29

Ankebut

Mekki 69 Ayet Cüz 20
العنكبوت
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
29:1
الٓمٓ Elif lam mim alif-lam-meem
Elif lam mim
١ (1)
(1)
Elif, Lam, Mim.
29:2
أَحَسِبَ insanlar-mı sandılar? aḥasiba
insanlar-mı sandılar?
ٱلنَّاسُ insanlar l-nāsu
insanlar
أَن bırakılacaklarını an
bırakılacaklarını
يُتْرَكُوٓا۟ they will be left yut'rakū
they will be left
أَن demekle an
demekle
يَقُولُوٓا۟ they say yaqūlū
they say
ءَامَنَّا inandık āmannā
inandık
وَهُمْ onlar wahum
onlar
لَا hiç
hiç
يُفْتَنُونَ sınanmadan yuf'tanūna
sınanmadan
٢ (2)
(2)
And olsun, biz kendilerinden öncekileri de denemişken, insanlar, "İnandık" deyince, denenmeden bırakılacaklarını mı sanırlar? Allah elbette doğruları ortaya koyacak ve elbette yalancıları da ortaya çıkaracaktır.
29:3
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
فَتَنَّا biz sınadık fatannā
biz sınadık
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
مِن onlardan öncekilerden min
onlardan öncekilerden
قَبْلِهِمْ ۖ (were) before them qablihim
(were) before them
فَلَيَعْلَمَنَّ elbette bilecektir falayaʿlamanna
elbette bilecektir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
صَدَقُوا۟ doğruları ṣadaqū
doğruları
وَلَيَعْلَمَنَّ ve bilecektir walayaʿlamanna
ve bilecektir
ٱلْكَـٰذِبِينَ yalancıları l-kādhibīna
yalancıları
٣ (3)
(3)
And olsun, biz kendilerinden öncekileri de denemişken, insanlar, "İnandık" deyince, denenmeden bırakılacaklarını mı sanırlar? Allah elbette doğruları ortaya koyacak ve elbette yalancıları da ortaya çıkaracaktır.
29:4
أَمْ yoksa am
yoksa
حَسِبَ kimseler-mı sandılar? ḥasiba
kimseler-mı sandılar?
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
يَعْمَلُونَ yapan(lar) yaʿmalūna
yapan(lar)
ٱلسَّيِّـَٔاتِ kötülükleri l-sayiāti
kötülükleri
أَن bizi geçeceklerini an
bizi geçeceklerini
يَسْبِقُونَا ۚ they can outrun Us yasbiqūnā
they can outrun Us
سَآءَ ne kötü sāa
ne kötü
مَا hüküm veriyorlar
hüküm veriyorlar
يَحْكُمُونَ they judge yaḥkumūna
they judge
٤ (4)
(4)
Yoksa, kötülük yapanlar Bizden kaçabileceklerini mi sanarlar? Ne kötü hüküm veriyorlar!
29:5
مَن kim man
kim
كَانَ ise kāna
ise
يَرْجُوا۟ umuyor yarjū
umuyor
لِقَآءَ ile buluşmayı liqāa
ile buluşmayı
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz
أَجَلَ (buluşma) vakti ajala
(buluşma) vakti
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
لَـَٔاتٍۢ ۚ gelmektedir laātin
gelmektedir
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
ٱلسَّمِيعُ işitendir l-samīʿu
işitendir
ٱلْعَلِيمُ bilendir l-ʿalīmu
bilendir
٥ (5)
(5)
Allah'la karşılaşmayı uman bilsin ki, Allah'ın bunun için belirttiği vakit gelecektir. O, işitir ve bilir.
29:6
وَمَن ve kim waman
ve kim
جَـٰهَدَ cihad ederse jāhada
cihad ederse
فَإِنَّمَا ancak fa-innamā
ancak
يُجَـٰهِدُ cihad eder yujāhidu
cihad eder
لِنَفْسِهِۦٓ ۚ kendi yararına linafsihi
kendi yararına
إِنَّ elbette inna
elbette
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَغَنِىٌّ zengindir laghaniyyun
zengindir
عَنِ alemlerden ʿani
alemlerden
ٱلْعَـٰلَمِينَ the worlds l-ʿālamīna
the worlds
٦ (6)
(6)
Hak uğrunda cihat eden, ancak kendisi için cihat etmiş olur. Doğrusu Allah, alemlerden müstağnidir.
29:7
وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler
ءَامَنُوا۟ inananlar āmanū
inananlar
وَعَمِلُوا۟ ve yapanlar waʿamilū
ve yapanlar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler
لَنُكَفِّرَنَّ mutlaka örteceğiz lanukaffiranna
mutlaka örteceğiz
عَنْهُمْ onların ʿanhum
onların
سَيِّـَٔاتِهِمْ kötülüklerini sayyiātihim
kötülüklerini
وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ ve onları mükafatlandıracağız walanajziyannahum
ve onları mükafatlandıracağız
أَحْسَنَ en güzeliyle aḥsana
en güzeliyle
ٱلَّذِى olduklarının alladhī
olduklarının
كَانُوا۟ they used kānū
they used
يَعْمَلُونَ yapmış yaʿmalūna
yapmış
٧ (7)
(7)
İnanıp yararlı iş işleyenlerin kötülüklerini, and olsun ki, örteriz; onları, yaptıklarından daha güzeli ile mükafatlandırırız.
29:8
وَوَصَّيْنَا ve biz tavsiye ettik wawaṣṣaynā
ve biz tavsiye ettik
ٱلْإِنسَـٰنَ insana l-insāna
insana
بِوَٰلِدَيْهِ ana babasına biwālidayhi
ana babasına
حُسْنًۭا ۖ iyilik etmeyi ḥus'nan
iyilik etmeyi
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
جَـٰهَدَاكَ onlar seni zorlarlarsa jāhadāka
onlar seni zorlarlarsa
لِتُشْرِكَ ortak koşman için litush'rika
ortak koşman için
بِى bana
bana
مَا bir şeyi
bir şeyi
لَيْسَ olmayan laysa
olmayan
لَكَ senin laka
senin
بِهِۦ hakkında bihi
hakkında
عِلْمٌۭ bilgin ʿil'mun
bilgin
فَلَا asla falā
asla
تُطِعْهُمَآ ۚ onlara ita'at etme tuṭiʿ'humā
onlara ita'at etme
إِلَىَّ banadır ilayya
banadır
مَرْجِعُكُمْ dönüşünüz marjiʿukum
dönüşünüz
فَأُنَبِّئُكُم size haber veririm fa-unabbi-ukum
size haber veririm
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz
تَعْمَلُونَ yapmış taʿmalūna
yapmış
٨ (8)
(8)
Biz, insana, ana ve babasına karşı iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Eğer ana baba, seni bir şeyi körü körüne Bana ortak koşman için zorlarlarsa, o zaman onlara itaat etme. Dönüşünüz Banadır. Yaptıklarınızı size bildiririm.
29:9
وَٱلَّذِينَ ve kimseleri wa-alladhīna
ve kimseleri
ءَامَنُوا۟ inananları āmanū
inananları
وَعَمِلُوا۟ ve yapanları waʿamilū
ve yapanları
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler
لَنُدْخِلَنَّهُمْ sokarız lanud'khilannahum
sokarız
فِى arasına
arasına
ٱلصَّـٰلِحِينَ salihler l-ṣāliḥīna
salihler
٩ (9)
(9)
İnanıp, yararlı iş işleyenleri, and olsun, iyilerin arasına koyarız.
29:10
وَمِنَ ve wamina
ve
ٱلنَّاسِ insanlardan l-nāsi
insanlardan
مَن kimisi man
kimisi
يَقُولُ der yaqūlu
der
ءَامَنَّا inandık āmannā
inandık
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
فَإِذَآ fakat fa-idhā
fakat
أُوذِىَ eziyet edilince ūdhiya
eziyet edilince
فِى uğrunda
uğrunda
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
جَعَلَ sayar jaʿala
sayar
فِتْنَةَ işkencesini fit'nata
işkencesini
ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların
كَعَذَابِ azabı gibi kaʿadhābi
azabı gibi
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَلَئِن ama wala-in
ama
جَآءَ gelse jāa
gelse
نَصْرٌۭ bir yardım naṣrun
bir yardım
مِّن Rabbinden min
Rabbinden
رَّبِّكَ your Lord rabbika
your Lord
لَيَقُولُنَّ andolsun derler ki layaqūlunna
andolsun derler ki
إِنَّا elbette biz de innā
elbette biz de
كُنَّا sizinle beraberdik kunnā
sizinle beraberdik
مَعَكُمْ ۚ with you maʿakum
with you
أَوَلَيْسَ değil midir? awalaysa
değil midir?
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِأَعْلَمَ daha iyi bilen bi-aʿlama
daha iyi bilen
بِمَا bulunanı bimā
bulunanı
فِى göğüslerinde
göğüslerinde
صُدُورِ (the) breasts ṣudūri
(the) breasts
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin
١٠ (10)
(10)
İnsanlardan: "Allah'a inandık" diyenler vardır; ama Allah uğrunda bir ezaya uğratılınca, insanların ezasını Allah'ın azabı gibi tutarlar. Rabbinizden bir yardım gelecek olursa, and olsun ki, "Doğrusu biz sizinle beraberdik" derler. Allah, herkesin kalbinde olanları en iyi bilen değil midir?
29:11
وَلَيَعْلَمَنَّ ve elbette bilir walayaʿlamanna
ve elbette bilir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
ءَامَنُوا۟ inananları āmanū
inananları
وَلَيَعْلَمَنَّ ve elbette bilir walayaʿlamanna
ve elbette bilir
ٱلْمُنَـٰفِقِينَ iki yüzlüleri l-munāfiqīna
iki yüzlüleri
١١ (11)
(11)
Allah elbette inananları bilir ve elbette ikiyüzlüleri de bilir.
29:12
وَقَالَ ve dedi(ler) waqāla
ve dedi(ler)
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar edenler kafarū
inkar edenler
لِلَّذِينَ kimselere lilladhīna
kimselere
ءَامَنُوا۟ inananlara āmanū
inananlara
ٱتَّبِعُوا۟ siz uyun ittabiʿū
siz uyun
سَبِيلَنَا bizim yolumuza sabīlanā
bizim yolumuza
وَلْنَحْمِلْ ve biz taşırız walnaḥmil
ve biz taşırız
خَطَـٰيَـٰكُمْ sizin hatalarınızı khaṭāyākum
sizin hatalarınızı
وَمَا oysa değillerdir wamā
oysa değillerdir
هُم kendileri hum
kendileri
بِحَـٰمِلِينَ taşıyacak biḥāmilīna
taşıyacak
مِنْ onların hatalarından min
onların hatalarından
خَطَـٰيَـٰهُم their sins khaṭāyāhum
their sins
مِّن hiçbir min
hiçbir
شَىْءٍ ۖ şey shayin
şey
إِنَّهُمْ elbette onlar innahum
elbette onlar
لَكَـٰذِبُونَ tamamen yalancıdırlar lakādhibūna
tamamen yalancıdırlar
١٢ (12)
(12)
İnkar edenler inananlara: "Bizim yolumuza uyun da sizin günahlarınızı biz taşıyalım" derler. Oysa onların günahlarından hiçbirini yüklenecek değillerdir. Doğrusu onlar yalancıdırlar.
29:13
وَلَيَحْمِلُنَّ ve onlar taşıyacaklar walayaḥmilunna
ve onlar taşıyacaklar
أَثْقَالَهُمْ kendi yüklerini athqālahum
kendi yüklerini
وَأَثْقَالًۭا ve (başka) yükleri wa-athqālan
ve (başka) yükleri
مَّعَ beraber maʿa
beraber
أَثْقَالِهِمْ ۖ kendi yükleriyle athqālihim
kendi yükleriyle
وَلَيُسْـَٔلُنَّ ve elbette sorguya çekileceklerdir walayus'alunna
ve elbette sorguya çekileceklerdir
يَوْمَ gününde yawma
gününde
ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
عَمَّا şeylerden ʿammā
şeylerden
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
يَفْتَرُونَ uyduruyor(lar) yaftarūna
uyduruyor(lar)
١٣ (13)
(13)
Onlar kendi ağırlıklarını, kendi ağırlıkları yanında daha nice ağırlıkları yüklenecekler ve uydurup durdukları şeylerden kıyamet günü sorguya çekileceklerdir.
29:14
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
أَرْسَلْنَا biz gönderdik arsalnā
biz gönderdik
نُوحًا Nuh'u nūḥan
Nuh'u
إِلَىٰ kavmine ilā
kavmine
قَوْمِهِۦ his people qawmihi
his people
فَلَبِثَ kaldı falabitha
kaldı
فِيهِمْ onların arasında fīhim
onların arasında
أَلْفَ bin alfa
bin
سَنَةٍ seneden sanatin
seneden
إِلَّا eksik illā
eksik
خَمْسِينَ elli khamsīna
elli
عَامًۭا yıl ʿāman
yıl
فَأَخَذَهُمُ sonunda yakaladı fa-akhadhahumu
sonunda yakaladı
ٱلطُّوفَانُ Tufan l-ṭūfānu
Tufan
وَهُمْ haksızlık edenleri wahum
haksızlık edenleri
ظَـٰلِمُونَ (were) wrongdoers ẓālimūna
(were) wrongdoers
١٤ (14)
(14)
And olsun ki, Nuh'u milletine gönderdik; aralarında bin seneden elli yıl eksik kaldı. Sonunda onlar haksızlık yaparken, tufan onları yakalayıverdi.
29:15
فَأَنجَيْنَـٰهُ fakat onu kurtardık fa-anjaynāhu
fakat onu kurtardık
وَأَصْحَـٰبَ ve halkını wa-aṣḥāba
ve halkını
ٱلسَّفِينَةِ gemi l-safīnati
gemi
وَجَعَلْنَـٰهَآ ve onu yaptık wajaʿalnāhā
ve onu yaptık
ءَايَةًۭ bir ibret āyatan
bir ibret
لِّلْعَـٰلَمِينَ alemlere lil'ʿālamīna
alemlere
١٥ (15)
(15)
Ama Biz, Nuh'u ve gemide bulunanları kurtardık ve bunu dünyalara bir ibret kıldık.
29:16
وَإِبْرَٰهِيمَ ve İbrahim(i gönderdik) wa-ib'rāhīma
ve İbrahim(i gönderdik)
إِذْ hani idh
hani
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
لِقَوْمِهِ kavmine liqawmihi
kavmine
ٱعْبُدُوا۟ kulluk edin uʿ'budū
kulluk edin
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
وَٱتَّقُوهُ ۖ ve O'ndan korkun wa-ittaqūhu
ve O'ndan korkun
ذَٰلِكُمْ bu dhālikum
bu
خَيْرٌۭ daha hayırlıdır khayrun
daha hayırlıdır
لَّكُمْ sizin için lakum
sizin için
إِن eğer in
eğer
كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz
تَعْلَمُونَ biliyor(lar) taʿlamūna
biliyor(lar)
١٦ (16)
(16)
İbrahim'i de gönderdik. Milletine: "Allah'a kulluk edin, O'ndan sakının; bilirseniz bu sizin için daha iyidir" dedi.
29:17
إِنَّمَا ancak innamā
ancak
تَعْبُدُونَ siz tapıyorsunuz taʿbudūna
siz tapıyorsunuz
مِن başka min
başka
دُونِ besides dūni
besides
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
أَوْثَـٰنًۭا bir takım putlara awthānan
bir takım putlara
وَتَخْلُقُونَ ve uyduruyorsunuz watakhluqūna
ve uyduruyorsunuz
إِفْكًا ۚ yalan şeyler if'kan
yalan şeyler
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ sizin taptıklarınız alladhīna
sizin taptıklarınız
تَعْبُدُونَ you worship taʿbudūna
you worship
مِن başka min
başka
دُونِ besides dūni
besides
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
لَا güçleri yetmez
güçleri yetmez
يَمْلِكُونَ possess yamlikūna
possess
لَكُمْ size lakum
size
رِزْقًۭا rızık vermeye riz'qan
rızık vermeye
فَٱبْتَغُوا۟ siz arayın fa-ib'taghū
siz arayın
عِندَ yanında ʿinda
yanında
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرِّزْقَ rızkı l-riz'qa
rızkı
وَٱعْبُدُوهُ ve O'na tapın wa-uʿ'budūhu
ve O'na tapın
وَٱشْكُرُوا۟ ve şükredin wa-ush'kurū
ve şükredin
لَهُۥٓ ۖ O'na lahu
O'na
إِلَيْهِ O'na ilayhi
O'na
تُرْجَعُونَ döndürüleceksiniz tur'jaʿūna
döndürüleceksiniz
١٧ (17)
(17)
Siz Allah'ı bırakıp sadece bir takım putlara tapıyor, aslı olmayan sözler uyduruyorsunuz. Doğrusu, Allah'tan başka taptıklarınızın size rızık vermeye güçleri yetmez. Artık rızkı Allah katında arayın. O'na kulluk edin. O'na şükredin. Siz O'na döneceksiniz.
29:18
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
تُكَذِّبُوا۟ yalanlarsanız tukadhibū
yalanlarsanız
فَقَدْ elbette faqad
elbette
كَذَّبَ yalanlamışlardı kadhaba
yalanlamışlardı
أُمَمٌۭ ümmetler de umamun
ümmetler de
مِّن sizden önceki min
sizden önceki
قَبْلِكُمْ ۖ before you qablikum
before you
وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur
عَلَى düşen ʿalā
düşen
ٱلرَّسُولِ elçiye l-rasūli
elçiye
إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey
ٱلْبَلَـٰغُ tebliğ etmekten l-balāghu
tebliğ etmekten
ٱلْمُبِينُ açıkça l-mubīnu
açıkça
١٨ (18)
(18)
Eğer siz Peygamberi yalanlıyorsanız bilin ki, sizden önceki ümmetler de yalanlamışlardı. Peygambere düşen, sadece apaçık tebliğdir.
29:19
أَوَلَمْ görmediler mi? awalam
görmediler mi?
يَرَوْا۟ they see yaraw
they see
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
يُبْدِئُ başlatıyor yub'di-u
başlatıyor
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلْخَلْقَ yaratmayı l-khalqa
yaratmayı
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يُعِيدُهُۥٓ ۚ onu iade ediyor yuʿīduhu
onu iade ediyor
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ذَٰلِكَ bu dhālika
bu
عَلَى göre ʿalā
göre
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
يَسِيرٌۭ kolaydır yasīrun
kolaydır
١٩ (19)
(19)
Allah'ın yaratmaya nasıl başlayıp, sonra onu nasıl tekrar edeceğini anlamazlar mı? Doğrusu bu Allah'a kolaydır.
29:20
قُلْ de ki qul
de ki
سِيرُوا۟ gezin sīrū
gezin
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
فَٱنظُرُوا۟ ve bakın fa-unẓurū
ve bakın
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
بَدَأَ başladı bada-a
başladı
ٱلْخَلْقَ ۚ yaratmağa l-khalqa
yaratmağa
ثُمَّ sonra thumma
sonra
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
يُنشِئُ yapacaktır yunshi-u
yapacaktır
ٱلنَّشْأَةَ yaratmayı da l-nashata
yaratmayı da
ٱلْـَٔاخِرَةَ ۚ son l-ākhirata
son
إِنَّ çünkü inna
çünkü
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
كُلِّ her kulli
her
شَىْءٍۢ şey shayin
şey
قَدِيرٌۭ gücü yeter qadīrun
gücü yeter
٢٠ (20)
(20)
De ki: "Yeryüzünde dolaşın; Allah'ın yaratmaya nasıl başladığını bir görün. İşte Allah aynı şekilde ahiret yaratmasını da yapacaktır. Doğrusu Allah her şeye Kadir'dir. Dilediğine azabeder, dilediğine merhamet eder. O'na çevrileceksiniz.
29:21
يُعَذِّبُ azabeder yuʿadhibu
azabeder
مَن kimseye man
kimseye
يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği
وَيَرْحَمُ ve acır wayarḥamu
ve acır
مَن kimseye man
kimseye
يَشَآءُ ۖ dilediği yashāu
dilediği
وَإِلَيْهِ ve hepiniz O'na wa-ilayhi
ve hepiniz O'na
تُقْلَبُونَ çevrilirsiniz tuq'labūna
çevrilirsiniz
٢١ (21)
(21)
De ki: "Yeryüzünde dolaşın; Allah'ın yaratmaya nasıl başladığını bir görün. İşte Allah aynı şekilde ahiret yaratmasını da yapacaktır. Doğrusu Allah her şeye Kadir'dir. Dilediğine azabeder, dilediğine merhamet eder. O'na çevrileceksiniz.
29:22
وَمَآ ve değilsiniz wamā
ve değilsiniz
أَنتُم siz antum
siz
بِمُعْجِزِينَ aciz bırakacak bimuʿ'jizīna
aciz bırakacak
فِى yerde
yerde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
وَلَا ve ne de walā
ve ne de
فِى gökte
gökte
ٱلسَّمَآءِ ۖ the heaven l-samāi
the heaven
وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur
لَكُم sizin için lakum
sizin için
مِّن başka min
başka
دُونِ besides dūni
besides
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
مِن hiçbir min
hiçbir
وَلِىٍّۢ koruyucu(nuz) waliyyin
koruyucu(nuz)
وَلَا ve ne de walā
ve ne de
نَصِيرٍۢ bir yardımcı(nız) naṣīrin
bir yardımcı(nız)
٢٢ (22)
(22)
Siz ne yeryüzünde ve ne de gökte Allah'ı aciz bırakabilirsiniz. Allah'tan başka bir dost ve yardımcınız da bulunmaz."
29:23
وَٱلَّذِينَ kimseler wa-alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini biāyāti
ayetlerini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَلِقَآئِهِۦٓ ve O'nunla buluşmayı waliqāihi
ve O'nunla buluşmayı
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar
يَئِسُوا۟ ümidi kesmişlerdir ya-isū
ümidi kesmişlerdir
مِن benim rahmetimden min
benim rahmetimden
رَّحْمَتِى My Mercy raḥmatī
My Mercy
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve işte wa-ulāika
ve işte
لَهُمْ onlar için vardır lahum
onlar için vardır
عَذَابٌ bir azab ʿadhābun
bir azab
أَلِيمٌۭ acıklı alīmun
acıklı
٢٣ (23)
(23)
Allah'ın ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkar edenler, işte onlar Benim rahmetimden ümitlerini kesmiş olanlardır. İşte can yakıcı azap onlar içindir.
29:24
فَمَا ve famā
ve
كَانَ olmadı kāna
olmadı
جَوَابَ cevabı jawāba
cevabı
قَوْمِهِۦٓ kavminin qawmihi
kavminin
إِلَّآ başka bir şey illā
başka bir şey
أَن demelerinden an
demelerinden
قَالُوا۟ they said qālū
they said
ٱقْتُلُوهُ onu öldürün uq'tulūhu
onu öldürün
أَوْ yahut aw
yahut
حَرِّقُوهُ onu yakın ḥarriqūhu
onu yakın
فَأَنجَىٰهُ fakat onu kurtardı fa-anjāhu
fakat onu kurtardı
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مِنَ ateşten mina
ateşten
ٱلنَّارِ ۚ the fire l-nāri
the fire
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
فِى vardır
vardır
ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda
لَـَٔايَـٰتٍۢ ibretler laāyātin
ibretler
لِّقَوْمٍۢ bir toplum için liqawmin
bir toplum için
يُؤْمِنُونَ inanan yu'minūna
inanan
٢٤ (24)
(24)
İbrahim'in sözlerine milletinin cevabı sadece: "Onu öldürün yahut yakın" demek oldu. Ama Allah onu ateşten kurtardı. Doğrusu bunda, inanan kimseler için dersler vardır.
29:25
وَقَالَ ve dedi ki waqāla
ve dedi ki
إِنَّمَا şüphesiz innamā
şüphesiz
ٱتَّخَذْتُم siz edindiniz ittakhadhtum
siz edindiniz
مِّن bırakıp min
bırakıp
دُونِ besides dūni
besides
ٱللَّهِ Allah'ı l-lahi
Allah'ı
أَوْثَـٰنًۭا birtakım putlar awthānan
birtakım putlar
مَّوَدَّةَ sevmek için mawaddata
sevmek için
بَيْنِكُمْ birbirinizi baynikum
birbirinizi
فِى hayatında
hayatında
ٱلْحَيَوٰةِ the life l-ḥayati
the life
ٱلدُّنْيَا ۖ dünya l-dun'yā
dünya
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يَوْمَ gününde yawma
gününde
ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
يَكْفُرُ inkar edersiniz yakfuru
inkar edersiniz
بَعْضُكُم bir kısmınız baʿḍukum
bir kısmınız
بِبَعْضٍۢ diğerini bibaʿḍin
diğerini
وَيَلْعَنُ ve la'netlersiniz wayalʿanu
ve la'netlersiniz
بَعْضُكُم bir kısmınız baʿḍukum
bir kısmınız
بَعْضًۭا diğerini baʿḍan
diğerini
وَمَأْوَىٰكُمُ ve varacağınız yer wamawākumu
ve varacağınız yer
ٱلنَّارُ ateştir l-nāru
ateştir
وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur
لَكُم sizin için lakum
sizin için
مِّن hiçbir min
hiçbir
نَّـٰصِرِينَ yardımcı nāṣirīna
yardımcı
٢٥ (25)
(25)
İbrahim şöyle demişti: "Dünya hayatında, Allah'ı bırakıp aranızda putları muhabbet vesilesi kıldınız. Sonra kıyamet günü, birbirinize küfreder ve karşılıklı lanet okursunuz. Varacağınız yer ateştir; yardımcılarınız da yoktur."
29:26
۞ فَـَٔامَنَ bunun üzerine inandı faāmana
bunun üzerine inandı
لَهُۥ ona lahu
ona
لُوطٌۭ ۘ Lut lūṭun
Lut
وَقَالَ ve dedi ki waqāla
ve dedi ki
إِنِّى elbette ben innī
elbette ben
مُهَاجِرٌ hicret edeceğim muhājirun
hicret edeceğim
إِلَىٰ Rabbime ilā
Rabbime
رَبِّىٓ ۖ my Lord rabbī
my Lord
إِنَّهُۥ kuşkusuz O innahu
kuşkusuz O
هُوَ O huwa
O
ٱلْعَزِيزُ Azizdir l-ʿazīzu
Azizdir
ٱلْحَكِيمُ Hakimdir l-ḥakīmu
Hakimdir
٢٦ (26)
(26)
Bunun üzerine Lut ona inandı ve İbrahim "Doğrusu ben Rabbimin dilediği yere hicret ediyorum, O şüphesiz güçlüdür, Hakim'dir" dedi.
29:27
وَوَهَبْنَا ve biz armağan ettik wawahabnā
ve biz armağan ettik
لَهُۥٓ ona lahu
ona
إِسْحَـٰقَ İshak'ı is'ḥāqa
İshak'ı
وَيَعْقُوبَ ve Ya'kub'u wayaʿqūba
ve Ya'kub'u
وَجَعَلْنَا ve verdik wajaʿalnā
ve verdik
فِى içindekilere
içindekilere
ذُرِّيَّتِهِ onun nesli dhurriyyatihi
onun nesli
ٱلنُّبُوَّةَ peygamberlik l-nubuwata
peygamberlik
وَٱلْكِتَـٰبَ ve Kitap wal-kitāba
ve Kitap
وَءَاتَيْنَـٰهُ ve ona verdik waātaynāhu
ve ona verdik
أَجْرَهُۥ karşılığını ajrahu
karşılığını
فِى dünyada
dünyada
ٱلدُّنْيَا ۖ the world l-dun'yā
the world
وَإِنَّهُۥ ve şüphesiz o wa-innahu
ve şüphesiz o
فِى ahirette
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ the Hereafter l-ākhirati
the Hereafter
لَمِنَ elbette lamina
elbette
ٱلصَّـٰلِحِينَ iyilerdendir l-ṣāliḥīna
iyilerdendir
٢٧ (27)
(27)
İbrahim'e İshak'ı ve Yakub'u bahşettik. Soyundan gelenlere Kitap ve peygamberlik verdik. Onu dünyada mükafatlandırdık; doğrusu o ahirette de iyilerdendir.
29:28
وَلُوطًا ve Lut walūṭan
ve Lut
إِذْ hani idh
hani
قَالَ dedi ki qāla
dedi ki
لِقَوْمِهِۦٓ kavmine liqawmihi
kavmine
إِنَّكُمْ şüphesiz siz innakum
şüphesiz siz
لَتَأْتُونَ gidiyorsunuz latatūna
gidiyorsunuz
ٱلْفَـٰحِشَةَ bir fuhşa l-fāḥishata
bir fuhşa
مَا yapmadığı
yapmadığı
سَبَقَكُم sizden önce sabaqakum
sizden önce
بِهَا onu bihā
onu
مِنْ hiç min
hiç
أَحَدٍۢ kimsenin aḥadin
kimsenin
مِّنَ alemlerden mina
alemlerden
ٱلْعَـٰلَمِينَ the worlds l-ʿālamīna
the worlds
٢٨ (28)
(28)
Lut da, milletine şöyle demişti: "Doğrusu siz dünyalarda hiç kimsenin sizden önce yapmadığı bir hayasızlığı yapıyorsunuz."
29:29
أَئِنَّكُمْ siz ha? a-innakum
siz ha?
لَتَأْتُونَ gidiyorsunuz latatūna
gidiyorsunuz
ٱلرِّجَالَ erkeklere l-rijāla
erkeklere
وَتَقْطَعُونَ ve kesiyorsunuz wataqṭaʿūna
ve kesiyorsunuz
ٱلسَّبِيلَ yol l-sabīla
yol
وَتَأْتُونَ ve yapıyorsunuz watatūna
ve yapıyorsunuz
فِى toplantılarınızda
toplantılarınızda
نَادِيكُمُ your meetings nādīkumu
your meetings
ٱلْمُنكَرَ ۖ edepsizce şeyler l-munkara
edepsizce şeyler
فَمَا fakat famā
fakat
كَانَ olmadı kāna
olmadı
جَوَابَ cevabı jawāba
cevabı
قَوْمِهِۦٓ Kavmi'nin qawmihi
Kavmi'nin
إِلَّآ başka illā
başka
أَن demelerinden an
demelerinden
قَالُوا۟ they said qālū
they said
ٱئْتِنَا haydi getir i'tinā
haydi getir
بِعَذَابِ azabını biʿadhābi
azabını
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
إِن eğer in
eğer
كُنتَ isen kunta
isen
مِنَ doğrulardan mina
doğrulardan
ٱلصَّـٰدِقِينَ the truthful l-ṣādiqīna
the truthful
٢٩ (29)
(29)
"Erkeklere yaklaşıyor, yol kesiyor ve toplantılarınızda fena şeyler yapmıyor musunuz?" Milletinin cevabı: "Doğru sözlü isen bize Allah'ın azabını getir" demek oldu.
29:30
قَالَ (Lut) dedi qāla
(Lut) dedi
رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim
ٱنصُرْنِى bana yardım et unṣur'nī
bana yardım et
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱلْقَوْمِ şu kavme l-qawmi
şu kavme
ٱلْمُفْسِدِينَ bozguncu l-muf'sidīna
bozguncu
٣٠ (30)
(30)
Lut: "Rabbim! Bozgunculara karşı bana yardım et" dedi.
29:31
وَلَمَّا zaman walammā
zaman
جَآءَتْ geldikleri jāat
geldikleri
رُسُلُنَآ elçilerimiz rusulunā
elçilerimiz
إِبْرَٰهِيمَ İbrahim'e ib'rāhīma
İbrahim'e
بِٱلْبُشْرَىٰ bir müjde ile bil-bush'rā
bir müjde ile
قَالُوٓا۟ dediler ki qālū
dediler ki
إِنَّا muhakkak biz innā
muhakkak biz
مُهْلِكُوٓا۟ helak edeceğiz muh'likū
helak edeceğiz
أَهْلِ halkını ahli
halkını
هَـٰذِهِ şu hādhihi
şu
ٱلْقَرْيَةِ ۖ (Sodom) kentin l-qaryati
(Sodom) kentin
إِنَّ çünkü inna
çünkü
أَهْلَهَا oranın halkı ahlahā
oranın halkı
كَانُوا۟ oldular kānū
oldular
ظَـٰلِمِينَ zalimler(den) ẓālimīna
zalimler(den)
٣١ (31)
(31)
Elçilerimiz İbrahim'e müjde ile geldiklerinde: "Biz şu kent halkını yok edeceğiz, çünkü oranın halkı zalim kimselerdir" dediler.
29:32
قَالَ (İbrahim) dedi ki qāla
(İbrahim) dedi ki
إِنَّ ama inna
ama
فِيهَا orada vardır fīhā
orada vardır
لُوطًۭا ۚ Lut lūṭan
Lut
قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki
نَحْنُ biz naḥnu
biz
أَعْلَمُ daha iyi biliriz aʿlamu
daha iyi biliriz
بِمَن kimin bulunduğunu biman
kimin bulunduğunu
فِيهَا ۖ orada fīhā
orada
لَنُنَجِّيَنَّهُۥ onu kurtaracağız lanunajjiyannahu
onu kurtaracağız
وَأَهْلَهُۥٓ ve ailesini wa-ahlahu
ve ailesini
إِلَّا yalnız illā
yalnız
ٱمْرَأَتَهُۥ karısı im'ra-atahu
karısı
كَانَتْ olmuştur kānat
olmuştur
مِنَ kalacaklardan mina
kalacaklardan
ٱلْغَـٰبِرِينَ those who remain behind l-ghābirīna
those who remain behind
٣٢ (32)
(32)
İbrahim: "Ama Lut oradadır" dedi, elçiler: "Biz orada olanları daha iyi biliriz; onu ve geride kalanlardan olacak karısı dışında ailesini kurtaracağız" dediler.
29:33
وَلَمَّآ ne zaman ki walammā
ne zaman ki
أَن geldi an
geldi
جَآءَتْ came jāat
came
رُسُلُنَا elçilerimiz rusulunā
elçilerimiz
لُوطًۭا Lut'a lūṭan
Lut'a
سِىٓءَ fenalaştı sīa
fenalaştı
بِهِمْ onlar yüzünden bihim
onlar yüzünden
وَضَاقَ ve daraldı waḍāqa
ve daraldı
بِهِمْ onlar hakkında bihim
onlar hakkında
ذَرْعًۭا huzursuzca dharʿan
huzursuzca
وَقَالُوا۟ ve dediler waqālū
ve dediler
لَا korkma
korkma
تَخَفْ fear takhaf
fear
وَلَا ve ne de walā
ve ne de
تَحْزَنْ ۖ üzülme taḥzan
üzülme
إِنَّا elbette biz innā
elbette biz
مُنَجُّوكَ seni kurtaracağız munajjūka
seni kurtaracağız
وَأَهْلَكَ ve aileni wa-ahlaka
ve aileni
إِلَّا yalnız illā
yalnız
ٱمْرَأَتَكَ karın im'ra-ataka
karın
كَانَتْ olmuştur kānat
olmuştur
مِنَ kalacaklardan mina
kalacaklardan
ٱلْغَـٰبِرِينَ those who remain behind l-ghābirīna
those who remain behind
٣٣ (33)
(33)
Elçilerimiz Lut'a gelince, onun fenasına gitti; çok sıkıldı. Ona, "Korkma ve üzülme, doğrusu biz seni ve geride kalacaklardan olan karının dışında, aileni kurtaracağız. Bu kent halkına yaptıkları yolsuzluklardan ötürü gökten, elbette bir azap indireceğiz" dediler.
29:34
إِنَّا şüphesiz biz innā
şüphesiz biz
مُنزِلُونَ indireceğiz munzilūna
indireceğiz
عَلَىٰٓ üstüne ʿalā
üstüne
أَهْلِ halkının ahli
halkının
هَـٰذِهِ şu hādhihi
şu
ٱلْقَرْيَةِ ülke l-qaryati
ülke
رِجْزًۭا bir azab rij'zan
bir azab
مِّنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ (the) sky l-samāi
(the) sky
بِمَا sebebiyle bimā
sebebiyle
كَانُوا۟ olmaları kānū
olmaları
يَفْسُقُونَ fasıklık yapıyor(lar) yafsuqūna
fasıklık yapıyor(lar)
٣٤ (34)
(34)
Elçilerimiz Lut'a gelince, onun fenasına gitti; çok sıkıldı. Ona, "Korkma ve üzülme, doğrusu biz seni ve geride kalacaklardan olan karının dışında, aileni kurtaracağız. Bu kent halkına yaptıkları yolsuzluklardan ötürü gökten, elbette bir azap indireceğiz" dediler.
29:35
وَلَقَد ve andolsun walaqad
ve andolsun
تَّرَكْنَا biz bırakmışızdır taraknā
biz bırakmışızdır
مِنْهَآ ondan min'hā
ondan
ءَايَةًۢ bir işaret āyatan
bir işaret
بَيِّنَةًۭ açık bayyinatan
açık
لِّقَوْمٍۢ bir toplum için liqawmin
bir toplum için
يَعْقِلُونَ aklını kullanan yaʿqilūna
aklını kullanan
٣٥ (35)
(35)
And olsun ki, Biz, düşünen kimseler için oradan apaçık bir belgeyi geride bırakmışızdır.
29:36
وَإِلَىٰ ve wa-ilā
ve
مَدْيَنَ Medyen'e madyana
Medyen'e
أَخَاهُمْ kardeşleri akhāhum
kardeşleri
شُعَيْبًۭا Şuayb'i (gönderdik) shuʿayban
Şuayb'i (gönderdik)
فَقَالَ dedi faqāla
dedi
يَـٰقَوْمِ ey kavmim yāqawmi
ey kavmim
ٱعْبُدُوا۟ kuluk edin uʿ'budū
kuluk edin
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
وَٱرْجُوا۟ ve umun wa-ir'jū
ve umun
ٱلْيَوْمَ gününü l-yawma
gününü
ٱلْـَٔاخِرَ ahiret l-ākhira
ahiret
وَلَا ve asla walā
ve asla
تَعْثَوْا۟ karışıklık çıkarmayın taʿthaw
karışıklık çıkarmayın
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
مُفْسِدِينَ bozgunculukla muf'sidīna
bozgunculukla
٣٦ (36)
(36)
Medyen halkına kardeşleri Şuayb'ı gönderdik. O, "Ey milletim! Allah'a kulluk edin, ahiret gününe umut besleyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın" dedi.
29:37
فَكَذَّبُوهُ onu yalanladılar fakadhabūhu
onu yalanladılar
فَأَخَذَتْهُمُ bu yüzden onları yakaladı fa-akhadhathumu
bu yüzden onları yakaladı
ٱلرَّجْفَةُ deprem l-rajfatu
deprem
فَأَصْبَحُوا۟ ve kaldılar fa-aṣbaḥū
ve kaldılar
فِى yurtlarında
yurtlarında
دَارِهِمْ their home dārihim
their home
جَـٰثِمِينَ diz üstü çöküp jāthimīna
diz üstü çöküp
٣٧ (37)
(37)
Ama onu yalanladılar. Bu yüzden onları bir titreme aldı ve oldukları yerde diz üstü çöküverdiler.
29:38
وَعَادًۭا ve Ad'ı waʿādan
ve Ad'ı
وَثَمُودَا۟ ve Semud'u wathamūdā
ve Semud'u
وَقَد ve gerçekten waqad
ve gerçekten
تَّبَيَّنَ bu belli olmaktadır tabayyana
bu belli olmaktadır
لَكُم size lakum
size
مِّن oturdukları yerlerden min
oturdukları yerlerden
مَّسَـٰكِنِهِمْ ۖ their dwellings masākinihim
their dwellings
وَزَيَّنَ ve süsledi wazayyana
ve süsledi
لَهُمُ onlara lahumu
onlara
ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan l-shayṭānu
şeytan
أَعْمَـٰلَهُمْ yaptıkları işlerini aʿmālahum
yaptıkları işlerini
فَصَدَّهُمْ ve onları çıkardı faṣaddahum
ve onları çıkardı
عَنِ yoldan ʿani
yoldan
ٱلسَّبِيلِ the Way l-sabīli
the Way
وَكَانُوا۟ ve oldular wakānū
ve oldular
مُسْتَبْصِرِينَ görenlerden mus'tabṣirīna
görenlerden
٣٨ (38)
(38)
Ad ve Semud milletlerini de yok ettik. Bunu, oturdukları yerler göstermektedir. Şeytan kendilerine, işlediklerini güzel gösterdi; onları doğru yoldan alıkoydu. Oysa kendileri bunu anlayacak durumda idiler.
29:39
وَقَـٰرُونَ ve Kaarun'u waqārūna
ve Kaarun'u
وَفِرْعَوْنَ ve Fir'avn'ı wafir'ʿawna
ve Fir'avn'ı
وَهَـٰمَـٰنَ ۖ ve Haman'ı wahāmāna
ve Haman'ı
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
جَآءَهُم onlara geldi jāahum
onlara geldi
مُّوسَىٰ Musa mūsā
Musa
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ açık kanıtlarla bil-bayināti
açık kanıtlarla
فَٱسْتَكْبَرُوا۟ fakat onlar büyüklük tasladılar fa-is'takbarū
fakat onlar büyüklük tasladılar
فِى o yerde
o yerde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
وَمَا ama wamā
ama
كَانُوا۟ değillerdi kānū
değillerdi
سَـٰبِقِينَ geçip gidecek sābiqīna
geçip gidecek
٣٩ (39)
(39)
Karun'u, Firavun'u ve Haman'ı da yok ettik. And olsun ki Musa kendilerine belgelerle gelmişti de onlar yeryüzünde büyüklük taslamışlardı. Oysa azabımızdan kurtulamazlardı.
29:40
فَكُلًّا nitekim hepsini fakullan
nitekim hepsini
أَخَذْنَا yakaladık akhadhnā
yakaladık
بِذَنۢبِهِۦ ۖ günahıyla bidhanbihi
günahıyla
فَمِنْهُم onlardan famin'hum
onlardan
مَّنْ kiminin man
kiminin
أَرْسَلْنَا gönderdik arsalnā
gönderdik
عَلَيْهِ üstüne ʿalayhi
üstüne
حَاصِبًۭا taş yağdıran bir fırtına ḥāṣiban
taş yağdıran bir fırtına
وَمِنْهُم ve onlardan wamin'hum
ve onlardan
مَّنْ kimini man
kimini
أَخَذَتْهُ yakaladı akhadhathu
yakaladı
ٱلصَّيْحَةُ korkunç bir ses l-ṣayḥatu
korkunç bir ses
وَمِنْهُم ve onlardan wamin'hum
ve onlardan
مَّنْ kimini man
kimini
خَسَفْنَا batırdık khasafnā
batırdık
بِهِ onunla bihi
onunla
ٱلْأَرْضَ yere l-arḍa
yere
وَمِنْهُم ve onlardan wamin'hum
ve onlardan
مَّنْ kimini man
kimini
أَغْرَقْنَا ۚ boğduk aghraqnā
boğduk
وَمَا ve wamā
ve
كَانَ değildi kāna
değildi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لِيَظْلِمَهُمْ onlara zulmedecek liyaẓlimahum
onlara zulmedecek
وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat
كَانُوٓا۟ onlar kānū
onlar
أَنفُسَهُمْ kendi kendilerine anfusahum
kendi kendilerine
يَظْلِمُونَ zulmediyorlardı yaẓlimūna
zulmediyorlardı
٤٠ (40)
(40)
Her birini günahı sebebiyle yakaladık; kimine taşlar savuran rüzgarlar gönderdik, kimini bir çığlık yok etti, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğduk. Onlara, Allah zulmetmiyordu, fakat onlar kendilerine yazık ediyorlardı.
29:41
مَثَلُ misali mathalu
misali
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
ٱتَّخَذُوا۟ edinen(lerin) ittakhadhū
edinen(lerin)
مِن başka min
başka
دُونِ besides dūni
besides
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
أَوْلِيَآءَ dostlar awliyāa
dostlar
كَمَثَلِ misali gibidir kamathali
misali gibidir
ٱلْعَنكَبُوتِ örümcek l-ʿankabūti
örümcek
ٱتَّخَذَتْ edinen ittakhadhat
edinen
بَيْتًۭا ۖ bir ev baytan
bir ev
وَإِنَّ şüphesiz wa-inna
şüphesiz
أَوْهَنَ en gevşeği awhana
en gevşeği
ٱلْبُيُوتِ evlerin l-buyūti
evlerin
لَبَيْتُ elbette evidir labaytu
elbette evidir
ٱلْعَنكَبُوتِ ۖ örümcek l-ʿankabūti
örümcek
لَوْ keşke law
keşke
كَانُوا۟ idi kānū
idi
يَعْلَمُونَ bilseler yaʿlamūna
bilseler
٤١ (41)
(41)
Allah'tan başka dostlar edinenlerin durumu, kendine yuva yapan dişi örümceğin durumu gibidir. Evlerin en dayanıksızı ise şüphesiz örümceğin yuvasıdır. Keşke bilseler.
29:42
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir
مَا şeyleri
şeyleri
يَدْعُونَ onların yalvardıklarını yadʿūna
onların yalvardıklarını
مِن kendisinden başka min
kendisinden başka
دُونِهِۦ besides Him dūnihi
besides Him
مِن ne gibi min
ne gibi
شَىْءٍۢ ۚ şeylere shayin
şeylere
وَهُوَ O wahuwa
O
ٱلْعَزِيزُ üstündür l-ʿazīzu
üstündür
ٱلْحَكِيمُ hüküm ve hikmet sahibidir l-ḥakīmu
hüküm ve hikmet sahibidir
٤٢ (42)
(42)
Doğrusu Allah, Kendini bırakıp da yalvardıkları şeyi bilir. O güçlüdür, Hakim'dir.
29:43
وَتِلْكَ ve bu watil'ka
ve bu
ٱلْأَمْثَـٰلُ misalleri l-amthālu
misalleri
نَضْرِبُهَا biz anlatıyoruz naḍribuhā
biz anlatıyoruz
لِلنَّاسِ ۖ insanlara lilnnāsi
insanlara
وَمَا ama wamā
ama
يَعْقِلُهَآ onları düşünüp anlamaz yaʿqiluhā
onları düşünüp anlamaz
إِلَّا başkası illā
başkası
ٱلْعَـٰلِمُونَ bilenlerden l-ʿālimūna
bilenlerden
٤٣ (43)
(43)
Biz bu misalleri insanlara veriyoruz, onları ancak bilenler anlayabilir.
29:44
خَلَقَ yarattı khalaqa
yarattı
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri
وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri
بِٱلْحَقِّ ۚ hak ile bil-ḥaqi
hak ile
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
فِى vardır
vardır
ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda
لَـَٔايَةًۭ bir ibret laāyatan
bir ibret
لِّلْمُؤْمِنِينَ inananlar için lil'mu'minīna
inananlar için
٤٤ (44)
(44)
Allah gökleri ve yeri gerektiği gibi yaratmıştır. Doğrusu bunda inananlara bir ders vardır.
29:45
ٱتْلُ oku ut'lu
oku
مَآ şeyi
şeyi
أُوحِىَ vahyedileni ūḥiya
vahyedileni
إِلَيْكَ sana ilayka
sana
مِنَ kitaptan mina
kitaptan
ٱلْكِتَـٰبِ the Book l-kitābi
the Book
وَأَقِمِ ve kıl wa-aqimi
ve kıl
ٱلصَّلَوٰةَ ۖ namazı l-ṣalata
namazı
إِنَّ elbette inna
elbette
ٱلصَّلَوٰةَ namaz l-ṣalata
namaz
تَنْهَىٰ men'eder tanhā
men'eder
عَنِ iğrenç şeylerden; ʿani
iğrenç şeylerden;
ٱلْفَحْشَآءِ the immorality l-faḥshāi
the immorality
وَٱلْمُنكَرِ ۗ ve kötülükler(den) wal-munkari
ve kötülükler(den)
وَلَذِكْرُ elbette anmak waladhik'ru
elbette anmak
ٱللَّهِ Allah'ı l-lahi
Allah'ı
أَكْبَرُ ۗ en büyük(ibadet)tir akbaru
en büyük(ibadet)tir
وَٱللَّهُ ve Allah wal-lahu
ve Allah
يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir
مَا ne
ne
تَصْنَعُونَ yapıyorsunuz taṣnaʿūna
yapıyorsunuz
٤٥ (45)
(45)
Kitap'tan sana vahyolunanı oku; namaz kıl; muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve fenalıktan alıkor; Allah'ı anmak en büyük şeydir! Allah Yaptıklarınızı bilir.
29:46
۞ وَلَا ve asla walā
ve asla
تُجَـٰدِلُوٓا۟ tartışmayın tujādilū
tartışmayın
أَهْلَ ehliyle ahla
ehliyle
ٱلْكِتَـٰبِ kitap l-kitābi
kitap
إِلَّا başka şekilde illā
başka şekilde
بِٱلَّتِى (tarzdan) bi-allatī
(tarzdan)
هِىَ o hiya
o
أَحْسَنُ en güzel aḥsanu
en güzel
إِلَّا dışında illā
dışında
ٱلَّذِينَ haksızlık edenleri alladhīna
haksızlık edenleri
ظَلَمُوا۟ (do) wrong ẓalamū
(do) wrong
مِنْهُمْ ۖ onların min'hum
onların
وَقُولُوٓا۟ ve deyin ki waqūlū
ve deyin ki
ءَامَنَّا inandık āmannā
inandık
بِٱلَّذِىٓ indirilene bi-alladhī
indirilene
أُنزِلَ has been revealed unzila
has been revealed
إِلَيْنَا bize ilaynā
bize
وَأُنزِلَ ve indirilene wa-unzila
ve indirilene
إِلَيْكُمْ size ilaykum
size
وَإِلَـٰهُنَا ve tanrımız wa-ilāhunā
ve tanrımız
وَإِلَـٰهُكُمْ ve tanrınız wa-ilāhukum
ve tanrınız
وَٰحِدٌۭ birdir wāḥidun
birdir
وَنَحْنُ ve biz de wanaḥnu
ve biz de
لَهُۥ O'na lahu
O'na
مُسْلِمُونَ teslim olanlarız mus'limūna
teslim olanlarız
٤٦ (46)
(46)
Kitap ehlinden zulmedenler bir yana, onlarla en güzel şekilde mücadele edin, şöyle deyin: "Bize indirilene de, size indirilene de inandık; bizim Tanrımız da, sizin Tanrınız da birdir, biz O'na teslim olmuşuzdur."
29:47
وَكَذَٰلِكَ ve işte böylece wakadhālika
ve işte böylece
أَنزَلْنَآ indirdik anzalnā
indirdik
إِلَيْكَ sana ilayka
sana
ٱلْكِتَـٰبَ ۚ Kitabı l-kitāba
Kitabı
فَٱلَّذِينَ kimseler fa-alladhīna
kimseler
ءَاتَيْنَـٰهُمُ kendilerine verdiklerimiz ātaynāhumu
kendilerine verdiklerimiz
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı
يُؤْمِنُونَ inanırlar yu'minūna
inanırlar
بِهِۦ ۖ ona bihi
ona
وَمِنْ ve wamin
ve
هَـٰٓؤُلَآءِ şunlardan (Araplardan) hāulāi
şunlardan (Araplardan)
مَن kimseler man
kimseler
يُؤْمِنُ inananırlar yu'minu
inananırlar
بِهِۦ ۚ ona bihi
ona
وَمَا ve wamā
ve
يَجْحَدُ inkar etmez yajḥadu
inkar etmez
بِـَٔايَـٰتِنَآ ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi
إِلَّا başkası illā
başkası
ٱلْكَـٰفِرُونَ kafirlerden l-kāfirūna
kafirlerden
٤٧ (47)
(47)
Sana Kitap'ı böylece indirdik; işte, kendilerine Kitap verdiklerimiz ona inanırlar; bunlardan da ona inanan bulunur. Ayetlerimizi ancak inkarcılar bile bile tanımazlar.
29:48
وَمَا ve wamā
ve
كُنتَ sen değildin kunta
sen değildin
تَتْلُوا۟ okuyan tatlū
okuyan
مِن bundan önce min
bundan önce
قَبْلِهِۦ before it qablihi
before it
مِن Kitaptan min
Kitaptan
كِتَـٰبٍۢ Book kitābin
Book
وَلَا ve walā
ve
تَخُطُّهُۥ onu yazmıyordun takhuṭṭuhu
onu yazmıyordun
بِيَمِينِكَ ۖ elinle biyamīnika
elinle
إِذًۭا öyle olsaydı idhan
öyle olsaydı
لَّٱرْتَابَ kuşkulanırlardı la-ir'tāba
kuşkulanırlardı
ٱلْمُبْطِلُونَ batılda olanlar l-mub'ṭilūna
batılda olanlar
٤٨ (48)
(48)
Sen daha önce bir kitabtan okumuş ve elinle de onu yazmış değildin. Öyle olsaydı, batıl söze uyanlar şüpheye düşerlerdi.
29:49
بَلْ hayır bal
hayır
هُوَ o huwa
o
ءَايَـٰتٌۢ ayetlerdir āyātun
ayetlerdir
بَيِّنَـٰتٌۭ açık açık bayyinātun
açık açık
فِى bulunan
bulunan
صُدُورِ göğüslerde ṣudūri
göğüslerde
ٱلَّذِينَ olanların alladhīna
olanların
أُوتُوا۟ verilmiş ūtū
verilmiş
ٱلْعِلْمَ ۚ bilgi l-ʿil'ma
bilgi
وَمَا ve wamā
ve
يَجْحَدُ inkar etmez yajḥadu
inkar etmez
بِـَٔايَـٰتِنَآ bizim ayetlerimizi biāyātinā
bizim ayetlerimizi
إِلَّا başkası illā
başkası
ٱلظَّـٰلِمُونَ zalimlerden l-ẓālimūna
zalimlerden
٤٩ (49)
(49)
Hayır; Kuran, kendilerine ilim verilenlerin gönüllerinde yerleşen apaçık ayetlerdir. Ayetlerimizi, zalimlerden başka kimse, bile bile inkar etmez.
29:50
وَقَالُوا۟ ve dediler ki waqālū
ve dediler ki
لَوْلَآ değil miydi? lawlā
değil miydi?
أُنزِلَ indirilmeli unzila
indirilmeli
عَلَيْهِ ona ʿalayhi
ona
ءَايَـٰتٌۭ ayetler āyātun
ayetler
مِّن Rabbinden min
Rabbinden
رَّبِّهِۦ ۖ his Lord rabbihi
his Lord
قُلْ de ki qul
de ki
إِنَّمَا şüphesiz innamā
şüphesiz
ٱلْـَٔايَـٰتُ ayetler (mu'cizeler) l-āyātu
ayetler (mu'cizeler)
عِندَ yanındadır ʿinda
yanındadır
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَإِنَّمَآ ve şüphesiz wa-innamā
ve şüphesiz
أَنَا۠ ben ancak anā
ben ancak
نَذِيرٌۭ bir uyarıcıyım nadhīrun
bir uyarıcıyım
مُّبِينٌ apaçık mubīnun
apaçık
٥٠ (50)
(50)
"Ona Rabbinden mucizeler indirilmesi gerekmez miydi?" derler. De ki: "Mucizeler ancak Rabbimin katındadır. Doğrusu ben, sadece apaçık bir uyarıcıyım."
29:51
أَوَلَمْ onlara yetmedi mi? awalam
onlara yetmedi mi?
يَكْفِهِمْ sufficient for them yakfihim
sufficient for them
أَنَّآ indirdik-ki biz annā
indirdik-ki biz
أَنزَلْنَا indirdik anzalnā
indirdik
عَلَيْكَ sana ʿalayka
sana
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı
يُتْلَىٰ okunan yut'lā
okunan
عَلَيْهِمْ ۚ kendilerine ʿalayhim
kendilerine
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
فِى vardır
vardır
ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda
لَرَحْمَةًۭ bir rahmet laraḥmatan
bir rahmet
وَذِكْرَىٰ ve öğüt wadhik'rā
ve öğüt
لِقَوْمٍۢ bir toplum için liqawmin
bir toplum için
يُؤْمِنُونَ inanan yu'minūna
inanan
٥١ (51)
(51)
Kendilerine okunan bir Kitap'ı sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu? Bunda, inanan topluluk için rahmet ve ibret vardır.
29:52
قُلْ de ki qul
de ki
كَفَىٰ yeter kafā
yeter
بِٱللَّهِ Allah bil-lahi
Allah
بَيْنِى benimle baynī
benimle
وَبَيْنَكُمْ sizin aranızda wabaynakum
sizin aranızda
شَهِيدًۭا ۖ şahid olarak shahīdan
şahid olarak
يَعْلَمُ O bilir yaʿlamu
O bilir
مَا olanları
olanları
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ۗ ve yerde wal-arḍi
ve yerde
وَٱلَّذِينَ ve wa-alladhīna
ve
ءَامَنُوا۟ inananlar āmanū
inananlar
بِٱلْبَـٰطِلِ batıla bil-bāṭili
batıla
وَكَفَرُوا۟ ve inkar edenler wakafarū
ve inkar edenler
بِٱللَّهِ Allah'ı bil-lahi
Allah'ı
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte
هُمُ onlardır humu
onlardır
ٱلْخَـٰسِرُونَ ziyana uğrayanlar l-khāsirūna
ziyana uğrayanlar
٥٢ (52)
(52)
De ki: "Allah benimle sizin aranızda şahit olarak yeter. O, göklerde ve yerde olanı, batıla inananları ve Allah'ı inkar edenleri bilir." İşte kaybedenler bunlardır.
29:53
وَيَسْتَعْجِلُونَكَ senden çabuk istiyorlar wayastaʿjilūnaka
senden çabuk istiyorlar
بِٱلْعَذَابِ ۚ azabı bil-ʿadhābi
azabı
وَلَوْلَآ eğer olmasaydı walawlā
eğer olmasaydı
أَجَلٌۭ bir süre ajalun
bir süre
مُّسَمًّۭى belirtilmiş musamman
belirtilmiş
لَّجَآءَهُمُ onlara hemen gelirdi lajāahumu
onlara hemen gelirdi
ٱلْعَذَابُ azab l-ʿadhābu
azab
وَلَيَأْتِيَنَّهُم ve o kendilerine gelecektir walayatiyannahum
ve o kendilerine gelecektir
بَغْتَةًۭ ansızın baghtatan
ansızın
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
لَا hiç
hiç
يَشْعُرُونَ farkında değillerken yashʿurūna
farkında değillerken
٥٣ (53)
(53)
Senden azabı acele bekliyorlar. Eğer süre belirtilmiş olmasaydı azap onlara hemen gelirdi. Ama yine de onlar farkına varmadan başlarına ansızın gelecektir.
29:54
يَسْتَعْجِلُونَكَ senden çabucak istiyorlar yastaʿjilūnaka
senden çabucak istiyorlar
بِٱلْعَذَابِ azabı bil-ʿadhābi
azabı
وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz
جَهَنَّمَ cehennem jahannama
cehennem
لَمُحِيطَةٌۢ kuşatmış iken lamuḥīṭatun
kuşatmış iken
بِٱلْكَـٰفِرِينَ inkarcıları bil-kāfirīna
inkarcıları
٥٤ (54)
(54)
Senden azabı acele bekliyorlar. Doğrusu azap tepelerinden, ayaklarının altından kendilerini içine aldığı gün, cehennem inkarcıları kuşatacaktır. O gün Allah: "Yaptıklarınızın karşılığını tadın" der.
29:55
يَوْمَ o gün yawma
o gün
يَغْشَىٰهُمُ onları örter yaghshāhumu
onları örter
ٱلْعَذَابُ azab l-ʿadhābu
azab
مِن üstlerinden min
üstlerinden
فَوْقِهِمْ above them fawqihim
above them
وَمِن ve wamin
ve
تَحْتِ altından taḥti
altından
أَرْجُلِهِمْ ayaklarının arjulihim
ayaklarının
وَيَقُولُ ve (Allah) der ki wayaqūlu
ve (Allah) der ki
ذُوقُوا۟ tadın dhūqū
tadın
مَا ne
ne
كُنتُمْ idiyseniz kuntum
idiyseniz
تَعْمَلُونَ yapıyor taʿmalūna
yapıyor
٥٥ (55)
(55)
Senden azabı acele bekliyorlar. Doğrusu azap tepelerinden, ayaklarının altından kendilerini içine aldığı gün, cehennem inkarcıları kuşatacaktır. O gün Allah: "Yaptıklarınızın karşılığını tadın" der.
29:56
يَـٰعِبَادِىَ ey kullarım yāʿibādiya
ey kullarım
ٱلَّذِينَ inanan alladhīna
inanan
ءَامَنُوٓا۟ believe āmanū
believe
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
أَرْضِى benim arzım arḍī
benim arzım
وَٰسِعَةٌۭ geniştir wāsiʿatun
geniştir
فَإِيَّـٰىَ o halde bana fa-iyyāya
o halde bana
فَٱعْبُدُونِ kulluk edin fa-uʿ'budūni
kulluk edin
٥٦ (56)
(56)
Ey inanmış kullarım! Benim yarattığım yeryüzü geniştir. O halde güven içinde olacağınız yere gidip yalnız Bana kulluk ediniz.
29:57
كُلُّ her kullu
her
نَفْسٍۢ can nafsin
can
ذَآئِقَةُ tadacaktır dhāiqatu
tadacaktır
ٱلْمَوْتِ ۖ ölümü l-mawti
ölümü
ثُمَّ sonra thumma
sonra
إِلَيْنَا bize ilaynā
bize
تُرْجَعُونَ döndürüleceksiniz tur'jaʿūna
döndürüleceksiniz
٥٧ (57)
(57)
Her can ölümü tadacaktır. Sonunda Bize döneceksiniz.
29:58
وَٱلَّذِينَ ve kimseleri wa-alladhīna
ve kimseleri
ءَامَنُوا۟ inananları āmanū
inananları
وَعَمِلُوا۟ ve yapanları waʿamilū
ve yapanları
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler
لَنُبَوِّئَنَّهُم yerleştiririz lanubawwi-annahum
yerleştiririz
مِّنَ cennetten mina
cennetten
ٱلْجَنَّةِ Paradise l-janati
Paradise
غُرَفًۭا yüksek odalara ghurafan
yüksek odalara
تَجْرِى akan tajrī
akan
مِن altlarından min
altlarından
تَحْتِهَا underneath it taḥtihā
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar
خَـٰلِدِينَ ebedi kalırlar khālidīna
ebedi kalırlar
فِيهَا ۚ orada fīhā
orada
نِعْمَ ne güzeldir niʿ'ma
ne güzeldir
أَجْرُ ücreti ajru
ücreti
ٱلْعَـٰمِلِينَ çalışanların l-ʿāmilīna
çalışanların
٥٨ (58)
(58)
İnanıp yararlı iş işleyenleri, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetteki köşklere yerleştiririz. Sabredip, Rablerine güvenerek iş görenlerin ecri ne güzeldir!
29:59
ٱلَّذِينَ onlar ki alladhīna
onlar ki
صَبَرُوا۟ sabrettiler ṣabarū
sabrettiler
وَعَلَىٰ ve waʿalā
ve
رَبِّهِمْ Rabblerine rabbihim
Rabblerine
يَتَوَكَّلُونَ dayanmaktadırlar yatawakkalūna
dayanmaktadırlar
٥٩ (59)
(59)
İnanıp yararlı iş işleyenleri, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetteki köşklere yerleştiririz. Sabredip, Rablerine güvenerek iş görenlerin ecri ne güzeldir!
29:60
وَكَأَيِّن nicesi var ki waka-ayyin
nicesi var ki
مِّن canlı(lar)dan min
canlı(lar)dan
دَآبَّةٍۢ a creature dābbatin
a creature
لَّا taşıyamaz
taşıyamaz
تَحْمِلُ carry taḥmilu
carry
رِزْقَهَا rızkını riz'qahā
rızkını
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
يَرْزُقُهَا onları da besler yarzuquhā
onları da besler
وَإِيَّاكُمْ ۚ sizi de wa-iyyākum
sizi de
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
ٱلسَّمِيعُ işitendir l-samīʿu
işitendir
ٱلْعَلِيمُ bilendir l-ʿalīmu
bilendir
٦٠ (60)
(60)
Nice canlılar vardır ki, rızıklarını kendileri elde edemezler. Sizin de onların da rızkını Allah verir. O, işitir ve bilir.
29:61
وَلَئِن andolsun eğer wala-in
andolsun eğer
سَأَلْتَهُم onlara desen ki sa-altahum
onlara desen ki
مَّنْ kim man
kim
خَلَقَ yarattı khalaqa
yarattı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri
وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri
وَسَخَّرَ ve (kim) boyun eğdirdi? wasakhara
ve (kim) boyun eğdirdi?
ٱلشَّمْسَ güneşi l-shamsa
güneşi
وَٱلْقَمَرَ ve ayı wal-qamara
ve ayı
لَيَقُولُنَّ elbette derler layaqūlunna
elbette derler
ٱللَّهُ ۖ Allah l-lahu
Allah
فَأَنَّىٰ nasıl? fa-annā
nasıl?
يُؤْفَكُونَ döndürülüyorsunuz yu'fakūna
döndürülüyorsunuz
٦١ (61)
(61)
And olsun ki onlara: "Gökleri ve yeri yaratan, güneşi, ayı buyruğu altında tutan kimdir?" diye sorarsan, şüphesiz "Allah'tır" derler. Öyleyse niçin döndürülüyorlar?
29:62
ٱللَّهُ Allah al-lahu
Allah
يَبْسُطُ açar yabsuṭu
açar
ٱلرِّزْقَ rızkı l-riz'qa
rızkı
لِمَن kimseye liman
kimseye
يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği
مِنْ kullarından min
kullarından
عِبَادِهِۦ His slaves ʿibādihi
His slaves
وَيَقْدِرُ ve kısar wayaqdiru
ve kısar
لَهُۥٓ ۚ ona lahu
ona
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
بِكُلِّ her bikulli
her
شَىْءٍ şeyi shayin
şeyi
عَلِيمٌۭ bilendir ʿalīmun
bilendir
٦٢ (62)
(62)
Allah, kullarından dilediğine rızkı bol ve ölçüye göre verir. Doğrusu Allah her şeyi bilendir.
29:63
وَلَئِن ve eğer wala-in
ve eğer
سَأَلْتَهُم onlara sorsan sa-altahum
onlara sorsan
مَّن kim man
kim
نَّزَّلَ indirdi nazzala
indirdi
مِنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky
مَآءًۭ suyu māan
suyu
فَأَحْيَا ve diriltti fa-aḥyā
ve diriltti
بِهِ onunla bihi
onunla
ٱلْأَرْضَ yeri l-arḍa
yeri
مِنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
مَوْتِهَا öldükten mawtihā
öldükten
لَيَقُولُنَّ elbette derler layaqūlunna
elbette derler
ٱللَّهُ ۚ Allah l-lahu
Allah
قُلِ de ki quli
de ki
ٱلْحَمْدُ hamd (övgü) l-ḥamdu
hamd (övgü)
لِلَّهِ ۚ Allah'adır lillahi
Allah'adır
بَلْ doğrusu bal
doğrusu
أَكْثَرُهُمْ çokları aktharuhum
çokları
لَا düşünmezler
düşünmezler
يَعْقِلُونَ use reason yaʿqilūna
use reason
٦٣ (63)
(63)
And olsun ki onlara: "Gökten su indirip onunla, ölümünden sonra yeri dirilten kimdir?" diye sorarsan, şüphesiz, "Allah'tır" derler. De ki: "Övülmek Allah içindir", fakat çoğu bunu akletmezler.
29:64
وَمَا ve değildir wamā
ve değildir
هَـٰذِهِ bu hādhihi
bu
ٱلْحَيَوٰةُ hayatı l-ḥayatu
hayatı
ٱلدُّنْيَآ dünya l-dun'yā
dünya
إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey
لَهْوٌۭ eğlenceden lahwun
eğlenceden
وَلَعِبٌۭ ۚ ve oyundan walaʿibun
ve oyundan
وَإِنَّ ve elbette wa-inna
ve elbette
ٱلدَّارَ yurdu l-dāra
yurdu
ٱلْـَٔاخِرَةَ ahiret l-ākhirata
ahiret
لَهِىَ işte odur lahiya
işte odur
ٱلْحَيَوَانُ ۚ asıl hayat l-ḥayawānu
asıl hayat
لَوْ keşke law
keşke
كَانُوا۟ olsalardı kānū
olsalardı
يَعْلَمُونَ biliyor(lar) yaʿlamūna
biliyor(lar)
٦٤ (64)
(64)
Bu dünya hayatı sadece bir eğlence ve oyundan ibarettir. Asıl hayat ahiret yurdundaki hayattır. Keşke bilseler!
29:65
فَإِذَا zaman fa-idhā
zaman
رَكِبُوا۟ bindikleri rakibū
bindikleri
فِى gemiye
gemiye
ٱلْفُلْكِ the ship l-ful'ki
the ship
دَعَوُا۟ yalvarırlar daʿawū
yalvarırlar
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
مُخْلِصِينَ halis kılarak mukh'liṣīna
halis kılarak
لَهُ yalnız O'na lahu
yalnız O'na
ٱلدِّينَ dini l-dīna
dini
فَلَمَّا fakat falammā
fakat
نَجَّىٰهُمْ onları salimen çıkarınca najjāhum
onları salimen çıkarınca
إِلَى karaya ilā
karaya
ٱلْبَرِّ the land l-bari
the land
إِذَا hemen idhā
hemen
هُمْ onlar hum
onlar
يُشْرِكُونَ ortak koşarlar yush'rikūna
ortak koşarlar
٦٥ (65)
(65)
Gemiye bindikleri zaman, dini yalnız Allah'a has kılarak O'na yalvarırlar; ama Allah onları karaya çıkararak kurtarınca, kendilerine verdiği nimete nankörlük ederek O'na hemen eş koşarlar. Zevklensinler bakalım, yakında bileceklerdir.
29:66
لِيَكْفُرُوا۟ nankörlük etmek için liyakfurū
nankörlük etmek için
بِمَآ şeye bimā
şeye
ءَاتَيْنَـٰهُمْ kendilerine verdiğimiz ātaynāhum
kendilerine verdiğimiz
وَلِيَتَمَتَّعُوا۟ ۖ ve zevk içinde yaşasınlar diye waliyatamattaʿū
ve zevk içinde yaşasınlar diye
فَسَوْفَ ama yakında fasawfa
ama yakında
يَعْلَمُونَ bileceklerdir yaʿlamūna
bileceklerdir
٦٦ (66)
(66)
Gemiye bindikleri zaman, dini yalnız Allah'a has kılarak O'na yalvarırlar; ama Allah onları karaya çıkararak kurtarınca, kendilerine verdiği nimete nankörlük ederek O'na hemen eş koşarlar. Zevklensinler bakalım, yakında bileceklerdir.
29:67
أَوَلَمْ görmediler mi? awalam
görmediler mi?
يَرَوْا۟ they see yaraw
they see
أَنَّا biz annā
biz
جَعَلْنَا (Mekke'yi) kıldık jaʿalnā
(Mekke'yi) kıldık
حَرَمًا dokunulmaz ḥaraman
dokunulmaz
ءَامِنًۭا güvenli āminan
güvenli
وَيُتَخَطَّفُ kaçırılırken wayutakhaṭṭafu
kaçırılırken
ٱلنَّاسُ insanlar l-nāsu
insanlar
مِنْ çevrelerinden min
çevrelerinden
حَوْلِهِمْ ۚ around them ḥawlihim
around them
أَفَبِٱلْبَـٰطِلِ hâlâ batıla mı? afabil-bāṭili
hâlâ batıla mı?
يُؤْمِنُونَ inanıyorlar yu'minūna
inanıyorlar
وَبِنِعْمَةِ ve ni'metine wabiniʿ'mati
ve ni'metine
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
يَكْفُرُونَ nankörlük ediyorlar yakfurūna
nankörlük ediyorlar
٦٧ (67)
(67)
Çevrelerinde insanlar kapılıp götürülürken Bizim Mekke'yi güven içinde ve kutsal bir yer kıldığımızı görmediler mi? Batıla inanıp Allah'ın nimetini inkar mı ediyorlar?
29:68
وَمَنْ ve kimdir? waman
ve kimdir?
أَظْلَمُ daha zalim aẓlamu
daha zalim
مِمَّنِ kimseden mimmani
kimseden
ٱفْتَرَىٰ iftira atan if'tarā
iftira atan
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
كَذِبًا yalanı kadhiban
yalanı
أَوْ veya aw
veya
كَذَّبَ yalanlayandan kadhaba
yalanlayandan
بِٱلْحَقِّ gerçeği bil-ḥaqi
gerçeği
لَمَّا kendisine gelen lammā
kendisine gelen
جَآءَهُۥٓ ۚ it has come to him jāahu
it has come to him
أَلَيْسَ yok mudur? alaysa
yok mudur?
فِى cehennemde
cehennemde
جَهَنَّمَ Hell jahannama
Hell
مَثْوًۭى bir yer mathwan
bir yer
لِّلْكَـٰفِرِينَ kafirler için lil'kāfirīna
kafirler için
٦٨ (68)
(68)
Allah'a karşı yalan uydurandan veya hak kendisine gelmişken onu yalanlayandan daha zalim kimdir? Cehennemde inkarcılar için durak yok mudur?
29:69
وَٱلَّذِينَ kimseleri wa-alladhīna
kimseleri
جَـٰهَدُوا۟ cihad eden(leri) jāhadū
cihad eden(leri)
فِينَا biz(im uğrumuz)da fīnā
biz(im uğrumuz)da
لَنَهْدِيَنَّهُمْ biz elbette iletiriz lanahdiyannahum
biz elbette iletiriz
سُبُلَنَا ۚ yollarımıza subulanā
yollarımıza
وَإِنَّ ve muhakkak ki wa-inna
ve muhakkak ki
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَمَعَ beraberdir lamaʿa
beraberdir
ٱلْمُحْسِنِينَ iyilik edenlerle l-muḥ'sinīna
iyilik edenlerle
٦٩ (69)
(69)
Ama Bizim uğrumuzda cihat edenleri elbette yollarımıza eriştireceğiz. Allah şüphesiz, iyi davrananlarla beraberdir.