41
Fussilet
فصلت
Besmele
بِسْمِ
adıyla
bis'mi
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
41:1
حمٓ
Hâ Mîm
hha-meem
Hâ Mîm ١ (1)
(1)
Hâ Mîm ١ (1)
(1)
Ha, Mim.
41:2
تَنزِيلٌۭ
indirilmiştir
tanzīlun
indirilmiştir مِّنَ Rahmandan mina
Rahmandan ٱلرَّحْمَـٰنِ the Most Gracious l-raḥmāni
the Most Gracious ٱلرَّحِيمِ Rahim(den) l-raḥīmi
Rahim(den) ٢ (2)
(2)
indirilmiştir مِّنَ Rahmandan mina
Rahmandan ٱلرَّحْمَـٰنِ the Most Gracious l-raḥmāni
the Most Gracious ٱلرَّحِيمِ Rahim(den) l-raḥīmi
Rahim(den) ٢ (2)
(2)
Bu Kitap, merhametli olan Allah katından indirilmedir; bilen bir millet için müjdeci ve uyarıcı olmak üzere Arapça okunarak, ayetleri uzun uzun açıklanmıştır. Ama insanların çoğu yüz çevirmiştir, onlar işitmezler de: "Bizi çağırdığın şeye karşı kalblerimiz kapalıdır, kulaklarımızda ağırlık, bizimle senin aranda anlaşmamıza engel vardır; istediğini yap, biz de yapacağız" derler.
41:3
كِتَـٰبٌۭ
bir Kitaptır
kitābun
bir Kitaptır فُصِّلَتْ açıklanmış fuṣṣilat
açıklanmış ءَايَـٰتُهُۥ ayetleri āyātuhu
ayetleri قُرْءَانًا okunan qur'ānan
okunan عَرَبِيًّۭا Arapça ʿarabiyyan
Arapça لِّقَوْمٍۢ bir toplum için liqawmin
bir toplum için يَعْلَمُونَ bilen yaʿlamūna
bilen ٣ (3)
(3)
bir Kitaptır فُصِّلَتْ açıklanmış fuṣṣilat
açıklanmış ءَايَـٰتُهُۥ ayetleri āyātuhu
ayetleri قُرْءَانًا okunan qur'ānan
okunan عَرَبِيًّۭا Arapça ʿarabiyyan
Arapça لِّقَوْمٍۢ bir toplum için liqawmin
bir toplum için يَعْلَمُونَ bilen yaʿlamūna
bilen ٣ (3)
(3)
Bu Kitap, merhametli olan Allah katından indirilmedir; bilen bir millet için müjdeci ve uyarıcı olmak üzere Arapça okunarak, ayetleri uzun uzun açıklanmıştır. Ama insanların çoğu yüz çevirmiştir, onlar işitmezler de: "Bizi çağırdığın şeye karşı kalblerimiz kapalıdır, kulaklarımızda ağırlık, bizimle senin aranda anlaşmamıza engel vardır; istediğini yap, biz de yapacağız" derler.
41:4
بَشِيرًۭا
müjdeleyici olarak
bashīran
müjdeleyici olarak وَنَذِيرًۭا ve uyarıcı olarak wanadhīran
ve uyarıcı olarak فَأَعْرَضَ fakat yüz çevirmiştir fa-aʿraḍa
fakat yüz çevirmiştir أَكْثَرُهُمْ çokları aktharuhum
çokları فَهُمْ onlar fahum
onlar لَا işitmezler lā
işitmezler يَسْمَعُونَ hear yasmaʿūna
hear ٤ (4)
(4)
müjdeleyici olarak وَنَذِيرًۭا ve uyarıcı olarak wanadhīran
ve uyarıcı olarak فَأَعْرَضَ fakat yüz çevirmiştir fa-aʿraḍa
fakat yüz çevirmiştir أَكْثَرُهُمْ çokları aktharuhum
çokları فَهُمْ onlar fahum
onlar لَا işitmezler lā
işitmezler يَسْمَعُونَ hear yasmaʿūna
hear ٤ (4)
(4)
Bu Kitap, merhametli olan Allah katından indirilmedir; bilen bir millet için müjdeci ve uyarıcı olmak üzere Arapça okunarak, ayetleri uzun uzun açıklanmıştır. Ama insanların çoğu yüz çevirmiştir, onlar işitmezler de: "Bizi çağırdığın şeye karşı kalblerimiz kapalıdır, kulaklarımızda ağırlık, bizimle senin aranda anlaşmamıza engel vardır; istediğini yap, biz de yapacağız" derler.
41:5
وَقَالُوا۟
ve dediler ki
waqālū
ve dediler ki قُلُوبُنَا kalblerimiz qulūbunā
kalblerimiz فِىٓ içinde var fī
içinde var أَكِنَّةٍۢ kılıflar akinnatin
kılıflar مِّمَّا şeye karşı mimmā
şeye karşı تَدْعُونَآ bizi çağırdığın tadʿūnā
bizi çağırdığın إِلَيْهِ kendisine ilayhi
kendisine وَفِىٓ ve var wafī
ve var ءَاذَانِنَا kulaklarımızda ādhāninā
kulaklarımızda وَقْرٌۭ bir ağırlık waqrun
bir ağırlık وَمِنۢ ve wamin
ve بَيْنِنَا bizim aramızda var bayninā
bizim aramızda var وَبَيْنِكَ ve senin aranda wabaynika
ve senin aranda حِجَابٌۭ bir perde ḥijābun
bir perde فَٱعْمَلْ sen (istediğini) yap fa-iʿ'mal
sen (istediğini) yap إِنَّنَا elbette biz de innanā
elbette biz de عَـٰمِلُونَ yapıyoruz ʿāmilūna
yapıyoruz ٥ (5)
(5)
ve dediler ki قُلُوبُنَا kalblerimiz qulūbunā
kalblerimiz فِىٓ içinde var fī
içinde var أَكِنَّةٍۢ kılıflar akinnatin
kılıflar مِّمَّا şeye karşı mimmā
şeye karşı تَدْعُونَآ bizi çağırdığın tadʿūnā
bizi çağırdığın إِلَيْهِ kendisine ilayhi
kendisine وَفِىٓ ve var wafī
ve var ءَاذَانِنَا kulaklarımızda ādhāninā
kulaklarımızda وَقْرٌۭ bir ağırlık waqrun
bir ağırlık وَمِنۢ ve wamin
ve بَيْنِنَا bizim aramızda var bayninā
bizim aramızda var وَبَيْنِكَ ve senin aranda wabaynika
ve senin aranda حِجَابٌۭ bir perde ḥijābun
bir perde فَٱعْمَلْ sen (istediğini) yap fa-iʿ'mal
sen (istediğini) yap إِنَّنَا elbette biz de innanā
elbette biz de عَـٰمِلُونَ yapıyoruz ʿāmilūna
yapıyoruz ٥ (5)
(5)
Bu Kitap, merhametli olan Allah katından indirilmedir; bilen bir millet için müjdeci ve uyarıcı olmak üzere Arapça okunarak, ayetleri uzun uzun açıklanmıştır. Ama insanların çoğu yüz çevirmiştir, onlar işitmezler de: "Bizi çağırdığın şeye karşı kalblerimiz kapalıdır, kulaklarımızda ağırlık, bizimle senin aranda anlaşmamıza engel vardır; istediğini yap, biz de yapacağız" derler.
41:6
قُلْ
de ki
qul
de ki إِنَّمَآ elbette innamā
elbette أَنَا۠ ben anā
ben بَشَرٌۭ bir insanım basharun
bir insanım مِّثْلُكُمْ sizin gibi mith'lukum
sizin gibi يُوحَىٰٓ vahyediliyor yūḥā
vahyediliyor إِلَىَّ bana ilayya
bana أَنَّمَآ elbette annamā
elbette إِلَـٰهُكُمْ tanrınızın ilāhukum
tanrınızın إِلَـٰهٌۭ tanrı olduğu ilāhun
tanrı olduğu وَٰحِدٌۭ bir tek wāḥidun
bir tek فَٱسْتَقِيمُوٓا۟ artık doğrulun fa-is'taqīmū
artık doğrulun إِلَيْهِ O'na ilayhi
O'na وَٱسْتَغْفِرُوهُ ۗ ve O'ndan mağfiret dileyin wa-is'taghfirūhu
ve O'ndan mağfiret dileyin وَوَيْلٌۭ vay haline wawaylun
vay haline لِّلْمُشْرِكِينَ ortak koşanların lil'mush'rikīna
ortak koşanların ٦ (6)
(6)
de ki إِنَّمَآ elbette innamā
elbette أَنَا۠ ben anā
ben بَشَرٌۭ bir insanım basharun
bir insanım مِّثْلُكُمْ sizin gibi mith'lukum
sizin gibi يُوحَىٰٓ vahyediliyor yūḥā
vahyediliyor إِلَىَّ bana ilayya
bana أَنَّمَآ elbette annamā
elbette إِلَـٰهُكُمْ tanrınızın ilāhukum
tanrınızın إِلَـٰهٌۭ tanrı olduğu ilāhun
tanrı olduğu وَٰحِدٌۭ bir tek wāḥidun
bir tek فَٱسْتَقِيمُوٓا۟ artık doğrulun fa-is'taqīmū
artık doğrulun إِلَيْهِ O'na ilayhi
O'na وَٱسْتَغْفِرُوهُ ۗ ve O'ndan mağfiret dileyin wa-is'taghfirūhu
ve O'ndan mağfiret dileyin وَوَيْلٌۭ vay haline wawaylun
vay haline لِّلْمُشْرِكِينَ ortak koşanların lil'mush'rikīna
ortak koşanların ٦ (6)
(6)
Onlara söyle: "Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana, tanrınızın tek bir Tanrı olduğu vahyolunuyor. Artık O'na yönelin, O'ndan bağışlanma dileyin; vay ortak koşanlara!"
41:7
ٱلَّذِينَ
onlar ki
alladhīna
onlar ki لَا vermezler lā
vermezler يُؤْتُونَ give yu'tūna
give ٱلزَّكَوٰةَ zekat l-zakata
zekat وَهُم ve onlar wahum
ve onlar بِٱلْـَٔاخِرَةِ ahireti bil-ākhirati
ahireti هُمْ onlar hum
onlar كَـٰفِرُونَ inkar ederler kāfirūna
inkar ederler ٧ (7)
(7)
onlar ki لَا vermezler lā
vermezler يُؤْتُونَ give yu'tūna
give ٱلزَّكَوٰةَ zekat l-zakata
zekat وَهُم ve onlar wahum
ve onlar بِٱلْـَٔاخِرَةِ ahireti bil-ākhirati
ahireti هُمْ onlar hum
onlar كَـٰفِرُونَ inkar ederler kāfirūna
inkar ederler ٧ (7)
(7)
Onlar zekat vermezler; ahireti inkar edenler de yalnız onlardır.
41:8
إِنَّ
şüphesiz
inna
şüphesiz ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ iman eden(ler) āmanū
iman eden(ler) وَعَمِلُوا۟ ve yapanlar waʿamilū
ve yapanlar ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler لَهُمْ onlar için vardır lahum
onlar için vardır أَجْرٌ bir mükafat ajrun
bir mükafat غَيْرُ olmaksızın ghayru
olmaksızın مَمْنُونٍۢ kesinti mamnūnin
kesinti ٨ (8)
(8)
şüphesiz ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ iman eden(ler) āmanū
iman eden(ler) وَعَمِلُوا۟ ve yapanlar waʿamilū
ve yapanlar ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler لَهُمْ onlar için vardır lahum
onlar için vardır أَجْرٌ bir mükafat ajrun
bir mükafat غَيْرُ olmaksızın ghayru
olmaksızın مَمْنُونٍۢ kesinti mamnūnin
kesinti ٨ (8)
(8)
Doğrusu inanıp yararlı iş işleyenlere, onlara kesintisiz bir ecir vardır.
41:9
۞ قُلْ
de ki
qul
de ki أَئِنَّكُمْ siz mi? a-innakum
siz mi? لَتَكْفُرُونَ inkar ediyorsunuz latakfurūna
inkar ediyorsunuz بِٱلَّذِى yaratanı bi-alladhī
yaratanı خَلَقَ created khalaqa
created ٱلْأَرْضَ arzı l-arḍa
arzı فِى içinde fī
içinde يَوْمَيْنِ iki gün yawmayni
iki gün وَتَجْعَلُونَ ve koşuyorsunuz watajʿalūna
ve koşuyorsunuz لَهُۥٓ O'na lahu
O'na أَندَادًۭا ۚ eşler andādan
eşler ذَٰلِكَ O dhālika
O رَبُّ Rabbidir rabbu
Rabbidir ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ٩ (9)
(9)
de ki أَئِنَّكُمْ siz mi? a-innakum
siz mi? لَتَكْفُرُونَ inkar ediyorsunuz latakfurūna
inkar ediyorsunuz بِٱلَّذِى yaratanı bi-alladhī
yaratanı خَلَقَ created khalaqa
created ٱلْأَرْضَ arzı l-arḍa
arzı فِى içinde fī
içinde يَوْمَيْنِ iki gün yawmayni
iki gün وَتَجْعَلُونَ ve koşuyorsunuz watajʿalūna
ve koşuyorsunuz لَهُۥٓ O'na lahu
O'na أَندَادًۭا ۚ eşler andādan
eşler ذَٰلِكَ O dhālika
O رَبُّ Rabbidir rabbu
Rabbidir ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ٩ (9)
(9)
"Siz yeri iki günde yaratanı mı inkar ediyor ve O'na eşler koşuyorsunuz! O, alemlerin Rabbidir" de.
41:10
وَجَعَلَ
ve yaptı
wajaʿala
ve yaptı فِيهَا orada (arzda) fīhā
orada (arzda) رَوَٰسِىَ ağır baskılar rawāsiya
ağır baskılar مِن üstünden min
üstünden فَوْقِهَا above it fawqihā
above it وَبَـٰرَكَ ve bereketler wabāraka
ve bereketler فِيهَا orada fīhā
orada وَقَدَّرَ ve takdir etti waqaddara
ve takdir etti فِيهَآ orada fīhā
orada أَقْوَٰتَهَا gıdalarını aqwātahā
gıdalarını فِىٓ içinde fī
içinde أَرْبَعَةِ dört arbaʿati
dört أَيَّامٍۢ gün ayyāmin
gün سَوَآءًۭ eşit olarak sawāan
eşit olarak لِّلسَّآئِلِينَ arayıp soranlar için lilssāilīna
arayıp soranlar için ١٠ (10)
(10)
ve yaptı فِيهَا orada (arzda) fīhā
orada (arzda) رَوَٰسِىَ ağır baskılar rawāsiya
ağır baskılar مِن üstünden min
üstünden فَوْقِهَا above it fawqihā
above it وَبَـٰرَكَ ve bereketler wabāraka
ve bereketler فِيهَا orada fīhā
orada وَقَدَّرَ ve takdir etti waqaddara
ve takdir etti فِيهَآ orada fīhā
orada أَقْوَٰتَهَا gıdalarını aqwātahā
gıdalarını فِىٓ içinde fī
içinde أَرْبَعَةِ dört arbaʿati
dört أَيَّامٍۢ gün ayyāmin
gün سَوَآءًۭ eşit olarak sawāan
eşit olarak لِّلسَّآئِلِينَ arayıp soranlar için lilssāilīna
arayıp soranlar için ١٠ (10)
(10)
Yeryüzüne üstünden ağır baskılar (dağlar) yerleştirdi, onu bereketli kıldı; arayıp soranlar için gıdalarını tam (toplam) dört gün içinde yetiştirmesi kanununu koydu (takdir etti).
41:11
ثُمَّ
sonra
thumma
sonra ٱسْتَوَىٰٓ yöneldi is'tawā
yöneldi إِلَى göğe ilā
göğe ٱلسَّمَآءِ the heaven l-samāi
the heaven وَهِىَ ve o wahiya
ve o دُخَانٌۭ duman halinde olan dukhānun
duman halinde olan فَقَالَ sonra dedi faqāla
sonra dedi لَهَا ona lahā
ona وَلِلْأَرْضِ ve arza walil'arḍi
ve arza ٱئْتِيَا gelin i'tiyā
gelin طَوْعًا isteyerek ṭawʿan
isteyerek أَوْ veya aw
veya كَرْهًۭا istemeyerek karhan
istemeyerek قَالَتَآ dediler ki qālatā
dediler ki أَتَيْنَا geldik ataynā
geldik طَآئِعِينَ isteyerek ṭāiʿīna
isteyerek ١١ (11)
(11)
sonra ٱسْتَوَىٰٓ yöneldi is'tawā
yöneldi إِلَى göğe ilā
göğe ٱلسَّمَآءِ the heaven l-samāi
the heaven وَهِىَ ve o wahiya
ve o دُخَانٌۭ duman halinde olan dukhānun
duman halinde olan فَقَالَ sonra dedi faqāla
sonra dedi لَهَا ona lahā
ona وَلِلْأَرْضِ ve arza walil'arḍi
ve arza ٱئْتِيَا gelin i'tiyā
gelin طَوْعًا isteyerek ṭawʿan
isteyerek أَوْ veya aw
veya كَرْهًۭا istemeyerek karhan
istemeyerek قَالَتَآ dediler ki qālatā
dediler ki أَتَيْنَا geldik ataynā
geldik طَآئِعِينَ isteyerek ṭāiʿīna
isteyerek ١١ (11)
(11)
Sonra, duman halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve yeryüzüne: "İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin" dedi. İkisi de: "İsteyerek geldik" dediler.
41:12
فَقَضَىٰهُنَّ
böylece onları yaptı
faqaḍāhunna
böylece onları yaptı سَبْعَ yedi sabʿa
yedi سَمَـٰوَاتٍۢ gök samāwātin
gök فِى içinde fī
içinde يَوْمَيْنِ iki gün yawmayni
iki gün وَأَوْحَىٰ ve vahyetti wa-awḥā
ve vahyetti فِى her fī
her كُلِّ each kulli
each سَمَآءٍ göğe samāin
göğe أَمْرَهَا ۚ emrini amrahā
emrini وَزَيَّنَّا ve biz donattık wazayyannā
ve biz donattık ٱلسَّمَآءَ semasını l-samāa
semasını ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya بِمَصَـٰبِيحَ lambalarla bimaṣābīḥa
lambalarla وَحِفْظًۭا ۚ ve koruma ile waḥif'ẓan
ve koruma ile ذَٰلِكَ işte bu dhālika
işte bu تَقْدِيرُ takdiridir taqdīru
takdiridir ٱلْعَزِيزِ güçlü olanın l-ʿazīzi
güçlü olanın ٱلْعَلِيمِ bilenin l-ʿalīmi
bilenin ١٢ (12)
(12)
böylece onları yaptı سَبْعَ yedi sabʿa
yedi سَمَـٰوَاتٍۢ gök samāwātin
gök فِى içinde fī
içinde يَوْمَيْنِ iki gün yawmayni
iki gün وَأَوْحَىٰ ve vahyetti wa-awḥā
ve vahyetti فِى her fī
her كُلِّ each kulli
each سَمَآءٍ göğe samāin
göğe أَمْرَهَا ۚ emrini amrahā
emrini وَزَيَّنَّا ve biz donattık wazayyannā
ve biz donattık ٱلسَّمَآءَ semasını l-samāa
semasını ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya بِمَصَـٰبِيحَ lambalarla bimaṣābīḥa
lambalarla وَحِفْظًۭا ۚ ve koruma ile waḥif'ẓan
ve koruma ile ذَٰلِكَ işte bu dhālika
işte bu تَقْدِيرُ takdiridir taqdīru
takdiridir ٱلْعَزِيزِ güçlü olanın l-ʿazīzi
güçlü olanın ٱلْعَلِيمِ bilenin l-ʿalīmi
bilenin ١٢ (12)
(12)
Böylece onları, iki gün içinde yedi göğe tamamladı ve her göğün işini kendisine bildirdi. Yakın göğü ışıklarla donattık ve bozulmaktan koruduk. İşte bu, bilen, güçlü olan Allah'ın kanunudur.
41:13
فَإِنْ
fakat eğer
fa-in
fakat eğer أَعْرَضُوا۟ yüz çevirirlerse aʿraḍū
yüz çevirirlerse فَقُلْ de ki faqul
de ki أَنذَرْتُكُمْ ben sizi uyardım andhartukum
ben sizi uyardım صَـٰعِقَةًۭ bir yıldırıma karşı ṣāʿiqatan
bir yıldırıma karşı مِّثْلَ gibi mith'la
gibi صَـٰعِقَةِ başına düşen yıldırım ṣāʿiqati
başına düşen yıldırım عَادٍۢ Ad ʿādin
Ad وَثَمُودَ ve Semud'un wathamūda
ve Semud'un ١٣ (13)
(13)
fakat eğer أَعْرَضُوا۟ yüz çevirirlerse aʿraḍū
yüz çevirirlerse فَقُلْ de ki faqul
de ki أَنذَرْتُكُمْ ben sizi uyardım andhartukum
ben sizi uyardım صَـٰعِقَةًۭ bir yıldırıma karşı ṣāʿiqatan
bir yıldırıma karşı مِّثْلَ gibi mith'la
gibi صَـٰعِقَةِ başına düşen yıldırım ṣāʿiqati
başına düşen yıldırım عَادٍۢ Ad ʿādin
Ad وَثَمُودَ ve Semud'un wathamūda
ve Semud'un ١٣ (13)
(13)
Eğer yüz çevirirlerse onlara de ki: "İşte sizi, Ad ve Semud'un başına gelen yıldırıma benzer bir azap ile uyardım."
41:14
إِذْ
hani
idh
hani جَآءَتْهُمُ onlara gelmişti jāathumu
onlara gelmişti ٱلرُّسُلُ elçiler l-rusulu
elçiler مِنۢ önlerinden min
önlerinden بَيْنِ from before them bayni
from before them أَيْدِيهِمْ from before them aydīhim
from before them وَمِنْ ve wamin
ve خَلْفِهِمْ arkalarından khalfihim
arkalarından أَلَّا sakın allā
sakın تَعْبُدُوٓا۟ kulluk etmeyin taʿbudū
kulluk etmeyin إِلَّا başkasına illā
başkasına ٱللَّهَ ۖ Allah'tan l-laha
Allah'tan قَالُوا۟ dediler qālū
dediler لَوْ şayet law
şayet شَآءَ dileseydi shāa
dileseydi رَبُّنَا Rabbimiz rabbunā
Rabbimiz لَأَنزَلَ elbette indirirdi la-anzala
elbette indirirdi مَلَـٰٓئِكَةًۭ melekler malāikatan
melekler فَإِنَّا elbette biz fa-innā
elbette biz بِمَآ şeyi (mesajı) bimā
şeyi (mesajı) أُرْسِلْتُم gönderildiğiniz ur'sil'tum
gönderildiğiniz بِهِۦ onunla bihi
onunla كَـٰفِرُونَ tanımıyoruz kāfirūna
tanımıyoruz ١٤ (14)
(14)
hani جَآءَتْهُمُ onlara gelmişti jāathumu
onlara gelmişti ٱلرُّسُلُ elçiler l-rusulu
elçiler مِنۢ önlerinden min
önlerinden بَيْنِ from before them bayni
from before them أَيْدِيهِمْ from before them aydīhim
from before them وَمِنْ ve wamin
ve خَلْفِهِمْ arkalarından khalfihim
arkalarından أَلَّا sakın allā
sakın تَعْبُدُوٓا۟ kulluk etmeyin taʿbudū
kulluk etmeyin إِلَّا başkasına illā
başkasına ٱللَّهَ ۖ Allah'tan l-laha
Allah'tan قَالُوا۟ dediler qālū
dediler لَوْ şayet law
şayet شَآءَ dileseydi shāa
dileseydi رَبُّنَا Rabbimiz rabbunā
Rabbimiz لَأَنزَلَ elbette indirirdi la-anzala
elbette indirirdi مَلَـٰٓئِكَةًۭ melekler malāikatan
melekler فَإِنَّا elbette biz fa-innā
elbette biz بِمَآ şeyi (mesajı) bimā
şeyi (mesajı) أُرْسِلْتُم gönderildiğiniz ur'sil'tum
gönderildiğiniz بِهِۦ onunla bihi
onunla كَـٰفِرُونَ tanımıyoruz kāfirūna
tanımıyoruz ١٤ (14)
(14)
Onlara, önlerinden, artlarından, her yönden: "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin" diyen peygamberler gelmişti: "Eğer Rabbimiz böyle bir şey dileseydi melekler indirirdi. Doğrusu sizinle gönderileni inkar ederiz" demişlerdi.
41:15
فَأَمَّا
fakat
fa-ammā
fakat عَادٌۭ Ad (kavmi) ʿādun
Ad (kavmi) فَٱسْتَكْبَرُوا۟ büyüklük tasladılar fa-is'takbarū
büyüklük tasladılar فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the land l-arḍi
the land بِغَيْرِ olmaksızın bighayri
olmaksızın ٱلْحَقِّ hakkı l-ḥaqi
hakkı وَقَالُوا۟ ve dediler waqālū
ve dediler مَنْ kimdir? man
kimdir? أَشَدُّ daha şiddetli ashaddu
daha şiddetli مِنَّا bizden minnā
bizden قُوَّةً ۖ kuvveti quwwatan
kuvveti أَوَلَمْ görmediler mi? awalam
görmediler mi? يَرَوْا۟ they see yaraw
they see أَنَّ elbette anna
elbette ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah ٱلَّذِى o ki alladhī
o ki خَلَقَهُمْ onları yaratan khalaqahum
onları yaratan هُوَ O huwa
O أَشَدُّ daha güçlüdür ashaddu
daha güçlüdür مِنْهُمْ kendilerinden min'hum
kendilerinden قُوَّةًۭ ۖ kuvvetçe quwwatan
kuvvetçe وَكَانُوا۟ ve devam ettiler wakānū
ve devam ettiler بِـَٔايَـٰتِنَا bizim ayetlerimizi biāyātinā
bizim ayetlerimizi يَجْحَدُونَ inkara yajḥadūna
inkara ١٥ (15)
(15)
fakat عَادٌۭ Ad (kavmi) ʿādun
Ad (kavmi) فَٱسْتَكْبَرُوا۟ büyüklük tasladılar fa-is'takbarū
büyüklük tasladılar فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the land l-arḍi
the land بِغَيْرِ olmaksızın bighayri
olmaksızın ٱلْحَقِّ hakkı l-ḥaqi
hakkı وَقَالُوا۟ ve dediler waqālū
ve dediler مَنْ kimdir? man
kimdir? أَشَدُّ daha şiddetli ashaddu
daha şiddetli مِنَّا bizden minnā
bizden قُوَّةً ۖ kuvveti quwwatan
kuvveti أَوَلَمْ görmediler mi? awalam
görmediler mi? يَرَوْا۟ they see yaraw
they see أَنَّ elbette anna
elbette ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah ٱلَّذِى o ki alladhī
o ki خَلَقَهُمْ onları yaratan khalaqahum
onları yaratan هُوَ O huwa
O أَشَدُّ daha güçlüdür ashaddu
daha güçlüdür مِنْهُمْ kendilerinden min'hum
kendilerinden قُوَّةًۭ ۖ kuvvetçe quwwatan
kuvvetçe وَكَانُوا۟ ve devam ettiler wakānū
ve devam ettiler بِـَٔايَـٰتِنَا bizim ayetlerimizi biāyātinā
bizim ayetlerimizi يَجْحَدُونَ inkara yajḥadūna
inkara ١٥ (15)
(15)
Ad milleti, yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamış, "Bizden daha kuvvetli kim vardır?" demişti. Onlar, kendilerini yaratan Allah'ın onlardan daha kuvvetli olduğunu görmüyorlardı değil mi? Ayetlerimizi bile bile inkar ediyorlardı.
41:16
فَأَرْسَلْنَا
biz de gönderdik
fa-arsalnā
biz de gönderdik عَلَيْهِمْ üzerlerine ʿalayhim
üzerlerine رِيحًۭا bir rüzgar rīḥan
bir rüzgar صَرْصَرًۭا dondurucu ṣarṣaran
dondurucu فِىٓ günlerde fī
günlerde أَيَّامٍۢ (the) days ayyāmin
(the) days نَّحِسَاتٍۢ uğursuz naḥisātin
uğursuz لِّنُذِيقَهُمْ taddırmak için linudhīqahum
taddırmak için عَذَابَ azabını ʿadhāba
azabını ٱلْخِزْىِ rezillik l-khiz'yi
rezillik فِى hayatında fī
hayatında ٱلْحَيَوٰةِ the life l-ḥayati
the life ٱلدُّنْيَا ۖ dünya l-dun'yā
dünya وَلَعَذَابُ azabı ise walaʿadhābu
azabı ise ٱلْـَٔاخِرَةِ ahiret l-ākhirati
ahiret أَخْزَىٰ ۖ daha da kepaze edicidir akhzā
daha da kepaze edicidir وَهُمْ ve onlara wahum
ve onlara لَا hiç lā
hiç يُنصَرُونَ yardım edilmeyecektir yunṣarūna
yardım edilmeyecektir ١٦ (16)
(16)
biz de gönderdik عَلَيْهِمْ üzerlerine ʿalayhim
üzerlerine رِيحًۭا bir rüzgar rīḥan
bir rüzgar صَرْصَرًۭا dondurucu ṣarṣaran
dondurucu فِىٓ günlerde fī
günlerde أَيَّامٍۢ (the) days ayyāmin
(the) days نَّحِسَاتٍۢ uğursuz naḥisātin
uğursuz لِّنُذِيقَهُمْ taddırmak için linudhīqahum
taddırmak için عَذَابَ azabını ʿadhāba
azabını ٱلْخِزْىِ rezillik l-khiz'yi
rezillik فِى hayatında fī
hayatında ٱلْحَيَوٰةِ the life l-ḥayati
the life ٱلدُّنْيَا ۖ dünya l-dun'yā
dünya وَلَعَذَابُ azabı ise walaʿadhābu
azabı ise ٱلْـَٔاخِرَةِ ahiret l-ākhirati
ahiret أَخْزَىٰ ۖ daha da kepaze edicidir akhzā
daha da kepaze edicidir وَهُمْ ve onlara wahum
ve onlara لَا hiç lā
hiç يُنصَرُونَ yardım edilmeyecektir yunṣarūna
yardım edilmeyecektir ١٦ (16)
(16)
Rezillik azabını onlara dünya hayatında tattırmak için uğursuz günlerde üzerlerine dondurucu bir kasırga gönderdik. Ahiret azabı ise daha çok alçaltıcıdır ve onlar yardım da görmezler.
41:17
وَأَمَّا
gelince
wa-ammā
gelince ثَمُودُ Semud(kavmin)e thamūdu
Semud(kavmin)e فَهَدَيْنَـٰهُمْ onlara yol gösterdik fahadaynāhum
onlara yol gösterdik فَٱسْتَحَبُّوا۟ fakat onlar yeğlediler fa-is'taḥabbū
fakat onlar yeğlediler ٱلْعَمَىٰ körlüğü l-ʿamā
körlüğü عَلَى doğru yolu bulmağa ʿalā
doğru yolu bulmağa ٱلْهُدَىٰ the guidance l-hudā
the guidance فَأَخَذَتْهُمْ böylece onları yakaladı fa-akhadhathum
böylece onları yakaladı صَـٰعِقَةُ yıldırımı ṣāʿiqatu
yıldırımı ٱلْعَذَابِ azab l-ʿadhābi
azab ٱلْهُونِ alçaltıcı l-hūni
alçaltıcı بِمَا yüzünden bimā
yüzünden كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları يَكْسِبُونَ yapıyor(lar) yaksibūna
yapıyor(lar) ١٧ (17)
(17)
gelince ثَمُودُ Semud(kavmin)e thamūdu
Semud(kavmin)e فَهَدَيْنَـٰهُمْ onlara yol gösterdik fahadaynāhum
onlara yol gösterdik فَٱسْتَحَبُّوا۟ fakat onlar yeğlediler fa-is'taḥabbū
fakat onlar yeğlediler ٱلْعَمَىٰ körlüğü l-ʿamā
körlüğü عَلَى doğru yolu bulmağa ʿalā
doğru yolu bulmağa ٱلْهُدَىٰ the guidance l-hudā
the guidance فَأَخَذَتْهُمْ böylece onları yakaladı fa-akhadhathum
böylece onları yakaladı صَـٰعِقَةُ yıldırımı ṣāʿiqatu
yıldırımı ٱلْعَذَابِ azab l-ʿadhābi
azab ٱلْهُونِ alçaltıcı l-hūni
alçaltıcı بِمَا yüzünden bimā
yüzünden كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları يَكْسِبُونَ yapıyor(lar) yaksibūna
yapıyor(lar) ١٧ (17)
(17)
Semud milletine, doğru yolu göstermiştik, ama onlar körlüğü, doğru yolda gitmeye tercih ettiler. Kazandıklarının karşılığı olarak onları alçaltıcı azabın yıldırımı çarptı.
41:18
وَنَجَّيْنَا
ve kurtardık
wanajjaynā
ve kurtardık ٱلَّذِينَ inananları alladhīna
inananları ءَامَنُوا۟ believed āmanū
believed وَكَانُوا۟ ve wakānū
ve يَتَّقُونَ korunanları yattaqūna
korunanları ١٨ (18)
(18)
ve kurtardık ٱلَّذِينَ inananları alladhīna
inananları ءَامَنُوا۟ believed āmanū
believed وَكَانُوا۟ ve wakānū
ve يَتَّقُونَ korunanları yattaqūna
korunanları ١٨ (18)
(18)
İnananları ve Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanları kurtardık.
41:19
وَيَوْمَ
ve (o) gün
wayawma
ve (o) gün يُحْشَرُ toplanır yuḥ'sharu
toplanır أَعْدَآءُ düşmanları aʿdāu
düşmanları ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın إِلَى ateşe ilā
ateşe ٱلنَّارِ the Fire l-nāri
the Fire فَهُمْ onlar fahum
onlar يُوزَعُونَ bir araya getirilirler yūzaʿūna
bir araya getirilirler ١٩ (19)
(19)
ve (o) gün يُحْشَرُ toplanır yuḥ'sharu
toplanır أَعْدَآءُ düşmanları aʿdāu
düşmanları ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın إِلَى ateşe ilā
ateşe ٱلنَّارِ the Fire l-nāri
the Fire فَهُمْ onlar fahum
onlar يُوزَعُونَ bir araya getirilirler yūzaʿūna
bir araya getirilirler ١٩ (19)
(19)
Allah'ın düşmanları o gün cehenneme sürülürler. Hepsi bir aradadırlar.
41:20
حَتَّىٰٓ
nihayet
ḥattā
nihayet إِذَا zaman idhā
zaman مَا oraya vardıkları mā
oraya vardıkları جَآءُوهَا they come to it jāūhā
they come to it شَهِدَ şahidlik ettiler shahida
şahidlik ettiler عَلَيْهِمْ aleyhlerine ʿalayhim
aleyhlerine سَمْعُهُمْ kulakları samʿuhum
kulakları وَأَبْصَـٰرُهُمْ ve gözleri wa-abṣāruhum
ve gözleri وَجُلُودُهُم ve derileri wajulūduhum
ve derileri بِمَا hakkında bimā
hakkında كَانُوا۟ oldukları (işler) kānū
oldukları (işler) يَعْمَلُونَ yapıyor(lar) yaʿmalūna
yapıyor(lar) ٢٠ (20)
(20)
nihayet إِذَا zaman idhā
zaman مَا oraya vardıkları mā
oraya vardıkları جَآءُوهَا they come to it jāūhā
they come to it شَهِدَ şahidlik ettiler shahida
şahidlik ettiler عَلَيْهِمْ aleyhlerine ʿalayhim
aleyhlerine سَمْعُهُمْ kulakları samʿuhum
kulakları وَأَبْصَـٰرُهُمْ ve gözleri wa-abṣāruhum
ve gözleri وَجُلُودُهُم ve derileri wajulūduhum
ve derileri بِمَا hakkında bimā
hakkında كَانُوا۟ oldukları (işler) kānū
oldukları (işler) يَعْمَلُونَ yapıyor(lar) yaʿmalūna
yapıyor(lar) ٢٠ (20)
(20)
Sonunda oraya varınca, kulakları, gözleri ve derileri, yaptıkları hakkında onların aleyhinde şahidlik ederler.
41:21
وَقَالُوا۟
ve dediler
waqālū
ve dediler لِجُلُودِهِمْ derilerine lijulūdihim
derilerine لِمَ niçin? lima
niçin? شَهِدتُّمْ şahidlik ettiniz shahidttum
şahidlik ettiniz عَلَيْنَا ۖ aleyhimize ʿalaynā
aleyhimize قَالُوٓا۟ dediler qālū
dediler أَنطَقَنَا bizi konuşturdu anṭaqanā
bizi konuşturdu ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah ٱلَّذِىٓ konuşturan alladhī
konuşturan أَنطَقَ makes speak anṭaqa
makes speak كُلَّ her kulla
her شَىْءٍۢ şeyi shayin
şeyi وَهُوَ ve O wahuwa
ve O خَلَقَكُمْ sizi yaratmıştı khalaqakum
sizi yaratmıştı أَوَّلَ ilk awwala
ilk مَرَّةٍۢ defa marratin
defa وَإِلَيْهِ işte O'na wa-ilayhi
işte O'na تُرْجَعُونَ döndürülüyorsunuz tur'jaʿūna
döndürülüyorsunuz ٢١ (21)
(21)
ve dediler لِجُلُودِهِمْ derilerine lijulūdihim
derilerine لِمَ niçin? lima
niçin? شَهِدتُّمْ şahidlik ettiniz shahidttum
şahidlik ettiniz عَلَيْنَا ۖ aleyhimize ʿalaynā
aleyhimize قَالُوٓا۟ dediler qālū
dediler أَنطَقَنَا bizi konuşturdu anṭaqanā
bizi konuşturdu ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah ٱلَّذِىٓ konuşturan alladhī
konuşturan أَنطَقَ makes speak anṭaqa
makes speak كُلَّ her kulla
her شَىْءٍۢ şeyi shayin
şeyi وَهُوَ ve O wahuwa
ve O خَلَقَكُمْ sizi yaratmıştı khalaqakum
sizi yaratmıştı أَوَّلَ ilk awwala
ilk مَرَّةٍۢ defa marratin
defa وَإِلَيْهِ işte O'na wa-ilayhi
işte O'na تُرْجَعُونَ döndürülüyorsunuz tur'jaʿūna
döndürülüyorsunuz ٢١ (21)
(21)
Derilerine: "Aleyhimize niçin şahidlik ettiniz?" derler. "Bizi, her şeyi konuşturan Allah konuşturdu. Sizi önce yaratan O'dur ve O'na döndürülüyorsunuz" cevabını verirler.
41:22
وَمَا
ve değildiniz
wamā
ve değildiniz كُنتُمْ siz kuntum
siz تَسْتَتِرُونَ gizleniyor tastatirūna
gizleniyor أَن şahidlik etmesinden an
şahidlik etmesinden يَشْهَدَ testify yashhada
testify عَلَيْكُمْ aleyhinize ʿalaykum
aleyhinize سَمْعُكُمْ kulaklarınızın samʿukum
kulaklarınızın وَلَآ ve değildiniz walā
ve değildiniz أَبْصَـٰرُكُمْ gözlerinizin abṣārukum
gözlerinizin وَلَا ve değildiniz walā
ve değildiniz جُلُودُكُمْ derilerinizin julūdukum
derilerinizin وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat ظَنَنتُمْ sanıyordunuz ki ẓanantum
sanıyordunuz ki أَنَّ elbette anna
elbette ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah لَا bilmez lā
bilmez يَعْلَمُ know yaʿlamu
know كَثِيرًۭا çoğunu kathīran
çoğunu مِّمَّا yaptıklarınızın mimmā
yaptıklarınızın تَعْمَلُونَ you do taʿmalūna
you do ٢٢ (22)
(22)
ve değildiniz كُنتُمْ siz kuntum
siz تَسْتَتِرُونَ gizleniyor tastatirūna
gizleniyor أَن şahidlik etmesinden an
şahidlik etmesinden يَشْهَدَ testify yashhada
testify عَلَيْكُمْ aleyhinize ʿalaykum
aleyhinize سَمْعُكُمْ kulaklarınızın samʿukum
kulaklarınızın وَلَآ ve değildiniz walā
ve değildiniz أَبْصَـٰرُكُمْ gözlerinizin abṣārukum
gözlerinizin وَلَا ve değildiniz walā
ve değildiniz جُلُودُكُمْ derilerinizin julūdukum
derilerinizin وَلَـٰكِن fakat walākin
fakat ظَنَنتُمْ sanıyordunuz ki ẓanantum
sanıyordunuz ki أَنَّ elbette anna
elbette ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah لَا bilmez lā
bilmez يَعْلَمُ know yaʿlamu
know كَثِيرًۭا çoğunu kathīran
çoğunu مِّمَّا yaptıklarınızın mimmā
yaptıklarınızın تَعْمَلُونَ you do taʿmalūna
you do ٢٢ (22)
(22)
Siz, gözleriniz, kulaklarınız ve derilerinizin aleyhinize şahidlik edeceğinden korkarak kötü iş işlemekten çekinmiyordunuz. Hayır; Allah'ın, yaptıklarınızın çoğunu bilmediğini sanıyordunuz.
41:23
وَذَٰلِكُمْ
ve işte bu
wadhālikum
ve işte bu ظَنُّكُمُ zannınız ẓannukumu
zannınız ٱلَّذِى zannettiğiniz alladhī
zannettiğiniz ظَنَنتُم you assumed ẓanantum
you assumed بِرَبِّكُمْ Rabbinize karşı birabbikum
Rabbinize karşı أَرْدَىٰكُمْ sizi helak etti ardākum
sizi helak etti فَأَصْبَحْتُم ve oldunuz fa-aṣbaḥtum
ve oldunuz مِّنَ ziyana uğrayanlardan mina
ziyana uğrayanlardan ٱلْخَـٰسِرِينَ the losers l-khāsirīna
the losers ٢٣ (23)
(23)
ve işte bu ظَنُّكُمُ zannınız ẓannukumu
zannınız ٱلَّذِى zannettiğiniz alladhī
zannettiğiniz ظَنَنتُم you assumed ẓanantum
you assumed بِرَبِّكُمْ Rabbinize karşı birabbikum
Rabbinize karşı أَرْدَىٰكُمْ sizi helak etti ardākum
sizi helak etti فَأَصْبَحْتُم ve oldunuz fa-aṣbaḥtum
ve oldunuz مِّنَ ziyana uğrayanlardan mina
ziyana uğrayanlardan ٱلْخَـٰسِرِينَ the losers l-khāsirīna
the losers ٢٣ (23)
(23)
İşte Rabbinizi böyle sanmanız sizi mahvetti de hüsrana uğrayanlardan oldunuz.
41:24
فَإِن
şimdi eğer
fa-in
şimdi eğer يَصْبِرُوا۟ dayanabilirlerse yaṣbirū
dayanabilirlerse فَٱلنَّارُ ateştir fal-nāru
ateştir مَثْوًۭى yeri mathwan
yeri لَّهُمْ ۖ onların lahum
onların وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer يَسْتَعْتِبُوا۟ affedilmek isterlerse yastaʿtibū
affedilmek isterlerse فَمَا değildir famā
değildir هُم onlar hum
onlar مِّنَ den mina
den ٱلْمُعْتَبِينَ those who receive favor l-muʿ'tabīna
those who receive favor ٢٤ (24)
(24)
şimdi eğer يَصْبِرُوا۟ dayanabilirlerse yaṣbirū
dayanabilirlerse فَٱلنَّارُ ateştir fal-nāru
ateştir مَثْوًۭى yeri mathwan
yeri لَّهُمْ ۖ onların lahum
onların وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer يَسْتَعْتِبُوا۟ affedilmek isterlerse yastaʿtibū
affedilmek isterlerse فَمَا değildir famā
değildir هُم onlar hum
onlar مِّنَ den mina
den ٱلْمُعْتَبِينَ those who receive favor l-muʿ'tabīna
those who receive favor ٢٤ (24)
(24)
İster sabretsinler ister etmesinler, onların durağı ateştir. Hoş tutulmalarını isteseler de artık hoş tutulmazlar.
41:25
۞ وَقَيَّضْنَا
ve biz musallat ettik
waqayyaḍnā
ve biz musallat ettik لَهُمْ onlara lahum
onlara قُرَنَآءَ birtakım arkadaşlar quranāa
birtakım arkadaşlar فَزَيَّنُوا۟ süslü gösterdiler fazayyanū
süslü gösterdiler لَهُم onlara lahum
onlara مَّا bulunanı mā
bulunanı بَيْنَ onların önlerinde bayna
onların önlerinde أَيْدِيهِمْ onların önlerinde aydīhim
onların önlerinde وَمَا ve bulunanı wamā
ve bulunanı خَلْفَهُمْ arkalarında khalfahum
arkalarında وَحَقَّ ve gerekli oldu waḥaqqa
ve gerekli oldu عَلَيْهِمُ kendilerine ʿalayhimu
kendilerine ٱلْقَوْلُ söz l-qawlu
söz فِىٓ topluluklarına fī
topluluklarına أُمَمٍۢ nations umamin
nations قَدْ gelip geçmiş olan qad
gelip geçmiş olan خَلَتْ (that have) passed away khalat
(that have) passed away مِن kendilerinden önce min
kendilerinden önce قَبْلِهِم before them qablihim
before them مِّنَ cin(ler)den mina
cin(ler)den ٱلْجِنِّ the jinn l-jini
the jinn وَٱلْإِنسِ ۖ ve insan(lardan) wal-insi
ve insan(lardan) إِنَّهُمْ çünkü onlar innahum
çünkü onlar كَانُوا۟ idiler kānū
idiler خَـٰسِرِينَ ziyanda khāsirīna
ziyanda ٢٥ (25)
(25)
ve biz musallat ettik لَهُمْ onlara lahum
onlara قُرَنَآءَ birtakım arkadaşlar quranāa
birtakım arkadaşlar فَزَيَّنُوا۟ süslü gösterdiler fazayyanū
süslü gösterdiler لَهُم onlara lahum
onlara مَّا bulunanı mā
bulunanı بَيْنَ onların önlerinde bayna
onların önlerinde أَيْدِيهِمْ onların önlerinde aydīhim
onların önlerinde وَمَا ve bulunanı wamā
ve bulunanı خَلْفَهُمْ arkalarında khalfahum
arkalarında وَحَقَّ ve gerekli oldu waḥaqqa
ve gerekli oldu عَلَيْهِمُ kendilerine ʿalayhimu
kendilerine ٱلْقَوْلُ söz l-qawlu
söz فِىٓ topluluklarına fī
topluluklarına أُمَمٍۢ nations umamin
nations قَدْ gelip geçmiş olan qad
gelip geçmiş olan خَلَتْ (that have) passed away khalat
(that have) passed away مِن kendilerinden önce min
kendilerinden önce قَبْلِهِم before them qablihim
before them مِّنَ cin(ler)den mina
cin(ler)den ٱلْجِنِّ the jinn l-jini
the jinn وَٱلْإِنسِ ۖ ve insan(lardan) wal-insi
ve insan(lardan) إِنَّهُمْ çünkü onlar innahum
çünkü onlar كَانُوا۟ idiler kānū
idiler خَـٰسِرِينَ ziyanda khāsirīna
ziyanda ٢٥ (25)
(25)
Onların yanına bir takım yardakçılar koyarız da geçmişlerini geleceklerini onlara güzel gösterirler. Verilen söz, gerek cinlerden ve gerekse insanlardan, gelip geçmiş ümmetler içinde, onların aleyhine gerçekleşmiştir. Doğrusu onlar hüsranda idiler.
41:26
وَقَالَ
ve dediler ki
waqāla
ve dediler ki ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler) لَا dinlemeyin lā
dinlemeyin تَسْمَعُوا۟ listen tasmaʿū
listen لِهَـٰذَا bu lihādhā
bu ٱلْقُرْءَانِ Kur'an'ı l-qur'āni
Kur'an'ı وَٱلْغَوْا۟ ve gürültü edin wal-ghaw
ve gürültü edin فِيهِ onda (okunduğunda) fīhi
onda (okunduğunda) لَعَلَّكُمْ belki laʿallakum
belki تَغْلِبُونَ ona galib gelirsiniz taghlibūna
ona galib gelirsiniz ٢٦ (26)
(26)
ve dediler ki ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler) لَا dinlemeyin lā
dinlemeyin تَسْمَعُوا۟ listen tasmaʿū
listen لِهَـٰذَا bu lihādhā
bu ٱلْقُرْءَانِ Kur'an'ı l-qur'āni
Kur'an'ı وَٱلْغَوْا۟ ve gürültü edin wal-ghaw
ve gürültü edin فِيهِ onda (okunduğunda) fīhi
onda (okunduğunda) لَعَلَّكُمْ belki laʿallakum
belki تَغْلِبُونَ ona galib gelirsiniz taghlibūna
ona galib gelirsiniz ٢٦ (26)
(26)
İnkar edenler: "Bu Kuran'ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın, belki bastırırsınız" dediler.
41:27
فَلَنُذِيقَنَّ
fakat taddıracağız
falanudhīqanna
fakat taddıracağız ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere كَفَرُوا۟ inkar eden(lere) kafarū
inkar eden(lere) عَذَابًۭا bir azab ʿadhāban
bir azab شَدِيدًۭا şiddetli shadīdan
şiddetli وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ ve onları cezalandıracağız walanajziyannahum
ve onları cezalandıracağız أَسْوَأَ en kötüsüyle aswa-a
en kötüsüyle ٱلَّذِى olduklarının alladhī
olduklarının كَانُوا۟ they used to kānū
they used to يَعْمَلُونَ yapıyor(lar) yaʿmalūna
yapıyor(lar) ٢٧ (27)
(27)
fakat taddıracağız ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere كَفَرُوا۟ inkar eden(lere) kafarū
inkar eden(lere) عَذَابًۭا bir azab ʿadhāban
bir azab شَدِيدًۭا şiddetli shadīdan
şiddetli وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ ve onları cezalandıracağız walanajziyannahum
ve onları cezalandıracağız أَسْوَأَ en kötüsüyle aswa-a
en kötüsüyle ٱلَّذِى olduklarının alladhī
olduklarının كَانُوا۟ they used to kānū
they used to يَعْمَلُونَ yapıyor(lar) yaʿmalūna
yapıyor(lar) ٢٧ (27)
(27)
İnkar edenlere çetin bir azap tattıracağız. İşledikleri en kötü işlere karşılık onların cezasını vereceğiz.
41:28
ذَٰلِكَ
bu
dhālika
bu جَزَآءُ cezası jazāu
cezası أَعْدَآءِ düşmanlarının aʿdāi
düşmanlarının ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah ٱلنَّارُ ۖ ateştir l-nāru
ateştir لَهُمْ onlara vardır lahum
onlara vardır فِيهَا orada fīhā
orada دَارُ yurdu dāru
yurdu ٱلْخُلْدِ ۖ sürekli kalma l-khul'di
sürekli kalma جَزَآءًۢ ceza olarak jazāan
ceza olarak بِمَا sebebiyle bimā
sebebiyle كَانُوا۟ ayetlerimizi kānū
ayetlerimizi بِـَٔايَـٰتِنَا of Our Verses biāyātinā
of Our Verses يَجْحَدُونَ inkar etmeleri yajḥadūna
inkar etmeleri ٢٨ (28)
(28)
bu جَزَآءُ cezası jazāu
cezası أَعْدَآءِ düşmanlarının aʿdāi
düşmanlarının ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah ٱلنَّارُ ۖ ateştir l-nāru
ateştir لَهُمْ onlara vardır lahum
onlara vardır فِيهَا orada fīhā
orada دَارُ yurdu dāru
yurdu ٱلْخُلْدِ ۖ sürekli kalma l-khul'di
sürekli kalma جَزَآءًۢ ceza olarak jazāan
ceza olarak بِمَا sebebiyle bimā
sebebiyle كَانُوا۟ ayetlerimizi kānū
ayetlerimizi بِـَٔايَـٰتِنَا of Our Verses biāyātinā
of Our Verses يَجْحَدُونَ inkar etmeleri yajḥadūna
inkar etmeleri ٢٨ (28)
(28)
İşte böyle; Allah'ın düşmanlarının cezası ateştir. Ayetlerimizi bile bile inkar etmeleri karşılığı orası onların temelli kalacakları yerdir.
41:29
وَقَالَ
ve dediler ki
waqāla
ve dediler ki ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler) رَبَّنَآ Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz أَرِنَا bize göster arinā
bize göster ٱلَّذَيْنِ bizi saptıran alladhayni
bizi saptıran أَضَلَّانَا misled us aḍallānā
misled us مِنَ cin mina
cin ٱلْجِنِّ the jinn l-jini
the jinn وَٱلْإِنسِ ve insanları wal-insi
ve insanları نَجْعَلْهُمَا onları alalım najʿalhumā
onları alalım تَحْتَ altına taḥta
altına أَقْدَامِنَا ayaklarımızın aqdāminā
ayaklarımızın لِيَكُونَا olsunlar liyakūnā
olsunlar مِنَ alçaklardan mina
alçaklardan ٱلْأَسْفَلِينَ the lowest l-asfalīna
the lowest ٢٩ (29)
(29)
ve dediler ki ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler) رَبَّنَآ Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz أَرِنَا bize göster arinā
bize göster ٱلَّذَيْنِ bizi saptıran alladhayni
bizi saptıran أَضَلَّانَا misled us aḍallānā
misled us مِنَ cin mina
cin ٱلْجِنِّ the jinn l-jini
the jinn وَٱلْإِنسِ ve insanları wal-insi
ve insanları نَجْعَلْهُمَا onları alalım najʿalhumā
onları alalım تَحْتَ altına taḥta
altına أَقْدَامِنَا ayaklarımızın aqdāminā
ayaklarımızın لِيَكُونَا olsunlar liyakūnā
olsunlar مِنَ alçaklardan mina
alçaklardan ٱلْأَسْفَلِينَ the lowest l-asfalīna
the lowest ٢٩ (29)
(29)
İnkar edenler: "Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan, bizi saptıranları göster, onları ayaklarımızın altına alalım da en altta kalanlardan olsunlar" derler.
41:30
إِنَّ
şüphesiz
inna
şüphesiz ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere قَالُوا۟ diyen(lere) qālū
diyen(lere) رَبُّنَا Rabbimiz rabbunā
Rabbimiz ٱللَّهُ Allah'tır l-lahu
Allah'tır ثُمَّ sonra thumma
sonra ٱسْتَقَـٰمُوا۟ doğru olanlara is'taqāmū
doğru olanlara تَتَنَزَّلُ iner tatanazzalu
iner عَلَيْهِمُ üzerine ʿalayhimu
üzerine ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ melekler l-malāikatu
melekler أَلَّا korkmayın allā
korkmayın تَخَافُوا۟ fear takhāfū
fear وَلَا ve walā
ve تَحْزَنُوا۟ üzülmeyin taḥzanū
üzülmeyin وَأَبْشِرُوا۟ fakat sevinin wa-abshirū
fakat sevinin بِٱلْجَنَّةِ cennetle bil-janati
cennetle ٱلَّتِى öyle ki allatī
öyle ki كُنتُمْ size söz verilen kuntum
size söz verilen تُوعَدُونَ promised tūʿadūna
promised ٣٠ (30)
(30)
şüphesiz ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere قَالُوا۟ diyen(lere) qālū
diyen(lere) رَبُّنَا Rabbimiz rabbunā
Rabbimiz ٱللَّهُ Allah'tır l-lahu
Allah'tır ثُمَّ sonra thumma
sonra ٱسْتَقَـٰمُوا۟ doğru olanlara is'taqāmū
doğru olanlara تَتَنَزَّلُ iner tatanazzalu
iner عَلَيْهِمُ üzerine ʿalayhimu
üzerine ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ melekler l-malāikatu
melekler أَلَّا korkmayın allā
korkmayın تَخَافُوا۟ fear takhāfū
fear وَلَا ve walā
ve تَحْزَنُوا۟ üzülmeyin taḥzanū
üzülmeyin وَأَبْشِرُوا۟ fakat sevinin wa-abshirū
fakat sevinin بِٱلْجَنَّةِ cennetle bil-janati
cennetle ٱلَّتِى öyle ki allatī
öyle ki كُنتُمْ size söz verilen kuntum
size söz verilen تُوعَدُونَ promised tūʿadūna
promised ٣٠ (30)
(30)
"Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra da doğrulukta devam edenler, onları, melekler, ölümleri anında: "Korkmayınız, üzülmeyiniz, size söz verilen cennetle sevinin, biz dünya hayatında da, ahirette de size dostuz. Burada, canlarınızın çektiği, umduğunuz şeyler, bağışlayan ve acıyan Allah katından bir ziyafet olarak size sunulur" diyerek inerler.
41:31
نَحْنُ
biz
naḥnu
biz أَوْلِيَآؤُكُمْ sizin dostlarınızız awliyāukum
sizin dostlarınızız فِى hayatında fī
hayatında ٱلْحَيَوٰةِ the life l-ḥayati
the life ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya وَفِى ve wafī
ve ٱلْـَٔاخِرَةِ ۖ ahirette l-ākhirati
ahirette وَلَكُمْ ve size vardır walakum
ve size vardır فِيهَا orada fīhā
orada مَا her şey mā
her şey تَشْتَهِىٓ çektiği tashtahī
çektiği أَنفُسُكُمْ canlarınızın anfusukum
canlarınızın وَلَكُمْ ve size vardır walakum
ve size vardır فِيهَا orada fīhā
orada مَا her şey mā
her şey تَدَّعُونَ istediğiniz taddaʿūna
istediğiniz ٣١ (31)
(31)
biz أَوْلِيَآؤُكُمْ sizin dostlarınızız awliyāukum
sizin dostlarınızız فِى hayatında fī
hayatında ٱلْحَيَوٰةِ the life l-ḥayati
the life ٱلدُّنْيَا dünya l-dun'yā
dünya وَفِى ve wafī
ve ٱلْـَٔاخِرَةِ ۖ ahirette l-ākhirati
ahirette وَلَكُمْ ve size vardır walakum
ve size vardır فِيهَا orada fīhā
orada مَا her şey mā
her şey تَشْتَهِىٓ çektiği tashtahī
çektiği أَنفُسُكُمْ canlarınızın anfusukum
canlarınızın وَلَكُمْ ve size vardır walakum
ve size vardır فِيهَا orada fīhā
orada مَا her şey mā
her şey تَدَّعُونَ istediğiniz taddaʿūna
istediğiniz ٣١ (31)
(31)
"Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra da doğrulukta devam edenler, onları, melekler, ölümleri anında: "Korkmayınız, üzülmeyiniz, size söz verilen cennetle sevinin, biz dünya hayatında da, ahirette de size dostuz. Burada, canlarınızın çektiği, umduğunuz şeyler, bağışlayan ve acıyan Allah katından bir ziyafet olarak size sunulur" diyerek inerler.
41:32
نُزُلًۭا
ağırlamasıdır
nuzulan
ağırlamasıdır مِّنْ çok bağışlayanın min
çok bağışlayanın غَفُورٍۢ (the) Oft-Forgiving ghafūrin
(the) Oft-Forgiving رَّحِيمٍۢ çok esirgeyenin raḥīmin
çok esirgeyenin ٣٢ (32)
(32)
ağırlamasıdır مِّنْ çok bağışlayanın min
çok bağışlayanın غَفُورٍۢ (the) Oft-Forgiving ghafūrin
(the) Oft-Forgiving رَّحِيمٍۢ çok esirgeyenin raḥīmin
çok esirgeyenin ٣٢ (32)
(32)
"Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra da doğrulukta devam edenler, onları, melekler, ölümleri anında: "Korkmayınız, üzülmeyiniz, size söz verilen cennetle sevinin, biz dünya hayatında da, ahirette de size dostuz. Burada, canlarınızın çektiği, umduğunuz şeyler, bağışlayan ve acıyan Allah katından bir ziyafet olarak size sunulur" diyerek inerler.
41:33
وَمَنْ
ve kim olabilir?
waman
ve kim olabilir? أَحْسَنُ daha güzel aḥsanu
daha güzel قَوْلًۭا sözlü qawlan
sözlü مِّمَّن kimseden mimman
kimseden دَعَآ çağıran daʿā
çağıran إِلَى Allah'a ilā
Allah'a ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah وَعَمِلَ ve yapandan waʿamila
ve yapandan صَـٰلِحًۭا iyi iş ṣāliḥan
iyi iş وَقَالَ ve diyenden waqāla
ve diyenden إِنَّنِى şüphesiz ben innanī
şüphesiz ben مِنَ müslümanlardanım mina
müslümanlardanım ٱلْمُسْلِمِينَ those who submit l-mus'limīna
those who submit ٣٣ (33)
(33)
ve kim olabilir? أَحْسَنُ daha güzel aḥsanu
daha güzel قَوْلًۭا sözlü qawlan
sözlü مِّمَّن kimseden mimman
kimseden دَعَآ çağıran daʿā
çağıran إِلَى Allah'a ilā
Allah'a ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah وَعَمِلَ ve yapandan waʿamila
ve yapandan صَـٰلِحًۭا iyi iş ṣāliḥan
iyi iş وَقَالَ ve diyenden waqāla
ve diyenden إِنَّنِى şüphesiz ben innanī
şüphesiz ben مِنَ müslümanlardanım mina
müslümanlardanım ٱلْمُسْلِمِينَ those who submit l-mus'limīna
those who submit ٣٣ (33)
(33)
"Doğrusu ben, kendini Allah'a verenlerdenim" diyen, yararlı iş işleyen ve Allah'a çağıran kimseden daha güzel sözlü kim vardır?
41:34
وَلَا
ve değildir
walā
ve değildir تَسْتَوِى eşit tastawī
eşit ٱلْحَسَنَةُ iyilik l-ḥasanatu
iyilik وَلَا ve ne de walā
ve ne de ٱلسَّيِّئَةُ ۚ kötülük l-sayi-atu
kötülük ٱدْفَعْ sav (onu) id'faʿ
sav (onu) بِٱلَّتِى olanla bi-allatī
olanla هِىَ [it] hiya
[it] أَحْسَنُ en güzel aḥsanu
en güzel فَإِذَا bir de bakarsın ki fa-idhā
bir de bakarsın ki ٱلَّذِى seninle aranda alladhī
seninle aranda بَيْنَكَ between you baynaka
between you وَبَيْنَهُۥ onun arasında wabaynahu
onun arasında عَدَٰوَةٌۭ düşmanlık olan ʿadāwatun
düşmanlık olan كَأَنَّهُۥ sanki ka-annahu
sanki وَلِىٌّ bir dosttur waliyyun
bir dosttur حَمِيمٌۭ sıcak ḥamīmun
sıcak ٣٤ (34)
(34)
ve değildir تَسْتَوِى eşit tastawī
eşit ٱلْحَسَنَةُ iyilik l-ḥasanatu
iyilik وَلَا ve ne de walā
ve ne de ٱلسَّيِّئَةُ ۚ kötülük l-sayi-atu
kötülük ٱدْفَعْ sav (onu) id'faʿ
sav (onu) بِٱلَّتِى olanla bi-allatī
olanla هِىَ [it] hiya
[it] أَحْسَنُ en güzel aḥsanu
en güzel فَإِذَا bir de bakarsın ki fa-idhā
bir de bakarsın ki ٱلَّذِى seninle aranda alladhī
seninle aranda بَيْنَكَ between you baynaka
between you وَبَيْنَهُۥ onun arasında wabaynahu
onun arasında عَدَٰوَةٌۭ düşmanlık olan ʿadāwatun
düşmanlık olan كَأَنَّهُۥ sanki ka-annahu
sanki وَلِىٌّ bir dosttur waliyyun
bir dosttur حَمِيمٌۭ sıcak ḥamīmun
sıcak ٣٤ (34)
(34)
İyilik ve fenalık bir değildir. Ey inanan kişi: Sen, fenalığı en güzel şekilde sav; o zaman, seninle arasında düşmanlık bulunan kişinin yakın bir dost gibi olduğunu görürsün.
41:35
وَمَا
buna kavuşturulmaz
wamā
buna kavuşturulmaz يُلَقَّىٰهَآ it is granted yulaqqāhā
it is granted إِلَّا başkası illā
başkası ٱلَّذِينَ kimselerden alladhīna
kimselerden صَبَرُوا۟ sabreden(lerden) ṣabarū
sabreden(lerden) وَمَا ve wamā
ve يُلَقَّىٰهَآ buna kavuşturulmaz yulaqqāhā
buna kavuşturulmaz إِلَّا başkası illā
başkası ذُو olandan dhū
olandan حَظٍّ şansı ḥaẓẓin
şansı عَظِيمٍۢ büyük ʿaẓīmin
büyük ٣٥ (35)
(35)
buna kavuşturulmaz يُلَقَّىٰهَآ it is granted yulaqqāhā
it is granted إِلَّا başkası illā
başkası ٱلَّذِينَ kimselerden alladhīna
kimselerden صَبَرُوا۟ sabreden(lerden) ṣabarū
sabreden(lerden) وَمَا ve wamā
ve يُلَقَّىٰهَآ buna kavuşturulmaz yulaqqāhā
buna kavuşturulmaz إِلَّا başkası illā
başkası ذُو olandan dhū
olandan حَظٍّ şansı ḥaẓẓin
şansı عَظِيمٍۢ büyük ʿaẓīmin
büyük ٣٥ (35)
(35)
Bu, ancak sabredenlere vergidir; bu ancak o büyük hazzı tadanlara vergidir.
41:36
وَإِمَّا
ve eğer
wa-immā
ve eğer يَنزَغَنَّكَ seni dürtecek olursa yanzaghannaka
seni dürtecek olursa مِنَ şeytandan mina
şeytandan ٱلشَّيْطَـٰنِ the Shaitaan l-shayṭāni
the Shaitaan نَزْغٌۭ kötü bir düşünce nazghun
kötü bir düşünce فَٱسْتَعِذْ hemen sığın fa-is'taʿidh
hemen sığın بِٱللَّهِ ۖ Allah'a bil-lahi
Allah'a إِنَّهُۥ çünkü O innahu
çünkü O هُوَ O huwa
O ٱلسَّمِيعُ işitendir l-samīʿu
işitendir ٱلْعَلِيمُ bilendir l-ʿalīmu
bilendir ٣٦ (36)
(36)
ve eğer يَنزَغَنَّكَ seni dürtecek olursa yanzaghannaka
seni dürtecek olursa مِنَ şeytandan mina
şeytandan ٱلشَّيْطَـٰنِ the Shaitaan l-shayṭāni
the Shaitaan نَزْغٌۭ kötü bir düşünce nazghun
kötü bir düşünce فَٱسْتَعِذْ hemen sığın fa-is'taʿidh
hemen sığın بِٱللَّهِ ۖ Allah'a bil-lahi
Allah'a إِنَّهُۥ çünkü O innahu
çünkü O هُوَ O huwa
O ٱلسَّمِيعُ işitendir l-samīʿu
işitendir ٱلْعَلِيمُ bilendir l-ʿalīmu
bilendir ٣٦ (36)
(36)
Şeytan seni dürtecek olursa Allah'a sığın; doğrusu O, işitendir, bilendir.
41:37
وَمِنْ
ve
wamin
ve ءَايَـٰتِهِ O'nun ayetlerindendir āyātihi
O'nun ayetlerindendir ٱلَّيْلُ gece al-laylu
gece وَٱلنَّهَارُ ve gündüz wal-nahāru
ve gündüz وَٱلشَّمْسُ ve güneş wal-shamsu
ve güneş وَٱلْقَمَرُ ۚ ve ay wal-qamaru
ve ay لَا secde etmeyin lā
secde etmeyin تَسْجُدُوا۟ prostrate tasjudū
prostrate لِلشَّمْسِ güneşe lilshamsi
güneşe وَلَا ne de walā
ne de لِلْقَمَرِ aya lil'qamari
aya وَٱسْجُدُوا۟ fakat secde edin wa-us'judū
fakat secde edin لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a ٱلَّذِى onları yaratan alladhī
onları yaratan خَلَقَهُنَّ created them khalaqahunna
created them إِن eğer in
eğer كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz إِيَّاهُ O'na iyyāhu
O'na تَعْبُدُونَ tapıyor(sanız) taʿbudūna
tapıyor(sanız) ٣٧ (37)
(37)
ve ءَايَـٰتِهِ O'nun ayetlerindendir āyātihi
O'nun ayetlerindendir ٱلَّيْلُ gece al-laylu
gece وَٱلنَّهَارُ ve gündüz wal-nahāru
ve gündüz وَٱلشَّمْسُ ve güneş wal-shamsu
ve güneş وَٱلْقَمَرُ ۚ ve ay wal-qamaru
ve ay لَا secde etmeyin lā
secde etmeyin تَسْجُدُوا۟ prostrate tasjudū
prostrate لِلشَّمْسِ güneşe lilshamsi
güneşe وَلَا ne de walā
ne de لِلْقَمَرِ aya lil'qamari
aya وَٱسْجُدُوا۟ fakat secde edin wa-us'judū
fakat secde edin لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a ٱلَّذِى onları yaratan alladhī
onları yaratan خَلَقَهُنَّ created them khalaqahunna
created them إِن eğer in
eğer كُنتُمْ iseniz kuntum
iseniz إِيَّاهُ O'na iyyāhu
O'na تَعْبُدُونَ tapıyor(sanız) taʿbudūna
tapıyor(sanız) ٣٧ (37)
(37)
Gece ile gündüz, güneş ile ay Allah'ın varlığının belgelerindendir. Güneşe ve aya secde etmeyin; eğer Allah'a kulluk etmek istiyorsanız, bunları yaratana secde edin.
41:38
فَإِنِ
fakat eğer
fa-ini
fakat eğer ٱسْتَكْبَرُوا۟ büyüklük taslarlarsa is'takbarū
büyüklük taslarlarsa فَٱلَّذِينَ yanında bulunanlar fa-alladhīna
yanında bulunanlar عِندَ (are) near ʿinda
(are) near رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin يُسَبِّحُونَ tesbih ederler yusabbiḥūna
tesbih ederler لَهُۥ O'nu lahu
O'nu بِٱلَّيْلِ gece bi-al-layli
gece وَٱلنَّهَارِ ve gündüz wal-nahāri
ve gündüz وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar لَا hiç lā
hiç يَسْـَٔمُونَ ۩ usanmazlar yasamūna
usanmazlar ٣٨ (38)
(38)
fakat eğer ٱسْتَكْبَرُوا۟ büyüklük taslarlarsa is'takbarū
büyüklük taslarlarsa فَٱلَّذِينَ yanında bulunanlar fa-alladhīna
yanında bulunanlar عِندَ (are) near ʿinda
(are) near رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin يُسَبِّحُونَ tesbih ederler yusabbiḥūna
tesbih ederler لَهُۥ O'nu lahu
O'nu بِٱلَّيْلِ gece bi-al-layli
gece وَٱلنَّهَارِ ve gündüz wal-nahāri
ve gündüz وَهُمْ ve onlar wahum
ve onlar لَا hiç lā
hiç يَسْـَٔمُونَ ۩ usanmazlar yasamūna
usanmazlar ٣٨ (38)
(38)
Eğer büyüklük taslarlarsa kendi aleyhlerinedir. Rabbinin katında bulunanlar hiç usanmadan, O'nu gece gündüz tesbih ederler.
41:39
وَمِنْ
biri de (şudur)
wamin
biri de (şudur) ءَايَـٰتِهِۦٓ O'nun ayetlerinden āyātihi
O'nun ayetlerinden أَنَّكَ sen annaka
sen تَرَى görürsün tarā
görürsün ٱلْأَرْضَ toprağı l-arḍa
toprağı خَـٰشِعَةًۭ boynu bükük khāshiʿatan
boynu bükük فَإِذَآ zaman fa-idhā
zaman أَنزَلْنَا döktüğümüz anzalnā
döktüğümüz عَلَيْهَا onun üzerine ʿalayhā
onun üzerine ٱلْمَآءَ suyu l-māa
suyu ٱهْتَزَّتْ titreşir ih'tazzat
titreşir وَرَبَتْ ۚ ve kabarır warabat
ve kabarır إِنَّ elbette inna
elbette ٱلَّذِىٓ onu dirilten alladhī
onu dirilten أَحْيَاهَا gives it life aḥyāhā
gives it life لَمُحْىِ diriltir lamuḥ'yī
diriltir ٱلْمَوْتَىٰٓ ۚ ölüleri de l-mawtā
ölüleri de إِنَّهُۥ elbette O innahu
elbette O عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine كُلِّ her kulli
her شَىْءٍۢ şey shayin
şey قَدِيرٌ kadirdir qadīrun
kadirdir ٣٩ (39)
(39)
biri de (şudur) ءَايَـٰتِهِۦٓ O'nun ayetlerinden āyātihi
O'nun ayetlerinden أَنَّكَ sen annaka
sen تَرَى görürsün tarā
görürsün ٱلْأَرْضَ toprağı l-arḍa
toprağı خَـٰشِعَةًۭ boynu bükük khāshiʿatan
boynu bükük فَإِذَآ zaman fa-idhā
zaman أَنزَلْنَا döktüğümüz anzalnā
döktüğümüz عَلَيْهَا onun üzerine ʿalayhā
onun üzerine ٱلْمَآءَ suyu l-māa
suyu ٱهْتَزَّتْ titreşir ih'tazzat
titreşir وَرَبَتْ ۚ ve kabarır warabat
ve kabarır إِنَّ elbette inna
elbette ٱلَّذِىٓ onu dirilten alladhī
onu dirilten أَحْيَاهَا gives it life aḥyāhā
gives it life لَمُحْىِ diriltir lamuḥ'yī
diriltir ٱلْمَوْتَىٰٓ ۚ ölüleri de l-mawtā
ölüleri de إِنَّهُۥ elbette O innahu
elbette O عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine كُلِّ her kulli
her شَىْءٍۢ şey shayin
şey قَدِيرٌ kadirdir qadīrun
kadirdir ٣٩ (39)
(39)
Kupkuru gördüğün yeryüzünün, Biz ona su indirdiğimiz zaman harekete geçmesi, kabarması, Allah'ın varlığının belgelerindendir. Ona can veren Allah şüphesiz ölüleri de diriltir. Doğrusu O her şeye kadir'dir.
41:40
إِنَّ
şüphesiz
inna
şüphesiz ٱلَّذِينَ doğruluktan sapanlar alladhīna
doğruluktan sapanlar يُلْحِدُونَ distort yul'ḥidūna
distort فِىٓ hususunda fī
hususunda ءَايَـٰتِنَا ayetlerimiz āyātinā
ayetlerimiz لَا gizli kalmazlar lā
gizli kalmazlar يَخْفَوْنَ hidden yakhfawna
hidden عَلَيْنَآ ۗ bize ʿalaynā
bize أَفَمَن kimse mi? afaman
kimse mi? يُلْقَىٰ atılan yul'qā
atılan فِى içine fī
içine ٱلنَّارِ ateşin l-nāri
ateşin خَيْرٌ daha iyidir khayrun
daha iyidir أَم yoksa am
yoksa مَّن kimse (mi?) man
kimse (mi?) يَأْتِىٓ gelen yatī
gelen ءَامِنًۭا güvenle āminan
güvenle يَوْمَ günü yawma
günü ٱلْقِيَـٰمَةِ ۚ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet ٱعْمَلُوا۟ yapın iʿ'malū
yapın مَا ne mā
ne شِئْتُمْ ۖ diliyorsanız shi'tum
diliyorsanız إِنَّهُۥ elbette O innahu
elbette O بِمَا şeyleri bimā
şeyleri تَعْمَلُونَ yaptıklarınızı taʿmalūna
yaptıklarınızı بَصِيرٌ görmektedir baṣīrun
görmektedir ٤٠ (40)
(40)
şüphesiz ٱلَّذِينَ doğruluktan sapanlar alladhīna
doğruluktan sapanlar يُلْحِدُونَ distort yul'ḥidūna
distort فِىٓ hususunda fī
hususunda ءَايَـٰتِنَا ayetlerimiz āyātinā
ayetlerimiz لَا gizli kalmazlar lā
gizli kalmazlar يَخْفَوْنَ hidden yakhfawna
hidden عَلَيْنَآ ۗ bize ʿalaynā
bize أَفَمَن kimse mi? afaman
kimse mi? يُلْقَىٰ atılan yul'qā
atılan فِى içine fī
içine ٱلنَّارِ ateşin l-nāri
ateşin خَيْرٌ daha iyidir khayrun
daha iyidir أَم yoksa am
yoksa مَّن kimse (mi?) man
kimse (mi?) يَأْتِىٓ gelen yatī
gelen ءَامِنًۭا güvenle āminan
güvenle يَوْمَ günü yawma
günü ٱلْقِيَـٰمَةِ ۚ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet ٱعْمَلُوا۟ yapın iʿ'malū
yapın مَا ne mā
ne شِئْتُمْ ۖ diliyorsanız shi'tum
diliyorsanız إِنَّهُۥ elbette O innahu
elbette O بِمَا şeyleri bimā
şeyleri تَعْمَلُونَ yaptıklarınızı taʿmalūna
yaptıklarınızı بَصِيرٌ görmektedir baṣīrun
görmektedir ٤٠ (40)
(40)
Ayetlerimizi inkar edenler Bize gizli değillerdir. Kıyamet gününde ateşe atılan mı, yoksa güven içinde gelen kimse mi daha iyidir? Dilediğinizi işleyin, doğrusu O, yaptıklarınızı gören'dir.
41:41
إِنَّ
şüphesiz
inna
şüphesiz ٱلَّذِينَ onlar alladhīna
onlar كَفَرُوا۟ inkar ettiler kafarū
inkar ettiler بِٱلذِّكْرِ Zikr'i (Kur'an'ı) bil-dhik'ri
Zikr'i (Kur'an'ı) لَمَّا kendilerine gelen lammā
kendilerine gelen جَآءَهُمْ ۖ it comes to them jāahum
it comes to them وَإِنَّهُۥ halbuki o wa-innahu
halbuki o لَكِتَـٰبٌ bir Kitaptır lakitābun
bir Kitaptır عَزِيزٌۭ aziz ʿazīzun
aziz ٤١ (41)
(41)
şüphesiz ٱلَّذِينَ onlar alladhīna
onlar كَفَرُوا۟ inkar ettiler kafarū
inkar ettiler بِٱلذِّكْرِ Zikr'i (Kur'an'ı) bil-dhik'ri
Zikr'i (Kur'an'ı) لَمَّا kendilerine gelen lammā
kendilerine gelen جَآءَهُمْ ۖ it comes to them jāahum
it comes to them وَإِنَّهُۥ halbuki o wa-innahu
halbuki o لَكِتَـٰبٌ bir Kitaptır lakitābun
bir Kitaptır عَزِيزٌۭ aziz ʿazīzun
aziz ٤١ (41)
(41)
Kitap kendilerine gelince, onlar, onu inkar etmişlerdir; oysa o, değerli bir Kitap'dır. Geçmişte ve gelecekte onu batıl kılacak yoktur. Hakim ve övülmeğe layık olan Allah katından indirilmedir.
41:42
لَّا
ona gelmez
lā
ona gelmez يَأْتِيهِ comes to it yatīhi
comes to it ٱلْبَـٰطِلُ boşa çıkaracak bir söz l-bāṭilu
boşa çıkaracak bir söz مِنۢ önünden min
önünden بَيْنِ before it bayni
before it يَدَيْهِ before it yadayhi
before it وَلَا ne de walā
ne de مِنْ arkasından min
arkasından خَلْفِهِۦ ۖ behind it khalfihi
behind it تَنزِيلٌۭ indirilmiştir tanzīlun
indirilmiştir مِّنْ hüküm ve hikmet sahibinden min
hüküm ve hikmet sahibinden حَكِيمٍ (the) All-Wise ḥakīmin
(the) All-Wise حَمِيدٍۢ çok övülenden ḥamīdin
çok övülenden ٤٢ (42)
(42)
ona gelmez يَأْتِيهِ comes to it yatīhi
comes to it ٱلْبَـٰطِلُ boşa çıkaracak bir söz l-bāṭilu
boşa çıkaracak bir söz مِنۢ önünden min
önünden بَيْنِ before it bayni
before it يَدَيْهِ before it yadayhi
before it وَلَا ne de walā
ne de مِنْ arkasından min
arkasından خَلْفِهِۦ ۖ behind it khalfihi
behind it تَنزِيلٌۭ indirilmiştir tanzīlun
indirilmiştir مِّنْ hüküm ve hikmet sahibinden min
hüküm ve hikmet sahibinden حَكِيمٍ (the) All-Wise ḥakīmin
(the) All-Wise حَمِيدٍۢ çok övülenden ḥamīdin
çok övülenden ٤٢ (42)
(42)
Kitap kendilerine gelince, onlar, onu inkar etmişlerdir; oysa o, değerli bir Kitap'dır. Geçmişte ve gelecekte onu batıl kılacak yoktur. Hakim ve övülmeğe layık olan Allah katından indirilmedir.
41:43
مَّا
değildir
mā
değildir يُقَالُ söylenen yuqālu
söylenen لَكَ sana laka
sana إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey مَا olandan mā
olandan قَدْ söylenmiş qad
söylenmiş قِيلَ was said qīla
was said لِلرُّسُلِ elçilere lilrrusuli
elçilere مِن senden önceki min
senden önceki قَبْلِكَ ۚ before you qablika
before you إِنَّ kuşkusuz inna
kuşkusuz رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin لَذُو sahibi ladhū
sahibi مَغْفِرَةٍۢ bağışlama maghfiratin
bağışlama وَذُو ve sahibidir wadhū
ve sahibidir عِقَابٍ azab ʿiqābin
azab أَلِيمٍۢ acı alīmin
acı ٤٣ (43)
(43)
değildir يُقَالُ söylenen yuqālu
söylenen لَكَ sana laka
sana إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey مَا olandan mā
olandan قَدْ söylenmiş qad
söylenmiş قِيلَ was said qīla
was said لِلرُّسُلِ elçilere lilrrusuli
elçilere مِن senden önceki min
senden önceki قَبْلِكَ ۚ before you qablika
before you إِنَّ kuşkusuz inna
kuşkusuz رَبَّكَ Rabbin rabbaka
Rabbin لَذُو sahibi ladhū
sahibi مَغْفِرَةٍۢ bağışlama maghfiratin
bağışlama وَذُو ve sahibidir wadhū
ve sahibidir عِقَابٍ azab ʿiqābin
azab أَلِيمٍۢ acı alīmin
acı ٤٣ (43)
(43)
Senin için söylenenler, senden önceki peygamberler için de söylenmişti. Doğrusu Rabbin hem bağışlayan ve hem de can yakıcı azap verendir.
41:44
وَلَوْ
ve eğer
walaw
ve eğer جَعَلْنَـٰهُ biz onu yapsaydık jaʿalnāhu
biz onu yapsaydık قُرْءَانًا bir Kur'an qur'ānan
bir Kur'an أَعْجَمِيًّۭا yabancı (dilde) aʿjamiyyan
yabancı (dilde) لَّقَالُوا۟ derlerdi ki laqālū
derlerdi ki لَوْلَا değil miydi? lawlā
değil miydi? فُصِّلَتْ açıklanmalı fuṣṣilat
açıklanmalı ءَايَـٰتُهُۥٓ ۖ onun ayetleri āyātuhu
onun ayetleri ءَا۬عْجَمِىٌّۭ yabancı söz mü? āʿ'jamiyyun
yabancı söz mü? وَعَرَبِىٌّۭ ۗ arab olana waʿarabiyyun
arab olana قُلْ de ki qul
de ki هُوَ o huwa
o لِلَّذِينَ için lilladhīna
için ءَامَنُوا۟ inananlar āmanū
inananlar هُدًۭى bir yol göstericidir hudan
bir yol göstericidir وَشِفَآءٌۭ ۖ ve (gönüllere) şifadır washifāon
ve (gönüllere) şifadır وَٱلَّذِينَ gelince wa-alladhīna
gelince لَا inanmayanlara lā
inanmayanlara يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe فِىٓ vardır fī
vardır ءَاذَانِهِمْ onların kulaklarında ādhānihim
onların kulaklarında وَقْرٌۭ bir ağırlık waqrun
bir ağırlık وَهُوَ ve o wahuwa
ve o عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara عَمًى ۚ bir körlüktür ʿaman
bir körlüktür أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar ulāika
onlar يُنَادَوْنَ çağırılıyorlar yunādawna
çağırılıyorlar مِن bir yerden min
bir yerden مَّكَانٍۭ a place makānin
a place بَعِيدٍۢ uzak baʿīdin
uzak ٤٤ (44)
(44)
ve eğer جَعَلْنَـٰهُ biz onu yapsaydık jaʿalnāhu
biz onu yapsaydık قُرْءَانًا bir Kur'an qur'ānan
bir Kur'an أَعْجَمِيًّۭا yabancı (dilde) aʿjamiyyan
yabancı (dilde) لَّقَالُوا۟ derlerdi ki laqālū
derlerdi ki لَوْلَا değil miydi? lawlā
değil miydi? فُصِّلَتْ açıklanmalı fuṣṣilat
açıklanmalı ءَايَـٰتُهُۥٓ ۖ onun ayetleri āyātuhu
onun ayetleri ءَا۬عْجَمِىٌّۭ yabancı söz mü? āʿ'jamiyyun
yabancı söz mü? وَعَرَبِىٌّۭ ۗ arab olana waʿarabiyyun
arab olana قُلْ de ki qul
de ki هُوَ o huwa
o لِلَّذِينَ için lilladhīna
için ءَامَنُوا۟ inananlar āmanū
inananlar هُدًۭى bir yol göstericidir hudan
bir yol göstericidir وَشِفَآءٌۭ ۖ ve (gönüllere) şifadır washifāon
ve (gönüllere) şifadır وَٱلَّذِينَ gelince wa-alladhīna
gelince لَا inanmayanlara lā
inanmayanlara يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe فِىٓ vardır fī
vardır ءَاذَانِهِمْ onların kulaklarında ādhānihim
onların kulaklarında وَقْرٌۭ bir ağırlık waqrun
bir ağırlık وَهُوَ ve o wahuwa
ve o عَلَيْهِمْ onlara ʿalayhim
onlara عَمًى ۚ bir körlüktür ʿaman
bir körlüktür أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar ulāika
onlar يُنَادَوْنَ çağırılıyorlar yunādawna
çağırılıyorlar مِن bir yerden min
bir yerden مَّكَانٍۭ a place makānin
a place بَعِيدٍۢ uzak baʿīdin
uzak ٤٤ (44)
(44)
Biz bu Kuran'ı yabancı bir dil ile ortaya koysaydık: "Ayetleri uzun açıklanmalı değil miydi? Araba yabancı bir dille söylenir mi?" derlerdi. De ki: "Bu, inananlara doğruluk rehberi ve gönüllerine şifadır." İnanmayanların kulaklarında ağırlık vardır ve onlara kapalıdır; sanki bunlara uzak bir mesafeden sesleniliyor da anlamıyorlar.
41:45
وَلَقَدْ
ve andolsun
walaqad
ve andolsun ءَاتَيْنَا biz vermiştik ātaynā
biz vermiştik مُوسَى Musa'ya mūsā
Musa'ya ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı فَٱخْتُلِفَ fakat ayrılığa düşülmüştü fa-ukh'tulifa
fakat ayrılığa düşülmüştü فِيهِ ۗ onda fīhi
onda وَلَوْلَا ve eğer olmasaydı walawlā
ve eğer olmasaydı كَلِمَةٌۭ bir söz kalimatun
bir söz سَبَقَتْ geçmiş sabaqat
geçmiş مِن Rabbinden min
Rabbinden رَّبِّكَ your Lord rabbika
your Lord لَقُضِىَ derhal hüküm verilirdi laquḍiya
derhal hüküm verilirdi بَيْنَهُمْ ۚ aralarında baynahum
aralarında وَإِنَّهُمْ fakat onlar wa-innahum
fakat onlar لَفِى içindedirler lafī
içindedirler شَكٍّۢ bir kuşku shakkin
bir kuşku مِّنْهُ ondan min'hu
ondan مُرِيبٍۢ işkilli murībin
işkilli ٤٥ (45)
(45)
ve andolsun ءَاتَيْنَا biz vermiştik ātaynā
biz vermiştik مُوسَى Musa'ya mūsā
Musa'ya ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı فَٱخْتُلِفَ fakat ayrılığa düşülmüştü fa-ukh'tulifa
fakat ayrılığa düşülmüştü فِيهِ ۗ onda fīhi
onda وَلَوْلَا ve eğer olmasaydı walawlā
ve eğer olmasaydı كَلِمَةٌۭ bir söz kalimatun
bir söz سَبَقَتْ geçmiş sabaqat
geçmiş مِن Rabbinden min
Rabbinden رَّبِّكَ your Lord rabbika
your Lord لَقُضِىَ derhal hüküm verilirdi laquḍiya
derhal hüküm verilirdi بَيْنَهُمْ ۚ aralarında baynahum
aralarında وَإِنَّهُمْ fakat onlar wa-innahum
fakat onlar لَفِى içindedirler lafī
içindedirler شَكٍّۢ bir kuşku shakkin
bir kuşku مِّنْهُ ondan min'hu
ondan مُرِيبٍۢ işkilli murībin
işkilli ٤٥ (45)
(45)
And olsun ki Musa'ya Kitap vermiştik de onda ayrılığa düşmüşlerdi. Rabbinin verilmiş bir sözü olmasaydı, aralarında hükmedilmiş olurdu. Doğrusu onlar, onun hakkında şüphe ve endişe içindedirler.
41:46
مَّنْ
kim
man
kim عَمِلَ yaparsa ʿamila
yaparsa صَـٰلِحًۭا iyi iş ṣāliḥan
iyi iş فَلِنَفْسِهِۦ ۖ yararı kendisinedir; falinafsihi
yararı kendisinedir; وَمَنْ ve kim waman
ve kim أَسَآءَ kötülük yaparsa asāa
kötülük yaparsa فَعَلَيْهَا ۗ zararı kendisinedir faʿalayhā
zararı kendisinedir وَمَا ve değildir wamā
ve değildir رَبُّكَ Rabbin rabbuka
Rabbin بِظَلَّـٰمٍۢ zulmedici biẓallāmin
zulmedici لِّلْعَبِيدِ kullara lil'ʿabīdi
kullara ٤٦ (46)
(46)
kim عَمِلَ yaparsa ʿamila
yaparsa صَـٰلِحًۭا iyi iş ṣāliḥan
iyi iş فَلِنَفْسِهِۦ ۖ yararı kendisinedir; falinafsihi
yararı kendisinedir; وَمَنْ ve kim waman
ve kim أَسَآءَ kötülük yaparsa asāa
kötülük yaparsa فَعَلَيْهَا ۗ zararı kendisinedir faʿalayhā
zararı kendisinedir وَمَا ve değildir wamā
ve değildir رَبُّكَ Rabbin rabbuka
Rabbin بِظَلَّـٰمٍۢ zulmedici biẓallāmin
zulmedici لِّلْعَبِيدِ kullara lil'ʿabīdi
kullara ٤٦ (46)
(46)
Kim yararlı iş işlerse kendi lehinedir; kim de kötülük işlerse kendi aleyhinedir. Rabbin, kullara karşı zalim değildir.
41:47
۞ إِلَيْهِ
O'na
ilayhi
O'na يُرَدُّ döndürülür yuraddu
döndürülür عِلْمُ bilgisi ʿil'mu
bilgisi ٱلسَّاعَةِ ۚ sa'at (kıyamet) l-sāʿati
sa'at (kıyamet) وَمَا ve wamā
ve تَخْرُجُ çıkmaz takhruju
çıkmaz مِن meyvalar min
meyvalar ثَمَرَٰتٍۢ fruits thamarātin
fruits مِّنْ kabuklarından min
kabuklarından أَكْمَامِهَا their coverings akmāmihā
their coverings وَمَا gebe kalmaz wamā
gebe kalmaz تَحْمِلُ bears taḥmilu
bears مِنْ hiçbir min
hiçbir أُنثَىٰ dişi unthā
dişi وَلَا ve walā
ve تَضَعُ doğurmaz taḍaʿu
doğurmaz إِلَّا olmadan illā
olmadan بِعِلْمِهِۦ ۚ O'nun bilgisi biʿil'mihi
O'nun bilgisi وَيَوْمَ ve (o) gün wayawma
ve (o) gün يُنَادِيهِمْ onlara seslenildiği yunādīhim
onlara seslenildiği أَيْنَ nerede? ayna
nerede? شُرَكَآءِى ortaklarım shurakāī
ortaklarım قَالُوٓا۟ demişlerdir qālū
demişlerdir ءَاذَنَّـٰكَ sana arz ederiz ki ādhannāka
sana arz ederiz ki مَا yok mā
yok مِنَّا bizden minnā
bizden مِن hiçbir min
hiçbir شَهِيدٍۢ gören shahīdin
gören ٤٧ (47)
(47)
O'na يُرَدُّ döndürülür yuraddu
döndürülür عِلْمُ bilgisi ʿil'mu
bilgisi ٱلسَّاعَةِ ۚ sa'at (kıyamet) l-sāʿati
sa'at (kıyamet) وَمَا ve wamā
ve تَخْرُجُ çıkmaz takhruju
çıkmaz مِن meyvalar min
meyvalar ثَمَرَٰتٍۢ fruits thamarātin
fruits مِّنْ kabuklarından min
kabuklarından أَكْمَامِهَا their coverings akmāmihā
their coverings وَمَا gebe kalmaz wamā
gebe kalmaz تَحْمِلُ bears taḥmilu
bears مِنْ hiçbir min
hiçbir أُنثَىٰ dişi unthā
dişi وَلَا ve walā
ve تَضَعُ doğurmaz taḍaʿu
doğurmaz إِلَّا olmadan illā
olmadan بِعِلْمِهِۦ ۚ O'nun bilgisi biʿil'mihi
O'nun bilgisi وَيَوْمَ ve (o) gün wayawma
ve (o) gün يُنَادِيهِمْ onlara seslenildiği yunādīhim
onlara seslenildiği أَيْنَ nerede? ayna
nerede? شُرَكَآءِى ortaklarım shurakāī
ortaklarım قَالُوٓا۟ demişlerdir qālū
demişlerdir ءَاذَنَّـٰكَ sana arz ederiz ki ādhannāka
sana arz ederiz ki مَا yok mā
yok مِنَّا bizden minnā
bizden مِن hiçbir min
hiçbir شَهِيدٍۢ gören shahīdin
gören ٤٧ (47)
(47)
Kıyametin ne zaman kopacağı bilgisi ona aittir. O'nun bilgisi dışında hiçbir ürün kabuğundan çıkmaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz. Onlara: "Bana koştuğunuz ortaklar nerede?" diye seslendiği gün: "Sana, buna dair bizden hiçbir şahit olmadığınıarzederiz" derler.
41:48
وَضَلَّ
ve sapıp gitmiştir
waḍalla
ve sapıp gitmiştir عَنْهُم onlardan ʿanhum
onlardan مَّا şeyler mā
şeyler كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları يَدْعُونَ yalvarıp duruyor(lar) yadʿūna
yalvarıp duruyor(lar) مِن önceden min
önceden قَبْلُ ۖ before qablu
before وَظَنُّوا۟ ve onlar anlamışlardır waẓannū
ve onlar anlamışlardır مَا olmadığını mā
olmadığını لَهُم kendileri için lahum
kendileri için مِّن hiçbir min
hiçbir مَّحِيصٍۢ kaçacak yer maḥīṣin
kaçacak yer ٤٨ (48)
(48)
ve sapıp gitmiştir عَنْهُم onlardan ʿanhum
onlardan مَّا şeyler mā
şeyler كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları يَدْعُونَ yalvarıp duruyor(lar) yadʿūna
yalvarıp duruyor(lar) مِن önceden min
önceden قَبْلُ ۖ before qablu
before وَظَنُّوا۟ ve onlar anlamışlardır waẓannū
ve onlar anlamışlardır مَا olmadığını mā
olmadığını لَهُم kendileri için lahum
kendileri için مِّن hiçbir min
hiçbir مَّحِيصٍۢ kaçacak yer maḥīṣin
kaçacak yer ٤٨ (48)
(48)
Önceden yalvarıp durdukları şeyler onlardan uzaklaşmıştır. Kendilerinin kaçacak yerleri olmadığını anlamışlardır.
41:49
لَّا
usanmaz
lā
usanmaz يَسْـَٔمُ get tired yasamu
get tired ٱلْإِنسَـٰنُ insan l-insānu
insan مِن istemekten min
istemekten دُعَآءِ praying duʿāi
praying ٱلْخَيْرِ hayır (iyilik) l-khayri
hayır (iyilik) وَإِن ama eğer wa-in
ama eğer مَّسَّهُ kendisine dokunursa massahu
kendisine dokunursa ٱلشَّرُّ bir şer l-sharu
bir şer فَيَـُٔوسٌۭ hemen üzülür fayaūsun
hemen üzülür قَنُوطٌۭ ümitsiz olur qanūṭun
ümitsiz olur ٤٩ (49)
(49)
usanmaz يَسْـَٔمُ get tired yasamu
get tired ٱلْإِنسَـٰنُ insan l-insānu
insan مِن istemekten min
istemekten دُعَآءِ praying duʿāi
praying ٱلْخَيْرِ hayır (iyilik) l-khayri
hayır (iyilik) وَإِن ama eğer wa-in
ama eğer مَّسَّهُ kendisine dokunursa massahu
kendisine dokunursa ٱلشَّرُّ bir şer l-sharu
bir şer فَيَـُٔوسٌۭ hemen üzülür fayaūsun
hemen üzülür قَنُوطٌۭ ümitsiz olur qanūṭun
ümitsiz olur ٤٩ (49)
(49)
İnsan, iyilik istemekten usanmaz da, kendisine bir kötülük gelince umutsuzluğa düşer, meyus olur.
41:50
وَلَئِنْ
ve eğer
wala-in
ve eğer أَذَقْنَـٰهُ biz ona taddırırsak adhaqnāhu
biz ona taddırırsak رَحْمَةًۭ bir rahmet raḥmatan
bir rahmet مِّنَّا kendimizden minnā
kendimizden مِنۢ sonra min
sonra بَعْدِ after baʿdi
after ضَرَّآءَ bir zarardan ḍarrāa
bir zarardan مَسَّتْهُ ona dokunan massathu
ona dokunan لَيَقُولَنَّ elbette der ki layaqūlanna
elbette der ki هَـٰذَا bu hādhā
bu لِى benim hakkımdır lī
benim hakkımdır وَمَآ ve wamā
ve أَظُنُّ sanmıyorum aẓunnu
sanmıyorum ٱلسَّاعَةَ kıyametin l-sāʿata
kıyametin قَآئِمَةًۭ kopacağını qāimatan
kopacağını وَلَئِن eğer wala-in
eğer رُّجِعْتُ götürülmüş olsam bile rujiʿ'tu
götürülmüş olsam bile إِلَىٰ Rabbime ilā
Rabbime رَبِّىٓ my Lord rabbī
my Lord إِنَّ muhakkak inna
muhakkak لِى benim için vardır lī
benim için vardır عِندَهُۥ O'nun yanında ʿindahu
O'nun yanında لَلْحُسْنَىٰ ۚ daha güzel şeyler lalḥus'nā
daha güzel şeyler فَلَنُنَبِّئَنَّ biz mutlaka haber vereceğiz falanunabbi-anna
biz mutlaka haber vereceğiz ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere كَفَرُوا۟ inkar edenlere kafarū
inkar edenlere بِمَا yaptıklarını bimā
yaptıklarını عَمِلُوا۟ they did ʿamilū
they did وَلَنُذِيقَنَّهُم ve mutlaka taddıracağız walanudhīqannahum
ve mutlaka taddıracağız مِّنْ azabdan min
azabdan عَذَابٍ a punishment ʿadhābin
a punishment غَلِيظٍۢ kaba ghalīẓin
kaba ٥٠ (50)
(50)
ve eğer أَذَقْنَـٰهُ biz ona taddırırsak adhaqnāhu
biz ona taddırırsak رَحْمَةًۭ bir rahmet raḥmatan
bir rahmet مِّنَّا kendimizden minnā
kendimizden مِنۢ sonra min
sonra بَعْدِ after baʿdi
after ضَرَّآءَ bir zarardan ḍarrāa
bir zarardan مَسَّتْهُ ona dokunan massathu
ona dokunan لَيَقُولَنَّ elbette der ki layaqūlanna
elbette der ki هَـٰذَا bu hādhā
bu لِى benim hakkımdır lī
benim hakkımdır وَمَآ ve wamā
ve أَظُنُّ sanmıyorum aẓunnu
sanmıyorum ٱلسَّاعَةَ kıyametin l-sāʿata
kıyametin قَآئِمَةًۭ kopacağını qāimatan
kopacağını وَلَئِن eğer wala-in
eğer رُّجِعْتُ götürülmüş olsam bile rujiʿ'tu
götürülmüş olsam bile إِلَىٰ Rabbime ilā
Rabbime رَبِّىٓ my Lord rabbī
my Lord إِنَّ muhakkak inna
muhakkak لِى benim için vardır lī
benim için vardır عِندَهُۥ O'nun yanında ʿindahu
O'nun yanında لَلْحُسْنَىٰ ۚ daha güzel şeyler lalḥus'nā
daha güzel şeyler فَلَنُنَبِّئَنَّ biz mutlaka haber vereceğiz falanunabbi-anna
biz mutlaka haber vereceğiz ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere كَفَرُوا۟ inkar edenlere kafarū
inkar edenlere بِمَا yaptıklarını bimā
yaptıklarını عَمِلُوا۟ they did ʿamilū
they did وَلَنُذِيقَنَّهُم ve mutlaka taddıracağız walanudhīqannahum
ve mutlaka taddıracağız مِّنْ azabdan min
azabdan عَذَابٍ a punishment ʿadhābin
a punishment غَلِيظٍۢ kaba ghalīẓin
kaba ٥٠ (50)
(50)
Başına gelen sıkıntıdan sonra, kendisine katımızdan bir rahmet tattırsak: "Bu benim hakkımdır; kıyametin kopacağını sanmıyorum. Rabbime döndürülürsem, O'nun katında and olsun ki, benim için daha güzel şeyler vardır" der. İnkar edenlere, işlediklerini, and olsun ki bildireceğiz. Onlara and olsun ki çetin bir azap tattıracağız.
41:51
وَإِذَآ
ne zaman ki
wa-idhā
ne zaman ki أَنْعَمْنَا bir ni'met verdiğimizde anʿamnā
bir ni'met verdiğimizde عَلَى insana ʿalā
insana ٱلْإِنسَـٰنِ man l-insāni
man أَعْرَضَ yüz çevirir aʿraḍa
yüz çevirir وَنَـَٔا ve yan çizer wanaā
ve yan çizer بِجَانِبِهِۦ ve yan çizer bijānibihi
ve yan çizer وَإِذَا ve ne zaman ki wa-idhā
ve ne zaman ki مَسَّهُ ona dokunduğunda massahu
ona dokunduğunda ٱلشَّرُّ bir şer l-sharu
bir şer فَذُو hemen fadhū
hemen دُعَآءٍ yalvarıp durur duʿāin
yalvarıp durur عَرِيضٍۢ bol bol ʿarīḍin
bol bol ٥١ (51)
(51)
ne zaman ki أَنْعَمْنَا bir ni'met verdiğimizde anʿamnā
bir ni'met verdiğimizde عَلَى insana ʿalā
insana ٱلْإِنسَـٰنِ man l-insāni
man أَعْرَضَ yüz çevirir aʿraḍa
yüz çevirir وَنَـَٔا ve yan çizer wanaā
ve yan çizer بِجَانِبِهِۦ ve yan çizer bijānibihi
ve yan çizer وَإِذَا ve ne zaman ki wa-idhā
ve ne zaman ki مَسَّهُ ona dokunduğunda massahu
ona dokunduğunda ٱلشَّرُّ bir şer l-sharu
bir şer فَذُو hemen fadhū
hemen دُعَآءٍ yalvarıp durur duʿāin
yalvarıp durur عَرِيضٍۢ bol bol ʿarīḍin
bol bol ٥١ (51)
(51)
İnsana nimet verdiğimiz zaman yüz çevirerek yan çizer; başına bir kötülük gelince uzun uzun yalvarır.
41:52
قُلْ
de ki
qul
de ki أَرَءَيْتُمْ gördünüz mü ki ara-aytum
gördünüz mü ki إِن eğer (Kur'an) in
eğer (Kur'an) كَانَ ise kāna
ise مِنْ tarafından min
tarafından عِندِ from ʿindi
from ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah ثُمَّ sonra thumma
sonra كَفَرْتُم siz de inkar etmişseniz kafartum
siz de inkar etmişseniz بِهِۦ onu bihi
onu مَنْ kim olabilir? man
kim olabilir? أَضَلُّ daha sapık aḍallu
daha sapık مِمَّنْ kimseden mimman
kimseden هُوَ o huwa
o فِى bir ayrılığa düşen fī
bir ayrılığa düşen شِقَاقٍۭ opposition shiqāqin
opposition بَعِيدٍۢ uzak baʿīdin
uzak ٥٢ (52)
(52)
de ki أَرَءَيْتُمْ gördünüz mü ki ara-aytum
gördünüz mü ki إِن eğer (Kur'an) in
eğer (Kur'an) كَانَ ise kāna
ise مِنْ tarafından min
tarafından عِندِ from ʿindi
from ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah ثُمَّ sonra thumma
sonra كَفَرْتُم siz de inkar etmişseniz kafartum
siz de inkar etmişseniz بِهِۦ onu bihi
onu مَنْ kim olabilir? man
kim olabilir? أَضَلُّ daha sapık aḍallu
daha sapık مِمَّنْ kimseden mimman
kimseden هُوَ o huwa
o فِى bir ayrılığa düşen fī
bir ayrılığa düşen شِقَاقٍۭ opposition shiqāqin
opposition بَعِيدٍۢ uzak baʿīdin
uzak ٥٢ (52)
(52)
De ki: "Kuran Allah katından gelmiş olup da siz de onu inkar etmişseniz, söyleyin bana, derin bir çıkmazda bulunan kimseden daha sapık kim vardır?"
41:53
سَنُرِيهِمْ
biz onlara göstereceğiz
sanurīhim
biz onlara göstereceğiz ءَايَـٰتِنَا ayetlerimizi āyātinā
ayetlerimizi فِى ufuklarda fī
ufuklarda ٱلْـَٔافَاقِ the horizons l-āfāqi
the horizons وَفِىٓ ve wafī
ve أَنفُسِهِمْ kendi canlarında anfusihim
kendi canlarında حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar يَتَبَيَّنَ iyice belli olana yatabayyana
iyice belli olana لَهُمْ onlara lahum
onlara أَنَّهُ o(Kur'a)n'ın annahu
o(Kur'a)n'ın ٱلْحَقُّ ۗ gerçek olduğu l-ḥaqu
gerçek olduğu أَوَلَمْ mi? awalam
mi? يَكْفِ yetmez yakfi
yetmez بِرَبِّكَ Rabbinin birabbika
Rabbinin أَنَّهُۥ O'nun annahu
O'nun عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine كُلِّ her kulli
her شَىْءٍۢ şey shayin
şey شَهِيدٌ şahit olması shahīdun
şahit olması ٥٣ (53)
(53)
biz onlara göstereceğiz ءَايَـٰتِنَا ayetlerimizi āyātinā
ayetlerimizi فِى ufuklarda fī
ufuklarda ٱلْـَٔافَاقِ the horizons l-āfāqi
the horizons وَفِىٓ ve wafī
ve أَنفُسِهِمْ kendi canlarında anfusihim
kendi canlarında حَتَّىٰ kadar ḥattā
kadar يَتَبَيَّنَ iyice belli olana yatabayyana
iyice belli olana لَهُمْ onlara lahum
onlara أَنَّهُ o(Kur'a)n'ın annahu
o(Kur'a)n'ın ٱلْحَقُّ ۗ gerçek olduğu l-ḥaqu
gerçek olduğu أَوَلَمْ mi? awalam
mi? يَكْفِ yetmez yakfi
yetmez بِرَبِّكَ Rabbinin birabbika
Rabbinin أَنَّهُۥ O'nun annahu
O'nun عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine كُلِّ her kulli
her شَىْءٍۢ şey shayin
şey شَهِيدٌ şahit olması shahīdun
şahit olması ٥٣ (53)
(53)
Onun hak olduğu meydana çıkıncaya kadar varlığımızın belgelerini onlara hem dış dünyada ve hem de kendi içlerinde göstereceğiz. Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi?
41:54
أَلَآ
iyi bil ki
alā
iyi bil ki إِنَّهُمْ onlar innahum
onlar فِى içindedirler fī
içindedirler مِرْيَةٍۢ kuşku mir'yatin
kuşku مِّن kavuşmaktan min
kavuşmaktan لِّقَآءِ (the) meeting liqāi
(the) meeting رَبِّهِمْ ۗ Rablerine rabbihim
Rablerine أَلَآ iyi bil ki alā
iyi bil ki إِنَّهُۥ O innahu
O بِكُلِّ her bikulli
her شَىْءٍۢ şeyi shayin
şeyi مُّحِيطٌۢ kuşatmıştır muḥīṭun
kuşatmıştır ٥٤ (54)
(54)
iyi bil ki إِنَّهُمْ onlar innahum
onlar فِى içindedirler fī
içindedirler مِرْيَةٍۢ kuşku mir'yatin
kuşku مِّن kavuşmaktan min
kavuşmaktan لِّقَآءِ (the) meeting liqāi
(the) meeting رَبِّهِمْ ۗ Rablerine rabbihim
Rablerine أَلَآ iyi bil ki alā
iyi bil ki إِنَّهُۥ O innahu
O بِكُلِّ her bikulli
her شَىْءٍۢ şeyi shayin
şeyi مُّحِيطٌۢ kuşatmıştır muḥīṭun
kuşatmıştır ٥٤ (54)
(54)
Dikkat edin; onlar Rablerine kavuşmaktan şüphededirler; dikkat edin; Allah şüphesiz her şeyi bilgisiyle kuşatandır.