38
Sad
ص
Besmele
بِسْمِ
adıyla
bis'mi
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
adıyla ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman l-raḥmāni
Rahman ٱلرَّحِيمِ Rahim l-raḥīmi
Rahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
38:1
صٓ ۚ
Sâd
sad
Sâd وَٱلْقُرْءَانِ Kur'an'a andolsun wal-qur'āni
Kur'an'a andolsun ذِى sahibi dhī
sahibi ٱلذِّكْرِ şan şeref' l-dhik'ri
şan şeref' ١ (1)
(1)
Sâd وَٱلْقُرْءَانِ Kur'an'a andolsun wal-qur'āni
Kur'an'a andolsun ذِى sahibi dhī
sahibi ٱلذِّكْرِ şan şeref' l-dhik'ri
şan şeref' ١ (1)
(1)
Sad. Öğüt veren Kuran'a and olsun ki, inkar edenler gurur ve ayrılık içindedirler.
38:2
بَلِ
doğrusu
bali
doğrusu ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler) فِى içindedirler fī
içindedirler عِزَّةٍۢ bir gurur ʿizzatin
bir gurur وَشِقَاقٍۢ ve ayrılık washiqāqin
ve ayrılık ٢ (2)
(2)
doğrusu ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler كَفَرُوا۟ inkar eden(ler) kafarū
inkar eden(ler) فِى içindedirler fī
içindedirler عِزَّةٍۢ bir gurur ʿizzatin
bir gurur وَشِقَاقٍۢ ve ayrılık washiqāqin
ve ayrılık ٢ (2)
(2)
Sad. Öğüt veren Kuran'a and olsun ki, inkar edenler gurur ve ayrılık içindedirler.
38:3
كَمْ
nicesini
kam
nicesini أَهْلَكْنَا helak ettik ahlaknā
helak ettik مِن onlardan önceki min
onlardan önceki قَبْلِهِم before them qablihim
before them مِّن nesillerden min
nesillerden قَرْنٍۢ a generation qarnin
a generation فَنَادَوا۟ feryad ettiler fanādaw
feryad ettiler وَّلَاتَ fakat geçmişti walāta
fakat geçmişti حِينَ zamanı ḥīna
zamanı مَنَاصٍۢ kurtuluş manāṣin
kurtuluş ٣ (3)
(3)
nicesini أَهْلَكْنَا helak ettik ahlaknā
helak ettik مِن onlardan önceki min
onlardan önceki قَبْلِهِم before them qablihim
before them مِّن nesillerden min
nesillerden قَرْنٍۢ a generation qarnin
a generation فَنَادَوا۟ feryad ettiler fanādaw
feryad ettiler وَّلَاتَ fakat geçmişti walāta
fakat geçmişti حِينَ zamanı ḥīna
zamanı مَنَاصٍۢ kurtuluş manāṣin
kurtuluş ٣ (3)
(3)
Onlardan önce nice nesilleri yok ettik. Feryat ediyorlardı; oysa artık kurtulma zamanı değildi.
38:4
وَعَجِبُوٓا۟
ve hayret ettiler
waʿajibū
ve hayret ettiler أَن onlara gelmesine an
onlara gelmesine جَآءَهُم has come to them jāahum
has come to them مُّنذِرٌۭ bir uyarıcı (peygamber) mundhirun
bir uyarıcı (peygamber) مِّنْهُمْ ۖ kendilerinden min'hum
kendilerinden وَقَالَ ve dedi(ler) ki waqāla
ve dedi(ler) ki ٱلْكَـٰفِرُونَ kafirler l-kāfirūna
kafirler هَـٰذَا bu hādhā
bu سَـٰحِرٌۭ bir sihirbazdır sāḥirun
bir sihirbazdır كَذَّابٌ yalancı kadhābun
yalancı ٤ (4)
(4)
ve hayret ettiler أَن onlara gelmesine an
onlara gelmesine جَآءَهُم has come to them jāahum
has come to them مُّنذِرٌۭ bir uyarıcı (peygamber) mundhirun
bir uyarıcı (peygamber) مِّنْهُمْ ۖ kendilerinden min'hum
kendilerinden وَقَالَ ve dedi(ler) ki waqāla
ve dedi(ler) ki ٱلْكَـٰفِرُونَ kafirler l-kāfirūna
kafirler هَـٰذَا bu hādhā
bu سَـٰحِرٌۭ bir sihirbazdır sāḥirun
bir sihirbazdır كَذَّابٌ yalancı kadhābun
yalancı ٤ (4)
(4)
Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaşmışlardı. İnkarcılar: "Bu, pek yalancı bir sihirbazdır; tanrıları tek bir tanrı mı yaptı? Doğrusu bu tuhaf bir şeydir" demişlerdi.
38:5
أَجَعَلَ
yaptı mı?
ajaʿala
yaptı mı? ٱلْـَٔالِهَةَ tanrıları l-ālihata
tanrıları إِلَـٰهًۭا tanrı ilāhan
tanrı وَٰحِدًا ۖ bir tek wāḥidan
bir tek إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz هَـٰذَا bu hādhā
bu لَشَىْءٌ bir şeydir lashayon
bir şeydir عُجَابٌۭ tuhaf ʿujābun
tuhaf ٥ (5)
(5)
yaptı mı? ٱلْـَٔالِهَةَ tanrıları l-ālihata
tanrıları إِلَـٰهًۭا tanrı ilāhan
tanrı وَٰحِدًا ۖ bir tek wāḥidan
bir tek إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz هَـٰذَا bu hādhā
bu لَشَىْءٌ bir şeydir lashayon
bir şeydir عُجَابٌۭ tuhaf ʿujābun
tuhaf ٥ (5)
(5)
Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaşmışlardı. İnkarcılar: "Bu, pek yalancı bir sihirbazdır; tanrıları tek bir tanrı mı yaptı? Doğrusu bu tuhaf bir şeydir" demişlerdi.
38:6
وَٱنطَلَقَ
ve fırladı
wa-inṭalaqa
ve fırladı ٱلْمَلَأُ bir grup l-mala-u
bir grup مِنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan أَنِ yürüyün ani
yürüyün ٱمْشُوا۟ Continue im'shū
Continue وَٱصْبِرُوا۟ ve bağlı kalın wa-iṣ'birū
ve bağlı kalın عَلَىٰٓ tanrılarınıza ʿalā
tanrılarınıza ءَالِهَتِكُمْ ۖ your gods ālihatikum
your gods إِنَّ çünkü inna
çünkü هَـٰذَا bu hādhā
bu لَشَىْءٌۭ bir şeydir lashayon
bir şeydir يُرَادُ arzu edilen yurādu
arzu edilen ٦ (6)
(6)
ve fırladı ٱلْمَلَأُ bir grup l-mala-u
bir grup مِنْهُمْ onlardan min'hum
onlardan أَنِ yürüyün ani
yürüyün ٱمْشُوا۟ Continue im'shū
Continue وَٱصْبِرُوا۟ ve bağlı kalın wa-iṣ'birū
ve bağlı kalın عَلَىٰٓ tanrılarınıza ʿalā
tanrılarınıza ءَالِهَتِكُمْ ۖ your gods ālihatikum
your gods إِنَّ çünkü inna
çünkü هَـٰذَا bu hādhā
bu لَشَىْءٌۭ bir şeydir lashayon
bir şeydir يُرَادُ arzu edilen yurādu
arzu edilen ٦ (6)
(6)
Onlardan ileri gelenler: "Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur. Başka dinde de bunu işitmedik; bu ancak bir uydurmadır. Kuran, aramızda ona mı indirilmeliydi?" dediler. Hayır, bunlar Kuran'ımızdan şüphededirler. Hayır, azabımızı henüz tatmamışlardır.
38:7
مَا
biz işitmedik
mā
biz işitmedik سَمِعْنَا we heard samiʿ'nā
we heard بِهَـٰذَا bunu bihādhā
bunu فِى dinde fī
dinde ٱلْمِلَّةِ the religion l-milati
the religion ٱلْـَٔاخِرَةِ öteki l-ākhirati
öteki إِنْ değildir in
değildir هَـٰذَآ bu hādhā
bu إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey ٱخْتِلَـٰقٌ uydurma(dan) ikh'tilāqun
uydurma(dan) ٧ (7)
(7)
biz işitmedik سَمِعْنَا we heard samiʿ'nā
we heard بِهَـٰذَا bunu bihādhā
bunu فِى dinde fī
dinde ٱلْمِلَّةِ the religion l-milati
the religion ٱلْـَٔاخِرَةِ öteki l-ākhirati
öteki إِنْ değildir in
değildir هَـٰذَآ bu hādhā
bu إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey ٱخْتِلَـٰقٌ uydurma(dan) ikh'tilāqun
uydurma(dan) ٧ (7)
(7)
Onlardan ileri gelenler: "Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur. Başka dinde de bunu işitmedik; bu ancak bir uydurmadır. Kuran, aramızda ona mı indirilmeliydi?" dediler. Hayır, bunlar Kuran'ımızdan şüphededirler. Hayır, azabımızı henüz tatmamışlardır.
38:8
أَءُنزِلَ
indirildi mi?
a-unzila
indirildi mi? عَلَيْهِ ona ʿalayhi
ona ٱلذِّكْرُ Zikr l-dhik'ru
Zikr مِنۢ aramızdan min
aramızdan بَيْنِنَا ۚ among us bayninā
among us بَلْ doğrusu bal
doğrusu هُمْ onlar hum
onlar فِى içindedirler fī
içindedirler شَكٍّۢ şüphe shakkin
şüphe مِّن benim Zikr'imden min
benim Zikr'imden ذِكْرِى ۖ My Message dhik'rī
My Message بَل hayır bal
hayır لَّمَّا onlar henüz tadmadılar lammā
onlar henüz tadmadılar يَذُوقُوا۟ they have tasted yadhūqū
they have tasted عَذَابِ azabımı ʿadhābi
azabımı ٨ (8)
(8)
indirildi mi? عَلَيْهِ ona ʿalayhi
ona ٱلذِّكْرُ Zikr l-dhik'ru
Zikr مِنۢ aramızdan min
aramızdan بَيْنِنَا ۚ among us bayninā
among us بَلْ doğrusu bal
doğrusu هُمْ onlar hum
onlar فِى içindedirler fī
içindedirler شَكٍّۢ şüphe shakkin
şüphe مِّن benim Zikr'imden min
benim Zikr'imden ذِكْرِى ۖ My Message dhik'rī
My Message بَل hayır bal
hayır لَّمَّا onlar henüz tadmadılar lammā
onlar henüz tadmadılar يَذُوقُوا۟ they have tasted yadhūqū
they have tasted عَذَابِ azabımı ʿadhābi
azabımı ٨ (8)
(8)
Onlardan ileri gelenler: "Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur. Başka dinde de bunu işitmedik; bu ancak bir uydurmadır. Kuran, aramızda ona mı indirilmeliydi?" dediler. Hayır, bunlar Kuran'ımızdan şüphededirler. Hayır, azabımızı henüz tatmamışlardır.
38:9
أَمْ
yoksa
am
yoksa عِندَهُمْ onların yanında (mı?) ʿindahum
onların yanında (mı?) خَزَآئِنُ hazineleri khazāinu
hazineleri رَحْمَةِ rahmet raḥmati
rahmet رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin ٱلْعَزِيزِ daima üstün olan l-ʿazīzi
daima üstün olan ٱلْوَهَّابِ çok lutufta bulunan l-wahābi
çok lutufta bulunan ٩ (9)
(9)
yoksa عِندَهُمْ onların yanında (mı?) ʿindahum
onların yanında (mı?) خَزَآئِنُ hazineleri khazāinu
hazineleri رَحْمَةِ rahmet raḥmati
rahmet رَبِّكَ Rabbinin rabbika
Rabbinin ٱلْعَزِيزِ daima üstün olan l-ʿazīzi
daima üstün olan ٱلْوَهَّابِ çok lutufta bulunan l-wahābi
çok lutufta bulunan ٩ (9)
(9)
Yoksa, güçlü ve çok ihsan sahibi olan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır?
38:10
أَمْ
yoksa
am
yoksa لَهُم onların (mı?) lahum
onların (mı?) مُّلْكُ mülkü mul'ku
mülkü ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin وَمَا ve bulunanların wamā
ve bulunanların بَيْنَهُمَا ۖ ikisi arasında baynahumā
ikisi arasında فَلْيَرْتَقُوا۟ öyleyse yükselsinler falyartaqū
öyleyse yükselsinler فِى içinde fī
içinde ٱلْأَسْبَـٰبِ sebepler (vasıtalar) l-asbābi
sebepler (vasıtalar) ١٠ (10)
(10)
yoksa لَهُم onların (mı?) lahum
onların (mı?) مُّلْكُ mülkü mul'ku
mülkü ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin وَمَا ve bulunanların wamā
ve bulunanların بَيْنَهُمَا ۖ ikisi arasında baynahumā
ikisi arasında فَلْيَرْتَقُوا۟ öyleyse yükselsinler falyartaqū
öyleyse yükselsinler فِى içinde fī
içinde ٱلْأَسْبَـٰبِ sebepler (vasıtalar) l-asbābi
sebepler (vasıtalar) ١٠ (10)
(10)
Yahut, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların hükümranlığı onların elinde midir? Öyle ise sebeplere tevessül edip göğe yükselsinler!
38:11
جُندٌۭ
bir ordudur
jundun
bir ordudur مَّا şurada mā
şurada هُنَالِكَ there hunālika
there مَهْزُومٌۭ bozguna uğratılacak mahzūmun
bozguna uğratılacak مِّنَ derme çatma mina
derme çatma ٱلْأَحْزَابِ the companies l-aḥzābi
the companies ١١ (11)
(11)
bir ordudur مَّا şurada mā
şurada هُنَالِكَ there hunālika
there مَهْزُومٌۭ bozguna uğratılacak mahzūmun
bozguna uğratılacak مِّنَ derme çatma mina
derme çatma ٱلْأَحْزَابِ the companies l-aḥzābi
the companies ١١ (11)
(11)
Onlar burada takım takım bozguna uğramış perişan bir ordudur.
38:12
كَذَّبَتْ
yalanlamıştı
kadhabat
yalanlamıştı قَبْلَهُمْ onlardan önce qablahum
onlardan önce قَوْمُ kavmi qawmu
kavmi نُوحٍۢ Nuh nūḥin
Nuh وَعَادٌۭ ve Ad (kavmi) waʿādun
ve Ad (kavmi) وَفِرْعَوْنُ ve Fir'avn wafir'ʿawnu
ve Fir'avn ذُو sahibi dhū
sahibi ٱلْأَوْتَادِ kazıklar l-awtādi
kazıklar ١٢ (12)
(12)
yalanlamıştı قَبْلَهُمْ onlardan önce qablahum
onlardan önce قَوْمُ kavmi qawmu
kavmi نُوحٍۢ Nuh nūḥin
Nuh وَعَادٌۭ ve Ad (kavmi) waʿādun
ve Ad (kavmi) وَفِرْعَوْنُ ve Fir'avn wafir'ʿawnu
ve Fir'avn ذُو sahibi dhū
sahibi ٱلْأَوْتَادِ kazıklar l-awtādi
kazıklar ١٢ (12)
(12)
Onlardan önce Nuh milleti, Ad, sarsılmaz bir saltanatın sahibi Firavun, Semud, Lut milleti, Eykeliler de peygamberleri yalanlamıştı. İşte bunlar da peygamberlerine karşı birleşen topluluklardır.
38:13
وَثَمُودُ
Semud (kavmi)
wathamūdu
Semud (kavmi) وَقَوْمُ ve kavmi waqawmu
ve kavmi لُوطٍۢ Lut lūṭin
Lut وَأَصْحَـٰبُ ve halkı wa-aṣḥābu
ve halkı لْـَٔيْكَةِ ۚ Eyke al'aykati
Eyke أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar ٱلْأَحْزَابُ kabilelerdi l-aḥzābu
kabilelerdi ١٣ (13)
(13)
Semud (kavmi) وَقَوْمُ ve kavmi waqawmu
ve kavmi لُوطٍۢ Lut lūṭin
Lut وَأَصْحَـٰبُ ve halkı wa-aṣḥābu
ve halkı لْـَٔيْكَةِ ۚ Eyke al'aykati
Eyke أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar ulāika
işte onlar ٱلْأَحْزَابُ kabilelerdi l-aḥzābu
kabilelerdi ١٣ (13)
(13)
Onlardan önce Nuh milleti, Ad, sarsılmaz bir saltanatın sahibi Firavun, Semud, Lut milleti, Eykeliler de peygamberleri yalanlamıştı. İşte bunlar da peygamberlerine karşı birleşen topluluklardır.
38:14
إِن
hepsi de
in
hepsi de كُلٌّ all (of them) kullun
all (of them) إِلَّا ancak illā
ancak كَذَّبَ yalanladılar kadhaba
yalanladılar ٱلرُّسُلَ elçileri l-rusula
elçileri فَحَقَّ ve hak ettiler faḥaqqa
ve hak ettiler عِقَابِ benim cezamı ʿiqābi
benim cezamı ١٤ (14)
(14)
hepsi de كُلٌّ all (of them) kullun
all (of them) إِلَّا ancak illā
ancak كَذَّبَ yalanladılar kadhaba
yalanladılar ٱلرُّسُلَ elçileri l-rusula
elçileri فَحَقَّ ve hak ettiler faḥaqqa
ve hak ettiler عِقَابِ benim cezamı ʿiqābi
benim cezamı ١٤ (14)
(14)
Hepsi peygamberleri yalanladı da azabımı hakettiler.
38:15
وَمَا
ve
wamā
ve يَنظُرُ beklemiyorlar yanẓuru
beklemiyorlar هَـٰٓؤُلَآءِ bunlar hāulāi
bunlar إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey صَيْحَةًۭ na'ra ṣayḥatan
na'ra وَٰحِدَةًۭ bir tek wāḥidatan
bir tek مَّا olmayan mā
olmayan لَهَا ona lahā
ona مِن geri dönmesi min
geri dönmesi فَوَاقٍۢ delay fawāqin
delay ١٥ (15)
(15)
ve يَنظُرُ beklemiyorlar yanẓuru
beklemiyorlar هَـٰٓؤُلَآءِ bunlar hāulāi
bunlar إِلَّا başka bir şey illā
başka bir şey صَيْحَةًۭ na'ra ṣayḥatan
na'ra وَٰحِدَةًۭ bir tek wāḥidatan
bir tek مَّا olmayan mā
olmayan لَهَا ona lahā
ona مِن geri dönmesi min
geri dönmesi فَوَاقٍۢ delay fawāqin
delay ١٥ (15)
(15)
Bunlar da ancak, bir an gecikmesi olmayan tek bir çığlık beklemektedirler.
38:16
وَقَالُوا۟
ve dediler ki
waqālū
ve dediler ki رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz عَجِّل hemen ver ʿajjil
hemen ver لَّنَا bize lanā
bize قِطَّنَا bizim (azab) payımızı qiṭṭanā
bizim (azab) payımızı قَبْلَ önce qabla
önce يَوْمِ gününden yawmi
gününden ٱلْحِسَابِ hesap l-ḥisābi
hesap ١٦ (16)
(16)
ve dediler ki رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz عَجِّل hemen ver ʿajjil
hemen ver لَّنَا bize lanā
bize قِطَّنَا bizim (azab) payımızı qiṭṭanā
bizim (azab) payımızı قَبْلَ önce qabla
önce يَوْمِ gününden yawmi
gününden ٱلْحِسَابِ hesap l-ḥisābi
hesap ١٦ (16)
(16)
Onlar ise "Rabbimiz! Bizim payımızı hesap gününden önce ver" derler.
38:17
ٱصْبِرْ
sabret
iṣ'bir
sabret عَلَىٰ şeylere ʿalā
şeylere مَا what mā
what يَقُولُونَ onların dedikleri yaqūlūna
onların dedikleri وَٱذْكُرْ ve an wa-udh'kur
ve an عَبْدَنَا kulumuz ʿabdanā
kulumuz دَاوُۥدَ Davud'u dāwūda
Davud'u ذَا sahibi dhā
sahibi ٱلْأَيْدِ ۖ güç l-aydi
güç إِنَّهُۥٓ çünkü o innahu
çünkü o أَوَّابٌ (bize) çok başvururdu awwābun
(bize) çok başvururdu ١٧ (17)
(17)
sabret عَلَىٰ şeylere ʿalā
şeylere مَا what mā
what يَقُولُونَ onların dedikleri yaqūlūna
onların dedikleri وَٱذْكُرْ ve an wa-udh'kur
ve an عَبْدَنَا kulumuz ʿabdanā
kulumuz دَاوُۥدَ Davud'u dāwūda
Davud'u ذَا sahibi dhā
sahibi ٱلْأَيْدِ ۖ güç l-aydi
güç إِنَّهُۥٓ çünkü o innahu
çünkü o أَوَّابٌ (bize) çok başvururdu awwābun
(bize) çok başvururdu ١٧ (17)
(17)
Onların söylediklerine sabret; güçlü kulumuz Davud'u an; o, daima Allah'a yönelirdi.
38:18
إِنَّا
elbette biz
innā
elbette biz سَخَّرْنَا boyun eğdirmiştik sakharnā
boyun eğdirmiştik ٱلْجِبَالَ dağları l-jibāla
dağları مَعَهُۥ onunla beraber maʿahu
onunla beraber يُسَبِّحْنَ tesbih ederlerdi yusabbiḥ'na
tesbih ederlerdi بِٱلْعَشِىِّ akşam bil-ʿashiyi
akşam وَٱلْإِشْرَاقِ ve sabah wal-ish'rāqi
ve sabah ١٨ (18)
(18)
elbette biz سَخَّرْنَا boyun eğdirmiştik sakharnā
boyun eğdirmiştik ٱلْجِبَالَ dağları l-jibāla
dağları مَعَهُۥ onunla beraber maʿahu
onunla beraber يُسَبِّحْنَ tesbih ederlerdi yusabbiḥ'na
tesbih ederlerdi بِٱلْعَشِىِّ akşam bil-ʿashiyi
akşam وَٱلْإِشْرَاقِ ve sabah wal-ish'rāqi
ve sabah ١٨ (18)
(18)
Doğrusu Biz, akşam sabah onunla beraber tesbih eden dağları, kuşları da toplu halde onun buyruğu altına vermiştik. Her biri ona yönelmekteydi.
38:19
وَٱلطَّيْرَ
ve kuşlar
wal-ṭayra
ve kuşlar مَحْشُورَةًۭ ۖ toplanıp gelen maḥshūratan
toplanıp gelen كُلٌّۭ hepsi kullun
hepsi لَّهُۥٓ ona lahu
ona أَوَّابٌۭ katılırdı awwābun
katılırdı ١٩ (19)
(19)
ve kuşlar مَحْشُورَةًۭ ۖ toplanıp gelen maḥshūratan
toplanıp gelen كُلٌّۭ hepsi kullun
hepsi لَّهُۥٓ ona lahu
ona أَوَّابٌۭ katılırdı awwābun
katılırdı ١٩ (19)
(19)
Doğrusu Biz, akşam sabah onunla beraber tesbih eden dağları, kuşları da toplu halde onun buyruğu altına vermiştik. Her biri ona yönelmekteydi.
38:20
وَشَدَدْنَا
güçlendirmiştik
washadadnā
güçlendirmiştik مُلْكَهُۥ onun mülkünü mul'kahu
onun mülkünü وَءَاتَيْنَـٰهُ ve kendisine vermiştik waātaynāhu
ve kendisine vermiştik ٱلْحِكْمَةَ hikmet l-ḥik'mata
hikmet وَفَصْلَ ve ayırd edici wafaṣla
ve ayırd edici ٱلْخِطَابِ konuşma l-khiṭābi
konuşma ٢٠ (20)
(20)
güçlendirmiştik مُلْكَهُۥ onun mülkünü mul'kahu
onun mülkünü وَءَاتَيْنَـٰهُ ve kendisine vermiştik waātaynāhu
ve kendisine vermiştik ٱلْحِكْمَةَ hikmet l-ḥik'mata
hikmet وَفَصْلَ ve ayırd edici wafaṣla
ve ayırd edici ٱلْخِطَابِ konuşma l-khiṭābi
konuşma ٢٠ (20)
(20)
Onun hükümranlığını kuvvetlendirmiştik. Ona hikmet ve kesin hüküm selahiyeti vermiştik.
38:21
۞ وَهَلْ
sana geldimi?
wahal
sana geldimi? أَتَىٰكَ come to you atāka
come to you نَبَؤُا۟ haberi naba-u
haberi ٱلْخَصْمِ davacıların l-khaṣmi
davacıların إِذْ hani idh
hani تَسَوَّرُوا۟ tırmanmışlardı tasawwarū
tırmanmışlardı ٱلْمِحْرَابَ mabed(in duvarına) l-miḥ'rāba
mabed(in duvarına) ٢١ (21)
(21)
sana geldimi? أَتَىٰكَ come to you atāka
come to you نَبَؤُا۟ haberi naba-u
haberi ٱلْخَصْمِ davacıların l-khaṣmi
davacıların إِذْ hani idh
hani تَسَوَّرُوا۟ tırmanmışlardı tasawwarū
tırmanmışlardı ٱلْمِحْرَابَ mabed(in duvarına) l-miḥ'rāba
mabed(in duvarına) ٢١ (21)
(21)
Sana davacıların haberi ulaştı mı? Mabedin duvarına tırmanıp Davud'un yanına girmişlerdi de, o onlardan ürkmüştü. Şöyle demişlerdi: "Korkma, birbirinin hakkına tecavüz etmiş iki davacıyız; aramızda adaletle hükmet, ondan ayrılma, bizi doğru yola çıkar."
38:22
إِذْ
hani
idh
hani دَخَلُوا۟ girmişlerdi dakhalū
girmişlerdi عَلَىٰ yanına ʿalā
yanına دَاوُۥدَ Davud'un dāwūda
Davud'un فَفَزِعَ ve korkmuştu fafaziʿa
ve korkmuştu مِنْهُمْ ۖ onlardan min'hum
onlardan قَالُوا۟ dediler qālū
dediler لَا korkma lā
korkma تَخَفْ ۖ fear takhaf
fear خَصْمَانِ biz iki davacıyız khaṣmāni
biz iki davacıyız بَغَىٰ saldırdı baghā
saldırdı بَعْضُنَا birimiz baʿḍunā
birimiz عَلَىٰ hakkına ʿalā
hakkına بَعْضٍۢ ötekinin baʿḍin
ötekinin فَٱحْكُم şimdi sen hükmet fa-uḥ'kum
şimdi sen hükmet بَيْنَنَا aramızda baynanā
aramızda بِٱلْحَقِّ hak ile bil-ḥaqi
hak ile وَلَا ve walā
ve تُشْطِطْ haksızlık etme tush'ṭiṭ
haksızlık etme وَٱهْدِنَآ bizi götür wa-ih'dinā
bizi götür إِلَىٰ ortasına (adalete) ilā
ortasına (adalete) سَوَآءِ an even sawāi
an even ٱلصِّرَٰطِ yolun l-ṣirāṭi
yolun ٢٢ (22)
(22)
hani دَخَلُوا۟ girmişlerdi dakhalū
girmişlerdi عَلَىٰ yanına ʿalā
yanına دَاوُۥدَ Davud'un dāwūda
Davud'un فَفَزِعَ ve korkmuştu fafaziʿa
ve korkmuştu مِنْهُمْ ۖ onlardan min'hum
onlardan قَالُوا۟ dediler qālū
dediler لَا korkma lā
korkma تَخَفْ ۖ fear takhaf
fear خَصْمَانِ biz iki davacıyız khaṣmāni
biz iki davacıyız بَغَىٰ saldırdı baghā
saldırdı بَعْضُنَا birimiz baʿḍunā
birimiz عَلَىٰ hakkına ʿalā
hakkına بَعْضٍۢ ötekinin baʿḍin
ötekinin فَٱحْكُم şimdi sen hükmet fa-uḥ'kum
şimdi sen hükmet بَيْنَنَا aramızda baynanā
aramızda بِٱلْحَقِّ hak ile bil-ḥaqi
hak ile وَلَا ve walā
ve تُشْطِطْ haksızlık etme tush'ṭiṭ
haksızlık etme وَٱهْدِنَآ bizi götür wa-ih'dinā
bizi götür إِلَىٰ ortasına (adalete) ilā
ortasına (adalete) سَوَآءِ an even sawāi
an even ٱلصِّرَٰطِ yolun l-ṣirāṭi
yolun ٢٢ (22)
(22)
Sana davacıların haberi ulaştı mı? Mabedin duvarına tırmanıp Davud'un yanına girmişlerdi de, o onlardan ürkmüştü. Şöyle demişlerdi: "Korkma, birbirinin hakkına tecavüz etmiş iki davacıyız; aramızda adaletle hükmet, ondan ayrılma, bizi doğru yola çıkar."
38:23
إِنَّ
doğrusu
inna
doğrusu هَـٰذَآ bu hādhā
bu أَخِى kardeşimin akhī
kardeşimin لَهُۥ vardır lahu
vardır تِسْعٌۭ (doksan) dokuz tis'ʿun
(doksan) dokuz وَتِسْعُونَ doksan (dokuz) watis'ʿūna
doksan (dokuz) نَعْجَةًۭ koyunu naʿjatan
koyunu وَلِىَ benim ise vardır waliya
benim ise vardır نَعْجَةٌۭ koyunum naʿjatun
koyunum وَٰحِدَةٌۭ bir tek wāḥidatun
bir tek فَقَالَ fakat (kardeşim) dedi faqāla
fakat (kardeşim) dedi أَكْفِلْنِيهَا onu da bana ver akfil'nīhā
onu da bana ver وَعَزَّنِى ve bana ağır bastı waʿazzanī
ve bana ağır bastı فِى konuşmada fī
konuşmada ٱلْخِطَابِ [the] speech l-khiṭābi
[the] speech ٢٣ (23)
(23)
doğrusu هَـٰذَآ bu hādhā
bu أَخِى kardeşimin akhī
kardeşimin لَهُۥ vardır lahu
vardır تِسْعٌۭ (doksan) dokuz tis'ʿun
(doksan) dokuz وَتِسْعُونَ doksan (dokuz) watis'ʿūna
doksan (dokuz) نَعْجَةًۭ koyunu naʿjatan
koyunu وَلِىَ benim ise vardır waliya
benim ise vardır نَعْجَةٌۭ koyunum naʿjatun
koyunum وَٰحِدَةٌۭ bir tek wāḥidatun
bir tek فَقَالَ fakat (kardeşim) dedi faqāla
fakat (kardeşim) dedi أَكْفِلْنِيهَا onu da bana ver akfil'nīhā
onu da bana ver وَعَزَّنِى ve bana ağır bastı waʿazzanī
ve bana ağır bastı فِى konuşmada fī
konuşmada ٱلْخِطَابِ [the] speech l-khiṭābi
[the] speech ٢٣ (23)
(23)
"Bu kardeşimin doksan dokuz dişi koyunu, benim de bir tek dişi koyunum vardır; O'nu da bana ver dedi ve tartışmada beni yendi."
38:24
قَالَ
(Davud) dedi ki
qāla
(Davud) dedi ki لَقَدْ andolsun laqad
andolsun ظَلَمَكَ sana zulmetmiştir ẓalamaka
sana zulmetmiştir بِسُؤَالِ istemekle bisuāli
istemekle نَعْجَتِكَ senin koyununu naʿjatika
senin koyununu إِلَىٰ kendi koyunlarına ilā
kendi koyunlarına نِعَاجِهِۦ ۖ his ewes niʿājihi
his ewes وَإِنَّ ve zaten wa-inna
ve zaten كَثِيرًۭا çoğu kathīran
çoğu مِّنَ karıştıran(ortak)ların mina
karıştıran(ortak)ların ٱلْخُلَطَآءِ the partners l-khulaṭāi
the partners لَيَبْغِى zulmederler layabghī
zulmederler بَعْضُهُمْ biri baʿḍuhum
biri عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine بَعْضٍ diğeri baʿḍin
diğeri إِلَّا yalnız bunun dışındadır illā
yalnız bunun dışındadır ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) وَعَمِلُوا۟ ve yapanlar waʿamilū
ve yapanlar ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler وَقَلِيلٌۭ ve azdır waqalīlun
ve azdır مَّا ne kadar mā
ne kadar هُمْ ۗ onlar hum
onlar وَظَنَّ ve sandı waẓanna
ve sandı دَاوُۥدُ Davud dāwūdu
Davud أَنَّمَا kendisini denediğimizi annamā
kendisini denediğimizi فَتَنَّـٰهُ We (had) tried him fatannāhu
We (had) tried him فَٱسْتَغْفَرَ mağfiret diledi fa-is'taghfara
mağfiret diledi رَبَّهُۥ Rabbinden rabbahu
Rabbinden وَخَرَّ ve kapandı wakharra
ve kapandı رَاكِعًۭا eğilerek (secdeye) rākiʿan
eğilerek (secdeye) وَأَنَابَ ۩ ve (bize) döndü wa-anāba
ve (bize) döndü ٢٤ (24)
(24)
(Davud) dedi ki لَقَدْ andolsun laqad
andolsun ظَلَمَكَ sana zulmetmiştir ẓalamaka
sana zulmetmiştir بِسُؤَالِ istemekle bisuāli
istemekle نَعْجَتِكَ senin koyununu naʿjatika
senin koyununu إِلَىٰ kendi koyunlarına ilā
kendi koyunlarına نِعَاجِهِۦ ۖ his ewes niʿājihi
his ewes وَإِنَّ ve zaten wa-inna
ve zaten كَثِيرًۭا çoğu kathīran
çoğu مِّنَ karıştıran(ortak)ların mina
karıştıran(ortak)ların ٱلْخُلَطَآءِ the partners l-khulaṭāi
the partners لَيَبْغِى zulmederler layabghī
zulmederler بَعْضُهُمْ biri baʿḍuhum
biri عَلَىٰ üzerine ʿalā
üzerine بَعْضٍ diğeri baʿḍin
diğeri إِلَّا yalnız bunun dışındadır illā
yalnız bunun dışındadır ٱلَّذِينَ kimseler alladhīna
kimseler ءَامَنُوا۟ inanan(lar) āmanū
inanan(lar) وَعَمِلُوا۟ ve yapanlar waʿamilū
ve yapanlar ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler وَقَلِيلٌۭ ve azdır waqalīlun
ve azdır مَّا ne kadar mā
ne kadar هُمْ ۗ onlar hum
onlar وَظَنَّ ve sandı waẓanna
ve sandı دَاوُۥدُ Davud dāwūdu
Davud أَنَّمَا kendisini denediğimizi annamā
kendisini denediğimizi فَتَنَّـٰهُ We (had) tried him fatannāhu
We (had) tried him فَٱسْتَغْفَرَ mağfiret diledi fa-is'taghfara
mağfiret diledi رَبَّهُۥ Rabbinden rabbahu
Rabbinden وَخَرَّ ve kapandı wakharra
ve kapandı رَاكِعًۭا eğilerek (secdeye) rākiʿan
eğilerek (secdeye) وَأَنَابَ ۩ ve (bize) döndü wa-anāba
ve (bize) döndü ٢٤ (24)
(24)
Davud: "And olsun ki, senin dişi koyununu kendi dişi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlıkta bulunmuştur. Doğrusu ortakçıların çoğu birbirlerinin haklarına tecavüz ederler. İnanıp yararlı iş işleyenler bunun dışındadır ki sayıları da ne kadar azdır!" demişti. Davud, Kendisini denediğimizi sanmıştı da, Rabbinden mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapanmış, tevbe etmiş, Allah'a yönelmişti.
38:25
فَغَفَرْنَا
biz de affettik
faghafarnā
biz de affettik لَهُۥ ondan lahu
ondan ذَٰلِكَ ۖ bunu dhālika
bunu وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz لَهُۥ onun vardır lahu
onun vardır عِندَنَا yanımızda ʿindanā
yanımızda لَزُلْفَىٰ bir yakınlığı lazul'fā
bir yakınlığı وَحُسْنَ ve güzel waḥus'na
ve güzel مَـَٔابٍۢ bir geleceği maābin
bir geleceği ٢٥ (25)
(25)
biz de affettik لَهُۥ ondan lahu
ondan ذَٰلِكَ ۖ bunu dhālika
bunu وَإِنَّ ve şüphesiz wa-inna
ve şüphesiz لَهُۥ onun vardır lahu
onun vardır عِندَنَا yanımızda ʿindanā
yanımızda لَزُلْفَىٰ bir yakınlığı lazul'fā
bir yakınlığı وَحُسْنَ ve güzel waḥus'na
ve güzel مَـَٔابٍۢ bir geleceği maābin
bir geleceği ٢٥ (25)
(25)
Böylece onu bağışlamıştık. Katımızda onun yakınlığı ve güzel bir geleceği vardır.
38:26
يَـٰدَاوُۥدُ
ey Davud
yādāwūdu
ey Davud إِنَّا elbette biz innā
elbette biz جَعَلْنَـٰكَ seni yaptık jaʿalnāka
seni yaptık خَلِيفَةًۭ hükümdar khalīfatan
hükümdar فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth فَٱحْكُم o halde hükmet fa-uḥ'kum
o halde hükmet بَيْنَ arasında bayna
arasında ٱلنَّاسِ insanlar l-nāsi
insanlar بِٱلْحَقِّ adaletle bil-ḥaqi
adaletle وَلَا ve walā
ve تَتَّبِعِ uyma tattabiʿi
uyma ٱلْهَوَىٰ keyf(in)e l-hawā
keyf(in)e فَيُضِلَّكَ sonra seni saptırır fayuḍillaka
sonra seni saptırır عَن yolundan ʿan
yolundan سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way ٱللَّهِ ۚ Allah'ın l-lahi
Allah'ın إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere يَضِلُّونَ sapan(lara) yaḍillūna
sapan(lara) عَن yolundan ʿan
yolundan سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın لَهُمْ onlara vardır lahum
onlara vardır عَذَابٌۭ bir azab ʿadhābun
bir azab شَدِيدٌۢ çetin shadīdun
çetin بِمَا dolayı bimā
dolayı نَسُوا۟ unuttuklarından nasū
unuttuklarından يَوْمَ gününü yawma
gününü ٱلْحِسَابِ hesap l-ḥisābi
hesap ٢٦ (26)
(26)
ey Davud إِنَّا elbette biz innā
elbette biz جَعَلْنَـٰكَ seni yaptık jaʿalnāka
seni yaptık خَلِيفَةًۭ hükümdar khalīfatan
hükümdar فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth فَٱحْكُم o halde hükmet fa-uḥ'kum
o halde hükmet بَيْنَ arasında bayna
arasında ٱلنَّاسِ insanlar l-nāsi
insanlar بِٱلْحَقِّ adaletle bil-ḥaqi
adaletle وَلَا ve walā
ve تَتَّبِعِ uyma tattabiʿi
uyma ٱلْهَوَىٰ keyf(in)e l-hawā
keyf(in)e فَيُضِلَّكَ sonra seni saptırır fayuḍillaka
sonra seni saptırır عَن yolundan ʿan
yolundan سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way ٱللَّهِ ۚ Allah'ın l-lahi
Allah'ın إِنَّ şüphesiz inna
şüphesiz ٱلَّذِينَ kimselere alladhīna
kimselere يَضِلُّونَ sapan(lara) yaḍillūna
sapan(lara) عَن yolundan ʿan
yolundan سَبِيلِ (the) way sabīli
(the) way ٱللَّهِ Allah'ın l-lahi
Allah'ın لَهُمْ onlara vardır lahum
onlara vardır عَذَابٌۭ bir azab ʿadhābun
bir azab شَدِيدٌۢ çetin shadīdun
çetin بِمَا dolayı bimā
dolayı نَسُوا۟ unuttuklarından nasū
unuttuklarından يَوْمَ gününü yawma
gününü ٱلْحِسَابِ hesap l-ḥisābi
hesap ٢٦ (26)
(26)
Ey Davud! Seni şüphesiz yeryüzünde hükümran kıldık, o halde insanlar arasında adaletle hükmet, hevese uyma yoksa seni Allah'ın yolundan saptırır. Doğrusu, Allah'ın yolundan sapanlara, onlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin azap vardır.
38:27
وَمَا
ve
wamā
ve خَلَقْنَا yaratmadık khalaqnā
yaratmadık ٱلسَّمَآءَ göğü l-samāa
göğü وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri وَمَا ve ne de wamā
ve ne de بَيْنَهُمَا ikisi arasındakileri baynahumā
ikisi arasındakileri بَـٰطِلًۭا ۚ boş yere bāṭilan
boş yere ذَٰلِكَ bu dhālika
bu ظَنُّ zannıdır ẓannu
zannıdır ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin كَفَرُوا۟ ۚ inkar eden(lerin) kafarū
inkar eden(lerin) فَوَيْلٌۭ vay hallerine; fawaylun
vay hallerine; لِّلَّذِينَ kimselerin lilladhīna
kimselerin كَفَرُوا۟ inkar eden(lerin) kafarū
inkar eden(lerin) مِنَ ateşten dolayı mina
ateşten dolayı ٱلنَّارِ the Fire l-nāri
the Fire ٢٧ (27)
(27)
ve خَلَقْنَا yaratmadık khalaqnā
yaratmadık ٱلسَّمَآءَ göğü l-samāa
göğü وَٱلْأَرْضَ ve yeri wal-arḍa
ve yeri وَمَا ve ne de wamā
ve ne de بَيْنَهُمَا ikisi arasındakileri baynahumā
ikisi arasındakileri بَـٰطِلًۭا ۚ boş yere bāṭilan
boş yere ذَٰلِكَ bu dhālika
bu ظَنُّ zannıdır ẓannu
zannıdır ٱلَّذِينَ kimselerin alladhīna
kimselerin كَفَرُوا۟ ۚ inkar eden(lerin) kafarū
inkar eden(lerin) فَوَيْلٌۭ vay hallerine; fawaylun
vay hallerine; لِّلَّذِينَ kimselerin lilladhīna
kimselerin كَفَرُوا۟ inkar eden(lerin) kafarū
inkar eden(lerin) مِنَ ateşten dolayı mina
ateşten dolayı ٱلنَّارِ the Fire l-nāri
the Fire ٢٧ (27)
(27)
Göğü, yeri ve ikisinin arasında bulunanları boşuna yaratmadık. Bunun boşuna olduğu, inkar edenlerin sanısıdır. Vay ateşe uğrayacak inkarcıların haline!
38:28
أَمْ
yoksa
am
yoksa نَجْعَلُ tutacağız najʿalu
tutacağız ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri ءَامَنُوا۟ inanan(ları) āmanū
inanan(ları) وَعَمِلُوا۟ ve yapanları waʿamilū
ve yapanları ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler كَٱلْمُفْسِدِينَ bozgunculuk yapanlar gibi (mi?) kal-muf'sidīna
bozgunculuk yapanlar gibi (mi?) فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth أَمْ yoksa am
yoksa نَجْعَلُ tutacağız najʿalu
tutacağız ٱلْمُتَّقِينَ muttakileri l-mutaqīna
muttakileri كَٱلْفُجَّارِ yoldan çıkanlar gibi (mi?) kal-fujāri
yoldan çıkanlar gibi (mi?) ٢٨ (28)
(28)
yoksa نَجْعَلُ tutacağız najʿalu
tutacağız ٱلَّذِينَ kimseleri alladhīna
kimseleri ءَامَنُوا۟ inanan(ları) āmanū
inanan(ları) وَعَمِلُوا۟ ve yapanları waʿamilū
ve yapanları ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler l-ṣāliḥāti
iyi işler كَٱلْمُفْسِدِينَ bozgunculuk yapanlar gibi (mi?) kal-muf'sidīna
bozgunculuk yapanlar gibi (mi?) فِى yeryüzünde fī
yeryüzünde ٱلْأَرْضِ the earth l-arḍi
the earth أَمْ yoksa am
yoksa نَجْعَلُ tutacağız najʿalu
tutacağız ٱلْمُتَّقِينَ muttakileri l-mutaqīna
muttakileri كَٱلْفُجَّارِ yoldan çıkanlar gibi (mi?) kal-fujāri
yoldan çıkanlar gibi (mi?) ٢٨ (28)
(28)
Yoksa, inanıp yararlı iş işleyenleri, yeryüzünde, bozguncular gibi mi tutarız? Yoksa, Allah'a karşı gelmekten sakınanları yoldan çıkanlar gibi mi tutarız?
38:29
كِتَـٰبٌ
Kitab (ki)
kitābun
Kitab (ki) أَنزَلْنَـٰهُ onu indirdik anzalnāhu
onu indirdik إِلَيْكَ sana ilayka
sana مُبَـٰرَكٌۭ mübarek mubārakun
mübarek لِّيَدَّبَّرُوٓا۟ düşünsünler diye liyaddabbarū
düşünsünler diye ءَايَـٰتِهِۦ ayetlerini āyātihi
ayetlerini وَلِيَتَذَكَّرَ ve öğüt alsınlar diye waliyatadhakkara
ve öğüt alsınlar diye أُو۟لُوا۟ sahipleri ulū
sahipleri ٱلْأَلْبَـٰبِ sağduyu l-albābi
sağduyu ٢٩ (29)
(29)
Kitab (ki) أَنزَلْنَـٰهُ onu indirdik anzalnāhu
onu indirdik إِلَيْكَ sana ilayka
sana مُبَـٰرَكٌۭ mübarek mubārakun
mübarek لِّيَدَّبَّرُوٓا۟ düşünsünler diye liyaddabbarū
düşünsünler diye ءَايَـٰتِهِۦ ayetlerini āyātihi
ayetlerini وَلِيَتَذَكَّرَ ve öğüt alsınlar diye waliyatadhakkara
ve öğüt alsınlar diye أُو۟لُوا۟ sahipleri ulū
sahipleri ٱلْأَلْبَـٰبِ sağduyu l-albābi
sağduyu ٢٩ (29)
(29)
Sana indirdiğimiz bu Kitap mübarektir; ayetlerini düşünsünler, aklı olanlar da öğüt alsınlar.
38:30
وَوَهَبْنَا
ve biz armağan ettik
wawahabnā
ve biz armağan ettik لِدَاوُۥدَ Davud'a lidāwūda
Davud'a سُلَيْمَـٰنَ ۚ Süleyman'ı sulaymāna
Süleyman'ı نِعْمَ ne güzel niʿ'ma
ne güzel ٱلْعَبْدُ ۖ kuldu l-ʿabdu
kuldu إِنَّهُۥٓ şüphesiz o innahu
şüphesiz o أَوَّابٌ (Allah'a) yönelirdi awwābun
(Allah'a) yönelirdi ٣٠ (30)
(30)
ve biz armağan ettik لِدَاوُۥدَ Davud'a lidāwūda
Davud'a سُلَيْمَـٰنَ ۚ Süleyman'ı sulaymāna
Süleyman'ı نِعْمَ ne güzel niʿ'ma
ne güzel ٱلْعَبْدُ ۖ kuldu l-ʿabdu
kuldu إِنَّهُۥٓ şüphesiz o innahu
şüphesiz o أَوَّابٌ (Allah'a) yönelirdi awwābun
(Allah'a) yönelirdi ٣٠ (30)
(30)
Davud'a Süleyman'ı bahşettik; o ne güzel bir kuldu! Doğrusu o daima Allah'a yönelirdi.
38:31
إِذْ
hani
idh
hani عُرِضَ gösterilmişti ʿuriḍa
gösterilmişti عَلَيْهِ kendisine ʿalayhi
kendisine بِٱلْعَشِىِّ akşam üstü bil-ʿashiyi
akşam üstü ٱلصَّـٰفِنَـٰتُ safin (görkemli) l-ṣāfinātu
safin (görkemli) ٱلْجِيَادُ (saf kan Arap) atları l-jiyādu
(saf kan Arap) atları ٣١ (31)
(31)
hani عُرِضَ gösterilmişti ʿuriḍa
gösterilmişti عَلَيْهِ kendisine ʿalayhi
kendisine بِٱلْعَشِىِّ akşam üstü bil-ʿashiyi
akşam üstü ٱلصَّـٰفِنَـٰتُ safin (görkemli) l-ṣāfinātu
safin (görkemli) ٱلْجِيَادُ (saf kan Arap) atları l-jiyādu
(saf kan Arap) atları ٣١ (31)
(31)
Ona bir akşam üstü, çalımlı, cins koşu atları sunulmuştu.
38:32
فَقَالَ
dedi
faqāla
dedi إِنِّىٓ muhakkak ben innī
muhakkak ben أَحْبَبْتُ tercih ettim aḥbabtu
tercih ettim حُبَّ sevgisini ḥubba
sevgisini ٱلْخَيْرِ mal l-khayri
mal عَن anmaktan (ötürü) ʿan
anmaktan (ötürü) ذِكْرِ (the) remembrance dhik'ri
(the) remembrance رَبِّى Rabbimi rabbī
Rabbimi حَتَّىٰ nihayet ḥattā
nihayet تَوَارَتْ (atlar) gizlendi tawārat
(atlar) gizlendi بِٱلْحِجَابِ perde ile bil-ḥijābi
perde ile ٣٢ (32)
(32)
dedi إِنِّىٓ muhakkak ben innī
muhakkak ben أَحْبَبْتُ tercih ettim aḥbabtu
tercih ettim حُبَّ sevgisini ḥubba
sevgisini ٱلْخَيْرِ mal l-khayri
mal عَن anmaktan (ötürü) ʿan
anmaktan (ötürü) ذِكْرِ (the) remembrance dhik'ri
(the) remembrance رَبِّى Rabbimi rabbī
Rabbimi حَتَّىٰ nihayet ḥattā
nihayet تَوَارَتْ (atlar) gizlendi tawārat
(atlar) gizlendi بِٱلْحِجَابِ perde ile bil-ḥijābi
perde ile ٣٢ (32)
(32)
Süleyman: "Doğrusu ben bu iyi malları, Rabbimi anmayı sağladıkları için severim" demişti. Koşup, toz perdesi arkasında kayboldukları zaman: "onları bana getirin" dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı.
38:33
رُدُّوهَا
getirin onları
ruddūhā
getirin onları عَلَىَّ ۖ bana ʿalayya
bana فَطَفِقَ sonra başladı faṭafiqa
sonra başladı مَسْحًۢا okşamağa masḥan
okşamağa بِٱلسُّوقِ bacaklarını bil-sūqi
bacaklarını وَٱلْأَعْنَاقِ ve boyunlarını wal-aʿnāqi
ve boyunlarını ٣٣ (33)
(33)
getirin onları عَلَىَّ ۖ bana ʿalayya
bana فَطَفِقَ sonra başladı faṭafiqa
sonra başladı مَسْحًۢا okşamağa masḥan
okşamağa بِٱلسُّوقِ bacaklarını bil-sūqi
bacaklarını وَٱلْأَعْنَاقِ ve boyunlarını wal-aʿnāqi
ve boyunlarını ٣٣ (33)
(33)
Süleyman: "Doğrusu ben bu iyi malları, Rabbimi anmayı sağladıkları için severim" demişti. Koşup, toz perdesi arkasında kayboldukları zaman: "onları bana getirin" dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı.
38:34
وَلَقَدْ
ve andolsun
walaqad
ve andolsun فَتَنَّا denedik fatannā
denedik سُلَيْمَـٰنَ Süleyman'ı sulaymāna
Süleyman'ı وَأَلْقَيْنَا ve bıraktık wa-alqaynā
ve bıraktık عَلَىٰ üstüne ʿalā
üstüne كُرْسِيِّهِۦ tahtının kur'siyyihi
tahtının جَسَدًۭا bir ceset jasadan
bir ceset ثُمَّ sonra thumma
sonra أَنَابَ (bize) yöneldi anāba
(bize) yöneldi ٣٤ (34)
(34)
ve andolsun فَتَنَّا denedik fatannā
denedik سُلَيْمَـٰنَ Süleyman'ı sulaymāna
Süleyman'ı وَأَلْقَيْنَا ve bıraktık wa-alqaynā
ve bıraktık عَلَىٰ üstüne ʿalā
üstüne كُرْسِيِّهِۦ tahtının kur'siyyihi
tahtının جَسَدًۭا bir ceset jasadan
bir ceset ثُمَّ sonra thumma
sonra أَنَابَ (bize) yöneldi anāba
(bize) yöneldi ٣٤ (34)
(34)
And olsun ki Süleyman'ı denedik, hükümranlığını zayıf düşürdük; sonra eski haline döndü.
38:35
قَالَ
dedi
qāla
dedi رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim ٱغْفِرْ affet igh'fir
affet لِى beni lī
beni وَهَبْ ve ver wahab
ve ver لِى bana lī
bana مُلْكًۭا bir mülk (hükümdarlık) mul'kan
bir mülk (hükümdarlık) لَّا nasib olmayan lā
nasib olmayan يَنۢبَغِى (will) belong yanbaghī
(will) belong لِأَحَدٍۢ hiç kimseye li-aḥadin
hiç kimseye مِّنۢ benden sonra min
benden sonra بَعْدِىٓ ۖ after me baʿdī
after me إِنَّكَ çünkü sensin innaka
çünkü sensin أَنتَ sen anta
sen ٱلْوَهَّابُ çok lutfeden l-wahābu
çok lutfeden ٣٥ (35)
(35)
dedi رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim ٱغْفِرْ affet igh'fir
affet لِى beni lī
beni وَهَبْ ve ver wahab
ve ver لِى bana lī
bana مُلْكًۭا bir mülk (hükümdarlık) mul'kan
bir mülk (hükümdarlık) لَّا nasib olmayan lā
nasib olmayan يَنۢبَغِى (will) belong yanbaghī
(will) belong لِأَحَدٍۢ hiç kimseye li-aḥadin
hiç kimseye مِّنۢ benden sonra min
benden sonra بَعْدِىٓ ۖ after me baʿdī
after me إِنَّكَ çünkü sensin innaka
çünkü sensin أَنتَ sen anta
sen ٱلْوَهَّابُ çok lutfeden l-wahābu
çok lutfeden ٣٥ (35)
(35)
Süleyman: "Rabbim! Beni bağışla, bana benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver; Sen şüphesiz, daima bağışta bulunansın" dedi.
38:36
فَسَخَّرْنَا
biz boyun eğdirdik
fasakharnā
biz boyun eğdirdik لَهُ ona lahu
ona ٱلرِّيحَ rüzgarı l-rīḥa
rüzgarı تَجْرِى eserdi tajrī
eserdi بِأَمْرِهِۦ onun buyruğuyla bi-amrihi
onun buyruğuyla رُخَآءً tatlı tatlı rukhāan
tatlı tatlı حَيْثُ yere ḥaythu
yere أَصَابَ istediği aṣāba
istediği ٣٦ (36)
(36)
biz boyun eğdirdik لَهُ ona lahu
ona ٱلرِّيحَ rüzgarı l-rīḥa
rüzgarı تَجْرِى eserdi tajrī
eserdi بِأَمْرِهِۦ onun buyruğuyla bi-amrihi
onun buyruğuyla رُخَآءً tatlı tatlı rukhāan
tatlı tatlı حَيْثُ yere ḥaythu
yere أَصَابَ istediği aṣāba
istediği ٣٦ (36)
(36)
Bunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.
38:37
وَٱلشَّيَـٰطِينَ
ve şeytanları
wal-shayāṭīna
ve şeytanları كُلَّ her kulla
her بَنَّآءٍۢ bina ustasını bannāin
bina ustasını وَغَوَّاصٍۢ ve dalgıcı waghawwāṣin
ve dalgıcı ٣٧ (37)
(37)
ve şeytanları كُلَّ her kulla
her بَنَّآءٍۢ bina ustasını bannāin
bina ustasını وَغَوَّاصٍۢ ve dalgıcı waghawwāṣin
ve dalgıcı ٣٧ (37)
(37)
Bunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.
38:38
وَءَاخَرِينَ
ve başka (şeytan)ları
waākharīna
ve başka (şeytan)ları مُقَرَّنِينَ birbirine bağlanmış muqarranīna
birbirine bağlanmış فِى zincirlerle fī
zincirlerle ٱلْأَصْفَادِ chains l-aṣfādi
chains ٣٨ (38)
(38)
ve başka (şeytan)ları مُقَرَّنِينَ birbirine bağlanmış muqarranīna
birbirine bağlanmış فِى zincirlerle fī
zincirlerle ٱلْأَصْفَادِ chains l-aṣfādi
chains ٣٨ (38)
(38)
Bunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.
38:39
هَـٰذَا
bu
hādhā
bu عَطَآؤُنَا bizim ihsanımızdır ʿaṭāunā
bizim ihsanımızdır فَٱمْنُنْ artık dilediğine ver fa-um'nun
artık dilediğine ver أَوْ veya aw
veya أَمْسِكْ verme amsik
verme بِغَيْرِ yoktur bighayri
yoktur حِسَابٍۢ hesabı ḥisābin
hesabı ٣٩ (39)
(39)
bu عَطَآؤُنَا bizim ihsanımızdır ʿaṭāunā
bizim ihsanımızdır فَٱمْنُنْ artık dilediğine ver fa-um'nun
artık dilediğine ver أَوْ veya aw
veya أَمْسِكْ verme amsik
verme بِغَيْرِ yoktur bighayri
yoktur حِسَابٍۢ hesabı ḥisābin
hesabı ٣٩ (39)
(39)
"İşte Bizim bağışımız budur; ister ver, ister tut, hesapsızdır." dedik.
38:40
وَإِنَّ
ve şüphesiz
wa-inna
ve şüphesiz لَهُۥ onun için vardır lahu
onun için vardır عِندَنَا bizim yanımızda ʿindanā
bizim yanımızda لَزُلْفَىٰ bir yakınlık lazul'fā
bir yakınlık وَحُسْنَ ve güzel waḥus'na
ve güzel مَـَٔابٍۢ bir gelecek maābin
bir gelecek ٤٠ (40)
(40)
ve şüphesiz لَهُۥ onun için vardır lahu
onun için vardır عِندَنَا bizim yanımızda ʿindanā
bizim yanımızda لَزُلْفَىٰ bir yakınlık lazul'fā
bir yakınlık وَحُسْنَ ve güzel waḥus'na
ve güzel مَـَٔابٍۢ bir gelecek maābin
bir gelecek ٤٠ (40)
(40)
Doğrusu onun katımızda yakınlığı ve güzel bir istikbali vardır.
38:41
وَٱذْكُرْ
ve an
wa-udh'kur
ve an عَبْدَنَآ kulumuz ʿabdanā
kulumuz أَيُّوبَ Eyyub'u ayyūba
Eyyub'u إِذْ hani idh
hani نَادَىٰ seslenmişti nādā
seslenmişti رَبَّهُۥٓ Rabbine rabbahu
Rabbine أَنِّى bana annī
bana مَسَّنِىَ dokundurdu massaniya
dokundurdu ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan l-shayṭānu
şeytan بِنُصْبٍۢ bir yorgunluk binuṣ'bin
bir yorgunluk وَعَذَابٍ ve azab waʿadhābin
ve azab ٤١ (41)
(41)
ve an عَبْدَنَآ kulumuz ʿabdanā
kulumuz أَيُّوبَ Eyyub'u ayyūba
Eyyub'u إِذْ hani idh
hani نَادَىٰ seslenmişti nādā
seslenmişti رَبَّهُۥٓ Rabbine rabbahu
Rabbine أَنِّى bana annī
bana مَسَّنِىَ dokundurdu massaniya
dokundurdu ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan l-shayṭānu
şeytan بِنُصْبٍۢ bir yorgunluk binuṣ'bin
bir yorgunluk وَعَذَابٍ ve azab waʿadhābin
ve azab ٤١ (41)
(41)
Kulumuz Eyyub'u da an; Rabbine: "Doğrusu şeytan bana yorgunluk ve azap verdi" diye seslenmişti.
38:42
ٱرْكُضْ
(yere) vur
ur'kuḍ
(yere) vur بِرِجْلِكَ ۖ ayağını birij'lika
ayağını هَـٰذَا (işte) bu hādhā
(işte) bu مُغْتَسَلٌۢ yıkanacak mugh'tasalun
yıkanacak بَارِدٌۭ serin (bir su) bāridun
serin (bir su) وَشَرَابٌۭ ve içilecek washarābun
ve içilecek ٤٢ (42)
(42)
(yere) vur بِرِجْلِكَ ۖ ayağını birij'lika
ayağını هَـٰذَا (işte) bu hādhā
(işte) bu مُغْتَسَلٌۢ yıkanacak mugh'tasalun
yıkanacak بَارِدٌۭ serin (bir su) bāridun
serin (bir su) وَشَرَابٌۭ ve içilecek washarābun
ve içilecek ٤٢ (42)
(42)
"Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içilecek soğuk bir su" dedik.
38:43
وَوَهَبْنَا
ve armağan ettik
wawahabnā
ve armağan ettik لَهُۥٓ ona lahu
ona أَهْلَهُۥ ailesini ahlahu
ailesini وَمِثْلَهُم ve bir eşini wamith'lahum
ve bir eşini مَّعَهُمْ onlarla beraber maʿahum
onlarla beraber رَحْمَةًۭ bir rahmet olarak raḥmatan
bir rahmet olarak مِّنَّا bizden minnā
bizden وَذِكْرَىٰ ve bir ibret olarak wadhik'rā
ve bir ibret olarak لِأُو۟لِى sahiplerine li-ulī
sahiplerine ٱلْأَلْبَـٰبِ sağduyu l-albābi
sağduyu ٤٣ (43)
(43)
ve armağan ettik لَهُۥٓ ona lahu
ona أَهْلَهُۥ ailesini ahlahu
ailesini وَمِثْلَهُم ve bir eşini wamith'lahum
ve bir eşini مَّعَهُمْ onlarla beraber maʿahum
onlarla beraber رَحْمَةًۭ bir rahmet olarak raḥmatan
bir rahmet olarak مِّنَّا bizden minnā
bizden وَذِكْرَىٰ ve bir ibret olarak wadhik'rā
ve bir ibret olarak لِأُو۟لِى sahiplerine li-ulī
sahiplerine ٱلْأَلْبَـٰبِ sağduyu l-albābi
sağduyu ٤٣ (43)
(43)
Katımızdan bir rahmet ve akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere, ona tekrar ailesini ve geçmiş olanlarla bir mislini daha vermiştik.
38:44
وَخُذْ
ve al
wakhudh
ve al بِيَدِكَ eline biyadika
eline ضِغْثًۭا bir demet sap ḍigh'than
bir demet sap فَٱضْرِب ve vur fa-iḍ'rib
ve vur بِّهِۦ onunla bihi
onunla وَلَا ve asla walā
ve asla تَحْنَثْ ۗ yeminini bozma taḥnath
yeminini bozma إِنَّا gerçekten biz innā
gerçekten biz وَجَدْنَـٰهُ onu bulmuştuk wajadnāhu
onu bulmuştuk صَابِرًۭا ۚ sabreden (bir kul) ṣābiran
sabreden (bir kul) نِّعْمَ ne güzel niʿ'ma
ne güzel ٱلْعَبْدُ ۖ kuldu l-ʿabdu
kuldu إِنَّهُۥٓ o daima innahu
o daima أَوَّابٌۭ (bize) başvururdu awwābun
(bize) başvururdu ٤٤ (44)
(44)
ve al بِيَدِكَ eline biyadika
eline ضِغْثًۭا bir demet sap ḍigh'than
bir demet sap فَٱضْرِب ve vur fa-iḍ'rib
ve vur بِّهِۦ onunla bihi
onunla وَلَا ve asla walā
ve asla تَحْنَثْ ۗ yeminini bozma taḥnath
yeminini bozma إِنَّا gerçekten biz innā
gerçekten biz وَجَدْنَـٰهُ onu bulmuştuk wajadnāhu
onu bulmuştuk صَابِرًۭا ۚ sabreden (bir kul) ṣābiran
sabreden (bir kul) نِّعْمَ ne güzel niʿ'ma
ne güzel ٱلْعَبْدُ ۖ kuldu l-ʿabdu
kuldu إِنَّهُۥٓ o daima innahu
o daima أَوَّابٌۭ (bize) başvururdu awwābun
(bize) başvururdu ٤٤ (44)
(44)
"Ey Eyyub! Eline bir demet sap alıp onunla vur, yeminini bozma" demiştik. Doğrusu Biz onu sabırlı bulmuştuk. Ne iyi kuldu, daima Allah'a yönelirdi.
38:45
وَٱذْكُرْ
ve an
wa-udh'kur
ve an عِبَـٰدَنَآ kullarımız ʿibādanā
kullarımız إِبْرَٰهِيمَ İbrahim'i ib'rāhīma
İbrahim'i وَإِسْحَـٰقَ ve İshak'ı wa-is'ḥāqa
ve İshak'ı وَيَعْقُوبَ ve Ya'kub'u wayaʿqūba
ve Ya'kub'u أُو۟لِى sahibi ulī
sahibi ٱلْأَيْدِى kuvvet l-aydī
kuvvet وَٱلْأَبْصَـٰرِ ve basiretli wal-abṣāri
ve basiretli ٤٥ (45)
(45)
ve an عِبَـٰدَنَآ kullarımız ʿibādanā
kullarımız إِبْرَٰهِيمَ İbrahim'i ib'rāhīma
İbrahim'i وَإِسْحَـٰقَ ve İshak'ı wa-is'ḥāqa
ve İshak'ı وَيَعْقُوبَ ve Ya'kub'u wayaʿqūba
ve Ya'kub'u أُو۟لِى sahibi ulī
sahibi ٱلْأَيْدِى kuvvet l-aydī
kuvvet وَٱلْأَبْصَـٰرِ ve basiretli wal-abṣāri
ve basiretli ٤٥ (45)
(45)
Güçlü ve anlayışlı olan kullarımız İbrahim, İshak ve Yakub'u da an.
38:46
إِنَّآ
elbette biz
innā
elbette biz أَخْلَصْنَـٰهُم onları ihlaslı (kul) yaptık akhlaṣnāhum
onları ihlaslı (kul) yaptık بِخَالِصَةٍۢ samimiyetle bikhāliṣatin
samimiyetle ذِكْرَى düşüncesiyle dhik'rā
düşüncesiyle ٱلدَّارِ ahiret yurdu l-dāri
ahiret yurdu ٤٦ (46)
(46)
elbette biz أَخْلَصْنَـٰهُم onları ihlaslı (kul) yaptık akhlaṣnāhum
onları ihlaslı (kul) yaptık بِخَالِصَةٍۢ samimiyetle bikhāliṣatin
samimiyetle ذِكْرَى düşüncesiyle dhik'rā
düşüncesiyle ٱلدَّارِ ahiret yurdu l-dāri
ahiret yurdu ٤٦ (46)
(46)
Biz onları ahiret yurdunu düşünen, içten bağlı kimseler kıldık.
38:47
وَإِنَّهُمْ
ve onlar
wa-innahum
ve onlar عِندَنَا bizim yanımızda ʿindanā
bizim yanımızda لَمِنَ seçkinlerdendir lamina
seçkinlerdendir ٱلْمُصْطَفَيْنَ the chosen ones l-muṣ'ṭafayna
the chosen ones ٱلْأَخْيَارِ hayırlılardandır l-akhyāri
hayırlılardandır ٤٧ (47)
(47)
ve onlar عِندَنَا bizim yanımızda ʿindanā
bizim yanımızda لَمِنَ seçkinlerdendir lamina
seçkinlerdendir ٱلْمُصْطَفَيْنَ the chosen ones l-muṣ'ṭafayna
the chosen ones ٱلْأَخْيَارِ hayırlılardandır l-akhyāri
hayırlılardandır ٤٧ (47)
(47)
Doğrusu onlar katımızda seçkin, iyi kimselerdendirler.
38:48
وَٱذْكُرْ
ve an
wa-udh'kur
ve an إِسْمَـٰعِيلَ İsma'il'i is'māʿīla
İsma'il'i وَٱلْيَسَعَ ve Elyesa'ı wal-yasaʿa
ve Elyesa'ı وَذَا ve Zülkifil'i wadhā
ve Zülkifil'i ٱلْكِفْلِ ۖ ve Zülkifil'i l-kif'li
ve Zülkifil'i وَكُلٌّۭ hepsi de wakullun
hepsi de مِّنَ iyilerdendir mina
iyilerdendir ٱلْأَخْيَارِ the best l-akhyāri
the best ٤٨ (48)
(48)
ve an إِسْمَـٰعِيلَ İsma'il'i is'māʿīla
İsma'il'i وَٱلْيَسَعَ ve Elyesa'ı wal-yasaʿa
ve Elyesa'ı وَذَا ve Zülkifil'i wadhā
ve Zülkifil'i ٱلْكِفْلِ ۖ ve Zülkifil'i l-kif'li
ve Zülkifil'i وَكُلٌّۭ hepsi de wakullun
hepsi de مِّنَ iyilerdendir mina
iyilerdendir ٱلْأَخْيَارِ the best l-akhyāri
the best ٤٨ (48)
(48)
İsmail'i, Elyesa'ı, Zülkifl'i de an. Hepsi iyilerdendir.
38:49
هَـٰذَا
bu
hādhā
bu ذِكْرٌۭ ۚ bir hatırlamadır dhik'run
bir hatırlamadır وَإِنَّ ve gerçekten wa-inna
ve gerçekten لِلْمُتَّقِينَ korunanlar için vardır lil'muttaqīna
korunanlar için vardır لَحُسْنَ güzel laḥus'na
güzel مَـَٔابٍۢ bir gelecek maābin
bir gelecek ٤٩ (49)
(49)
bu ذِكْرٌۭ ۚ bir hatırlamadır dhik'run
bir hatırlamadır وَإِنَّ ve gerçekten wa-inna
ve gerçekten لِلْمُتَّقِينَ korunanlar için vardır lil'muttaqīna
korunanlar için vardır لَحُسْنَ güzel laḥus'na
güzel مَـَٔابٍۢ bir gelecek maābin
bir gelecek ٤٩ (49)
(49)
İşte bu güzel bir anmadır. Doğrusu Allah'a karşı gelmekten sakınanlara güzel bir gelecek vardır.
38:50
جَنَّـٰتِ
cennetleri
jannāti
cennetleri عَدْنٍۢ Adn ʿadnin
Adn مُّفَتَّحَةًۭ açılmış mufattaḥatan
açılmış لَّهُمُ kendilerine lahumu
kendilerine ٱلْأَبْوَٰبُ kapıları l-abwābu
kapıları ٥٠ (50)
(50)
cennetleri عَدْنٍۢ Adn ʿadnin
Adn مُّفَتَّحَةًۭ açılmış mufattaḥatan
açılmış لَّهُمُ kendilerine lahumu
kendilerine ٱلْأَبْوَٰبُ kapıları l-abwābu
kapıları ٥٠ (50)
(50)
Kapıları onlara açılmış Adn cennetleri vardır.
38:51
مُتَّكِـِٔينَ
(koltuklara) yaslanılar
muttakiīna
(koltuklara) yaslanılar فِيهَا orada fīhā
orada يَدْعُونَ isterler yadʿūna
isterler فِيهَا orada fīhā
orada بِفَـٰكِهَةٍۢ meyva bifākihatin
meyva كَثِيرَةٍۢ bir çok kathīratin
bir çok وَشَرَابٍۢ ve içki washarābin
ve içki ٥١ (51)
(51)
(koltuklara) yaslanılar فِيهَا orada fīhā
orada يَدْعُونَ isterler yadʿūna
isterler فِيهَا orada fīhā
orada بِفَـٰكِهَةٍۢ meyva bifākihatin
meyva كَثِيرَةٍۢ bir çok kathīratin
bir çok وَشَرَابٍۢ ve içki washarābin
ve içki ٥١ (51)
(51)
Orada tahtlara yaslanmış olarak türlü meyveler ve içecekler isterler.
38:52
۞ وَعِندَهُمْ
ve yanlarında (vardır)
waʿindahum
ve yanlarında (vardır) قَـٰصِرَٰتُ (eşlerine) diken qāṣirātu
(eşlerine) diken ٱلطَّرْفِ bakışlarını l-ṭarfi
bakışlarını أَتْرَابٌ yaşıt dilberler atrābun
yaşıt dilberler ٥٢ (52)
(52)
ve yanlarında (vardır) قَـٰصِرَٰتُ (eşlerine) diken qāṣirātu
(eşlerine) diken ٱلطَّرْفِ bakışlarını l-ṭarfi
bakışlarını أَتْرَابٌ yaşıt dilberler atrābun
yaşıt dilberler ٥٢ (52)
(52)
Yanlarında, gözlerini eşlerine dikmiş yaşıt güzeller vardır.
38:53
هَـٰذَا
işte budur
hādhā
işte budur مَا şey mā
şey تُوعَدُونَ size söz verilen tūʿadūna
size söz verilen لِيَوْمِ günü için liyawmi
günü için ٱلْحِسَابِ hesap l-ḥisābi
hesap ٥٣ (53)
(53)
işte budur مَا şey mā
şey تُوعَدُونَ size söz verilen tūʿadūna
size söz verilen لِيَوْمِ günü için liyawmi
günü için ٱلْحِسَابِ hesap l-ḥisābi
hesap ٥٣ (53)
(53)
İşte bu hesap günü için, size söz verilenlerdir.
38:54
إِنَّ
doğrusu
inna
doğrusu هَـٰذَا bu hādhā
bu لَرِزْقُنَا bizim rızkımızın lariz'qunā
bizim rızkımızın مَا yoktur mā
yoktur لَهُۥ onun lahu
onun مِن hiç min
hiç نَّفَادٍ bitip tükenmesi nafādin
bitip tükenmesi ٥٤ (54)
(54)
doğrusu هَـٰذَا bu hādhā
bu لَرِزْقُنَا bizim rızkımızın lariz'qunā
bizim rızkımızın مَا yoktur mā
yoktur لَهُۥ onun lahu
onun مِن hiç min
hiç نَّفَادٍ bitip tükenmesi nafādin
bitip tükenmesi ٥٤ (54)
(54)
Doğrusu, verdiğimiz bu rızıklar tükenecek değildir.
38:55
هَـٰذَا ۚ
bu böyledir
hādhā
bu böyledir وَإِنَّ ve fakat elbette wa-inna
ve fakat elbette لِلطَّـٰغِينَ azgınlara vardır lilṭṭāghīna
azgınlara vardır لَشَرَّ en kötü lasharra
en kötü مَـَٔابٍۢ bir gelecek maābin
bir gelecek ٥٥ (55)
(55)
bu böyledir وَإِنَّ ve fakat elbette wa-inna
ve fakat elbette لِلطَّـٰغِينَ azgınlara vardır lilṭṭāghīna
azgınlara vardır لَشَرَّ en kötü lasharra
en kötü مَـَٔابٍۢ bir gelecek maābin
bir gelecek ٥٥ (55)
(55)
Bu böyle; ama azgınlara kötü bir gelecek vardır.
38:56
جَهَنَّمَ
cehennem
jahannama
cehennem يَصْلَوْنَهَا oraya girerler yaṣlawnahā
oraya girerler فَبِئْسَ ne kötü fabi'sa
ne kötü ٱلْمِهَادُ bir döşektir l-mihādu
bir döşektir ٥٦ (56)
(56)
cehennem يَصْلَوْنَهَا oraya girerler yaṣlawnahā
oraya girerler فَبِئْسَ ne kötü fabi'sa
ne kötü ٱلْمِهَادُ bir döşektir l-mihādu
bir döşektir ٥٦ (56)
(56)
Cehenneme girerler; ne kötü bir konaktır!
38:57
هَـٰذَا
işte
hādhā
işte فَلْيَذُوقُوهُ onu tadsınlar falyadhūqūhu
onu tadsınlar حَمِيمٌۭ kaynar ḥamīmun
kaynar وَغَسَّاقٌۭ ve kokuşmuşdur waghassāqun
ve kokuşmuşdur ٥٧ (57)
(57)
işte فَلْيَذُوقُوهُ onu tadsınlar falyadhūqūhu
onu tadsınlar حَمِيمٌۭ kaynar ḥamīmun
kaynar وَغَسَّاقٌۭ ve kokuşmuşdur waghassāqun
ve kokuşmuşdur ٥٧ (57)
(57)
İşte bu kaynar su ve irindir, artık onu tatsınlar.
38:58
وَءَاخَرُ
ve daha başka (vardır)
waākharu
ve daha başka (vardır) مِن ona (azaba) benzer min
ona (azaba) benzer شَكْلِهِۦٓ its type shaklihi
its type أَزْوَٰجٌ çeşit çeşit azwājun
çeşit çeşit ٥٨ (58)
(58)
ve daha başka (vardır) مِن ona (azaba) benzer min
ona (azaba) benzer شَكْلِهِۦٓ its type shaklihi
its type أَزْوَٰجٌ çeşit çeşit azwājun
çeşit çeşit ٥٨ (58)
(58)
Bunlara benzer daha başkaları da vardır...
38:59
هَـٰذَا
işte şunlar
hādhā
işte şunlar فَوْجٌۭ guruptur fawjun
guruptur مُّقْتَحِمٌۭ (cehenneme) girecek muq'taḥimun
(cehenneme) girecek مَّعَكُمْ ۖ sizinle beraber maʿakum
sizinle beraber لَا yoktur lā
yoktur مَرْحَبًۢا merhaba marḥaban
merhaba بِهِمْ ۚ onlara bihim
onlara إِنَّهُمْ onlar innahum
onlar صَالُوا۟ gireceklerdir ṣālū
gireceklerdir ٱلنَّارِ ateşe l-nāri
ateşe ٥٩ (59)
(59)
işte şunlar فَوْجٌۭ guruptur fawjun
guruptur مُّقْتَحِمٌۭ (cehenneme) girecek muq'taḥimun
(cehenneme) girecek مَّعَكُمْ ۖ sizinle beraber maʿakum
sizinle beraber لَا yoktur lā
yoktur مَرْحَبًۢا merhaba marḥaban
merhaba بِهِمْ ۚ onlara bihim
onlara إِنَّهُمْ onlar innahum
onlar صَالُوا۟ gireceklerdir ṣālū
gireceklerdir ٱلنَّارِ ateşe l-nāri
ateşe ٥٩ (59)
(59)
(İnkarcıların ileri gelenlerine denir ki;) "İşte şunlar sizinle beraber girecek olanlardır." (Derler ki;) "Onlar rahat yüzü görmesin. Behemehal ateşe gireceklerdir"
38:60
قَالُوا۟
dediler ki
qālū
dediler ki بَلْ hayır bal
hayır أَنتُمْ asıl size antum
asıl size لَا yoktur lā
yoktur مَرْحَبًۢا merhaba marḥaban
merhaba بِكُمْ ۖ size bikum
size أَنتُمْ siz antum
siz قَدَّمْتُمُوهُ bunu önümüze getirdiniz qaddamtumūhu
bunu önümüze getirdiniz لَنَا ۖ bizim lanā
bizim فَبِئْسَ ne kötü fabi'sa
ne kötü ٱلْقَرَارُ durak l-qarāru
durak ٦٠ (60)
(60)
dediler ki بَلْ hayır bal
hayır أَنتُمْ asıl size antum
asıl size لَا yoktur lā
yoktur مَرْحَبًۢا merhaba marḥaban
merhaba بِكُمْ ۖ size bikum
size أَنتُمْ siz antum
siz قَدَّمْتُمُوهُ bunu önümüze getirdiniz qaddamtumūhu
bunu önümüze getirdiniz لَنَا ۖ bizim lanā
bizim فَبِئْسَ ne kötü fabi'sa
ne kötü ٱلْقَرَارُ durak l-qarāru
durak ٦٠ (60)
(60)
(Onlara uyanlar;) "Hayır, asıl siz rahat yüzü görmeyin; bunu başımıza getiren sizsiniz; ne kötü bir duraktır!" derler.
38:61
قَالُوا۟
dediler
qālū
dediler رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz مَن kim man
kim قَدَّمَ önümüze getirdiyse qaddama
önümüze getirdiyse لَنَا bizim lanā
bizim هَـٰذَا bunu hādhā
bunu فَزِدْهُ onun artır fazid'hu
onun artır عَذَابًۭا azabını ʿadhāban
azabını ضِعْفًۭا bir kat daha ḍiʿ'fan
bir kat daha فِى ateşteki fī
ateşteki ٱلنَّارِ the Fire l-nāri
the Fire ٦١ (61)
(61)
dediler رَبَّنَا Rabbimiz rabbanā
Rabbimiz مَن kim man
kim قَدَّمَ önümüze getirdiyse qaddama
önümüze getirdiyse لَنَا bizim lanā
bizim هَـٰذَا bunu hādhā
bunu فَزِدْهُ onun artır fazid'hu
onun artır عَذَابًۭا azabını ʿadhāban
azabını ضِعْفًۭا bir kat daha ḍiʿ'fan
bir kat daha فِى ateşteki fī
ateşteki ٱلنَّارِ the Fire l-nāri
the Fire ٦١ (61)
(61)
"Rabbimiz! Bunu kim başımıza getirdiyse, ateşte onun azabını kat kat artır" derler.
38:62
وَقَالُوا۟
ve dediler
waqālū
ve dediler مَا ne oldu ki? mā
ne oldu ki? لَنَا bize lanā
bize لَا görmüyoruz lā
görmüyoruz نَرَىٰ we see narā
we see رِجَالًۭا adamları rijālan
adamları كُنَّا saydığımız kunnā
saydığımız نَعُدُّهُم count them naʿudduhum
count them مِّنَ kötülerden mina
kötülerden ٱلْأَشْرَارِ the bad ones l-ashrāri
the bad ones ٦٢ (62)
(62)
ve dediler مَا ne oldu ki? mā
ne oldu ki? لَنَا bize lanā
bize لَا görmüyoruz lā
görmüyoruz نَرَىٰ we see narā
we see رِجَالًۭا adamları rijālan
adamları كُنَّا saydığımız kunnā
saydığımız نَعُدُّهُم count them naʿudduhum
count them مِّنَ kötülerden mina
kötülerden ٱلْأَشْرَارِ the bad ones l-ashrāri
the bad ones ٦٢ (62)
(62)
Şöyle derler: "Kendilerini dünyada iken kötü saydığımız kimseleri burada niçin görmüyoruz?"
38:63
أَتَّخَذْنَـٰهُمْ
hani onları edinirdik
attakhadhnāhum
hani onları edinirdik سِخْرِيًّا alay konusu sikh'riyyan
alay konusu أَمْ yoksa am
yoksa زَاغَتْ kaydı (mı?) zāghat
kaydı (mı?) عَنْهُمُ onlardan ʿanhumu
onlardan ٱلْأَبْصَـٰرُ gözler(imiz) l-abṣāru
gözler(imiz) ٦٣ (63)
(63)
hani onları edinirdik سِخْرِيًّا alay konusu sikh'riyyan
alay konusu أَمْ yoksa am
yoksa زَاغَتْ kaydı (mı?) zāghat
kaydı (mı?) عَنْهُمُ onlardan ʿanhumu
onlardan ٱلْأَبْصَـٰرُ gözler(imiz) l-abṣāru
gözler(imiz) ٦٣ (63)
(63)
"Onları alaya alırdık; yoksa şimdi gözlere görünmezler mi?"
38:64
إِنَّ
mutlaka
inna
mutlaka ذَٰلِكَ bu dhālika
bu لَحَقٌّۭ gerçektir laḥaqqun
gerçektir تَخَاصُمُ tartışmasıdır takhāṣumu
tartışmasıdır أَهْلِ halkının ahli
halkının ٱلنَّارِ ateş l-nāri
ateş ٦٤ (64)
(64)
mutlaka ذَٰلِكَ bu dhālika
bu لَحَقٌّۭ gerçektir laḥaqqun
gerçektir تَخَاصُمُ tartışmasıdır takhāṣumu
tartışmasıdır أَهْلِ halkının ahli
halkının ٱلنَّارِ ateş l-nāri
ateş ٦٤ (64)
(64)
İşte cehennemliklerin bu şekilde tartışması gerçektir.
38:65
قُلْ
de ki
qul
de ki إِنَّمَآ ancak innamā
ancak أَنَا۠ ben anā
ben مُنذِرٌۭ ۖ bir uyarıcıyım mundhirun
bir uyarıcıyım وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur مِنْ hiçbir min
hiçbir إِلَـٰهٍ tanrı ilāhin
tanrı إِلَّا başka illā
başka ٱللَّهُ Allah'tan l-lahu
Allah'tan ٱلْوَٰحِدُ tek l-wāḥidu
tek ٱلْقَهَّارُ kahreden l-qahāru
kahreden ٦٥ (65)
(65)
de ki إِنَّمَآ ancak innamā
ancak أَنَا۠ ben anā
ben مُنذِرٌۭ ۖ bir uyarıcıyım mundhirun
bir uyarıcıyım وَمَا ve yoktur wamā
ve yoktur مِنْ hiçbir min
hiçbir إِلَـٰهٍ tanrı ilāhin
tanrı إِلَّا başka illā
başka ٱللَّهُ Allah'tan l-lahu
Allah'tan ٱلْوَٰحِدُ tek l-wāḥidu
tek ٱلْقَهَّارُ kahreden l-qahāru
kahreden ٦٥ (65)
(65)
De ki: "Ben sadece bir uyarıcıyım. Gücü her şeye yeten tek Allah'tan başka tanrı yoktur."
38:66
رَبُّ
Rabbidir
rabbu
Rabbidir ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin وَمَا ve olanların wamā
ve olanların بَيْنَهُمَا ikisi arasında baynahumā
ikisi arasında ٱلْعَزِيزُ daima üstündür l-ʿazīzu
daima üstündür ٱلْغَفَّـٰرُ çok bağışlayandır l-ghafāru
çok bağışlayandır ٦٦ (66)
(66)
Rabbidir ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin l-samāwāti
göklerin وَٱلْأَرْضِ ve yerin wal-arḍi
ve yerin وَمَا ve olanların wamā
ve olanların بَيْنَهُمَا ikisi arasında baynahumā
ikisi arasında ٱلْعَزِيزُ daima üstündür l-ʿazīzu
daima üstündür ٱلْغَفَّـٰرُ çok bağışlayandır l-ghafāru
çok bağışlayandır ٦٦ (66)
(66)
"Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, güçlüdür, çok bağışlayandır."
38:67
قُلْ
de ki
qul
de ki هُوَ O huwa
O نَبَؤٌا۟ bir haberdir naba-on
bir haberdir عَظِيمٌ büyük ʿaẓīmun
büyük ٦٧ (67)
(67)
de ki هُوَ O huwa
O نَبَؤٌا۟ bir haberdir naba-on
bir haberdir عَظِيمٌ büyük ʿaẓīmun
büyük ٦٧ (67)
(67)
De ki: "Bu Kuran büyük bir haberdir, ama siz ondan yüz çeviriyorsunuz."
38:68
أَنتُمْ
siz
antum
siz عَنْهُ ondan ʿanhu
ondan مُعْرِضُونَ yüz çeviriyorsunuz muʿ'riḍūna
yüz çeviriyorsunuz ٦٨ (68)
(68)
siz عَنْهُ ondan ʿanhu
ondan مُعْرِضُونَ yüz çeviriyorsunuz muʿ'riḍūna
yüz çeviriyorsunuz ٦٨ (68)
(68)
De ki: "Bu Kuran büyük bir haberdir, ama siz ondan yüz çeviriyorsunuz."
38:69
مَا
yoktu
mā
yoktu كَانَ benim kāna
benim لِىَ for me liya
for me مِنْ hiçbir min
hiçbir عِلْمٍۭ bilgi(m) ʿil'min
bilgi(m) بِٱلْمَلَإِ topluluk bil-mala-i
topluluk ٱلْأَعْلَىٰٓ yüce l-aʿlā
yüce إِذْ sırada idh
sırada يَخْتَصِمُونَ tartıştıkları yakhtaṣimūna
tartıştıkları ٦٩ (69)
(69)
yoktu كَانَ benim kāna
benim لِىَ for me liya
for me مِنْ hiçbir min
hiçbir عِلْمٍۭ bilgi(m) ʿil'min
bilgi(m) بِٱلْمَلَإِ topluluk bil-mala-i
topluluk ٱلْأَعْلَىٰٓ yüce l-aʿlā
yüce إِذْ sırada idh
sırada يَخْتَصِمُونَ tartıştıkları yakhtaṣimūna
tartıştıkları ٦٩ (69)
(69)
"Onlar tartışırlarken Melei Ala'daki bu olanlar hakkında bir bilgim yoktu."
38:70
إِن
vahyedilmiyor
in
vahyedilmiyor يُوحَىٰٓ has been revealed yūḥā
has been revealed إِلَىَّ bana ilayya
bana إِلَّآ dışında illā
dışında أَنَّمَآ sadece annamā
sadece أَنَا۠ ben (olduğum için) anā
ben (olduğum için) نَذِيرٌۭ bir uyarıcı nadhīrun
bir uyarıcı مُّبِينٌ apaçık mubīnun
apaçık ٧٠ (70)
(70)
vahyedilmiyor يُوحَىٰٓ has been revealed yūḥā
has been revealed إِلَىَّ bana ilayya
bana إِلَّآ dışında illā
dışında أَنَّمَآ sadece annamā
sadece أَنَا۠ ben (olduğum için) anā
ben (olduğum için) نَذِيرٌۭ bir uyarıcı nadhīrun
bir uyarıcı مُّبِينٌ apaçık mubīnun
apaçık ٧٠ (70)
(70)
"Bana sadece vahyolunuyor; doğrusu ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."
38:71
إِذْ
hani
idh
hani قَالَ demişti ki qāla
demişti ki رَبُّكَ Rabbin rabbuka
Rabbin لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ meleklere lil'malāikati
meleklere إِنِّى elbette ben innī
elbette ben خَـٰلِقٌۢ yaratacağım khāliqun
yaratacağım بَشَرًۭا bir insan basharan
bir insan مِّن çamurdan min
çamurdan طِينٍۢ clay ṭīnin
clay ٧١ (71)
(71)
hani قَالَ demişti ki qāla
demişti ki رَبُّكَ Rabbin rabbuka
Rabbin لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ meleklere lil'malāikati
meleklere إِنِّى elbette ben innī
elbette ben خَـٰلِقٌۢ yaratacağım khāliqun
yaratacağım بَشَرًۭا bir insan basharan
bir insan مِّن çamurdan min
çamurdan طِينٍۢ clay ṭīnin
clay ٧١ (71)
(71)
Rabbin meleklere şöyle demişti: "Ben çamurdan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan ona üflediğim zaman ona secdeye kapanın."
38:72
فَإِذَا
zaman
fa-idhā
zaman سَوَّيْتُهُۥ onu biçimlendirdiğim sawwaytuhu
onu biçimlendirdiğim وَنَفَخْتُ ve üflediğim wanafakhtu
ve üflediğim فِيهِ ona fīhi
ona مِن ruhumdan min
ruhumdan رُّوحِى My spirit rūḥī
My spirit فَقَعُوا۟ derhal kapanın faqaʿū
derhal kapanın لَهُۥ ona lahu
ona سَـٰجِدِينَ secdeye sājidīna
secdeye ٧٢ (72)
(72)
zaman سَوَّيْتُهُۥ onu biçimlendirdiğim sawwaytuhu
onu biçimlendirdiğim وَنَفَخْتُ ve üflediğim wanafakhtu
ve üflediğim فِيهِ ona fīhi
ona مِن ruhumdan min
ruhumdan رُّوحِى My spirit rūḥī
My spirit فَقَعُوا۟ derhal kapanın faqaʿū
derhal kapanın لَهُۥ ona lahu
ona سَـٰجِدِينَ secdeye sājidīna
secdeye ٧٢ (72)
(72)
Rabbin meleklere şöyle demişti: "Ben çamurdan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan ona üflediğim zaman ona secdeye kapanın."
38:73
فَسَجَدَ
secde ettiler
fasajada
secde ettiler ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ melekler l-malāikatu
melekler كُلُّهُمْ hepsi kulluhum
hepsi أَجْمَعُونَ tüm olarak ajmaʿūna
tüm olarak ٧٣ (73)
(73)
secde ettiler ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ melekler l-malāikatu
melekler كُلُّهُمْ hepsi kulluhum
hepsi أَجْمَعُونَ tüm olarak ajmaʿūna
tüm olarak ٧٣ (73)
(73)
Bütün melekler secde etmişlerdi, fakat İblis; o, büyüklük taslamış ve inkarcılardan olmuştu.
38:74
إِلَّآ
dışında
illā
dışında إِبْلِيسَ İblis ib'līsa
İblis ٱسْتَكْبَرَ o büyüklük tasladı is'takbara
o büyüklük tasladı وَكَانَ ve oldu wakāna
ve oldu مِنَ kafirlerden mina
kafirlerden ٱلْكَـٰفِرِينَ the disbelievers l-kāfirīna
the disbelievers ٧٤ (74)
(74)
dışında إِبْلِيسَ İblis ib'līsa
İblis ٱسْتَكْبَرَ o büyüklük tasladı is'takbara
o büyüklük tasladı وَكَانَ ve oldu wakāna
ve oldu مِنَ kafirlerden mina
kafirlerden ٱلْكَـٰفِرِينَ the disbelievers l-kāfirīna
the disbelievers ٧٤ (74)
(74)
Bütün melekler secde etmişlerdi, fakat İblis; o, büyüklük taslamış ve inkarcılardan olmuştu.
38:75
قَالَ
dedi ki
qāla
dedi ki يَـٰٓإِبْلِيسُ ey İblis yāib'līsu
ey İblis مَا nedir? mā
nedir? مَنَعَكَ seni alıkoyan manaʿaka
seni alıkoyan أَن secde etmekten an
secde etmekten تَسْجُدَ you (should) prostrate tasjuda
you (should) prostrate لِمَا yarattığıma limā
yarattığıma خَلَقْتُ I created khalaqtu
I created بِيَدَىَّ ۖ iki elimle biyadayya
iki elimle أَسْتَكْبَرْتَ büyüklük mü tasladın? astakbarta
büyüklük mü tasladın? أَمْ yoksa am
yoksa كُنتَ (mi) oldun? kunta
(mi) oldun? مِنَ yücelerden mina
yücelerden ٱلْعَالِينَ the exalted ones l-ʿālīna
the exalted ones ٧٥ (75)
(75)
dedi ki يَـٰٓإِبْلِيسُ ey İblis yāib'līsu
ey İblis مَا nedir? mā
nedir? مَنَعَكَ seni alıkoyan manaʿaka
seni alıkoyan أَن secde etmekten an
secde etmekten تَسْجُدَ you (should) prostrate tasjuda
you (should) prostrate لِمَا yarattığıma limā
yarattığıma خَلَقْتُ I created khalaqtu
I created بِيَدَىَّ ۖ iki elimle biyadayya
iki elimle أَسْتَكْبَرْتَ büyüklük mü tasladın? astakbarta
büyüklük mü tasladın? أَمْ yoksa am
yoksa كُنتَ (mi) oldun? kunta
(mi) oldun? مِنَ yücelerden mina
yücelerden ٱلْعَالِينَ the exalted ones l-ʿālīna
the exalted ones ٧٥ (75)
(75)
Allah: "Ey İblis, ellerimle (kudretimle) yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Böbürlendin mi? Yoksa gururlananlardan mısın?" dedi.
38:76
قَالَ
dedi
qāla
dedi أَنَا۠ ben anā
ben خَيْرٌۭ iyiyim khayrun
iyiyim مِّنْهُ ۖ ondan min'hu
ondan خَلَقْتَنِى beni yarattın khalaqtanī
beni yarattın مِن ateşten min
ateşten نَّارٍۢ fire nārin
fire وَخَلَقْتَهُۥ onu ise yarattın wakhalaqtahu
onu ise yarattın مِن çamurdan min
çamurdan طِينٍۢ clay ṭīnin
clay ٧٦ (76)
(76)
dedi أَنَا۠ ben anā
ben خَيْرٌۭ iyiyim khayrun
iyiyim مِّنْهُ ۖ ondan min'hu
ondan خَلَقْتَنِى beni yarattın khalaqtanī
beni yarattın مِن ateşten min
ateşten نَّارٍۢ fire nārin
fire وَخَلَقْتَهُۥ onu ise yarattın wakhalaqtahu
onu ise yarattın مِن çamurdan min
çamurdan طِينٍۢ clay ṭīnin
clay ٧٦ (76)
(76)
İblis: "Ben ondan daha üstünüm. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın" dedi.
38:77
قَالَ
buyurdu ki
qāla
buyurdu ki فَٱخْرُجْ haydi çık fa-ukh'ruj
haydi çık مِنْهَا oradan min'hā
oradan فَإِنَّكَ şüphesiz sen fa-innaka
şüphesiz sen رَجِيمٌۭ kovuldun rajīmun
kovuldun ٧٧ (77)
(77)
buyurdu ki فَٱخْرُجْ haydi çık fa-ukh'ruj
haydi çık مِنْهَا oradan min'hā
oradan فَإِنَّكَ şüphesiz sen fa-innaka
şüphesiz sen رَجِيمٌۭ kovuldun rajīmun
kovuldun ٧٧ (77)
(77)
Allah: "Defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Din (kıyamet/ceza) gününe kadar lanetim senin üzerinedir" dedi.
38:78
وَإِنَّ
ve şüphesiz
wa-inna
ve şüphesiz عَلَيْكَ senin üzerinedir ʿalayka
senin üzerinedir لَعْنَتِىٓ lanetim laʿnatī
lanetim إِلَىٰ kadar ilā
kadar يَوْمِ gününe yawmi
gününe ٱلدِّينِ ceza l-dīni
ceza ٧٨ (78)
(78)
ve şüphesiz عَلَيْكَ senin üzerinedir ʿalayka
senin üzerinedir لَعْنَتِىٓ lanetim laʿnatī
lanetim إِلَىٰ kadar ilā
kadar يَوْمِ gününe yawmi
gününe ٱلدِّينِ ceza l-dīni
ceza ٧٨ (78)
(78)
Allah: "Defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Din (kıyamet/ceza) gününe kadar lanetim senin üzerinedir" dedi.
38:79
قَالَ
dedi
qāla
dedi رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim فَأَنظِرْنِىٓ öyleyse bana süre ver fa-anẓir'nī
öyleyse bana süre ver إِلَىٰ kadar ilā
kadar يَوْمِ güne yawmi
güne يُبْعَثُونَ yeniden dirilecekleri yub'ʿathūna
yeniden dirilecekleri ٧٩ (79)
(79)
dedi رَبِّ Rabbim rabbi
Rabbim فَأَنظِرْنِىٓ öyleyse bana süre ver fa-anẓir'nī
öyleyse bana süre ver إِلَىٰ kadar ilā
kadar يَوْمِ güne yawmi
güne يُبْعَثُونَ yeniden dirilecekleri yub'ʿathūna
yeniden dirilecekleri ٧٩ (79)
(79)
"Rabbim! Dirilecekleri güne kadar beni (canımı almayı) ertele" dedi.
38:80
قَالَ
buyurdu
qāla
buyurdu فَإِنَّكَ elbette sen fa-innaka
elbette sen مِنَ süre verilenlerdensin mina
süre verilenlerdensin ٱلْمُنظَرِينَ those given respite l-munẓarīna
those given respite ٨٠ (80)
(80)
buyurdu فَإِنَّكَ elbette sen fa-innaka
elbette sen مِنَ süre verilenlerdensin mina
süre verilenlerdensin ٱلْمُنظَرِينَ those given respite l-munẓarīna
those given respite ٨٠ (80)
(80)
Allah: "Sen bilinen güne kadar erteye bırakılanlardansın" dedi.
38:81
إِلَىٰ
kadar
ilā
kadar يَوْمِ gününe yawmi
gününe ٱلْوَقْتِ vaktin l-waqti
vaktin ٱلْمَعْلُومِ bilinen l-maʿlūmi
bilinen ٨١ (81)
(81)
kadar يَوْمِ gününe yawmi
gününe ٱلْوَقْتِ vaktin l-waqti
vaktin ٱلْمَعْلُومِ bilinen l-maʿlūmi
bilinen ٨١ (81)
(81)
Allah: "Sen bilinen güne kadar erteye bırakılanlardansın" dedi.
38:82
قَالَ
dedi
qāla
dedi فَبِعِزَّتِكَ senin izzetine and olsun ki fabiʿizzatika
senin izzetine and olsun ki لَأُغْوِيَنَّهُمْ onları azdıracağım la-ugh'wiyannahum
onları azdıracağım أَجْمَعِينَ tümünü ajmaʿīna
tümünü ٨٢ (82)
(82)
dedi فَبِعِزَّتِكَ senin izzetine and olsun ki fabiʿizzatika
senin izzetine and olsun ki لَأُغْوِيَنَّهُمْ onları azdıracağım la-ugh'wiyannahum
onları azdıracağım أَجْمَعِينَ tümünü ajmaʿīna
tümünü ٨٢ (82)
(82)
İblis: "Senin kudretine and olsun ki, onlardan, sana içten bağlı olan kulların bir yana, hepsini azdıracağım" dedi.
38:83
إِلَّا
dışında
illā
dışında عِبَادَكَ kulların ʿibādaka
kulların مِنْهُمُ onlardan min'humu
onlardan ٱلْمُخْلَصِينَ ihlaslı l-mukh'laṣīna
ihlaslı ٨٣ (83)
(83)
dışında عِبَادَكَ kulların ʿibādaka
kulların مِنْهُمُ onlardan min'humu
onlardan ٱلْمُخْلَصِينَ ihlaslı l-mukh'laṣīna
ihlaslı ٨٣ (83)
(83)
İblis: "Senin kudretine and olsun ki, onlardan, sana içten bağlı olan kulların bir yana, hepsini azdıracağım" dedi.
38:84
قَالَ
buyurdu ki
qāla
buyurdu ki فَٱلْحَقُّ gerçektir fal-ḥaqu
gerçektir وَٱلْحَقَّ ve gerçekten wal-ḥaqa
ve gerçekten أَقُولُ ben diyorum ki aqūlu
ben diyorum ki ٨٤ (84)
(84)
buyurdu ki فَٱلْحَقُّ gerçektir fal-ḥaqu
gerçektir وَٱلْحَقَّ ve gerçekten wal-ḥaqa
ve gerçekten أَقُولُ ben diyorum ki aqūlu
ben diyorum ki ٨٤ (84)
(84)
Allah: "Doğrudur; işte Ben hakikati söylüyorum, sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım" dedi.
38:85
لَأَمْلَأَنَّ
elbette dolduracağım
la-amla-anna
elbette dolduracağım جَهَنَّمَ cehennemi jahannama
cehennemi مِنكَ senden minka
senden وَمِمَّن ve kimselerden wamimman
ve kimselerden تَبِعَكَ sana uyan tabiʿaka
sana uyan مِنْهُمْ onlar içinde min'hum
onlar içinde أَجْمَعِينَ tümüyle ajmaʿīna
tümüyle ٨٥ (85)
(85)
elbette dolduracağım جَهَنَّمَ cehennemi jahannama
cehennemi مِنكَ senden minka
senden وَمِمَّن ve kimselerden wamimman
ve kimselerden تَبِعَكَ sana uyan tabiʿaka
sana uyan مِنْهُمْ onlar içinde min'hum
onlar içinde أَجْمَعِينَ tümüyle ajmaʿīna
tümüyle ٨٥ (85)
(85)
Allah: "Doğrudur; işte Ben hakikati söylüyorum, sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım" dedi.
38:86
قُلْ
de ki
qul
de ki مَآ ben sizden istemiyorum mā
ben sizden istemiyorum أَسْـَٔلُكُمْ I ask of you asalukum
I ask of you عَلَيْهِ buna karşı ʿalayhi
buna karşı مِنْ hiçbir min
hiçbir أَجْرٍۢ ücret ajrin
ücret وَمَآ ve değil(im) wamā
ve değil(im) أَنَا۠ ben anā
ben مِنَ yapmacık yapanlardan mina
yapmacık yapanlardan ٱلْمُتَكَلِّفِينَ the ones who pretend l-mutakalifīna
the ones who pretend ٨٦ (86)
(86)
de ki مَآ ben sizden istemiyorum mā
ben sizden istemiyorum أَسْـَٔلُكُمْ I ask of you asalukum
I ask of you عَلَيْهِ buna karşı ʿalayhi
buna karşı مِنْ hiçbir min
hiçbir أَجْرٍۢ ücret ajrin
ücret وَمَآ ve değil(im) wamā
ve değil(im) أَنَا۠ ben anā
ben مِنَ yapmacık yapanlardan mina
yapmacık yapanlardan ٱلْمُتَكَلِّفِينَ the ones who pretend l-mutakalifīna
the ones who pretend ٨٦ (86)
(86)
De ki: "Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Kendiliğimden bir şey iddia eden kimselerden de değilim."
38:87
إِنْ
değildir
in
değildir هُوَ O (Kur'an) huwa
O (Kur'an) إِلَّا başkası illā
başkası ذِكْرٌۭ öğüt(ten) dhik'run
öğüt(ten) لِّلْعَـٰلَمِينَ bütün alemlere lil'ʿālamīna
bütün alemlere ٨٧ (87)
(87)
değildir هُوَ O (Kur'an) huwa
O (Kur'an) إِلَّا başkası illā
başkası ذِكْرٌۭ öğüt(ten) dhik'run
öğüt(ten) لِّلْعَـٰلَمِينَ bütün alemlere lil'ʿālamīna
bütün alemlere ٨٧ (87)
(87)
"Bu Kuran, ancak dünyalar için bir öğüttür."
38:88
وَلَتَعْلَمُنَّ
gayet iyi bileceksiniz
walataʿlamunna
gayet iyi bileceksiniz نَبَأَهُۥ onun haberini naba-ahu
onun haberini بَعْدَ sonra baʿda
sonra حِينٍۭ bir süre ḥīnin
bir süre ٨٨ (88)
(88)
gayet iyi bileceksiniz نَبَأَهُۥ onun haberini naba-ahu
onun haberini بَعْدَ sonra baʿda
sonra حِينٍۭ bir süre ḥīnin
bir süre ٨٨ (88)
(88)
"Onun verdiği haberin doğruluğunu bir zaman sonra öğreneceksiniz."