40

Mümin

Mekki 85 Ayet Cüz 24
غافر
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
40:1
حمٓ Hâ Mîm hha-meem
Hâ Mîm
١ (1)
(1)
Ha, Mim.
40:2
تَنزِيلُ indirilişi tanzīlu
indirilişi
ٱلْكِتَـٰبِ Kitabın l-kitābi
Kitabın
مِنَ tarafındandır mina
tarafındandır
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
ٱلْعَزِيزِ aziz (daima galib) l-ʿazīzi
aziz (daima galib)
ٱلْعَلِيمِ alim (herşeyi en iyi bilen) l-ʿalīmi
alim (herşeyi en iyi bilen)
٢ (2)
(2)
Kitap'ın indirilmesi, güçlü ve bilgin olan Allah katındandır.
40:3
غَافِرِ bağışlayandır ghāfiri
bağışlayandır
ٱلذَّنۢبِ günahı l-dhanbi
günahı
وَقَابِلِ ve kabul edendir waqābili
ve kabul edendir
ٱلتَّوْبِ tevbeyi l-tawbi
tevbeyi
شَدِيدِ çetin olandır shadīdi
çetin olandır
ٱلْعِقَابِ azabı l-ʿiqābi
azabı
ذِى sahibidir dhī
sahibidir
ٱلطَّوْلِ ۖ lutuf l-ṭawli
lutuf
لَآ yoktur
yoktur
إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı
إِلَّا başka illā
başka
هُوَ ۖ O'ndan huwa
O'ndan
إِلَيْهِ O'nadır ilayhi
O'nadır
ٱلْمَصِيرُ dönüş l-maṣīru
dönüş
٣ (3)
(3)
O, günahı bağışlayan, tevbeyi kabul eden, cezası şiddetli, lütfu bol olandır. O'ndan başka tanrı yoktur, dönüş O'nadır.
40:4
مَا mücadele etmez
mücadele etmez
يُجَـٰدِلُ dispute yujādilu
dispute
فِىٓ hakkında
hakkında
ءَايَـٰتِ ayetleri āyāti
ayetleri
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
إِلَّا başkası illā
başkası
ٱلَّذِينَ kimselerden alladhīna
kimselerden
كَفَرُوا۟ inkar eden(lerden) kafarū
inkar eden(lerden)
فَلَا o halde falā
o halde
يَغْرُرْكَ seni aldatmasın yaghrur'ka
seni aldatmasın
تَقَلُّبُهُمْ onların dolaşmaları taqallubuhum
onların dolaşmaları
فِى şehirlede
şehirlede
ٱلْبِلَـٰدِ the cities l-bilādi
the cities
٤ (4)
(4)
Allah'ın ayetleri üzerinde, inkar edenlerden başkası tartışmaya girişmez. İnkarcıların memlekette gezip dolaşması seni aldatmasın.
40:5
كَذَّبَتْ yalanladı kadhabat
yalanladı
قَبْلَهُمْ onlardan önce qablahum
onlardan önce
قَوْمُ kavmi qawmu
kavmi
نُوحٍۢ Nuh nūḥin
Nuh
وَٱلْأَحْزَابُ ve kollar wal-aḥzābu
ve kollar
مِنۢ onlardan sonraki min
onlardan sonraki
بَعْدِهِمْ ۖ after them baʿdihim
after them
وَهَمَّتْ ve yeltendi wahammat
ve yeltendi
كُلُّ her kullu
her
أُمَّةٍۭ millet ummatin
millet
بِرَسُولِهِمْ elçisini birasūlihim
elçisini
لِيَأْخُذُوهُ ۖ yakalamağa liyakhudhūhu
yakalamağa
وَجَـٰدَلُوا۟ ve tartıştılar wajādalū
ve tartıştılar
بِٱلْبَـٰطِلِ boş şeyler ileri sürerek bil-bāṭili
boş şeyler ileri sürerek
لِيُدْحِضُوا۟ gidermek için liyud'ḥiḍū
gidermek için
بِهِ onunla bihi
onunla
ٱلْحَقَّ hakkı l-ḥaqa
hakkı
فَأَخَذْتُهُمْ ۖ bu yüzden onları yakaladım fa-akhadhtuhum
bu yüzden onları yakaladım
فَكَيْفَ nasıl fakayfa
nasıl
كَانَ oldu kāna
oldu
عِقَابِ azabım ʿiqābi
azabım
٥ (5)
(5)
Onlardan önce, Nuh milleti, ardından, peygamberlere karşı gelen topluluklar da peygamberlerini yalanlamış; her ümmet, peygamberini cezalandırmaya azmetmişti. Hakkı batılla gidermek için mücadele etmişlerdi. Bunun üzerine Ben onları yakaladım. Cezalandırmam nasılmış?
40:6
وَكَذَٰلِكَ ve böylece wakadhālika
ve böylece
حَقَّتْ yerini buldu ḥaqqat
yerini buldu
كَلِمَتُ sözü kalimatu
sözü
رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin
عَلَى hakkındaki ʿalā
hakkındaki
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوٓا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
أَنَّهُمْ onlar ki; annahum
onlar ki;
أَصْحَـٰبُ halkıdır aṣḥābu
halkıdır
ٱلنَّارِ ateş l-nāri
ateş
٦ (6)
(6)
İnkar edenlerin cehennemlik olduklarına dair Rabbinin sözü böylece gerçekleşti.
40:7
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
يَحْمِلُونَ taşıyan(lar) yaḥmilūna
taşıyan(lar)
ٱلْعَرْشَ Arş'ı l-ʿarsha
Arş'ı
وَمَنْ ve bulunanlar waman
ve bulunanlar
حَوْلَهُۥ onun çevresinde ḥawlahu
onun çevresinde
يُسَبِّحُونَ tesbih ederler yusabbiḥūna
tesbih ederler
بِحَمْدِ hamd ile (överek) biḥamdi
hamd ile (överek)
رَبِّهِمْ Rablerini rabbihim
Rablerini
وَيُؤْمِنُونَ ve inanırlar wayu'minūna
ve inanırlar
بِهِۦ O'na bihi
O'na
وَيَسْتَغْفِرُونَ ve mağfiret dilerler wayastaghfirūna
ve mağfiret dilerler
لِلَّذِينَ kimseler için lilladhīna
kimseler için
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
وَسِعْتَ sen kapladın wasiʿ'ta
sen kapladın
كُلَّ her kulla
her
شَىْءٍۢ şeyi shayin
şeyi
رَّحْمَةًۭ rahmet ile raḥmatan
rahmet ile
وَعِلْمًۭا ve bilgi ile waʿil'man
ve bilgi ile
فَٱغْفِرْ bağışla fa-igh'fir
bağışla
لِلَّذِينَ kimseleri lilladhīna
kimseleri
تَابُوا۟ tevbe eden(leri) tābū
tevbe eden(leri)
وَٱتَّبَعُوا۟ ve uyanları wa-ittabaʿū
ve uyanları
سَبِيلَكَ senin yoluna sabīlaka
senin yoluna
وَقِهِمْ ve onları koru waqihim
ve onları koru
عَذَابَ azabından ʿadhāba
azabından
ٱلْجَحِيمِ cehennem l-jaḥīmi
cehennem
٧ (7)
(7)
Arşı yüklenen ve çevresinde bulunanlar, Rablerini överek tesbih ederler; O'na inanırlar. Müminler için: "Rabbimiz! İlmin ve rahmetin herşeyi içine almıştır. Tevbe edip Senin yoluna uyanları bağışla; onları cehennemin azabından koru" diye bağışlanma dilerler.
40:8
رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
وَأَدْخِلْهُمْ ve onları sok wa-adkhil'hum
ve onları sok
جَنَّـٰتِ cennetlerine jannāti
cennetlerine
عَدْنٍ Adn ʿadnin
Adn
ٱلَّتِى onlara söz verdiğin allatī
onlara söz verdiğin
وَعَدتَّهُمْ You have promised them waʿadttahum
You have promised them
وَمَن ve kimseleri waman
ve kimseleri
صَلَحَ iyi olan ṣalaḥa
iyi olan
مِنْ babalarından min
babalarından
ءَابَآئِهِمْ their fathers ābāihim
their fathers
وَأَزْوَٰجِهِمْ ve eşleri(nden) wa-azwājihim
ve eşleri(nden)
وَذُرِّيَّـٰتِهِمْ ۚ ve çocukları(ndan) wadhurriyyātihim
ve çocukları(ndan)
إِنَّكَ şüphesiz sen innaka
şüphesiz sen
أَنتَ sensin anta
sensin
ٱلْعَزِيزُ üstün olan l-ʿazīzu
üstün olan
ٱلْحَكِيمُ hüküm ve hikmet sahibi olan l-ḥakīmu
hüküm ve hikmet sahibi olan
٨ (8)
(8)
"Rabbimiz! Müminleri ve babalarından, eşlerinden, soylarından iyi olanları, kendilerine söz verdiğin Adn cennetlerine koy; şüphesiz güçlü olan, Hakim olan ancak Sensin"
40:9
وَقِهِمُ ve onları koru waqihimu
ve onları koru
ٱلسَّيِّـَٔاتِ ۚ kötülüklerden l-sayiāti
kötülüklerden
وَمَن ve kimi waman
ve kimi
تَقِ sen korursan taqi
sen korursan
ٱلسَّيِّـَٔاتِ kötülüklerden l-sayiāti
kötülüklerden
يَوْمَئِذٍۢ o gün yawma-idhin
o gün
فَقَدْ elbette faqad
elbette
رَحِمْتَهُۥ ۚ ona acımışsındır raḥim'tahu
ona acımışsındır
وَذَٰلِكَ ve işte budur wadhālika
ve işte budur
هُوَ o huwa
o
ٱلْفَوْزُ başarı l-fawzu
başarı
ٱلْعَظِيمُ büyük l-ʿaẓīmu
büyük
٩ (9)
(9)
"Onları kötülüklerden koru! O gün kötülüklerden kimi korursan, ona şüphesiz rahmet etmiş olursun. Bu büyük kurtuluştur."
40:10
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere
كَفَرُوا۟ inkar eden(lere) kafarū
inkar eden(lere)
يُنَادَوْنَ (şöyle) seslenilir yunādawna
(şöyle) seslenilir
لَمَقْتُ (size) kızması lamaqtu
(size) kızması
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
أَكْبَرُ daha büyüktür akbaru
daha büyüktür
مِن sizin kızmanızdan min
sizin kızmanızdan
مَّقْتِكُمْ your hatred maqtikum
your hatred
أَنفُسَكُمْ kendi kendinize anfusakum
kendi kendinize
إِذْ zira idh
zira
تُدْعَوْنَ siz çağrılırdınız tud'ʿawna
siz çağrılırdınız
إِلَى imana ilā
imana
ٱلْإِيمَـٰنِ the faith l-īmāni
the faith
فَتَكْفُرُونَ fakat inkar ederdiniz fatakfurūna
fakat inkar ederdiniz
١٠ (10)
(10)
Ama inkar edenlere, "Allah'ın gazabı, sizin birbirinize olan öfkenizden daha büyüktür; imana çağrıldığınızda inkar ederdiniz" diye seslenilir.
40:11
قَالُوا۟ dediler ki qālū
dediler ki
رَبَّنَآ Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz
أَمَتَّنَا bizi öldürdün amattanā
bizi öldürdün
ٱثْنَتَيْنِ iki kez ith'natayni
iki kez
وَأَحْيَيْتَنَا ve dirilttin wa-aḥyaytanā
ve dirilttin
ٱثْنَتَيْنِ iki kez ith'natayni
iki kez
فَٱعْتَرَفْنَا itiraf ettik fa-iʿ'tarafnā
itiraf ettik
بِذُنُوبِنَا günahlarımızı bidhunūbinā
günahlarımızı
فَهَلْ var mı? fahal
var mı?
إِلَىٰ çıkmak için ilā
çıkmak için
خُرُوجٍۢ get out khurūjin
get out
مِّن hiçbir min
hiçbir
سَبِيلٍۢ bir yol sabīlin
bir yol
١١ (11)
(11)
Onlar: "Rabbimiz! Bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin. Biz de suçlarımızı itiraf ettik, bir daha çıkmağa yol var mıdır?" derler.
40:12
ذَٰلِكُم bu dhālikum
bu
بِأَنَّهُۥٓ sebebiyledir bi-annahu
sebebiyledir
إِذَا zaman idhā
zaman
دُعِىَ çağrıldığınız duʿiya
çağrıldığınız
ٱللَّهُ Allah'a l-lahu
Allah'a
وَحْدَهُۥ tek olan waḥdahu
tek olan
كَفَرْتُمْ ۖ inkar etmeniz kafartum
inkar etmeniz
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
يُشْرَكْ ortak koşulursa yush'rak
ortak koşulursa
بِهِۦ O'na bihi
O'na
تُؤْمِنُوا۟ ۚ inanmanız tu'minū
inanmanız
فَٱلْحُكْمُ artık hüküm fal-ḥuk'mu
artık hüküm
لِلَّهِ Allah'a aittir lillahi
Allah'a aittir
ٱلْعَلِىِّ yüce l-ʿaliyi
yüce
ٱلْكَبِيرِ ve büyük l-kabīri
ve büyük
١٢ (12)
(12)
Onlara: "Yalnız Allah çağrıldığı zaman inkar ederdiniz de, O'na eş koşulunca inanırdınız. Bugün hüküm, yüce Allah'ındır" denir.
40:13
هُوَ O'dur huwa
O'dur
ٱلَّذِى ki alladhī
ki
يُرِيكُمْ size gösteriyor yurīkum
size gösteriyor
ءَايَـٰتِهِۦ ayetlerini āyātihi
ayetlerini
وَيُنَزِّلُ ve indiriyor wayunazzilu
ve indiriyor
لَكُم sizin için lakum
sizin için
مِّنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky
رِزْقًۭا ۚ rızık riz'qan
rızık
وَمَا ve wamā
ve
يَتَذَكَّرُ öğüt almaz yatadhakkaru
öğüt almaz
إِلَّا başkası illā
başkası
مَن kimseden man
kimseden
يُنِيبُ (O'na) yönelen yunību
(O'na) yönelen
١٣ (13)
(13)
Size mucizelerini gösteren, size gökten rızık indiren O'dur. Allah'a yönelenden başkası ibret almaz.
40:14
فَٱدْعُوا۟ o halde çağırın fa-id'ʿū
o halde çağırın
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
مُخْلِصِينَ halis kılarak mukh'liṣīna
halis kılarak
لَهُ yalnız O'na lahu
yalnız O'na
ٱلدِّينَ dini l-dīna
dini
وَلَوْ şayet walaw
şayet
كَرِهَ hoşuna gitmese de kariha
hoşuna gitmese de
ٱلْكَـٰفِرُونَ kafirlerin l-kāfirūna
kafirlerin
١٤ (14)
(14)
Ey inananlar! İnkarcılar istemese de, dini yalnız Allah'a has kılarak O'na yalvarın.
40:15
رَفِيعُ yükselten rafīʿu
yükselten
ٱلدَّرَجَـٰتِ dereceleri l-darajāti
dereceleri
ذُو sahibi dhū
sahibi
ٱلْعَرْشِ Arş'ın l-ʿarshi
Arş'ın
يُلْقِى indirir yul'qī
indirir
ٱلرُّوحَ ruhu l-rūḥa
ruhu
مِنْ emrinden olan min
emrinden olan
أَمْرِهِۦ His Command amrihi
His Command
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
مَن dilediği man
dilediği
يَشَآءُ He wills yashāu
He wills
مِنْ kullarından min
kullarından
عِبَادِهِۦ His slaves ʿibādihi
His slaves
لِيُنذِرَ uyarmak için liyundhira
uyarmak için
يَوْمَ gününe karşı yawma
gününe karşı
ٱلتَّلَاقِ buluşma l-talāqi
buluşma
١٥ (15)
(15)
Arş sahibi, varlıkların en yücesi olan Allah, kavuşma gününü ihtar etmek için kullarından dilediğine emriyle vahyi indirir.
40:16
يَوْمَ o gün yawma
o gün
هُم onlar hum
onlar
بَـٰرِزُونَ ۖ ortaya çıkarlar bārizūna
ortaya çıkarlar
لَا gizli kalmaz
gizli kalmaz
يَخْفَىٰ is hidden yakhfā
is hidden
عَلَى Allah'a ʿalā
Allah'a
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
مِنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan
شَىْءٌۭ ۚ hiçbir şey shayon
hiçbir şey
لِّمَنِ kimindir? limani
kimindir?
ٱلْمُلْكُ mülk l-mul'ku
mülk
ٱلْيَوْمَ ۖ bugün l-yawma
bugün
لِلَّهِ Allah'ın lillahi
Allah'ın
ٱلْوَٰحِدِ tek l-wāḥidi
tek
ٱلْقَهَّارِ ve kahhar l-qahāri
ve kahhar
١٦ (16)
(16)
O gün onlar meydana çıkarlar; onların hiçbir şeyi Allah'a gizli kalmaz. "Bugün hükümranlık kimindir?" denir; hepsi: "Gücü herşeye yeten tek Allah'ındır" derler.
40:17
ٱلْيَوْمَ bugün al-yawma
bugün
تُجْزَىٰ cezalanır tuj'zā
cezalanır
كُلُّ her kullu
her
نَفْسٍۭ can nafsin
can
بِمَا kazandığıyle bimā
kazandığıyle
كَسَبَتْ ۚ it earned kasabat
it earned
لَا yoktur
yoktur
ظُلْمَ zulüm ẓul'ma
zulüm
ٱلْيَوْمَ ۚ bugün l-yawma
bugün
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
سَرِيعُ çabuk görendir sarīʿu
çabuk görendir
ٱلْحِسَابِ hesabı l-ḥisābi
hesabı
١٧ (17)
(17)
Bugün herkese, kazandığının karşılığı verilir. Bugün haksızlık yoktur. Doğrusu Allah, hesabı çabuk görendir.
40:18
وَأَنذِرْهُمْ ve onları uyar wa-andhir'hum
ve onları uyar
يَوْمَ güne (karşı) yawma
güne (karşı)
ٱلْـَٔازِفَةِ yaklaşan l-āzifati
yaklaşan
إِذِ zira idhi
zira
ٱلْقُلُوبُ yürekler l-qulūbu
yürekler
لَدَى dayanmıştır ladā
dayanmıştır
ٱلْحَنَاجِرِ gırtlaklara l-ḥanājiri
gırtlaklara
كَـٰظِمِينَ ۚ yutkunur dururlar kāẓimīna
yutkunur dururlar
مَا yoktur
yoktur
لِلظَّـٰلِمِينَ zalimlerin lilẓẓālimīna
zalimlerin
مِنْ hiçbir min
hiçbir
حَمِيمٍۢ dostu ḥamīmin
dostu
وَلَا ve yoktur walā
ve yoktur
شَفِيعٍۢ bir aracıları shafīʿin
bir aracıları
يُطَاعُ sözü tutulur yuṭāʿu
sözü tutulur
١٨ (18)
(18)
Onları, yüreklerin ağıza geleceği, tasadan yutkunacakları, yaklaşan kıyamet günü ile uyar. Zalimlerin ne dostu ne de sözü dinlenecek şefaatçisi olur.
40:19
يَعْلَمُ bilir yaʿlamu
bilir
خَآئِنَةَ hain(bakışlar)ını khāinata
hain(bakışlar)ını
ٱلْأَعْيُنِ gözlerin l-aʿyuni
gözlerin
وَمَا ve ne wamā
ve ne
تُخْفِى gizliyorlarsa tukh'fī
gizliyorlarsa
ٱلصُّدُورُ göğüslerinde l-ṣudūru
göğüslerinde
١٩ (19)
(19)
Allah gözlerin hainliğini ve gönüllerin gizlediğini bilir.
40:20
وَٱللَّهُ Allah wal-lahu
Allah
يَقْضِى hükmeder yaqḍī
hükmeder
بِٱلْحَقِّ ۖ hak ile bil-ḥaqi
hak ile
وَٱلَّذِينَ kimseler ise wa-alladhīna
kimseler ise
يَدْعُونَ yalvardıkları yadʿūna
yalvardıkları
مِن O'ndan başka min
O'ndan başka
دُونِهِۦ besides Him dūnihi
besides Him
لَا hüküm veremezler
hüküm veremezler
يَقْضُونَ they judge yaqḍūna
they judge
بِشَىْءٍ ۗ hiçbir şeye bishayin
hiçbir şeye
إِنَّ çünkü inna
çünkü
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
هُوَ O huwa
O
ٱلسَّمِيعُ işitendir l-samīʿu
işitendir
ٱلْبَصِيرُ görendir l-baṣīru
görendir
٢٠ (20)
(20)
Allah, gerçekle hükmeder. O'nu bırakıp da yalvardıkları putlar bir şeye hüküm veremez. Şüphesiz Allah işitir ve görür.
40:21
۞ أَوَلَمْ gezip dolaşmadılar mı? awalam
gezip dolaşmadılar mı?
يَسِيرُوا۟ they travel yasīrū
they travel
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
فَيَنظُرُوا۟ görsünler fayanẓurū
görsünler
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
كَانَ olduğunu kāna
olduğunu
عَـٰقِبَةُ sonunun ʿāqibatu
sonunun
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
كَانُوا۟ olan kānū
olan
مِن kendilerinden önceki min
kendilerinden önceki
قَبْلِهِمْ ۚ before them qablihim
before them
كَانُوا۟ idiler kānū
idiler
هُمْ onlar hum
onlar
أَشَدَّ daha üstün ashadda
daha üstün
مِنْهُمْ kendilerinden min'hum
kendilerinden
قُوَّةًۭ kuvvet bakımından quwwatan
kuvvet bakımından
وَءَاثَارًۭا ve eserleri bakımından waāthāran
ve eserleri bakımından
فِى yeryüzündeki
yeryüzündeki
ٱلْأَرْضِ the land l-arḍi
the land
فَأَخَذَهُمُ fakat onları yakaladı fa-akhadhahumu
fakat onları yakaladı
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِذُنُوبِهِمْ günahları yüzünden bidhunūbihim
günahları yüzünden
وَمَا ve wamā
ve
كَانَ olmadı kāna
olmadı
لَهُم onları lahum
onları
مِّنَ karşı mina
karşı
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
مِن hiçbir min
hiçbir
وَاقٍۢ koruyan wāqin
koruyan
٢١ (21)
(21)
Yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden önce ve kendilerinden daha kuvvetli olan ve yeryüzünde daha çok eser bırakan kimselerin sonuçlarının nasıl olduğunu görmezler mi? Allah onları suçlarıyla yakalamıştır. Allah'a karşı onları koruyan yoktur.
40:22
ذَٰلِكَ bu dhālika
bu
بِأَنَّهُمْ onların (sebebiyledir) bi-annahum
onların (sebebiyledir)
كَانَت olmaları kānat
olmaları
تَّأْتِيهِمْ onlara getirirdi tatīhim
onlara getirirdi
رُسُلُهُم elçileri rusuluhum
elçileri
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ açık kanıtlar bil-bayināti
açık kanıtlar
فَكَفَرُوا۟ ama inkar ediyorlardı fakafarū
ama inkar ediyorlardı
فَأَخَذَهُمُ bu yüzden onları yakaladı fa-akhadhahumu
bu yüzden onları yakaladı
ٱللَّهُ ۚ Allah l-lahu
Allah
إِنَّهُۥ zira O innahu
zira O
قَوِىٌّۭ güçlüdür qawiyyun
güçlüdür
شَدِيدُ çetin olandır shadīdu
çetin olandır
ٱلْعِقَابِ cezası l-ʿiqābi
cezası
٢٢ (22)
(22)
Bu, kendilerine açık belgelerle gelen peygamberlerini inkar etmelerinden ötürüdür. Allah da onları bunun için yakalamıştır. Doğrusu O, kuvvetlidir, cezalandırması da şiddetlidir.
40:23
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
أَرْسَلْنَا biz gönderdik arsalnā
biz gönderdik
مُوسَىٰ Musa'yı mūsā
Musa'yı
بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizle biāyātinā
ayetlerimizle
وَسُلْطَـٰنٍۢ ve bir yetki ile wasul'ṭānin
ve bir yetki ile
مُّبِينٍ apaçık mubīnin
apaçık
٢٣ (23)
(23)
And olsun ki Musa'yı, mucizelerimiz ve apaçık delillerle Firavun, Haman ve Karun'a göndermişizdir. Onlar: "Bu, yalancı sihirbazın biridir" demişlerdi.
40:24
إِلَىٰ Fir'avn'e ilā
Fir'avn'e
فِرْعَوْنَ Firaun fir'ʿawna
Firaun
وَهَـٰمَـٰنَ ve Haman'a wahāmāna
ve Haman'a
وَقَـٰرُونَ ve Karun'a waqārūna
ve Karun'a
فَقَالُوا۟ dediler faqālū
dediler
سَـٰحِرٌۭ bir büyücüdür sāḥirun
bir büyücüdür
كَذَّابٌۭ yalancı kadhābun
yalancı
٢٤ (24)
(24)
And olsun ki Musa'yı, mucizelerimiz ve apaçık delillerle Firavun, Haman ve Karun'a göndermişizdir. Onlar: "Bu, yalancı sihirbazın biridir" demişlerdi.
40:25
فَلَمَّا (Musa) ne zaman ki falammā
(Musa) ne zaman ki
جَآءَهُم onlara gelince jāahum
onlara gelince
بِٱلْحَقِّ hakk ile bil-ḥaqi
hakk ile
مِنْ katımızdan min
katımızdan
عِندِنَا Us ʿindinā
Us
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
ٱقْتُلُوٓا۟ öldürün uq'tulū
öldürün
أَبْنَآءَ oğullarını abnāa
oğullarını
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
ءَامَنُوا۟ inanan(ların) āmanū
inanan(ların)
مَعَهُۥ onunla beraber maʿahu
onunla beraber
وَٱسْتَحْيُوا۟ ve sağ bırakın wa-is'taḥyū
ve sağ bırakın
نِسَآءَهُمْ ۚ kadınlarını nisāahum
kadınlarını
وَمَا ve değildir wamā
ve değildir
كَيْدُ tuzağı kaydu
tuzağı
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirlerin l-kāfirīna
kafirlerin
إِلَّا başkası illā
başkası
فِى boşa çıkandan
boşa çıkandan
ضَلَـٰلٍۢ error ḍalālin
error
٢٥ (25)
(25)
Musa katımızdan onlara gerçeği getirince: "Onunla beraber iman etmiş kimselerin oğullarını öldürün, kadınlarını sağ bırakın" dediler. Ama inkarcıların hilesi elbette boşa gider.
40:26
وَقَالَ ve dedi waqāla
ve dedi
فِرْعَوْنُ Fir'avn fir'ʿawnu
Fir'avn
ذَرُونِىٓ bırakın beni dharūnī
bırakın beni
أَقْتُلْ öldüreyim aqtul
öldüreyim
مُوسَىٰ Musa'yı mūsā
Musa'yı
وَلْيَدْعُ ve yalvarsın walyadʿu
ve yalvarsın
رَبَّهُۥٓ ۖ Rabbine rabbahu
Rabbine
إِنِّىٓ çünkü ben innī
çünkü ben
أَخَافُ korkuyorum akhāfu
korkuyorum
أَن diye an
diye
يُبَدِّلَ onun değiştirecek yubaddila
onun değiştirecek
دِينَكُمْ dininizi dīnakum
dininizi
أَوْ yahut aw
yahut
أَن diye an
diye
يُظْهِرَ çıkaracak yuẓ'hira
çıkaracak
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the land l-arḍi
the land
ٱلْفَسَادَ fesad l-fasāda
fesad
٢٦ (26)
(26)
Firavun: "Beni bırakın da Musa'yı öldüreyim, o, Rabbine yalvaradursun. Onun, sizin dininizi değiştireceğinden veya yeryüzünde bozgun çıkaracağından korkuyorum" dedi.
40:27
وَقَالَ ve dedi waqāla
ve dedi
مُوسَىٰٓ Musa mūsā
Musa
إِنِّى elbette ben innī
elbette ben
عُذْتُ sığındım ʿudh'tu
sığındım
بِرَبِّى benim de Rabbim birabbī
benim de Rabbim
وَرَبِّكُم ve sizin de Rabbinize warabbikum
ve sizin de Rabbinize
مِّن hepsinden min
hepsinden
كُلِّ every kulli
every
مُتَكَبِّرٍۢ kibirlilerin mutakabbirin
kibirlilerin
لَّا inanmayan
inanmayan
يُؤْمِنُ who believes yu'minu
who believes
بِيَوْمِ gününe biyawmi
gününe
ٱلْحِسَابِ hesap l-ḥisābi
hesap
٢٧ (27)
(27)
Musa: "Doğrusu ben, hesap görülecek güne inanmayan böbürlenenlerin hepsinden, benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığınırım" dedi.
40:28
وَقَالَ ve (şöyle) dedi waqāla
ve (şöyle) dedi
رَجُلٌۭ bir adam rajulun
bir adam
مُّؤْمِنٌۭ mü'min mu'minun
mü'min
مِّنْ ailesinden min
ailesinden
ءَالِ (the) family āli
(the) family
فِرْعَوْنَ Fir'avn fir'ʿawna
Fir'avn
يَكْتُمُ gizleyen yaktumu
gizleyen
إِيمَـٰنَهُۥٓ imanını īmānahu
imanını
أَتَقْتُلُونَ öldürüyor musunuz? ataqtulūna
öldürüyor musunuz?
رَجُلًا bir adamı rajulan
bir adamı
أَن diye an
diye
يَقُولَ diyor yaqūla
diyor
رَبِّىَ Rabbim rabbiya
Rabbim
ٱللَّهُ Allah'tır l-lahu
Allah'tır
وَقَدْ oysa gerçekten waqad
oysa gerçekten
جَآءَكُم size gelmiştir jāakum
size gelmiştir
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ kanıtlarla bil-bayināti
kanıtlarla
مِن Rabbinizden min
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ ۖ your Lord rabbikum
your Lord
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
يَكُ o ise yaku
o ise
كَـٰذِبًۭا bir yalancı kādhiban
bir yalancı
فَعَلَيْهِ kendi zararınadır faʿalayhi
kendi zararınadır
كَذِبُهُۥ ۖ yalanı kadhibuhu
yalanı
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
يَكُ o ise yaku
o ise
صَادِقًۭا doğru söylüyor ṣādiqan
doğru söylüyor
يُصِبْكُم başınıza gelir yuṣib'kum
başınıza gelir
بَعْضُ bir kısmı baʿḍu
bir kısmı
ٱلَّذِى size va'dettiklerinin alladhī
size va'dettiklerinin
يَعِدُكُمْ ۖ he threatens you yaʿidukum
he threatens you
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَا doğru yola iletmez
doğru yola iletmez
يَهْدِى guide yahdī
guide
مَنْ kimseyi man
kimseyi
هُوَ o huwa
o
مُسْرِفٌۭ aşırı giden mus'rifun
aşırı giden
كَذَّابٌۭ yalancı kadhābun
yalancı
٢٨ (28)
(28)
Firavun ailesinden olup da, inandığını gizleyen bir adam dedi ki: "Rabbim Allah'tır diyen bir adamı mı öldüreceksiniz? Oysa size Rabbinizden belgelerle gelmiştir. Eğer yalancıysa, yalanı kendisinedir; eğer doğru sözlü ise, sizi tehdit ettiklerinin bir kısmı başınıza gelebilir. Doğrusu Allah, aşırı yalancıyı doğru yola eriştirmez."
40:29
يَـٰقَوْمِ ey kavmim yāqawmi
ey kavmim
لَكُمُ sizindir lakumu
sizindir
ٱلْمُلْكُ mülk l-mul'ku
mülk
ٱلْيَوْمَ bugün l-yawma
bugün
ظَـٰهِرِينَ hakimsiniz ẓāhirīna
hakimsiniz
فِى yeryüzüne
yeryüzüne
ٱلْأَرْضِ the land l-arḍi
the land
فَمَن kim faman
kim
يَنصُرُنَا bizi kurtarır? yanṣurunā
bizi kurtarır?
مِنۢ hışmından min
hışmından
بَأْسِ (the) punishment basi
(the) punishment
ٱللَّهِ Allâh'ın l-lahi
Allâh'ın
إِن eğer in
eğer
جَآءَنَا ۚ bize gelirse jāanā
bize gelirse
قَالَ dedi qāla
dedi
فِرْعَوْنُ Fir'avn fir'ʿawnu
Fir'avn
مَآ ben size göstermiyorum
ben size göstermiyorum
أُرِيكُمْ I show you urīkum
I show you
إِلَّا başkasını illā
başkasını
مَآ şeyden
şeyden
أَرَىٰ gördüğüm arā
gördüğüm
وَمَآ ve wamā
ve
أَهْدِيكُمْ ben sizi iletmem ahdīkum
ben sizi iletmem
إِلَّا başkasına illā
başkasına
سَبِيلَ yoldan sabīla
yoldan
ٱلرَّشَادِ doğru l-rashādi
doğru
٢٩ (29)
(29)
"Ey milletim; Bugün memlekette hükümranlık sizindir, galip olanlar sizsiniz. Ama Allah'ın baskını bize çatınca, O'na karşı bize kim yardım eder?" Firavun: "Ben size kendi görüşümden başkasını söylemiyorum. Ben size ancak doğru yolu gösteriyorum" dedi.
40:30
وَقَالَ ve dedi ki waqāla
ve dedi ki
ٱلَّذِىٓ (adam) alladhī
(adam)
ءَامَنَ inanan āmana
inanan
يَـٰقَوْمِ ey kavmim yāqawmi
ey kavmim
إِنِّىٓ elbette ben innī
elbette ben
أَخَافُ korkuyorum akhāfu
korkuyorum
عَلَيْكُم üzerinize ʿalaykum
üzerinize
مِّثْلَ mislinden mith'la
mislinden
يَوْمِ gününün yawmi
gününün
ٱلْأَحْزَابِ öncekilerin l-aḥzābi
öncekilerin
٣٠ (30)
(30)
İnanmış olan adam dedi ki: "Ey milletim! Doğrusu ben sizin için, Nuh milletinin, Ad, Semud ve onlardan sonra gelenlerin durumu gibi, peygamberleri yalanlayan toplulukların uğradıkları bir günün benzerinden korkuyorum. Allah kullara zulüm dilemez."
40:31
مِثْلَ gibi mith'la
gibi
دَأْبِ durumu dabi
durumu
قَوْمِ kavminin qawmi
kavminin
نُوحٍۢ Nûh nūḥin
Nûh
وَعَادٍۢ ve 'Ad waʿādin
ve 'Ad
وَثَمُودَ ve Semud'un wathamūda
ve Semud'un
وَٱلَّذِينَ ve wa-alladhīna
ve
مِنۢ onlardan sonrakilerin min
onlardan sonrakilerin
بَعْدِهِمْ ۚ after them baʿdihim
after them
وَمَا ve değildir wamā
ve değildir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
يُرِيدُ isteyecek yurīdu
isteyecek
ظُلْمًۭا zulmetmek ẓul'man
zulmetmek
لِّلْعِبَادِ kullara lil'ʿibādi
kullara
٣١ (31)
(31)
İnanmış olan adam dedi ki: "Ey milletim! Doğrusu ben sizin için, Nuh milletinin, Ad, Semud ve onlardan sonra gelenlerin durumu gibi, peygamberleri yalanlayan toplulukların uğradıkları bir günün benzerinden korkuyorum. Allah kullara zulüm dilemez."
40:32
وَيَـٰقَوْمِ ve ey kavmim wayāqawmi
ve ey kavmim
إِنِّىٓ gerçekten ben innī
gerçekten ben
أَخَافُ korkuyorum akhāfu
korkuyorum
عَلَيْكُمْ sizin için ʿalaykum
sizin için
يَوْمَ gününden yawma
gününden
ٱلتَّنَادِ o çağırma l-tanādi
o çağırma
٣٢ (32)
(32)
"Ey milletim! Ahu figan gününden sizin hesabınıza korkuyorum."
40:33
يَوْمَ o gün yawma
o gün
تُوَلُّونَ arkanızı dönüp tuwallūna
arkanızı dönüp
مُدْبِرِينَ kaçarsınız mud'birīna
kaçarsınız
مَا ama yoktur
ama yoktur
لَكُم sizin için lakum
sizin için
مِّنَ Allahtan mina
Allahtan
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
مِنْ hiç; min
hiç;
عَاصِمٍۢ ۗ kurtaracak kimse ʿāṣimin
kurtaracak kimse
وَمَن ve kimi waman
ve kimi
يُضْلِلِ şaşırtırsa yuḍ'lili
şaşırtırsa
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
فَمَا artık olmaz famā
artık olmaz
لَهُۥ ona lahu
ona
مِنْ hiçbir min
hiçbir
هَادٍۢ yol gösteren hādin
yol gösteren
٣٣ (33)
(33)
"Arkanıza dönüp kaçacağınız gün Allah'a karşı sizi koruyan bulunmaz. Allah'ın saptırdığını doğru yola getirecek yoktur."
40:34
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
جَآءَكُمْ size gelmişti jāakum
size gelmişti
يُوسُفُ Yusuf yūsufu
Yusuf
مِن daha önce min
daha önce
قَبْلُ before qablu
before
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ açık kanıtlarla bil-bayināti
açık kanıtlarla
فَمَا fakat famā
fakat
زِلْتُمْ geri durmadınız zil'tum
geri durmadınız
فِى (olmaktan)
(olmaktan)
شَكٍّۢ şüphede shakkin
şüphede
مِّمَّا şeyler hakkında mimmā
şeyler hakkında
جَآءَكُم size getirdikleri jāakum
size getirdikleri
بِهِۦ ۖ onun bihi
onun
حَتَّىٰٓ nihayet ḥattā
nihayet
إِذَا zaman idhā
zaman
هَلَكَ öldüğü halaka
öldüğü
قُلْتُمْ dediniz qul'tum
dediniz
لَن asla lan
asla
يَبْعَثَ göndermez yabʿatha
göndermez
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مِنۢ ondan sonra min
ondan sonra
بَعْدِهِۦ after him baʿdihi
after him
رَسُولًۭا ۚ elçi rasūlan
elçi
كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle
يُضِلُّ saptırır yuḍillu
saptırır
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مَنْ kimseleri man
kimseleri
هُوَ o huwa
o
مُسْرِفٌۭ aşırı giden mus'rifun
aşırı giden
مُّرْتَابٌ şüpheci mur'tābun
şüpheci
٣٤ (34)
(34)
"And olsun ki, Yusuf da, daha önce, size belgelerle gelmişti. Size getirdiği şeylerden şüphelenip durmuştunuz. Sonunda Yusuf ölünce, Allah onun ardından hiçbir peygamber göndermeyecek demiştiniz. Allah, aşırı şüpheciyi işte böylece saptırır."
40:35
ٱلَّذِينَ onlar ki alladhīna
onlar ki
يُجَـٰدِلُونَ tartışırlar yujādilūna
tartışırlar
فِىٓ hakkında
hakkında
ءَايَـٰتِ ayetleri āyāti
ayetleri
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
بِغَيْرِ olmadan bighayri
olmadan
سُلْطَـٰنٍ bir delil sul'ṭānin
bir delil
أَتَىٰهُمْ ۖ kendilerine gelmiş atāhum
kendilerine gelmiş
كَبُرَ ne büyük kabura
ne büyük
مَقْتًا bir kızgınlıktır maqtan
bir kızgınlıktır
عِندَ yanında ʿinda
yanında
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَعِندَ ve yanında waʿinda
ve yanında
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ءَامَنُوا۟ ۚ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle
يَطْبَعُ mühürler yaṭbaʿu
mühürler
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
عَلَىٰ üzerini ʿalā
üzerini
كُلِّ her kulli
her
قَلْبِ kalbi qalbi
kalbi
مُتَكَبِّرٍۢ kibirli mutakabbirin
kibirli
جَبَّارٍۢ zorbanın jabbārin
zorbanın
٣٥ (35)
(35)
"Bunlar, Allah'ın ayetleri üzerinde kendilerine gelmiş bir delil bulunmadan tartışırlar. Bu, Allah katında da, inananların yanında da öfkeyi arttırır. Allah, büyüklük taslayan her zorbanın kalbini bundan dolayı mühürler."
40:36
وَقَالَ ve dedi ki waqāla
ve dedi ki
فِرْعَوْنُ Fir'avn fir'ʿawnu
Fir'avn
يَـٰهَـٰمَـٰنُ ey Hâmân yāhāmānu
ey Hâmân
ٱبْنِ yap ib'ni
yap
لِى bana
bana
صَرْحًۭا yüksek bir kule ṣarḥan
yüksek bir kule
لَّعَلِّىٓ belki laʿallī
belki
أَبْلُغُ erişirim ablughu
erişirim
ٱلْأَسْبَـٰبَ sebeplere l-asbāba
sebeplere
٣٦ (36)
(36)
Firavun: "Ey Haman! Bana bir kule yap; belki yollara, göklerin yollarına erişirim de Musa'nın Tanrısını görürüm. Doğrusu ben, onu yalancı sanıyorum" dedi. Firavun'a, kötü işi böylece güzel gösterildi ve doğru yoldan alıkondu. Firavun'un hilesi elbette boşa gidecekti.
40:37
أَسْبَـٰبَ sebeplerine asbāba
sebeplerine
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin
فَأَطَّلِعَ böylece bakayım fa-aṭṭaliʿa
böylece bakayım
إِلَىٰٓ tanrısına ilā
tanrısına
إِلَـٰهِ (the) God ilāhi
(the) God
مُوسَىٰ Musâ'nın mūsā
Musâ'nın
وَإِنِّى çünkü ben wa-innī
çünkü ben
لَأَظُنُّهُۥ onu sanıyorum la-aẓunnuhu
onu sanıyorum
كَـٰذِبًۭا ۚ yalancıdır kādhiban
yalancıdır
وَكَذَٰلِكَ ve böylece wakadhālika
ve böylece
زُيِّنَ süslü gösterildi zuyyina
süslü gösterildi
لِفِرْعَوْنَ Fir'avn'a lifir'ʿawna
Fir'avn'a
سُوٓءُ kötü sūu
kötü
عَمَلِهِۦ işi ʿamalihi
işi
وَصُدَّ ve çıkarıldı waṣudda
ve çıkarıldı
عَنِ yoldan ʿani
yoldan
ٱلسَّبِيلِ ۚ the way l-sabīli
the way
وَمَا ve değildi wamā
ve değildi
كَيْدُ tuzağı kaydu
tuzağı
فِرْعَوْنَ Fir'avn'ın fir'ʿawna
Fir'avn'ın
إِلَّا başka illā
başka
فِى hüsrandan
hüsrandan
تَبَابٍۢ ruin tabābin
ruin
٣٧ (37)
(37)
Firavun: "Ey Haman! Bana bir kule yap; belki yollara, göklerin yollarına erişirim de Musa'nın Tanrısını görürüm. Doğrusu ben, onu yalancı sanıyorum" dedi. Firavun'a, kötü işi böylece güzel gösterildi ve doğru yoldan alıkondu. Firavun'un hilesi elbette boşa gidecekti.
40:38
وَقَالَ dedi ki waqāla
dedi ki
ٱلَّذِىٓ (adam) alladhī
(adam)
ءَامَنَ inanan āmana
inanan
يَـٰقَوْمِ ey kavmim yāqawmi
ey kavmim
ٱتَّبِعُونِ bana uyun ittabiʿūni
bana uyun
أَهْدِكُمْ sizi götüreyim ahdikum
sizi götüreyim
سَبِيلَ yola sabīla
yola
ٱلرَّشَادِ doğru l-rashādi
doğru
٣٨ (38)
(38)
O inanan kimse dedi ki: "Ey milletim! Bana uyun, sizi doğru yola eriştireyim."
40:39
يَـٰقَوْمِ ey kavmim yāqawmi
ey kavmim
إِنَّمَا gerçekten innamā
gerçekten
هَـٰذِهِ bu hādhihi
bu
ٱلْحَيَوٰةُ hayatı l-ḥayatu
hayatı
ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya
مَتَـٰعٌۭ bir geçinmedir matāʿun
bir geçinmedir
وَإِنَّ ve gerçekten wa-inna
ve gerçekten
ٱلْـَٔاخِرَةَ ahiret l-ākhirata
ahiret
هِىَ o hiya
o
دَارُ yerdir dāru
yerdir
ٱلْقَرَارِ ebedi olarak durulacak l-qarāri
ebedi olarak durulacak
٣٩ (39)
(39)
"Ey milletim! Şüphesiz bu dünya hayatı geçicidir, ama ahiret, doğrusu işte o, kalınacak yurttur."
40:40
مَنْ kim man
kim
عَمِلَ yaparsa ʿamila
yaparsa
سَيِّئَةًۭ bir kötülük sayyi-atan
bir kötülük
فَلَا cezalandırılmaz falā
cezalandırılmaz
يُجْزَىٰٓ he will be recompensed yuj'zā
he will be recompensed
إِلَّا başkasıyla illā
başkasıyla
مِثْلَهَا ۖ onun mislinden mith'lahā
onun mislinden
وَمَنْ ve her kim waman
ve her kim
عَمِلَ yaparsa ʿamila
yaparsa
صَـٰلِحًۭا faydalı bir iş ṣāliḥan
faydalı bir iş
مِّن erkekten min
erkekten
ذَكَرٍ male dhakarin
male
أَوْ veya aw
veya
أُنثَىٰ kadın(dan) unthā
kadın(dan)
وَهُوَ ve o wahuwa
ve o
مُؤْمِنٌۭ inanarak mu'minun
inanarak
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar fa-ulāika
işte onlar
يَدْخُلُونَ girerler yadkhulūna
girerler
ٱلْجَنَّةَ cennete l-janata
cennete
يُرْزَقُونَ kendilerine rızık verilir yur'zaqūna
kendilerine rızık verilir
فِيهَا orada fīhā
orada
بِغَيْرِ olmaksızın bighayri
olmaksızın
حِسَابٍۢ hesabı ḥisābin
hesabı
٤٠ (40)
(40)
"Kim bir kötülük işlerse ancak onun kadar ceza görür. Kadın veya erkek, kim, inanarak yararlı iş işlerse, işte onlar cennete girerler; orada hesapsız şekilde rızıklanırlar."
40:41
۞ وَيَـٰقَوْمِ ve ey kavmim wayāqawmi
ve ey kavmim
مَا ne oluyor?
ne oluyor?
لِىٓ bana
bana
أَدْعُوكُمْ ben sizi çağırıyorum adʿūkum
ben sizi çağırıyorum
إِلَى kurtuluşa ilā
kurtuluşa
ٱلنَّجَوٰةِ the salvation l-najati
the salvation
وَتَدْعُونَنِىٓ ve siz beni çağırıyorsunuz watadʿūnanī
ve siz beni çağırıyorsunuz
إِلَى ateşe ilā
ateşe
ٱلنَّارِ the Fire l-nāri
the Fire
٤١ (41)
(41)
"Ey milletim! Nedir başıma gelen? Ben sizi kurtuluşa çağırıyorum, siz beni ateşe çağırıyorsunuz."
40:42
تَدْعُونَنِى siz beni çağırıyorsunuz tadʿūnanī
siz beni çağırıyorsunuz
لِأَكْفُرَ nankörlük etmeğe li-akfura
nankörlük etmeğe
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَأُشْرِكَ ve ortak koşmağa wa-ush'rika
ve ortak koşmağa
بِهِۦ O'na bihi
O'na
مَا şeyleri
şeyleri
لَيْسَ olmayan laysa
olmayan
لِى benim
benim
بِهِۦ onun hakkında bihi
onun hakkında
عِلْمٌۭ bilgim ʿil'mun
bilgim
وَأَنَا۠ ben ise wa-anā
ben ise
أَدْعُوكُمْ sizi çağırıyorum adʿūkum
sizi çağırıyorum
إِلَى aziz olana ilā
aziz olana
ٱلْعَزِيزِ the All-Mighty l-ʿazīzi
the All-Mighty
ٱلْغَفَّـٰرِ çok bağışlayana l-ghafāri
çok bağışlayana
٤٢ (42)
(42)
"Siz beni Allah'ı inkar etmeye, bilmediğim bir şeyi O'na ortak koşmaya çağırıyorsunuz; ben ise sizi, güçlü olan, çok bağışlayan Allah'a çağırıyorum."
40:43
لَا yok (ki)
yok (ki)
جَرَمَ şüphe jarama
şüphe
أَنَّمَا kesinlikle annamā
kesinlikle
تَدْعُونَنِىٓ siz beni çağırıyorsunuz tadʿūnanī
siz beni çağırıyorsunuz
إِلَيْهِ ona ilayhi
ona
لَيْسَ (oysa) yoktur laysa
(oysa) yoktur
لَهُۥ onun lahu
onun
دَعْوَةٌۭ du'aya değer tarafı daʿwatun
du'aya değer tarafı
فِى dünyada
dünyada
ٱلدُّنْيَا the world l-dun'yā
the world
وَلَا ne de walā
ne de
فِى ahirette
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ the Hereafter l-ākhirati
the Hereafter
وَأَنَّ ve elbette wa-anna
ve elbette
مَرَدَّنَآ bizim dönüşümüz maraddanā
bizim dönüşümüz
إِلَى Allah'adır ilā
Allah'adır
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَأَنَّ ve elbette wa-anna
ve elbette
ٱلْمُسْرِفِينَ aşırı gidenler l-mus'rifīna
aşırı gidenler
هُمْ işte onlar hum
işte onlar
أَصْحَـٰبُ halkıdır aṣḥābu
halkıdır
ٱلنَّارِ ateş l-nāri
ateş
٤٣ (43)
(43)
"Beni kendisine çağırdığınızın, bu dünyada da ahirette de çağırabilecek kabiliyette olmadığında, hepimizin Allah'a döneceğinde, aşırı gidenlerin ateşlikler olduklarında şüphe yoktur."
40:44
فَسَتَذْكُرُونَ yakında hatırlayacaksınız fasatadhkurūna
yakında hatırlayacaksınız
مَآ ne
ne
أَقُولُ söylediysem aqūlu
söylediysem
لَكُمْ ۚ size lakum
size
وَأُفَوِّضُ ve bırakıyorum wa-ufawwiḍu
ve bırakıyorum
أَمْرِىٓ işimi amrī
işimi
إِلَى Allah'a ilā
Allah'a
ٱللَّهِ ۚ Allah l-lahi
Allah
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
بَصِيرٌۢ görür baṣīrun
görür
بِٱلْعِبَادِ kulları bil-ʿibādi
kulları
٤٤ (44)
(44)
"Size söylediğimi hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah'a bırakıyorum. Doğrusu Allah, kulları görür."
40:45
فَوَقَىٰهُ onu korudu fawaqāhu
onu korudu
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
سَيِّـَٔاتِ kötülüklerinden sayyiāti
kötülüklerinden
مَا onların kurdukları tuzakların
onların kurdukları tuzakların
مَكَرُوا۟ ۖ they plotted makarū
they plotted
وَحَاقَ ve kuşattı waḥāqa
ve kuşattı
بِـَٔالِ ailesini biāli
ailesini
فِرْعَوْنَ Fir'avn fir'ʿawna
Fir'avn
سُوٓءُ en kötüsü sūu
en kötüsü
ٱلْعَذَابِ azabın l-ʿadhābi
azabın
٤٥ (45)
(45)
Allah o adamı, kurmak istedikleri tuzaktan korudu. Kötü azap Firavun'un adamlarını sardı.
40:46
ٱلنَّارُ ateş al-nāru
ateş
يُعْرَضُونَ sunulurlar yuʿ'raḍūna
sunulurlar
عَلَيْهَا ona ʿalayhā
ona
غُدُوًّۭا sabah ghuduwwan
sabah
وَعَشِيًّۭا ۖ ve akşam waʿashiyyan
ve akşam
وَيَوْمَ ve günü wayawma
ve günü
تَقُومُ koptuğu taqūmu
koptuğu
ٱلسَّاعَةُ kıyametin l-sāʿatu
kıyametin
أَدْخِلُوٓا۟ sokun (denilir) adkhilū
sokun (denilir)
ءَالَ ailesini āla
ailesini
فِرْعَوْنَ Fir'avn fir'ʿawna
Fir'avn
أَشَدَّ en çetinine ashadda
en çetinine
ٱلْعَذَابِ azabın l-ʿadhābi
azabın
٤٦ (46)
(46)
Onlar, sabah akşam ateşe sunulurlar. Kıyamet çattığı gün, "Firavun'un adamlarını azabın en ağırına sokun"denir.
40:47
وَإِذْ ve wa-idh
ve
يَتَحَآجُّونَ birbirleriyle tartışırlarken yataḥājjūna
birbirleriyle tartışırlarken
فِى içinde
içinde
ٱلنَّارِ ateşin l-nāri
ateşin
فَيَقُولُ dediler ki fayaqūlu
dediler ki
ٱلضُّعَفَـٰٓؤُا۟ zayıf olanlar l-ḍuʿafāu
zayıf olanlar
لِلَّذِينَ büyüklük taslayanlara lilladhīna
büyüklük taslayanlara
ٱسْتَكْبَرُوٓا۟ were arrogant is'takbarū
were arrogant
إِنَّا elbette biz innā
elbette biz
كُنَّا idik kunnā
idik
لَكُمْ size lakum
size
تَبَعًۭا uymuş tabaʿan
uymuş
فَهَلْ siz-misiniz? fahal
siz-misiniz?
أَنتُم siz antum
siz
مُّغْنُونَ avert mugh'nūna
avert
عَنَّا bizden ʿannā
bizden
نَصِيبًۭا ufak bir parçasını naṣīban
ufak bir parçasını
مِّنَ ateşin mina
ateşin
ٱلنَّارِ the Fire l-nāri
the Fire
٤٧ (47)
(47)
Ateşin içinde birbirleriyle tartışırlarken, güçsüzler, büyüklük taslayanlara: "Doğrusu biz size uymuştuk, şimdi ateşin bir parçasını olsun bizden savabilir misiniz?" derler.
40:48
قَالَ dedi(ler) ki qāla
dedi(ler) ki
ٱلَّذِينَ büyüklük taslayanlar alladhīna
büyüklük taslayanlar
ٱسْتَكْبَرُوٓا۟ (were) arrogant is'takbarū
(were) arrogant
إِنَّا elbette biz innā
elbette biz
كُلٌّۭ hepimiz kullun
hepimiz
فِيهَآ onun içindeyiz fīhā
onun içindeyiz
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
قَدْ elbette qad
elbette
حَكَمَ hüküm verdi ḥakama
hüküm verdi
بَيْنَ arasında bayna
arasında
ٱلْعِبَادِ kullar l-ʿibādi
kullar
٤٨ (48)
(48)
Büyüklük taslayanlar: "Doğrusu hepimiz onun içindeyiz. Allah kullar arasında şüphesiz hüküm vermiştir" derler.
40:49
وَقَالَ ve dedi(ler) ki waqāla
ve dedi(ler) ki
ٱلَّذِينَ içindekiler alladhīna
içindekiler
فِى in
in
ٱلنَّارِ ateş l-nāri
ateş
لِخَزَنَةِ bekçilerine likhazanati
bekçilerine
جَهَنَّمَ cehennemin jahannama
cehennemin
ٱدْعُوا۟ du'a edin id'ʿū
du'a edin
رَبَّكُمْ Rabbinize rabbakum
Rabbinize
يُخَفِّفْ hafifletsin yukhaffif
hafifletsin
عَنَّا bizden ʿannā
bizden
يَوْمًۭا bir gün yawman
bir gün
مِّنَ biraz mina
biraz
ٱلْعَذَابِ azabı l-ʿadhābi
azabı
٤٩ (49)
(49)
Ateşte olanlar, cehennemin bekçilerine: "Rabbinize yalvarın da hiç değilse bir gün, azabımızı hafifletsin" derler.
40:50
قَالُوٓا۟ dediler qālū
dediler
أَوَلَمْ değilmiydi? awalam
değilmiydi?
تَكُ Did there not taku
Did there not
تَأْتِيكُمْ size geliyor tatīkum
size geliyor
رُسُلُكُم elçileriniz rusulukum
elçileriniz
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ ۖ açık kanıtlarla bil-bayināti
açık kanıtlarla
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
بَلَىٰ ۚ evet (gelirlerdi) balā
evet (gelirlerdi)
قَالُوا۟ dediler qālū
dediler
فَٱدْعُوا۟ ۗ öyle ise yalvar(ıp dur)un fa-id'ʿū
öyle ise yalvar(ıp dur)un
وَمَا fakat değildir wamā
fakat değildir
دُعَـٰٓؤُا۟ yalvarması duʿāu
yalvarması
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirlerin l-kāfirīna
kafirlerin
إِلَّا başkası illā
başkası
فِى dalaletten
dalaletten
ضَلَـٰلٍ error ḍalālin
error
٥٠ (50)
(50)
Bekçiler: "Size, belgelerle peygamberleriniz gelmiş miydi?" derler. Onlar da: "Evet, gelmişti" derler. Bekçiler: "O halde kendiniz yalvarın" derler. İnkarcıların yalvarışı şüphesiz boşunadır.
40:51
إِنَّا elbette biz innā
elbette biz
لَنَنصُرُ yardım ederiz lananṣuru
yardım ederiz
رُسُلَنَا elçilerimize rusulanā
elçilerimize
وَٱلَّذِينَ ve kimselere wa-alladhīna
ve kimselere
ءَامَنُوا۟ inanan(lara) āmanū
inanan(lara)
فِى hayatında
hayatında
ٱلْحَيَوٰةِ the life l-ḥayati
the life
ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya
وَيَوْمَ ve günde wayawma
ve günde
يَقُومُ (şahidliğe) duracakları yaqūmu
(şahidliğe) duracakları
ٱلْأَشْهَـٰدُ şahidlerin l-ashhādu
şahidlerin
٥١ (51)
(51)
Doğrusu Biz, peygamberlerimize ve inananlara dünya hayatında ve şahidlerin şahidlik edecekleri günde yardım ederiz.
40:52
يَوْمَ o gün yawma
o gün
لَا fayda vermez
fayda vermez
يَنفَعُ will benefit yanfaʿu
will benefit
ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimlere l-ẓālimīna
zalimlere
مَعْذِرَتُهُمْ ۖ ma'zeretleri maʿdhiratuhum
ma'zeretleri
وَلَهُمُ ve onlar için vardır walahumu
ve onlar için vardır
ٱللَّعْنَةُ la'net l-laʿnatu
la'net
وَلَهُمْ ve onlara vardır walahum
ve onlara vardır
سُوٓءُ en kötüsü sūu
en kötüsü
ٱلدَّارِ yurt(lar)ın l-dāri
yurt(lar)ın
٥٢ (52)
(52)
O gün zalimlere, özür beyan etmeleri fayda vermez. Lanet onlaradır. Yurdun kötüsü de onlaradır.
40:53
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
ءَاتَيْنَا biz verdik ātaynā
biz verdik
مُوسَى Musa'ya mūsā
Musa'ya
ٱلْهُدَىٰ hidayet l-hudā
hidayet
وَأَوْرَثْنَا ve miras kıldık wa-awrathnā
ve miras kıldık
بَنِىٓ oğullarına banī
oğullarına
إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail is'rāīla
İsrail
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı
٥٣ (53)
(53)
And olsun ki Biz Musa'ya doğruluk rehberi verdik. İsrailoğullarını da, akıl sahipleri için bir öğüt ve doğruluk rehberi olan Kitap'a, Tevrat'a varis kıldık.
40:54
هُدًۭى bir yol göstericidir hudan
bir yol göstericidir
وَذِكْرَىٰ ve öğüttür wadhik'rā
ve öğüttür
لِأُو۟لِى sahiplerine li-ulī
sahiplerine
ٱلْأَلْبَـٰبِ sağduyu l-albābi
sağduyu
٥٤ (54)
(54)
And olsun ki Biz Musa'ya doğruluk rehberi verdik. İsrailoğullarını da, akıl sahipleri için bir öğüt ve doğruluk rehberi olan Kitap'a, Tevrat'a varis kıldık.
40:55
فَٱصْبِرْ o halde sabret fa-iṣ'bir
o halde sabret
إِنَّ mutlaka inna
mutlaka
وَعْدَ va'di waʿda
va'di
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
حَقٌّۭ gerçektir ḥaqqun
gerçektir
وَٱسْتَغْفِرْ ve istiğfar et wa-is'taghfir
ve istiğfar et
لِذَنۢبِكَ günahına lidhanbika
günahına
وَسَبِّحْ ve an wasabbiḥ
ve an
بِحَمْدِ övgü ile biḥamdi
övgü ile
رَبِّكَ Rabbini rabbika
Rabbini
بِٱلْعَشِىِّ akşam bil-ʿashiyi
akşam
وَٱلْإِبْكَـٰرِ sabah wal-ib'kāri
sabah
٥٥ (55)
(55)
Sabret, Allah'ın verdiği söz şüphesiz gerçektir. Suçunun bağışlanmasını dile; Rabbini akşam, sabah, överek tesbih et.
40:56
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
يُجَـٰدِلُونَ tartışan(lar) yujādilūna
tartışan(lar)
فِىٓ hakkında
hakkında
ءَايَـٰتِ ayetleri āyāti
ayetleri
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
بِغَيْرِ olmadan bighayri
olmadan
سُلْطَـٰنٍ (hiçbir) delil sul'ṭānin
(hiçbir) delil
أَتَىٰهُمْ ۙ kendilerine gelen atāhum
kendilerine gelen
إِن yoktur in
yoktur
فِى onların göğüslerinde
onların göğüslerinde
صُدُورِهِمْ their breasts ṣudūrihim
their breasts
إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey
كِبْرٌۭ büyüklük (taslamaktan) kib'run
büyüklük (taslamaktan)
مَّا onlar
onlar
هُم they hum
they
بِبَـٰلِغِيهِ ۚ erişemeyecekleri bibālighīhi
erişemeyecekleri
فَٱسْتَعِذْ sen sığın fa-is'taʿidh
sen sığın
بِٱللَّهِ ۖ Allah'a bil-lahi
Allah'a
إِنَّهُۥ çünkü O innahu
çünkü O
هُوَ O'dur huwa
O'dur
ٱلسَّمِيعُ işiten l-samīʿu
işiten
ٱلْبَصِيرُ gören l-baṣīru
gören
٥٦ (56)
(56)
Allah'ın ayetleri üzerinde kendilerine gelen bir delil olmadan tartışanların gönüllerinde, ulaşamayacakları bir büyüklenme vardır. Sen Allah'a sığın. O şüphesiz işitendir, görendir.
40:57
لَخَلْقُ yaratmak lakhalqu
yaratmak
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri
وَٱلْأَرْضِ ve yeri wal-arḍi
ve yeri
أَكْبَرُ çok daha zordur akbaru
çok daha zordur
مِنْ yaratmaktan min
yaratmaktan
خَلْقِ (the) creation khalqi
(the) creation
ٱلنَّاسِ insanları l-nāsi
insanları
وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat
أَكْثَرَ çoğu akthara
çoğu
ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların
لَا bilmezler
bilmezler
يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know
٥٧ (57)
(57)
Göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyük bir şeydir. Fakat insanların çoğu bilmezler.
40:58
وَمَا olmaz wamā
olmaz
يَسْتَوِى eşit yastawī
eşit
ٱلْأَعْمَىٰ kör l-aʿmā
kör
وَٱلْبَصِيرُ ve gören wal-baṣīru
ve gören
وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar)
وَعَمِلُوا۟ ve yapanlar waʿamilū
ve yapanlar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler
وَلَا ve ne de walā
ve ne de
ٱلْمُسِىٓءُ ۚ kötülük yapan l-musīu
kötülük yapan
قَلِيلًۭا az qalīlan
az
مَّا ne kadar
ne kadar
تَتَذَكَّرُونَ düşünüyorsunuz tatadhakkarūna
düşünüyorsunuz
٥٨ (58)
(58)
Körle gören, inanıp yararlı iş işleyenlerle kötülük yapan bir değildir. Ne kadar az düşünüyorsunuz?
40:59
إِنَّ mutlaka inna
mutlaka
ٱلسَّاعَةَ sa'at l-sāʿata
sa'at
لَـَٔاتِيَةٌۭ gelecektir laātiyatun
gelecektir
لَّا asla yoktur
asla yoktur
رَيْبَ şüphe rayba
şüphe
فِيهَا bunda fīhā
bunda
وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat
أَكْثَرَ çoğu akthara
çoğu
ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların
لَا inanmazlar
inanmazlar
يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe
٥٩ (59)
(59)
Kıyamet günü mutlaka gelecektir. Bunda şüphe yoktur, fakat, insanların çoğu inanmıyor.
40:60
وَقَالَ ve dedi ki waqāla
ve dedi ki
رَبُّكُمُ Rabbiniz rabbukumu
Rabbiniz
ٱدْعُونِىٓ bana du'a edin id'ʿūnī
bana du'a edin
أَسْتَجِبْ kabul edeyim astajib
kabul edeyim
لَكُمْ ۚ sizden lakum
sizden
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
يَسْتَكْبِرُونَ büyüklenen(ler) yastakbirūna
büyüklenen(ler)
عَنْ bana kulluk etmeğe ʿan
bana kulluk etmeğe
عِبَادَتِى worship Me ʿibādatī
worship Me
سَيَدْخُلُونَ gireceklerdir sayadkhulūna
gireceklerdir
جَهَنَّمَ cehenneme jahannama
cehenneme
دَاخِرِينَ aşağılık olarak dākhirīna
aşağılık olarak
٦٠ (60)
(60)
Rabbiniz: "Bana dua edin ki duanıza icabet edeyim. Bana kulluk etmeyi büyüklüklerine yediremeyenler alçalmış olarak cehenneme gireceklerdir" buyurmuştur.
40:61
ٱللَّهُ Allah al-lahu
Allah
ٱلَّذِى O'dur ki alladhī
O'dur ki
جَعَلَ yaptı jaʿala
yaptı
لَكُمُ size lakumu
size
ٱلَّيْلَ geceyi al-layla
geceyi
لِتَسْكُنُوا۟ istirahat etmeniz için litaskunū
istirahat etmeniz için
فِيهِ içinde fīhi
içinde
وَٱلنَّهَارَ ve gündüzü wal-nahāra
ve gündüzü
مُبْصِرًا ۚ görmeniz için mub'ṣiran
görmeniz için
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَذُو sahibidir ladhū
sahibidir
فَضْلٍ lutuf faḍlin
lutuf
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱلنَّاسِ insanlara l-nāsi
insanlara
وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat
أَكْثَرَ çoğu akthara
çoğu
ٱلنَّاسِ insanların l-nāsi
insanların
لَا şükretmezler
şükretmezler
يَشْكُرُونَ give thanks yashkurūna
give thanks
٦١ (61)
(61)
Size, geceyi dinlenesiniz diye karanlık ve gündüzü aydınlık olarak yaratan Allah'tır. Doğrusu Allah insanlara karşı lütufkardır, ama insanların çoğu şükretmezler.
40:62
ذَٰلِكُمُ işte budur dhālikumu
işte budur
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
رَبُّكُمْ Rabbiniz rabbukum
Rabbiniz
خَـٰلِقُ yaratıcısı olan khāliqu
yaratıcısı olan
كُلِّ her kulli
her
شَىْءٍۢ şeyin shayin
şeyin
لَّآ yoktur
yoktur
إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı
إِلَّا başka illā
başka
هُوَ ۖ O'ndan huwa
O'ndan
فَأَنَّىٰ nasıl da? fa-annā
nasıl da?
تُؤْفَكُونَ çevriliyorsunuz tu'fakūna
çevriliyorsunuz
٦٢ (62)
(62)
İşte herşeyin yaratıcısı olan Rabbiniz Allah budur. O'ndan başka tanrı yoktur. Nasıl aldatılıp döndürülürsünüz?
40:63
كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle
يُؤْفَكُ çevriliyorlardı yu'faku
çevriliyorlardı
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَانُوا۟ olanlar kānū
olanlar
بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini biāyāti
ayetlerini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
يَجْحَدُونَ kasden inkar etmekte yajḥadūna
kasden inkar etmekte
٦٣ (63)
(63)
Allah'ın ayetlerini bile bile inkar edenler böylece döndürülüyorlardı.
40:64
ٱللَّهُ Allah al-lahu
Allah
ٱلَّذِى O'dur ki alladhī
O'dur ki
جَعَلَ yaptı jaʿala
yaptı
لَكُمُ size lakumu
size
ٱلْأَرْضَ arzı l-arḍa
arzı
قَرَارًۭا durulacak yer qarāran
durulacak yer
وَٱلسَّمَآءَ ve göğü wal-samāa
ve göğü
بِنَآءًۭ bina bināan
bina
وَصَوَّرَكُمْ ve sizi şekillendirdi waṣawwarakum
ve sizi şekillendirdi
فَأَحْسَنَ ve güzel yaptı fa-aḥsana
ve güzel yaptı
صُوَرَكُمْ şekillerinizi ṣuwarakum
şekillerinizi
وَرَزَقَكُم ve sizi besledi warazaqakum
ve sizi besledi
مِّنَ güzel rızıklarla mina
güzel rızıklarla
ٱلطَّيِّبَـٰتِ ۚ the good things l-ṭayibāti
the good things
ذَٰلِكُمُ işte budur dhālikumu
işte budur
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
رَبُّكُمْ ۖ Rabbiniz rabbukum
Rabbiniz
فَتَبَارَكَ ne yücedir fatabāraka
ne yücedir
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
رَبُّ Rabbi rabbu
Rabbi
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin
٦٤ (64)
(64)
Sizin için yeri durak, göğü bina eden, size şekil verip de, şeklinizi güzel yapan, sizi temiz şeylerle rızıklandıran Allah'tır. İşte Rabbiniz olan Allah budur. Alemlerin Rabbi Allah ne yücedir!
40:65
هُوَ O huwa
O
ٱلْحَىُّ diridir l-ḥayu
diridir
لَآ yoktur
yoktur
إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı
إِلَّا başka illā
başka
هُوَ O'ndan huwa
O'ndan
فَٱدْعُوهُ O'na yalvarın fa-id'ʿūhu
O'na yalvarın
مُخْلِصِينَ halis kılarak mukh'liṣīna
halis kılarak
لَهُ yalnız kendisine lahu
yalnız kendisine
ٱلدِّينَ ۗ dini l-dīna
dini
ٱلْحَمْدُ hamd l-ḥamdu
hamd
لِلَّهِ Allah'a mahsustur lillahi
Allah'a mahsustur
رَبِّ Rabbi rabbi
Rabbi
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin
٦٥ (65)
(65)
O diridir, O'ndan başka tanrı yoktur. Dini yalnız O'na has kılarak O'na yalvarın. Övgü, Alemlerin Rabbi Allah içindir.
40:66
۞ قُلْ de ki qul
de ki
إِنِّى elbette ben innī
elbette ben
نُهِيتُ men'olundum nuhītu
men'olundum
أَنْ tapmaktan an
tapmaktan
أَعْبُدَ worship aʿbuda
worship
ٱلَّذِينَ sizin yalvardıklarınıza alladhīna
sizin yalvardıklarınıza
تَدْعُونَ you call tadʿūna
you call
مِن başka min
başka
دُونِ besides dūni
besides
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
لَمَّا zaman lammā
zaman
جَآءَنِىَ bana geldiği jāaniya
bana geldiği
ٱلْبَيِّنَـٰتُ açık deliller l-bayinātu
açık deliller
مِن Rabbimden min
Rabbimden
رَّبِّى my Lord rabbī
my Lord
وَأُمِرْتُ ve emrolundum wa-umir'tu
ve emrolundum
أَنْ teslim olmakla an
teslim olmakla
أُسْلِمَ submit us'lima
submit
لِرَبِّ Rabbine lirabbi
Rabbine
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin
٦٦ (66)
(66)
De ki: "Sizin, Allah'ı bırakıp da kulluk ettiklerinize kulluk etmek bana yasak kılınmıştır. Zira bana Rabbimden belgeler gelmiştir. Ben, kendimi Alemlerin Rabbine vermekle emrolundum."
40:67
هُوَ O'dur huwa
O'dur
ٱلَّذِى ki alladhī
ki
خَلَقَكُم sizi yarattı khalaqakum
sizi yarattı
مِّن topraktan min
topraktan
تُرَابٍۢ dust turābin
dust
ثُمَّ sonra thumma
sonra
مِن nutfe(sperm)den min
nutfe(sperm)den
نُّطْفَةٍۢ a semen-drop nuṭ'fatin
a semen-drop
ثُمَّ sonra thumma
sonra
مِنْ alaka(embriyo)dan min
alaka(embriyo)dan
عَلَقَةٍۢ a clinging substance ʿalaqatin
a clinging substance
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يُخْرِجُكُمْ sizi çıkarıyor yukh'rijukum
sizi çıkarıyor
طِفْلًۭا çocuk olarak ṭif'lan
çocuk olarak
ثُمَّ sonra thumma
sonra
لِتَبْلُغُوٓا۟ ermeniz için litablughū
ermeniz için
أَشُدَّكُمْ güçlü çağınıza ashuddakum
güçlü çağınıza
ثُمَّ sonra thumma
sonra
لِتَكُونُوا۟ olmanız için litakūnū
olmanız için
شُيُوخًۭا ۚ ihtiyarlar shuyūkhan
ihtiyarlar
وَمِنكُم ve içinizden waminkum
ve içinizden
مَّن kimi man
kimi
يُتَوَفَّىٰ öldürülüyor yutawaffā
öldürülüyor
مِن daha önce min
daha önce
قَبْلُ ۖ before qablu
before
وَلِتَبْلُغُوٓا۟ ve erişmeniz için walitablughū
ve erişmeniz için
أَجَلًۭا süreye ajalan
süreye
مُّسَمًّۭى belli musamman
belli
وَلَعَلَّكُمْ ve umulur ki walaʿallakum
ve umulur ki
تَعْقِلُونَ aklınızı kullanırsınız taʿqilūna
aklınızı kullanırsınız
٦٧ (67)
(67)
Sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra kan pıhtısından yaratan; sonra erginlik çağına ulaşmanız, sonra da yaşlanmanız için sizi bebek olarak dünyaya çıkaran O'dur. Kiminiz daha önce öldürülür, kiminiz de, belirtilmiş bir süreye ulaşırsınız. Belki artık düşünürsünüz.
40:68
هُوَ O'dur huwa
O'dur
ٱلَّذِى yaşatan alladhī
yaşatan
يُحْىِۦ gives life yuḥ'yī
gives life
وَيُمِيتُ ۖ ve öldüren wayumītu
ve öldüren
فَإِذَا zaman fa-idhā
zaman
قَضَىٰٓ hükmettiği qaḍā
hükmettiği
أَمْرًۭا bir işi amran
bir işi
فَإِنَّمَا sadece fa-innamā
sadece
يَقُولُ der yaqūlu
der
لَهُۥ ona lahu
ona
كُن ol! kun
ol!
فَيَكُونُ o da olur fayakūnu
o da olur
٦٨ (68)
(68)
Dirilten, öldüren O'dur. Bir şeye karar verirse "Ol" der, o da oluverir.
40:69
أَلَمْ görmedin mi? alam
görmedin mi?
تَرَ you see tara
you see
إِلَى kimseleri ilā
kimseleri
ٱلَّذِينَ those who alladhīna
those who
يُجَـٰدِلُونَ tartışan(ları) yujādilūna
tartışan(ları)
فِىٓ hakkında
hakkında
ءَايَـٰتِ ayetleri āyāti
ayetleri
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
أَنَّىٰ nasıl da? annā
nasıl da?
يُصْرَفُونَ çevriliyorlar yuṣ'rafūna
çevriliyorlar
٦٩ (69)
(69)
Allah'ın ayetleri üzerinde tartışanları görmez misin? Nasıl da döndürülüyorlar?
40:70
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَذَّبُوا۟ yalanlayan(lar) kadhabū
yalanlayan(lar)
بِٱلْكِتَـٰبِ Kitabı bil-kitābi
Kitabı
وَبِمَآ ve şeyi wabimā
ve şeyi
أَرْسَلْنَا gönderdiğimiz arsalnā
gönderdiğimiz
بِهِۦ onunla bihi
onunla
رُسُلَنَا ۖ elçilerimizi rusulanā
elçilerimizi
فَسَوْفَ fakat yakında fasawfa
fakat yakında
يَعْلَمُونَ bileceklerdir yaʿlamūna
bileceklerdir
٧٠ (70)
(70)
Kitap'ı ve peygamberlerimize gönderdiklerimizi yalanlayanlar elbette bileceklerdir.
40:71
إِذِ o zaman idhi
o zaman
ٱلْأَغْلَـٰلُ demir halkalar l-aghlālu
demir halkalar
فِىٓ boyunlarında
boyunlarında
أَعْنَـٰقِهِمْ their necks aʿnāqihim
their necks
وَٱلسَّلَـٰسِلُ ve zincirler wal-salāsilu
ve zincirler
يُسْحَبُونَ sürüklenceklerdir yus'ḥabūna
sürüklenceklerdir
٧١ (71)
(71)
Boyunlarında halkalar ve zincirler olarak kaynar suya sürülür, sonra ateşte yakılırlar.
40:72
فِى içinde
içinde
ٱلْحَمِيمِ kaynar su l-ḥamīmi
kaynar su
ثُمَّ sonra thumma
sonra
فِى ateşte
ateşte
ٱلنَّارِ the Fire l-nāri
the Fire
يُسْجَرُونَ yakılacaklardır yus'jarūna
yakılacaklardır
٧٢ (72)
(72)
Boyunlarında halkalar ve zincirler olarak kaynar suya sürülür, sonra ateşte yakılırlar.
40:73
ثُمَّ sonra thumma
sonra
قِيلَ denilecektir qīla
denilecektir
لَهُمْ onlara lahum
onlara
أَيْنَ nerede? ayna
nerede?
مَا şeyler
şeyler
كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz
تُشْرِكُونَ ortak koşuyor(lar) tush'rikūna
ortak koşuyor(lar)
٧٣ (73)
(73)
Sonra onlara: "Allah'ı bırakıp da koştuğunuz ortaklar nerededir?" denir. "Bizden uzaklaştılar; hayır, biz zaten önceleri hiçbir şeye kulluk etmiyorduk" derler. İşte Allah inkarcıları böyle saptırır.
40:74
مِن başkaları? min
başkaları?
دُونِ Other than dūni
Other than
ٱللَّهِ ۖ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
قَالُوا۟ diyecekler ki qālū
diyecekler ki
ضَلُّوا۟ kayboldular ḍallū
kayboldular
عَنَّا bizden ʿannā
bizden
بَل hayır bal
hayır
لَّمْ değilmişiz lam
değilmişiz
نَكُن we used to nakun
we used to
نَّدْعُوا۟ biz tapmıyor nadʿū
biz tapmıyor
مِن önceden min
önceden
قَبْلُ before qablu
before
شَيْـًۭٔا ۚ hiçbir şeye shayan
hiçbir şeye
كَذَٰلِكَ işte böyle kadhālika
işte böyle
يُضِلُّ şaşırtır yuḍillu
şaşırtır
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirleri l-kāfirīna
kafirleri
٧٤ (74)
(74)
Sonra onlara: "Allah'ı bırakıp da koştuğunuz ortaklar nerededir?" denir. "Bizden uzaklaştılar; hayır, biz zaten önceleri hiçbir şeye kulluk etmiyorduk" derler. İşte Allah inkarcıları böyle saptırır.
40:75
ذَٰلِكُم bu durum dhālikum
bu durum
بِمَا ötürüdür bimā
ötürüdür
كُنتُمْ sizin kuntum
sizin
تَفْرَحُونَ şımarmanızdan tafraḥūna
şımarmanızdan
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
بِغَيْرِ olmaksızın bighayri
olmaksızın
ٱلْحَقِّ hakkı l-ḥaqi
hakkı
وَبِمَا ve ötürüdür wabimā
ve ötürüdür
كُنتُمْ olmanızdan kuntum
olmanızdan
تَمْرَحُونَ böbürlenmiş tamraḥūna
böbürlenmiş
٧٥ (75)
(75)
Onlara: "İşte bu, yeryüzünde haksız yere şımarmanız ve böbürlenmenizden ötürüdür. Temelli kalacağınız cehennem kapılarından girin" denir. Büyüklenenlerin durağı ne kötüdür!
40:76
ٱدْخُلُوٓا۟ girin ud'khulū
girin
أَبْوَٰبَ kapılarından abwāba
kapılarından
جَهَنَّمَ cehennemin jahannama
cehennemin
خَـٰلِدِينَ ebedi kalacaksınız khālidīna
ebedi kalacaksınız
فِيهَا ۖ orada fīhā
orada
فَبِئْسَ ne kötüdür fabi'sa
ne kötüdür
مَثْوَى yeri mathwā
yeri
ٱلْمُتَكَبِّرِينَ kibirlenenlerin l-mutakabirīna
kibirlenenlerin
٧٦ (76)
(76)
Onlara: "İşte bu, yeryüzünde haksız yere şımarmanız ve böbürlenmenizden ötürüdür. Temelli kalacağınız cehennem kapılarından girin" denir. Büyüklenenlerin durağı ne kötüdür!
40:77
فَٱصْبِرْ artık sabret fa-iṣ'bir
artık sabret
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
وَعْدَ va'di (sözü) waʿda
va'di (sözü)
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
حَقٌّۭ ۚ gerçektir ḥaqqun
gerçektir
فَإِمَّا ya fa-immā
ya
نُرِيَنَّكَ sana gösteririz nuriyannaka
sana gösteririz
بَعْضَ bir kısmını baʿḍa
bir kısmını
ٱلَّذِى şeylerin alladhī
şeylerin
نَعِدُهُمْ onları tehdidettiğimiz naʿiduhum
onları tehdidettiğimiz
أَوْ yahut aw
yahut
نَتَوَفَّيَنَّكَ seni vefat ettiririz natawaffayannaka
seni vefat ettiririz
فَإِلَيْنَا sonunda bize fa-ilaynā
sonunda bize
يُرْجَعُونَ döndürüleceklerdir yur'jaʿūna
döndürüleceklerdir
٧٧ (77)
(77)
Sabret; şüphesiz Allah'ın verdiği söz gerçektir. Onlara söz verdiğimiz azabın bir kısmını sana gösteririz veya seni öldürürüz, nasıl olsa onların dönüşü Bizedir.
40:78
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
أَرْسَلْنَا biz gönderdik arsalnā
biz gönderdik
رُسُلًۭا elçiler rusulan
elçiler
مِّن senden önce de min
senden önce de
قَبْلِكَ before you qablika
before you
مِنْهُم onlardan min'hum
onlardan
مَّن kimini man
kimini
قَصَصْنَا anlattık qaṣaṣnā
anlattık
عَلَيْكَ sana ʿalayka
sana
وَمِنْهُم ve onlardan wamin'hum
ve onlardan
مَّن kimini man
kimini
لَّمْ anlatmadık lam
anlatmadık
نَقْصُصْ We have related naqṣuṣ
We have related
عَلَيْكَ ۗ sana ʿalayka
sana
وَمَا ve değildir wamā
ve değildir
كَانَ mümkün kāna
mümkün
لِرَسُولٍ hiçbir elçinin lirasūlin
hiçbir elçinin
أَن getirmesi an
getirmesi
يَأْتِىَ he brings yatiya
he brings
بِـَٔايَةٍ bir mu'cize biāyatin
bir mu'cize
إِلَّا dışında illā
dışında
بِإِذْنِ izni bi-idh'ni
izni
ٱللَّهِ ۚ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
فَإِذَا zaman fa-idhā
zaman
جَآءَ geldiği jāa
geldiği
أَمْرُ emri amru
emri
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
قُضِىَ yerine getirilir quḍiya
yerine getirilir
بِٱلْحَقِّ hak ile bil-ḥaqi
hak ile
وَخَسِرَ ve hüsrana uğrarlar wakhasira
ve hüsrana uğrarlar
هُنَالِكَ orada hunālika
orada
ٱلْمُبْطِلُونَ boşa çıkarmağa uğraşanlar l-mub'ṭilūna
boşa çıkarmağa uğraşanlar
٧٨ (78)
(78)
And olsun ki, senden önce birçok peygamberler gönderdik; sana onların kimini anlattık, kimini anlatmadık; hiçbir peygamber, Allah'ın izni olmadan bir mucize getiremez. Allah'ın buyruğu gelince iş gerçekten biter. İşte o zaman, boşa uğraşanlar hüsranda kalırlar.
40:79
ٱللَّهُ Allah al-lahu
Allah
ٱلَّذِى O'dur ki alladhī
O'dur ki
جَعَلَ yarattı jaʿala
yarattı
لَكُمُ size lakumu
size
ٱلْأَنْعَـٰمَ hayvanları l-anʿāma
hayvanları
لِتَرْكَبُوا۟ binmeniz için litarkabū
binmeniz için
مِنْهَا kimine min'hā
kimine
وَمِنْهَا ve kiminden wamin'hā
ve kiminden
تَأْكُلُونَ yemeniz için takulūna
yemeniz için
٧٩ (79)
(79)
Binek olarak kullanmanız ve yemeniz için hayvanları sizin için yaratan Allah'tır.
40:80
وَلَكُمْ ve sizin için vardır walakum
ve sizin için vardır
فِيهَا onlarda fīhā
onlarda
مَنَـٰفِعُ faydalar manāfiʿu
faydalar
وَلِتَبْلُغُوا۟ erersiniz walitablughū
erersiniz
عَلَيْهَا onların üstünde ʿalayhā
onların üstünde
حَاجَةًۭ arzuya ḥājatan
arzuya
فِى gönüllerinizdeki
gönüllerinizdeki
صُدُورِكُمْ your breasts ṣudūrikum
your breasts
وَعَلَيْهَا ve onların üstünde waʿalayhā
ve onların üstünde
وَعَلَى ve üstünde waʿalā
ve üstünde
ٱلْفُلْكِ gemilerin l-ful'ki
gemilerin
تُحْمَلُونَ taşınırsınız tuḥ'malūna
taşınırsınız
٨٠ (80)
(80)
Onlarda sizin için daha nice faydalar vardır; gönüllerinizdeki arzulara, onlara binerek ulaşırsınız. Onlarla ve gemilerle taşınırsınız.
40:81
وَيُرِيكُمْ size gösteriyor wayurīkum
size gösteriyor
ءَايَـٰتِهِۦ ayetlerini āyātihi
ayetlerini
فَأَىَّ hangisini? fa-ayya
hangisini?
ءَايَـٰتِ ayetlerinden āyāti
ayetlerinden
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
تُنكِرُونَ inkar ediyorsunuz tunkirūna
inkar ediyorsunuz
٨١ (81)
(81)
Allah size delillerini gösteriyor. Allah'ın delillerinden hangisini inkar edersiniz?
40:82
أَفَلَمْ gezip dolaşmadılar mı? afalam
gezip dolaşmadılar mı?
يَسِيرُوا۟ travel yasīrū
travel
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the land l-arḍi
the land
فَيَنظُرُوا۟ görsünler fayanẓurū
görsünler
كَيْفَ nasıl kayfa
nasıl
كَانَ olduğunu kāna
olduğunu
عَـٰقِبَةُ sonunun ʿāqibatu
sonunun
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
مِن kendilerinden önceki min
kendilerinden önceki
قَبْلِهِمْ ۚ (were) before them qablihim
(were) before them
كَانُوٓا۟ onlar idiler kānū
onlar idiler
أَكْثَرَ daha çok akthara
daha çok
مِنْهُمْ bunlardan min'hum
bunlardan
وَأَشَدَّ ve daha şiddetli wa-ashadda
ve daha şiddetli
قُوَّةًۭ kuvvet bakımından quwwatan
kuvvet bakımından
وَءَاثَارًۭا ve eserleri bakımından waāthāran
ve eserleri bakımından
فِى yeryüzündeki
yeryüzündeki
ٱلْأَرْضِ the land l-arḍi
the land
فَمَآ ama hiçbir famā
ama hiçbir
أَغْنَىٰ yarar sağlamadı aghnā
yarar sağlamadı
عَنْهُم kendilerine; ʿanhum
kendilerine;
مَّا şeyler
şeyler
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
يَكْسِبُونَ kazanıyor(lar) yaksibūna
kazanıyor(lar)
٨٢ (82)
(82)
Yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden daha çok, daha kuvvetli, yeryüzünde bıraktıkları eserler daha sağlam olan öncekilerin sonuçlarının nasıl olduğunu görmezler mi? Kazandıkları onlara bir fayda vermemiştir.
40:83
فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki
جَآءَتْهُمْ onlara gelince jāathum
onlara gelince
رُسُلُهُم elçileri rusuluhum
elçileri
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ açık kanıtlarla bil-bayināti
açık kanıtlarla
فَرِحُوا۟ sevindiler fariḥū
sevindiler
بِمَا ile bimā
ile
عِندَهُم yanlarında bulunan ʿindahum
yanlarında bulunan
مِّنَ bilgiden mina
bilgiden
ٱلْعِلْمِ the knowledge l-ʿil'mi
the knowledge
وَحَاقَ sonunda kuşatıverdi waḥāqa
sonunda kuşatıverdi
بِهِم kendilerini bihim
kendilerini
مَّا şey
şey
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
بِهِۦ onunla bihi
onunla
يَسْتَهْزِءُونَ alay ediyor(lar) yastahziūna
alay ediyor(lar)
٨٣ (83)
(83)
Peygamberleri onlara belgelerle gelince, kendilerinde olan bilgiden gururlandılar da, alaya aldıkları şey kendilerini sarıverdi.
40:84
فَلَمَّا ne zaman ki falammā
ne zaman ki
رَأَوْا۟ gördüler ra-aw
gördüler
بَأْسَنَا hışmımızı basanā
hışmımızı
قَالُوٓا۟ dediler qālū
dediler
ءَامَنَّا inandık āmannā
inandık
بِٱللَّهِ Allah'a bil-lahi
Allah'a
وَحْدَهُۥ tek waḥdahu
tek
وَكَفَرْنَا ve inkar ettik wakafarnā
ve inkar ettik
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
كُنَّا olan kunnā
olan
بِهِۦ O'na bihi
O'na
مُشْرِكِينَ ortak koştuğumuz mush'rikīna
ortak koştuğumuz
٨٤ (84)
(84)
Şiddetli azabımızı gördüklerinde: "Yalnız Allah'a inandık; O'na koştuğumuz eşleri inkar ettik" dediler.
40:85
فَلَمْ fakat falam
fakat
يَكُ sağlamadı yaku
sağlamadı
يَنفَعُهُمْ kendilerine bir fayda yanfaʿuhum
kendilerine bir fayda
إِيمَـٰنُهُمْ inanmaları īmānuhum
inanmaları
لَمَّا zaman lammā
zaman
رَأَوْا۟ gördükleri ra-aw
gördükleri
بَأْسَنَا ۖ hışmımızı basanā
hışmımızı
سُنَّتَ yasası budur sunnata
yasası budur
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلَّتِى elbette allatī
elbette
قَدْ (has) indeed qad
(has) indeed
خَلَتْ gelip geçen khalat
gelip geçen
فِى hakkında
hakkında
عِبَادِهِۦ ۖ kulları ʿibādihi
kulları
وَخَسِرَ ve ziyana uğramışlardır wakhasira
ve ziyana uğramışlardır
هُنَالِكَ orada hunālika
orada
ٱلْكَـٰفِرُونَ kafirler l-kāfirūna
kafirler
٨٥ (85)
(85)
Ama, Bizim şiddetli azabımızı görüp de öyle inanmaları kendilerine fayda vermedi. Bu, Allah'ın kulları hakkında, öteden beri yürürlükte olan yasasıdır. İşte inkarcılar o zaman hüsranda kaldılar.