30

Rum

Mekki 60 Ayet Cüz 21
الروم
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
30:1
الٓمٓ Elif Lâm Mîm alif-lam-meem
Elif Lâm Mîm
١ (1)
(1)
Elif, Lam, Mim.
30:2
غُلِبَتِ yenildi ghulibati
yenildi
ٱلرُّومُ Rum(lar) l-rūmu
Rum(lar)
٢ (2)
(2)
Rumlar en yakın bir yerde yenildiler. Onlar bu yenilgilerinden bir kaç yıl sonra galip geleceklerdir. İş, eninde sonunda Allah'a aittir. İşte o gün, inananlar, istediğine yardım eden Allah'ın yardımına sevineceklerdir. O güçlüdür, merhametlidir.
30:3
فِىٓ en yakın
en yakın
أَدْنَى (the) nearest adnā
(the) nearest
ٱلْأَرْضِ bir yerde l-arḍi
bir yerde
وَهُم ve onlar wahum
ve onlar
مِّنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
غَلَبِهِمْ yenilgilerinden ghalabihim
yenilgilerinden
سَيَغْلِبُونَ yeneceklerdir sayaghlibūna
yeneceklerdir
٣ (3)
(3)
Rumlar en yakın bir yerde yenildiler. Onlar bu yenilgilerinden bir kaç yıl sonra galip geleceklerdir. İş, eninde sonunda Allah'a aittir. İşte o gün, inananlar, istediğine yardım eden Allah'ın yardımına sevineceklerdir. O güçlüdür, merhametlidir.
30:4
فِى içinde
içinde
بِضْعِ birkaç biḍ'ʿi
birkaç
سِنِينَ ۗ yıl sinīna
yıl
لِلَّهِ Allah'ındır lillahi
Allah'ındır
ٱلْأَمْرُ emir l-amru
emir
مِن (bundan) önce min
(bundan) önce
قَبْلُ before qablu
before
وَمِنۢ ve wamin
ve
بَعْدُ ۚ sonra baʿdu
sonra
وَيَوْمَئِذٍۢ ve o gün wayawma-idhin
ve o gün
يَفْرَحُ sevinir(ler) yafraḥu
sevinir(ler)
ٱلْمُؤْمِنُونَ mü'minler l-mu'minūna
mü'minler
٤ (4)
(4)
Rumlar en yakın bir yerde yenildiler. Onlar bu yenilgilerinden bir kaç yıl sonra galip geleceklerdir. İş, eninde sonunda Allah'a aittir. İşte o gün, inananlar, istediğine yardım eden Allah'ın yardımına sevineceklerdir. O güçlüdür, merhametlidir.
30:5
بِنَصْرِ yardımıyle binaṣri
yardımıyle
ٱللَّهِ ۚ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
يَنصُرُ yardım eder yanṣuru
yardım eder
مَن kimseye man
kimseye
يَشَآءُ ۖ dilediği yashāu
dilediği
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
ٱلْعَزِيزُ galiptir l-ʿazīzu
galiptir
ٱلرَّحِيمُ esirgeyendir l-raḥīmu
esirgeyendir
٥ (5)
(5)
Rumlar en yakın bir yerde yenildiler. Onlar bu yenilgilerinden bir kaç yıl sonra galip geleceklerdir. İş, eninde sonunda Allah'a aittir. İşte o gün, inananlar, istediğine yardım eden Allah'ın yardımına sevineceklerdir. O güçlüdür, merhametlidir.
30:6
وَعْدَ va'didir waʿda
va'didir
ٱللَّهِ ۖ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
لَا caymaz
caymaz
يُخْلِفُ fail yukh'lifu
fail
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
وَعْدَهُۥ va'dinden waʿdahu
va'dinden
وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat
أَكْثَرَ çoğu akthara
çoğu
ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların
لَا bilmezler
bilmezler
يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know
٦ (6)
(6)
Bu, Allah'ın vaadidir; Allah verdiği sözden caymaz, fakat insanların çoğu bilmezler.
30:7
يَعْلَمُونَ bilirler yaʿlamūna
bilirler
ظَـٰهِرًۭا dış yüzünü ẓāhiran
dış yüzünü
مِّنَ hayatının mina
hayatının
ٱلْحَيَوٰةِ the life l-ḥayati
the life
ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya
وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar
عَنِ ahiretten ʿani
ahiretten
ٱلْـَٔاخِرَةِ the Hereafter l-ākhirati
the Hereafter
هُمْ onlar hum
onlar
غَـٰفِلُونَ gafildirler ghāfilūna
gafildirler
٧ (7)
(7)
Onlar, dünya hayatının görülen kısmını bilirler. Onlar, ahiretten habersizdirler.
30:8
أَوَلَمْ hiç düşünmediler mi? awalam
hiç düşünmediler mi?
يَتَفَكَّرُوا۟ they ponder yatafakkarū
they ponder
فِىٓ içlerinde
içlerinde
أَنفُسِهِم ۗ kendi anfusihim
kendi
مَّا yaratmamıştır
yaratmamıştır
خَلَقَ Allah (has) created khalaqa
Allah (has) created
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerde l-samāwāti
göklerde
وَٱلْأَرْضَ ve yerde wal-arḍa
ve yerde
وَمَا ve bulunanları wamā
ve bulunanları
بَيْنَهُمَآ bu ikisi arasında baynahumā
bu ikisi arasında
إِلَّا dışında illā
dışında
بِٱلْحَقِّ hak olması bil-ḥaqi
hak olması
وَأَجَلٍۢ ve bir süre wa-ajalin
ve bir süre
مُّسَمًّۭى ۗ belirtilmiştir musamman
belirtilmiştir
وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz
كَثِيرًۭا çoğu kathīran
çoğu
مِّنَ insanlardan mina
insanlardan
ٱلنَّاسِ the people l-nāsi
the people
بِلِقَآئِ kavuşmayı biliqāi
kavuşmayı
رَبِّهِمْ Rabblerine rabbihim
Rabblerine
لَكَـٰفِرُونَ inkar etmektedirler lakāfirūna
inkar etmektedirler
٨ (8)
(8)
Kendi kendilerine, Allah'ın gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları, gerçek olarak ve belirli bir süre için yarattığını düşünmezler mi? Doğrusu insanların çoğu, Rablerine kavuşacaklarını inkar ederler.
30:9
أَوَلَمْ gezmediler mi? awalam
gezmediler mi?
يَسِيرُوا۟ they traveled yasīrū
they traveled
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
فَيَنظُرُوا۟ baksınlar fayanẓurū
baksınlar
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
كَانَ olduğuna kāna
olduğuna
عَـٰقِبَةُ sonunun ʿāqibatu
sonunun
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
مِن kendilerinden önceki min
kendilerinden önceki
قَبْلِهِمْ ۚ before them qablihim
before them
كَانُوٓا۟ idiler kānū
idiler
أَشَدَّ daha güçlü ashadda
daha güçlü
مِنْهُمْ kendilerinden min'hum
kendilerinden
قُوَّةًۭ kuvvet bakımından quwwatan
kuvvet bakımından
وَأَثَارُوا۟ alt-üst etmişlerdi wa-athārū
alt-üst etmişlerdi
ٱلْأَرْضَ toprağı l-arḍa
toprağı
وَعَمَرُوهَآ ve onu imar etmişlerdi waʿamarūhā
ve onu imar etmişlerdi
أَكْثَرَ daha çok akthara
daha çok
مِمَّا bunların imar ettiklerinden mimmā
bunların imar ettiklerinden
عَمَرُوهَا they have built (on) it ʿamarūhā
they have built (on) it
وَجَآءَتْهُمْ onlara gelmişti wajāathum
onlara gelmişti
رُسُلُهُم elçiler rusuluhum
elçiler
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ ۖ delillerle bil-bayināti
delillerle
فَمَا fakat famā
fakat
كَانَ değildi kāna
değildi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
لِيَظْلِمَهُمْ onlara zulmedecek liyaẓlimahum
onlara zulmedecek
وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat
كَانُوٓا۟ onlar kānū
onlar
أَنفُسَهُمْ kendi kendilerine anfusahum
kendi kendilerine
يَظْلِمُونَ zulmediyorlardı yaẓlimūna
zulmediyorlardı
٩ (9)
(9)
Yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden önce geçmiş kimselerin sonlarının nasıl olduğuna bakmazlar mı? Ki onlar kendilerinden daha kuvvetli idiler, yeryüzünü kazıp alt üst ederek onlardan çok imar etmiş kimseydiler ve onlara belgelerle peygamberler gelmişti. Böylece Allah onlara zulmetmiyor, onlar kendilerine zulmediyorlardı.
30:10
ثُمَّ sonra thumma
sonra
كَانَ oldu kāna
oldu
عَـٰقِبَةَ sonu ʿāqibata
sonu
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
أَسَـٰٓـُٔوا۟ kötülük eden(lerin) asāū
kötülük eden(lerin)
ٱلسُّوٓأَىٰٓ çok kötü l-sūā
çok kötü
أَن çünkü an
çünkü
كَذَّبُوا۟ yalanladılar kadhabū
yalanladılar
بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini biāyāti
ayetlerini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَكَانُوا۟ ve -idiler wakānū
ve -idiler
بِهَا onlarla bihā
onlarla
يَسْتَهْزِءُونَ making mockery yastahziūna
making mockery
١٠ (10)
(10)
Sonra Allah'ın ayetlerini yalan sayıp, onları alaya alarak kötülük yapanların sonu pek kötü oldu.
30:11
ٱللَّهُ Allah al-lahu
Allah
يَبْدَؤُا۟ başlar yabda-u
başlar
ٱلْخَلْقَ yaratmağa l-khalqa
yaratmağa
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يُعِيدُهُۥ onu devam ettirir yuʿīduhu
onu devam ettirir
ثُمَّ sonra thumma
sonra
إِلَيْهِ O'na ilayhi
O'na
تُرْجَعُونَ döndürülürsünüz tur'jaʿūna
döndürülürsünüz
١١ (11)
(11)
Allah önce yaratır, ölümünden sonra tekrar diriltir. Sonunda O'na döneceksiniz.
30:12
وَيَوْمَ ve gün wayawma
ve gün
تَقُومُ başladığı taqūmu
başladığı
ٱلسَّاعَةُ sa'at l-sāʿatu
sa'at
يُبْلِسُ susarlar yub'lisu
susarlar
ٱلْمُجْرِمُونَ suçlular l-muj'rimūna
suçlular
١٢ (12)
(12)
Kıyamet koptuğu gün suçlular umutsuz kalıverirler.
30:13
وَلَمْ ve walam
ve
يَكُن olmaz yakun
olmaz
لَّهُم kendilerine lahum
kendilerine
مِّن ortaklarından min
ortaklarından
شُرَكَآئِهِمْ theirs partners shurakāihim
theirs partners
شُفَعَـٰٓؤُا۟ hiçbir şefa'atçi shufaʿāu
hiçbir şefa'atçi
وَكَانُوا۟ o zaman oldular wakānū
o zaman oldular
بِشُرَكَآئِهِمْ ortaklarını bishurakāihim
ortaklarını
كَـٰفِرِينَ inkar eder(ler) kāfirīna
inkar eder(ler)
١٣ (13)
(13)
Koştukları ortakları artık şefaatçileri değildir; ortaklarını inkar ederler.
30:14
وَيَوْمَ ve gün wayawma
ve gün
تَقُومُ başladığı taqūmu
başladığı
ٱلسَّاعَةُ sa'at l-sāʿatu
sa'at
يَوْمَئِذٍۢ o gün yawma-idhin
o gün
يَتَفَرَّقُونَ ayrılırlar yatafarraqūna
ayrılırlar
١٤ (14)
(14)
Kıyamet koptuğu gün, işte o gün, darmadağın olurlar.
30:15
فَأَمَّا ancak fa-ammā
ancak
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
وَعَمِلُوا۟ ve yapanlar waʿamilū
ve yapanlar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler
فَهُمْ onlar fahum
onlar
فِى içinde
içinde
رَوْضَةٍۢ bir bahçe rawḍatin
bir bahçe
يُحْبَرُونَ neş'elendirilirler yuḥ'barūna
neş'elendirilirler
١٥ (15)
(15)
Ama inanıp yararlı iş işleyenler, ağırlanacakları bir cennette bulunurlar.
30:16
وَأَمَّا fakat wa-ammā
fakat
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
وَكَذَّبُوا۟ ve yalanlayanlar wakadhabū
ve yalanlayanlar
بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi biāyātinā
ayetlerimizi
وَلِقَآئِ ve buluşmasını waliqāi
ve buluşmasını
ٱلْـَٔاخِرَةِ ahiret l-ākhirati
ahiret
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ onlar da fa-ulāika
onlar da
فِى içine
içine
ٱلْعَذَابِ azabın l-ʿadhābi
azabın
مُحْضَرُونَ getirilirler muḥ'ḍarūna
getirilirler
١٦ (16)
(16)
İnkar edip, ayetlerimizi ve ahirette Bana kavuşmayı yalanlayanlara gelince, işte onlar azabla yüzyüze bırakılırlar.
30:17
فَسُبْحَـٰنَ öyle ise tesbih edin fasub'ḥāna
öyle ise tesbih edin
ٱللَّهِ Allah'ı l-lahi
Allah'ı
حِينَ zaman ḥīna
zaman
تُمْسُونَ akşama girdiğiniz tum'sūna
akşama girdiğiniz
وَحِينَ ve zaman waḥīna
ve zaman
تُصْبِحُونَ sabaha erdiğiniz tuṣ'biḥūna
sabaha erdiğiniz
١٧ (17)
(17)
Akşamlarken ve sabahlarken, öğle ve ikindi vaktinde Allah'ı -ki göklerde ve yerde hamd O'na mahsustur- tesbih edin, namaz kılın.
30:18
وَلَهُ O'na mahsustur walahu
O'na mahsustur
ٱلْحَمْدُ hamd l-ḥamdu
hamd
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ve yerde wal-arḍi
ve yerde
وَعَشِيًّۭا ve günün sonunda waʿashiyyan
ve günün sonunda
وَحِينَ ve zaman waḥīna
ve zaman
تُظْهِرُونَ öğleye erdiğiniz tuẓ'hirūna
öğleye erdiğiniz
١٨ (18)
(18)
Akşamlarken ve sabahlarken, öğle ve ikindi vaktinde Allah'ı -ki göklerde ve yerde hamd O'na mahsustur- tesbih edin, namaz kılın.
30:19
يُخْرِجُ çıkarır yukh'riju
çıkarır
ٱلْحَىَّ diri l-ḥaya
diri
مِنَ ölüden mina
ölüden
ٱلْمَيِّتِ the dead l-mayiti
the dead
وَيُخْرِجُ ve çıkarır wayukh'riju
ve çıkarır
ٱلْمَيِّتَ ölü l-mayita
ölü
مِنَ diriden mina
diriden
ٱلْحَىِّ the living l-ḥayi
the living
وَيُحْىِ ve diriltir wayuḥ'yī
ve diriltir
ٱلْأَرْضَ yeri l-arḍa
yeri
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
مَوْتِهَا ۚ ölümünden mawtihā
ölümünden
وَكَذَٰلِكَ işte siz de öyle wakadhālika
işte siz de öyle
تُخْرَجُونَ çıkarılacaksınız tukh'rajūna
çıkarılacaksınız
١٩ (19)
(19)
O, ölüden diri çıkarır, diriden ölü çıkarır; yeryüzünü ölümünden sonra O canlandırır. Ey insanlar! İşte siz de böylece diriltileceksiniz.
30:20
وَمِنْ O'nun ayetlerinden (biri) wamin
O'nun ayetlerinden (biri)
ءَايَـٰتِهِۦٓ His Signs āyātihi
His Signs
أَنْ sizi yaratmasıdır an
sizi yaratmasıdır
خَلَقَكُم He created you khalaqakum
He created you
مِّن topraktan min
topraktan
تُرَابٍۢ dust turābin
dust
ثُمَّ sonra thumma
sonra
إِذَآ bir de bakarsın ki idhā
bir de bakarsın ki
أَنتُم siz antum
siz
بَشَرٌۭ insan(lar) basharun
insan(lar)
تَنتَشِرُونَ yayılıyorsunuz tantashirūna
yayılıyorsunuz
٢٠ (20)
(20)
Sizi topraktan yaratması O'nun varlığının belgelerindendir. Sonra hemen birer insan olup yeryüzüne yayılırsınız.
30:21
وَمِنْ O'nun ayetlerinden (biri de) wamin
O'nun ayetlerinden (biri de)
ءَايَـٰتِهِۦٓ His Signs āyātihi
His Signs
أَنْ yaratmasıdır an
yaratmasıdır
خَلَقَ He created khalaqa
He created
لَكُم sizin için lakum
sizin için
مِّنْ nefislerinizden min
nefislerinizden
أَنفُسِكُمْ yourselves anfusikum
yourselves
أَزْوَٰجًۭا eşler azwājan
eşler
لِّتَسْكُنُوٓا۟ sakinleşeceğiniz litaskunū
sakinleşeceğiniz
إِلَيْهَا onunla ilayhā
onunla
وَجَعَلَ ve koymasıdır wajaʿala
ve koymasıdır
بَيْنَكُم aranıza baynakum
aranıza
مَّوَدَّةًۭ sevgi mawaddatan
sevgi
وَرَحْمَةً ۚ ve acıma waraḥmatan
ve acıma
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
فِى vardır
vardır
ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda
لَـَٔايَـٰتٍۢ ibretler laāyātin
ibretler
لِّقَوْمٍۢ bir toplum için liqawmin
bir toplum için
يَتَفَكَّرُونَ düşünen yatafakkarūna
düşünen
٢١ (21)
(21)
İçinizden, kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp; aranızda muhabbet ve rahmet var etmesi, O'nun varlığının belgelerindendir. Bunlarda, düşünen millet için dersler vardır.
30:22
وَمِنْ O'nun ayetlerinden (biri de) wamin
O'nun ayetlerinden (biri de)
ءَايَـٰتِهِۦ His Signs āyātihi
His Signs
خَلْقُ yaratılmasıdır khalqu
yaratılmasıdır
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin
وَٱخْتِلَـٰفُ ve değişik olmasıdır wa-ikh'tilāfu
ve değişik olmasıdır
أَلْسِنَتِكُمْ dillerinizin alsinatikum
dillerinizin
وَأَلْوَٰنِكُمْ ۚ ve renklerinizin wa-alwānikum
ve renklerinizin
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
فِى vardır
vardır
ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda
لَـَٔايَـٰتٍۢ ibretler laāyātin
ibretler
لِّلْعَـٰلِمِينَ bilenler için lil'ʿālimīna
bilenler için
٢٢ (22)
(22)
Gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin değişik olması, O'nun varlığının belgelerindendir. Doğrusu bunlarda, bilenler için dersler vardır.
30:23
وَمِنْ O'nun ayetlerinden (biri de) wamin
O'nun ayetlerinden (biri de)
ءَايَـٰتِهِۦ His Signs āyātihi
His Signs
مَنَامُكُم uyumanızdır manāmukum
uyumanızdır
بِٱلَّيْلِ geceleyin bi-al-layli
geceleyin
وَٱلنَّهَارِ ve gündüzün wal-nahāri
ve gündüzün
وَٱبْتِغَآؤُكُم ve aramanızdır wa-ib'tighāukum
ve aramanızdır
مِّن O'nun lutfundan min
O'nun lutfundan
فَضْلِهِۦٓ ۚ His Bounty faḍlihi
His Bounty
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
فِى vardır
vardır
ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda
لَـَٔايَـٰتٍۢ ibretler laāyātin
ibretler
لِّقَوْمٍۢ bir toplum için liqawmin
bir toplum için
يَسْمَعُونَ işiten yasmaʿūna
işiten
٢٣ (23)
(23)
Geceleyin uyumanız, gündüz de lütfundan rızık aramanız O'nun varlığının belgelerindendir. Bunlarda kulak veren millet için dersler vardır.
30:24
وَمِنْ O'nun ayetlerinden (biri de) wamin
O'nun ayetlerinden (biri de)
ءَايَـٰتِهِۦ His Signs āyātihi
His Signs
يُرِيكُمُ size göstermesidir yurīkumu
size göstermesidir
ٱلْبَرْقَ şimşeği l-barqa
şimşeği
خَوْفًۭا korku khawfan
korku
وَطَمَعًۭا ve umut waṭamaʿan
ve umut
وَيُنَزِّلُ ve indirmesidir wayunazzilu
ve indirmesidir
مِنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky
مَآءًۭ bir su māan
bir su
فَيُحْىِۦ ve diriltmesidir fayuḥ'yī
ve diriltmesidir
بِهِ onunla bihi
onunla
ٱلْأَرْضَ yeri l-arḍa
yeri
بَعْدَ sonra baʿda
sonra
مَوْتِهَآ ۚ ölümünden mawtihā
ölümünden
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
فِى vardır
vardır
ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda
لَـَٔايَـٰتٍۢ ibretler laāyātin
ibretler
لِّقَوْمٍۢ bir toplum için liqawmin
bir toplum için
يَعْقِلُونَ aklını kullanan yaʿqilūna
aklını kullanan
٢٤ (24)
(24)
Size korku ve ümit veren şimşeği göstermesi, gökten su indirip ölümünden sonra yeri onunla diriltmesi O'nun varlığının belgelerindendir. Bunlarda, düşünen millet için dersler vardır.
30:25
وَمِنْ O'nun ayetlerinden (biri de) wamin
O'nun ayetlerinden (biri de)
ءَايَـٰتِهِۦٓ His Signs āyātihi
His Signs
أَن durmasıdır an
durmasıdır
تَقُومَ stands taqūma
stands
ٱلسَّمَآءُ göğün l-samāu
göğün
وَٱلْأَرْضُ ve yerin wal-arḍu
ve yerin
بِأَمْرِهِۦ ۚ O'nun buyruğuyla bi-amrihi
O'nun buyruğuyla
ثُمَّ sonra thumma
sonra
إِذَا zaman idhā
zaman
دَعَاكُمْ sizi çağırdığı daʿākum
sizi çağırdığı
دَعْوَةًۭ bir tek da'vetle daʿwatan
bir tek da'vetle
مِّنَ yerden mina
yerden
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
إِذَآ bir de bakarsınız ki idhā
bir de bakarsınız ki
أَنتُمْ siz antum
siz
تَخْرُجُونَ çıkıyorsunuz takhrujūna
çıkıyorsunuz
٢٥ (25)
(25)
Göğün ve yerin O'nun buyruğu ile ayakta durması O'nun varlığının belgelerindendir. Sonra sizi kabirlerinizden bir çağırmaya görsün, hemen çıkıverirsiniz.
30:26
وَلَهُۥ ve O'nundur walahu
ve O'nundur
مَن kimseler man
kimseler
فِى bulunan
bulunan
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerde l-samāwāti
göklerde
وَٱلْأَرْضِ ۖ ve yerde wal-arḍi
ve yerde
كُلٌّۭ hepsi kullun
hepsi
لَّهُۥ O'na lahu
O'na
قَـٰنِتُونَ ita'at etmektedirler qānitūna
ita'at etmektedirler
٢٦ (26)
(26)
Göklerde ve yerde olanlar O'nundur; hepsi O'na boyun eğmiştir.
30:27
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
ٱلَّذِى ki alladhī
ki
يَبْدَؤُا۟ başlar yabda-u
başlar
ٱلْخَلْقَ yaratmağa l-khalqa
yaratmağa
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يُعِيدُهُۥ onu tekrarlar yuʿīduhu
onu tekrarlar
وَهُوَ ve bu wahuwa
ve bu
أَهْوَنُ daha kolaydır ahwanu
daha kolaydır
عَلَيْهِ ۚ O'na ʿalayhi
O'na
وَلَهُ ve O'nundur walahu
ve O'nundur
ٱلْمَثَلُ durum l-mathalu
durum
ٱلْأَعْلَىٰ en yüce l-aʿlā
en yüce
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yerde wal-arḍi
ve yerde
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
ٱلْعَزِيزُ üstündür l-ʿazīzu
üstündür
ٱلْحَكِيمُ hüküm ve hikmet sahibidir l-ḥakīmu
hüküm ve hikmet sahibidir
٢٧ (27)
(27)
Önce yaratan, ölümünden sonra tekrar dirilten O'dur. Bu, O'nun için daha kolaydır. Göklerde ve yerde olan en üstün sıfatlar O'nundur. O, güçlüdür, Hakim'dir.
30:28
ضَرَبَ misal verdi ḍaraba
misal verdi
لَكُم size lakum
size
مَّثَلًۭا bir benzetmeyle mathalan
bir benzetmeyle
مِّنْ kendinizden min
kendinizden
أَنفُسِكُمْ ۖ yourselves anfusikum
yourselves
هَل sizin için varmı dır? hal
sizin için varmı dır?
لَّكُم for you lakum
for you
مِّن bulunanlar (köleler) dan min
bulunanlar (köleler) dan
مَّا what
what
مَلَكَتْ possess malakat
possess
أَيْمَـٰنُكُم sizin ellerinde aymānukum
sizin ellerinde
مِّن ortaklardan min
ortaklardan
شُرَكَآءَ partners shurakāa
partners
فِى şeylerde
şeylerde
مَا what
what
رَزَقْنَـٰكُمْ sizi rızıklandırdığımız razaqnākum
sizi rızıklandırdığımız
فَأَنتُمْ sizinle fa-antum
sizinle
فِيهِ onda fīhi
onda
سَوَآءٌۭ eşit olan sawāon
eşit olan
تَخَافُونَهُمْ onlardan çekindiğiniz takhāfūnahum
onlardan çekindiğiniz
كَخِيفَتِكُمْ çekindiğiniz gibi kakhīfatikum
çekindiğiniz gibi
أَنفُسَكُمْ ۚ birbirinizden anfusakum
birbirinizden
كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle
نُفَصِّلُ biz açıklıyoruz nufaṣṣilu
biz açıklıyoruz
ٱلْـَٔايَـٰتِ ayetleri l-āyāti
ayetleri
لِقَوْمٍۢ bir toplum için liqawmin
bir toplum için
يَعْقِلُونَ aklını kullanan yaʿqilūna
aklını kullanan
٢٨ (28)
(28)
Allah size kendinizden bir misal vermektedir: Size verdiğimiz rızıklarda, emrinizde bulunan kölelerinizin de eşit surette hak sahibi olmalarına razı olur ve birbirinizi saydığınız gibi bu ortaklarınızı sayar mısınız? Düşünen millete ayetleri böylece uzun uzadıya açıklarız.
30:29
بَلِ hayır bali
hayır
ٱتَّبَعَ uydular ittabaʿa
uydular
ٱلَّذِينَ zulmedenler alladhīna
zulmedenler
ظَلَمُوٓا۟ do wrong ẓalamū
do wrong
أَهْوَآءَهُم keyiflerine ahwāahum
keyiflerine
بِغَيْرِ olmaksızın; bighayri
olmaksızın;
عِلْمٍۢ ۖ bilgi(leri) ʿil'min
bilgi(leri)
فَمَن kim? faman
kim?
يَهْدِى yola getirebilir yahdī
yola getirebilir
مَنْ kimseyi man
kimseyi
أَضَلَّ şaşırttığı aḍalla
şaşırttığı
ٱللَّهُ ۖ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur
لَهُم onların lahum
onların
مِّن hiçbir min
hiçbir
نَّـٰصِرِينَ yardımcıları nāṣirīna
yardımcıları
٢٩ (29)
(29)
Hayır; zulmedenler, körü körüne kendi heveslerine uymuşlardır. Allah'ın saptırdığı kimseleri kim doğru yola eriştirebilir? Onların yardımcıları da yoktur.
30:30
فَأَقِمْ çevir fa-aqim
çevir
وَجْهَكَ yüzünü wajhaka
yüzünü
لِلدِّينِ dine lilddīni
dine
حَنِيفًۭا ۚ Hanif olarak ḥanīfan
Hanif olarak
فِطْرَتَ yaratmasına fiṭ'rata
yaratmasına
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلَّتِى ki allatī
ki
فَطَرَ yaratmıştır faṭara
yaratmıştır
ٱلنَّاسَ insanları l-nāsa
insanları
عَلَيْهَا ۚ ona göre ʿalayhā
ona göre
لَا değiştirilemez
değiştirilemez
تَبْدِيلَ change tabdīla
change
لِخَلْقِ yaratması likhalqi
yaratması
ٱللَّهِ ۚ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ذَٰلِكَ işte odur dhālika
işte odur
ٱلدِّينُ din l-dīnu
din
ٱلْقَيِّمُ doğru l-qayimu
doğru
وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat
أَكْثَرَ çoğu akthara
çoğu
ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların
لَا bilmezler
bilmezler
يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know
٣٠ (30)
(30)
Hakka yönelerek kendini Allah'ın insanlara yaratılışta verdiği dine ver. Zira Allah'ın yaratışında değişme yoktur; işte dosdoğru din budur, fakat insanların çoğu bilmezler.
30:31
۞ مُنِيبِينَ yönelin munībīna
yönelin
إِلَيْهِ yalnız O'na ilayhi
yalnız O'na
وَٱتَّقُوهُ ve O'ndan korkun wa-ittaqūhu
ve O'ndan korkun
وَأَقِيمُوا۟ ve kılın wa-aqīmū
ve kılın
ٱلصَّلَوٰةَ namazı l-ṣalata
namazı
وَلَا ve walā
ve
تَكُونُوا۟ olmayın takūnū
olmayın
مِنَ ortak koşanlardan mina
ortak koşanlardan
ٱلْمُشْرِكِينَ the polytheists l-mush'rikīna
the polytheists
٣١ (31)
(31)
Allah'a yönelerek O'na karşı gelmekten sakınınız, namaz kılınız, dinlerinde ayrılığa düşüp fırka fırka olan, her fırkasının da kendisinde bulunanla sevindiği müşriklerden olmayınız.
30:32
مِنَ onlar ki mina
onlar ki
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
فَرَّقُوا۟ parçaladılar farraqū
parçaladılar
دِينَهُمْ dinlerini dīnahum
dinlerini
وَكَانُوا۟ ve oldular wakānū
ve oldular
شِيَعًۭا ۖ bölük bölük shiyaʿan
bölük bölük
كُلُّ her kullu
her
حِزْبٍۭ gurup ḥiz'bin
gurup
بِمَا olanla bimā
olanla
لَدَيْهِمْ kendi yanında ladayhim
kendi yanında
فَرِحُونَ sevinmektedir fariḥūna
sevinmektedir
٣٢ (32)
(32)
Allah'a yönelerek O'na karşı gelmekten sakınınız, namaz kılınız, dinlerinde ayrılığa düşüp fırka fırka olan, her fırkasının da kendisinde bulunanla sevindiği müşriklerden olmayınız.
30:33
وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman
مَسَّ dokunduğu massa
dokunduğu
ٱلنَّاسَ insanlara l-nāsa
insanlara
ضُرٌّۭ bir zarar ḍurrun
bir zarar
دَعَوْا۟ yalvarırlar daʿaw
yalvarırlar
رَبَّهُم Rablerine rabbahum
Rablerine
مُّنِيبِينَ yönelerek munībīna
yönelerek
إِلَيْهِ O'na ilayhi
O'na
ثُمَّ sonra thumma
sonra
إِذَآ zaman idhā
zaman
أَذَاقَهُم onlara taddırdığı adhāqahum
onlara taddırdığı
مِّنْهُ kendinden min'hu
kendinden
رَحْمَةً bir rahmet raḥmatan
bir rahmet
إِذَا hemen idhā
hemen
فَرِيقٌۭ bir grup farīqun
bir grup
مِّنْهُم onlardan min'hum
onlardan
بِرَبِّهِمْ Rablerine birabbihim
Rablerine
يُشْرِكُونَ ortak koşarlar yush'rikūna
ortak koşarlar
٣٣ (33)
(33)
İnsanlar bir darlığa uğrayınca Rablerine dönerek O'na yalvarırlar, sonra Allah katından onlara bir rahmet tattırınca içlerinden bir takımı kendilerine verdiklerimize nankörlük ederek Rablerine eş koşarlar. Safa sürün bakalım, yakında göreceksiniz.
30:34
لِيَكْفُرُوا۟ inkar etmeleri için liyakfurū
inkar etmeleri için
بِمَآ şeyi bimā
şeyi
ءَاتَيْنَـٰهُمْ ۚ kendilerine verdiğimiz ātaynāhum
kendilerine verdiğimiz
فَتَمَتَّعُوا۟ şimdi zevk içinde yaşayın fatamattaʿū
şimdi zevk içinde yaşayın
فَسَوْفَ yakında fasawfa
yakında
تَعْلَمُونَ bileceksiniz taʿlamūna
bileceksiniz
٣٤ (34)
(34)
İnsanlar bir darlığa uğrayınca Rablerine dönerek O'na yalvarırlar, sonra Allah katından onlara bir rahmet tattırınca içlerinden bir takımı kendilerine verdiklerimize nankörlük ederek Rablerine eş koşarlar. Safa sürün bakalım, yakında göreceksiniz.
30:35
أَمْ yoksa am
yoksa
أَنزَلْنَا indirdik de anzalnā
indirdik de
عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara
سُلْطَـٰنًۭا bir delil sul'ṭānan
bir delil
فَهُوَ o (delil) fahuwa
o (delil)
يَتَكَلَّمُ söylüyor yatakallamu
söylüyor
بِمَا olmalarını bimā
olmalarını
كَانُوا۟ they were kānū
they were
بِهِۦ onunla bihi
onunla
يُشْرِكُونَ ortak koşmalarını yush'rikūna
ortak koşmalarını
٣٥ (35)
(35)
Yoksa onlara ortak koşmalarını söyleyen bir delil mi indirdik.
30:36
وَإِذَآ ve zaman wa-idhā
ve zaman
أَذَقْنَا biz taddırdığımız adhaqnā
biz taddırdığımız
ٱلنَّاسَ insanlara l-nāsa
insanlara
رَحْمَةًۭ bir rahmet raḥmatan
bir rahmet
فَرِحُوا۟ sevinirler fariḥū
sevinirler
بِهَا ۖ onunla bihā
onunla
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
تُصِبْهُمْ onlara erişirse tuṣib'hum
onlara erişirse
سَيِّئَةٌۢ bir kötülük sayyi-atun
bir kötülük
بِمَا dolayı bimā
dolayı
قَدَّمَتْ öne sürdüklerinden qaddamat
öne sürdüklerinden
أَيْدِيهِمْ elleriyle (yapıp) aydīhim
elleriyle (yapıp)
إِذَا derhal idhā
derhal
هُمْ onlar hum
onlar
يَقْنَطُونَ umutsuzluğa düşerler yaqnaṭūna
umutsuzluğa düşerler
٣٦ (36)
(36)
İnsanlara bir rahmet tattırdığımız zaman ona sevinirler, ama yaptıklarından ötürü başlarına bir kötülük gelirse hemen ümitlerini kaybediverirler.
30:37
أَوَلَمْ görmediler mi? awalam
görmediler mi?
يَرَوْا۟ they see yaraw
they see
أَنَّ gerçekten anna
gerçekten
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يَبْسُطُ genişletiyor yabsuṭu
genişletiyor
ٱلرِّزْقَ rızkı l-riz'qa
rızkı
لِمَن kimseye liman
kimseye
يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği
وَيَقْدِرُ ۚ ve daraltıyor wayaqdiru
ve daraltıyor
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
فِى vardır
vardır
ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda
لَـَٔايَـٰتٍۢ ibretler laāyātin
ibretler
لِّقَوْمٍۢ bir toplum için liqawmin
bir toplum için
يُؤْمِنُونَ inanan yu'minūna
inanan
٣٧ (37)
(37)
Allah'ın, rızkı dilediğine yayıp bir ölçüye göre verdiğini görmezler mi? Doğrusu bunda, inananlar için dersler vardır.
30:38
فَـَٔاتِ o halde ver faāti
o halde ver
ذَا akrabaya dhā
akrabaya
ٱلْقُرْبَىٰ the relative l-qur'bā
the relative
حَقَّهُۥ hakkını ḥaqqahu
hakkını
وَٱلْمِسْكِينَ ve yoksula wal-mis'kīna
ve yoksula
وَٱبْنَ ve yolcuya wa-ib'na
ve yolcuya
ٱلسَّبِيلِ ۚ and the wayfarer l-sabīli
and the wayfarer
ذَٰلِكَ bu dhālika
bu
خَيْرٌۭ daha hayırlıdır khayrun
daha hayırlıdır
لِّلَّذِينَ için lilladhīna
için
يُرِيدُونَ isteyenler yurīdūna
isteyenler
وَجْهَ yüzünü (rızasını) wajha
yüzünü (rızasını)
ٱللَّهِ ۖ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve işte wa-ulāika
ve işte
هُمُ onlar humu
onlar
ٱلْمُفْلِحُونَ başarıya erenlerdir l-muf'liḥūna
başarıya erenlerdir
٣٨ (38)
(38)
Yakınlığı olana, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver. Allah'ın rızasını dileyenler için bu daha hayırlıdır. İşte onlar saadete erenlerdir.
30:39
وَمَآ ne ki wamā
ne ki
ءَاتَيْتُم verdiniz ātaytum
verdiniz
مِّن riba (faiz) min
riba (faiz)
رِّبًۭا usury riban
usury
لِّيَرْبُوَا۟ artması için liyarbuwā
artması için
فِىٓ içinde
içinde
أَمْوَٰلِ malları amwāli
malları
ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların
فَلَا asla falā
asla
يَرْبُوا۟ artmaz yarbū
artmaz
عِندَ katında ʿinda
katında
ٱللَّهِ ۖ Allah l-lahi
Allah
وَمَآ ama wamā
ama
ءَاتَيْتُم verdiğiniz ātaytum
verdiğiniz
مِّن zekattan min
zekattan
زَكَوٰةٍۢ zakah zakatin
zakah
تُرِيدُونَ isteyerek turīdūna
isteyerek
وَجْهَ yüzünü (rızasını) wajha
yüzünü (rızasını)
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte fa-ulāika
işte
هُمُ onlar humu
onlar
ٱلْمُضْعِفُونَ kat kat artıranlardır l-muḍ'ʿifūna
kat kat artıranlardır
٣٩ (39)
(39)
İnsanların malları içinde artsın diye verdiğiniz her hangi bir faiz Allah katında artmaz; fakat, Allah'ın rızasını dileyerek verdiğiniz herhangi bir sadaka (zekat) böyle değildir. İşte onlar sevablarını kat kat artıranlardır.
30:40
ٱللَّهُ Allah al-lahu
Allah
ٱلَّذِى ki alladhī
ki
خَلَقَكُمْ sizi yarattı khalaqakum
sizi yarattı
ثُمَّ sonra thumma
sonra
رَزَقَكُمْ besledi razaqakum
besledi
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يُمِيتُكُمْ öldürüyor yumītukum
öldürüyor
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يُحْيِيكُمْ ۖ diriltiyor yuḥ'yīkum
diriltiyor
هَلْ var mı? hal
var mı?
مِن ortaklarınızdan min
ortaklarınızdan
شُرَكَآئِكُم (of) your partners shurakāikum
(of) your partners
مَّن kimse man
kimse
يَفْعَلُ yapan yafʿalu
yapan
مِن bunlardan min
bunlardan
ذَٰلِكُم that dhālikum
that
مِّن hiç min
hiç
شَىْءٍۢ ۚ birini shayin
birini
سُبْحَـٰنَهُۥ O münezzehtir sub'ḥānahu
O münezzehtir
وَتَعَـٰلَىٰ ve yücedir wataʿālā
ve yücedir
عَمَّا şeylerden ʿammā
şeylerden
يُشْرِكُونَ onların ortak koştukları yush'rikūna
onların ortak koştukları
٤٠ (40)
(40)
Sizi yaratan, sonra rızıklandıran, sonra öldüren, daha sonra da dirilten Allah'tır. O'na koştuğunuz ortaklarınızdan böyle bir şey yapan var mıdır? Allah onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir, yücedir.
30:41
ظَهَرَ çıktı ẓahara
çıktı
ٱلْفَسَادُ fesat l-fasādu
fesat
فِى karada
karada
ٱلْبَرِّ the land l-bari
the land
وَٱلْبَحْرِ ve denizde wal-baḥri
ve denizde
بِمَا yüzünden bimā
yüzünden
كَسَبَتْ kazandıkları kasabat
kazandıkları
أَيْدِى elleriyle aydī
elleriyle
ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların
لِيُذِيقَهُم onlara taddırıyor liyudhīqahum
onlara taddırıyor
بَعْضَ bir kısmını baʿḍa
bir kısmını
ٱلَّذِى yaptıklarının alladhī
yaptıklarının
عَمِلُوا۟ they have done ʿamilū
they have done
لَعَلَّهُمْ belki onlar laʿallahum
belki onlar
يَرْجِعُونَ dönerler (diye) yarjiʿūna
dönerler (diye)
٤١ (41)
(41)
İnsanların elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde fesat çıkar; Allah da belki dönerler diye yaptıklarının bir kısmını böylece kendilerine tattırır.
30:42
قُلْ de ki qul
de ki
سِيرُوا۟ gezin sīrū
gezin
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
فَٱنظُرُوا۟ ve bakın fa-unẓurū
ve bakın
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
كَانَ olduğuna kāna
olduğuna
عَـٰقِبَةُ sonunun ʿāqibatu
sonunun
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
مِن önceki min
önceki
قَبْلُ ۚ (were) before qablu
(were) before
كَانَ idi kāna
idi
أَكْثَرُهُم onların çoğu aktharuhum
onların çoğu
مُّشْرِكِينَ ortak koşanlardan mush'rikīna
ortak koşanlardan
٤٢ (42)
(42)
De ki: "Yeryüzünde dolaşın da daha öncekilerden çoğu ortak koşan (müşrik) olanların sonunun nasıl olduğuna bir bakın."
30:43
فَأَقِمْ yönelt fa-aqim
yönelt
وَجْهَكَ yüzünü wajhaka
yüzünü
لِلدِّينِ dine lilddīni
dine
ٱلْقَيِّمِ dosdoğru l-qayimi
dosdoğru
مِن önce min
önce
قَبْلِ before qabli
before
أَن gelmesinden an
gelmesinden
يَأْتِىَ comes yatiya
comes
يَوْمٌۭ gün yawmun
gün
لَّا geri çevirilmeyen
geri çevirilmeyen
مَرَدَّ (can be) averted maradda
(can be) averted
لَهُۥ -tan lahu
-tan
مِنَ Allahtan mina
Allahtan
ٱللَّهِ ۖ Allah l-lahi
Allah
يَوْمَئِذٍۢ o gün yawma-idhin
o gün
يَصَّدَّعُونَ bölük bölük ayrılırlar yaṣṣaddaʿūna
bölük bölük ayrılırlar
٤٣ (43)
(43)
İnsanların fırka fırka olacağı, Allah katından kaçınılmaz o günün gelmesinden önce, kendini dosdoğru dine yönelt.
30:44
مَن kim man
kim
كَفَرَ inkar ederse kafara
inkar ederse
فَعَلَيْهِ kendi aleyhinedir faʿalayhi
kendi aleyhinedir
كُفْرُهُۥ ۖ inkarı kuf'ruhu
inkarı
وَمَنْ ve kim waman
ve kim
عَمِلَ yapasa ʿamila
yapasa
صَـٰلِحًۭا iyi bir iş ṣāliḥan
iyi bir iş
فَلِأَنفُسِهِمْ kendileri için fali-anfusihim
kendileri için
يَمْهَدُونَ hazırlamaktadırlar yamhadūna
hazırlamaktadırlar
٤٤ (44)
(44)
Kim inkar ederse, inkarı kendi aleyhine olur. Yararlı iş işleyen kimseler, kendileri için rahat bir yer hazırlamış olurlar.
30:45
لِيَجْزِىَ mükafatlandırması için liyajziya
mükafatlandırması için
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
ءَامَنُوا۟ inanan(ları) āmanū
inanan(ları)
وَعَمِلُوا۟ ve yapanları waʿamilū
ve yapanları
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler
مِن lutfundan min
lutfundan
فَضْلِهِۦٓ ۚ His Bounty faḍlihi
His Bounty
إِنَّهُۥ doğrusu O innahu
doğrusu O
لَا sevmez
sevmez
يُحِبُّ like yuḥibbu
like
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirleri l-kāfirīna
kafirleri
٤٥ (45)
(45)
Çünkü Allah inanıp yararlı iş işleyenlere lütfundan karşılık verecektir. Doğrusu O, inkarcıları sevmez.
30:46
وَمِنْ O'nun ayetlerinden (biri de) wamin
O'nun ayetlerinden (biri de)
ءَايَـٰتِهِۦٓ His Signs āyātihi
His Signs
أَن göndermesidir an
göndermesidir
يُرْسِلَ He sends yur'sila
He sends
ٱلرِّيَاحَ rüzgarları l-riyāḥa
rüzgarları
مُبَشِّرَٰتٍۢ müjdeler olarak mubashirātin
müjdeler olarak
وَلِيُذِيقَكُم size tattırması için waliyudhīqakum
size tattırması için
مِّن rahmetinden min
rahmetinden
رَّحْمَتِهِۦ His Mercy raḥmatihi
His Mercy
وَلِتَجْرِىَ ve yürümesi için walitajriya
ve yürümesi için
ٱلْفُلْكُ gemilerin l-ful'ku
gemilerin
بِأَمْرِهِۦ buyruğuyla bi-amrihi
buyruğuyla
وَلِتَبْتَغُوا۟ ve aramanız için walitabtaghū
ve aramanız için
مِن O'nun lutfundan min
O'nun lutfundan
فَضْلِهِۦ His Bounty faḍlihi
His Bounty
وَلَعَلَّكُمْ belki walaʿallakum
belki
تَشْكُرُونَ şükredersiniz (diye) tashkurūna
şükredersiniz (diye)
٤٦ (46)
(46)
Rüzgarları müjdeciler olarak göndermesi, size rahmetini tattırması, buyruğu ile gemilerin yürümesi, lütfundan rızık istemeniz, O'nun varlığının belgelerindendir. Belki şükredersiniz.
30:47
وَلَقَدْ andolsun ki walaqad
andolsun ki
أَرْسَلْنَا biz gönderdik arsalnā
biz gönderdik
مِن senden önce min
senden önce
قَبْلِكَ before you qablika
before you
رُسُلًا elçileri rusulan
elçileri
إِلَىٰ kavimlerine ilā
kavimlerine
قَوْمِهِمْ their people qawmihim
their people
فَجَآءُوهُم onlara geldiler fajāūhum
onlara geldiler
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ delillerle bil-bayināti
delillerle
فَٱنتَقَمْنَا ve biz öc aldık fa-intaqamnā
ve biz öc aldık
مِنَ kimselerden mina
kimselerden
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
أَجْرَمُوا۟ ۖ suç işleyen(ler) ajramū
suç işleyen(ler)
وَكَانَ ve idi wakāna
ve idi
حَقًّا borç ḥaqqan
borç
عَلَيْنَا üzerimize ʿalaynā
üzerimize
نَصْرُ yardım etmek naṣru
yardım etmek
ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlere l-mu'minīna
mü'minlere
٤٧ (47)
(47)
And olsun ki! Senden önce, birçok peygamberleri ümmetlerine gönderdik, onlara belgeler getirdiler; dinlemeyip suç işleyenlerden öç aldık, zira inananlara yardım etmek bize hak olmuştu.
30:48
ٱللَّهُ Allah al-lahu
Allah
ٱلَّذِى ki alladhī
ki
يُرْسِلُ gönderir yur'silu
gönderir
ٱلرِّيَـٰحَ rüzgarları l-riyāḥa
rüzgarları
فَتُثِيرُ kaldırır fatuthīru
kaldırır
سَحَابًۭا bulutu saḥāban
bulutu
فَيَبْسُطُهُۥ sonra onu yayar fayabsuṭuhu
sonra onu yayar
فِى gökte
gökte
ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
يَشَآءُ diliyorsa yashāu
diliyorsa
وَيَجْعَلُهُۥ ve eder wayajʿaluhu
ve eder
كِسَفًۭا parça parça kisafan
parça parça
فَتَرَى ve görürsün fatarā
ve görürsün
ٱلْوَدْقَ yağmurun l-wadqa
yağmurun
يَخْرُجُ çıktığını yakhruju
çıktığını
مِنْ arasından min
arasından
خِلَـٰلِهِۦ ۖ their midst khilālihi
their midst
فَإِذَآ derken fa-idhā
derken
أَصَابَ uğratınca aṣāba
uğratınca
بِهِۦ onu bihi
onu
مَن dilediğine man
dilediğine
يَشَآءُ He wills yashāu
He wills
مِنْ kullarından min
kullarından
عِبَادِهِۦٓ His slaves ʿibādihi
His slaves
إِذَا hemen idhā
hemen
هُمْ onlar hum
onlar
يَسْتَبْشِرُونَ sevinirler yastabshirūna
sevinirler
٤٨ (48)
(48)
Rüzgarları gönderip bulutları yürüten, onları gökte dilediği gibi yayan ve küme küme yığan Allah'tır. Artık sen de aralarından yağmurun çıktığını görürsün. Allah'ın kullarından dilediğine verdiği yağmurla, daha önceden kendilerine yağmur indirilmesinden ümidlerini kesmiş oldukları için onlar seviniverirler.
30:49
وَإِن halbuki wa-in
halbuki
كَانُوا۟ onlar idiler kānū
onlar idiler
مِن daha önceden min
daha önceden
قَبْلِ before qabli
before
أَن (yağmurun) indirilmesinden an
(yağmurun) indirilmesinden
يُنَزَّلَ it was sent down yunazzala
it was sent down
عَلَيْهِم kendilerine ʿalayhim
kendilerine
مِّن önce min
önce
قَبْلِهِۦ [before it] qablihi
[before it]
لَمُبْلِسِينَ umutsuz(dular) lamub'lisīna
umutsuz(dular)
٤٩ (49)
(49)
Rüzgarları gönderip bulutları yürüten, onları gökte dilediği gibi yayan ve küme küme yığan Allah'tır. Artık sen de aralarından yağmurun çıktığını görürsün. Allah'ın kullarından dilediğine verdiği yağmurla, daha önceden kendilerine yağmur indirilmesinden ümidlerini kesmiş oldukları için onlar seviniverirler.
30:50
فَٱنظُرْ bir bak fa-unẓur
bir bak
إِلَىٰٓ eserlerine ilā
eserlerine
ءَاثَـٰرِ (the) effects āthāri
(the) effects
رَحْمَتِ rahmetinin raḥmati
rahmetinin
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
يُحْىِ diriltiyor yuḥ'yī
diriltiyor
ٱلْأَرْضَ yeri l-arḍa
yeri
بَعْدَ ölümünden sonra baʿda
ölümünden sonra
مَوْتِهَآ ۚ its death mawtihā
its death
إِنَّ şüphe yok ki inna
şüphe yok ki
ذَٰلِكَ böylece dhālika
böylece
لَمُحْىِ diriltecektir lamuḥ'yī
diriltecektir
ٱلْمَوْتَىٰ ۖ ölüleri l-mawtā
ölüleri
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
كُلِّ her kulli
her
شَىْءٍۢ şey shayin
şey
قَدِيرٌۭ kadirdir qadīrun
kadirdir
٥٠ (50)
(50)
Allah'ın rahmetinin belirtilerine bir bak, yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor? Şüphesiz ölüleri O diriltir. O her şeye Kadir'dir.
30:51
وَلَئِنْ andolsun eğer wala-in
andolsun eğer
أَرْسَلْنَا göndersek arsalnā
göndersek
رِيحًۭا bir rüzgar rīḥan
bir rüzgar
فَرَأَوْهُ ve (ekini) görseler fara-awhu
ve (ekini) görseler
مُصْفَرًّۭا sararmış muṣ'farran
sararmış
لَّظَلُّوا۟ başlarlar laẓallū
başlarlar
مِنۢ ondan sonra min
ondan sonra
بَعْدِهِۦ after it baʿdihi
after it
يَكْفُرُونَ nankörlük etmeğe yakfurūna
nankörlük etmeğe
٥١ (51)
(51)
Bir rüzgar göndersek de yeşilliklerin sarardığını görseler hemen nankörlüğe başlarlar.
30:52
فَإِنَّكَ şüphesiz sen fa-innaka
şüphesiz sen
لَا asla
asla
تُسْمِعُ söz dinletemezsin tus'miʿu
söz dinletemezsin
ٱلْمَوْتَىٰ ölülere l-mawtā
ölülere
وَلَا ve asla walā
ve asla
تُسْمِعُ işittiremezsin tus'miʿu
işittiremezsin
ٱلصُّمَّ sağırlara l-ṣuma
sağırlara
ٱلدُّعَآءَ çağrıyı l-duʿāa
çağrıyı
إِذَا giderlerken idhā
giderlerken
وَلَّوْا۟ they turn wallaw
they turn
مُدْبِرِينَ arkalarını dönüp mud'birīna
arkalarını dönüp
٥٢ (52)
(52)
Tabiidir ki sen ölülere katiyyen işittiremezsin; dönüp giden sağırlara da çağrıyı duyuramazsın.
30:53
وَمَآ ve değilsin wamā
ve değilsin
أَنتَ sen anta
sen
بِهَـٰدِ yola getirecek bihādi
yola getirecek
ٱلْعُمْىِ körleri l-ʿum'yi
körleri
عَن sapıklıklarından ʿan
sapıklıklarından
ضَلَـٰلَتِهِمْ ۖ their error ḍalālatihim
their error
إِن sen işittiremezsin in
sen işittiremezsin
تُسْمِعُ you can make hear tus'miʿu
you can make hear
إِلَّا başkasına illā
başkasına
مَن kimseler(den) man
kimseler(den)
يُؤْمِنُ inanan(lar) yu'minu
inanan(lar)
بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimize biāyātinā
ayetlerimize
فَهُم ve onlar fahum
ve onlar
مُّسْلِمُونَ müslüman olurlar mus'limūna
müslüman olurlar
٥٣ (53)
(53)
Körleri sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola döndüremezsin; ancak ayetlerimize inananlara duyurabilirsin; işte onlar Müslümanlardır.
30:54
۞ ٱللَّهُ Allah al-lahu
Allah
ٱلَّذِى ki alladhī
ki
خَلَقَكُم sizi yarattı khalaqakum
sizi yarattı
مِّن zayıflıktan min
zayıflıktan
ضَعْفٍۢ weakness ḍaʿfin
weakness
ثُمَّ sonra thumma
sonra
جَعَلَ verdi jaʿala
verdi
مِنۢ ardından min
ardından
بَعْدِ after baʿdi
after
ضَعْفٍۢ zayıflığın ḍaʿfin
zayıflığın
قُوَّةًۭ bir kuvvet quwwatan
bir kuvvet
ثُمَّ sonra thumma
sonra
جَعَلَ verdi jaʿala
verdi
مِنۢ (-ten) sonra min
(-ten) sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
قُوَّةٍۢ strength quwwatin
strength
ضَعْفًۭا zayıflık ḍaʿfan
zayıflık
وَشَيْبَةًۭ ۚ ve ihtiyarlık washaybatan
ve ihtiyarlık
يَخْلُقُ yaratır yakhluqu
yaratır
مَا dilediğini
dilediğini
يَشَآءُ ۖ He wills yashāu
He wills
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
ٱلْعَلِيمُ bilendir l-ʿalīmu
bilendir
ٱلْقَدِيرُ gücü yetendir l-qadīru
gücü yetendir
٥٤ (54)
(54)
Sizi güçsüz olarak yaratan, güçsüzlükten sonra kuvvetli kılan, sonra da kuvvetliliğin ardından güçsüz ve ihtiyar yapan Allah'tır. O, dilediğini yaratır; bilendir, Kadir olandır.
30:55
وَيَوْمَ ve gün wayawma
ve gün
تَقُومُ başladığı taqūmu
başladığı
ٱلسَّاعَةُ sa'at l-sāʿatu
sa'at
يُقْسِمُ yemin ederler yuq'simu
yemin ederler
ٱلْمُجْرِمُونَ suçlular l-muj'rimūna
suçlular
مَا kalmadıklarına
kalmadıklarına
لَبِثُوا۟ they remained labithū
they remained
غَيْرَ bir sa'atten başka ghayra
bir sa'atten başka
سَاعَةٍۢ ۚ an hour sāʿatin
an hour
كَذَٰلِكَ işte kadhālika
işte
كَانُوا۟ onlar kānū
onlar
يُؤْفَكُونَ (böyle) çevriliyorlardı yu'fakūna
(böyle) çevriliyorlardı
٥٥ (55)
(55)
Kıyamet koptuğu gün suçlular sadece çok kısa bir müddet kalmış olduklarına yemin ederler. Böylece onlar dünyada da aldatılıp haktan döndürülüyorlardı.
30:56
وَقَالَ ve dedi(ler) ki waqāla
ve dedi(ler) ki
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
أُوتُوا۟ verilen(ler) ūtū
verilen(ler)
ٱلْعِلْمَ bilgi l-ʿil'ma
bilgi
وَٱلْإِيمَـٰنَ ve iman wal-īmāna
ve iman
لَقَدْ andolsun laqad
andolsun
لَبِثْتُمْ siz kaldınız labith'tum
siz kaldınız
فِى yazgısınca
yazgısınca
كِتَـٰبِ (the) Decree kitābi
(the) Decree
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
إِلَىٰ kadar ilā
kadar
يَوْمِ gününe yawmi
gününe
ٱلْبَعْثِ ۖ yeniden dirilme l-baʿthi
yeniden dirilme
فَهَـٰذَا işte bu fahādhā
işte bu
يَوْمُ günüdür yawmu
günüdür
ٱلْبَعْثِ dirilme l-baʿthi
dirilme
وَلَـٰكِنَّكُمْ fakat siz walākinnakum
fakat siz
كُنتُمْ idiniz kuntum
idiniz
لَا bilmiyor(lar)
bilmiyor(lar)
تَعْلَمُونَ knowing taʿlamūna
knowing
٥٦ (56)
(56)
Kendilerine ilim ve iman verilenler; "And olsun ki, siz Allah'ın yazısında mevcut yeniden dirilme gününe kadar kaldınız. İşte bu yeniden dirilme günüdür, fakat sizler anlamıyordunuz" derler.
30:57
فَيَوْمَئِذٍۢ artık o gün fayawma-idhin
artık o gün
لَّا asla
asla
يَنفَعُ fayda vermez yanfaʿu
fayda vermez
ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere
ظَلَمُوا۟ zulmetmiş olan(lara) ẓalamū
zulmetmiş olan(lara)
مَعْذِرَتُهُمْ mazeretleri maʿdhiratuhum
mazeretleri
وَلَا ve ne de walā
ve ne de
هُمْ onlardan hum
onlardan
يُسْتَعْتَبُونَ rıza talebetmeleri istenir yus'taʿtabūna
rıza talebetmeleri istenir
٥٧ (57)
(57)
Zulmedenlerin, o gün mazeretleri fayda vermez; artık kendilerinden Allah'ı hoşnut edecek şeyleri yapmaları da istenmez.
30:58
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
ضَرَبْنَا biz anlattık ḍarabnā
biz anlattık
لِلنَّاسِ insanlara lilnnāsi
insanlara
فِى bu
bu
هَـٰذَا this hādhā
this
ٱلْقُرْءَانِ Kur'an'da l-qur'āni
Kur'an'da
مِن her çeşit min
her çeşit
كُلِّ every kulli
every
مَثَلٍۢ ۚ misali ile mathalin
misali ile
وَلَئِن ve eğer wala-in
ve eğer
جِئْتَهُم onlara getirsen ji'tahum
onlara getirsen
بِـَٔايَةٍۢ bir ayet biāyatin
bir ayet
لَّيَقُولَنَّ derler layaqūlanna
derler
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوٓا۟ inkar edenler kafarū
inkar edenler
إِنْ değil(siniz) in
değil(siniz)
أَنتُمْ siz antum
siz
إِلَّا başka illā
başka
مُبْطِلُونَ iptal edenler(den) mub'ṭilūna
iptal edenler(den)
٥٨ (58)
(58)
And olsun ki bu Kuran'da insanlar için her türlü misali vermişizdir. Bununla beraber, eğer sen onlara bir mucize getirmiş olsan, inkar edenler: "Siz ancak batıl şeyler ortaya atanlarsınız" derler.
30:59
كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle
يَطْبَعُ mühürler yaṭbaʿu
mühürler
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَلَىٰ üzerini ʿalā
üzerini
قُلُوبِ kalbleri qulūbi
kalbleri
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
لَا bilmeyen(lerin)
bilmeyen(lerin)
يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know
٥٩ (59)
(59)
Allah bilmeyenlerin kalblerini işte böylece kapatır.
30:60
فَٱصْبِرْ sabret fa-iṣ'bir
sabret
إِنَّ şüphe yok ki inna
şüphe yok ki
وَعْدَ va'di waʿda
va'di
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
حَقٌّۭ ۖ haktır ḥaqqun
haktır
وَلَا ve walā
ve
يَسْتَخِفَّنَّكَ seni telaşa düşürmesin yastakhiffannaka
seni telaşa düşürmesin
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
لَا inanmayan(lar)
inanmayan(lar)
يُوقِنُونَ certain in faith yūqinūna
certain in faith
٦٠ (60)
(60)
Sabret ki, Allah'ın sözü şüphesiz gerçektir. Kesin olarak inanmayanlar seni hafife almasınlar.