve beni kurtar wanajjinī
ve beni kurtar وَمَن ve bulunanları waman
ve bulunanları مَّعِىَ benimle beraber maʿiya
benimle beraber مِنَ mü'minlerden mina
mü'minlerden ٱلْمُؤْمِنِينَ the believers l-mu'minīna
the believers ١١٨ (118)
(118)
Nuh: "Rabbim! Milletim beni yalanladı. Benimle onların arasında Sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki inananları kurtar" dedi.
26:119
فَأَنجَيْنَـٰهُ
biz de onu kurtardık
fa-anjaynāhu
biz de onu kurtardık وَمَن ve bulunanları waman
ve bulunanları مَّعَهُۥ onunla beraber maʿahu
onunla beraber فِى içinde fī
içinde ٱلْفُلْكِ gemi l-ful'ki
gemi ٱلْمَشْحُونِ dolu l-mashḥūni
dolu ١١٩ (119)
(119)
biz de onu kurtardık وَمَن ve bulunanları waman
ve bulunanları مَّعَهُۥ onunla beraber maʿahu
onunla beraber فِى içinde fī
içinde ٱلْفُلْكِ gemi l-ful'ki
gemi ٱلْمَشْحُونِ dolu l-mashḥūni
dolu ١١٩ (119)
(119)
Bunun üzerine onu ve beraberinde bulunanları, dolu bir gemi içinde taşıyarak kurtardık.
26:120
ثُمَّ
sonra
thumma
sonra أَغْرَقْنَا boğduk aghraqnā
boğduk بَعْدُ bunun ardından baʿdu
bunun ardından ٱلْبَاقِينَ geride kalanları l-bāqīna
geride kalanları ١٢٠ (120)
(120)
sonra أَغْرَقْنَا boğduk aghraqnā
boğduk بَعْدُ bunun ardından baʿdu
bunun ardından ٱلْبَاقِينَ geride kalanları l-bāqīna
geride kalanları ١٢٠ (120)
(120)
Sonra de geride kalanları suda boğduk.
26:121
إِنَّ
muhakkak ki
inna
muhakkak ki فِى vardır fī
vardır ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda لَـَٔايَةًۭ ۖ bir ibret laāyatan
bir ibret وَمَا ama yine wamā
ama yine كَانَ değildir kāna
değildir أَكْثَرُهُم çokları aktharuhum
çokları مُّؤْمِنِينَ inananlardan mu'minīna
inananlardan ١٢١ (121)
(121)
muhakkak ki فِى vardır fī
vardır ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda لَـَٔايَةًۭ ۖ bir ibret laāyatan
bir ibret وَمَا ama yine wamā
ama yine كَانَ değildir kāna
değildir أَكْثَرُهُم çokları aktharuhum
çokları مُّؤْمِنِينَ inananlardan mu'minīna
inananlardan ١٢١ (121)
(121)
Doğrusu bunda bir ders vardır, ama çoğu inanmamıştır.
26:122
وَإِنَّ
ve şüphesiz
wa-inna
ve şüphesiz رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin لَهُوَ işte O'dur lahuwa
işte O'dur ٱلْعَزِيزُ üstün olan l-ʿazīzu
üstün olan ٱلرَّحِيمُ merhamet eden l-raḥīmu
merhamet eden ١٢٢ (122)
(122)
ve şüphesiz رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin لَهُوَ işte O'dur lahuwa
işte O'dur ٱلْعَزِيزُ üstün olan l-ʿazīzu
üstün olan ٱلرَّحِيمُ merhamet eden l-raḥīmu
merhamet eden ١٢٢ (122)
(122)
Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
26:123
كَذَّبَتْ
yalanladı
kadhabat
yalanladı عَادٌ Ad (kavmi) de ʿādun
Ad (kavmi) de ٱلْمُرْسَلِينَ gönderilen elçileri l-mur'salīna
gönderilen elçileri ١٢٣ (123)
(123)
yalanladı عَادٌ Ad (kavmi) de ʿādun
Ad (kavmi) de ٱلْمُرْسَلِينَ gönderilen elçileri l-mur'salīna
gönderilen elçileri ١٢٣ (123)
(123)
Ad milleti de peygamberleri yalanladı.
26:124
إِذْ
hani
idh
hani قَالَ demişti qāla
demişti لَهُمْ onlara lahum
onlara أَخُوهُمْ kardeşleri akhūhum
kardeşleri هُودٌ Hud hūdun
Hud أَلَا korunmaz mısınız? alā
korunmaz mısınız? تَتَّقُونَ you fear (Allah) tattaqūna
you fear (Allah) ١٢٤ (124)
(124)
hani قَالَ demişti qāla
demişti لَهُمْ onlara lahum
onlara أَخُوهُمْ kardeşleri akhūhum
kardeşleri هُودٌ Hud hūdun
Hud أَلَا korunmaz mısınız? alā
korunmaz mısınız? تَتَّقُونَ you fear (Allah) tattaqūna
you fear (Allah) ١٢٤ (124)
(124)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
26:125
إِنِّى
şüphesiz ben
innī
şüphesiz ben لَكُمْ sizin için lakum
sizin için رَسُولٌ bir elçiyim rasūlun
bir elçiyim أَمِينٌۭ güvenilir amīnun
güvenilir ١٢٥ (125)
(125)
şüphesiz ben لَكُمْ sizin için lakum
sizin için رَسُولٌ bir elçiyim rasūlun
bir elçiyim أَمِينٌۭ güvenilir amīnun
güvenilir ١٢٥ (125)
(125)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
26:126
فَٱتَّقُوا۟
korkun
fa-ittaqū
korkun ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan وَأَطِيعُونِ ve bana ita'at edin wa-aṭīʿūni
ve bana ita'at edin ١٢٦ (126)
(126)
korkun ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan وَأَطِيعُونِ ve bana ita'at edin wa-aṭīʿūni
ve bana ita'at edin ١٢٦ (126)
(126)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
26:127
وَمَآ
ben sizden istemiyorum
wamā
ben sizden istemiyorum أَسْـَٔلُكُمْ I ask you asalukum
I ask you عَلَيْهِ buna karşı ʿalayhi
buna karşı مِنْ hiç min
hiç أَجْرٍ ۖ bir ücret ajrin
bir ücret إِنْ benim ücretim in
benim ücretim أَجْرِىَ (is) my payment ajriya
(is) my payment إِلَّا ancak illā
ancak عَلَىٰ aittir ʿalā
aittir رَبِّ Rabbine rabbi
Rabbine ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ١٢٧ (127)
(127)
ben sizden istemiyorum أَسْـَٔلُكُمْ I ask you asalukum
I ask you عَلَيْهِ buna karşı ʿalayhi
buna karşı مِنْ hiç min
hiç أَجْرٍ ۖ bir ücret ajrin
bir ücret إِنْ benim ücretim in
benim ücretim أَجْرِىَ (is) my payment ajriya
(is) my payment إِلَّا ancak illā
ancak عَلَىٰ aittir ʿalā
aittir رَبِّ Rabbine rabbi
Rabbine ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ١٢٧ (127)
(127)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
26:128
أَتَبْنُونَ
siz yapıyor musunuz?
atabnūna
siz yapıyor musunuz? بِكُلِّ her bikulli
her رِيعٍ tepeye (yol üzerine) rīʿin
tepeye (yol üzerine) ءَايَةًۭ bir işaret (saraylar) āyatan
bir işaret (saraylar) تَعْبَثُونَ eğleniyor (musunuz?) taʿbathūna
eğleniyor (musunuz?) ١٢٨ (128)
(128)
siz yapıyor musunuz? بِكُلِّ her bikulli
her رِيعٍ tepeye (yol üzerine) rīʿin
tepeye (yol üzerine) ءَايَةًۭ bir işaret (saraylar) āyatan
bir işaret (saraylar) تَعْبَثُونَ eğleniyor (musunuz?) taʿbathūna
eğleniyor (musunuz?) ١٢٨ (128)
(128)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
26:129
وَتَتَّخِذُونَ
ve ediniyorsunuz
watattakhidhūna
ve ediniyorsunuz مَصَانِعَ köşkler (ve müstahkem kaleler) maṣāniʿa
köşkler (ve müstahkem kaleler) لَعَلَّكُمْ belki laʿallakum
belki تَخْلُدُونَ ebedi yaşarsınız diye takhludūna
ebedi yaşarsınız diye ١٢٩ (129)
(129)
ve ediniyorsunuz مَصَانِعَ köşkler (ve müstahkem kaleler) maṣāniʿa
köşkler (ve müstahkem kaleler) لَعَلَّكُمْ belki laʿallakum
belki تَخْلُدُونَ ebedi yaşarsınız diye takhludūna
ebedi yaşarsınız diye ١٢٩ (129)
(129)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
26:130
وَإِذَا
ve zaman
wa-idhā
ve zaman بَطَشْتُم yakaladığınız baṭashtum
yakaladığınız بَطَشْتُمْ yakalıyorsunuz baṭashtum
yakalıyorsunuz جَبَّارِينَ zorbalar gibi jabbārīna
zorbalar gibi ١٣٠ (130)
(130)
ve zaman بَطَشْتُم yakaladığınız baṭashtum
yakaladığınız بَطَشْتُمْ yakalıyorsunuz baṭashtum
yakalıyorsunuz جَبَّارِينَ zorbalar gibi jabbārīna
zorbalar gibi ١٣٠ (130)
(130)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
26:131
فَٱتَّقُوا۟
o halde korkun
fa-ittaqū
o halde korkun ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan وَأَطِيعُونِ ve bana ita'at edin wa-aṭīʿūni
ve bana ita'at edin ١٣١ (131)
(131)
o halde korkun ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan وَأَطِيعُونِ ve bana ita'at edin wa-aṭīʿūni
ve bana ita'at edin ١٣١ (131)
(131)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
26:132
وَٱتَّقُوا۟
ve korkun
wa-ittaqū
ve korkun ٱلَّذِىٓ kimseden alladhī
kimseden أَمَدَّكُم size bol bol veren amaddakum
size bol bol veren بِمَا şeyleri (ni'metleri) bimā
şeyleri (ni'metleri) تَعْلَمُونَ bildiğiniz taʿlamūna
bildiğiniz ١٣٢ (132)
(132)
ve korkun ٱلَّذِىٓ kimseden alladhī
kimseden أَمَدَّكُم size bol bol veren amaddakum
size bol bol veren بِمَا şeyleri (ni'metleri) bimā
şeyleri (ni'metleri) تَعْلَمُونَ bildiğiniz taʿlamūna
bildiğiniz ١٣٢ (132)
(132)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
26:133
أَمَدَّكُم
ki O size vermiştir
amaddakum
ki O size vermiştir بِأَنْعَـٰمٍۢ davarlar bi-anʿāmin
davarlar وَبَنِينَ ve oğullar wabanīna
ve oğullar ١٣٣ (133)
(133)
ki O size vermiştir بِأَنْعَـٰمٍۢ davarlar bi-anʿāmin
davarlar وَبَنِينَ ve oğullar wabanīna
ve oğullar ١٣٣ (133)
(133)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
26:134
وَجَنَّـٰتٍۢ
ve bahçeler
wajannātin
ve bahçeler وَعُيُونٍ ve çeşmeler waʿuyūnin
ve çeşmeler ١٣٤ (134)
(134)
ve bahçeler وَعُيُونٍ ve çeşmeler waʿuyūnin
ve çeşmeler ١٣٤ (134)
(134)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
26:135
إِنِّىٓ
doğrusu ben
innī
doğrusu ben أَخَافُ korkuyorum akhāfu
korkuyorum عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size عَذَابَ azabından ʿadhāba
azabından يَوْمٍ bir günün yawmin
bir günün عَظِيمٍۢ büyük ʿaẓīmin
büyük ١٣٥ (135)
(135)
doğrusu ben أَخَافُ korkuyorum akhāfu
korkuyorum عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size عَذَابَ azabından ʿadhāba
azabından يَوْمٍ bir günün yawmin
bir günün عَظِيمٍۢ büyük ʿaẓīmin
büyük ١٣٥ (135)
(135)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
26:136
قَالُوا۟
dediler ki
qālū
dediler ki سَوَآءٌ aynıdır sawāon
aynıdır عَلَيْنَآ bizce ʿalaynā
bizce أَوَعَظْتَ öğüt versen de awaʿaẓta
öğüt versen de أَمْ veya am
veya لَمْ olmasan da lam
olmasan da تَكُن you are takun
you are مِّنَ öğüt verenlerden mina
öğüt verenlerden ٱلْوَٰعِظِينَ the advisors l-wāʿiẓīna
the advisors ١٣٦ (136)
(136)
dediler ki سَوَآءٌ aynıdır sawāon
aynıdır عَلَيْنَآ bizce ʿalaynā
bizce أَوَعَظْتَ öğüt versen de awaʿaẓta
öğüt versen de أَمْ veya am
veya لَمْ olmasan da lam
olmasan da تَكُن you are takun
you are مِّنَ öğüt verenlerden mina
öğüt verenlerden ٱلْوَٰعِظِينَ the advisors l-wāʿiẓīna
the advisors ١٣٦ (136)
(136)
"İster öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bizce birdir.
26:137
إِنْ
değildir
in
değildir هَـٰذَآ bu (davranışımız) hādhā
bu (davranışımız) إِلَّا başka illā
başka خُلُقُ ahlakı(ndan) khuluqu
ahlakı(ndan) ٱلْأَوَّلِينَ evvelkilerin l-awalīna
evvelkilerin ١٣٧ (137)
(137)
değildir هَـٰذَآ bu (davranışımız) hādhā
bu (davranışımız) إِلَّا başka illā
başka خُلُقُ ahlakı(ndan) khuluqu
ahlakı(ndan) ٱلْأَوَّلِينَ evvelkilerin l-awalīna
evvelkilerin ١٣٧ (137)
(137)
Bu durumumuz öncekilerin geleneğidir. Biz azaba uğratılacak da değiliz" dediler.
26:138
وَمَا
ve değiliz
wamā
ve değiliz نَحْنُ biz naḥnu
biz بِمُعَذَّبِينَ azaba uğratılacak bimuʿadhabīna
azaba uğratılacak ١٣٨ (138)
(138)
ve değiliz نَحْنُ biz naḥnu
biz بِمُعَذَّبِينَ azaba uğratılacak bimuʿadhabīna
azaba uğratılacak ١٣٨ (138)
(138)
Bu durumumuz öncekilerin geleneğidir. Biz azaba uğratılacak da değiliz" dediler.
26:139
فَكَذَّبُوهُ
onu yalanladılar
fakadhabūhu
onu yalanladılar فَأَهْلَكْنَـٰهُمْ ۗ biz de onları helak ettik fa-ahlaknāhum
biz de onları helak ettik إِنَّ muhakkak ki inna
muhakkak ki فِى vardır fī
vardır ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda لَـَٔايَةًۭ ۖ bir ibret laāyatan
bir ibret وَمَا ama yine wamā
ama yine كَانَ değildir kāna
değildir أَكْثَرُهُم çokları aktharuhum
çokları مُّؤْمِنِينَ inananlardan mu'minīna
inananlardan ١٣٩ (139)
(139)
onu yalanladılar فَأَهْلَكْنَـٰهُمْ ۗ biz de onları helak ettik fa-ahlaknāhum
biz de onları helak ettik إِنَّ muhakkak ki inna
muhakkak ki فِى vardır fī
vardır ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda لَـَٔايَةًۭ ۖ bir ibret laāyatan
bir ibret وَمَا ama yine wamā
ama yine كَانَ değildir kāna
değildir أَكْثَرُهُم çokları aktharuhum
çokları مُّؤْمِنِينَ inananlardan mu'minīna
inananlardan ١٣٩ (139)
(139)
Böylece onu yalanladılar; Biz de kendilerini yok ettik. Bunda şüphesiz ki ders vardır; ama çoğu inanmamıştır.
26:140
وَإِنَّ
şüphesiz
wa-inna
şüphesiz رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin لَهُوَ işte O'dur lahuwa
işte O'dur ٱلْعَزِيزُ üstün olan l-ʿazīzu
üstün olan ٱلرَّحِيمُ merhamet eden l-raḥīmu
merhamet eden ١٤٠ (140)
(140)
şüphesiz رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin لَهُوَ işte O'dur lahuwa
işte O'dur ٱلْعَزِيزُ üstün olan l-ʿazīzu
üstün olan ٱلرَّحِيمُ merhamet eden l-raḥīmu
merhamet eden ١٤٠ (140)
(140)
Doğrusu Rabbin güçlüdür, merhametlidir.
26:141
كَذَّبَتْ
yalanladı
kadhabat
yalanladı ثَمُودُ Semud (kavmi) de thamūdu
Semud (kavmi) de ٱلْمُرْسَلِينَ gönderilen elçileri l-mur'salīna
gönderilen elçileri ١٤١ (141)
(141)
yalanladı ثَمُودُ Semud (kavmi) de thamūdu
Semud (kavmi) de ٱلْمُرْسَلِينَ gönderilen elçileri l-mur'salīna
gönderilen elçileri ١٤١ (141)
(141)
Semud milleti de peygamberleri yalanladı.
26:142
إِذْ
hani
idh
hani قَالَ demişti ki qāla
demişti ki لَهُمْ onlara lahum
onlara أَخُوهُمْ kardeşleri akhūhum
kardeşleri صَـٰلِحٌ Salih ṣāliḥun
Salih أَلَا korunmaz mısınız? alā
korunmaz mısınız? تَتَّقُونَ you fear (Allah) tattaqūna
you fear (Allah) ١٤٢ (142)
(142)
hani قَالَ demişti ki qāla
demişti ki لَهُمْ onlara lahum
onlara أَخُوهُمْ kardeşleri akhūhum
kardeşleri صَـٰلِحٌ Salih ṣāliḥun
Salih أَلَا korunmaz mısınız? alā
korunmaz mısınız? تَتَّقُونَ you fear (Allah) tattaqūna
you fear (Allah) ١٤٢ (142)
(142)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
26:143
إِنِّى
doğrusu ben
innī
doğrusu ben لَكُمْ sizin için lakum
sizin için رَسُولٌ bir elçiyim rasūlun
bir elçiyim أَمِينٌۭ güvenilir amīnun
güvenilir ١٤٣ (143)
(143)
doğrusu ben لَكُمْ sizin için lakum
sizin için رَسُولٌ bir elçiyim rasūlun
bir elçiyim أَمِينٌۭ güvenilir amīnun
güvenilir ١٤٣ (143)
(143)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
26:144
فَٱتَّقُوا۟
korkun
fa-ittaqū
korkun ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan وَأَطِيعُونِ ve bana ita'at edin wa-aṭīʿūni
ve bana ita'at edin ١٤٤ (144)
(144)
korkun ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan وَأَطِيعُونِ ve bana ita'at edin wa-aṭīʿūni
ve bana ita'at edin ١٤٤ (144)
(144)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
26:145
وَمَآ
ben sizden istemiyorum
wamā
ben sizden istemiyorum أَسْـَٔلُكُمْ I ask you asalukum
I ask you عَلَيْهِ buna karşı ʿalayhi
buna karşı مِنْ hiç min
hiç أَجْرٍ ۖ bir ücret ajrin
bir ücret إِنْ benim ücretim in
benim ücretim أَجْرِىَ (is) my payment ajriya
(is) my payment إِلَّا yalnız illā
yalnız عَلَىٰ aittir ʿalā
aittir رَبِّ Rabbine rabbi
Rabbine ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ١٤٥ (145)
(145)
ben sizden istemiyorum أَسْـَٔلُكُمْ I ask you asalukum
I ask you عَلَيْهِ buna karşı ʿalayhi
buna karşı مِنْ hiç min
hiç أَجْرٍ ۖ bir ücret ajrin
bir ücret إِنْ benim ücretim in
benim ücretim أَجْرِىَ (is) my payment ajriya
(is) my payment إِلَّا yalnız illā
yalnız عَلَىٰ aittir ʿalā
aittir رَبِّ Rabbine rabbi
Rabbine ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ١٤٥ (145)
(145)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
26:146
أَتُتْرَكُونَ
bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?
atut'rakūna
bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz? فِى içinde fī
içinde مَا burada mā
burada هَـٰهُنَآ (is) here hāhunā
(is) here ءَامِنِينَ güven āminīna
güven ١٤٦ (146)
(146)
bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz? فِى içinde fī
içinde مَا burada mā
burada هَـٰهُنَآ (is) here hāhunā
(is) here ءَامِنِينَ güven āminīna
güven ١٤٦ (146)
(146)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
26:147
فِى
içinde
fī
içinde جَنَّـٰتٍۢ bahçeler jannātin
bahçeler وَعُيُونٍۢ ve çeşme başlarında waʿuyūnin
ve çeşme başlarında ١٤٧ (147)
(147)
içinde جَنَّـٰتٍۢ bahçeler jannātin
bahçeler وَعُيُونٍۢ ve çeşme başlarında waʿuyūnin
ve çeşme başlarında ١٤٧ (147)
(147)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
26:148
وَزُرُوعٍۢ
ve ekinler arasında
wazurūʿin
ve ekinler arasında وَنَخْلٍۢ ve hurmalıklarda wanakhlin
ve hurmalıklarda طَلْعُهَا tomurcuklu ṭalʿuhā
tomurcuklu هَضِيمٌۭ yumuşak haḍīmun
yumuşak ١٤٨ (148)
(148)
ve ekinler arasında وَنَخْلٍۢ ve hurmalıklarda wanakhlin
ve hurmalıklarda طَلْعُهَا tomurcuklu ṭalʿuhā
tomurcuklu هَضِيمٌۭ yumuşak haḍīmun
yumuşak ١٤٨ (148)
(148)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
26:149
وَتَنْحِتُونَ
ve yontuyorsunuz
watanḥitūna
ve yontuyorsunuz مِنَ dağlardan mina
dağlardan ٱلْجِبَالِ the mountains l-jibāli
the mountains بُيُوتًۭا evler buyūtan
evler فَـٰرِهِينَ ustalıkla fārihīna
ustalıkla ١٤٩ (149)
(149)
ve yontuyorsunuz مِنَ dağlardan mina
dağlardan ٱلْجِبَالِ the mountains l-jibāli
the mountains بُيُوتًۭا evler buyūtan
evler فَـٰرِهِينَ ustalıkla fārihīna
ustalıkla ١٤٩ (149)
(149)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
26:150
فَٱتَّقُوا۟
korkun
fa-ittaqū
korkun ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan وَأَطِيعُونِ ve bana ita'at edin wa-aṭīʿūni
ve bana ita'at edin ١٥٠ (150)
(150)
korkun ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan وَأَطِيعُونِ ve bana ita'at edin wa-aṭīʿūni
ve bana ita'at edin ١٥٠ (150)
(150)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
26:151
وَلَا
uymayın
walā
uymayın تُطِيعُوٓا۟ obey tuṭīʿū
obey أَمْرَ emrine amra
emrine ٱلْمُسْرِفِينَ aşırıların l-mus'rifīna
aşırıların ١٥١ (151)
(151)
uymayın تُطِيعُوٓا۟ obey tuṭīʿū
obey أَمْرَ emrine amra
emrine ٱلْمُسْرِفِينَ aşırıların l-mus'rifīna
aşırıların ١٥١ (151)
(151)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
26:152
ٱلَّذِينَ
kimselerin
alladhīna
kimselerin يُفْسِدُونَ bozgunculuk yapan yuf'sidūna
bozgunculuk yapan فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth وَلَا ve walā
ve يُصْلِحُونَ ıslah etmeyenlerin yuṣ'liḥūna
ıslah etmeyenlerin ١٥٢ (152)
(152)
kimselerin يُفْسِدُونَ bozgunculuk yapan yuf'sidūna
bozgunculuk yapan فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth وَلَا ve walā
ve يُصْلِحُونَ ıslah etmeyenlerin yuṣ'liḥūna
ıslah etmeyenlerin ١٥٢ (152)
(152)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
26:153
قَالُوٓا۟
dediler
qālū
dediler إِنَّمَآ doğrusu innamā
doğrusu أَنتَ sen anta
sen مِنَ iyice büyülenmişlerdensin mina
iyice büyülenmişlerdensin ٱلْمُسَحَّرِينَ those bewitched l-musaḥarīna
those bewitched ١٥٣ (153)
(153)
dediler إِنَّمَآ doğrusu innamā
doğrusu أَنتَ sen anta
sen مِنَ iyice büyülenmişlerdensin mina
iyice büyülenmişlerdensin ٱلْمُسَحَّرِينَ those bewitched l-musaḥarīna
those bewitched ١٥٣ (153)
(153)
"Sen şüphesiz büyülenmişin birisin; bizim gibi bir insandan başka birşey değilsin. Eğer doğru sözlü isen bir belge getir" dediler.
26:154
مَآ
değilsin
mā
değilsin أَنتَ sen anta
sen إِلَّا başka illā
başka بَشَرٌۭ bir insandan basharun
bir insandan مِّثْلُنَا bizim gibi mith'lunā
bizim gibi فَأْتِ bize getir fati
bize getir بِـَٔايَةٍ bir mu'cize biāyatin
bir mu'cize إِن eğer in
eğer كُنتَ isen kunta
isen مِنَ doğrulardan mina
doğrulardan ٱلصَّـٰدِقِينَ the truthful l-ṣādiqīna
the truthful ١٥٤ (154)
(154)
değilsin أَنتَ sen anta
sen إِلَّا başka illā
başka بَشَرٌۭ bir insandan basharun
bir insandan مِّثْلُنَا bizim gibi mith'lunā
bizim gibi فَأْتِ bize getir fati
bize getir بِـَٔايَةٍ bir mu'cize biāyatin
bir mu'cize إِن eğer in
eğer كُنتَ isen kunta
isen مِنَ doğrulardan mina
doğrulardan ٱلصَّـٰدِقِينَ the truthful l-ṣādiqīna
the truthful ١٥٤ (154)
(154)
"Sen şüphesiz büyülenmişin birisin; bizim gibi bir insandan başka birşey değilsin. Eğer doğru sözlü isen bir belge getir" dediler.
26:155
قَالَ
dedi ki
qāla
dedi ki هَـٰذِهِۦ işte bu hādhihi
işte bu نَاقَةٌۭ dişi devedir nāqatun
dişi devedir لَّهَا onun vardır lahā
onun vardır شِرْبٌۭ su içme hakkı shir'bun
su içme hakkı وَلَكُمْ ve sizin vardır walakum
ve sizin vardır شِرْبُ su içme hakkı shir'bu
su içme hakkı يَوْمٍۢ bir gün yawmin
bir gün مَّعْلُومٍۢ belli maʿlūmin
belli ١٥٥ (155)
(155)
dedi ki هَـٰذِهِۦ işte bu hādhihi
işte bu نَاقَةٌۭ dişi devedir nāqatun
dişi devedir لَّهَا onun vardır lahā
onun vardır شِرْبٌۭ su içme hakkı shir'bun
su içme hakkı وَلَكُمْ ve sizin vardır walakum
ve sizin vardır شِرْبُ su içme hakkı shir'bu
su içme hakkı يَوْمٍۢ bir gün yawmin
bir gün مَّعْلُومٍۢ belli maʿlūmin
belli ١٥٥ (155)
(155)
Salih: " İşte belge bu devedir. Kuyudan su içmek hakkı belirli bir gün onun ve belirli bir gün de sizindir; sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa sizi büyük günün azabı yakalar" dedi.
26:156
وَلَا
sakın
walā
sakın تَمَسُّوهَا ona dokundurmayın tamassūhā
ona dokundurmayın بِسُوٓءٍۢ bir kötülük bisūin
bir kötülük فَيَأْخُذَكُمْ sonra sizi yakalar fayakhudhakum
sonra sizi yakalar عَذَابُ azabı ʿadhābu
azabı يَوْمٍ bir günün yawmin
bir günün عَظِيمٍۢ büyük ʿaẓīmin
büyük ١٥٦ (156)
(156)
sakın تَمَسُّوهَا ona dokundurmayın tamassūhā
ona dokundurmayın بِسُوٓءٍۢ bir kötülük bisūin
bir kötülük فَيَأْخُذَكُمْ sonra sizi yakalar fayakhudhakum
sonra sizi yakalar عَذَابُ azabı ʿadhābu
azabı يَوْمٍ bir günün yawmin
bir günün عَظِيمٍۢ büyük ʿaẓīmin
büyük ١٥٦ (156)
(156)
Salih: " İşte belge bu devedir. Kuyudan su içmek hakkı belirli bir gün onun ve belirli bir gün de sizindir; sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa sizi büyük günün azabı yakalar" dedi.
26:157
فَعَقَرُوهَا
nihayet onu kestiler
faʿaqarūhā
nihayet onu kestiler فَأَصْبَحُوا۟ ama oldular fa-aṣbaḥū
ama oldular نَـٰدِمِينَ pişman nādimīna
pişman ١٥٧ (157)
(157)
nihayet onu kestiler فَأَصْبَحُوا۟ ama oldular fa-aṣbaḥū
ama oldular نَـٰدِمِينَ pişman nādimīna
pişman ١٥٧ (157)
(157)
Onlar ise deveyi kestiler; ama pişman da oldular.
26:158
فَأَخَذَهُمُ
ve onları yakaladı
fa-akhadhahumu
ve onları yakaladı ٱلْعَذَابُ ۗ azab l-ʿadhābu
azab إِنَّ muhakkak ki inna
muhakkak ki فِى vardır fī
vardır ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda لَـَٔايَةًۭ ۖ bir ibret laāyatan
bir ibret وَمَا ama yine wamā
ama yine كَانَ değildir kāna
değildir أَكْثَرُهُم çokları aktharuhum
çokları مُّؤْمِنِينَ inananlardan mu'minīna
inananlardan ١٥٨ (158)
(158)
ve onları yakaladı ٱلْعَذَابُ ۗ azab l-ʿadhābu
azab إِنَّ muhakkak ki inna
muhakkak ki فِى vardır fī
vardır ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda لَـَٔايَةًۭ ۖ bir ibret laāyatan
bir ibret وَمَا ama yine wamā
ama yine كَانَ değildir kāna
değildir أَكْثَرُهُم çokları aktharuhum
çokları مُّؤْمِنِينَ inananlardan mu'minīna
inananlardan ١٥٨ (158)
(158)
Bunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda bir ders vardır, fakat çoğu inanmamıştır.
26:159
وَإِنَّ
şüphesiz
wa-inna
şüphesiz رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin لَهُوَ işte O'dur lahuwa
işte O'dur ٱلْعَزِيزُ üstün olan l-ʿazīzu
üstün olan ٱلرَّحِيمُ merhamet eden l-raḥīmu
merhamet eden ١٥٩ (159)
(159)
şüphesiz رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin لَهُوَ işte O'dur lahuwa
işte O'dur ٱلْعَزِيزُ üstün olan l-ʿazīzu
üstün olan ٱلرَّحِيمُ merhamet eden l-raḥīmu
merhamet eden ١٥٩ (159)
(159)
Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
26:160
كَذَّبَتْ
yalanladı
kadhabat
yalanladı قَوْمُ kavmi qawmu
kavmi لُوطٍ Lut lūṭin
Lut ٱلْمُرْسَلِينَ gönderilen elçileri l-mur'salīna
gönderilen elçileri ١٦٠ (160)
(160)
yalanladı قَوْمُ kavmi qawmu
kavmi لُوطٍ Lut lūṭin
Lut ٱلْمُرْسَلِينَ gönderilen elçileri l-mur'salīna
gönderilen elçileri ١٦٠ (160)
(160)
Lut milleti de peygamberleri yalanladı.
26:161
إِذْ
hani
idh
hani قَالَ demişti qāla
demişti لَهُمْ onlara lahum
onlara أَخُوهُمْ kardeşleri akhūhum
kardeşleri لُوطٌ Lut lūṭun
Lut أَلَا korunmaz mısınız? alā
korunmaz mısınız? تَتَّقُونَ you fear (Allah) tattaqūna
you fear (Allah) ١٦١ (161)
(161)
hani قَالَ demişti qāla
demişti لَهُمْ onlara lahum
onlara أَخُوهُمْ kardeşleri akhūhum
kardeşleri لُوطٌ Lut lūṭun
Lut أَلَا korunmaz mısınız? alā
korunmaz mısınız? تَتَّقُونَ you fear (Allah) tattaqūna
you fear (Allah) ١٦١ (161)
(161)
Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.
26:162
إِنِّى
şüphesiz ben
innī
şüphesiz ben لَكُمْ sizin için lakum
sizin için رَسُولٌ bir elçiyim rasūlun
bir elçiyim أَمِينٌۭ güvenilir amīnun
güvenilir ١٦٢ (162)
(162)
şüphesiz ben لَكُمْ sizin için lakum
sizin için رَسُولٌ bir elçiyim rasūlun
bir elçiyim أَمِينٌۭ güvenilir amīnun
güvenilir ١٦٢ (162)
(162)
Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.
26:163
فَٱتَّقُوا۟
korkun
fa-ittaqū
korkun ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan وَأَطِيعُونِ ve bana ita'at edin wa-aṭīʿūni
ve bana ita'at edin ١٦٣ (163)
(163)
korkun ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan وَأَطِيعُونِ ve bana ita'at edin wa-aṭīʿūni
ve bana ita'at edin ١٦٣ (163)
(163)
Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.
26:164
وَمَآ
ben sizden istemiyorum
wamā
ben sizden istemiyorum أَسْـَٔلُكُمْ I ask you asalukum
I ask you عَلَيْهِ buna karşı ʿalayhi
buna karşı مِنْ hiç min
hiç أَجْرٍ ۖ bir ücret ajrin
bir ücret إِنْ benim ücretim in
benim ücretim أَجْرِىَ (is) my payment ajriya
(is) my payment إِلَّا yalnız illā
yalnız عَلَىٰ aittir ʿalā
aittir رَبِّ Rabbine rabbi
Rabbine ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ١٦٤ (164)
(164)
ben sizden istemiyorum أَسْـَٔلُكُمْ I ask you asalukum
I ask you عَلَيْهِ buna karşı ʿalayhi
buna karşı مِنْ hiç min
hiç أَجْرٍ ۖ bir ücret ajrin
bir ücret إِنْ benim ücretim in
benim ücretim أَجْرِىَ (is) my payment ajriya
(is) my payment إِلَّا yalnız illā
yalnız عَلَىٰ aittir ʿalā
aittir رَبِّ Rabbine rabbi
Rabbine ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ١٦٤ (164)
(164)
Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.
26:165
أَتَأْتُونَ
erkeklere-mi gidiyorsunuz?
atatūna
erkeklere-mi gidiyorsunuz? ٱلذُّكْرَانَ erkeklere l-dhuk'rāna
erkeklere مِنَ içinde mina
içinde ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ١٦٥ (165)
(165)
erkeklere-mi gidiyorsunuz? ٱلذُّكْرَانَ erkeklere l-dhuk'rāna
erkeklere مِنَ içinde mina
içinde ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ١٦٥ (165)
(165)
Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.
26:166
وَتَذَرُونَ
ve bırakıyor (musunuz?)
watadharūna
ve bırakıyor (musunuz?) مَا şeyleri mā
şeyleri خَلَقَ yarattığı khalaqa
yarattığı لَكُمْ sizin için lakum
sizin için رَبُّكُم Rabbinizin rabbukum
Rabbinizin مِّنْ eşlerinizi min
eşlerinizi أَزْوَٰجِكُم ۚ your mates azwājikum
your mates بَلْ bilakis bal
bilakis أَنتُمْ siz antum
siz قَوْمٌ bir kavimsiniz qawmun
bir kavimsiniz عَادُونَ sınırı aşan ʿādūna
sınırı aşan ١٦٦ (166)
(166)
ve bırakıyor (musunuz?) مَا şeyleri mā
şeyleri خَلَقَ yarattığı khalaqa
yarattığı لَكُمْ sizin için lakum
sizin için رَبُّكُم Rabbinizin rabbukum
Rabbinizin مِّنْ eşlerinizi min
eşlerinizi أَزْوَٰجِكُم ۚ your mates azwājikum
your mates بَلْ bilakis bal
bilakis أَنتُمْ siz antum
siz قَوْمٌ bir kavimsiniz qawmun
bir kavimsiniz عَادُونَ sınırı aşan ʿādūna
sınırı aşan ١٦٦ (166)
(166)
Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.
26:167
قَالُوا۟
dediler
qālū
dediler لَئِن andolsun eğer la-in
andolsun eğer لَّمْ vazgeçmezsen lam
vazgeçmezsen تَنتَهِ you desist tantahi
you desist يَـٰلُوطُ ey Lut yālūṭu
ey Lut لَتَكُونَنَّ mutlaka olacaksın latakūnanna
mutlaka olacaksın مِنَ sürülenlerden mina
sürülenlerden ٱلْمُخْرَجِينَ the ones driven out l-mukh'rajīna
the ones driven out ١٦٧ (167)
(167)
dediler لَئِن andolsun eğer la-in
andolsun eğer لَّمْ vazgeçmezsen lam
vazgeçmezsen تَنتَهِ you desist tantahi
you desist يَـٰلُوطُ ey Lut yālūṭu
ey Lut لَتَكُونَنَّ mutlaka olacaksın latakūnanna
mutlaka olacaksın مِنَ sürülenlerden mina
sürülenlerden ٱلْمُخْرَجِينَ the ones driven out l-mukh'rajīna
the ones driven out ١٦٧ (167)
(167)
"Ey Lut! Bu sözlerinden vazgeçmezsen, mutlaka kovulacaksın" dediler.
26:168
قَالَ
(Lut) dedi ki
qāla
(Lut) dedi ki إِنِّى şüphesiz ben innī
şüphesiz ben لِعَمَلِكُم sizin bu işinize liʿamalikum
sizin bu işinize مِّنَ kızanlardanım mina
kızanlardanım ٱلْقَالِينَ those who detest l-qālīna
those who detest ١٦٨ (168)
(168)
(Lut) dedi ki إِنِّى şüphesiz ben innī
şüphesiz ben لِعَمَلِكُم sizin bu işinize liʿamalikum
sizin bu işinize مِّنَ kızanlardanım mina
kızanlardanım ٱلْقَالِينَ those who detest l-qālīna
those who detest ١٦٨ (168)
(168)
Lut: "Doğrusu yaptığınıza çok kızanlardanım. Rabbim! Beni ve ailemi bunların yapageldiği kötülükten kurtar" dedi.
26:169
رَبِّ
Rabbim
rabbi
Rabbim نَجِّنِى beni kurtar najjinī
beni kurtar وَأَهْلِى ve ailemi wa-ahlī
ve ailemi مِمَّا şeylerden mimmā
şeylerden يَعْمَلُونَ yaptıkları yaʿmalūna
yaptıkları ١٦٩ (169)
(169)
Rabbim نَجِّنِى beni kurtar najjinī
beni kurtar وَأَهْلِى ve ailemi wa-ahlī
ve ailemi مِمَّا şeylerden mimmā
şeylerden يَعْمَلُونَ yaptıkları yaʿmalūna
yaptıkları ١٦٩ (169)
(169)
Lut: "Doğrusu yaptığınıza çok kızanlardanım. Rabbim! Beni ve ailemi bunların yapageldiği kötülükten kurtar" dedi.
26:170
فَنَجَّيْنَـٰهُ
biz de onu kurtardık
fanajjaynāhu
biz de onu kurtardık وَأَهْلَهُۥٓ ve ailesini wa-ahlahu
ve ailesini أَجْمَعِينَ tamamen ajmaʿīna
tamamen ١٧٠ (170)
(170)
biz de onu kurtardık وَأَهْلَهُۥٓ ve ailesini wa-ahlahu
ve ailesini أَجْمَعِينَ tamamen ajmaʿīna
tamamen ١٧٠ (170)
(170)
Bunun üzerine geride kalan yaşlı bir kadın dışında, onu ve ailesini, hepsini kurtardık.
26:171
إِلَّا
yalnız hariç
illā
yalnız hariç عَجُوزًۭا bir koca karı ʿajūzan
bir koca karı فِى arasında fī
arasında ٱلْغَـٰبِرِينَ geride kalanlar l-ghābirīna
geride kalanlar ١٧١ (171)
(171)
yalnız hariç عَجُوزًۭا bir koca karı ʿajūzan
bir koca karı فِى arasında fī
arasında ٱلْغَـٰبِرِينَ geride kalanlar l-ghābirīna
geride kalanlar ١٧١ (171)
(171)
Bunun üzerine geride kalan yaşlı bir kadın dışında, onu ve ailesini, hepsini kurtardık.
26:172
ثُمَّ
sonra
thumma
sonra دَمَّرْنَا helak ettik dammarnā
helak ettik ٱلْـَٔاخَرِينَ ötekilerini l-ākharīna
ötekilerini ١٧٢ (172)
(172)
sonra دَمَّرْنَا helak ettik dammarnā
helak ettik ٱلْـَٔاخَرِينَ ötekilerini l-ākharīna
ötekilerini ١٧٢ (172)
(172)
Diğerlerini yerle bir ettik.
26:173
وَأَمْطَرْنَا
ve yağdırdık
wa-amṭarnā
ve yağdırdık عَلَيْهِم üzerlerine ʿalayhim
üzerlerine مَّطَرًۭا ۖ bir yağmur maṭaran
bir yağmur فَسَآءَ çok kötü oldu fasāa
çok kötü oldu مَطَرُ yağmuru maṭaru
yağmuru ٱلْمُنذَرِينَ uyarılanların l-mundharīna
uyarılanların ١٧٣ (173)
(173)
ve yağdırdık عَلَيْهِم üzerlerine ʿalayhim
üzerlerine مَّطَرًۭا ۖ bir yağmur maṭaran
bir yağmur فَسَآءَ çok kötü oldu fasāa
çok kötü oldu مَطَرُ yağmuru maṭaru
yağmuru ٱلْمُنذَرِينَ uyarılanların l-mundharīna
uyarılanların ١٧٣ (173)
(173)
Üzerlerine de yağmur yağdırdık. Uyarılan fakat yola gelmeyenlerin yağmuru ne kötü idi!
26:174
إِنَّ
muhakkak ki
inna
muhakkak ki فِى vardır fī
vardır ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda لَـَٔايَةًۭ ۖ bir ibret laāyatan
bir ibret وَمَا ama yine wamā
ama yine كَانَ değildir kāna
değildir أَكْثَرُهُم çokları aktharuhum
çokları مُّؤْمِنِينَ inananlardan mu'minīna
inananlardan ١٧٤ (174)
(174)
muhakkak ki فِى vardır fī
vardır ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda لَـَٔايَةًۭ ۖ bir ibret laāyatan
bir ibret وَمَا ama yine wamā
ama yine كَانَ değildir kāna
değildir أَكْثَرُهُم çokları aktharuhum
çokları مُّؤْمِنِينَ inananlardan mu'minīna
inananlardan ١٧٤ (174)
(174)
Şüphesiz bunda bir ders vardır, ama çoğu inanmamıştır.
26:175
وَإِنَّ
ve şüphesiz
wa-inna
ve şüphesiz رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin لَهُوَ işte O'dur lahuwa
işte O'dur ٱلْعَزِيزُ üstün olan l-ʿazīzu
üstün olan ٱلرَّحِيمُ merhamet eden l-raḥīmu
merhamet eden ١٧٥ (175)
(175)
ve şüphesiz رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin لَهُوَ işte O'dur lahuwa
işte O'dur ٱلْعَزِيزُ üstün olan l-ʿazīzu
üstün olan ٱلرَّحِيمُ merhamet eden l-raḥīmu
merhamet eden ١٧٥ (175)
(175)
Doğrusu Rabbin güçlüdür, merhametlidir.
26:176
كَذَّبَ
yalanladı
kadhaba
yalanladı أَصْحَـٰبُ halkı aṣḥābu
halkı لْـَٔيْكَةِ Eyke al'aykati
Eyke ٱلْمُرْسَلِينَ gönderilen elçileri l-mur'salīna
gönderilen elçileri ١٧٦ (176)
(176)
yalanladı أَصْحَـٰبُ halkı aṣḥābu
halkı لْـَٔيْكَةِ Eyke al'aykati
Eyke ٱلْمُرْسَلِينَ gönderilen elçileri l-mur'salīna
gönderilen elçileri ١٧٦ (176)
(176)
Ormanlık yerde oturanlar, Eykeliler de peygamberleri yalanladı.
26:177
إِذْ
hani
idh
hani قَالَ demişti qāla
demişti لَهُمْ onlara lahum
onlara شُعَيْبٌ Şu'ayb shuʿaybun
Şu'ayb أَلَا korunmaz mısınız? alā
korunmaz mısınız? تَتَّقُونَ you fear (Allah) tattaqūna
you fear (Allah) ١٧٧ (177)
(177)
hani قَالَ demişti qāla
demişti لَهُمْ onlara lahum
onlara شُعَيْبٌ Şu'ayb shuʿaybun
Şu'ayb أَلَا korunmaz mısınız? alā
korunmaz mısınız? تَتَّقُونَ you fear (Allah) tattaqūna
you fear (Allah) ١٧٧ (177)
(177)
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
26:178
إِنِّى
şüphesiz ben
innī
şüphesiz ben لَكُمْ sizin için lakum
sizin için رَسُولٌ bir elçiyim rasūlun
bir elçiyim أَمِينٌۭ güvenilir amīnun
güvenilir ١٧٨ (178)
(178)
şüphesiz ben لَكُمْ sizin için lakum
sizin için رَسُولٌ bir elçiyim rasūlun
bir elçiyim أَمِينٌۭ güvenilir amīnun
güvenilir ١٧٨ (178)
(178)
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
26:179
فَٱتَّقُوا۟
korkun
fa-ittaqū
korkun ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan وَأَطِيعُونِ ve bana ita'at edin wa-aṭīʿūni
ve bana ita'at edin ١٧٩ (179)
(179)
korkun ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan وَأَطِيعُونِ ve bana ita'at edin wa-aṭīʿūni
ve bana ita'at edin ١٧٩ (179)
(179)
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
26:180
وَمَآ
ve
wamā
ve أَسْـَٔلُكُمْ ben sizden istemiyorum asalukum
ben sizden istemiyorum عَلَيْهِ buna karşı ʿalayhi
buna karşı مِنْ hiç min
hiç أَجْرٍ ۖ bir ücret ajrin
bir ücret إِنْ benim ücretim in
benim ücretim أَجْرِىَ (is) my payment ajriya
(is) my payment إِلَّا yalnız illā
yalnız عَلَىٰ aittir ʿalā
aittir رَبِّ Rabbine rabbi
Rabbine ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ١٨٠ (180)
(180)
ve أَسْـَٔلُكُمْ ben sizden istemiyorum asalukum
ben sizden istemiyorum عَلَيْهِ buna karşı ʿalayhi
buna karşı مِنْ hiç min
hiç أَجْرٍ ۖ bir ücret ajrin
bir ücret إِنْ benim ücretim in
benim ücretim أَجْرِىَ (is) my payment ajriya
(is) my payment إِلَّا yalnız illā
yalnız عَلَىٰ aittir ʿalā
aittir رَبِّ Rabbine rabbi
Rabbine ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ١٨٠ (180)
(180)
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
26:181
۞ أَوْفُوا۟
tam yapın
awfū
tam yapın ٱلْكَيْلَ ölçüyü l-kayla
ölçüyü وَلَا ve walā
ve تَكُونُوا۟ olmayın takūnū
olmayın مِنَ eksiltenlerden mina
eksiltenlerden ٱلْمُخْسِرِينَ those who cause loss l-mukh'sirīna
those who cause loss ١٨١ (181)
(181)
tam yapın ٱلْكَيْلَ ölçüyü l-kayla
ölçüyü وَلَا ve walā
ve تَكُونُوا۟ olmayın takūnū
olmayın مِنَ eksiltenlerden mina
eksiltenlerden ٱلْمُخْسِرِينَ those who cause loss l-mukh'sirīna
those who cause loss ١٨١ (181)
(181)
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
26:182
وَزِنُوا۟
tartın;
wazinū
tartın; بِٱلْقِسْطَاسِ terazi ile bil-qis'ṭāsi
terazi ile ٱلْمُسْتَقِيمِ dosdoğru l-mus'taqīmi
dosdoğru ١٨٢ (182)
(182)
tartın; بِٱلْقِسْطَاسِ terazi ile bil-qis'ṭāsi
terazi ile ٱلْمُسْتَقِيمِ dosdoğru l-mus'taqīmi
dosdoğru ١٨٢ (182)
(182)
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
26:183
وَلَا
ve
walā
ve تَبْخَسُوا۟ kısmayın tabkhasū
kısmayın ٱلنَّاسَ insanların l-nāsa
insanların أَشْيَآءَهُمْ haklarını ashyāahum
haklarını وَلَا ve walā
ve تَعْثَوْا۟ karışıklık çıkarmayın taʿthaw
karışıklık çıkarmayın فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth مُفْسِدِينَ bozgunculuk yaparak muf'sidīna
bozgunculuk yaparak ١٨٣ (183)
(183)
ve تَبْخَسُوا۟ kısmayın tabkhasū
kısmayın ٱلنَّاسَ insanların l-nāsa
insanların أَشْيَآءَهُمْ haklarını ashyāahum
haklarını وَلَا ve walā
ve تَعْثَوْا۟ karışıklık çıkarmayın taʿthaw
karışıklık çıkarmayın فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth مُفْسِدِينَ bozgunculuk yaparak muf'sidīna
bozgunculuk yaparak ١٨٣ (183)
(183)
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
26:184
وَٱتَّقُوا۟
ve korkun
wa-ittaqū
ve korkun ٱلَّذِى sizi yaratandan alladhī
sizi yaratandan خَلَقَكُمْ created you khalaqakum
created you وَٱلْجِبِلَّةَ ve nesilleri wal-jibilata
ve nesilleri ٱلْأَوَّلِينَ önceki l-awalīna
önceki ١٨٤ (184)
(184)
ve korkun ٱلَّذِى sizi yaratandan alladhī
sizi yaratandan خَلَقَكُمْ created you khalaqakum
created you وَٱلْجِبِلَّةَ ve nesilleri wal-jibilata
ve nesilleri ٱلْأَوَّلِينَ önceki l-awalīna
önceki ١٨٤ (184)
(184)
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
26:185
قَالُوٓا۟
dediler ki
qālū
dediler ki إِنَّمَآ muhakkak innamā
muhakkak أَنتَ sen anta
sen مِنَ iyice büyülenmişlerdensin mina
iyice büyülenmişlerdensin ٱلْمُسَحَّرِينَ those bewitched l-musaḥarīna
those bewitched ١٨٥ (185)
(185)
dediler ki إِنَّمَآ muhakkak innamā
muhakkak أَنتَ sen anta
sen مِنَ iyice büyülenmişlerdensin mina
iyice büyülenmişlerdensin ٱلْمُسَحَّرِينَ those bewitched l-musaḥarīna
those bewitched ١٨٥ (185)
(185)
"Sen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler.
26:186
وَمَآ
ve değilsin
wamā
ve değilsin أَنتَ sen anta
sen إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey بَشَرٌۭ bir insandan basharun
bir insandan مِّثْلُنَا bizim gibi mith'lunā
bizim gibi وَإِن ve wa-in
ve نَّظُنُّكَ biz seni sanıyoruz naẓunnuka
biz seni sanıyoruz لَمِنَ mutlaka yalancılardan lamina
mutlaka yalancılardan ٱلْكَـٰذِبِينَ the liars l-kādhibīna
the liars ١٨٦ (186)
(186)
ve değilsin أَنتَ sen anta
sen إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey بَشَرٌۭ bir insandan basharun
bir insandan مِّثْلُنَا bizim gibi mith'lunā
bizim gibi وَإِن ve wa-in
ve نَّظُنُّكَ biz seni sanıyoruz naẓunnuka
biz seni sanıyoruz لَمِنَ mutlaka yalancılardan lamina
mutlaka yalancılardan ٱلْكَـٰذِبِينَ the liars l-kādhibīna
the liars ١٨٦ (186)
(186)
"Sen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler.
26:187
فَأَسْقِطْ
o halde düşür
fa-asqiṭ
o halde düşür عَلَيْنَا üzerimize ʿalaynā
üzerimize كِسَفًۭا parçalar kisafan
parçalar مِّنَ gökten mina
gökten ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky إِن eğer in
eğer كُنتَ isen kunta
isen مِنَ doğrulardan mina
doğrulardan ٱلصَّـٰدِقِينَ the truthful l-ṣādiqīna
the truthful ١٨٧ (187)
(187)
o halde düşür عَلَيْنَا üzerimize ʿalaynā
üzerimize كِسَفًۭا parçalar kisafan
parçalar مِّنَ gökten mina
gökten ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky إِن eğer in
eğer كُنتَ isen kunta
isen مِنَ doğrulardan mina
doğrulardan ٱلصَّـٰدِقِينَ the truthful l-ṣādiqīna
the truthful ١٨٧ (187)
(187)
"Sen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler.
26:188
قَالَ
dedi
qāla
dedi رَبِّىٓ Rabbim rabbī
Rabbim أَعْلَمُ daha iyi bilir aʿlamu
daha iyi bilir بِمَا şeyi bimā
şeyi تَعْمَلُونَ yaptığınız taʿmalūna
yaptığınız ١٨٨ (188)
(188)
dedi رَبِّىٓ Rabbim rabbī
Rabbim أَعْلَمُ daha iyi bilir aʿlamu
daha iyi bilir بِمَا şeyi bimā
şeyi تَعْمَلُونَ yaptığınız taʿmalūna
yaptığınız ١٨٨ (188)
(188)
Şuayb: "Rabbim yaptıklarınızı çok iyi bilir" dedi.
26:189
فَكَذَّبُوهُ
fakat onu yalanladılar
fakadhabūhu
fakat onu yalanladılar فَأَخَذَهُمْ nihayet onları yakaladı fa-akhadhahum
nihayet onları yakaladı عَذَابُ azabı ʿadhābu
azabı يَوْمِ gününün yawmi
gününün ٱلظُّلَّةِ ۚ gölge l-ẓulati
gölge إِنَّهُۥ gerçekten o innahu
gerçekten o كَانَ idi kāna
idi عَذَابَ azabı ʿadhāba
azabı يَوْمٍ bir günün yawmin
bir günün عَظِيمٍ büyük ʿaẓīmin
büyük ١٨٩ (189)
(189)
fakat onu yalanladılar فَأَخَذَهُمْ nihayet onları yakaladı fa-akhadhahum
nihayet onları yakaladı عَذَابُ azabı ʿadhābu
azabı يَوْمِ gününün yawmi
gününün ٱلظُّلَّةِ ۚ gölge l-ẓulati
gölge إِنَّهُۥ gerçekten o innahu
gerçekten o كَانَ idi kāna
idi عَذَابَ azabı ʿadhāba
azabı يَوْمٍ bir günün yawmin
bir günün عَظِيمٍ büyük ʿaẓīmin
büyük ١٨٩ (189)
(189)
Ama onu yalanladılar. Bunun üzerine onları bulutlu bir günün azabı yakaladı. Gerçekten o gün, azabı büyük bir gündü.
26:190
إِنَّ
muhakkak ki
inna
muhakkak ki فِى vardır fī
vardır ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda لَـَٔايَةًۭ ۖ bir ibret laāyatan
bir ibret وَمَا ama yine wamā
ama yine كَانَ değildir kāna
değildir أَكْثَرُهُم çokları aktharuhum
çokları مُّؤْمِنِينَ inananlardan mu'minīna
inananlardan ١٩٠ (190)
(190)
muhakkak ki فِى vardır fī
vardır ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda لَـَٔايَةًۭ ۖ bir ibret laāyatan
bir ibret وَمَا ama yine wamā
ama yine كَانَ değildir kāna
değildir أَكْثَرُهُم çokları aktharuhum
çokları مُّؤْمِنِينَ inananlardan mu'minīna
inananlardan ١٩٠ (190)
(190)
Doğrusu bunda bir ders vardır. Fakat çoğu inanmamıştır.
26:191
وَإِنَّ
ve şüphesiz
wa-inna
ve şüphesiz رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin لَهُوَ işte O'dur lahuwa
işte O'dur ٱلْعَزِيزُ üstün olan l-ʿazīzu
üstün olan ٱلرَّحِيمُ merhamet eden l-raḥīmu
merhamet eden ١٩١ (191)
(191)
ve şüphesiz رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin لَهُوَ işte O'dur lahuwa
işte O'dur ٱلْعَزِيزُ üstün olan l-ʿazīzu
üstün olan ٱلرَّحِيمُ merhamet eden l-raḥīmu
merhamet eden ١٩١ (191)
(191)
Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
26:192
وَإِنَّهُۥ
muhakkak ki o (Kur'an)
wa-innahu
muhakkak ki o (Kur'an) لَتَنزِيلُ indirmesidir latanzīlu
indirmesidir رَبِّ Rabbinin rabbi
Rabbinin ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ١٩٢ (192)
(192)
muhakkak ki o (Kur'an) لَتَنزِيلُ indirmesidir latanzīlu
indirmesidir رَبِّ Rabbinin rabbi
Rabbinin ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ١٩٢ (192)
(192)
Şüphesiz Kuran Alemlerin Rabbinin indirmesidir.
26:193
نَزَلَ
indirdi
nazala
indirdi بِهِ onu bihi
onu ٱلرُّوحُ Ruhu'(l-Emin) l-rūḥu
Ruhu'(l-Emin) ٱلْأَمِينُ (Ruhu')l-Emin l-amīnu
(Ruhu')l-Emin ١٩٣ (193)
(193)
indirdi بِهِ onu bihi
onu ٱلرُّوحُ Ruhu'(l-Emin) l-rūḥu
Ruhu'(l-Emin) ٱلْأَمِينُ (Ruhu')l-Emin l-amīnu
(Ruhu')l-Emin ١٩٣ (193)
(193)
Apaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir.
26:194
عَلَىٰ
senin kalbine
ʿalā
senin kalbine قَلْبِكَ your heart qalbika
your heart لِتَكُونَ olman için litakūna
olman için مِنَ uyarıcılardan mina
uyarıcılardan ٱلْمُنذِرِينَ the warners l-mundhirīna
the warners ١٩٤ (194)
(194)
senin kalbine قَلْبِكَ your heart qalbika
your heart لِتَكُونَ olman için litakūna
olman için مِنَ uyarıcılardan mina
uyarıcılardan ٱلْمُنذِرِينَ the warners l-mundhirīna
the warners ١٩٤ (194)
(194)
Apaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir.
26:195
بِلِسَانٍ
bir dille
bilisānin
bir dille عَرَبِىٍّۢ Arapça ʿarabiyyin
Arapça مُّبِينٍۢ apaçık mubīnin
apaçık ١٩٥ (195)
(195)
bir dille عَرَبِىٍّۢ Arapça ʿarabiyyin
Arapça مُّبِينٍۢ apaçık mubīnin
apaçık ١٩٥ (195)
(195)
Apaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir.
26:196
وَإِنَّهُۥ
şüphesiz o
wa-innahu
şüphesiz o لَفِى vardır lafī
vardır زُبُرِ Kitaplarında zuburi
Kitaplarında ٱلْأَوَّلِينَ evvelkilerin l-awalīna
evvelkilerin ١٩٦ (196)
(196)
şüphesiz o لَفِى vardır lafī
vardır زُبُرِ Kitaplarında zuburi
Kitaplarında ٱلْأَوَّلِينَ evvelkilerin l-awalīna
evvelkilerin ١٩٦ (196)
(196)
O, daha öncekilerin kitabında da zikredilmiştir.
26:197
أَوَلَمْ
değil mi?
awalam
değil mi? يَكُن Is it not yakun
Is it not لَّهُمْ onlar için lahum
onlar için ءَايَةً bir delil āyatan
bir delil أَن onu bilmesi an
onu bilmesi يَعْلَمَهُۥ know it yaʿlamahu
know it عُلَمَـٰٓؤُا۟ bilginlerinin ʿulamāu
bilginlerinin بَنِىٓ oğulları banī
oğulları إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail ١٩٧ (197)
(197)
değil mi? يَكُن Is it not yakun
Is it not لَّهُمْ onlar için lahum
onlar için ءَايَةً bir delil āyatan
bir delil أَن onu bilmesi an
onu bilmesi يَعْلَمَهُۥ know it yaʿlamahu
know it عُلَمَـٰٓؤُا۟ bilginlerinin ʿulamāu
bilginlerinin بَنِىٓ oğulları banī
oğulları إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail ١٩٧ (197)
(197)
İsrailoğulları bilginlerinin bunu bilmeye bir delilleri yok muydu?
26:198
وَلَوْ
ve şayet
walaw
ve şayet نَزَّلْنَـٰهُ biz onu indirseydik nazzalnāhu
biz onu indirseydik عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine بَعْضِ biri baʿḍi
biri ٱلْأَعْجَمِينَ yabancılardan l-aʿjamīna
yabancılardan ١٩٨ (198)
(198)
ve şayet نَزَّلْنَـٰهُ biz onu indirseydik nazzalnāhu
biz onu indirseydik عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine بَعْضِ biri baʿḍi
biri ٱلْأَعْجَمِينَ yabancılardan l-aʿjamīna
yabancılardan ١٩٨ (198)
(198)
Biz Kuran'ı Arapça bilmeyen kimselerden birine indirseydik de o bunları okusaydı yine de ona inanmazlardı.
26:199
فَقَرَأَهُۥ
onu okusaydı
faqara-ahu
onu okusaydı عَلَيْهِم onlara ʿalayhim
onlara مَّا olmazlardı mā
olmazlardı كَانُوا۟ they would kānū
they would بِهِۦ ona bihi
ona مُؤْمِنِينَ inanıyor mu'minīna
inanıyor ١٩٩ (199)
(199)
onu okusaydı عَلَيْهِم onlara ʿalayhim
onlara مَّا olmazlardı mā
olmazlardı كَانُوا۟ they would kānū
they would بِهِۦ ona bihi
ona مُؤْمِنِينَ inanıyor mu'minīna
inanıyor ١٩٩ (199)
(199)
Biz Kuran'ı Arapça bilmeyen kimselerden birine indirseydik de o bunları okusaydı yine de ona inanmazlardı.
26:200
كَذَٰلِكَ
öylece
kadhālika
öylece سَلَكْنَـٰهُ biz onu soktuk salaknāhu
biz onu soktuk فِى içine fī
içine قُلُوبِ kalbleri qulūbi
kalbleri ٱلْمُجْرِمِينَ suçluların l-muj'rimīna
suçluların ٢٠٠ (200)
(200)
öylece سَلَكْنَـٰهُ biz onu soktuk salaknāhu
biz onu soktuk فِى içine fī
içine قُلُوبِ kalbleri qulūbi
kalbleri ٱلْمُجْرِمِينَ suçluların l-muj'rimīna
suçluların ٢٠٠ (200)
(200)
Suçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir.
26:201
لَا
inanmazlar
lā
inanmazlar يُؤْمِنُونَ they will believe yu'minūna
they will believe بِهِۦ ona bihi
ona حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar يَرَوُا۟ görünceye yarawū
görünceye ٱلْعَذَابَ azabı l-ʿadhāba
azabı ٱلْأَلِيمَ acıklı l-alīma
acıklı ٢٠١ (201)
(201)
inanmazlar يُؤْمِنُونَ they will believe yu'minūna
they will believe بِهِۦ ona bihi
ona حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar يَرَوُا۟ görünceye yarawū
görünceye ٱلْعَذَابَ azabı l-ʿadhāba
azabı ٱلْأَلِيمَ acıklı l-alīma
acıklı ٢٠١ (201)
(201)
Suçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir.
26:202
فَيَأْتِيَهُم
(azab) onlara gelir de
fayatiyahum
(azab) onlara gelir de بَغْتَةًۭ ansızın baghtatan
ansızın وَهُمْ onlar wahum
onlar لَا hiç lā
hiç يَشْعُرُونَ farkında olmazlar yashʿurūna
farkında olmazlar ٢٠٢ (202)
(202)
(azab) onlara gelir de بَغْتَةًۭ ansızın baghtatan
ansızın وَهُمْ onlar wahum
onlar لَا hiç lā
hiç يَشْعُرُونَ farkında olmazlar yashʿurūna
farkında olmazlar ٢٠٢ (202)
(202)
Suçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir.
26:203
فَيَقُولُوا۟
derler
fayaqūlū
derler هَلْ biz-miyiz? hal
biz-miyiz? نَحْنُ biz naḥnu
biz مُنظَرُونَ süre verilerlerden munẓarūna
süre verilerlerden ٢٠٣ (203)
(203)
derler هَلْ biz-miyiz? hal
biz-miyiz? نَحْنُ biz naḥnu
biz مُنظَرُونَ süre verilerlerden munẓarūna
süre verilerlerden ٢٠٣ (203)
(203)
O zaman "Erteye bırakılmaz mıyız?" derler.
26:204
أَفَبِعَذَابِنَا
bizim azabımızı mı?
afabiʿadhābinā
bizim azabımızı mı? يَسْتَعْجِلُونَ acele istiyorlar yastaʿjilūna
acele istiyorlar ٢٠٤ (204)
(204)
bizim azabımızı mı? يَسْتَعْجِلُونَ acele istiyorlar yastaʿjilūna
acele istiyorlar ٢٠٤ (204)
(204)
Bizim azabımızı mı acele istiyorlardı?
26:205
أَفَرَءَيْتَ
gödün mü?
afara-ayta
gödün mü? إِن eğer in
eğer مَّتَّعْنَـٰهُمْ biz onları yaşatsak mattaʿnāhum
biz onları yaşatsak سِنِينَ yıllarca sinīna
yıllarca ٢٠٥ (205)
(205)
gödün mü? إِن eğer in
eğer مَّتَّعْنَـٰهُمْ biz onları yaşatsak mattaʿnāhum
biz onları yaşatsak سِنِينَ yıllarca sinīna
yıllarca ٢٠٥ (205)
(205)
Söylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı?
26:206
ثُمَّ
sonra
thumma
sonra جَآءَهُم kendilerine gelse jāahum
kendilerine gelse مَّا şey mā
şey كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları يُوعَدُونَ tehdid ediliyor yūʿadūna
tehdid ediliyor ٢٠٦ (206)
(206)
sonra جَآءَهُم kendilerine gelse jāahum
kendilerine gelse مَّا şey mā
şey كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları يُوعَدُونَ tehdid ediliyor yūʿadūna
tehdid ediliyor ٢٠٦ (206)
(206)
Söylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı?
26:207
مَآ
yoktur
mā
yoktur أَغْنَىٰ (hiç) yararı aghnā
(hiç) yararı عَنْهُم kendilerine ʿanhum
kendilerine مَّا şeylerin mā
şeylerin كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları يُمَتَّعُونَ yaşatılıyor yumattaʿūna
yaşatılıyor ٢٠٧ (207)
(207)
yoktur أَغْنَىٰ (hiç) yararı aghnā
(hiç) yararı عَنْهُم kendilerine ʿanhum
kendilerine مَّا şeylerin mā
şeylerin كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları يُمَتَّعُونَ yaşatılıyor yumattaʿūna
yaşatılıyor ٢٠٧ (207)
(207)
Söylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı?
26:208
وَمَآ
ve
wamā
ve أَهْلَكْنَا biz helak etmedik ahlaknā
biz helak etmedik مِن hiçbir min
hiçbir قَرْيَةٍ kenti qaryatin
kenti إِلَّا olmayan illā
olmayan لَهَا onun lahā
onun مُنذِرُونَ uyarıcıları mundhirūna
uyarıcıları ٢٠٨ (208)
(208)
ve أَهْلَكْنَا biz helak etmedik ahlaknā
biz helak etmedik مِن hiçbir min
hiçbir قَرْيَةٍ kenti qaryatin
kenti إِلَّا olmayan illā
olmayan لَهَا onun lahā
onun مُنذِرُونَ uyarıcıları mundhirūna
uyarıcıları ٢٠٨ (208)
(208)
Hiçbir kent halkını kendilerine öğüt veren uyarıcılar gelmeden yok etmedik. Biz zalim değiliz.
26:209
ذِكْرَىٰ
uyarırlardı
dhik'rā
uyarırlardı وَمَا ve wamā
ve كُنَّا biz değildik kunnā
biz değildik ظَـٰلِمِينَ zulmediciler ẓālimīna
zulmediciler ٢٠٩ (209)
(209)
uyarırlardı وَمَا ve wamā
ve كُنَّا biz değildik kunnā
biz değildik ظَـٰلِمِينَ zulmediciler ẓālimīna
zulmediciler ٢٠٩ (209)
(209)
Hiçbir kent halkını kendilerine öğüt veren uyarıcılar gelmeden yok etmedik. Biz zalim değiliz.
26:210
وَمَا
ve
wamā
ve تَنَزَّلَتْ indirmedi tanazzalat
indirmedi بِهِ O'nu (Kur'an'ı) bihi
O'nu (Kur'an'ı) ٱلشَّيَـٰطِينُ şeytanlar l-shayāṭīnu
şeytanlar ٢١٠ (210)
(210)
ve تَنَزَّلَتْ indirmedi tanazzalat
indirmedi بِهِ O'nu (Kur'an'ı) bihi
O'nu (Kur'an'ı) ٱلشَّيَـٰطِينُ şeytanlar l-shayāṭīnu
şeytanlar ٢١٠ (210)
(210)
Kuran'ı şeytanlar indirmemiştir.
26:211
وَمَا
bu yaraşmaz
wamā
bu yaraşmaz يَنۢبَغِى (it) suits yanbaghī
(it) suits لَهُمْ onlara lahum
onlara وَمَا ve zaten wamā
ve zaten يَسْتَطِيعُونَ yapamazlar yastaṭīʿūna
yapamazlar ٢١١ (211)
(211)
bu yaraşmaz يَنۢبَغِى (it) suits yanbaghī
(it) suits لَهُمْ onlara lahum
onlara وَمَا ve zaten wamā
ve zaten يَسْتَطِيعُونَ yapamazlar yastaṭīʿūna
yapamazlar ٢١١ (211)
(211)
Bu onlara düşmez, zaten güçleri de yetmez.
26:212
إِنَّهُمْ
çünkü onlar
innahum
çünkü onlar عَنِ işitmekten ʿani
işitmekten ٱلسَّمْعِ the hearing l-samʿi
the hearing لَمَعْزُولُونَ uzaklaştırılmışlardır lamaʿzūlūna
uzaklaştırılmışlardır ٢١٢ (212)
(212)
çünkü onlar عَنِ işitmekten ʿani
işitmekten ٱلسَّمْعِ the hearing l-samʿi
the hearing لَمَعْزُولُونَ uzaklaştırılmışlardır lamaʿzūlūna
uzaklaştırılmışlardır ٢١٢ (212)
(212)
Doğrusu onlar vahyi dinlemekten uzak tutulmuşlardır.
26:213
فَلَا
o halde
falā
o halde تَدْعُ çağırma tadʿu
çağırma مَعَ ile beraber maʿa
ile beraber ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah إِلَـٰهًا bir tanrı ilāhan
bir tanrı ءَاخَرَ başka ākhara
başka فَتَكُونَ sonra olursun fatakūna
sonra olursun مِنَ azabedilenlerden mina
azabedilenlerden ٱلْمُعَذَّبِينَ those punished l-muʿadhabīna
those punished ٢١٣ (213)
(213)
o halde تَدْعُ çağırma tadʿu
çağırma مَعَ ile beraber maʿa
ile beraber ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah إِلَـٰهًا bir tanrı ilāhan
bir tanrı ءَاخَرَ başka ākhara
başka فَتَكُونَ sonra olursun fatakūna
sonra olursun مِنَ azabedilenlerden mina
azabedilenlerden ٱلْمُعَذَّبِينَ those punished l-muʿadhabīna
those punished ٢١٣ (213)
(213)
O halde sakın Allah'ın yanında başka tanrı tutup ona yalvarma, yoksa azap göreceklerden olursun.
26:214
وَأَنذِرْ
ve uyar
wa-andhir
ve uyar عَشِيرَتَكَ akrabanı ʿashīrataka
akrabanı ٱلْأَقْرَبِينَ en yakın l-aqrabīna
en yakın ٢١٤ (214)
(214)
ve uyar عَشِيرَتَكَ akrabanı ʿashīrataka
akrabanı ٱلْأَقْرَبِينَ en yakın l-aqrabīna
en yakın ٢١٤ (214)
(214)
Önce en yakın hısımlarını uyar.
26:215
وَٱخْفِضْ
ve indir
wa-ikh'fiḍ
ve indir جَنَاحَكَ kanadını janāḥaka
kanadını لِمَنِ kimselere limani
kimselere ٱتَّبَعَكَ sana uyan ittabaʿaka
sana uyan مِنَ mü'minlerden mina
mü'minlerden ٱلْمُؤْمِنِينَ the believers l-mu'minīna
the believers ٢١٥ (215)
(215)
ve indir جَنَاحَكَ kanadını janāḥaka
kanadını لِمَنِ kimselere limani
kimselere ٱتَّبَعَكَ sana uyan ittabaʿaka
sana uyan مِنَ mü'minlerden mina
mü'minlerden ٱلْمُؤْمِنِينَ the believers l-mu'minīna
the believers ٢١٥ (215)
(215)
Sana uyan müminleri kanatların altına al.
26:216
فَإِنْ
şayet
fa-in
şayet عَصَوْكَ sana karşı gelirlerse ʿaṣawka
sana karşı gelirlerse فَقُلْ de ki faqul
de ki إِنِّى şüphesiz ben innī
şüphesiz ben بَرِىٓءٌۭ uzağım barīon
uzağım مِّمَّا şeylerden mimmā
şeylerden تَعْمَلُونَ sizin yaptıklarınız taʿmalūna
sizin yaptıklarınız ٢١٦ (216)
(216)
şayet عَصَوْكَ sana karşı gelirlerse ʿaṣawka
sana karşı gelirlerse فَقُلْ de ki faqul
de ki إِنِّى şüphesiz ben innī
şüphesiz ben بَرِىٓءٌۭ uzağım barīon
uzağım مِّمَّا şeylerden mimmā
şeylerden تَعْمَلُونَ sizin yaptıklarınız taʿmalūna
sizin yaptıklarınız ٢١٦ (216)
(216)
Sana başkaldırırlarsa: "Yaptıklarınızdan uzağım" de.
26:217
وَتَوَكَّلْ
ve tevekkül et
watawakkal
ve tevekkül et عَلَى üzerine ʿalā
üzerine ٱلْعَزِيزِ galib olan l-ʿazīzi
galib olan ٱلرَّحِيمِ ve esirgeyene l-raḥīmi
ve esirgeyene ٢١٧ (217)
(217)
ve tevekkül et عَلَى üzerine ʿalā
üzerine ٱلْعَزِيزِ galib olan l-ʿazīzi
galib olan ٱلرَّحِيمِ ve esirgeyene l-raḥīmi
ve esirgeyene ٢١٧ (217)
(217)
Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir.
26:218
ٱلَّذِى
ki O
alladhī
ki O يَرَىٰكَ seni görür yarāka
seni görür حِينَ zaman ḥīna
zaman تَقُومُ namaza durduğun taqūmu
namaza durduğun ٢١٨ (218)
(218)
ki O يَرَىٰكَ seni görür yarāka
seni görür حِينَ zaman ḥīna
zaman تَقُومُ namaza durduğun taqūmu
namaza durduğun ٢١٨ (218)
(218)
Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir.
26:219
وَتَقَلُّبَكَ
ve eğilip doğrulurken
wataqallubaka
ve eğilip doğrulurken فِى içinde fī
içinde ٱلسَّـٰجِدِينَ secde edenle l-sājidīna
secde edenle ٢١٩ (219)
(219)
ve eğilip doğrulurken فِى içinde fī
içinde ٱلسَّـٰجِدِينَ secde edenle l-sājidīna
secde edenle ٢١٩ (219)
(219)
Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir.
26:220
إِنَّهُۥ
çünkü
innahu
çünkü هُوَ O huwa
O ٱلسَّمِيعُ işitendir l-samīʿu
işitendir ٱلْعَلِيمُ bilendir l-ʿalīmu
bilendir ٢٢٠ (220)
(220)
çünkü هُوَ O huwa
O ٱلسَّمِيعُ işitendir l-samīʿu
işitendir ٱلْعَلِيمُ bilendir l-ʿalīmu
bilendir ٢٢٠ (220)
(220)
Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir.
26:221
هَلْ
size haber vereyimmi?
hal
size haber vereyimmi? أُنَبِّئُكُمْ I inform you unabbi-ukum
I inform you عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine مَن kim man
kim تَنَزَّلُ ineceğini tanazzalu
ineceğini ٱلشَّيَـٰطِينُ şeytanların l-shayāṭīnu
şeytanların ٢٢١ (221)
(221)
size haber vereyimmi? أُنَبِّئُكُمْ I inform you unabbi-ukum
I inform you عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine مَن kim man
kim تَنَزَّلُ ineceğini tanazzalu
ineceğini ٱلشَّيَـٰطِينُ şeytanların l-shayāṭīnu
şeytanların ٢٢١ (221)
(221)
"Şeytanların kime indiğini size haber vereyim mi?" de.
26:222
تَنَزَّلُ
onlar inerler
tanazzalu
onlar inerler عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine كُلِّ her kulli
her أَفَّاكٍ yalancı affākin
yalancı أَثِيمٍۢ günahkar athīmin
günahkar ٢٢٢ (222)
(222)
onlar inerler عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine كُلِّ her kulli
her أَفَّاكٍ yalancı affākin
yalancı أَثِيمٍۢ günahkar athīmin
günahkar ٢٢٢ (222)
(222)
Onlar, günahkar iftiracıların hepsine iner.
26:223
يُلْقُونَ
kulak verirler
yul'qūna
kulak verirler ٱلسَّمْعَ işitilene l-samʿa
işitilene وَأَكْثَرُهُمْ ve çokları da wa-aktharuhum
ve çokları da كَـٰذِبُونَ yalan söylerler kādhibūna
yalan söylerler ٢٢٣ (223)
(223)
kulak verirler ٱلسَّمْعَ işitilene l-samʿa
işitilene وَأَكْثَرُهُمْ ve çokları da wa-aktharuhum
ve çokları da كَـٰذِبُونَ yalan söylerler kādhibūna
yalan söylerler ٢٢٣ (223)
(223)
Bunlar şeytanlara kulak verirler, çoğu yalancıdırlar.
26:224
وَٱلشُّعَرَآءُ
ve Şa'irler
wal-shuʿarāu
ve Şa'irler يَتَّبِعُهُمُ onlar uyarlar yattabiʿuhumu
onlar uyarlar ٱلْغَاوُۥنَ azgınlara l-ghāwūna
azgınlara ٢٢٤ (224)
(224)
ve Şa'irler يَتَّبِعُهُمُ onlar uyarlar yattabiʿuhumu
onlar uyarlar ٱلْغَاوُۥنَ azgınlara l-ghāwūna
azgınlara ٢٢٤ (224)
(224)
O şairlere gelince; onlara azgınlar uyar.
26:225
أَلَمْ
görmez misin?
alam
görmez misin? تَرَ you see tara
you see أَنَّهُمْ onlar annahum
onlar فِى her fī
her كُلِّ every kulli
every وَادٍۢ vadide wādin
vadide يَهِيمُونَ şaşkın şaşkın dolaşırlar yahīmūna
şaşkın şaşkın dolaşırlar ٢٢٥ (225)
(225)
görmez misin? تَرَ you see tara
you see أَنَّهُمْ onlar annahum
onlar فِى her fī
her كُلِّ every kulli
every وَادٍۢ vadide wādin
vadide يَهِيمُونَ şaşkın şaşkın dolaşırlar yahīmūna
şaşkın şaşkın dolaşırlar ٢٢٥ (225)
(225)
Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmadıklarını yaptık dediklerini görmez misin?
26:226
وَأَنَّهُمْ
ve onlar
wa-annahum
ve onlar يَقُولُونَ söylerler yaqūlūna
söylerler مَا şeyleri mā
şeyleri لَا yapmayacakları lā
yapmayacakları يَفْعَلُونَ they do yafʿalūna
they do ٢٢٦ (226)
(226)
ve onlar يَقُولُونَ söylerler yaqūlūna
söylerler مَا şeyleri mā
şeyleri لَا yapmayacakları lā
yapmayacakları يَفْعَلُونَ they do yafʿalūna
they do ٢٢٦ (226)
(226)
Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmadıklarını yaptık dediklerini görmez misin?
26:227
إِلَّا
ancak hariç
illā
ancak hariç ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) وَعَمِلُوا۟ ve yapanlar waʿamilū
ve yapanlar ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler وَذَكَرُوا۟ ve ananlar wadhakarū
ve ananlar ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı كَثِيرًۭا çokça kathīran
çokça وَٱنتَصَرُوا۟ ve üstün gelmeğe çalışanlar wa-intaṣarū
ve üstün gelmeğe çalışanlar مِنۢ sonra min
sonra بَعْدِ after baʿdi
after مَا kendilerine zulmedildikten mā
kendilerine zulmedildikten ظُلِمُوا۟ ۗ they were wronged ẓulimū
they were wronged وَسَيَعْلَمُ ve yakında bileceklerdir wasayaʿlamu
ve yakında bileceklerdir ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ظَلَمُوٓا۟ zulmeden(ler) ẓalamū
zulmeden(ler) أَىَّ nasıl ayya
nasıl مُنقَلَبٍۢ bir devrimle munqalabin
bir devrimle يَنقَلِبُونَ devrileceklerini yanqalibūna
devrileceklerini ٢٢٧ (227)
(227)
ancak hariç ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) وَعَمِلُوا۟ ve yapanlar waʿamilū
ve yapanlar ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler وَذَكَرُوا۟ ve ananlar wadhakarū
ve ananlar ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı كَثِيرًۭا çokça kathīran
çokça وَٱنتَصَرُوا۟ ve üstün gelmeğe çalışanlar wa-intaṣarū
ve üstün gelmeğe çalışanlar مِنۢ sonra min
sonra بَعْدِ after baʿdi
after مَا kendilerine zulmedildikten mā
kendilerine zulmedildikten ظُلِمُوا۟ ۗ they were wronged ẓulimū
they were wronged وَسَيَعْلَمُ ve yakında bileceklerdir wasayaʿlamu
ve yakında bileceklerdir ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ظَلَمُوٓا۟ zulmeden(ler) ẓalamū
zulmeden(ler) أَىَّ nasıl ayya
nasıl مُنقَلَبٍۢ bir devrimle munqalabin
bir devrimle يَنقَلِبُونَ devrileceklerini yanqalibūna
devrileceklerini ٢٢٧ (227)
(227)
Ancak inanıp yararlı iş işleyenler, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında haklarını alanlar bunun dışındadır. Haksızlık eden kimseler nasıl bir yıkılışla yıkılacaklarını anlayacaklardır.