39

Zümer

Mekki 75 Ayet Cüz 1
الزمر
Besmele
بِسْمِ adıyla bis'mi
adıyla
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman
ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
39:1
تَنزِيلُ indirilmesi tanzīlu
indirilmesi
ٱلْكِتَـٰبِ Kitabını l-kitābi
Kitabını
مِنَ tarafındandır mina
tarafındandır
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
ٱلْعَزِيزِ aziz l-ʿazīzi
aziz
ٱلْحَكِيمِ hüküm ve hikmet sahibi l-ḥakīmi
hüküm ve hikmet sahibi
١ (1)
(1)
Kitap'ın indirilmesi, güçlü ve Hakim olan Allah katındandır.
39:2
إِنَّآ elbette biz innā
elbette biz
أَنزَلْنَآ indirdik anzalnā
indirdik
إِلَيْكَ sana ilayka
sana
ٱلْكِتَـٰبَ bu Kitabı l-kitāba
bu Kitabı
بِٱلْحَقِّ hak ile bil-ḥaqi
hak ile
فَٱعْبُدِ sen kulluk et fa-uʿ'budi
sen kulluk et
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
مُخْلِصًۭا halis kılarak mukh'liṣan
halis kılarak
لَّهُ yalnız O'na lahu
yalnız O'na
ٱلدِّينَ dini l-dīna
dini
٢ (2)
(2)
Biz sana Kitap'ı gerçekle indirdik. Öyle ise dini Allah için halis kılarak O'na kulluk et.
39:3
أَلَا iyi bil ki alā
iyi bil ki
لِلَّهِ yalnız Allah'ındır lillahi
yalnız Allah'ındır
ٱلدِّينُ din l-dīnu
din
ٱلْخَالِصُ ۚ halis l-khāliṣu
halis
وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler
ٱتَّخَذُوا۟ edinen ittakhadhū
edinen
مِن O'ndan başka min
O'ndan başka
دُونِهِۦٓ besides Him dūnihi
besides Him
أَوْلِيَآءَ dostlar awliyāa
dostlar
مَا biz bunlara tapmıyoruz
biz bunlara tapmıyoruz
نَعْبُدُهُمْ we worship them naʿbuduhum
we worship them
إِلَّا dışıda (bir sebeple) illā
dışıda (bir sebeple)
لِيُقَرِّبُونَآ bizi yaklaştırmaları liyuqarribūnā
bizi yaklaştırmaları
إِلَى Allah'a ilā
Allah'a
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
زُلْفَىٰٓ daha yakın zul'fā
daha yakın
إِنَّ şüphesiz ki inna
şüphesiz ki
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يَحْكُمُ hükmünü verecektir yaḥkumu
hükmünü verecektir
بَيْنَهُمْ onlar arasında baynahum
onlar arasında
فِى ne ki
ne ki
مَا what
what
هُمْ onlar hum
onlar
فِيهِ onun hakkında fīhi
onun hakkında
يَخْتَلِفُونَ ۗ ayrılığa düşüyorlar yakhtalifūna
ayrılığa düşüyorlar
إِنَّ şüphesiz ki inna
şüphesiz ki
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
لَا doğru yola iletmez
doğru yola iletmez
يَهْدِى guide yahdī
guide
مَنْ olanı man
olanı
هُوَ o huwa
o
كَـٰذِبٌۭ yalancı kādhibun
yalancı
كَفَّارٌۭ nankör kaffārun
nankör
٣ (3)
(3)
Dikkat edin, halis din Allah'ındır; O'nu bırakıp da putlardan dostlar edinenler: "Onlara, bizi Allah'a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz" derler. Doğrusu Allah ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Allah şüphesiz yalancı ve inkarcı kimseyi doğru yola eriştirmez.
39:4
لَّوْ eğer law
eğer
أَرَادَ isteseydi arāda
isteseydi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
أَن edinmek an
edinmek
يَتَّخِذَ take yattakhidha
take
وَلَدًۭا çocuk waladan
çocuk
لَّٱصْطَفَىٰ elbette seçerdi la-iṣ'ṭafā
elbette seçerdi
مِمَّا yarattıklarından mimmā
yarattıklarından
يَخْلُقُ He creates yakhluqu
He creates
مَا ne
ne
يَشَآءُ ۚ diliyorsa yashāu
diliyorsa
سُبْحَـٰنَهُۥ ۖ O (bundan münezzehtir) yücedir sub'ḥānahu
O (bundan münezzehtir) yücedir
هُوَ O huwa
O
ٱللَّهُ Allah'tır l-lahu
Allah'tır
ٱلْوَٰحِدُ tek l-wāḥidu
tek
ٱلْقَهَّارُ kahredici l-qahāru
kahredici
٤ (4)
(4)
Allah çocuk edinmek isteseydi, yaratıklarından dilediğini seçerdi. O münezzehtir, O; gücü her şeye yeten tek Allah'tır.
39:5
خَلَقَ yarattı khalaqa
yarattı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri
وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri
بِٱلْحَقِّ ۖ hak ile bil-ḥaqi
hak ile
يُكَوِّرُ örter yukawwiru
örter
ٱلَّيْلَ geceyi al-layla
geceyi
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلنَّهَارِ gündüzün l-nahāri
gündüzün
وَيُكَوِّرُ ve örter wayukawwiru
ve örter
ٱلنَّهَارَ gündüzü l-nahāra
gündüzü
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلَّيْلِ ۖ gecenin al-layli
gecenin
وَسَخَّرَ ve buyruğu altına almıştır wasakhara
ve buyruğu altına almıştır
ٱلشَّمْسَ güneşi l-shamsa
güneşi
وَٱلْقَمَرَ ۖ ve ayı wal-qamara
ve ayı
كُلٌّۭ her biri kullun
her biri
يَجْرِى akıp gitmektedir yajrī
akıp gitmektedir
لِأَجَلٍۢ süreye kadar li-ajalin
süreye kadar
مُّسَمًّى ۗ belli bir musamman
belli bir
أَلَا iyi bil ki alā
iyi bil ki
هُوَ O huwa
O
ٱلْعَزِيزُ azizdir l-ʿazīzu
azizdir
ٱلْغَفَّـٰرُ ve çok bağışlayandır l-ghafāru
ve çok bağışlayandır
٥ (5)
(5)
Gökleri ve yeri gerçekten yaratan O'dur. Geceyi gündüze dolar, gündüzü geceye dolar. Her biri belirli bir süreye kadar yörüngelerinde yürüyen güneş ve ayı buyruk altında tutar. Dikkat edin, güçlü olan, çok bağışlayan O'dur.
39:6
خَلَقَكُم sizi yarattı khalaqakum
sizi yarattı
مِّن candan min
candan
نَّفْسٍۢ a soul nafsin
a soul
وَٰحِدَةٍۢ bir tek wāḥidatin
bir tek
ثُمَّ sonra thumma
sonra
جَعَلَ meydana getirdi jaʿala
meydana getirdi
مِنْهَا ondan min'hā
ondan
زَوْجَهَا eşini zawjahā
eşini
وَأَنزَلَ ve indirdi wa-anzala
ve indirdi
لَكُم sizin için lakum
sizin için
مِّنَ davarlardan mina
davarlardan
ٱلْأَنْعَـٰمِ the cattle l-anʿāmi
the cattle
ثَمَـٰنِيَةَ sekiz thamāniyata
sekiz
أَزْوَٰجٍۢ ۚ çift azwājin
çift
يَخْلُقُكُمْ ve sizi yaratmaktadır yakhluqukum
ve sizi yaratmaktadır
فِى karınlarında
karınlarında
بُطُونِ (the) wombs buṭūni
(the) wombs
أُمَّهَـٰتِكُمْ annelerinizin ummahātikum
annelerinizin
خَلْقًۭا yaratılışla khalqan
yaratılışla
مِّنۢ sonra min
sonra
بَعْدِ after baʿdi
after
خَلْقٍۢ bir yaratılıştan khalqin
bir yaratılıştan
فِى içinde
içinde
ظُلُمَـٰتٍۢ karanlık(lar) ẓulumātin
karanlık(lar)
ثَلَـٰثٍۢ ۚ üç thalāthin
üç
ذَٰلِكُمُ işte budur dhālikumu
işte budur
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
رَبُّكُمْ Rabbiniz rabbukum
Rabbiniz
لَهُ O'nundur lahu
O'nundur
ٱلْمُلْكُ ۖ mülk l-mul'ku
mülk
لَآ yoktur
yoktur
إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı
إِلَّا dışında illā
dışında
هُوَ ۖ O'nun huwa
O'nun
فَأَنَّىٰ nasıl? fa-annā
nasıl?
تُصْرَفُونَ çevriliyorsunuz tuṣ'rafūna
çevriliyorsunuz
٦ (6)
(6)
Sizi bir tek nefisten yaratmış, sonra ondan eşini varetmiştir; sizin için hayvanlardan sekiz çift meydana getirmiştir; sizi annelerinizin karınlarında üç türlü karanlık içinde, yaratılıştan yaratılışa geçirerek yaratmıştır; işte bu Rabbiniz olan Allah'tır. Hükümranlık O'nundur, O'ndan başka tanrı yoktur. Öyleyken nasıl olur da O'nu bırakıp başkasına yönelirsiniz?
39:7
إِن eğer in
eğer
تَكْفُرُوا۟ inkar ederseniz takfurū
inkar ederseniz
فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
غَنِىٌّ zengindir ghaniyyun
zengindir
عَنكُمْ ۖ sizden ʿankum
sizden
وَلَا fakat walā
fakat
يَرْضَىٰ razı olmaz yarḍā
razı olmaz
لِعِبَادِهِ kulları için liʿibādihi
kulları için
ٱلْكُفْرَ ۖ küfre l-kuf'ra
küfre
وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer
تَشْكُرُوا۟ şükrederseniz tashkurū
şükrederseniz
يَرْضَهُ ona razı olur yarḍahu
ona razı olur
لَكُمْ ۗ sizin için lakum
sizin için
وَلَا (günahını) çekmez walā
(günahını) çekmez
تَزِرُ will bear taziru
will bear
وَازِرَةٌۭ hiçbir günahkar wāziratun
hiçbir günahkar
وِزْرَ günahını wiz'ra
günahını
أُخْرَىٰ ۗ diğerinin ukh'rā
diğerinin
ثُمَّ sonra thumma
sonra
إِلَىٰ Rabbinizedir ilā
Rabbinizedir
رَبِّكُم your Lord rabbikum
your Lord
مَّرْجِعُكُمْ dönüşünüz marjiʿukum
dönüşünüz
فَيُنَبِّئُكُم size haber verir fayunabbi-ukum
size haber verir
بِمَا şeyleri bimā
şeyleri
كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz
تَعْمَلُونَ ۚ yapıyorlar taʿmalūna
yapıyorlar
إِنَّهُۥ çünkü O innahu
çünkü O
عَلِيمٌۢ bilir ʿalīmun
bilir
بِذَاتِ özünü bidhāti
özünü
ٱلصُّدُورِ göğüslerin l-ṣudūri
göğüslerin
٧ (7)
(7)
Eğer inkar ederseniz bilin ki Allah sizden müstağnidir. Kullarının inkarından hoşnut olmaz. Eğer şükrederseniz sizden hoşnut olur. Hiçbir günahkar diğerinin günahını yüklenmez. Sonunda dönüşünüz Rabbinizedir; yaptıklarınızı o zaman size haber verir; çünkü O, kalblerde olanı bilir.
39:8
۞ وَإِذَا zaman wa-idhā
zaman
مَسَّ dokunduğu massa
dokunduğu
ٱلْإِنسَـٰنَ insana l-insāna
insana
ضُرٌّۭ bir zarar ḍurrun
bir zarar
دَعَا hemen du'a eder daʿā
hemen du'a eder
رَبَّهُۥ Rabbine rabbahu
Rabbine
مُنِيبًا içtenlikle yönelerek munīban
içtenlikle yönelerek
إِلَيْهِ O'na ilayhi
O'na
ثُمَّ sonra thumma
sonra
إِذَا zaman idhā
zaman
خَوَّلَهُۥ ona verdiği khawwalahu
ona verdiği
نِعْمَةًۭ bir ni'met niʿ'matan
bir ni'met
مِّنْهُ kendisinden min'hu
kendisinden
نَسِىَ unutur nasiya
unutur
مَا olduğunu
olduğunu
كَانَ he used to call kāna
he used to call
يَدْعُوٓا۟ yalvarmakta yadʿū
yalvarmakta
إِلَيْهِ O'na ilayhi
O'na
مِن önceden min
önceden
قَبْلُ before qablu
before
وَجَعَلَ ve koşar wajaʿala
ve koşar
لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a
أَندَادًۭا eşler andādan
eşler
لِّيُضِلَّ saptırmak için liyuḍilla
saptırmak için
عَن O'nun yolundan ʿan
O'nun yolundan
سَبِيلِهِۦ ۚ His Path sabīlihi
His Path
قُلْ de ki qul
de ki
تَمَتَّعْ yaşa tamattaʿ
yaşa
بِكُفْرِكَ küfrünle bikuf'rika
küfrünle
قَلِيلًا ۖ azıcık qalīlan
azıcık
إِنَّكَ şüphesiz sen innaka
şüphesiz sen
مِنْ halkından(sın) min
halkından(sın)
أَصْحَـٰبِ (the) companions aṣḥābi
(the) companions
ٱلنَّارِ ateş l-nāri
ateş
٨ (8)
(8)
İnsanın başına bir sıkıntı gelince Rabbine yönelerek O'na yalvarır. Sonra Allah, katından bir nimet verince önceden kime yalvarmış olduğunu unutuverir; Allah'ın yolundan saptırmak için O'na eşler koşar. De ki: "İnkarınla az bir müddet zevklen, şüphesiz sen cehennemliksin."
39:9
أَمَّنْ yoksa gibi midir? amman
yoksa gibi midir?
هُوَ o huwa
o
قَـٰنِتٌ ibadet eden qānitun
ibadet eden
ءَانَآءَ sa'atlerinde ānāa
sa'atlerinde
ٱلَّيْلِ gece al-layli
gece
سَاجِدًۭا secde ederek sājidan
secde ederek
وَقَآئِمًۭا ve ayakta durarak waqāiman
ve ayakta durarak
يَحْذَرُ korkan yaḥdharu
korkan
ٱلْـَٔاخِرَةَ ahiretten l-ākhirata
ahiretten
وَيَرْجُوا۟ ve uman wayarjū
ve uman
رَحْمَةَ rahmetini raḥmata
rahmetini
رَبِّهِۦ ۗ Rabbinin rabbihi
Rabbinin
قُلْ de ki qul
de ki
هَلْ eşitmidir? hal
eşitmidir?
يَسْتَوِى equal yastawī
equal
ٱلَّذِينَ kimselerle alladhīna
kimselerle
يَعْلَمُونَ bilen(lerle) yaʿlamūna
bilen(lerle)
وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler
لَا bilmeyen(ler)
bilmeyen(ler)
يَعْلَمُونَ ۗ know yaʿlamūna
know
إِنَّمَا doğrusu ancak innamā
doğrusu ancak
يَتَذَكَّرُ öğüt alır yatadhakkaru
öğüt alır
أُو۟لُوا۟ sahipleri ulū
sahipleri
ٱلْأَلْبَـٰبِ sağduyu l-albābi
sağduyu
٩ (9)
(9)
Geceleyin secde ederek ve ayakta durarak boyun büken, ahiretten çekinen, Rabbinin rahmetini dileyen kimse inkar eden kimse gibi olur mu? De ki: "Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri öğüt alırlar."
39:10
قُلْ de ki qul
de ki
يَـٰعِبَادِ ey kullarım yāʿibādi
ey kullarım
ٱلَّذِينَ inanan alladhīna
inanan
ءَامَنُوا۟ believe āmanū
believe
ٱتَّقُوا۟ korkun ittaqū
korkun
رَبَّكُمْ ۚ Rabbinizden rabbakum
Rabbinizden
لِلَّذِينَ kimselere vardır lilladhīna
kimselere vardır
أَحْسَنُوا۟ güzel davranan(lara) aḥsanū
güzel davranan(lara)
فِى bu
bu
هَـٰذِهِ this hādhihi
this
ٱلدُّنْيَا dünyada l-dun'yā
dünyada
حَسَنَةٌۭ ۗ güzellik ḥasanatun
güzellik
وَأَرْضُ ve yeri wa-arḍu
ve yeri
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَٰسِعَةٌ ۗ geniştir wāsiʿatun
geniştir
إِنَّمَا ancak innamā
ancak
يُوَفَّى ödenecektir yuwaffā
ödenecektir
ٱلصَّـٰبِرُونَ sabredenlere l-ṣābirūna
sabredenlere
أَجْرَهُم ödülleri ajrahum
ödülleri
بِغَيْرِ olmaksızın bighayri
olmaksızın
حِسَابٍۢ hesabı ḥisābin
hesabı
١٠ (10)
(10)
Şöyle de: "Ey inanan kullarım! Rabbinize karşı gelmekten sakının; bu dünyada iyilik yapanlara iyilik vardır. Allah'ın yarattığı yeryüzü geniştir. Yalnız sabredenlere, ecirleri sonsuz olarak ödenecektir."
39:11
قُلْ de ki qul
de ki
إِنِّىٓ muhakkak bana innī
muhakkak bana
أُمِرْتُ emredildi umir'tu
emredildi
أَنْ kulluk etmem an
kulluk etmem
أَعْبُدَ I worship aʿbuda
I worship
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
مُخْلِصًۭا halis kılarak mukh'liṣan
halis kılarak
لَّهُ yalnız O'na lahu
yalnız O'na
ٱلدِّينَ dini l-dīna
dini
١١ (11)
(11)
De ki: "Dini Allah'a halis kılarak O'na kulluk etmekle emrolundum."
39:12
وَأُمِرْتُ ve bana emredildi wa-umir'tu
ve bana emredildi
لِأَنْ olmam li-an
olmam
أَكُونَ I be akūna
I be
أَوَّلَ ilki awwala
ilki
ٱلْمُسْلِمِينَ müslümanların l-mus'limīna
müslümanların
١٢ (12)
(12)
"Ve Müslümanların ilki olmakla emrolundum."
39:13
قُلْ de ki qul
de ki
إِنِّىٓ elbette ben innī
elbette ben
أَخَافُ korkarım akhāfu
korkarım
إِنْ eğer in
eğer
عَصَيْتُ isyan edersem ʿaṣaytu
isyan edersem
رَبِّى Rabbime rabbī
Rabbime
عَذَابَ azabından; ʿadhāba
azabından;
يَوْمٍ bir günün yawmin
bir günün
عَظِيمٍۢ büyük ʿaẓīmin
büyük
١٣ (13)
(13)
De ki: "Rabbime karşı gelirsem, doğrusu büyük günün azabından korkarım."
39:14
قُلِ de ki quli
de ki
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
أَعْبُدُ kulluk ediyorum aʿbudu
kulluk ediyorum
مُخْلِصًۭا halis kılarak mukh'liṣan
halis kılarak
لَّهُۥ yalnız O'na lahu
yalnız O'na
دِينِى dinimi dīnī
dinimi
١٤ (14)
(14)
De ki: "Ben, dinimi Allah'a halis kılarak O'na kulluk ederim;
39:15
فَٱعْبُدُوا۟ siz de kulluk edin fa-uʿ'budū
siz de kulluk edin
مَا dilediğinize
dilediğinize
شِئْتُم you will shi'tum
you will
مِّن O'ndan başka min
O'ndan başka
دُونِهِۦ ۗ besides Him dūnihi
besides Him
قُلْ de ki qul
de ki
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱلْخَـٰسِرِينَ ziyan edenlerdir l-khāsirīna
ziyan edenlerdir
ٱلَّذِينَ ziyana uğrayanlar alladhīna
ziyana uğrayanlar
خَسِرُوٓا۟ (will) lose khasirū
(will) lose
أَنفُسَهُمْ kendilerini anfusahum
kendilerini
وَأَهْلِيهِمْ ve ailelerini wa-ahlīhim
ve ailelerini
يَوْمَ günü yawma
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۗ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
أَلَا dikkat edin alā
dikkat edin
ذَٰلِكَ işte dhālika
işte
هُوَ bu huwa
bu
ٱلْخُسْرَانُ bir ziyandır l-khus'rānu
bir ziyandır
ٱلْمُبِينُ apaçık l-mubīnu
apaçık
١٥ (15)
(15)
Ey Allah'a eş koşanlar! Siz de O'ndan başka dilediğinize kulluk edin." De ki: Hüsrana uğrayanlar kıyamet günü kendilerini ve ailelerini hüsrana sokanlardır. Dikkat edin, işte apaçık hüsran budur.
39:16
لَهُم onların vardır lahum
onların vardır
مِّن üstlerinden min
üstlerinden
فَوْقِهِمْ above them fawqihim
above them
ظُلَلٌۭ gölgeler ẓulalun
gölgeler
مِّنَ ateşten mina
ateşten
ٱلنَّارِ the Fire l-nāri
the Fire
وَمِن ve wamin
ve
تَحْتِهِمْ altlarından taḥtihim
altlarından
ظُلَلٌۭ ۚ (ateşten) gölgeler ẓulalun
(ateşten) gölgeler
ذَٰلِكَ işte dhālika
işte
يُخَوِّفُ korkutur yukhawwifu
korkutur
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِهِۦ bu durumdan bihi
bu durumdan
عِبَادَهُۥ ۚ kullarını ʿibādahu
kullarını
يَـٰعِبَادِ ey kullarım yāʿibādi
ey kullarım
فَٱتَّقُونِ benden korkun fa-ittaqūni
benden korkun
١٦ (16)
(16)
Onlara üstlerinden kat kat ateş vardır. Allah kullarını bununla korkutur. Ey kullarım, Benden sakının.
39:17
وَٱلَّذِينَ kimselere wa-alladhīna
kimselere
ٱجْتَنَبُوا۟ kaçınan(lara) ij'tanabū
kaçınan(lara)
ٱلطَّـٰغُوتَ Tağut'a l-ṭāghūta
Tağut'a
أَن kulluk etmekten an
kulluk etmekten
يَعْبُدُوهَا they worship them yaʿbudūhā
they worship them
وَأَنَابُوٓا۟ ve yönelenlere wa-anābū
ve yönelenlere
إِلَى Allah'a ilā
Allah'a
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
لَهُمُ onlar için vardır lahumu
onlar için vardır
ٱلْبُشْرَىٰ ۚ müjde l-bush'rā
müjde
فَبَشِّرْ müjdele fabashir
müjdele
عِبَادِ kullarımı ʿibādi
kullarımı
١٧ (17)
(17)
Şeytana ve putlara kulluk etmekten kaçınıp, Allah'a yönelenlere, onlara, müjde vardır. Dinleyip de, en güzel söze uyan kullarımı müjdele. İşte Allah'ın doğru yola eriştirdiği onlardır. İşte onlar akıl sahipleridir.
39:18
ٱلَّذِينَ onlar ki alladhīna
onlar ki
يَسْتَمِعُونَ dinlerler yastamiʿūna
dinlerler
ٱلْقَوْلَ sözü l-qawla
sözü
فَيَتَّبِعُونَ ve uyarlar fayattabiʿūna
ve uyarlar
أَحْسَنَهُۥٓ ۚ onun en güzeline aḥsanahu
onun en güzeline
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar
ٱلَّذِينَ kimselerdir alladhīna
kimselerdir
هَدَىٰهُمُ doğru yola ilettikleri hadāhumu
doğru yola ilettikleri
ٱللَّهُ ۖ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve işte wa-ulāika
ve işte
هُمْ onlar hum
onlar
أُو۟لُوا۟ sahipleridir ulū
sahipleridir
ٱلْأَلْبَـٰبِ sağduyu l-albābi
sağduyu
١٨ (18)
(18)
Şeytana ve putlara kulluk etmekten kaçınıp, Allah'a yönelenlere, onlara, müjde vardır. Dinleyip de, en güzel söze uyan kullarımı müjdele. İşte Allah'ın doğru yola eriştirdiği onlardır. İşte onlar akıl sahipleridir.
39:19
أَفَمَنْ kimse mi? afaman
kimse mi?
حَقَّ hak olan ḥaqqa
hak olan
عَلَيْهِ üzerine ʿalayhi
üzerine
كَلِمَةُ kararı kalimatu
kararı
ٱلْعَذَابِ azab l-ʿadhābi
azab
أَفَأَنتَ sen mi? afa-anta
sen mi?
تُنقِذُ kurtaracaksın tunqidhu
kurtaracaksın
مَن bulunanı man
bulunanı
فِى ateşte
ateşte
ٱلنَّارِ the Fire l-nāri
the Fire
١٩ (19)
(19)
Hakkında azap sözü gerçekleşmiş kimseyi, ateşte olanı sen mi kurtaracaksın?
39:20
لَـٰكِنِ fakat lākini
fakat
ٱلَّذِينَ onlar ki alladhīna
onlar ki
ٱتَّقَوْا۟ korkarlar ittaqaw
korkarlar
رَبَّهُمْ Rablerinden rabbahum
Rablerinden
لَهُمْ onlara vardır lahum
onlara vardır
غُرَفٌۭ odalar ghurafun
odalar
مِّن üstüste min
üstüste
فَوْقِهَا above them fawqihā
above them
غُرَفٌۭ odalar ghurafun
odalar
مَّبْنِيَّةٌۭ yapılmış mabniyyatun
yapılmış
تَجْرِى akmaktadır tajrī
akmaktadır
مِن altından min
altından
تَحْتِهَا beneath it taḥtihā
beneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ ۖ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar
وَعْدَ (bu) va'didir waʿda
(bu) va'didir
ٱللَّهِ ۖ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
لَا caymaz
caymaz
يُخْلِفُ Allah fails yukh'lifu
Allah fails
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلْمِيعَادَ va'dinden l-mīʿāda
va'dinden
٢٠ (20)
(20)
Fakat, Rablerinden sakınanlara, üst üste bina edilmiş köşkler vardır; altlarından ırmaklar akar. Bu, Allah'ın verdiği sözdür, Allah verdiği sözden caymaz.
39:21
أَلَمْ görmedin mi? alam
görmedin mi?
تَرَ you see tara
you see
أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
أَنزَلَ indirdi anzala
indirdi
مِنَ gökten mina
gökten
ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky
مَآءًۭ bir su māan
bir su
فَسَلَكَهُۥ sonra onu geçirdi fasalakahu
sonra onu geçirdi
يَنَـٰبِيعَ kaynaklara yanābīʿa
kaynaklara
فِى içindeki
içindeki
ٱلْأَرْضِ yerin l-arḍi
yerin
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يُخْرِجُ çıkarıyor yukh'riju
çıkarıyor
بِهِۦ onunla bihi
onunla
زَرْعًۭا ekin zarʿan
ekin
مُّخْتَلِفًا çeşitli mukh'talifan
çeşitli
أَلْوَٰنُهُۥ renklerde alwānuhu
renklerde
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يَهِيجُ (ekin) kurur yahīju
(ekin) kurur
فَتَرَىٰهُ ve onu görürsün fatarāhu
ve onu görürsün
مُصْفَرًّۭا sararmış muṣ'farran
sararmış
ثُمَّ sonra thumma
sonra
يَجْعَلُهُۥ onu yapar yajʿaluhu
onu yapar
حُطَـٰمًا ۚ bir çöp ḥuṭāman
bir çöp
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
فِى vardır
vardır
ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda
لَذِكْرَىٰ bir ibret ladhik'rā
bir ibret
لِأُو۟لِى sahipleri için li-ulī
sahipleri için
ٱلْأَلْبَـٰبِ sağduyu l-albābi
sağduyu
٢١ (21)
(21)
Allah'ın gökten bir su indirip, onu yerdeki kaynaklara yerleştiren, sonra onunla çeşitli renklerde ekinler yetiştiren olduğunu görmez misin? Sonra onları kurutur ki sen de onları sapsarı görürsün, sonra da çer çöpe çevirir. Şüphesiz bunlarda, akıl sahipleri için öğüt vardır.
39:22
أَفَمَن kimse değil midir? afaman
kimse değil midir?
شَرَحَ açtığı sharaḥa
açtığı
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
صَدْرَهُۥ göğsünü ṣadrahu
göğsünü
لِلْإِسْلَـٰمِ İslam'a lil'is'lāmi
İslam'a
فَهُوَ o fahuwa
o
عَلَىٰ üzerinde ʿalā
üzerinde
نُورٍۢ bir nur nūrin
bir nur
مِّن Rabbinden min
Rabbinden
رَّبِّهِۦ ۚ his Lord rabbihi
his Lord
فَوَيْلٌۭ yazıklar olsun fawaylun
yazıklar olsun
لِّلْقَـٰسِيَةِ katılaşmış olanlara lil'qāsiyati
katılaşmış olanlara
قُلُوبُهُم yürekleri qulūbuhum
yürekleri
مِّن karşı min
karşı
ذِكْرِ anmağa dhik'ri
anmağa
ٱللَّهِ ۚ Allah'ı l-lahi
Allah'ı
أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar ulāika
onlar
فِى içindedirler
içindedirler
ضَلَـٰلٍۢ bir sapıklık ḍalālin
bir sapıklık
مُّبِينٍ apaçık mubīnin
apaçık
٢٢ (22)
(22)
Allah kimin gönlünü İslam'a açmışsa, o, Rabbi katından bir nur üzere olmaz mı? Kalbleri Allah'ı anmak hususunda katılaşmış olanlara yazıklar olsun; işte bunlar apaçık sapıklıktadırlar.
39:23
ٱللَّهُ Allah al-lahu
Allah
نَزَّلَ indirdi nazzala
indirdi
أَحْسَنَ en güzelini aḥsana
en güzelini
ٱلْحَدِيثِ sözün l-ḥadīthi
sözün
كِتَـٰبًۭا bir Kitap halinde kitāban
bir Kitap halinde
مُّتَشَـٰبِهًۭا birbirine benzer mutashābihan
birbirine benzer
مَّثَانِىَ ikişerli mathāniya
ikişerli
تَقْشَعِرُّ ürperir taqshaʿirru
ürperir
مِنْهُ ondan min'hu
ondan
جُلُودُ derileri julūdu
derileri
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
يَخْشَوْنَ korkanların yakhshawna
korkanların
رَبَّهُمْ Rablerinden rabbahum
Rablerinden
ثُمَّ sonra thumma
sonra
تَلِينُ yumuşar talīnu
yumuşar
جُلُودُهُمْ derileri julūduhum
derileri
وَقُلُوبُهُمْ ve kalbleri waqulūbuhum
ve kalbleri
إِلَىٰ zikrine ilā
zikrine
ذِكْرِ (the) remembrance dhik'ri
(the) remembrance
ٱللَّهِ ۚ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
ذَٰلِكَ işte bu dhālika
işte bu
هُدَى rehberidir hudā
rehberidir
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
يَهْدِى doğru yola iletir yahdī
doğru yola iletir
بِهِۦ bununla bihi
bununla
مَن kimseyi man
kimseyi
يَشَآءُ ۚ dilediği yashāu
dilediği
وَمَن ama kimi waman
ama kimi
يُضْلِلِ sapıklığında bırakırsa yuḍ'lili
sapıklığında bırakırsa
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
فَمَا artık olmaz famā
artık olmaz
لَهُۥ ona lahu
ona
مِنْ hiçbir min
hiçbir
هَادٍ yol gösteren hādin
yol gösteren
٢٣ (23)
(23)
Allah, ayetleri birbirine benzeyen ve yer yer tekrar eden Kitap'ı sözlerin en güzeli olarak indirmiştir. Rablerinden korkanların, bu Kitap'tan tüyleri ürperir, sonra hem derileri ve hem de kalbleri Allah'ın zikrine yumuşar ve yatışır. İşte bu Kitap, Allah'ın doğruluk rehberidir, onunla istediğini doğru yola eriştirir. Allah kimi de saptırırsa artık ona yol gösteren bulunmaz.
39:24
أَفَمَن kimse mi? afaman
kimse mi?
يَتَّقِى korunmağa çalışan yattaqī
korunmağa çalışan
بِوَجْهِهِۦ yüzüyle biwajhihi
yüzüyle
سُوٓءَ en kötü sūa
en kötü
ٱلْعَذَابِ azabdan l-ʿadhābi
azabdan
يَوْمَ günü yawma
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۚ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
وَقِيلَ ve denilir waqīla
ve denilir
لِلظَّـٰلِمِينَ zalimlere lilẓẓālimīna
zalimlere
ذُوقُوا۟ tadın dhūqū
tadın
مَا şeyleri
şeyleri
كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz
تَكْسِبُونَ kazanıyor taksibūna
kazanıyor
٢٤ (24)
(24)
Kıyamet günü kötü azaptan yüzünü korumaya çalışan kimse, güven içinde olan kimse gibi midir? Zalimlere: "Kazandıklarınızın karşılığını tadın" denir.
39:25
كَذَّبَ yalanladılar kadhaba
yalanladılar
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
مِن onlardan öncekiler min
onlardan öncekiler
قَبْلِهِمْ (were) before them qablihim
(were) before them
فَأَتَىٰهُمُ böylece onlara geldi fa-atāhumu
böylece onlara geldi
ٱلْعَذَابُ azab l-ʿadhābu
azab
مِنْ bir yönden min
bir yönden
حَيْثُ where ḥaythu
where
لَا hiç farkına varmadıkları
hiç farkına varmadıkları
يَشْعُرُونَ they perceive yashʿurūna
they perceive
٢٥ (25)
(25)
Onlardan öncekiler de peygamberleri yalanlamışlardı da farkına varmadıkları yerden onlara bir azap çatmıştı.
39:26
فَأَذَاقَهُمُ onlara taddırdı fa-adhāqahumu
onlara taddırdı
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلْخِزْىَ rezillik l-khiz'ya
rezillik
فِى hayatında
hayatında
ٱلْحَيَوٰةِ the life l-ḥayati
the life
ٱلدُّنْيَا ۖ dünya l-dun'yā
dünya
وَلَعَذَابُ azabı ise walaʿadhābu
azabı ise
ٱلْـَٔاخِرَةِ ahiret l-ākhirati
ahiret
أَكْبَرُ ۚ daha büyüktür akbaru
daha büyüktür
لَوْ keşke law
keşke
كَانُوا۟ bilselerdi kānū
bilselerdi
يَعْلَمُونَ knew yaʿlamūna
knew
٢٦ (26)
(26)
Allah onlara, dünya hayatında rezilliği tattırdı; ahiret azabı daha büyüktür. Keşke bilseler!
39:27
وَلَقَدْ ve andolsun walaqad
ve andolsun
ضَرَبْنَا biz anlattık ḍarabnā
biz anlattık
لِلنَّاسِ insanlara lilnnāsi
insanlara
فِى bu
bu
هَـٰذَا this hādhā
this
ٱلْقُرْءَانِ Kur'an'da l-qur'āni
Kur'an'da
مِن her min
her
كُلِّ every kulli
every
مَثَلٍۢ temsili mathalin
temsili
لَّعَلَّهُمْ umulur ki laʿallahum
umulur ki
يَتَذَكَّرُونَ öğüt alırlar yatadhakkarūna
öğüt alırlar
٢٧ (27)
(27)
Biz bu Kuran'da insanlara her türlü misali, belki öğüt alırlar diye, and olsun ki verdik.
39:28
قُرْءَانًا Kur'an'dır (bu) qur'ānan
Kur'an'dır (bu)
عَرَبِيًّا Arapça ʿarabiyyan
Arapça
غَيْرَ olmayan ghayra
olmayan
ذِى pürüzü dhī
pürüzü
عِوَجٍۢ crookedness ʿiwajin
crookedness
لَّعَلَّهُمْ umulur ki laʿallahum
umulur ki
يَتَّقُونَ sakınırlar yattaqūna
sakınırlar
٢٨ (28)
(28)
O, eğriliği olmayan, Arapça bir Kuran'dır. Belki sakınırlar.
39:29
ضَرَبَ örnek verdi ḍaraba
örnek verdi
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
مَثَلًۭا (şöyle bir) misalle mathalan
(şöyle bir) misalle
رَّجُلًۭا bir adam (köle) rajulan
bir adam (köle)
فِيهِ ortakları fīhi
ortakları
شُرَكَآءُ partners shurakāu
partners
مُتَشَـٰكِسُونَ birbiriyle çekişen mutashākisūna
birbiriyle çekişen
وَرَجُلًۭا ve bir adam warajulan
ve bir adam
سَلَمًۭا bağlı olan salaman
bağlı olan
لِّرَجُلٍ yalnız bir kişiye lirajulin
yalnız bir kişiye
هَلْ midir? hal
midir?
يَسْتَوِيَانِ eşit yastawiyāni
eşit
مَثَلًا ۚ ikisinin durumu mathalan
ikisinin durumu
ٱلْحَمْدُ hamd l-ḥamdu
hamd
لِلَّهِ ۚ yalnız Allah'a mahsustur lillahi
yalnız Allah'a mahsustur
بَلْ fakat bal
fakat
أَكْثَرُهُمْ çokları aktharuhum
çokları
لَا bilmiyorlar
bilmiyorlar
يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know
٢٩ (29)
(29)
Allah, geçimsiz efendileri olan bir adamla, yalnız bir kişiye bağlı olan bir adamı misal olarak verir. Bu ikisi eşit midir? Övülmek Allah içindir, fakat çoğu bilmezler.
39:30
إِنَّكَ şüphesiz sen innaka
şüphesiz sen
مَيِّتٌۭ öleceksin mayyitun
öleceksin
وَإِنَّهُم ve onlar da wa-innahum
ve onlar da
مَّيِّتُونَ ölecekler mayyitūna
ölecekler
٣٠ (30)
(30)
Şüphesiz sen de öleceksin, onlar da ölecekler.
39:31
ثُمَّ sonra thumma
sonra
إِنَّكُمْ şüphesiz siz innakum
şüphesiz siz
يَوْمَ günü yawma
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
عِندَ divanında ʿinda
divanında
رَبِّكُمْ Rabbinizin rabbikum
Rabbinizin
تَخْتَصِمُونَ davalaşacaksınız takhtaṣimūna
davalaşacaksınız
٣١ (31)
(31)
Ey insanlar! Sonra siz, kıyamet günü Rabbinizin huzurunda duruşmaya çıkacaksınız.
39:32
۞ فَمَنْ kim olabilir? faman
kim olabilir?
أَظْلَمُ daha zalim aẓlamu
daha zalim
مِمَّن kimseden mimman
kimseden
كَذَبَ yalan uydurandan kadhaba
yalan uydurandan
عَلَى hakkında ʿalā
hakkında
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
وَكَذَّبَ ve yalanlayandan wakadhaba
ve yalanlayandan
بِٱلصِّدْقِ doğruyu bil-ṣid'qi
doğruyu
إِذْ zaman idh
zaman
جَآءَهُۥٓ ۚ kendisine geldiği jāahu
kendisine geldiği
أَلَيْسَ yok mudur? alaysa
yok mudur?
فِى cehennemde
cehennemde
جَهَنَّمَ Hell jahannama
Hell
مَثْوًۭى bir yer mathwan
bir yer
لِّلْكَـٰفِرِينَ kafirler için lil'kāfirīna
kafirler için
٣٢ (32)
(32)
Allah'a karşı yalan uydurandan, kendisine gelmiş gerçeği yalan sayandan daha zalim olan kimdir? İnkarcılar için cehennemde dur durak olmaz olur mu?
39:33
وَٱلَّذِى ve kimseler wa-alladhī
ve kimseler
جَآءَ getiren(ler) jāa
getiren(ler)
بِٱلصِّدْقِ doğruyu bil-ṣid'qi
doğruyu
وَصَدَّقَ ve doğrulayanlar waṣaddaqa
ve doğrulayanlar
بِهِۦٓ ۙ onu bihi
onu
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte
هُمُ onlardır humu
onlardır
ٱلْمُتَّقُونَ korunanlar l-mutaqūna
korunanlar
٣٣ (33)
(33)
Gerçeği getiren ve onu doğrulayanlar, işte onlar, Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlardır.
39:34
لَهُم onlara vardır lahum
onlara vardır
مَّا her şey
her şey
يَشَآءُونَ diledikleri yashāūna
diledikleri
عِندَ yanında ʿinda
yanında
رَبِّهِمْ ۚ Rablerinin rabbihim
Rablerinin
ذَٰلِكَ işte budur dhālika
işte budur
جَزَآءُ mükafatı jazāu
mükafatı
ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananların l-muḥ'sinīna
güzel davrananların
٣٤ (34)
(34)
Onlara, Rablerinin katında diledikleri şeyler vardır, bu, iyilerin mükafatıdır.
39:35
لِيُكَفِّرَ örtmesi içindir liyukaffira
örtmesi içindir
ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
عَنْهُمْ onlardan ʿanhum
onlardan
أَسْوَأَ en kötülerini aswa-a
en kötülerini
ٱلَّذِى yaptıklarının alladhī
yaptıklarının
عَمِلُوا۟ they did ʿamilū
they did
وَيَجْزِيَهُمْ ve mükafatlandırması içindir wayajziyahum
ve mükafatlandırması içindir
أَجْرَهُم ecirlerini ajrahum
ecirlerini
بِأَحْسَنِ en güzeliyle bi-aḥsani
en güzeliyle
ٱلَّذِى olduklarının alladhī
olduklarının
كَانُوا۟ they used to kānū
they used to
يَعْمَلُونَ yapıyorlar yaʿmalūna
yapıyorlar
٣٥ (35)
(35)
Zira Allah, onların yaptıkları kötülükleri örter, onlara, işledikleri şeylerin en güzel karşılıklarını verir.
39:36
أَلَيْسَ değil mi? alaysa
değil mi?
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِكَافٍ kâfi bikāfin
kâfi
عَبْدَهُۥ ۖ kuluna ʿabdahu
kuluna
وَيُخَوِّفُونَكَ ve seni korkutuyorlar wayukhawwifūnaka
ve seni korkutuyorlar
بِٱلَّذِينَ kinselerle bi-alladhīna
kinselerle
مِن O'ndan başka min
O'ndan başka
دُونِهِۦ ۚ besides Him dūnihi
besides Him
وَمَن ve kimi waman
ve kimi
يُضْلِلِ şaşırtırsa yuḍ'lili
şaşırtırsa
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
فَمَا artık olmaz famā
artık olmaz
لَهُۥ onu lahu
onu
مِنْ hiçbir min
hiçbir
هَادٍۢ yola getiren hādin
yola getiren
٣٦ (36)
(36)
Allah, kuluna yetmez mi? Seni O'ndan başka şeylerle korkutuyorlar. Allah'ın, saptırdığını doğru yola koyacak yoktur.
39:37
وَمَن ve kime waman
ve kime
يَهْدِ yol gösterirse yahdi
yol gösterirse
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
فَمَا artık olmaz famā
artık olmaz
لَهُۥ onu lahu
onu
مِن hiçbir min
hiçbir
مُّضِلٍّ ۗ şaşırtan muḍillin
şaşırtan
أَلَيْسَ değil midir? alaysa
değil midir?
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِعَزِيزٍۢ aziz biʿazīzin
aziz
ذِى sahibi dhī
sahibi
ٱنتِقَامٍۢ intikam intiqāmin
intikam
٣٧ (37)
(37)
Allah'ın doğru yola eriştirdiğini de saptıracak yoktur. Allah, güçlü olan, öç alabilen değil midir?
39:38
وَلَئِن ve andolsun şayet wala-in
ve andolsun şayet
سَأَلْتَهُم onlara sorsan sa-altahum
onlara sorsan
مَّنْ kim? man
kim?
خَلَقَ yarattı khalaqa
yarattı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri
وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri
لَيَقُولُنَّ elbette derler layaqūlunna
elbette derler
ٱللَّهُ ۚ Allah l-lahu
Allah
قُلْ de ki qul
de ki
أَفَرَءَيْتُم o halde gördünüz mü? afara-aytum
o halde gördünüz mü?
مَّا şeyleri
şeyleri
تَدْعُونَ yalvardığınız tadʿūna
yalvardığınız
مِن başka min
başka
دُونِ besides dūni
besides
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
إِنْ eğer in
eğer
أَرَادَنِىَ bana istese arādaniya
bana istese
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
بِضُرٍّ bir zarar vermek biḍurrin
bir zarar vermek
هَلْ mı? hal
mı?
هُنَّ onlar hunna
onlar
كَـٰشِفَـٰتُ kaldıracaklar kāshifātu
kaldıracaklar
ضُرِّهِۦٓ O'nun zararını ḍurrihi
O'nun zararını
أَوْ yahut aw
yahut
أَرَادَنِى bana dilese arādanī
bana dilese
بِرَحْمَةٍ bir rahmet biraḥmatin
bir rahmet
هَلْ mı? hal
mı?
هُنَّ onlar hunna
onlar
مُمْسِكَـٰتُ durduracaklar mum'sikātu
durduracaklar
رَحْمَتِهِۦ ۚ O'nun rahmetini raḥmatihi
O'nun rahmetini
قُلْ de ki qul
de ki
حَسْبِىَ bana yeter ḥasbiya
bana yeter
ٱللَّهُ ۖ Allah l-lahu
Allah
عَلَيْهِ O'na ʿalayhi
O'na
يَتَوَكَّلُ dayanırlar yatawakkalu
dayanırlar
ٱلْمُتَوَكِّلُونَ tevekkül edenler l-mutawakilūna
tevekkül edenler
٣٨ (38)
(38)
And olsun ki, onlara, "Gökleri ve yeri yaratan kimdir?" diye sorsan: "Allah'tır" derler. De ki: "Öyleyse bana bildirin, Allah bana bir zarar vermek isterse, Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, O'nun verdiği zararı giderebilir mi? Yahut bana bir rahmetdilerse, O'nun rahmetini önleyebilir mi?" De ki: "Allah bana yeter; güvenenler O'na güvenir."
39:39
قُلْ de ki qul
de ki
يَـٰقَوْمِ ey kavmim yāqawmi
ey kavmim
ٱعْمَلُوا۟ yapın iʿ'malū
yapın
عَلَىٰ göre ʿalā
göre
مَكَانَتِكُمْ durumunuza makānatikum
durumunuza
إِنِّى elbette ben de innī
elbette ben de
عَـٰمِلٌۭ ۖ yapıyorum ʿāmilun
yapıyorum
فَسَوْفَ yakında fasawfa
yakında
تَعْلَمُونَ bileceksiniz taʿlamūna
bileceksiniz
٣٩ (39)
(39)
De ki: "Ey milletim! Durumunuzun gerektirdiğini yapın; doğrusu ben de yapacağım. Kendisini rezil edecek azap kime gelecek, kime sürekli azap inecek bileceksiniz."
39:40
مَن kime? man
kime?
يَأْتِيهِ geliyor yatīhi
geliyor
عَذَابٌۭ azab ʿadhābun
azab
يُخْزِيهِ onu rezil eden yukh'zīhi
onu rezil eden
وَيَحِلُّ ve (kimin) konuyor? wayaḥillu
ve (kimin) konuyor?
عَلَيْهِ üzerine ʿalayhi
üzerine
عَذَابٌۭ azab ʿadhābun
azab
مُّقِيمٌ sürekli muqīmun
sürekli
٤٠ (40)
(40)
De ki: "Ey milletim! Durumunuzun gerektirdiğini yapın; doğrusu ben de yapacağım. Kendisini rezil edecek azap kime gelecek, kime sürekli azap inecek bileceksiniz."
39:41
إِنَّآ elbette biz innā
elbette biz
أَنزَلْنَا indirdik anzalnā
indirdik
عَلَيْكَ sana ʿalayka
sana
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı
لِلنَّاسِ insanlar için lilnnāsi
insanlar için
بِٱلْحَقِّ ۖ hak ile bil-ḥaqi
hak ile
فَمَنِ artık kim famani
artık kim
ٱهْتَدَىٰ doğru yola gelirse ih'tadā
doğru yola gelirse
فَلِنَفْسِهِۦ ۖ kendi yararınadır falinafsihi
kendi yararınadır
وَمَن ve kim de waman
ve kim de
ضَلَّ saparsa ḍalla
saparsa
فَإِنَّمَا şüphesiz fa-innamā
şüphesiz
يَضِلُّ sapmış olur yaḍillu
sapmış olur
عَلَيْهَا ۖ kendi zararına ʿalayhā
kendi zararına
وَمَآ ve değil(sin) wamā
ve değil(sin)
أَنتَ sen anta
sen
عَلَيْهِم onların üzerinde ʿalayhim
onların üzerinde
بِوَكِيلٍ vekil biwakīlin
vekil
٤١ (41)
(41)
Doğrusu Biz, insanlar için Kitap'ı gerçekle sana indirdik; kim doğru yolda ise bu kendi lehinedir; sapıtan da kendi aleyhine sapıtmış olur. Sen onlara vekil değilsin.
39:42
ٱللَّهُ Allah al-lahu
Allah
يَتَوَفَّى vefat ettirir yatawaffā
vefat ettirir
ٱلْأَنفُسَ canları l-anfusa
canları
حِينَ sırasında ḥīna
sırasında
مَوْتِهَا ölümleri mawtihā
ölümleri
وَٱلَّتِى ve kimseleri wa-allatī
ve kimseleri
لَمْ ölmeyen(leri) lam
ölmeyen(leri)
تَمُتْ die tamut
die
فِى uykularında
uykularında
مَنَامِهَا ۖ their sleep manāmihā
their sleep
فَيُمْسِكُ sonra yanında tutar fayum'siku
sonra yanında tutar
ٱلَّتِى kimseleri allatī
kimseleri
قَضَىٰ hükmettiği qaḍā
hükmettiği
عَلَيْهَا üzerlerinde ʿalayhā
üzerlerinde
ٱلْمَوْتَ ölümüne l-mawta
ölümüne
وَيُرْسِلُ ve salıverir wayur'silu
ve salıverir
ٱلْأُخْرَىٰٓ ötekilerini l-ukh'rā
ötekilerini
إِلَىٰٓ kadar ilā
kadar
أَجَلٍۢ bir süreye ajalin
bir süreye
مُّسَمًّى ۚ belirli musamman
belirli
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
فِى vardır
vardır
ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda
لَـَٔايَـٰتٍۢ ibretler laāyātin
ibretler
لِّقَوْمٍۢ bir toplum için liqawmin
bir toplum için
يَتَفَكَّرُونَ düşünen yatafakkarūna
düşünen
٤٢ (42)
(42)
Allah, öleceklerin ölümleri anında, ölmeyeceklerin de uykuları esnasında ruhlarını alır. Ölmelerine hükmettiği kimselerinkini tutar, diğerlerini bir süreye kadar salıverir. Doğrusu bunda düşünen kimseler için dersler vardır.
39:43
أَمِ yoksa ami
yoksa
ٱتَّخَذُوا۟ başkami edindiler? ittakhadhū
başkami edindiler?
مِن besides min
besides
دُونِ besides dūni
besides
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
شُفَعَآءَ ۚ şefa'atçiler shufaʿāa
şefa'atçiler
قُلْ de ki qul
de ki
أَوَلَوْ bile mi? awalaw
bile mi?
كَانُوا۟ olsalar kānū
olsalar
لَا onlar malik olmayan
onlar malik olmayan
يَمْلِكُونَ possessing yamlikūna
possessing
شَيْـًۭٔا hiçbir şeye shayan
hiçbir şeye
وَلَا ve walā
ve
يَعْقِلُونَ düşünmeyen yaʿqilūna
düşünmeyen
٤٣ (43)
(43)
Yoksa Allah'tan başka şefaatçiler mi edindiler? De ki: "Onlar bir şeye sahip olmadıkları, akıl da edemedikleri halde mi şefaat edecekler?"
39:44
قُل de ki qul
de ki
لِّلَّهِ Allah'ındır lillahi
Allah'ındır
ٱلشَّفَـٰعَةُ şefa'at l-shafāʿatu
şefa'at
جَمِيعًۭا ۖ tamamen jamīʿan
tamamen
لَّهُۥ O'nundur lahu
O'nundur
مُلْكُ mülkü mul'ku
mülkü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۖ ve yerin wal-arḍi
ve yerin
ثُمَّ sonra thumma
sonra
إِلَيْهِ O'na ilayhi
O'na
تُرْجَعُونَ döndürüleceksiniz tur'jaʿūna
döndürüleceksiniz
٤٤ (44)
(44)
De ki: "Bütün şefaat Allah'ın iznine bağlıdır. Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur. Sonra O'na döneceksiniz."
39:45
وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman
ذُكِرَ anıldığı dhukira
anıldığı
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
وَحْدَهُ tek olarak waḥdahu
tek olarak
ٱشْمَأَزَّتْ ürker ish'ma-azzat
ürker
قُلُوبُ kalbleri qulūbu
kalbleri
ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin
لَا inanmayan(ların)
inanmayan(ların)
يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe
بِٱلْـَٔاخِرَةِ ۖ ahirete bil-ākhirati
ahirete
وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman
ذُكِرَ anıldığı dhukira
anıldığı
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
مِن O'ndan başka min
O'ndan başka
دُونِهِۦٓ besides Him dūnihi
besides Him
إِذَا hemen idhā
hemen
هُمْ onlar hum
onlar
يَسْتَبْشِرُونَ sevinirler yastabshirūna
sevinirler
٤٥ (45)
(45)
Allah tek olarak anıldığı zaman, ahirete inanmayanların kalbleri nefretle çarpar, ama Allah'tan başka putlar anıldığı zaman hemen yüzleri güler.
39:46
قُلِ de ki quli
de ki
ٱللَّهُمَّ Allah'ım l-lahuma
Allah'ım
فَاطِرَ yoktan var eden fāṭira
yoktan var eden
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri
وَٱلْأَرْضِ ve yeri wal-arḍi
ve yeri
عَـٰلِمَ bilen ʿālima
bilen
ٱلْغَيْبِ görülmeyeni l-ghaybi
görülmeyeni
وَٱلشَّهَـٰدَةِ ve görüleni wal-shahādati
ve görüleni
أَنتَ (ancak) sen anta
(ancak) sen
تَحْكُمُ hükmedersin taḥkumu
hükmedersin
بَيْنَ arasında bayna
arasında
عِبَادِكَ kullarının ʿibādika
kullarının
فِى şeylerde
şeylerde
مَا what
what
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
فِيهِ hakkında fīhi
hakkında
يَخْتَلِفُونَ ayrılığa düştükleri yakhtalifūna
ayrılığa düştükleri
٤٦ (46)
(46)
De ki: "Ey göklerin, yerin yaratanı, görülmeyeni ve görüleni bilen Allah'ım! Kullarının ayrılığa düştükleri şeyler hakkında aralarında Sen hükmedeceksin."
39:47
وَلَوْ ve eğer olsaydı walaw
ve eğer olsaydı
أَنَّ ve eğer olsaydı anna
ve eğer olsaydı
لِلَّذِينَ zulmedenlerin lilladhīna
zulmedenlerin
ظَلَمُوا۟ did wrong ẓalamū
did wrong
مَا bulunanların
bulunanların
فِى yeryüzünde
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
جَمِيعًۭا tümü jamīʿan
tümü
وَمِثْلَهُۥ ve bir misli daha wamith'lahu
ve bir misli daha
مَعَهُۥ onunla beraber maʿahu
onunla beraber
لَٱفْتَدَوْا۟ mutlaka fidye verirlerdi la-if'tadaw
mutlaka fidye verirlerdi
بِهِۦ onu bihi
onu
مِن kötü-dan (kurtulmak için) min
kötü-dan (kurtulmak için)
سُوٓءِ kötü sūi
kötü
ٱلْعَذَابِ (of) the punishment l-ʿadhābi
(of) the punishment
يَوْمَ günü yawma
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۚ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
وَبَدَا ve karşılarına çıkmıştır wabadā
ve karşılarına çıkmıştır
لَهُم onların lahum
onların
مِّنَ Allahtan mina
Allahtan
ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah
مَا şeyler
şeyler
لَمْ hiç lam
hiç
يَكُونُوا۟ hesabetmedikleri yakūnū
hesabetmedikleri
يَحْتَسِبُونَ taken into account yaḥtasibūna
taken into account
٤٧ (47)
(47)
Yeryüzünde olanların hepsi ve bir misli daha zalimlerin olmuş olsa, kıyamet günündeki kötü azap için fidye verseler kabul edilmez. Allah katından onlara, hiç hesaplamadıkları şeyler beliriverir.
39:48
وَبَدَا ve görünmüştür wabadā
ve görünmüştür
لَهُمْ kendilerine lahum
kendilerine
سَيِّـَٔاتُ kötülükleri sayyiātu
kötülükleri
مَا yaptıkları işlerin
yaptıkları işlerin
كَسَبُوا۟ they earned kasabū
they earned
وَحَاقَ ve kuşatmıştır waḥāqa
ve kuşatmıştır
بِهِم onları bihim
onları
مَّا şey
şey
كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları
بِهِۦ onunla bihi
onunla
يَسْتَهْزِءُونَ alay ediyor(lar) yastahziūna
alay ediyor(lar)
٤٨ (48)
(48)
Onlara, işledikleri kötü şeyler belli olur; alaya aldıkları şeyler de kendilerini çepeçevre sarar.
39:49
فَإِذَا zaman fa-idhā
zaman
مَسَّ dokunduğu massa
dokunduğu
ٱلْإِنسَـٰنَ insana l-insāna
insana
ضُرٌّۭ bir zarar ḍurrun
bir zarar
دَعَانَا bize du'a eder daʿānā
bize du'a eder
ثُمَّ sonra thumma
sonra
إِذَا vakit idhā
vakit
خَوَّلْنَـٰهُ ona verdiğimiz khawwalnāhu
ona verdiğimiz
نِعْمَةًۭ bir ni'met niʿ'matan
bir ni'met
مِّنَّا bizden minnā
bizden
قَالَ der qāla
der
إِنَّمَآ elbette innamā
elbette
أُوتِيتُهُۥ bu bana verildi ūtītuhu
bu bana verildi
عَلَىٰ sayesinde ʿalā
sayesinde
عِلْمٍۭ ۚ bilgi(m) ʿil'min
bilgi(m)
بَلْ hayır bal
hayır
هِىَ o hiya
o
فِتْنَةٌۭ bir imtihandır fit'natun
bir imtihandır
وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat
أَكْثَرَهُمْ çokları aktharahum
çokları
لَا bilmiyorlar
bilmiyorlar
يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know
٤٩ (49)
(49)
İnsanın başına bir sıkıntı gelince Bize yalvarır. Sonra katımızdan ona bir nimet verdiğimiz zaman: "Bu bana bilgimden dolayı verilmiştir" der. Hayır; o bir imtihandır, fakat çokları bilmezler.
39:50
قَدْ elbette qad
elbette
قَالَهَا bunu demişlerdi qālahā
bunu demişlerdi
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
مِن onlardan öncekiler min
onlardan öncekiler
قَبْلِهِمْ before them qablihim
before them
فَمَآ ama olmadı famā
ama olmadı
أَغْنَىٰ yararı aghnā
yararı
عَنْهُم kendilerine ʿanhum
kendilerine
مَّا şeyler
şeyler
كَانُوا۟ kazandıkları kānū
kazandıkları
يَكْسِبُونَ earn yaksibūna
earn
٥٠ (50)
(50)
Bunu onlardan öncekiler de söylemişti, ama kazandıkları şeyler onlara fayda vermedi.
39:51
فَأَصَابَهُمْ sonra başlarına geldi fa-aṣābahum
sonra başlarına geldi
سَيِّـَٔاتُ kötülükleri sayyiātu
kötülükleri
مَا kazandıklarının
kazandıklarının
كَسَبُوا۟ ۚ they earned kasabū
they earned
وَٱلَّذِينَ kimselere wa-alladhīna
kimselere
ظَلَمُوا۟ zulmedenlere ẓalamū
zulmedenlere
مِنْ bunlardan min
bunlardan
هَـٰٓؤُلَآءِ these hāulāi
these
سَيُصِيبُهُمْ erişecektir sayuṣībuhum
erişecektir
سَيِّـَٔاتُ kötülükleri sayyiātu
kötülükleri
مَا yaptıklarının
yaptıklarının
كَسَبُوا۟ they earned kasabū
they earned
وَمَا ve değillerdir wamā
ve değillerdir
هُم onlar hum
onlar
بِمُعْجِزِينَ engel olacak bimuʿ'jizīna
engel olacak
٥١ (51)
(51)
Bunun için, işledikleri kötülükler başlarına geldi. Bunlar içinde zulmedenlerin de kazandıkları kötülükler başlarına gelecektir. Bu hususta Allah'ı aciz bırakamazlar.
39:52
أَوَلَمْ mi? awalam
mi?
يَعْلَمُوٓا۟ bilmediler yaʿlamū
bilmediler
أَنَّ elbette anna
elbette
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يَبْسُطُ açar yabsuṭu
açar
ٱلرِّزْقَ rızkı l-riz'qa
rızkı
لِمَن kimseye liman
kimseye
يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği
وَيَقْدِرُ ۚ ve kısar wayaqdiru
ve kısar
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
فِى vardır
vardır
ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda
لَـَٔايَـٰتٍۢ ibretler laāyātin
ibretler
لِّقَوْمٍۢ bir toplum için liqawmin
bir toplum için
يُؤْمِنُونَ inanan yu'minūna
inanan
٥٢ (52)
(52)
Allah'ın rızkı dilediğine yaydığını ve kısıp bir ölçüye göre verdiğini bilmezler mi? Doğrusu bunda, inanan kimseler için dersler vardır.
39:53
۞ قُلْ de ki qul
de ki
يَـٰعِبَادِىَ ey kullarım yāʿibādiya
ey kullarım
ٱلَّذِينَ aşırı giden alladhīna
aşırı giden
أَسْرَفُوا۟ have transgressed asrafū
have transgressed
عَلَىٰٓ karşı ʿalā
karşı
أَنفُسِهِمْ nefislerine anfusihim
nefislerine
لَا asla
asla
تَقْنَطُوا۟ umut kesmeyin taqnaṭū
umut kesmeyin
مِن rahmetinden min
rahmetinden
رَّحْمَةِ (the) Mercy raḥmati
(the) Mercy
ٱللَّهِ ۚ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
يَغْفِرُ bağışlar yaghfiru
bağışlar
ٱلذُّنُوبَ günahları l-dhunūba
günahları
جَمِيعًا ۚ bütün jamīʿan
bütün
إِنَّهُۥ çünkü O innahu
çünkü O
هُوَ O huwa
O
ٱلْغَفُورُ çok bağışlayandır l-ghafūru
çok bağışlayandır
ٱلرَّحِيمُ çok esirgeyendir l-raḥīmu
çok esirgeyendir
٥٣ (53)
(53)
De ki: "Ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım! Allah'ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin. Doğrusu Allah günahların hepsini bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, merhametlidir."
39:54
وَأَنِيبُوٓا۟ ve dönün wa-anībū
ve dönün
إِلَىٰ Rabbinize ilā
Rabbinize
رَبِّكُمْ your Lord rabbikum
your Lord
وَأَسْلِمُوا۟ ve teslim olun wa-aslimū
ve teslim olun
لَهُۥ O'na lahu
O'na
مِن önce min
önce
قَبْلِ before qabli
before
أَن size gelip çatmadan an
size gelip çatmadan
يَأْتِيَكُمُ comes to you yatiyakumu
comes to you
ٱلْعَذَابُ azab l-ʿadhābu
azab
ثُمَّ sonra thumma
sonra
لَا asla
asla
تُنصَرُونَ size yardım edilmez tunṣarūna
size yardım edilmez
٥٤ (54)
(54)
"Rabbinize yönelin. Azap size gelmeden önce O'na teslim olun; sonra yardım görmezsiniz."
39:55
وَٱتَّبِعُوٓا۟ ve uyun wa-ittabiʿū
ve uyun
أَحْسَنَ en güzeline aḥsana
en güzeline
مَآ indirilenin
indirilenin
أُنزِلَ is revealed unzila
is revealed
إِلَيْكُم size ilaykum
size
مِّن Rabbinizden min
Rabbinizden
رَّبِّكُم your Lord rabbikum
your Lord
مِّن önce min
önce
قَبْلِ before qabli
before
أَن size gelmezden an
size gelmezden
يَأْتِيَكُمُ comes to you yatiyakumu
comes to you
ٱلْعَذَابُ azab l-ʿadhābu
azab
بَغْتَةًۭ ansızın baghtatan
ansızın
وَأَنتُمْ ve siz wa-antum
ve siz
لَا hiç
hiç
تَشْعُرُونَ farkına varmadan tashʿurūna
farkına varmadan
٥٥ (55)
(55)
"Size ansızın, farkına varmadan azap gelmeden önce Rabbinizden size indirilen en güzel söze, Kuran'a uyun."
39:56
أَن demesinden (sakının) an
demesinden (sakının)
تَقُولَ should say taqūla
should say
نَفْسٌۭ nefsin nafsun
nefsin
يَـٰحَسْرَتَىٰ eyvah (bana) yāḥasratā
eyvah (bana)
عَلَىٰ dolayı ʿalā
dolayı
مَا kusur edişimden
kusur edişimden
فَرَّطتُ I neglected farraṭtu
I neglected
فِى yanında
yanında
جَنۢبِ regard (to) janbi
regard (to)
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
وَإِن ve gerçekten wa-in
ve gerçekten
كُنتُ ben oldum kuntu
ben oldum
لَمِنَ kimselerden lamina
kimselerden
ٱلسَّـٰخِرِينَ alay edenlerden l-sākhirīna
alay edenlerden
٥٦ (56)
(56)
Kişinin: "Allah'a karşı aşırı gitmemden ötürü bana yazıklar olsun. Gerçekten ben alaya alanlardandım" diyeceği günden sakının.
39:57
أَوْ yahut aw
yahut
تَقُولَ demesinden taqūla
demesinden
لَوْ şayet law
şayet
أَنَّ elbette anna
elbette
ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah
هَدَىٰنِى bana hidayet etseydi hadānī
bana hidayet etseydi
لَكُنتُ ben olurdum lakuntu
ben olurdum
مِنَ muttakilerden mina
muttakilerden
ٱلْمُتَّقِينَ the righteous l-mutaqīna
the righteous
٥٧ (57)
(57)
Veya, "Allah beni doğru yola eriştirseydi sakınanlardan olurdum" diyeceği, yahut, azabı gördüğünde: "Keşke benim için dönüş imkanı bulunsa da iyilerden olsam" diyeceği günden sakının.
39:58
أَوْ yahut aw
yahut
تَقُولَ demesinden taqūla
demesinden
حِينَ zaman ḥīna
zaman
تَرَى gördüğü tarā
gördüğü
ٱلْعَذَابَ azabı l-ʿadhāba
azabı
لَوْ keşke law
keşke
أَنَّ gerçekten anna
gerçekten
لِى benim için olsaydı
benim için olsaydı
كَرَّةًۭ bir kez daha (dönüş) karratan
bir kez daha (dönüş)
فَأَكُونَ böylece olsaydım fa-akūna
böylece olsaydım
مِنَ güzel hareket edenlerden mina
güzel hareket edenlerden
ٱلْمُحْسِنِينَ the good-doers l-muḥ'sinīna
the good-doers
٥٨ (58)
(58)
Veya, "Allah beni doğru yola eriştirseydi sakınanlardan olurdum" diyeceği, yahut, azabı gördüğünde: "Keşke benim için dönüş imkanı bulunsa da iyilerden olsam" diyeceği günden sakının.
39:59
بَلَىٰ hayır balā
hayır
قَدْ elbette qad
elbette
جَآءَتْكَ sana geldi jāatka
sana geldi
ءَايَـٰتِى ayetlerim āyātī
ayetlerim
فَكَذَّبْتَ fakat sen yalanladın fakadhabta
fakat sen yalanladın
بِهَا onları bihā
onları
وَٱسْتَكْبَرْتَ ve büyüklük tasladın wa-is'takbarta
ve büyüklük tasladın
وَكُنتَ ve oldun wakunta
ve oldun
مِنَ nankörlerden mina
nankörlerden
ٱلْكَـٰفِرِينَ the disbelievers l-kāfirīna
the disbelievers
٥٩ (59)
(59)
Ey insanoğlu! Evet; ayetlerim sana gelmişti de onları yalanlamış, büyüklük taslamış ve inkarcılardan olmuştun.
39:60
وَيَوْمَ ve günü wayawma
ve günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
تَرَى görürsün tarā
görürsün
ٱلَّذِينَ yalan uyduranların alladhīna
yalan uyduranların
كَذَبُوا۟ lied kadhabū
lied
عَلَى karşı ʿalā
karşı
ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a
وُجُوهُهُم yüzlerini wujūhuhum
yüzlerini
مُّسْوَدَّةٌ ۚ kapkara mus'waddatun
kapkara
أَلَيْسَ yok mudur? alaysa
yok mudur?
فِى cehennemde
cehennemde
جَهَنَّمَ Hell jahannama
Hell
مَثْوًۭى bir yer mathwan
bir yer
لِّلْمُتَكَبِّرِينَ kibirlenenler için lil'mutakabbirīna
kibirlenenler için
٦٠ (60)
(60)
Allah'a karşı yalan uyduranların, kıyamet günü, yüzlerinin simsiyah olduğunu görürsün. Böbürlenenler için cehennemde bir durak olmaz olur mu?
39:61
وَيُنَجِّى ve kurtarır; wayunajjī
ve kurtarır;
ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah
ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri
ٱتَّقَوْا۟ korunanları ittaqaw
korunanları
بِمَفَازَتِهِمْ başarılarıyle bimafāzatihim
başarılarıyle
لَا onlara dokunmaz
onlara dokunmaz
يَمَسُّهُمُ will touch them yamassuhumu
will touch them
ٱلسُّوٓءُ kötülük l-sūu
kötülük
وَلَا ve walā
ve
هُمْ onlar hum
onlar
يَحْزَنُونَ üzülmezler yaḥzanūna
üzülmezler
٦١ (61)
(61)
Allah, sakınanları başarılarından ötürü kurtarır. Onlara hiçbir kötülük gelmez; onlar üzülmezler.
39:62
ٱللَّهُ Allah al-lahu
Allah
خَـٰلِقُ yaratıcısıdır khāliqu
yaratıcısıdır
كُلِّ her kulli
her
شَىْءٍۢ ۖ şeyin shayin
şeyin
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine
كُلِّ her kulli
her
شَىْءٍۢ şey shayin
şey
وَكِيلٌۭ vekildir wakīlun
vekildir
٦٢ (62)
(62)
Allah her şeyin yaratanıdır. O her şeye Vekil'dir.
39:63
لَّهُۥ O'nundur lahu
O'nundur
مَقَالِيدُ anahtarları maqālīdu
anahtarları
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۗ ve yerin wal-arḍi
ve yerin
وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini biāyāti
ayetlerini
ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte
هُمُ onlardır humu
onlardır
ٱلْخَـٰسِرُونَ ziyana uğrayanlar l-khāsirūna
ziyana uğrayanlar
٦٣ (63)
(63)
Göklerin ve yerin kilitleri O'nundur. Allah'ın ayetlerini inkar edenler, işte onlar hüsrandadırlar.
39:64
قُلْ de ki qul
de ki
أَفَغَيْرَ başkasına mı? afaghayra
başkasına mı?
ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan
تَأْمُرُوٓنِّىٓ bana emrediyorsunuz tamurūnnī
bana emrediyorsunuz
أَعْبُدُ kulluk etmemi aʿbudu
kulluk etmemi
أَيُّهَا ey ayyuhā
ey
ٱلْجَـٰهِلُونَ cahiller l-jāhilūna
cahiller
٦٤ (64)
(64)
De ki: "Ey cahiller! Bana, Allah'tan başkasına kulluk etmemi mi emredersiniz?"
39:65
وَلَقَدْ ve elbette walaqad
ve elbette
أُوحِىَ şöyle vahyedildi ūḥiya
şöyle vahyedildi
إِلَيْكَ sana ilayka
sana
وَإِلَى ve wa-ilā
ve
ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere
مِن senden önceki min
senden önceki
قَبْلِكَ (were) before you qablika
(were) before you
لَئِنْ andolsun eğer la-in
andolsun eğer
أَشْرَكْتَ ortak koşarsan ashrakta
ortak koşarsan
لَيَحْبَطَنَّ boşa çıkar layaḥbaṭanna
boşa çıkar
عَمَلُكَ amelin ʿamaluka
amelin
وَلَتَكُونَنَّ ve olursun walatakūnanna
ve olursun
مِنَ kaybedenlerden mina
kaybedenlerden
ٱلْخَـٰسِرِينَ the losers l-khāsirīna
the losers
٦٥ (65)
(65)
And olsun ki sana da, senden önceki peygamberlere de vahyolunmuştur: "And olsun, eğer Allah'a ortak koşarsan işlerin şüphesiz boşa gider ve hüsranda kalanlardan olursun."
39:66
بَلِ hayır bali
hayır
ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a
فَٱعْبُدْ kulluk et fa-uʿ'bud
kulluk et
وَكُن ve ol wakun
ve ol
مِّنَ den mina
den
ٱلشَّـٰكِرِينَ the thankful ones l-shākirīna
the thankful ones
٦٦ (66)
(66)
"Hayır; yalnız Allah'a kulluk et ve şukredenlerden ol."
39:67
وَمَا ve wamā
ve
قَدَرُوا۟ takdir edemediler qadarū
takdir edemediler
ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı
حَقَّ gereği gibi ḥaqqa
gereği gibi
قَدْرِهِۦ O'nun kadrini qadrihi
O'nun kadrini
وَٱلْأَرْضُ ve yer wal-arḍu
ve yer
جَمِيعًۭا tamamen jamīʿan
tamamen
قَبْضَتُهُۥ O'nun avucu içindedir qabḍatuhu
O'nun avucu içindedir
يَوْمَ günü yawma
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet
وَٱلسَّمَـٰوَٰتُ ve gökler wal-samāwātu
ve gökler
مَطْوِيَّـٰتٌۢ dürülmüştür maṭwiyyātun
dürülmüştür
بِيَمِينِهِۦ ۚ sağ elinde biyamīnihi
sağ elinde
سُبْحَـٰنَهُۥ O münezzehtir sub'ḥānahu
O münezzehtir
وَتَعَـٰلَىٰ ve yücedir wataʿālā
ve yücedir
عَمَّا onların ortak koştuklarından ʿammā
onların ortak koştuklarından
يُشْرِكُونَ they associate (with Him) yush'rikūna
they associate (with Him)
٦٧ (67)
(67)
Onlar Allah'ı gereği gibi değerlendiremediler. Bütün yeryüzü, kıyamet günü O'nun avucundadır; gökler O'nun kudretiyle dürülmüş olacaktır. O, putperestlerin ortak koşmalarından yüce ve münezzehtir.
39:68
وَنُفِخَ ve üflenir wanufikha
ve üflenir
فِى Sur'a
Sur'a
ٱلصُّورِ the trumpet l-ṣūri
the trumpet
فَصَعِقَ sonra ölür (bayılır) faṣaʿiqa
sonra ölür (bayılır)
مَن olanlar man
olanlar
فِى göklerde
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens
وَمَن ve olanlar waman
ve olanlar
فِى yerde
yerde
ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth
إِلَّا dışında illā
dışında
مَن kimseler man
kimseler
شَآءَ dilediği shāa
dilediği
ٱللَّهُ ۖ Allah'ın l-lahu
Allah'ın
ثُمَّ sonra thumma
sonra
نُفِخَ üflenir nufikha
üflenir
فِيهِ ona fīhi
ona
أُخْرَىٰ bir daha ukh'rā
bir daha
فَإِذَا birden fa-idhā
birden
هُمْ onlar hum
onlar
قِيَامٌۭ kalkmış qiyāmun
kalkmış
يَنظُرُونَ bakıyorlardır yanẓurūna
bakıyorlardır
٦٨ (68)
(68)
Sura üflenince, Allah'ın dilediği bir yana, göklerde olanlar, yerde olanlar hepsi düşüp ölür. Sonra Sura bir daha üflenince hemen ayağa kalkıp bakışır dururlar.
39:69
وَأَشْرَقَتِ ve parlar wa-ashraqati
ve parlar
ٱلْأَرْضُ yer l-arḍu
yer
بِنُورِ nuru ile binūri
nuru ile
رَبِّهَا Rabbinin rabbihā
Rabbinin
وَوُضِعَ ve (ortaya) konur wawuḍiʿa
ve (ortaya) konur
ٱلْكِتَـٰبُ Kitap l-kitābu
Kitap
وَجِا۟ىٓءَ ve getirilir wajīa
ve getirilir
بِٱلنَّبِيِّـۧنَ peygamberler bil-nabiyīna
peygamberler
وَٱلشُّهَدَآءِ ve şahidler wal-shuhadāi
ve şahidler
وَقُضِىَ ve hükmedilir waquḍiya
ve hükmedilir
بَيْنَهُم aralarında baynahum
aralarında
بِٱلْحَقِّ adaletle bil-ḥaqi
adaletle
وَهُمْ ve onlara wahum
ve onlara
لَا asla
asla
يُظْلَمُونَ haksızlık edilmez yuẓ'lamūna
haksızlık edilmez
٦٩ (69)
(69)
Yeryüzü Rabbinin nuruyla aydınlanır, kitap açılır, peygamberler ve şahidler getirilir ve onlara haksızlık yapılmadan, aralarında adaletle hüküm verilir.
39:70
وَوُفِّيَتْ ve tam verilir wawuffiyat
ve tam verilir
كُلُّ her kullu
her
نَفْسٍۢ nefse nafsin
nefse
مَّا karşılığı
karşılığı
عَمِلَتْ yaptığının ʿamilat
yaptığının
وَهُوَ ve O wahuwa
ve O
أَعْلَمُ en iyi bilendir aʿlamu
en iyi bilendir
بِمَا onların ne yaptıklarını bimā
onların ne yaptıklarını
يَفْعَلُونَ they do yafʿalūna
they do
٧٠ (70)
(70)
Her kişiye işlediği ödenir. Esasen Allah onların yaptıklarını en iyi bilendir.
39:71
وَسِيقَ ve sürülürler wasīqa
ve sürülürler
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
كَفَرُوٓا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler)
إِلَىٰ cehenneme ilā
cehenneme
جَهَنَّمَ Hell jahannama
Hell
زُمَرًا ۖ bölük bölük zumaran
bölük bölük
حَتَّىٰٓ nihayet ḥattā
nihayet
إِذَا zaman idhā
zaman
جَآءُوهَا oraya geldikleri jāūhā
oraya geldikleri
فُتِحَتْ açılır futiḥat
açılır
أَبْوَٰبُهَا kapıları abwābuhā
kapıları
وَقَالَ ve şöyle der waqāla
ve şöyle der
لَهُمْ onlara lahum
onlara
خَزَنَتُهَآ onun bekçileri khazanatuhā
onun bekçileri
أَلَمْ gelmedimi? alam
gelmedimi?
يَأْتِكُمْ come to you yatikum
come to you
رُسُلٌۭ elçiler rusulun
elçiler
مِّنكُمْ kendi aranızdan minkum
kendi aranızdan
يَتْلُونَ okuyan yatlūna
okuyan
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
ءَايَـٰتِ ayetlerini āyāti
ayetlerini
رَبِّكُمْ Rabbinizin rabbikum
Rabbinizin
وَيُنذِرُونَكُمْ ve sizi uyaran wayundhirūnakum
ve sizi uyaran
لِقَآءَ kavuşacağınıza liqāa
kavuşacağınıza
يَوْمِكُمْ gününüze yawmikum
gününüze
هَـٰذَا ۚ bu hādhā
bu
قَالُوا۟ derler qālū
derler
بَلَىٰ evet balā
evet
وَلَـٰكِنْ ama walākin
ama
حَقَّتْ hak olmuştur ḥaqqat
hak olmuştur
كَلِمَةُ sözü kalimatu
sözü
ٱلْعَذَابِ azab l-ʿadhābi
azab
عَلَى üzerine ʿalā
üzerine
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirler l-kāfirīna
kafirler
٧١ (71)
(71)
İnkar edenler, bölük bölük cehenneme sürülür. Oraya vardıklarında kapıları açılır; bekçileri onlara: "Size içinizden Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bugüne kavuşacağınızı ihtar eden peygamberler gelmedi mi" derler. "Evet geldi" derler. Lakin azap sözü inkarcıların aleyhine gerçekleşir.
39:72
قِيلَ denilir qīla
denilir
ٱدْخُلُوٓا۟ girin ud'khulū
girin
أَبْوَٰبَ kapılarından abwāba
kapılarından
جَهَنَّمَ cehennemin jahannama
cehennemin
خَـٰلِدِينَ ebedi kalmak üzere khālidīna
ebedi kalmak üzere
فِيهَا ۖ içinde fīhā
içinde
فَبِئْسَ ne kötüdür fabi'sa
ne kötüdür
مَثْوَى yeri mathwā
yeri
ٱلْمُتَكَبِّرِينَ kibirlenenlerin l-mutakabirīna
kibirlenenlerin
٧٢ (72)
(72)
Onlara: "Temelli kalacağınız cehennemin kapılarından girin; böbürlenenlerin durağı ne kötüdür!" denir.
39:73
وَسِيقَ ve sevk edilirler wasīqa
ve sevk edilirler
ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler
ٱتَّقَوْا۟ korunan(lar) ittaqaw
korunan(lar)
رَبَّهُمْ Rablerinin (azabından) rabbahum
Rablerinin (azabından)
إِلَى cennete ilā
cennete
ٱلْجَنَّةِ Paradise l-janati
Paradise
زُمَرًا ۖ bölük bölük zumaran
bölük bölük
حَتَّىٰٓ nihayet ḥattā
nihayet
إِذَا zaman idhā
zaman
جَآءُوهَا geldikleri jāūhā
geldikleri
وَفُتِحَتْ ve açılır wafutiḥat
ve açılır
أَبْوَٰبُهَا onun kapıları abwābuhā
onun kapıları
وَقَالَ ve derler waqāla
ve derler
لَهُمْ onlara lahum
onlara
خَزَنَتُهَا onun bekçileri khazanatuhā
onun bekçileri
سَلَـٰمٌ selam salāmun
selam
عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size
طِبْتُمْ (ne) hoşsunuz ṭib'tum
(ne) hoşsunuz
فَٱدْخُلُوهَا buraya girin fa-ud'khulūhā
buraya girin
خَـٰلِدِينَ ebedi kalmak üzere khālidīna
ebedi kalmak üzere
٧٣ (73)
(73)
Rablerine karşı gelmekten sakınanlar, bölük bölük cennete götürülürler. Oraya varıp da kapıları açıldığında, bekçileri onlara: "Selam size, hoş geldiniz! Temelli olarak buraya girin" derler.
39:74
وَقَالُوا۟ ve derler waqālū
ve derler
ٱلْحَمْدُ hamdolsun l-ḥamdu
hamdolsun
لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a
ٱلَّذِى o ki; alladhī
o ki;
صَدَقَنَا bize yerine getirdi ṣadaqanā
bize yerine getirdi
وَعْدَهُۥ verdiği sözünü waʿdahu
verdiği sözünü
وَأَوْرَثَنَا ve bizi varis kıldı wa-awrathanā
ve bizi varis kıldı
ٱلْأَرْضَ yurda l-arḍa
yurda
نَتَبَوَّأُ oturacağımız natabawwa-u
oturacağımız
مِنَ (-ten) mina
(-ten)
ٱلْجَنَّةِ cennet l-janati
cennet
حَيْثُ yerinde ḥaythu
yerinde
نَشَآءُ ۖ dilediğimiz nashāu
dilediğimiz
فَنِعْمَ ne güzeldir faniʿ'ma
ne güzeldir
أَجْرُ ücreti ajru
ücreti
ٱلْعَـٰمِلِينَ çalışanların l-ʿāmilīna
çalışanların
٧٤ (74)
(74)
Onlar: "Bize verdiği sözde duran ve bizi bu yere varis kılan Allah'a hamdolsun. Cennette istediğimiz yerde oturabiliriz. Yararlı iş işleyenlerin ecri ne güzelmiş!" derler.
39:75
وَتَرَى ve görürsün watarā
ve görürsün
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ meleklerin l-malāikata
meleklerin
حَآفِّينَ dönerek ḥāffīna
dönerek
مِنْ çevresinde min
çevresinde
حَوْلِ around ḥawli
around
ٱلْعَرْشِ Arşın l-ʿarshi
Arşın
يُسَبِّحُونَ tesbih ettiklerini yusabbiḥūna
tesbih ettiklerini
بِحَمْدِ hamd ile biḥamdi
hamd ile
رَبِّهِمْ ۖ Rablerini rabbihim
Rablerini
وَقُضِىَ ve hükmedilir waquḍiya
ve hükmedilir
بَيْنَهُم aralarında baynahum
aralarında
بِٱلْحَقِّ hak ile bil-ḥaqi
hak ile
وَقِيلَ ve denilir waqīla
ve denilir
ٱلْحَمْدُ Hamd l-ḥamdu
Hamd
لِلَّهِ Allah'a'dır lillahi
Allah'a'dır
رَبِّ Rabbi rabbi
Rabbi
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin
٧٥ (75)
(75)
Melekleri, arşın etrafını çevirmiş oldukları halde, Rablerini hamd ile överken görürsün. Artık insanların aralarında adaletle hüküm olunmuştur. "Övgü, Alemlerin Rabbi olan Allah içindir" denir.