40

Mümin

Mekki 85 Ayet Cüz 24
غافر

Mümin Suresi (غافر), Kur’an-ı Kerim’in 40. suresidir — Mekki, 85 ayetten oluşan bir suredir. Mekkî sureler, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Medine’ye hicretinden önce inmiştir ve genellikle iman, Allah’ın birliği ve ahiret üzerinde durur.

Besmele
بِسْمِadıylabis'miٱللَّهِAllah'ınl-lahiٱلرَّحْمَـٰنِRahmanl-raḥmāniٱلرَّحِيمِRahiml-raḥīmi
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
40:1
حمٓHâ Mîmhha-meem١
Ha, Mim.
40:2
تَنزِيلُindirilişitanzīluٱلْكِتَـٰبِKitabınl-kitābiمِنَtarafındandırminaٱللَّهِAllahl-lahiٱلْعَزِيزِaziz (daima galib)l-ʿazīziٱلْعَلِيمِalim (herşeyi en iyi bilen)l-ʿalīmi٢
Kitap'ın indirilmesi, güçlü ve bilgin olan Allah katındandır.
40:3
غَافِرِbağışlayandırghāfiriٱلذَّنۢبِgünahıl-dhanbiوَقَابِلِve kabul edendirwaqābiliٱلتَّوْبِtevbeyil-tawbiشَدِيدِçetin olandırshadīdiٱلْعِقَابِazabıl-ʿiqābiذِىsahibidirdhīٱلطَّوْلِ ۖlutufl-ṭawliلَآyokturإِلَـٰهَtanrıilāhaإِلَّاbaşkaillāهُوَ ۖO'ndanhuwaإِلَيْهِO'nadırilayhiٱلْمَصِيرُdönüşl-maṣīru٣
O, günahı bağışlayan, tevbeyi kabul eden, cezası şiddetli, lütfu bol olandır. O'ndan başka tanrı yoktur, dönüş O'nadır.
40:4
مَاmücadele etmezيُجَـٰدِلُdisputeyujādiluفِىٓhakkındaءَايَـٰتِayetleriāyātiٱللَّهِAllah'ınl-lahiإِلَّاbaşkasıillāٱلَّذِينَkimselerdenalladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(lerden)kafarūفَلَاo haldefalāيَغْرُرْكَseni aldatmasınyaghrur'kaتَقَلُّبُهُمْonların dolaşmalarıtaqallubuhumفِىşehirledeٱلْبِلَـٰدِthe citiesl-bilādi٤
Allah'ın ayetleri üzerinde, inkar edenlerden başkası tartışmaya girişmez. İnkarcıların memlekette gezip dolaşması seni aldatmasın.
40:5
كَذَّبَتْyalanladıkadhabatقَبْلَهُمْonlardan önceqablahumقَوْمُkavmiqawmuنُوحٍۢNuhnūḥinوَٱلْأَحْزَابُve kollarwal-aḥzābuمِنۢonlardan sonrakiminبَعْدِهِمْ ۖafter thembaʿdihimوَهَمَّتْve yeltendiwahammatكُلُّherkulluأُمَّةٍۭmilletummatinبِرَسُولِهِمْelçisinibirasūlihimلِيَأْخُذُوهُ ۖyakalamağaliyakhudhūhuوَجَـٰدَلُوا۟ve tartıştılarwajādalūبِٱلْبَـٰطِلِboş şeyler ileri sürerekbil-bāṭiliلِيُدْحِضُوا۟gidermek içinliyud'ḥiḍūبِهِonunlabihiٱلْحَقَّhakkıl-ḥaqaفَأَخَذْتُهُمْ ۖbu yüzden onları yakaladımfa-akhadhtuhumفَكَيْفَnasılfakayfaكَانَoldukānaعِقَابِazabımʿiqābi٥
Onlardan önce, Nuh milleti, ardından, peygamberlere karşı gelen topluluklar da peygamberlerini yalanlamış; her ümmet, peygamberini cezalandırmaya azmetmişti. Hakkı batılla gidermek için mücadele etmişlerdi. Bunun üzerine Ben onları yakaladım. Cezalandırmam nasılmış?
40:6
وَكَذَٰلِكَve böylecewakadhālikaحَقَّتْyerini bulduḥaqqatكَلِمَتُsözükalimatuرَبِّكَRabbininrabbikaعَلَىhakkındakiʿalāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaكَفَرُوٓا۟inkar eden(ler)kafarūأَنَّهُمْonlar ki;annahumأَصْحَـٰبُhalkıdıraṣḥābuٱلنَّارِateşl-nāri٦
İnkar edenlerin cehennemlik olduklarına dair Rabbinin sözü böylece gerçekleşti.
40:7
ٱلَّذِينَkimseleralladhīnaيَحْمِلُونَtaşıyan(lar)yaḥmilūnaٱلْعَرْشَArş'ıl-ʿarshaوَمَنْve bulunanlarwamanحَوْلَهُۥonun çevresindeḥawlahuيُسَبِّحُونَtesbih ederleryusabbiḥūnaبِحَمْدِhamd ile (överek)biḥamdiرَبِّهِمْRablerinirabbihimوَيُؤْمِنُونَve inanırlarwayu'minūnaبِهِۦO'nabihiوَيَسْتَغْفِرُونَve mağfiret dilerlerwayastaghfirūnaلِلَّذِينَkimseler içinlilladhīnaءَامَنُوا۟inanan(lar)āmanūرَبَّنَاRabbimizrabbanāوَسِعْتَsen kapladınwasiʿ'taكُلَّherkullaشَىْءٍۢşeyishayinرَّحْمَةًۭrahmet ileraḥmatanوَعِلْمًۭاve bilgi ilewaʿil'manفَٱغْفِرْbağışlafa-igh'firلِلَّذِينَkimselerililladhīnaتَابُوا۟tevbe eden(leri)tābūوَٱتَّبَعُوا۟ve uyanlarıwa-ittabaʿūسَبِيلَكَsenin yolunasabīlakaوَقِهِمْve onları koruwaqihimعَذَابَazabındanʿadhābaٱلْجَحِيمِcehenneml-jaḥīmi٧
Arşı yüklenen ve çevresinde bulunanlar, Rablerini överek tesbih ederler; O'na inanırlar. Müminler için: "Rabbimiz! İlmin ve rahmetin herşeyi içine almıştır. Tevbe edip Senin yoluna uyanları bağışla; onları cehennemin azabından koru" diye bağışlanma dilerler.
40:8
رَبَّنَاRabbimizrabbanāوَأَدْخِلْهُمْve onları sokwa-adkhil'humجَنَّـٰتِcennetlerinejannātiعَدْنٍAdnʿadninٱلَّتِىonlara söz verdiğinallatīوَعَدتَّهُمْYou have promised themwaʿadttahumوَمَنve kimseleriwamanصَلَحَiyi olanṣalaḥaمِنْbabalarındanminءَابَآئِهِمْtheir fathersābāihimوَأَزْوَٰجِهِمْve eşleri(nden)wa-azwājihimوَذُرِّيَّـٰتِهِمْ ۚve çocukları(ndan)wadhurriyyātihimإِنَّكَşüphesiz seninnakaأَنتَsensinantaٱلْعَزِيزُüstün olanl-ʿazīzuٱلْحَكِيمُhüküm ve hikmet sahibi olanl-ḥakīmu٨
"Rabbimiz! Müminleri ve babalarından, eşlerinden, soylarından iyi olanları, kendilerine söz verdiğin Adn cennetlerine koy; şüphesiz güçlü olan, Hakim olan ancak Sensin"
40:9
وَقِهِمُve onları koruwaqihimuٱلسَّيِّـَٔاتِ ۚkötülüklerdenl-sayiātiوَمَنve kimiwamanتَقِsen korursantaqiٱلسَّيِّـَٔاتِkötülüklerdenl-sayiātiيَوْمَئِذٍۢo günyawma-idhinفَقَدْelbettefaqadرَحِمْتَهُۥ ۚona acımışsındırraḥim'tahuوَذَٰلِكَve işte budurwadhālikaهُوَohuwaٱلْفَوْزُbaşarıl-fawzuٱلْعَظِيمُbüyükl-ʿaẓīmu٩
"Onları kötülüklerden koru! O gün kötülüklerden kimi korursan, ona şüphesiz rahmet etmiş olursun. Bu büyük kurtuluştur."
40:10
إِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَkimselerealladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(lere)kafarūيُنَادَوْنَ(şöyle) sesleniliryunādawnaلَمَقْتُ(size) kızmasılamaqtuٱللَّهِAllah'ınl-lahiأَكْبَرُdaha büyüktürakbaruمِنsizin kızmanızdanminمَّقْتِكُمْyour hatredmaqtikumأَنفُسَكُمْkendi kendinizeanfusakumإِذْziraidhتُدْعَوْنَsiz çağrılırdınıztud'ʿawnaإِلَىimanailāٱلْإِيمَـٰنِthe faithl-īmāniفَتَكْفُرُونَfakat inkar ederdinizfatakfurūna١٠
Ama inkar edenlere, "Allah'ın gazabı, sizin birbirinize olan öfkenizden daha büyüktür; imana çağrıldığınızda inkar ederdiniz" diye seslenilir.
40:11
قَالُوا۟dediler kiqālūرَبَّنَآRabbimizrabbanāأَمَتَّنَاbizi öldürdünamattanāٱثْنَتَيْنِiki kezith'natayniوَأَحْيَيْتَنَاve dirilttinwa-aḥyaytanāٱثْنَتَيْنِiki kezith'natayniفَٱعْتَرَفْنَاitiraf ettikfa-iʿ'tarafnāبِذُنُوبِنَاgünahlarımızıbidhunūbināفَهَلْvar mı?fahalإِلَىٰçıkmak içinilāخُرُوجٍۢget outkhurūjinمِّنhiçbirminسَبِيلٍۢbir yolsabīlin١١
Onlar: "Rabbimiz! Bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin. Biz de suçlarımızı itiraf ettik, bir daha çıkmağa yol var mıdır?" derler.
40:12
ذَٰلِكُمbudhālikumبِأَنَّهُۥٓsebebiyledirbi-annahuإِذَاzamanidhāدُعِىَçağrıldığınızduʿiyaٱللَّهُAllah'al-lahuوَحْدَهُۥtek olanwaḥdahuكَفَرْتُمْ ۖinkar etmenizkafartumوَإِنve eğerwa-inيُشْرَكْortak koşulursayush'rakبِهِۦO'nabihiتُؤْمِنُوا۟ ۚinanmanıztu'minūفَٱلْحُكْمُartık hükümfal-ḥuk'muلِلَّهِAllah'a aittirlillahiٱلْعَلِىِّyücel-ʿaliyiٱلْكَبِيرِve büyükl-kabīri١٢
Onlara: "Yalnız Allah çağrıldığı zaman inkar ederdiniz de, O'na eş koşulunca inanırdınız. Bugün hüküm, yüce Allah'ındır" denir.
40:13
هُوَO'durhuwaٱلَّذِىkialladhīيُرِيكُمْsize gösteriyoryurīkumءَايَـٰتِهِۦayetleriniāyātihiوَيُنَزِّلُve indiriyorwayunazziluلَكُمsizin içinlakumمِّنَgöktenminaٱلسَّمَآءِthe skyl-samāiرِزْقًۭا ۚrızıkriz'qanوَمَاvewamāيَتَذَكَّرُöğüt almazyatadhakkaruإِلَّاbaşkasıillāمَنkimsedenmanيُنِيبُ(O'na) yönelenyunību١٣
Size mucizelerini gösteren, size gökten rızık indiren O'dur. Allah'a yönelenden başkası ibret almaz.
40:14
فَٱدْعُوا۟o halde çağırınfa-id'ʿūٱللَّهَAllah'al-lahaمُخْلِصِينَhalis kılarakmukh'liṣīnaلَهُyalnız O'nalahuٱلدِّينَdinil-dīnaوَلَوْşayetwalawكَرِهَhoşuna gitmese dekarihaٱلْكَـٰفِرُونَkafirlerinl-kāfirūna١٤
Ey inananlar! İnkarcılar istemese de, dini yalnız Allah'a has kılarak O'na yalvarın.
40:15
رَفِيعُyükseltenrafīʿuٱلدَّرَجَـٰتِdereceleril-darajātiذُوsahibidhūٱلْعَرْشِArş'ınl-ʿarshiيُلْقِىindiriryul'qīٱلرُّوحَruhul-rūḥaمِنْemrinden olanminأَمْرِهِۦHis CommandamrihiعَلَىٰüzerineʿalāمَنdilediğimanيَشَآءُHe willsyashāuمِنْkullarındanminعِبَادِهِۦHis slavesʿibādihiلِيُنذِرَuyarmak içinliyundhiraيَوْمَgününe karşıyawmaٱلتَّلَاقِbuluşmal-talāqi١٥
Arş sahibi, varlıkların en yücesi olan Allah, kavuşma gününü ihtar etmek için kullarından dilediğine emriyle vahyi indirir.
40:16
يَوْمَo günyawmaهُمonlarhumبَـٰرِزُونَ ۖortaya çıkarlarbārizūnaلَاgizli kalmazيَخْفَىٰis hiddenyakhfāعَلَىAllah'aʿalāٱللَّهِAllahl-lahiمِنْهُمْonlardanmin'humشَىْءٌۭ ۚhiçbir şeyshayonلِّمَنِkimindir?limaniٱلْمُلْكُmülkl-mul'kuٱلْيَوْمَ ۖbugünl-yawmaلِلَّهِAllah'ınlillahiٱلْوَٰحِدِtekl-wāḥidiٱلْقَهَّارِve kahharl-qahāri١٦
O gün onlar meydana çıkarlar; onların hiçbir şeyi Allah'a gizli kalmaz. "Bugün hükümranlık kimindir?" denir; hepsi: "Gücü herşeye yeten tek Allah'ındır" derler.
40:17
ٱلْيَوْمَbugünal-yawmaتُجْزَىٰcezalanırtuj'zāكُلُّherkulluنَفْسٍۭcannafsinبِمَاkazandığıylebimāكَسَبَتْ ۚit earnedkasabatلَاyokturظُلْمَzulümẓul'maٱلْيَوْمَ ۚbugünl-yawmaإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaسَرِيعُçabuk görendirsarīʿuٱلْحِسَابِhesabıl-ḥisābi١٧
Bugün herkese, kazandığının karşılığı verilir. Bugün haksızlık yoktur. Doğrusu Allah, hesabı çabuk görendir.
40:18
وَأَنذِرْهُمْve onları uyarwa-andhir'humيَوْمَgüne (karşı)yawmaٱلْـَٔازِفَةِyaklaşanl-āzifatiإِذِziraidhiٱلْقُلُوبُyüreklerl-qulūbuلَدَىdayanmıştırladāٱلْحَنَاجِرِgırtlaklaral-ḥanājiriكَـٰظِمِينَ ۚyutkunur dururlarkāẓimīnaمَاyokturلِلظَّـٰلِمِينَzalimlerinlilẓẓālimīnaمِنْhiçbirminحَمِيمٍۢdostuḥamīminوَلَاve yokturwalāشَفِيعٍۢbir aracılarıshafīʿinيُطَاعُsözü tutuluryuṭāʿu١٨
Onları, yüreklerin ağıza geleceği, tasadan yutkunacakları, yaklaşan kıyamet günü ile uyar. Zalimlerin ne dostu ne de sözü dinlenecek şefaatçisi olur.
40:19
يَعْلَمُbiliryaʿlamuخَآئِنَةَhain(bakışlar)ınıkhāinataٱلْأَعْيُنِgözlerinl-aʿyuniوَمَاve newamāتُخْفِىgizliyorlarsatukh'fīٱلصُّدُورُgöğüslerindel-ṣudūru١٩
Allah gözlerin hainliğini ve gönüllerin gizlediğini bilir.
40:20
وَٱللَّهُAllahwal-lahuيَقْضِىhükmederyaqḍīبِٱلْحَقِّ ۖhak ilebil-ḥaqiوَٱلَّذِينَkimseler isewa-alladhīnaيَدْعُونَyalvardıklarıyadʿūnaمِنO'ndan başkaminدُونِهِۦbesides Himdūnihiلَاhüküm veremezlerيَقْضُونَthey judgeyaqḍūnaبِشَىْءٍ ۗhiçbir şeyebishayinإِنَّçünküinnaٱللَّهَAllahl-lahaهُوَOhuwaٱلسَّمِيعُişitendirl-samīʿuٱلْبَصِيرُgörendirl-baṣīru٢٠
Allah, gerçekle hükmeder. O'nu bırakıp da yalvardıkları putlar bir şeye hüküm veremez. Şüphesiz Allah işitir ve görür.
40:21
۞ أَوَلَمْgezip dolaşmadılar mı?awalamيَسِيرُوا۟they travelyasīrūفِىyeryüzündeٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiفَيَنظُرُوا۟görsünlerfayanẓurūكَيْفَnasılkayfaكَانَolduğunukānaعَـٰقِبَةُsonununʿāqibatuٱلَّذِينَkimselerinalladhīnaكَانُوا۟olankānūمِنkendilerinden öncekiminقَبْلِهِمْ ۚbefore themqablihimكَانُوا۟idilerkānūهُمْonlarhumأَشَدَّdaha üstünashaddaمِنْهُمْkendilerindenmin'humقُوَّةًۭkuvvet bakımındanquwwatanوَءَاثَارًۭاve eserleri bakımındanwaāthāranفِىyeryüzündekiٱلْأَرْضِthe landl-arḍiفَأَخَذَهُمُfakat onları yakaladıfa-akhadhahumuٱللَّهُAllahl-lahuبِذُنُوبِهِمْgünahları yüzündenbidhunūbihimوَمَاvewamāكَانَolmadıkānaلَهُمonlarılahumمِّنَkarşıminaٱللَّهِAllah'al-lahiمِنhiçbirminوَاقٍۢkoruyanwāqin٢١
Yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden önce ve kendilerinden daha kuvvetli olan ve yeryüzünde daha çok eser bırakan kimselerin sonuçlarının nasıl olduğunu görmezler mi? Allah onları suçlarıyla yakalamıştır. Allah'a karşı onları koruyan yoktur.
40:22
ذَٰلِكَbudhālikaبِأَنَّهُمْonların (sebebiyledir)bi-annahumكَانَتolmalarıkānatتَّأْتِيهِمْonlara getirirditatīhimرُسُلُهُمelçilerirusuluhumبِٱلْبَيِّنَـٰتِaçık kanıtlarbil-bayinātiفَكَفَرُوا۟ama inkar ediyorlardıfakafarūفَأَخَذَهُمُbu yüzden onları yakaladıfa-akhadhahumuٱللَّهُ ۚAllahl-lahuإِنَّهُۥzira Oinnahuقَوِىٌّۭgüçlüdürqawiyyunشَدِيدُçetin olandırshadīduٱلْعِقَابِcezasıl-ʿiqābi٢٢
Bu, kendilerine açık belgelerle gelen peygamberlerini inkar etmelerinden ötürüdür. Allah da onları bunun için yakalamıştır. Doğrusu O, kuvvetlidir, cezalandırması da şiddetlidir.
40:23
وَلَقَدْve andolsunwalaqadأَرْسَلْنَاbiz gönderdikarsalnāمُوسَىٰMusa'yımūsāبِـَٔايَـٰتِنَاayetlerimizlebiāyātināوَسُلْطَـٰنٍۢve bir yetki ilewasul'ṭāninمُّبِينٍapaçıkmubīnin٢٣
And olsun ki Musa'yı, mucizelerimiz ve apaçık delillerle Firavun, Haman ve Karun'a göndermişizdir. Onlar: "Bu, yalancı sihirbazın biridir" demişlerdi.
40:24
إِلَىٰFir'avn'eilāفِرْعَوْنَFiraunfir'ʿawnaوَهَـٰمَـٰنَve Haman'awahāmānaوَقَـٰرُونَve Karun'awaqārūnaفَقَالُوا۟dedilerfaqālūسَـٰحِرٌۭbir büyücüdürsāḥirunكَذَّابٌۭyalancıkadhābun٢٤
And olsun ki Musa'yı, mucizelerimiz ve apaçık delillerle Firavun, Haman ve Karun'a göndermişizdir. Onlar: "Bu, yalancı sihirbazın biridir" demişlerdi.
40:25
فَلَمَّا(Musa) ne zaman kifalammāجَآءَهُمonlara gelincejāahumبِٱلْحَقِّhakk ilebil-ḥaqiمِنْkatımızdanminعِندِنَاUsʿindināقَالُوا۟dedilerqālūٱقْتُلُوٓا۟öldürünuq'tulūأَبْنَآءَoğullarınıabnāaٱلَّذِينَkimselerinalladhīnaءَامَنُوا۟inanan(ların)āmanūمَعَهُۥonunla berabermaʿahuوَٱسْتَحْيُوا۟ve sağ bırakınwa-is'taḥyūنِسَآءَهُمْ ۚkadınlarınınisāahumوَمَاve değildirwamāكَيْدُtuzağıkayduٱلْكَـٰفِرِينَkafirlerinl-kāfirīnaإِلَّاbaşkasıillāفِىboşa çıkandanضَلَـٰلٍۢerrorḍalālin٢٥
Musa katımızdan onlara gerçeği getirince: "Onunla beraber iman etmiş kimselerin oğullarını öldürün, kadınlarını sağ bırakın" dediler. Ama inkarcıların hilesi elbette boşa gider.
40:26
وَقَالَve dediwaqālaفِرْعَوْنُFir'avnfir'ʿawnuذَرُونِىٓbırakın benidharūnīأَقْتُلْöldüreyimaqtulمُوسَىٰMusa'yımūsāوَلْيَدْعُve yalvarsınwalyadʿuرَبَّهُۥٓ ۖRabbinerabbahuإِنِّىٓçünkü beninnīأَخَافُkorkuyorumakhāfuأَنdiyeanيُبَدِّلَonun değiştirecekyubaddilaدِينَكُمْdininizidīnakumأَوْyahutawأَنdiyeanيُظْهِرَçıkaracakyuẓ'hiraفِىyeryüzündeٱلْأَرْضِthe landl-arḍiٱلْفَسَادَfesadl-fasāda٢٦
Firavun: "Beni bırakın da Musa'yı öldüreyim, o, Rabbine yalvaradursun. Onun, sizin dininizi değiştireceğinden veya yeryüzünde bozgun çıkaracağından korkuyorum" dedi.
40:27
وَقَالَve dediwaqālaمُوسَىٰٓMusamūsāإِنِّىelbette beninnīعُذْتُsığındımʿudh'tuبِرَبِّىbenim de Rabbimbirabbīوَرَبِّكُمve sizin de Rabbinizewarabbikumمِّنhepsindenminكُلِّeverykulliمُتَكَبِّرٍۢkibirlilerinmutakabbirinلَّاinanmayanيُؤْمِنُwho believesyu'minuبِيَوْمِgününebiyawmiٱلْحِسَابِhesapl-ḥisābi٢٧
Musa: "Doğrusu ben, hesap görülecek güne inanmayan böbürlenenlerin hepsinden, benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığınırım" dedi.
40:28
وَقَالَve (şöyle) dediwaqālaرَجُلٌۭbir adamrajulunمُّؤْمِنٌۭmü'minmu'minunمِّنْailesindenminءَالِ(the) familyāliفِرْعَوْنَFir'avnfir'ʿawnaيَكْتُمُgizleyenyaktumuإِيمَـٰنَهُۥٓimanınıīmānahuأَتَقْتُلُونَöldürüyor musunuz?ataqtulūnaرَجُلًاbir adamırajulanأَنdiyeanيَقُولَdiyoryaqūlaرَبِّىَRabbimrabbiyaٱللَّهُAllah'tırl-lahuوَقَدْoysa gerçektenwaqadجَآءَكُمsize gelmiştirjāakumبِٱلْبَيِّنَـٰتِkanıtlarlabil-bayinātiمِنRabbinizdenminرَّبِّكُمْ ۖyour Lordrabbikumوَإِنve eğerwa-inيَكُo iseyakuكَـٰذِبًۭاbir yalancıkādhibanفَعَلَيْهِkendi zararınadırfaʿalayhiكَذِبُهُۥ ۖyalanıkadhibuhuوَإِنve eğerwa-inيَكُo iseyakuصَادِقًۭاdoğru söylüyorṣādiqanيُصِبْكُمbaşınıza geliryuṣib'kumبَعْضُbir kısmıbaʿḍuٱلَّذِىsize va'dettiklerininalladhīيَعِدُكُمْ ۖhe threatens youyaʿidukumإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaلَاdoğru yola iletmezيَهْدِىguideyahdīمَنْkimseyimanهُوَohuwaمُسْرِفٌۭaşırı gidenmus'rifunكَذَّابٌۭyalancıkadhābun٢٨
Firavun ailesinden olup da, inandığını gizleyen bir adam dedi ki: "Rabbim Allah'tır diyen bir adamı mı öldüreceksiniz? Oysa size Rabbinizden belgelerle gelmiştir. Eğer yalancıysa, yalanı kendisinedir; eğer doğru sözlü ise, sizi tehdit ettiklerinin bir kısmı başınıza gelebilir. Doğrusu Allah, aşırı yalancıyı doğru yola eriştirmez."
40:29
يَـٰقَوْمِey kavmimyāqawmiلَكُمُsizindirlakumuٱلْمُلْكُmülkl-mul'kuٱلْيَوْمَbugünl-yawmaظَـٰهِرِينَhakimsinizẓāhirīnaفِىyeryüzüneٱلْأَرْضِthe landl-arḍiفَمَنkimfamanيَنصُرُنَاbizi kurtarır?yanṣurunāمِنۢhışmındanminبَأْسِ(the) punishmentbasiٱللَّهِAllâh'ınl-lahiإِنeğerinجَآءَنَا ۚbize gelirsejāanāقَالَdediqālaفِرْعَوْنُFir'avnfir'ʿawnuمَآben size göstermiyorumأُرِيكُمْI show youurīkumإِلَّاbaşkasınıillāمَآşeydenأَرَىٰgördüğümarāوَمَآvewamāأَهْدِيكُمْben sizi iletmemahdīkumإِلَّاbaşkasınaillāسَبِيلَyoldansabīlaٱلرَّشَادِdoğrul-rashādi٢٩
"Ey milletim; Bugün memlekette hükümranlık sizindir, galip olanlar sizsiniz. Ama Allah'ın baskını bize çatınca, O'na karşı bize kim yardım eder?" Firavun: "Ben size kendi görüşümden başkasını söylemiyorum. Ben size ancak doğru yolu gösteriyorum" dedi.
40:30
وَقَالَve dedi kiwaqālaٱلَّذِىٓ(adam)alladhīءَامَنَinananāmanaيَـٰقَوْمِey kavmimyāqawmiإِنِّىٓelbette beninnīأَخَافُkorkuyorumakhāfuعَلَيْكُمüzerinizeʿalaykumمِّثْلَmislindenmith'laيَوْمِgünününyawmiٱلْأَحْزَابِöncekilerinl-aḥzābi٣٠
İnanmış olan adam dedi ki: "Ey milletim! Doğrusu ben sizin için, Nuh milletinin, Ad, Semud ve onlardan sonra gelenlerin durumu gibi, peygamberleri yalanlayan toplulukların uğradıkları bir günün benzerinden korkuyorum. Allah kullara zulüm dilemez."
40:31
مِثْلَgibimith'laدَأْبِdurumudabiقَوْمِkavmininqawmiنُوحٍۢNûhnūḥinوَعَادٍۢve 'Adwaʿādinوَثَمُودَve Semud'unwathamūdaوَٱلَّذِينَvewa-alladhīnaمِنۢonlardan sonrakilerinminبَعْدِهِمْ ۚafter thembaʿdihimوَمَاve değildirwamāٱللَّهُAllahl-lahuيُرِيدُisteyecekyurīduظُلْمًۭاzulmetmekẓul'manلِّلْعِبَادِkullaralil'ʿibādi٣١
İnanmış olan adam dedi ki: "Ey milletim! Doğrusu ben sizin için, Nuh milletinin, Ad, Semud ve onlardan sonra gelenlerin durumu gibi, peygamberleri yalanlayan toplulukların uğradıkları bir günün benzerinden korkuyorum. Allah kullara zulüm dilemez."
40:32
وَيَـٰقَوْمِve ey kavmimwayāqawmiإِنِّىٓgerçekten beninnīأَخَافُkorkuyorumakhāfuعَلَيْكُمْsizin içinʿalaykumيَوْمَgünündenyawmaٱلتَّنَادِo çağırmal-tanādi٣٢
"Ey milletim! Ahu figan gününden sizin hesabınıza korkuyorum."
40:33
يَوْمَo günyawmaتُوَلُّونَarkanızı dönüptuwallūnaمُدْبِرِينَkaçarsınızmud'birīnaمَاama yokturلَكُمsizin içinlakumمِّنَAllahtanminaٱللَّهِAllahl-lahiمِنْhiç;minعَاصِمٍۢ ۗkurtaracak kimseʿāṣiminوَمَنve kimiwamanيُضْلِلِşaşırtırsayuḍ'liliٱللَّهُAllahl-lahuفَمَاartık olmazfamāلَهُۥonalahuمِنْhiçbirminهَادٍۢyol gösterenhādin٣٣
"Arkanıza dönüp kaçacağınız gün Allah'a karşı sizi koruyan bulunmaz. Allah'ın saptırdığını doğru yola getirecek yoktur."
40:34
وَلَقَدْve andolsunwalaqadجَآءَكُمْsize gelmiştijāakumيُوسُفُYusufyūsufuمِنdaha önceminقَبْلُbeforeqabluبِٱلْبَيِّنَـٰتِaçık kanıtlarlabil-bayinātiفَمَاfakatfamāزِلْتُمْgeri durmadınızzil'tumفِى(olmaktan)شَكٍّۢşüphedeshakkinمِّمَّاşeyler hakkındamimmāجَآءَكُمsize getirdiklerijāakumبِهِۦ ۖonunbihiحَتَّىٰٓnihayetḥattāإِذَاzamanidhāهَلَكَöldüğühalakaقُلْتُمْdedinizqul'tumلَنaslalanيَبْعَثَgöndermezyabʿathaٱللَّهُAllahl-lahuمِنۢondan sonraminبَعْدِهِۦafter himbaʿdihiرَسُولًۭا ۚelçirasūlanكَذَٰلِكَişte böylekadhālikaيُضِلُّsaptırıryuḍilluٱللَّهُAllahl-lahuمَنْkimselerimanهُوَohuwaمُسْرِفٌۭaşırı gidenmus'rifunمُّرْتَابٌşüphecimur'tābun٣٤
"And olsun ki, Yusuf da, daha önce, size belgelerle gelmişti. Size getirdiği şeylerden şüphelenip durmuştunuz. Sonunda Yusuf ölünce, Allah onun ardından hiçbir peygamber göndermeyecek demiştiniz. Allah, aşırı şüpheciyi işte böylece saptırır."
40:35
ٱلَّذِينَonlar kialladhīnaيُجَـٰدِلُونَtartışırlaryujādilūnaفِىٓhakkındaءَايَـٰتِayetleriāyātiٱللَّهِAllah'ınl-lahiبِغَيْرِolmadanbighayriسُلْطَـٰنٍbir delilsul'ṭāninأَتَىٰهُمْ ۖkendilerine gelmişatāhumكَبُرَne büyükkaburaمَقْتًاbir kızgınlıktırmaqtanعِندَyanındaʿindaٱللَّهِAllahl-lahiوَعِندَve yanındawaʿindaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَامَنُوا۟ ۚinanan(lar)āmanūكَذَٰلِكَişte böylekadhālikaيَطْبَعُmühürleryaṭbaʿuٱللَّهُAllahl-lahuعَلَىٰüzeriniʿalāكُلِّherkulliقَلْبِkalbiqalbiمُتَكَبِّرٍۢkibirlimutakabbirinجَبَّارٍۢzorbanınjabbārin٣٥
"Bunlar, Allah'ın ayetleri üzerinde kendilerine gelmiş bir delil bulunmadan tartışırlar. Bu, Allah katında da, inananların yanında da öfkeyi arttırır. Allah, büyüklük taslayan her zorbanın kalbini bundan dolayı mühürler."
40:36
وَقَالَve dedi kiwaqālaفِرْعَوْنُFir'avnfir'ʿawnuيَـٰهَـٰمَـٰنُey Hâmânyāhāmānuٱبْنِyapib'niلِىbanaصَرْحًۭاyüksek bir kuleṣarḥanلَّعَلِّىٓbelkilaʿallīأَبْلُغُerişirimablughuٱلْأَسْبَـٰبَsebeplerel-asbāba٣٦
Firavun: "Ey Haman! Bana bir kule yap; belki yollara, göklerin yollarına erişirim de Musa'nın Tanrısını görürüm. Doğrusu ben, onu yalancı sanıyorum" dedi. Firavun'a, kötü işi böylece güzel gösterildi ve doğru yoldan alıkondu. Firavun'un hilesi elbette boşa gidecekti.
40:37
أَسْبَـٰبَsebeplerineasbābaٱلسَّمَـٰوَٰتِgöklerinl-samāwātiفَأَطَّلِعَböylece bakayımfa-aṭṭaliʿaإِلَىٰٓtanrısınailāإِلَـٰهِ(the) GodilāhiمُوسَىٰMusâ'nınmūsāوَإِنِّىçünkü benwa-innīلَأَظُنُّهُۥonu sanıyorumla-aẓunnuhuكَـٰذِبًۭا ۚyalancıdırkādhibanوَكَذَٰلِكَve böylecewakadhālikaزُيِّنَsüslü gösterildizuyyinaلِفِرْعَوْنَFir'avn'alifir'ʿawnaسُوٓءُkötüsūuعَمَلِهِۦişiʿamalihiوَصُدَّve çıkarıldıwaṣuddaعَنِyoldanʿaniٱلسَّبِيلِ ۚthe wayl-sabīliوَمَاve değildiwamāكَيْدُtuzağıkayduفِرْعَوْنَFir'avn'ınfir'ʿawnaإِلَّاbaşkaillāفِىhüsrandanتَبَابٍۢruintabābin٣٧
Firavun: "Ey Haman! Bana bir kule yap; belki yollara, göklerin yollarına erişirim de Musa'nın Tanrısını görürüm. Doğrusu ben, onu yalancı sanıyorum" dedi. Firavun'a, kötü işi böylece güzel gösterildi ve doğru yoldan alıkondu. Firavun'un hilesi elbette boşa gidecekti.
40:38
وَقَالَdedi kiwaqālaٱلَّذِىٓ(adam)alladhīءَامَنَinananāmanaيَـٰقَوْمِey kavmimyāqawmiٱتَّبِعُونِbana uyunittabiʿūniأَهْدِكُمْsizi götüreyimahdikumسَبِيلَyolasabīlaٱلرَّشَادِdoğrul-rashādi٣٨
O inanan kimse dedi ki: "Ey milletim! Bana uyun, sizi doğru yola eriştireyim."
40:39
يَـٰقَوْمِey kavmimyāqawmiإِنَّمَاgerçekteninnamāهَـٰذِهِbuhādhihiٱلْحَيَوٰةُhayatıl-ḥayatuٱلدُّنْيَاdünyal-dun'yāمَتَـٰعٌۭbir geçinmedirmatāʿunوَإِنَّve gerçektenwa-innaٱلْـَٔاخِرَةَahiretl-ākhirataهِىَohiyaدَارُyerdirdāruٱلْقَرَارِebedi olarak durulacakl-qarāri٣٩
"Ey milletim! Şüphesiz bu dünya hayatı geçicidir, ama ahiret, doğrusu işte o, kalınacak yurttur."
40:40
مَنْkimmanعَمِلَyaparsaʿamilaسَيِّئَةًۭbir kötülüksayyi-atanفَلَاcezalandırılmazfalāيُجْزَىٰٓhe will be recompensedyuj'zāإِلَّاbaşkasıylaillāمِثْلَهَا ۖonun mislindenmith'lahāوَمَنْve her kimwamanعَمِلَyaparsaʿamilaصَـٰلِحًۭاfaydalı bir işṣāliḥanمِّنerkektenminذَكَرٍmaledhakarinأَوْveyaawأُنثَىٰkadın(dan)unthāوَهُوَve owahuwaمُؤْمِنٌۭinanarakmu'minunفَأُو۟لَـٰٓئِكَişte onlarfa-ulāikaيَدْخُلُونَgirerleryadkhulūnaٱلْجَنَّةَcennetel-janataيُرْزَقُونَkendilerine rızık veriliryur'zaqūnaفِيهَاoradafīhāبِغَيْرِolmaksızınbighayriحِسَابٍۢhesabıḥisābin٤٠
"Kim bir kötülük işlerse ancak onun kadar ceza görür. Kadın veya erkek, kim, inanarak yararlı iş işlerse, işte onlar cennete girerler; orada hesapsız şekilde rızıklanırlar."
40:41
۞ وَيَـٰقَوْمِve ey kavmimwayāqawmiمَاne oluyor?لِىٓbanaأَدْعُوكُمْben sizi çağırıyorumadʿūkumإِلَىkurtuluşailāٱلنَّجَوٰةِthe salvationl-najatiوَتَدْعُونَنِىٓve siz beni çağırıyorsunuzwatadʿūnanīإِلَىateşeilāٱلنَّارِthe Firel-nāri٤١
"Ey milletim! Nedir başıma gelen? Ben sizi kurtuluşa çağırıyorum, siz beni ateşe çağırıyorsunuz."
40:42
تَدْعُونَنِىsiz beni çağırıyorsunuztadʿūnanīلِأَكْفُرَnankörlük etmeğeli-akfuraبِٱللَّهِAllah'abil-lahiوَأُشْرِكَve ortak koşmağawa-ush'rikaبِهِۦO'nabihiمَاşeyleriلَيْسَolmayanlaysaلِىbenimبِهِۦonun hakkındabihiعِلْمٌۭbilgimʿil'munوَأَنَا۠ben isewa-anāأَدْعُوكُمْsizi çağırıyorumadʿūkumإِلَىaziz olanailāٱلْعَزِيزِthe All-Mightyl-ʿazīziٱلْغَفَّـٰرِçok bağışlayanal-ghafāri٤٢
"Siz beni Allah'ı inkar etmeye, bilmediğim bir şeyi O'na ortak koşmaya çağırıyorsunuz; ben ise sizi, güçlü olan, çok bağışlayan Allah'a çağırıyorum."
40:43
لَاyok (ki)جَرَمَşüphejaramaأَنَّمَاkesinlikleannamāتَدْعُونَنِىٓsiz beni çağırıyorsunuztadʿūnanīإِلَيْهِonailayhiلَيْسَ(oysa) yokturlaysaلَهُۥonunlahuدَعْوَةٌۭdu'aya değer tarafıdaʿwatunفِىdünyadaٱلدُّنْيَاthe worldl-dun'yāوَلَاne dewalāفِىahiretteٱلْـَٔاخِرَةِthe Hereafterl-ākhiratiوَأَنَّve elbettewa-annaمَرَدَّنَآbizim dönüşümüzmaraddanāإِلَىAllah'adırilāٱللَّهِAllahl-lahiوَأَنَّve elbettewa-annaٱلْمُسْرِفِينَaşırı gidenlerl-mus'rifīnaهُمْişte onlarhumأَصْحَـٰبُhalkıdıraṣḥābuٱلنَّارِateşl-nāri٤٣
"Beni kendisine çağırdığınızın, bu dünyada da ahirette de çağırabilecek kabiliyette olmadığında, hepimizin Allah'a döneceğinde, aşırı gidenlerin ateşlikler olduklarında şüphe yoktur."
40:44
فَسَتَذْكُرُونَyakında hatırlayacaksınızfasatadhkurūnaمَآneأَقُولُsöylediysemaqūluلَكُمْ ۚsizelakumوَأُفَوِّضُve bırakıyorumwa-ufawwiḍuأَمْرِىٓişimiamrīإِلَىAllah'ailāٱللَّهِ ۚAllahl-lahiإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaبَصِيرٌۢgörürbaṣīrunبِٱلْعِبَادِkullarıbil-ʿibādi٤٤
"Size söylediğimi hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah'a bırakıyorum. Doğrusu Allah, kulları görür."
40:45
فَوَقَىٰهُonu korudufawaqāhuٱللَّهُAllahl-lahuسَيِّـَٔاتِkötülüklerindensayyiātiمَاonların kurdukları tuzaklarınمَكَرُوا۟ ۖthey plottedmakarūوَحَاقَve kuşattıwaḥāqaبِـَٔالِailesinibiāliفِرْعَوْنَFir'avnfir'ʿawnaسُوٓءُen kötüsüsūuٱلْعَذَابِazabınl-ʿadhābi٤٥
Allah o adamı, kurmak istedikleri tuzaktan korudu. Kötü azap Firavun'un adamlarını sardı.
40:46
ٱلنَّارُateşal-nāruيُعْرَضُونَsunulurlaryuʿ'raḍūnaعَلَيْهَاonaʿalayhāغُدُوًّۭاsabahghuduwwanوَعَشِيًّۭا ۖve akşamwaʿashiyyanوَيَوْمَve günüwayawmaتَقُومُkoptuğutaqūmuٱلسَّاعَةُkıyametinl-sāʿatuأَدْخِلُوٓا۟sokun (denilir)adkhilūءَالَailesiniālaفِرْعَوْنَFir'avnfir'ʿawnaأَشَدَّen çetinineashaddaٱلْعَذَابِazabınl-ʿadhābi٤٦
Onlar, sabah akşam ateşe sunulurlar. Kıyamet çattığı gün, "Firavun'un adamlarını azabın en ağırına sokun"denir.
40:47
وَإِذْvewa-idhيَتَحَآجُّونَbirbirleriyle tartışırlarkenyataḥājjūnaفِىiçindeٱلنَّارِateşinl-nāriفَيَقُولُdediler kifayaqūluٱلضُّعَفَـٰٓؤُا۟zayıf olanlarl-ḍuʿafāuلِلَّذِينَbüyüklük taslayanlaralilladhīnaٱسْتَكْبَرُوٓا۟were arrogantis'takbarūإِنَّاelbette bizinnāكُنَّاidikkunnāلَكُمْsizelakumتَبَعًۭاuymuştabaʿanفَهَلْsiz-misiniz?fahalأَنتُمsizantumمُّغْنُونَavertmugh'nūnaعَنَّاbizdenʿannāنَصِيبًۭاufak bir parçasınınaṣībanمِّنَateşinminaٱلنَّارِthe Firel-nāri٤٧
Ateşin içinde birbirleriyle tartışırlarken, güçsüzler, büyüklük taslayanlara: "Doğrusu biz size uymuştuk, şimdi ateşin bir parçasını olsun bizden savabilir misiniz?" derler.
40:48
قَالَdedi(ler) kiqālaٱلَّذِينَbüyüklük taslayanlaralladhīnaٱسْتَكْبَرُوٓا۟(were) arrogantis'takbarūإِنَّاelbette bizinnāكُلٌّۭhepimizkullunفِيهَآonun içindeyizfīhāإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaقَدْelbetteqadحَكَمَhüküm verdiḥakamaبَيْنَarasındabaynaٱلْعِبَادِkullarl-ʿibādi٤٨
Büyüklük taslayanlar: "Doğrusu hepimiz onun içindeyiz. Allah kullar arasında şüphesiz hüküm vermiştir" derler.
40:49
وَقَالَve dedi(ler) kiwaqālaٱلَّذِينَiçindekileralladhīnaفِىinٱلنَّارِateşl-nāriلِخَزَنَةِbekçilerinelikhazanatiجَهَنَّمَcehenneminjahannamaٱدْعُوا۟du'a edinid'ʿūرَبَّكُمْRabbinizerabbakumيُخَفِّفْhafifletsinyukhaffifعَنَّاbizdenʿannāيَوْمًۭاbir günyawmanمِّنَbirazminaٱلْعَذَابِazabıl-ʿadhābi٤٩
Ateşte olanlar, cehennemin bekçilerine: "Rabbinize yalvarın da hiç değilse bir gün, azabımızı hafifletsin" derler.
40:50
قَالُوٓا۟dedilerqālūأَوَلَمْdeğilmiydi?awalamتَكُDid there nottakuتَأْتِيكُمْsize geliyortatīkumرُسُلُكُمelçilerinizrusulukumبِٱلْبَيِّنَـٰتِ ۖaçık kanıtlarlabil-bayinātiقَالُوا۟dedilerqālūبَلَىٰ ۚevet (gelirlerdi)balāقَالُوا۟dedilerqālūفَٱدْعُوا۟ ۗöyle ise yalvar(ıp dur)unfa-id'ʿūوَمَاfakat değildirwamāدُعَـٰٓؤُا۟yalvarmasıduʿāuٱلْكَـٰفِرِينَkafirlerinl-kāfirīnaإِلَّاbaşkasıillāفِىdalalettenضَلَـٰلٍerrorḍalālin٥٠
Bekçiler: "Size, belgelerle peygamberleriniz gelmiş miydi?" derler. Onlar da: "Evet, gelmişti" derler. Bekçiler: "O halde kendiniz yalvarın" derler. İnkarcıların yalvarışı şüphesiz boşunadır.
40:51
إِنَّاelbette bizinnāلَنَنصُرُyardım ederizlananṣuruرُسُلَنَاelçilerimizerusulanāوَٱلَّذِينَve kimselerewa-alladhīnaءَامَنُوا۟inanan(lara)āmanūفِىhayatındaٱلْحَيَوٰةِthe lifel-ḥayatiٱلدُّنْيَاdünyal-dun'yāوَيَوْمَve gündewayawmaيَقُومُ(şahidliğe) duracaklarıyaqūmuٱلْأَشْهَـٰدُşahidlerinl-ashhādu٥١
Doğrusu Biz, peygamberlerimize ve inananlara dünya hayatında ve şahidlerin şahidlik edecekleri günde yardım ederiz.
40:52
يَوْمَo günyawmaلَاfayda vermezيَنفَعُwill benefityanfaʿuٱلظَّـٰلِمِينَzalimlerel-ẓālimīnaمَعْذِرَتُهُمْ ۖma'zeretlerimaʿdhiratuhumوَلَهُمُve onlar için vardırwalahumuٱللَّعْنَةُla'netl-laʿnatuوَلَهُمْve onlara vardırwalahumسُوٓءُen kötüsüsūuٱلدَّارِyurt(lar)ınl-dāri٥٢
O gün zalimlere, özür beyan etmeleri fayda vermez. Lanet onlaradır. Yurdun kötüsü de onlaradır.
40:53
وَلَقَدْve andolsunwalaqadءَاتَيْنَاbiz verdikātaynāمُوسَىMusa'yamūsāٱلْهُدَىٰhidayetl-hudāوَأَوْرَثْنَاve miras kıldıkwa-awrathnāبَنِىٓoğullarınabanīإِسْرَٰٓءِيلَİsrailis'rāīlaٱلْكِتَـٰبَKitabıl-kitāba٥٣
And olsun ki Biz Musa'ya doğruluk rehberi verdik. İsrailoğullarını da, akıl sahipleri için bir öğüt ve doğruluk rehberi olan Kitap'a, Tevrat'a varis kıldık.
40:54
هُدًۭىbir yol göstericidirhudanوَذِكْرَىٰve öğüttürwadhik'rāلِأُو۟لِىsahiplerineli-ulīٱلْأَلْبَـٰبِsağduyul-albābi٥٤
And olsun ki Biz Musa'ya doğruluk rehberi verdik. İsrailoğullarını da, akıl sahipleri için bir öğüt ve doğruluk rehberi olan Kitap'a, Tevrat'a varis kıldık.
40:55
فَٱصْبِرْo halde sabretfa-iṣ'birإِنَّmutlakainnaوَعْدَva'diwaʿdaٱللَّهِAllah'ınl-lahiحَقٌّۭgerçektirḥaqqunوَٱسْتَغْفِرْve istiğfar etwa-is'taghfirلِذَنۢبِكَgünahınalidhanbikaوَسَبِّحْve anwasabbiḥبِحَمْدِövgü ilebiḥamdiرَبِّكَRabbinirabbikaبِٱلْعَشِىِّakşambil-ʿashiyiوَٱلْإِبْكَـٰرِsabahwal-ib'kāri٥٥
Sabret, Allah'ın verdiği söz şüphesiz gerçektir. Suçunun bağışlanmasını dile; Rabbini akşam, sabah, överek tesbih et.
40:56
إِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaيُجَـٰدِلُونَtartışan(lar)yujādilūnaفِىٓhakkındaءَايَـٰتِayetleriāyātiٱللَّهِAllah'ınl-lahiبِغَيْرِolmadanbighayriسُلْطَـٰنٍ(hiçbir) delilsul'ṭāninأَتَىٰهُمْ ۙkendilerine gelenatāhumإِنyokturinفِىonların göğüslerindeصُدُورِهِمْtheir breastsṣudūrihimإِلَّاbaşka bir şeyillāكِبْرٌۭbüyüklük (taslamaktan)kib'runمَّاonlarهُمtheyhumبِبَـٰلِغِيهِ ۚerişemeyecekleribibālighīhiفَٱسْتَعِذْsen sığınfa-is'taʿidhبِٱللَّهِ ۖAllah'abil-lahiإِنَّهُۥçünkü OinnahuهُوَO'durhuwaٱلسَّمِيعُişitenl-samīʿuٱلْبَصِيرُgörenl-baṣīru٥٦
Allah'ın ayetleri üzerinde kendilerine gelen bir delil olmadan tartışanların gönüllerinde, ulaşamayacakları bir büyüklenme vardır. Sen Allah'a sığın. O şüphesiz işitendir, görendir.
40:57
لَخَلْقُyaratmaklakhalquٱلسَّمَـٰوَٰتِgökleril-samāwātiوَٱلْأَرْضِve yeriwal-arḍiأَكْبَرُçok daha zordurakbaruمِنْyaratmaktanminخَلْقِ(the) creationkhalqiٱلنَّاسِinsanlarıl-nāsiوَلَـٰكِنَّfakatwalākinnaأَكْثَرَçoğuaktharaٱلنَّاسِinsanlarınl-nāsiلَاbilmezlerيَعْلَمُونَknowyaʿlamūna٥٧
Göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyük bir şeydir. Fakat insanların çoğu bilmezler.
40:58
وَمَاolmazwamāيَسْتَوِىeşityastawīٱلْأَعْمَىٰkörl-aʿmāوَٱلْبَصِيرُve görenwal-baṣīruوَٱلَّذِينَve kimselerwa-alladhīnaءَامَنُوا۟inanan(lar)āmanūوَعَمِلُوا۟ve yapanlarwaʿamilūٱلصَّـٰلِحَـٰتِiyi işlerl-ṣāliḥātiوَلَاve ne dewalāٱلْمُسِىٓءُ ۚkötülük yapanl-musīuقَلِيلًۭاazqalīlanمَّاne kadarتَتَذَكَّرُونَdüşünüyorsunuztatadhakkarūna٥٨
Körle gören, inanıp yararlı iş işleyenlerle kötülük yapan bir değildir. Ne kadar az düşünüyorsunuz?
40:59
إِنَّmutlakainnaٱلسَّاعَةَsa'atl-sāʿataلَـَٔاتِيَةٌۭgelecektirlaātiyatunلَّاasla yokturرَيْبَşüpheraybaفِيهَاbundafīhāوَلَـٰكِنَّfakatwalākinnaأَكْثَرَçoğuaktharaٱلنَّاسِinsanlarınl-nāsiلَاinanmazlarيُؤْمِنُونَbelieveyu'minūna٥٩
Kıyamet günü mutlaka gelecektir. Bunda şüphe yoktur, fakat, insanların çoğu inanmıyor.
40:60
وَقَالَve dedi kiwaqālaرَبُّكُمُRabbinizrabbukumuٱدْعُونِىٓbana du'a edinid'ʿūnīأَسْتَجِبْkabul edeyimastajibلَكُمْ ۚsizdenlakumإِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَkimseleralladhīnaيَسْتَكْبِرُونَbüyüklenen(ler)yastakbirūnaعَنْbana kulluk etmeğeʿanعِبَادَتِىworship Meʿibādatīسَيَدْخُلُونَgireceklerdirsayadkhulūnaجَهَنَّمَcehennemejahannamaدَاخِرِينَaşağılık olarakdākhirīna٦٠
Rabbiniz: "Bana dua edin ki duanıza icabet edeyim. Bana kulluk etmeyi büyüklüklerine yediremeyenler alçalmış olarak cehenneme gireceklerdir" buyurmuştur.
40:61
ٱللَّهُAllahal-lahuٱلَّذِىO'dur kialladhīجَعَلَyaptıjaʿalaلَكُمُsizelakumuٱلَّيْلَgeceyial-laylaلِتَسْكُنُوا۟istirahat etmeniz içinlitaskunūفِيهِiçindefīhiوَٱلنَّهَارَve gündüzüwal-nahāraمُبْصِرًا ۚgörmeniz içinmub'ṣiranإِنَّşüphesizinnaٱللَّهَAllahl-lahaلَذُوsahibidirladhūفَضْلٍlutuffaḍlinعَلَىkarşıʿalāٱلنَّاسِinsanlaral-nāsiوَلَـٰكِنَّfakatwalākinnaأَكْثَرَçoğuaktharaٱلنَّاسِinsanlarınl-nāsiلَاşükretmezlerيَشْكُرُونَgive thanksyashkurūna٦١
Size, geceyi dinlenesiniz diye karanlık ve gündüzü aydınlık olarak yaratan Allah'tır. Doğrusu Allah insanlara karşı lütufkardır, ama insanların çoğu şükretmezler.
40:62
ذَٰلِكُمُişte budurdhālikumuٱللَّهُAllahl-lahuرَبُّكُمْRabbinizrabbukumخَـٰلِقُyaratıcısı olankhāliquكُلِّherkulliشَىْءٍۢşeyinshayinلَّآyokturإِلَـٰهَtanrıilāhaإِلَّاbaşkaillāهُوَ ۖO'ndanhuwaفَأَنَّىٰnasıl da?fa-annāتُؤْفَكُونَçevriliyorsunuztu'fakūna٦٢
İşte herşeyin yaratıcısı olan Rabbiniz Allah budur. O'ndan başka tanrı yoktur. Nasıl aldatılıp döndürülürsünüz?
40:63
كَذَٰلِكَişte böylekadhālikaيُؤْفَكُçevriliyorlardıyu'fakuٱلَّذِينَkimseleralladhīnaكَانُوا۟olanlarkānūبِـَٔايَـٰتِayetlerinibiāyātiٱللَّهِAllah'ınl-lahiيَجْحَدُونَkasden inkar etmekteyajḥadūna٦٣
Allah'ın ayetlerini bile bile inkar edenler böylece döndürülüyorlardı.
40:64
ٱللَّهُAllahal-lahuٱلَّذِىO'dur kialladhīجَعَلَyaptıjaʿalaلَكُمُsizelakumuٱلْأَرْضَarzıl-arḍaقَرَارًۭاdurulacak yerqarāranوَٱلسَّمَآءَve göğüwal-samāaبِنَآءًۭbinabināanوَصَوَّرَكُمْve sizi şekillendirdiwaṣawwarakumفَأَحْسَنَve güzel yaptıfa-aḥsanaصُوَرَكُمْşekilleriniziṣuwarakumوَرَزَقَكُمve sizi beslediwarazaqakumمِّنَgüzel rızıklarlaminaٱلطَّيِّبَـٰتِ ۚthe good thingsl-ṭayibātiذَٰلِكُمُişte budurdhālikumuٱللَّهُAllahl-lahuرَبُّكُمْ ۖRabbinizrabbukumفَتَبَارَكَne yücedirfatabārakaٱللَّهُAllahl-lahuرَبُّRabbirabbuٱلْعَـٰلَمِينَalemlerinl-ʿālamīna٦٤
Sizin için yeri durak, göğü bina eden, size şekil verip de, şeklinizi güzel yapan, sizi temiz şeylerle rızıklandıran Allah'tır. İşte Rabbiniz olan Allah budur. Alemlerin Rabbi Allah ne yücedir!
40:65
هُوَOhuwaٱلْحَىُّdiridirl-ḥayuلَآyokturإِلَـٰهَtanrıilāhaإِلَّاbaşkaillāهُوَO'ndanhuwaفَٱدْعُوهُO'na yalvarınfa-id'ʿūhuمُخْلِصِينَhalis kılarakmukh'liṣīnaلَهُyalnız kendisinelahuٱلدِّينَ ۗdinil-dīnaٱلْحَمْدُhamdl-ḥamduلِلَّهِAllah'a mahsusturlillahiرَبِّRabbirabbiٱلْعَـٰلَمِينَalemlerinl-ʿālamīna٦٥
O diridir, O'ndan başka tanrı yoktur. Dini yalnız O'na has kılarak O'na yalvarın. Övgü, Alemlerin Rabbi Allah içindir.
40:66
۞ قُلْde kiqulإِنِّىelbette beninnīنُهِيتُmen'olundumnuhītuأَنْtapmaktananأَعْبُدَworshipaʿbudaٱلَّذِينَsizin yalvardıklarınızaalladhīnaتَدْعُونَyou calltadʿūnaمِنbaşkaminدُونِbesidesdūniٱللَّهِAllah'tanl-lahiلَمَّاzamanlammāجَآءَنِىَbana geldiğijāaniyaٱلْبَيِّنَـٰتُaçık delillerl-bayinātuمِنRabbimdenminرَّبِّىmy Lordrabbīوَأُمِرْتُve emrolundumwa-umir'tuأَنْteslim olmaklaanأُسْلِمَsubmitus'limaلِرَبِّRabbinelirabbiٱلْعَـٰلَمِينَalemlerinl-ʿālamīna٦٦
De ki: "Sizin, Allah'ı bırakıp da kulluk ettiklerinize kulluk etmek bana yasak kılınmıştır. Zira bana Rabbimden belgeler gelmiştir. Ben, kendimi Alemlerin Rabbine vermekle emrolundum."
40:67
هُوَO'durhuwaٱلَّذِىkialladhīخَلَقَكُمsizi yarattıkhalaqakumمِّنtopraktanminتُرَابٍۢdustturābinثُمَّsonrathummaمِنnutfe(sperm)denminنُّطْفَةٍۢa semen-dropnuṭ'fatinثُمَّsonrathummaمِنْalaka(embriyo)danminعَلَقَةٍۢa clinging substanceʿalaqatinثُمَّsonrathummaيُخْرِجُكُمْsizi çıkarıyoryukh'rijukumطِفْلًۭاçocuk olarakṭif'lanثُمَّsonrathummaلِتَبْلُغُوٓا۟ermeniz içinlitablughūأَشُدَّكُمْgüçlü çağınızaashuddakumثُمَّsonrathummaلِتَكُونُوا۟olmanız içinlitakūnūشُيُوخًۭا ۚihtiyarlarshuyūkhanوَمِنكُمve içinizdenwaminkumمَّنkimimanيُتَوَفَّىٰöldürülüyoryutawaffāمِنdaha önceminقَبْلُ ۖbefore qabluوَلِتَبْلُغُوٓا۟ve erişmeniz içinwalitablughūأَجَلًۭاsüreyeajalanمُّسَمًّۭىbellimusammanوَلَعَلَّكُمْve umulur kiwalaʿallakumتَعْقِلُونَaklınızı kullanırsınıztaʿqilūna٦٧
Sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra kan pıhtısından yaratan; sonra erginlik çağına ulaşmanız, sonra da yaşlanmanız için sizi bebek olarak dünyaya çıkaran O'dur. Kiminiz daha önce öldürülür, kiminiz de, belirtilmiş bir süreye ulaşırsınız. Belki artık düşünürsünüz.
40:68
هُوَO'durhuwaٱلَّذِىyaşatanalladhīيُحْىِۦgives lifeyuḥ'yīوَيُمِيتُ ۖve öldürenwayumītuفَإِذَاzamanfa-idhāقَضَىٰٓhükmettiğiqaḍāأَمْرًۭاbir işiamranفَإِنَّمَاsadecefa-innamāيَقُولُderyaqūluلَهُۥonalahuكُنol!kunفَيَكُونُo da olurfayakūnu٦٨
Dirilten, öldüren O'dur. Bir şeye karar verirse "Ol" der, o da oluverir.
40:69
أَلَمْgörmedin mi?alamتَرَyou seetaraإِلَىkimseleriilāٱلَّذِينَthose whoalladhīnaيُجَـٰدِلُونَtartışan(ları)yujādilūnaفِىٓhakkındaءَايَـٰتِayetleriāyātiٱللَّهِAllah'ınl-lahiأَنَّىٰnasıl da?annāيُصْرَفُونَçevriliyorlaryuṣ'rafūna٦٩
Allah'ın ayetleri üzerinde tartışanları görmez misin? Nasıl da döndürülüyorlar?
40:70
ٱلَّذِينَkimseleralladhīnaكَذَّبُوا۟yalanlayan(lar)kadhabūبِٱلْكِتَـٰبِKitabıbil-kitābiوَبِمَآve şeyiwabimāأَرْسَلْنَاgönderdiğimizarsalnāبِهِۦonunlabihiرُسُلَنَا ۖelçilerimizirusulanāفَسَوْفَfakat yakındafasawfaيَعْلَمُونَbileceklerdiryaʿlamūna٧٠
Kitap'ı ve peygamberlerimize gönderdiklerimizi yalanlayanlar elbette bileceklerdir.
40:71
إِذِo zamanidhiٱلْأَغْلَـٰلُdemir halkalarl-aghlāluفِىٓboyunlarındaأَعْنَـٰقِهِمْtheir necksaʿnāqihimوَٱلسَّلَـٰسِلُve zincirlerwal-salāsiluيُسْحَبُونَsürüklenceklerdiryus'ḥabūna٧١
Boyunlarında halkalar ve zincirler olarak kaynar suya sürülür, sonra ateşte yakılırlar.
40:72
فِىiçindeٱلْحَمِيمِkaynar sul-ḥamīmiثُمَّsonrathummaفِىateşteٱلنَّارِthe Firel-nāriيُسْجَرُونَyakılacaklardıryus'jarūna٧٢
Boyunlarında halkalar ve zincirler olarak kaynar suya sürülür, sonra ateşte yakılırlar.
40:73
ثُمَّsonrathummaقِيلَdenilecektirqīlaلَهُمْonlaralahumأَيْنَnerede?aynaمَاşeylerكُنتُمْolduğunuzkuntumتُشْرِكُونَortak koşuyor(lar)tush'rikūna٧٣
Sonra onlara: "Allah'ı bırakıp da koştuğunuz ortaklar nerededir?" denir. "Bizden uzaklaştılar; hayır, biz zaten önceleri hiçbir şeye kulluk etmiyorduk" derler. İşte Allah inkarcıları böyle saptırır.
40:74
مِنbaşkaları?minدُونِOther thandūniٱللَّهِ ۖAllah'tanl-lahiقَالُوا۟diyecekler kiqālūضَلُّوا۟kayboldularḍallūعَنَّاbizdenʿannāبَلhayırbalلَّمْdeğilmişizlamنَكُنwe used tonakunنَّدْعُوا۟biz tapmıyornadʿūمِنöncedenminقَبْلُbeforeqabluشَيْـًۭٔا ۚhiçbir şeyeshayanكَذَٰلِكَişte böylekadhālikaيُضِلُّşaşırtıryuḍilluٱللَّهُAllahl-lahuٱلْكَـٰفِرِينَkafirleril-kāfirīna٧٤
Sonra onlara: "Allah'ı bırakıp da koştuğunuz ortaklar nerededir?" denir. "Bizden uzaklaştılar; hayır, biz zaten önceleri hiçbir şeye kulluk etmiyorduk" derler. İşte Allah inkarcıları böyle saptırır.
40:75
ذَٰلِكُمbu durumdhālikumبِمَاötürüdürbimāكُنتُمْsizinkuntumتَفْرَحُونَşımarmanızdantafraḥūnaفِىyeryüzündeٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiبِغَيْرِolmaksızınbighayriٱلْحَقِّhakkıl-ḥaqiوَبِمَاve ötürüdürwabimāكُنتُمْolmanızdankuntumتَمْرَحُونَböbürlenmiştamraḥūna٧٥
Onlara: "İşte bu, yeryüzünde haksız yere şımarmanız ve böbürlenmenizden ötürüdür. Temelli kalacağınız cehennem kapılarından girin" denir. Büyüklenenlerin durağı ne kötüdür!
40:76
ٱدْخُلُوٓا۟girinud'khulūأَبْوَٰبَkapılarındanabwābaجَهَنَّمَcehenneminjahannamaخَـٰلِدِينَebedi kalacaksınızkhālidīnaفِيهَا ۖoradafīhāفَبِئْسَne kötüdürfabi'saمَثْوَىyerimathwāٱلْمُتَكَبِّرِينَkibirlenenlerinl-mutakabirīna٧٦
Onlara: "İşte bu, yeryüzünde haksız yere şımarmanız ve böbürlenmenizden ötürüdür. Temelli kalacağınız cehennem kapılarından girin" denir. Büyüklenenlerin durağı ne kötüdür!
40:77
فَٱصْبِرْartık sabretfa-iṣ'birإِنَّşüphesizinnaوَعْدَva'di (sözü)waʿdaٱللَّهِAllah'ınl-lahiحَقٌّۭ ۚgerçektirḥaqqunفَإِمَّاyafa-immāنُرِيَنَّكَsana gösteririznuriyannakaبَعْضَbir kısmınıbaʿḍaٱلَّذِىşeylerinalladhīنَعِدُهُمْonları tehdidettiğimiznaʿiduhumأَوْyahutawنَتَوَفَّيَنَّكَseni vefat ettiririznatawaffayannakaفَإِلَيْنَاsonunda bizefa-ilaynāيُرْجَعُونَdöndürüleceklerdiryur'jaʿūna٧٧
Sabret; şüphesiz Allah'ın verdiği söz gerçektir. Onlara söz verdiğimiz azabın bir kısmını sana gösteririz veya seni öldürürüz, nasıl olsa onların dönüşü Bizedir.
40:78
وَلَقَدْve andolsunwalaqadأَرْسَلْنَاbiz gönderdikarsalnāرُسُلًۭاelçilerrusulanمِّنsenden önce deminقَبْلِكَbefore youqablikaمِنْهُمonlardanmin'humمَّنkiminimanقَصَصْنَاanlattıkqaṣaṣnāعَلَيْكَsanaʿalaykaوَمِنْهُمve onlardanwamin'humمَّنkiminimanلَّمْanlatmadıklamنَقْصُصْWe have relatednaqṣuṣعَلَيْكَ ۗsanaʿalaykaوَمَاve değildirwamāكَانَmümkünkānaلِرَسُولٍhiçbir elçininlirasūlinأَنgetirmesianيَأْتِىَhe bringsyatiyaبِـَٔايَةٍbir mu'cizebiāyatinإِلَّاdışındaillāبِإِذْنِiznibi-idh'niٱللَّهِ ۚAllah'ınl-lahiفَإِذَاzamanfa-idhāجَآءَgeldiğijāaأَمْرُemriamruٱللَّهِAllah'ınl-lahiقُضِىَyerine getirilirquḍiyaبِٱلْحَقِّhak ilebil-ḥaqiوَخَسِرَve hüsrana uğrarlarwakhasiraهُنَالِكَoradahunālikaٱلْمُبْطِلُونَboşa çıkarmağa uğraşanlarl-mub'ṭilūna٧٨
And olsun ki, senden önce birçok peygamberler gönderdik; sana onların kimini anlattık, kimini anlatmadık; hiçbir peygamber, Allah'ın izni olmadan bir mucize getiremez. Allah'ın buyruğu gelince iş gerçekten biter. İşte o zaman, boşa uğraşanlar hüsranda kalırlar.
40:79
ٱللَّهُAllahal-lahuٱلَّذِىO'dur kialladhīجَعَلَyarattıjaʿalaلَكُمُsizelakumuٱلْأَنْعَـٰمَhayvanlarıl-anʿāmaلِتَرْكَبُوا۟binmeniz içinlitarkabūمِنْهَاkiminemin'hāوَمِنْهَاve kimindenwamin'hāتَأْكُلُونَyemeniz içintakulūna٧٩
Binek olarak kullanmanız ve yemeniz için hayvanları sizin için yaratan Allah'tır.
40:80
وَلَكُمْve sizin için vardırwalakumفِيهَاonlardafīhāمَنَـٰفِعُfaydalarmanāfiʿuوَلِتَبْلُغُوا۟erersinizwalitablughūعَلَيْهَاonların üstündeʿalayhāحَاجَةًۭarzuyaḥājatanفِىgönüllerinizdekiصُدُورِكُمْyour breastsṣudūrikumوَعَلَيْهَاve onların üstündewaʿalayhāوَعَلَىve üstündewaʿalāٱلْفُلْكِgemilerinl-ful'kiتُحْمَلُونَtaşınırsınıztuḥ'malūna٨٠
Onlarda sizin için daha nice faydalar vardır; gönüllerinizdeki arzulara, onlara binerek ulaşırsınız. Onlarla ve gemilerle taşınırsınız.
40:81
وَيُرِيكُمْsize gösteriyorwayurīkumءَايَـٰتِهِۦayetleriniāyātihiفَأَىَّhangisini?fa-ayyaءَايَـٰتِayetlerindenāyātiٱللَّهِAllah'ınl-lahiتُنكِرُونَinkar ediyorsunuztunkirūna٨١
Allah size delillerini gösteriyor. Allah'ın delillerinden hangisini inkar edersiniz?
40:82
أَفَلَمْgezip dolaşmadılar mı?afalamيَسِيرُوا۟travelyasīrūفِىyeryüzündeٱلْأَرْضِthe landl-arḍiفَيَنظُرُوا۟görsünlerfayanẓurūكَيْفَnasılkayfaكَانَolduğunukānaعَـٰقِبَةُsonununʿāqibatuٱلَّذِينَkimselerinalladhīnaمِنkendilerinden öncekiminقَبْلِهِمْ ۚ(were) before themqablihimكَانُوٓا۟onlar idilerkānūأَكْثَرَdaha çokaktharaمِنْهُمْbunlardanmin'humوَأَشَدَّve daha şiddetliwa-ashaddaقُوَّةًۭkuvvet bakımındanquwwatanوَءَاثَارًۭاve eserleri bakımındanwaāthāranفِىyeryüzündekiٱلْأَرْضِthe landl-arḍiفَمَآama hiçbirfamāأَغْنَىٰyarar sağlamadıaghnāعَنْهُمkendilerine;ʿanhumمَّاşeylerكَانُوا۟olduklarıkānūيَكْسِبُونَkazanıyor(lar)yaksibūna٨٢
Yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden daha çok, daha kuvvetli, yeryüzünde bıraktıkları eserler daha sağlam olan öncekilerin sonuçlarının nasıl olduğunu görmezler mi? Kazandıkları onlara bir fayda vermemiştir.
40:83
فَلَمَّاne zaman kifalammāجَآءَتْهُمْonlara gelincejāathumرُسُلُهُمelçilerirusuluhumبِٱلْبَيِّنَـٰتِaçık kanıtlarlabil-bayinātiفَرِحُوا۟sevindilerfariḥūبِمَاilebimāعِندَهُمyanlarında bulunanʿindahumمِّنَbilgidenminaٱلْعِلْمِthe knowledgel-ʿil'miوَحَاقَsonunda kuşatıverdiwaḥāqaبِهِمkendilerinibihimمَّاşeyكَانُوا۟olduklarıkānūبِهِۦonunlabihiيَسْتَهْزِءُونَalay ediyor(lar)yastahziūna٨٣
Peygamberleri onlara belgelerle gelince, kendilerinde olan bilgiden gururlandılar da, alaya aldıkları şey kendilerini sarıverdi.
40:84
فَلَمَّاne zaman kifalammāرَأَوْا۟gördülerra-awبَأْسَنَاhışmımızıbasanāقَالُوٓا۟dedilerqālūءَامَنَّاinandıkāmannāبِٱللَّهِAllah'abil-lahiوَحْدَهُۥtekwaḥdahuوَكَفَرْنَاve inkar ettikwakafarnāبِمَاşeyleribimāكُنَّاolankunnāبِهِۦO'nabihiمُشْرِكِينَortak koştuğumuzmush'rikīna٨٤
Şiddetli azabımızı gördüklerinde: "Yalnız Allah'a inandık; O'na koştuğumuz eşleri inkar ettik" dediler.
40:85
فَلَمْfakatfalamيَكُsağlamadıyakuيَنفَعُهُمْkendilerine bir faydayanfaʿuhumإِيمَـٰنُهُمْinanmalarıīmānuhumلَمَّاzamanlammāرَأَوْا۟gördüklerira-awبَأْسَنَا ۖhışmımızıbasanāسُنَّتَyasası budursunnataٱللَّهِAllah'ınl-lahiٱلَّتِىelbetteallatīقَدْ(has) indeedqadخَلَتْgelip geçenkhalatفِىhakkındaعِبَادِهِۦ ۖkullarıʿibādihiوَخَسِرَve ziyana uğramışlardırwakhasiraهُنَالِكَoradahunālikaٱلْكَـٰفِرُونَkafirlerl-kāfirūna٨٥
Ama, Bizim şiddetli azabımızı görüp de öyle inanmaları kendilerine fayda vermedi. Bu, Allah'ın kulları hakkında, öteden beri yürürlükte olan yasasıdır. İşte inkarcılar o zaman hüsranda kaldılar.