27
Neml
النمل
Neml Suresi (النمل), Kur’an-ı Kerim’in 27. suresidir — Mekki, 93 ayetten oluşan bir suredir. Mekkî sureler, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Medine’ye hicretinden önce inmiştir ve genellikle iman, Allah’ın birliği ve ahiret üzerinde durur.
Bookmarks (0)
No bookmarks yet. Click the bookmark icon next to any ayah to save it.
Besmele
بِسْمِadıylabis'miٱللَّهِAllah'ınl-lahiٱلرَّحْمَـٰنِRahmanl-raḥmāniٱلرَّحِيمِRahiml-raḥīmi
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
27:1
طسٓ ۚTa sintta-seenتِلْكَşunlartil'kaءَايَـٰتُayetleridirāyātuٱلْقُرْءَانِKur'an'ınl-qur'āniوَكِتَابٍۢve bir Kitabınwakitābinمُّبِينٍapaçıkmubīnin١
Ta, Sin, Bunlar Kuran'ın, Kitab-ı Mübin'in ayetleridir.
27:2
هُدًۭىyol göstericidirhudanوَبُشْرَىٰve müjdedirwabush'rāلِلْمُؤْمِنِينَinananlaralil'mu'minīna٢
Bunlar, namaz kılan, zekat veren ve ahirete de kesin olarak inanan müminlere doğruluk rehberi ve müjdedir.
27:3
ٱلَّذِينَonlar kialladhīnaيُقِيمُونَkılarlaryuqīmūnaٱلصَّلَوٰةَnamazıl-ṣalataوَيُؤْتُونَve verirlerwayu'tūnaٱلزَّكَوٰةَzekatıl-zakataوَهُمve onlarwahumبِٱلْـَٔاخِرَةِahiretebil-ākhiratiهُمْonlarhumيُوقِنُونَkesin olarak inanırlaryūqinūna٣
Bunlar, namaz kılan, zekat veren ve ahirete de kesin olarak inanan müminlere doğruluk rehberi ve müjdedir.
27:4
إِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَkimselerinalladhīnaلَاinanmayanlāيُؤْمِنُونَbelieveyu'minūnaبِٱلْـَٔاخِرَةِahiretebil-ākhiratiزَيَّنَّاsüslemişizdirzayyannāلَهُمْkendilerinelahumأَعْمَـٰلَهُمْişleriniaʿmālahumفَهُمْonlarfahumيَعْمَهُونَkörü körüne bocalarlaryaʿmahūna٤
Ahirete inanmayanların yaptıkları işleri kendilerine güzel göstermişizdir; bu yüzden körü körüne bocalarlar.
27:5
أُو۟لَـٰٓئِكَonlarulāikaٱلَّذِينَöyle kimselerdir kialladhīnaلَهُمْkendilerinindirlahumسُوٓءُen kötüsūuٱلْعَذَابِazabl-ʿadhābiوَهُمْve onlarwahumفِىahirettefīٱلْـَٔاخِرَةِthe Hereafterl-ākhiratiهُمُonlarhumuٱلْأَخْسَرُونَziyana uğrayanlardırl-akhsarūna٥
Kötü azap işte bunlaradır. Ahirette en çok kayba uğrayacaklar da bunlardır.
27:6
وَإِنَّكَve şüphesizwa-innakaلَتُلَقَّىsana verilmektedirlatulaqqāٱلْقُرْءَانَKur'anl-qur'ānaمِنkatındanminلَّدُنْfrom [near]ladunحَكِيمٍhüküm ve hikmet sahibiḥakīminعَلِيمٍ(herşeyi) bilenʿalīmin٦
Şüphesiz, Kuran'ı, Hakim ve Alim olan Allah katından almaktasın.
27:7
إِذْhaniidhقَالَdemiştiqālaمُوسَىٰMusamūsāلِأَهْلِهِۦٓailesineli-ahlihiإِنِّىٓşüphesiz beninnīءَانَسْتُgördümānastuنَارًۭاbir ateşnāranسَـَٔاتِيكُمsize getireyimsaātīkumمِّنْهَاondanmin'hāبِخَبَرٍbir haberbikhabarinأَوْyahutawءَاتِيكُمsize getireyimātīkumبِشِهَابٍۢbir ateşbishihābinقَبَسٍۢkoruqabasinلَّعَلَّكُمْbelkilaʿallakumتَصْطَلُونَısınırsınıztaṣṭalūna٧
Musa, ailesine: "Ben bir ateş gördüm; size oradan ya bir haber getireceğim, yahut ısınasınız diye tutuşmuş bir odun getireceğim" demişti.
27:8
فَلَمَّاne zaman kifalammāجَآءَهَاoraya geldijāahāنُودِىَseslenildinūdiyaأَنۢdiyeanبُورِكَmübarek kılındıbūrikaمَنbulunan kimsemanفِىiçindefīٱلنَّارِateşinl-nāriوَمَنْve olan kimsewamanحَوْلَهَاçevresindeḥawlahāوَسُبْحَـٰنَeksikliklerden münezzehtirwasub'ḥānaٱللَّهِAllahl-lahiرَبِّRabbirabbiٱلْعَـٰلَمِينَalemlerinl-ʿālamīna٨
Oraya geldiğinde, kendisine şöyle nida olunmuştu: "Ateşin yanında olan ve çevresinde bulunanlar mübarek kılınmıştır. Alemlerin Rabbi olan Allah münezzehtir"
27:9
يَـٰمُوسَىٰٓey Musayāmūsāإِنَّهُۥٓgerçek şu kiinnahuأَنَاbenanāٱللَّهُAllah'ıml-lahuٱلْعَزِيزُgüçlül-ʿazīzuٱلْحَكِيمُhüküm ve hikmet sahibil-ḥakīmu٩
"Ey Musa! Gerçek şu ki, Ben, güçlü ve hakim olan Allah'ım"
27:10
وَأَلْقِve atwa-alqiعَصَاكَ ۚasanıʿaṣākaفَلَمَّاne zaman kifalammāرَءَاهَاgörünceraāhāتَهْتَزُّtitreştiğinitahtazzuكَأَنَّهَاgibika-annahāجَآنٌّۭbir yılanjānnunوَلَّىٰdön(üp kaç)dıwallāمُدْبِرًۭاarkayamud'biranوَلَمْvewalamيُعَقِّبْ ۚgeri dönmediyuʿaqqibيَـٰمُوسَىٰey Musayāmūsāلَاkorkmalāتَخَفْfeartakhafإِنِّىçünkü beninnīلَاkorkmaz(lar)lāيَخَافُfearyakhāfuلَدَىَّbenim huzurumdaladayyaٱلْمُرْسَلُونَelçilerl-mur'salūna١٠
"Değneğini at!" Musa, değneğinin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. "Ey Musa! Korkma; Benim katımda peygamberler korkmaz; yalnız haksızlık eden bunun dışındadır. Kötü hali iyiliğe çeviren kimse bilsin ki Ben şüphesiz bağışlarım, merhamet ederim. Elini koynuna sok, Firavun ve milletine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak kusursuz, bembeyaz çıksın. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir millettir."
27:11
إِلَّاancakillāمَنkimmanظَلَمَzulmederẓalamaثُمَّsonra dathummaبَدَّلَdeğiştirirsebaddalaحُسْنًۢاiyilikleḥus'nanبَعْدَsonrabaʿdaسُوٓءٍۢ(yaptığı) kötülüktensūinفَإِنِّىşüphesiz benfa-innīغَفُورٌۭbağışlayıcıyımghafūrunرَّحِيمٌۭesirgeyiciyimraḥīmun١١
"Değneğini at!" Musa, değneğinin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. "Ey Musa! Korkma; Benim katımda peygamberler korkmaz; yalnız haksızlık eden bunun dışındadır. Kötü hali iyiliğe çeviren kimse bilsin ki Ben şüphesiz bağışlarım, merhamet ederim. Elini koynuna sok, Firavun ve milletine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak kusursuz, bembeyaz çıksın. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir millettir."
27:12
وَأَدْخِلْve sokwa-adkhilيَدَكَeliniyadakaفِىkoynunafīجَيْبِكَyour bosomjaybikaتَخْرُجْçıksıntakhrujبَيْضَآءَbembeyazbayḍāaمِنْolmaksızınminغَيْرِwithoutghayriسُوٓءٍۢ ۖkusursūinفِىiçindefīتِسْعِdokuztis'ʿiءَايَـٰتٍmu'cizeāyātinإِلَىٰFir'avn'a (git)ilāفِرْعَوْنَFiraunfir'ʿawnaوَقَوْمِهِۦٓ ۚve onun kavminewaqawmihiإِنَّهُمْçünkü onlarinnahumكَانُوا۟oldularkānūقَوْمًۭاbir kavimqawmanفَـٰسِقِينَfasıkfāsiqīna١٢
"Değneğini at!" Musa, değneğinin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. "Ey Musa! Korkma; Benim katımda peygamberler korkmaz; yalnız haksızlık eden bunun dışındadır. Kötü hali iyiliğe çeviren kimse bilsin ki Ben şüphesiz bağışlarım, merhamet ederim. Elini koynuna sok, Firavun ve milletine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak kusursuz, bembeyaz çıksın. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir millettir."
27:13
فَلَمَّاne zaman kifalammāجَآءَتْهُمْonlara gelincejāathumءَايَـٰتُنَاayetlerimizāyātunāمُبْصِرَةًۭaçıkça görünenmub'ṣiratanقَالُوا۟dedilerqālūهَـٰذَاbuhādhāسِحْرٌۭbir büyüdürsiḥ'runمُّبِينٌۭapaçıkmubīnun١٣
Ayetlerimiz gözlerinin önüne serilince: "Bu apaçık bir sihirdir" dediler.
27:14
وَجَحَدُوا۟ve inkar ettilerwajaḥadūبِهَاonlarıbihāوَٱسْتَيْقَنَتْهَآkanaat getirdiği haldewa-is'tayqanathāأَنفُسُهُمْvicdanlarıanfusuhumظُلْمًۭاhaksızlıkları yüzündenẓul'manوَعُلُوًّۭا ۚve böbürlenmeleri yüzündenwaʿuluwwanفَٱنظُرْbak iştefa-unẓurكَيْفَnasılkayfaكَانَoldukānaعَـٰقِبَةُsonuʿāqibatuٱلْمُفْسِدِينَbozguncularınl-muf'sidīna١٤
Gönülleri kesin olarak kabul ettiği halde, haksızlık ve büyüklenmelerinden ötürü onları bile bile inkar ettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!
27:15
وَلَقَدْve andolsunwalaqadءَاتَيْنَاbiz verdikātaynāدَاوُۥدَDavud'adāwūdaوَسُلَيْمَـٰنَve Süleyman'awasulaymānaعِلْمًۭا ۖbir ilimʿil'manوَقَالَاve dedilerwaqālāٱلْحَمْدُhamdolsunl-ḥamduلِلَّهِAllah'alillahiٱلَّذِىkialladhīفَضَّلَنَاbizi üstün kıldıfaḍḍalanāعَلَىٰüzerineʿalāكَثِيرٍۢbirçoğukathīrinمِّنْkullarındanminعِبَادِهِHis servantsʿibādihiٱلْمُؤْمِنِينَinananl-mu'minīna١٥
And olsun ki, Davud'a ve Süleyman'a ilim verdik. İkisi "Bizi mümin kullarının çoğundan üstün kılan Allah'a hamdolsun" dediler.
27:16
وَوَرِثَve mirasçı olduwawarithaسُلَيْمَـٰنُSüleymansulaymānuدَاوُۥدَ ۖDavud'adāwūdaوَقَالَve dedi kiwaqālaيَـٰٓأَيُّهَاeyyāayyuhāٱلنَّاسُinsanlarl-nāsuعُلِّمْنَاbize öğretildiʿullim'nāمَنطِقَdilimanṭiqaٱلطَّيْرِkuşlarınl-ṭayriوَأُوتِينَاve bize verildiwaūtīnāمِن(bir pay)minكُلِّherkulliشَىْءٍ ۖşeydenshayinإِنَّşüphesizinnaهَـٰذَاbuhādhāلَهُوَelbette olahuwaٱلْفَضْلُbir lutufturl-faḍluٱلْمُبِينُaçıkl-mubīnu١٦
Süleyman Davud'a varis oldu: "Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize herşeyden bolca verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur" dedi.
27:17
وَحُشِرَve toplandıwaḥushiraلِسُلَيْمَـٰنَSüleyman'alisulaymānaجُنُودُهُۥordularıjunūduhuمِنَcinlerdenminaٱلْجِنِّjinnl-jiniوَٱلْإِنسِve insanlar(dan)wal-insiوَٱلطَّيْرِve kuşlar(dan)wal-ṭayriفَهُمْonlarfahumيُوزَعُونَsevk ediliyorduyūzaʿūna١٧
Süleyman'ın cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil olan ordusu toplandı. Hepsi toplu olarak gidiyorlardı.
27:18
حَتَّىٰٓnihayetḥattāإِذَآzamanidhāأَتَوْا۟geldikleriatawعَلَىٰüzerineʿalāوَادِvadisiwādiٱلنَّمْلِkarıncal-namliقَالَتْdediqālatنَمْلَةٌۭbir karıncanamlatunيَـٰٓأَيُّهَاeyyāayyuhāٱلنَّمْلُkarıncalarl-namluٱدْخُلُوا۟girinud'khulūمَسَـٰكِنَكُمْyuvalarınızamasākinakumلَاsizi ezmesinlerlāيَحْطِمَنَّكُمْlest not crush youyaḥṭimannakumسُلَيْمَـٰنُSüleymansulaymānuوَجُنُودُهُۥve ordularıwajunūduhuوَهُمْve onlarwahumلَاfarkında olmayaraklāيَشْعُرُونَ(do) not perceiveyashʿurūna١٨
Sonunda, karıncaların bulunduğu vadiye geldiklerinde bir dişi (kraliçe) karınca: "Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin, Süleyman'ın ordusu farkına varmadan sizi ezmesin" dedi.
27:19
فَتَبَسَّمَtebessüm ettifatabassamaضَاحِكًۭاgülümseyerekḍāḥikanمِّنonun sözüneminقَوْلِهَاher speechqawlihāوَقَالَve dediwaqālaرَبِّRabbimrabbiأَوْزِعْنِىٓgönlüme ilham eyleawziʿ'nīأَنْdiyeanأَشْكُرَşükredeyimashkuraنِعْمَتَكَni'metineniʿ'matakaٱلَّتِىٓlutfettiğinallatīأَنْعَمْتَYou have bestowedanʿamtaعَلَىَّbanaʿalayyaوَعَلَىٰvewaʿalāوَٰلِدَىَّanama babamawālidayyaوَأَنْve diyewa-anأَعْمَلَyapayımaʿmalaصَـٰلِحًۭاfaydalı bir işṣāliḥanتَرْضَىٰهُsenin beğeneceğintarḍāhuوَأَدْخِلْنِىve beni sokwa-adkhil'nīبِرَحْمَتِكَrahmetinlebiraḥmatikaفِىarasınafīعِبَادِكَkullarınınʿibādikaٱلصَّـٰلِحِينَiyil-ṣāliḥīna١٩
Süleyman, onun sözüne hafifçe güldü ve: "Rabbim! Bana ve ana babama verdiğin nimete şükürde, hoşnut olacağın işi yapmakta beni muvaffak kıl. Rahmetinle, beni iyi kullarının arasına koy" dedi.
27:20
وَتَفَقَّدَve teftiş ettiwatafaqqadaٱلطَّيْرَkuşlarıl-ṭayraفَقَالَdedi kifaqālaمَاnedenmāلِىَbenliyaلَآgöremiyorumlāأَرَىI seearāٱلْهُدْهُدَhüdhüdül-hud'hudaأَمْyoksaamكَانَ(mı) oldu?kānaمِنَkayıplardan-minaٱلْغَآئِبِينَthe absentl-ghāibīna٢٠
Süleyman, kuşları araştırarak: "Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplarda mı? Bana apaçık bir delil getirmelidir; yoksa onu ya şiddetli bir azaba uğratırım yahut keserim" dedi.
27:21
لَأُعَذِّبَنَّهُۥona azabedeceğimla-uʿadhibannahuعَذَابًۭاbir azaplaʿadhābanشَدِيدًاçetinshadīdanأَوْya daawلَأَا۟ذْبَحَنَّهُۥٓonu keseceğimlaādh'baḥannahuأَوْyahut daawلَيَأْتِيَنِّىbana getireceklayatiyannīبِسُلْطَـٰنٍۢbir delilbisul'ṭāninمُّبِينٍۢaçıkmubīnin٢١
Süleyman, kuşları araştırarak: "Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplarda mı? Bana apaçık bir delil getirmelidir; yoksa onu ya şiddetli bir azaba uğratırım yahut keserim" dedi.
27:22
فَمَكَثَgeldifamakathaغَيْرَçok geçmedenghayraبَعِيدٍۢlongbaʿīdinفَقَالَve dedifaqālaأَحَطتُben gördümaḥaṭtuبِمَاbir şeybimāلَمْsenin görmediğinlamتُحِطْyou have encompassedtuḥiṭبِهِۦondabihiوَجِئْتُكَve sana getirdimwaji'tukaمِنSebadanminسَبَإٍۭSabasaba-inبِنَبَإٍۢbir haberbinaba-inيَقِينٍgerçekyaqīnin٢٢
Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi.
27:23
إِنِّىşüphesiz beninnīوَجَدتُّbuldumwajadttuٱمْرَأَةًۭbir kadınim'ra-atanتَمْلِكُهُمْonlara hükümdarlık edentamlikuhumوَأُوتِيَتْve kendisine verilmiştirwaūtiyatمِنher-denminكُلِّherkulliشَىْءٍۢthingshayinوَلَهَاve vardırwalahāعَرْشٌbir tahtıʿarshunعَظِيمٌۭbüyükʿaẓīmun٢٣
Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi.
27:24
وَجَدتُّهَاonu buldumwajadttuhāوَقَوْمَهَاve kavminiwaqawmahāيَسْجُدُونَsecde aderlerkenyasjudūnaلِلشَّمْسِgüneşelilshamsiمِنbırakıpminدُونِinstead of AllahdūniٱللَّهِAllah'ıl-lahiوَزَيَّنَve süslediwazayyanaلَهُمُonlaralahumuٱلشَّيْطَـٰنُşeytanl-shayṭānuأَعْمَـٰلَهُمْişleriniaʿmālahumفَصَدَّهُمْve onları çevirdifaṣaddahumعَنِ(doğru) yoldanʿaniٱلسَّبِيلِthe Wayl-sabīliفَهُمْ(bu yüzden) onlarfahumلَاyola gelmiyorlarlāيَهْتَدُونَguidedyahtadūna٢٤
Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi.
27:25
أَلَّاsecde etmezler mi?allāيَسْجُدُوا۟they prostrateyasjudūلِلَّهِAllah'alillahiٱلَّذِىaçığa çıkaranalladhīيُخْرِجُbrings forthyukh'rijuٱلْخَبْءَgizlenenil-khaba-aفِىgöklerdefīٱلسَّمَـٰوَٰتِthe heavensl-samāwātiوَٱلْأَرْضِve yerdewal-arḍiوَيَعْلَمُve bilenwayaʿlamuمَاşeylerimāتُخْفُونَgizledikleritukh'fūnaوَمَاve şeyleriwamāتُعْلِنُونَaçığa vurduklarıtuʿ'linūna٢٥
Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi.
27:26
ٱللَّهُAllah (ki)al-lahuلَآyokturlāإِلَـٰهَTanrıilāhaإِلَّاbaşkaillāهُوَO'ndanhuwaرَبُّRabbidirrabbuٱلْعَرْشِArş'ınl-ʿarshiٱلْعَظِيمِ ۩büyükl-ʿaẓīmi٢٦
Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi.
27:27
۞ قَالَdedi kiqālaسَنَنظُرُbakacağızsananẓuruأَصَدَقْتَdoğru mu söyledinaṣadaqtaأَمْyoksaamكُنتَmı oldun?kuntaمِنَyalancılardanminaٱلْكَـٰذِبِينَthe liarsl-kādhibīna٢٧
Süleyman şöyle söyledi: "Doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancılardan mısın, bakacağız."
27:28
ٱذْهَبgötüridh'habبِّكِتَـٰبِىmektubumubikitābīهَـٰذَاbuhādhāفَأَلْقِهْve atfa-alqihإِلَيْهِمْonlarailayhimثُمَّsonrathummaتَوَلَّbiraz öteye çekiltawallaعَنْهُمْonlardanʿanhumفَٱنظُرْve bakfa-unẓurمَاذَاneyemādhāيَرْجِعُونَbaşvuruyorlaryarjiʿūna٢٨
"Şu yazımı götür, onlara at, sonra bir yana çekil, varacakları sonuca bak."
27:29
قَالَتْdedi kiqālatيَـٰٓأَيُّهَاeyyāayyuhāٱلْمَلَؤُا۟ileri gelenlerl-mala-uإِنِّىٓgerçekteninnīأُلْقِىَbırakıldıul'qiyaإِلَىَّbanailayyaكِتَـٰبٌۭbir mektupkitābunكَرِيمٌçok önemlikarīmun٢٩
Sebe melikesi: "Ey ileri gelenler! Bana, Bismillahirrahmanirrahim diye başlayan ve 'sakın bana karşı baş kaldırmayın ve teslim olarak gelin' diyen Süleyman'dan gönderilen önemli bir mektup bırakıldı" dedi.
27:30
إِنَّهُۥmuhakkak oinnahuمِنSüleymandandırminسُلَيْمَـٰنَSulaimansulaymānaوَإِنَّهُۥve owa-innahuبِسْمِadıyla(başlamakta)dırbis'miٱللَّهِAllah'ınl-lahiٱلرَّحْمَـٰنِRahmanl-raḥmāniٱلرَّحِيمِRahiml-raḥīmi٣٠
Sebe melikesi: "Ey ileri gelenler! Bana, Bismillahirrahmanirrahim diye başlayan ve 'sakın bana karşı baş kaldırmayın ve teslim olarak gelin' diyen Süleyman'dan gönderilen önemli bir mektup bırakıldı" dedi.
27:31
أَلَّاbüyüklük taslamayınallāتَعْلُوا۟exalt yourselvestaʿlūعَلَىَّbana karşıʿalayyaوَأْتُونِىve bana gelin (diye yazıyor)watūnīمُسْلِمِينَteslim olarakmus'limīna٣١
Sebe melikesi: "Ey ileri gelenler! Bana, Bismillahirrahmanirrahim diye başlayan ve 'sakın bana karşı baş kaldırmayın ve teslim olarak gelin' diyen Süleyman'dan gönderilen önemli bir mektup bırakıldı" dedi.
27:32
قَالَتْdedi kiqālatيَـٰٓأَيُّهَاeyyāayyuhāٱلْمَلَؤُا۟ileri gelenlerl-mala-uأَفْتُونِىbana bir fikir verinaftūnīفِىٓ(bu) işimdefīأَمْرِىmy affairamrīمَاben olmammāكُنتُI would bekuntuقَاطِعَةًkesip atanqāṭiʿatanأَمْرًاhiçbir işiamranحَتَّىٰsüreceḥattāتَشْهَدُونِsiz olmadığınıztashhadūni٣٢
"Ey ileri gelenler! Vereceğim emir hakkında bana fikrinizi söyleyin; siz benim yanımda bulunmadıkça, bir iş hakkında kesin bir hüküm vermem" dedi.
27:33
قَالُوا۟dediler kiqālūنَحْنُbiznaḥnuأُو۟لُوا۟sahibiyizulūقُوَّةٍۢgüçquwwatinوَأُو۟لُوا۟ve erbabıyızwa-ulūبَأْسٍۢsavaşbasinشَدِيدٍۢyamanshadīdinوَٱلْأَمْرُama emirwal-amruإِلَيْكِsenindirilaykiفَٱنظُرِىo halde bakfa-unẓurīمَاذَاnemādhāتَأْمُرِينَbuyurursantamurīna٣٣
"Biz güçlü kimseler ve zorlu savaş adamlarıyız, emir senindir, sen emretmene bak."
27:34
قَالَتْdediqālatإِنَّşüphesizinnaٱلْمُلُوكَhükümdarlarl-mulūkaإِذَاzamanidhāدَخَلُوا۟girdikleridakhalūقَرْيَةًbir ülkeyeqaryatanأَفْسَدُوهَاorayı bozarlarafsadūhāوَجَعَلُوٓا۟ve kılarlarwajaʿalūأَعِزَّةَşereflileriniaʿizzataأَهْلِهَآhalkınınahlihāأَذِلَّةًۭ ۖzillet içindeadhillatanوَكَذَٰلِكَve böylewakadhālikaيَفْعَلُونَyaparlaryafʿalūna٣٤
Melike: "Doğrusu hükümdarlar bir şehre girdikleri zaman orasını bozarlar, onurlu kimselerini aşağılık yaparlar. İşte böyle davranırlar. Ben onlara bir hediye göndereyim de, elçilerin ne ile döneceklerine bakayım" dedi.
27:35
وَإِنِّىşüphesiz benwa-innīمُرْسِلَةٌgöndereyimmur'silatunإِلَيْهِمonlarailayhimبِهَدِيَّةٍۢbir hediyebihadiyyatinفَنَاظِرَةٌۢve bakayımfanāẓiratunبِمَne ilebimaيَرْجِعُdönecekleryarjiʿuٱلْمُرْسَلُونَelçilerl-mur'salūna٣٥
Melike: "Doğrusu hükümdarlar bir şehre girdikleri zaman orasını bozarlar, onurlu kimselerini aşağılık yaparlar. İşte böyle davranırlar. Ben onlara bir hediye göndereyim de, elçilerin ne ile döneceklerine bakayım" dedi.
27:36
فَلَمَّاne zaman kifalammāجَآءَgelincejāaسُلَيْمَـٰنَSüleyman'asulaymānaقَالَdedi kiqālaأَتُمِدُّونَنِbana yardım mı etmek istiyorsunuz?atumiddūnaniبِمَالٍۢmal ilebimālinفَمَآoysa ne kifamāءَاتَىٰنِۦَbana vermiştirātāniyaٱللَّهُAllahl-lahuخَيْرٌۭ(o) daha hayırlıdırkhayrunمِّمَّآsize verdiğindenmimmāءَاتَىٰكُمHe has given youātākumبَلْbilakisbalأَنتُمsizantumبِهَدِيَّتِكُمْhediyenizlebihadiyyatikumتَفْرَحُونَsevinirsiniztafraḥūna٣٦
Süleyman'a geldiklerinde: "Bana mal ile yardım etmek mi istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği size verdiğinden daha iyidir. Ama belki de siz hediyenizle sevinirsiniz. Onlara dön! And olsun ki, güç yetiremeyecekleri bir ordu ile gelir onları oradan alçalmış ve küçük düşmüş olarak çıkarırız" dedi.
27:37
ٱرْجِعْdön (söyle)ir'jiʿإِلَيْهِمْonlarailayhimفَلَنَأْتِيَنَّهُمonlara gelirimfalanatiyannahumبِجُنُودٍۢordularlabijunūdinلَّاaslalāقِبَلَkarşı koyamayacaklarıqibalaلَهُمkendilerinin;lahumبِهَاonabihāوَلَنُخْرِجَنَّهُمve onları sürüp çıkarırımwalanukh'rijannahumمِّنْهَآoradanmin'hāأَذِلَّةًۭzilletleadhillatanوَهُمْve onlarıwahumصَـٰغِرُونَhor ve hakir olarakṣāghirūna٣٧
Süleyman'a geldiklerinde: "Bana mal ile yardım etmek mi istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği size verdiğinden daha iyidir. Ama belki de siz hediyenizle sevinirsiniz. Onlara dön! And olsun ki, güç yetiremeyecekleri bir ordu ile gelir onları oradan alçalmış ve küçük düşmüş olarak çıkarırız" dedi.
27:38
قَالَdediqālaيَـٰٓأَيُّهَاeyyāayyuhāٱلْمَلَؤُا۟ileri gelenlerl-mala-uأَيُّكُمْhanginizayyukumيَأْتِينِىbana getirebiliryatīnīبِعَرْشِهَاonun tahtınıbiʿarshihāقَبْلَönceqablaأَنbana gelmelerindenanيَأْتُونِىthey come to meyatūnīمُسْلِمِينَteslim olarakmus'limīna٣٨
Süleyman: "Ey cemaat! Bana teslim olmalarından önce, hanginiz o kraliçenin tahtını yanıma getirebilir?" dedi.
27:39
قَالَdedi kiqālaعِفْرِيتٌۭbir ifritʿif'rītunمِّنَcinlerdenminaٱلْجِنِّthe jinnl-jiniأَنَا۠benanāءَاتِيكَsana getiririmātīkaبِهِۦonubihiقَبْلَönceqablaأَنsen kalkmadananتَقُومَyou risetaqūmaمِنmakamındanminمَّقَامِكَ ۖyour placemaqāmikaوَإِنِّىgerçekten benimwa-innīعَلَيْهِbunaʿalayhiلَقَوِىٌّgücüm yeterlaqawiyyunأَمِينٌۭbana güveniliramīnun٣٩
Cinlerden bir ifrit: "Sen yerinden kalkmadan önce sana onu getiririm, buna karşı güvenilir bir güce sahibim" dedi.
27:40
قَالَdedi kiqālaٱلَّذِىbulunanalladhīعِندَهُۥyanındaʿindahuعِلْمٌۭbir ilimʿil'munمِّنَKitaptanminaٱلْكِتَـٰبِthe Scripturel-kitābiأَنَا۠benanāءَاتِيكَsana getirebilirimātīkaبِهِۦonubihiقَبْلَönceqablaأَنsen kırpmadananيَرْتَدَّreturnsyartaddaإِلَيْكَsanailaykaطَرْفُكَ ۚgözünüṭarfukaفَلَمَّاne zaman kifalammāرَءَاهُonu görünceraāhuمُسْتَقِرًّاyerleşmişmus'taqirranعِندَهُۥyanındaʿindahuقَالَdedi kiqālaهَـٰذَاbuhādhāمِنlutfundandırminفَضْلِ(the) FavorfaḍliرَبِّىRabbiminrabbīلِيَبْلُوَنِىٓbeni sınaması içinliyabluwanīءَأَشْكُرُşükür mü edeceğim?a-ashkuruأَمْyoksaamأَكْفُرُ ۖinkar mı edeceğim?akfuruوَمَنve kimwamanشَكَرَşükrederseshakaraفَإِنَّمَاşüphesizfa-innamāيَشْكُرُşükretmiştiryashkuruلِنَفْسِهِۦ ۖkendisi içinlinafsihiوَمَنve kimwamanكَفَرَinkar edersekafaraفَإِنَّşüphesizfa-innaرَبِّىRabbimrabbīغَنِىٌّۭzengindirghaniyyunكَرِيمٌۭkerimdirkarīmun٤٠
Kitabın bilgisine sahip olan biri: "Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm" dedi. Süleyman, tahtı yanına yerleşivermiş görünce: "Bu, şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınayan Rabbimin lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; fakat nankörlük eden bilsin ki Rabbim müstağnidir, kerem sahibidir" dedi.
27:41
قَالَdedi kiqālaنَكِّرُوا۟tanınmaz hale getirinnakkirūلَهَاonunlahāعَرْشَهَاtahtınıʿarshahāنَنظُرْbakalımnanẓurأَتَهْتَدِىٓtanıyabilecek miatahtadīأَمْyoksaamتَكُونُolacak (mı)takūnuمِنَkimselerdenminaٱلَّذِينَthose whoalladhīnaلَاtanımayanlāيَهْتَدُونَare not guidedyahtadūna٤١
Süleyman "Onun tahtını tanınmaz hale getirin, bakalım tanıyabilecek mi yoksa tanıyamayacak mı?" (yola gelecek mi, yoksa yola gelmeyenlerden mi olacak?) dedi.
27:42
فَلَمَّاne zaman kifalammāجَآءَتْgelincejāatقِيلَdendiqīlaأَهَـٰكَذَاböyle mi?ahākadhāعَرْشُكِ ۖsenin tahtınʿarshukiقَالَتْdediqālatكَأَنَّهُۥtıpkı (öyle)ka-annahuهُوَ ۚohuwaوَأُوتِينَاve bize verilmiştiwaūtīnāٱلْعِلْمَbilgil-ʿil'maمِنdaha önceminقَبْلِهَاbefore herqablihāوَكُنَّاve biz olmuştukwakunnāمُسْلِمِينَmüslümanmus'limīna٤٢
Melike geldiğinde "Senin tahtın böyle miydi?" denildi. O da "Sanki odur, daha önce bize bilgi verilmişti ve teslim olmuştuk" dedi.
27:43
وَصَدَّهَاve onu alıkoymuştuwaṣaddahāمَاşeylermāكَانَتolduğukānatتَّعْبُدُtapmıştaʿbuduمِنbaşkaminدُونِbesidesdūniٱللَّهِ ۖAllah'tanl-lahiإِنَّهَاçünkü kendisiinnahāكَانَتْidikānatمِنbir kavimdenminقَوْمٍۢa peopleqawminكَـٰفِرِينَinkar edenkāfirīna٤٣
Melikeyi o zamana kadar alıkoyan, Allah'tan başka taptığı şeylerdi; çünkü kendisi inkarcı bir millettendi.
27:44
قِيلَdendiqīlaلَهَاonalahāٱدْخُلِىgirud'khulīٱلصَّرْحَ ۖköşkel-ṣarḥaفَلَمَّاne zaman kifalammāرَأَتْهُ(köşkü) görüncera-athuحَسِبَتْهُsandıḥasibathuلُجَّةًۭderin bir sulujjatanوَكَشَفَتْve sıvadıwakashafatعَنbacaklarınıʿanسَاقَيْهَا ۚher shinssāqayhāقَالَdediqālaإِنَّهُۥmuhakkak oinnahuصَرْحٌۭköşkṣarḥunمُّمَرَّدٌۭcilalımumarradunمِّنşeffaf sırçadandırminقَوَارِيرَ ۗglassqawārīraقَالَتْ(Kraliçe) dedi kiqālatرَبِّRabbimrabbiإِنِّىbeninnīظَلَمْتُzulmetmişimẓalamtuنَفْسِىkendimenafsīوَأَسْلَمْتُve teslim oldumwa-aslamtuمَعَberabermaʿaسُلَيْمَـٰنَSüleyman'lasulaymānaلِلَّهِAllah'alillahiرَبِّRabbirabbiٱلْعَـٰلَمِينَalemlerinl-ʿālamīna٤٤
Ona: "Köşke gir" dendi; salonu görünce, onu derin bir su zannetti, eteğini çekti. Süleyman: "Doğrusu bu camdan yapılmış mücella bir salondur" dedi. Melike: "Rabbim! Şüphesiz ben kendime yazık etmişim. Süleyman'la beraber, Alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum" dedi.
27:45
وَلَقَدْve andolsunwalaqadأَرْسَلْنَآbiz gönderdikarsalnāإِلَىٰSemud(kavmin)eilāثَمُودَThamudthamūdaأَخَاهُمْkardeşleriakhāhumصَـٰلِحًاSalih'iṣāliḥanأَنِdiyeaniٱعْبُدُوا۟kulluk etsinleruʿ'budūٱللَّهَAllah'al-lahaفَإِذَاo zamanfa-idhāهُمْonlarhumفَرِيقَانِiki bölük olmuşlardıfarīqāniيَخْتَصِمُونَbirbiriyle çekişenyakhtaṣimūna٤٥
And olsun ki, Semud milletine kardeşleri Salih'i "Allah'a kulluk ediniz" desin diye gönderdik. Hemen birbiriyle çekişen iki zümreye ayrıldılar.
27:46
قَالَdedi kiqālaيَـٰقَوْمِey kavmimyāqawmiلِمَnedenlimaتَسْتَعْجِلُونَkoşuyorsunuztastaʿjilūnaبِٱلسَّيِّئَةِkötülüğebil-sayi-atiقَبْلَönceqablaٱلْحَسَنَةِ ۖiyiliktenl-ḥasanatiلَوْلَاgerekmez mi?lawlāتَسْتَغْفِرُونَmağfiret dilemeniztastaghfirūnaٱللَّهَAllah'tanl-lahaلَعَلَّكُمْbelkilaʿallakumتُرْحَمُونَesirgenirsiniztur'ḥamūna٤٦
Salih: "Ey milletim! Niye iyilikten önce, acele kötülük istiyorsunuz? Merhamet olunasınız diye Allah'tan mağfiret dileseniz olmaz mı?" dedi.
27:47
قَالُوا۟dedilerqālūٱطَّيَّرْنَاuğursuzluğa uğradıkiṭṭayyarnāبِكَsenin yüzündenbikaوَبِمَنve bulunanların yüzündenwabimanمَّعَكَ ۚseninle berabermaʿakaقَالَdediqālaطَـٰٓئِرُكُمْuğursuzluğunuzṭāirukumعِندَkatındadırʿindaٱللَّهِ ۖAllahl-lahiبَلْdoğrusubalأَنتُمْsizantumقَوْمٌۭbir toplumsunuzqawmunتُفْتَنُونَsınanantuf'tanūna٤٧
"Sen ve beraberindekiler yüzünden uğursuzluğa uğradık" dediler. Salih: "Uğursuzluğunuz Allah katındandır; belki imtihana çekilen bir milletsiniz" dedi.
27:48
وَكَانَve vardıwakānaفِىşehirdefīٱلْمَدِينَةِthe cityl-madīnatiتِسْعَةُdokuztis'ʿatuرَهْطٍۢkişirahṭinيُفْسِدُونَbozgunculuk yaparlardıyuf'sidūnaفِىyeryüzündefīٱلْأَرْضِthe landl-arḍiوَلَاvewalāيُصْلِحُونَdüzeltmezlerdiyuṣ'liḥūna٤٨
O şehirde, yeryüzünde bozgunculuk yapan, düzeltmeye uğraşmayan dokuz kişi (çete) vardı.
27:49
قَالُوا۟dedilerqālūتَقَاسَمُوا۟and içerektaqāsamūبِٱللَّهِAllah'abil-lahiلَنُبَيِّتَنَّهُۥbiz gece ona baskın yapalımlanubayyitannahuوَأَهْلَهُۥve ailesinewa-ahlahuثُمَّsonrathummaلَنَقُولَنَّdiyelimlanaqūlannaلِوَلِيِّهِۦvelisineliwaliyyihiمَاşahit olmadıkmāشَهِدْنَاwe witnessedshahid'nāمَهْلِكَhelakinemahlikaأَهْلِهِۦailesininahlihiوَإِنَّاve bizwa-innāلَصَـٰدِقُونَgerçekten doğrulardanızlaṣādiqūna٤٩
"Biz gece ona ve ailesine baskın verelim, sonra da onun dostuna, ailesinin yok edilişinde bulunmadık, şüphesiz biz doğru söylüyoruz, diyelim" diye aralarında Allah'a yemin ettiler.
27:50
وَمَكَرُوا۟ve tuzak kurdularwamakarūمَكْرًۭاbir tuzakmakranوَمَكَرْنَاbiz de tuzak kurdukwamakarnāمَكْرًۭاbir tuzakmakranوَهُمْve onlarwahumلَاhiçlāيَشْعُرُونَfarkında değillerdiyashʿurūna٥٠
Onlar bir düzen kurdular. Biz farkettirmeden düzenlerini bozduk.
27:51
فَٱنظُرْbakfa-unẓurكَيْفَnasılkayfaكَانَoldukānaعَـٰقِبَةُsonucuʿāqibatuمَكْرِهِمْtuzaklarınınmakrihimأَنَّاbizannāدَمَّرْنَـٰهُمْonları yıktık yok ettikdammarnāhumوَقَوْمَهُمْve kavimleriniwaqawmahumأَجْمَعِينَhepsiniajmaʿīna٥١
Hilelerinin sonunun nasıl olduğuna bir bak! Biz onları ve milletlerini, hepsini, yerle bir ettik.
27:52
فَتِلْكَişte şunlarfatil'kaبُيُوتُهُمْevleridirbuyūtuhumخَاوِيَةًۢçökmüş ıssız kalmışkhāwiyatanبِمَاyüzündenbimāظَلَمُوٓا۟ ۗzulümleriẓalamūإِنَّşüphesizinnaفِىvardırfīذَٰلِكَbundadhālikaلَـَٔايَةًۭibretlaāyatanلِّقَوْمٍۢbir kavim içinliqawminيَعْلَمُونَbilenyaʿlamūna٥٢
İşte, haksızlıklarına karşılık çökmüş bulunan evleri! Bunda, bilen bir millet için şüphesiz, ders vardır.
27:53
وَأَنجَيْنَاve kurtardıkwa-anjaynāٱلَّذِينَkimselerialladhīnaءَامَنُوا۟inanan(ları)āmanūوَكَانُوا۟vewakānūيَتَّقُونَkorunanlarıyattaqūna٥٣
İnanıp Allah'a karşı gelmekten sakınanları kurtardık.
27:54
وَلُوطًاve Lutwalūṭanإِذْhaniidhقَالَdemişti kiqālaلِقَوْمِهِۦٓkavmineliqawmihiأَتَأْتُونَo aşırı kötülüğümü yapıyorsunuz?atatūnaٱلْفَـٰحِشَةَ[the] immoralityl-fāḥishataوَأَنتُمْsizwa-antumتُبْصِرُونَgöre göretub'ṣirūna٥٤
Lut'u da gönderdik; milletine şöyle dedi: "Göz göre göre bir hayasızlık mı yapıyorsunuz?"
27:55
أَئِنَّكُمْsiz mi?a-innakumلَتَأْتُونَerkeklere-mi yaklaşıyorsunuz?latatūnaٱلرِّجَالَerkeklerel-rijālaشَهْوَةًۭşehvetleshahwatanمِّنbırakıpminدُونِinstead ofdūniٱلنِّسَآءِ ۚkadınlarıl-nisāiبَلْgerçektenbalأَنتُمْsizantumقَوْمٌۭbir toplumsunuzqawmunتَجْهَلُونَcahiltajhalūna٥٥
"Kadınları bırakıp, erkeklere mi yaklaşıyorsunuz; evet, siz cahil bir milletsiniz."
27:56
۞ فَمَاfakatfamāكَانَoldukānaجَوَابَcevabıjawābaقَوْمِهِۦٓkavmininqawmihiإِلَّآsadeceillāأَنşöyleanقَالُوٓا۟demekqālūأَخْرِجُوٓا۟çıkarınakhrijūءَالَailesiniālaلُوطٍۢLutlūṭinمِّنkentinizdenminقَرْيَتِكُمْ ۖyour townqaryatikumإِنَّهُمْçünkü onlarinnahumأُنَاسٌۭkimselermişunāsunيَتَطَهَّرُونَtemiz kalmak isteyen()yataṭahharūna٥٦
Milletinin cevabı sadece: "Lut'un ailesini kasabanızdan çıkarın, güya onlar temiz kalmaya çalışan insanlarmış" demek oldu.
27:57
فَأَنجَيْنَـٰهُbiz de onu kurtardıkfa-anjaynāhuوَأَهْلَهُۥٓve ailesiniwa-ahlahuإِلَّاdışındaillāٱمْرَأَتَهُۥkarısıim'ra-atahuقَدَّرْنَـٰهَاona takdir ettikqaddarnāhāمِنَkalanlardan olmasınıminaٱلْغَـٰبِرِينَthose who remained behindl-ghābirīna٥٧
Bunun üzerine onu ve ailesini kurtardık, yalnız karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk.
27:58
وَأَمْطَرْنَاve yağdırdıkwa-amṭarnāعَلَيْهِمüzerlerineʿalayhimمَّطَرًۭا ۖyağmurmaṭaranفَسَآءَne kötü oldufasāaمَطَرُyağmurmaṭaruٱلْمُنذَرِينَuyarılanlaral-mundharīna٥٨
Geride kalanların üzerlerine bir yağmur yağdırdık. Uyarılan fakat yola gelmeyenlerin yağmuru ne kötü idi!
27:59
قُلِde kiquliٱلْحَمْدُhamd olsunl-ḥamduلِلَّهِAllah'alillahiوَسَلَـٰمٌve selamwasalāmunعَلَىٰüzerineʿalāعِبَادِهِO'nun kullarıʿibādihiٱلَّذِينَseçtiğialladhīnaٱصْطَفَىٰٓ ۗHe has choseniṣ'ṭafāءَآللَّهُAllah mı?āllahuخَيْرٌhayırlıkhayrunأَمَّاyoksaammāيُشْرِكُونَortak koştukları mı?yush'rikūna٥٩
De ki: "Hamd Allah'a mahsustur, seçtiği kullarına selam olsun. Allah mı daha iyidir, yoksa O'na koştukları ortaklar mı?"
27:60
أَمَّنْyahut kim?ammanخَلَقَyarattıkhalaqaٱلسَّمَـٰوَٰتِgökleril-samāwātiوَٱلْأَرْضَve yeriwal-arḍaوَأَنزَلَve indirdiwa-anzalaلَكُمsizelakumمِّنَgöktenminaٱلسَّمَآءِthe skyl-samāiمَآءًۭsumāanفَأَنۢبَتْنَاve bitirdikfa-anbatnāبِهِۦonunlabihiحَدَآئِقَbahçelerḥadāiqaذَاتَgönül açıcıdhātaبَهْجَةٍۢgönül açıcıbahjatinمَّاolmayanmāكَانَmümkünkānaلَكُمْsizin içinlakumأَنbitirmenizanتُنۢبِتُوا۟you cause to growtunbitūشَجَرَهَآ ۗbir ağacını (bile)shajarahāأَءِلَـٰهٌۭtanrı mı var?a-ilāhunمَّعَile berabermaʿaٱللَّهِ ۚAllahl-lahiبَلْhayırbalهُمْonlarhumقَوْمٌۭbir kavimdirqawmunيَعْدِلُونَ(haktan) sapanyaʿdilūna٦٠
Yoksa gökleri ve yeri yaratan, gökten size su indirip onunla, bir ağacını bile bitirmeye gücünüzün yetmediği, güzel güzel bahçeler meydana getiren mi? Allah'ın yanında başka bir tanrı mı? Hayır; onlar taptıklarını Allah'a eşit tutan bir millettir.
27:61
أَمَّنyahut kimdir?ammanجَعَلَyapanjaʿalaٱلْأَرْضَdünyayıl-arḍaقَرَارًۭاdurulacak yerqarāranوَجَعَلَve yapanwajaʿalaخِلَـٰلَهَآarasındakhilālahāأَنْهَـٰرًۭاırmaklaranhāranوَجَعَلَve yaratanwajaʿalaلَهَاüstündelahāرَوَٰسِىَsağlam dağlarrawāsiyaوَجَعَلَve yaratanwajaʿalaبَيْنَarasındabaynaٱلْبَحْرَيْنِiki denizl-baḥrayniحَاجِزًا ۗbir perde olarakḥājizanأَءِلَـٰهٌۭtanrı mı var?a-ilāhunمَّعَile berabermaʿaٱللَّهِ ۚAllahl-lahiبَلْhayırbalأَكْثَرُهُمْçoklarıaktharuhumلَاbilmiyorlarlāيَعْلَمُونَknowyaʿlamūna٦١
Yoksa yeri, yaratıklarının oturmasına elverişli kılan ve aralarında ırmaklar meydana getiren, yeryüzüne sabit dağlar yerleştiren, iki deniz arasına engel koyan mı? Allah'ın yanında başka bir tanrı mı? Hayır; çoğu bilmezler.
27:62
أَمَّنyahut kimdir?ammanيُجِيبُyetişenyujībuٱلْمُضْطَرَّdarda kalmışal-muḍ'ṭaraإِذَاzamanidhāدَعَاهُdu'a ettiğidaʿāhuوَيَكْشِفُve kaldıranwayakshifuٱلسُّوٓءَkötülüğül-sūaوَيَجْعَلُكُمْve sizi yapanwayajʿalukumخُلَفَآءَsahiplerikhulafāaٱلْأَرْضِ ۗyeryüzününl-arḍiأَءِلَـٰهٌۭtanrı mı var?a-ilāhunمَّعَile berabermaʿaٱللَّهِ ۚAllahl-lahiقَلِيلًۭاne de azqalīlanمَّاdüşünüyorsunuzmāتَذَكَّرُونَyou remembertadhakkarūna٦٢
Yoksa, darda kalana, kendisine yakardığı zaman karşılık veren, başındaki sıkıntıyı gideren ve sizi yeryüzünün sahipleri yapan mı? Allah'ın yanında başka bir tanrı mi? Pek kıt düşünüyorsunuz.
27:63
أَمَّنyahut kimdir?ammanيَهْدِيكُمْsize yol gösterenyahdīkumفِىiçindefīظُلُمَـٰتِkaranlıklarıẓulumātiٱلْبَرِّkaranınl-bariوَٱلْبَحْرِve denizinwal-baḥriوَمَنve kimdir?wamanيُرْسِلُgönderenyur'siluٱلرِّيَـٰحَrüzgarlarıl-riyāḥaبُشْرًۢاmüjdecibush'ranبَيْنَönündebaynaيَدَىْönündeyadayرَحْمَتِهِۦٓ ۗrahmetininraḥmatihiأَءِلَـٰهٌۭtanrı mı var?a-ilāhunمَّعَile berabermaʿaٱللَّهِ ۚAllahl-lahiتَعَـٰلَىyücedirtaʿālāٱللَّهُAllahl-lahuعَمَّاşeylerdenʿammāيُشْرِكُونَortak koştuklarıyush'rikūna٦٣
Yoksa, karanın ve denizin karanlıklarında size yol bulduran, rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci gönderen mi? Allah'ın yanında başka bir tanrı mı? Allah, koştukları eşlerden yücedir.
27:64
أَمَّنyahut kimdir?ammanيَبْدَؤُا۟başlayanyabda-uٱلْخَلْقَyaratmağal-khalqaثُمَّsonrathummaيُعِيدُهُۥonu iade edenyuʿīduhuوَمَنve kimdir?wamanيَرْزُقُكُمsizi rızıklandıranyarzuqukumمِّنَgöktenminaٱلسَّمَآءِthe heavensl-samāiوَٱلْأَرْضِ ۗve yerdenwal-arḍiأَءِلَـٰهٌۭtanrı mı var?a-ilāhunمَّعَile berabermaʿaٱللَّهِ ۚAllahl-lahiقُلْde kiqulهَاتُوا۟getirinhātūبُرْهَـٰنَكُمْdelilinizibur'hānakumإِنeğerinكُنتُمْisenizkuntumصَـٰدِقِينَdoğrular(dan)ṣādiqīna٦٤
Yoksa, önce yaratan, sonra da yaratmayı tekrar edecek olan; size gökten ve yerden rızık veren mi? Allah'ın yanında başka bir tanrı mı? De ki: "Eğer doğru sözlülerden iseniz, açık delilinizi getirin."
27:65
قُلde kiqulلَّاbilmezlāيَعْلَمُknowsyaʿlamuمَنkimsemanفِىgöklerdefīٱلسَّمَـٰوَٰتِthe heavensl-samāwātiوَٱلْأَرْضِve yerdewal-arḍiٱلْغَيْبَgaybıl-ghaybaإِلَّاbaşkaillāٱللَّهُ ۚAllah'tanl-lahuوَمَاvewamāيَشْعُرُونَbilmezleryashʿurūnaأَيَّانَne zamanayyānaيُبْعَثُونَdirilecekleriniyub'ʿathūna٦٥
De ki: "Göklerde ve yerde gaybı Allah'tan başka bilen yoktur." Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.
27:66
بَلِdoğrusubaliٱدَّٰرَكَardarda geldiiddārakaعِلْمُهُمْonların bilgileriʿil'muhumفِىhakkındakifīٱلْـَٔاخِرَةِ ۚahiretl-ākhiratiبَلْfakatbalهُمْonlarhumفِىiçindedirlerfīشَكٍّۢbir kuşkushakkinمِّنْهَا ۖondanmin'hāبَلْdaha doğrusubalهُمonlarhumمِّنْهَاondan yanamin'hāعَمُونَkördürlerʿamūna٦٦
Ahirete dair bilgileri yeterli midir? Hayır; ondan şüphe etmektedirler. Hayır; ona karşı kördürler.
27:67
وَقَالَdediler kiwaqālaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaكَفَرُوٓا۟inkar eden(ler)kafarūأَءِذَاzaman mı?a-idhāكُنَّاolduğumuzkunnāتُرَٰبًۭاtoprakturābanوَءَابَآؤُنَآve babalarımızwaābāunāأَئِنَّاbiz mi?a-innāلَمُخْرَجُونَ(diriltilip) çıkarılacağızlamukh'rajūna٦٧
İnkar edenler: "Biz ve babalarımız toprak olduğumuzda mı, doğrusu bizler mi tekrar çıkarılacağız? Bununla biz de, daha önce babalarımız da, and olsun ki, tehdit edilmiştik. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" dediler.
27:68
لَقَدْandolsunlaqadوُعِدْنَاvadedildi (yapıldı)wuʿid'nāهَـٰذَاbu (tehdid)hādhāنَحْنُbizenaḥnuوَءَابَآؤُنَاve atalarımızawaābāunāمِنöncedenminقَبْلُbeforeqabluإِنْdeğildirinهَـٰذَآbuhādhāإِلَّآbaşka bir şeyillāأَسَـٰطِيرُmasallarındanasāṭīruٱلْأَوَّلِينَöncekilerinl-awalīna٦٨
İnkar edenler: "Biz ve babalarımız toprak olduğumuzda mı, doğrusu bizler mi tekrar çıkarılacağız? Bununla biz de, daha önce babalarımız da, and olsun ki, tehdit edilmiştik. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" dediler.
27:69
قُلْde kiqulسِيرُوا۟yürüyün (gezin)sīrūفِىyeryüzündefīٱلْأَرْضِthe landl-arḍiفَٱنظُرُوا۟ve görünfa-unẓurūكَيْفَnasılkayfaكَانَolduğunukānaعَـٰقِبَةُsonununʿāqibatuٱلْمُجْرِمِينَsuçlularınl-muj'rimīna٦٩
De ki: "Yeryüzünde gezin, suçluların sonunun nasıl olduğuna bir bakın."
27:70
وَلَاüzülmewalāتَحْزَنْgrievetaḥzanعَلَيْهِمْonlar(ın sözlerin)eʿalayhimوَلَاvewalāتَكُنolmatakunفِىsıkıntıdafīضَيْقٍۢdistressḍayqinمِّمَّاtuzaklarındanmimmāيَمْكُرُونَthey plotyamkurūna٧٠
Onlara üzülme. Hilelerine karşı da sıkılma.
27:71
وَيَقُولُونَve diyorlarwayaqūlūnaمَتَىٰne zaman?matāهَـٰذَاbuhādhāٱلْوَعْدُtehdid(ettiğiniz azab)l-waʿduإِنeğerinكُنتُمْisenizkuntumصَـٰدِقِينَdoğrular(dan)ṣādiqīna٧١
Onlar: "Eğer doğru söylüyorsanız, bildirin, bu sözünüz ne zaman yerine gelecektir?" derler.
27:72
قُلْde kiqulعَسَىٰٓbelki deʿasāأَنolmuşturanيَكُونَisyakūnaرَدِفَardınıza takılmıştırradifaلَكُمsizinlakumبَعْضُbir kısmıbaʿḍuٱلَّذِىacele ettiğiniz(azab)ınalladhīتَسْتَعْجِلُونَyou seek to hastentastaʿjilūna٧٢
De ki: "Acele ettiğiniz şeyin bir kısmı belki hemen başınıza gelir."
27:73
وَإِنَّve şüphesizwa-innaرَبَّكَRabbinrabbakaلَذُوsahibidirladhūفَضْلٍlutuffaḍlinعَلَىkarşıʿalāٱلنَّاسِinsanlaral-nāsiوَلَـٰكِنَّfakatwalākinnaأَكْثَرَهُمْçoklarıaktharahumلَاşükretmezlerlāيَشْكُرُونَgratefulyashkurūna٧٣
Doğrusu Rabbin, insanlara karşı lütuf sahibidir. Fakat onların çoğu şükretmezler.
27:74
وَإِنَّve elbettewa-innaرَبَّكَRabbinrabbakaلَيَعْلَمُbilirlayaʿlamuمَاşeylerimāتُكِنُّgizlediğitukinnuصُدُورُهُمْonların göğüslerininṣudūruhumوَمَاve şeyleriwamāيُعْلِنُونَaçığa vurduklarıyuʿ'linūna٧٤
Şüphesiz Rabbin onların gönüllerinin gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir.
27:75
وَمَاve yokturwamāمِنْhiçbir şeyminغَآئِبَةٍۢgizlighāibatinفِىgöktefīٱلسَّمَآءِthe heavensl-samāiوَٱلْأَرْضِve yerdewal-arḍiإِلَّاolmayanillāفِىKitaptafīكِتَـٰبٍۢa Recordkitābinمُّبِينٍapaçıkmubīnin٧٥
Gökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki apaçık bir kitapta olmasın.
27:76
إِنَّşüphesizinnaهَـٰذَاbuhādhāٱلْقُرْءَانَKur'anl-qur'ānaيَقُصُّanlatmaktadıryaquṣṣuعَلَىٰoğullarınaʿalāبَنِىٓ(the) Childrenbanīإِسْرَٰٓءِيلَİsrailis'rāīlaأَكْثَرَbirçoğunuaktharaٱلَّذِىşeylerinalladhīهُمْkendilerininhumفِيهِondafīhiيَخْتَلِفُونَayrılığa düştükleriyakhtalifūna٧٦
Doğrusu bu Kuran, İsrailoğullarına, ayrılığa düştükleri şeyin çoğunu anlatmaktadır.
27:77
وَإِنَّهُۥve elbette Owa-innahuلَهُدًۭىbir yol göstericidirlahudanوَرَحْمَةٌۭve rahmettirwaraḥmatunلِّلْمُؤْمِنِينَmü'minlerelil'mu'minīna٧٧
Doğrusu Kuran, inananlara doğruluk rehberi ve rahmettir.
27:78
إِنَّşüphesizinnaرَبَّكَRabbinrabbakaيَقْضِىicra ederyaqḍīبَيْنَهُمonlar arasındabaynahumبِحُكْمِهِۦ ۚhükmünübiḥuk'mihiوَهُوَve Owahuwaٱلْعَزِيزُazizdirl-ʿazīzuٱلْعَلِيمُhakkiyle bilendirl-ʿalīmu٧٨
Rabbin şüphesiz, aralarında, kendi hükmünü verecektir. O güçlüdür, bilendir.
27:79
فَتَوَكَّلْo halde tevekkül etfatawakkalعَلَىAllah'aʿalāٱللَّهِ ۖAllahl-lahiإِنَّكَçünkü seninnakaعَلَىüzerindesinʿalāٱلْحَقِّgerçekl-ḥaqiٱلْمُبِينِapaçıkl-mubīni٧٩
Allah'a güven, şüphesiz sen apaçık gerçek üzerindesin.
27:80
إِنَّكَelbette seninnakaلَاduyuramazsınlāتُسْمِعُcause to heartus'miʿuٱلْمَوْتَىٰölülerel-mawtāوَلَاvewalāتُسْمِعُişittiremezsintus'miʿuٱلصُّمَّsağırlaral-ṣumaٱلدُّعَآءَçağrıyıl-duʿāaإِذَاzamanidhāوَلَّوْا۟kaçtıklarıwallawمُدْبِرِينَarkalarını dönerekmud'birīna٨٠
Sen, ölülere şüphesiz ki işittiremezsin; dönüp giden sağırlara da çağrıyı duyuramazsın.
27:81
وَمَآve değilsinwamāأَنتَsenantaبِهَـٰدِىdoğru yola getirecekbihādīٱلْعُمْىِkör(ler)il-ʿum'yiعَنsapıklıklarındanʿanضَلَـٰلَتِهِمْ ۖtheir errorḍalālatihimإِنsen duyuramazsıninتُسْمِعُyou can cause to heartus'miʿuإِلَّاdışındakilereillāمَنinananlarmanيُؤْمِنُbelieveyu'minuبِـَٔايَـٰتِنَاayetlerimizebiāyātināفَهُمişte onlarfahumمُّسْلِمُونَmüslümanlardırmus'limūna٨١
Körleri sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola döndüremezsin; ancak ayetlerimize inananlara sen duyurabilirsin; işte onlar Müslümanlardır.
27:82
۞ وَإِذَاve zamanwa-idhāوَقَعَgeldiğiwaqaʿaٱلْقَوْلُsözl-qawluعَلَيْهِمْbaşlarınaʿalayhimأَخْرَجْنَاçıkarırızakhrajnāلَهُمْonlaralahumدَآبَّةًۭbir Dabbe (canlı)dābbatanمِّنَyerdenminaٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiتُكَلِّمُهُمْo onlara söylertukallimuhumأَنَّelbettekiannaٱلنَّاسَinsanlarınl-nāsaكَانُوا۟olduklarınıkānūبِـَٔايَـٰتِنَاayetlerimizebiāyātināلَاinanmıyor(lar)lāيُوقِنُونَcertainyūqinūna٨٢
Kendilerine söylenmiş olan başlarına geldiği zaman, yerden bir çeşit hayvan çıkarırız ki o, onlara, insanların ayetlerimize kesin olarak inanmadıkların söyler.
27:83
وَيَوْمَo günwayawmaنَحْشُرُtoplarıznaḥshuruمِنher-tenminكُلِّherkulliأُمَّةٍۢnationummatinفَوْجًۭاbir cemaatfawjanمِّمَّنyalanlayanlardanmimmanيُكَذِّبُdenyyukadhibuبِـَٔايَـٰتِنَاayetlerimizibiāyātināفَهُمْonlarfahumيُوزَعُونَ(ilahi huzura) sevk edilirleryūzaʿūna٨٣
O gün her ümmetin ayetlerimizi yalanlayanlarını toplarız. Onlar bir arada tutulup, hesap yerine sevkedilirler.
27:84
حَتَّىٰٓnihayetḥattāإِذَاgeldiklerindeidhāجَآءُوthey comejāūقَالَ(Allah onlara) der kiqālaأَكَذَّبْتُمyalanladınız mı?akadhabtumبِـَٔايَـٰتِىayetlerimibiāyātīوَلَمْanlamadığınız haldewalamتُحِيطُوا۟you encompassedtuḥīṭūبِهَاonlarıbihāعِلْمًاilmenʿil'manأَمَّاذَاyoksa nedir?ammādhāكُنتُمْolduğunuzkuntumتَعْمَلُونَyapıyor(lar)taʿmalūna٨٤
Geldikleri zaman Allah: "Ayetlerimi anlamadığınız halde yalanladınız mı? Yoksa yaptığınız neydi?" der.
27:85
وَوَقَعَve vuku bulmuşturwawaqaʿaٱلْقَوْلُkararl-qawluعَلَيْهِمbaşlarınaʿalayhimبِمَاyüzündenbimāظَلَمُوا۟zulmetmeleriẓalamūفَهُمْonlar artıkfahumلَاkonuşmazlarlāيَنطِقُونَspeakyanṭiqūna٨٥
Haksızlıklarından ötürü, söylenilen söz başlarına gelir. Artık konuşamaz olurlar.
27:86
أَلَمْgörmediler mi?alamيَرَوْا۟they seeyarawأَنَّاelbette bizannāجَعَلْنَاyarattıkjaʿalnāٱلَّيْلَgeceyial-laylaلِيَسْكُنُوا۟istirahat etmeleri içinliyaskunūفِيهِiçindefīhiوَٱلنَّهَارَve gündüzüwal-nahāraمُبْصِرًا ۚaydınlık yaptıkmub'ṣiranإِنَّşüphesizinnaفِىvardırfīذَٰلِكَbundadhālikaلَـَٔايَـٰتٍۢayetlerlaāyātinلِّقَوْمٍۢbir kavim içinliqawminيُؤْمِنُونَinananyu'minūna٨٦
Size geceyi dinlenesiniz diye karanlık ve gündüzü çalışasınız diye aydınlık olarak yarattığımızı görmediler mi? Doğrusu bunda, inanan millet için dersler vardır.
27:87
وَيَوْمَve günwayawmaيُنفَخُüfleneceğiyunfakhuفِىSur'afīٱلصُّورِthe trumpetl-ṣūriفَفَزِعَkorku içinde kalırlar (bayılır)fafaziʿaمَنkimselermanفِىgöklerde bulunanfīٱلسَّمَـٰوَٰتِthe heavensl-samāwātiوَمَنve kimselerwamanفِىve yerde bulunanfīٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiإِلَّاdışındakiillāمَنkimselermanشَآءَdilediklerishāaٱللَّهُ ۚAllah'ınl-lahuوَكُلٌّve hepsiwakullunأَتَوْهُO'na gelirleratawhuدَٰخِرِينَboyun bükerekdākhirīna٨٧
Sura üfürüldüğü gün, Allah'ın diledikleri bir yana, göklerde olanlar da yerde olanlar da, korku içinde kalırlar. Hepsi Allah'a boyunları bükülmüş olarak gelirler.
27:88
وَتَرَىgörürsünwatarāٱلْجِبَالَdağlarıl-jibālaتَحْسَبُهَاsandığıntaḥsabuhāجَامِدَةًۭcansızjāmidatanوَهِىَowahiyaتَمُرُّyürümektedirtamurruمَرَّyürümesi gibimarraٱلسَّحَابِ ۚbulutunl-saḥābiصُنْعَyapısıdırṣun'ʿaٱللَّهِAllah'ınl-lahiٱلَّذِىٓgayet iyi yapanalladhīأَتْقَنَperfectedatqanaكُلَّherkullaشَىْءٍ ۚşeyishayinإِنَّهُۥdoğrusu Oinnahuخَبِيرٌۢhaber almaktadırkhabīrunبِمَاşeyleribimāتَفْعَلُونَyaptıklarınıztafʿalūna٨٨
Dağları yerinde donmuş gibi durur görürsün, oysa onlar bulutlar gibi geçerler. Bu her şeyi sağlam tutan Allah'ın işidir. Doğrusu O, yaptıklarınızdan haberdardır.
27:89
مَنkimmanجَآءَgetirirsejāaبِٱلْحَسَنَةِiyilikbil-ḥasanatiفَلَهُۥona vardırfalahuخَيْرٌۭdaha hayırlısıkhayrunمِّنْهَاondanmin'hāوَهُمve onlarwahumمِّنkorkudan uzaktırlarminفَزَعٍۢ(the) terrorfazaʿinيَوْمَئِذٍo günyawma-idhinءَامِنُونَgüven içindedirlerāminūna٨٩
Kim bir iyilik getirirse, ona daha iyisi verilir. Onlar o günün korkusundan güvendedirler.
27:90
وَمَنve kimwamanجَآءَgetirirsejāaبِٱلسَّيِّئَةِkötülükbil-sayi-atiفَكُبَّتْyıkılırfakubbatوُجُوهُهُمْonların yüzleriwujūhuhumفِىcehennemefīٱلنَّارِthe Firel-nāriهَلْcezalandırılıyorsunuz-mi?halتُجْزَوْنَcezalandırılıyorsunuztuj'zawnaإِلَّاexceptillāمَاşeylerdenmāكُنتُمْolduğunuzkuntumتَعْمَلُونَyapıyor(lar)taʿmalūna٩٠
Kötülük getiren kimseler, yüzükoyun ateşe atılırlar. "Yaptıklarınızdan başka bir şeyle mi cezalandırılacaksınız?" denir.
27:91
إِنَّمَآelbetteinnamāأُمِرْتُben emrolundumumir'tuأَنْsadece kulluk etmekleanأَعْبُدَI worshipaʿbudaرَبَّRabbinerabbaهَـٰذِهِbuhādhihiٱلْبَلْدَةِkentinl-baldatiٱلَّذِىOalladhīحَرَّمَهَاburayı saygıdeğer kıldıḥarramahāوَلَهُۥve O'nundurwalahuكُلُّherkulluشَىْءٍۢ ۖşeyshayinوَأُمِرْتُve bana emredildiwa-umir'tuأَنْolmamanأَكُونَI beakūnaمِنَmüslümanlardanminaٱلْمُسْلِمِينَthe Muslimsl-mus'limīna٩١
De ki: "Ben, yalnız her şeyin sahibi olan ve bu kutlu kılınmış şehrin Rabbine kulluk etmekle emrolundum. Müslümanlardan olmakla ve Kuran okumakla emrolundum." Kim doğru yolu bulmuşsa, yalnız kendisi için bulmuş olur, kim sapıtmışsa kendine etmiş olur. De ki: "Ben sadece, uyaranlardan biriyim."
27:92
وَأَنْve (emredildi)wa-anأَتْلُوَا۟okumam;atluwāٱلْقُرْءَانَ ۖKur'anl-qur'ānaفَمَنِşimdi kimfamaniٱهْتَدَىٰyola gelirseih'tadāفَإِنَّمَاelbettefa-innamāيَهْتَدِىyola gelmiş oluryahtadīلِنَفْسِهِۦ ۖkendi yararınalinafsihiوَمَنve kimwamanضَلَّsaparsaḍallaفَقُلْde kifaqulإِنَّمَآelbetteinnamāأَنَا۠benanāمِنَancak uyarıcılardanımminaٱلْمُنذِرِينَthe warnersl-mundhirīna٩٢
De ki: "Ben, yalnız her şeyin sahibi olan ve bu kutlu kılınmış şehrin Rabbine kulluk etmekle emrolundum. Müslümanlardan olmakla ve Kuran okumakla emrolundum." Kim doğru yolu bulmuşsa, yalnız kendisi için bulmuş olur, kim sapıtmışsa kendine etmiş olur. De ki: "Ben sadece, uyaranlardan biriyim."
27:93
وَقُلِve de kiwaquliٱلْحَمْدُhamdolsunl-ḥamduلِلَّهِAllah'alillahiسَيُرِيكُمْO size göstereceksayurīkumءَايَـٰتِهِۦayetleriniāyātihiفَتَعْرِفُونَهَا ۚsiz de onları tanıyacaksınızfataʿrifūnahāوَمَاve değildirwamāرَبُّكَRabbinrabbukaبِغَـٰفِلٍgafilbighāfilinعَمَّاşeylerdenʿammāتَعْمَلُونَyaptıklarınıztaʿmalūna٩٣
De ki: "Hamd Allah'a mahsustur. O, ayetlerini size gösterecek, siz de onları bileceksiniz." Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir.
—
—
—
—
Loading…