39
Zümer
الزمر
Besmele
بِسْمِ
adıyla
bis'mi
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
39:1
تَنزِيلُ
indirilmesi
tanzīlu
indirilmesi ٱلْكِتَـٰبِ Kitabını l-kitābi
Kitabını مِنَ tarafındandır mina
tarafındandır ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah ٱلْعَزِيزِ aziz l-ʿazīzi
aziz ٱلْحَكِيمِ hüküm ve hikmet sahibi l-ḥakīmi
hüküm ve hikmet sahibi ١ (1)
(1)
indirilmesi ٱلْكِتَـٰبِ Kitabını l-kitābi
Kitabını مِنَ tarafındandır mina
tarafındandır ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah ٱلْعَزِيزِ aziz l-ʿazīzi
aziz ٱلْحَكِيمِ hüküm ve hikmet sahibi l-ḥakīmi
hüküm ve hikmet sahibi ١ (1)
(1)
Kitap'ın indirilmesi, güçlü ve Hakim olan Allah katındandır.
39:2
إِنَّآ
elbette biz
innā
elbette biz أَنزَلْنَآ indirdik anzalnā
indirdik إِلَيْكَ sana ilayka
sana ٱلْكِتَـٰبَ bu Kitabı l-kitāba
bu Kitabı بِٱلْحَقِّ hak ile bil-ḥaqi
hak ile فَٱعْبُدِ sen kulluk et fa-uʿ'budi
sen kulluk et ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a مُخْلِصًۭا halis kılarak mukh'liṣan
halis kılarak لَّهُ yalnız O'na lahu
yalnız O'na ٱلدِّينَ dini l-dīna
dini ٢ (2)
(2)
elbette biz أَنزَلْنَآ indirdik anzalnā
indirdik إِلَيْكَ sana ilayka
sana ٱلْكِتَـٰبَ bu Kitabı l-kitāba
bu Kitabı بِٱلْحَقِّ hak ile bil-ḥaqi
hak ile فَٱعْبُدِ sen kulluk et fa-uʿ'budi
sen kulluk et ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a مُخْلِصًۭا halis kılarak mukh'liṣan
halis kılarak لَّهُ yalnız O'na lahu
yalnız O'na ٱلدِّينَ dini l-dīna
dini ٢ (2)
(2)
Biz sana Kitap'ı gerçekle indirdik. Öyle ise dini Allah için halis kılarak O'na kulluk et.
39:3
أَلَا
iyi bil ki
alā
iyi bil ki لِلَّهِ yalnız Allah'ındır lillahi
yalnız Allah'ındır ٱلدِّينُ din l-dīnu
din ٱلْخَالِصُ ۚ halis l-khāliṣu
halis وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler ٱتَّخَذُوا۟ edinen ittakhadhū
edinen مِن O'ndan başka min
O'ndan başka دُونِهِۦٓ besides Him dūnihi
besides Him أَوْلِيَآءَ dostlar awliyāa
dostlar مَا biz bunlara tapmıyoruz mā
biz bunlara tapmıyoruz نَعْبُدُهُمْ we worship them naʿbuduhum
we worship them إِلَّا dışıda (bir sebeple) illā
dışıda (bir sebeple) لِيُقَرِّبُونَآ bizi yaklaştırmaları liyuqarribūnā
bizi yaklaştırmaları إِلَى Allah'a ilā
Allah'a ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah زُلْفَىٰٓ daha yakın zul'fā
daha yakın إِنَّ şüphesiz ki inna
şüphesiz ki ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah يَحْكُمُ hükmünü verecektir yaḥkumu
hükmünü verecektir بَيْنَهُمْ onlar arasında baynahum
onlar arasında فِى ne ki fī
ne ki مَا what mā
what هُمْ onlar hum
onlar فِيهِ onun hakkında fīhi
onun hakkında يَخْتَلِفُونَ ۗ ayrılığa düşüyorlar yakhtalifūna
ayrılığa düşüyorlar إِنَّ şüphesiz ki inna
şüphesiz ki ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah لَا doğru yola iletmez lā
doğru yola iletmez يَهْدِى guide yahdī
guide مَنْ olanı man
olanı هُوَ o huwa
o كَـٰذِبٌۭ yalancı kādhibun
yalancı كَفَّارٌۭ nankör kaffārun
nankör ٣ (3)
(3)
iyi bil ki لِلَّهِ yalnız Allah'ındır lillahi
yalnız Allah'ındır ٱلدِّينُ din l-dīnu
din ٱلْخَالِصُ ۚ halis l-khāliṣu
halis وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler ٱتَّخَذُوا۟ edinen ittakhadhū
edinen مِن O'ndan başka min
O'ndan başka دُونِهِۦٓ besides Him dūnihi
besides Him أَوْلِيَآءَ dostlar awliyāa
dostlar مَا biz bunlara tapmıyoruz mā
biz bunlara tapmıyoruz نَعْبُدُهُمْ we worship them naʿbuduhum
we worship them إِلَّا dışıda (bir sebeple) illā
dışıda (bir sebeple) لِيُقَرِّبُونَآ bizi yaklaştırmaları liyuqarribūnā
bizi yaklaştırmaları إِلَى Allah'a ilā
Allah'a ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah زُلْفَىٰٓ daha yakın zul'fā
daha yakın إِنَّ şüphesiz ki inna
şüphesiz ki ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah يَحْكُمُ hükmünü verecektir yaḥkumu
hükmünü verecektir بَيْنَهُمْ onlar arasında baynahum
onlar arasında فِى ne ki fī
ne ki مَا what mā
what هُمْ onlar hum
onlar فِيهِ onun hakkında fīhi
onun hakkında يَخْتَلِفُونَ ۗ ayrılığa düşüyorlar yakhtalifūna
ayrılığa düşüyorlar إِنَّ şüphesiz ki inna
şüphesiz ki ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah لَا doğru yola iletmez lā
doğru yola iletmez يَهْدِى guide yahdī
guide مَنْ olanı man
olanı هُوَ o huwa
o كَـٰذِبٌۭ yalancı kādhibun
yalancı كَفَّارٌۭ nankör kaffārun
nankör ٣ (3)
(3)
Dikkat edin, halis din Allah'ındır; O'nu bırakıp da putlardan dostlar edinenler: "Onlara, bizi Allah'a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz" derler. Doğrusu Allah ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Allah şüphesiz yalancı ve inkarcı kimseyi doğru yola eriştirmez.
39:4
لَّوْ
eğer
law
eğer أَرَادَ isteseydi arāda
isteseydi ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah أَن edinmek an
edinmek يَتَّخِذَ take yattakhidha
take وَلَدًۭا çocuk waladan
çocuk لَّٱصْطَفَىٰ elbette seçerdi la-iṣ'ṭafā
elbette seçerdi مِمَّا yarattıklarından mimmā
yarattıklarından يَخْلُقُ He creates yakhluqu
He creates مَا ne mā
ne يَشَآءُ ۚ diliyorsa yashāu
diliyorsa سُبْحَـٰنَهُۥ ۖ O (bundan münezzehtir) yücedir sub'ḥānahu
O (bundan münezzehtir) yücedir هُوَ O huwa
O ٱللَّهُ Allah'tır l-lahu
Allah'tır ٱلْوَٰحِدُ tek l-wāḥidu
tek ٱلْقَهَّارُ kahredici l-qahāru
kahredici ٤ (4)
(4)
eğer أَرَادَ isteseydi arāda
isteseydi ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah أَن edinmek an
edinmek يَتَّخِذَ take yattakhidha
take وَلَدًۭا çocuk waladan
çocuk لَّٱصْطَفَىٰ elbette seçerdi la-iṣ'ṭafā
elbette seçerdi مِمَّا yarattıklarından mimmā
yarattıklarından يَخْلُقُ He creates yakhluqu
He creates مَا ne mā
ne يَشَآءُ ۚ diliyorsa yashāu
diliyorsa سُبْحَـٰنَهُۥ ۖ O (bundan münezzehtir) yücedir sub'ḥānahu
O (bundan münezzehtir) yücedir هُوَ O huwa
O ٱللَّهُ Allah'tır l-lahu
Allah'tır ٱلْوَٰحِدُ tek l-wāḥidu
tek ٱلْقَهَّارُ kahredici l-qahāru
kahredici ٤ (4)
(4)
Allah çocuk edinmek isteseydi, yaratıklarından dilediğini seçerdi. O münezzehtir, O; gücü her şeye yeten tek Allah'tır.
39:5
خَلَقَ
yarattı
khalaqa
yarattı ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri بِٱلْحَقِّ ۖ hak ile bil-ḥaqi
hak ile يُكَوِّرُ örter yukawwiru
örter ٱلَّيْلَ geceyi al-layla
geceyi عَلَى üzerine ʿalā
üzerine ٱلنَّهَارِ gündüzün l-nahāri
gündüzün وَيُكَوِّرُ ve örter wayukawwiru
ve örter ٱلنَّهَارَ gündüzü l-nahāra
gündüzü عَلَى üzerine ʿalā
üzerine ٱلَّيْلِ ۖ gecenin al-layli
gecenin وَسَخَّرَ ve buyruğu altına almıştır wasakhara
ve buyruğu altına almıştır ٱلشَّمْسَ güneşi l-shamsa
güneşi وَٱلْقَمَرَ ۖ ve ayı wal-qamara
ve ayı كُلٌّۭ her biri kullun
her biri يَجْرِى akıp gitmektedir yajrī
akıp gitmektedir لِأَجَلٍۢ süreye kadar li-ajalin
süreye kadar مُّسَمًّى ۗ belli bir musamman
belli bir أَلَا iyi bil ki alā
iyi bil ki هُوَ O huwa
O ٱلْعَزِيزُ azizdir l-ʿazīzu
azizdir ٱلْغَفَّـٰرُ ve çok bağışlayandır l-ghafāru
ve çok bağışlayandır ٥ (5)
(5)
yarattı ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri بِٱلْحَقِّ ۖ hak ile bil-ḥaqi
hak ile يُكَوِّرُ örter yukawwiru
örter ٱلَّيْلَ geceyi al-layla
geceyi عَلَى üzerine ʿalā
üzerine ٱلنَّهَارِ gündüzün l-nahāri
gündüzün وَيُكَوِّرُ ve örter wayukawwiru
ve örter ٱلنَّهَارَ gündüzü l-nahāra
gündüzü عَلَى üzerine ʿalā
üzerine ٱلَّيْلِ ۖ gecenin al-layli
gecenin وَسَخَّرَ ve buyruğu altına almıştır wasakhara
ve buyruğu altına almıştır ٱلشَّمْسَ güneşi l-shamsa
güneşi وَٱلْقَمَرَ ۖ ve ayı wal-qamara
ve ayı كُلٌّۭ her biri kullun
her biri يَجْرِى akıp gitmektedir yajrī
akıp gitmektedir لِأَجَلٍۢ süreye kadar li-ajalin
süreye kadar مُّسَمًّى ۗ belli bir musamman
belli bir أَلَا iyi bil ki alā
iyi bil ki هُوَ O huwa
O ٱلْعَزِيزُ azizdir l-ʿazīzu
azizdir ٱلْغَفَّـٰرُ ve çok bağışlayandır l-ghafāru
ve çok bağışlayandır ٥ (5)
(5)
Gökleri ve yeri gerçekten yaratan O'dur. Geceyi gündüze dolar, gündüzü geceye dolar. Her biri belirli bir süreye kadar yörüngelerinde yürüyen güneş ve ayı buyruk altında tutar. Dikkat edin, güçlü olan, çok bağışlayan O'dur.
39:6
خَلَقَكُم
sizi yarattı
khalaqakum
sizi yarattı مِّن candan min
candan نَّفْسٍۢ a soul nafsin
a soul وَٰحِدَةٍۢ bir tek wāḥidatin
bir tek ثُمَّ sonra thumma
sonra جَعَلَ meydana getirdi jaʿala
meydana getirdi مِنْهَا ondan min'hā
ondan زَوْجَهَا eşini zawjahā
eşini وَأَنزَلَ ve indirdi wa-anzala
ve indirdi لَكُم sizin için lakum
sizin için مِّنَ davarlardan mina
davarlardan ٱلْأَنْعَـٰمِ the cattle l-anʿāmi
the cattle ثَمَـٰنِيَةَ sekiz thamāniyata
sekiz أَزْوَٰجٍۢ ۚ çift azwājin
çift يَخْلُقُكُمْ ve sizi yaratmaktadır yakhluqukum
ve sizi yaratmaktadır فِى karınlarında fī
karınlarında بُطُونِ (the) wombs buṭūni
(the) wombs أُمَّهَـٰتِكُمْ annelerinizin ummahātikum
annelerinizin خَلْقًۭا yaratılışla khalqan
yaratılışla مِّنۢ sonra min
sonra بَعْدِ after baʿdi
after خَلْقٍۢ bir yaratılıştan khalqin
bir yaratılıştan فِى içinde fī
içinde ظُلُمَـٰتٍۢ karanlık(lar) ẓulumātin
karanlık(lar) ثَلَـٰثٍۢ ۚ üç thalāthin
üç ذَٰلِكُمُ işte budur dhālikumu
işte budur ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah رَبُّكُمْ Rabbiniz rabbukum
Rabbiniz لَهُ O'nundur lahu
O'nundur ٱلْمُلْكُ ۖ mülk l-mul'ku
mülk لَآ yoktur lā
yoktur إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı إِلَّا dışında illā
dışında هُوَ ۖ O'nun huwa
O'nun فَأَنَّىٰ nasıl? fa-annā
nasıl? تُصْرَفُونَ çevriliyorsunuz tuṣ'rafūna
çevriliyorsunuz ٦ (6)
(6)
sizi yarattı مِّن candan min
candan نَّفْسٍۢ a soul nafsin
a soul وَٰحِدَةٍۢ bir tek wāḥidatin
bir tek ثُمَّ sonra thumma
sonra جَعَلَ meydana getirdi jaʿala
meydana getirdi مِنْهَا ondan min'hā
ondan زَوْجَهَا eşini zawjahā
eşini وَأَنزَلَ ve indirdi wa-anzala
ve indirdi لَكُم sizin için lakum
sizin için مِّنَ davarlardan mina
davarlardan ٱلْأَنْعَـٰمِ the cattle l-anʿāmi
the cattle ثَمَـٰنِيَةَ sekiz thamāniyata
sekiz أَزْوَٰجٍۢ ۚ çift azwājin
çift يَخْلُقُكُمْ ve sizi yaratmaktadır yakhluqukum
ve sizi yaratmaktadır فِى karınlarında fī
karınlarında بُطُونِ (the) wombs buṭūni
(the) wombs أُمَّهَـٰتِكُمْ annelerinizin ummahātikum
annelerinizin خَلْقًۭا yaratılışla khalqan
yaratılışla مِّنۢ sonra min
sonra بَعْدِ after baʿdi
after خَلْقٍۢ bir yaratılıştan khalqin
bir yaratılıştan فِى içinde fī
içinde ظُلُمَـٰتٍۢ karanlık(lar) ẓulumātin
karanlık(lar) ثَلَـٰثٍۢ ۚ üç thalāthin
üç ذَٰلِكُمُ işte budur dhālikumu
işte budur ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah رَبُّكُمْ Rabbiniz rabbukum
Rabbiniz لَهُ O'nundur lahu
O'nundur ٱلْمُلْكُ ۖ mülk l-mul'ku
mülk لَآ yoktur lā
yoktur إِلَـٰهَ tanrı ilāha
tanrı إِلَّا dışında illā
dışında هُوَ ۖ O'nun huwa
O'nun فَأَنَّىٰ nasıl? fa-annā
nasıl? تُصْرَفُونَ çevriliyorsunuz tuṣ'rafūna
çevriliyorsunuz ٦ (6)
(6)
Sizi bir tek nefisten yaratmış, sonra ondan eşini varetmiştir; sizin için hayvanlardan sekiz çift meydana getirmiştir; sizi annelerinizin karınlarında üç türlü karanlık içinde, yaratılıştan yaratılışa geçirerek yaratmıştır; işte bu Rabbiniz olan Allah'tır. Hükümranlık O'nundur, O'ndan başka tanrı yoktur. Öyleyken nasıl olur da O'nu bırakıp başkasına yönelirsiniz?
39:7
إِن
eğer
in
eğer تَكْفُرُوا۟ inkar ederseniz takfurū
inkar ederseniz فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah غَنِىٌّ zengindir ghaniyyun
zengindir عَنكُمْ ۖ sizden ʿankum
sizden وَلَا fakat walā
fakat يَرْضَىٰ razı olmaz yarḍā
razı olmaz لِعِبَادِهِ kulları için liʿibādihi
kulları için ٱلْكُفْرَ ۖ küfre l-kuf'ra
küfre وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer تَشْكُرُوا۟ şükrederseniz tashkurū
şükrederseniz يَرْضَهُ ona razı olur yarḍahu
ona razı olur لَكُمْ ۗ sizin için lakum
sizin için وَلَا (günahını) çekmez walā
(günahını) çekmez تَزِرُ will bear taziru
will bear وَازِرَةٌۭ hiçbir günahkar wāziratun
hiçbir günahkar وِزْرَ günahını wiz'ra
günahını أُخْرَىٰ ۗ diğerinin ukh'rā
diğerinin ثُمَّ sonra thumma
sonra إِلَىٰ Rabbinizedir ilā
Rabbinizedir رَبِّكُم your Lord rabbikum
your Lord مَّرْجِعُكُمْ dönüşünüz marjiʿukum
dönüşünüz فَيُنَبِّئُكُم size haber verir fayunabbi-ukum
size haber verir بِمَا şeyleri bimā
şeyleri كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz تَعْمَلُونَ ۚ yapıyorlar taʿmalūna
yapıyorlar إِنَّهُۥ çünkü O innahu
çünkü O عَلِيمٌۢ bilir ʿalīmun
bilir بِذَاتِ özünü bidhāti
özünü ٱلصُّدُورِ göğüslerin l-ṣudūri
göğüslerin ٧ (7)
(7)
eğer تَكْفُرُوا۟ inkar ederseniz takfurū
inkar ederseniz فَإِنَّ şüphesiz fa-inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah غَنِىٌّ zengindir ghaniyyun
zengindir عَنكُمْ ۖ sizden ʿankum
sizden وَلَا fakat walā
fakat يَرْضَىٰ razı olmaz yarḍā
razı olmaz لِعِبَادِهِ kulları için liʿibādihi
kulları için ٱلْكُفْرَ ۖ küfre l-kuf'ra
küfre وَإِن ve eğer wa-in
ve eğer تَشْكُرُوا۟ şükrederseniz tashkurū
şükrederseniz يَرْضَهُ ona razı olur yarḍahu
ona razı olur لَكُمْ ۗ sizin için lakum
sizin için وَلَا (günahını) çekmez walā
(günahını) çekmez تَزِرُ will bear taziru
will bear وَازِرَةٌۭ hiçbir günahkar wāziratun
hiçbir günahkar وِزْرَ günahını wiz'ra
günahını أُخْرَىٰ ۗ diğerinin ukh'rā
diğerinin ثُمَّ sonra thumma
sonra إِلَىٰ Rabbinizedir ilā
Rabbinizedir رَبِّكُم your Lord rabbikum
your Lord مَّرْجِعُكُمْ dönüşünüz marjiʿukum
dönüşünüz فَيُنَبِّئُكُم size haber verir fayunabbi-ukum
size haber verir بِمَا şeyleri bimā
şeyleri كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz تَعْمَلُونَ ۚ yapıyorlar taʿmalūna
yapıyorlar إِنَّهُۥ çünkü O innahu
çünkü O عَلِيمٌۢ bilir ʿalīmun
bilir بِذَاتِ özünü bidhāti
özünü ٱلصُّدُورِ göğüslerin l-ṣudūri
göğüslerin ٧ (7)
(7)
Eğer inkar ederseniz bilin ki Allah sizden müstağnidir. Kullarının inkarından hoşnut olmaz. Eğer şükrederseniz sizden hoşnut olur. Hiçbir günahkar diğerinin günahını yüklenmez. Sonunda dönüşünüz Rabbinizedir; yaptıklarınızı o zaman size haber verir; çünkü O, kalblerde olanı bilir.
39:8
۞ وَإِذَا
zaman
wa-idhā
zaman مَسَّ dokunduğu massa
dokunduğu ٱلْإِنسَـٰنَ insana l-insāna
insana ضُرٌّۭ bir zarar ḍurrun
bir zarar دَعَا hemen du'a eder daʿā
hemen du'a eder رَبَّهُۥ Rabbine rabbahu
Rabbine مُنِيبًا içtenlikle yönelerek munīban
içtenlikle yönelerek إِلَيْهِ O'na ilayhi
O'na ثُمَّ sonra thumma
sonra إِذَا zaman idhā
zaman خَوَّلَهُۥ ona verdiği khawwalahu
ona verdiği نِعْمَةًۭ bir ni'met niʿ'matan
bir ni'met مِّنْهُ kendisinden min'hu
kendisinden نَسِىَ unutur nasiya
unutur مَا olduğunu mā
olduğunu كَانَ he used to call kāna
he used to call يَدْعُوٓا۟ yalvarmakta yadʿū
yalvarmakta إِلَيْهِ O'na ilayhi
O'na مِن önceden min
önceden قَبْلُ before qablu
before وَجَعَلَ ve koşar wajaʿala
ve koşar لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a أَندَادًۭا eşler andādan
eşler لِّيُضِلَّ saptırmak için liyuḍilla
saptırmak için عَن O'nun yolundan ʿan
O'nun yolundan سَبِيلِهِۦ ۚ His Path sabīlihi
His Path قُلْ de ki qul
de ki تَمَتَّعْ yaşa tamattaʿ
yaşa بِكُفْرِكَ küfrünle bikuf'rika
küfrünle قَلِيلًا ۖ azıcık qalīlan
azıcık إِنَّكَ şüphesiz sen innaka
şüphesiz sen مِنْ halkından(sın) min
halkından(sın) أَصْحَـٰبِ (the) companions aṣḥābi
(the) companions ٱلنَّارِ ateş l-nāri
ateş ٨ (8)
(8)
zaman مَسَّ dokunduğu massa
dokunduğu ٱلْإِنسَـٰنَ insana l-insāna
insana ضُرٌّۭ bir zarar ḍurrun
bir zarar دَعَا hemen du'a eder daʿā
hemen du'a eder رَبَّهُۥ Rabbine rabbahu
Rabbine مُنِيبًا içtenlikle yönelerek munīban
içtenlikle yönelerek إِلَيْهِ O'na ilayhi
O'na ثُمَّ sonra thumma
sonra إِذَا zaman idhā
zaman خَوَّلَهُۥ ona verdiği khawwalahu
ona verdiği نِعْمَةًۭ bir ni'met niʿ'matan
bir ni'met مِّنْهُ kendisinden min'hu
kendisinden نَسِىَ unutur nasiya
unutur مَا olduğunu mā
olduğunu كَانَ he used to call kāna
he used to call يَدْعُوٓا۟ yalvarmakta yadʿū
yalvarmakta إِلَيْهِ O'na ilayhi
O'na مِن önceden min
önceden قَبْلُ before qablu
before وَجَعَلَ ve koşar wajaʿala
ve koşar لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a أَندَادًۭا eşler andādan
eşler لِّيُضِلَّ saptırmak için liyuḍilla
saptırmak için عَن O'nun yolundan ʿan
O'nun yolundan سَبِيلِهِۦ ۚ His Path sabīlihi
His Path قُلْ de ki qul
de ki تَمَتَّعْ yaşa tamattaʿ
yaşa بِكُفْرِكَ küfrünle bikuf'rika
küfrünle قَلِيلًا ۖ azıcık qalīlan
azıcık إِنَّكَ şüphesiz sen innaka
şüphesiz sen مِنْ halkından(sın) min
halkından(sın) أَصْحَـٰبِ (the) companions aṣḥābi
(the) companions ٱلنَّارِ ateş l-nāri
ateş ٨ (8)
(8)
İnsanın başına bir sıkıntı gelince Rabbine yönelerek O'na yalvarır. Sonra Allah, katından bir nimet verince önceden kime yalvarmış olduğunu unutuverir; Allah'ın yolundan saptırmak için O'na eşler koşar. De ki: "İnkarınla az bir müddet zevklen, şüphesiz sen cehennemliksin."
39:9
أَمَّنْ
yoksa gibi midir?
amman
yoksa gibi midir? هُوَ o huwa
o قَـٰنِتٌ ibadet eden qānitun
ibadet eden ءَانَآءَ sa'atlerinde ānāa
sa'atlerinde ٱلَّيْلِ gece al-layli
gece سَاجِدًۭا secde ederek sājidan
secde ederek وَقَآئِمًۭا ve ayakta durarak waqāiman
ve ayakta durarak يَحْذَرُ korkan yaḥdharu
korkan ٱلْـَٔاخِرَةَ ahiretten l-ākhirata
ahiretten وَيَرْجُوا۟ ve uman wayarjū
ve uman رَحْمَةَ rahmetini raḥmata
rahmetini رَبِّهِۦ ۗ Rabbinin rabbihi
Rabbinin قُلْ de ki qul
de ki هَلْ eşitmidir? hal
eşitmidir? يَسْتَوِى equal yastawī
equal ٱلَّذِينَ kimselerle alladhīna
kimselerle يَعْلَمُونَ bilen(lerle) yaʿlamūna
bilen(lerle) وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler لَا bilmeyen(ler) lā
bilmeyen(ler) يَعْلَمُونَ ۗ know yaʿlamūna
know إِنَّمَا doğrusu ancak innamā
doğrusu ancak يَتَذَكَّرُ öğüt alır yatadhakkaru
öğüt alır أُو۟لُوا۟ sahipleri ulū
sahipleri ٱلْأَلْبَـٰبِ sağduyu l-albābi
sağduyu ٩ (9)
(9)
yoksa gibi midir? هُوَ o huwa
o قَـٰنِتٌ ibadet eden qānitun
ibadet eden ءَانَآءَ sa'atlerinde ānāa
sa'atlerinde ٱلَّيْلِ gece al-layli
gece سَاجِدًۭا secde ederek sājidan
secde ederek وَقَآئِمًۭا ve ayakta durarak waqāiman
ve ayakta durarak يَحْذَرُ korkan yaḥdharu
korkan ٱلْـَٔاخِرَةَ ahiretten l-ākhirata
ahiretten وَيَرْجُوا۟ ve uman wayarjū
ve uman رَحْمَةَ rahmetini raḥmata
rahmetini رَبِّهِۦ ۗ Rabbinin rabbihi
Rabbinin قُلْ de ki qul
de ki هَلْ eşitmidir? hal
eşitmidir? يَسْتَوِى equal yastawī
equal ٱلَّذِينَ kimselerle alladhīna
kimselerle يَعْلَمُونَ bilen(lerle) yaʿlamūna
bilen(lerle) وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler لَا bilmeyen(ler) lā
bilmeyen(ler) يَعْلَمُونَ ۗ know yaʿlamūna
know إِنَّمَا doğrusu ancak innamā
doğrusu ancak يَتَذَكَّرُ öğüt alır yatadhakkaru
öğüt alır أُو۟لُوا۟ sahipleri ulū
sahipleri ٱلْأَلْبَـٰبِ sağduyu l-albābi
sağduyu ٩ (9)
(9)
Geceleyin secde ederek ve ayakta durarak boyun büken, ahiretten çekinen, Rabbinin rahmetini dileyen kimse inkar eden kimse gibi olur mu? De ki: "Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri öğüt alırlar."
39:10
قُلْ
de ki
qul
de ki يَـٰعِبَادِ ey kullarım yāʿibādi
ey kullarım ٱلَّذِينَ inanan alladhīna
inanan ءَامَنُوا۟ believe āmanū
believe ٱتَّقُوا۟ korkun ittaqū
korkun رَبَّكُمْ ۚ Rabbinizden rabbakum
Rabbinizden لِلَّذِينَ kimselere vardır lilladhīna
kimselere vardır أَحْسَنُوا۟ güzel davranan(lara) aḥsanū
güzel davranan(lara) فِى bu fī
bu هَـٰذِهِ this hādhihi
this ٱلدُّنْيَا dünyada l-dun'yā
dünyada حَسَنَةٌۭ ۗ güzellik ḥasanatun
güzellik وَأَرْضُ ve yeri wa-arḍu
ve yeri ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın وَٰسِعَةٌ ۗ geniştir wāsiʿatun
geniştir إِنَّمَا ancak innamā
ancak يُوَفَّى ödenecektir yuwaffā
ödenecektir ٱلصَّـٰبِرُونَ sabredenlere l-ṣābirūna
sabredenlere أَجْرَهُم ödülleri ajrahum
ödülleri بِغَيْرِ olmaksızın bighayri
olmaksızın حِسَابٍۢ hesabı ḥisābin
hesabı ١٠ (10)
(10)
de ki يَـٰعِبَادِ ey kullarım yāʿibādi
ey kullarım ٱلَّذِينَ inanan alladhīna
inanan ءَامَنُوا۟ believe āmanū
believe ٱتَّقُوا۟ korkun ittaqū
korkun رَبَّكُمْ ۚ Rabbinizden rabbakum
Rabbinizden لِلَّذِينَ kimselere vardır lilladhīna
kimselere vardır أَحْسَنُوا۟ güzel davranan(lara) aḥsanū
güzel davranan(lara) فِى bu fī
bu هَـٰذِهِ this hādhihi
this ٱلدُّنْيَا dünyada l-dun'yā
dünyada حَسَنَةٌۭ ۗ güzellik ḥasanatun
güzellik وَأَرْضُ ve yeri wa-arḍu
ve yeri ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın وَٰسِعَةٌ ۗ geniştir wāsiʿatun
geniştir إِنَّمَا ancak innamā
ancak يُوَفَّى ödenecektir yuwaffā
ödenecektir ٱلصَّـٰبِرُونَ sabredenlere l-ṣābirūna
sabredenlere أَجْرَهُم ödülleri ajrahum
ödülleri بِغَيْرِ olmaksızın bighayri
olmaksızın حِسَابٍۢ hesabı ḥisābin
hesabı ١٠ (10)
(10)
Şöyle de: "Ey inanan kullarım! Rabbinize karşı gelmekten sakının; bu dünyada iyilik yapanlara iyilik vardır. Allah'ın yarattığı yeryüzü geniştir. Yalnız sabredenlere, ecirleri sonsuz olarak ödenecektir."
39:11
قُلْ
de ki
qul
de ki إِنِّىٓ muhakkak bana innī
muhakkak bana أُمِرْتُ emredildi umir'tu
emredildi أَنْ kulluk etmem an
kulluk etmem أَعْبُدَ I worship aʿbuda
I worship ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a مُخْلِصًۭا halis kılarak mukh'liṣan
halis kılarak لَّهُ yalnız O'na lahu
yalnız O'na ٱلدِّينَ dini l-dīna
dini ١١ (11)
(11)
de ki إِنِّىٓ muhakkak bana innī
muhakkak bana أُمِرْتُ emredildi umir'tu
emredildi أَنْ kulluk etmem an
kulluk etmem أَعْبُدَ I worship aʿbuda
I worship ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a مُخْلِصًۭا halis kılarak mukh'liṣan
halis kılarak لَّهُ yalnız O'na lahu
yalnız O'na ٱلدِّينَ dini l-dīna
dini ١١ (11)
(11)
De ki: "Dini Allah'a halis kılarak O'na kulluk etmekle emrolundum."
39:12
وَأُمِرْتُ
ve bana emredildi
wa-umir'tu
ve bana emredildi لِأَنْ olmam li-an
olmam أَكُونَ I be akūna
I be أَوَّلَ ilki awwala
ilki ٱلْمُسْلِمِينَ müslümanların l-mus'limīna
müslümanların ١٢ (12)
(12)
ve bana emredildi لِأَنْ olmam li-an
olmam أَكُونَ I be akūna
I be أَوَّلَ ilki awwala
ilki ٱلْمُسْلِمِينَ müslümanların l-mus'limīna
müslümanların ١٢ (12)
(12)
"Ve Müslümanların ilki olmakla emrolundum."
39:13
قُلْ
de ki
qul
de ki إِنِّىٓ elbette ben innī
elbette ben أَخَافُ korkarım akhāfu
korkarım إِنْ eğer in
eğer عَصَيْتُ isyan edersem ʿaṣaytu
isyan edersem رَبِّى Rabbime rabbī
Rabbime عَذَابَ azabından; ʿadhāba
azabından; يَوْمٍ bir günün yawmin
bir günün عَظِيمٍۢ büyük ʿaẓīmin
büyük ١٣ (13)
(13)
de ki إِنِّىٓ elbette ben innī
elbette ben أَخَافُ korkarım akhāfu
korkarım إِنْ eğer in
eğer عَصَيْتُ isyan edersem ʿaṣaytu
isyan edersem رَبِّى Rabbime rabbī
Rabbime عَذَابَ azabından; ʿadhāba
azabından; يَوْمٍ bir günün yawmin
bir günün عَظِيمٍۢ büyük ʿaẓīmin
büyük ١٣ (13)
(13)
De ki: "Rabbime karşı gelirsem, doğrusu büyük günün azabından korkarım."
39:14
قُلِ
de ki
quli
de ki ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a أَعْبُدُ kulluk ediyorum aʿbudu
kulluk ediyorum مُخْلِصًۭا halis kılarak mukh'liṣan
halis kılarak لَّهُۥ yalnız O'na lahu
yalnız O'na دِينِى dinimi dīnī
dinimi ١٤ (14)
(14)
de ki ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a أَعْبُدُ kulluk ediyorum aʿbudu
kulluk ediyorum مُخْلِصًۭا halis kılarak mukh'liṣan
halis kılarak لَّهُۥ yalnız O'na lahu
yalnız O'na دِينِى dinimi dīnī
dinimi ١٤ (14)
(14)
De ki: "Ben, dinimi Allah'a halis kılarak O'na kulluk ederim;
39:15
فَٱعْبُدُوا۟
siz de kulluk edin
fa-uʿ'budū
siz de kulluk edin مَا dilediğinize mā
dilediğinize شِئْتُم you will shi'tum
you will مِّن O'ndan başka min
O'ndan başka دُونِهِۦ ۗ besides Him dūnihi
besides Him قُلْ de ki qul
de ki إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱلْخَـٰسِرِينَ ziyan edenlerdir l-khāsirīna
ziyan edenlerdir ٱلَّذِينَ ziyana uğrayanlar alladhīna
ziyana uğrayanlar خَسِرُوٓا۟ (will) lose khasirū
(will) lose أَنفُسَهُمْ kendilerini anfusahum
kendilerini وَأَهْلِيهِمْ ve ailelerini wa-ahlīhim
ve ailelerini يَوْمَ günü yawma
günü ٱلْقِيَـٰمَةِ ۗ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet أَلَا dikkat edin alā
dikkat edin ذَٰلِكَ işte dhālika
işte هُوَ bu huwa
bu ٱلْخُسْرَانُ bir ziyandır l-khus'rānu
bir ziyandır ٱلْمُبِينُ apaçık l-mubīnu
apaçık ١٥ (15)
(15)
siz de kulluk edin مَا dilediğinize mā
dilediğinize شِئْتُم you will shi'tum
you will مِّن O'ndan başka min
O'ndan başka دُونِهِۦ ۗ besides Him dūnihi
besides Him قُلْ de ki qul
de ki إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱلْخَـٰسِرِينَ ziyan edenlerdir l-khāsirīna
ziyan edenlerdir ٱلَّذِينَ ziyana uğrayanlar alladhīna
ziyana uğrayanlar خَسِرُوٓا۟ (will) lose khasirū
(will) lose أَنفُسَهُمْ kendilerini anfusahum
kendilerini وَأَهْلِيهِمْ ve ailelerini wa-ahlīhim
ve ailelerini يَوْمَ günü yawma
günü ٱلْقِيَـٰمَةِ ۗ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet أَلَا dikkat edin alā
dikkat edin ذَٰلِكَ işte dhālika
işte هُوَ bu huwa
bu ٱلْخُسْرَانُ bir ziyandır l-khus'rānu
bir ziyandır ٱلْمُبِينُ apaçık l-mubīnu
apaçık ١٥ (15)
(15)
Ey Allah'a eş koşanlar! Siz de O'ndan başka dilediğinize kulluk edin." De ki: Hüsrana uğrayanlar kıyamet günü kendilerini ve ailelerini hüsrana sokanlardır. Dikkat edin, işte apaçık hüsran budur.
39:16
لَهُم
onların vardır
lahum
onların vardır مِّن üstlerinden min
üstlerinden فَوْقِهِمْ above them fawqihim
above them ظُلَلٌۭ gölgeler ẓulalun
gölgeler مِّنَ ateşten mina
ateşten ٱلنَّارِ the Fire l-nāri
the Fire وَمِن ve wamin
ve تَحْتِهِمْ altlarından taḥtihim
altlarından ظُلَلٌۭ ۚ (ateşten) gölgeler ẓulalun
(ateşten) gölgeler ذَٰلِكَ işte dhālika
işte يُخَوِّفُ korkutur yukhawwifu
korkutur ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah بِهِۦ bu durumdan bihi
bu durumdan عِبَادَهُۥ ۚ kullarını ʿibādahu
kullarını يَـٰعِبَادِ ey kullarım yāʿibādi
ey kullarım فَٱتَّقُونِ benden korkun fa-ittaqūni
benden korkun ١٦ (16)
(16)
onların vardır مِّن üstlerinden min
üstlerinden فَوْقِهِمْ above them fawqihim
above them ظُلَلٌۭ gölgeler ẓulalun
gölgeler مِّنَ ateşten mina
ateşten ٱلنَّارِ the Fire l-nāri
the Fire وَمِن ve wamin
ve تَحْتِهِمْ altlarından taḥtihim
altlarından ظُلَلٌۭ ۚ (ateşten) gölgeler ẓulalun
(ateşten) gölgeler ذَٰلِكَ işte dhālika
işte يُخَوِّفُ korkutur yukhawwifu
korkutur ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah بِهِۦ bu durumdan bihi
bu durumdan عِبَادَهُۥ ۚ kullarını ʿibādahu
kullarını يَـٰعِبَادِ ey kullarım yāʿibādi
ey kullarım فَٱتَّقُونِ benden korkun fa-ittaqūni
benden korkun ١٦ (16)
(16)
Onlara üstlerinden kat kat ateş vardır. Allah kullarını bununla korkutur. Ey kullarım, Benden sakının.
39:17
وَٱلَّذِينَ
kimselere
wa-alladhīna
kimselere ٱجْتَنَبُوا۟ kaçınan(lara) ij'tanabū
kaçınan(lara) ٱلطَّـٰغُوتَ Tağut'a l-ṭāghūta
Tağut'a أَن kulluk etmekten an
kulluk etmekten يَعْبُدُوهَا they worship them yaʿbudūhā
they worship them وَأَنَابُوٓا۟ ve yönelenlere wa-anābū
ve yönelenlere إِلَى Allah'a ilā
Allah'a ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah لَهُمُ onlar için vardır lahumu
onlar için vardır ٱلْبُشْرَىٰ ۚ müjde l-bush'rā
müjde فَبَشِّرْ müjdele fabashir
müjdele عِبَادِ kullarımı ʿibādi
kullarımı ١٧ (17)
(17)
kimselere ٱجْتَنَبُوا۟ kaçınan(lara) ij'tanabū
kaçınan(lara) ٱلطَّـٰغُوتَ Tağut'a l-ṭāghūta
Tağut'a أَن kulluk etmekten an
kulluk etmekten يَعْبُدُوهَا they worship them yaʿbudūhā
they worship them وَأَنَابُوٓا۟ ve yönelenlere wa-anābū
ve yönelenlere إِلَى Allah'a ilā
Allah'a ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah لَهُمُ onlar için vardır lahumu
onlar için vardır ٱلْبُشْرَىٰ ۚ müjde l-bush'rā
müjde فَبَشِّرْ müjdele fabashir
müjdele عِبَادِ kullarımı ʿibādi
kullarımı ١٧ (17)
(17)
Şeytana ve putlara kulluk etmekten kaçınıp, Allah'a yönelenlere, onlara, müjde vardır. Dinleyip de, en güzel söze uyan kullarımı müjdele. İşte Allah'ın doğru yola eriştirdiği onlardır. İşte onlar akıl sahipleridir.
39:18
ٱلَّذِينَ
onlar ki
alladhīna
onlar ki يَسْتَمِعُونَ dinlerler yastamiʿūna
dinlerler ٱلْقَوْلَ sözü l-qawla
sözü فَيَتَّبِعُونَ ve uyarlar fayattabiʿūna
ve uyarlar أَحْسَنَهُۥٓ ۚ onun en güzeline aḥsanahu
onun en güzeline أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar ٱلَّذِينَ kimselerdir alladhīna
kimselerdir هَدَىٰهُمُ doğru yola ilettikleri hadāhumu
doğru yola ilettikleri ٱللَّهُ ۖ Allah'ın l-lahu
Allah'ın وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve işte wa-ulāika
ve işte هُمْ onlar hum
onlar أُو۟لُوا۟ sahipleridir ulū
sahipleridir ٱلْأَلْبَـٰبِ sağduyu l-albābi
sağduyu ١٨ (18)
(18)
onlar ki يَسْتَمِعُونَ dinlerler yastamiʿūna
dinlerler ٱلْقَوْلَ sözü l-qawla
sözü فَيَتَّبِعُونَ ve uyarlar fayattabiʿūna
ve uyarlar أَحْسَنَهُۥٓ ۚ onun en güzeline aḥsanahu
onun en güzeline أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar ٱلَّذِينَ kimselerdir alladhīna
kimselerdir هَدَىٰهُمُ doğru yola ilettikleri hadāhumu
doğru yola ilettikleri ٱللَّهُ ۖ Allah'ın l-lahu
Allah'ın وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve işte wa-ulāika
ve işte هُمْ onlar hum
onlar أُو۟لُوا۟ sahipleridir ulū
sahipleridir ٱلْأَلْبَـٰبِ sağduyu l-albābi
sağduyu ١٨ (18)
(18)
Şeytana ve putlara kulluk etmekten kaçınıp, Allah'a yönelenlere, onlara, müjde vardır. Dinleyip de, en güzel söze uyan kullarımı müjdele. İşte Allah'ın doğru yola eriştirdiği onlardır. İşte onlar akıl sahipleridir.
39:19
أَفَمَنْ
kimse mi?
afaman
kimse mi? حَقَّ hak olan ḥaqqa
hak olan عَلَيْهِ üzerine ʿalayhi
üzerine كَلِمَةُ kararı kalimatu
kararı ٱلْعَذَابِ azab l-ʿadhābi
azab أَفَأَنتَ sen mi? afa-anta
sen mi? تُنقِذُ kurtaracaksın tunqidhu
kurtaracaksın مَن bulunanı man
bulunanı فِى ateşte fī
ateşte ٱلنَّارِ the Fire l-nāri
the Fire ١٩ (19)
(19)
kimse mi? حَقَّ hak olan ḥaqqa
hak olan عَلَيْهِ üzerine ʿalayhi
üzerine كَلِمَةُ kararı kalimatu
kararı ٱلْعَذَابِ azab l-ʿadhābi
azab أَفَأَنتَ sen mi? afa-anta
sen mi? تُنقِذُ kurtaracaksın tunqidhu
kurtaracaksın مَن bulunanı man
bulunanı فِى ateşte fī
ateşte ٱلنَّارِ the Fire l-nāri
the Fire ١٩ (19)
(19)
Hakkında azap sözü gerçekleşmiş kimseyi, ateşte olanı sen mi kurtaracaksın?
39:20
لَـٰكِنِ
fakat
lākini
fakat ٱلَّذِينَ onlar ki alladhīna
onlar ki ٱتَّقَوْا۟ korkarlar ittaqaw
korkarlar رَبَّهُمْ Rablerinden rabbahum
Rablerinden لَهُمْ onlara vardır lahum
onlara vardır غُرَفٌۭ odalar ghurafun
odalar مِّن üstüste min
üstüste فَوْقِهَا above them fawqihā
above them غُرَفٌۭ odalar ghurafun
odalar مَّبْنِيَّةٌۭ yapılmış mabniyyatun
yapılmış تَجْرِى akmaktadır tajrī
akmaktadır مِن altından min
altından تَحْتِهَا beneath it taḥtihā
beneath it ٱلْأَنْهَـٰرُ ۖ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar وَعْدَ (bu) va'didir waʿda
(bu) va'didir ٱللَّهِ ۖ Allah'ın l-lahi
Allah'ın لَا caymaz lā
caymaz يُخْلِفُ Allah fails yukh'lifu
Allah fails ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah ٱلْمِيعَادَ va'dinden l-mīʿāda
va'dinden ٢٠ (20)
(20)
fakat ٱلَّذِينَ onlar ki alladhīna
onlar ki ٱتَّقَوْا۟ korkarlar ittaqaw
korkarlar رَبَّهُمْ Rablerinden rabbahum
Rablerinden لَهُمْ onlara vardır lahum
onlara vardır غُرَفٌۭ odalar ghurafun
odalar مِّن üstüste min
üstüste فَوْقِهَا above them fawqihā
above them غُرَفٌۭ odalar ghurafun
odalar مَّبْنِيَّةٌۭ yapılmış mabniyyatun
yapılmış تَجْرِى akmaktadır tajrī
akmaktadır مِن altından min
altından تَحْتِهَا beneath it taḥtihā
beneath it ٱلْأَنْهَـٰرُ ۖ ırmaklar l-anhāru
ırmaklar وَعْدَ (bu) va'didir waʿda
(bu) va'didir ٱللَّهِ ۖ Allah'ın l-lahi
Allah'ın لَا caymaz lā
caymaz يُخْلِفُ Allah fails yukh'lifu
Allah fails ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah ٱلْمِيعَادَ va'dinden l-mīʿāda
va'dinden ٢٠ (20)
(20)
Fakat, Rablerinden sakınanlara, üst üste bina edilmiş köşkler vardır; altlarından ırmaklar akar. Bu, Allah'ın verdiği sözdür, Allah verdiği sözden caymaz.
39:21
أَلَمْ
görmedin mi?
alam
görmedin mi? تَرَ you see tara
you see أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah أَنزَلَ indirdi anzala
indirdi مِنَ gökten mina
gökten ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky مَآءًۭ bir su māan
bir su فَسَلَكَهُۥ sonra onu geçirdi fasalakahu
sonra onu geçirdi يَنَـٰبِيعَ kaynaklara yanābīʿa
kaynaklara فِى içindeki fī
içindeki ٱلْأَرْضِ yerin l-arḍi
yerin ثُمَّ sonra thumma
sonra يُخْرِجُ çıkarıyor yukh'riju
çıkarıyor بِهِۦ onunla bihi
onunla زَرْعًۭا ekin zarʿan
ekin مُّخْتَلِفًا çeşitli mukh'talifan
çeşitli أَلْوَٰنُهُۥ renklerde alwānuhu
renklerde ثُمَّ sonra thumma
sonra يَهِيجُ (ekin) kurur yahīju
(ekin) kurur فَتَرَىٰهُ ve onu görürsün fatarāhu
ve onu görürsün مُصْفَرًّۭا sararmış muṣ'farran
sararmış ثُمَّ sonra thumma
sonra يَجْعَلُهُۥ onu yapar yajʿaluhu
onu yapar حُطَـٰمًا ۚ bir çöp ḥuṭāman
bir çöp إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz فِى vardır fī
vardır ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda لَذِكْرَىٰ bir ibret ladhik'rā
bir ibret لِأُو۟لِى sahipleri için li-ulī
sahipleri için ٱلْأَلْبَـٰبِ sağduyu l-albābi
sağduyu ٢١ (21)
(21)
görmedin mi? تَرَ you see tara
you see أَنَّ şüphesiz anna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah أَنزَلَ indirdi anzala
indirdi مِنَ gökten mina
gökten ٱلسَّمَآءِ the sky l-samāi
the sky مَآءًۭ bir su māan
bir su فَسَلَكَهُۥ sonra onu geçirdi fasalakahu
sonra onu geçirdi يَنَـٰبِيعَ kaynaklara yanābīʿa
kaynaklara فِى içindeki fī
içindeki ٱلْأَرْضِ yerin l-arḍi
yerin ثُمَّ sonra thumma
sonra يُخْرِجُ çıkarıyor yukh'riju
çıkarıyor بِهِۦ onunla bihi
onunla زَرْعًۭا ekin zarʿan
ekin مُّخْتَلِفًا çeşitli mukh'talifan
çeşitli أَلْوَٰنُهُۥ renklerde alwānuhu
renklerde ثُمَّ sonra thumma
sonra يَهِيجُ (ekin) kurur yahīju
(ekin) kurur فَتَرَىٰهُ ve onu görürsün fatarāhu
ve onu görürsün مُصْفَرًّۭا sararmış muṣ'farran
sararmış ثُمَّ sonra thumma
sonra يَجْعَلُهُۥ onu yapar yajʿaluhu
onu yapar حُطَـٰمًا ۚ bir çöp ḥuṭāman
bir çöp إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz فِى vardır fī
vardır ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda لَذِكْرَىٰ bir ibret ladhik'rā
bir ibret لِأُو۟لِى sahipleri için li-ulī
sahipleri için ٱلْأَلْبَـٰبِ sağduyu l-albābi
sağduyu ٢١ (21)
(21)
Allah'ın gökten bir su indirip, onu yerdeki kaynaklara yerleştiren, sonra onunla çeşitli renklerde ekinler yetiştiren olduğunu görmez misin? Sonra onları kurutur ki sen de onları sapsarı görürsün, sonra da çer çöpe çevirir. Şüphesiz bunlarda, akıl sahipleri için öğüt vardır.
39:22
أَفَمَن
kimse değil midir?
afaman
kimse değil midir? شَرَحَ açtığı sharaḥa
açtığı ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın صَدْرَهُۥ göğsünü ṣadrahu
göğsünü لِلْإِسْلَـٰمِ İslam'a lil'is'lāmi
İslam'a فَهُوَ o fahuwa
o عَلَىٰ üzerinde ʿalā
üzerinde نُورٍۢ bir nur nūrin
bir nur مِّن Rabbinden min
Rabbinden رَّبِّهِۦ ۚ his Lord rabbihi
his Lord فَوَيْلٌۭ yazıklar olsun fawaylun
yazıklar olsun لِّلْقَـٰسِيَةِ katılaşmış olanlara lil'qāsiyati
katılaşmış olanlara قُلُوبُهُم yürekleri qulūbuhum
yürekleri مِّن karşı min
karşı ذِكْرِ anmağa dhik'ri
anmağa ٱللَّهِ ۚ Allah'ı l-lahi
Allah'ı أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar ulāika
onlar فِى içindedirler fī
içindedirler ضَلَـٰلٍۢ bir sapıklık ḍalālin
bir sapıklık مُّبِينٍ apaçık mubīnin
apaçık ٢٢ (22)
(22)
kimse değil midir? شَرَحَ açtığı sharaḥa
açtığı ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın صَدْرَهُۥ göğsünü ṣadrahu
göğsünü لِلْإِسْلَـٰمِ İslam'a lil'is'lāmi
İslam'a فَهُوَ o fahuwa
o عَلَىٰ üzerinde ʿalā
üzerinde نُورٍۢ bir nur nūrin
bir nur مِّن Rabbinden min
Rabbinden رَّبِّهِۦ ۚ his Lord rabbihi
his Lord فَوَيْلٌۭ yazıklar olsun fawaylun
yazıklar olsun لِّلْقَـٰسِيَةِ katılaşmış olanlara lil'qāsiyati
katılaşmış olanlara قُلُوبُهُم yürekleri qulūbuhum
yürekleri مِّن karşı min
karşı ذِكْرِ anmağa dhik'ri
anmağa ٱللَّهِ ۚ Allah'ı l-lahi
Allah'ı أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar ulāika
onlar فِى içindedirler fī
içindedirler ضَلَـٰلٍۢ bir sapıklık ḍalālin
bir sapıklık مُّبِينٍ apaçık mubīnin
apaçık ٢٢ (22)
(22)
Allah kimin gönlünü İslam'a açmışsa, o, Rabbi katından bir nur üzere olmaz mı? Kalbleri Allah'ı anmak hususunda katılaşmış olanlara yazıklar olsun; işte bunlar apaçık sapıklıktadırlar.
39:23
ٱللَّهُ
Allah
al-lahu
Allah نَزَّلَ indirdi nazzala
indirdi أَحْسَنَ en güzelini aḥsana
en güzelini ٱلْحَدِيثِ sözün l-ḥadīthi
sözün كِتَـٰبًۭا bir Kitap halinde kitāban
bir Kitap halinde مُّتَشَـٰبِهًۭا birbirine benzer mutashābihan
birbirine benzer مَّثَانِىَ ikişerli mathāniya
ikişerli تَقْشَعِرُّ ürperir taqshaʿirru
ürperir مِنْهُ ondan min'hu
ondan جُلُودُ derileri julūdu
derileri ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin يَخْشَوْنَ korkanların yakhshawna
korkanların رَبَّهُمْ Rablerinden rabbahum
Rablerinden ثُمَّ sonra thumma
sonra تَلِينُ yumuşar talīnu
yumuşar جُلُودُهُمْ derileri julūduhum
derileri وَقُلُوبُهُمْ ve kalbleri waqulūbuhum
ve kalbleri إِلَىٰ zikrine ilā
zikrine ذِكْرِ (the) remembrance dhik'ri
(the) remembrance ٱللَّهِ ۚ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ذَٰلِكَ işte bu dhālika
işte bu هُدَى rehberidir hudā
rehberidir ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın يَهْدِى doğru yola iletir yahdī
doğru yola iletir بِهِۦ bununla bihi
bununla مَن kimseyi man
kimseyi يَشَآءُ ۚ dilediği yashāu
dilediği وَمَن ama kimi waman
ama kimi يُضْلِلِ sapıklığında bırakırsa yuḍ'lili
sapıklığında bırakırsa ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah فَمَا artık olmaz famā
artık olmaz لَهُۥ ona lahu
ona مِنْ hiçbir min
hiçbir هَادٍ yol gösteren hādin
yol gösteren ٢٣ (23)
(23)
Allah نَزَّلَ indirdi nazzala
indirdi أَحْسَنَ en güzelini aḥsana
en güzelini ٱلْحَدِيثِ sözün l-ḥadīthi
sözün كِتَـٰبًۭا bir Kitap halinde kitāban
bir Kitap halinde مُّتَشَـٰبِهًۭا birbirine benzer mutashābihan
birbirine benzer مَّثَانِىَ ikişerli mathāniya
ikişerli تَقْشَعِرُّ ürperir taqshaʿirru
ürperir مِنْهُ ondan min'hu
ondan جُلُودُ derileri julūdu
derileri ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin يَخْشَوْنَ korkanların yakhshawna
korkanların رَبَّهُمْ Rablerinden rabbahum
Rablerinden ثُمَّ sonra thumma
sonra تَلِينُ yumuşar talīnu
yumuşar جُلُودُهُمْ derileri julūduhum
derileri وَقُلُوبُهُمْ ve kalbleri waqulūbuhum
ve kalbleri إِلَىٰ zikrine ilā
zikrine ذِكْرِ (the) remembrance dhik'ri
(the) remembrance ٱللَّهِ ۚ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ذَٰلِكَ işte bu dhālika
işte bu هُدَى rehberidir hudā
rehberidir ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın يَهْدِى doğru yola iletir yahdī
doğru yola iletir بِهِۦ bununla bihi
bununla مَن kimseyi man
kimseyi يَشَآءُ ۚ dilediği yashāu
dilediği وَمَن ama kimi waman
ama kimi يُضْلِلِ sapıklığında bırakırsa yuḍ'lili
sapıklığında bırakırsa ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah فَمَا artık olmaz famā
artık olmaz لَهُۥ ona lahu
ona مِنْ hiçbir min
hiçbir هَادٍ yol gösteren hādin
yol gösteren ٢٣ (23)
(23)
Allah, ayetleri birbirine benzeyen ve yer yer tekrar eden Kitap'ı sözlerin en güzeli olarak indirmiştir. Rablerinden korkanların, bu Kitap'tan tüyleri ürperir, sonra hem derileri ve hem de kalbleri Allah'ın zikrine yumuşar ve yatışır. İşte bu Kitap, Allah'ın doğruluk rehberidir, onunla istediğini doğru yola eriştirir. Allah kimi de saptırırsa artık ona yol gösteren bulunmaz.
39:24
أَفَمَن
kimse mi?
afaman
kimse mi? يَتَّقِى korunmağa çalışan yattaqī
korunmağa çalışan بِوَجْهِهِۦ yüzüyle biwajhihi
yüzüyle سُوٓءَ en kötü sūa
en kötü ٱلْعَذَابِ azabdan l-ʿadhābi
azabdan يَوْمَ günü yawma
günü ٱلْقِيَـٰمَةِ ۚ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet وَقِيلَ ve denilir waqīla
ve denilir لِلظَّـٰلِمِينَ zalimlere lilẓẓālimīna
zalimlere ذُوقُوا۟ tadın dhūqū
tadın مَا şeyleri mā
şeyleri كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz تَكْسِبُونَ kazanıyor taksibūna
kazanıyor ٢٤ (24)
(24)
kimse mi? يَتَّقِى korunmağa çalışan yattaqī
korunmağa çalışan بِوَجْهِهِۦ yüzüyle biwajhihi
yüzüyle سُوٓءَ en kötü sūa
en kötü ٱلْعَذَابِ azabdan l-ʿadhābi
azabdan يَوْمَ günü yawma
günü ٱلْقِيَـٰمَةِ ۚ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet وَقِيلَ ve denilir waqīla
ve denilir لِلظَّـٰلِمِينَ zalimlere lilẓẓālimīna
zalimlere ذُوقُوا۟ tadın dhūqū
tadın مَا şeyleri mā
şeyleri كُنتُمْ olduğunuz kuntum
olduğunuz تَكْسِبُونَ kazanıyor taksibūna
kazanıyor ٢٤ (24)
(24)
Kıyamet günü kötü azaptan yüzünü korumaya çalışan kimse, güven içinde olan kimse gibi midir? Zalimlere: "Kazandıklarınızın karşılığını tadın" denir.
39:25
كَذَّبَ
yalanladılar
kadhaba
yalanladılar ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler مِن onlardan öncekiler min
onlardan öncekiler قَبْلِهِمْ (were) before them qablihim
(were) before them فَأَتَىٰهُمُ böylece onlara geldi fa-atāhumu
böylece onlara geldi ٱلْعَذَابُ azab l-ʿadhābu
azab مِنْ bir yönden min
bir yönden حَيْثُ where ḥaythu
where لَا hiç farkına varmadıkları lā
hiç farkına varmadıkları يَشْعُرُونَ they perceive yashʿurūna
they perceive ٢٥ (25)
(25)
yalanladılar ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler مِن onlardan öncekiler min
onlardan öncekiler قَبْلِهِمْ (were) before them qablihim
(were) before them فَأَتَىٰهُمُ böylece onlara geldi fa-atāhumu
böylece onlara geldi ٱلْعَذَابُ azab l-ʿadhābu
azab مِنْ bir yönden min
bir yönden حَيْثُ where ḥaythu
where لَا hiç farkına varmadıkları lā
hiç farkına varmadıkları يَشْعُرُونَ they perceive yashʿurūna
they perceive ٢٥ (25)
(25)
Onlardan öncekiler de peygamberleri yalanlamışlardı da farkına varmadıkları yerden onlara bir azap çatmıştı.
39:26
فَأَذَاقَهُمُ
onlara taddırdı
fa-adhāqahumu
onlara taddırdı ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah ٱلْخِزْىَ rezillik l-khiz'ya
rezillik فِى hayatında fī
hayatında ٱلْحَيَوٰةِ the life l-ḥayati
the life ٱلدُّنْيَا ۖ dünya l-dun'yā
dünya وَلَعَذَابُ azabı ise walaʿadhābu
azabı ise ٱلْـَٔاخِرَةِ ahiret l-ākhirati
ahiret أَكْبَرُ ۚ daha büyüktür akbaru
daha büyüktür لَوْ keşke law
keşke كَانُوا۟ bilselerdi kānū
bilselerdi يَعْلَمُونَ knew yaʿlamūna
knew ٢٦ (26)
(26)
onlara taddırdı ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah ٱلْخِزْىَ rezillik l-khiz'ya
rezillik فِى hayatında fī
hayatında ٱلْحَيَوٰةِ the life l-ḥayati
the life ٱلدُّنْيَا ۖ dünya l-dun'yā
dünya وَلَعَذَابُ azabı ise walaʿadhābu
azabı ise ٱلْـَٔاخِرَةِ ahiret l-ākhirati
ahiret أَكْبَرُ ۚ daha büyüktür akbaru
daha büyüktür لَوْ keşke law
keşke كَانُوا۟ bilselerdi kānū
bilselerdi يَعْلَمُونَ knew yaʿlamūna
knew ٢٦ (26)
(26)
Allah onlara, dünya hayatında rezilliği tattırdı; ahiret azabı daha büyüktür. Keşke bilseler!
39:27
وَلَقَدْ
ve andolsun
walaqad
ve andolsun ضَرَبْنَا biz anlattık ḍarabnā
biz anlattık لِلنَّاسِ insanlara lilnnāsi
insanlara فِى bu fī
bu هَـٰذَا this hādhā
this ٱلْقُرْءَانِ Kur'an'da l-qur'āni
Kur'an'da مِن her min
her كُلِّ every kulli
every مَثَلٍۢ temsili mathalin
temsili لَّعَلَّهُمْ umulur ki laʿallahum
umulur ki يَتَذَكَّرُونَ öğüt alırlar yatadhakkarūna
öğüt alırlar ٢٧ (27)
(27)
ve andolsun ضَرَبْنَا biz anlattık ḍarabnā
biz anlattık لِلنَّاسِ insanlara lilnnāsi
insanlara فِى bu fī
bu هَـٰذَا this hādhā
this ٱلْقُرْءَانِ Kur'an'da l-qur'āni
Kur'an'da مِن her min
her كُلِّ every kulli
every مَثَلٍۢ temsili mathalin
temsili لَّعَلَّهُمْ umulur ki laʿallahum
umulur ki يَتَذَكَّرُونَ öğüt alırlar yatadhakkarūna
öğüt alırlar ٢٧ (27)
(27)
Biz bu Kuran'da insanlara her türlü misali, belki öğüt alırlar diye, and olsun ki verdik.
39:28
قُرْءَانًا
Kur'an'dır (bu)
qur'ānan
Kur'an'dır (bu) عَرَبِيًّا Arapça ʿarabiyyan
Arapça غَيْرَ olmayan ghayra
olmayan ذِى pürüzü dhī
pürüzü عِوَجٍۢ crookedness ʿiwajin
crookedness لَّعَلَّهُمْ umulur ki laʿallahum
umulur ki يَتَّقُونَ sakınırlar yattaqūna
sakınırlar ٢٨ (28)
(28)
Kur'an'dır (bu) عَرَبِيًّا Arapça ʿarabiyyan
Arapça غَيْرَ olmayan ghayra
olmayan ذِى pürüzü dhī
pürüzü عِوَجٍۢ crookedness ʿiwajin
crookedness لَّعَلَّهُمْ umulur ki laʿallahum
umulur ki يَتَّقُونَ sakınırlar yattaqūna
sakınırlar ٢٨ (28)
(28)
O, eğriliği olmayan, Arapça bir Kuran'dır. Belki sakınırlar.
39:29
ضَرَبَ
örnek verdi
ḍaraba
örnek verdi ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah مَثَلًۭا (şöyle bir) misalle mathalan
(şöyle bir) misalle رَّجُلًۭا bir adam (köle) rajulan
bir adam (köle) فِيهِ ortakları fīhi
ortakları شُرَكَآءُ partners shurakāu
partners مُتَشَـٰكِسُونَ birbiriyle çekişen mutashākisūna
birbiriyle çekişen وَرَجُلًۭا ve bir adam warajulan
ve bir adam سَلَمًۭا bağlı olan salaman
bağlı olan لِّرَجُلٍ yalnız bir kişiye lirajulin
yalnız bir kişiye هَلْ midir? hal
midir? يَسْتَوِيَانِ eşit yastawiyāni
eşit مَثَلًا ۚ ikisinin durumu mathalan
ikisinin durumu ٱلْحَمْدُ hamd l-ḥamdu
hamd لِلَّهِ ۚ yalnız Allah'a mahsustur lillahi
yalnız Allah'a mahsustur بَلْ fakat bal
fakat أَكْثَرُهُمْ çokları aktharuhum
çokları لَا bilmiyorlar lā
bilmiyorlar يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know ٢٩ (29)
(29)
örnek verdi ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah مَثَلًۭا (şöyle bir) misalle mathalan
(şöyle bir) misalle رَّجُلًۭا bir adam (köle) rajulan
bir adam (köle) فِيهِ ortakları fīhi
ortakları شُرَكَآءُ partners shurakāu
partners مُتَشَـٰكِسُونَ birbiriyle çekişen mutashākisūna
birbiriyle çekişen وَرَجُلًۭا ve bir adam warajulan
ve bir adam سَلَمًۭا bağlı olan salaman
bağlı olan لِّرَجُلٍ yalnız bir kişiye lirajulin
yalnız bir kişiye هَلْ midir? hal
midir? يَسْتَوِيَانِ eşit yastawiyāni
eşit مَثَلًا ۚ ikisinin durumu mathalan
ikisinin durumu ٱلْحَمْدُ hamd l-ḥamdu
hamd لِلَّهِ ۚ yalnız Allah'a mahsustur lillahi
yalnız Allah'a mahsustur بَلْ fakat bal
fakat أَكْثَرُهُمْ çokları aktharuhum
çokları لَا bilmiyorlar lā
bilmiyorlar يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know ٢٩ (29)
(29)
Allah, geçimsiz efendileri olan bir adamla, yalnız bir kişiye bağlı olan bir adamı misal olarak verir. Bu ikisi eşit midir? Övülmek Allah içindir, fakat çoğu bilmezler.
39:30
إِنَّكَ
şüphesiz sen
innaka
şüphesiz sen مَيِّتٌۭ öleceksin mayyitun
öleceksin وَإِنَّهُم ve onlar da wa-innahum
ve onlar da مَّيِّتُونَ ölecekler mayyitūna
ölecekler ٣٠ (30)
(30)
şüphesiz sen مَيِّتٌۭ öleceksin mayyitun
öleceksin وَإِنَّهُم ve onlar da wa-innahum
ve onlar da مَّيِّتُونَ ölecekler mayyitūna
ölecekler ٣٠ (30)
(30)
Şüphesiz sen de öleceksin, onlar da ölecekler.
39:31
ثُمَّ
sonra
thumma
sonra إِنَّكُمْ şüphesiz siz innakum
şüphesiz siz يَوْمَ günü yawma
günü ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet عِندَ divanında ʿinda
divanında رَبِّكُمْ Rabbinizin rabbikum
Rabbinizin تَخْتَصِمُونَ davalaşacaksınız takhtaṣimūna
davalaşacaksınız ٣١ (31)
(31)
sonra إِنَّكُمْ şüphesiz siz innakum
şüphesiz siz يَوْمَ günü yawma
günü ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet عِندَ divanında ʿinda
divanında رَبِّكُمْ Rabbinizin rabbikum
Rabbinizin تَخْتَصِمُونَ davalaşacaksınız takhtaṣimūna
davalaşacaksınız ٣١ (31)
(31)
Ey insanlar! Sonra siz, kıyamet günü Rabbinizin huzurunda duruşmaya çıkacaksınız.
39:32
۞ فَمَنْ
kim olabilir?
faman
kim olabilir? أَظْلَمُ daha zalim aẓlamu
daha zalim مِمَّن kimseden mimman
kimseden كَذَبَ yalan uydurandan kadhaba
yalan uydurandan عَلَى hakkında ʿalā
hakkında ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah وَكَذَّبَ ve yalanlayandan wakadhaba
ve yalanlayandan بِٱلصِّدْقِ doğruyu bil-ṣid'qi
doğruyu إِذْ zaman idh
zaman جَآءَهُۥٓ ۚ kendisine geldiği jāahu
kendisine geldiği أَلَيْسَ yok mudur? alaysa
yok mudur? فِى cehennemde fī
cehennemde جَهَنَّمَ Hell jahannama
Hell مَثْوًۭى bir yer mathwan
bir yer لِّلْكَـٰفِرِينَ kafirler için lil'kāfirīna
kafirler için ٣٢ (32)
(32)
kim olabilir? أَظْلَمُ daha zalim aẓlamu
daha zalim مِمَّن kimseden mimman
kimseden كَذَبَ yalan uydurandan kadhaba
yalan uydurandan عَلَى hakkında ʿalā
hakkında ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah وَكَذَّبَ ve yalanlayandan wakadhaba
ve yalanlayandan بِٱلصِّدْقِ doğruyu bil-ṣid'qi
doğruyu إِذْ zaman idh
zaman جَآءَهُۥٓ ۚ kendisine geldiği jāahu
kendisine geldiği أَلَيْسَ yok mudur? alaysa
yok mudur? فِى cehennemde fī
cehennemde جَهَنَّمَ Hell jahannama
Hell مَثْوًۭى bir yer mathwan
bir yer لِّلْكَـٰفِرِينَ kafirler için lil'kāfirīna
kafirler için ٣٢ (32)
(32)
Allah'a karşı yalan uydurandan, kendisine gelmiş gerçeği yalan sayandan daha zalim olan kimdir? İnkarcılar için cehennemde dur durak olmaz olur mu?
39:33
وَٱلَّذِى
ve kimseler
wa-alladhī
ve kimseler جَآءَ getiren(ler) jāa
getiren(ler) بِٱلصِّدْقِ doğruyu bil-ṣid'qi
doğruyu وَصَدَّقَ ve doğrulayanlar waṣaddaqa
ve doğrulayanlar بِهِۦٓ ۙ onu bihi
onu أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte هُمُ onlardır humu
onlardır ٱلْمُتَّقُونَ korunanlar l-mutaqūna
korunanlar ٣٣ (33)
(33)
ve kimseler جَآءَ getiren(ler) jāa
getiren(ler) بِٱلصِّدْقِ doğruyu bil-ṣid'qi
doğruyu وَصَدَّقَ ve doğrulayanlar waṣaddaqa
ve doğrulayanlar بِهِۦٓ ۙ onu bihi
onu أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte هُمُ onlardır humu
onlardır ٱلْمُتَّقُونَ korunanlar l-mutaqūna
korunanlar ٣٣ (33)
(33)
Gerçeği getiren ve onu doğrulayanlar, işte onlar, Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlardır.
39:34
لَهُم
onlara vardır
lahum
onlara vardır مَّا her şey mā
her şey يَشَآءُونَ diledikleri yashāūna
diledikleri عِندَ yanında ʿinda
yanında رَبِّهِمْ ۚ Rablerinin rabbihim
Rablerinin ذَٰلِكَ işte budur dhālika
işte budur جَزَآءُ mükafatı jazāu
mükafatı ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananların l-muḥ'sinīna
güzel davrananların ٣٤ (34)
(34)
onlara vardır مَّا her şey mā
her şey يَشَآءُونَ diledikleri yashāūna
diledikleri عِندَ yanında ʿinda
yanında رَبِّهِمْ ۚ Rablerinin rabbihim
Rablerinin ذَٰلِكَ işte budur dhālika
işte budur جَزَآءُ mükafatı jazāu
mükafatı ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananların l-muḥ'sinīna
güzel davrananların ٣٤ (34)
(34)
Onlara, Rablerinin katında diledikleri şeyler vardır, bu, iyilerin mükafatıdır.
39:35
لِيُكَفِّرَ
örtmesi içindir
liyukaffira
örtmesi içindir ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın عَنْهُمْ onlardan ʿanhum
onlardan أَسْوَأَ en kötülerini aswa-a
en kötülerini ٱلَّذِى yaptıklarının alladhī
yaptıklarının عَمِلُوا۟ they did ʿamilū
they did وَيَجْزِيَهُمْ ve mükafatlandırması içindir wayajziyahum
ve mükafatlandırması içindir أَجْرَهُم ecirlerini ajrahum
ecirlerini بِأَحْسَنِ en güzeliyle bi-aḥsani
en güzeliyle ٱلَّذِى olduklarının alladhī
olduklarının كَانُوا۟ they used to kānū
they used to يَعْمَلُونَ yapıyorlar yaʿmalūna
yapıyorlar ٣٥ (35)
(35)
örtmesi içindir ٱللَّهُ Allah'ın l-lahu
Allah'ın عَنْهُمْ onlardan ʿanhum
onlardan أَسْوَأَ en kötülerini aswa-a
en kötülerini ٱلَّذِى yaptıklarının alladhī
yaptıklarının عَمِلُوا۟ they did ʿamilū
they did وَيَجْزِيَهُمْ ve mükafatlandırması içindir wayajziyahum
ve mükafatlandırması içindir أَجْرَهُم ecirlerini ajrahum
ecirlerini بِأَحْسَنِ en güzeliyle bi-aḥsani
en güzeliyle ٱلَّذِى olduklarının alladhī
olduklarının كَانُوا۟ they used to kānū
they used to يَعْمَلُونَ yapıyorlar yaʿmalūna
yapıyorlar ٣٥ (35)
(35)
Zira Allah, onların yaptıkları kötülükleri örter, onlara, işledikleri şeylerin en güzel karşılıklarını verir.
39:36
أَلَيْسَ
değil mi?
alaysa
değil mi? ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah بِكَافٍ kâfi bikāfin
kâfi عَبْدَهُۥ ۖ kuluna ʿabdahu
kuluna وَيُخَوِّفُونَكَ ve seni korkutuyorlar wayukhawwifūnaka
ve seni korkutuyorlar بِٱلَّذِينَ kinselerle bi-alladhīna
kinselerle مِن O'ndan başka min
O'ndan başka دُونِهِۦ ۚ besides Him dūnihi
besides Him وَمَن ve kimi waman
ve kimi يُضْلِلِ şaşırtırsa yuḍ'lili
şaşırtırsa ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah فَمَا artık olmaz famā
artık olmaz لَهُۥ onu lahu
onu مِنْ hiçbir min
hiçbir هَادٍۢ yola getiren hādin
yola getiren ٣٦ (36)
(36)
değil mi? ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah بِكَافٍ kâfi bikāfin
kâfi عَبْدَهُۥ ۖ kuluna ʿabdahu
kuluna وَيُخَوِّفُونَكَ ve seni korkutuyorlar wayukhawwifūnaka
ve seni korkutuyorlar بِٱلَّذِينَ kinselerle bi-alladhīna
kinselerle مِن O'ndan başka min
O'ndan başka دُونِهِۦ ۚ besides Him dūnihi
besides Him وَمَن ve kimi waman
ve kimi يُضْلِلِ şaşırtırsa yuḍ'lili
şaşırtırsa ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah فَمَا artık olmaz famā
artık olmaz لَهُۥ onu lahu
onu مِنْ hiçbir min
hiçbir هَادٍۢ yola getiren hādin
yola getiren ٣٦ (36)
(36)
Allah, kuluna yetmez mi? Seni O'ndan başka şeylerle korkutuyorlar. Allah'ın, saptırdığını doğru yola koyacak yoktur.
39:37
وَمَن
ve kime
waman
ve kime يَهْدِ yol gösterirse yahdi
yol gösterirse ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah فَمَا artık olmaz famā
artık olmaz لَهُۥ onu lahu
onu مِن hiçbir min
hiçbir مُّضِلٍّ ۗ şaşırtan muḍillin
şaşırtan أَلَيْسَ değil midir? alaysa
değil midir? ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah بِعَزِيزٍۢ aziz biʿazīzin
aziz ذِى sahibi dhī
sahibi ٱنتِقَامٍۢ intikam intiqāmin
intikam ٣٧ (37)
(37)
ve kime يَهْدِ yol gösterirse yahdi
yol gösterirse ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah فَمَا artık olmaz famā
artık olmaz لَهُۥ onu lahu
onu مِن hiçbir min
hiçbir مُّضِلٍّ ۗ şaşırtan muḍillin
şaşırtan أَلَيْسَ değil midir? alaysa
değil midir? ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah بِعَزِيزٍۢ aziz biʿazīzin
aziz ذِى sahibi dhī
sahibi ٱنتِقَامٍۢ intikam intiqāmin
intikam ٣٧ (37)
(37)
Allah'ın doğru yola eriştirdiğini de saptıracak yoktur. Allah, güçlü olan, öç alabilen değil midir?
39:38
وَلَئِن
ve andolsun şayet
wala-in
ve andolsun şayet سَأَلْتَهُم onlara sorsan sa-altahum
onlara sorsan مَّنْ kim? man
kim? خَلَقَ yarattı khalaqa
yarattı ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri لَيَقُولُنَّ elbette derler layaqūlunna
elbette derler ٱللَّهُ ۚ Allah l-lahu
Allah قُلْ de ki qul
de ki أَفَرَءَيْتُم o halde gördünüz mü? afara-aytum
o halde gördünüz mü? مَّا şeyleri mā
şeyleri تَدْعُونَ yalvardığınız tadʿūna
yalvardığınız مِن başka min
başka دُونِ besides dūni
besides ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan إِنْ eğer in
eğer أَرَادَنِىَ bana istese arādaniya
bana istese ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah بِضُرٍّ bir zarar vermek biḍurrin
bir zarar vermek هَلْ mı? hal
mı? هُنَّ onlar hunna
onlar كَـٰشِفَـٰتُ kaldıracaklar kāshifātu
kaldıracaklar ضُرِّهِۦٓ O'nun zararını ḍurrihi
O'nun zararını أَوْ yahut aw
yahut أَرَادَنِى bana dilese arādanī
bana dilese بِرَحْمَةٍ bir rahmet biraḥmatin
bir rahmet هَلْ mı? hal
mı? هُنَّ onlar hunna
onlar مُمْسِكَـٰتُ durduracaklar mum'sikātu
durduracaklar رَحْمَتِهِۦ ۚ O'nun rahmetini raḥmatihi
O'nun rahmetini قُلْ de ki qul
de ki حَسْبِىَ bana yeter ḥasbiya
bana yeter ٱللَّهُ ۖ Allah l-lahu
Allah عَلَيْهِ O'na ʿalayhi
O'na يَتَوَكَّلُ dayanırlar yatawakkalu
dayanırlar ٱلْمُتَوَكِّلُونَ tevekkül edenler l-mutawakilūna
tevekkül edenler ٣٨ (38)
(38)
ve andolsun şayet سَأَلْتَهُم onlara sorsan sa-altahum
onlara sorsan مَّنْ kim? man
kim? خَلَقَ yarattı khalaqa
yarattı ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri لَيَقُولُنَّ elbette derler layaqūlunna
elbette derler ٱللَّهُ ۚ Allah l-lahu
Allah قُلْ de ki qul
de ki أَفَرَءَيْتُم o halde gördünüz mü? afara-aytum
o halde gördünüz mü? مَّا şeyleri mā
şeyleri تَدْعُونَ yalvardığınız tadʿūna
yalvardığınız مِن başka min
başka دُونِ besides dūni
besides ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan إِنْ eğer in
eğer أَرَادَنِىَ bana istese arādaniya
bana istese ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah بِضُرٍّ bir zarar vermek biḍurrin
bir zarar vermek هَلْ mı? hal
mı? هُنَّ onlar hunna
onlar كَـٰشِفَـٰتُ kaldıracaklar kāshifātu
kaldıracaklar ضُرِّهِۦٓ O'nun zararını ḍurrihi
O'nun zararını أَوْ yahut aw
yahut أَرَادَنِى bana dilese arādanī
bana dilese بِرَحْمَةٍ bir rahmet biraḥmatin
bir rahmet هَلْ mı? hal
mı? هُنَّ onlar hunna
onlar مُمْسِكَـٰتُ durduracaklar mum'sikātu
durduracaklar رَحْمَتِهِۦ ۚ O'nun rahmetini raḥmatihi
O'nun rahmetini قُلْ de ki qul
de ki حَسْبِىَ bana yeter ḥasbiya
bana yeter ٱللَّهُ ۖ Allah l-lahu
Allah عَلَيْهِ O'na ʿalayhi
O'na يَتَوَكَّلُ dayanırlar yatawakkalu
dayanırlar ٱلْمُتَوَكِّلُونَ tevekkül edenler l-mutawakilūna
tevekkül edenler ٣٨ (38)
(38)
And olsun ki, onlara, "Gökleri ve yeri yaratan kimdir?" diye sorsan: "Allah'tır" derler. De ki: "Öyleyse bana bildirin, Allah bana bir zarar vermek isterse, Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, O'nun verdiği zararı giderebilir mi? Yahut bana bir rahmetdilerse, O'nun rahmetini önleyebilir mi?" De ki: "Allah bana yeter; güvenenler O'na güvenir."
39:39
قُلْ
de ki
qul
de ki يَـٰقَوْمِ ey kavmim yāqawmi
ey kavmim ٱعْمَلُوا۟ yapın iʿ'malū
yapın عَلَىٰ göre ʿalā
göre مَكَانَتِكُمْ durumunuza makānatikum
durumunuza إِنِّى elbette ben de innī
elbette ben de عَـٰمِلٌۭ ۖ yapıyorum ʿāmilun
yapıyorum فَسَوْفَ yakında fasawfa
yakında تَعْلَمُونَ bileceksiniz taʿlamūna
bileceksiniz ٣٩ (39)
(39)
de ki يَـٰقَوْمِ ey kavmim yāqawmi
ey kavmim ٱعْمَلُوا۟ yapın iʿ'malū
yapın عَلَىٰ göre ʿalā
göre مَكَانَتِكُمْ durumunuza makānatikum
durumunuza إِنِّى elbette ben de innī
elbette ben de عَـٰمِلٌۭ ۖ yapıyorum ʿāmilun
yapıyorum فَسَوْفَ yakında fasawfa
yakında تَعْلَمُونَ bileceksiniz taʿlamūna
bileceksiniz ٣٩ (39)
(39)
De ki: "Ey milletim! Durumunuzun gerektirdiğini yapın; doğrusu ben de yapacağım. Kendisini rezil edecek azap kime gelecek, kime sürekli azap inecek bileceksiniz."
39:40
مَن
kime?
man
kime? يَأْتِيهِ geliyor yatīhi
geliyor عَذَابٌۭ azab ʿadhābun
azab يُخْزِيهِ onu rezil eden yukh'zīhi
onu rezil eden وَيَحِلُّ ve (kimin) konuyor? wayaḥillu
ve (kimin) konuyor? عَلَيْهِ üzerine ʿalayhi
üzerine عَذَابٌۭ azab ʿadhābun
azab مُّقِيمٌ sürekli muqīmun
sürekli ٤٠ (40)
(40)
kime? يَأْتِيهِ geliyor yatīhi
geliyor عَذَابٌۭ azab ʿadhābun
azab يُخْزِيهِ onu rezil eden yukh'zīhi
onu rezil eden وَيَحِلُّ ve (kimin) konuyor? wayaḥillu
ve (kimin) konuyor? عَلَيْهِ üzerine ʿalayhi
üzerine عَذَابٌۭ azab ʿadhābun
azab مُّقِيمٌ sürekli muqīmun
sürekli ٤٠ (40)
(40)
De ki: "Ey milletim! Durumunuzun gerektirdiğini yapın; doğrusu ben de yapacağım. Kendisini rezil edecek azap kime gelecek, kime sürekli azap inecek bileceksiniz."
39:41
إِنَّآ
elbette biz
innā
elbette biz أَنزَلْنَا indirdik anzalnā
indirdik عَلَيْكَ sana ʿalayka
sana ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı لِلنَّاسِ insanlar için lilnnāsi
insanlar için بِٱلْحَقِّ ۖ hak ile bil-ḥaqi
hak ile فَمَنِ artık kim famani
artık kim ٱهْتَدَىٰ doğru yola gelirse ih'tadā
doğru yola gelirse فَلِنَفْسِهِۦ ۖ kendi yararınadır falinafsihi
kendi yararınadır وَمَن ve kim de waman
ve kim de ضَلَّ saparsa ḍalla
saparsa فَإِنَّمَا şüphesiz fa-innamā
şüphesiz يَضِلُّ sapmış olur yaḍillu
sapmış olur عَلَيْهَا ۖ kendi zararına ʿalayhā
kendi zararına وَمَآ ve değil(sin) wamā
ve değil(sin) أَنتَ sen anta
sen عَلَيْهِم onların üzerinde ʿalayhim
onların üzerinde بِوَكِيلٍ vekil biwakīlin
vekil ٤١ (41)
(41)
elbette biz أَنزَلْنَا indirdik anzalnā
indirdik عَلَيْكَ sana ʿalayka
sana ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı l-kitāba
Kitabı لِلنَّاسِ insanlar için lilnnāsi
insanlar için بِٱلْحَقِّ ۖ hak ile bil-ḥaqi
hak ile فَمَنِ artık kim famani
artık kim ٱهْتَدَىٰ doğru yola gelirse ih'tadā
doğru yola gelirse فَلِنَفْسِهِۦ ۖ kendi yararınadır falinafsihi
kendi yararınadır وَمَن ve kim de waman
ve kim de ضَلَّ saparsa ḍalla
saparsa فَإِنَّمَا şüphesiz fa-innamā
şüphesiz يَضِلُّ sapmış olur yaḍillu
sapmış olur عَلَيْهَا ۖ kendi zararına ʿalayhā
kendi zararına وَمَآ ve değil(sin) wamā
ve değil(sin) أَنتَ sen anta
sen عَلَيْهِم onların üzerinde ʿalayhim
onların üzerinde بِوَكِيلٍ vekil biwakīlin
vekil ٤١ (41)
(41)
Doğrusu Biz, insanlar için Kitap'ı gerçekle sana indirdik; kim doğru yolda ise bu kendi lehinedir; sapıtan da kendi aleyhine sapıtmış olur. Sen onlara vekil değilsin.
39:42
ٱللَّهُ
Allah
al-lahu
Allah يَتَوَفَّى vefat ettirir yatawaffā
vefat ettirir ٱلْأَنفُسَ canları l-anfusa
canları حِينَ sırasında ḥīna
sırasında مَوْتِهَا ölümleri mawtihā
ölümleri وَٱلَّتِى ve kimseleri wa-allatī
ve kimseleri لَمْ ölmeyen(leri) lam
ölmeyen(leri) تَمُتْ die tamut
die فِى uykularında fī
uykularında مَنَامِهَا ۖ their sleep manāmihā
their sleep فَيُمْسِكُ sonra yanında tutar fayum'siku
sonra yanında tutar ٱلَّتِى kimseleri allatī
kimseleri قَضَىٰ hükmettiği qaḍā
hükmettiği عَلَيْهَا üzerlerinde ʿalayhā
üzerlerinde ٱلْمَوْتَ ölümüne l-mawta
ölümüne وَيُرْسِلُ ve salıverir wayur'silu
ve salıverir ٱلْأُخْرَىٰٓ ötekilerini l-ukh'rā
ötekilerini إِلَىٰٓ kadar ilā
kadar أَجَلٍۢ bir süreye ajalin
bir süreye مُّسَمًّى ۚ belirli musamman
belirli إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz فِى vardır fī
vardır ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda لَـَٔايَـٰتٍۢ ibretler laāyātin
ibretler لِّقَوْمٍۢ bir toplum için liqawmin
bir toplum için يَتَفَكَّرُونَ düşünen yatafakkarūna
düşünen ٤٢ (42)
(42)
Allah يَتَوَفَّى vefat ettirir yatawaffā
vefat ettirir ٱلْأَنفُسَ canları l-anfusa
canları حِينَ sırasında ḥīna
sırasında مَوْتِهَا ölümleri mawtihā
ölümleri وَٱلَّتِى ve kimseleri wa-allatī
ve kimseleri لَمْ ölmeyen(leri) lam
ölmeyen(leri) تَمُتْ die tamut
die فِى uykularında fī
uykularında مَنَامِهَا ۖ their sleep manāmihā
their sleep فَيُمْسِكُ sonra yanında tutar fayum'siku
sonra yanında tutar ٱلَّتِى kimseleri allatī
kimseleri قَضَىٰ hükmettiği qaḍā
hükmettiği عَلَيْهَا üzerlerinde ʿalayhā
üzerlerinde ٱلْمَوْتَ ölümüne l-mawta
ölümüne وَيُرْسِلُ ve salıverir wayur'silu
ve salıverir ٱلْأُخْرَىٰٓ ötekilerini l-ukh'rā
ötekilerini إِلَىٰٓ kadar ilā
kadar أَجَلٍۢ bir süreye ajalin
bir süreye مُّسَمًّى ۚ belirli musamman
belirli إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz فِى vardır fī
vardır ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda لَـَٔايَـٰتٍۢ ibretler laāyātin
ibretler لِّقَوْمٍۢ bir toplum için liqawmin
bir toplum için يَتَفَكَّرُونَ düşünen yatafakkarūna
düşünen ٤٢ (42)
(42)
Allah, öleceklerin ölümleri anında, ölmeyeceklerin de uykuları esnasında ruhlarını alır. Ölmelerine hükmettiği kimselerinkini tutar, diğerlerini bir süreye kadar salıverir. Doğrusu bunda düşünen kimseler için dersler vardır.
39:43
أَمِ
yoksa
ami
yoksa ٱتَّخَذُوا۟ başkami edindiler? ittakhadhū
başkami edindiler? مِن besides min
besides دُونِ besides dūni
besides ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan شُفَعَآءَ ۚ şefa'atçiler shufaʿāa
şefa'atçiler قُلْ de ki qul
de ki أَوَلَوْ bile mi? awalaw
bile mi? كَانُوا۟ olsalar kānū
olsalar لَا onlar malik olmayan lā
onlar malik olmayan يَمْلِكُونَ possessing yamlikūna
possessing شَيْـًۭٔا hiçbir şeye shayan
hiçbir şeye وَلَا ve walā
ve يَعْقِلُونَ düşünmeyen yaʿqilūna
düşünmeyen ٤٣ (43)
(43)
yoksa ٱتَّخَذُوا۟ başkami edindiler? ittakhadhū
başkami edindiler? مِن besides min
besides دُونِ besides dūni
besides ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan شُفَعَآءَ ۚ şefa'atçiler shufaʿāa
şefa'atçiler قُلْ de ki qul
de ki أَوَلَوْ bile mi? awalaw
bile mi? كَانُوا۟ olsalar kānū
olsalar لَا onlar malik olmayan lā
onlar malik olmayan يَمْلِكُونَ possessing yamlikūna
possessing شَيْـًۭٔا hiçbir şeye shayan
hiçbir şeye وَلَا ve walā
ve يَعْقِلُونَ düşünmeyen yaʿqilūna
düşünmeyen ٤٣ (43)
(43)
Yoksa Allah'tan başka şefaatçiler mi edindiler? De ki: "Onlar bir şeye sahip olmadıkları, akıl da edemedikleri halde mi şefaat edecekler?"
39:44
قُل
de ki
qul
de ki لِّلَّهِ Allah'ındır lillahi
Allah'ındır ٱلشَّفَـٰعَةُ şefa'at l-shafāʿatu
şefa'at جَمِيعًۭا ۖ tamamen jamīʿan
tamamen لَّهُۥ O'nundur lahu
O'nundur مُلْكُ mülkü mul'ku
mülkü ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin وَٱلْأَرْضِ ۖ ve yerin wal-arḍi
ve yerin ثُمَّ sonra thumma
sonra إِلَيْهِ O'na ilayhi
O'na تُرْجَعُونَ döndürüleceksiniz tur'jaʿūna
döndürüleceksiniz ٤٤ (44)
(44)
de ki لِّلَّهِ Allah'ındır lillahi
Allah'ındır ٱلشَّفَـٰعَةُ şefa'at l-shafāʿatu
şefa'at جَمِيعًۭا ۖ tamamen jamīʿan
tamamen لَّهُۥ O'nundur lahu
O'nundur مُلْكُ mülkü mul'ku
mülkü ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin وَٱلْأَرْضِ ۖ ve yerin wal-arḍi
ve yerin ثُمَّ sonra thumma
sonra إِلَيْهِ O'na ilayhi
O'na تُرْجَعُونَ döndürüleceksiniz tur'jaʿūna
döndürüleceksiniz ٤٤ (44)
(44)
De ki: "Bütün şefaat Allah'ın iznine bağlıdır. Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur. Sonra O'na döneceksiniz."
39:45
وَإِذَا
ve zaman
wa-idhā
ve zaman ذُكِرَ anıldığı dhukira
anıldığı ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah وَحْدَهُ tek olarak waḥdahu
tek olarak ٱشْمَأَزَّتْ ürker ish'ma-azzat
ürker قُلُوبُ kalbleri qulūbu
kalbleri ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin لَا inanmayan(ların) lā
inanmayan(ların) يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe بِٱلْـَٔاخِرَةِ ۖ ahirete bil-ākhirati
ahirete وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman ذُكِرَ anıldığı dhukira
anıldığı ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler مِن O'ndan başka min
O'ndan başka دُونِهِۦٓ besides Him dūnihi
besides Him إِذَا hemen idhā
hemen هُمْ onlar hum
onlar يَسْتَبْشِرُونَ sevinirler yastabshirūna
sevinirler ٤٥ (45)
(45)
ve zaman ذُكِرَ anıldığı dhukira
anıldığı ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah وَحْدَهُ tek olarak waḥdahu
tek olarak ٱشْمَأَزَّتْ ürker ish'ma-azzat
ürker قُلُوبُ kalbleri qulūbu
kalbleri ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin لَا inanmayan(ların) lā
inanmayan(ların) يُؤْمِنُونَ believe yu'minūna
believe بِٱلْـَٔاخِرَةِ ۖ ahirete bil-ākhirati
ahirete وَإِذَا ve zaman wa-idhā
ve zaman ذُكِرَ anıldığı dhukira
anıldığı ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler مِن O'ndan başka min
O'ndan başka دُونِهِۦٓ besides Him dūnihi
besides Him إِذَا hemen idhā
hemen هُمْ onlar hum
onlar يَسْتَبْشِرُونَ sevinirler yastabshirūna
sevinirler ٤٥ (45)
(45)
Allah tek olarak anıldığı zaman, ahirete inanmayanların kalbleri nefretle çarpar, ama Allah'tan başka putlar anıldığı zaman hemen yüzleri güler.
39:46
قُلِ
de ki
quli
de ki ٱللَّهُمَّ Allah'ım l-lahuma
Allah'ım فَاطِرَ yoktan var eden fāṭira
yoktan var eden ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri وَٱلْأَرْضِ ve yeri wal-arḍi
ve yeri عَـٰلِمَ bilen ʿālima
bilen ٱلْغَيْبِ görülmeyeni l-ghaybi
görülmeyeni وَٱلشَّهَـٰدَةِ ve görüleni wal-shahādati
ve görüleni أَنتَ (ancak) sen anta
(ancak) sen تَحْكُمُ hükmedersin taḥkumu
hükmedersin بَيْنَ arasında bayna
arasında عِبَادِكَ kullarının ʿibādika
kullarının فِى şeylerde fī
şeylerde مَا what mā
what كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları فِيهِ hakkında fīhi
hakkında يَخْتَلِفُونَ ayrılığa düştükleri yakhtalifūna
ayrılığa düştükleri ٤٦ (46)
(46)
de ki ٱللَّهُمَّ Allah'ım l-lahuma
Allah'ım فَاطِرَ yoktan var eden fāṭira
yoktan var eden ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri l-samāwāti
gökleri وَٱلْأَرْضِ ve yeri wal-arḍi
ve yeri عَـٰلِمَ bilen ʿālima
bilen ٱلْغَيْبِ görülmeyeni l-ghaybi
görülmeyeni وَٱلشَّهَـٰدَةِ ve görüleni wal-shahādati
ve görüleni أَنتَ (ancak) sen anta
(ancak) sen تَحْكُمُ hükmedersin taḥkumu
hükmedersin بَيْنَ arasında bayna
arasında عِبَادِكَ kullarının ʿibādika
kullarının فِى şeylerde fī
şeylerde مَا what mā
what كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları فِيهِ hakkında fīhi
hakkında يَخْتَلِفُونَ ayrılığa düştükleri yakhtalifūna
ayrılığa düştükleri ٤٦ (46)
(46)
De ki: "Ey göklerin, yerin yaratanı, görülmeyeni ve görüleni bilen Allah'ım! Kullarının ayrılığa düştükleri şeyler hakkında aralarında Sen hükmedeceksin."
39:47
وَلَوْ
ve eğer olsaydı
walaw
ve eğer olsaydı أَنَّ ve eğer olsaydı anna
ve eğer olsaydı لِلَّذِينَ zulmedenlerin lilladhīna
zulmedenlerin ظَلَمُوا۟ did wrong ẓalamū
did wrong مَا bulunanların mā
bulunanların فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth جَمِيعًۭا tümü jamīʿan
tümü وَمِثْلَهُۥ ve bir misli daha wamith'lahu
ve bir misli daha مَعَهُۥ onunla beraber maʿahu
onunla beraber لَٱفْتَدَوْا۟ mutlaka fidye verirlerdi la-if'tadaw
mutlaka fidye verirlerdi بِهِۦ onu bihi
onu مِن kötü-dan (kurtulmak için) min
kötü-dan (kurtulmak için) سُوٓءِ kötü sūi
kötü ٱلْعَذَابِ (of) the punishment l-ʿadhābi
(of) the punishment يَوْمَ günü yawma
günü ٱلْقِيَـٰمَةِ ۚ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet وَبَدَا ve karşılarına çıkmıştır wabadā
ve karşılarına çıkmıştır لَهُم onların lahum
onların مِّنَ Allahtan mina
Allahtan ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah مَا şeyler mā
şeyler لَمْ hiç lam
hiç يَكُونُوا۟ hesabetmedikleri yakūnū
hesabetmedikleri يَحْتَسِبُونَ taken into account yaḥtasibūna
taken into account ٤٧ (47)
(47)
ve eğer olsaydı أَنَّ ve eğer olsaydı anna
ve eğer olsaydı لِلَّذِينَ zulmedenlerin lilladhīna
zulmedenlerin ظَلَمُوا۟ did wrong ẓalamū
did wrong مَا bulunanların mā
bulunanların فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth جَمِيعًۭا tümü jamīʿan
tümü وَمِثْلَهُۥ ve bir misli daha wamith'lahu
ve bir misli daha مَعَهُۥ onunla beraber maʿahu
onunla beraber لَٱفْتَدَوْا۟ mutlaka fidye verirlerdi la-if'tadaw
mutlaka fidye verirlerdi بِهِۦ onu bihi
onu مِن kötü-dan (kurtulmak için) min
kötü-dan (kurtulmak için) سُوٓءِ kötü sūi
kötü ٱلْعَذَابِ (of) the punishment l-ʿadhābi
(of) the punishment يَوْمَ günü yawma
günü ٱلْقِيَـٰمَةِ ۚ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet وَبَدَا ve karşılarına çıkmıştır wabadā
ve karşılarına çıkmıştır لَهُم onların lahum
onların مِّنَ Allahtan mina
Allahtan ٱللَّهِ Allah l-lahi
Allah مَا şeyler mā
şeyler لَمْ hiç lam
hiç يَكُونُوا۟ hesabetmedikleri yakūnū
hesabetmedikleri يَحْتَسِبُونَ taken into account yaḥtasibūna
taken into account ٤٧ (47)
(47)
Yeryüzünde olanların hepsi ve bir misli daha zalimlerin olmuş olsa, kıyamet günündeki kötü azap için fidye verseler kabul edilmez. Allah katından onlara, hiç hesaplamadıkları şeyler beliriverir.
39:48
وَبَدَا
ve görünmüştür
wabadā
ve görünmüştür لَهُمْ kendilerine lahum
kendilerine سَيِّـَٔاتُ kötülükleri sayyiātu
kötülükleri مَا yaptıkları işlerin mā
yaptıkları işlerin كَسَبُوا۟ they earned kasabū
they earned وَحَاقَ ve kuşatmıştır waḥāqa
ve kuşatmıştır بِهِم onları bihim
onları مَّا şey mā
şey كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları بِهِۦ onunla bihi
onunla يَسْتَهْزِءُونَ alay ediyor(lar) yastahziūna
alay ediyor(lar) ٤٨ (48)
(48)
ve görünmüştür لَهُمْ kendilerine lahum
kendilerine سَيِّـَٔاتُ kötülükleri sayyiātu
kötülükleri مَا yaptıkları işlerin mā
yaptıkları işlerin كَسَبُوا۟ they earned kasabū
they earned وَحَاقَ ve kuşatmıştır waḥāqa
ve kuşatmıştır بِهِم onları bihim
onları مَّا şey mā
şey كَانُوا۟ oldukları kānū
oldukları بِهِۦ onunla bihi
onunla يَسْتَهْزِءُونَ alay ediyor(lar) yastahziūna
alay ediyor(lar) ٤٨ (48)
(48)
Onlara, işledikleri kötü şeyler belli olur; alaya aldıkları şeyler de kendilerini çepeçevre sarar.
39:49
فَإِذَا
zaman
fa-idhā
zaman مَسَّ dokunduğu massa
dokunduğu ٱلْإِنسَـٰنَ insana l-insāna
insana ضُرٌّۭ bir zarar ḍurrun
bir zarar دَعَانَا bize du'a eder daʿānā
bize du'a eder ثُمَّ sonra thumma
sonra إِذَا vakit idhā
vakit خَوَّلْنَـٰهُ ona verdiğimiz khawwalnāhu
ona verdiğimiz نِعْمَةًۭ bir ni'met niʿ'matan
bir ni'met مِّنَّا bizden minnā
bizden قَالَ der qāla
der إِنَّمَآ elbette innamā
elbette أُوتِيتُهُۥ bu bana verildi ūtītuhu
bu bana verildi عَلَىٰ sayesinde ʿalā
sayesinde عِلْمٍۭ ۚ bilgi(m) ʿil'min
bilgi(m) بَلْ hayır bal
hayır هِىَ o hiya
o فِتْنَةٌۭ bir imtihandır fit'natun
bir imtihandır وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat أَكْثَرَهُمْ çokları aktharahum
çokları لَا bilmiyorlar lā
bilmiyorlar يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know ٤٩ (49)
(49)
zaman مَسَّ dokunduğu massa
dokunduğu ٱلْإِنسَـٰنَ insana l-insāna
insana ضُرٌّۭ bir zarar ḍurrun
bir zarar دَعَانَا bize du'a eder daʿānā
bize du'a eder ثُمَّ sonra thumma
sonra إِذَا vakit idhā
vakit خَوَّلْنَـٰهُ ona verdiğimiz khawwalnāhu
ona verdiğimiz نِعْمَةًۭ bir ni'met niʿ'matan
bir ni'met مِّنَّا bizden minnā
bizden قَالَ der qāla
der إِنَّمَآ elbette innamā
elbette أُوتِيتُهُۥ bu bana verildi ūtītuhu
bu bana verildi عَلَىٰ sayesinde ʿalā
sayesinde عِلْمٍۭ ۚ bilgi(m) ʿil'min
bilgi(m) بَلْ hayır bal
hayır هِىَ o hiya
o فِتْنَةٌۭ bir imtihandır fit'natun
bir imtihandır وَلَـٰكِنَّ fakat walākinna
fakat أَكْثَرَهُمْ çokları aktharahum
çokları لَا bilmiyorlar lā
bilmiyorlar يَعْلَمُونَ know yaʿlamūna
know ٤٩ (49)
(49)
İnsanın başına bir sıkıntı gelince Bize yalvarır. Sonra katımızdan ona bir nimet verdiğimiz zaman: "Bu bana bilgimden dolayı verilmiştir" der. Hayır; o bir imtihandır, fakat çokları bilmezler.
39:50
قَدْ
elbette
qad
elbette قَالَهَا bunu demişlerdi qālahā
bunu demişlerdi ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler مِن onlardan öncekiler min
onlardan öncekiler قَبْلِهِمْ before them qablihim
before them فَمَآ ama olmadı famā
ama olmadı أَغْنَىٰ yararı aghnā
yararı عَنْهُم kendilerine ʿanhum
kendilerine مَّا şeyler mā
şeyler كَانُوا۟ kazandıkları kānū
kazandıkları يَكْسِبُونَ earn yaksibūna
earn ٥٠ (50)
(50)
elbette قَالَهَا bunu demişlerdi qālahā
bunu demişlerdi ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler مِن onlardan öncekiler min
onlardan öncekiler قَبْلِهِمْ before them qablihim
before them فَمَآ ama olmadı famā
ama olmadı أَغْنَىٰ yararı aghnā
yararı عَنْهُم kendilerine ʿanhum
kendilerine مَّا şeyler mā
şeyler كَانُوا۟ kazandıkları kānū
kazandıkları يَكْسِبُونَ earn yaksibūna
earn ٥٠ (50)
(50)
Bunu onlardan öncekiler de söylemişti, ama kazandıkları şeyler onlara fayda vermedi.
39:51
فَأَصَابَهُمْ
sonra başlarına geldi
fa-aṣābahum
sonra başlarına geldi سَيِّـَٔاتُ kötülükleri sayyiātu
kötülükleri مَا kazandıklarının mā
kazandıklarının كَسَبُوا۟ ۚ they earned kasabū
they earned وَٱلَّذِينَ kimselere wa-alladhīna
kimselere ظَلَمُوا۟ zulmedenlere ẓalamū
zulmedenlere مِنْ bunlardan min
bunlardan هَـٰٓؤُلَآءِ these hāulāi
these سَيُصِيبُهُمْ erişecektir sayuṣībuhum
erişecektir سَيِّـَٔاتُ kötülükleri sayyiātu
kötülükleri مَا yaptıklarının mā
yaptıklarının كَسَبُوا۟ they earned kasabū
they earned وَمَا ve değillerdir wamā
ve değillerdir هُم onlar hum
onlar بِمُعْجِزِينَ engel olacak bimuʿ'jizīna
engel olacak ٥١ (51)
(51)
sonra başlarına geldi سَيِّـَٔاتُ kötülükleri sayyiātu
kötülükleri مَا kazandıklarının mā
kazandıklarının كَسَبُوا۟ ۚ they earned kasabū
they earned وَٱلَّذِينَ kimselere wa-alladhīna
kimselere ظَلَمُوا۟ zulmedenlere ẓalamū
zulmedenlere مِنْ bunlardan min
bunlardan هَـٰٓؤُلَآءِ these hāulāi
these سَيُصِيبُهُمْ erişecektir sayuṣībuhum
erişecektir سَيِّـَٔاتُ kötülükleri sayyiātu
kötülükleri مَا yaptıklarının mā
yaptıklarının كَسَبُوا۟ they earned kasabū
they earned وَمَا ve değillerdir wamā
ve değillerdir هُم onlar hum
onlar بِمُعْجِزِينَ engel olacak bimuʿ'jizīna
engel olacak ٥١ (51)
(51)
Bunun için, işledikleri kötülükler başlarına geldi. Bunlar içinde zulmedenlerin de kazandıkları kötülükler başlarına gelecektir. Bu hususta Allah'ı aciz bırakamazlar.
39:52
أَوَلَمْ
mi?
awalam
mi? يَعْلَمُوٓا۟ bilmediler yaʿlamū
bilmediler أَنَّ elbette anna
elbette ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah يَبْسُطُ açar yabsuṭu
açar ٱلرِّزْقَ rızkı l-riz'qa
rızkı لِمَن kimseye liman
kimseye يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği وَيَقْدِرُ ۚ ve kısar wayaqdiru
ve kısar إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz فِى vardır fī
vardır ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda لَـَٔايَـٰتٍۢ ibretler laāyātin
ibretler لِّقَوْمٍۢ bir toplum için liqawmin
bir toplum için يُؤْمِنُونَ inanan yu'minūna
inanan ٥٢ (52)
(52)
mi? يَعْلَمُوٓا۟ bilmediler yaʿlamū
bilmediler أَنَّ elbette anna
elbette ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah يَبْسُطُ açar yabsuṭu
açar ٱلرِّزْقَ rızkı l-riz'qa
rızkı لِمَن kimseye liman
kimseye يَشَآءُ dilediği yashāu
dilediği وَيَقْدِرُ ۚ ve kısar wayaqdiru
ve kısar إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz فِى vardır fī
vardır ذَٰلِكَ bunda dhālika
bunda لَـَٔايَـٰتٍۢ ibretler laāyātin
ibretler لِّقَوْمٍۢ bir toplum için liqawmin
bir toplum için يُؤْمِنُونَ inanan yu'minūna
inanan ٥٢ (52)
(52)
Allah'ın rızkı dilediğine yaydığını ve kısıp bir ölçüye göre verdiğini bilmezler mi? Doğrusu bunda, inanan kimseler için dersler vardır.
39:53
۞ قُلْ
de ki
qul
de ki يَـٰعِبَادِىَ ey kullarım yāʿibādiya
ey kullarım ٱلَّذِينَ aşırı giden alladhīna
aşırı giden أَسْرَفُوا۟ have transgressed asrafū
have transgressed عَلَىٰٓ karşı ʿalā
karşı أَنفُسِهِمْ nefislerine anfusihim
nefislerine لَا asla lā
asla تَقْنَطُوا۟ umut kesmeyin taqnaṭū
umut kesmeyin مِن rahmetinden min
rahmetinden رَّحْمَةِ (the) Mercy raḥmati
(the) Mercy ٱللَّهِ ۚ Allah'ın l-lahi
Allah'ın إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah يَغْفِرُ bağışlar yaghfiru
bağışlar ٱلذُّنُوبَ günahları l-dhunūba
günahları جَمِيعًا ۚ bütün jamīʿan
bütün إِنَّهُۥ çünkü O innahu
çünkü O هُوَ O huwa
O ٱلْغَفُورُ çok bağışlayandır l-ghafūru
çok bağışlayandır ٱلرَّحِيمُ çok esirgeyendir l-raḥīmu
çok esirgeyendir ٥٣ (53)
(53)
de ki يَـٰعِبَادِىَ ey kullarım yāʿibādiya
ey kullarım ٱلَّذِينَ aşırı giden alladhīna
aşırı giden أَسْرَفُوا۟ have transgressed asrafū
have transgressed عَلَىٰٓ karşı ʿalā
karşı أَنفُسِهِمْ nefislerine anfusihim
nefislerine لَا asla lā
asla تَقْنَطُوا۟ umut kesmeyin taqnaṭū
umut kesmeyin مِن rahmetinden min
rahmetinden رَّحْمَةِ (the) Mercy raḥmati
(the) Mercy ٱللَّهِ ۚ Allah'ın l-lahi
Allah'ın إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah يَغْفِرُ bağışlar yaghfiru
bağışlar ٱلذُّنُوبَ günahları l-dhunūba
günahları جَمِيعًا ۚ bütün jamīʿan
bütün إِنَّهُۥ çünkü O innahu
çünkü O هُوَ O huwa
O ٱلْغَفُورُ çok bağışlayandır l-ghafūru
çok bağışlayandır ٱلرَّحِيمُ çok esirgeyendir l-raḥīmu
çok esirgeyendir ٥٣ (53)
(53)
De ki: "Ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım! Allah'ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin. Doğrusu Allah günahların hepsini bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, merhametlidir."
39:54
وَأَنِيبُوٓا۟
ve dönün
wa-anībū
ve dönün إِلَىٰ Rabbinize ilā
Rabbinize رَبِّكُمْ your Lord rabbikum
your Lord وَأَسْلِمُوا۟ ve teslim olun wa-aslimū
ve teslim olun لَهُۥ O'na lahu
O'na مِن önce min
önce قَبْلِ before qabli
before أَن size gelip çatmadan an
size gelip çatmadan يَأْتِيَكُمُ comes to you yatiyakumu
comes to you ٱلْعَذَابُ azab l-ʿadhābu
azab ثُمَّ sonra thumma
sonra لَا asla lā
asla تُنصَرُونَ size yardım edilmez tunṣarūna
size yardım edilmez ٥٤ (54)
(54)
ve dönün إِلَىٰ Rabbinize ilā
Rabbinize رَبِّكُمْ your Lord rabbikum
your Lord وَأَسْلِمُوا۟ ve teslim olun wa-aslimū
ve teslim olun لَهُۥ O'na lahu
O'na مِن önce min
önce قَبْلِ before qabli
before أَن size gelip çatmadan an
size gelip çatmadan يَأْتِيَكُمُ comes to you yatiyakumu
comes to you ٱلْعَذَابُ azab l-ʿadhābu
azab ثُمَّ sonra thumma
sonra لَا asla lā
asla تُنصَرُونَ size yardım edilmez tunṣarūna
size yardım edilmez ٥٤ (54)
(54)
"Rabbinize yönelin. Azap size gelmeden önce O'na teslim olun; sonra yardım görmezsiniz."
39:55
وَٱتَّبِعُوٓا۟
ve uyun
wa-ittabiʿū
ve uyun أَحْسَنَ en güzeline aḥsana
en güzeline مَآ indirilenin mā
indirilenin أُنزِلَ is revealed unzila
is revealed إِلَيْكُم size ilaykum
size مِّن Rabbinizden min
Rabbinizden رَّبِّكُم your Lord rabbikum
your Lord مِّن önce min
önce قَبْلِ before qabli
before أَن size gelmezden an
size gelmezden يَأْتِيَكُمُ comes to you yatiyakumu
comes to you ٱلْعَذَابُ azab l-ʿadhābu
azab بَغْتَةًۭ ansızın baghtatan
ansızın وَأَنتُمْ ve siz wa-antum
ve siz لَا hiç lā
hiç تَشْعُرُونَ farkına varmadan tashʿurūna
farkına varmadan ٥٥ (55)
(55)
ve uyun أَحْسَنَ en güzeline aḥsana
en güzeline مَآ indirilenin mā
indirilenin أُنزِلَ is revealed unzila
is revealed إِلَيْكُم size ilaykum
size مِّن Rabbinizden min
Rabbinizden رَّبِّكُم your Lord rabbikum
your Lord مِّن önce min
önce قَبْلِ before qabli
before أَن size gelmezden an
size gelmezden يَأْتِيَكُمُ comes to you yatiyakumu
comes to you ٱلْعَذَابُ azab l-ʿadhābu
azab بَغْتَةًۭ ansızın baghtatan
ansızın وَأَنتُمْ ve siz wa-antum
ve siz لَا hiç lā
hiç تَشْعُرُونَ farkına varmadan tashʿurūna
farkına varmadan ٥٥ (55)
(55)
"Size ansızın, farkına varmadan azap gelmeden önce Rabbinizden size indirilen en güzel söze, Kuran'a uyun."
39:56
أَن
demesinden (sakının)
an
demesinden (sakının) تَقُولَ should say taqūla
should say نَفْسٌۭ nefsin nafsun
nefsin يَـٰحَسْرَتَىٰ eyvah (bana) yāḥasratā
eyvah (bana) عَلَىٰ dolayı ʿalā
dolayı مَا kusur edişimden mā
kusur edişimden فَرَّطتُ I neglected farraṭtu
I neglected فِى yanında fī
yanında جَنۢبِ regard (to) janbi
regard (to) ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın وَإِن ve gerçekten wa-in
ve gerçekten كُنتُ ben oldum kuntu
ben oldum لَمِنَ kimselerden lamina
kimselerden ٱلسَّـٰخِرِينَ alay edenlerden l-sākhirīna
alay edenlerden ٥٦ (56)
(56)
demesinden (sakının) تَقُولَ should say taqūla
should say نَفْسٌۭ nefsin nafsun
nefsin يَـٰحَسْرَتَىٰ eyvah (bana) yāḥasratā
eyvah (bana) عَلَىٰ dolayı ʿalā
dolayı مَا kusur edişimden mā
kusur edişimden فَرَّطتُ I neglected farraṭtu
I neglected فِى yanında fī
yanında جَنۢبِ regard (to) janbi
regard (to) ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın وَإِن ve gerçekten wa-in
ve gerçekten كُنتُ ben oldum kuntu
ben oldum لَمِنَ kimselerden lamina
kimselerden ٱلسَّـٰخِرِينَ alay edenlerden l-sākhirīna
alay edenlerden ٥٦ (56)
(56)
Kişinin: "Allah'a karşı aşırı gitmemden ötürü bana yazıklar olsun. Gerçekten ben alaya alanlardandım" diyeceği günden sakının.
39:57
أَوْ
yahut
aw
yahut تَقُولَ demesinden taqūla
demesinden لَوْ şayet law
şayet أَنَّ elbette anna
elbette ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah هَدَىٰنِى bana hidayet etseydi hadānī
bana hidayet etseydi لَكُنتُ ben olurdum lakuntu
ben olurdum مِنَ muttakilerden mina
muttakilerden ٱلْمُتَّقِينَ the righteous l-mutaqīna
the righteous ٥٧ (57)
(57)
yahut تَقُولَ demesinden taqūla
demesinden لَوْ şayet law
şayet أَنَّ elbette anna
elbette ٱللَّهَ Allah l-laha
Allah هَدَىٰنِى bana hidayet etseydi hadānī
bana hidayet etseydi لَكُنتُ ben olurdum lakuntu
ben olurdum مِنَ muttakilerden mina
muttakilerden ٱلْمُتَّقِينَ the righteous l-mutaqīna
the righteous ٥٧ (57)
(57)
Veya, "Allah beni doğru yola eriştirseydi sakınanlardan olurdum" diyeceği, yahut, azabı gördüğünde: "Keşke benim için dönüş imkanı bulunsa da iyilerden olsam" diyeceği günden sakının.
39:58
أَوْ
yahut
aw
yahut تَقُولَ demesinden taqūla
demesinden حِينَ zaman ḥīna
zaman تَرَى gördüğü tarā
gördüğü ٱلْعَذَابَ azabı l-ʿadhāba
azabı لَوْ keşke law
keşke أَنَّ gerçekten anna
gerçekten لِى benim için olsaydı lī
benim için olsaydı كَرَّةًۭ bir kez daha (dönüş) karratan
bir kez daha (dönüş) فَأَكُونَ böylece olsaydım fa-akūna
böylece olsaydım مِنَ güzel hareket edenlerden mina
güzel hareket edenlerden ٱلْمُحْسِنِينَ the good-doers l-muḥ'sinīna
the good-doers ٥٨ (58)
(58)
yahut تَقُولَ demesinden taqūla
demesinden حِينَ zaman ḥīna
zaman تَرَى gördüğü tarā
gördüğü ٱلْعَذَابَ azabı l-ʿadhāba
azabı لَوْ keşke law
keşke أَنَّ gerçekten anna
gerçekten لِى benim için olsaydı lī
benim için olsaydı كَرَّةًۭ bir kez daha (dönüş) karratan
bir kez daha (dönüş) فَأَكُونَ böylece olsaydım fa-akūna
böylece olsaydım مِنَ güzel hareket edenlerden mina
güzel hareket edenlerden ٱلْمُحْسِنِينَ the good-doers l-muḥ'sinīna
the good-doers ٥٨ (58)
(58)
Veya, "Allah beni doğru yola eriştirseydi sakınanlardan olurdum" diyeceği, yahut, azabı gördüğünde: "Keşke benim için dönüş imkanı bulunsa da iyilerden olsam" diyeceği günden sakının.
39:59
بَلَىٰ
hayır
balā
hayır قَدْ elbette qad
elbette جَآءَتْكَ sana geldi jāatka
sana geldi ءَايَـٰتِى ayetlerim āyātī
ayetlerim فَكَذَّبْتَ fakat sen yalanladın fakadhabta
fakat sen yalanladın بِهَا onları bihā
onları وَٱسْتَكْبَرْتَ ve büyüklük tasladın wa-is'takbarta
ve büyüklük tasladın وَكُنتَ ve oldun wakunta
ve oldun مِنَ nankörlerden mina
nankörlerden ٱلْكَـٰفِرِينَ the disbelievers l-kāfirīna
the disbelievers ٥٩ (59)
(59)
hayır قَدْ elbette qad
elbette جَآءَتْكَ sana geldi jāatka
sana geldi ءَايَـٰتِى ayetlerim āyātī
ayetlerim فَكَذَّبْتَ fakat sen yalanladın fakadhabta
fakat sen yalanladın بِهَا onları bihā
onları وَٱسْتَكْبَرْتَ ve büyüklük tasladın wa-is'takbarta
ve büyüklük tasladın وَكُنتَ ve oldun wakunta
ve oldun مِنَ nankörlerden mina
nankörlerden ٱلْكَـٰفِرِينَ the disbelievers l-kāfirīna
the disbelievers ٥٩ (59)
(59)
Ey insanoğlu! Evet; ayetlerim sana gelmişti de onları yalanlamış, büyüklük taslamış ve inkarcılardan olmuştun.
39:60
وَيَوْمَ
ve günü
wayawma
ve günü ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet تَرَى görürsün tarā
görürsün ٱلَّذِينَ yalan uyduranların alladhīna
yalan uyduranların كَذَبُوا۟ lied kadhabū
lied عَلَى karşı ʿalā
karşı ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a وُجُوهُهُم yüzlerini wujūhuhum
yüzlerini مُّسْوَدَّةٌ ۚ kapkara mus'waddatun
kapkara أَلَيْسَ yok mudur? alaysa
yok mudur? فِى cehennemde fī
cehennemde جَهَنَّمَ Hell jahannama
Hell مَثْوًۭى bir yer mathwan
bir yer لِّلْمُتَكَبِّرِينَ kibirlenenler için lil'mutakabbirīna
kibirlenenler için ٦٠ (60)
(60)
ve günü ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet تَرَى görürsün tarā
görürsün ٱلَّذِينَ yalan uyduranların alladhīna
yalan uyduranların كَذَبُوا۟ lied kadhabū
lied عَلَى karşı ʿalā
karşı ٱللَّهِ Allah'a l-lahi
Allah'a وُجُوهُهُم yüzlerini wujūhuhum
yüzlerini مُّسْوَدَّةٌ ۚ kapkara mus'waddatun
kapkara أَلَيْسَ yok mudur? alaysa
yok mudur? فِى cehennemde fī
cehennemde جَهَنَّمَ Hell jahannama
Hell مَثْوًۭى bir yer mathwan
bir yer لِّلْمُتَكَبِّرِينَ kibirlenenler için lil'mutakabbirīna
kibirlenenler için ٦٠ (60)
(60)
Allah'a karşı yalan uyduranların, kıyamet günü, yüzlerinin simsiyah olduğunu görürsün. Böbürlenenler için cehennemde bir durak olmaz olur mu?
39:61
وَيُنَجِّى
ve kurtarır;
wayunajjī
ve kurtarır; ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri ٱتَّقَوْا۟ korunanları ittaqaw
korunanları بِمَفَازَتِهِمْ başarılarıyle bimafāzatihim
başarılarıyle لَا onlara dokunmaz lā
onlara dokunmaz يَمَسُّهُمُ will touch them yamassuhumu
will touch them ٱلسُّوٓءُ kötülük l-sūu
kötülük وَلَا ve walā
ve هُمْ onlar hum
onlar يَحْزَنُونَ üzülmezler yaḥzanūna
üzülmezler ٦١ (61)
(61)
ve kurtarır; ٱللَّهُ Allah l-lahu
Allah ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri ٱتَّقَوْا۟ korunanları ittaqaw
korunanları بِمَفَازَتِهِمْ başarılarıyle bimafāzatihim
başarılarıyle لَا onlara dokunmaz lā
onlara dokunmaz يَمَسُّهُمُ will touch them yamassuhumu
will touch them ٱلسُّوٓءُ kötülük l-sūu
kötülük وَلَا ve walā
ve هُمْ onlar hum
onlar يَحْزَنُونَ üzülmezler yaḥzanūna
üzülmezler ٦١ (61)
(61)
Allah, sakınanları başarılarından ötürü kurtarır. Onlara hiçbir kötülük gelmez; onlar üzülmezler.
39:62
ٱللَّهُ
Allah
al-lahu
Allah خَـٰلِقُ yaratıcısıdır khāliqu
yaratıcısıdır كُلِّ her kulli
her شَىْءٍۢ ۖ şeyin shayin
şeyin وَهُوَ ve O wahuwa
ve O عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine كُلِّ her kulli
her شَىْءٍۢ şey shayin
şey وَكِيلٌۭ vekildir wakīlun
vekildir ٦٢ (62)
(62)
Allah خَـٰلِقُ yaratıcısıdır khāliqu
yaratıcısıdır كُلِّ her kulli
her شَىْءٍۢ ۖ şeyin shayin
şeyin وَهُوَ ve O wahuwa
ve O عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine كُلِّ her kulli
her شَىْءٍۢ şey shayin
şey وَكِيلٌۭ vekildir wakīlun
vekildir ٦٢ (62)
(62)
Allah her şeyin yaratanıdır. O her şeye Vekil'dir.
39:63
لَّهُۥ
O'nundur
lahu
O'nundur مَقَالِيدُ anahtarları maqālīdu
anahtarları ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin وَٱلْأَرْضِ ۗ ve yerin wal-arḍi
ve yerin وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler) بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini biāyāti
ayetlerini ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte هُمُ onlardır humu
onlardır ٱلْخَـٰسِرُونَ ziyana uğrayanlar l-khāsirūna
ziyana uğrayanlar ٦٣ (63)
(63)
O'nundur مَقَالِيدُ anahtarları maqālīdu
anahtarları ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin وَٱلْأَرْضِ ۗ ve yerin wal-arḍi
ve yerin وَٱلَّذِينَ ve kimseler wa-alladhīna
ve kimseler كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler) بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini biāyāti
ayetlerini ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın أُو۟لَـٰٓئِكَ işte ulāika
işte هُمُ onlardır humu
onlardır ٱلْخَـٰسِرُونَ ziyana uğrayanlar l-khāsirūna
ziyana uğrayanlar ٦٣ (63)
(63)
Göklerin ve yerin kilitleri O'nundur. Allah'ın ayetlerini inkar edenler, işte onlar hüsrandadırlar.
39:64
قُلْ
de ki
qul
de ki أَفَغَيْرَ başkasına mı? afaghayra
başkasına mı? ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan تَأْمُرُوٓنِّىٓ bana emrediyorsunuz tamurūnnī
bana emrediyorsunuz أَعْبُدُ kulluk etmemi aʿbudu
kulluk etmemi أَيُّهَا ey ayyuhā
ey ٱلْجَـٰهِلُونَ cahiller l-jāhilūna
cahiller ٦٤ (64)
(64)
de ki أَفَغَيْرَ başkasına mı? afaghayra
başkasına mı? ٱللَّهِ Allah'tan l-lahi
Allah'tan تَأْمُرُوٓنِّىٓ bana emrediyorsunuz tamurūnnī
bana emrediyorsunuz أَعْبُدُ kulluk etmemi aʿbudu
kulluk etmemi أَيُّهَا ey ayyuhā
ey ٱلْجَـٰهِلُونَ cahiller l-jāhilūna
cahiller ٦٤ (64)
(64)
De ki: "Ey cahiller! Bana, Allah'tan başkasına kulluk etmemi mi emredersiniz?"
39:65
وَلَقَدْ
ve elbette
walaqad
ve elbette أُوحِىَ şöyle vahyedildi ūḥiya
şöyle vahyedildi إِلَيْكَ sana ilayka
sana وَإِلَى ve wa-ilā
ve ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere مِن senden önceki min
senden önceki قَبْلِكَ (were) before you qablika
(were) before you لَئِنْ andolsun eğer la-in
andolsun eğer أَشْرَكْتَ ortak koşarsan ashrakta
ortak koşarsan لَيَحْبَطَنَّ boşa çıkar layaḥbaṭanna
boşa çıkar عَمَلُكَ amelin ʿamaluka
amelin وَلَتَكُونَنَّ ve olursun walatakūnanna
ve olursun مِنَ kaybedenlerden mina
kaybedenlerden ٱلْخَـٰسِرِينَ the losers l-khāsirīna
the losers ٦٥ (65)
(65)
ve elbette أُوحِىَ şöyle vahyedildi ūḥiya
şöyle vahyedildi إِلَيْكَ sana ilayka
sana وَإِلَى ve wa-ilā
ve ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere مِن senden önceki min
senden önceki قَبْلِكَ (were) before you qablika
(were) before you لَئِنْ andolsun eğer la-in
andolsun eğer أَشْرَكْتَ ortak koşarsan ashrakta
ortak koşarsan لَيَحْبَطَنَّ boşa çıkar layaḥbaṭanna
boşa çıkar عَمَلُكَ amelin ʿamaluka
amelin وَلَتَكُونَنَّ ve olursun walatakūnanna
ve olursun مِنَ kaybedenlerden mina
kaybedenlerden ٱلْخَـٰسِرِينَ the losers l-khāsirīna
the losers ٦٥ (65)
(65)
And olsun ki sana da, senden önceki peygamberlere de vahyolunmuştur: "And olsun, eğer Allah'a ortak koşarsan işlerin şüphesiz boşa gider ve hüsranda kalanlardan olursun."
39:66
بَلِ
hayır
bali
hayır ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a فَٱعْبُدْ kulluk et fa-uʿ'bud
kulluk et وَكُن ve ol wakun
ve ol مِّنَ den mina
den ٱلشَّـٰكِرِينَ the thankful ones l-shākirīna
the thankful ones ٦٦ (66)
(66)
hayır ٱللَّهَ Allah'a l-laha
Allah'a فَٱعْبُدْ kulluk et fa-uʿ'bud
kulluk et وَكُن ve ol wakun
ve ol مِّنَ den mina
den ٱلشَّـٰكِرِينَ the thankful ones l-shākirīna
the thankful ones ٦٦ (66)
(66)
"Hayır; yalnız Allah'a kulluk et ve şukredenlerden ol."
39:67
وَمَا
ve
wamā
ve قَدَرُوا۟ takdir edemediler qadarū
takdir edemediler ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı حَقَّ gereği gibi ḥaqqa
gereği gibi قَدْرِهِۦ O'nun kadrini qadrihi
O'nun kadrini وَٱلْأَرْضُ ve yer wal-arḍu
ve yer جَمِيعًۭا tamamen jamīʿan
tamamen قَبْضَتُهُۥ O'nun avucu içindedir qabḍatuhu
O'nun avucu içindedir يَوْمَ günü yawma
günü ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet وَٱلسَّمَـٰوَٰتُ ve gökler wal-samāwātu
ve gökler مَطْوِيَّـٰتٌۢ dürülmüştür maṭwiyyātun
dürülmüştür بِيَمِينِهِۦ ۚ sağ elinde biyamīnihi
sağ elinde سُبْحَـٰنَهُۥ O münezzehtir sub'ḥānahu
O münezzehtir وَتَعَـٰلَىٰ ve yücedir wataʿālā
ve yücedir عَمَّا onların ortak koştuklarından ʿammā
onların ortak koştuklarından يُشْرِكُونَ they associate (with Him) yush'rikūna
they associate (with Him) ٦٧ (67)
(67)
ve قَدَرُوا۟ takdir edemediler qadarū
takdir edemediler ٱللَّهَ Allah'ı l-laha
Allah'ı حَقَّ gereği gibi ḥaqqa
gereği gibi قَدْرِهِۦ O'nun kadrini qadrihi
O'nun kadrini وَٱلْأَرْضُ ve yer wal-arḍu
ve yer جَمِيعًۭا tamamen jamīʿan
tamamen قَبْضَتُهُۥ O'nun avucu içindedir qabḍatuhu
O'nun avucu içindedir يَوْمَ günü yawma
günü ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet l-qiyāmati
kıyamet وَٱلسَّمَـٰوَٰتُ ve gökler wal-samāwātu
ve gökler مَطْوِيَّـٰتٌۢ dürülmüştür maṭwiyyātun
dürülmüştür بِيَمِينِهِۦ ۚ sağ elinde biyamīnihi
sağ elinde سُبْحَـٰنَهُۥ O münezzehtir sub'ḥānahu
O münezzehtir وَتَعَـٰلَىٰ ve yücedir wataʿālā
ve yücedir عَمَّا onların ortak koştuklarından ʿammā
onların ortak koştuklarından يُشْرِكُونَ they associate (with Him) yush'rikūna
they associate (with Him) ٦٧ (67)
(67)
Onlar Allah'ı gereği gibi değerlendiremediler. Bütün yeryüzü, kıyamet günü O'nun avucundadır; gökler O'nun kudretiyle dürülmüş olacaktır. O, putperestlerin ortak koşmalarından yüce ve münezzehtir.
39:68
وَنُفِخَ
ve üflenir
wanufikha
ve üflenir فِى Sur'a fī
Sur'a ٱلصُّورِ the trumpet l-ṣūri
the trumpet فَصَعِقَ sonra ölür (bayılır) faṣaʿiqa
sonra ölür (bayılır) مَن olanlar man
olanlar فِى göklerde fī
göklerde ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens وَمَن ve olanlar waman
ve olanlar فِى yerde fī
yerde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth إِلَّا dışında illā
dışında مَن kimseler man
kimseler شَآءَ dilediği shāa
dilediği ٱللَّهُ ۖ Allah'ın l-lahu
Allah'ın ثُمَّ sonra thumma
sonra نُفِخَ üflenir nufikha
üflenir فِيهِ ona fīhi
ona أُخْرَىٰ bir daha ukh'rā
bir daha فَإِذَا birden fa-idhā
birden هُمْ onlar hum
onlar قِيَامٌۭ kalkmış qiyāmun
kalkmış يَنظُرُونَ bakıyorlardır yanẓurūna
bakıyorlardır ٦٨ (68)
(68)
ve üflenir فِى Sur'a fī
Sur'a ٱلصُّورِ the trumpet l-ṣūri
the trumpet فَصَعِقَ sonra ölür (bayılır) faṣaʿiqa
sonra ölür (bayılır) مَن olanlar man
olanlar فِى göklerde fī
göklerde ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens l-samāwāti
the heavens وَمَن ve olanlar waman
ve olanlar فِى yerde fī
yerde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth إِلَّا dışında illā
dışında مَن kimseler man
kimseler شَآءَ dilediği shāa
dilediği ٱللَّهُ ۖ Allah'ın l-lahu
Allah'ın ثُمَّ sonra thumma
sonra نُفِخَ üflenir nufikha
üflenir فِيهِ ona fīhi
ona أُخْرَىٰ bir daha ukh'rā
bir daha فَإِذَا birden fa-idhā
birden هُمْ onlar hum
onlar قِيَامٌۭ kalkmış qiyāmun
kalkmış يَنظُرُونَ bakıyorlardır yanẓurūna
bakıyorlardır ٦٨ (68)
(68)
Sura üflenince, Allah'ın dilediği bir yana, göklerde olanlar, yerde olanlar hepsi düşüp ölür. Sonra Sura bir daha üflenince hemen ayağa kalkıp bakışır dururlar.
39:69
وَأَشْرَقَتِ
ve parlar
wa-ashraqati
ve parlar ٱلْأَرْضُ yer l-arḍu
yer بِنُورِ nuru ile binūri
nuru ile رَبِّهَا Rabbinin rabbihā
Rabbinin وَوُضِعَ ve (ortaya) konur wawuḍiʿa
ve (ortaya) konur ٱلْكِتَـٰبُ Kitap l-kitābu
Kitap وَجِا۟ىٓءَ ve getirilir wajīa
ve getirilir بِٱلنَّبِيِّـۧنَ peygamberler bil-nabiyīna
peygamberler وَٱلشُّهَدَآءِ ve şahidler wal-shuhadāi
ve şahidler وَقُضِىَ ve hükmedilir waquḍiya
ve hükmedilir بَيْنَهُم aralarında baynahum
aralarında بِٱلْحَقِّ adaletle bil-ḥaqi
adaletle وَهُمْ ve onlara wahum
ve onlara لَا asla lā
asla يُظْلَمُونَ haksızlık edilmez yuẓ'lamūna
haksızlık edilmez ٦٩ (69)
(69)
ve parlar ٱلْأَرْضُ yer l-arḍu
yer بِنُورِ nuru ile binūri
nuru ile رَبِّهَا Rabbinin rabbihā
Rabbinin وَوُضِعَ ve (ortaya) konur wawuḍiʿa
ve (ortaya) konur ٱلْكِتَـٰبُ Kitap l-kitābu
Kitap وَجِا۟ىٓءَ ve getirilir wajīa
ve getirilir بِٱلنَّبِيِّـۧنَ peygamberler bil-nabiyīna
peygamberler وَٱلشُّهَدَآءِ ve şahidler wal-shuhadāi
ve şahidler وَقُضِىَ ve hükmedilir waquḍiya
ve hükmedilir بَيْنَهُم aralarında baynahum
aralarında بِٱلْحَقِّ adaletle bil-ḥaqi
adaletle وَهُمْ ve onlara wahum
ve onlara لَا asla lā
asla يُظْلَمُونَ haksızlık edilmez yuẓ'lamūna
haksızlık edilmez ٦٩ (69)
(69)
Yeryüzü Rabbinin nuruyla aydınlanır, kitap açılır, peygamberler ve şahidler getirilir ve onlara haksızlık yapılmadan, aralarında adaletle hüküm verilir.
39:70
وَوُفِّيَتْ
ve tam verilir
wawuffiyat
ve tam verilir كُلُّ her kullu
her نَفْسٍۢ nefse nafsin
nefse مَّا karşılığı mā
karşılığı عَمِلَتْ yaptığının ʿamilat
yaptığının وَهُوَ ve O wahuwa
ve O أَعْلَمُ en iyi bilendir aʿlamu
en iyi bilendir بِمَا onların ne yaptıklarını bimā
onların ne yaptıklarını يَفْعَلُونَ they do yafʿalūna
they do ٧٠ (70)
(70)
ve tam verilir كُلُّ her kullu
her نَفْسٍۢ nefse nafsin
nefse مَّا karşılığı mā
karşılığı عَمِلَتْ yaptığının ʿamilat
yaptığının وَهُوَ ve O wahuwa
ve O أَعْلَمُ en iyi bilendir aʿlamu
en iyi bilendir بِمَا onların ne yaptıklarını bimā
onların ne yaptıklarını يَفْعَلُونَ they do yafʿalūna
they do ٧٠ (70)
(70)
Her kişiye işlediği ödenir. Esasen Allah onların yaptıklarını en iyi bilendir.
39:71
وَسِيقَ
ve sürülürler
wasīqa
ve sürülürler ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَفَرُوٓا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler) إِلَىٰ cehenneme ilā
cehenneme جَهَنَّمَ Hell jahannama
Hell زُمَرًا ۖ bölük bölük zumaran
bölük bölük حَتَّىٰٓ nihayet ḥattā
nihayet إِذَا zaman idhā
zaman جَآءُوهَا oraya geldikleri jāūhā
oraya geldikleri فُتِحَتْ açılır futiḥat
açılır أَبْوَٰبُهَا kapıları abwābuhā
kapıları وَقَالَ ve şöyle der waqāla
ve şöyle der لَهُمْ onlara lahum
onlara خَزَنَتُهَآ onun bekçileri khazanatuhā
onun bekçileri أَلَمْ gelmedimi? alam
gelmedimi? يَأْتِكُمْ come to you yatikum
come to you رُسُلٌۭ elçiler rusulun
elçiler مِّنكُمْ kendi aranızdan minkum
kendi aranızdan يَتْلُونَ okuyan yatlūna
okuyan عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size ءَايَـٰتِ ayetlerini āyāti
ayetlerini رَبِّكُمْ Rabbinizin rabbikum
Rabbinizin وَيُنذِرُونَكُمْ ve sizi uyaran wayundhirūnakum
ve sizi uyaran لِقَآءَ kavuşacağınıza liqāa
kavuşacağınıza يَوْمِكُمْ gününüze yawmikum
gününüze هَـٰذَا ۚ bu hādhā
bu قَالُوا۟ derler qālū
derler بَلَىٰ evet balā
evet وَلَـٰكِنْ ama walākin
ama حَقَّتْ hak olmuştur ḥaqqat
hak olmuştur كَلِمَةُ sözü kalimatu
sözü ٱلْعَذَابِ azab l-ʿadhābi
azab عَلَى üzerine ʿalā
üzerine ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirler l-kāfirīna
kafirler ٧١ (71)
(71)
ve sürülürler ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَفَرُوٓا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler) إِلَىٰ cehenneme ilā
cehenneme جَهَنَّمَ Hell jahannama
Hell زُمَرًا ۖ bölük bölük zumaran
bölük bölük حَتَّىٰٓ nihayet ḥattā
nihayet إِذَا zaman idhā
zaman جَآءُوهَا oraya geldikleri jāūhā
oraya geldikleri فُتِحَتْ açılır futiḥat
açılır أَبْوَٰبُهَا kapıları abwābuhā
kapıları وَقَالَ ve şöyle der waqāla
ve şöyle der لَهُمْ onlara lahum
onlara خَزَنَتُهَآ onun bekçileri khazanatuhā
onun bekçileri أَلَمْ gelmedimi? alam
gelmedimi? يَأْتِكُمْ come to you yatikum
come to you رُسُلٌۭ elçiler rusulun
elçiler مِّنكُمْ kendi aranızdan minkum
kendi aranızdan يَتْلُونَ okuyan yatlūna
okuyan عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size ءَايَـٰتِ ayetlerini āyāti
ayetlerini رَبِّكُمْ Rabbinizin rabbikum
Rabbinizin وَيُنذِرُونَكُمْ ve sizi uyaran wayundhirūnakum
ve sizi uyaran لِقَآءَ kavuşacağınıza liqāa
kavuşacağınıza يَوْمِكُمْ gününüze yawmikum
gününüze هَـٰذَا ۚ bu hādhā
bu قَالُوا۟ derler qālū
derler بَلَىٰ evet balā
evet وَلَـٰكِنْ ama walākin
ama حَقَّتْ hak olmuştur ḥaqqat
hak olmuştur كَلِمَةُ sözü kalimatu
sözü ٱلْعَذَابِ azab l-ʿadhābi
azab عَلَى üzerine ʿalā
üzerine ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirler l-kāfirīna
kafirler ٧١ (71)
(71)
İnkar edenler, bölük bölük cehenneme sürülür. Oraya vardıklarında kapıları açılır; bekçileri onlara: "Size içinizden Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bugüne kavuşacağınızı ihtar eden peygamberler gelmedi mi" derler. "Evet geldi" derler. Lakin azap sözü inkarcıların aleyhine gerçekleşir.
39:72
قِيلَ
denilir
qīla
denilir ٱدْخُلُوٓا۟ girin ud'khulū
girin أَبْوَٰبَ kapılarından abwāba
kapılarından جَهَنَّمَ cehennemin jahannama
cehennemin خَـٰلِدِينَ ebedi kalmak üzere khālidīna
ebedi kalmak üzere فِيهَا ۖ içinde fīhā
içinde فَبِئْسَ ne kötüdür fabi'sa
ne kötüdür مَثْوَى yeri mathwā
yeri ٱلْمُتَكَبِّرِينَ kibirlenenlerin l-mutakabirīna
kibirlenenlerin ٧٢ (72)
(72)
denilir ٱدْخُلُوٓا۟ girin ud'khulū
girin أَبْوَٰبَ kapılarından abwāba
kapılarından جَهَنَّمَ cehennemin jahannama
cehennemin خَـٰلِدِينَ ebedi kalmak üzere khālidīna
ebedi kalmak üzere فِيهَا ۖ içinde fīhā
içinde فَبِئْسَ ne kötüdür fabi'sa
ne kötüdür مَثْوَى yeri mathwā
yeri ٱلْمُتَكَبِّرِينَ kibirlenenlerin l-mutakabirīna
kibirlenenlerin ٧٢ (72)
(72)
Onlara: "Temelli kalacağınız cehennemin kapılarından girin; böbürlenenlerin durağı ne kötüdür!" denir.
39:73
وَسِيقَ
ve sevk edilirler
wasīqa
ve sevk edilirler ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ٱتَّقَوْا۟ korunan(lar) ittaqaw
korunan(lar) رَبَّهُمْ Rablerinin (azabından) rabbahum
Rablerinin (azabından) إِلَى cennete ilā
cennete ٱلْجَنَّةِ Paradise l-janati
Paradise زُمَرًا ۖ bölük bölük zumaran
bölük bölük حَتَّىٰٓ nihayet ḥattā
nihayet إِذَا zaman idhā
zaman جَآءُوهَا geldikleri jāūhā
geldikleri وَفُتِحَتْ ve açılır wafutiḥat
ve açılır أَبْوَٰبُهَا onun kapıları abwābuhā
onun kapıları وَقَالَ ve derler waqāla
ve derler لَهُمْ onlara lahum
onlara خَزَنَتُهَا onun bekçileri khazanatuhā
onun bekçileri سَلَـٰمٌ selam salāmun
selam عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size طِبْتُمْ (ne) hoşsunuz ṭib'tum
(ne) hoşsunuz فَٱدْخُلُوهَا buraya girin fa-ud'khulūhā
buraya girin خَـٰلِدِينَ ebedi kalmak üzere khālidīna
ebedi kalmak üzere ٧٣ (73)
(73)
ve sevk edilirler ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ٱتَّقَوْا۟ korunan(lar) ittaqaw
korunan(lar) رَبَّهُمْ Rablerinin (azabından) rabbahum
Rablerinin (azabından) إِلَى cennete ilā
cennete ٱلْجَنَّةِ Paradise l-janati
Paradise زُمَرًا ۖ bölük bölük zumaran
bölük bölük حَتَّىٰٓ nihayet ḥattā
nihayet إِذَا zaman idhā
zaman جَآءُوهَا geldikleri jāūhā
geldikleri وَفُتِحَتْ ve açılır wafutiḥat
ve açılır أَبْوَٰبُهَا onun kapıları abwābuhā
onun kapıları وَقَالَ ve derler waqāla
ve derler لَهُمْ onlara lahum
onlara خَزَنَتُهَا onun bekçileri khazanatuhā
onun bekçileri سَلَـٰمٌ selam salāmun
selam عَلَيْكُمْ size ʿalaykum
size طِبْتُمْ (ne) hoşsunuz ṭib'tum
(ne) hoşsunuz فَٱدْخُلُوهَا buraya girin fa-ud'khulūhā
buraya girin خَـٰلِدِينَ ebedi kalmak üzere khālidīna
ebedi kalmak üzere ٧٣ (73)
(73)
Rablerine karşı gelmekten sakınanlar, bölük bölük cennete götürülürler. Oraya varıp da kapıları açıldığında, bekçileri onlara: "Selam size, hoş geldiniz! Temelli olarak buraya girin" derler.
39:74
وَقَالُوا۟
ve derler
waqālū
ve derler ٱلْحَمْدُ hamdolsun l-ḥamdu
hamdolsun لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a ٱلَّذِى o ki; alladhī
o ki; صَدَقَنَا bize yerine getirdi ṣadaqanā
bize yerine getirdi وَعْدَهُۥ verdiği sözünü waʿdahu
verdiği sözünü وَأَوْرَثَنَا ve bizi varis kıldı wa-awrathanā
ve bizi varis kıldı ٱلْأَرْضَ yurda l-arḍa
yurda نَتَبَوَّأُ oturacağımız natabawwa-u
oturacağımız مِنَ (-ten) mina
(-ten) ٱلْجَنَّةِ cennet l-janati
cennet حَيْثُ yerinde ḥaythu
yerinde نَشَآءُ ۖ dilediğimiz nashāu
dilediğimiz فَنِعْمَ ne güzeldir faniʿ'ma
ne güzeldir أَجْرُ ücreti ajru
ücreti ٱلْعَـٰمِلِينَ çalışanların l-ʿāmilīna
çalışanların ٧٤ (74)
(74)
ve derler ٱلْحَمْدُ hamdolsun l-ḥamdu
hamdolsun لِلَّهِ Allah'a lillahi
Allah'a ٱلَّذِى o ki; alladhī
o ki; صَدَقَنَا bize yerine getirdi ṣadaqanā
bize yerine getirdi وَعْدَهُۥ verdiği sözünü waʿdahu
verdiği sözünü وَأَوْرَثَنَا ve bizi varis kıldı wa-awrathanā
ve bizi varis kıldı ٱلْأَرْضَ yurda l-arḍa
yurda نَتَبَوَّأُ oturacağımız natabawwa-u
oturacağımız مِنَ (-ten) mina
(-ten) ٱلْجَنَّةِ cennet l-janati
cennet حَيْثُ yerinde ḥaythu
yerinde نَشَآءُ ۖ dilediğimiz nashāu
dilediğimiz فَنِعْمَ ne güzeldir faniʿ'ma
ne güzeldir أَجْرُ ücreti ajru
ücreti ٱلْعَـٰمِلِينَ çalışanların l-ʿāmilīna
çalışanların ٧٤ (74)
(74)
Onlar: "Bize verdiği sözde duran ve bizi bu yere varis kılan Allah'a hamdolsun. Cennette istediğimiz yerde oturabiliriz. Yararlı iş işleyenlerin ecri ne güzelmiş!" derler.
39:75
وَتَرَى
ve görürsün
watarā
ve görürsün ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ meleklerin l-malāikata
meleklerin حَآفِّينَ dönerek ḥāffīna
dönerek مِنْ çevresinde min
çevresinde حَوْلِ around ḥawli
around ٱلْعَرْشِ Arşın l-ʿarshi
Arşın يُسَبِّحُونَ tesbih ettiklerini yusabbiḥūna
tesbih ettiklerini بِحَمْدِ hamd ile biḥamdi
hamd ile رَبِّهِمْ ۖ Rablerini rabbihim
Rablerini وَقُضِىَ ve hükmedilir waquḍiya
ve hükmedilir بَيْنَهُم aralarında baynahum
aralarında بِٱلْحَقِّ hak ile bil-ḥaqi
hak ile وَقِيلَ ve denilir waqīla
ve denilir ٱلْحَمْدُ Hamd l-ḥamdu
Hamd لِلَّهِ Allah'a'dır lillahi
Allah'a'dır رَبِّ Rabbi rabbi
Rabbi ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ٧٥ (75)
(75)
ve görürsün ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ meleklerin l-malāikata
meleklerin حَآفِّينَ dönerek ḥāffīna
dönerek مِنْ çevresinde min
çevresinde حَوْلِ around ḥawli
around ٱلْعَرْشِ Arşın l-ʿarshi
Arşın يُسَبِّحُونَ tesbih ettiklerini yusabbiḥūna
tesbih ettiklerini بِحَمْدِ hamd ile biḥamdi
hamd ile رَبِّهِمْ ۖ Rablerini rabbihim
Rablerini وَقُضِىَ ve hükmedilir waquḍiya
ve hükmedilir بَيْنَهُم aralarında baynahum
aralarında بِٱلْحَقِّ hak ile bil-ḥaqi
hak ile وَقِيلَ ve denilir waqīla
ve denilir ٱلْحَمْدُ Hamd l-ḥamdu
Hamd لِلَّهِ Allah'a'dır lillahi
Allah'a'dır رَبِّ Rabbi rabbi
Rabbi ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin l-ʿālamīna
alemlerin ٧٥ (75)
(75)
Melekleri, arşın etrafını çevirmiş oldukları halde, Rablerini hamd ile överken görürsün. Artık insanların aralarında adaletle hüküm olunmuştur. "Övgü, Alemlerin Rabbi olan Allah içindir" denir.