27

Neml

Mekki 93 Ayet Cüz 1
النمل
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
27:1
طسٓ ۚ Ta sin tta-seen
Ta sin
تِلْكَ şunlar til'ka
şunlar
ءَايَـٰتُ ayetleridir āyātu
ayetleridir
ٱلْقُرْءَانِ Kur'an'ın l-qur'āni
Kur'an'ın
وَكِتَابٍۢ ve bir Kitabın wakitābin
ve bir Kitabın
مُّبِينٍ apaçık mubīnin
apaçık
١ (1)
(1)
Ta, Sin, Bunlar Kuran'ın, Kitab-ı Mübin'in ayetleridir.
27:2
هُدًۭى yol göstericidir hudan
yol göstericidir
وَبُشْرَىٰ ve müjdedir wabush'rā
ve müjdedir
لِلْمُؤْمِنِينَ inananlara lil'mu'minīna
inananlara
٢ (2)
(2)
Bunlar, namaz kılan, zekat veren ve ahirete de kesin olarak inanan müminlere doğruluk rehberi ve müjdedir.
27:3
ٱلَّذِينَ onlar ki alladhīna
onlar ki
يُقِيمُونَ kılarlar yuqīmūna
kılarlar
ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı
وَيُؤْتُونَ ve verirler wayu'tūna
ve verirler
ٱلزَّكَوٰةَ zekatı l-zakata
zekatı
وَهُم ve onlar wahum
ve onlar
بِٱلْـَٔاخِرَةِ ahirete bil-ākhirati
ahirete
هُمْ onlar hum
onlar
يُوقِنُونَ kesin olarak inanırlar yūqinūna
kesin olarak inanırlar
٣ (3)
(3)
Bunlar, namaz kılan, zekat veren ve ahirete de kesin olarak inanan müminlere doğruluk rehberi ve müjdedir.
27:4
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
لَا inanmayan
inanmayan
يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe
بِٱلْـَٔاخِرَةِ ahirete bil-ākhirati
ahirete
زَيَّنَّا süslemişizdir zayyannā
süslemişizdir
لَهُمْ kendilerine lahum
kendilerine
أَعْمَـٰلَهُمْ işlerini aʿmālahum
işlerini
فَهُمْ onlar fahum
onlar
يَعْمَهُونَ körü körüne bocalarlar yaʿmahūna
körü körüne bocalarlar
٤ (4)
(4)
Ahirete inanmayanların yaptıkları işleri kendilerine güzel göstermişizdir; bu yüzden körü körüne bocalarlar.
27:5
أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar ulāika
onlar
ٱلَّذِينَ öyle kimselerdir ki alladhīna
öyle kimselerdir ki
لَهُمْ kendilerinindir lahum
kendilerinindir
سُوٓءُ en kötü sūu
en kötü
ٱلْعَذَابِ azab l-ʿadhābi
azab
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
فِى ahirette
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ the Hereafter l-ākhirati
the Hereafter
هُمُ onlar humu
onlar
ٱلْأَخْسَرُونَ ziyana uğrayanlardır l-akhsarūna
ziyana uğrayanlardır
٥ (5)
(5)
Kötü azap işte bunlaradır. Ahirette en çok kayba uğrayacaklar da bunlardır.
27:6
وَإِنَّكَ ve şüphesiz wa-innaka
ve şüphesiz
لَتُلَقَّى sana verilmektedir latulaqqā
sana verilmektedir
ٱلْقُرْءَانَ Kur'an l-qur'āna
Kur'an
مِن katından min
katından
لَّدُنْ from [near] ladun
from [near]
حَكِيمٍ hüküm ve hikmet sahibi ḥakīmin
hüküm ve hikmet sahibi
عَلِيمٍ (herşeyi) bilen ʿalīmin
(herşeyi) bilen
٦ (6)
(6)
Şüphesiz, Kuran'ı, Hakim ve Alim olan Allah katından almaktasın.
27:7
إِذْ hani idh
hani
قَالَ demişti qāla
demişti
مُوسَىٰ Musa mūsā
Musa
لِأَهْلِهِۦٓ ailesine li-ahlihi
ailesine
إِنِّىٓ şüphesiz ben innī
şüphesiz ben
ءَانَسْتُ gördüm ānastu
gördüm
نَارًۭا bir ateş nāran
bir ateş
سَـَٔاتِيكُم size getireyim saātīkum
size getireyim
مِّنْهَا ondan min'hā
ondan
بِخَبَرٍ bir haber bikhabarin
bir haber
أَوْ yahut aw
yahut
ءَاتِيكُم size getireyim ātīkum
size getireyim
بِشِهَابٍۢ bir ateş bishihābin
bir ateş
قَبَسٍۢ koru qabasin
koru
لَّعَلَّكُمْ belki laʿallakum
belki
تَصْطَلُونَ ısınırsınız taṣṭalūna
ısınırsınız
٧ (7)
(7)
Musa, ailesine: "Ben bir ateş gördüm; size oradan ya bir haber getireceğim, yahut ısınasınız diye tutuşmuş bir odun getireceğim" demişti.
27:8
فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki
جَآءَهَا oraya geldi jāahā
oraya geldi
نُودِىَ seslenildi nūdiya
seslenildi
أَنۢ diye an
diye
بُورِكَ mübarek kılındı būrika
mübarek kılındı
مَن bulunan kimse man
bulunan kimse
فِى içinde
içinde
ٱلنَّارِ ateşin l-nāri
ateşin
وَمَنْ ve olan kimse waman
ve olan kimse
حَوْلَهَا çevresinde ḥawlahā
çevresinde
وَسُبْحَـٰنَ eksikliklerden münezzehtir wasub'ḥāna
eksikliklerden münezzehtir
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
رَبِّ Rabbi rabbi
Rabbi
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin
٨ (8)
(8)
Oraya geldiğinde, kendisine şöyle nida olunmuştu: "Ateşin yanında olan ve çevresinde bulunanlar mübarek kılınmıştır. Alemlerin Rabbi olan Allah münezzehtir"
27:9
يَـٰمُوسَىٰٓ ey Musa yāmūsā
ey Musa
إِنَّهُۥٓ gerçek şu ki innahu
gerçek şu ki
أَنَا ben anā
ben
ٱللَّهُ Allah'ım l-lahu
Allah'ım
ٱلْعَزِيزُ güçlü l-ʿazīzu
güçlü
ٱلْحَكِيمُ hüküm ve hikmet sahibi l-ḥakīmu
hüküm ve hikmet sahibi
٩ (9)
(9)
"Ey Musa! Gerçek şu ki, Ben, güçlü ve hakim olan Allah'ım"
27:10
وَأَلْقِ ve at wa-alqi
ve at
عَصَاكَ ۚ asanı ʿaṣāka
asanı
فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki
رَءَاهَا görünce raāhā
görünce
تَهْتَزُّ titreştiğini tahtazzu
titreştiğini
كَأَنَّهَا gibi ka-annahā
gibi
جَآنٌّۭ bir yılan jānnun
bir yılan
وَلَّىٰ dön(üp kaç)dı wallā
dön(üp kaç)dı
مُدْبِرًۭا arkaya mud'biran
arkaya
وَلَمْ ve walam
ve
يُعَقِّبْ ۚ geri dönmedi yuʿaqqib
geri dönmedi
يَـٰمُوسَىٰ ey Musa yāmūsā
ey Musa
لَا korkma
korkma
تَخَفْ fear takhaf
fear
إِنِّى çünkü ben innī
çünkü ben
لَا korkmaz(lar)
korkmaz(lar)
يَخَافُ fear yakhāfu
fear
لَدَىَّ benim huzurumda ladayya
benim huzurumda
ٱلْمُرْسَلُونَ elçiler l-mur'salūna
elçiler
١٠ (10)
(10)
"Değneğini at!" Musa, değneğinin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. "Ey Musa! Korkma; Benim katımda peygamberler korkmaz; yalnız haksızlık eden bunun dışındadır. Kötü hali iyiliğe çeviren kimse bilsin ki Ben şüphesiz bağışlarım, merhamet ederim. Elini koynuna sok, Firavun ve milletine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak kusursuz, bembeyaz çıksın. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir millettir."
27:11
إِلَّا ancak illā
ancak
مَن kim man
kim
ظَلَمَ zulmeder ẓalama
zulmeder
ثُمَّ sonra da thumma
sonra da
بَدَّلَ değiştirirse baddala
değiştirirse
حُسْنًۢا iyilikle ḥus'nan
iyilikle
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
سُوٓءٍۢ (yaptığı) kötülükten sūin
(yaptığı) kötülükten
فَإِنِّى şüphesiz ben fa-innī
şüphesiz ben
غَفُورٌۭ bağışlayıcıyım ghafūrun
bağışlayıcıyım
رَّحِيمٌۭ esirgeyiciyim raḥīmun
esirgeyiciyim
١١ (11)
(11)
"Değneğini at!" Musa, değneğinin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. "Ey Musa! Korkma; Benim katımda peygamberler korkmaz; yalnız haksızlık eden bunun dışındadır. Kötü hali iyiliğe çeviren kimse bilsin ki Ben şüphesiz bağışlarım, merhamet ederim. Elini koynuna sok, Firavun ve milletine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak kusursuz, bembeyaz çıksın. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir millettir."
27:12
وَأَدْخِلْ ve sok wa-adkhil
ve sok
يَدَكَ elini yadaka
elini
فِى koynuna
koynuna
جَيْبِكَ your bosom jaybika
your bosom
تَخْرُجْ çıksın takhruj
çıksın
بَيْضَآءَ bembeyaz bayḍāa
bembeyaz
مِنْ olmaksızın min
olmaksızın
غَيْرِ without ghayri
without
سُوٓءٍۢ ۖ kusur sūin
kusur
فِى içinde
içinde
تِسْعِ dokuz tis'ʿi
dokuz
ءَايَـٰتٍ mu'cize āyātin
mu'cize
إِلَىٰ Fir'avn'a (git) ilā
Fir'avn'a (git)
فِرْعَوْنَ Firaun fir'ʿawna
Firaun
وَقَوْمِهِۦٓ ۚ ve onun kavmine waqawmihi
ve onun kavmine
إِنَّهُمْ çünkü onlar innahum
çünkü onlar
كَانُوا۟ oldular kānū
oldular
قَوْمًۭا bir kavim qawman
bir kavim
فَـٰسِقِينَ fasık fāsiqīna
fasık
١٢ (12)
(12)
"Değneğini at!" Musa, değneğinin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. "Ey Musa! Korkma; Benim katımda peygamberler korkmaz; yalnız haksızlık eden bunun dışındadır. Kötü hali iyiliğe çeviren kimse bilsin ki Ben şüphesiz bağışlarım, merhamet ederim. Elini koynuna sok, Firavun ve milletine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak kusursuz, bembeyaz çıksın. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir millettir."
27:13
فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki
جَآءَتْهُمْ onlara gelince jāathum
onlara gelince
ءَايَـٰتُنَا ayetlerimiz āyātunā
ayetlerimiz
مُبْصِرَةًۭ açıkça görünen mub'ṣiratan
açıkça görünen
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
هَـٰذَا bu hādhā
bu
سِحْرٌۭ bir büyüdür siḥ'run
bir büyüdür
مُّبِينٌۭ apaçık mubīnun
apaçık
١٣ (13)
(13)
Ayetlerimiz gözlerinin önüne serilince: "Bu apaçık bir sihirdir" dediler.
27:14
وَجَحَدُوا۟ ve inkar ettiler wajaḥadū
ve inkar ettiler
بِهَا onları bihā
onları
وَٱسْتَيْقَنَتْهَآ kanaat getirdiği halde wa-is'tayqanathā
kanaat getirdiği halde
أَنفُسُهُمْ vicdanları anfusuhum
vicdanları
ظُلْمًۭا haksızlıkları yüzünden ẓul'man
haksızlıkları yüzünden
وَعُلُوًّۭا ۚ ve böbürlenmeleri yüzünden waʿuluwwan
ve böbürlenmeleri yüzünden
فَٱنظُرْ bak işte fa-unẓur
bak işte
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
كَانَ oldu kāna
oldu
عَـٰقِبَةُ sonu ʿāqibatu
sonu
ٱلْمُفْسِدِينَ bozguncuların l-muf'sidīna
bozguncuların
١٤ (14)
(14)
Gönülleri kesin olarak kabul ettiği halde, haksızlık ve büyüklenmelerinden ötürü onları bile bile inkar ettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!
27:15
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
ءَاتَيْنَا biz verdik ātaynā
biz verdik
دَاوُۥدَ Davud'a dāwūda
Davud'a
وَسُلَيْمَـٰنَ ve Süleyman'a wasulaymāna
ve Süleyman'a
عِلْمًۭا ۖ bir ilim ʿil'man
bir ilim
وَقَالَا ve dediler waqālā
ve dediler
ٱلْحَمْدُ hamdolsun l-ḥamdu
hamdolsun
لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a
ٱلَّذِى ki alladhī
ki
فَضَّلَنَا bizi üstün kıldı faḍḍalanā
bizi üstün kıldı
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
كَثِيرٍۢ birçoğu kathīrin
birçoğu
مِّنْ kullarından min
kullarından
عِبَادِهِ His servants ʿibādihi
His servants
ٱلْمُؤْمِنِينَ inanan l-mu'minīna
inanan
١٥ (15)
(15)
And olsun ki, Davud'a ve Süleyman'a ilim verdik. İkisi "Bizi mümin kullarının çoğundan üstün kılan Allah'a hamdolsun" dediler.
27:16
وَوَرِثَ ve mirasçı oldu wawaritha
ve mirasçı oldu
سُلَيْمَـٰنُ Süleyman sulaymānu
Süleyman
دَاوُۥدَ ۖ Davud'a dāwūda
Davud'a
وَقَالَ ve dedi ki waqāla
ve dedi ki
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلنَّاسُ insanlar l-nāsu
insanlar
عُلِّمْنَا bize öğretildi ʿullim'nā
bize öğretildi
مَنطِقَ dili manṭiqa
dili
ٱلطَّيْرِ kuşların l-ṭayri
kuşların
وَأُوتِينَا ve bize verildi waūtīnā
ve bize verildi
مِن (bir pay) min
(bir pay)
كُلِّ her kulli
her
شَىْءٍ ۖ şeyden shayin
şeyden
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
هَـٰذَا bu hādhā
bu
لَهُوَ elbette o lahuwa
elbette o
ٱلْفَضْلُ bir lutuftur l-faḍlu
bir lutuftur
ٱلْمُبِينُ açık l-mubīnu
açık
١٦ (16)
(16)
Süleyman Davud'a varis oldu: "Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize herşeyden bolca verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur" dedi.
27:17
وَحُشِرَ ve toplandı waḥushira
ve toplandı
لِسُلَيْمَـٰنَ Süleyman'a lisulaymāna
Süleyman'a
جُنُودُهُۥ orduları junūduhu
orduları
مِنَ cinlerden mina
cinlerden
ٱلْجِنِّ jinn l-jini
jinn
وَٱلْإِنسِ ve insanlar(dan) wal-insi
ve insanlar(dan)
وَٱلطَّيْرِ ve kuşlar(dan) wal-ṭayri
ve kuşlar(dan)
فَهُمْ onlar fahum
onlar
يُوزَعُونَ sevk ediliyordu yūzaʿūna
sevk ediliyordu
١٧ (17)
(17)
Süleyman'ın cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil olan ordusu toplandı. Hepsi toplu olarak gidiyorlardı.
27:18
حَتَّىٰٓ nihayet ḥattā
nihayet
إِذَآ zaman idhā
zaman
أَتَوْا۟ geldikleri ataw
geldikleri
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
وَادِ vadisi wādi
vadisi
ٱلنَّمْلِ karınca l-namli
karınca
قَالَتْ dedi qālat
dedi
نَمْلَةٌۭ bir karınca namlatun
bir karınca
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلنَّمْلُ karıncalar l-namlu
karıncalar
ٱدْخُلُوا۟ girin ud'khulū
girin
مَسَـٰكِنَكُمْ yuvalarınıza masākinakum
yuvalarınıza
لَا sizi ezmesinler
sizi ezmesinler
يَحْطِمَنَّكُمْ lest not crush you yaḥṭimannakum
lest not crush you
سُلَيْمَـٰنُ Süleyman sulaymānu
Süleyman
وَجُنُودُهُۥ ve orduları wajunūduhu
ve orduları
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
لَا farkında olmayarak
farkında olmayarak
يَشْعُرُونَ (do) not perceive yashʿurūna
(do) not perceive
١٨ (18)
(18)
Sonunda, karıncaların bulunduğu vadiye geldiklerinde bir dişi (kraliçe) karınca: "Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin, Süleyman'ın ordusu farkına varmadan sizi ezmesin" dedi.
27:19
فَتَبَسَّمَ tebessüm etti fatabassama
tebessüm etti
ضَاحِكًۭا gülümseyerek ḍāḥikan
gülümseyerek
مِّن onun sözüne min
onun sözüne
قَوْلِهَا her speech qawlihā
her speech
وَقَالَ ve dedi waqāla
ve dedi
رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim
أَوْزِعْنِىٓ gönlüme ilham eyle awziʿ'nī
gönlüme ilham eyle
أَنْ diye an
diye
أَشْكُرَ şükredeyim ashkura
şükredeyim
نِعْمَتَكَ ni'metine niʿ'mataka
ni'metine
ٱلَّتِىٓ lutfettiğin allatī
lutfettiğin
أَنْعَمْتَ You have bestowed anʿamta
You have bestowed
عَلَىَّ bana ʿalayya
bana
وَعَلَىٰ ve waʿalā
ve
وَٰلِدَىَّ anama babama wālidayya
anama babama
وَأَنْ ve diye wa-an
ve diye
أَعْمَلَ yapayım aʿmala
yapayım
صَـٰلِحًۭا faydalı bir iş ṣāliḥan
faydalı bir iş
تَرْضَىٰهُ senin beğeneceğin tarḍāhu
senin beğeneceğin
وَأَدْخِلْنِى ve beni sok wa-adkhil'nī
ve beni sok
بِرَحْمَتِكَ rahmetinle biraḥmatika
rahmetinle
فِى arasına
arasına
عِبَادِكَ kullarının ʿibādika
kullarının
ٱلصَّـٰلِحِينَ iyi l-ṣāliḥīna
iyi
١٩ (19)
(19)
Süleyman, onun sözüne hafifçe güldü ve: "Rabbim! Bana ve ana babama verdiğin nimete şükürde, hoşnut olacağın işi yapmakta beni muvaffak kıl. Rahmetinle, beni iyi kullarının arasına koy" dedi.
27:20
وَتَفَقَّدَ ve teftiş etti watafaqqada
ve teftiş etti
ٱلطَّيْرَ kuşları l-ṭayra
kuşları
فَقَالَ dedi ki faqāla
dedi ki
مَا neden
neden
لِىَ ben liya
ben
لَآ göremiyorum
göremiyorum
أَرَى I see arā
I see
ٱلْهُدْهُدَ hüdhüdü l-hud'huda
hüdhüdü
أَمْ yoksa am
yoksa
كَانَ (mı) oldu? kāna
(mı) oldu?
مِنَ kayıplardan- mina
kayıplardan-
ٱلْغَآئِبِينَ the absent l-ghāibīna
the absent
٢٠ (20)
(20)
Süleyman, kuşları araştırarak: "Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplarda mı? Bana apaçık bir delil getirmelidir; yoksa onu ya şiddetli bir azaba uğratırım yahut keserim" dedi.
27:21
لَأُعَذِّبَنَّهُۥ ona azabedeceğim la-uʿadhibannahu
ona azabedeceğim
عَذَابًۭا bir azapla ʿadhāban
bir azapla
شَدِيدًا çetin shadīdan
çetin
أَوْ ya da aw
ya da
لَأَا۟ذْبَحَنَّهُۥٓ onu keseceğim laādh'baḥannahu
onu keseceğim
أَوْ yahut da aw
yahut da
لَيَأْتِيَنِّى bana getirecek layatiyannī
bana getirecek
بِسُلْطَـٰنٍۢ bir delil bisul'ṭānin
bir delil
مُّبِينٍۢ açık mubīnin
açık
٢١ (21)
(21)
Süleyman, kuşları araştırarak: "Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplarda mı? Bana apaçık bir delil getirmelidir; yoksa onu ya şiddetli bir azaba uğratırım yahut keserim" dedi.
27:22
فَمَكَثَ geldi famakatha
geldi
غَيْرَ çok geçmeden ghayra
çok geçmeden
بَعِيدٍۢ long baʿīdin
long
فَقَالَ ve dedi faqāla
ve dedi
أَحَطتُ ben gördüm aḥaṭtu
ben gördüm
بِمَا bir şey bimā
bir şey
لَمْ senin görmediğin lam
senin görmediğin
تُحِطْ you have encompassed tuḥiṭ
you have encompassed
بِهِۦ onda bihi
onda
وَجِئْتُكَ ve sana getirdim waji'tuka
ve sana getirdim
مِن Sebadan min
Sebadan
سَبَإٍۭ Saba saba-in
Saba
بِنَبَإٍۢ bir haber binaba-in
bir haber
يَقِينٍ gerçek yaqīnin
gerçek
٢٢ (22)
(22)
Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi.
27:23
إِنِّى şüphesiz ben innī
şüphesiz ben
وَجَدتُّ buldum wajadttu
buldum
ٱمْرَأَةًۭ bir kadın im'ra-atan
bir kadın
تَمْلِكُهُمْ onlara hükümdarlık eden tamlikuhum
onlara hükümdarlık eden
وَأُوتِيَتْ ve kendisine verilmiştir waūtiyat
ve kendisine verilmiştir
مِن her-den min
her-den
كُلِّ her kulli
her
شَىْءٍۢ thing shayin
thing
وَلَهَا ve vardır walahā
ve vardır
عَرْشٌ bir tahtı ʿarshun
bir tahtı
عَظِيمٌۭ büyük ʿaẓīmun
büyük
٢٣ (23)
(23)
Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi.
27:24
وَجَدتُّهَا onu buldum wajadttuhā
onu buldum
وَقَوْمَهَا ve kavmini waqawmahā
ve kavmini
يَسْجُدُونَ secde aderlerken yasjudūna
secde aderlerken
لِلشَّمْسِ güneşe lilshamsi
güneşe
مِن bırakıp min
bırakıp
دُونِ instead of Allah dūni
instead of Allah
ٱللَّهِ Allah'ı l-lahi
Allah'ı
وَزَيَّنَ ve süsledi wazayyana
ve süsledi
لَهُمُ onlara lahumu
onlara
ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan l-shayṭānu
şeytan
أَعْمَـٰلَهُمْ işlerini aʿmālahum
işlerini
فَصَدَّهُمْ ve onları çevirdi faṣaddahum
ve onları çevirdi
عَنِ (doğru) yoldan ʿani
(doğru) yoldan
ٱلسَّبِيلِ the Way l-sabīli
the Way
فَهُمْ (bu yüzden) onlar fahum
(bu yüzden) onlar
لَا yola gelmiyorlar
yola gelmiyorlar
يَهْتَدُونَ guided yahtadūna
guided
٢٤ (24)
(24)
Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi.
27:25
أَلَّا secde etmezler mi? allā
secde etmezler mi?
يَسْجُدُوا۟ they prostrate yasjudū
they prostrate
لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a
ٱلَّذِى açığa çıkaran alladhī
açığa çıkaran
يُخْرِجُ brings forth yukh'riju
brings forth
ٱلْخَبْءَ gizleneni l-khaba-a
gizleneni
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ve yerde wal-arḍi
ve yerde
وَيَعْلَمُ ve bilen wayaʿlamu
ve bilen
مَا şeyleri
şeyleri
تُخْفُونَ gizledikleri tukh'fūna
gizledikleri
وَمَا ve şeyleri wamā
ve şeyleri
تُعْلِنُونَ açığa vurdukları tuʿ'linūna
açığa vurdukları
٢٥ (25)
(25)
Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi.
27:26
ٱللَّهُ Allah (ki) al-lahu
Allah (ki)
لَآ yoktur
yoktur
إِلَـٰهَ Tanrı ilāha
Tanrı
إِلَّا başka illā
başka
هُوَ O'ndan huwa
O'ndan
رَبُّ Rabbidir rabbu
Rabbidir
ٱلْعَرْشِ Arş'ın l-ʿarshi
Arş'ın
ٱلْعَظِيمِ ۩‏ büyük l-ʿaẓīmi
büyük
٢٦ (26)
(26)
Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi.
27:27
۞ قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
سَنَنظُرُ bakacağız sananẓuru
bakacağız
أَصَدَقْتَ doğru mu söyledin aṣadaqta
doğru mu söyledin
أَمْ yoksa am
yoksa
كُنتَ mı oldun? kunta
mı oldun?
مِنَ yalancılardan mina
yalancılardan
ٱلْكَـٰذِبِينَ the liars l-kādhibīna
the liars
٢٧ (27)
(27)
Süleyman şöyle söyledi: "Doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancılardan mısın, bakacağız."
27:28
ٱذْهَب götür idh'hab
götür
بِّكِتَـٰبِى mektubumu bikitābī
mektubumu
هَـٰذَا bu hādhā
bu
فَأَلْقِهْ ve at fa-alqih
ve at
إِلَيْهِمْ onlara ilayhim
onlara
ثُمَّ sonra thumma
sonra
تَوَلَّ biraz öteye çekil tawalla
biraz öteye çekil
عَنْهُمْ onlardan ʿanhum
onlardan
فَٱنظُرْ ve bak fa-unẓur
ve bak
مَاذَا neye mādhā
neye
يَرْجِعُونَ başvuruyorlar yarjiʿūna
başvuruyorlar
٢٨ (28)
(28)
"Şu yazımı götür, onlara at, sonra bir yana çekil, varacakları sonuca bak."
27:29
قَالَتْ dedi ki qālat
dedi ki
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلْمَلَؤُا۟ ileri gelenler l-mala-u
ileri gelenler
إِنِّىٓ gerçekten innī
gerçekten
أُلْقِىَ bırakıldı ul'qiya
bırakıldı
إِلَىَّ bana ilayya
bana
كِتَـٰبٌۭ bir mektup kitābun
bir mektup
كَرِيمٌ çok önemli karīmun
çok önemli
٢٩ (29)
(29)
Sebe melikesi: "Ey ileri gelenler! Bana, Bismillahirrahmanirrahim diye başlayan ve 'sakın bana karşı baş kaldırmayın ve teslim olarak gelin' diyen Süleyman'dan gönderilen önemli bir mektup bırakıldı" dedi.
27:30
إِنَّهُۥ muhakkak o innahu
muhakkak o
مِن Süleymandandır min
Süleymandandır
سُلَيْمَـٰنَ Sulaiman sulaymāna
Sulaiman
وَإِنَّهُۥ ve o wa-innahu
ve o
بِسْمِ adıyla(başlamakta)dır bis'mi
adıyla(başlamakta)dır
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
٣٠ (30)
(30)
Sebe melikesi: "Ey ileri gelenler! Bana, Bismillahirrahmanirrahim diye başlayan ve 'sakın bana karşı baş kaldırmayın ve teslim olarak gelin' diyen Süleyman'dan gönderilen önemli bir mektup bırakıldı" dedi.
27:31
أَلَّا büyüklük taslamayın allā
büyüklük taslamayın
تَعْلُوا۟ exalt yourselves taʿlū
exalt yourselves
عَلَىَّ bana karşı ʿalayya
bana karşı
وَأْتُونِى ve bana gelin (diye yazıyor) watūnī
ve bana gelin (diye yazıyor)
مُسْلِمِينَ teslim olarak mus'limīna
teslim olarak
٣١ (31)
(31)
Sebe melikesi: "Ey ileri gelenler! Bana, Bismillahirrahmanirrahim diye başlayan ve 'sakın bana karşı baş kaldırmayın ve teslim olarak gelin' diyen Süleyman'dan gönderilen önemli bir mektup bırakıldı" dedi.
27:32
قَالَتْ dedi ki qālat
dedi ki
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلْمَلَؤُا۟ ileri gelenler l-mala-u
ileri gelenler
أَفْتُونِى bana bir fikir verin aftūnī
bana bir fikir verin
فِىٓ (bu) işimde
(bu) işimde
أَمْرِى my affair amrī
my affair
مَا ben olmam
ben olmam
كُنتُ I would be kuntu
I would be
قَاطِعَةً kesip atan qāṭiʿatan
kesip atan
أَمْرًا hiçbir işi amran
hiçbir işi
حَتَّىٰ sürece ḥattā
sürece
تَشْهَدُونِ siz olmadığınız tashhadūni
siz olmadığınız
٣٢ (32)
(32)
"Ey ileri gelenler! Vereceğim emir hakkında bana fikrinizi söyleyin; siz benim yanımda bulunmadıkça, bir iş hakkında kesin bir hüküm vermem" dedi.
27:33
قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki
نَحْنُ biz naḥnu
biz
أُو۟لُوا۟ sahibiyiz ulū
sahibiyiz
قُوَّةٍۢ güç quwwatin
güç
وَأُو۟لُوا۟ ve erbabıyız wa-ulū
ve erbabıyız
بَأْسٍۢ savaş basin
savaş
شَدِيدٍۢ yaman shadīdin
yaman
وَٱلْأَمْرُ ama emir wal-amru
ama emir
إِلَيْكِ senindir ilayki
senindir
فَٱنظُرِى o halde bak fa-unẓurī
o halde bak
مَاذَا ne mādhā
ne
تَأْمُرِينَ buyurursan tamurīna
buyurursan
٣٣ (33)
(33)
"Biz güçlü kimseler ve zorlu savaş adamlarıyız, emir senindir, sen emretmene bak."
27:34
قَالَتْ dedi qālat
dedi
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلْمُلُوكَ hükümdarlar l-mulūka
hükümdarlar
إِذَا zaman idhā
zaman
دَخَلُوا۟ girdikleri dakhalū
girdikleri
قَرْيَةً bir ülkeye qaryatan
bir ülkeye
أَفْسَدُوهَا orayı bozarlar afsadūhā
orayı bozarlar
وَجَعَلُوٓا۟ ve kılarlar wajaʿalū
ve kılarlar
أَعِزَّةَ şereflilerini aʿizzata
şereflilerini
أَهْلِهَآ halkının ahlihā
halkının
أَذِلَّةًۭ ۖ zillet içinde adhillatan
zillet içinde
وَكَذَٰلِكَ ve böyle wakadhālika
ve böyle
يَفْعَلُونَ yaparlar yafʿalūna
yaparlar
٣٤ (34)
(34)
Melike: "Doğrusu hükümdarlar bir şehre girdikleri zaman orasını bozarlar, onurlu kimselerini aşağılık yaparlar. İşte böyle davranırlar. Ben onlara bir hediye göndereyim de, elçilerin ne ile döneceklerine bakayım" dedi.
27:35
وَإِنِّى şüphesiz ben wa-innī
şüphesiz ben
مُرْسِلَةٌ göndereyim mur'silatun
göndereyim
إِلَيْهِم onlara ilayhim
onlara
بِهَدِيَّةٍۢ bir hediye bihadiyyatin
bir hediye
فَنَاظِرَةٌۢ ve bakayım fanāẓiratun
ve bakayım
بِمَ ne ile bima
ne ile
يَرْجِعُ dönecekler yarjiʿu
dönecekler
ٱلْمُرْسَلُونَ elçiler l-mur'salūna
elçiler
٣٥ (35)
(35)
Melike: "Doğrusu hükümdarlar bir şehre girdikleri zaman orasını bozarlar, onurlu kimselerini aşağılık yaparlar. İşte böyle davranırlar. Ben onlara bir hediye göndereyim de, elçilerin ne ile döneceklerine bakayım" dedi.
27:36
فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki
جَآءَ gelince jāa
gelince
سُلَيْمَـٰنَ Süleyman'a sulaymāna
Süleyman'a
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
أَتُمِدُّونَنِ bana yardım mı etmek istiyorsunuz? atumiddūnani
bana yardım mı etmek istiyorsunuz?
بِمَالٍۢ mal ile bimālin
mal ile
فَمَآ oysa ne ki famā
oysa ne ki
ءَاتَىٰنِۦَ bana vermiştir ātāniya
bana vermiştir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
خَيْرٌۭ (o) daha hayırlıdır khayrun
(o) daha hayırlıdır
مِّمَّآ size verdiğinden mimmā
size verdiğinden
ءَاتَىٰكُم He has given you ātākum
He has given you
بَلْ bilakis bal
bilakis
أَنتُم siz antum
siz
بِهَدِيَّتِكُمْ hediyenizle bihadiyyatikum
hediyenizle
تَفْرَحُونَ sevinirsiniz tafraḥūna
sevinirsiniz
٣٦ (36)
(36)
Süleyman'a geldiklerinde: "Bana mal ile yardım etmek mi istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği size verdiğinden daha iyidir. Ama belki de siz hediyenizle sevinirsiniz. Onlara dön! And olsun ki, güç yetiremeyecekleri bir ordu ile gelir onları oradan alçalmış ve küçük düşmüş olarak çıkarırız" dedi.
27:37
ٱرْجِعْ dön (söyle) ir'jiʿ
dön (söyle)
إِلَيْهِمْ onlara ilayhim
onlara
فَلَنَأْتِيَنَّهُم onlara gelirim falanatiyannahum
onlara gelirim
بِجُنُودٍۢ ordularla bijunūdin
ordularla
لَّا asla
asla
قِبَلَ karşı koyamayacakları qibala
karşı koyamayacakları
لَهُم kendilerinin; lahum
kendilerinin;
بِهَا ona bihā
ona
وَلَنُخْرِجَنَّهُم ve onları sürüp çıkarırım walanukh'rijannahum
ve onları sürüp çıkarırım
مِّنْهَآ oradan min'hā
oradan
أَذِلَّةًۭ zilletle adhillatan
zilletle
وَهُمْ ve onları wahum
ve onları
صَـٰغِرُونَ hor ve hakir olarak ṣāghirūna
hor ve hakir olarak
٣٧ (37)
(37)
Süleyman'a geldiklerinde: "Bana mal ile yardım etmek mi istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği size verdiğinden daha iyidir. Ama belki de siz hediyenizle sevinirsiniz. Onlara dön! And olsun ki, güç yetiremeyecekleri bir ordu ile gelir onları oradan alçalmış ve küçük düşmüş olarak çıkarırız" dedi.
27:38
قَالَ dedi qāla
dedi
يَـٰٓأَيُّهَا ey yāayyuhā
ey
ٱلْمَلَؤُا۟ ileri gelenler l-mala-u
ileri gelenler
أَيُّكُمْ hanginiz ayyukum
hanginiz
يَأْتِينِى bana getirebilir yatīnī
bana getirebilir
بِعَرْشِهَا onun tahtını biʿarshihā
onun tahtını
قَبْلَ önce qabla
önce
أَن bana gelmelerinden an
bana gelmelerinden
يَأْتُونِى they come to me yatūnī
they come to me
مُسْلِمِينَ teslim olarak mus'limīna
teslim olarak
٣٨ (38)
(38)
Süleyman: "Ey cemaat! Bana teslim olmalarından önce, hanginiz o kraliçenin tahtını yanıma getirebilir?" dedi.
27:39
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
عِفْرِيتٌۭ bir ifrit ʿif'rītun
bir ifrit
مِّنَ cinlerden mina
cinlerden
ٱلْجِنِّ the jinn l-jini
the jinn
أَنَا۠ ben anā
ben
ءَاتِيكَ sana getiririm ātīka
sana getiririm
بِهِۦ onu bihi
onu
قَبْلَ önce qabla
önce
أَن sen kalkmadan an
sen kalkmadan
تَقُومَ you rise taqūma
you rise
مِن makamından min
makamından
مَّقَامِكَ ۖ your place maqāmika
your place
وَإِنِّى gerçekten benim wa-innī
gerçekten benim
عَلَيْهِ buna ʿalayhi
buna
لَقَوِىٌّ gücüm yeter laqawiyyun
gücüm yeter
أَمِينٌۭ bana güvenilir amīnun
bana güvenilir
٣٩ (39)
(39)
Cinlerden bir ifrit: "Sen yerinden kalkmadan önce sana onu getiririm, buna karşı güvenilir bir güce sahibim" dedi.
27:40
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
ٱلَّذِى bulunan alladhī
bulunan
عِندَهُۥ yanında ʿindahu
yanında
عِلْمٌۭ bir ilim ʿil'mun
bir ilim
مِّنَ Kitaptan mina
Kitaptan
ٱلْكِتَـٰبِ the Scripture l-kitābi
the Scripture
أَنَا۠ ben anā
ben
ءَاتِيكَ sana getirebilirim ātīka
sana getirebilirim
بِهِۦ onu bihi
onu
قَبْلَ önce qabla
önce
أَن sen kırpmadan an
sen kırpmadan
يَرْتَدَّ returns yartadda
returns
إِلَيْكَ sana ilayka
sana
طَرْفُكَ ۚ gözünü ṭarfuka
gözünü
فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki
رَءَاهُ onu görünce raāhu
onu görünce
مُسْتَقِرًّا yerleşmiş mus'taqirran
yerleşmiş
عِندَهُۥ yanında ʿindahu
yanında
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
هَـٰذَا bu hādhā
bu
مِن lutfundandır min
lutfundandır
فَضْلِ (the) Favor faḍli
(the) Favor
رَبِّى Rabbimin rabbī
Rabbimin
لِيَبْلُوَنِىٓ beni sınaması için liyabluwanī
beni sınaması için
ءَأَشْكُرُ şükür mü edeceğim? a-ashkuru
şükür mü edeceğim?
أَمْ yoksa am
yoksa
أَكْفُرُ ۖ inkar mı edeceğim? akfuru
inkar mı edeceğim?
وَمَن ve kim waman
ve kim
شَكَرَ şükrederse shakara
şükrederse
فَإِنَّمَا şüphesiz fa-innamā
şüphesiz
يَشْكُرُ şükretmiştir yashkuru
şükretmiştir
لِنَفْسِهِۦ ۖ kendisi için linafsihi
kendisi için
وَمَن ve kim waman
ve kim
كَفَرَ inkar ederse kafara
inkar ederse
فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz
رَبِّى Rabbim rabbī
Rabbim
غَنِىٌّۭ zengindir ghaniyyun
zengindir
كَرِيمٌۭ kerimdir karīmun
kerimdir
٤٠ (40)
(40)
Kitabın bilgisine sahip olan biri: "Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm" dedi. Süleyman, tahtı yanına yerleşivermiş görünce: "Bu, şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınayan Rabbimin lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; fakat nankörlük eden bilsin ki Rabbim müstağnidir, kerem sahibidir" dedi.
27:41
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
نَكِّرُوا۟ tanınmaz hale getirin nakkirū
tanınmaz hale getirin
لَهَا onun lahā
onun
عَرْشَهَا tahtını ʿarshahā
tahtını
نَنظُرْ bakalım nanẓur
bakalım
أَتَهْتَدِىٓ tanıyabilecek mi atahtadī
tanıyabilecek mi
أَمْ yoksa am
yoksa
تَكُونُ olacak (mı) takūnu
olacak (mı)
مِنَ kimselerden mina
kimselerden
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
لَا tanımayan
tanımayan
يَهْتَدُونَ are not guided yahtadūna
are not guided
٤١ (41)
(41)
Süleyman "Onun tahtını tanınmaz hale getirin, bakalım tanıyabilecek mi yoksa tanıyamayacak mı?" (yola gelecek mi, yoksa yola gelmeyenlerden mi olacak?) dedi.
27:42
فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki
جَآءَتْ gelince jāat
gelince
قِيلَ dendi qīla
dendi
أَهَـٰكَذَا böyle mi? ahākadhā
böyle mi?
عَرْشُكِ ۖ senin tahtın ʿarshuki
senin tahtın
قَالَتْ dedi qālat
dedi
كَأَنَّهُۥ tıpkı (öyle) ka-annahu
tıpkı (öyle)
هُوَ ۚ o huwa
o
وَأُوتِينَا ve bize verilmişti waūtīnā
ve bize verilmişti
ٱلْعِلْمَ bilgi l-ʿil'ma
bilgi
مِن daha önce min
daha önce
قَبْلِهَا before her qablihā
before her
وَكُنَّا ve biz olmuştuk wakunnā
ve biz olmuştuk
مُسْلِمِينَ müslüman mus'limīna
müslüman
٤٢ (42)
(42)
Melike geldiğinde "Senin tahtın böyle miydi?" denildi. O da "Sanki odur, daha önce bize bilgi verilmişti ve teslim olmuştuk" dedi.
27:43
وَصَدَّهَا ve onu alıkoymuştu waṣaddahā
ve onu alıkoymuştu
مَا şeyler
şeyler
كَانَت olduğu kānat
olduğu
تَّعْبُدُ tapmış taʿbudu
tapmış
مِن başka min
başka
دُونِ besides dūni
besides
ٱللَّهِ ۖ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
إِنَّهَا çünkü kendisi innahā
çünkü kendisi
كَانَتْ idi kānat
idi
مِن bir kavimden min
bir kavimden
قَوْمٍۢ a people qawmin
a people
كَـٰفِرِينَ inkar eden kāfirīna
inkar eden
٤٣ (43)
(43)
Melikeyi o zamana kadar alıkoyan, Allah'tan başka taptığı şeylerdi; çünkü kendisi inkarcı bir millettendi.
27:44
قِيلَ dendi qīla
dendi
لَهَا ona lahā
ona
ٱدْخُلِى gir ud'khulī
gir
ٱلصَّرْحَ ۖ köşke l-ṣarḥa
köşke
فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki
رَأَتْهُ (köşkü) görünce ra-athu
(köşkü) görünce
حَسِبَتْهُ sandı ḥasibathu
sandı
لُجَّةًۭ derin bir su lujjatan
derin bir su
وَكَشَفَتْ ve sıvadı wakashafat
ve sıvadı
عَن bacaklarını ʿan
bacaklarını
سَاقَيْهَا ۚ her shins sāqayhā
her shins
قَالَ dedi qāla
dedi
إِنَّهُۥ muhakkak o innahu
muhakkak o
صَرْحٌۭ köşk ṣarḥun
köşk
مُّمَرَّدٌۭ cilalı mumarradun
cilalı
مِّن şeffaf sırçadandır min
şeffaf sırçadandır
قَوَارِيرَ ۗ glass qawārīra
glass
قَالَتْ (Kraliçe) dedi ki qālat
(Kraliçe) dedi ki
رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim
إِنِّى ben innī
ben
ظَلَمْتُ zulmetmişim ẓalamtu
zulmetmişim
نَفْسِى kendime nafsī
kendime
وَأَسْلَمْتُ ve teslim oldum wa-aslamtu
ve teslim oldum
مَعَ beraber maʿa
beraber
سُلَيْمَـٰنَ Süleyman'la sulaymāna
Süleyman'la
لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a
رَبِّ Rabbi rabbi
Rabbi
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin
٤٤ (44)
(44)
Ona: "Köşke gir" dendi; salonu görünce, onu derin bir su zannetti, eteğini çekti. Süleyman: "Doğrusu bu camdan yapılmış mücella bir salondur" dedi. Melike: "Rabbim! Şüphesiz ben kendime yazık etmişim. Süleyman'la beraber, Alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum" dedi.
27:45
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
أَرْسَلْنَآ biz gönderdik arsalnā
biz gönderdik
إِلَىٰ Semud(kavmin)e ilā
Semud(kavmin)e
ثَمُودَ Thamud thamūda
Thamud
أَخَاهُمْ kardeşleri akhāhum
kardeşleri
صَـٰلِحًا Salih'i ṣāliḥan
Salih'i
أَنِ diye ani
diye
ٱعْبُدُوا۟ kulluk etsinler uʿ'budū
kulluk etsinler
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
فَإِذَا o zaman fa-idhā
o zaman
هُمْ onlar hum
onlar
فَرِيقَانِ iki bölük olmuşlardı farīqāni
iki bölük olmuşlardı
يَخْتَصِمُونَ birbiriyle çekişen yakhtaṣimūna
birbiriyle çekişen
٤٥ (45)
(45)
And olsun ki, Semud milletine kardeşleri Salih'i "Allah'a kulluk ediniz" desin diye gönderdik. Hemen birbiriyle çekişen iki zümreye ayrıldılar.
27:46
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
يَـٰقَوْمِ ey kavmim yāqawmi
ey kavmim
لِمَ neden lima
neden
تَسْتَعْجِلُونَ koşuyorsunuz tastaʿjilūna
koşuyorsunuz
بِٱلسَّيِّئَةِ kötülüğe bil-sayi-ati
kötülüğe
قَبْلَ önce qabla
önce
ٱلْحَسَنَةِ ۖ iyilikten l-ḥasanati
iyilikten
لَوْلَا gerekmez mi? lawlā
gerekmez mi?
تَسْتَغْفِرُونَ mağfiret dilemeniz tastaghfirūna
mağfiret dilemeniz
ٱللَّهَ Allah'tan l-laha
Allah'tan
لَعَلَّكُمْ belki laʿallakum
belki
تُرْحَمُونَ esirgenirsiniz tur'ḥamūna
esirgenirsiniz
٤٦ (46)
(46)
Salih: "Ey milletim! Niye iyilikten önce, acele kötülük istiyorsunuz? Merhamet olunasınız diye Allah'tan mağfiret dileseniz olmaz mı?" dedi.
27:47
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
ٱطَّيَّرْنَا uğursuzluğa uğradık iṭṭayyarnā
uğursuzluğa uğradık
بِكَ senin yüzünden bika
senin yüzünden
وَبِمَن ve bulunanların yüzünden wabiman
ve bulunanların yüzünden
مَّعَكَ ۚ seninle beraber maʿaka
seninle beraber
قَالَ dedi qāla
dedi
طَـٰٓئِرُكُمْ uğursuzluğunuz ṭāirukum
uğursuzluğunuz
عِندَ katındadır ʿinda
katındadır
ٱللَّهِ ۖ Allah l-lahi
Allah
بَلْ doğrusu bal
doğrusu
أَنتُمْ siz antum
siz
قَوْمٌۭ bir toplumsunuz qawmun
bir toplumsunuz
تُفْتَنُونَ sınanan tuf'tanūna
sınanan
٤٧ (47)
(47)
"Sen ve beraberindekiler yüzünden uğursuzluğa uğradık" dediler. Salih: "Uğursuzluğunuz Allah katındandır; belki imtihana çekilen bir milletsiniz" dedi.
27:48
وَكَانَ ve vardı wakāna
ve vardı
فِى şehirde
şehirde
ٱلْمَدِينَةِ the city l-madīnati
the city
تِسْعَةُ dokuz tis'ʿatu
dokuz
رَهْطٍۢ kişi rahṭin
kişi
يُفْسِدُونَ bozgunculuk yaparlardı yuf'sidūna
bozgunculuk yaparlardı
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the land l-arḍi
the land
وَلَا ve walā
ve
يُصْلِحُونَ düzeltmezlerdi yuṣ'liḥūna
düzeltmezlerdi
٤٨ (48)
(48)
O şehirde, yeryüzünde bozgunculuk yapan, düzeltmeye uğraşmayan dokuz kişi (çete) vardı.
27:49
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
تَقَاسَمُوا۟ and içerek taqāsamū
and içerek
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
لَنُبَيِّتَنَّهُۥ biz gece ona baskın yapalım lanubayyitannahu
biz gece ona baskın yapalım
وَأَهْلَهُۥ ve ailesine wa-ahlahu
ve ailesine
ثُمَّ sonra thumma
sonra
لَنَقُولَنَّ diyelim lanaqūlanna
diyelim
لِوَلِيِّهِۦ velisine liwaliyyihi
velisine
مَا şahit olmadık
şahit olmadık
شَهِدْنَا we witnessed shahid'nā
we witnessed
مَهْلِكَ helakine mahlika
helakine
أَهْلِهِۦ ailesinin ahlihi
ailesinin
وَإِنَّا ve biz wa-innā
ve biz
لَصَـٰدِقُونَ gerçekten doğrulardanız laṣādiqūna
gerçekten doğrulardanız
٤٩ (49)
(49)
"Biz gece ona ve ailesine baskın verelim, sonra da onun dostuna, ailesinin yok edilişinde bulunmadık, şüphesiz biz doğru söylüyoruz, diyelim" diye aralarında Allah'a yemin ettiler.
27:50
وَمَكَرُوا۟ ve tuzak kurdular wamakarū
ve tuzak kurdular
مَكْرًۭا bir tuzak makran
bir tuzak
وَمَكَرْنَا biz de tuzak kurduk wamakarnā
biz de tuzak kurduk
مَكْرًۭا bir tuzak makran
bir tuzak
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
لَا hiç
hiç
يَشْعُرُونَ farkında değillerdi yashʿurūna
farkında değillerdi
٥٠ (50)
(50)
Onlar bir düzen kurdular. Biz farkettirmeden düzenlerini bozduk.
27:51
فَٱنظُرْ bak fa-unẓur
bak
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
كَانَ oldu kāna
oldu
عَـٰقِبَةُ sonucu ʿāqibatu
sonucu
مَكْرِهِمْ tuzaklarının makrihim
tuzaklarının
أَنَّا biz annā
biz
دَمَّرْنَـٰهُمْ onları yıktık yok ettik dammarnāhum
onları yıktık yok ettik
وَقَوْمَهُمْ ve kavimlerini waqawmahum
ve kavimlerini
أَجْمَعِينَ hepsini ajmaʿīna
hepsini
٥١ (51)
(51)
Hilelerinin sonunun nasıl olduğuna bir bak! Biz onları ve milletlerini, hepsini, yerle bir ettik.
27:52
فَتِلْكَ işte şunlar fatil'ka
işte şunlar
بُيُوتُهُمْ evleridir buyūtuhum
evleridir
خَاوِيَةًۢ çökmüş ıssız kalmış khāwiyatan
çökmüş ıssız kalmış
بِمَا yüzünden bimā
yüzünden
ظَلَمُوٓا۟ ۗ zulümleri ẓalamū
zulümleri
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
فِى vardır
vardır
ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda
لَـَٔايَةًۭ ibret laāyatan
ibret
لِّقَوْمٍۢ bir kavim için liqawmin
bir kavim için
يَعْلَمُونَ bilen yaʿlamūna
bilen
٥٢ (52)
(52)
İşte, haksızlıklarına karşılık çökmüş bulunan evleri! Bunda, bilen bir millet için şüphesiz, ders vardır.
27:53
وَأَنجَيْنَا ve kurtardık wa-anjaynā
ve kurtardık
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
ءَامَنُوا۟ inanan(ları) āmanū
inanan(ları)
وَكَانُوا۟ ve wakānū
ve
يَتَّقُونَ korunanları yattaqūna
korunanları
٥٣ (53)
(53)
İnanıp Allah'a karşı gelmekten sakınanları kurtardık.
27:54
وَلُوطًا ve Lut walūṭan
ve Lut
إِذْ hani idh
hani
قَالَ demişti ki qāla
demişti ki
لِقَوْمِهِۦٓ kavmine liqawmihi
kavmine
أَتَأْتُونَ o aşırı kötülüğümü yapıyorsunuz? atatūna
o aşırı kötülüğümü yapıyorsunuz?
ٱلْفَـٰحِشَةَ [the] immorality l-fāḥishata
[the] immorality
وَأَنتُمْ siz wa-antum
siz
تُبْصِرُونَ göre göre tub'ṣirūna
göre göre
٥٤ (54)
(54)
Lut'u da gönderdik; milletine şöyle dedi: "Göz göre göre bir hayasızlık mı yapıyorsunuz?"
27:55
أَئِنَّكُمْ siz mi? a-innakum
siz mi?
لَتَأْتُونَ erkeklere-mi yaklaşıyorsunuz? latatūna
erkeklere-mi yaklaşıyorsunuz?
ٱلرِّجَالَ erkeklere l-rijāla
erkeklere
شَهْوَةًۭ şehvetle shahwatan
şehvetle
مِّن bırakıp min
bırakıp
دُونِ instead of dūni
instead of
ٱلنِّسَآءِ ۚ kadınları l-nisāi
kadınları
بَلْ gerçekten bal
gerçekten
أَنتُمْ siz antum
siz
قَوْمٌۭ bir toplumsunuz qawmun
bir toplumsunuz
تَجْهَلُونَ cahil tajhalūna
cahil
٥٥ (55)
(55)
"Kadınları bırakıp, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz; evet, siz cahil bir milletsiniz."
27:56
۞ فَمَا fakat famā
fakat
كَانَ oldu kāna
oldu
جَوَابَ cevabı jawāba
cevabı
قَوْمِهِۦٓ kavminin qawmihi
kavminin
إِلَّآ sadece illā
sadece
أَن şöyle an
şöyle
قَالُوٓا۟ demek qālū
demek
أَخْرِجُوٓا۟ çıkarın akhrijū
çıkarın
ءَالَ ailesini āla
ailesini
لُوطٍۢ Lut lūṭin
Lut
مِّن kentinizden min
kentinizden
قَرْيَتِكُمْ ۖ your town qaryatikum
your town
إِنَّهُمْ çünkü onlar innahum
çünkü onlar
أُنَاسٌۭ kimselermiş unāsun
kimselermiş
يَتَطَهَّرُونَ temiz kalmak isteyen() yataṭahharūna
temiz kalmak isteyen()
٥٦ (56)
(56)
Milletinin cevabı sadece: "Lut'un ailesini kasabanızdan çıkarın, güya onlar temiz kalmaya çalışan insanlarmış" demek oldu.
27:57
فَأَنجَيْنَـٰهُ biz de onu kurtardık fa-anjaynāhu
biz de onu kurtardık
وَأَهْلَهُۥٓ ve ailesini wa-ahlahu
ve ailesini
إِلَّا dışında illā
dışında
ٱمْرَأَتَهُۥ karısı im'ra-atahu
karısı
قَدَّرْنَـٰهَا ona takdir ettik qaddarnāhā
ona takdir ettik
مِنَ kalanlardan olmasını mina
kalanlardan olmasını
ٱلْغَـٰبِرِينَ those who remained behind l-ghābirīna
those who remained behind
٥٧ (57)
(57)
Bunun üzerine onu ve ailesini kurtardık, yalnız karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk.
27:58
وَأَمْطَرْنَا ve yağdırdık wa-amṭarnā
ve yağdırdık
عَلَيْهِم üzerlerine ʿalayhim
üzerlerine
مَّطَرًۭا ۖ yağmur maṭaran
yağmur
فَسَآءَ ne kötü oldu fasāa
ne kötü oldu
مَطَرُ yağmur maṭaru
yağmur
ٱلْمُنذَرِينَ uyarılanlara l-mundharīna
uyarılanlara
٥٨ (58)
(58)
Geride kalanların üzerlerine bir yağmur yağdırdık. Uyarılan fakat yola gelmeyenlerin yağmuru ne kötü idi!
27:59
قُلِ de ki quli
de ki
ٱلْحَمْدُ hamd olsun l-ḥamdu
hamd olsun
لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a
وَسَلَـٰمٌ ve selam wasalāmun
ve selam
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
عِبَادِهِ O'nun kulları ʿibādihi
O'nun kulları
ٱلَّذِينَ seçtiği alladhīna
seçtiği
ٱصْطَفَىٰٓ ۗ He has chosen iṣ'ṭafā
He has chosen
ءَآللَّهُ Allah mı? āllahu
Allah mı?
خَيْرٌ hayırlı khayrun
hayırlı
أَمَّا yoksa ammā
yoksa
يُشْرِكُونَ ortak koştukları mı? yush'rikūna
ortak koştukları mı?
٥٩ (59)
(59)
De ki: "Hamd Allah'a mahsustur, seçtiği kullarına selam olsun. Allah mı daha iyidir, yoksa O'na koştukları ortaklar mı?"
27:60
أَمَّنْ yahut kim? amman
yahut kim?
خَلَقَ yarattı khalaqa
yarattı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri
وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri
وَأَنزَلَ ve indirdi wa-anzala
ve indirdi
لَكُم size lakum
size
مِّنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky
مَآءًۭ su māan
su
فَأَنۢبَتْنَا ve bitirdik fa-anbatnā
ve bitirdik
بِهِۦ onunla bihi
onunla
حَدَآئِقَ bahçeler ḥadāiqa
bahçeler
ذَاتَ gönül açıcı dhāta
gönül açıcı
بَهْجَةٍۢ gönül açıcı bahjatin
gönül açıcı
مَّا olmayan
olmayan
كَانَ mümkün kāna
mümkün
لَكُمْ sizin için lakum
sizin için
أَن bitirmeniz an
bitirmeniz
تُنۢبِتُوا۟ you cause to grow tunbitū
you cause to grow
شَجَرَهَآ ۗ bir ağacını (bile) shajarahā
bir ağacını (bile)
أَءِلَـٰهٌۭ tanrı mı var? a-ilāhun
tanrı mı var?
مَّعَ ile beraber maʿa
ile beraber
ٱللَّهِ ۚ Allah l-lahi
Allah
بَلْ hayır bal
hayır
هُمْ onlar hum
onlar
قَوْمٌۭ bir kavimdir qawmun
bir kavimdir
يَعْدِلُونَ (haktan) sapan yaʿdilūna
(haktan) sapan
٦٠ (60)
(60)
Yoksa gökleri ve yeri yaratan, gökten size su indirip onunla, bir ağacını bile bitirmeye gücünüzün yetmediği, güzel güzel bahçeler meydana getiren mi? Allah'ın yanında başka bir tanrı mı? Hayır; onlar taptıklarını Allah'a eşit tutan bir millettir.
27:61
أَمَّن yahut kimdir? amman
yahut kimdir?
جَعَلَ yapan jaʿala
yapan
ٱلْأَرْضَ dünyayı l-arḍa
dünyayı
قَرَارًۭا durulacak yer qarāran
durulacak yer
وَجَعَلَ ve yapan wajaʿala
ve yapan
خِلَـٰلَهَآ arasında khilālahā
arasında
أَنْهَـٰرًۭا ırmaklar anhāran
ırmaklar
وَجَعَلَ ve yaratan wajaʿala
ve yaratan
لَهَا üstünde lahā
üstünde
رَوَٰسِىَ sağlam dağlar rawāsiya
sağlam dağlar
وَجَعَلَ ve yaratan wajaʿala
ve yaratan
بَيْنَ arasında bayna
arasında
ٱلْبَحْرَيْنِ iki deniz l-baḥrayni
iki deniz
حَاجِزًا ۗ bir perde olarak ḥājizan
bir perde olarak
أَءِلَـٰهٌۭ tanrı mı var? a-ilāhun
tanrı mı var?
مَّعَ ile beraber maʿa
ile beraber
ٱللَّهِ ۚ Allah l-lahi
Allah
بَلْ hayır bal
hayır
أَكْثَرُهُمْ çokları aktharuhum
çokları
لَا bilmiyorlar
bilmiyorlar
يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know
٦١ (61)
(61)
Yoksa yeri, yaratıklarının oturmasına elverişli kılan ve aralarında ırmaklar meydana getiren, yeryüzüne sabit dağlar yerleştiren, iki deniz arasına engel koyan mı? Allah'ın yanında başka bir tanrı mı? Hayır; çoğu bilmezler.
27:62
أَمَّن yahut kimdir? amman
yahut kimdir?
يُجِيبُ yetişen yujību
yetişen
ٱلْمُضْطَرَّ darda kalmışa l-muḍ'ṭara
darda kalmışa
إِذَا zaman idhā
zaman
دَعَاهُ du'a ettiği daʿāhu
du'a ettiği
وَيَكْشِفُ ve kaldıran wayakshifu
ve kaldıran
ٱلسُّوٓءَ kötülüğü l-sūa
kötülüğü
وَيَجْعَلُكُمْ ve sizi yapan wayajʿalukum
ve sizi yapan
خُلَفَآءَ sahipleri khulafāa
sahipleri
ٱلْأَرْضِ ۗ yeryüzünün l-arḍi
yeryüzünün
أَءِلَـٰهٌۭ tanrı mı var? a-ilāhun
tanrı mı var?
مَّعَ ile beraber maʿa
ile beraber
ٱللَّهِ ۚ Allah l-lahi
Allah
قَلِيلًۭا ne de az qalīlan
ne de az
مَّا düşünüyorsunuz
düşünüyorsunuz
تَذَكَّرُونَ you remember tadhakkarūna
you remember
٦٢ (62)
(62)
Yoksa, darda kalana, kendisine yakardığı zaman karşılık veren, başındaki sıkıntıyı gideren ve sizi yeryüzünün sahipleri yapan mı? Allah'ın yanında başka bir tanrı mi? Pek kıt düşünüyorsunuz.
27:63
أَمَّن yahut kimdir? amman
yahut kimdir?
يَهْدِيكُمْ size yol gösteren yahdīkum
size yol gösteren
فِى içinde
içinde
ظُلُمَـٰتِ karanlıkları ẓulumāti
karanlıkları
ٱلْبَرِّ karanın l-bari
karanın
وَٱلْبَحْرِ ve denizin wal-baḥri
ve denizin
وَمَن ve kimdir? waman
ve kimdir?
يُرْسِلُ gönderen yur'silu
gönderen
ٱلرِّيَـٰحَ rüzgarları l-riyāḥa
rüzgarları
بُشْرًۢا müjdeci bush'ran
müjdeci
بَيْنَ önünde bayna
önünde
يَدَىْ önünde yaday
önünde
رَحْمَتِهِۦٓ ۗ rahmetinin raḥmatihi
rahmetinin
أَءِلَـٰهٌۭ tanrı mı var? a-ilāhun
tanrı mı var?
مَّعَ ile beraber maʿa
ile beraber
ٱللَّهِ ۚ Allah l-lahi
Allah
تَعَـٰلَى yücedir taʿālā
yücedir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَمَّا şeylerden ʿammā
şeylerden
يُشْرِكُونَ ortak koştukları yush'rikūna
ortak koştukları
٦٣ (63)
(63)
Yoksa, karanın ve denizin karanlıklarında size yol bulduran, rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci gönderen mi? Allah'ın yanında başka bir tanrı mı? Allah, koştukları eşlerden yücedir.
27:64
أَمَّن yahut kimdir? amman
yahut kimdir?
يَبْدَؤُا۟ başlayan yabda-u
başlayan
ٱلْخَلْقَ yaratmağa l-khalqa
yaratmağa
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يُعِيدُهُۥ onu iade eden yuʿīduhu
onu iade eden
وَمَن ve kimdir? waman
ve kimdir?
يَرْزُقُكُم sizi rızıklandıran yarzuqukum
sizi rızıklandıran
مِّنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ the heavens l-samāi
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ۗ ve yerden wal-arḍi
ve yerden
أَءِلَـٰهٌۭ tanrı mı var? a-ilāhun
tanrı mı var?
مَّعَ ile beraber maʿa
ile beraber
ٱللَّهِ ۚ Allah l-lahi
Allah
قُلْ de ki qul
de ki
هَاتُوا۟ getirin hātū
getirin
بُرْهَـٰنَكُمْ delilinizi bur'hānakum
delilinizi
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz
صَـٰدِقِينَ doğrular(dan) ṣādiqīna
doğrular(dan)
٦٤ (64)
(64)
Yoksa, önce yaratan, sonra da yaratmayı tekrar edecek olan; size gökten ve yerden rızık veren mi? Allah'ın yanında başka bir tanrı mı? De ki: "Eğer doğru sözlülerden iseniz, açık delilinizi getirin."
27:65
قُل de ki qul
de ki
لَّا bilmez
bilmez
يَعْلَمُ knows yaʿlamu
knows
مَن kimse man
kimse
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ve yerde wal-arḍi
ve yerde
ٱلْغَيْبَ gaybı l-ghayba
gaybı
إِلَّا başka illā
başka
ٱللَّهُ ۚ Allah'tan l-lahu
Allah'tan
وَمَا ve wamā
ve
يَشْعُرُونَ bilmezler yashʿurūna
bilmezler
أَيَّانَ ne zaman ayyāna
ne zaman
يُبْعَثُونَ dirileceklerini yub'ʿathūna
dirileceklerini
٦٥ (65)
(65)
De ki: "Göklerde ve yerde gaybı Allah'tan başka bilen yoktur." Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.
27:66
بَلِ doğrusu bali
doğrusu
ٱدَّٰرَكَ ardarda geldi iddāraka
ardarda geldi
عِلْمُهُمْ onların bilgileri ʿil'muhum
onların bilgileri
فِى hakkındaki
hakkındaki
ٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ ahiret l-ākhirati
ahiret
بَلْ fakat bal
fakat
هُمْ onlar hum
onlar
فِى içindedirler
içindedirler
شَكٍّۢ bir kuşku shakkin
bir kuşku
مِّنْهَا ۖ ondan min'hā
ondan
بَلْ daha doğrusu bal
daha doğrusu
هُم onlar hum
onlar
مِّنْهَا ondan yana min'hā
ondan yana
عَمُونَ kördürler ʿamūna
kördürler
٦٦ (66)
(66)
Ahirete dair bilgileri yeterli midir? Hayır; ondan şüphe etmektedirler. Hayır; ona karşı kördürler.
27:67
وَقَالَ dediler ki waqāla
dediler ki
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوٓا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
أَءِذَا zaman mı? a-idhā
zaman mı?
كُنَّا olduğumuz kunnā
olduğumuz
تُرَٰبًۭا toprak turāban
toprak
وَءَابَآؤُنَآ ve babalarımız waābāunā
ve babalarımız
أَئِنَّا biz mi? a-innā
biz mi?
لَمُخْرَجُونَ (diriltilip) çıkarılacağız lamukh'rajūna
(diriltilip) çıkarılacağız
٦٧ (67)
(67)
İnkar edenler: "Biz ve babalarımız toprak olduğumuzda mı, doğrusu bizler mi tekrar çıkarılacağız? Bununla biz de, daha önce babalarımız da, and olsun ki, tehdit edilmiştik. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" dediler.
27:68
لَقَدْ andolsun laqad
andolsun
وُعِدْنَا vadedildi (yapıldı) wuʿid'nā
vadedildi (yapıldı)
هَـٰذَا bu (tehdid) hādhā
bu (tehdid)
نَحْنُ bize naḥnu
bize
وَءَابَآؤُنَا ve atalarımıza waābāunā
ve atalarımıza
مِن önceden min
önceden
قَبْلُ before qablu
before
إِنْ değildir in
değildir
هَـٰذَآ bu hādhā
bu
إِلَّآ başka bir şey illā
başka bir şey
أَسَـٰطِيرُ masallarından asāṭīru
masallarından
ٱلْأَوَّلِينَ öncekilerin l-awalīna
öncekilerin
٦٨ (68)
(68)
İnkar edenler: "Biz ve babalarımız toprak olduğumuzda mı, doğrusu bizler mi tekrar çıkarılacağız? Bununla biz de, daha önce babalarımız da, and olsun ki, tehdit edilmiştik. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" dediler.
27:69
قُلْ de ki qul
de ki
سِيرُوا۟ yürüyün (gezin) sīrū
yürüyün (gezin)
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the land l-arḍi
the land
فَٱنظُرُوا۟ ve görün fa-unẓurū
ve görün
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
كَانَ olduğunu kāna
olduğunu
عَـٰقِبَةُ sonunun ʿāqibatu
sonunun
ٱلْمُجْرِمِينَ suçluların l-muj'rimīna
suçluların
٦٩ (69)
(69)
De ki: "Yeryüzünde gezin, suçluların sonunun nasıl olduğuna bir bakın."
27:70
وَلَا üzülme walā
üzülme
تَحْزَنْ grieve taḥzan
grieve
عَلَيْهِمْ onlar(ın sözlerin)e ʿalayhim
onlar(ın sözlerin)e
وَلَا ve walā
ve
تَكُن olma takun
olma
فِى sıkıntıda
sıkıntıda
ضَيْقٍۢ distress ḍayqin
distress
مِّمَّا tuzaklarından mimmā
tuzaklarından
يَمْكُرُونَ they plot yamkurūna
they plot
٧٠ (70)
(70)
Onlara üzülme. Hilelerine karşı da sıkılma.
27:71
وَيَقُولُونَ ve diyorlar wayaqūlūna
ve diyorlar
مَتَىٰ ne zaman? matā
ne zaman?
هَـٰذَا bu hādhā
bu
ٱلْوَعْدُ tehdid(ettiğiniz azab) l-waʿdu
tehdid(ettiğiniz azab)
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz
صَـٰدِقِينَ doğrular(dan) ṣādiqīna
doğrular(dan)
٧١ (71)
(71)
Onlar: "Eğer doğru söylüyorsanız, bildirin, bu sözünüz ne zaman yerine gelecektir?" derler.
27:72
قُلْ de ki qul
de ki
عَسَىٰٓ belki de ʿasā
belki de
أَن olmuştur an
olmuştur
يَكُونَ is yakūna
is
رَدِفَ ardınıza takılmıştır radifa
ardınıza takılmıştır
لَكُم sizin lakum
sizin
بَعْضُ bir kısmı baʿḍu
bir kısmı
ٱلَّذِى acele ettiğiniz(azab)ın alladhī
acele ettiğiniz(azab)ın
تَسْتَعْجِلُونَ you seek to hasten tastaʿjilūna
you seek to hasten
٧٢ (72)
(72)
De ki: "Acele ettiğiniz şeyin bir kısmı belki hemen başınıza gelir."
27:73
وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz
رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin
لَذُو sahibidir ladhū
sahibidir
فَضْلٍ lutuf faḍlin
lutuf
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱلنَّاسِ insanlara l-nāsi
insanlara
وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat
أَكْثَرَهُمْ çokları aktharahum
çokları
لَا şükretmezler
şükretmezler
يَشْكُرُونَ grateful yashkurūna
grateful
٧٣ (73)
(73)
Doğrusu Rabbin, insanlara karşı lütuf sahibidir. Fakat onların çoğu şükretmezler.
27:74
وَإِنَّ ve elbette wa-inna
ve elbette
رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin
لَيَعْلَمُ bilir layaʿlamu
bilir
مَا şeyleri
şeyleri
تُكِنُّ gizlediği tukinnu
gizlediği
صُدُورُهُمْ onların göğüslerinin ṣudūruhum
onların göğüslerinin
وَمَا ve şeyleri wamā
ve şeyleri
يُعْلِنُونَ açığa vurdukları yuʿ'linūna
açığa vurdukları
٧٤ (74)
(74)
Şüphesiz Rabbin onların gönüllerinin gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir.
27:75
وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur
مِنْ hiçbir şey min
hiçbir şey
غَآئِبَةٍۢ gizli ghāibatin
gizli
فِى gökte
gökte
ٱلسَّمَآءِ the heavens l-samāi
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ve yerde wal-arḍi
ve yerde
إِلَّا olmayan illā
olmayan
فِى Kitapta
Kitapta
كِتَـٰبٍۢ a Record kitābin
a Record
مُّبِينٍ apaçık mubīnin
apaçık
٧٥ (75)
(75)
Gökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki apaçık bir kitapta olmasın.
27:76
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
هَـٰذَا bu hādhā
bu
ٱلْقُرْءَانَ Kur'an l-qur'āna
Kur'an
يَقُصُّ anlatmaktadır yaquṣṣu
anlatmaktadır
عَلَىٰ oğullarına ʿalā
oğullarına
بَنِىٓ (the) Children banī
(the) Children
إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail
أَكْثَرَ birçoğunu akthara
birçoğunu
ٱلَّذِى şeylerin alladhī
şeylerin
هُمْ kendilerinin hum
kendilerinin
فِيهِ onda fīhi
onda
يَخْتَلِفُونَ ayrılığa düştükleri yakhtalifūna
ayrılığa düştükleri
٧٦ (76)
(76)
Doğrusu bu Kuran, İsrailoğullarına, ayrılığa düştükleri şeyin çoğunu anlatmaktadır.
27:77
وَإِنَّهُۥ ve elbette O wa-innahu
ve elbette O
لَهُدًۭى bir yol göstericidir lahudan
bir yol göstericidir
وَرَحْمَةٌۭ ve rahmettir waraḥmatun
ve rahmettir
لِّلْمُؤْمِنِينَ mü'minlere lil'mu'minīna
mü'minlere
٧٧ (77)
(77)
Doğrusu Kuran, inananlara doğruluk rehberi ve rahmettir.
27:78
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin
يَقْضِى icra eder yaqḍī
icra eder
بَيْنَهُم onlar arasında baynahum
onlar arasında
بِحُكْمِهِۦ ۚ hükmünü biḥuk'mihi
hükmünü
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
ٱلْعَزِيزُ azizdir l-ʿazīzu
azizdir
ٱلْعَلِيمُ hakkiyle bilendir l-ʿalīmu
hakkiyle bilendir
٧٨ (78)
(78)
Rabbin şüphesiz, aralarında, kendi hükmünü verecektir. O güçlüdür, bilendir.
27:79
فَتَوَكَّلْ o halde tevekkül et fatawakkal
o halde tevekkül et
عَلَى Allah'a ʿalā
Allah'a
ٱللَّهِ ۖ Allah l-lahi
Allah
إِنَّكَ çünkü sen innaka
çünkü sen
عَلَى üzerindesin ʿalā
üzerindesin
ٱلْحَقِّ gerçek l-ḥaqi
gerçek
ٱلْمُبِينِ apaçık l-mubīni
apaçık
٧٩ (79)
(79)
Allah'a güven, şüphesiz sen apaçık gerçek üzerindesin.
27:80
إِنَّكَ elbette sen innaka
elbette sen
لَا duyuramazsın
duyuramazsın
تُسْمِعُ cause to hear tus'miʿu
cause to hear
ٱلْمَوْتَىٰ ölülere l-mawtā
ölülere
وَلَا ve walā
ve
تُسْمِعُ işittiremezsin tus'miʿu
işittiremezsin
ٱلصُّمَّ sağırlara l-ṣuma
sağırlara
ٱلدُّعَآءَ çağrıyı l-duʿāa
çağrıyı
إِذَا zaman idhā
zaman
وَلَّوْا۟ kaçtıkları wallaw
kaçtıkları
مُدْبِرِينَ arkalarını dönerek mud'birīna
arkalarını dönerek
٨٠ (80)
(80)
Sen, ölülere şüphesiz ki işittiremezsin; dönüp giden sağırlara da çağrıyı duyuramazsın.
27:81
وَمَآ ve değilsin wamā
ve değilsin
أَنتَ sen anta
sen
بِهَـٰدِى doğru yola getirecek bihādī
doğru yola getirecek
ٱلْعُمْىِ kör(ler)i l-ʿum'yi
kör(ler)i
عَن sapıklıklarından ʿan
sapıklıklarından
ضَلَـٰلَتِهِمْ ۖ their error ḍalālatihim
their error
إِن sen duyuramazsın in
sen duyuramazsın
تُسْمِعُ you can cause to hear tus'miʿu
you can cause to hear
إِلَّا dışındakilere illā
dışındakilere
مَن inananlar man
inananlar
يُؤْمِنُ believe yu'minu
believe
بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimize biāyātinā
ayetlerimize
فَهُم işte onlar fahum
işte onlar
مُّسْلِمُونَ müslümanlardır mus'limūna
müslümanlardır
٨١ (81)
(81)
Körleri sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola döndüremezsin; ancak ayetlerimize inananlara sen duyurabilirsin; işte onlar Müslümanlardır.
27:82
۞ وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman
وَقَعَ geldiği waqaʿa
geldiği
ٱلْقَوْلُ söz l-qawlu
söz
عَلَيْهِمْ başlarına ʿalayhim
başlarına
أَخْرَجْنَا çıkarırız akhrajnā
çıkarırız
لَهُمْ onlara lahum
onlara
دَآبَّةًۭ bir Dabbe (canlı) dābbatan
bir Dabbe (canlı)
مِّنَ yerden mina
yerden
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
تُكَلِّمُهُمْ o onlara söyler tukallimuhum
o onlara söyler
أَنَّ elbetteki anna
elbetteki
ٱلنَّاسَ insanların l-nāsa
insanların
كَانُوا۟ olduklarını kānū
olduklarını
بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimize biāyātinā
ayetlerimize
لَا inanmıyor(lar)
inanmıyor(lar)
يُوقِنُونَ certain yūqinūna
certain
٨٢ (82)
(82)
Kendilerine söylenmiş olan başlarına geldiği zaman, yerden bir çeşit hayvan çıkarırız ki o, onlara, insanların ayetlerimize kesin olarak inanmadıkların söyler.
27:83
وَيَوْمَ o gün wayawma
o gün
نَحْشُرُ toplarız naḥshuru
toplarız
مِن her-ten min
her-ten
كُلِّ her kulli
her
أُمَّةٍۢ nation ummatin
nation
فَوْجًۭا bir cemaat fawjan
bir cemaat
مِّمَّن yalanlayanlardan mimman
yalanlayanlardan
يُكَذِّبُ deny yukadhibu
deny
بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi
فَهُمْ onlar fahum
onlar
يُوزَعُونَ (ilahi huzura) sevk edilirler yūzaʿūna
(ilahi huzura) sevk edilirler
٨٣ (83)
(83)
O gün her ümmetin ayetlerimizi yalanlayanlarını toplarız. Onlar bir arada tutulup, hesap yerine sevkedilirler.
27:84
حَتَّىٰٓ nihayet ḥattā
nihayet
إِذَا geldiklerinde idhā
geldiklerinde
جَآءُو they come jāū
they come
قَالَ (Allah onlara) der ki qāla
(Allah onlara) der ki
أَكَذَّبْتُم yalanladınız mı? akadhabtum
yalanladınız mı?
بِـَٔايَـٰتِى ayetlerimi biāyātī
ayetlerimi
وَلَمْ anlamadığınız halde walam
anlamadığınız halde
تُحِيطُوا۟ you encompassed tuḥīṭū
you encompassed
بِهَا onları bihā
onları
عِلْمًا ilmen ʿil'man
ilmen
أَمَّاذَا yoksa nedir? ammādhā
yoksa nedir?
كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz
تَعْمَلُونَ yapıyor(lar) taʿmalūna
yapıyor(lar)
٨٤ (84)
(84)
Geldikleri zaman Allah: "Ayetlerimi anlamadığınız halde yalanladınız mı? Yoksa yaptığınız neydi?" der.
27:85
وَوَقَعَ ve vuku bulmuştur wawaqaʿa
ve vuku bulmuştur
ٱلْقَوْلُ karar l-qawlu
karar
عَلَيْهِم başlarına ʿalayhim
başlarına
بِمَا yüzünden bimā
yüzünden
ظَلَمُوا۟ zulmetmeleri ẓalamū
zulmetmeleri
فَهُمْ onlar artık fahum
onlar artık
لَا konuşmazlar
konuşmazlar
يَنطِقُونَ speak yanṭiqūna
speak
٨٥ (85)
(85)
Haksızlıklarından ötürü, söylenilen söz başlarına gelir. Artık konuşamaz olurlar.
27:86
أَلَمْ görmediler mi? alam
görmediler mi?
يَرَوْا۟ they see yaraw
they see
أَنَّا elbette biz annā
elbette biz
جَعَلْنَا yarattık jaʿalnā
yarattık
ٱلَّيْلَ geceyi al-layla
geceyi
لِيَسْكُنُوا۟ istirahat etmeleri için liyaskunū
istirahat etmeleri için
فِيهِ içinde fīhi
içinde
وَٱلنَّهَارَ ve gündüzü wal-nahāra
ve gündüzü
مُبْصِرًا ۚ aydınlık yaptık mub'ṣiran
aydınlık yaptık
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
فِى vardır
vardır
ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda
لَـَٔايَـٰتٍۢ ayetler laāyātin
ayetler
لِّقَوْمٍۢ bir kavim için liqawmin
bir kavim için
يُؤْمِنُونَ inanan yu'minūna
inanan
٨٦ (86)
(86)
Size geceyi dinlenesiniz diye karanlık ve gündüzü çalışasınız diye aydınlık olarak yarattığımızı görmediler mi? Doğrusu bunda, inanan millet için dersler vardır.
27:87
وَيَوْمَ ve gün wayawma
ve gün
يُنفَخُ üfleneceği yunfakhu
üfleneceği
فِى Sur'a
Sur'a
ٱلصُّورِ the trumpet l-ṣūri
the trumpet
فَفَزِعَ korku içinde kalırlar (bayılır) fafaziʿa
korku içinde kalırlar (bayılır)
مَن kimseler man
kimseler
فِى göklerde bulunan
göklerde bulunan
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَمَن ve kimseler waman
ve kimseler
فِى ve yerde bulunan
ve yerde bulunan
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
إِلَّا dışındaki illā
dışındaki
مَن kimseler man
kimseler
شَآءَ diledikleri shāa
diledikleri
ٱللَّهُ ۚ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
وَكُلٌّ ve hepsi wakullun
ve hepsi
أَتَوْهُ O'na gelirler atawhu
O'na gelirler
دَٰخِرِينَ boyun bükerek dākhirīna
boyun bükerek
٨٧ (87)
(87)
Sura üfürüldüğü gün, Allah'ın diledikleri bir yana, göklerde olanlar da yerde olanlar da, korku içinde kalırlar. Hepsi Allah'a boyunları bükülmüş olarak gelirler.
27:88
وَتَرَى görürsün watarā
görürsün
ٱلْجِبَالَ dağları l-jibāla
dağları
تَحْسَبُهَا sandığın taḥsabuhā
sandığın
جَامِدَةًۭ cansız jāmidatan
cansız
وَهِىَ o wahiya
o
تَمُرُّ yürümektedir tamurru
yürümektedir
مَرَّ yürümesi gibi marra
yürümesi gibi
ٱلسَّحَابِ ۚ bulutun l-saḥābi
bulutun
صُنْعَ yapısıdır ṣun'ʿa
yapısıdır
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلَّذِىٓ gayet iyi yapan alladhī
gayet iyi yapan
أَتْقَنَ perfected atqana
perfected
كُلَّ her kulla
her
شَىْءٍ ۚ şeyi shayin
şeyi
إِنَّهُۥ doğrusu O innahu
doğrusu O
خَبِيرٌۢ haber almaktadır khabīrun
haber almaktadır
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
تَفْعَلُونَ yaptıklarınız tafʿalūna
yaptıklarınız
٨٨ (88)
(88)
Dağları yerinde donmuş gibi durur görürsün, oysa onlar bulutlar gibi geçerler. Bu her şeyi sağlam tutan Allah'ın işidir. Doğrusu O, yaptıklarınızdan haberdardır.
27:89
مَن kim man
kim
جَآءَ getirirse jāa
getirirse
بِٱلْحَسَنَةِ iyilik bil-ḥasanati
iyilik
فَلَهُۥ ona vardır falahu
ona vardır
خَيْرٌۭ daha hayırlısı khayrun
daha hayırlısı
مِّنْهَا ondan min'hā
ondan
وَهُم ve onlar wahum
ve onlar
مِّن korkudan uzaktırlar min
korkudan uzaktırlar
فَزَعٍۢ (the) terror fazaʿin
(the) terror
يَوْمَئِذٍ o gün yawma-idhin
o gün
ءَامِنُونَ güven içindedirler āminūna
güven içindedirler
٨٩ (89)
(89)
Kim bir iyilik getirirse, ona daha iyisi verilir. Onlar o günün korkusundan güvendedirler.
27:90
وَمَن ve kim waman
ve kim
جَآءَ getirirse jāa
getirirse
بِٱلسَّيِّئَةِ kötülük bil-sayi-ati
kötülük
فَكُبَّتْ yıkılır fakubbat
yıkılır
وُجُوهُهُمْ onların yüzleri wujūhuhum
onların yüzleri
فِى cehenneme
cehenneme
ٱلنَّارِ the Fire l-nāri
the Fire
هَلْ cezalandırılıyorsunuz-mi? hal
cezalandırılıyorsunuz-mi?
تُجْزَوْنَ cezalandırılıyorsunuz tuj'zawna
cezalandırılıyorsunuz
إِلَّا except illā
except
مَا şeylerden
şeylerden
كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz
تَعْمَلُونَ yapıyor(lar) taʿmalūna
yapıyor(lar)
٩٠ (90)
(90)
Kötülük getiren kimseler, yüzükoyun ateşe atılırlar. "Yaptıklarınızdan başka bir şeyle mi cezalandırılacaksınız?" denir.
27:91
إِنَّمَآ elbette innamā
elbette
أُمِرْتُ ben emrolundum umir'tu
ben emrolundum
أَنْ sadece kulluk etmekle an
sadece kulluk etmekle
أَعْبُدَ I worship aʿbuda
I worship
رَبَّ Rabbine rabba
Rabbine
هَـٰذِهِ bu hādhihi
bu
ٱلْبَلْدَةِ kentin l-baldati
kentin
ٱلَّذِى O alladhī
O
حَرَّمَهَا burayı saygıdeğer kıldı ḥarramahā
burayı saygıdeğer kıldı
وَلَهُۥ ve O'nundur walahu
ve O'nundur
كُلُّ her kullu
her
شَىْءٍۢ ۖ şey shayin
şey
وَأُمِرْتُ ve bana emredildi wa-umir'tu
ve bana emredildi
أَنْ olmam an
olmam
أَكُونَ I be akūna
I be
مِنَ müslümanlardan mina
müslümanlardan
ٱلْمُسْلِمِينَ the Muslims l-mus'limīna
the Muslims
٩١ (91)
(91)
De ki: "Ben, yalnız her şeyin sahibi olan ve bu kutlu kılınmış şehrin Rabbine kulluk etmekle emrolundum. Müslümanlardan olmakla ve Kuran okumakla emrolundum." Kim doğru yolu bulmuşsa, yalnız kendisi için bulmuş olur, kim sapıtmışsa kendine etmiş olur. De ki: "Ben sadece, uyaranlardan biriyim."
27:92
وَأَنْ ve (emredildi) wa-an
ve (emredildi)
أَتْلُوَا۟ okumam; atluwā
okumam;
ٱلْقُرْءَانَ ۖ Kur'an l-qur'āna
Kur'an
فَمَنِ şimdi kim famani
şimdi kim
ٱهْتَدَىٰ yola gelirse ih'tadā
yola gelirse
فَإِنَّمَا elbette fa-innamā
elbette
يَهْتَدِى yola gelmiş olur yahtadī
yola gelmiş olur
لِنَفْسِهِۦ ۖ kendi yararına linafsihi
kendi yararına
وَمَن ve kim waman
ve kim
ضَلَّ saparsa ḍalla
saparsa
فَقُلْ de ki faqul
de ki
إِنَّمَآ elbette innamā
elbette
أَنَا۠ ben anā
ben
مِنَ ancak uyarıcılardanım mina
ancak uyarıcılardanım
ٱلْمُنذِرِينَ the warners l-mundhirīna
the warners
٩٢ (92)
(92)
De ki: "Ben, yalnız her şeyin sahibi olan ve bu kutlu kılınmış şehrin Rabbine kulluk etmekle emrolundum. Müslümanlardan olmakla ve Kuran okumakla emrolundum." Kim doğru yolu bulmuşsa, yalnız kendisi için bulmuş olur, kim sapıtmışsa kendine etmiş olur. De ki: "Ben sadece, uyaranlardan biriyim."
27:93
وَقُلِ ve de ki waquli
ve de ki
ٱلْحَمْدُ hamdolsun l-ḥamdu
hamdolsun
لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a
سَيُرِيكُمْ O size gösterecek sayurīkum
O size gösterecek
ءَايَـٰتِهِۦ ayetlerini āyātihi
ayetlerini
فَتَعْرِفُونَهَا ۚ siz de onları tanıyacaksınız fataʿrifūnahā
siz de onları tanıyacaksınız
وَمَا ve değildir wamā
ve değildir
رَبُّكَ Rabbin rabbuka
Rabbin
بِغَـٰفِلٍ gafil bighāfilin
gafil
عَمَّا şeylerden ʿammā
şeylerden
تَعْمَلُونَ yaptıklarınız taʿmalūna
yaptıklarınız
٩٣ (93)
(93)
De ki: "Hamd Allah'a mahsustur. O, ayetlerini size gösterecek, siz de onları bileceksiniz." Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir.