28
Kasas
القصص
Kasas Suresi (القصص), Kur’an-ı Kerim’in 28. suresidir — Mekki, 88 ayetten oluşan bir suredir. Mekkî sureler, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Medine’ye hicretinden önce inmiştir ve genellikle iman, Allah’ın birliği ve ahiret üzerinde durur.
Bookmarks (0)
No bookmarks yet. Click the bookmark icon next to any ayah to save it.
Besmele
بِسْمِadıylabis'miٱللَّهِAllah'ınl-lahiٱلرَّحْمَـٰنِRahmanl-raḥmāniٱلرَّحِيمِRahiml-raḥīmi
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
28:1
طسٓمٓTa sin mimtta-seen-meem١
Ta, Sin, Mim.
28:2
تِلْكَşunlartil'kaءَايَـٰتُayetleridirāyātuٱلْكِتَـٰبِKitabınl-kitābiٱلْمُبِينِapaçıkl-mubīni٢
Bunlar apaçık Kitap'ın ayetleridir.
28:3
نَتْلُوا۟okuyacağıznatlūعَلَيْكَsanaʿalaykaمِنbir parçayıminنَّبَإِhaberindennaba-iمُوسَىٰMusamūsāوَفِرْعَوْنَve Fir'avn'ınwafir'ʿawnaبِٱلْحَقِّgerçek olarakbil-ḥaqiلِقَوْمٍۢbir toplum içinliqawminيُؤْمِنُونَinananyu'minūna٣
İnanan bir millet için, sana Musa ve Firavun olayını olduğu gibi anlatacağız.
28:4
إِنَّşüphesizinnaفِرْعَوْنَFir'avnfir'ʿawnaعَلَاululandı (zorbalığa kalktı)ʿalāفِىyeryüzündefīٱلْأَرْضِthe landl-arḍiوَجَعَلَve böldüwajaʿalaأَهْلَهَاhalkınıahlahāشِيَعًۭاçeşitli gruplarashiyaʿanيَسْتَضْعِفُeziyorduyastaḍʿifuطَآئِفَةًۭbir zümreyiṭāifatanمِّنْهُمْonlardanmin'humيُذَبِّحُkesiyorduyudhabbiḥuأَبْنَآءَهُمْoğullarınıabnāahumوَيَسْتَحْىِۦve sağ bırakıyorduwayastaḥyīنِسَآءَهُمْ ۚkadınlarınınisāahumإِنَّهُۥçünkü oinnahuكَانَidikānaمِنَbozgunculardanminaٱلْمُفْسِدِينَthe corruptersl-muf'sidīna٤
Firavun memleketin başına geçti ve halkını fırkalara ayırdı. İçlerinden bir topluluğu güçsüz bularak onların oğullarını boğazlıyor, kadınları sağ bırakıyordu; çünkü o, bozguncunun biriydi.
28:5
وَنُرِيدُbiz istiyordukwanurīduأَنlutfetmeyianنَّمُنَّbestow a favornamunnaعَلَىüzerineʿalāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaٱسْتُضْعِفُوا۟ezilen(ler)us'tuḍ'ʿifūفِىo yerdefīٱلْأَرْضِthe landl-arḍiوَنَجْعَلَهُمْve onları yapmayıwanajʿalahumأَئِمَّةًۭönderlera-immatanوَنَجْعَلَهُمُve onları kılmayıwanajʿalahumuٱلْوَٰرِثِينَmirasçıl-wārithīna٥
Biz, memlekette güçsüz sayılanlara iyilikte bulunmak, onları önderler kılmak, onları varis yapmak, memlekete yerleştirmek; Firavun, Haman ve her ikisinin askerlerine, çekinmekte oldukları şeyleri göstermek istiyorduk.
28:6
وَنُمَكِّنَve iktidara getirmeyiwanumakkinaلَهُمْonlarılahumفِىo yerdefīٱلْأَرْضِthe landl-arḍiوَنُرِىَve göstermeyiwanuriyaفِرْعَوْنَFir'avn'afir'ʿawnaوَهَـٰمَـٰنَve Haman'awahāmānaوَجُنُودَهُمَاve askerlerinewajunūdahumāمِنْهُمonlardanmin'humمَّاşeyimāكَانُوا۟olduklarıkānūيَحْذَرُونَkorkmuşyaḥdharūna٦
Biz, memlekette güçsüz sayılanlara iyilikte bulunmak, onları önderler kılmak, onları varis yapmak, memlekete yerleştirmek; Firavun, Haman ve her ikisinin askerlerine, çekinmekte oldukları şeyleri göstermek istiyorduk.
28:7
وَأَوْحَيْنَآve vahyettikwa-awḥaynāإِلَىٰٓannesineilāأُمِّ(the) motherummiمُوسَىٰٓMusa'nınmūsāأَنْdiyeanأَرْضِعِيهِ ۖO(çocuğu)nu emzirarḍiʿīhiفَإِذَاne zaman kifa-idhāخِفْتِkorkarsankhif'tiعَلَيْهِbaşına bir şey gelmesindenʿalayhiفَأَلْقِيهِonu bırakfa-alqīhiفِىsuyafīٱلْيَمِّthe riverl-yamiوَلَاvewalāتَخَافِىkorkmatakhāfīوَلَاvewalāتَحْزَنِىٓ ۖüzülmetaḥzanīإِنَّاelbette bizinnāرَآدُّوهُonu tekrar geri vereceğizrāddūhuإِلَيْكِsanailaykiوَجَاعِلُوهُve onu yapacağızwajāʿilūhuمِنَelçilerdenminaٱلْمُرْسَلِينَthe Messengersl-mur'salīna٧
Musa'nın annesine: "Çocuğu emzir, başına gelecekten korktuğun zaman onu suya bırak; korkma, üzülme; Biz şüphesiz onu sana döndüreceğiz ve peygamber yapacağız" diye bildirmiştik.
28:8
فَٱلْتَقَطَهُۥٓnihayet onu aldıfal-taqaṭahuءَالُailesiāluفِرْعَوْنَFir'avnfir'ʿawnaلِيَكُونَolsunası içinliyakūnaلَهُمْkendilerinelahumعَدُوًّۭاbir düşmanʿaduwwanوَحَزَنًا ۗve başlarına derdwaḥazananإِنَّgerçekteninnaفِرْعَوْنَFir'avnfir'ʿawnaوَهَـٰمَـٰنَve Hamanwahāmānaوَجُنُودَهُمَاve askerleriwajunūdahumāكَانُوا۟yanılıyorlardıkānūخَـٰطِـِٔينَsinnerskhāṭiīna٨
Firavun'un adamları onu almışlardı. Firavun, Haman ve askerleri, suçlu olduklarından, o onlara düşman ve başlarına da dert olacaktı.
28:9
وَقَالَتِve dedi kiwaqālatiٱمْرَأَتُkarısıim'ra-atuفِرْعَوْنَFir'avn'ınfir'ʿawnaقُرَّتُaydınlığıqurratuعَيْنٍۢgözʿayninلِّىbana dalīوَلَكَ ۖve sana dawalakaلَاonu öldürmeyinlāتَقْتُلُوهُkill himtaqtulūhuعَسَىٰٓbelkiʿasāأَنdiyeanيَنفَعَنَآbize yararı dokunuryanfaʿanāأَوْya daawنَتَّخِذَهُۥonu ediniriznattakhidhahuوَلَدًۭاevladwaladanوَهُمْve onlarwahumلَاanlamıyorlardılāيَشْعُرُونَperceiveyashʿurūna٩
Firavun'un karısı: "Benim de senin de gözün aydın olsun! Onu öldürmeyiniz, belki bize faydalı olur yahut onu oğul ediniriz" dedi. Aslında işin farkında değillerdi.
28:10
وَأَصْبَحَve sabahladıwa-aṣbaḥaفُؤَادُgönlüfuāduأُمِّannesininummiمُوسَىٰMusa'nınmūsāفَـٰرِغًا ۖbomboştufārighanإِنneredeyseinكَادَتْshe was nearkādatلَتُبْدِىaçığa vuracaktılatub'dīبِهِۦonubihiلَوْلَآeğer olmasaydıklawlāأَنbiz iyice pekiştirmişanرَّبَطْنَاWe strengthenedrabaṭnāعَلَىٰüzerineʿalāقَلْبِهَاonun kalbiqalbihāلِتَكُونَolması içinlitakūnaمِنَinananlardanminaٱلْمُؤْمِنِينَthe believersl-mu'minīna١٠
Musa'nın annesi, gönlü bomboş sabahı etti, oğlundan başka bir şey düşünemiyordu. Allah'ın vaadine iyice inanması için kalbini pekiştirmeseydik, neredeyse saraya alınan çocuğun kendi oğlu olduğunu açığa vuracaktı.
28:11
وَقَالَتْve dedi kiwaqālatلِأُخْتِهِۦkızkardeşineli-ukh'tihiقُصِّيهِ ۖonu takip etquṣṣīhiفَبَصُرَتْo da gözetledifabaṣuratبِهِۦonubihiعَنuzaktanʿanجُنُبٍۢa distancejunubinوَهُمْve onlarwahumلَاfarkına varmadanlāيَشْعُرُونَperceiveyashʿurūna١١
Musa'nın ablasına: "Onu izle" dedi. O da, kimse farkına varmadan, Musa'yı uzaktan gözetledi.
28:12
۞ وَحَرَّمْنَاve haram etmiştikwaḥarramnāعَلَيْهِonaʿalayhiٱلْمَرَاضِعَsüt anneleril-marāḍiʿaمِنdaha önceminقَبْلُbeforeqabluفَقَالَتْdedi kifaqālatهَلْsize göstereyimmi?halأَدُلُّكُمْdirect youadullukumعَلَىٰٓhalkını (aile)ʿalāأَهْلِ(the) peopleahliبَيْتٍۢbir ev (aile)baytinيَكْفُلُونَهُۥonun bakımını üstlenecekyakfulūnahuلَكُمْsizin içinlakumوَهُمْve onlarwahumلَهُۥonalahuنَـٰصِحُونَöğüt vereceknāṣiḥūna١٢
Önceden, süt annelerin memesini kabul etmemesini sağladık. Musa'nın ablası: "Size, sizin adınıza ona bakacak, iyi davranacak bir ev halkını tavsiye edeyim mi?" dedi.
28:13
فَرَدَدْنَـٰهُböylece onu geri verdikfaradadnāhuإِلَىٰٓannesineilāأُمِّهِۦhis motherummihiكَىْiçinkayتَقَرَّaydın olmasıtaqarraعَيْنُهَاgözüʿaynuhāوَلَاvewalāتَحْزَنَüzülmesin (diye)taḥzanaوَلِتَعْلَمَve bilmesi içinwalitaʿlamaأَنَّşüphesiz kiannaوَعْدَva'diwaʿdaٱللَّهِAllah'ınl-lahiحَقٌّۭhaktırḥaqqunوَلَـٰكِنَّve fakatwalākinnaأَكْثَرَهُمْçoklarıaktharahumلَاbilmezlerlāيَعْلَمُونَknowyaʿlamūna١٣
Böylece onu, annesinin gözü aydın olsun, üzülmesin, Allah'ın verdiği sözün gerçek olduğunu bilsin diye, ona geri çevirdik. Fakat çoğu bilmezler.
28:14
وَلَمَّاne zaman kiwalammāبَلَغَ(Musa) erişincebalaghaأَشُدَّهُۥgüçlü çağınaashuddahuوَٱسْتَوَىٰٓve olgunlaşıncawa-is'tawāءَاتَيْنَـٰهُbiz ona verdikātaynāhuحُكْمًۭاhükümḥuk'manوَعِلْمًۭا ۚve ilimwaʿil'manوَكَذَٰلِكَişte böylewakadhālikaنَجْزِىmükafatlandırırıznajzīٱلْمُحْسِنِينَgüzel davrananlarıl-muḥ'sinīna١٤
Musa erginlik çağına gelip olgunlaşınca, ona hikmet ve ilim verdik. İyi davrananları böyle mükafatlandırırız.
28:15
وَدَخَلَve girdiwadakhalaٱلْمَدِينَةَşehrel-madīnataعَلَىٰbir sıradaʿalāحِينِa timeḥīniغَفْلَةٍۢ(kendisinden) habersiz olduğughaflatinمِّنْhalkınınminأَهْلِهَاits peopleahlihāفَوَجَدَve buldufawajadaفِيهَاoradafīhāرَجُلَيْنِiki adamırajulayniيَقْتَتِلَانِöldüresiye dövüşürlerkenyaqtatilāniهَـٰذَاbirihādhāمِنkendi taraftarlarındanminشِيعَتِهِۦhis partyshīʿatihiوَهَـٰذَاve öbürü dewahādhāمِنْdüşmanlarındanminعَدُوِّهِۦ ۖhis enemyʿaduwwihiفَٱسْتَغَـٰثَهُ(Musa'dan) yardım istedifa-is'taghāthahuٱلَّذِىolan kimsealladhīمِنkendi taraftarlarındanminشِيعَتِهِۦhis partyshīʿatihiعَلَىkarşıʿalāٱلَّذِىolanaalladhīمِنْdüşmanlarındanminعَدُوِّهِۦhis enemyʿaduwwihiفَوَكَزَهُۥbir yumruk indirdifawakazahuمُوسَىٰMusamūsāفَقَضَىٰişini bitirdifaqaḍāعَلَيْهِ ۖonunʿalayhiقَالَ(sonra) dedi kiqālaهَـٰذَاbuhādhāمِنْişindendirminعَمَلِ(the) deedʿamaliٱلشَّيْطَـٰنِ ۖşeytanınl-shayṭāniإِنَّهُۥo gerçekteninnahuعَدُوٌّۭbir düşmandırʿaduwwunمُّضِلٌّۭşaşırtıcımuḍillunمُّبِينٌۭapaçıkmubīnun١٥
Musa, halkının haberi olmadığı bir zamanda, şehre girdi. Biri kendi adamlarından, diğeri de düşmanı olan iki adamı döğüşür buldu. Kendi tarafından olan kimse, düşmanına karşı ondan yardım istedi. Musa, onun düşmanına bir yumruk vurdu; ölümüne sebep oldu. "Bu şeytanin işidir; çünkü o apaçık, saptıran bir düşmandır" dedi.
28:16
قَالَdediqālaرَبِّRabbimrabbiإِنِّىgerçekten beninnīظَلَمْتُzulmettimẓalamtuنَفْسِىnefsimenafsīفَٱغْفِرْbağışlafa-igh'firلِىbenilīفَغَفَرَ(Allah) bağışladıfaghafaraلَهُۥٓ ۚonulahuإِنَّهُۥçünkü OinnahuهُوَOhuwaٱلْغَفُورُçok bağışlayandırl-ghafūruٱلرَّحِيمُçok esirgeyendirl-raḥīmu١٦
Musa: "Rabbim! Doğrusu kendime yazık ettim, beni bağışla" dedi. Allah da onu bağışladı. O, şüphesiz bağışlayandır, merhamet edendir.
28:17
قَالَdediqālaرَبِّRabbimrabbiبِمَآhakkı içinbimāأَنْعَمْتَlutfettiğin ni'metleranʿamtaعَلَىَّbanaʿalayyaفَلَنْartık bir dahafalanأَكُونَolmayacağımakūnaظَهِيرًۭاarka çıkanẓahīranلِّلْمُجْرِمِينَsuçlularalil'muj'rimīna١٧
Musa: "Rabbim! Bana verdiğin nimete and olsun ki, suçlulara asla yardımcı olmayacağım" dedi.
28:18
فَأَصْبَحَsabahladıfa-aṣbaḥaفِىşehirdefīٱلْمَدِينَةِthe cityl-madīnatiخَآئِفًۭاkorku içindekhāifanيَتَرَقَّبُgözetleyerekyataraqqabuفَإِذَاbir de baktı kifa-idhāٱلَّذِىkendisinden yardım isteyenalladhīٱسْتَنصَرَهُۥsought his helpis'tanṣarahuبِٱلْأَمْسِdünbil-amsiيَسْتَصْرِخُهُۥ ۚyine feryadediyoryastaṣrikhuhuقَالَdediqālaلَهُۥonalahuمُوسَىٰٓMusamūsāإِنَّكَgerçekten seninnakaلَغَوِىٌّۭbir azgınsınlaghawiyyunمُّبِينٌۭbelli kimubīnun١٨
Şehirde, korku içinde etrafı gözetip dolaşarak sabahladı. Dün kendisinden yardım isteyen kimse bağırarak ondan yine yardım istiyordu. Musa ona: "Doğrusu sen besbelli bir azgınsın" dedi.
28:19
فَلَمَّآnihayetfalammāأَنْisteyinceanأَرَادَhe wantedarādaأَنyakalamakanيَبْطِشَstrikeyabṭishaبِٱلَّذِىolanıbi-alladhīهُوَohuwaعَدُوٌّۭdüşmanʿaduwwunلَّهُمَاikisine delahumāقَالَdedi kiqālaيَـٰمُوسَىٰٓey Musayāmūsāأَتُرِيدُbeni öldürmekmi istiyorsun?aturīduأَنtoanتَقْتُلَنِىkill metaqtulanīكَمَاgibikamāقَتَلْتَöldürdüğünqataltaنَفْسًۢاbir canınafsanبِٱلْأَمْسِ ۖdünbil-amsiإِن(oysa)inتُرِيدُistemiyorsunturīduإِلَّآdışında bir şeyillāأَنolmakanتَكُونَyou becometakūnaجَبَّارًۭاbir zorbajabbāranفِىyeryüzündefīٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiوَمَاvewamāتُرِيدُistemiyorsunturīduأَنolmakanتَكُونَyou betakūnaمِنَarabuluculardanminaٱلْمُصْلِحِينَthe reformersl-muṣ'liḥīna١٩
Musa, ikisinin de düşmanı olan kimseyi yakalamak isteyince: "Ey Musa! Dün bir cana kıydığın gibi bana da mı kıymak istiyorsun? Sen ıslah edenlerden olmak değil, ancak yeryüzünde bir zorba olmak istiyorsun" dedi.
28:20
وَجَآءَve geldiwajāaرَجُلٌۭbir adamrajulunمِّنْöbür ucundanminأَقْصَا(the) farthest endaqṣāٱلْمَدِينَةِşehrinl-madīnatiيَسْعَىٰkoşarakyasʿāقَالَdediqālaيَـٰمُوسَىٰٓey Musayāmūsāإِنَّşüphesiz kiinnaٱلْمَلَأَileri gelenlerl-mala-aيَأْتَمِرُونَaralarında konuşuyorlaryatamirūnaبِكَsenibikaلِيَقْتُلُوكَseni öldürmek içinliyaqtulūkaفَٱخْرُجْsen çık (git)fa-ukh'rujإِنِّىelbette beninnīلَكَsanalakaمِنَöğüt verenlerden(im)minaٱلنَّـٰصِحِينَthe sincere advisorsl-nāṣiḥīna٢٠
Şehrin öbür ucundan koşarak bir adam geldi: "Ey Musa! İleri gelenler, seni öldürmek için aralarında görüşüyorlar. Hemen uzaklaş. Doğrusu ben sana öğüt veriyorum" dedi.
28:21
فَخَرَجَ(Musa) çıktıfakharajaمِنْهَاoradanmin'hāخَآئِفًۭاkorka korkakhāifanيَتَرَقَّبُ ۖkollayarakyataraqqabuقَالَdediqālaرَبِّRabbimrabbiنَجِّنِىbeni kurtarnajjinīمِنَkavimdenminaٱلْقَوْمِthe people l-qawmiٱلظَّـٰلِمِينَzaliml-ẓālimīna٢١
Musa, korku içinde çevresini gözetleyerek oradan çıktı. "Rabbim! Beni zalim milletten kurtar" dedi.
28:22
وَلَمَّاne zaman kiwalammāتَوَجَّهَyönelincetawajjahaتِلْقَآءَtarafınatil'qāaمَدْيَنَMedyenmadyanaقَالَdediqālaعَسَىٰumarım kiʿasāرَبِّىٓRabbimrabbīأَنbeni iletiranيَهْدِيَنِىwill guide meyahdiyanīسَوَآءَdoğrusawāaٱلسَّبِيلِyolal-sabīli٢٢
Medyen'e doğru yöneldiğinde: "Rabbimin bana doğru yolu göstereceğini umarım" dedi.
28:23
وَلَمَّاne zaman kiwalammāوَرَدَvarıncawaradaمَآءَsuyunamāaمَدْيَنَMedyenmadyanaوَجَدَbulduwajadaعَلَيْهِonun başındaʿalayhiأُمَّةًۭbir grubuummatanمِّنَinsanlardanminaٱلنَّاسِmenl-nāsiيَسْقُونَ(hayvanlarını) sularkenyasqūnaوَوَجَدَve bulduwawajadaمِنonların gerisindeminدُونِهِمُbesides themdūnihimuٱمْرَأَتَيْنِiki kızim'ra-atayniتَذُودَانِ ۖsudan menedentadhūdāniقَالَ(Musa) dediqālaمَاnedir?māخَطْبُكُمَا ۖsizin işinizkhaṭbukumāقَالَتَاdediler kiqālatāلَاbiz sulayamayızlāنَسْقِىWe cannot waternasqīحَتَّىٰkadarḥattāيُصْدِرَsulayıp çekilinceyeyuṣ'diraٱلرِّعَآءُ ۖçobanlarl-riʿāuوَأَبُونَاve babamız dawa-abūnāشَيْخٌۭbir ihtiyardırshaykhunكَبِيرٌۭbüyükkabīrun٢٣
Medyen suyuna geldiğinde, davarlarını sulayan bir insan topluluğu buldu. Onlardan başka, hayvanlarını sudan alıkoyan iki kadın gördü. Onlara: "Derdiniz nedir?" dedi. "Çobanlar ayrılana kadar biz sulamayız. Babamız çok yaşlıdır, onun için bu işi biz yapıyoruz" dediler.
28:24
فَسَقَىٰ(Musa) hemen suladıfasaqāلَهُمَاonlarınkinilahumāثُمَّsonrathummaتَوَلَّىٰٓçekilditawallāإِلَىgölgeyeilāٱلظِّلِّthe shadel-ẓiliفَقَالَdedifaqālaرَبِّRabbimrabbiإِنِّىdoğrusu beninnīلِمَآne varsalimāأَنزَلْتَindireceğinanzaltaإِلَىَّbanailayyaمِنْhayırdanminخَيْرٍۢgoodkhayrinفَقِيرٌۭmuhtacımfaqīrun٢٤
Musa onların davarlarını suladı. Sonra gölgeye çekildi: "Rabbim! Doğrusu bana indireceğin hayra muhtacım" dedi.
28:25
فَجَآءَتْهُderken ona geldifajāathuإِحْدَىٰهُمَاo iki kızdan biriiḥ'dāhumāتَمْشِىyürüyerektamshīعَلَىutana utanaʿalāٱسْتِحْيَآءٍۢshynessis'tiḥ'yāinقَالَتْdediqālatإِنَّmuhakkahinnaأَبِىbabamabīيَدْعُوكَseni çağırıyoryadʿūkaلِيَجْزِيَكَödemek içinliyajziyakaأَجْرَücretiniajraمَاsulamanınmāسَقَيْتَyou wateredsaqaytaلَنَا ۚbizim içinlanāفَلَمَّاne zaman kifalammāجَآءَهُۥ(Musa) ona gelincejāahuوَقَصَّve anlatıncawaqaṣṣaعَلَيْهِonaʿalayhiٱلْقَصَصَhikayeyil-qaṣaṣaقَالَdediqālaلَاkorkmalāتَخَفْ ۖfeartakhafنَجَوْتَkurtuldunnajawtaمِنَo kavimdenminaٱلْقَوْمِthe people l-qawmiٱلظَّـٰلِمِينَzaliml-ẓālimīna٢٥
O sırada, kadınlardan biri utana utana yürüyüp ona geldi: "Babam sana sulama ücretini ödemek için seni çağırıyor" dedi. Musa ona gelince, başından geçeni anlattı. O: "Korkma, artık zalim milletten kurtuldun" dedi.
28:26
قَالَتْdediqālatإِحْدَىٰهُمَاo (kız)lardan biriiḥ'dāhumāيَـٰٓأَبَتِey babacağımyāabatiٱسْتَـْٔجِرْهُ ۖbunu (çoban) tutis'tajir'huإِنَّmuhakkakinnaخَيْرَen hayırlısıdırkhayraمَنِücretle tuttuklarınınmaniٱسْتَـْٔجَرْتَyou (can) hireis'tajartaٱلْقَوِىُّen güçlüsüdürl-qawiyuٱلْأَمِينُen güveniliridirl-amīnu٢٦
İki kadından biri: "Babacığım! Onu ücretli olarak tut; ücretle tuttuklarının en iyisi bu güçlü ve güvenilir adamdır" dedi.
28:27
قَالَdedi kiqālaإِنِّىٓelbetteinnīأُرِيدُistiyorumurīduأَنْsana nikahlamakanأُنكِحَكَmarry you tounkiḥakaإِحْدَىbiriniiḥ'dāٱبْنَتَىَّkızımdanib'natayyaهَـٰتَيْنِşu ikihātayniعَلَىٰٓkarşılığındaʿalāأَنbana hizmet etmenanتَأْجُرَنِىyou serve metajuranīثَمَـٰنِىَsekizthamāniyaحِجَجٍۢ ۖyılḥijajinفَإِنْeğerfa-inأَتْمَمْتَtamamlarsanatmamtaعَشْرًۭاon(yıl)aʿashranفَمِنْartıkfaminعِندِكَ ۖo sendendirʿindikaوَمَآben istememwamāأُرِيدُI wishurīduأَنْzahmet vermekanأَشُقَّmake it difficultashuqqaعَلَيْكَ ۚsanaʿalaykaسَتَجِدُنِىٓbeni bulacaksınsatajidunīإِنeğer (İnşallah)inشَآءَdilerse (İnşallah)shāaٱللَّهُAllah (İnşallah)l-lahuمِنَiyilerdenminaٱلصَّـٰلِحِينَthe righteousl-ṣāliḥīna٢٧
Kadınların babası: "Bana sekiz yıl çalışmana karşılık bu iki kızımdan birini sana nikahlamak istiyorum. Eğer on yıla tamamlarsan o senden bir lütuf olur. Ama sana ağırlık vermek istemem. İnşallah beni iyi kimselerden bulacaksın" dedi.
28:28
قَالَ(Musa) dediqālaذَٰلِكَbudhālikaبَيْنِىbenimle aramızdadırbaynīوَبَيْنَكَ ۖsenin arasındawabaynakaأَيَّمَاhangiayyamāٱلْأَجَلَيْنِsüreyil-ajalayniقَضَيْتُyerine getirsemqaḍaytuفَلَاyokturfalāعُدْوَٰنَdüşmanlıkʿud'wānaعَلَىَّ ۖbanaʿalayyaوَٱللَّهُAllahwal-lahuعَلَىٰkarşıʿalāمَاşeyemāنَقُولُdediğimiznaqūluوَكِيلٌۭvekildirwakīlun٢٨
Musa: "Bu seninle benim aramdadır. Bu iki süreden hangisini doldurursam doldurayım bir kötülüğe uğramayacağım. Söylediklerimize Allah vekildir" dedi.
28:29
۞ فَلَمَّاne zaman kifalammāقَضَىٰbitirinceqaḍāمُوسَىMusamūsāٱلْأَجَلَsüreyil-ajalaوَسَارَve yola çıkıncawasāraبِأَهْلِهِۦٓailesiylebi-ahlihiءَانَسَgördüānasaمِن(sağ) yanındaminجَانِبِ(the) directionjānibiٱلطُّورِTur'unl-ṭūriنَارًۭاbir ateşnāranقَالَdedi kiqālaلِأَهْلِهِailesineli-ahlihiٱمْكُثُوٓا۟siz durunum'kuthūإِنِّىٓbeninnīءَانَسْتُgördümānastuنَارًۭاbir ateşnāranلَّعَلِّىٓbelkilaʿallīءَاتِيكُمsize getiririmātīkumمِّنْهَاondanmin'hāبِخَبَرٍbir haberbikhabarinأَوْyahutawجَذْوَةٍۢbir kor (getiririm)jadhwatinمِّنَateştenminaٱلنَّارِthe firel-nāriلَعَلَّكُمْböylecelaʿallakumتَصْطَلُونَısınırsınıztaṣṭalūna٢٩
Musa süreyi doldurunca, ailesiyle birlikte yola çıktı. Tur tarafından bir ateş gördü. Ailesine: "Durunuz, ben bir ateş gördüm; belki oradan size bir haber yahut tutuşmuş bir odun getiririm de ısınabilirsiniz" dedi.
28:30
فَلَمَّآne zaman kifalammāأَتَىٰهَاoraya gelinceatāhāنُودِىَşöyle seslenildinūdiyaمِنkıyısındanminشَـٰطِئِ(the) sideshāṭi-iٱلْوَادِvadininl-wādiٱلْأَيْمَنِsağdakil-aymaniفِىyerdekifīٱلْبُقْعَةِthe place evenl-buq'ʿatiٱلْمُبَـٰرَكَةِmübarekl-mubārakatiمِنَağaçtanminaٱلشَّجَرَةِthe treel-shajaratiأَنdiyeanيَـٰمُوسَىٰٓey Musayāmūsāإِنِّىٓmuhakkak beninnīأَنَاbenimanāٱللَّهُAllahl-lahuرَبُّRabbirabbuٱلْعَـٰلَمِينَalemlerinl-ʿālamīna٣٠
Oraya gelince, kutlu yerdeki vadinin sağ yanındaki ağaç cihetinden: "Ey Musa! Şüphesiz Ben, Alemlerin Rabbi olan Allah'ım" diye seslenildi.
28:31
وَأَنْve diyewa-anأَلْقِatalqiعَصَاكَ ۖasanıʿaṣākaفَلَمَّاzamanfalammāرَءَاهَاgördüğünraāhāتَهْتَزُّ(asa'nın) titreştiğinitahtazzuكَأَنَّهَاgibika-annahāجَآنٌّۭküçük bir yılanjānnunوَلَّىٰkaçtıwallāمُدْبِرًۭاdönüpmud'biranوَلَمْvewalamيُعَقِّبْ ۚarkasına bile bakmadıyuʿaqqibيَـٰمُوسَىٰٓey Musayāmūsāأَقْبِلْdönaqbilوَلَاvewalāتَخَفْ ۖkorkmatakhafإِنَّكَelbette seninnakaمِنَgüvende olanlardansınminaٱلْـَٔامِنِينَthe securel-āminīna٣١
"Değneğini at." Musa, değneğin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, dönüp arkasına bakmadan kaçtı. "Ey Musa! Dön gel; korkma; şüphesiz güvende olanlardansın" denildi.
28:32
ٱسْلُكْsokus'lukيَدَكَeliniyadakaفِىkoynunafīجَيْبِكَyour bosomjaybikaتَخْرُجْçıksıntakhrujبَيْضَآءَbembeyazbayḍāaمِنْolmaksızınminغَيْرِwithoutghayriسُوٓءٍۢbir kusursūinوَٱضْمُمْve çekwa-uḍ'mumإِلَيْكَkendineilaykaجَنَاحَكَkanadını (kollarını)janāḥakaمِنَkorkudan (açılan)minaٱلرَّهْبِ ۖfearl-rahbiفَذَٰنِكَişte bunlarfadhānikaبُرْهَـٰنَانِiki delildirbur'hānāniمِنRabbindenminرَّبِّكَyour LordrabbikaإِلَىٰFir'avn'ailāفِرْعَوْنَFiraunfir'ʿawnaوَمَلَإِي۟هِۦٓ ۚve onun adamlarınawamala-ihiإِنَّهُمْçünkü onlarinnahumكَانُوا۟olmuşlardırkānūقَوْمًۭاbir kavimqawmanفَـٰسِقِينَyoldan çıkanfāsiqīna٣٢
"Elini koynuna koy, lekesiz, bembeyaz çıksın. Korkudan açılan kollarını kendine çek! Bu ikisi Firavun ve erkanına karşı Rabbinin iki delilidir. Doğrusu onlar yoldan çıkmış bir millettir" denildi.
28:33
قَالَdediqālaرَبِّRabbimrabbiإِنِّىbşüphesiz eninnīقَتَلْتُöldürmüştümqataltuمِنْهُمْonlardanmin'humنَفْسًۭاbir kişinafsanفَأَخَافُkorkuyorumfa-akhāfuأَنdiyeanيَقْتُلُونِbeni öldürecekleryaqtulūni٣٣
Musa: "Rabbim! Doğrusu ben onlardan bir cana kıydım. Beni öldürmelerinden korkarım. Kardeşim Harun'un dili benimkinden daha düzgündür. Onu, beni destekleyen bir yardımcı olarak benimle gönder, çünkü beni yalanlamalarından korkarım" dedi.
28:34
وَأَخِىve kardeşimiwa-akhīهَـٰرُونُHarunhārūnuهُوَohuwaأَفْصَحُdaha fasihtir (güzel konuşur)afṣaḥuمِنِّىbendenminnīلِسَانًۭاdil bakımındanlisānanفَأَرْسِلْهُonu gönderfa-arsil'huمَعِىَbenimle berabermaʿiyaرِدْءًۭاbir yardımcı olarakrid'anيُصَدِّقُنِىٓ ۖbeni doğrulayanyuṣaddiqunīإِنِّىٓzira beninnīأَخَافُkorkuyorumakhāfuأَنdiyeanيُكَذِّبُونِbeni yalanlayacaklayukadhibūni٣٤
Musa: "Rabbim! Doğrusu ben onlardan bir cana kıydım. Beni öldürmelerinden korkarım. Kardeşim Harun'un dili benimkinden daha düzgündür. Onu, beni destekleyen bir yardımcı olarak benimle gönder, çünkü beni yalanlamalarından korkarım" dedi.
28:35
قَالَ(Allah) dedi kiqālaسَنَشُدُّkuvvetlendireceğizsanashudduعَضُدَكَsenin pazunuʿaḍudakaبِأَخِيكَkardeşinlebi-akhīkaوَنَجْعَلُve vereceğizwanajʿaluلَكُمَاsizelakumāسُلْطَـٰنًۭاbir yetkisul'ṭānanفَلَاaslafalāيَصِلُونَonlar erişemeycekleryaṣilūnaإِلَيْكُمَا ۚsizeilaykumāبِـَٔايَـٰتِنَآayetlerimiz sayesindebiāyātināأَنتُمَاikinizantumāوَمَنِve kimselerwamaniٱتَّبَعَكُمَاsize uyanittabaʿakumāٱلْغَـٰلِبُونَüstün geleceksinizl-ghālibūna٣٥
Allah: "Seni kardeşinle destekleyeceğiz; ikinize bir kudret vereceğiz ki, onlar size el uzatamayacaklardır. Ayetlerimizle ikiniz ve ikinize uyanlar üstün geleceklerdir" dedi.
28:36
فَلَمَّاne zaman kifalammāجَآءَهُمonlara gelincejāahumمُّوسَىٰMusamūsāبِـَٔايَـٰتِنَاayetlerimizlebiāyātināبَيِّنَـٰتٍۢaçık açıkbayyinātinقَالُوا۟dedilerqālūمَاdeğildirmāهَـٰذَآbuhādhāإِلَّاbaşka bir şeyillāسِحْرٌۭbir büyüdensiḥ'runمُّفْتَرًۭىuydurulmuşmuf'taranوَمَاvewamāسَمِعْنَاişitmediksamiʿ'nāبِهَـٰذَاböyle bir şeybihādhāفِىٓarasındafīءَابَآئِنَاatalarımızābāināٱلْأَوَّلِينَilkl-awalīna٣٦
Musa onlara, apaçık olarak, mucizelerimizle gelince: "Bu sadece uydurma bir sihirdir. Önceki atalarımızdan böylesini işitmemiştik" dediler.
28:37
وَقَالَve dedi kiwaqālaمُوسَىٰMusamūsāرَبِّىٓRabbimrabbīأَعْلَمُdaha iyi biliyoraʿlamuبِمَنkiminbimanجَآءَgetirdiğinijāaبِٱلْهُدَىٰhidayetbil-hudāمِنْkendisinin yanındanminعِندِهِۦfrom Himʿindihiوَمَنve kimewamanتَكُونُait olacağınıtakūnuلَهُۥonunlahuعَـٰقِبَةُsonununʿāqibatuٱلدَّارِ ۖbu (dünya) evin(in)l-dāriإِنَّهُۥmuhakkak kiinnahuلَاolmazlāيُفْلِحُiflahyuf'liḥuٱلظَّـٰلِمُونَzalimlerl-ẓālimūna٣٧
Musa: "Rabbim, katından bir doğruluk rehberini kimin getirdiğini, dünyanın sonunun kimin olacağını daha iyi bilir. Doğrusu zalimler başarıya erişemezler" dedi.
28:38
وَقَالَve dedi kiwaqālaفِرْعَوْنُFir'avnfir'ʿawnuيَـٰٓأَيُّهَاeyyāayyuhāٱلْمَلَأُileri gelenlerl-mala-uمَاbilmiyorummāعَلِمْتُI knowʿalim'tuلَكُمsizin içinlakumمِّنْhiçbirminإِلَـٰهٍbir tanrıilāhinغَيْرِىbenden başkaghayrīفَأَوْقِدْateş yakfa-awqidلِىbenim içinlīيَـٰهَـٰمَـٰنُey Hâmânyāhāmānuعَلَىüzerindeʿalāٱلطِّينِçamurunl-ṭīniفَٱجْعَلve yapfa-ij'ʿalلِّىbanalīصَرْحًۭاbir kuleṣarḥanلَّعَلِّىٓbelkilaʿallīأَطَّلِعُçıkarımaṭṭaliʿuإِلَىٰٓtanrısınailāإِلَـٰهِ(the) GodilāhiمُوسَىٰMusa'nınmūsāوَإِنِّىçünkü benwa-innīلَأَظُنُّهُۥsanıyorum ki ola-aẓunnuhuمِنَyalancılardandırminaٱلْكَـٰذِبِينَthe liarsl-kādhibīna٣٨
Firavun: "Ey ileri gelenler! Sizin benden başka bir tanrınız olduğunu bilmiyorum. Ey Haman! Benim için, toprak üzerine bir ateş yak, tuğla hazırlayıp bana bir kule yap; çıkar belki Musa'nın tanrısını görürüm. Doğrusu onu yalancılardan sanıyorum" dedi.
28:39
وَٱسْتَكْبَرَbüyüklük tasladılarwa-is'takbaraهُوَO (Fir'avn)huwaوَجُنُودُهُۥve askerleriwajunūduhuفِىyeryüzündefīٱلْأَرْضِthe landl-arḍiبِغَيْرِolmaksızınbighayriٱلْحَقِّhakkıl-ḥaqiوَظَنُّوٓا۟ve sandılarwaẓannūأَنَّهُمْkendilerininannahumإِلَيْنَاbizeilaynāلَاdöndürülmeyeceklerinilāيُرْجَعُونَwill be returnedyur'jaʿūna٣٩
O ve askerleri, memlekette, haksız yere büyüklük tasladılar. Gerçekten Bize döndürülmeyeceklerini sandılar.
28:40
فَأَخَذْنَـٰهُbiz de onu tuttukfa-akhadhnāhuوَجُنُودَهُۥve askerleriniwajunūdahuفَنَبَذْنَـٰهُمْve attıkfanabadhnāhumفِىsuyafīٱلْيَمِّ ۖthe seal-yamiفَٱنظُرْbakfa-unẓurكَيْفَnasılkayfaكَانَoldukānaعَـٰقِبَةُsonuʿāqibatuٱلظَّـٰلِمِينَzalimlerinl-ẓālimīna٤٠
Biz de, onu ve askerlerini yakalayıp suya attık. Zalimlerin sonunun nasıl olduğuna bir bak.
28:41
وَجَعَلْنَـٰهُمْve biz onları yaptıkwajaʿalnāhumأَئِمَّةًۭönderlera-immatanيَدْعُونَçağıranyadʿūnaإِلَىateşeilāٱلنَّارِ ۖthe Firel-nāriوَيَوْمَve günüwayawmaٱلْقِيَـٰمَةِkıyametl-qiyāmatiلَاaslalāيُنصَرُونَyardım olunmazlaryunṣarūna٤١
Onları, ateşe çağıran önderler kıldık; kıyamet günü yardım görmezler.
28:42
وَأَتْبَعْنَـٰهُمْve onların ardına taktıkwa-atbaʿnāhumفِىbufīهَـٰذِهِthishādhihiٱلدُّنْيَاdünyada;l-dun'yāلَعْنَةًۭ ۖbir la'netlaʿnatanوَيَوْمَve günü isewayawmaٱلْقِيَـٰمَةِkıyametl-qiyāmatiهُمonlarhumمِّنَçirkinleştirilenlerdendirminaٱلْمَقْبُوحِينَthe despisedl-maqbūḥīna٤٢
Bu dünyada laneti ardlarına taktık; onlar kıyamet gününde de iğrenç kimselerden olacaklardır.
28:43
وَلَقَدْve andolsunwalaqadءَاتَيْنَاbiz verdikātaynāمُوسَىMusa'yamūsāٱلْكِتَـٰبَKitabıl-kitābaمِنۢsonraminبَعْدِafter [what]baʿdiمَآhelak ettiktenmāأَهْلَكْنَاWe had destroyedahlaknāٱلْقُرُونَnesilleril-qurūnaٱلْأُولَىٰilkl-ūlāبَصَآئِرَbir aydınlanma olanbaṣāiraلِلنَّاسِinsanlar içinlilnnāsiوَهُدًۭىve hidayet olanwahudanوَرَحْمَةًۭve rahmet olanwaraḥmatanلَّعَلَّهُمْbelki onlarlaʿallahumيَتَذَكَّرُونَdüşünür öğüt alırlaryatadhakkarūna٤٣
And olsun ki, Musa'ya, ilk nesilleri yok ettikten sonra, insanlar düşünsünler diye Kitap'ı, açık belgeler, doğruluk rehberi ve rahmet olarak verdik.
28:44
وَمَاvewamāكُنتَsen değildinkuntaبِجَانِبِtarafındabijānibiٱلْغَرْبِىِّbatıl-gharbiyiإِذْvakitidhقَضَيْنَآyaptığımızqaḍaynāإِلَىٰMusa'yailāمُوسَىMusamūsāٱلْأَمْرَo işil-amraوَمَاvewamāكُنتَdeğildinkuntaمِنَgörenlerdenminaٱلشَّـٰهِدِينَthe witnessesl-shāhidīna٤٤
Musa'ya hükmümüzü bildirdiğimiz zaman, sen batı yönünde, (Musa'yı bekleyenler arasında) değildin, onu görenler arasında da yoktun.
28:45
وَلَـٰكِنَّآfakat bizwalākinnāأَنشَأْنَاyarattıkanshanāقُرُونًۭاbirçok nesillerqurūnanفَتَطَاوَلَgeçtifataṭāwalaعَلَيْهِمُonların üzerindenʿalayhimuٱلْعُمُرُ ۚuzun zamanlarl-ʿumuruوَمَاvewamāكُنتَsen değildinkuntaثَاوِيًۭاoturmuşthāwiyanفِىٓarasındafīأَهْلِhalkıahliمَدْيَنَMedyenmadyanaتَتْلُوا۟okusaydıntatlūعَلَيْهِمْbunlaraʿalayhimءَايَـٰتِنَاayetlerimiziāyātināوَلَـٰكِنَّاlakinwalākinnāكُنَّاbizizkunnāمُرْسِلِينَelçi olarak gönderenmur'silīna٤٥
Ama biz nice nesiller var etmiştik. Sen, Medyen halkı arasında bulunup, onlara ayetlerimizi okumuyordun, fakat o haberleri sana gönderen Biziz.
28:46
وَمَاvewamāكُنتَsen değildinkuntaبِجَانِبِyanındabijānibiٱلطُّورِTur'unl-ṭūriإِذْzamanidhنَادَيْنَاseslendiğimiznādaynāوَلَـٰكِنfakatwalākinرَّحْمَةًۭbir rahmet olarakraḥmatanمِّنRabbindenminرَّبِّكَyour Lordrabbikaلِتُنذِرَuyarasın diyelitundhiraقَوْمًۭاtoplumuqawmanمَّآkendilerine gelmemiş olanmāأَتَىٰهُم(had) come to thematāhumمِّنhiçminنَّذِيرٍۢbir uyarıcınadhīrinمِّنsenden önceminقَبْلِكَbefore youqablikaلَعَلَّهُمْbelkilaʿallahumيَتَذَكَّرُونَdüşünüp öğüt alırlaryatadhakkarūna٤٦
Sen, Musa'ya hitap ettiğimiz zaman Tur'un yanında da değildin. Senden önce kendilerine uyarıcı gelmeyen bir toplumu uyarman için, Rabbinden bir rahmet olarak gönderildin; belki düşünürler.
28:47
وَلَوْلَآkeşke olmasalardıwalawlāأَنbaşlarına geldiği zamananتُصِيبَهُمstruck themtuṣībahumمُّصِيبَةٌۢbir felaketmuṣībatunبِمَاyüzündenbimāقَدَّمَتْyaptıkları (günahları)qaddamatأَيْدِيهِمْkendi elleriyleaydīhimفَيَقُولُوا۟diyeceklerfayaqūlūرَبَّنَاRabbimizrabbanāلَوْلَآkeşkelawlāأَرْسَلْتَgönderseydinarsaltaإِلَيْنَاbizeilaynāرَسُولًۭاbir elçirasūlanفَنَتَّبِعَuysaydıkfanattabiʿaءَايَـٰتِكَayetlerineāyātikaوَنَكُونَve olsaydıkwanakūnaمِنَmü'minlerdenminaٱلْمُؤْمِنِينَthe believersl-mu'minīna٤٧
Yaptıklarından dolayı, başlarına bir musibet geldiğinde: "Rabbimiz! Bize bir peygamber gönderseydin de, ayetlerine uysak ve müminlerden olsaydık olmaz mıydı?" derler.
28:48
فَلَمَّاne zaman kifalammāجَآءَهُمُonlara gelincejāahumuٱلْحَقُّhakl-ḥaquمِنْkatımızdanminعِندِنَاfrom Usʿindināقَالُوا۟dedilerqālūلَوْلَآdeğil miydi?lawlāأُوتِىَverilmeliūtiyaمِثْلَbenzerimith'laمَآnemāأُوتِىَverildiyseūtiyaمُوسَىٰٓ ۚMusa'yamūsāأَوَلَمْinkar etmemişler miydi?awalamيَكْفُرُوا۟they disbelieveyakfurūبِمَآşeyibimāأُوتِىَverilenūtiyaمُوسَىٰMusa'yamūsāمِنdaha önceminقَبْلُ ۖbeforeqabluقَالُوا۟dedilerqālūسِحْرَانِiki büyü!siḥ'rāniتَظَـٰهَرَاbirbirine destek olantaẓāharāوَقَالُوٓا۟ve dedilerwaqālūإِنَّاelbette bizinnāبِكُلٍّۢhepsinibikullinكَـٰفِرُونَinkar ederizkāfirūna٤٨
Ama onlara katımızdan gerçek gelince: "Musa'ya verildiği gibi buna da mucize verilmesi gerekmez mi?" dediler. Daha önce Musa'ya verileni de inkar etmemişler miydi? "Yardımlaşan iki sihir (Tevrat ve Kuran); hepsini inkar edenleriz" dediler.
28:49
قُلْde kiqulفَأْتُوا۟o halde getirinfatūبِكِتَـٰبٍۢbir Kitapbikitābinمِّنْkatındanminعِندِfrom AllahʿindiٱللَّهِAllahl-lahiهُوَohuwaأَهْدَىٰdaha doğru olanahdāمِنْهُمَآbu ikisindenmin'humāأَتَّبِعْهُben ona uyayımattabiʿ'huإِنeğerinكُنتُمْisenizkuntumصَـٰدِقِينَdoğruṣādiqīna٤٩
De ki "Eğer doğru sözlü iseniz, Allah katından, bu ikisinden daha doğru bir Kitap getirin de ona uyayım."
28:50
فَإِنeğerfa-inلَّمْcevap veremezlerselamيَسْتَجِيبُوا۟they respondyastajībūلَكَsanalakaفَٱعْلَمْbil kifa-iʿ'lamأَنَّمَاkesinlikleannamāيَتَّبِعُونَonlar uyuyorlaryattabiʿūnaأَهْوَآءَهُمْ ۚkeyiflerineahwāahumوَمَنْkim olabilir?wamanأَضَلُّdaha sapıkaḍalluمِمَّنِkimsedenmimmaniٱتَّبَعَuyanittabaʿaهَوَىٰهُkendi keyfinehawāhuبِغَيْرِolmadanbighayriهُدًۭىbir yol göstericihudanمِّنَAllahtanminaٱللَّهِ ۚAllahl-lahiإِنَّmuhakkak kiinnaٱللَّهَAllahl-lahaلَاdoğru yola iletmezlāيَهْدِىguideyahdīٱلْقَوْمَkavmil-qawmaٱلظَّـٰلِمِينَzaliml-ẓālimīna٥٠
Eğer, sana cevap veremezlerse, onların sadece heveslerine uyduklarını bil. Allah'tan bir yol gösterici olmadan hevesine uyandan daha sapık kim vardır? Allah zalim milleti şüphesiz ki doğru yola eriştirmez.
28:51
۞ وَلَقَدْve andolsunwalaqadوَصَّلْنَاbiz birbirine bitiştirdikwaṣṣalnāلَهُمُonlar içinlahumuٱلْقَوْلَsözü(müzü)l-qawlaلَعَلَّهُمْbelkilaʿallahumيَتَذَكَّرُونَdüşünüp öğüt alırlaryatadhakkarūna٥١
And olsun ki, Biz vahyi onlara ard arda yetiştirdik; belki düşünürler.
28:52
ٱلَّذِينَkendilerinealladhīnaءَاتَيْنَـٰهُمُverdiklerimizātaynāhumuٱلْكِتَـٰبَKitapl-kitābaمِنbundan önceminقَبْلِهِۦbefore itqablihiهُمonlarhumبِهِۦbu(Kur'a)n'abihiيُؤْمِنُونَinanırlaryu'minūna٥٢
Kendilerine daha önceden kitap verdiklerimiz buna da inanırlar.
28:53
وَإِذَاzamanwa-idhāيُتْلَىٰ(Kur'an) okunduğuyut'lāعَلَيْهِمْonlaraʿalayhimقَالُوٓا۟derlerqālūءَامَنَّاinandıkāmannāبِهِۦٓonabihiإِنَّهُkesinlikle oinnahuٱلْحَقُّbir haktırl-ḥaquمِنRabbimizdenminرَّبِّنَآour Lordrabbināإِنَّاzaten bizinnāكُنَّاidikkunnāمِنondan önce deminقَبْلِهِۦbefore itqablihiمُسْلِمِينَmüslümanlarmus'limīna٥٣
Kuran onlara okunduğu zaman: "Ona inandık, doğrusu o Rabbimizden gelen gerçektir; biz şüphesiz daha önceden müslüman olmuş kimseleriz" derler.
28:54
أُو۟لَـٰٓئِكَişte onlaraulāikaيُؤْتَوْنَveriliryu'tawnaأَجْرَهُمmükafatlarıajrahumمَّرَّتَيْنِiki kezmarratayniبِمَاötürübimāصَبَرُوا۟sabretmelerindenṣabarūوَيَدْرَءُونَve onlar savarlarwayadraūnaبِٱلْحَسَنَةِiyiliklebil-ḥasanatiٱلسَّيِّئَةَkötülüğül-sayi-ataوَمِمَّاve şeydenwamimmāرَزَقْنَـٰهُمْonları rızıklandırdığımızrazaqnāhumيُنفِقُونَinfak ederleryunfiqūna٥٤
İşte onlara, sabırlarından dolayı, ecirleri iki defa verilir; onlar kötülüğü iyilikle savarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan da sarfederler.
28:55
وَإِذَاve zamanwa-idhāسَمِعُوا۟işittiklerisamiʿūٱللَّغْوَboş sözl-laghwaأَعْرَضُوا۟yüz çevirirleraʿraḍūعَنْهُondanʿanhuوَقَالُوا۟ve derlerwaqālūلَنَآbizimdirlanāأَعْمَـٰلُنَاbizim işlerimizaʿmālunāوَلَكُمْve sizindirwalakumأَعْمَـٰلُكُمْsizin işlerinizaʿmālukumسَلَـٰمٌselamsalāmunعَلَيْكُمْsize olsunʿalaykumلَاbiz istemeyizlāنَبْتَغِىwe seeknabtaghīٱلْجَـٰهِلِينَcahilleril-jāhilīna٥٥
Onlar, boş söz işittikleri vakit ondan yüz çevirirler. "Bizim işlediğimiz bize, sizin işlediğiniz sizedir. Size selam olsun, cahillerle ilgilenmeyiz" derler.
28:56
إِنَّكَşüphesiz seninnakaلَاdoğru yola iletemezsinlāتَهْدِىguidetahdīمَنْkimseyimanأَحْبَبْتَsevdiğinaḥbabtaوَلَـٰكِنَّfakatwalākinnaٱللَّهَAllahl-lahaيَهْدِىdoğru yola iletiryahdīمَنkimseyimanيَشَآءُ ۚdilediğiyashāuوَهُوَve Owahuwaأَعْلَمُdaha iyi biliraʿlamuبِٱلْمُهْتَدِينَyola gelecek olanlarıbil-muh'tadīna٥٦
Sen, sevdiğini doğru yola eriştiremezsin, ama Allah, dilediğini doğru yola eriştirir. Doğru yola girecekleri en iyi O bilir.
28:57
وَقَالُوٓا۟ve dediler kiwaqālūإِنeğerinنَّتَّبِعِbiz uyarsaknattabiʿiٱلْهُدَىٰdoğru yolal-hudāمَعَكَseninle berabermaʿakaنُتَخَطَّفْatılırıznutakhaṭṭafمِنْyurdumuzdanminأَرْضِنَآ ۚour landarḍināأَوَلَمْbiz bir mekan vermedik mi?awalamنُمَكِّنWe establishednumakkinلَّهُمْonlaralahumحَرَمًاdokunulmazḥaramanءَامِنًۭاgüvenliāminanيُجْبَىٰٓtoplanıp getirildiğiyuj'bāإِلَيْهِonailayhiثَمَرَٰتُürünlerininthamarātuكُلِّherkulliشَىْءٍۢşeyinshayinرِّزْقًۭاbir rızık olarakriz'qanمِّنkendi katımızdanminلَّدُنَّاUsladunnāوَلَـٰكِنَّfakatwalākinnaأَكْثَرَهُمْçoklarıaktharahumلَاbilmezlerlāيَعْلَمُونَknowyaʿlamūna٥٧
"Seninle beraber doğru yolda gidersek, yurdumuzdan ediliriz" dediler. Onları katımızdan bir rızık olarak her şeyin ürününün toplandığı güvenli ve kutlu bir yere yerleştirmedik mi? Ama çoğu bilmezler.
28:58
وَكَمْve nicesiniwakamأَهْلَكْنَاhelak ettikahlaknāمِنkent(ler)denminقَرْيَةٍۭa townqaryatinبَطِرَتْşımarmışbaṭiratمَعِيشَتَهَا ۖrefah içindemaʿīshatahāفَتِلْكَİşte şunlarfatil'kaمَسَـٰكِنُهُمْonların meskenlerimasākinuhumلَمْoralarda oturulmadılamتُسْكَنhave been inhabitedtus'kanمِّنۢonlardan sonraminبَعْدِهِمْafter thembaʿdihimإِلَّاancakillāقَلِيلًۭا ۖpek azqalīlanوَكُنَّاve biz oldukwakunnāنَحْنُbiznaḥnuٱلْوَٰرِثِينَvarislerl-wārithīna٥٨
Nimet ve refaha karşı nankörlük eden nice şehri yok etmişizdir. İşte yerleri! Kendilerinden sonra pek az kimseler oturabilmiştir. Oralara Biz varis olmuşuzdur.
28:59
وَمَاvewamāكَانَdeğildirkānaرَبُّكَRabbinrabbukaمُهْلِكَhelak edicimuh'likaٱلْقُرَىٰülkeleril-qurāحَتَّىٰkadarḥattāيَبْعَثَgönderinceyeyabʿathaفِىٓ(ülkelerin) anasınafīأُمِّهَاtheir mother (town)ummihāرَسُولًۭاbir elçirasūlanيَتْلُوا۟okuyanyatlūعَلَيْهِمْonlaraʿalayhimءَايَـٰتِنَا ۚayetlerimiziāyātināوَمَاvewamāكُنَّاbiz değilizkunnāمُهْلِكِىhelak edicimuh'likīٱلْقُرَىٰٓülkeleril-qurāإِلَّاolmadanillāوَأَهْلُهَاhalkıwa-ahluhāظَـٰلِمُونَzalimẓālimūna٥٩
Rabbin şehirlerin anasına, onlara ayetlerimizi okuyacak bir peygamber göndermedikçe onları yok etmiş değildir. Zaten Biz yalnız, halkı zalim olan şehirleri yok etmişizdir.
28:60
وَمَآve newamāأُوتِيتُمsize verildiyseūtītumمِّنher şeydenminشَىْءٍۢthingsshayinفَمَتَـٰعُgeçimidirfamatāʿuٱلْحَيَوٰةِhayatınınl-ḥayatiٱلدُّنْيَاdünyal-dun'yāوَزِينَتُهَا ۚve süsüdürwazīnatuhāوَمَاolan isewamāعِندَyanındaʿindaٱللَّهِAllah'ınl-lahiخَيْرٌۭdaha hayırlıdırkhayrunوَأَبْقَىٰٓ ۚve daha kalıcıdırwa-abqāأَفَلَاaklınızı kullanmıyor musunuz?afalāتَعْقِلُونَyou use intellecttaʿqilūna٦٠
Size verilen herhangi bir şey, dünya hayatının bir geçimliği ve süsüdür. Allah katında olan daha iyi ve devamlıdır. Akletmez misiniz?
28:61
أَفَمَنkimse midir?afamanوَعَدْنَـٰهُkendisine vadettiğimizwaʿadnāhuوَعْدًاbir sözwaʿdanحَسَنًۭاgüzelḥasananفَهُوَve ofahuwaلَـٰقِيهِmuhakkak ona kavuşacak olanlāqīhiكَمَنkimse gibikamanمَّتَّعْنَـٰهُkendisine yaşattığımızmattaʿnāhuمَتَـٰعَgeçici zevkinimatāʿaٱلْحَيَوٰةِhayatınınl-ḥayatiٱلدُّنْيَاdünyal-dun'yāثُمَّsonrathummaهُوَohuwaيَوْمَgünüyawmaٱلْقِيَـٰمَةِkıyametl-qiyāmatiمِنَgetirileceklerden olanminaٱلْمُحْضَرِينَthose presentedl-muḥ'ḍarīna٦١
Vadettiğimiz güzel bir nimete kavuşan kimse; dünya hayatında kendisine bir geçimlik verdiğimiz, sonra kıyamet günü azap için getirilen kimse gibi midir?
28:62
وَيَوْمَve o günwayawmaيُنَادِيهِمْ(Allah) onlara seslenerekyunādīhimفَيَقُولُder kifayaqūluأَيْنَnerede?aynaشُرَكَآءِىَbenim ortaklarımshurakāiyaٱلَّذِينَolduklarınıalladhīnaكُنتُمْyou used (to)kuntumتَزْعُمُونَzannettikleriniztazʿumūna٦٢
Allah, o gün onlara seslenir: "Benim ortağım olduklarını iddia ettikleriniz nerededirler?" der.
28:63
قَالَderlerqālaٱلَّذِينَolanlaralladhīnaحَقَّhakḥaqqaعَلَيْهِمُüzerlerineʿalayhimuٱلْقَوْلُsözl-qawluرَبَّنَاRabbimizrabbanāهَـٰٓؤُلَآءِşunlardırhāulāiٱلَّذِينَkimseleralladhīnaأَغْوَيْنَآazdırdıklarımızaghwaynāأَغْوَيْنَـٰهُمْonları azdırdıkaghwaynāhumكَمَاgibikamāغَوَيْنَا ۖkendimiz azdığımızghawaynāتَبَرَّأْنَآuzak olduğumuzutabarranāإِلَيْكَ ۖsana arz ederizilaykaمَاzatenmāكَانُوٓا۟onlar değildikānūإِيَّانَاbizeiyyānāيَعْبُدُونَtapanlardanyaʿbudūna٦٣
Hükmün aleyhlerine gerçekleştiği kimseler: "Rabbimiz! İşte bunlar bizim azdırdığımız kimselerdir. Kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık. Onlardan uzaklaşıp Sana geldik, zaten aslında bize tapmıyorlardı" derler.
28:64
وَقِيلَve denir kiwaqīlaٱدْعُوا۟çağırınid'ʿūشُرَكَآءَكُمْkoştuğunuz ortaklarıshurakāakumفَدَعَوْهُمْonları çağırırlarfadaʿawhumفَلَمْfakatfalamيَسْتَجِيبُوا۟çağrısına cevap vermezleryastajībūلَهُمْbunlarınlahumوَرَأَوُا۟ve karşılarında görürlerwara-awūٱلْعَذَابَ ۚazabıl-ʿadhābaلَوْne olurdulawأَنَّهُمْonlarannahumكَانُوا۟idikānūيَهْتَدُونَyola gelseleryahtadūna٦٤
"Koştuğunuz ortaklarınızı çağırın" denir; onlar da çağırırlar ama, kendilerine cevap veremezler; cehennem azabını görünce doğru yolda olmadıklarına yanarlar.
28:65
وَيَوْمَve günwayawmaيُنَادِيهِمْonlara seslenerekyunādīhimفَيَقُولُder kifayaqūluمَاذَآne?mādhāأَجَبْتُمُcevap verdinizajabtumuٱلْمُرْسَلِينَelçilerel-mur'salīna٦٥
O gün Allah onlara seslenir: "Peygamberlere ne cevap verdiniz?" der.
28:66
فَعَمِيَتْkör olmuşturfaʿamiyatعَلَيْهِمُonlaraʿalayhimuٱلْأَنۢبَآءُhaberlerl-anbāuيَوْمَئِذٍۢo günyawma-idhinفَهُمْve onlarfahumلَاbirbirlerine de soramazlarlāيَتَسَآءَلُونَwill not ask one anotheryatasāalūna٦٦
O gün, haberlere karşı körleşirler, verilecek cevapları kalmaz; birbirlerine de soramazlar.
28:67
فَأَمَّاamafa-ammāمَنkimmanتَابَtevbe edersetābaوَءَامَنَve inanırsawaāmanaوَعَمِلَve yaparsawaʿamilaصَـٰلِحًۭاiyi işṣāliḥanفَعَسَىٰٓumulurfaʿasāأَنkianيَكُونَoluryakūnaمِنَkurtuluşa erenlerdenminaٱلْمُفْلِحِينَthe successful onesl-muf'liḥīna٦٧
Fakat, tevbe eden, inanıp yararlı iş işleyen kimsenin, kurtuluşa erenler arasında bulunması umulur.
28:68
وَرَبُّكَve Rabbinwarabbukaيَخْلُقُyaratıryakhluquمَاnemāيَشَآءُdilerseyashāuوَيَخْتَارُ ۗve seçerwayakhtāruمَاdeğildirmāكَانَthey havekānaلَهُمُonlara aitlahumuٱلْخِيَرَةُ ۚseçiml-khiyaratuسُبْحَـٰنَmünezzehtirsub'ḥānaٱللَّهِAllahl-lahiوَتَعَـٰلَىٰve yücedirwataʿālāعَمَّاşeylerdenʿammāيُشْرِكُونَortak koştuklarıyush'rikūna٦٨
Rabbin dilediğini yaratır ve seçer; onlar için seçim hakkı yoktur. Allah onların koştukları ortaklardan münezzehtir, yücedir.
28:69
وَرَبُّكَve Rabbinwarabbukaيَعْلَمُbiliryaʿlamuمَاneyimāتُكِنُّgizlediğinitukinnuصُدُورُهُمْgöğüslerininṣudūruhumوَمَاve neyiwamāيُعْلِنُونَaçığa vurduğunuyuʿ'linūna٦٩
Rabbin gönüllerinin gizlediklerini ve açığa vurduklarını bilir.
28:70
وَهُوَve OwahuwaٱللَّهُAllah'tırl-lahuلَآolmayanlāإِلَـٰهَtanrıilāhaإِلَّاbaşkaillāهُوَ ۖO'ndanhuwaلَهُO'na mahsusturlahuٱلْحَمْدُhamdl-ḥamduفِىilk olanfīٱلْأُولَىٰthe firstl-ūlāوَٱلْـَٔاخِرَةِ ۖve son olanwal-ākhiratiوَلَهُve O'nundurwalahuٱلْحُكْمُHüküml-ḥuk'muوَإِلَيْهِve O'nawa-ilayhiتُرْجَعُونَdöndürüleceksiniztur'jaʿūna٧٠
Allah O'dur; O'ndan başka tanrı yoktur. Hamd, dünyada da ahirette de O'nun içindir; hüküm de O'nundur. Yalnız O'na döndürüleceksiniz.
28:71
قُلْde kiqulأَرَءَيْتُمْgördünüz mü?ara-aytumإِنeğerinجَعَلَkılsajaʿalaٱللَّهُAllahl-lahuعَلَيْكُمُüzerinizeʿalaykumuٱلَّيْلَgeceyial-laylaسَرْمَدًاsüreklisarmadanإِلَىٰgününe kadarilāيَوْمِ(the) Dayyawmiٱلْقِيَـٰمَةِkıyametl-qiyāmatiمَنْkimdir?manإِلَـٰهٌtanrıilāhunغَيْرُbaşkaghayruٱللَّهِAllah'tanl-lahiيَأْتِيكُمsize getirecekyatīkumبِضِيَآءٍ ۖışıkbiḍiyāinأَفَلَاişitmiyor musunuz?afalāتَسْمَعُونَyou heartasmaʿūna٧١
De ki: "Söyler misiniz? Eğer Allah geceyi üzerinize kıyamete kadar uzatsaydı, Allah'tan başka hangi tanrı size bir ışık getirebilir? Dinlemez misiniz?"
28:72
قُلْde kiqulأَرَءَيْتُمْbaksanızaara-aytumإِنeğerinجَعَلَkılsajaʿalaٱللَّهُAllahl-lahuعَلَيْكُمُüzerinizeʿalaykumuٱلنَّهَارَgündüzül-nahāraسَرْمَدًاsüreklisarmadanإِلَىٰgününe kadarilāيَوْمِ(the) Dayyawmiٱلْقِيَـٰمَةِkıyametl-qiyāmatiمَنْkimdir?manإِلَـٰهٌtanrıilāhunغَيْرُbaşkaghayruٱللَّهِAllah'tanl-lahiيَأْتِيكُمsize getirecekyatīkumبِلَيْلٍۢgeceyibilaylinتَسْكُنُونَdinleneceğiniztaskunūnaفِيهِ ۖondafīhiأَفَلَاgörmüyor musunuz?afalāتُبْصِرُونَyou seetub'ṣirūna٧٢
De ki: "Söyleyin: Eğer Allah gündüzü üzerinize kıyamete kadar uzatsaydı, Allah'tan başka hangi tanrı, içinde istirahat edeceğiniz geceyi size getirebilir? Görmez misiniz?"
28:73
وَمِنrahmetinden dolayıwaminرَّحْمَتِهِۦHis Mercyraḥmatihiجَعَلَvar ettijaʿalaلَكُمُsizin içinlakumuٱلَّيْلَgeceyial-laylaوَٱلنَّهَارَve gündüzüwal-nahāraلِتَسْكُنُوا۟dinlenmeniz içinlitaskunūفِيهِondafīhiوَلِتَبْتَغُوا۟ve aramanız içinwalitabtaghūمِنO'nun lutfundanminفَضْلِهِۦHis Bountyfaḍlihiوَلَعَلَّكُمْve umulur kiwalaʿallakumتَشْكُرُونَşükredersiniztashkurūna٧٣
Allah dinlenmeniz için geceyi ve lütfedip verdiği rızkı aramanız için gündüzü meydana getirmiştir. Bunlar, O'nun rahmetinden ötürüdür. Belki artık şükredersiniz.
28:74
وَيَوْمَve o günwayawmaيُنَادِيهِمْonlara seslenerekyunādīhimفَيَقُولُder kifayaqūluأَيْنَnerede?aynaشُرَكَآءِىَortaklarımshurakāiyaٱلَّذِينَoduklarınıalladhīnaكُنتُمْyou used (to)kuntumتَزْعُمُونَsandığınız şeylertazʿumūna٧٤
O gün Allah onlara seslenir: "Benim ortağım olduklarını iddia ettikleriniz nerededir?" der.
28:75
وَنَزَعْنَاve çıkarırızwanazaʿnāمِنher-tenminكُلِّherkulliأُمَّةٍۢnationummatinشَهِيدًۭاbir şahidshahīdanفَقُلْنَاve derizfaqul'nāهَاتُوا۟getirinhātūبُرْهَـٰنَكُمْdelilinizibur'hānakumفَعَلِمُوٓا۟bilirler kifaʿalimūأَنَّkesinlikleannaٱلْحَقَّgerçekl-ḥaqaلِلَّهِAllah'a aittirlillahiوَضَلَّve sapıp giderwaḍallaعَنْهُمkendilerindenʿanhumمَّاşeylermāكَانُوا۟olduklarıkānūيَفْتَرُونَuyduruyor(lar)yaftarūna٧٥
Her ümmetten bir şahit çıkarır ve "kesin delilinizi ortaya koyun" deriz. O zaman, gerçeğin Allah'a ait olduğunu, uydurduklarının kendilerini bırakıp kaçtığını anlarlar.
28:76
۞ إِنَّelbetteinnaقَـٰرُونَKarunqārūnaكَانَidikānaمِنkavmindenminقَوْمِ(the) peopleqawmiمُوسَىٰMusa'nınmūsāفَبَغَىٰazgınlık ettifabaghāعَلَيْهِمْ ۖonlara karşıʿalayhimوَءَاتَيْنَـٰهُve ona vermiştikwaātaynāhuمِنَhazinelerdenminaٱلْكُنُوزِthe treasuresl-kunūziمَآkimāإِنَّmuhakkakinnaمَفَاتِحَهُۥonun anahtarlarımafātiḥahuلَتَنُوٓأُağır geliyordulatanūuبِٱلْعُصْبَةِbir topluluğabil-ʿuṣ'batiأُو۟لِىsahibiulīٱلْقُوَّةِkuvvetl-quwatiإِذْhaniidhقَالَdemişti kiqālaلَهُۥonalahuقَوْمُهُۥkavmiqawmuhuلَاşımarmalāتَفْرَحْ ۖexulttafraḥإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaلَاsevmezlāيُحِبُّloveyuḥibbuٱلْفَرِحِينَşımarıklarıl-fariḥīna٧٦
Karun, Musa'nın milletindendi; ama onlara karşı azdı. Biz ona, anahtarlarını güçlü bir topluluğun zor taşıdığı hazineler vermiştik. Milleti ona: "Böbürlenme, Allah şüphesiz ki böbürlenenleri sevmez. Allah'ın sana verdiği şeylerde, ahiret yurdunu gözet, dünyadaki payını da unutma; Allah'ın sana yaptığı iyilik gibi, sen de iyilik yap; yeryüzünde bozgunculuk isteme; doğrusu Allah bozguncuları sevmez" demişlerdi.
28:77
وَٱبْتَغِve iste (ara)wa-ib'taghiفِيمَآiçindefīmāءَاتَىٰكَsana verdiğiātākaٱللَّهُAllah'ınl-lahuٱلدَّارَyurdunul-dāraٱلْـَٔاخِرَةَ ۖahiretl-ākhirataوَلَاvewalāتَنسَunutmatansaنَصِيبَكَnasibininaṣībakaمِنَdünyadanminaٱلدُّنْيَا ۖthe worldl-dun'yāوَأَحْسِنve iyilik etwa-aḥsinكَمَآgibikamāأَحْسَنَiyilik ettiğiaḥsanaٱللَّهُAllah'ınl-lahuإِلَيْكَ ۖsanailaykaوَلَاvewalāتَبْغِistemetabghiٱلْفَسَادَbozgunculukl-fasādaفِىyeryüzündefīٱلْأَرْضِ ۖthe earthl-arḍiإِنَّçünküinnaٱللَّهَAllahl-lahaلَاsevmezlāيُحِبُّloveyuḥibbuٱلْمُفْسِدِينَbozguncularıl-muf'sidīna٧٧
Karun, Musa'nın milletindendi; ama onlara karşı azdı. Biz ona, anahtarlarını güçlü bir topluluğun zor taşıdığı hazineler vermiştik. Milleti ona: "Böbürlenme, Allah şüphesiz ki böbürlenenleri sevmez. Allah'ın sana verdiği şeylerde, ahiret yurdunu gözet, dünyadaki payını da unutma; Allah'ın sana yaptığı iyilik gibi, sen de iyilik yap; yeryüzünde bozgunculuk isteme; doğrusu Allah bozguncuları sevmez" demişlerdi.
28:78
قَالَdedi kiqālaإِنَّمَآşüphesizinnamāأُوتِيتُهُۥo bana verildiūtītuhuعَلَىٰsayesindeʿalāعِلْمٍbir bilgiʿil'minعِندِىٓ ۚbende bulunanʿindīأَوَلَمْbilmedi mi kiawalamيَعْلَمْhe knowyaʿlamأَنَّşüphesizannaٱللَّهَAllahl-lahaقَدْelbetteqadأَهْلَكَhelak etmiştirahlakaمِنkendisinden öncekiminقَبْلِهِۦbefore himqablihiمِنَarasıdaminaٱلْقُرُونِkuşaklarl-qurūniمَنْnicelerimanهُوَohuwaأَشَدُّdaha güçlüashadduمِنْهُkendisindenmin'huقُوَّةًۭkuvvet bakımındanquwwatanوَأَكْثَرُve daha çokwa-aktharuجَمْعًۭا ۚcemaati bulunanjamʿanوَلَاvewalāيُسْـَٔلُsorulmazyus'aluعَنgünahlarındanʿanذُنُوبِهِمُtheir sinsdhunūbihimuٱلْمُجْرِمُونَsuçlularal-muj'rimūna٧٨
Karun: "Bu servet ancak, bende mevcut bir ilimden ötürü bana verilmiştir" demişti. Allah'ın, önceleri, ondan daha güçlü ve topladığı şey daha fazla olan nice nesilleri yok ettiğini bilmez mi? Suçluların suçları kendilerinden sorulmaz.
28:79
فَخَرَجَ(Karun) çıktıfakharajaعَلَىٰkarşısınaʿalāقَوْمِهِۦkavmininqawmihiفِىiçindefīزِينَتِهِۦ ۖsüsü (debdebesi)zīnatihiقَالَdedi(ler)qālaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaيُرِيدُونَisteyen(ler)yurīdūnaٱلْحَيَوٰةَhayatınıl-ḥayataٱلدُّنْيَاdünyal-dun'yāيَـٰلَيْتَey keşkeyālaytaلَنَاbize verilseydilanāمِثْلَbir benzerimith'laمَآşeyinmāأُوتِىَverilenūtiyaقَـٰرُونُKarun'aqārūnuإِنَّهُۥgerçekten onuninnahuلَذُوvardırladhūحَظٍّşansıḥaẓẓinعَظِيمٍۢbüyükʿaẓīmin٧٩
Karun, ihtişam içinde milletinin karşısına çıktı. Dünya hayatını isteyenler: "Karun'a verildiği gibi bizim de olsa; doğrusu o büyük bir varlık sahibidir" demişlerdi.
28:80
وَقَالَve dedi(ler)waqālaٱلَّذِينَolanlaralladhīnaأُوتُوا۟verilmişūtūٱلْعِلْمَbilgil-ʿil'maوَيْلَكُمْyazık sizewaylakumثَوَابُsevabıthawābuٱللَّهِAllah'ınl-lahiخَيْرٌۭdaha hayırlıdırkhayrunلِّمَنْkimse içinlimanءَامَنَinananāmanaوَعَمِلَve yapanwaʿamilaصَـٰلِحًۭاiyi işlerṣāliḥanوَلَاvewalāيُلَقَّىٰهَآbuna kavuşturulmazyulaqqāhāإِلَّاbaşkasıillāٱلصَّـٰبِرُونَsabredenlerdenl-ṣābirūna٨٠
Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise: "Size yazıklar olsun; Allah'ın mükafatı, inanıp yararlı iş işleyenler için daha iyidir. Ona da ancak sabredenler kavuşabilir" demişlerdi.
28:81
فَخَسَفْنَاnihayet batırdıkfakhasafnāبِهِۦonubihiوَبِدَارِهِve evini barkınıwabidārihiٱلْأَرْضَyerel-arḍaفَمَاolmadıfamāكَانَwaskānaلَهُۥonunlahuمِنhiçbirminفِئَةٍۢtopluluğufi-atinيَنصُرُونَهُۥona yardım edecekyanṣurūnahuمِنkarşıminدُونِbesidesdūniٱللَّهِAllah'al-lahiوَمَاvewamāكَانَdeğildikānaمِنَkendini kurtaranlardanminaٱلْمُنتَصِرِينَthose who (could) defend themselvesl-muntaṣirīna٨١
Sonunda, onu da, sarayını da yerin dibine geçirdik. Allah'a karşı ona yardım edebilecek kimsesi de yoktu; kendini kurtarabilecek kimselerden de değildi.
28:82
وَأَصْبَحَve başladılarwa-aṣbaḥaٱلَّذِينَve isteyenleralladhīnaتَمَنَّوْا۟(had) wishedtamannawمَكَانَهُۥonun yerinde olmayımakānahuبِٱلْأَمْسِdünbil-amsiيَقُولُونَdemeğeyaqūlūnaوَيْكَأَنَّvay demek kiwayka-annaٱللَّهَAllahl-lahaيَبْسُطُbollaştırıyoryabsuṭuٱلرِّزْقَrızkıl-riz'qaلِمَنkimseyelimanيَشَآءُdilediğiyashāuمِنْkullarındanminعِبَادِهِۦHis slavesʿibādihiوَيَقْدِرُ ۖve kısıyorwayaqdiruلَوْلَآolmasaydılawlāأَنlutfetmesianمَّنَّAllah had favoredmannaٱللَّهُAllah'ınl-lahuعَلَيْنَاbizeʿalaynāلَخَسَفَyere batırırdılakhasafaبِنَا ۖbizi debināوَيْكَأَنَّهُۥdemekki gerçektenwayka-annahuلَاiflah olmazlāيُفْلِحُwill succeedyuf'liḥuٱلْكَـٰفِرُونَkafirlerl-kāfirūna٨٢
Daha dün onun yerinde olmayı dileyenler: "Demek Allah kullarından dilediğinin rızkını genişletip bir ölçüye göre veriyor. Eğer Allah bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki inkarcılar başarıya eremezler" demeye başladılar.
28:83
تِلْكَiştetil'kaٱلدَّارُyurdul-dāruٱلْـَٔاخِرَةُahiretl-ākhiratuنَجْعَلُهَاonu veririznajʿaluhāلِلَّذِينَkimselerelilladhīnaلَاistemeyen(ler)lāيُرِيدُونَdesireyurīdūnaعُلُوًّۭاböbürlenmeyiʿuluwwanفِىyeryüzündefīٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiوَلَاve ne dewalāفَسَادًۭا ۚbozguncuğufasādanوَٱلْعَـٰقِبَةُve sonuçwal-ʿāqibatuلِلْمُتَّقِينَsakınanlarındırlil'muttaqīna٨٣
Bu ahiret yurdunu, yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculuğu istemeyen kimselere veririz. Sonuç Allah'a karşı gelmekten sakınanlarındır.
28:84
مَنkimmanجَآءَgetirirsejāaبِٱلْحَسَنَةِbir iyilikbil-ḥasanatiفَلَهُۥona vardırfalahuخَيْرٌۭdaha güzelikhayrunمِّنْهَا ۖondanmin'hāوَمَنve kimwamanجَآءَgetirirsejāaبِٱلسَّيِّئَةِkötülükbil-sayi-atiفَلَاcezalandırılmazfalāيُجْزَىwill be recompensedyuj'zāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaعَمِلُوا۟yapan(lar)ʿamilūٱلسَّيِّـَٔاتِkötülükleril-sayiātiإِلَّاbaşkasıylaillāمَاşeylerdenmāكَانُوا۟olduklarıkānūيَعْمَلُونَyapıyor(lar)yaʿmalūna٨٤
Kim bir iyilik getirirse, ona daha iyisi verilir. Kim bir kötülük getirirse, o kötülükleri işleyenler, ancak yaptıkları kadar ceza görürler.
28:85
إِنَّşüphesizinnaٱلَّذِىkialladhīفَرَضَgerekli kılanfaraḍaعَلَيْكَsanaʿalaykaٱلْقُرْءَانَKur'an'ıl-qur'ānaلَرَآدُّكَelbette seni döndürecektirlarāddukaإِلَىٰvarılacak yereilāمَعَادٍۢ ۚa place of returnmaʿādinقُلde kiqulرَّبِّىٓRabbimrabbīأَعْلَمُbiliraʿlamuمَنkimmanجَآءَgetirmiştirjāaبِٱلْهُدَىٰhidayetbil-hudāوَمَنْve kim;wamanهُوَOhuwaفِىiçindedirfīضَلَـٰلٍۢbir sapıklıkḍalālinمُّبِينٍۢapaçıkmubīnin٨٥
Kuran'a uymayı sana farz kılan Allah, seni döneceğin yere döndürecektir. De ki: "Rabbim kimin doğrulukla geldiğini, kimin apaçık sapıklıkta bulunduğunu en iyi bilendir."
28:86
وَمَاve değildinwamāكُنتَsenkuntaتَرْجُوٓا۟umuyortarjūأَنvahyolunacağınıanيُلْقَىٰٓwould be sent downyul'qāإِلَيْكَsanailaykaٱلْكِتَـٰبُKitabınl-kitābuإِلَّاancakillāرَحْمَةًۭbir rahmet olarakraḥmatanمِّنRabbindenminرَّبِّكَ ۖyour Lordrabbikaفَلَاo haldefalāتَكُونَنَّolmatakūnannaظَهِيرًۭاarkaẓahīranلِّلْكَـٰفِرِينَkafirlerelil'kāfirīna٨٦
Sen, sana bu Kitap'ın verileceğini ummazdın. O ancak Rabbinin bir rahmetidir. Öyleyse sakın inkarcılara yardımcı olma.
28:87
وَلَاve sakınwalāيَصُدُّنَّكَseni alıkoymasınlaryaṣuddunnakaعَنْayetlerindenʿanءَايَـٰتِ(the) VersesāyātiٱللَّهِAllah'ınl-lahiبَعْدَsonrabaʿdaإِذْindirildiktenidhأُنزِلَتْthey have been revealedunzilatإِلَيْكَ ۖsanailaykaوَٱدْعُve da'vet etwa-ud'ʿuإِلَىٰRabbineilāرَبِّكَ ۖyour Lordrabbikaوَلَاvewalāتَكُونَنَّolmatakūnannaمِنَortak koşanlardanminaٱلْمُشْرِكِينَthe polytheistsl-mush'rikīna٨٧
Allah'ın ayetleri sana indirildiğinde sakın seni onlardan alıkoymasınlar. Rabbine çağır, sakın müşriklerden olma.
28:88
وَلَاvewalāتَدْعُyalvarmatadʿuمَعَile berabermaʿaٱللَّهِAllahl-lahiإِلَـٰهًاbir tanrıyailāhanءَاخَرَ ۘbaşkaākharaلَآyokturlāإِلَـٰهَtanrıilāhaإِلَّاbaşkaillāهُوَ ۚO'ndanhuwaكُلُّherkulluشَىْءٍşeyshayinهَالِكٌhelak olacaktırhālikunإِلَّاbaşkaillāوَجْهَهُۥ ۚO'nun yüzü(zatı)ndanwajhahuلَهُO'nundurlahuٱلْحُكْمُHüküml-ḥuk'muوَإِلَيْهِve O'nawa-ilayhiتُرْجَعُونَdöndürüleceksiniztur'jaʿūna٨٨
Allah'la beraber başka tanrı tutup tapma. O'ndan başka tanrı yoktur. O'ndan başka her şey yok olacaktır. Hüküm O'nundur, O'na döndürüleceksiniz.
—
—
—
—
Loading…