41
Fussilet
فصلت
Fussilet Suresi (فصلت), Kur’an-ı Kerim’in 41. suresidir — Mekki, 54 ayetten oluşan bir suredir. Mekkî sureler, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Medine’ye hicretinden önce inmiştir ve genellikle iman, Allah’ın birliği ve ahiret üzerinde durur.
Bookmarks (0)
No bookmarks yet. Click the bookmark icon next to any ayah to save it.
Besmele
بِسْمِadıylabis'miٱللَّهِAllah'ınl-lahiٱلرَّحْمَـٰنِRahmanl-raḥmāniٱلرَّحِيمِRahiml-raḥīmi
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
41:1
حمٓHâ Mîmhha-meem١
Ha, Mim.
41:2
تَنزِيلٌۭindirilmiştirtanzīlunمِّنَRahmandanminaٱلرَّحْمَـٰنِthe Most Graciousl-raḥmāniٱلرَّحِيمِRahim(den)l-raḥīmi٢
Bu Kitap, merhametli olan Allah katından indirilmedir; bilen bir millet için müjdeci ve uyarıcı olmak üzere Arapça okunarak, ayetleri uzun uzun açıklanmıştır. Ama insanların çoğu yüz çevirmiştir, onlar işitmezler de: "Bizi çağırdığın şeye karşı kalblerimiz kapalıdır, kulaklarımızda ağırlık, bizimle senin aranda anlaşmamıza engel vardır; istediğini yap, biz de yapacağız" derler.
41:3
كِتَـٰبٌۭbir Kitaptırkitābunفُصِّلَتْaçıklanmışfuṣṣilatءَايَـٰتُهُۥayetleriāyātuhuقُرْءَانًاokunanqur'ānanعَرَبِيًّۭاArapçaʿarabiyyanلِّقَوْمٍۢbir toplum içinliqawminيَعْلَمُونَbilenyaʿlamūna٣
Bu Kitap, merhametli olan Allah katından indirilmedir; bilen bir millet için müjdeci ve uyarıcı olmak üzere Arapça okunarak, ayetleri uzun uzun açıklanmıştır. Ama insanların çoğu yüz çevirmiştir, onlar işitmezler de: "Bizi çağırdığın şeye karşı kalblerimiz kapalıdır, kulaklarımızda ağırlık, bizimle senin aranda anlaşmamıza engel vardır; istediğini yap, biz de yapacağız" derler.
41:4
بَشِيرًۭاmüjdeleyici olarakbashīranوَنَذِيرًۭاve uyarıcı olarakwanadhīranفَأَعْرَضَfakat yüz çevirmiştirfa-aʿraḍaأَكْثَرُهُمْçoklarıaktharuhumفَهُمْonlarfahumلَاişitmezlerlāيَسْمَعُونَhearyasmaʿūna٤
Bu Kitap, merhametli olan Allah katından indirilmedir; bilen bir millet için müjdeci ve uyarıcı olmak üzere Arapça okunarak, ayetleri uzun uzun açıklanmıştır. Ama insanların çoğu yüz çevirmiştir, onlar işitmezler de: "Bizi çağırdığın şeye karşı kalblerimiz kapalıdır, kulaklarımızda ağırlık, bizimle senin aranda anlaşmamıza engel vardır; istediğini yap, biz de yapacağız" derler.
41:5
وَقَالُوا۟ve dediler kiwaqālūقُلُوبُنَاkalblerimizqulūbunāفِىٓiçinde varfīأَكِنَّةٍۢkılıflarakinnatinمِّمَّاşeye karşımimmāتَدْعُونَآbizi çağırdığıntadʿūnāإِلَيْهِkendisineilayhiوَفِىٓve varwafīءَاذَانِنَاkulaklarımızdaādhānināوَقْرٌۭbir ağırlıkwaqrunوَمِنۢvewaminبَيْنِنَاbizim aramızda varbaynināوَبَيْنِكَve senin arandawabaynikaحِجَابٌۭbir perdeḥijābunفَٱعْمَلْsen (istediğini) yapfa-iʿ'malإِنَّنَاelbette biz deinnanāعَـٰمِلُونَyapıyoruzʿāmilūna٥
Bu Kitap, merhametli olan Allah katından indirilmedir; bilen bir millet için müjdeci ve uyarıcı olmak üzere Arapça okunarak, ayetleri uzun uzun açıklanmıştır. Ama insanların çoğu yüz çevirmiştir, onlar işitmezler de: "Bizi çağırdığın şeye karşı kalblerimiz kapalıdır, kulaklarımızda ağırlık, bizimle senin aranda anlaşmamıza engel vardır; istediğini yap, biz de yapacağız" derler.
41:6
قُلْde kiqulإِنَّمَآelbetteinnamāأَنَا۠benanāبَشَرٌۭbir insanımbasharunمِّثْلُكُمْsizin gibimith'lukumيُوحَىٰٓvahyediliyoryūḥāإِلَىَّbanailayyaأَنَّمَآelbetteannamāإِلَـٰهُكُمْtanrınızınilāhukumإِلَـٰهٌۭtanrı olduğuilāhunوَٰحِدٌۭbir tekwāḥidunفَٱسْتَقِيمُوٓا۟artık doğrulunfa-is'taqīmūإِلَيْهِO'nailayhiوَٱسْتَغْفِرُوهُ ۗve O'ndan mağfiret dileyinwa-is'taghfirūhuوَوَيْلٌۭvay halinewawaylunلِّلْمُشْرِكِينَortak koşanlarınlil'mush'rikīna٦
Onlara söyle: "Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana, tanrınızın tek bir Tanrı olduğu vahyolunuyor. Artık O'na yönelin, O'ndan bağışlanma dileyin; vay ortak koşanlara!"
41:7
ٱلَّذِينَonlar kialladhīnaلَاvermezlerlāيُؤْتُونَgiveyu'tūnaٱلزَّكَوٰةَzekatl-zakataوَهُمve onlarwahumبِٱلْـَٔاخِرَةِahiretibil-ākhiratiهُمْonlarhumكَـٰفِرُونَinkar ederlerkāfirūna٧
Onlar zekat vermezler; ahireti inkar edenler de yalnız onlardır.
41:8
إِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَامَنُوا۟iman eden(ler)āmanūوَعَمِلُوا۟ve yapanlarwaʿamilūٱلصَّـٰلِحَـٰتِiyi işlerl-ṣāliḥātiلَهُمْonlar için vardırlahumأَجْرٌbir mükafatajrunغَيْرُolmaksızınghayruمَمْنُونٍۢkesintimamnūnin٨
Doğrusu inanıp yararlı iş işleyenlere, onlara kesintisiz bir ecir vardır.
41:9
۞ قُلْde kiqulأَئِنَّكُمْsiz mi?a-innakumلَتَكْفُرُونَinkar ediyorsunuzlatakfurūnaبِٱلَّذِىyaratanıbi-alladhīخَلَقَcreatedkhalaqaٱلْأَرْضَarzıl-arḍaفِىiçindefīيَوْمَيْنِiki günyawmayniوَتَجْعَلُونَve koşuyorsunuzwatajʿalūnaلَهُۥٓO'nalahuأَندَادًۭا ۚeşlerandādanذَٰلِكَOdhālikaرَبُّRabbidirrabbuٱلْعَـٰلَمِينَalemlerinl-ʿālamīna٩
"Siz yeri iki günde yaratanı mı inkar ediyor ve O'na eşler koşuyorsunuz! O, alemlerin Rabbidir" de.
41:10
وَجَعَلَve yaptıwajaʿalaفِيهَاorada (arzda)fīhāرَوَٰسِىَağır baskılarrawāsiyaمِنüstündenminفَوْقِهَاabove itfawqihāوَبَـٰرَكَve bereketlerwabārakaفِيهَاoradafīhāوَقَدَّرَve takdir ettiwaqaddaraفِيهَآoradafīhāأَقْوَٰتَهَاgıdalarınıaqwātahāفِىٓiçindefīأَرْبَعَةِdörtarbaʿatiأَيَّامٍۢgünayyāminسَوَآءًۭeşit olaraksawāanلِّلسَّآئِلِينَarayıp soranlar içinlilssāilīna١٠
Yeryüzüne üstünden ağır baskılar (dağlar) yerleştirdi, onu bereketli kıldı; arayıp soranlar için gıdalarını tam (toplam) dört gün içinde yetiştirmesi kanununu koydu (takdir etti).
41:11
ثُمَّsonrathummaٱسْتَوَىٰٓyöneldiis'tawāإِلَىgöğeilāٱلسَّمَآءِthe heavenl-samāiوَهِىَve owahiyaدُخَانٌۭduman halinde olandukhānunفَقَالَsonra dedifaqālaلَهَاonalahāوَلِلْأَرْضِve arzawalil'arḍiٱئْتِيَاgelini'tiyāطَوْعًاisteyerekṭawʿanأَوْveyaawكَرْهًۭاistemeyerekkarhanقَالَتَآdediler kiqālatāأَتَيْنَاgeldikataynāطَآئِعِينَisteyerekṭāiʿīna١١
Sonra, duman halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve yeryüzüne: "İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin" dedi. İkisi de: "İsteyerek geldik" dediler.
41:12
فَقَضَىٰهُنَّböylece onları yaptıfaqaḍāhunnaسَبْعَyedisabʿaسَمَـٰوَاتٍۢgöksamāwātinفِىiçindefīيَوْمَيْنِiki günyawmayniوَأَوْحَىٰve vahyettiwa-awḥāفِىherfīكُلِّeachkulliسَمَآءٍgöğesamāinأَمْرَهَا ۚemriniamrahāوَزَيَّنَّاve biz donattıkwazayyannāٱلسَّمَآءَsemasınıl-samāaٱلدُّنْيَاdünyal-dun'yāبِمَصَـٰبِيحَlambalarlabimaṣābīḥaوَحِفْظًۭا ۚve koruma ilewaḥif'ẓanذَٰلِكَişte budhālikaتَقْدِيرُtakdiridirtaqdīruٱلْعَزِيزِgüçlü olanınl-ʿazīziٱلْعَلِيمِbileninl-ʿalīmi١٢
Böylece onları, iki gün içinde yedi göğe tamamladı ve her göğün işini kendisine bildirdi. Yakın göğü ışıklarla donattık ve bozulmaktan koruduk. İşte bu, bilen, güçlü olan Allah'ın kanunudur.
41:13
فَإِنْfakat eğerfa-inأَعْرَضُوا۟yüz çevirirlerseaʿraḍūفَقُلْde kifaqulأَنذَرْتُكُمْben sizi uyardımandhartukumصَـٰعِقَةًۭbir yıldırıma karşıṣāʿiqatanمِّثْلَgibimith'laصَـٰعِقَةِbaşına düşen yıldırımṣāʿiqatiعَادٍۢAdʿādinوَثَمُودَve Semud'unwathamūda١٣
Eğer yüz çevirirlerse onlara de ki: "İşte sizi, Ad ve Semud'un başına gelen yıldırıma benzer bir azap ile uyardım."
41:14
إِذْhaniidhجَآءَتْهُمُonlara gelmiştijāathumuٱلرُّسُلُelçilerl-rusuluمِنۢönlerindenminبَيْنِfrom before thembayniأَيْدِيهِمْfrom before themaydīhimوَمِنْvewaminخَلْفِهِمْarkalarındankhalfihimأَلَّاsakınallāتَعْبُدُوٓا۟kulluk etmeyintaʿbudūإِلَّاbaşkasınaillāٱللَّهَ ۖAllah'tanl-lahaقَالُوا۟dedilerqālūلَوْşayetlawشَآءَdileseydishāaرَبُّنَاRabbimizrabbunāلَأَنزَلَelbette indirirdila-anzalaمَلَـٰٓئِكَةًۭmeleklermalāikatanفَإِنَّاelbette bizfa-innāبِمَآşeyi (mesajı)bimāأُرْسِلْتُمgönderildiğinizur'sil'tumبِهِۦonunlabihiكَـٰفِرُونَtanımıyoruzkāfirūna١٤
Onlara, önlerinden, artlarından, her yönden: "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin" diyen peygamberler gelmişti: "Eğer Rabbimiz böyle bir şey dileseydi melekler indirirdi. Doğrusu sizinle gönderileni inkar ederiz" demişlerdi.
41:15
فَأَمَّاfakatfa-ammāعَادٌۭAd (kavmi)ʿādunفَٱسْتَكْبَرُوا۟büyüklük tasladılarfa-is'takbarūفِىyeryüzündefīٱلْأَرْضِthe landl-arḍiبِغَيْرِolmaksızınbighayriٱلْحَقِّhakkıl-ḥaqiوَقَالُوا۟ve dedilerwaqālūمَنْkimdir?manأَشَدُّdaha şiddetliashadduمِنَّاbizdenminnāقُوَّةً ۖkuvvetiquwwatanأَوَلَمْgörmediler mi?awalamيَرَوْا۟they seeyarawأَنَّelbetteannaٱللَّهَAllahl-lahaٱلَّذِىo kialladhīخَلَقَهُمْonları yaratankhalaqahumهُوَOhuwaأَشَدُّdaha güçlüdürashadduمِنْهُمْkendilerindenmin'humقُوَّةًۭ ۖkuvvetçequwwatanوَكَانُوا۟ve devam ettilerwakānūبِـَٔايَـٰتِنَاbizim ayetlerimizibiāyātināيَجْحَدُونَinkarayajḥadūna١٥
Ad milleti, yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamış, "Bizden daha kuvvetli kim vardır?" demişti. Onlar, kendilerini yaratan Allah'ın onlardan daha kuvvetli olduğunu görmüyorlardı değil mi? Ayetlerimizi bile bile inkar ediyorlardı.
41:16
فَأَرْسَلْنَاbiz de gönderdikfa-arsalnāعَلَيْهِمْüzerlerineʿalayhimرِيحًۭاbir rüzgarrīḥanصَرْصَرًۭاdondurucuṣarṣaranفِىٓgünlerdefīأَيَّامٍۢ(the) daysayyāminنَّحِسَاتٍۢuğursuznaḥisātinلِّنُذِيقَهُمْtaddırmak içinlinudhīqahumعَذَابَazabınıʿadhābaٱلْخِزْىِrezillikl-khiz'yiفِىhayatındafīٱلْحَيَوٰةِthe lifel-ḥayatiٱلدُّنْيَا ۖdünyal-dun'yāوَلَعَذَابُazabı isewalaʿadhābuٱلْـَٔاخِرَةِahiretl-ākhiratiأَخْزَىٰ ۖdaha da kepaze edicidirakhzāوَهُمْve onlarawahumلَاhiçlāيُنصَرُونَyardım edilmeyecektiryunṣarūna١٦
Rezillik azabını onlara dünya hayatında tattırmak için uğursuz günlerde üzerlerine dondurucu bir kasırga gönderdik. Ahiret azabı ise daha çok alçaltıcıdır ve onlar yardım da görmezler.
41:17
وَأَمَّاgelincewa-ammāثَمُودُSemud(kavmin)ethamūduفَهَدَيْنَـٰهُمْonlara yol gösterdikfahadaynāhumفَٱسْتَحَبُّوا۟fakat onlar yeğledilerfa-is'taḥabbūٱلْعَمَىٰkörlüğül-ʿamāعَلَىdoğru yolu bulmağaʿalāٱلْهُدَىٰthe guidancel-hudāفَأَخَذَتْهُمْböylece onları yakaladıfa-akhadhathumصَـٰعِقَةُyıldırımıṣāʿiqatuٱلْعَذَابِazabl-ʿadhābiٱلْهُونِalçaltıcıl-hūniبِمَاyüzündenbimāكَانُوا۟olduklarıkānūيَكْسِبُونَyapıyor(lar)yaksibūna١٧
Semud milletine, doğru yolu göstermiştik, ama onlar körlüğü, doğru yolda gitmeye tercih ettiler. Kazandıklarının karşılığı olarak onları alçaltıcı azabın yıldırımı çarptı.
41:18
وَنَجَّيْنَاve kurtardıkwanajjaynāٱلَّذِينَinananlarıalladhīnaءَامَنُوا۟believedāmanūوَكَانُوا۟vewakānūيَتَّقُونَkorunanlarıyattaqūna١٨
İnananları ve Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanları kurtardık.
41:19
وَيَوْمَve (o) günwayawmaيُحْشَرُtoplanıryuḥ'sharuأَعْدَآءُdüşmanlarıaʿdāuٱللَّهِAllah'ınl-lahiإِلَىateşeilāٱلنَّارِthe Firel-nāriفَهُمْonlarfahumيُوزَعُونَbir araya getirilirleryūzaʿūna١٩
Allah'ın düşmanları o gün cehenneme sürülürler. Hepsi bir aradadırlar.
41:20
حَتَّىٰٓnihayetḥattāإِذَاzamanidhāمَاoraya vardıklarımāجَآءُوهَاthey come to itjāūhāشَهِدَşahidlik ettilershahidaعَلَيْهِمْaleyhlerineʿalayhimسَمْعُهُمْkulaklarısamʿuhumوَأَبْصَـٰرُهُمْve gözleriwa-abṣāruhumوَجُلُودُهُمve derileriwajulūduhumبِمَاhakkındabimāكَانُوا۟oldukları (işler)kānūيَعْمَلُونَyapıyor(lar)yaʿmalūna٢٠
Sonunda oraya varınca, kulakları, gözleri ve derileri, yaptıkları hakkında onların aleyhinde şahidlik ederler.
41:21
وَقَالُوا۟ve dedilerwaqālūلِجُلُودِهِمْderilerinelijulūdihimلِمَniçin?limaشَهِدتُّمْşahidlik ettinizshahidttumعَلَيْنَا ۖaleyhimizeʿalaynāقَالُوٓا۟dedilerqālūأَنطَقَنَاbizi konuşturduanṭaqanāٱللَّهُAllahl-lahuٱلَّذِىٓkonuşturanalladhīأَنطَقَmakes speakanṭaqaكُلَّherkullaشَىْءٍۢşeyishayinوَهُوَve Owahuwaخَلَقَكُمْsizi yaratmıştıkhalaqakumأَوَّلَilkawwalaمَرَّةٍۢdefamarratinوَإِلَيْهِişte O'nawa-ilayhiتُرْجَعُونَdöndürülüyorsunuztur'jaʿūna٢١
Derilerine: "Aleyhimize niçin şahidlik ettiniz?" derler. "Bizi, her şeyi konuşturan Allah konuşturdu. Sizi önce yaratan O'dur ve O'na döndürülüyorsunuz" cevabını verirler.
41:22
وَمَاve değildinizwamāكُنتُمْsizkuntumتَسْتَتِرُونَgizleniyortastatirūnaأَنşahidlik etmesindenanيَشْهَدَtestifyyashhadaعَلَيْكُمْaleyhinizeʿalaykumسَمْعُكُمْkulaklarınızınsamʿukumوَلَآve değildinizwalāأَبْصَـٰرُكُمْgözlerinizinabṣārukumوَلَاve değildinizwalāجُلُودُكُمْderilerinizinjulūdukumوَلَـٰكِنfakatwalākinظَنَنتُمْsanıyordunuz kiẓanantumأَنَّelbetteannaٱللَّهَAllahl-lahaلَاbilmezlāيَعْلَمُknowyaʿlamuكَثِيرًۭاçoğunukathīranمِّمَّاyaptıklarınızınmimmāتَعْمَلُونَyou dotaʿmalūna٢٢
Siz, gözleriniz, kulaklarınız ve derilerinizin aleyhinize şahidlik edeceğinden korkarak kötü iş işlemekten çekinmiyordunuz. Hayır; Allah'ın, yaptıklarınızın çoğunu bilmediğini sanıyordunuz.
41:23
وَذَٰلِكُمْve işte buwadhālikumظَنُّكُمُzannınızẓannukumuٱلَّذِىzannettiğinizalladhīظَنَنتُمyou assumedẓanantumبِرَبِّكُمْRabbinize karşıbirabbikumأَرْدَىٰكُمْsizi helak ettiardākumفَأَصْبَحْتُمve oldunuzfa-aṣbaḥtumمِّنَziyana uğrayanlardanminaٱلْخَـٰسِرِينَthe losersl-khāsirīna٢٣
İşte Rabbinizi böyle sanmanız sizi mahvetti de hüsrana uğrayanlardan oldunuz.
41:24
فَإِنşimdi eğerfa-inيَصْبِرُوا۟dayanabilirlerseyaṣbirūفَٱلنَّارُateştirfal-nāruمَثْوًۭىyerimathwanلَّهُمْ ۖonlarınlahumوَإِنve eğerwa-inيَسْتَعْتِبُوا۟affedilmek isterlerseyastaʿtibūفَمَاdeğildirfamāهُمonlarhumمِّنَdenminaٱلْمُعْتَبِينَthose who receive favorl-muʿ'tabīna٢٤
İster sabretsinler ister etmesinler, onların durağı ateştir. Hoş tutulmalarını isteseler de artık hoş tutulmazlar.
41:25
۞ وَقَيَّضْنَاve biz musallat ettikwaqayyaḍnāلَهُمْonlaralahumقُرَنَآءَbirtakım arkadaşlarquranāaفَزَيَّنُوا۟süslü gösterdilerfazayyanūلَهُمonlaralahumمَّاbulunanımāبَيْنَonların önlerindebaynaأَيْدِيهِمْonların önlerindeaydīhimوَمَاve bulunanıwamāخَلْفَهُمْarkalarındakhalfahumوَحَقَّve gerekli olduwaḥaqqaعَلَيْهِمُkendilerineʿalayhimuٱلْقَوْلُsözl-qawluفِىٓtopluluklarınafīأُمَمٍۢnationsumaminقَدْgelip geçmiş olanqadخَلَتْ(that have) passed awaykhalatمِنkendilerinden önceminقَبْلِهِمbefore themqablihimمِّنَcin(ler)denminaٱلْجِنِّthe jinnl-jiniوَٱلْإِنسِ ۖve insan(lardan)wal-insiإِنَّهُمْçünkü onlarinnahumكَانُوا۟idilerkānūخَـٰسِرِينَziyandakhāsirīna٢٥
Onların yanına bir takım yardakçılar koyarız da geçmişlerini geleceklerini onlara güzel gösterirler. Verilen söz, gerek cinlerden ve gerekse insanlardan, gelip geçmiş ümmetler içinde, onların aleyhine gerçekleşmiştir. Doğrusu onlar hüsranda idiler.
41:26
وَقَالَve dediler kiwaqālaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(ler)kafarūلَاdinlemeyinlāتَسْمَعُوا۟listentasmaʿūلِهَـٰذَاbulihādhāٱلْقُرْءَانِKur'an'ıl-qur'āniوَٱلْغَوْا۟ve gürültü edinwal-ghawفِيهِonda (okunduğunda)fīhiلَعَلَّكُمْbelkilaʿallakumتَغْلِبُونَona galib gelirsiniztaghlibūna٢٦
İnkar edenler: "Bu Kuran'ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın, belki bastırırsınız" dediler.
41:27
فَلَنُذِيقَنَّfakat taddıracağızfalanudhīqannaٱلَّذِينَkimselerealladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(lere)kafarūعَذَابًۭاbir azabʿadhābanشَدِيدًۭاşiddetlishadīdanوَلَنَجْزِيَنَّهُمْve onları cezalandıracağızwalanajziyannahumأَسْوَأَen kötüsüyleaswa-aٱلَّذِىolduklarınınalladhīكَانُوا۟they used tokānūيَعْمَلُونَyapıyor(lar)yaʿmalūna٢٧
İnkar edenlere çetin bir azap tattıracağız. İşledikleri en kötü işlere karşılık onların cezasını vereceğiz.
41:28
ذَٰلِكَbudhālikaجَزَآءُcezasıjazāuأَعْدَآءِdüşmanlarınınaʿdāiٱللَّهِAllahl-lahiٱلنَّارُ ۖateştirl-nāruلَهُمْonlara vardırlahumفِيهَاoradafīhāدَارُyurdudāruٱلْخُلْدِ ۖsürekli kalmal-khul'diجَزَآءًۢceza olarakjazāanبِمَاsebebiylebimāكَانُوا۟ayetlerimizikānūبِـَٔايَـٰتِنَاof Our Versesbiāyātināيَجْحَدُونَinkar etmeleriyajḥadūna٢٨
İşte böyle; Allah'ın düşmanlarının cezası ateştir. Ayetlerimizi bile bile inkar etmeleri karşılığı orası onların temelli kalacakları yerdir.
41:29
وَقَالَve dediler kiwaqālaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(ler)kafarūرَبَّنَآRabbimizrabbanāأَرِنَاbize gösterarināٱلَّذَيْنِbizi saptıranalladhayniأَضَلَّانَاmisled usaḍallānāمِنَcinminaٱلْجِنِّthe jinnl-jiniوَٱلْإِنسِve insanlarıwal-insiنَجْعَلْهُمَاonları alalımnajʿalhumāتَحْتَaltınataḥtaأَقْدَامِنَاayaklarımızınaqdāmināلِيَكُونَاolsunlarliyakūnāمِنَalçaklardanminaٱلْأَسْفَلِينَthe lowestl-asfalīna٢٩
İnkar edenler: "Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan, bizi saptıranları göster, onları ayaklarımızın altına alalım da en altta kalanlardan olsunlar" derler.
41:30
إِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَkimselerealladhīnaقَالُوا۟diyen(lere)qālūرَبُّنَاRabbimizrabbunāٱللَّهُAllah'tırl-lahuثُمَّsonrathummaٱسْتَقَـٰمُوا۟doğru olanlarais'taqāmūتَتَنَزَّلُinertatanazzaluعَلَيْهِمُüzerineʿalayhimuٱلْمَلَـٰٓئِكَةُmeleklerl-malāikatuأَلَّاkorkmayınallāتَخَافُوا۟feartakhāfūوَلَاvewalāتَحْزَنُوا۟üzülmeyintaḥzanūوَأَبْشِرُوا۟fakat sevininwa-abshirūبِٱلْجَنَّةِcennetlebil-janatiٱلَّتِىöyle kiallatīكُنتُمْsize söz verilenkuntumتُوعَدُونَpromisedtūʿadūna٣٠
"Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra da doğrulukta devam edenler, onları, melekler, ölümleri anında: "Korkmayınız, üzülmeyiniz, size söz verilen cennetle sevinin, biz dünya hayatında da, ahirette de size dostuz. Burada, canlarınızın çektiği, umduğunuz şeyler, bağışlayan ve acıyan Allah katından bir ziyafet olarak size sunulur" diyerek inerler.
41:31
نَحْنُbiznaḥnuأَوْلِيَآؤُكُمْsizin dostlarınızızawliyāukumفِىhayatındafīٱلْحَيَوٰةِthe lifel-ḥayatiٱلدُّنْيَاdünyal-dun'yāوَفِىvewafīٱلْـَٔاخِرَةِ ۖahirettel-ākhiratiوَلَكُمْve size vardırwalakumفِيهَاoradafīhāمَاher şeymāتَشْتَهِىٓçektiğitashtahīأَنفُسُكُمْcanlarınızınanfusukumوَلَكُمْve size vardırwalakumفِيهَاoradafīhāمَاher şeymāتَدَّعُونَistediğiniztaddaʿūna٣١
"Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra da doğrulukta devam edenler, onları, melekler, ölümleri anında: "Korkmayınız, üzülmeyiniz, size söz verilen cennetle sevinin, biz dünya hayatında da, ahirette de size dostuz. Burada, canlarınızın çektiği, umduğunuz şeyler, bağışlayan ve acıyan Allah katından bir ziyafet olarak size sunulur" diyerek inerler.
41:32
نُزُلًۭاağırlamasıdırnuzulanمِّنْçok bağışlayanınminغَفُورٍۢ(the) Oft-Forgivingghafūrinرَّحِيمٍۢçok esirgeyeninraḥīmin٣٢
"Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra da doğrulukta devam edenler, onları, melekler, ölümleri anında: "Korkmayınız, üzülmeyiniz, size söz verilen cennetle sevinin, biz dünya hayatında da, ahirette de size dostuz. Burada, canlarınızın çektiği, umduğunuz şeyler, bağışlayan ve acıyan Allah katından bir ziyafet olarak size sunulur" diyerek inerler.
41:33
وَمَنْve kim olabilir?wamanأَحْسَنُdaha güzelaḥsanuقَوْلًۭاsözlüqawlanمِّمَّنkimsedenmimmanدَعَآçağırandaʿāإِلَىAllah'ailāٱللَّهِAllahl-lahiوَعَمِلَve yapandanwaʿamilaصَـٰلِحًۭاiyi işṣāliḥanوَقَالَve diyendenwaqālaإِنَّنِىşüphesiz beninnanīمِنَmüslümanlardanımminaٱلْمُسْلِمِينَthose who submitl-mus'limīna٣٣
"Doğrusu ben, kendini Allah'a verenlerdenim" diyen, yararlı iş işleyen ve Allah'a çağıran kimseden daha güzel sözlü kim vardır?
41:34
وَلَاve değildirwalāتَسْتَوِىeşittastawīٱلْحَسَنَةُiyilikl-ḥasanatuوَلَاve ne dewalāٱلسَّيِّئَةُ ۚkötülükl-sayi-atuٱدْفَعْsav (onu)id'faʿبِٱلَّتِىolanlabi-allatīهِىَ[it]hiyaأَحْسَنُen güzelaḥsanuفَإِذَاbir de bakarsın kifa-idhāٱلَّذِىseninle arandaalladhīبَيْنَكَbetween youbaynakaوَبَيْنَهُۥonun arasındawabaynahuعَدَٰوَةٌۭdüşmanlık olanʿadāwatunكَأَنَّهُۥsankika-annahuوَلِىٌّbir dostturwaliyyunحَمِيمٌۭsıcakḥamīmun٣٤
İyilik ve fenalık bir değildir. Ey inanan kişi: Sen, fenalığı en güzel şekilde sav; o zaman, seninle arasında düşmanlık bulunan kişinin yakın bir dost gibi olduğunu görürsün.
41:35
وَمَاbuna kavuşturulmazwamāيُلَقَّىٰهَآit is grantedyulaqqāhāإِلَّاbaşkasıillāٱلَّذِينَkimselerdenalladhīnaصَبَرُوا۟sabreden(lerden)ṣabarūوَمَاvewamāيُلَقَّىٰهَآbuna kavuşturulmazyulaqqāhāإِلَّاbaşkasıillāذُوolandandhūحَظٍّşansıḥaẓẓinعَظِيمٍۢbüyükʿaẓīmin٣٥
Bu, ancak sabredenlere vergidir; bu ancak o büyük hazzı tadanlara vergidir.
41:36
وَإِمَّاve eğerwa-immāيَنزَغَنَّكَseni dürtecek olursayanzaghannakaمِنَşeytandanminaٱلشَّيْطَـٰنِthe Shaitaanl-shayṭāniنَزْغٌۭkötü bir düşüncenazghunفَٱسْتَعِذْhemen sığınfa-is'taʿidhبِٱللَّهِ ۖAllah'abil-lahiإِنَّهُۥçünkü OinnahuهُوَOhuwaٱلسَّمِيعُişitendirl-samīʿuٱلْعَلِيمُbilendirl-ʿalīmu٣٦
Şeytan seni dürtecek olursa Allah'a sığın; doğrusu O, işitendir, bilendir.
41:37
وَمِنْvewaminءَايَـٰتِهِO'nun ayetlerindendirāyātihiٱلَّيْلُgeceal-layluوَٱلنَّهَارُve gündüzwal-nahāruوَٱلشَّمْسُve güneşwal-shamsuوَٱلْقَمَرُ ۚve aywal-qamaruلَاsecde etmeyinlāتَسْجُدُوا۟prostratetasjudūلِلشَّمْسِgüneşelilshamsiوَلَاne dewalāلِلْقَمَرِayalil'qamariوَٱسْجُدُوا۟fakat secde edinwa-us'judūلِلَّهِAllah'alillahiٱلَّذِىonları yaratanalladhīخَلَقَهُنَّcreated themkhalaqahunnaإِنeğerinكُنتُمْisenizkuntumإِيَّاهُO'naiyyāhuتَعْبُدُونَtapıyor(sanız)taʿbudūna٣٧
Gece ile gündüz, güneş ile ay Allah'ın varlığının belgelerindendir. Güneşe ve aya secde etmeyin; eğer Allah'a kulluk etmek istiyorsanız, bunları yaratana secde edin.
41:38
فَإِنِfakat eğerfa-iniٱسْتَكْبَرُوا۟büyüklük taslarlarsais'takbarūفَٱلَّذِينَyanında bulunanlarfa-alladhīnaعِندَ(are) nearʿindaرَبِّكَRabbininrabbikaيُسَبِّحُونَtesbih ederleryusabbiḥūnaلَهُۥO'nulahuبِٱلَّيْلِgecebi-al-layliوَٱلنَّهَارِve gündüzwal-nahāriوَهُمْve onlarwahumلَاhiçlāيَسْـَٔمُونَ ۩usanmazlaryasamūna٣٨
Eğer büyüklük taslarlarsa kendi aleyhlerinedir. Rabbinin katında bulunanlar hiç usanmadan, O'nu gece gündüz tesbih ederler.
41:39
وَمِنْbiri de (şudur)waminءَايَـٰتِهِۦٓO'nun ayetlerindenāyātihiأَنَّكَsenannakaتَرَىgörürsüntarāٱلْأَرْضَtoprağıl-arḍaخَـٰشِعَةًۭboynu bükükkhāshiʿatanفَإِذَآzamanfa-idhāأَنزَلْنَاdöktüğümüzanzalnāعَلَيْهَاonun üzerineʿalayhāٱلْمَآءَsuyul-māaٱهْتَزَّتْtitreşirih'tazzatوَرَبَتْ ۚve kabarırwarabatإِنَّelbetteinnaٱلَّذِىٓonu diriltenalladhīأَحْيَاهَاgives it lifeaḥyāhāلَمُحْىِdiriltirlamuḥ'yīٱلْمَوْتَىٰٓ ۚölüleri del-mawtāإِنَّهُۥelbette Oinnahuعَلَىٰüzerineʿalāكُلِّherkulliشَىْءٍۢşeyshayinقَدِيرٌkadirdirqadīrun٣٩
Kupkuru gördüğün yeryüzünün, Biz ona su indirdiğimiz zaman harekete geçmesi, kabarması, Allah'ın varlığının belgelerindendir. Ona can veren Allah şüphesiz ölüleri de diriltir. Doğrusu O her şeye kadir'dir.
41:40
إِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَdoğruluktan sapanlaralladhīnaيُلْحِدُونَdistortyul'ḥidūnaفِىٓhususundafīءَايَـٰتِنَاayetlerimizāyātināلَاgizli kalmazlarlāيَخْفَوْنَhiddenyakhfawnaعَلَيْنَآ ۗbizeʿalaynāأَفَمَنkimse mi?afamanيُلْقَىٰatılanyul'qāفِىiçinefīٱلنَّارِateşinl-nāriخَيْرٌdaha iyidirkhayrunأَمyoksaamمَّنkimse (mi?)manيَأْتِىٓgelenyatīءَامِنًۭاgüvenleāminanيَوْمَgünüyawmaٱلْقِيَـٰمَةِ ۚkıyametl-qiyāmatiٱعْمَلُوا۟yapıniʿ'malūمَاnemāشِئْتُمْ ۖdiliyorsanızshi'tumإِنَّهُۥelbette Oinnahuبِمَاşeyleribimāتَعْمَلُونَyaptıklarınızıtaʿmalūnaبَصِيرٌgörmektedirbaṣīrun٤٠
Ayetlerimizi inkar edenler Bize gizli değillerdir. Kıyamet gününde ateşe atılan mı, yoksa güven içinde gelen kimse mi daha iyidir? Dilediğinizi işleyin, doğrusu O, yaptıklarınızı gören'dir.
41:41
إِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَonlaralladhīnaكَفَرُوا۟inkar ettilerkafarūبِٱلذِّكْرِZikr'i (Kur'an'ı)bil-dhik'riلَمَّاkendilerine gelenlammāجَآءَهُمْ ۖit comes to themjāahumوَإِنَّهُۥhalbuki owa-innahuلَكِتَـٰبٌbir Kitaptırlakitābunعَزِيزٌۭazizʿazīzun٤١
Kitap kendilerine gelince, onlar, onu inkar etmişlerdir; oysa o, değerli bir Kitap'dır. Geçmişte ve gelecekte onu batıl kılacak yoktur. Hakim ve övülmeğe layık olan Allah katından indirilmedir.
41:42
لَّاona gelmezlāيَأْتِيهِcomes to ityatīhiٱلْبَـٰطِلُboşa çıkaracak bir sözl-bāṭiluمِنۢönündenminبَيْنِbefore itbayniيَدَيْهِbefore ityadayhiوَلَاne dewalāمِنْarkasındanminخَلْفِهِۦ ۖbehind itkhalfihiتَنزِيلٌۭindirilmiştirtanzīlunمِّنْhüküm ve hikmet sahibindenminحَكِيمٍ(the) All-Wiseḥakīminحَمِيدٍۢçok övülendenḥamīdin٤٢
Kitap kendilerine gelince, onlar, onu inkar etmişlerdir; oysa o, değerli bir Kitap'dır. Geçmişte ve gelecekte onu batıl kılacak yoktur. Hakim ve övülmeğe layık olan Allah katından indirilmedir.
41:43
مَّاdeğildirmāيُقَالُsöylenenyuqāluلَكَsanalakaإِلَّاbaşka bir şeyillāمَاolandanmāقَدْsöylenmişqadقِيلَwas saidqīlaلِلرُّسُلِelçilerelilrrusuliمِنsenden öncekiminقَبْلِكَ ۚbefore youqablikaإِنَّkuşkusuzinnaرَبَّكَRabbinrabbakaلَذُوsahibiladhūمَغْفِرَةٍۢbağışlamamaghfiratinوَذُوve sahibidirwadhūعِقَابٍazabʿiqābinأَلِيمٍۢacıalīmin٤٣
Senin için söylenenler, senden önceki peygamberler için de söylenmişti. Doğrusu Rabbin hem bağışlayan ve hem de can yakıcı azap verendir.
41:44
وَلَوْve eğerwalawجَعَلْنَـٰهُbiz onu yapsaydıkjaʿalnāhuقُرْءَانًاbir Kur'anqur'ānanأَعْجَمِيًّۭاyabancı (dilde)aʿjamiyyanلَّقَالُوا۟derlerdi kilaqālūلَوْلَاdeğil miydi?lawlāفُصِّلَتْaçıklanmalıfuṣṣilatءَايَـٰتُهُۥٓ ۖonun ayetleriāyātuhuءَا۬عْجَمِىٌّۭyabancı söz mü?āʿ'jamiyyunوَعَرَبِىٌّۭ ۗarab olanawaʿarabiyyunقُلْde kiqulهُوَohuwaلِلَّذِينَiçinlilladhīnaءَامَنُوا۟inananlarāmanūهُدًۭىbir yol göstericidirhudanوَشِفَآءٌۭ ۖve (gönüllere) şifadırwashifāonوَٱلَّذِينَgelincewa-alladhīnaلَاinanmayanlaralāيُؤْمِنُونَbelieveyu'minūnaفِىٓvardırfīءَاذَانِهِمْonların kulaklarındaādhānihimوَقْرٌۭbir ağırlıkwaqrunوَهُوَve owahuwaعَلَيْهِمْonlaraʿalayhimعَمًى ۚbir körlüktürʿamanأُو۟لَـٰٓئِكَonlarulāikaيُنَادَوْنَçağırılıyorlaryunādawnaمِنbir yerdenminمَّكَانٍۭa placemakāninبَعِيدٍۢuzakbaʿīdin٤٤
Biz bu Kuran'ı yabancı bir dil ile ortaya koysaydık: "Ayetleri uzun açıklanmalı değil miydi? Araba yabancı bir dille söylenir mi?" derlerdi. De ki: "Bu, inananlara doğruluk rehberi ve gönüllerine şifadır." İnanmayanların kulaklarında ağırlık vardır ve onlara kapalıdır; sanki bunlara uzak bir mesafeden sesleniliyor da anlamıyorlar.
41:45
وَلَقَدْve andolsunwalaqadءَاتَيْنَاbiz vermiştikātaynāمُوسَىMusa'yamūsāٱلْكِتَـٰبَKitabıl-kitābaفَٱخْتُلِفَfakat ayrılığa düşülmüştüfa-ukh'tulifaفِيهِ ۗondafīhiوَلَوْلَاve eğer olmasaydıwalawlāكَلِمَةٌۭbir sözkalimatunسَبَقَتْgeçmişsabaqatمِنRabbindenminرَّبِّكَyour Lordrabbikaلَقُضِىَderhal hüküm verilirdilaquḍiyaبَيْنَهُمْ ۚaralarındabaynahumوَإِنَّهُمْfakat onlarwa-innahumلَفِىiçindedirlerlafīشَكٍّۢbir kuşkushakkinمِّنْهُondanmin'huمُرِيبٍۢişkillimurībin٤٥
And olsun ki Musa'ya Kitap vermiştik de onda ayrılığa düşmüşlerdi. Rabbinin verilmiş bir sözü olmasaydı, aralarında hükmedilmiş olurdu. Doğrusu onlar, onun hakkında şüphe ve endişe içindedirler.
41:46
مَّنْkimmanعَمِلَyaparsaʿamilaصَـٰلِحًۭاiyi işṣāliḥanفَلِنَفْسِهِۦ ۖyararı kendisinedir;falinafsihiوَمَنْve kimwamanأَسَآءَkötülük yaparsaasāaفَعَلَيْهَا ۗzararı kendisinedirfaʿalayhāوَمَاve değildirwamāرَبُّكَRabbinrabbukaبِظَلَّـٰمٍۢzulmedicibiẓallāminلِّلْعَبِيدِkullaralil'ʿabīdi٤٦
Kim yararlı iş işlerse kendi lehinedir; kim de kötülük işlerse kendi aleyhinedir. Rabbin, kullara karşı zalim değildir.
41:47
۞ إِلَيْهِO'nailayhiيُرَدُّdöndürülüryuradduعِلْمُbilgisiʿil'muٱلسَّاعَةِ ۚsa'at (kıyamet)l-sāʿatiوَمَاvewamāتَخْرُجُçıkmaztakhrujuمِنmeyvalarminثَمَرَٰتٍۢfruitsthamarātinمِّنْkabuklarındanminأَكْمَامِهَاtheir coveringsakmāmihāوَمَاgebe kalmazwamāتَحْمِلُbearstaḥmiluمِنْhiçbirminأُنثَىٰdişiunthāوَلَاvewalāتَضَعُdoğurmaztaḍaʿuإِلَّاolmadanillāبِعِلْمِهِۦ ۚO'nun bilgisibiʿil'mihiوَيَوْمَve (o) günwayawmaيُنَادِيهِمْonlara seslenildiğiyunādīhimأَيْنَnerede?aynaشُرَكَآءِىortaklarımshurakāīقَالُوٓا۟demişlerdirqālūءَاذَنَّـٰكَsana arz ederiz kiādhannākaمَاyokmāمِنَّاbizdenminnāمِنhiçbirminشَهِيدٍۢgörenshahīdin٤٧
Kıyametin ne zaman kopacağı bilgisi ona aittir. O'nun bilgisi dışında hiçbir ürün kabuğundan çıkmaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz. Onlara: "Bana koştuğunuz ortaklar nerede?" diye seslendiği gün: "Sana, buna dair bizden hiçbir şahit olmadığınıarzederiz" derler.
41:48
وَضَلَّve sapıp gitmiştirwaḍallaعَنْهُمonlardanʿanhumمَّاşeylermāكَانُوا۟olduklarıkānūيَدْعُونَyalvarıp duruyor(lar)yadʿūnaمِنöncedenminقَبْلُ ۖbeforeqabluوَظَنُّوا۟ve onlar anlamışlardırwaẓannūمَاolmadığınımāلَهُمkendileri içinlahumمِّنhiçbirminمَّحِيصٍۢkaçacak yermaḥīṣin٤٨
Önceden yalvarıp durdukları şeyler onlardan uzaklaşmıştır. Kendilerinin kaçacak yerleri olmadığını anlamışlardır.
41:49
لَّاusanmazlāيَسْـَٔمُget tiredyasamuٱلْإِنسَـٰنُinsanl-insānuمِنistemektenminدُعَآءِprayingduʿāiٱلْخَيْرِhayır (iyilik)l-khayriوَإِنama eğerwa-inمَّسَّهُkendisine dokunursamassahuٱلشَّرُّbir şerl-sharuفَيَـُٔوسٌۭhemen üzülürfayaūsunقَنُوطٌۭümitsiz olurqanūṭun٤٩
İnsan, iyilik istemekten usanmaz da, kendisine bir kötülük gelince umutsuzluğa düşer, meyus olur.
41:50
وَلَئِنْve eğerwala-inأَذَقْنَـٰهُbiz ona taddırırsakadhaqnāhuرَحْمَةًۭbir rahmetraḥmatanمِّنَّاkendimizdenminnāمِنۢsonraminبَعْدِafterbaʿdiضَرَّآءَbir zarardanḍarrāaمَسَّتْهُona dokunanmassathuلَيَقُولَنَّelbette der kilayaqūlannaهَـٰذَاbuhādhāلِىbenim hakkımdırlīوَمَآvewamāأَظُنُّsanmıyorumaẓunnuٱلسَّاعَةَkıyametinl-sāʿataقَآئِمَةًۭkopacağınıqāimatanوَلَئِنeğerwala-inرُّجِعْتُgötürülmüş olsam bilerujiʿ'tuإِلَىٰRabbimeilāرَبِّىٓmy Lordrabbīإِنَّmuhakkakinnaلِىbenim için vardırlīعِندَهُۥO'nun yanındaʿindahuلَلْحُسْنَىٰ ۚdaha güzel şeylerlalḥus'nāفَلَنُنَبِّئَنَّbiz mutlaka haber vereceğizfalanunabbi-annaٱلَّذِينَkimselerealladhīnaكَفَرُوا۟inkar edenlerekafarūبِمَاyaptıklarınıbimāعَمِلُوا۟they didʿamilūوَلَنُذِيقَنَّهُمve mutlaka taddıracağızwalanudhīqannahumمِّنْazabdanminعَذَابٍa punishmentʿadhābinغَلِيظٍۢkabaghalīẓin٥٠
Başına gelen sıkıntıdan sonra, kendisine katımızdan bir rahmet tattırsak: "Bu benim hakkımdır; kıyametin kopacağını sanmıyorum. Rabbime döndürülürsem, O'nun katında and olsun ki, benim için daha güzel şeyler vardır" der. İnkar edenlere, işlediklerini, and olsun ki bildireceğiz. Onlara and olsun ki çetin bir azap tattıracağız.
41:51
وَإِذَآne zaman kiwa-idhāأَنْعَمْنَاbir ni'met verdiğimizdeanʿamnāعَلَىinsanaʿalāٱلْإِنسَـٰنِmanl-insāniأَعْرَضَyüz çeviriraʿraḍaوَنَـَٔاve yan çizerwanaāبِجَانِبِهِۦve yan çizerbijānibihiوَإِذَاve ne zaman kiwa-idhāمَسَّهُona dokunduğundamassahuٱلشَّرُّbir şerl-sharuفَذُوhemenfadhūدُعَآءٍyalvarıp dururduʿāinعَرِيضٍۢbol bolʿarīḍin٥١
İnsana nimet verdiğimiz zaman yüz çevirerek yan çizer; başına bir kötülük gelince uzun uzun yalvarır.
41:52
قُلْde kiqulأَرَءَيْتُمْgördünüz mü kiara-aytumإِنeğer (Kur'an)inكَانَisekānaمِنْtarafındanminعِندِfromʿindiٱللَّهِAllahl-lahiثُمَّsonrathummaكَفَرْتُمsiz de inkar etmişsenizkafartumبِهِۦonubihiمَنْkim olabilir?manأَضَلُّdaha sapıkaḍalluمِمَّنْkimsedenmimmanهُوَohuwaفِىbir ayrılığa düşenfīشِقَاقٍۭoppositionshiqāqinبَعِيدٍۢuzakbaʿīdin٥٢
De ki: "Kuran Allah katından gelmiş olup da siz de onu inkar etmişseniz, söyleyin bana, derin bir çıkmazda bulunan kimseden daha sapık kim vardır?"
41:53
سَنُرِيهِمْbiz onlara göstereceğizsanurīhimءَايَـٰتِنَاayetlerimiziāyātināفِىufuklardafīٱلْـَٔافَاقِthe horizonsl-āfāqiوَفِىٓvewafīأَنفُسِهِمْkendi canlarındaanfusihimحَتَّىٰkadarḥattāيَتَبَيَّنَiyice belli olanayatabayyanaلَهُمْonlaralahumأَنَّهُo(Kur'a)n'ınannahuٱلْحَقُّ ۗgerçek olduğul-ḥaquأَوَلَمْmi?awalamيَكْفِyetmezyakfiبِرَبِّكَRabbininbirabbikaأَنَّهُۥO'nunannahuعَلَىٰüzerineʿalāكُلِّherkulliشَىْءٍۢşeyshayinشَهِيدٌşahit olmasıshahīdun٥٣
Onun hak olduğu meydana çıkıncaya kadar varlığımızın belgelerini onlara hem dış dünyada ve hem de kendi içlerinde göstereceğiz. Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi?
41:54
أَلَآiyi bil kialāإِنَّهُمْonlarinnahumفِىiçindedirlerfīمِرْيَةٍۢkuşkumir'yatinمِّنkavuşmaktanminلِّقَآءِ(the) meetingliqāiرَبِّهِمْ ۗRablerinerabbihimأَلَآiyi bil kialāإِنَّهُۥOinnahuبِكُلِّherbikulliشَىْءٍۢşeyishayinمُّحِيطٌۢkuşatmıştırmuḥīṭun٥٤
Dikkat edin; onlar Rablerine kavuşmaktan şüphededirler; dikkat edin; Allah şüphesiz her şeyi bilgisiyle kuşatandır.
—
—
—
—
Loading…