26

Şuara

Mekki 227 Ayet Cüz 19
الشعراء
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
26:1
طسٓمٓ Ta sin mim tta-seen-meem
Ta sin mim
١ (1)
(1)
Ta, Sin, Mim.
26:2
تِلْكَ şunlar til'ka
şunlar
ءَايَـٰتُ ayetleridir āyātu
ayetleridir
ٱلْكِتَـٰبِ Kitabın l-kitābi
Kitabın
ٱلْمُبِينِ apaçık l-mubīni
apaçık
٢ (2)
(2)
Bunlar apaçık Kitap'ın ayetleridir.
26:3
لَعَلَّكَ sen neredeyse laʿallaka
sen neredeyse
بَـٰخِعٌۭ helak edeceksin bākhiʿun
helak edeceksin
نَّفْسَكَ kendini nafsaka
kendini
أَلَّا diye allā
diye
يَكُونُوا۟ etmiyorlar yakūnū
etmiyorlar
مُؤْمِنِينَ iman mu'minīna
iman
٣ (3)
(3)
İnanmıyorlar diye nerdeyse kendini mahvedeceksin.
26:4
إِن eğer in
eğer
نَّشَأْ dilesek nasha
dilesek
نُنَزِّلْ indiririz nunazzil
indiririz
عَلَيْهِم onların üzerine ʿalayhim
onların üzerine
مِّنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky
ءَايَةًۭ bir mu'cize āyatan
bir mu'cize
فَظَلَّتْ ve oluverir faẓallat
ve oluverir
أَعْنَـٰقُهُمْ boyunları aʿnāquhum
boyunları
لَهَا ona lahā
ona
خَـٰضِعِينَ eğilip kalmış khāḍiʿīna
eğilip kalmış
٤ (4)
(4)
Biz dilesek onlara gökten bir mucize indiririz de ona boyun eğip kalırlar.
26:5
وَمَا ve wamā
ve
يَأْتِيهِم onlara gelmez yatīhim
onlara gelmez
مِّن hiçbir min
hiçbir
ذِكْرٍۢ Zikir (uyarı) dhik'rin
Zikir (uyarı)
مِّنَ Rahmandan mina
Rahmandan
ٱلرَّحْمَـٰنِ the Most Gracious l-raḥmāni
the Most Gracious
مُحْدَثٍ yeni muḥ'dathin
yeni
إِلَّا olmadıkları illā
olmadıkları
كَانُوا۟ they kānū
they
عَنْهُ ondan ʿanhu
ondan
مُعْرِضِينَ yüz çevirici muʿ'riḍīna
yüz çevirici
٥ (5)
(5)
Rahman'dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler.
26:6
فَقَدْ şüphesiz faqad
şüphesiz
كَذَّبُوا۟ yalanladılar kadhabū
yalanladılar
فَسَيَأْتِيهِمْ ama kendilerine gelecektir fasayatīhim
ama kendilerine gelecektir
أَنۢبَـٰٓؤُا۟ haberleri anbāu
haberleri
مَا şeyin
şeyin
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
بِهِۦ onunla bihi
onunla
يَسْتَهْزِءُونَ alay edip duruyor(lar) yastahziūna
alay edip duruyor(lar)
٦ (6)
(6)
Evet, yalanladılar; alay edip durdukları şeylerin haberleri kendilerine ulaşacaktır.
26:7
أَوَلَمْ bakmadılar mı? awalam
bakmadılar mı?
يَرَوْا۟ they see yaraw
they see
إِلَى yeryüzüne ilā
yeryüzüne
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
كَمْ kaç kam
kaç
أَنۢبَتْنَا bitirmişizdir anbatnā
bitirmişizdir
فِيهَا orada fīhā
orada
مِن çeşitten min
çeşitten
كُلِّ her kulli
her
زَوْجٍۢ çifti zawjin
çifti
كَرِيمٍ güzel karīmin
güzel
٧ (7)
(7)
Yeryüzüne bakmazlar mı? Orada, bitkilerden nice güzel çiftler yetiştirmişizdir.
26:8
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
فِى vardır
vardır
ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda
لَـَٔايَةًۭ ۖ bir ibret laāyatan
bir ibret
وَمَا ama yine wamā
ama yine
كَانَ değillerdir kāna
değillerdir
أَكْثَرُهُم çokları aktharuhum
çokları
مُّؤْمِنِينَ inanıcı mu'minīna
inanıcı
٨ (8)
(8)
Şüphesiz bunlarda Allah'ın kudretine işaret vardır, ama çoğu inanmazlar.
26:9
وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz
رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin
لَهُوَ işte O lahuwa
işte O
ٱلْعَزِيزُ üstündür l-ʿazīzu
üstündür
ٱلرَّحِيمُ merhamet edendir l-raḥīmu
merhamet edendir
٩ (9)
(9)
Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
26:10
وَإِذْ hani wa-idh
hani
نَادَىٰ seslenmişti nādā
seslenmişti
رَبُّكَ Rabbin rabbuka
Rabbin
مُوسَىٰٓ Musa'ya mūsā
Musa'ya
أَنِ diye ani
diye
ٱئْتِ git i'ti
git
ٱلْقَوْمَ kavmine l-qawma
kavmine
ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimler l-ẓālimīna
zalimler
١٠ (10)
(10)
Rabbin Musa'ya: "Haksızlık eden millete, Firavun'un milletine git" diye nida etmişti. "Haksızlıktan sakınmazlar mı?"
26:11
قَوْمَ kavmine qawma
kavmine
فِرْعَوْنَ ۚ Fir'avn'ın fir'ʿawna
Fir'avn'ın
أَلَا onlar korunmayacaklar mı? alā
onlar korunmayacaklar mı?
يَتَّقُونَ they fear yattaqūna
they fear
١١ (11)
(11)
Rabbin Musa'ya: "Haksızlık eden millete, Firavun'un milletine git" diye nida etmişti. "Haksızlıktan sakınmazlar mı?"
26:12
قَالَ (Musa) dedi qāla
(Musa) dedi
رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim
إِنِّىٓ şüphesiz ben innī
şüphesiz ben
أَخَافُ korkuyorum akhāfu
korkuyorum
أَن diye an
diye
يُكَذِّبُونِ beni yalanlayacaklar yukadhibūni
beni yalanlayacaklar
١٢ (12)
(12)
Musa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti.
26:13
وَيَضِيقُ ve daralıyor wayaḍīqu
ve daralıyor
صَدْرِى göğsüm ṣadrī
göğsüm
وَلَا ve walā
ve
يَنطَلِقُ açılmıyor yanṭaliqu
açılmıyor
لِسَانِى dilim lisānī
dilim
فَأَرْسِلْ onun için elçilik ver fa-arsil
onun için elçilik ver
إِلَىٰ Harun'a da ilā
Harun'a da
هَـٰرُونَ Harun hārūna
Harun
١٣ (13)
(13)
Musa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti.
26:14
وَلَهُمْ ve onların var walahum
ve onların var
عَلَىَّ bana yükledikleri ʿalayya
bana yükledikleri
ذَنۢبٌۭ bir suç dhanbun
bir suç
فَأَخَافُ korkuyorum fa-akhāfu
korkuyorum
أَن diye an
diye
يَقْتُلُونِ beni öldürecekler yaqtulūni
beni öldürecekler
١٤ (14)
(14)
Musa: "Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum; göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor. Onun için Harun'a da elçilik ver. Onların bana isnat ettikleri bir suç da vardır. Beni öldürmelerinden korkuyorum" demişti.
26:15
قَالَ (Allah) dedi qāla
(Allah) dedi
كَلَّا ۖ hayır kallā
hayır
فَٱذْهَبَا ikiniz de gidin fa-idh'habā
ikiniz de gidin
بِـَٔايَـٰتِنَآ ۖ ayetlerimizle biāyātinā
ayetlerimizle
إِنَّا şüphesiz biz innā
şüphesiz biz
مَعَكُم sizinle beraberiz maʿakum
sizinle beraberiz
مُّسْتَمِعُونَ dinliyoruz mus'tamiʿūna
dinliyoruz
١٥ (15)
(15)
Allah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti.
26:16
فَأْتِيَا gidin ikiniz fatiyā
gidin ikiniz
فِرْعَوْنَ Fir'avn'e fir'ʿawna
Fir'avn'e
فَقُولَآ ve deyin ki faqūlā
ve deyin ki
إِنَّا gerçekten biz innā
gerçekten biz
رَسُولُ elçisiyiz rasūlu
elçisiyiz
رَبِّ Rabbinin rabbi
Rabbinin
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin
١٦ (16)
(16)
Allah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti.
26:17
أَنْ gönder an
gönder
أَرْسِلْ send arsil
send
مَعَنَا bizimle beraber maʿanā
bizimle beraber
بَنِىٓ oğullarını banī
oğullarını
إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail
١٧ (17)
(17)
Allah: "Hayır; ikiniz mucizelerimizle gidiniz. Doğrusu Biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a varınız: "Biz şüphesiz alemlerin Rabbinin elçisiyiz; İsrailoğullarını bizimle beraber gönder, deyiniz" demişti.
26:18
قَالَ (Fir'avn) dedi ki qāla
(Fir'avn) dedi ki
أَلَمْ biz seni yetiştirmedik mi? alam
biz seni yetiştirmedik mi?
نُرَبِّكَ we bring you up nurabbika
we bring you up
فِينَا içimizden fīnā
içimizden
وَلِيدًۭا bir çocuk olarak walīdan
bir çocuk olarak
وَلَبِثْتَ ve kalmadın mı? walabith'ta
ve kalmadın mı?
فِينَا aramızda fīnā
aramızda
مِنْ ömründen min
ömründen
عُمُرِكَ your life ʿumurika
your life
سِنِينَ nice yıllar sinīna
nice yıllar
١٨ (18)
(18)
Firavun Musa'ya: "Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün birisin" dedi.
26:19
وَفَعَلْتَ ve yaptın wafaʿalta
ve yaptın
فَعْلَتَكَ yaptığın faʿlataka
yaptığın
ٱلَّتِى o (kötü) işi allatī
o (kötü) işi
فَعَلْتَ you did faʿalta
you did
وَأَنتَ ve sen wa-anta
ve sen
مِنَ nankörlerden(sin) mina
nankörlerden(sin)
ٱلْكَـٰفِرِينَ the ungrateful l-kāfirīna
the ungrateful
١٩ (19)
(19)
Firavun Musa'ya: "Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün birisin" dedi.
26:20
قَالَ (Musa) dedi qāla
(Musa) dedi
فَعَلْتُهَآ onu yaptığım faʿaltuhā
onu yaptığım
إِذًۭا zaman idhan
zaman
وَأَنَا۠ ben wa-anā
ben
مِنَ dalalette idim mina
dalalette idim
ٱلضَّآلِّينَ those who are astray l-ḍālīna
those who are astray
٢٠ (20)
(20)
Musa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi.
26:21
فَفَرَرْتُ kaçtım fafarartu
kaçtım
مِنكُمْ aranızdan minkum
aranızdan
لَمَّا sizden korkunca lammā
sizden korkunca
خِفْتُكُمْ I feared you khif'tukum
I feared you
فَوَهَبَ sonra verdi fawahaba
sonra verdi
لِى bana
bana
رَبِّى Rabbim rabbī
Rabbim
حُكْمًۭا hükümdarlık ḥuk'man
hükümdarlık
وَجَعَلَنِى ve beni yaptı wajaʿalanī
ve beni yaptı
مِنَ elçilerden mina
elçilerden
ٱلْمُرْسَلِينَ the Messengers l-mur'salīna
the Messengers
٢١ (21)
(21)
Musa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi.
26:22
وَتِلْكَ ve işte watil'ka
ve işte
نِعْمَةٌۭ ni'met niʿ'matun
ni'met
تَمُنُّهَا kaktığın tamunnuhā
kaktığın
عَلَىَّ başıma ʿalayya
başıma
أَنْ (yüzündendir) an
(yüzündendir)
عَبَّدتَّ köle yapman ʿabbadtta
köle yapman
بَنِىٓ oğullarını banī
oğullarını
إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail
٢٢ (22)
(22)
Musa: "O işi kasden yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra, Rabbim bana hikmet verip, beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür" dedi.
26:23
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
فِرْعَوْنُ Fir'avn fir'ʿawnu
Fir'avn
وَمَا nedir? wamā
nedir?
رَبُّ Rabbi rabbu
Rabbi
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin
٢٣ (23)
(23)
Firavun: "Alemlerin Rabbi de nedir?" dedi.
26:24
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
رَبُّ Rabbidir rabbu
Rabbidir
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin
وَمَا ve olanların wamā
ve olanların
بَيْنَهُمَآ ۖ ikisi arasında baynahumā
ikisi arasında
إِن eğer in
eğer
كُنتُم iseniz kuntum
iseniz
مُّوقِنِينَ gerçekten inanan kimseler mūqinīna
gerçekten inanan kimseler
٢٤ (24)
(24)
Musa: "Kesin olarak inanacaksanız, bilin ki O göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir" dedi.
26:25
قَالَ (Fir'avn) dedi qāla
(Fir'avn) dedi
لِمَنْ kimselere liman
kimselere
حَوْلَهُۥٓ çevresinde bulunan ḥawlahu
çevresinde bulunan
أَلَا işitiyor musunuz? alā
işitiyor musunuz?
تَسْتَمِعُونَ you hear tastamiʿūna
you hear
٢٥ (25)
(25)
Yanında bulunanlara: "İşitmiyor musunuz?" dedi.
26:26
قَالَ (Musa) dedi qāla
(Musa) dedi
رَبُّكُمْ sizin Rabbinizdir rabbukum
sizin Rabbinizdir
وَرَبُّ ve Rabbidir warabbu
ve Rabbidir
ءَابَآئِكُمُ atalarınızın ābāikumu
atalarınızın
ٱلْأَوَّلِينَ önceki l-awalīna
önceki
٢٦ (26)
(26)
"O sizin de Rabbiniz, önce geçmiş atalarınızın da Rabbidir" dedi.
26:27
قَالَ (Fir'avn) dedi qāla
(Fir'avn) dedi
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
رَسُولَكُمُ elçiniz rasūlakumu
elçiniz
ٱلَّذِىٓ gönderilen alladhī
gönderilen
أُرْسِلَ has been sent ur'sila
has been sent
إِلَيْكُمْ size ilaykum
size
لَمَجْنُونٌۭ mutlaka delidir lamajnūnun
mutlaka delidir
٢٧ (27)
(27)
Firavun, çevresindekilere: "Size gönderilen peygamberiniz şüphesiz delidir" dedi.
26:28
قَالَ (Musa) dedi qāla
(Musa) dedi
رَبُّ Rabbidir rabbu
Rabbidir
ٱلْمَشْرِقِ doğunun l-mashriqi
doğunun
وَٱلْمَغْرِبِ ve batının wal-maghribi
ve batının
وَمَا ve olanların wamā
ve olanların
بَيْنَهُمَآ ۖ bunlar arasında baynahumā
bunlar arasında
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz
تَعْقِلُونَ düşünüyor taʿqilūna
düşünüyor
٢٨ (28)
(28)
Musa: "Eğer akledebilen kimselerseniz bilin ki O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir" dedi.
26:29
قَالَ (Fir'avn) dedi qāla
(Fir'avn) dedi
لَئِنِ andolsun ki eğer la-ini
andolsun ki eğer
ٱتَّخَذْتَ edinirsen ittakhadhta
edinirsen
إِلَـٰهًا bir tanrı ilāhan
bir tanrı
غَيْرِى benden başka ghayrī
benden başka
لَأَجْعَلَنَّكَ seni mutlaka yapacağım la-ajʿalannaka
seni mutlaka yapacağım
مِنَ zindana atılanlardan mina
zindana atılanlardan
ٱلْمَسْجُونِينَ those imprisoned l-masjūnīna
those imprisoned
٢٩ (29)
(29)
Firavun: "Benden başkasını tanrı edinirsen, and olsun ki seni zindanlık ederim" dedi.
26:30
قَالَ (Musa) dedi qāla
(Musa) dedi
أَوَلَوْ sana getirsem de mi? awalaw
sana getirsem de mi?
جِئْتُكَ I bring you ji'tuka
I bring you
بِشَىْءٍۢ bir şey bishayin
bir şey
مُّبِينٍۢ apaçık mubīnin
apaçık
٣٠ (30)
(30)
Musa: "Sana apaçık bir şey getirmiş isem de mi?" dedi.
26:31
قَالَ (Fir'avn) dedi qāla
(Fir'avn) dedi
فَأْتِ getir fati
getir
بِهِۦٓ onu bihi
onu
إِن eğer in
eğer
كُنتَ isen kunta
isen
مِنَ doğrulardan mina
doğrulardan
ٱلصَّـٰدِقِينَ the truthful l-ṣādiqīna
the truthful
٣١ (31)
(31)
Firavun: "Doğru sözlülerden isen haydi getir" dedi.
26:32
فَأَلْقَىٰ sonra attı fa-alqā
sonra attı
عَصَاهُ asasını ʿaṣāhu
asasını
فَإِذَا bir de (baktılar ki) fa-idhā
bir de (baktılar ki)
هِىَ o hiya
o
ثُعْبَانٌۭ bir ejderha thuʿ'bānun
bir ejderha
مُّبِينٌۭ apaçık mubīnun
apaçık
٣٢ (32)
(32)
Bunun üzerine Musa değneğini attı, besbelli bir yılan oluverdi.
26:33
وَنَزَعَ ve çıkardı wanazaʿa
ve çıkardı
يَدَهُۥ elini yadahu
elini
فَإِذَا işte fa-idhā
işte
هِىَ o (da) hiya
o (da)
بَيْضَآءُ parıl parıl parlıyor(du) bayḍāu
parıl parıl parlıyor(du)
لِلنَّـٰظِرِينَ bakanlara lilnnāẓirīna
bakanlara
٣٣ (33)
(33)
Elini çıkardı, bakanlara bembeyaz göründü.
26:34
قَالَ (Fir'avn) dedi qāla
(Fir'avn) dedi
لِلْمَلَإِ ileri gelenlere lil'mala-i
ileri gelenlere
حَوْلَهُۥٓ çevresindeki ḥawlahu
çevresindeki
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
هَـٰذَا bu hādhā
bu
لَسَـٰحِرٌ bir büyücüdür lasāḥirun
bir büyücüdür
عَلِيمٌۭ bilen ʿalīmun
bilen
٣٤ (34)
(34)
Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Doğrusu bu bilgin bir sihirbaz; sizi sihirle yurdunuzdan çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" dedi.
26:35
يُرِيدُ istiyor yurīdu
istiyor
أَن sizi çıkarmak an
sizi çıkarmak
يُخْرِجَكُم drive you out yukh'rijakum
drive you out
مِّنْ toprağınızdan min
toprağınızdan
أَرْضِكُم your land arḍikum
your land
بِسِحْرِهِۦ büyüsüyle bisiḥ'rihi
büyüsüyle
فَمَاذَا o halde ne? famādhā
o halde ne?
تَأْمُرُونَ buyurursunuz tamurūna
buyurursunuz
٣٥ (35)
(35)
Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Doğrusu bu bilgin bir sihirbaz; sizi sihirle yurdunuzdan çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" dedi.
26:36
قَالُوٓا۟ dediler ki qālū
dediler ki
أَرْجِهْ onu beklet arjih
onu beklet
وَأَخَاهُ ve kardeşini wa-akhāhu
ve kardeşini
وَٱبْعَثْ ve gönder wa-ib'ʿath
ve gönder
فِى kentlere
kentlere
ٱلْمَدَآئِنِ the cities l-madāini
the cities
حَـٰشِرِينَ toplayıcılar ḥāshirīna
toplayıcılar
٣٦ (36)
(36)
"Onu ve kardeşini alıkoy, şehirlere, sana bütün bilgin sihirbazları getirecek toplayıcılar gönder" dediler.
26:37
يَأْتُوكَ sana getirsinler yatūka
sana getirsinler
بِكُلِّ bütün bikulli
bütün
سَحَّارٍ büyücüleri saḥḥārin
büyücüleri
عَلِيمٍۢ bilgin ʿalīmin
bilgin
٣٧ (37)
(37)
"Onu ve kardeşini alıkoy, şehirlere, sana bütün bilgin sihirbazları getirecek toplayıcılar gönder" dediler.
26:38
فَجُمِعَ ve bir araya getirildi fajumiʿa
ve bir araya getirildi
ٱلسَّحَرَةُ büyücüler l-saḥaratu
büyücüler
لِمِيقَـٰتِ belirlenen vaktinde limīqāti
belirlenen vaktinde
يَوْمٍۢ bir günün yawmin
bir günün
مَّعْلُومٍۢ belli maʿlūmin
belli
٣٨ (38)
(38)
Sihirbazlar, belirli bir günün bildirilen vaktinde toplandılar.
26:39
وَقِيلَ ve denildi waqīla
ve denildi
لِلنَّاسِ halka da lilnnāsi
halka da
هَلْ musunuz? hal
musunuz?
أَنتُم siz de antum
siz de
مُّجْتَمِعُونَ toplanıyor muj'tamiʿūna
toplanıyor
٣٩ (39)
(39)
İnsanlara: "Siz de toplanır mısınız?" denildi.
26:40
لَعَلَّنَا umarız ki laʿallanā
umarız ki
نَتَّبِعُ onlara uyarız nattabiʿu
onlara uyarız
ٱلسَّحَرَةَ büyücülere l-saḥarata
büyücülere
إِن eğer in
eğer
كَانُوا۟ ise kānū
ise
هُمُ onlar humu
onlar
ٱلْغَـٰلِبِينَ üstün gelirler l-ghālibīna
üstün gelirler
٤٠ (40)
(40)
"Sihirbazlar üstün gelirlerse biz de onlara uyarız" dediler.
26:41
فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki
جَآءَ geldi(ler) jāa
geldi(ler)
ٱلسَّحَرَةُ büyücüler l-saḥaratu
büyücüler
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
لِفِرْعَوْنَ Fir'avn'a lifir'ʿawna
Fir'avn'a
أَئِنَّ var değil mi? a-inna
var değil mi?
لَنَا bize lanā
bize
لَأَجْرًا bir ücret la-ajran
bir ücret
إِن eğer in
eğer
كُنَّا olursak kunnā
olursak
نَحْنُ biz naḥnu
biz
ٱلْغَـٰلِبِينَ üstün gelenler l-ghālibīna
üstün gelenler
٤١ (41)
(41)
Sihirbazlar geldiklerinde, Firavun'a; "Biz üstün gelirsek, şüphesiz bize bir ücret vardır değil mi?" dediler.
26:42
قَالَ dedi qāla
dedi
نَعَمْ evet naʿam
evet
وَإِنَّكُمْ şüphesiz siz wa-innakum
şüphesiz siz
إِذًۭا o takdirde idhan
o takdirde
لَّمِنَ yakınlardan olacaksınız lamina
yakınlardan olacaksınız
ٱلْمُقَرَّبِينَ the ones who are brought near l-muqarabīna
the ones who are brought near
٤٢ (42)
(42)
Firavun: "Evet; o takdirde siz gözde kimselerden olacaksınız" dedi.
26:43
قَالَ dedi qāla
dedi
لَهُم onlara lahum
onlara
مُّوسَىٰٓ Musa mūsā
Musa
أَلْقُوا۟ atın alqū
atın
مَآ şeyi
şeyi
أَنتُم siz antum
siz
مُّلْقُونَ atacağınız mul'qūna
atacağınız
٤٣ (43)
(43)
Musa onlara: "Ne atacaksanız atın" dedi.
26:44
فَأَلْقَوْا۟ sonra attılar fa-alqaw
sonra attılar
حِبَالَهُمْ iplerini ḥibālahum
iplerini
وَعِصِيَّهُمْ ve değneklerini waʿiṣiyyahum
ve değneklerini
وَقَالُوا۟ ve dediler waqālū
ve dediler
بِعِزَّةِ şerefine biʿizzati
şerefine
فِرْعَوْنَ Fir'avn'ın fir'ʿawna
Fir'avn'ın
إِنَّا biz innā
biz
لَنَحْنُ elbette biz lanaḥnu
elbette biz
ٱلْغَـٰلِبُونَ galib geleceğiz l-ghālibūna
galib geleceğiz
٤٤ (44)
(44)
Onlar da iplerini ve değneklerini attılar ve: "Firavun hakkı için, şüphesiz, biz üstün geleceğiz" dediler.
26:45
فَأَلْقَىٰ attı fa-alqā
attı
مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa
عَصَاهُ asasını ʿaṣāhu
asasını
فَإِذَا birden fa-idhā
birden
هِىَ o hiya
o
تَلْقَفُ yutmağa başladı talqafu
yutmağa başladı
مَا şey(ler)i
şey(ler)i
يَأْفِكُونَ onların uydurdukları yafikūna
onların uydurdukları
٤٥ (45)
(45)
Bunun üzerine Musa değneğini attı; onların uydurduklarını yutmağa başlayıverdi.
26:46
فَأُلْقِىَ derhal kapandılar fa-ul'qiya
derhal kapandılar
ٱلسَّحَرَةُ büyücüler l-saḥaratu
büyücüler
سَـٰجِدِينَ secdeye sājidīna
secdeye
٤٦ (46)
(46)
Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.
26:47
قَالُوٓا۟ dediler qālū
dediler
ءَامَنَّا inandık āmannā
inandık
بِرَبِّ Rabbine birabbi
Rabbine
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin
٤٧ (47)
(47)
Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.
26:48
رَبِّ Rabbine rabbi
Rabbine
مُوسَىٰ Musa'nın mūsā
Musa'nın
وَهَـٰرُونَ ve Harun'un wahārūna
ve Harun'un
٤٨ (48)
(48)
Bunu gören sihirbazlar secdeye kapanarak: "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.
26:49
قَالَ (Fir'avn) dedi qāla
(Fir'avn) dedi
ءَامَنتُمْ inandınız mı? āmantum
inandınız mı?
لَهُۥ ona lahu
ona
قَبْلَ önce qabla
önce
أَنْ ben izin vermeden an
ben izin vermeden
ءَاذَنَ I gave permission ādhana
I gave permission
لَكُمْ ۖ size lakum
size
إِنَّهُۥ şüphesiz O innahu
şüphesiz O
لَكَبِيرُكُمُ büyüğünüzdür lakabīrukumu
büyüğünüzdür
ٱلَّذِى size öğreten alladhī
size öğreten
عَلَّمَكُمُ has taught you ʿallamakumu
has taught you
ٱلسِّحْرَ büyüyü l-siḥ'ra
büyüyü
فَلَسَوْفَ öyleyse yakında falasawfa
öyleyse yakında
تَعْلَمُونَ ۚ bileceksiniz taʿlamūna
bileceksiniz
لَأُقَطِّعَنَّ mutlaka keseceğim la-uqaṭṭiʿanna
mutlaka keseceğim
أَيْدِيَكُمْ ellerinizi aydiyakum
ellerinizi
وَأَرْجُلَكُم ve ayaklarınızı wa-arjulakum
ve ayaklarınızı
مِّنْ çapraz olarak min
çapraz olarak
خِلَـٰفٍۢ opposite sides khilāfin
opposite sides
وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ ve asacağım wala-uṣallibannakum
ve asacağım
أَجْمَعِينَ hepinizi ajmaʿīna
hepinizi
٤٩ (49)
(49)
Firavun: "Ben size izin vermeden ona iman mı ettiniz? Muhakkak ki o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi bileceksiniz; ellerinizi ayaklarınızı, and olsun, çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım" dedi.
26:50
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
لَا yok
yok
ضَيْرَ ۖ zarar ḍayra
zarar
إِنَّآ muhakkak biz innā
muhakkak biz
إِلَىٰ Rabbimize ilā
Rabbimize
رَبِّنَا our Lord rabbinā
our Lord
مُنقَلِبُونَ döneceğiz munqalibūna
döneceğiz
٥٠ (50)
(50)
İman eden sihirbazlar: "Zararı yok, biz şüphesiz Rabbimize doneceğiz; inananların ilki olmamızdan ötürü, Rabbimizin kusurlarımızı bize bağışlayacağını umarız" dediler.
26:51
إِنَّا şüphesiz biz innā
şüphesiz biz
نَطْمَعُ umarız naṭmaʿu
umarız
أَن bağışlayacağını an
bağışlayacağını
يَغْفِرَ will forgive yaghfira
will forgive
لَنَا bizi lanā
bizi
رَبُّنَا Rabbimizin rabbunā
Rabbimizin
خَطَـٰيَـٰنَآ hatalarımızı khaṭāyānā
hatalarımızı
أَن için an
için
كُنَّآ olduğumuz kunnā
olduğumuz
أَوَّلَ ilk awwala
ilk
ٱلْمُؤْمِنِينَ inananlar l-mu'minīna
inananlar
٥١ (51)
(51)
İman eden sihirbazlar: "Zararı yok, biz şüphesiz Rabbimize doneceğiz; inananların ilki olmamızdan ötürü, Rabbimizin kusurlarımızı bize bağışlayacağını umarız" dediler.
26:52
۞ وَأَوْحَيْنَآ ve vahyettik wa-awḥaynā
ve vahyettik
إِلَىٰ Musa'ya ilā
Musa'ya
مُوسَىٰٓ Musa mūsā
Musa
أَنْ diye an
diye
أَسْرِ geceleyin yürüt asri
geceleyin yürüt
بِعِبَادِىٓ kullarımı biʿibādī
kullarımı
إِنَّكُم siz mutlaka innakum
siz mutlaka
مُّتَّبَعُونَ takibedileceksiniz muttabaʿūna
takibedileceksiniz
٥٢ (52)
(52)
Biz Musa'ya: "Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz takip edileceksiniz" diye vahyettik.
26:53
فَأَرْسَلَ sonra gönderdi fa-arsala
sonra gönderdi
فِرْعَوْنُ Fir'avn fir'ʿawnu
Fir'avn
فِى kentlere
kentlere
ٱلْمَدَآئِنِ the cities l-madāini
the cities
حَـٰشِرِينَ (asker) toplayıcılar ḥāshirīna
(asker) toplayıcılar
٥٣ (53)
(53)
Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi.
26:54
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
هَـٰٓؤُلَآءِ şunlar hāulāi
şunlar
لَشِرْذِمَةٌۭ topluluktur lashir'dhimatun
topluluktur
قَلِيلُونَ az bir qalīlūna
az bir
٥٤ (54)
(54)
Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi.
26:55
وَإِنَّهُمْ ve elbette onlar wa-innahum
ve elbette onlar
لَنَا bizi lanā
bizi
لَغَآئِظُونَ kızdırmaktadırlar laghāiẓūna
kızdırmaktadırlar
٥٥ (55)
(55)
Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi.
26:56
وَإِنَّا ve mutlaka biz; wa-innā
ve mutlaka biz;
لَجَمِيعٌ bir cemaatiz lajamīʿun
bir cemaatiz
حَـٰذِرُونَ ihtiyatlı ḥādhirūna
ihtiyatlı
٥٦ (56)
(56)
Bu arada Firavun şehirlere, "Doğrusu bunlar bizi öfkelendiren döküntü azınlıklardır; hepimiz tedbirli olmalıyız" diyen münadiler gönderdi.
26:57
فَأَخْرَجْنَـٰهُم böylece biz onları çıkardık fa-akhrajnāhum
böylece biz onları çıkardık
مِّن bahçeler(in)den min
bahçeler(in)den
جَنَّـٰتٍۢ gardens jannātin
gardens
وَعُيُونٍۢ ve çeşmeler(inden) waʿuyūnin
ve çeşmeler(inden)
٥٧ (57)
(57)
Ama biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık.
26:58
وَكُنُوزٍۢ ve hazineler(inden) wakunūzin
ve hazineler(inden)
وَمَقَامٍۢ ve yer(lerinden) wamaqāmin
ve yer(lerinden)
كَرِيمٍۢ o güzel karīmin
o güzel
٥٨ (58)
(58)
Ama biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık.
26:59
كَذَٰلِكَ böylece kadhālika
böylece
وَأَوْرَثْنَـٰهَا bunları miras yaptık wa-awrathnāhā
bunları miras yaptık
بَنِىٓ oğullarına banī
oğullarına
إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail
٥٩ (59)
(59)
Ama biz Firavun ve adamlarını bahçelerden, pınar başlarından, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık. Böylece oralara İsrailoğullarını mirasçı kıldık.
26:60
فَأَتْبَعُوهُم onların ardına düştüler fa-atbaʿūhum
onların ardına düştüler
مُّشْرِقِينَ güneş doğarken mush'riqīna
güneş doğarken
٦٠ (60)
(60)
Firavun ve adamları güneş üzerlerine doğarken onların ardına düştüler.
26:61
فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki
تَرَٰٓءَا birbirini görünce tarāā
birbirini görünce
ٱلْجَمْعَانِ iki topluluk l-jamʿāni
iki topluluk
قَالَ dedi(ler) qāla
dedi(ler)
أَصْحَـٰبُ adamları aṣḥābu
adamları
مُوسَىٰٓ Musa'nın mūsā
Musa'nın
إِنَّا şüphesiz biz innā
şüphesiz biz
لَمُدْرَكُونَ işte yakalandık lamud'rakūna
işte yakalandık
٦١ (61)
(61)
İki topluluk birbirini gördüğünde, Musa'nın adamları: "İşte yakalandık" dediler.
26:62
قَالَ (Musa) dedi qāla
(Musa) dedi
كَلَّآ ۖ hayır kallā
hayır
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
مَعِىَ benimle beraberdir maʿiya
benimle beraberdir
رَبِّى Rabbim rabbī
Rabbim
سَيَهْدِينِ bana yol gösterecektir sayahdīni
bana yol gösterecektir
٦٢ (62)
(62)
Musa: "Hayır; Rabbim benimle beraberdir, bana elbette yol gösterecektir" dedi.
26:63
فَأَوْحَيْنَآ diye vahyettik fa-awḥaynā
diye vahyettik
إِلَىٰ Musa'ya ilā
Musa'ya
مُوسَىٰٓ Musa mūsā
Musa
أَنِ vur ani
vur
ٱضْرِب Strike iḍ'rib
Strike
بِّعَصَاكَ değneğinle biʿaṣāka
değneğinle
ٱلْبَحْرَ ۖ denize l-baḥra
denize
فَٱنفَلَقَ sonra yarıldı fa-infalaqa
sonra yarıldı
فَكَانَ ve oldu fakāna
ve oldu
كُلُّ her kullu
her
فِرْقٍۢ bölüm fir'qin
bölüm
كَٱلطَّوْدِ bir dağ gibi kal-ṭawdi
bir dağ gibi
ٱلْعَظِيمِ kocaman l-ʿaẓīmi
kocaman
٦٣ (63)
(63)
Bunun üzerine Biz Musa'ya: "Değneğinle denize vur" diye vahyettik. Hemen deniz ikiye ayrıldı, her parçası yüce bir dağ gibiydi.
26:64
وَأَزْلَفْنَا ve yaklaştırdık wa-azlafnā
ve yaklaştırdık
ثَمَّ buraya thamma
buraya
ٱلْـَٔاخَرِينَ ötekileri l-ākharīna
ötekileri
٦٤ (64)
(64)
İşte oraya, geridekileri de yaklaştırdık.
26:65
وَأَنجَيْنَا ve kurtardık wa-anjaynā
ve kurtardık
مُوسَىٰ Musa'yı mūsā
Musa'yı
وَمَن ve olanları waman
ve olanları
مَّعَهُۥٓ beraberinde maʿahu
beraberinde
أَجْمَعِينَ hepsini ajmaʿīna
hepsini
٦٥ (65)
(65)
Musa ve beraberinde bulunanların hepsini kurtardık.
26:66
ثُمَّ sonra thumma
sonra
أَغْرَقْنَا boğduk aghraqnā
boğduk
ٱلْـَٔاخَرِينَ ötekilerini l-ākharīna
ötekilerini
٦٦ (66)
(66)
Öbürlerini suda boğduk.
26:67
إِنَّ muhakkak ki inna
muhakkak ki
فِى vardır
vardır
ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda
لَـَٔايَةًۭ ۖ bir ibret laāyatan
bir ibret
وَمَا ama wamā
ama
كَانَ çokları kāna
çokları
أَكْثَرُهُم most of them aktharuhum
most of them
مُّؤْمِنِينَ inanmazlar mu'minīna
inanmazlar
٦٧ (67)
(67)
Bunda şüphesiz ders vardır, ama çoğu inanmamıştır.
26:68
وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz
رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin
لَهُوَ O'dur lahuwa
O'dur
ٱلْعَزِيزُ üstün olan l-ʿazīzu
üstün olan
ٱلرَّحِيمُ merhamet eden l-raḥīmu
merhamet eden
٦٨ (68)
(68)
Doğrusu Rabbin, güçlü olandır, merhamet edendir.
26:69
وَٱتْلُ oku wa-ut'lu
oku
عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara
نَبَأَ haberini naba-a
haberini
إِبْرَٰهِيمَ İbrahim'in ib'rāhīma
İbrahim'in
٦٩ (69)
(69)
Onlara İbrahim'in kıssasını anlat.
26:70
إِذْ hani idh
hani
قَالَ demişti qāla
demişti
لِأَبِيهِ babasına li-abīhi
babasına
وَقَوْمِهِۦ ve kavmine waqawmihi
ve kavmine
مَا neye?
neye?
تَعْبُدُونَ tapıyorsunuz taʿbudūna
tapıyorsunuz
٧٠ (70)
(70)
İbrahim, babasına ve milletine: "Nelere tapıyorsunuz?" demişti.
26:71
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
نَعْبُدُ tapıyoruz naʿbudu
tapıyoruz
أَصْنَامًۭا putlara aṣnāman
putlara
فَنَظَلُّ duruyoruz fanaẓallu
duruyoruz
لَهَا onların önünde lahā
onların önünde
عَـٰكِفِينَ ibadete ʿākifīna
ibadete
٧١ (71)
(71)
"Putlara tapıyoruz, onlara bağlanıp duruyoruz" demişlerdi.
26:72
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
هَلْ onlar sizi işitiyorlarmı? hal
onlar sizi işitiyorlarmı?
يَسْمَعُونَكُمْ they hear you yasmaʿūnakum
they hear you
إِذْ zaman idh
zaman
تَدْعُونَ du'a ettiğiniz tadʿūna
du'a ettiğiniz
٧٢ (72)
(72)
İbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar veya size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti.
26:73
أَوْ yahut aw
yahut
يَنفَعُونَكُمْ size fayda verebiliyorlar (mı?) yanfaʿūnakum
size fayda verebiliyorlar (mı?)
أَوْ veya aw
veya
يَضُرُّونَ zarar verebiliyorlar( mı)? yaḍurrūna
zarar verebiliyorlar( mı)?
٧٣ (73)
(73)
İbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar veya size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti.
26:74
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
بَلْ hayır bal
hayır
وَجَدْنَآ bulduk wajadnā
bulduk
ءَابَآءَنَا babalarımızı ābāanā
babalarımızı
كَذَٰلِكَ böyle kadhālika
böyle
يَفْعَلُونَ yaparlarken yafʿalūna
yaparlarken
٧٤ (74)
(74)
"Hayır ama, babalarımızı da bu şekilde ibadet ederken bulduk" demişlerdi.
26:75
قَالَ dedi qāla
dedi
أَفَرَءَيْتُم gördünüz mü? afara-aytum
gördünüz mü?
مَّا neye
neye
كُنتُمْ tapıyorsunuz kuntum
tapıyorsunuz
تَعْبُدُونَ worshipping taʿbudūna
worshipping
٧٥ (75)
(75)
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
26:76
أَنتُمْ siz antum
siz
وَءَابَآؤُكُمُ ve atalarınız waābāukumu
ve atalarınız
ٱلْأَقْدَمُونَ eski l-aqdamūna
eski
٧٦ (76)
(76)
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
26:77
فَإِنَّهُمْ onlar fa-innahum
onlar
عَدُوٌّۭ düşmanımdır ʿaduwwun
düşmanımdır
لِّىٓ benim
benim
إِلَّا yalnız hariç illā
yalnız hariç
رَبَّ Rabbi rabba
Rabbi
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin
٧٧ (77)
(77)
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
26:78
ٱلَّذِى beni yaratan alladhī
beni yaratan
خَلَقَنِى created me khalaqanī
created me
فَهُوَ O'dur fahuwa
O'dur
يَهْدِينِ bana yol gösteren yahdīni
bana yol gösteren
٧٨ (78)
(78)
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
26:79
وَٱلَّذِى ve wa-alladhī
ve
هُوَ O'dur huwa
O'dur
يُطْعِمُنِى bana yediren yuṭ'ʿimunī
bana yediren
وَيَسْقِينِ ve içiren wayasqīni
ve içiren
٧٩ (79)
(79)
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
26:80
وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman
مَرِضْتُ hastalandığım mariḍ'tu
hastalandığım
فَهُوَ O'dur fahuwa
O'dur
يَشْفِينِ bana şifa veren yashfīni
bana şifa veren
٨٠ (80)
(80)
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
26:81
وَٱلَّذِى O'dur wa-alladhī
O'dur
يُمِيتُنِى beni öldürecek olan yumītunī
beni öldürecek olan
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يُحْيِينِ diriltecek olan yuḥ'yīni
diriltecek olan
٨١ (81)
(81)
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
26:82
وَٱلَّذِىٓ ve O'dur wa-alladhī
ve O'dur
أَطْمَعُ umduğum aṭmaʿu
umduğum
أَن afftmesini an
afftmesini
يَغْفِرَ He will forgive yaghfira
He will forgive
لِى beni
beni
خَطِيٓـَٔتِى hatamı khaṭīatī
hatamı
يَوْمَ günü yawma
günü
ٱلدِّينِ din (ceza) l-dīni
din (ceza)
٨٢ (82)
(82)
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
26:83
رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim
هَبْ ver hab
ver
لِى bana
bana
حُكْمًۭا hüküm ḥuk'man
hüküm
وَأَلْحِقْنِى ve beni kat wa-alḥiq'nī
ve beni kat
بِٱلصَّـٰلِحِينَ Salihler arasına bil-ṣāliḥīna
Salihler arasına
٨٣ (83)
(83)
İbrahim: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum ancak Alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
26:84
وَٱجْعَل ve nasib eyle wa-ij'ʿal
ve nasib eyle
لِّى bana
bana
لِسَانَ dili lisāna
dili
صِدْقٍۢ doğruluk ṣid'qin
doğruluk
فِى içinde
içinde
ٱلْـَٔاخِرِينَ sonra gelenler l-ākhirīna
sonra gelenler
٨٤ (84)
(84)
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.
26:85
وَٱجْعَلْنِى ve beni kıl wa-ij'ʿalnī
ve beni kıl
مِن varislerinden min
varislerinden
وَرَثَةِ (the) inheritors warathati
(the) inheritors
جَنَّةِ cennetinin jannati
cennetinin
ٱلنَّعِيمِ ni'met(i bol olan) l-naʿīmi
ni'met(i bol olan)
٨٥ (85)
(85)
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.
26:86
وَٱغْفِرْ ve bağışla wa-igh'fir
ve bağışla
لِأَبِىٓ babamı li-abī
babamı
إِنَّهُۥ çünkü o innahu
çünkü o
كَانَ -dandır kāna
-dandır
مِنَ sapıklardandır mina
sapıklardandır
ٱلضَّآلِّينَ those astray l-ḍālīna
those astray
٨٦ (86)
(86)
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.
26:87
وَلَا beni utandırma walā
beni utandırma
تُخْزِنِى disgrace me tukh'zinī
disgrace me
يَوْمَ gün yawma
gün
يُبْعَثُونَ diriltilecekleri yub'ʿathūna
diriltilecekleri
٨٧ (87)
(87)
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.
26:88
يَوْمَ o gün yawma
o gün
لَا fayda vermez
fayda vermez
يَنفَعُ will benefit yanfaʿu
will benefit
مَالٌۭ (ne) mal mālun
(ne) mal
وَلَا ne de walā
ne de
بَنُونَ oğullar banūna
oğullar
٨٨ (88)
(88)
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.
26:89
إِلَّا dışındakine illā
dışındakine
مَنْ kimse man
kimse
أَتَى getiren atā
getiren
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
بِقَلْبٍۢ kalb biqalbin
kalb
سَلِيمٍۢ sağlam ve temiz salīmin
sağlam ve temiz
٨٩ (89)
(89)
Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. Beni nimet cennetine varis olanlardan kıl. Babamı da bağışla, o şüphesiz sapıklardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalble gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni rezil etme" demişti.
26:90
وَأُزْلِفَتِ ve yaklaştırılır wa-uz'lifati
ve yaklaştırılır
ٱلْجَنَّةُ cennet l-janatu
cennet
لِلْمُتَّقِينَ muttakiler için lil'muttaqīna
muttakiler için
٩٠ (90)
(90)
O gün cennet Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır. Cehennem de azgınlara gösterilir.
26:91
وَبُرِّزَتِ ve karşısına çıkarılır waburrizati
ve karşısına çıkarılır
ٱلْجَحِيمُ cehennem l-jaḥīmu
cehennem
لِلْغَاوِينَ azgınların lil'ghāwīna
azgınların
٩١ (91)
(91)
O gün cennet Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır. Cehennem de azgınlara gösterilir.
26:92
وَقِيلَ ve denilir waqīla
ve denilir
لَهُمْ onlara lahum
onlara
أَيْنَ hani nerede? ayna
hani nerede?
مَا şeyler
şeyler
كُنتُمْ taptıklarınız kuntum
taptıklarınız
تَعْبُدُونَ (to) worship taʿbudūna
(to) worship
٩٢ (92)
(92)
Onlara: "Allah'ı bırakıp taptıklarınız nerededir. Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denilir.
26:93
مِن başkası min
başkası
دُونِ Besides Allah dūni
Besides Allah
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
هَلْ size yardım ediyorlarmı? hal
size yardım ediyorlarmı?
يَنصُرُونَكُمْ they help you yanṣurūnakum
they help you
أَوْ yahut aw
yahut
يَنتَصِرُونَ kendilerine yardımları dokunuyor (mu?) yantaṣirūna
kendilerine yardımları dokunuyor (mu?)
٩٣ (93)
(93)
Onlara: "Allah'ı bırakıp taptıklarınız nerededir. Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denilir.
26:94
فَكُبْكِبُوا۟ tepe taklak atılırlar fakub'kibū
tepe taklak atılırlar
فِيهَا oraya fīhā
oraya
هُمْ onlar hum
onlar
وَٱلْغَاوُۥنَ ve azgınlar wal-ghāwūna
ve azgınlar
٩٤ (94)
(94)
Onlar, azgınlar ve İblis'in adamları, hepsi, tepetakla oraya atılırlar.
26:95
وَجُنُودُ ve askerleri wajunūdu
ve askerleri
إِبْلِيسَ İblis'in ib'līsa
İblis'in
أَجْمَعُونَ bütün ajmaʿūna
bütün
٩٥ (95)
(95)
Onlar, azgınlar ve İblis'in adamları, hepsi, tepetakla oraya atılırlar.
26:96
قَالُوا۟ derler ki qālū
derler ki
وَهُمْ onlar wahum
onlar
فِيهَا orada fīhā
orada
يَخْتَصِمُونَ çekişerek yakhtaṣimūna
çekişerek
٩٦ (96)
(96)
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
26:97
تَٱللَّهِ vallahi tal-lahi
vallahi
إِن gerçekten in
gerçekten
كُنَّا biz -imişiz kunnā
biz -imişiz
لَفِى içinde lafī
içinde
ضَلَـٰلٍۢ bir sapıklık ḍalālin
bir sapıklık
مُّبِينٍ apaçık mubīnin
apaçık
٩٧ (97)
(97)
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
26:98
إِذْ çünkü idh
çünkü
نُسَوِّيكُم sizi eşit tutuyorduk nusawwīkum
sizi eşit tutuyorduk
بِرَبِّ Rabbine birabbi
Rabbine
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin
٩٨ (98)
(98)
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
26:99
وَمَآ bizi saptıramazlar wamā
bizi saptıramazlar
أَضَلَّنَآ misguided us aḍallanā
misguided us
إِلَّا başkası illā
başkası
ٱلْمُجْرِمُونَ suçlulardan l-muj'rimūna
suçlulardan
٩٩ (99)
(99)
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
26:100
فَمَا artık yoktur famā
artık yoktur
لَنَا bizim lanā
bizim
مِن şefa'atçilerimiz min
şefa'atçilerimiz
شَـٰفِعِينَ intercessors shāfiʿīna
intercessors
١٠٠ (100)
(100)
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
26:101
وَلَا ve yoktur walā
ve yoktur
صَدِيقٍ bir dostumuz ṣadīqin
bir dostumuz
حَمِيمٍۢ sıcak ḥamīmin
sıcak
١٠١ (101)
(101)
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
26:102
فَلَوْ ah keşke falaw
ah keşke
أَنَّ bizim için olsa anna
bizim için olsa
لَنَا we had lanā
we had
كَرَّةًۭ bir (dönüş) daha karratan
bir (dönüş) daha
فَنَكُونَ ve olsak fanakūna
ve olsak
مِنَ inananlardan mina
inananlardan
ٱلْمُؤْمِنِينَ the believers l-mu'minīna
the believers
١٠٢ (102)
(102)
Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi Alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derler.
26:103
إِنَّ muhakkak ki inna
muhakkak ki
فِى vardır
vardır
ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda
لَـَٔايَةًۭ ۖ bir ibret laāyatan
bir ibret
وَمَا ama yine wamā
ama yine
كَانَ olmazlar kāna
olmazlar
أَكْثَرُهُم çokları aktharuhum
çokları
مُّؤْمِنِينَ inananlardan mu'minīna
inananlardan
١٠٣ (103)
(103)
Bunda şüphesiz bir ders vardır ama çoğu inanmamıştır.
26:104
وَإِنَّ şüphesiz wa-inna
şüphesiz
رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin
لَهُوَ O'dur lahuwa
O'dur
ٱلْعَزِيزُ üstün olan l-ʿazīzu
üstün olan
ٱلرَّحِيمُ merhamet eden l-raḥīmu
merhamet eden
١٠٤ (104)
(104)
Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
26:105
كَذَّبَتْ yalanladı kadhabat
yalanladı
قَوْمُ kavmi qawmu
kavmi
نُوحٍ Nuh nūḥin
Nuh
ٱلْمُرْسَلِينَ gönderilen elçileri l-mur'salīna
gönderilen elçileri
١٠٥ (105)
(105)
Nuh'un milleti peygamberlerini yalanladı.
26:106
إِذْ hani idh
hani
قَالَ demişti qāla
demişti
لَهُمْ onlara lahum
onlara
أَخُوهُمْ kardeşleri akhūhum
kardeşleri
نُوحٌ Nuh nūḥun
Nuh
أَلَا korunmaz mısınız? alā
korunmaz mısınız?
تَتَّقُونَ you fear (Allah) tattaqūna
you fear (Allah)
١٠٦ (106)
(106)
Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi.
26:107
إِنِّى muhakkak ben innī
muhakkak ben
لَكُمْ sizin için lakum
sizin için
رَسُولٌ bir elçiyim rasūlun
bir elçiyim
أَمِينٌۭ güvenilir amīnun
güvenilir
١٠٧ (107)
(107)
Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi.
26:108
فَٱتَّقُوا۟ korkun fa-ittaqū
korkun
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
وَأَطِيعُونِ ve bana ita'at edin wa-aṭīʿūni
ve bana ita'at edin
١٠٨ (108)
(108)
Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi.
26:109
وَمَآ ve wamā
ve
أَسْـَٔلُكُمْ ben sizden istemiyorum asalukum
ben sizden istemiyorum
عَلَيْهِ buna karşı ʿalayhi
buna karşı
مِنْ hiç min
hiç
أَجْرٍ ۖ bir ücret ajrin
bir ücret
إِنْ yoktur in
yoktur
أَجْرِىَ bana bir ücret ajriya
bana bir ücret
إِلَّا başka illā
başka
عَلَىٰ ait olandan ʿalā
ait olandan
رَبِّ Rabbine rabbi
Rabbine
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin
١٠٩ (109)
(109)
Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi.
26:110
فَٱتَّقُوا۟ öyle ise korkun fa-ittaqū
öyle ise korkun
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
وَأَطِيعُونِ ve bana ita'at edin wa-aṭīʿūni
ve bana ita'at edin
١١٠ (110)
(110)
Kardeşleri Nuh, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin" dedi.
26:111
۞ قَالُوٓا۟ dediler ki qālū
dediler ki
أَنُؤْمِنُ biz inanır mıyız? anu'minu
biz inanır mıyız?
لَكَ sana laka
sana
وَٱتَّبَعَكَ uymuşken wa-ittabaʿaka
uymuşken
ٱلْأَرْذَلُونَ bayağı kimseler l-ardhalūna
bayağı kimseler
١١١ (111)
(111)
"Sana mı inanacağız? Sana en rezil kimseler uymaktadır" dediler.
26:112
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
وَمَا ve wamā
ve
عِلْمِى ben bilmem ʿil'mī
ben bilmem
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
يَعْمَلُونَ onların yapıyor yaʿmalūna
onların yapıyor
١١٢ (112)
(112)
Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi.
26:113
إِنْ doğrusu in
doğrusu
حِسَابُهُمْ onların hesabı ḥisābuhum
onların hesabı
إِلَّا ancak illā
ancak
عَلَىٰ aittir ʿalā
aittir
رَبِّى ۖ Rabbime rabbī
Rabbime
لَوْ eğer law
eğer
تَشْعُرُونَ düşünürseniz tashʿurūna
düşünürseniz
١١٣ (113)
(113)
Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi.
26:114
وَمَآ ve değilim wamā
ve değilim
أَنَا۠ ben anā
ben
بِطَارِدِ kovacak biṭāridi
kovacak
ٱلْمُؤْمِنِينَ inananları l-mu'minīna
inananları
١١٤ (114)
(114)
Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi.
26:115
إِنْ değilim in
değilim
أَنَا۠ ben anā
ben
إِلَّا başka illā
başka
نَذِيرٌۭ bir uyarıcı(dan) nadhīrun
bir uyarıcı(dan)
مُّبِينٌۭ apaçık mubīnun
apaçık
١١٥ (115)
(115)
Nuh: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesabları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi.
26:116
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
لَئِن eğer la-in
eğer
لَّمْ vazgeçmezsen lam
vazgeçmezsen
تَنتَهِ you desist tantahi
you desist
يَـٰنُوحُ ey Nuh yānūḥu
ey Nuh
لَتَكُونَنَّ mutlaka olacaksın latakūnanna
mutlaka olacaksın
مِنَ taşlananlardan mina
taşlananlardan
ٱلْمَرْجُومِينَ those who are stoned l-marjūmīna
those who are stoned
١١٦ (116)
(116)
"Ey Nuh! Eğer bu işe son vermezsen, şüphesiz taşlanacaklardan olacaksın" dediler.
26:117
قَالَ (Nuh) dedi qāla
(Nuh) dedi
رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
قَوْمِى kavmim qawmī
kavmim
كَذَّبُونِ beni yalanladı kadhabūni
beni yalanladı
١١٧ (117)
(117)
Nuh: "Rabbim! Milletim beni yalanladı. Benimle onların arasında Sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki inananları kurtar" dedi.
26:118
فَٱفْتَحْ o halde aç fa-if'taḥ
o halde aç
بَيْنِى benimle baynī
benimle
وَبَيْنَهُمْ onların arasını wabaynahum
onların arasını
فَتْحًۭا (kesin hükümle) açarak fatḥan
(kesin hükümle) açarak
وَنَجِّنِى ve beni kurtar wanajjinī
ve beni kurtar
وَمَن ve bulunanları waman
ve bulunanları
مَّعِىَ benimle beraber maʿiya
benimle beraber
مِنَ mü'minlerden mina
mü'minlerden
ٱلْمُؤْمِنِينَ the believers l-mu'minīna
the believers
١١٨ (118)
(118)
Nuh: "Rabbim! Milletim beni yalanladı. Benimle onların arasında Sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki inananları kurtar" dedi.
26:119
فَأَنجَيْنَـٰهُ biz de onu kurtardık fa-anjaynāhu
biz de onu kurtardık
وَمَن ve bulunanları waman
ve bulunanları
مَّعَهُۥ onunla beraber maʿahu
onunla beraber
فِى içinde
içinde
ٱلْفُلْكِ gemi l-ful'ki
gemi
ٱلْمَشْحُونِ dolu l-mashḥūni
dolu
١١٩ (119)
(119)
Bunun üzerine onu ve beraberinde bulunanları, dolu bir gemi içinde taşıyarak kurtardık.
26:120
ثُمَّ sonra thumma
sonra
أَغْرَقْنَا boğduk aghraqnā
boğduk
بَعْدُ bunun ardından baʿdu
bunun ardından
ٱلْبَاقِينَ geride kalanları l-bāqīna
geride kalanları
١٢٠ (120)
(120)
Sonra de geride kalanları suda boğduk.
26:121
إِنَّ muhakkak ki inna
muhakkak ki
فِى vardır
vardır
ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda
لَـَٔايَةًۭ ۖ bir ibret laāyatan
bir ibret
وَمَا ama yine wamā
ama yine
كَانَ değildir kāna
değildir
أَكْثَرُهُم çokları aktharuhum
çokları
مُّؤْمِنِينَ inananlardan mu'minīna
inananlardan
١٢١ (121)
(121)
Doğrusu bunda bir ders vardır, ama çoğu inanmamıştır.
26:122
وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz
رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin
لَهُوَ işte O'dur lahuwa
işte O'dur
ٱلْعَزِيزُ üstün olan l-ʿazīzu
üstün olan
ٱلرَّحِيمُ merhamet eden l-raḥīmu
merhamet eden
١٢٢ (122)
(122)
Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
26:123
كَذَّبَتْ yalanladı kadhabat
yalanladı
عَادٌ Ad (kavmi) de ʿādun
Ad (kavmi) de
ٱلْمُرْسَلِينَ gönderilen elçileri l-mur'salīna
gönderilen elçileri
١٢٣ (123)
(123)
Ad milleti de peygamberleri yalanladı.
26:124
إِذْ hani idh
hani
قَالَ demişti qāla
demişti
لَهُمْ onlara lahum
onlara
أَخُوهُمْ kardeşleri akhūhum
kardeşleri
هُودٌ Hud hūdun
Hud
أَلَا korunmaz mısınız? alā
korunmaz mısınız?
تَتَّقُونَ you fear (Allah) tattaqūna
you fear (Allah)
١٢٤ (124)
(124)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
26:125
إِنِّى şüphesiz ben innī
şüphesiz ben
لَكُمْ sizin için lakum
sizin için
رَسُولٌ bir elçiyim rasūlun
bir elçiyim
أَمِينٌۭ güvenilir amīnun
güvenilir
١٢٥ (125)
(125)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
26:126
فَٱتَّقُوا۟ korkun fa-ittaqū
korkun
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
وَأَطِيعُونِ ve bana ita'at edin wa-aṭīʿūni
ve bana ita'at edin
١٢٦ (126)
(126)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
26:127
وَمَآ ben sizden istemiyorum wamā
ben sizden istemiyorum
أَسْـَٔلُكُمْ I ask you asalukum
I ask you
عَلَيْهِ buna karşı ʿalayhi
buna karşı
مِنْ hiç min
hiç
أَجْرٍ ۖ bir ücret ajrin
bir ücret
إِنْ benim ücretim in
benim ücretim
أَجْرِىَ (is) my payment ajriya
(is) my payment
إِلَّا ancak illā
ancak
عَلَىٰ aittir ʿalā
aittir
رَبِّ Rabbine rabbi
Rabbine
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin
١٢٧ (127)
(127)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
26:128
أَتَبْنُونَ siz yapıyor musunuz? atabnūna
siz yapıyor musunuz?
بِكُلِّ her bikulli
her
رِيعٍ tepeye (yol üzerine) rīʿin
tepeye (yol üzerine)
ءَايَةًۭ bir işaret (saraylar) āyatan
bir işaret (saraylar)
تَعْبَثُونَ eğleniyor (musunuz?) taʿbathūna
eğleniyor (musunuz?)
١٢٨ (128)
(128)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
26:129
وَتَتَّخِذُونَ ve ediniyorsunuz watattakhidhūna
ve ediniyorsunuz
مَصَانِعَ köşkler (ve müstahkem kaleler) maṣāniʿa
köşkler (ve müstahkem kaleler)
لَعَلَّكُمْ belki laʿallakum
belki
تَخْلُدُونَ ebedi yaşarsınız diye takhludūna
ebedi yaşarsınız diye
١٢٩ (129)
(129)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
26:130
وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman
بَطَشْتُم yakaladığınız baṭashtum
yakaladığınız
بَطَشْتُمْ yakalıyorsunuz baṭashtum
yakalıyorsunuz
جَبَّارِينَ zorbalar gibi jabbārīna
zorbalar gibi
١٣٠ (130)
(130)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
26:131
فَٱتَّقُوا۟ o halde korkun fa-ittaqū
o halde korkun
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
وَأَطِيعُونِ ve bana ita'at edin wa-aṭīʿūni
ve bana ita'at edin
١٣١ (131)
(131)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
26:132
وَٱتَّقُوا۟ ve korkun wa-ittaqū
ve korkun
ٱلَّذِىٓ kimseden alladhī
kimseden
أَمَدَّكُم size bol bol veren amaddakum
size bol bol veren
بِمَا şeyleri (ni'metleri) bimā
şeyleri (ni'metleri)
تَعْلَمُونَ bildiğiniz taʿlamūna
bildiğiniz
١٣٢ (132)
(132)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
26:133
أَمَدَّكُم ki O size vermiştir amaddakum
ki O size vermiştir
بِأَنْعَـٰمٍۢ davarlar bi-anʿāmin
davarlar
وَبَنِينَ ve oğullar wabanīna
ve oğullar
١٣٣ (133)
(133)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
26:134
وَجَنَّـٰتٍۢ ve bahçeler wajannātin
ve bahçeler
وَعُيُونٍ ve çeşmeler waʿuyūnin
ve çeşmeler
١٣٤ (134)
(134)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
26:135
إِنِّىٓ doğrusu ben innī
doğrusu ben
أَخَافُ korkuyorum akhāfu
korkuyorum
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
عَذَابَ azabından ʿadhāba
azabından
يَوْمٍ bir günün yawmin
bir günün
عَظِيمٍۢ büyük ʿaẓīmin
büyük
١٣٥ (135)
(135)
Kardeşleri Hud, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksek yere koca bir bina kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Yakaladığınızı zorbaca mı yakalarsınız? Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeyleri size verenden sakının; davarları, oğulları, bahçeleri ve akarsuları size O vermiştir. Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
26:136
قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki
سَوَآءٌ aynıdır sawāon
aynıdır
عَلَيْنَآ bizce ʿalaynā
bizce
أَوَعَظْتَ öğüt versen de awaʿaẓta
öğüt versen de
أَمْ veya am
veya
لَمْ olmasan da lam
olmasan da
تَكُن you are takun
you are
مِّنَ öğüt verenlerden mina
öğüt verenlerden
ٱلْوَٰعِظِينَ the advisors l-wāʿiẓīna
the advisors
١٣٦ (136)
(136)
"İster öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bizce birdir.
26:137
إِنْ değildir in
değildir
هَـٰذَآ bu (davranışımız) hādhā
bu (davranışımız)
إِلَّا başka illā
başka
خُلُقُ ahlakı(ndan) khuluqu
ahlakı(ndan)
ٱلْأَوَّلِينَ evvelkilerin l-awalīna
evvelkilerin
١٣٧ (137)
(137)
Bu durumumuz öncekilerin geleneğidir. Biz azaba uğratılacak da değiliz" dediler.
26:138
وَمَا ve değiliz wamā
ve değiliz
نَحْنُ biz naḥnu
biz
بِمُعَذَّبِينَ azaba uğratılacak bimuʿadhabīna
azaba uğratılacak
١٣٨ (138)
(138)
Bu durumumuz öncekilerin geleneğidir. Biz azaba uğratılacak da değiliz" dediler.
26:139
فَكَذَّبُوهُ onu yalanladılar fakadhabūhu
onu yalanladılar
فَأَهْلَكْنَـٰهُمْ ۗ biz de onları helak ettik fa-ahlaknāhum
biz de onları helak ettik
إِنَّ muhakkak ki inna
muhakkak ki
فِى vardır
vardır
ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda
لَـَٔايَةًۭ ۖ bir ibret laāyatan
bir ibret
وَمَا ama yine wamā
ama yine
كَانَ değildir kāna
değildir
أَكْثَرُهُم çokları aktharuhum
çokları
مُّؤْمِنِينَ inananlardan mu'minīna
inananlardan
١٣٩ (139)
(139)
Böylece onu yalanladılar; Biz de kendilerini yok ettik. Bunda şüphesiz ki ders vardır; ama çoğu inanmamıştır.
26:140
وَإِنَّ şüphesiz wa-inna
şüphesiz
رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin
لَهُوَ işte O'dur lahuwa
işte O'dur
ٱلْعَزِيزُ üstün olan l-ʿazīzu
üstün olan
ٱلرَّحِيمُ merhamet eden l-raḥīmu
merhamet eden
١٤٠ (140)
(140)
Doğrusu Rabbin güçlüdür, merhametlidir.
26:141
كَذَّبَتْ yalanladı kadhabat
yalanladı
ثَمُودُ Semud (kavmi) de thamūdu
Semud (kavmi) de
ٱلْمُرْسَلِينَ gönderilen elçileri l-mur'salīna
gönderilen elçileri
١٤١ (141)
(141)
Semud milleti de peygamberleri yalanladı.
26:142
إِذْ hani idh
hani
قَالَ demişti ki qāla
demişti ki
لَهُمْ onlara lahum
onlara
أَخُوهُمْ kardeşleri akhūhum
kardeşleri
صَـٰلِحٌ Salih ṣāliḥun
Salih
أَلَا korunmaz mısınız? alā
korunmaz mısınız?
تَتَّقُونَ you fear (Allah) tattaqūna
you fear (Allah)
١٤٢ (142)
(142)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
26:143
إِنِّى doğrusu ben innī
doğrusu ben
لَكُمْ sizin için lakum
sizin için
رَسُولٌ bir elçiyim rasūlun
bir elçiyim
أَمِينٌۭ güvenilir amīnun
güvenilir
١٤٣ (143)
(143)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
26:144
فَٱتَّقُوا۟ korkun fa-ittaqū
korkun
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
وَأَطِيعُونِ ve bana ita'at edin wa-aṭīʿūni
ve bana ita'at edin
١٤٤ (144)
(144)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
26:145
وَمَآ ben sizden istemiyorum wamā
ben sizden istemiyorum
أَسْـَٔلُكُمْ I ask you asalukum
I ask you
عَلَيْهِ buna karşı ʿalayhi
buna karşı
مِنْ hiç min
hiç
أَجْرٍ ۖ bir ücret ajrin
bir ücret
إِنْ benim ücretim in
benim ücretim
أَجْرِىَ (is) my payment ajriya
(is) my payment
إِلَّا yalnız illā
yalnız
عَلَىٰ aittir ʿalā
aittir
رَبِّ Rabbine rabbi
Rabbine
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin
١٤٥ (145)
(145)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
26:146
أَتُتْرَكُونَ bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz? atut'rakūna
bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?
فِى içinde
içinde
مَا burada
burada
هَـٰهُنَآ (is) here hāhunā
(is) here
ءَامِنِينَ güven āminīna
güven
١٤٦ (146)
(146)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
26:147
فِى içinde
içinde
جَنَّـٰتٍۢ bahçeler jannātin
bahçeler
وَعُيُونٍۢ ve çeşme başlarında waʿuyūnin
ve çeşme başlarında
١٤٧ (147)
(147)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
26:148
وَزُرُوعٍۢ ve ekinler arasında wazurūʿin
ve ekinler arasında
وَنَخْلٍۢ ve hurmalıklarda wanakhlin
ve hurmalıklarda
طَلْعُهَا tomurcuklu ṭalʿuhā
tomurcuklu
هَضِيمٌۭ yumuşak haḍīmun
yumuşak
١٤٨ (148)
(148)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
26:149
وَتَنْحِتُونَ ve yontuyorsunuz watanḥitūna
ve yontuyorsunuz
مِنَ dağlardan mina
dağlardan
ٱلْجِبَالِ the mountains l-jibāli
the mountains
بُيُوتًۭا evler buyūtan
evler
فَـٰرِهِينَ ustalıkla fārihīna
ustalıkla
١٤٩ (149)
(149)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
26:150
فَٱتَّقُوا۟ korkun fa-ittaqū
korkun
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
وَأَطِيعُونِ ve bana ita'at edin wa-aṭīʿūni
ve bana ita'at edin
١٥٠ (150)
(150)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
26:151
وَلَا uymayın walā
uymayın
تُطِيعُوٓا۟ obey tuṭīʿū
obey
أَمْرَ emrine amra
emrine
ٱلْمُسْرِفِينَ aşırıların l-mus'rifīna
aşırıların
١٥١ (151)
(151)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
26:152
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
يُفْسِدُونَ bozgunculuk yapan yuf'sidūna
bozgunculuk yapan
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
وَلَا ve walā
ve
يُصْلِحُونَ ıslah etmeyenlerin yuṣ'liḥūna
ıslah etmeyenlerin
١٥٢ (152)
(152)
Kardeşleri Salih onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Burada bahçelerde, pınar başlarında, ekinler, salkımları sarkmış hurmalıklar arasında güven içinde bırakılır mısınız? Dağlarda ustalıkla evler oyar mısınız? Artık Allah'tan sakının, bana itaat edin. Yeryüzünü ıslah etmeyip, bozgunculuk yapan beyinsizlerin emirlerine itaat etmeyin" dedi.
26:153
قَالُوٓا۟ dediler qālū
dediler
إِنَّمَآ doğrusu innamā
doğrusu
أَنتَ sen anta
sen
مِنَ iyice büyülenmişlerdensin mina
iyice büyülenmişlerdensin
ٱلْمُسَحَّرِينَ those bewitched l-musaḥarīna
those bewitched
١٥٣ (153)
(153)
"Sen şüphesiz büyülenmişin birisin; bizim gibi bir insandan başka birşey değilsin. Eğer doğru sözlü isen bir belge getir" dediler.
26:154
مَآ değilsin
değilsin
أَنتَ sen anta
sen
إِلَّا başka illā
başka
بَشَرٌۭ bir insandan basharun
bir insandan
مِّثْلُنَا bizim gibi mith'lunā
bizim gibi
فَأْتِ bize getir fati
bize getir
بِـَٔايَةٍ bir mu'cize biāyatin
bir mu'cize
إِن eğer in
eğer
كُنتَ isen kunta
isen
مِنَ doğrulardan mina
doğrulardan
ٱلصَّـٰدِقِينَ the truthful l-ṣādiqīna
the truthful
١٥٤ (154)
(154)
"Sen şüphesiz büyülenmişin birisin; bizim gibi bir insandan başka birşey değilsin. Eğer doğru sözlü isen bir belge getir" dediler.
26:155
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
هَـٰذِهِۦ işte bu hādhihi
işte bu
نَاقَةٌۭ dişi devedir nāqatun
dişi devedir
لَّهَا onun vardır lahā
onun vardır
شِرْبٌۭ su içme hakkı shir'bun
su içme hakkı
وَلَكُمْ ve sizin vardır walakum
ve sizin vardır
شِرْبُ su içme hakkı shir'bu
su içme hakkı
يَوْمٍۢ bir gün yawmin
bir gün
مَّعْلُومٍۢ belli maʿlūmin
belli
١٥٥ (155)
(155)
Salih: " İşte belge bu devedir. Kuyudan su içmek hakkı belirli bir gün onun ve belirli bir gün de sizindir; sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa sizi büyük günün azabı yakalar" dedi.
26:156
وَلَا sakın walā
sakın
تَمَسُّوهَا ona dokundurmayın tamassūhā
ona dokundurmayın
بِسُوٓءٍۢ bir kötülük bisūin
bir kötülük
فَيَأْخُذَكُمْ sonra sizi yakalar fayakhudhakum
sonra sizi yakalar
عَذَابُ azabı ʿadhābu
azabı
يَوْمٍ bir günün yawmin
bir günün
عَظِيمٍۢ büyük ʿaẓīmin
büyük
١٥٦ (156)
(156)
Salih: " İşte belge bu devedir. Kuyudan su içmek hakkı belirli bir gün onun ve belirli bir gün de sizindir; sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa sizi büyük günün azabı yakalar" dedi.
26:157
فَعَقَرُوهَا nihayet onu kestiler faʿaqarūhā
nihayet onu kestiler
فَأَصْبَحُوا۟ ama oldular fa-aṣbaḥū
ama oldular
نَـٰدِمِينَ pişman nādimīna
pişman
١٥٧ (157)
(157)
Onlar ise deveyi kestiler; ama pişman da oldular.
26:158
فَأَخَذَهُمُ ve onları yakaladı fa-akhadhahumu
ve onları yakaladı
ٱلْعَذَابُ ۗ azab l-ʿadhābu
azab
إِنَّ muhakkak ki inna
muhakkak ki
فِى vardır
vardır
ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda
لَـَٔايَةًۭ ۖ bir ibret laāyatan
bir ibret
وَمَا ama yine wamā
ama yine
كَانَ değildir kāna
değildir
أَكْثَرُهُم çokları aktharuhum
çokları
مُّؤْمِنِينَ inananlardan mu'minīna
inananlardan
١٥٨ (158)
(158)
Bunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda bir ders vardır, fakat çoğu inanmamıştır.
26:159
وَإِنَّ şüphesiz wa-inna
şüphesiz
رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin
لَهُوَ işte O'dur lahuwa
işte O'dur
ٱلْعَزِيزُ üstün olan l-ʿazīzu
üstün olan
ٱلرَّحِيمُ merhamet eden l-raḥīmu
merhamet eden
١٥٩ (159)
(159)
Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
26:160
كَذَّبَتْ yalanladı kadhabat
yalanladı
قَوْمُ kavmi qawmu
kavmi
لُوطٍ Lut lūṭin
Lut
ٱلْمُرْسَلِينَ gönderilen elçileri l-mur'salīna
gönderilen elçileri
١٦٠ (160)
(160)
Lut milleti de peygamberleri yalanladı.
26:161
إِذْ hani idh
hani
قَالَ demişti qāla
demişti
لَهُمْ onlara lahum
onlara
أَخُوهُمْ kardeşleri akhūhum
kardeşleri
لُوطٌ Lut lūṭun
Lut
أَلَا korunmaz mısınız? alā
korunmaz mısınız?
تَتَّقُونَ you fear (Allah) tattaqūna
you fear (Allah)
١٦١ (161)
(161)
Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.
26:162
إِنِّى şüphesiz ben innī
şüphesiz ben
لَكُمْ sizin için lakum
sizin için
رَسُولٌ bir elçiyim rasūlun
bir elçiyim
أَمِينٌۭ güvenilir amīnun
güvenilir
١٦٢ (162)
(162)
Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.
26:163
فَٱتَّقُوا۟ korkun fa-ittaqū
korkun
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
وَأَطِيعُونِ ve bana ita'at edin wa-aṭīʿūni
ve bana ita'at edin
١٦٣ (163)
(163)
Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.
26:164
وَمَآ ben sizden istemiyorum wamā
ben sizden istemiyorum
أَسْـَٔلُكُمْ I ask you asalukum
I ask you
عَلَيْهِ buna karşı ʿalayhi
buna karşı
مِنْ hiç min
hiç
أَجْرٍ ۖ bir ücret ajrin
bir ücret
إِنْ benim ücretim in
benim ücretim
أَجْرِىَ (is) my payment ajriya
(is) my payment
إِلَّا yalnız illā
yalnız
عَلَىٰ aittir ʿalā
aittir
رَبِّ Rabbine rabbi
Rabbine
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin
١٦٤ (164)
(164)
Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.
26:165
أَتَأْتُونَ erkeklere-mi gidiyorsunuz? atatūna
erkeklere-mi gidiyorsunuz?
ٱلذُّكْرَانَ erkeklere l-dhuk'rāna
erkeklere
مِنَ içinde mina
içinde
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin
١٦٥ (165)
(165)
Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.
26:166
وَتَذَرُونَ ve bırakıyor (musunuz?) watadharūna
ve bırakıyor (musunuz?)
مَا şeyleri
şeyleri
خَلَقَ yarattığı khalaqa
yarattığı
لَكُمْ sizin için lakum
sizin için
رَبُّكُم Rabbinizin rabbukum
Rabbinizin
مِّنْ eşlerinizi min
eşlerinizi
أَزْوَٰجِكُم ۚ your mates azwājikum
your mates
بَلْ bilakis bal
bilakis
أَنتُمْ siz antum
siz
قَوْمٌ bir kavimsiniz qawmun
bir kavimsiniz
عَادُونَ sınırı aşan ʿādūna
sınırı aşan
١٦٦ (166)
(166)
Kardeşleri Lut, onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri bırakıp da, insanlar arasında, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz azmış bir milletsiniz" dedi.
26:167
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
لَئِن andolsun eğer la-in
andolsun eğer
لَّمْ vazgeçmezsen lam
vazgeçmezsen
تَنتَهِ you desist tantahi
you desist
يَـٰلُوطُ ey Lut yālūṭu
ey Lut
لَتَكُونَنَّ mutlaka olacaksın latakūnanna
mutlaka olacaksın
مِنَ sürülenlerden mina
sürülenlerden
ٱلْمُخْرَجِينَ the ones driven out l-mukh'rajīna
the ones driven out
١٦٧ (167)
(167)
"Ey Lut! Bu sözlerinden vazgeçmezsen, mutlaka kovulacaksın" dediler.
26:168
قَالَ (Lut) dedi ki qāla
(Lut) dedi ki
إِنِّى şüphesiz ben innī
şüphesiz ben
لِعَمَلِكُم sizin bu işinize liʿamalikum
sizin bu işinize
مِّنَ kızanlardanım mina
kızanlardanım
ٱلْقَالِينَ those who detest l-qālīna
those who detest
١٦٨ (168)
(168)
Lut: "Doğrusu yaptığınıza çok kızanlardanım. Rabbim! Beni ve ailemi bunların yapageldiği kötülükten kurtar" dedi.
26:169
رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim
نَجِّنِى beni kurtar najjinī
beni kurtar
وَأَهْلِى ve ailemi wa-ahlī
ve ailemi
مِمَّا şeylerden mimmā
şeylerden
يَعْمَلُونَ yaptıkları yaʿmalūna
yaptıkları
١٦٩ (169)
(169)
Lut: "Doğrusu yaptığınıza çok kızanlardanım. Rabbim! Beni ve ailemi bunların yapageldiği kötülükten kurtar" dedi.
26:170
فَنَجَّيْنَـٰهُ biz de onu kurtardık fanajjaynāhu
biz de onu kurtardık
وَأَهْلَهُۥٓ ve ailesini wa-ahlahu
ve ailesini
أَجْمَعِينَ tamamen ajmaʿīna
tamamen
١٧٠ (170)
(170)
Bunun üzerine geride kalan yaşlı bir kadın dışında, onu ve ailesini, hepsini kurtardık.
26:171
إِلَّا yalnız hariç illā
yalnız hariç
عَجُوزًۭا bir koca karı ʿajūzan
bir koca karı
فِى arasında
arasında
ٱلْغَـٰبِرِينَ geride kalanlar l-ghābirīna
geride kalanlar
١٧١ (171)
(171)
Bunun üzerine geride kalan yaşlı bir kadın dışında, onu ve ailesini, hepsini kurtardık.
26:172
ثُمَّ sonra thumma
sonra
دَمَّرْنَا helak ettik dammarnā
helak ettik
ٱلْـَٔاخَرِينَ ötekilerini l-ākharīna
ötekilerini
١٧٢ (172)
(172)
Diğerlerini yerle bir ettik.
26:173
وَأَمْطَرْنَا ve yağdırdık wa-amṭarnā
ve yağdırdık
عَلَيْهِم üzerlerine ʿalayhim
üzerlerine
مَّطَرًۭا ۖ bir yağmur maṭaran
bir yağmur
فَسَآءَ çok kötü oldu fasāa
çok kötü oldu
مَطَرُ yağmuru maṭaru
yağmuru
ٱلْمُنذَرِينَ uyarılanların l-mundharīna
uyarılanların
١٧٣ (173)
(173)
Üzerlerine de yağmur yağdırdık. Uyarılan fakat yola gelmeyenlerin yağmuru ne kötü idi!
26:174
إِنَّ muhakkak ki inna
muhakkak ki
فِى vardır
vardır
ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda
لَـَٔايَةًۭ ۖ bir ibret laāyatan
bir ibret
وَمَا ama yine wamā
ama yine
كَانَ değildir kāna
değildir
أَكْثَرُهُم çokları aktharuhum
çokları
مُّؤْمِنِينَ inananlardan mu'minīna
inananlardan
١٧٤ (174)
(174)
Şüphesiz bunda bir ders vardır, ama çoğu inanmamıştır.
26:175
وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz
رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin
لَهُوَ işte O'dur lahuwa
işte O'dur
ٱلْعَزِيزُ üstün olan l-ʿazīzu
üstün olan
ٱلرَّحِيمُ merhamet eden l-raḥīmu
merhamet eden
١٧٥ (175)
(175)
Doğrusu Rabbin güçlüdür, merhametlidir.
26:176
كَذَّبَ yalanladı kadhaba
yalanladı
أَصْحَـٰبُ halkı aṣḥābu
halkı
لْـَٔيْكَةِ Eyke al'aykati
Eyke
ٱلْمُرْسَلِينَ gönderilen elçileri l-mur'salīna
gönderilen elçileri
١٧٦ (176)
(176)
Ormanlık yerde oturanlar, Eykeliler de peygamberleri yalanladı.
26:177
إِذْ hani idh
hani
قَالَ demişti qāla
demişti
لَهُمْ onlara lahum
onlara
شُعَيْبٌ Şu'ayb shuʿaybun
Şu'ayb
أَلَا korunmaz mısınız? alā
korunmaz mısınız?
تَتَّقُونَ you fear (Allah) tattaqūna
you fear (Allah)
١٧٧ (177)
(177)
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
26:178
إِنِّى şüphesiz ben innī
şüphesiz ben
لَكُمْ sizin için lakum
sizin için
رَسُولٌ bir elçiyim rasūlun
bir elçiyim
أَمِينٌۭ güvenilir amīnun
güvenilir
١٧٨ (178)
(178)
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
26:179
فَٱتَّقُوا۟ korkun fa-ittaqū
korkun
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
وَأَطِيعُونِ ve bana ita'at edin wa-aṭīʿūni
ve bana ita'at edin
١٧٩ (179)
(179)
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
26:180
وَمَآ ve wamā
ve
أَسْـَٔلُكُمْ ben sizden istemiyorum asalukum
ben sizden istemiyorum
عَلَيْهِ buna karşı ʿalayhi
buna karşı
مِنْ hiç min
hiç
أَجْرٍ ۖ bir ücret ajrin
bir ücret
إِنْ benim ücretim in
benim ücretim
أَجْرِىَ (is) my payment ajriya
(is) my payment
إِلَّا yalnız illā
yalnız
عَلَىٰ aittir ʿalā
aittir
رَبِّ Rabbine rabbi
Rabbine
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin
١٨٠ (180)
(180)
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
26:181
۞ أَوْفُوا۟ tam yapın awfū
tam yapın
ٱلْكَيْلَ ölçüyü l-kayla
ölçüyü
وَلَا ve walā
ve
تَكُونُوا۟ olmayın takūnū
olmayın
مِنَ eksiltenlerden mina
eksiltenlerden
ٱلْمُخْسِرِينَ those who cause loss l-mukh'sirīna
those who cause loss
١٨١ (181)
(181)
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
26:182
وَزِنُوا۟ tartın; wazinū
tartın;
بِٱلْقِسْطَاسِ terazi ile bil-qis'ṭāsi
terazi ile
ٱلْمُسْتَقِيمِ dosdoğru l-mus'taqīmi
dosdoğru
١٨٢ (182)
(182)
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
26:183
وَلَا ve walā
ve
تَبْخَسُوا۟ kısmayın tabkhasū
kısmayın
ٱلنَّاسَ insanların l-nāsa
insanların
أَشْيَآءَهُمْ haklarını ashyāahum
haklarını
وَلَا ve walā
ve
تَعْثَوْا۟ karışıklık çıkarmayın taʿthaw
karışıklık çıkarmayın
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
مُفْسِدِينَ bozgunculuk yaparak muf'sidīna
bozgunculuk yaparak
١٨٣ (183)
(183)
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
26:184
وَٱتَّقُوا۟ ve korkun wa-ittaqū
ve korkun
ٱلَّذِى sizi yaratandan alladhī
sizi yaratandan
خَلَقَكُمْ created you khalaqakum
created you
وَٱلْجِبِلَّةَ ve nesilleri wal-jibilata
ve nesilleri
ٱلْأَوَّلِينَ önceki l-awalīna
önceki
١٨٤ (184)
(184)
Şuayb onlara: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum, benim ecrim ancak Alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun" dedi.
26:185
قَالُوٓا۟ dediler ki qālū
dediler ki
إِنَّمَآ muhakkak innamā
muhakkak
أَنتَ sen anta
sen
مِنَ iyice büyülenmişlerdensin mina
iyice büyülenmişlerdensin
ٱلْمُسَحَّرِينَ those bewitched l-musaḥarīna
those bewitched
١٨٥ (185)
(185)
"Sen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler.
26:186
وَمَآ ve değilsin wamā
ve değilsin
أَنتَ sen anta
sen
إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey
بَشَرٌۭ bir insandan basharun
bir insandan
مِّثْلُنَا bizim gibi mith'lunā
bizim gibi
وَإِن ve wa-in
ve
نَّظُنُّكَ biz seni sanıyoruz naẓunnuka
biz seni sanıyoruz
لَمِنَ mutlaka yalancılardan lamina
mutlaka yalancılardan
ٱلْكَـٰذِبِينَ the liars l-kādhibīna
the liars
١٨٦ (186)
(186)
"Sen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler.
26:187
فَأَسْقِطْ o halde düşür fa-asqiṭ
o halde düşür
عَلَيْنَا üzerimize ʿalaynā
üzerimize
كِسَفًۭا parçalar kisafan
parçalar
مِّنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky
إِن eğer in
eğer
كُنتَ isen kunta
isen
مِنَ doğrulardan mina
doğrulardan
ٱلصَّـٰدِقِينَ the truthful l-ṣādiqīna
the truthful
١٨٧ (187)
(187)
"Sen ancak büyülenmişin birisin. Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür" dediler.
26:188
قَالَ dedi qāla
dedi
رَبِّىٓ Rabbim rabbī
Rabbim
أَعْلَمُ daha iyi bilir aʿlamu
daha iyi bilir
بِمَا şeyi bimā
şeyi
تَعْمَلُونَ yaptığınız taʿmalūna
yaptığınız
١٨٨ (188)
(188)
Şuayb: "Rabbim yaptıklarınızı çok iyi bilir" dedi.
26:189
فَكَذَّبُوهُ fakat onu yalanladılar fakadhabūhu
fakat onu yalanladılar
فَأَخَذَهُمْ nihayet onları yakaladı fa-akhadhahum
nihayet onları yakaladı
عَذَابُ azabı ʿadhābu
azabı
يَوْمِ gününün yawmi
gününün
ٱلظُّلَّةِ ۚ gölge l-ẓulati
gölge
إِنَّهُۥ gerçekten o innahu
gerçekten o
كَانَ idi kāna
idi
عَذَابَ azabı ʿadhāba
azabı
يَوْمٍ bir günün yawmin
bir günün
عَظِيمٍ büyük ʿaẓīmin
büyük
١٨٩ (189)
(189)
Ama onu yalanladılar. Bunun üzerine onları bulutlu bir günün azabı yakaladı. Gerçekten o gün, azabı büyük bir gündü.
26:190
إِنَّ muhakkak ki inna
muhakkak ki
فِى vardır
vardır
ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda
لَـَٔايَةًۭ ۖ bir ibret laāyatan
bir ibret
وَمَا ama yine wamā
ama yine
كَانَ değildir kāna
değildir
أَكْثَرُهُم çokları aktharuhum
çokları
مُّؤْمِنِينَ inananlardan mu'minīna
inananlardan
١٩٠ (190)
(190)
Doğrusu bunda bir ders vardır. Fakat çoğu inanmamıştır.
26:191
وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz
رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin
لَهُوَ işte O'dur lahuwa
işte O'dur
ٱلْعَزِيزُ üstün olan l-ʿazīzu
üstün olan
ٱلرَّحِيمُ merhamet eden l-raḥīmu
merhamet eden
١٩١ (191)
(191)
Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
26:192
وَإِنَّهُۥ muhakkak ki o (Kur'an) wa-innahu
muhakkak ki o (Kur'an)
لَتَنزِيلُ indirmesidir latanzīlu
indirmesidir
رَبِّ Rabbinin rabbi
Rabbinin
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin
١٩٢ (192)
(192)
Şüphesiz Kuran Alemlerin Rabbinin indirmesidir.
26:193
نَزَلَ indirdi nazala
indirdi
بِهِ onu bihi
onu
ٱلرُّوحُ Ruhu'(l-Emin) l-rūḥu
Ruhu'(l-Emin)
ٱلْأَمِينُ (Ruhu')l-Emin l-amīnu
(Ruhu')l-Emin
١٩٣ (193)
(193)
Apaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir.
26:194
عَلَىٰ senin kalbine ʿalā
senin kalbine
قَلْبِكَ your heart qalbika
your heart
لِتَكُونَ olman için litakūna
olman için
مِنَ uyarıcılardan mina
uyarıcılardan
ٱلْمُنذِرِينَ the warners l-mundhirīna
the warners
١٩٤ (194)
(194)
Apaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir.
26:195
بِلِسَانٍ bir dille bilisānin
bir dille
عَرَبِىٍّۢ Arapça ʿarabiyyin
Arapça
مُّبِينٍۢ apaçık mubīnin
apaçık
١٩٥ (195)
(195)
Apaçık Arap diliyle, uyaranlardan olman için onu Cebrail senin kalbine indirmiştir.
26:196
وَإِنَّهُۥ şüphesiz o wa-innahu
şüphesiz o
لَفِى vardır lafī
vardır
زُبُرِ Kitaplarında zuburi
Kitaplarında
ٱلْأَوَّلِينَ evvelkilerin l-awalīna
evvelkilerin
١٩٦ (196)
(196)
O, daha öncekilerin kitabında da zikredilmiştir.
26:197
أَوَلَمْ değil mi? awalam
değil mi?
يَكُن Is it not yakun
Is it not
لَّهُمْ onlar için lahum
onlar için
ءَايَةً bir delil āyatan
bir delil
أَن onu bilmesi an
onu bilmesi
يَعْلَمَهُۥ know it yaʿlamahu
know it
عُلَمَـٰٓؤُا۟ bilginlerinin ʿulamāu
bilginlerinin
بَنِىٓ oğulları banī
oğulları
إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail
١٩٧ (197)
(197)
İsrailoğulları bilginlerinin bunu bilmeye bir delilleri yok muydu?
26:198
وَلَوْ ve şayet walaw
ve şayet
نَزَّلْنَـٰهُ biz onu indirseydik nazzalnāhu
biz onu indirseydik
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
بَعْضِ biri baʿḍi
biri
ٱلْأَعْجَمِينَ yabancılardan l-aʿjamīna
yabancılardan
١٩٨ (198)
(198)
Biz Kuran'ı Arapça bilmeyen kimselerden birine indirseydik de o bunları okusaydı yine de ona inanmazlardı.
26:199
فَقَرَأَهُۥ onu okusaydı faqara-ahu
onu okusaydı
عَلَيْهِم onlara ʿalayhim
onlara
مَّا olmazlardı
olmazlardı
كَانُوا۟ they would kānū
they would
بِهِۦ ona bihi
ona
مُؤْمِنِينَ inanıyor mu'minīna
inanıyor
١٩٩ (199)
(199)
Biz Kuran'ı Arapça bilmeyen kimselerden birine indirseydik de o bunları okusaydı yine de ona inanmazlardı.
26:200
كَذَٰلِكَ öylece kadhālika
öylece
سَلَكْنَـٰهُ biz onu soktuk salaknāhu
biz onu soktuk
فِى içine
içine
قُلُوبِ kalbleri qulūbi
kalbleri
ٱلْمُجْرِمِينَ suçluların l-muj'rimīna
suçluların
٢٠٠ (200)
(200)
Suçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir.
26:201
لَا inanmazlar
inanmazlar
يُؤْمِنُونَ they will believe yu'minūna
they will believe
بِهِۦ ona bihi
ona
حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar
يَرَوُا۟ görünceye yarawū
görünceye
ٱلْعَذَابَ azabı l-ʿadhāba
azabı
ٱلْأَلِيمَ acıklı l-alīma
acıklı
٢٠١ (201)
(201)
Suçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir.
26:202
فَيَأْتِيَهُم (azab) onlara gelir de fayatiyahum
(azab) onlara gelir de
بَغْتَةًۭ ansızın baghtatan
ansızın
وَهُمْ onlar wahum
onlar
لَا hiç
hiç
يَشْعُرُونَ farkında olmazlar yashʿurūna
farkında olmazlar
٢٠٢ (202)
(202)
Suçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir.
26:203
فَيَقُولُوا۟ derler fayaqūlū
derler
هَلْ biz-miyiz? hal
biz-miyiz?
نَحْنُ biz naḥnu
biz
مُنظَرُونَ süre verilerlerden munẓarūna
süre verilerlerden
٢٠٣ (203)
(203)
O zaman "Erteye bırakılmaz mıyız?" derler.
26:204
أَفَبِعَذَابِنَا bizim azabımızı mı? afabiʿadhābinā
bizim azabımızı mı?
يَسْتَعْجِلُونَ acele istiyorlar yastaʿjilūna
acele istiyorlar
٢٠٤ (204)
(204)
Bizim azabımızı mı acele istiyorlardı?
26:205
أَفَرَءَيْتَ gödün mü? afara-ayta
gödün mü?
إِن eğer in
eğer
مَّتَّعْنَـٰهُمْ biz onları yaşatsak mattaʿnāhum
biz onları yaşatsak
سِنِينَ yıllarca sinīna
yıllarca
٢٠٥ (205)
(205)
Söylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı?
26:206
ثُمَّ sonra thumma
sonra
جَآءَهُم kendilerine gelse jāahum
kendilerine gelse
مَّا şey
şey
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
يُوعَدُونَ tehdid ediliyor yūʿadūna
tehdid ediliyor
٢٠٦ (206)
(206)
Söylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı?
26:207
مَآ yoktur
yoktur
أَغْنَىٰ (hiç) yararı aghnā
(hiç) yararı
عَنْهُم kendilerine ʿanhum
kendilerine
مَّا şeylerin
şeylerin
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
يُمَتَّعُونَ yaşatılıyor yumattaʿūna
yaşatılıyor
٢٠٧ (207)
(207)
Söylesene, Biz onlara yıllar yılı nimetler vermiş olsak, sonra da tehdit edildikleri şey başlarına gelse, kendilerine verilmiş olan nimetler onlara bir fayda sağlar mı?
26:208
وَمَآ ve wamā
ve
أَهْلَكْنَا biz helak etmedik ahlaknā
biz helak etmedik
مِن hiçbir min
hiçbir
قَرْيَةٍ kenti qaryatin
kenti
إِلَّا olmayan illā
olmayan
لَهَا onun lahā
onun
مُنذِرُونَ uyarıcıları mundhirūna
uyarıcıları
٢٠٨ (208)
(208)
Hiçbir kent halkını kendilerine öğüt veren uyarıcılar gelmeden yok etmedik. Biz zalim değiliz.
26:209
ذِكْرَىٰ uyarırlardı dhik'rā
uyarırlardı
وَمَا ve wamā
ve
كُنَّا biz değildik kunnā
biz değildik
ظَـٰلِمِينَ zulmediciler ẓālimīna
zulmediciler
٢٠٩ (209)
(209)
Hiçbir kent halkını kendilerine öğüt veren uyarıcılar gelmeden yok etmedik. Biz zalim değiliz.
26:210
وَمَا ve wamā
ve
تَنَزَّلَتْ indirmedi tanazzalat
indirmedi
بِهِ O'nu (Kur'an'ı) bihi
O'nu (Kur'an'ı)
ٱلشَّيَـٰطِينُ şeytanlar l-shayāṭīnu
şeytanlar
٢١٠ (210)
(210)
Kuran'ı şeytanlar indirmemiştir.
26:211
وَمَا bu yaraşmaz wamā
bu yaraşmaz
يَنۢبَغِى (it) suits yanbaghī
(it) suits
لَهُمْ onlara lahum
onlara
وَمَا ve zaten wamā
ve zaten
يَسْتَطِيعُونَ yapamazlar yastaṭīʿūna
yapamazlar
٢١١ (211)
(211)
Bu onlara düşmez, zaten güçleri de yetmez.
26:212
إِنَّهُمْ çünkü onlar innahum
çünkü onlar
عَنِ işitmekten ʿani
işitmekten
ٱلسَّمْعِ the hearing l-samʿi
the hearing
لَمَعْزُولُونَ uzaklaştırılmışlardır lamaʿzūlūna
uzaklaştırılmışlardır
٢١٢ (212)
(212)
Doğrusu onlar vahyi dinlemekten uzak tutulmuşlardır.
26:213
فَلَا o halde falā
o halde
تَدْعُ çağırma tadʿu
çağırma
مَعَ ile beraber maʿa
ile beraber
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
إِلَـٰهًا bir tanrı ilāhan
bir tanrı
ءَاخَرَ başka ākhara
başka
فَتَكُونَ sonra olursun fatakūna
sonra olursun
مِنَ azabedilenlerden mina
azabedilenlerden
ٱلْمُعَذَّبِينَ those punished l-muʿadhabīna
those punished
٢١٣ (213)
(213)
O halde sakın Allah'ın yanında başka tanrı tutup ona yalvarma, yoksa azap göreceklerden olursun.
26:214
وَأَنذِرْ ve uyar wa-andhir
ve uyar
عَشِيرَتَكَ akrabanı ʿashīrataka
akrabanı
ٱلْأَقْرَبِينَ en yakın l-aqrabīna
en yakın
٢١٤ (214)
(214)
Önce en yakın hısımlarını uyar.
26:215
وَٱخْفِضْ ve indir wa-ikh'fiḍ
ve indir
جَنَاحَكَ kanadını janāḥaka
kanadını
لِمَنِ kimselere limani
kimselere
ٱتَّبَعَكَ sana uyan ittabaʿaka
sana uyan
مِنَ mü'minlerden mina
mü'minlerden
ٱلْمُؤْمِنِينَ the believers l-mu'minīna
the believers
٢١٥ (215)
(215)
Sana uyan müminleri kanatların altına al.
26:216
فَإِنْ şayet fa-in
şayet
عَصَوْكَ sana karşı gelirlerse ʿaṣawka
sana karşı gelirlerse
فَقُلْ de ki faqul
de ki
إِنِّى şüphesiz ben innī
şüphesiz ben
بَرِىٓءٌۭ uzağım barīon
uzağım
مِّمَّا şeylerden mimmā
şeylerden
تَعْمَلُونَ sizin yaptıklarınız taʿmalūna
sizin yaptıklarınız
٢١٦ (216)
(216)
Sana başkaldırırlarsa: "Yaptıklarınızdan uzağım" de.
26:217
وَتَوَكَّلْ ve tevekkül et watawakkal
ve tevekkül et
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلْعَزِيزِ galib olan l-ʿazīzi
galib olan
ٱلرَّحِيمِ ve esirgeyene l-raḥīmi
ve esirgeyene
٢١٧ (217)
(217)
Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir.
26:218
ٱلَّذِى ki O alladhī
ki O
يَرَىٰكَ seni görür yarāka
seni görür
حِينَ zaman ḥīna
zaman
تَقُومُ namaza durduğun taqūmu
namaza durduğun
٢١٨ (218)
(218)
Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir.
26:219
وَتَقَلُّبَكَ ve eğilip doğrulurken wataqallubaka
ve eğilip doğrulurken
فِى içinde
içinde
ٱلسَّـٰجِدِينَ secde edenle l-sājidīna
secde edenle
٢١٩ (219)
(219)
Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir.
26:220
إِنَّهُۥ çünkü innahu
çünkü
هُوَ O huwa
O
ٱلسَّمِيعُ işitendir l-samīʿu
işitendir
ٱلْعَلِيمُ bilendir l-ʿalīmu
bilendir
٢٢٠ (220)
(220)
Senin kalkıp namaz kılanlar arasında bulunduğunu gören, güçlü ve merhametli olan Allah'a güven. Doğrusu O işitir ve bilir.
26:221
هَلْ size haber vereyimmi? hal
size haber vereyimmi?
أُنَبِّئُكُمْ I inform you unabbi-ukum
I inform you
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
مَن kim man
kim
تَنَزَّلُ ineceğini tanazzalu
ineceğini
ٱلشَّيَـٰطِينُ şeytanların l-shayāṭīnu
şeytanların
٢٢١ (221)
(221)
"Şeytanların kime indiğini size haber vereyim mi?" de.
26:222
تَنَزَّلُ onlar inerler tanazzalu
onlar inerler
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
كُلِّ her kulli
her
أَفَّاكٍ yalancı affākin
yalancı
أَثِيمٍۢ günahkar athīmin
günahkar
٢٢٢ (222)
(222)
Onlar, günahkar iftiracıların hepsine iner.
26:223
يُلْقُونَ kulak verirler yul'qūna
kulak verirler
ٱلسَّمْعَ işitilene l-samʿa
işitilene
وَأَكْثَرُهُمْ ve çokları da wa-aktharuhum
ve çokları da
كَـٰذِبُونَ yalan söylerler kādhibūna
yalan söylerler
٢٢٣ (223)
(223)
Bunlar şeytanlara kulak verirler, çoğu yalancıdırlar.
26:224
وَٱلشُّعَرَآءُ ve Şa'irler wal-shuʿarāu
ve Şa'irler
يَتَّبِعُهُمُ onlar uyarlar yattabiʿuhumu
onlar uyarlar
ٱلْغَاوُۥنَ azgınlara l-ghāwūna
azgınlara
٢٢٤ (224)
(224)
O şairlere gelince; onlara azgınlar uyar.
26:225
أَلَمْ görmez misin? alam
görmez misin?
تَرَ you see tara
you see
أَنَّهُمْ onlar annahum
onlar
فِى her
her
كُلِّ every kulli
every
وَادٍۢ vadide wādin
vadide
يَهِيمُونَ şaşkın şaşkın dolaşırlar yahīmūna
şaşkın şaşkın dolaşırlar
٢٢٥ (225)
(225)
Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmadıklarını yaptık dediklerini görmez misin?
26:226
وَأَنَّهُمْ ve onlar wa-annahum
ve onlar
يَقُولُونَ söylerler yaqūlūna
söylerler
مَا şeyleri
şeyleri
لَا yapmayacakları
yapmayacakları
يَفْعَلُونَ they do yafʿalūna
they do
٢٢٦ (226)
(226)
Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmadıklarını yaptık dediklerini görmez misin?
26:227
إِلَّا ancak hariç illā
ancak hariç
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
وَعَمِلُوا۟ ve yapanlar waʿamilū
ve yapanlar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler
وَذَكَرُوا۟ ve ananlar wadhakarū
ve ananlar
ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı
كَثِيرًۭا çokça kathīran
çokça
وَٱنتَصَرُوا۟ ve üstün gelmeğe çalışanlar wa-intaṣarū
ve üstün gelmeğe çalışanlar
مِنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
مَا kendilerine zulmedildikten
kendilerine zulmedildikten
ظُلِمُوا۟ ۗ they were wronged ẓulimū
they were wronged
وَسَيَعْلَمُ ve yakında bileceklerdir wasayaʿlamu
ve yakında bileceklerdir
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ظَلَمُوٓا۟ zulmeden(ler) ẓalamū
zulmeden(ler)
أَىَّ nasıl ayya
nasıl
مُنقَلَبٍۢ bir devrimle munqalabin
bir devrimle
يَنقَلِبُونَ devrileceklerini yanqalibūna
devrileceklerini
٢٢٧ (227)
(227)
Ancak inanıp yararlı iş işleyenler, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında haklarını alanlar bunun dışındadır. Haksızlık eden kimseler nasıl bir yıkılışla yıkılacaklarını anlayacaklardır.