38
Sad
ص
Sad Suresi (ص), Kur’an-ı Kerim’in 38. suresidir — Mekki, 88 ayetten oluşan bir suredir. Mekkî sureler, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Medine’ye hicretinden önce inmiştir ve genellikle iman, Allah’ın birliği ve ahiret üzerinde durur.
Bookmarks (0)
No bookmarks yet. Click the bookmark icon next to any ayah to save it.
Besmele
بِسْمِadıylabis'miٱللَّهِAllah'ınl-lahiٱلرَّحْمَـٰنِRahmanl-raḥmāniٱلرَّحِيمِRahiml-raḥīmi
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
38:1
صٓ ۚSâdsadوَٱلْقُرْءَانِKur'an'a andolsunwal-qur'āniذِىsahibidhīٱلذِّكْرِşan şeref'l-dhik'ri١
Sad. Öğüt veren Kuran'a and olsun ki, inkar edenler gurur ve ayrılık içindedirler.
38:2
بَلِdoğrusubaliٱلَّذِينَkimseleralladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(ler)kafarūفِىiçindedirlerfīعِزَّةٍۢbir gururʿizzatinوَشِقَاقٍۢve ayrılıkwashiqāqin٢
Sad. Öğüt veren Kuran'a and olsun ki, inkar edenler gurur ve ayrılık içindedirler.
38:3
كَمْnicesinikamأَهْلَكْنَاhelak ettikahlaknāمِنonlardan öncekiminقَبْلِهِمbefore themqablihimمِّنnesillerdenminقَرْنٍۢa generationqarninفَنَادَوا۟feryad ettilerfanādawوَّلَاتَfakat geçmiştiwalātaحِينَzamanıḥīnaمَنَاصٍۢkurtuluşmanāṣin٣
Onlardan önce nice nesilleri yok ettik. Feryat ediyorlardı; oysa artık kurtulma zamanı değildi.
38:4
وَعَجِبُوٓا۟ve hayret ettilerwaʿajibūأَنonlara gelmesineanجَآءَهُمhas come to themjāahumمُّنذِرٌۭbir uyarıcı (peygamber)mundhirunمِّنْهُمْ ۖkendilerindenmin'humوَقَالَve dedi(ler) kiwaqālaٱلْكَـٰفِرُونَkafirlerl-kāfirūnaهَـٰذَاbuhādhāسَـٰحِرٌۭbir sihirbazdırsāḥirunكَذَّابٌyalancıkadhābun٤
Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaşmışlardı. İnkarcılar: "Bu, pek yalancı bir sihirbazdır; tanrıları tek bir tanrı mı yaptı? Doğrusu bu tuhaf bir şeydir" demişlerdi.
38:5
أَجَعَلَyaptı mı?ajaʿalaٱلْـَٔالِهَةَtanrılarıl-ālihataإِلَـٰهًۭاtanrıilāhanوَٰحِدًا ۖbir tekwāḥidanإِنَّşüphesizinnaهَـٰذَاbuhādhāلَشَىْءٌbir şeydirlashayonعُجَابٌۭtuhafʿujābun٥
Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaşmışlardı. İnkarcılar: "Bu, pek yalancı bir sihirbazdır; tanrıları tek bir tanrı mı yaptı? Doğrusu bu tuhaf bir şeydir" demişlerdi.
38:6
وَٱنطَلَقَve fırladıwa-inṭalaqaٱلْمَلَأُbir grupl-mala-uمِنْهُمْonlardanmin'humأَنِyürüyünaniٱمْشُوا۟Continueim'shūوَٱصْبِرُوا۟ve bağlı kalınwa-iṣ'birūعَلَىٰٓtanrılarınızaʿalāءَالِهَتِكُمْ ۖyour godsālihatikumإِنَّçünküinnaهَـٰذَاbuhādhāلَشَىْءٌۭbir şeydirlashayonيُرَادُarzu edilenyurādu٦
Onlardan ileri gelenler: "Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur. Başka dinde de bunu işitmedik; bu ancak bir uydurmadır. Kuran, aramızda ona mı indirilmeliydi?" dediler. Hayır, bunlar Kuran'ımızdan şüphededirler. Hayır, azabımızı henüz tatmamışlardır.
38:7
مَاbiz işitmedikmāسَمِعْنَاwe heardsamiʿ'nāبِهَـٰذَاbunubihādhāفِىdindefīٱلْمِلَّةِthe religionl-milatiٱلْـَٔاخِرَةِötekil-ākhiratiإِنْdeğildirinهَـٰذَآbuhādhāإِلَّاbaşka bir şeyillāٱخْتِلَـٰقٌuydurma(dan)ikh'tilāqun٧
Onlardan ileri gelenler: "Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur. Başka dinde de bunu işitmedik; bu ancak bir uydurmadır. Kuran, aramızda ona mı indirilmeliydi?" dediler. Hayır, bunlar Kuran'ımızdan şüphededirler. Hayır, azabımızı henüz tatmamışlardır.
38:8
أَءُنزِلَindirildi mi?a-unzilaعَلَيْهِonaʿalayhiٱلذِّكْرُZikrl-dhik'ruمِنۢaramızdanminبَيْنِنَا ۚamong usbaynināبَلْdoğrusubalهُمْonlarhumفِىiçindedirlerfīشَكٍّۢşüpheshakkinمِّنbenim Zikr'imdenminذِكْرِى ۖMy Messagedhik'rīبَلhayırbalلَّمَّاonlar henüz tadmadılarlammāيَذُوقُوا۟they have tastedyadhūqūعَذَابِazabımıʿadhābi٨
Onlardan ileri gelenler: "Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur. Başka dinde de bunu işitmedik; bu ancak bir uydurmadır. Kuran, aramızda ona mı indirilmeliydi?" dediler. Hayır, bunlar Kuran'ımızdan şüphededirler. Hayır, azabımızı henüz tatmamışlardır.
38:9
أَمْyoksaamعِندَهُمْonların yanında (mı?)ʿindahumخَزَآئِنُhazinelerikhazāinuرَحْمَةِrahmetraḥmatiرَبِّكَRabbininrabbikaٱلْعَزِيزِdaima üstün olanl-ʿazīziٱلْوَهَّابِçok lutufta bulunanl-wahābi٩
Yoksa, güçlü ve çok ihsan sahibi olan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır?
38:10
أَمْyoksaamلَهُمonların (mı?)lahumمُّلْكُmülkümul'kuٱلسَّمَـٰوَٰتِgöklerinl-samāwātiوَٱلْأَرْضِve yerinwal-arḍiوَمَاve bulunanlarınwamāبَيْنَهُمَا ۖikisi arasındabaynahumāفَلْيَرْتَقُوا۟öyleyse yükselsinlerfalyartaqūفِىiçindefīٱلْأَسْبَـٰبِsebepler (vasıtalar)l-asbābi١٠
Yahut, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların hükümranlığı onların elinde midir? Öyle ise sebeplere tevessül edip göğe yükselsinler!
38:11
جُندٌۭbir ordudurjundunمَّاşuradamāهُنَالِكَtherehunālikaمَهْزُومٌۭbozguna uğratılacakmahzūmunمِّنَderme çatmaminaٱلْأَحْزَابِthe companiesl-aḥzābi١١
Onlar burada takım takım bozguna uğramış perişan bir ordudur.
38:12
كَذَّبَتْyalanlamıştıkadhabatقَبْلَهُمْonlardan önceqablahumقَوْمُkavmiqawmuنُوحٍۢNuhnūḥinوَعَادٌۭve Ad (kavmi)waʿādunوَفِرْعَوْنُve Fir'avnwafir'ʿawnuذُوsahibidhūٱلْأَوْتَادِkazıklarl-awtādi١٢
Onlardan önce Nuh milleti, Ad, sarsılmaz bir saltanatın sahibi Firavun, Semud, Lut milleti, Eykeliler de peygamberleri yalanlamıştı. İşte bunlar da peygamberlerine karşı birleşen topluluklardır.
38:13
وَثَمُودُSemud (kavmi)wathamūduوَقَوْمُve kavmiwaqawmuلُوطٍۢLutlūṭinوَأَصْحَـٰبُve halkıwa-aṣḥābuلْـَٔيْكَةِ ۚEykeal'aykatiأُو۟لَـٰٓئِكَişte onlarulāikaٱلْأَحْزَابُkabilelerdil-aḥzābu١٣
Onlardan önce Nuh milleti, Ad, sarsılmaz bir saltanatın sahibi Firavun, Semud, Lut milleti, Eykeliler de peygamberleri yalanlamıştı. İşte bunlar da peygamberlerine karşı birleşen topluluklardır.
38:14
إِنhepsi deinكُلٌّall (of them)kullunإِلَّاancakillāكَذَّبَyalanladılarkadhabaٱلرُّسُلَelçileril-rusulaفَحَقَّve hak ettilerfaḥaqqaعِقَابِbenim cezamıʿiqābi١٤
Hepsi peygamberleri yalanladı da azabımı hakettiler.
38:15
وَمَاvewamāيَنظُرُbeklemiyorlaryanẓuruهَـٰٓؤُلَآءِbunlarhāulāiإِلَّاbaşka bir şeyillāصَيْحَةًۭna'raṣayḥatanوَٰحِدَةًۭbir tekwāḥidatanمَّاolmayanmāلَهَاonalahāمِنgeri dönmesiminفَوَاقٍۢdelayfawāqin١٥
Bunlar da ancak, bir an gecikmesi olmayan tek bir çığlık beklemektedirler.
38:16
وَقَالُوا۟ve dediler kiwaqālūرَبَّنَاRabbimizrabbanāعَجِّلhemen verʿajjilلَّنَاbizelanāقِطَّنَاbizim (azab) payımızıqiṭṭanāقَبْلَönceqablaيَوْمِgünündenyawmiٱلْحِسَابِhesapl-ḥisābi١٦
Onlar ise "Rabbimiz! Bizim payımızı hesap gününden önce ver" derler.
38:17
ٱصْبِرْsabretiṣ'birعَلَىٰşeylereʿalāمَاwhatmāيَقُولُونَonların dedikleriyaqūlūnaوَٱذْكُرْve anwa-udh'kurعَبْدَنَاkulumuzʿabdanāدَاوُۥدَDavud'udāwūdaذَاsahibidhāٱلْأَيْدِ ۖgüçl-aydiإِنَّهُۥٓçünkü oinnahuأَوَّابٌ(bize) çok başvururduawwābun١٧
Onların söylediklerine sabret; güçlü kulumuz Davud'u an; o, daima Allah'a yönelirdi.
38:18
إِنَّاelbette bizinnāسَخَّرْنَاboyun eğdirmiştiksakharnāٱلْجِبَالَdağlarıl-jibālaمَعَهُۥonunla berabermaʿahuيُسَبِّحْنَtesbih ederlerdiyusabbiḥ'naبِٱلْعَشِىِّakşambil-ʿashiyiوَٱلْإِشْرَاقِve sabahwal-ish'rāqi١٨
Doğrusu Biz, akşam sabah onunla beraber tesbih eden dağları, kuşları da toplu halde onun buyruğu altına vermiştik. Her biri ona yönelmekteydi.
38:19
وَٱلطَّيْرَve kuşlarwal-ṭayraمَحْشُورَةًۭ ۖtoplanıp gelenmaḥshūratanكُلٌّۭhepsikullunلَّهُۥٓonalahuأَوَّابٌۭkatılırdıawwābun١٩
Doğrusu Biz, akşam sabah onunla beraber tesbih eden dağları, kuşları da toplu halde onun buyruğu altına vermiştik. Her biri ona yönelmekteydi.
38:20
وَشَدَدْنَاgüçlendirmiştikwashadadnāمُلْكَهُۥonun mülkünümul'kahuوَءَاتَيْنَـٰهُve kendisine vermiştikwaātaynāhuٱلْحِكْمَةَhikmetl-ḥik'mataوَفَصْلَve ayırd ediciwafaṣlaٱلْخِطَابِkonuşmal-khiṭābi٢٠
Onun hükümranlığını kuvvetlendirmiştik. Ona hikmet ve kesin hüküm selahiyeti vermiştik.
38:21
۞ وَهَلْsana geldimi?wahalأَتَىٰكَcome to youatākaنَبَؤُا۟haberinaba-uٱلْخَصْمِdavacılarınl-khaṣmiإِذْhaniidhتَسَوَّرُوا۟tırmanmışlardıtasawwarūٱلْمِحْرَابَmabed(in duvarına)l-miḥ'rāba٢١
Sana davacıların haberi ulaştı mı? Mabedin duvarına tırmanıp Davud'un yanına girmişlerdi de, o onlardan ürkmüştü. Şöyle demişlerdi: "Korkma, birbirinin hakkına tecavüz etmiş iki davacıyız; aramızda adaletle hükmet, ondan ayrılma, bizi doğru yola çıkar."
38:22
إِذْhaniidhدَخَلُوا۟girmişlerdidakhalūعَلَىٰyanınaʿalāدَاوُۥدَDavud'undāwūdaفَفَزِعَve korkmuştufafaziʿaمِنْهُمْ ۖonlardanmin'humقَالُوا۟dedilerqālūلَاkorkmalāتَخَفْ ۖfeartakhafخَصْمَانِbiz iki davacıyızkhaṣmāniبَغَىٰsaldırdıbaghāبَعْضُنَاbirimizbaʿḍunāعَلَىٰhakkınaʿalāبَعْضٍۢötekininbaʿḍinفَٱحْكُمşimdi sen hükmetfa-uḥ'kumبَيْنَنَاaramızdabaynanāبِٱلْحَقِّhak ilebil-ḥaqiوَلَاvewalāتُشْطِطْhaksızlık etmetush'ṭiṭوَٱهْدِنَآbizi götürwa-ih'dināإِلَىٰortasına (adalete)ilāسَوَآءِan evensawāiٱلصِّرَٰطِyolunl-ṣirāṭi٢٢
Sana davacıların haberi ulaştı mı? Mabedin duvarına tırmanıp Davud'un yanına girmişlerdi de, o onlardan ürkmüştü. Şöyle demişlerdi: "Korkma, birbirinin hakkına tecavüz etmiş iki davacıyız; aramızda adaletle hükmet, ondan ayrılma, bizi doğru yola çıkar."
38:23
إِنَّdoğrusuinnaهَـٰذَآbuhādhāأَخِىkardeşiminakhīلَهُۥvardırlahuتِسْعٌۭ(doksan) dokuztis'ʿunوَتِسْعُونَdoksan (dokuz)watis'ʿūnaنَعْجَةًۭkoyununaʿjatanوَلِىَbenim ise vardırwaliyaنَعْجَةٌۭkoyunumnaʿjatunوَٰحِدَةٌۭbir tekwāḥidatunفَقَالَfakat (kardeşim) dedifaqālaأَكْفِلْنِيهَاonu da bana verakfil'nīhāوَعَزَّنِىve bana ağır bastıwaʿazzanīفِىkonuşmadafīٱلْخِطَابِ[the] speechl-khiṭābi٢٣
"Bu kardeşimin doksan dokuz dişi koyunu, benim de bir tek dişi koyunum vardır; O'nu da bana ver dedi ve tartışmada beni yendi."
38:24
قَالَ(Davud) dedi kiqālaلَقَدْandolsunlaqadظَلَمَكَsana zulmetmiştirẓalamakaبِسُؤَالِistemeklebisuāliنَعْجَتِكَsenin koyunununaʿjatikaإِلَىٰkendi koyunlarınailāنِعَاجِهِۦ ۖhis ewesniʿājihiوَإِنَّve zatenwa-innaكَثِيرًۭاçoğukathīranمِّنَkarıştıran(ortak)larınminaٱلْخُلَطَآءِthe partnersl-khulaṭāiلَيَبْغِىzulmederlerlayabghīبَعْضُهُمْbiribaʿḍuhumعَلَىٰüzerineʿalāبَعْضٍdiğeribaʿḍinإِلَّاyalnız bunun dışındadırillāٱلَّذِينَkimseleralladhīnaءَامَنُوا۟inanan(lar)āmanūوَعَمِلُوا۟ve yapanlarwaʿamilūٱلصَّـٰلِحَـٰتِiyi işlerl-ṣāliḥātiوَقَلِيلٌۭve azdırwaqalīlunمَّاne kadarmāهُمْ ۗonlarhumوَظَنَّve sandıwaẓannaدَاوُۥدُDavuddāwūduأَنَّمَاkendisini denediğimiziannamāفَتَنَّـٰهُWe (had) tried himfatannāhuفَٱسْتَغْفَرَmağfiret diledifa-is'taghfaraرَبَّهُۥRabbindenrabbahuوَخَرَّve kapandıwakharraرَاكِعًۭاeğilerek (secdeye)rākiʿanوَأَنَابَ ۩ve (bize) döndüwa-anāba٢٤
Davud: "And olsun ki, senin dişi koyununu kendi dişi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlıkta bulunmuştur. Doğrusu ortakçıların çoğu birbirlerinin haklarına tecavüz ederler. İnanıp yararlı iş işleyenler bunun dışındadır ki sayıları da ne kadar azdır!" demişti. Davud, Kendisini denediğimizi sanmıştı da, Rabbinden mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapanmış, tevbe etmiş, Allah'a yönelmişti.
38:25
فَغَفَرْنَاbiz de affettikfaghafarnāلَهُۥondanlahuذَٰلِكَ ۖbunudhālikaوَإِنَّve şüphesizwa-innaلَهُۥonun vardırlahuعِندَنَاyanımızdaʿindanāلَزُلْفَىٰbir yakınlığılazul'fāوَحُسْنَve güzelwaḥus'naمَـَٔابٍۢbir geleceğimaābin٢٥
Böylece onu bağışlamıştık. Katımızda onun yakınlığı ve güzel bir geleceği vardır.
38:26
يَـٰدَاوُۥدُey Davudyādāwūduإِنَّاelbette bizinnāجَعَلْنَـٰكَseni yaptıkjaʿalnākaخَلِيفَةًۭhükümdarkhalīfatanفِىyeryüzündefīٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiفَٱحْكُمo halde hükmetfa-uḥ'kumبَيْنَarasındabaynaٱلنَّاسِinsanlarl-nāsiبِٱلْحَقِّadaletlebil-ḥaqiوَلَاvewalāتَتَّبِعِuymatattabiʿiٱلْهَوَىٰkeyf(in)el-hawāفَيُضِلَّكَsonra seni saptırırfayuḍillakaعَنyolundanʿanسَبِيلِ(the) waysabīliٱللَّهِ ۚAllah'ınl-lahiإِنَّşüphesizinnaٱلَّذِينَkimselerealladhīnaيَضِلُّونَsapan(lara)yaḍillūnaعَنyolundanʿanسَبِيلِ(the) waysabīliٱللَّهِAllah'ınl-lahiلَهُمْonlara vardırlahumعَذَابٌۭbir azabʿadhābunشَدِيدٌۢçetinshadīdunبِمَاdolayıbimāنَسُوا۟unuttuklarındannasūيَوْمَgününüyawmaٱلْحِسَابِhesapl-ḥisābi٢٦
Ey Davud! Seni şüphesiz yeryüzünde hükümran kıldık, o halde insanlar arasında adaletle hükmet, hevese uyma yoksa seni Allah'ın yolundan saptırır. Doğrusu, Allah'ın yolundan sapanlara, onlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin azap vardır.
38:27
وَمَاvewamāخَلَقْنَاyaratmadıkkhalaqnāٱلسَّمَآءَgöğül-samāaوَٱلْأَرْضَve yeriwal-arḍaوَمَاve ne dewamāبَيْنَهُمَاikisi arasındakileribaynahumāبَـٰطِلًۭا ۚboş yerebāṭilanذَٰلِكَbudhālikaظَنُّzannıdırẓannuٱلَّذِينَkimselerinalladhīnaكَفَرُوا۟ ۚinkar eden(lerin)kafarūفَوَيْلٌۭvay hallerine;fawaylunلِّلَّذِينَkimselerinlilladhīnaكَفَرُوا۟inkar eden(lerin)kafarūمِنَateşten dolayıminaٱلنَّارِthe Firel-nāri٢٧
Göğü, yeri ve ikisinin arasında bulunanları boşuna yaratmadık. Bunun boşuna olduğu, inkar edenlerin sanısıdır. Vay ateşe uğrayacak inkarcıların haline!
38:28
أَمْyoksaamنَجْعَلُtutacağıznajʿaluٱلَّذِينَkimselerialladhīnaءَامَنُوا۟inanan(ları)āmanūوَعَمِلُوا۟ve yapanlarıwaʿamilūٱلصَّـٰلِحَـٰتِiyi işlerl-ṣāliḥātiكَٱلْمُفْسِدِينَbozgunculuk yapanlar gibi (mi?)kal-muf'sidīnaفِىyeryüzündefīٱلْأَرْضِthe earthl-arḍiأَمْyoksaamنَجْعَلُtutacağıznajʿaluٱلْمُتَّقِينَmuttakileril-mutaqīnaكَٱلْفُجَّارِyoldan çıkanlar gibi (mi?)kal-fujāri٢٨
Yoksa, inanıp yararlı iş işleyenleri, yeryüzünde, bozguncular gibi mi tutarız? Yoksa, Allah'a karşı gelmekten sakınanları yoldan çıkanlar gibi mi tutarız?
38:29
كِتَـٰبٌKitab (ki)kitābunأَنزَلْنَـٰهُonu indirdikanzalnāhuإِلَيْكَsanailaykaمُبَـٰرَكٌۭmübarekmubārakunلِّيَدَّبَّرُوٓا۟düşünsünler diyeliyaddabbarūءَايَـٰتِهِۦayetleriniāyātihiوَلِيَتَذَكَّرَve öğüt alsınlar diyewaliyatadhakkaraأُو۟لُوا۟sahipleriulūٱلْأَلْبَـٰبِsağduyul-albābi٢٩
Sana indirdiğimiz bu Kitap mübarektir; ayetlerini düşünsünler, aklı olanlar da öğüt alsınlar.
38:30
وَوَهَبْنَاve biz armağan ettikwawahabnāلِدَاوُۥدَDavud'alidāwūdaسُلَيْمَـٰنَ ۚSüleyman'ısulaymānaنِعْمَne güzelniʿ'maٱلْعَبْدُ ۖkuldul-ʿabduإِنَّهُۥٓşüphesiz oinnahuأَوَّابٌ(Allah'a) yönelirdiawwābun٣٠
Davud'a Süleyman'ı bahşettik; o ne güzel bir kuldu! Doğrusu o daima Allah'a yönelirdi.
38:31
إِذْhaniidhعُرِضَgösterilmiştiʿuriḍaعَلَيْهِkendisineʿalayhiبِٱلْعَشِىِّakşam üstübil-ʿashiyiٱلصَّـٰفِنَـٰتُsafin (görkemli)l-ṣāfinātuٱلْجِيَادُ(saf kan Arap) atlarıl-jiyādu٣١
Ona bir akşam üstü, çalımlı, cins koşu atları sunulmuştu.
38:32
فَقَالَdedifaqālaإِنِّىٓmuhakkak beninnīأَحْبَبْتُtercih ettimaḥbabtuحُبَّsevgisiniḥubbaٱلْخَيْرِmall-khayriعَنanmaktan (ötürü)ʿanذِكْرِ(the) remembrancedhik'riرَبِّىRabbimirabbīحَتَّىٰnihayetḥattāتَوَارَتْ(atlar) gizlenditawāratبِٱلْحِجَابِperde ilebil-ḥijābi٣٢
Süleyman: "Doğrusu ben bu iyi malları, Rabbimi anmayı sağladıkları için severim" demişti. Koşup, toz perdesi arkasında kayboldukları zaman: "onları bana getirin" dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı.
38:33
رُدُّوهَاgetirin onlarıruddūhāعَلَىَّ ۖbanaʿalayyaفَطَفِقَsonra başladıfaṭafiqaمَسْحًۢاokşamağamasḥanبِٱلسُّوقِbacaklarınıbil-sūqiوَٱلْأَعْنَاقِve boyunlarınıwal-aʿnāqi٣٣
Süleyman: "Doğrusu ben bu iyi malları, Rabbimi anmayı sağladıkları için severim" demişti. Koşup, toz perdesi arkasında kayboldukları zaman: "onları bana getirin" dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı.
38:34
وَلَقَدْve andolsunwalaqadفَتَنَّاdenedikfatannāسُلَيْمَـٰنَSüleyman'ısulaymānaوَأَلْقَيْنَاve bıraktıkwa-alqaynāعَلَىٰüstüneʿalāكُرْسِيِّهِۦtahtınınkur'siyyihiجَسَدًۭاbir cesetjasadanثُمَّsonrathummaأَنَابَ(bize) yöneldianāba٣٤
And olsun ki Süleyman'ı denedik, hükümranlığını zayıf düşürdük; sonra eski haline döndü.
38:35
قَالَdediqālaرَبِّRabbimrabbiٱغْفِرْaffetigh'firلِىbenilīوَهَبْve verwahabلِىbanalīمُلْكًۭاbir mülk (hükümdarlık)mul'kanلَّاnasib olmayanlāيَنۢبَغِى(will) belongyanbaghīلِأَحَدٍۢhiç kimseyeli-aḥadinمِّنۢbenden sonraminبَعْدِىٓ ۖafter mebaʿdīإِنَّكَçünkü sensininnakaأَنتَsenantaٱلْوَهَّابُçok lutfedenl-wahābu٣٥
Süleyman: "Rabbim! Beni bağışla, bana benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver; Sen şüphesiz, daima bağışta bulunansın" dedi.
38:36
فَسَخَّرْنَاbiz boyun eğdirdikfasakharnāلَهُonalahuٱلرِّيحَrüzgarıl-rīḥaتَجْرِىeserditajrīبِأَمْرِهِۦonun buyruğuylabi-amrihiرُخَآءًtatlı tatlırukhāanحَيْثُyereḥaythuأَصَابَistediğiaṣāba٣٦
Bunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.
38:37
وَٱلشَّيَـٰطِينَve şeytanlarıwal-shayāṭīnaكُلَّherkullaبَنَّآءٍۢbina ustasınıbannāinوَغَوَّاصٍۢve dalgıcıwaghawwāṣin٣٧
Bunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.
38:38
وَءَاخَرِينَve başka (şeytan)larıwaākharīnaمُقَرَّنِينَbirbirine bağlanmışmuqarranīnaفِىzincirlerlefīٱلْأَصْفَادِchainsl-aṣfādi٣٨
Bunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.
38:39
هَـٰذَاbuhādhāعَطَآؤُنَاbizim ihsanımızdırʿaṭāunāفَٱمْنُنْartık dilediğine verfa-um'nunأَوْveyaawأَمْسِكْvermeamsikبِغَيْرِyokturbighayriحِسَابٍۢhesabıḥisābin٣٩
"İşte Bizim bağışımız budur; ister ver, ister tut, hesapsızdır." dedik.
38:40
وَإِنَّve şüphesizwa-innaلَهُۥonun için vardırlahuعِندَنَاbizim yanımızdaʿindanāلَزُلْفَىٰbir yakınlıklazul'fāوَحُسْنَve güzelwaḥus'naمَـَٔابٍۢbir gelecekmaābin٤٠
Doğrusu onun katımızda yakınlığı ve güzel bir istikbali vardır.
38:41
وَٱذْكُرْve anwa-udh'kurعَبْدَنَآkulumuzʿabdanāأَيُّوبَEyyub'uayyūbaإِذْhaniidhنَادَىٰseslenmiştinādāرَبَّهُۥٓRabbinerabbahuأَنِّىbanaannīمَسَّنِىَdokundurdumassaniyaٱلشَّيْطَـٰنُşeytanl-shayṭānuبِنُصْبٍۢbir yorgunlukbinuṣ'binوَعَذَابٍve azabwaʿadhābin٤١
Kulumuz Eyyub'u da an; Rabbine: "Doğrusu şeytan bana yorgunluk ve azap verdi" diye seslenmişti.
38:42
ٱرْكُضْ(yere) vurur'kuḍبِرِجْلِكَ ۖayağınıbirij'likaهَـٰذَا(işte) buhādhāمُغْتَسَلٌۢyıkanacakmugh'tasalunبَارِدٌۭserin (bir su)bāridunوَشَرَابٌۭve içilecekwasharābun٤٢
"Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içilecek soğuk bir su" dedik.
38:43
وَوَهَبْنَاve armağan ettikwawahabnāلَهُۥٓonalahuأَهْلَهُۥailesiniahlahuوَمِثْلَهُمve bir eşiniwamith'lahumمَّعَهُمْonlarla berabermaʿahumرَحْمَةًۭbir rahmet olarakraḥmatanمِّنَّاbizdenminnāوَذِكْرَىٰve bir ibret olarakwadhik'rāلِأُو۟لِىsahiplerineli-ulīٱلْأَلْبَـٰبِsağduyul-albābi٤٣
Katımızdan bir rahmet ve akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere, ona tekrar ailesini ve geçmiş olanlarla bir mislini daha vermiştik.
38:44
وَخُذْve alwakhudhبِيَدِكَelinebiyadikaضِغْثًۭاbir demet sapḍigh'thanفَٱضْرِبve vurfa-iḍ'ribبِّهِۦonunlabihiوَلَاve aslawalāتَحْنَثْ ۗyeminini bozmataḥnathإِنَّاgerçekten bizinnāوَجَدْنَـٰهُonu bulmuştukwajadnāhuصَابِرًۭا ۚsabreden (bir kul)ṣābiranنِّعْمَne güzelniʿ'maٱلْعَبْدُ ۖkuldul-ʿabduإِنَّهُۥٓo daimainnahuأَوَّابٌۭ(bize) başvururduawwābun٤٤
"Ey Eyyub! Eline bir demet sap alıp onunla vur, yeminini bozma" demiştik. Doğrusu Biz onu sabırlı bulmuştuk. Ne iyi kuldu, daima Allah'a yönelirdi.
38:45
وَٱذْكُرْve anwa-udh'kurعِبَـٰدَنَآkullarımızʿibādanāإِبْرَٰهِيمَİbrahim'iib'rāhīmaوَإِسْحَـٰقَve İshak'ıwa-is'ḥāqaوَيَعْقُوبَve Ya'kub'uwayaʿqūbaأُو۟لِىsahibiulīٱلْأَيْدِىkuvvetl-aydīوَٱلْأَبْصَـٰرِve basiretliwal-abṣāri٤٥
Güçlü ve anlayışlı olan kullarımız İbrahim, İshak ve Yakub'u da an.
38:46
إِنَّآelbette bizinnāأَخْلَصْنَـٰهُمonları ihlaslı (kul) yaptıkakhlaṣnāhumبِخَالِصَةٍۢsamimiyetlebikhāliṣatinذِكْرَىdüşüncesiyledhik'rāٱلدَّارِahiret yurdul-dāri٤٦
Biz onları ahiret yurdunu düşünen, içten bağlı kimseler kıldık.
38:47
وَإِنَّهُمْve onlarwa-innahumعِندَنَاbizim yanımızdaʿindanāلَمِنَseçkinlerdendirlaminaٱلْمُصْطَفَيْنَthe chosen onesl-muṣ'ṭafaynaٱلْأَخْيَارِhayırlılardandırl-akhyāri٤٧
Doğrusu onlar katımızda seçkin, iyi kimselerdendirler.
38:48
وَٱذْكُرْve anwa-udh'kurإِسْمَـٰعِيلَİsma'il'iis'māʿīlaوَٱلْيَسَعَve Elyesa'ıwal-yasaʿaوَذَاve Zülkifil'iwadhāٱلْكِفْلِ ۖve Zülkifil'il-kif'liوَكُلٌّۭhepsi dewakullunمِّنَiyilerdendirminaٱلْأَخْيَارِthe bestl-akhyāri٤٨
İsmail'i, Elyesa'ı, Zülkifl'i de an. Hepsi iyilerdendir.
38:49
هَـٰذَاbuhādhāذِكْرٌۭ ۚbir hatırlamadırdhik'runوَإِنَّve gerçektenwa-innaلِلْمُتَّقِينَkorunanlar için vardırlil'muttaqīnaلَحُسْنَgüzellaḥus'naمَـَٔابٍۢbir gelecekmaābin٤٩
İşte bu güzel bir anmadır. Doğrusu Allah'a karşı gelmekten sakınanlara güzel bir gelecek vardır.
38:50
جَنَّـٰتِcennetlerijannātiعَدْنٍۢAdnʿadninمُّفَتَّحَةًۭaçılmışmufattaḥatanلَّهُمُkendilerinelahumuٱلْأَبْوَٰبُkapılarıl-abwābu٥٠
Kapıları onlara açılmış Adn cennetleri vardır.
38:51
مُتَّكِـِٔينَ(koltuklara) yaslanılarmuttakiīnaفِيهَاoradafīhāيَدْعُونَisterleryadʿūnaفِيهَاoradafīhāبِفَـٰكِهَةٍۢmeyvabifākihatinكَثِيرَةٍۢbir çokkathīratinوَشَرَابٍۢve içkiwasharābin٥١
Orada tahtlara yaslanmış olarak türlü meyveler ve içecekler isterler.
38:52
۞ وَعِندَهُمْve yanlarında (vardır)waʿindahumقَـٰصِرَٰتُ(eşlerine) dikenqāṣirātuٱلطَّرْفِbakışlarınıl-ṭarfiأَتْرَابٌyaşıt dilberleratrābun٥٢
Yanlarında, gözlerini eşlerine dikmiş yaşıt güzeller vardır.
38:53
هَـٰذَاişte budurhādhāمَاşeymāتُوعَدُونَsize söz verilentūʿadūnaلِيَوْمِgünü içinliyawmiٱلْحِسَابِhesapl-ḥisābi٥٣
İşte bu hesap günü için, size söz verilenlerdir.
38:54
إِنَّdoğrusuinnaهَـٰذَاbuhādhāلَرِزْقُنَاbizim rızkımızınlariz'qunāمَاyokturmāلَهُۥonunlahuمِنhiçminنَّفَادٍbitip tükenmesinafādin٥٤
Doğrusu, verdiğimiz bu rızıklar tükenecek değildir.
38:55
هَـٰذَا ۚbu böyledirhādhāوَإِنَّve fakat elbettewa-innaلِلطَّـٰغِينَazgınlara vardırlilṭṭāghīnaلَشَرَّen kötülasharraمَـَٔابٍۢbir gelecekmaābin٥٥
Bu böyle; ama azgınlara kötü bir gelecek vardır.
38:56
جَهَنَّمَcehennemjahannamaيَصْلَوْنَهَاoraya girerleryaṣlawnahāفَبِئْسَne kötüfabi'saٱلْمِهَادُbir döşektirl-mihādu٥٦
Cehenneme girerler; ne kötü bir konaktır!
38:57
هَـٰذَاiştehādhāفَلْيَذُوقُوهُonu tadsınlarfalyadhūqūhuحَمِيمٌۭkaynarḥamīmunوَغَسَّاقٌۭve kokuşmuşdurwaghassāqun٥٧
İşte bu kaynar su ve irindir, artık onu tatsınlar.
38:58
وَءَاخَرُve daha başka (vardır)waākharuمِنona (azaba) benzerminشَكْلِهِۦٓits typeshaklihiأَزْوَٰجٌçeşit çeşitazwājun٥٨
Bunlara benzer daha başkaları da vardır...
38:59
هَـٰذَاişte şunlarhādhāفَوْجٌۭgurupturfawjunمُّقْتَحِمٌۭ(cehenneme) girecekmuq'taḥimunمَّعَكُمْ ۖsizinle berabermaʿakumلَاyokturlāمَرْحَبًۢاmerhabamarḥabanبِهِمْ ۚonlarabihimإِنَّهُمْonlarinnahumصَالُوا۟gireceklerdirṣālūٱلنَّارِateşel-nāri٥٩
(İnkarcıların ileri gelenlerine denir ki;) "İşte şunlar sizinle beraber girecek olanlardır." (Derler ki;) "Onlar rahat yüzü görmesin. Behemehal ateşe gireceklerdir"
38:60
قَالُوا۟dediler kiqālūبَلْhayırbalأَنتُمْasıl sizeantumلَاyokturlāمَرْحَبًۢاmerhabamarḥabanبِكُمْ ۖsizebikumأَنتُمْsizantumقَدَّمْتُمُوهُbunu önümüze getirdinizqaddamtumūhuلَنَا ۖbizimlanāفَبِئْسَne kötüfabi'saٱلْقَرَارُdurakl-qarāru٦٠
(Onlara uyanlar;) "Hayır, asıl siz rahat yüzü görmeyin; bunu başımıza getiren sizsiniz; ne kötü bir duraktır!" derler.
38:61
قَالُوا۟dedilerqālūرَبَّنَاRabbimizrabbanāمَنkimmanقَدَّمَönümüze getirdiyseqaddamaلَنَاbizimlanāهَـٰذَاbunuhādhāفَزِدْهُonun artırfazid'huعَذَابًۭاazabınıʿadhābanضِعْفًۭاbir kat dahaḍiʿ'fanفِىateştekifīٱلنَّارِthe Firel-nāri٦١
"Rabbimiz! Bunu kim başımıza getirdiyse, ateşte onun azabını kat kat artır" derler.
38:62
وَقَالُوا۟ve dedilerwaqālūمَاne oldu ki?māلَنَاbizelanāلَاgörmüyoruzlāنَرَىٰwe seenarāرِجَالًۭاadamlarırijālanكُنَّاsaydığımızkunnāنَعُدُّهُمcount themnaʿudduhumمِّنَkötülerdenminaٱلْأَشْرَارِthe bad onesl-ashrāri٦٢
Şöyle derler: "Kendilerini dünyada iken kötü saydığımız kimseleri burada niçin görmüyoruz?"
38:63
أَتَّخَذْنَـٰهُمْhani onları edinirdikattakhadhnāhumسِخْرِيًّاalay konususikh'riyyanأَمْyoksaamزَاغَتْkaydı (mı?)zāghatعَنْهُمُonlardanʿanhumuٱلْأَبْصَـٰرُgözler(imiz)l-abṣāru٦٣
"Onları alaya alırdık; yoksa şimdi gözlere görünmezler mi?"
38:64
إِنَّmutlakainnaذَٰلِكَbudhālikaلَحَقٌّۭgerçektirlaḥaqqunتَخَاصُمُtartışmasıdırtakhāṣumuأَهْلِhalkınınahliٱلنَّارِateşl-nāri٦٤
İşte cehennemliklerin bu şekilde tartışması gerçektir.
38:65
قُلْde kiqulإِنَّمَآancakinnamāأَنَا۠benanāمُنذِرٌۭ ۖbir uyarıcıyımmundhirunوَمَاve yokturwamāمِنْhiçbirminإِلَـٰهٍtanrıilāhinإِلَّاbaşkaillāٱللَّهُAllah'tanl-lahuٱلْوَٰحِدُtekl-wāḥiduٱلْقَهَّارُkahredenl-qahāru٦٥
De ki: "Ben sadece bir uyarıcıyım. Gücü her şeye yeten tek Allah'tan başka tanrı yoktur."
38:66
رَبُّRabbidirrabbuٱلسَّمَـٰوَٰتِgöklerinl-samāwātiوَٱلْأَرْضِve yerinwal-arḍiوَمَاve olanlarınwamāبَيْنَهُمَاikisi arasındabaynahumāٱلْعَزِيزُdaima üstündürl-ʿazīzuٱلْغَفَّـٰرُçok bağışlayandırl-ghafāru٦٦
"Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, güçlüdür, çok bağışlayandır."
38:67
قُلْde kiqulهُوَOhuwaنَبَؤٌا۟bir haberdirnaba-onعَظِيمٌbüyükʿaẓīmun٦٧
De ki: "Bu Kuran büyük bir haberdir, ama siz ondan yüz çeviriyorsunuz."
38:68
أَنتُمْsizantumعَنْهُondanʿanhuمُعْرِضُونَyüz çeviriyorsunuzmuʿ'riḍūna٦٨
De ki: "Bu Kuran büyük bir haberdir, ama siz ondan yüz çeviriyorsunuz."
38:69
مَاyoktumāكَانَbenimkānaلِىَfor meliyaمِنْhiçbirminعِلْمٍۭbilgi(m)ʿil'minبِٱلْمَلَإِtoplulukbil-mala-iٱلْأَعْلَىٰٓyücel-aʿlāإِذْsıradaidhيَخْتَصِمُونَtartıştıklarıyakhtaṣimūna٦٩
"Onlar tartışırlarken Melei Ala'daki bu olanlar hakkında bir bilgim yoktu."
38:70
إِنvahyedilmiyorinيُوحَىٰٓhas been revealedyūḥāإِلَىَّbanailayyaإِلَّآdışındaillāأَنَّمَآsadeceannamāأَنَا۠ben (olduğum için)anāنَذِيرٌۭbir uyarıcınadhīrunمُّبِينٌapaçıkmubīnun٧٠
"Bana sadece vahyolunuyor; doğrusu ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."
38:71
إِذْhaniidhقَالَdemişti kiqālaرَبُّكَRabbinrabbukaلِلْمَلَـٰٓئِكَةِmeleklerelil'malāikatiإِنِّىelbette beninnīخَـٰلِقٌۢyaratacağımkhāliqunبَشَرًۭاbir insanbasharanمِّنçamurdanminطِينٍۢclayṭīnin٧١
Rabbin meleklere şöyle demişti: "Ben çamurdan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan ona üflediğim zaman ona secdeye kapanın."
38:72
فَإِذَاzamanfa-idhāسَوَّيْتُهُۥonu biçimlendirdiğimsawwaytuhuوَنَفَخْتُve üflediğimwanafakhtuفِيهِonafīhiمِنruhumdanminرُّوحِىMy spiritrūḥīفَقَعُوا۟derhal kapanınfaqaʿūلَهُۥonalahuسَـٰجِدِينَsecdeyesājidīna٧٢
Rabbin meleklere şöyle demişti: "Ben çamurdan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan ona üflediğim zaman ona secdeye kapanın."
38:73
فَسَجَدَsecde ettilerfasajadaٱلْمَلَـٰٓئِكَةُmeleklerl-malāikatuكُلُّهُمْhepsikulluhumأَجْمَعُونَtüm olarakajmaʿūna٧٣
Bütün melekler secde etmişlerdi, fakat İblis; o, büyüklük taslamış ve inkarcılardan olmuştu.
38:74
إِلَّآdışındaillāإِبْلِيسَİblisib'līsaٱسْتَكْبَرَo büyüklük tasladıis'takbaraوَكَانَve olduwakānaمِنَkafirlerdenminaٱلْكَـٰفِرِينَthe disbelieversl-kāfirīna٧٤
Bütün melekler secde etmişlerdi, fakat İblis; o, büyüklük taslamış ve inkarcılardan olmuştu.
38:75
قَالَdedi kiqālaيَـٰٓإِبْلِيسُey İblisyāib'līsuمَاnedir?māمَنَعَكَseni alıkoyanmanaʿakaأَنsecde etmektenanتَسْجُدَyou (should) prostratetasjudaلِمَاyarattığımalimāخَلَقْتُI createdkhalaqtuبِيَدَىَّ ۖiki elimlebiyadayyaأَسْتَكْبَرْتَbüyüklük mü tasladın?astakbartaأَمْyoksaamكُنتَ(mi) oldun?kuntaمِنَyücelerdenminaٱلْعَالِينَthe exalted onesl-ʿālīna٧٥
Allah: "Ey İblis, ellerimle (kudretimle) yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Böbürlendin mi? Yoksa gururlananlardan mısın?" dedi.
38:76
قَالَdediqālaأَنَا۠benanāخَيْرٌۭiyiyimkhayrunمِّنْهُ ۖondanmin'huخَلَقْتَنِىbeni yarattınkhalaqtanīمِنateştenminنَّارٍۢfirenārinوَخَلَقْتَهُۥonu ise yarattınwakhalaqtahuمِنçamurdanminطِينٍۢclayṭīnin٧٦
İblis: "Ben ondan daha üstünüm. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın" dedi.
38:77
قَالَbuyurdu kiqālaفَٱخْرُجْhaydi çıkfa-ukh'rujمِنْهَاoradanmin'hāفَإِنَّكَşüphesiz senfa-innakaرَجِيمٌۭkovuldunrajīmun٧٧
Allah: "Defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Din (kıyamet/ceza) gününe kadar lanetim senin üzerinedir" dedi.
38:78
وَإِنَّve şüphesizwa-innaعَلَيْكَsenin üzerinedirʿalaykaلَعْنَتِىٓlanetimlaʿnatīإِلَىٰkadarilāيَوْمِgününeyawmiٱلدِّينِcezal-dīni٧٨
Allah: "Defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Din (kıyamet/ceza) gününe kadar lanetim senin üzerinedir" dedi.
38:79
قَالَdediqālaرَبِّRabbimrabbiفَأَنظِرْنِىٓöyleyse bana süre verfa-anẓir'nīإِلَىٰkadarilāيَوْمِgüneyawmiيُبْعَثُونَyeniden dirilecekleriyub'ʿathūna٧٩
"Rabbim! Dirilecekleri güne kadar beni (canımı almayı) ertele" dedi.
38:80
قَالَbuyurduqālaفَإِنَّكَelbette senfa-innakaمِنَsüre verilenlerdensinminaٱلْمُنظَرِينَthose given respitel-munẓarīna٨٠
Allah: "Sen bilinen güne kadar erteye bırakılanlardansın" dedi.
38:81
إِلَىٰkadarilāيَوْمِgününeyawmiٱلْوَقْتِvaktinl-waqtiٱلْمَعْلُومِbilinenl-maʿlūmi٨١
Allah: "Sen bilinen güne kadar erteye bırakılanlardansın" dedi.
38:82
قَالَdediqālaفَبِعِزَّتِكَsenin izzetine and olsun kifabiʿizzatikaلَأُغْوِيَنَّهُمْonları azdıracağımla-ugh'wiyannahumأَجْمَعِينَtümünüajmaʿīna٨٢
İblis: "Senin kudretine and olsun ki, onlardan, sana içten bağlı olan kulların bir yana, hepsini azdıracağım" dedi.
38:83
إِلَّاdışındaillāعِبَادَكَkullarınʿibādakaمِنْهُمُonlardanmin'humuٱلْمُخْلَصِينَihlaslıl-mukh'laṣīna٨٣
İblis: "Senin kudretine and olsun ki, onlardan, sana içten bağlı olan kulların bir yana, hepsini azdıracağım" dedi.
38:84
قَالَbuyurdu kiqālaفَٱلْحَقُّgerçektirfal-ḥaquوَٱلْحَقَّve gerçektenwal-ḥaqaأَقُولُben diyorum kiaqūlu٨٤
Allah: "Doğrudur; işte Ben hakikati söylüyorum, sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım" dedi.
38:85
لَأَمْلَأَنَّelbette dolduracağımla-amla-annaجَهَنَّمَcehennemijahannamaمِنكَsendenminkaوَمِمَّنve kimselerdenwamimmanتَبِعَكَsana uyantabiʿakaمِنْهُمْonlar içindemin'humأَجْمَعِينَtümüyleajmaʿīna٨٥
Allah: "Doğrudur; işte Ben hakikati söylüyorum, sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım" dedi.
38:86
قُلْde kiqulمَآben sizden istemiyorummāأَسْـَٔلُكُمْI ask of youasalukumعَلَيْهِbuna karşıʿalayhiمِنْhiçbirminأَجْرٍۢücretajrinوَمَآve değil(im)wamāأَنَا۠benanāمِنَyapmacık yapanlardanminaٱلْمُتَكَلِّفِينَthe ones who pretendl-mutakalifīna٨٦
De ki: "Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Kendiliğimden bir şey iddia eden kimselerden de değilim."
38:87
إِنْdeğildirinهُوَO (Kur'an)huwaإِلَّاbaşkasıillāذِكْرٌۭöğüt(ten)dhik'runلِّلْعَـٰلَمِينَbütün alemlerelil'ʿālamīna٨٧
"Bu Kuran, ancak dünyalar için bir öğüttür."
38:88
وَلَتَعْلَمُنَّgayet iyi bileceksinizwalataʿlamunnaنَبَأَهُۥonun haberininaba-ahuبَعْدَsonrabaʿdaحِينٍۭbir süreḥīnin٨٨
"Onun verdiği haberin doğruluğunu bir zaman sonra öğreneceksiniz."
—
—
—
—
Loading…